![]() |
|
Allahin Ögrettigi Esma Terkipleri (Kar©glanin 19 Ağustos 2016 Vaazi) - Yazdırılabilir Versiyon +- Dini Forum (https://dini-forum.com) +-- Forum: RAŞiT TUNCA (https://dini-forum.com/forumdisplay.php?fid=214) +--- Forum: RAŞiT TUNCA'NIN VAAZLARI (https://dini-forum.com/forumdisplay.php?fid=227) +---- Forum: 2016 VAAZLARI ARŞİVİ (https://dini-forum.com/forumdisplay.php?fid=250) +---- Konu: Allahin Ögrettigi Esma Terkipleri (Kar©glanin 19 Ağustos 2016 Vaazi) (/showthread.php?tid=3486) |
Allahin Ögrettigi Esma Terkipleri (Kar©glanin 19 Ağustos 2016 Vaazi) - Selim46 - 10-22-2026 Allah’ın Öğrettiği Esma Terkipleri ve Allah’ın Yeryüzündeki Tecelli Modelleri
(Kar©glan’ın 19 Ağustos 2016 Vaazı) أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟ Sadakallahü’l-Azîm. Hadîd Suresi, 25. ayet. Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Lekad erselnâ rusulenâ bil-beyyinâti ve enzelnâ meahumul-kitâbe vel-mîzâne li-yekûmen nâsu bil-kıst. Ve enzelnâl-hadîde fîhi be'sun şedîdun ve menâfiu lin-nâsi ve li-ya'lemallâhu men yansuruhû ve rusulehû bil-gayb. İnnallâhe Kaviyyun Azîz. Meali: Andolsun, biz elçilerimizi açık delillerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde büyük bir güç ve insanlar için birçok fayda bulunan demiri de indirdik. Allah, kendisine ve peygamberlerine gaybî olarak yardım edenleri ortaya çıkarsın. Şüphesiz Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. Sadakallahü’l-Azîm. Hadîd Suresi, 25. ayet. وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ Sadakallahü’l-Azîm. Zâriyât Suresi, 56-58. ayetler. Ve mâ halaktul-cinne vel-inse illâ li-ya'budûn. Mâ urîdu minhum min rızkın ve mâ urîdu en yut'imûn. İnnallâhe hüver-Razzâku Zül-Kuvvetil-Metîn. Meali: Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum ve beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz rızık veren ancak Allah’tır. O, kuvvet sahibidir ve metindir. Sadakallahü’l-Azîm. Zâriyât Suresi, 56-58. ayetler. إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُّبِينًا لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا وَيَنصُرَكَ اللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ. Li-yagfira lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara ve yutimme ni'metehû aleyke ve yehdiyeke sırâtan mustekîmâ. Ve yansurakallâhu nasran azîzâ. Sadakallahü’l-Azîm. Fetih Suresi, 1-3. ayetler. Meali: Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlayacak, sana olan nimetini tamamlayacak ve seni dosdoğru yola iletecektir. Allah sana, şanlı ve güçlü bir yardım ile yardım edecektir. Sadakallahü’l-Azîm. Fetih Suresi, 1-3. ayetler. ---oOo--- Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular: Ebû Bekir Cennettedir, Ömer Cennettedir, Osman Cennettedir, Ali Cennettedir, Talhâ Cennettedir, Zübeyr Cennettedir, Abdurrahman bin Avf Cennettedir, Sa’d bin Ebî Vakkâs Cennettedir, Saîd bin Zeyd Cennettedir, Ebû Ubeyde bin Cerrâh Cennettedir. (Hadis-i Şerif) Sa’d bin Ebî Vakkâs Hazretleri: Sa’d bin Ebî Vakkâs Hazretleri, Allah yolunda ilk ok atan sahâbîlerden biridir. Okçuların, yani kemankeşlerin reisidir. Uhud Harbi’nde çok sayıda ok atmış ve Peygamber Efendimizin büyük iltifatlarına mazhar olmuştur. O ok atarken Peygamber Efendimiz: - At yâ Sa’d! buyurmuştur. Ayrıca onun için şöyle dua etmiştir: - Allah’ım, onun atışını doğrult ve duasını kabul eyle! Sa’d bin Ebî Vakkâs Hazretleri, Veda Haccı’ndan sonra Mekke’de hastalandı. Kendisini ziyarete gelen Peygamber Efendimize: “Yâ Resûlallah, siz Medine’ye döneceksiniz. Ben burada ölürsem dostlarımdan ayrı kalacağım.” dedi. Peygamber Efendimiz de onun uzun süre yaşayacağına işaret ederek: - Hayır, sen bizden geri kalmazsın! Umarım uzun zaman yaşayacaksın. Öyle ki senden birtakım kavimler faydalanacak, birtakımları da mahrum