<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Hadislerdeki Kıyamet Alametleri]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 03:44:35 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Hadislerdeki Kıyametin Büyük Alametleri]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2413</link>
			<pubDate>Sat, 08 Jun 2024 05:56:38 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2413</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadislerdeki Kıyametin Büyük Alametleri</span></span><br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hal böyle iken onlar gaflet içinde yüz çevirdiler! Rablerinden kendilerine ne zaman bir uyarıcı gelse onlar bunu alaya alarak, kalpleri eğlenceye dalarak dinlediler!”<br />
<br />
Enbiya Suresi 1, 3<br />
<br />
Allah’ın rahmet ettiği kimseler hariç, insanlar kıyamet saatinden, alametlerinden ve dehşet verici hallerinden gafildirler. Geçici bir meta olduğu halde dünya onları kendine kul etmiş ve Allah’ın affına güvendirerek onları kandırmıştır. Bu gaflet hali, güneşin battığı yerden doğuşuna dek insanlıkta devam edecektir.<br />
<br />
Güneş batıdan doğduğunda ise yeryüzünde bulunan herkes iman edecektir. Fakat o gün öyle bir gündür ki; daha önce iman etmemiş yahut imanında hiçbir iyilik kazanmamış olanlara iman etmeleri asla fayda sağlamayacaktır. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Şüphesiz ki, bu kitap aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren herkes için bir öğüttür.”<br />
<br />
Kâf Suresi Suresi 37<br />
<br />
Umulur ki, Allah (Azze ve Celle) bu kitapla fayda hâsıl eder. Kitabı aşağıda belirtilen bölümlere ayırdım:<br />
1) Mesih Deccal<br />
2) Abdullah’ın oğlu Muhammed Mehdî Aleyhisselam<br />
3) Allah’ın Nebisi Meryem oğlu İsa Aleyhisselam<br />
4) Ye’cuc ve Me’cuc<br />
5) Güneşin Batıdan Doğması<br />
6) Dâbbe’nin Çıkışı<br />
7) Duhan (Duman)<br />
8) Üç Adet Yere Batırılma Olayı<br />
9) İnsanları Mahşer Meydanına Toplayan Ateş<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’dan bu ameli kendi vech-i kerimi için halis kılmasını, bununla Müslüman kardeşlerime fayda sağlamasını diliyorum. En son duamız:<br />
<br />
HAMD ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH’A MAHSUSTUR…<br />
<br />
Huzeyfe bin Yeman (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizim aramızda ayakta durdu. Durduğu yerde, tâ kıyamete kadar olacak hiçbir şey bırakmadan hepsini söyledi. Bunları bilen bilir, bilmeyen bilmez. Ben bir şeyi unuttuğumu sanırdım. Sonra, bir adamın kaybolan birini daha sonra gördüğünde tanıdığı gibi ben de o şeyi hatırlardım.”<br />
<br />
Ebu Davud 4240<br />
<br />
Ebu Zeyd Amr bin Ahtab (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), olmuş ve kıyamete kadar olacak her şeyi bize haber verdi. Onları en çok bilenimiz, en iyi ezberleyenimizdir. Diğer bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Cennet ehli cennete, ateş ehli ateşe girene kadar her şeyi bize haber verdi.”<br />
<br />
Müslim 2892/25</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadislerdeki Kıyametin Büyük Alametleri</span></span><br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hal böyle iken onlar gaflet içinde yüz çevirdiler! Rablerinden kendilerine ne zaman bir uyarıcı gelse onlar bunu alaya alarak, kalpleri eğlenceye dalarak dinlediler!”<br />
<br />
Enbiya Suresi 1, 3<br />
<br />
Allah’ın rahmet ettiği kimseler hariç, insanlar kıyamet saatinden, alametlerinden ve dehşet verici hallerinden gafildirler. Geçici bir meta olduğu halde dünya onları kendine kul etmiş ve Allah’ın affına güvendirerek onları kandırmıştır. Bu gaflet hali, güneşin battığı yerden doğuşuna dek insanlıkta devam edecektir.<br />
<br />
Güneş batıdan doğduğunda ise yeryüzünde bulunan herkes iman edecektir. Fakat o gün öyle bir gündür ki; daha önce iman etmemiş yahut imanında hiçbir iyilik kazanmamış olanlara iman etmeleri asla fayda sağlamayacaktır. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Şüphesiz ki, bu kitap aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren herkes için bir öğüttür.”<br />
<br />
Kâf Suresi Suresi 37<br />
<br />
Umulur ki, Allah (Azze ve Celle) bu kitapla fayda hâsıl eder. Kitabı aşağıda belirtilen bölümlere ayırdım:<br />
1) Mesih Deccal<br />
2) Abdullah’ın oğlu Muhammed Mehdî Aleyhisselam<br />
3) Allah’ın Nebisi Meryem oğlu İsa Aleyhisselam<br />
4) Ye’cuc ve Me’cuc<br />
5) Güneşin Batıdan Doğması<br />
6) Dâbbe’nin Çıkışı<br />
7) Duhan (Duman)<br />
8) Üç Adet Yere Batırılma Olayı<br />
9) İnsanları Mahşer Meydanına Toplayan Ateş<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’dan bu ameli kendi vech-i kerimi için halis kılmasını, bununla Müslüman kardeşlerime fayda sağlamasını diliyorum. En son duamız:<br />
<br />
HAMD ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH’A MAHSUSTUR…<br />
<br />
Huzeyfe bin Yeman (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizim aramızda ayakta durdu. Durduğu yerde, tâ kıyamete kadar olacak hiçbir şey bırakmadan hepsini söyledi. Bunları bilen bilir, bilmeyen bilmez. Ben bir şeyi unuttuğumu sanırdım. Sonra, bir adamın kaybolan birini daha sonra gördüğünde tanıdığı gibi ben de o şeyi hatırlardım.”<br />
<br />
Ebu Davud 4240<br />
<br />
Ebu Zeyd Amr bin Ahtab (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), olmuş ve kıyamete kadar olacak her şeyi bize haber verdi. Onları en çok bilenimiz, en iyi ezberleyenimizdir. Diğer bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Cennet ehli cennete, ateş ehli ateşe girene kadar her şeyi bize haber verdi.”<br />
<br />
Müslim 2892/25</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hadislerdeki Kıyametin Küçük Alametleri]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2412</link>
			<pubDate>Sat, 08 Jun 2024 05:53:48 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2412</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadislerdeki Kıyametin Küçük Alametleri</span></span><br />
<br />
1) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Gönderilmesi<br />
<br />
Sehl bin Saad es-Saidi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), işaret ve orta parmağını birleştirdi ve şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ben, kıyametle şu ikisi gibi gönderildim.”<br />
<br />
Buhari 5406, Müslim 2950<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dimiştir:<br />
<br />
“Kıyametin alametlerinin ilki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in gönderilmesidir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ahir zaman Nebisidir. Kendisi ile kıyamet arasında başka bir Nebi olmadığı halde gönderilmiştir.”<br />
2) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Vefat Etmesi<br />
<br />
Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki, bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”<br />
<br />
Buhari 6/2967<br />
3) Beytu’l-Makdis’in Fethi<br />
<br />
Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”<br />
<br />
Buhari 2967<br />
<br />
Beytu’l-Makdis’in fethi, Raşit Halife Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın zamanında hicretten on beş sene sonra gerçekleşmiştir.<br />
4) Amvas Vebası<br />
<br />
Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”<br />
<br />
Buhari 2967<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in koyun kırımı (veba salgını) buyruğu hayvanların yakalandığı bir hastalıktır. Hayvanların burunlarında bir akıntı olur, akabinde hemen ölürler. Kıyametin bu alameti, Ömer (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde, Kudüs şehrinin fethinden sonra, Amvas vebasında ortaya çıkmıştır.”<br />
