Dini Forum
ADALET, EMANET, BARIŞ VE NEFS MUHASEBESİ - Yazdırılabilir Versiyon

+- Dini Forum (https://dini-forum.com)
+-- Forum: RAŞiT TUNCA (https://dini-forum.com/forumdisplay.php?fid=214)
+--- Forum: RAŞiT TUNCA'NIN VAAZLARI (https://dini-forum.com/forumdisplay.php?fid=227)
+---- Forum: 2020 VAAZLARI ARŞİVİ (https://dini-forum.com/forumdisplay.php?fid=254)
+---- Konu: ADALET, EMANET, BARIŞ VE NEFS MUHASEBESİ (/showthread.php?tid=3472)



ADALET, EMANET, BARIŞ VE NEFS MUHASEBESİ - Selim46 - 10-17-2026

ADALET, EMANET, BARIŞ VE NEFS MUHASEBESİ


Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdülillahi Rabbil âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

Aziz Müslüman kardeşlerim!

2020 yılının Ocak ayının üçüncü haftasına girmiş bulunuyoruz. Dünya gündeminde yine savaşlar, siyasi anlaşmazlıklar, toplumların yaşadığı sıkıntılar ve insanlığın geleceğine dair endişeler bulunmaktadır. Türkiye'nin çevresindeki gelişmeler de ülkemizi ve İslam coğrafyasını yakından ilgilendirmektedir.

13–19 Ocak 2020 tarihleri arasında İran'da, Ukrayna yolcu uçağının düşürülmesiyle ilgili gerçeğin açıklanmasının ardından protestolar devam etmiş; Libya'daki çatışmaların sona erdirilmesi için uluslararası diplomatik girişimler yoğunlaşmış ve 19 Ocak'ta Berlin'de Libya konulu uluslararası konferans düzenlenmiştir. Türkiye de bu konferansa katılan ülkeler arasında yer almıştır. Aynı dönemde Suriye'nin İdlib bölgesindeki ateşkes girişimleri ve sivillerin güvenliği önemini korumuştur.

Bu gelişmelerin her biri, bizlere farklı yönlerden ibret vermektedir. Bir tarafta insan hayatının korunması ve gerçeğin açıklanması meselesi, diğer tarafta savaşların sona erdirilmesi ve toplumların huzura kavuşması arayışı vardır.

Fakat kardeşlerim, bizim bugün burada yapacağımız şey yalnızca dünya haberlerini anlatmak değildir. Biz bu hadiseleri Kur'an-ı Kerim'in ahlak ölçüleriyle değerlendirecek, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) öğrettiği hakikatleri hatırlayacak ve bunların kendi hayatımıza nasıl uygulanabileceğini düşüneceğiz.

Çünkü insan, dünyada yaşanan olaylardan ibret almadığı zaman aynı hataları kendi hayatında da tekrar edebilir. Başkalarının yanlışlarını görüp kendi yanlışlarını görmezden gelebilir. Adaletten söz ederken kendi menfaatini öne çıkarabilir. Barış isterken kendi sözleriyle düşmanlığı büyütebilir.

İşte bu sebeple bugün üzerinde duracağımız temel mesele şudur: **Dünyada barış ve adalet istiyorsak, önce kendi kalbimizde ve davranışlarımızda adaletin ve merhametin yerleşmesine gayret etmeliyiz.**

BİRİNCİ BÖLÜM: İRAN'DA YAŞANAN HADİSELER VE GERÇEĞİ SÖYLEMENİN SORUMLULUĞU

Aziz kardeşlerim!

Bir önceki haftada Tahran'dan havalanan Ukrayna yolcu uçağının düşmesi ve uçakta bulunan 176 insanın hayatını kaybetmesi, dünya kamuoyunda büyük bir üzüntü meydana getirmişti.

İran yönetimi 11 Ocak'ta yaptığı açıklamayla uçağın kendi silahlı kuvvetleri tarafından yanlışlıkla vurulduğunu kabul etmişti. Bu açıklamanın ardından 13–19 Ocak haftasında da ülkede protestolar devam etmiş, insanların doğru bilgiye ulaşma, sorumluların hesap vermesi ve yaşanan facianın aydınlatılması yönündeki talepleri gündemde kalmıştı.