kalacaktır. buyurdu. Daha sonra Peygamber Efendimiz şöyle dua ettiler: - Yâ Rabbî! Eshabımın Mekke’den Medine’ye dönüşünü tamamla! Bunun üzerine Hazret-i Sa’d şifa bulup Medine’ye döndü. ---oOo--- Sübhâneke ente ilâhun Gaviyyun Azîz. Sübhâneke ente ilâhun Zül-Kuvvetil-Metîn. Sübhâneke ente ilâhun Fettâhun Mübîn. Sübhâneke ente ilâhun Sırâtan Müstakîmâ. Sübhâneke ente ilâhun Nasran Azîz. Yolculuğumuza başlıyoruz: Bir damarda hem tatlı hem acı su olabilir mi? Geçen haftaki sohbette demiştik ki: Alıntı:Allah, Muhammed’i yaratmış da bir de Halid bin Velid diye birini yaratmış ve ona, “Git, Muhammed’in ağzını, burnunu veya dişini kır gel.” demiş. Biz burada yüzeysel bakışla karar verilmemesi gerektiğini anlatmak istemiştik. Elbette tarihî açıdan baktığımızda Peygamber Efendimizin mübarek dişinin Uhud Savaşı’nda kim tarafından kırıldığı konusunda farklı rivayetler vardır. Ben de bunu araştırdığımda çeşitli kaynaklarda farklı isimlere rastladım. Bazı kaynaklarda Peygamber Efendimizin dişinin Utbe bin Ebî Vakkas tarafından kırıldığı, yüzünün ise Abdullah bin Kamie tarafından yaralandığı aktarılmaktadır. Aynı zamanda Uhud Savaşı’nda Sa’d bin Ebî Vakkas’ın Peygamber Efendimizin yanında savaştığı ve onu korumaya çalıştığı da bilinmektedir. Burada dikkat çekmek istediğim nokta şudur: Aynı aile veya soy içerisinde farklı tercihlerde bulunan insanlar bulunabilir. Bir tarafta Peygamber Efendimize karşı savaşan bir insan, diğer tarafta Peygamber Efendimizi korumak için mücadele eden bir insan vardır. Bir damarda hem acı su hem tatlı su olabilir mi? İşaretî olarak baktığımızda bunun mümkün olduğunu görüyoruz. Hz. Âdem’in oğullarından Hâbil ile Kâbil kıssasında da insanın aynı kökten gelip farklı istikametlere yönelebileceğini görüyoruz. Bir tarafta zulmeden, diğer tarafta mazlum olan vardır. Ben burada tarihçi olduğumu söylemiyorum ve bu konuda kesin hüküm vermiyorum. Benim dikkat çekmek istediğim, insanın soyundan veya yakınlığından ziyade yaptığı tercihlerin ve tuttuğu yolun önemli olduğudur. Çünkü insanın hakikate ulaşması için sadece bir isme, bir şahsa veya bir makama takılıp kalmaması gerekir. Maksat nedir? Maksat Allah’ı bilmek, O’na kulluk etmek ve O’nun gösterdiği doğru yolda yürümektir. Şimdi burada çok önemli bir noktaya geliyoruz. “Allah kimsenin tekelinde değildir.” Elbette Allah’ın Habîbi olan Peygamber Efendimize olan sevgimiz ve hürmetimiz sonsuzdur. Ancak Peygamber Efendimizin kendisi de insanları Allah’a kulluğa davet etmiştir. Kur’an’da Peygamber Efendimiz için doğrudan “Habîb” kelimesinin kullanılıp kullanılmadığı ayrı bir konudur. Ancak Allah’ın Resûlü’nün Allah katındaki yüksek makamını ve Allah’ın ona olan lütuf ve sevgisini gösteren birçok ayet ve rivayet vardır. Nitekim Allah Teâlâ buyuruyor: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” Âl-i İmrân, 31. Yine: “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” Ahzâb, 21. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Peygamber Efendimiz, insanları kendisine kulluğa değil, Allah’a kulluğa davet etmiştir. Bu sebeple Hz. İsa, Hz. Musa ve Hz. Muhammed Aleyhimüsselâm, insanları Allah’a ulaştıran peygamberler ve rehberlerdir. Peygamberler birer merdiven gibidir. Merdiven, insanın yukarı çıkmasına vesile olur. Fakat insan merdivene takılıp kalmaz; merdiveni kullanarak maksadına ulaşır. Buradaki misali yanlış anlamamak gerekir. Peygamberlere hürmet etmek, onları sevmek ve onlara uymak başlı başına Allah’ın emridir. Fakat maksat, peygamberleri Allah’ın yerine koymak değil; onların gösterdiği yoldan Allah’a yönelmektir. Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed Aleyhimüsselâm’ın davetlerinin özü de budur: Allah’a kulluk. Rabbimiz ne buyuruyor? أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ Ve mâ halaktul-cinne vel-inse illâ li-ya'budûn. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Öyleyse insan, Hz. İsa’ya, Hz. Musa’ya veya Hz. Muhammed’e kulluk etmek için değil; Allah’a kulluk etmek için yaratılmıştır. Peygamberler ise insanlara Allah’ın yolunu gösteren rehberlerdir. Allah’ın Öğrettiği Esma Terkipleri ve Allah’ın Yeryüzündeki Tecelli Modelleri bahsine gelince: Yukarıda okuduğumuz ayetlerde bazı Esma-i İlâhiyye terkiplerinin dikkat çekici şekilde bir arada bulunduğunu görüyoruz. Hadîd Suresi’nde: “İnnallâhe Kaviyyun Azîz.” buyruluyor. Zâriyât Suresi’nde ise: “İnnallâhe hüver-Razzâku Zül-Kuvvetil-Metîn.” buyruluyor. Buradan hareketle benim vaazdaki keşfî yorumum şudur: Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının farklı varlıklarda farklı tecelli şekilleri olabilir. İnsan da, demir de, diğer bütün yaratılmışlar da Allah’ın yaratması ve kudretiyle varlık bulur. Burada bir “Esma terkibi” üzerinde düşünmeye çalışıyoruz. Mesela: İş = Kuvvet × Yol şeklindeki bir formülü örnek olarak düşünürsek, Esma-i İlâhiyye arasındaki ilişkileri de bir modelleme şeklinde anlamaya çalışabiliriz. Bu, benim burada ortaya koyduğum işarî ve tefekkürî bir yorumdur. Kur’an’ın ayetlerinin yerlerinin değiştirildiği veya metninin bozulduğu şeklinde kesin bir hüküm olarak anlaşılmamalıdır. Benim burada asıl dikkat çekmek istediğim mesele, ayetlerde geçen Allah’ın isimleri üzerinde düşünmek ve bunların varlık âlemindeki tecellilerini anlamaya çalışmaktır. Zül-Kuvvetil-Metîn ifadesindeki: Zül → Kuvvet → Metîn şeklindeki bir terkibi düşünelim. “Zül” sahibi olmak, “kuvvet” güç ve kudreti, “metîn” ise sağlamlığı ve sarsılmazlığı çağrıştırmaktadır. Bunları bir araya getirerek Allah’ın isimlerinin varlık âlemindeki tecellileri üzerinde tefekkür edebiliriz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus vardır: Kur’an’ın lafzı ve ayetlerin sıralaması hakkında kesin hüküm vermek yerine, ayetlerdeki isim ve sıfatlar üzerinde tefekkür etmek gerekir. Benim kanaatimce asıl görevimiz budur. Çünkü Kur’an bize yalnızca okumayı değil, düşünmeyi ve tefekkür etmeyi de öğretmektedir. Bir zamanlar bize: “Bir gün Kur’an yeryüzünden kaldırılacak, insanların kalplerinde ve hafızalarında kalacak.” şeklinde bir söz aktarılmıştı. Bu sözün hakikatini kesin olarak bilemeyiz. Fakat bugün Kur’an’ı araştırmak, anlamaya çalışmak ve onun üzerinde düşünmek hepimizin görevidir. Tenbel asker olmayın; araştırın, düşünün ve tefekkür edin. Peygamber Efendimizin hastalığı sırasında Hazret-i Ebû Bekir’i namaz kıldırmakla görevlendirmesi ve ümmetinin onun arkasında namaz kıldığını görmesiyle ilgili rivayetler de bizlere önemli bir işaret taşımaktadır. Buradan benim çıkardığım ders şudur: Bir yolun devam etmesi için yetişmiş insanlar gerekir. Ben de sizlere diyorum ki: Kur’an’ı araştırın. Ayetlerde geçen Esma-i İlâhiyye üzerinde düşünün. Allah’ın isimlerinin farklı tecelli şekillerini anlamaya çalışın. Esma terkiplerinin nasıl anlaşılabileceği konusunda tefekkür edin. Benim de arzum odur ki, sizler bu yolu daha ileriye taşıyabilecek bir anlayışa ulaşasınız. Rabbim sizlere firaset versin. İyiyi kötüden, hakkı bâtıldan ayırabilecek basiret ve anlayış nasip etsin. ---oOo--- أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقّاً وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ “Allah’ım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona tâbi olmayı nasip eyle. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle!” وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ Ve âhiru da’vâhum enil-hamdü lillâhi Rabbil-âlemîn. Âmin. El-Fâtiha maassalavât. سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk. --OoO-- Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Schrems, 19 Ağustos 2016 Cuma Original Kar © glan |