5) Fitnelerin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Musa el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin hemen önünde karanlık gecenin parçaları gibi fitneler olacak! Orada kişi mü’min olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak! Yine mü’min olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabahlayacaktır! O fitneler zamanında, oturan kişi ayakta olandan, yürüyen kişi koşandan hayırlıdır. Okunuzu kırınız, kirişinizi kesiniz, kılıçlarınızı taşa vurunuz! Sizin yanınıza biri zorla girerse ev sahibi kimse, Âdem’in iki oğlundan en hayırlısı gibi olsun!”<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), burada, Âdem (Aleyhisselam)’ın iki oğlundan öldüren Kâbil gibi değil de mazlum olarak öldürülen Hâbil gibi olsun demek istiyor.<br />
<br />
Ebu Davud 4259, İbni Mace 3961<br />
<br />
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in münadisi: ‘Namaz toplayıcıdır!’ diye nida etti. Biz, hemen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in etrafına toplandık.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Benden önceki her Nebiye, ümmeti lehine bildiği iyiliği onlara emretmesi ve onlar aleyhine bildiği şerri de yasaklaması hak olmuştur. Bu sizin ümmetinizin afiyeti, ilk dönemlerde kılındı. Sonunculara ise belalar ve hoşlanmayacağı işler isabet edecektir. Fitneler arka arkaya gelir de sonra ki fitne öncekinden daha büyük olur ve öncekini hafif bırakır. Fitne gelir de mü’min bir kimse:<br />
<br />
−‘Beni helak edecek fitne budur’ der. Sonra o fitne gider ve yine fitne gelir de mü’min kul:<br />
<br />
−‘İşte beni helak edici fitne budur, işte budur’ der. Herkim ateşten uzaklaştırılıp cennete girdirilmeyi isterse; Allah’a ve ahiret gününe iman eder halde ölüm kendisine gelsin ve insanlara kendisine yapılmasını istediği şeyi yapsın!”<br />
<br />
Müslim 1844<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Karanlık gecenin parçaları gibi olan fitnelerden önce amellerde birbirinizle yarışın! O fitnelerde, kişi mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak akşama erer. Yahut kişi mü’min olarak akşamlar, kâfir olarak sabaha erer ve dini dünyalık bir meta karşılığında satar.”<br />
<br />
Müslim 118<br />
6) İlmin Kaldırılması ve Cehaletin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Size bir hadis söyleyeyim, onu benden sonra kimse tahdis edemez! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlmin azalması ve cehaletin ortaya çıkması kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Buhari 239, 240<br />
<br />
Şakik (Rahmetullahi Aleyh) şöyle anlatıyor:<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud ve Ebu Musa (Radiyallahu Anhum) ile beraberdim. O ikisi şöyle naklettiler:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten hemen önce cehalet indirilir ve ilim kaldırılır!”<br />
<br />
Buhari 6931, Müslim 2672<br />
7) Mescidlerin Süslenmesi ve İnsanların Mescidlerle Övünmeleri<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanların mescid/cami inşa ederek övünmeleri, kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Ebu Davud 449, İbni Mace 739<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanlar yapılan mescidlerle/camilerle övünürler. Sonra da oraları çok az (ibadet ve ilimle) ihya ederler!”<br />
<br />
Buhari 541, Fethu’l-Bari 2/67<br />
<br />
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:<br />
<br />
“Sizler, Yahudi ve Hristiyanların mabetlerini süsledikleri gibi mecidleri/camileri süsleyeceksiniz!”<br />
<br />
Buhari 541<br />
<br />
Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mescidinin tavanı hurma yaprakları ve soyulmuş hurma dallarıyla örtülüydü.”<br />
<br />
Buhari 541, Fethu’l-Bari 2/67<br />
<br />
Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh), mescidin yapılmasını emretti ve ustaya şöyle dedi:<br />
<br />
“İnsanları yağmurdan koru! Kırmızı ve sarı renkleri kullanmaktan kaçın! Aksi takdirde insanları fitneye düşürürsün!”<br />
<br />
Buhari 541, Fethu’l-Bari 2/67<br />
<br />
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelir ki, mescidlerde toplanırlar da içlerinde mü’min yoktur!”<br />
<br />
Hakim el-Müstedrek 8414<br />
<br />
Abdurrahman Keylanî şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bugün insanlar mescidleri kırmızıya sarıya boyamakla kalmadılar, elbise nakışı gibi nakışla süslemeye kadar gittiler! Melikler, halifeler mescid inşa ettirmede ve süslemede birbirlerine övünmeye başladılar! Hatta bu işte acayip dereceye geldiler.”<br />
<br />
Münavi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Mescidleri süslemek, Mushafları yaldızlamak yasaklanmış bir harekettir. Çünkü böyle yapmak kalbi meşgul eder. Huşudan, tefekkür ve Allah’ın karşısında boyun bükmekten kalbi oyalar. Şafii âlimlerine göre, Kâbe bile olsa mescidleri altınla, gümüşle süslemek haramdır! Başka bir şeyle süslemekse ise mekruhtur!”<br />
8) Emanetin Kaybolması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bir mecliste konuşurken bir bedevi geldi ve:<br />
<br />
Kıyamet ne zaman? diye sordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) konuşmasına devam etti. Oradakilerden bazısı:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bedevinin dediğini duydu ama hoşlanmadı, dediler. Bazısı da:<br />
<br />
Hayır, işitmedi, dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sözünü bitirince şöyle buyurdu:<br />
<br />
“O, kıyameti soran nerededir?”<br />
<br />
Bedevi:<br />
<br />
−Ben buradayım, Ey Allah’ın Rasulü! dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Emanet kaybolduğu zaman, kıyameti bekle!”<br />
<br />
Bedevi:<br />
<br />
−Emanetin kaybolması nasıldır? diye sordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“İş ehli olmayana havale edilirse kıyameti bekle!”<br />
<br />
Buhari 214<br />
9) Geçmiş Ümmetlerin Yollarına Uyulması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ümmetim, geçmiş ümmetlerin yoluna karış karış, kulaç kulaç uymadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Sahabeler:<br />
<br />
−Ey Allah’ın Rasulü! Fars ve Rumların yoluna mı? dediler.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“İnsanlardan sadece onları kastediyorum!”<br />
<br />
Buhari 7201<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Karış ve kulaç ile onlara uymanın çok olacağı örneklendirilmek istenmektedir. Burada kastedilen, küfürde onlara uymak değil, günah ve bir takım hükümlere muhalefette onlara uymaktır. Bu da, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in açık bir mucizesi olup onun haber verdiği gibi vuku bulmuştur.”<br />
<br />
Muhlib (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ümmetinin, geçmiş ümmetler gibi sonradan uydurulan bid’atlara ve hevalarına uyacaklarını bildirmiştir. Birçok hadiste, kıyamete yakın kimselerin şerli kimseler olduğunu ve kıyametin de sadece en şerli insanlar üzerine kopacağını söylemiştir. Dinin kıvamı ve ayakta duruşu ise dinî ilimlerde yetişmiş değerli kimselerin yanında, onlarla birlikte olacağını haber vermiştir.”<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sakındırıp uyardığı birçok hâdise vuku bulmuştur. Kalanları da vuku bulacaktır.”<br />
10) Malın Çoğalıp Yaygın Olması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi buyurdu:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle:<br />
<br />
“Aranızda mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz! Hatta mal sahibi, sadakasını kim kabul eder diye tasalanır. Nihayet mal sahibi, sadakayı bir kimseye arz eder de kendisine arz edilen; Benim mala ihtiyacım yoktur, der!”<br />
<br />
Buhari 1339<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadiste üç hale işaret vardır.<br />
<br />
Birinci Hal: Sadece malın çoğalmasına işaret vardır. Bu hal, sahabe zamanında gerçekleşmiştir. Çünkü hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Aranızda mal çoğalır.”<br />
<br />
İkinci Hal: Malın çokluğundan dolup taşmasına işarettir. Yani kimse, diğerinin malını almaya tenezzül etmez hale gelmiştir. Bu da sahabe asrının sonlarında, tabiin asrının başlarında meydana gelmiştir. Çünkü hadiste, mal sahibi tasalanır ifadesi vardır. Bu, Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh) dönemine uygulanabilir.<br />
<br />