Bu hadiseyi değerlendirirken yalnızca siyasi tartışmalara odaklanırsak, meselenin en önemli tarafını gözden kaçırabiliriz. O uçakta 176 insan vardı. Her birinin bir ailesi, bir hayat hikâyesi, hayalleri ve kendisini bekleyen yakınları bulunuyordu.

Bir hata, bir ihmal veya yanlış bir değerlendirme, insan hayatını geri dönüşü olmayan biçimde etkileyebilir. Bu sebeple insan hayatıyla ilgili sorumluluklar hafife alınmamalıdır.

Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:

وَلَا تَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Mealen: “Bile bile gerçeği gizlemeyin.”

(Bakara Suresi, 42. ayetin ilgili bölümü)

Kardeşlerim, bu ayetin bize hatırlattığı önemli bir ahlak ilkesi vardır: İnsan, gerçeği bildiği hâlde onu kendi menfaati uğruna gizlememelidir.

Bir insan yanlış yaptığında, hatasını örtmek yerine doğruyu söyleyebilmelidir. Bir kurumda hata meydana geldiğinde, gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olunmalıdır. İnsan hayatını etkileyen bir olay yaşandığında, sorumluluklar adaletle araştırılmalı ve gereken tedbirler alınmalıdır.

Bu ilke yalnızca devletler ve yöneticiler için geçerli değildir. Hepimiz kendi hayatımızda bu sorumluluğu taşırız.

Bir baba çocuğuna karşı hata yaptığında bunu kabul edebilmelidir. Bir öğretmen yanlış bilgi verdiğinde doğrusunu açıklamalıdır. Bir yönetici yanlış karar aldığında sorumluluğunu üstlenmelidir. Bir insan başka birinin hakkını yediğinde, hatasını telafi etmeye çalışmalıdır.

Çünkü insanın şerefi, hiçbir zaman hata yapmamasında değil; hata yaptığında doğruya dönebilmesinde de ortaya çıkar.

Nefsimiz bazen bizi şöyle kandırır: “Hatanı kabul edersen küçülürsün. Özür dilersen insanlar seni zayıf görür. Gerçeği söylersen itibarını kaybedersin.”

Hâlbuki hakikati gizlemek, insanın iç dünyasını daha da ağırlaştırır. Bir yanlışın üzerine yeni yanlışlar eklendiğinde, insan hem kendi vicdanından uzaklaşır hem de başkalarının güvenini kaybedebilir.

Mümin, nefsinin itibarını korumak için hakikati feda etmemelidir.

İKİNCİ BÖLÜM: ADALETİN ÖLÇÜSÜ, KENDİ TARAFIMIZIN DA YANLIŞINI GÖREBİLMEKTİR

Kardeşlerim!

Dünyadaki siyasi ve toplumsal hadiseler karşısında insanlar çoğu zaman kendi taraflarını savunmaya yönelirler. Bir ülkeyi, bir topluluğu veya bir düşünceyi benimsediklerinde, o tarafın yanlışlarını görmekte zorlanabilirler.

Bazen bir insan kendi tarafının yaptığı yanlışı küçük gösterir, karşı tarafın yaptığı yanlışı ise büyütür. Aynı davranış, kendi yakını tarafından yapıldığında mazur görülür; başka biri yaptığında ise kabul edilemez sayılır.

İşte adaletin kaybolmaya başladığı yerlerden biri burasıdır.

Rabbimiz Mâide Suresi'nde şöyle buyurur:

اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ

Mealen: “Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur.”

(Mâide Suresi, 8. ayetin ilgili bölümü)

Bu kısa fakat büyük anlam taşıyan ilke, bütün hayatımızda yol göstericidir.

Adalet, yalnızca sevmediğimiz insanın yanlışını söylemek değildir. Adalet, sevdiğimiz insanın yanlışını da doğru biçimde değerlendirebilmektir.

Adalet, yalnızca başkasının haksızlığa uğramasına karşı çıkmak değildir. Kendimiz haksızlık yaptığımızda da bunu kabul edebilmektir.

Bir devletin kararını değerlendirirken de aynı ölçüyü kullanmalıyız. Bir ülkenin yaptığı her şeyi doğru kabul etmek de yanlıştır, yaptığı her şeyi peşinen yanlış saymak da. Her hadiseyi kendi şartları içinde, güvenilir bilgiler ve adalet ölçüsüyle değerlendirmek gerekir.