Üçüncü Hal: Malın haddinden fazla bollaşıp herkesin zengin olacağına işarettir. Mal sahibi sadakasını kabul edecek kimse bulamamaktan tasalanacak. Hatta sadakayı hak etmeyen birine arz edecek de o kimse almaktan çekinerek, mala ihtiyacım yoktur! diyecek.<br />
<br />
Bu zaman, İsa (Aleyhisselam) zamanıdır. Bu sonuncu halin şu şekilde olması da muhtemeldir. Ateş çıkar, insanlar mahşere toplanma işi ile meşgul olurlar. Hiç kimse mala iltifat etmez. Aksine olabildiğince azaltmaya çalışır.”<br />
11) Arap Arazilerinin Bahçelikler ve Nehirlere Dönmesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz! Nihayet bir kimse malının zekâtını çıkarır da, kabul eden kimse bulamaz! Arap arazileri, bahçelikler ve nehirlere dönmeden kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Müslim 3/201<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, Arap arazileri, bahçelikler ve nehirlere dönmeden…’ ifadesinin manası:<br />
<br />
İnsanlar arazileri bırakacak ve arazilerden yüz çevirecekler. Ziraat yapılmayan ve sularından içilmeyen bir şekilde boş kalacak. Bu da erkeklerin azlığı, harplerin çokluğu, fitnelerin peş peşe çıkması, arzuların azlığı, boş vaktin olmaması ve bunlara önem verilmemesi sebebiyledir.”<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil ise şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bana zahir olan görüşe göre, İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh)’in yorumunda şüphe vardır. Çünkü Arap toprakları suyu az, nebatı olmayan, kurak bir yerdir. Sularının çoğu yağmur sularından ve kuyulardan sağlanmaktadır. Eğer sahipleri, arazileriyle meşgul olmayıp ziraat yapmazlarsa arazileri bahçeliklere ve nehirlere dönüşmez.<br />
<br />
Hadisin zahiri şuna delalet eder:<br />
<br />
Arap beldelerinde sular çoğalacak, hatta akarsular olacak. Bunlarla da nebat bitecek. Bahçeler, ormanlar meydana gelecek. Bu asırda nehir gibi akan pınarların çıkması ve bunlarla birçok ziraat yapılması bunu kuvvetlendirir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği olacaktır.”<br />
<br />
Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Tebük gazvesinde şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sizler inşallah yarın, Tebük pınarına varacaksınız. Sizler o pınara kuşluk vakti girmedikçe asla gitmeyeceksiniz. Sizden Herkim o pınarın yanına giderse ben gelmedikçe suya el sürmesin!”<br />
<br />
Nihayet pınarın yanına geldik. İki adam bizden önce suya gelmişlerdi. Pınarın suyu, ayakkabı tasması gibi içerden akıyordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) pınarın yanına önceden gelen iki kişiye:<br />
<br />
−Bu pınarın suyuna el sürdünüz mü? diye sordu. Onlar:<br />
<br />
−Evet, dediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara kızdı ve Allah’ın dilediği kadar ağır sözler söyledi. Sonra insanlar, elleri ile azar azar su aldılar ve suları bir kapta topladılar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o kapta ellerini ve yüzünü yıkadı. Sonra o suyu pınarın içine iade etti. Bunun üzerine pınar bol bol akmaya başladı. Nihayet insanlar suya kandılar. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Ya Muaz! Şayet uzun bir hayat yaşarsan buraların bahçelerle dolduğunu görmen muhtemeldir.”<br />
<br />
Müslim 7/160<br />
<br />
Allâle Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadisin müjdeleri ortaya çıkmıştır. Arap yarımadasının bazı yerlerinde Allah’ın bolca ihsan ettiği hayır ve bereketlerden, sulama aletleriyle çöl arazisinin ortasından bol miktarda su çıkarılıyor. Yine bazı mahalli gazetelerde okuduğumuza göre, Fırat nehrini Arap yarımadasına taşıma gibi bir düşünce var. Umulur ki var olma yoluna çıkmıştır, bekleyenler için yarınlar yakındır.”<br />
12) Ay’ın İkiye Bölünmesi<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştı ve ay ikiye bölündü.”<br />
<br />
Kamer Suresi 1<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Ay ortadan bölündü ve iki parça haline geldi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Şahid olunuz, şahid olunuz!”<br />
<br />
Buhari 4812, Müslim 2801<br />
13) Hicaz’da Bir Ateşin Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Hicaz arazisinde bir ateş çıkıp bu ateş Busra’daki develerin boyunlarını aydınlatana kadar kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 6972, Müslim 2902<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bizim zamanımızda (654 yılında) Medine’de bir ateş çıkmıştı. Medine’nin doğu tarafında, Harre’nin arka tarafında çıkan çok büyük bir ateşti. Şam’ın tamamında ve diğer beldelerde herkes tarafından biliniyordu. Bana, bunu gören bir Medine’li haber vermişti.”<br />
<br />
İbni Kesir (Rahmetullahi Aleyh)’de şunları nakleder:<br />
<br />
“Busra’da yaşayan bedevilerden çoğu Hicaz’da çıkan bu ateşin ışığının develerin boyunlarını aydınlattığına şahid olmuşlardır.”<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh)’de şöyle demiştir:<br />
<br />
“Kurtubi ve diğer âlimlerin anladığı gibi bana göre bu hadisten anlaşılan ateş, Medine’nin arka sokaklarında çıkan ateştir. Ancak insanları mahşere toplayan ateş başka bir ateştir.”<br />
14) Nebi Olduğunu İddia Edenlerin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yaklaşık otuz kadar yalancı deccal çıkmadıkça kıyamet kopmaz! Bunların hepsi kendilerinin Allah’ın Rasulü olduklarını iddia edeceklerdir!”<br />
<br />
Buhari 3380<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ahir zamanda bir takım yalancı deccallar olacaktır! Sizin ve babalarınızın işitmediği hadisler getirirler. Sizleri onlardan şiddetle sakındırıyorum! Onlar, sakın sizleri sapıtıp fitneye düşürmesinler!”<br />
<br />
Müslim 7<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zamanının sonlarında buyruğunun doğruluğu anlaşılmıştır. Yemame’de Müseylime, Yemen’de Esved el-Ansi çıkmıştır. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde Esed oğullarından Tuleyha çıkmıştır. Temim oğullarından Secah çıkmıştır. Şebib bin Rib’î, ki Secah’ın özel danışmanı ve hocasıydı, onun hakkında yazdığı şiirde şöyle diyor:<br />
<br />
“Nebimiz kadın oldu onun etrafında dolaşıyoruz.<br />
<br />
Diğer insanların Nebileri ise erkekler olmuştur.”<br />
<br />
Esved el-Ansi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından önce öldürülmüştür. Müseylime, Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın hilafeti döneminde öldürülmüştür. Tuleyha, tevbe edip sahih rivayete göre Ömer (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde Müslüman olarak vefat etmiştir. Secah’ın da tevbe ettiği sabittir, tarihî haberleri nakledenlerin nakillerinde mevcuttur.<br />
<br />
Sonraları ilk Nebi olduğunu iddia eden Muhtar bin Ebi Ubeyd Sakafi’dir. Muhtar, Abdullah bin Zubeyr’in hilafetinin başlarında Kûfe’yi ele geçirmiştir. Ehl-i Beyt’i sevdiğini ileri sürerek insanları Hüseyin (Radiyallahu Anh)’ın katillerini bulmaya çağırmıştır. İnsanlar da ona tabi olmuşlardır.<br />
<br />
Muhtar, Hüseyin (Radiyallahu Anh)’ın katline karışan yahut yardım edenlerin birçoğunu öldürmüş, insanlar da onu sevmişlerdir. Sonra Nebilik iddia etmesini şeytan ona süslü göstermiştir. Muhtar da kendisine Cibril (Aleyhisselam)’ın geldiğini söylemiştir.<br />
<br />
Yalancı Haris de Nebilik iddia edenlerdendir. Abdullah bin Mervan’ın hilafetinde ortaya çıkmış ve öldürülmüştür. Abbasîlerin hilafetinde bir grup da Nebilik iddia etmiştir.<br />
<br />
Hadiste kastedilen, sıradan Nebilik iddia eden değildir. Kuşkusuz bu gibileri sayılmayacak kadar çoktur. Çoğunda bu delilik vb. gibi sebeplerden meydana gelmiş olabilir. Hadiste kastedilen Nebilik, kendini savunabilecek güçlü taraftarları olan ve insanların Nebi olabilir diye hakkında şüphe ettiği kimselerdir.<br />
<br />
Zamanımızda Hindistan’da Gulam Ahmed Kadıyani çıkmış, Nebi olduğunu, beklenen Mesih olduğunu, İsa (Aleyhisselam)’ın gökte diri olmadığını ve bunun gibi daha birçok saçma batıl iddialarda bulunmuştur. Allah (Azze ve Celle), âlimlerden bir cemaati ona reddiye yapmaları için muvaffak kılmıştır. Âlimler, onun alçaklığını ve yalanını ortaya çıkarmışlardır. Sonunda gebermiştir, Allah’a hamd olsun.<br />