Kardeşlerim, müminin tarafı önce hakikattir. Müminin sorumluluğu, kendi düşüncesini her şartta üstün çıkarmak değil, doğru olanı aramaktır.

Kendi kanaatimizle gerçek arasında bir fark ortaya çıktığında, kanaatimizi gözden geçirebilmeliyiz. Bir insanın bize yakın olması, onun her zaman haklı olduğunu göstermez. Bir insanla anlaşamıyor olmamız da onun söylediği her sözün yanlış olduğunu göstermez.

Nefsimizi terbiye etmek istiyorsak, hakikatin yalnızca bizim hoşumuza giden kısmını kabul etmekten vazgeçmeliyiz.

İşte bu, insanın kendi iç dünyasında yapacağı en önemli mücadelelerden biridir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: LİBYA'DA BARIŞ ARAYIŞI VE SAVAŞIN SONUÇLARI

Aziz Müslüman kardeşlerim!

Ocak ayının üçüncü haftasında dünya gündeminin önemli konularından biri Libya'daki çatışmaların sona erdirilmesi için yapılan diplomatik girişimlerdi.

19 Ocak 2020 tarihinde Almanya'nın başkenti Berlin'de, Birleşmiş Milletler ve Almanya'nın öncülüğünde Libya konulu uluslararası konferans düzenlendi. Türkiye'nin de katıldığı toplantıda Libya'daki çatışmaların sona erdirilmesi, ateşkesin desteklenmesi ve silah ambargosuna uyulması gibi konular ele alındı.

Konferansın ortaya koyduğu hedefler, Libya'daki sorunun askerî yöntemlerle değil, siyasi süreç ve diplomatik girişimlerle çözülebilmesi yönündeki çabaların bir parçasıydı.

Biz burada bütün siyasi tarafların niyetleri hakkında kesin hükümler vermeyeceğiz. Fakat bir Müslüman olarak savaşın insan hayatında meydana getirdiği sonuçları düşünmek zorundayız.

Bir ülkede savaş başladığında yalnızca cephedeki askerler etkilenmez. Evlerinden ayrılmak zorunda kalan aileler, eğitiminden uzak kalan çocuklar, sağlık hizmetlerine ulaşamayan hastalar ve geçimini kaybeden insanlar da savaşın ağır yükünü taşırlar.

Bazen savaşın başladığı günlerde yapılan açıklamalar unutulur; fakat savaşın yaraları yıllarca devam eder. Bir çocuk babasını kaybedebilir. Bir aile evini terk etmek zorunda kalabilir. Bir şehirde hastaneler, okullar ve iş yerleri zarar görebilir.

İşte bu sebeple barışın değeri, yalnızca diplomatik toplantıların sonuçlarında değil, insanların günlük hayatlarında da aranmalıdır.

Rabbimiz Enfâl Suresi'nde şöyle buyurur:

وَإِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ

Mealen: “Eğer onlar barışa yönelirlerse sen de ona yönel ve Allah'a tevekkül et.”

(Enfâl Suresi, 61. ayet)

Bu ayet, barış imkânı doğduğunda onu değerlendirme konusunda önemli bir ölçü sunmaktadır.

Barış, haksızlıkları görmezden gelmek değildir. Barış, insanların haklarını koruyarak düşmanlıkların sona erdirilmesi için gayret göstermektir.

Bir insanın hakkını korumadan yalnızca sessizlik sağlamak, kalıcı bir huzur oluşturmayabilir. Aynı şekilde, her anlaşmazlığı daha büyük bir çatışmaya dönüştürmek de insanların acılarını artırabilir.

Bu sebeple adaletle barış arasında bir bağ kurmalıyız. Hakların korunması, sivillerin güvenliği, sorumlulukların yerine getirilmesi ve toplumların geleceğe güvenle bakabilmesi, barış arayışının önemli unsurlarıdır.

Bir Müslüman, savaşın getirdiği yıkımı bir başarı gibi görmemelidir. İnsanların can güvenliğinin sağlanmasını, çocukların korunmasını ve toplumların huzura kavuşmasını istemelidir.

Allah'ım, Libya'da ve dünyanın diğer bölgelerinde çatışmalardan etkilenen insanlara yardım eyle. Savaşların sona ermesini, adaletin korunmasını ve insanların güven içinde yaşayabilmesini nasip eyle.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: TÜRKİYE'NİN SORUMLULUĞU VE DİPLOMASİNİN ÖNEMİ

Kardeşlerim!

Türkiye, coğrafi konumu ve tarihî ilişkileri nedeniyle Orta Doğu, Akdeniz ve İslam coğrafyasındaki gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Libya'daki çatışmalar, Suriye'deki durum ve bölgesel güvenlik meseleleri de Türkiye'nin gündeminde önemli bir yer tutuyordu.

Türkiye'nin 19 Ocak'taki Berlin Konferansı'na katılması, Libya meselesinin uluslararası düzeyde ele alındığı diplomatik sürecin bir parçasıydı.

Böyle konuları değerlendirirken yalnızca duygularımızla hareket etmek yerine, alınan kararların amaçlarını, muhtemel sonuçlarını ve insanlar üzerindeki etkilerini dikkatle düşünmeliyiz.

Devletlerin güvenlik ve dış politika meseleleri karmaşık olabilir. Farklı ülkelerin farklı çıkarları ve beklentileri bulunabilir. Fakat hangi siyasi şartlar içinde olursak olalım, insan hayatının korunması ve adaletin gözetilmesi temel ahlaki sorumluluklar olarak kalır.

Rabbimiz Nisâ Suresi'nde şöyle buyurur:

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ

Mealen: “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”

(Nisâ Suresi, 58. ayet)

Bu ayet, yönetim ve sorumluluk konularında büyük bir ölçüdür.

Yetki bir emanettir. Makam bir emanettir. İnsanların güveni bir emanettir. Bir toplumun geleceğini etkileyen kararlar almak da ağır bir sorumluluktur.

Bu nedenle bir yönetici, karar verirken yalnızca kendi konumunu düşünmemelidir. Bir kararın insanlara nasıl yansıyacağını, hangi hakları etkileyeceğini ve hangi sonuçları doğurabileceğini değerlendirmelidir.

Bu ilke, yalnızca devlet yöneticileri için geçerli değildir. Ailede, iş yerinde, bir dernekte, bir cemaatte veya bir internet forumunda sorumluluk taşıyan herkes, kendisine verilen yetkiyi bir emanet olarak görmelidir.

İnsanların bize güvenmesi, onların güvenini kendi çıkarımız için kullanma hakkı vermez. Bir topluluğun başında bulunmak, istediğimiz gibi davranabileceğimiz anlamına gelmez.

Mümin, yetkisini adalet için kullanmalıdır.

Türkiye'nin ve diğer ülkelerin attığı adımları değerlendirirken de aynı ahlaki ölçüyü korumalıyız. Ülkemizin huzurunu istemek, başka ülkelerde yaşayan masum insanların huzurunu önemsememek anlamına gelmez. Kendi milletimizin güvenliğini düşünürken başka milletlerin insanlığını da unutmamalıyız.

Çünkü adalet, yalnızca kendimize yakın olanları koruduğumuzda değil, bütün insanlara karşı sorumluluğumuzu hatırladığımızda anlam kazanır.

BEŞİNCİ BÖLÜM: İDLİB VE SAVAŞTAN ETKİLENEN MASUMLAR

Aziz kardeşlerim!

Suriye'deki savaşın özellikle İdlib bölgesinde yaşayan insanlar üzerindeki etkileri, Ocak 2020'nin üçüncü haftasında da önemli bir meseleydi. 12 Ocak'ta yürürlüğe giren ateşkes girişimlerine rağmen bölgedeki güvenlik durumu ve sivillerin korunması konusu yakından takip ediliyordu.

Savaşın ortasında yaşayan bir insanın hayatını düşünelim.

Gece evinde uyurken güvenliğinden emin olamayan bir anne, çocuklarını korumaya çalışan bir baba, eğitimine devam edemeyen bir öğrenci ve tedaviye ihtiyaç duyan bir hasta...

Bu insanların yaşadığı sıkıntıları yalnızca haber başlıkları olarak görürsek, insanlığın gerçek yüzünü gözden kaçırmış oluruz.