15) Türklerle Savaş Yapılması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Müslümanlar, Türklerle muharebe etmeden kıyamet kopmaz! Onlar, öyle bir kavimdir ki yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibidir. Kıl elbiseler giyerler ve kıl ayakkabılar içinde yürürler.”<br />
<br />
Buhari 2742, Müslim 2912<br />
<br />
Amr bin Tağleb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Şüphesiz sizin, keçe ayakkabılar giyen bir kavimle savaşmanız kıyamet alametlerindendir! Sizin, yüzleri geniş ve deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan kavimle savaşmanız kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Buhari 2741<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Müslümanlar, Emeviler döneminde Türklerle savaşmışlardır. Türklerle Müslümanlar arasında tampon bir bölge bulunuyordu. Azar azar toprakları fethedilip onlardan esir alınınca, krallar, onlardaki kuvvet ve kudrete meylettiler. Hatta Abbasi halifesi Mutesim’in askerlerinin çoğu Türklerdendi. Sonra Türkler ona galip geldiler ve oğlu Mütevekkil’i öldürdüler.<br />
<br />
Sonra diğer oğullarını da teker teker öldürdüler. Deylem memleketi karışıncaya dek bu böyle devam etti. Sonra Türklerden şamanist krallar, yabancı memleketlere galip geldiler. Sonra Memlûkilere Sebeketkin ailesi galip geldiler. Sonra Selçuklular bölgeye hâkim oldular. Bunların toprakları Irak, Şam ve Rum topraklarına kadar uzamıştı. Sonra onların tebaasından kalanları Zengiler, Eyyubîler, Şam’da Türkler (yerli halktan) fazla oldular. Mısır, Şam ve Hicaz topraklarına hâkim oldular.<br />
<br />
Beşinci yüzyılda Selçuklulara, Guz kabilesi karşı çıktı. Beldeleri harap ettiler, insanlara saldırdılar. Sonra daha büyük musibet Tatarlar ortaya çıktı. Cengiz Han’ın çıkışı altıncı yüzyıldan sonradır. Özellikle doğu tarafı onun sayesinde devamlı tutuşturulan bir ateşe dönmüştür. Onların şerrinin ulaşmadığı hiçbir belde kalmamıştır. Sonra Bağdat’ın harap edilmesi ve Halife Mustesim’in 656 yılında öldürülmesi onların eliyle gerçekleştirilmiştir.<br />
<br />
Sonra onların kalanları yeryüzünü harap etmeye devam etmişlerdir. Nihayet onların sonuncusu El-Lenk bu kelimenin manası topal demektir. İsmi Timur’dur. Şam diyarını dolaşmış, orayı ifsat etmiş Suriye’nin başkenti Dımeşk’i yaktırmıştır. Hatta orası temelleri üzerine göçmüş, harabeye dönmüştü. Rum topraklarına ve Hindistan’a girmiştir. Allah, onun ruhunu kabzedene kadar uzun müddet yaşamıştır. Sonra oğulları ülkeyi paylaşmışlardır. Anlattığım bu olayların geneli ile Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haberinin doğruluğu ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kanture oğulları, ümmetimden mülkünü alacak ilk kimselerdir.”<br />
<br />
Hadiste Kanture oğulları ile kastedilen Türklerdir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in “ümmetim” ifadesiyle kastettiği nesep ümmetidir, davet ümmeti değildir! Yani Arapları kastetmiştir. Allah en iyisini bilir. Bunun üzerine Tatarlar hicri yedinci asrın başlarında ortaya çıkmışlardır. Onlar Türklerdendir. Çünkü Türklerin vasıflarında olan özellikler Tatarlara uyar.<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bunların tamamı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mucizelerindendir. Türklerle savaş yapılmıştır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onların vasıflarını şöyle zikrediyor:<br />
<br />
Gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık, yüzleri geniş, sanki deri üzerine deri kaplanmış kalkan gibi kıldan ayakkabı giyerler.<br />
<br />
Bunların tamamı bizim zamanımızda var olmuştur. Müslümanlar, birçok kere onlarla savaşmışlardır. Kerim olan Allah’tan akıbetimizi tüm Müslümanlar için hayır etmesini, işlerinde ve sair hallerinde onlara daima lütufta bulunmasını ve korumasını diliyoruz. Salât ve selam, heva ve hevesinden değil, sadece kendisine vahiy edileni konuşan Rasule olsun.”<br />
16) Yabancı Milletlerle Savaşılması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Siz, yabancı milletler, Huz ve Kirman kabileleri ile savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Onların yüzleri kırmızı, burunları basık, gözleri küçüktür. Sanki yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibidir. Ayakkabıları da keçedir.”<br />
<br />
Buhari 3368<br />
<br />
Bu hadiste, Huz ve Kirman kabileleri zikredilmiştir. Vasıfları Türklere benzese de bunlar Türk değildirler.<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, Türklerle yapılan savaşı anlatan hadis değildir! Her iki hadisin arası ise her iki taifenin de çıkacağını uyarmak olarak cem edilir.”<br />
17) Güvenliğin Yaygınlaşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir yolcu, yolu kaybetme endişesi dışında hiçbir şeyden korkmadan, Irak ile Mekke arasında gidinceye kadar kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/370<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu hadisi, sahabe zamanında Müslümanların fethettiği beldelere İslam ve adalet yayılınca gerçekleşmiştir.<br />
<br />
Hadisin bu hükmünü ibni Adiyy (Radiyallahu Anh)’in hadisi de teyit eder.<br />
<br />
İbni Adiyy (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında iken bir adam gelip fakirlikten şikâyet etti. Sonra biri gelip eşkıyalar tarafından yol kesilmesinden şikâyet etti. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Ey Adiyy! Sen Hire şehrini gördün mü?”<br />
<br />
Ben:<br />
<br />
−Hayır, görmedim ama hakkında bana haber verildi, dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Sana hayat uzun olursa bir kadının mahfili içinde Hire’den yolculuk edip Allah’tan başka kimseden korkmadan gelip Kâbe’yi tavaf edeceğini görürsün!”<br />
<br />
Buhari 3370<br />
<br />
Bu hadisin hükmü, ikinci kez şerrin, zulmün ve haksızlığın yerini iyilik ve adaletin alacağı zaman yani Mehdî ve İsa (Aleyhisselam)’ın zamanında olacaktır.<br />
<br />
İbni Adiyy (Radiyallahu Anh) hadisinde bahsedilen güven içinde Hire’den Mekke’ye yolculuk etmek fiilen sahabe zamanında gerçekleşmiş ve ibni Adiyy (Radiyallahu Anh) hadisinin devamında zikredilmektedir. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) hadisinde bir kişinin, Irak’tan Mekke’ye, yolu kaybetmenin dışında hiçbir şeyden korkmadan gidip gelmesi kıyamet alameti olarak zikredilmiştir. Dolayısıyla bu, kıyamet saatine yakın bir zamanda meydana gelecektir. (Mütercim)<br />
18) Güvenlik Güçlerinin ve Zalimlerin Avenelerinin Çok Olması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ömür sana uzun olursa ellerinde sığırkuyrukları gibi bir şeyler bulunan topluluğu görmen yakındır! Onlar, sabahtan öğleye kadar Allah’ın gazabında yol alırlar! Öğleden akşama kadar da Allah’ın kızgınlığında yürürler!”<br />
<br />
Müslim 2857<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ateş ahalisinden iki sınıf vardır ki ben onları görmedim. Bir topluluk ki yanlarında sığırkuyrukları gibi bir takım kırbaçlar var, onlarla insanlara vuruyorlar!”<br />
<br />
Müslim 2128<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, Nebilik mucizelerinden biridir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği şey gerçekleşmiştir. Kırbaçlılara gelince onlar polis ve benzeri emniyet mensuplarıdır.”<br />
19) Faizin Yaygınlaşması<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki kimse malı helalden mi? Haramdan mı? Kazandığını önemsemeyecektir!”<br />
<br />
Buhari 1926<br />
<br />
Günümüz insanları, bankaların faize dayalı işlemlerinin çokça artmasıyla oluşan durumunu düşünürse, Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiğine ne kadar uygun olduğunu görür.<br />
20) Zinanın Yaygınlaşması<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın ortaya çıkması kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Müslim 2671, Buhari 240<br />
<br />
Bundan daha büyüğü, zinanın helal sayılmasıdır!<br />
<br />