Her insanın güvenli bir hayat yaşama, ailesini koruma ve temel ihtiyaçlarına ulaşma arzusu vardır. Savaş bu imkânları ortadan kaldırdığında, insanların yaşadığı acılar uzun süre devam edebilir.

Rabbimiz Nahl Suresi'nde şöyle buyurur:

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ

Mealen: “Şüphesiz Allah adaleti ve iyilik yapmayı emreder.”

(Nahl Suresi, 90. ayetin ilgili bölümü)

Bu ayet, hayatımızın her alanında adaletli ve iyilik sahibi olmamız gerektiğini hatırlatır.

Bir mazluma yardım etmek için mutlaka büyük imkânlara sahip olmamız gerekmez. Bazen ihtiyaç sahibine destek olmak, bazen doğru bilgiyi yaymak, bazen de insanların yaşadığı acıları küçümsememek önemli bir davranıştır.

Bir insanın acısını siyasi tartışmalarda kullanmak yerine onun hayatının korunmasını istemeliyiz.

Bir yerde masumlar zarar gördüğünde, onların kimliğini veya hangi tarafta yaşadıklarını sormadan önce insan hayatının değerini düşünmeliyiz.

Müminin merhameti, yalnızca kendi çevresindeki insanlara mahsus olmamalıdır. Elbette yakınlarımıza karşı özel sorumluluklarımız vardır. Fakat başka insanların acılarını tamamen görmezden gelmek de doğru değildir.

Savaşın sona ermesini istemek, çocukların korunmasını dilemek ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, güzel ahlakın hayata yansıyan örneklerindendir.

ALTINCI BÖLÜM: MÜSLÜMANLARIN KARDEŞLİĞİ VE AYRILIKLARIN ZARARI

Kardeşlerim!

İslam coğrafyasının meselelerinden biri de Müslümanların kendi aralarındaki anlaşmazlıklardır. Farklı siyasi görüşler, mezhepler, etnik kimlikler ve toplumsal beklentiler zaman zaman insanlar arasında mesafeler meydana getirebilir.

Farklı düşünmek, her zaman düşman olmak anlamına gelmez. İnsanlar bazı konularda anlaşamayabilirler. Önemli olan, bu anlaşmazlıkların adaleti ve kardeşliği ortadan kaldırmasına izin vermemektir.

Rabbimiz Hucurât Suresi'nde şöyle buyurur:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ

Mealen: “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”

(Hucurât Suresi, 10. ayet)

Bu ayet, müminler arasındaki bağın korunması ve anlaşmazlıkların düzeltilmesi gerektiğini öğretir.

Kardeşlik, yanlışları hiç konuşmamak değildir. Kardeşlik, yanlışları düzeltmeye çalışırken insanın onurunu korumak, haksızlık yapmamak ve anlaşmazlığı düşmanlığa dönüştürmemektir.

Bir insanın düşüncesine katılmayabiliriz. Fakat sırf bizimle aynı düşüncede olmadığı için ona hakaret etmemeliyiz. Bir konuda farklı kanaat taşıyan insanları dinlemeli, delilleri değerlendirmeli ve gerektiğinde kendi düşüncemizi de gözden geçirmeliyiz.

Bazen insan, kendi grubunu savunmayı hakikati savunmakla karıştırabilir. Kendi grubunun hatalarını görmezden gelirken diğer insanların bütün davranışlarını yanlış kabul edebilir.

Bu yaklaşım, insanların birbirini anlamasını zorlaştırır.

Müslümanların birlik içinde olması, herkesin her meselede aynı düşünmesi demek değildir. Birlik, ortak değerleri korumak, adaleti gözetmek ve farklılıkları düşmanlık sebebi hâline getirmemekle güçlenir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'de rivayet edilen bir hadisinde şöyle buyurur:

“Hiçbiriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”

Bu hadis, insanın kendi beklentilerini başkalarının haklarıyla birlikte düşünmesi gerektiğini hatırlatır.

Biz kendimize saygı gösterilmesini istiyorsak başkalarına da saygılı davranmalıyız. Hatalarımızın anlayışla düzeltilmesini istiyorsak başkalarının hatalarını da hikmetle ele almalıyız. Haksızlığa uğramak istemiyorsak başkalarına haksızlık etmemeliyiz.

Kardeşlik, önce kendi davranışlarımızla başlar.

YEDİNCİ BÖLÜM: DİLİMİZİN, SÖZLERİMİZİN VE HABERLERİMİZİN SORUMLULUĞU

Aziz kardeşlerim!

Dünya gündeminde yaşanan hadiseler, insanların konuşmalarını da etkiler. Savaşlar, siyasi anlaşmazlıklar ve toplumsal krizler sırasında öfke artabilir. İnsanlar duydukları her haberi paylaşmak ve kendi düşüncelerini başkalarına kabul ettirmek isteyebilirler.

Fakat Müslümanın dili, öfkesinin esiri olmamalıdır.

Rabbimiz Hucurât Suresi'nin 6. ayetinde haberlerin doğruluğunun araştırılmasını emreder. Bu ilke, özellikle insanları suçlayan veya toplumsal gerilimleri artırabilecek haberler karşısında önemlidir.

Bir haber duyduğumuzda hemen paylaşmak yerine kaynağını araştırmalıyız. Bir iddiayı kesin gerçek gibi sunmadan önce doğruluğunu değerlendirmeliyiz. Bir insanın sözünü aktarırken bağlamını bozmamalıyız.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'de rivayet edilen hadisinde şöyle buyurur:

“Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun.”

Bu hadis, her konuda konuşmak zorunda olmadığımızı öğretir.

Bazen bilmediğimiz bir konuda susmak, yanlış bilgi yaymaktan daha hayırlıdır. Bazen öfkeliyken cevap vermeyi ertelemek, bir insanın gönlünü kırmaktan bizi korur. Bazen de doğru bildiğimizi uygun bir dille söylemek, bir anlaşmazlığın büyümesini önleyebilir.

Ancak susmak, haksızlık karşısında bütün sorumluluklarımızı terk etmek anlamına gelmez. Bir yanlışın düzeltilmesi gerekiyorsa, bunu doğru ve uygun bir yöntemle yapmaya çalışmalıyız.

Önemli olan, dilimizi hakaretin ve düşmanlığın aracı hâline getirmemektir.

Bir insanı eleştirebiliriz; fakat eleştirimizin amacı onu aşağılamak değil, yanlışını açıklamak olmalıdır. Bir davranışa karşı çıkabiliriz; fakat bunu yaparken gerçeği çarpıtmamalıyız.

İnsanların birbirine güven duyması, toplumların huzuru açısından önemlidir. Bu güveni korumak için sözlerimize dikkat etmeliyiz.

SEKİZİNCİ BÖLÜM: NEFS MUHASEBESİ VE KENDİMİZİ DÜZELTMEK

Kardeşlerim!

Dünyadaki olayları değerlendirmek önemlidir. Fakat insan başkalarının yanlışlarını konuşurken kendi nefsini unutursa, önemli bir sorumluluğunu ihmal etmiş olur.

Bir insan, dünyadaki bütün haksızlıklardan şikâyet edebilir. Ancak kendi hayatında adaletsiz davranıyorsa önce kendisini düzeltmeye çalışmalıdır.

Bir insan başkalarının kibirli olduğunu söyleyebilir. Fakat kendisi eleştiriye tahammül edemiyorsa nefsini gözden geçirmelidir.

Bir insan barışın öneminden söz edebilir. Fakat ailesinde sürekli kavga çıkarıyorsa kendi davranışlarını değerlendirmelidir.

İşte nefs muhasebesi, insanın kendisine karşı dürüst olmasıdır.

Rabbimiz Haşr Suresi'nde şöyle buyurur:

وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ

Mealen: “Herkes yarın için ne hazırladığına baksın.”

(Haşr Suresi, 18. ayetin ilgili bölümü)

Bu ayet, ahiret hazırlığımızı düşünmemizi ister.

Biz her gün dünya gündemini takip ediyoruz. Peki, her gün kendi davranışlarımızı da değerlendiriyor muyuz?

Başkalarının hatalarını görüyoruz. Peki, kendi hatalarımızı kabul edebiliyor muyuz?

İnsanların adaletli olmasını istiyoruz. Peki, kendi menfaatimiz söz konusu olduğunda adaletten ayrılıyor muyuz?

İnsanların bize karşı merhametli olmasını bekliyoruz. Peki, biz ihtiyaç sahibi birini gördüğümüzde nasıl davranıyoruz?