Ebu Malik el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ümmetimden bir takım topluluklar olacak, onlar zina etmeyi, ipek elbise giymeyi, içkiyi ve çalgı aletlerini mubah sayacaklardır!”<br />
<br />
Buhari 5650<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, nübüvvet alametlerinden bir alamettir. Çünkü o, olacak şeyleri haber vermiştir. Özellikle bu zamanda aynen haber verdiği şeyler meydana gelmiştir.”<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh)’in zamanında o alametler çıkmışsa, bizim zamanımızda daha yaygın olması doğaldır.<br />
<br />
Şeyh Hamud (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Kendini İslam’a nispet eden birçok beldede zina için özel mekânlar yapılmıştır. O özel yerlerin dışında zaten yaygındır. Aksine bundan daha kötüsü, bu zamanda, fahişelere fuhuş yapmaları için özel merciler tarafından ruhsat veriliyor olmasıdır.”<br />
21) Çalgı Aletlerinin Ortaya Çıkması ve Helal Sayılması<br />
<br />
Sehl bin Saad es-Saidi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ahir zamanda yere batma, taşlanma ve suret değişmesi olacaktır!”<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
−Bu ne zamandır? Ey Allah’ın Rasulü! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Çalgı aletleri ve şarkıcılar ortaya çıktığındadır!”<br />
<br />
Tirmizi 2309<br />
<br />
Bu alamet, geçmiş asırlarda ortaya çıkmıştır. Günümüzde daha çoğalmış ve yaygınlaşmıştır. Hadiste işaret edildiği gibi, şarkıcı erkekler ve kadınlar çoğalmıştır. Bundan daha büyük musibetse birçok insanın çalgı aletlerini helal saymasıdır. Böyle olanlara, ‘suretleri değişecek, taşlanarak helak olacaklar ve yere batırılacaklar’ diye tehdit vardır.<br />
<br />
Ebu Malik el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ümmetimden bir takım kavimler gelecek; zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgı aletlerini mubah sayacaklar! Yine bir takım topluluklar bir dağın yanına konaklayacaklar. Onlara ait koyun sürüsü ile çoban her sabah onlara gelecek. Bunlara bir fakir ihtiyacı için gelecek de ona;<br />
<br />
−‘Bize yarın gel’ diyecekler. Allah dağı geceleyin onların üzerine indirip bir kısmını helak edecek, diğerlerini de kıyamet gününe kadar maymunlar ve domuzlar şekline çevirecektir!”<br />
<br />
Buhari 5650<br />
22) İçkinin Çok İçilmesi ve Helal Sayılması<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın ortaya çıkması kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Buhari 240<br />
<br />
Ebu Malik el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):<br />
<br />
“Ümmetimden bir takım kavimler gelecek; zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgı aletlerini mubah sayacaklar. Yine bir takım topluluklar bir dağın yanına konaklayacaklar. Onlara ait koyun sürüsü ile çoban her sabah onlara gelecek. Bunlara bir fakir ihtiyacı için gelecek de ona;<br />
<br />
−‘Bize yarın gel’ diyecekler. Allah dağı geceleyin onların üzerine indirip bir kısmını helak edecek, diğerlerini de kıyamet gününe kadar maymunlar ve domuzlar şekline çevirecektir!”<br />
<br />
Buhari 5650<br />
<br />
İbni Arabî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadisteki mananın ‘içkinin helal olduğuna inanırlar’ şeklinde olması muhtemeldir. Ya da bu, önemsememekten kinaye olabilir. Yani helal bir şeyi önemsemedikleri gibi içkiyi de önemsemeden içerler.”<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ne kadar doğru söylediği zamanımızda ortaya çıkıyor. Bütün kötülüklerin anasına, ‘alkollü içecekler’ diyorlar. Daha beteri ise bazı İslamî beldelerde açıktan satılması ve alenen içilmesidir! Uyuşturucu maddelerin benzeri görülmemiş şekilde yaygınlaşması çok büyük tehlike ve bozulmanın sinyallerini vermektedir. Önce de sonra da emir Allah’a aittir.<br />
23) Yüksek Binaların Yapılması<br />
<br />
Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Cebrail (Aleyhisselam), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda ona şöyle cevap vermişti:<br />
<br />
−“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir!”<br />
<br />
Cebrail (Aleyhisselam):<br />
<br />
−‘Bana kıyametin alametlerini söyle,’ dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Cariyenin efendisini doğurması, çıplak, fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir!”<br />
<br />
Müslim 8<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Çöl ahalisi ya da onlar gibi yoksul ve muhtaç kimselere dünya malının yayılıp genişlemesidir. Nihayet onların yüksek bina yapmakta birbirlerine övünür hale gelmeleridir.”<br />
<br />
Nevevi Müslim Şerhi 1/159<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu alamet, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zamanına yakın bir vakitte meydana gelmiş alametlerdendir. Yüksek bina yapmakta yarışmanın manası ev yaptıran kimsenin evinin yüksekliğinin diğerinin evinden fazla olmasını istemesidir. Burada kastedilen, evlerin süslenmesinden insanların birbirlerine övünmeleridir şeklinde olabilir. Ya da daha genel mana olabilir. Bunların çoğu zamanımızda bulunmaktadır ve artmaya devam etmektedir.”<br />
<br />
İbni Hacer Fethu’l-Bari 13/88<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği durum, bizim zamanımızda daha bariz ortaya çıkmıştır. İnsanlar yüksek bina yapmakta birbirleriyle yarış içine girdiler. Hatta bu iş, gökdelenler yapmaya kadar gitti.<br />
24) Cariyenin Efendisini Doğurması<br />
<br />
Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Cebrail (Aleyhisselam), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle cevap vermişti:<br />
<br />
−“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir!”<br />
<br />
Cebrail (Aleyhisselam):<br />
<br />
−‘Bana kıyametin alametlerini söyle,’ dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Cariyenin efendisini doğurması, çıplak, fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir!”<br />
<br />
Müslim 8<br />
<br />
Âlimler arasında bu alamet hakkında görüş ayrılığı vardır.<br />
<br />
Birinci Görüş: Hattabî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Cariyenin efendisini doğurmasının anlamı şudur; İslam beldelere yayılır, cariyeler çoğalır ve insanlar cariyelerinden çocuk sahibi olurlar. Bir adamın cariyesinden olan kızı, kendi annesinin efendisi olur. Çünkü babanın mülkü takdirde çocuğa döner.”<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) bu görüşü âlimlerin çoğunun kabul ettiğini söyler.<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Fakat Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu manayı kastediyor olmasında şüphe vardır. Cariyelerden çocuk edinmek, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bunu bildirdiği zamanda da mevcuttu. Şirk beldelerine girilmesi ve zürriyetlerinin esir alınıp köleleştirilmesi İslam’ın ortalarında olmuştur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in buyruğunda geçen ‘kıyamet alametleri’ sözü henüz olmamış, kıyamete yakın zamanda meydana gelecek olaylara işarettir.”<br />
<br />
İkinci Görüş: Kralları cariyelerin doğurmasıdır. Doğuran kadın, kralın tebaasından olur, kral da tebaasının efendisidir.<br />
<br />
Üçüncü Görüş: Şüpheli bir birleşmeyle cariye, efendisinden başka bir kimseden çocuk meydana getirir ya da cariye, bir köleyle nikâhlı olarak veya zina ederek bir çocuk dünyaya getirir. Sonra bu iki hal çerçevesinde sahih bir satışla cariye başkasına satılır. Nihayet o, satılıp alınarak ellerde dolaşır ve onu, dünyaya getirdiği oğlu veya kızı kendisini satın alır da onun efendisi olur.<br />
<br />
Dördüncü Görüş: Çocukların anne babalarına asi olup kötü davranmalarının çoğalmasıdır. Yani çocuk, annesine, efendinin kölesine davrandığı gibi muamele eder. Hakir görme, kızma, dövme ve kendisine hizmet ettirme gibi… Bu olaya mecazen cariyenin efendisini doğurması denilmiştir. Ya da kastedilen, terbiye veren efendi şeklinde ise o zaman hakikat olur.<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bana göre kapsamlı oluşundan dolayı, bu görüş, diğer görüşlerden daha isabetlidir. Çünkü böylesi bir durum, bu olayın var olmasıyla birlikte ortamın alışılagelmemiş bir şekilde bozulacağına işaret ediyor.<br />