Bir yanlış yaptığımızda özür dileyebiliyor muyuz? Bize emanet edilen sorumlulukları yerine getiriyor muyuz? İnsanların güvenini koruyabiliyor muyuz?

İşte bu sorular, nefs terbiyesinin önemli bir parçasıdır.

Tasavvuf yolunda insanın ilerlemesi, yalnızca dilinde zikir bulunmasıyla veya güzel sözler söylemesiyle ölçülmez. Zikir ve ibadet, insanın ahlakını güzelleştirmesine, nefsini terbiye etmesine ve davranışlarını düzeltmesine de vesile olmalıdır.

İnsan ibadet ederken kibirleniyorsa, başkalarını küçümsüyorsa veya kendi hatalarını görmezden geliyorsa nefsini yeniden hesaba çekmelidir.

Çünkü kulluğun güzelliği, insanın Allah'a karşı sorumluluğunu bilmesi ve bu bilinci insanlarla ilişkilerine yansıtmasıyla da ortaya çıkar.

Kardeşlerim, dünyadaki bütün sorunları tek başımıza çözemeyebiliriz. Fakat kendi davranışlarımızı düzeltmek için gayret gösterebiliriz.

Bir gönlü kırdıysak gönlünü alabiliriz. Bir haksızlık yaptıysak telafi etmeye çalışabiliriz. Bir ihtiyaç sahibine yardım edebiliriz. Bir anlaşmazlıkta iki tarafı da dinleyebiliriz. Bir yanlış bilgi yaydıysak doğrusunu açıklayabiliriz.

Bazen küçük görünen bir iyilik, bir insanın hayatında büyük bir anlam taşıyabilir.

DOKUZUNCU BÖLÜM: DUA, TEVEKKÜL VE GÜZEL AMEL

Aziz Müslüman kardeşlerim!

Dünyanın hâlini gördüğümüzde endişelenebiliriz. Savaş haberleri, siyasi gerilimler ve toplumların yaşadığı sıkıntılar, geleceğe ilişkin kaygılarımızı artırabilir.

Fakat mümin, Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez. Dua eder, doğru olanı yapmaya çalışır ve kendisine verilen imkânları hayır için kullanır.

Rabbimiz Zümer Suresi'nin 53. ayetinde kullarına Allah'ın rahmetinden ümit kesmemelerini bildirir. Bu ayet, insanın hatalarından dönmesi ve Allah'ın bağışlayıcılığına yönelmesi bakımından büyük bir umut taşır.

Tevekkül, hiçbir şey yapmadan sonucu beklemek değildir. Tevekkül, sorumluluğunu yerine getirdikten sonra Allah'a güvenmektir.

Barış istiyorsak kendi çevremizde barışın dilini kullanmalıyız. Adalet istiyorsak kendi davranışlarımızda adaleti korumalıyız. Merhamet istiyorsak elimizden geldiğince insanlara yardım etmeliyiz.

Dua ederken yalnızca kendimiz için değil, ailemiz, komşularımız, ülkemiz ve bütün insanlık için de hayır istemeliyiz.

Allah'tan bizlere hikmet, sabır, adalet ve merhamet vermesini dilemeliyiz. İnsanların arasındaki düşmanlıkların sona ermesini, masumların korunmasını ve ihtiyaç sahiplerinin yardım görmesini istemeliyiz.

Ancak dua ederken kendi sorumluluklarımızı da unutmamalıyız.

Bir yoksula yardım etmek için yalnızca dua etmekle yetinmeyip imkânımız varsa yardım etmeliyiz. Bir anlaşmazlığın sona ermesini istiyorsak kendi sözlerimizle yeni bir anlaşmazlık meydana getirmemeliyiz. İnsanların doğru bilgiye ulaşmasını istiyorsak yanlış haberleri yaymamalıyız.

İşte güzel amel, inancımızın günlük hayatımızda davranışlara dönüşmesidir.

SONUÇ: DÜNYANIN GÜNDEMİNDEN ALINACAK İBRETLER

Aziz kardeşlerim!

2020 yılının Ocak ayının üçüncü haftasında yaşanan hadiseler, bizlere önemli dersler vermektedir.

İran'da yolcu uçağının düşürülmesiyle ilgili gerçeğin açıklanması, insan hayatının korunması ve sorumluluğun kabul edilmesi meselesini gündeme getirmiştir.