<br />
Bu olay kıyametin yakında kopacağına işaret eder. Sonra işlerin tam tersine döneceğine, terbiye edenlerin terbiye edilen durumuna, alçakların yüksek durumuna geleceklerine işarettir. Bu görüş, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in diğer alametteki koyun çobanlarının yüksek bina sahibi olmaları alametine uygundur.”<br />
<br />
Beşinci Görüş: Cariyeler, ahir zamanda erkeğin yakını, sırdaşı olarak işaret edilecektir. Büyük bir adamın altında cariye olacak, hür kadın olmayacaktır. Bundan dolayı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözüne şu sözünü bitiştirmiştir:<br />
<br />
“Çıplak koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışacakların görmendir!”<br />
25) Öldürme Olaylarının Çoğalması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Herc çoğalmadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
−Herc nedir? Ey Allah’ın Rasulü! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Öldürmedir, öldürmedir!”<br />
<br />
Buhari 6974, Müslim 8/417<br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Nefsimi elinde bulunduran zata yemin ederim ki insanlar üzerine, katil neden öldürdüğünü maktul de neden öldürüldüğünü bilmediği zaman gelmeden dünyanın sonu gelmez!”<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
−Bu nasıldır? Ey Allah’ın Rasulü! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−Herc meydana geldiği zamandır. Öldüren de öldürülen de ateştedir!”<br />
<br />
Müslim 2908<br />
<br />
Son asırlarda, milletler arasında çıkan çetin savaşlarda binlerce insan yok olup gitmiştir. Hatta biri diğerini öldürüyor da onu buna sevk eden şeyi bilmiyordu. İşte böylece Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haberinin doğruluğu ortaya çıkıyordu.<br />
26) Zamanın Yaklaşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlim sökülüp alınmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman yaklaşmadıkça, öldürmek sadece öldürmekten ibaret olan herc çoğalmadıkça, sizde mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 986<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Zaman yaklaşıncaya hatta bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi, bir gün bir saat gibi, bir saat de ateşte kuru otun yanması gibi oluncaya dek kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Tirmizi 2434<br />
<br />
Zamanın yaklaşması hakkında âlimlerin birçok görüşleri vardır:<br />
<br />
Birinci Görüş: Bununla kastedilen, zamanda bereketin azalmasıdır. İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu olay bizim zamanımızda meydana gelmiştir. Günlerimiz o kadar hızlı geçiyor ki daha önceki asırlarda zamanın böyle hızlı geçtiğini duymadık.”<br />
<br />
İkinci Görüş: Burada kastedilen, Mehdî ve İsa (Aleyhisselam) zamanıdır. İnsanların hayattan zevk almaları, emniyetin yaygınlaşması ve adaletin galip gelmesidir. Çünkü insanlar bolluk günlerini uzun olsa da kısa görür, zor günleri kısa olsa da uzun sayarlar.<br />
<br />
Üçüncü Görüş: Dinin azlığından dolayı insanların hallerinin birbirine yakın olmasıdır. Nihayet günahların aleniliği, günahkârların çokluğu sebebiyle onlardan iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan kimse bulunmaz.<br />
<br />
Dördüncü Görüş: Hadiste kastedilen mana; Uzakları yakın eden ulaşım araçlarının, hızlı hava ve kara taşıtlarının çoğalmasıyla insanların birbirlerine yakın olmalarıdır.<br />
<br />
Beşinci Görüş: Burada kastedilen gerçek manada zamanın hızlanması ve kısalmasıdır. Bu da ahir zamanda olacaktır.<br />
<br />
İbni Ebi Hamza şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hadiste zamanın yaklaşması ile kastedilen, ‘Bir yıl bir ay gibi olana kadar kıyamet kopmaz!’ şeklinde buyrulduğu üzere zamanın kısalması madden yahut manen olabilir.<br />
<br />
Madden kısalması, henüz zuhur etmemiştir ve muhtemelen kıyamete yakın zamanda meydana gelecek işlerdendir. Manen kısalmasına gelince, zahir olduğundan beri üzerinden bir süre geçmiştir. Bunu, ilim sahipleri ve dünyevî bilgi sahiplerinden kıvrak zekâlılar bilirler. Daha önceleri yapa geldikleri miktarda işleri şu anda yapmaya güç yetiremiyorlar. Bundan hep şikâyet ediyorlar ve bunun sebebini bilmiyorlar.<br />
<br />
Muhtemelen bu, birçok yönden dine zıt işlerin meydana çıkmasından kaynaklanan iman zayıflığından olmaktadır. Bundan daha kötüsü, sırf haram olan yahut içerisinde haram katkısı açık olan gıda maddeleridir ki insanların çoğu bunu fazla önemsemiyorlar, elde etmeye ne zaman güçleri yetse hemen alıyorlar. Vakıa şudur ki, zamanda, rızıkta ve nebatta bereket, ancak imanın kuvvetlenmesi, emredilene uyma ve yasaklanandan kaçınma yolundan geçer. Bu sözümüze Yüce Allah’ın şu buyruğu şahidlik eder:<br />
<br />
“Eğer o beldelerin ahalileri iman etmiş ve sakınmış olsalardı elbette onların üzerine yerin ve göğün bereket kapılarını açardık!”<br />
<br />
Araf Suresi 96<br />
27) Çarşıların Yaklaşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Fitneler aleni olup yalan çoğalıncaya ve çarşılar yaklaşıncaya kadar kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/519<br />
<br />
Şeyh Hamud şöyle demiştir:<br />
<br />
Çarşıların yaklaşması, zayıf bir hadiste çarşıların kesata uğraması ve kazancının azalması şeklinde tefsir edilmiştir. Ancak Allah en iyisini bilir bize zahir olan, zamanımızda meydana gelen şeylere işaret vardır. İnsanlar, kara ve hava taşıtlarıyla yahut sesleri ileten radyo ve cep telefonları gibi araçlarla birbirlerine yaklaştılar. Bu aletlerle çarşılar birbirine yakınlaştı.<br />
<br />
Nerede fiyatlarda bir değişiklik olsa dünyanın ücra köşelerindeki insanlar biliyorlar. Fiyatlarda artış varsa onlar da arttırıyorlar, iniş varsa onlar da indiriyorlar. Herhangi bir tüccar, araba ile birkaç günlük yürüyüş mesafesindeki uzak şehirlerin çarşılarına gidiyor. İhtiyacını giderip aynı gün içerisinde dönüyor. Yine bir aylık yürüyüş mesafesindeki uzak şehirlere uçakla gidiyor, aynı gün içerisinde dönebiliyor. Çarşılar üç yönden birbirine yaklaşmıştır:<br />
<br />
1) Fiyat artışı ve düşüşü gibi şeylerin çabuk öğrenilmesi yönünden.<br />
<br />
2) Mesafesi çok uzun olsa da bir çarşıdan diğerine çabuk gidip gelme yönünden.<br />
<br />
3) Esnafın birbirine fiyat bakımından yakın olması, çarşı ahalisinin fiyat artırımı ya da indiriminde birbirlerine uymaları yönündendir. Allah en iyisini bilendir.<br />
28) Bu Ümmette Şirkin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Devs kabilesinin kadınları kalçalarını, Zü’l-Halasa putunun etrafında çalkalanmadıkça etmedikçe kıyamet kopmaz!’”<br />
<br />
Buhari 697, Müslim 2906/51<br />
<br />
Zü’l-Halasa: Yemame’de Hasam oğullarının tazim edip tavaf ettiği ve Yemame Kâbe’si ismi verdikleri evin ismidir. Bu eve, bu isim, içerisindeki Zü’l-Halasa isimli insan şeklindeki heykelden dolayı verilmiştir. Cahiliyede insanlar onun önünde saygıyla durur, onu tazim eder ve kurban kesip taparlardı. (Mütercim)<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu hadiste bildirdiği olay vaki olmuştur. Devs kabilesi ve etrafındaki Araplar, o beldelere cehalet dönünce Zü’l-Halasa hakkında fitneye düştüler. O putu ilk haline getirip Allah’ı bırakarak ona tapmaya başladılar. Bu hal, Muhammed bin Abdulvahhab (Rahmetullahi Aleyh) tevhide çağırmaya başlayana dek devam etti.<br />
<br />
Müteakiben İmam Abdülaziz bin Muhammed Suud (Rahmetullahi Aleyh), tevhid davetçilerini onlara gönderdi. Davetçiler, o putu yıktılar. Sonra Suud ailesinin Arap yarımadasında hâkimiyeti bitince o dönemde bazı cahiller tekrar Zü’l-Halasa’ya tapmaya başladılar. Sonra melik Abdülaziz bin Abdurrahman Suud bölgeye hâkim olunca ordudan bir birlik gönderip putu yıktırdı ve tamamen onun izini sildi. Allah’a hamd olsun. Şirk göstergeleri çoktur. Sadece taşlara, ağaçlara ve kabirlere tapınmakla sınırlı değildir. Onlardan biri de tağutları Allah’a benzer tutmaktır!<br />
29) Fuhşiyatın Ortaya Çıkması, Akrabalık Bağlarının Kesilmesi ve Kötü Komşuluk<br />