Libya'daki çatışmaların sona erdirilmesi için Berlin'de düzenlenen konferans, diplomatik girişimlerin ve barış arayışlarının önemini göstermiştir.

Suriye'nin İdlib bölgesindeki gelişmeler ise savaşlardan etkilenen sivillerin korunması ve insanların güvenli bir hayat yaşayabilmesi meselesini yeniden hatırlatmıştır.

Biz bütün bu hadiselerden şu dersleri çıkarmalıyız:

Gerçeği gizlemek yerine doğruyu söylemeliyiz.

Gücü bir üstünlük aracı değil, sorumluluk olarak görmeliyiz.

Bir topluluğa duyduğumuz öfkenin bizi adaletsizliğe sürüklemesine izin vermemeliyiz.

Savaşların ve anlaşmazlıkların ortasında masum insanların hayatını unutmamalıyız.

Barış imkânlarını değerlendirmeli, adaletin korunmasına ve insanların huzur içinde yaşamasına katkıda bulunmalıyız.

Kendi hatalarımızı da görebilmeli ve nefsimizi hesaba çekmeliyiz.

Kardeşlerim, dünya gündemi her gün değişecektir. Bugün konuştuğumuz olayların yerini yarın başka olaylar alacaktır. Fakat bizim ahlaki sorumluluğumuz değişmeyecektir.

Allah'ın huzurunda adaletli olmak, doğru sözlü davranmak, emaneti korumak ve insanlara merhamet göstermek her zaman önemini koruyacaktır.

Öyleyse dünyadaki hadiseleri takip ederken kendi nefsimizi unutmayalım. Başkalarının hatalarını değerlendirirken kendi hatalarımızı da düzeltelim. Adaleti yalnızca başkalarından beklemeyelim; kendi davranışlarımızda da uygulayalım.

Allah bizleri hakikati arayan, adaleti koruyan, merhameti yaşatan ve kendi nefsini hesaba çekebilen kullarından eylesin.

DUA VE HİTAM

Allah'ım! Sen kalplerimizin içini bilensin. Bizlere doğruyu tanımayı, doğruya uymayı ve hatalarımızı düzeltebilmeyi nasip eyle.

Allah'ım! Bizleri hakikati gizleyenlerden değil, gerçeği dürüstlükle söyleyenlerden eyle. Bize verilen emanetleri korumayı, sorumluluklarımızı yerine getirmeyi ve insanlar arasında adaletle davranmayı nasip eyle.

Allah'ım! Ülkemizi, milletimizi ve bütün insanlığı savaşlardan, zulümden, fitneden ve düşmanlıktan muhafaza eyle.

Allah'ım! Libya'da, Suriye'de ve dünyanın diğer bölgelerinde çatışmalardan etkilenen insanlara yardım eyle. Masumları koru, yaralılara şifa ver, yakınlarını kaybedenlere sabır ihsan eyle. İnsanların güven içinde yaşayabileceği adaletli ve kalıcı barışlar nasip eyle.

Allah'ım! Müslümanların arasındaki düşmanlıkları gider. Bizlere birbirimizi anlamayı, farklılıklarımızı adalet içinde değerlendirmeyi ve kardeşliğimizi korumayı nasip eyle.

Allah'ım! Nefsimizi kibirden, kin ve nefretten, hasetten ve haksızlıktan arındır. Bizlere öfkelendiğimizde adaleti korumayı, hata yaptığımızda özür dilemeyi ve başkalarının hakkını gözetmeyi nasip eyle.

Allah'ım! Bizleri yalnızca güzel söz söyleyenlerden değil, güzel sözlerini güzel davranışlarla doğrulayanlardan eyle. İbadetlerimizi ahlakımızın güzelleşmesine vesile kıl.

Allah'ım! Dünyada hayır, ahirette hayır ver ve bizi cehennem azabından koru.

Âmin, yâ Rabbel âlemîn.

Velhamdülillahi Rabbil âlemîn.

Ve âhiru da'vânâ enil hamdülillahi Rabbil âlemîn.

2020 YILININ OCAK AYININ ÜÇÜNCÜ HAFTASINDA DÜNYA, TÜRKİYE VE İSLAM COĞRAFYASI:

Kar©glan Raşit Tunca