<br />
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Fuhuş, akrabalık bağlarının kesilmesi ve kötü komşuluk ortaya çıkıncaya kadar kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/162<br />
<br />
Şeyh Yusuf şöyle demiştir:<br />
<br />
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği bu alamet de ortaya çıkmıştır. İşlediği günahı konuşmayı hiç önemsemeyen, işlediği günaha karşılık çekeceği azabı basite alan insanlar arasında fuhuş çok yaygınlaşmıştır. Akrabalık bağları koptu, akraba akrabayı aramıyor. Aralarında bir kopukluk ve uzaklık meydana geldi. Kötü komşuluğa gelince, söyle söyleyebileceğini! Nice komşu, komşusunu tanımıyor ve halini sormuyor!”<br />
30) Yaşlıların Gençleşmesi<br />
<br />
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ahir zamanda öyle bir topluluk olacak ki, güvercin göğsü gibi sakallarını ve saçlarını siyaha boyayacaklar! Onlar cennetin kokusunu duyamazlar!”<br />
<br />
Ebu Davud 4212, Ahmed bin Hanbel Müsned 1/273<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
Hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği bu alamet de bizim zamanımızda ortaya çıkmıştır. Bu hareket sakalların ve saçların siyaha boyanması erkekler arasında yaygınlaştı.<br />
<br />
Bize zahir olan Allah en iyisini bilir Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, güvercin göğsü gibi buyurması şu andaki bazı Müslümanların halini benzetmedir. Onları sakallarını güvercin göğsü gibi yaparken görürsün. Yanak taraflarını tıraş ederler ve çene kısımlarını biraz bırakırlar. Sonra da onu siyaha boyarlar, tıpkı güvercin göğsü gibi olur.<br />
31) Aşırı Cimrilik ve Hırsın Çoğalması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Zaman yaklaşır, amel eksilir, insanlara aşırı cimrilik ve hırs atılır!..”<br />
<br />
Buhari 6023<br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Aşırı cimrilik ve hırsın ortaya çıkması, kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 748<br />
32) Ticaretin Çoğalması ve Kadının Ticarette Kocasına Yardım Etmesi<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin hemen öncesinde sadece özel insanlara selam verilir, ticaret yaygınlaşır, hatta kadın, ticarette kocasına yardım eder!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/407<br />
<br />
Amr bin Tağleb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Malın yaygınlaşıp çoğalması ve ticaretin yaygın olması kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Nesei 4434<br />
<br />
Bu iş de meydana gelmiştir. Ticaret çoğaldı, ticarete kadınlar da ortak oldular. İnsanlar, mal toplamakta fitneye düştüler ve bu konuda birbirleriyle yarış içine girdiler.<br />
33) Depremlerin Çoğalması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlim sökülüp alınmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman yaklaşmadıkça, öldürmek sadece öldürmekten ibaret olan herc çoğalmadıkça, sizde mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 986<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Doğuda, batıda, birçok beldede depremler meydana gelmiştir. Bize zahir olan, hadiste bildirilen depremlerin genel ve devamlı olmasıdır.”<br />
34) Yere Batırılma, Suret Değiştirilme ve Taşlanma Olaylarının Vaki Olması<br />
<br />
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bu ümmetin sonunda yere batırılma, suret değiştirilme ve taşlanma olacaktır!”<br />
<br />
Aişe (Radiyallahu Anha) diyor ki:<br />
<br />
−Ya Rasulallah! Aramızda salih kimseler olduğu halde helak olur muyuz? diye sordum. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Evet, çirkin işler baş gösterdiği vakit!”<br />
<br />
Tirmizi 2280<br />
<br />
Yere batırılma, asrımızdan önce, doğuda, batıda, birçok yerde meydana gelmiştir. Zamanımızda yeryüzünün değişik yerlerinde de yere batırılma hadiseleri vaki olmuştur.<br />
35) Salih İnsanların Yok Olması<br />
<br />
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah Azze ve Celle yeryüzünden hayır ehli salih kullarını kabzetmedikçe kıyamet kopmaz! Müteakiben yeryüzünde kendilerinde hiçbir hayır olmayan şerli insanlar kalır ki onlar da ne bir iyiliği bilirler ne de bir kötülüğü reddederler!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/210<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Salihlerin yok olması, günahların çoğaldığı, iyiliği emretmenin, kötülüğü yasaklamanın terk edildiği zamandır.”<br />
36) Sefillerin Yüksek Makamlara Gelmeleri<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanların üzerine öyle hayırsız yıllar gelir ki, o zamanda yalan söyleyen kişi doğrulanır, doğru söyleyen kişi yalanlanır! Haine güvenilir, emin kimseye güvenilmez! O zamanda Rüveybida konuşur!”<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
−Rüveybida nedir? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Sefih kimse genelin işi hakkında konuşur!”<br />
<br />
İbni Mace 4036, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1887<br />
<br />
Cebrail hadisinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Çıplak, koyun çobanlarının insanların başı olduğunu gördüğün zaman, o, kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Buhari 203<br />
<br />
İbni Recep şöyle demiştir:<br />
<br />
“Cahil ve kaba kimseler olarak yalın ayak, çıplak koyun çobanları, insanların başı, mal ve servet sahibi olduğunda din ve dünya düzeni bozulur. Çünkü daha önceden fakir iken sonradan melik olan, ister mülkü genel olsun ister özel olsun o insanlara hakkını vermez.<br />
<br />
Aksine onların üzerinde bulunmaktan dolayı kendini onlara tercih eder. Bir de cahil ve kaba bir insansa bu sıfatlarla dini de ifsat eder. Çünkü o, insanların dinlerini ıslaha ve onu öğrenmelerine önem vermez. Aksine mal biriktirmeye ve onu çoğaltmaya önem verir. Dini ifsat ettiğine aldırış etmez. Onların ihtiyaçlarının karşılanmasını önemsemez.”<br />
<br />
Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir adam için ne akıllıdır, ne zariftir, ne tedbirlidir denir. Hâlbuki onun kalbinde hardal tanesi kadar iman yoktur!”<br />
<br />
Buhari 6419<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu alamet de zamanımız Müslümanları arasında gerçekleşmiştir. İnsanların en fâsıkı olduğu halde, din ve emaneti en az olduğu halde bir kimse için ne akıllı, ne ahlaklı diyorlar, ona en güzel vasıfları yakıştırıyorlar. Oysa o kimse, Müslümanlara düşman da olabiliyor, İslam’ı yıkmaya da çalışabiliyor. Güç ve kuvvet, Aliyy ve Azîm olan Allah’ındır.”<br />
37) Sadece Tanıdıklara Selam Verilmesi<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir adamın diğerine, sadece tanıdığı için selam vermesi kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/405<br />
<br />
Yine Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten hemen önce, sadece özel kimselere selam verilir!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/419<br />
<br />
Şeyh Hamud diyor ki:<br />
<br />
“Bu iki hadisteki alametin doğruluğu bizim zamanımızda ortaya çıkmıştır. Bu olaya birçok beldede rastladık.”<br />
38) Küçüklerin Yanında İlim Aranması<br />
<br />
Ebu Ümeyye Cumehî (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Üç şey kıyametin alametlerindendir, onlardan biri de ilmin, küçüklerin yanında aranmasıdır!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Kebir 22/361<br />
<br />
Nakledildiğine göre, Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“İnsanlar kendilerine Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arkadaşlarından ve büyüklerden gelen ilme yapıştıkları müddetçe salihler olarak kalırlar. İlim onlara küçüklerinden gelince helak olurlar!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Kebir 9/114<br />
39) Giyinik Çıplakların Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Cehennem ehlinden iki sınıf insan vardır ki, ben onların benzerini görmedim! Bir topluluk ki, yanlarında sığırkuyruklarına benzer bir takım kamçılar var, bunlarla insanlara vurmaktadırlar! Bir de giyinik olduğu halde çıplak, meyleden erkekleri kendilerine meylettiren, başları Horasan develerinin hörgücüne benzer kadınlardır! Bunlar cennete giremezler! Cennetin kokusunu dahi duyamazlar! Kuşkusuz ki, cennetin kokusu şu kadar, şu kadar mesafeden alınır.”<br />
<br />
Müslim 2128<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, nübüvvet mucizelerindendir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in aynen buyurduğu şekilde vaki olmuştur. Hadisteki giyinik çıplaklara gelince onda birkaç yön vardır.<br />
<br />
Birincisi: Allah’ın nimetinden giyinirler, şükründen çıplaktırlar.<br />
<br />
İkincisi: Elbise olarak giyiniktirler, ancak hayır işlerinde ahirete önem verme ve ibadetlere özen gösterme gibi işlerde çıplaktırlar.<br />
<br />
Üçüncüsü: Güzelliğini göstermek için bedeninin bir kısmını açarlar. Bunlar giyinik çıplaktır.<br />
<br />
Dördüncüsü: Vücudunun iç kısmını belli eden ince elbiseler giyerler. Bunlar giyinik çıplaktır. Meyleden ve kendine meylettiren kadınlara gelince, onlar hakkında; Allah’a itaat, namuslarını korumak ve benzeri hususlardan yüz çevirenlerdir, denilmiştir.<br />
<br />
Meylettirenler: Yaptıklarını başkalarına öğretenlerdir. Yürürken kibirlenerek yürüyenlerdir. Omuzlarını sallayıp salınarak yürüyenlerdir, denilmiştir.<br />
<br />
Meyledenler: Hayat kadınları gibi saçlarını tarayanlardır. Erkeklere meylederler, gösterdikleri süsleriyle de erkekleri kendilerine meylettirirler.<br />
<br />
‘Başları deve hörgücü gibidir…’ cümlesinin manası:<br />
<br />
Başa örtülen eşarp ve benzeri bez parçalarıyla başların büyük gösterilmesidir. Hatta deve hörgücüne benzetilmiştir. Hadisin tefsirinde en meşhur olan budur. Bu hadis, asrımızda şahid olunan bir hareketi haber vermektedir.<br />
<br />
Zamanımızda kadınların saçlarını düzenleyen, güzelleştirerek değişik modellerde şekiller veren kuaför adlı salonlar kurulmuştur. Şer artıp büyümüş, birçok kadın Allah’ın kendilerine bağışladığı saçla yetinmeyip yapma saç satın alıyorlar. Allah yardımcımız olsun!<br />
40) Yırtıcı Hayvanların ve Cansız Varlıkların İnsanlarla Konuşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Bir kurt, koyun sürüsüne gelip sürüden bir koyun kaptı. Çoban da koyunu kurttan çekip aldı. Kurt bir tepeye çıkıp çömelerek oturdu. Sonra çobana:<br />
<br />
−Sen Allah’ın bana rızık olarak verdiğini benden aldın, dedi. Adam:<br />
<br />
−Allah’a yemin olsun ki, bugünkü gibi böyle konuşan bir kurdu görmemiştim, dedi. Kurt, çobana:<br />
<br />
−Bundan daha hayret vericisi, iki kara taşlık arasındaki hurmalıklarda bir adam, geçmişteki olmuş şeyleri ve bundan sonra olacak şeyleri haber veriyor, dedi. Adam Yahudi idi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelip olanları haber verdi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o adamı tasdik etti ve sonra şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten önceki alametlerden bir alamet de kişi (evinden) çıkar, ayakkabısı yahut kamçısı ailesinin kendinden sonra neler yaptığını haber vermeden dönmemesi yakındır!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/306<br />
<br />
Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Nefsim elinde bulunduran zata yemin ederim ki, yırtıcı hayvanlar insanlarla konuşmadan, kamçısının ucu ayakkabısının kemeri kişi ile konuşmadan ve kişinin uyluğu arkasında ailesinin ne yaptığını kendisine bildirmeden kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Tirmizi 2272<br />
<br />
Şeyh Hamud şöyle demiştir:<br />
<br />
“Yırtıcı hayvanların insanlarla konuşması, kamçının, ayakkabının, insanın uyluğunun kendisiyle konuşması, ağaçların ve taşların Yahudileri göstermesi gibi kıyamet alametleridir. Bu olayların hiçbiri mecazi değildir, hakikat olarak gerçekleşecektir!”<br />
41) Musibetlerin Şiddetinden Dolayı Ölümün Temenni Edilmesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir adam diğerinin kabri yanından geçerken keşke şunun yerinde ben olsaydım demeden kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 6970<br />
<br />
İbni Battal (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Fitneler ortaya çıktığı zaman kabirdekilere gıpta edilir ve ölüm temenni edilir. Bu, ancak batıl ve ehlinin galip gelmesinden, günahların ve münkeratın ortaya çıkmasından ve dinin elden gitmesinden korkulduğu içindir.”<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu temenni, herkes için genel bir hüküm değildir! Hayır ehli için özel bir durumdur. Diğerleri ise diniyle alakalı olmasa da canına, ailesine yahut malına gelen bir musibet sebebiyle böyle bir temennide bulunabilir.”<br />
<br />
Zeynuddin Irakî şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu olayın her beldede, her zamanda bütün insanlarda olması gerekmez. Aksine bu temenniyi herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde bazı kimseler yaptığında mutabakat sağlanmış olur. Temenninin kabirlere uğramayla ilişkilendirilmesinde, o zamanın insanlarının çok şiddetli fesat içinde olduklarını hissettirme vardır.<br />
<br />
Şöyle ki kişi bazen kötü halini göz önünde bulundurarak ölümü temenni edebilir. O, bir ölüyü seyredip kabirleri görünce tabii olarak ondan irkilir, korkuyla kaçar ve ölümü temenni etmez. Şiddet güçlenip fazlalaştığı zaman kabrin vahşeti vb. olumsuzluklar onu ölümü temenni etmekten vazgeçiremez!<br />
<br />
Bununla beraber ölümü temenni etmenin yasak oluşu da bu temenniyi ortadan kaldırmaz. Çünkü bu hadisin anlamı, gelecekte olacak bir olayı haber vermektir. Bu sebeple ölümü temenni etmeyi yasaklayan şer’i hükümle çelişmez!”<br />
42) Rumların Çok Olması ve Müslümanlarla Savaşmaları<br />
<br />
Müstevrid Kureşi, Amr bin As’ın yanında iken ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim:<br />
<br />
“Rumlar, insanların en çoğuyken kıyamet kopar!”<br />
<br />
Amr bin As:<br />
<br />
−Söylediğine dikkat et, dedi. Müstevrid:<br />
<br />
−Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den duyduğumu söylüyorum, dedi.<br />
<br />
Müslim 2898<br />
<br />
Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”<br />
<br />
Buhari 2967<br />
<br />
Nafi bin Utbe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
“Biz bir gazvede Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Orada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den dört kelime ezberledim. Onları daima elimde hazır tutuyorum.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:<br />
<br />
“Sizler Arap yarımadasını fethetmek için savaş yapacaksınız, Allah onun fethini nasip edecek. Sonra Fars diyarının fethi için savaşacaksınız, Allah onun da fethini nasip edecek. Sonra Rumlarla savaşacaksınız, Allah onun da fethini müyesser kılacak. Sonra Deccalle savaşacaksınız, Allah onun da zaferini nasip edecek.”<br />
<br />
Nafi:<br />
<br />
−Ey Cabir! Biz, Rumlara karşı zafer kazanılana kadar deccalin çıkacağını zannetmiyoruz, dedi.<br />
<br />
Müslim 2900<br />
<br />
Müslümanlarla Rumlar arasında meydana gelecek harbin vasfı da gelmiştir. İmam Müslim (Rahmetullahi Aleyh)’in Sahih’inde, Cabir bin Yuseyr (Radiyallahu Anh)’dan şöyle naklediyor:<br />
<br />
Kûfe’de kırmızı bir rüzgâr esmişti. Derken Ey Abdullah ibni Mes’ud! Kıyamet saati geldi, demekten başka bir konuşma ve hali olmayan bir adam çıkageldi.<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) dayanmakta iken doğruldu, oturdu ve:<br />
<br />
−Miras taksim olunmaz hale gelmedikçe ve ganimetle sevinilmedikçe kıyamet kopmaz, dedi. Sonra:<br />
<br />
−Şu taraftan diyerek Şam tarafını gösterdi. Sonra:<br />
<br />
−Müslümanlar aleyhine bir düşman toplanır, dedi. Ben:<br />
<br />
−Rumlar mı? diye sordum. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh):<br />
<br />
−Evet, dedi. Sonra devamla:<br />
<br />
−İşte bu savaş sırasında şiddetli bir saldırı olur. Müslümanlar ölüme şartlanmış ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini ileri sürerler. Bunlar gece girip de savaşamayacakları ana kadar düşmanla savaşırlar. Netice de Müslümanlar da düşman da döner. İki ordudan hiçbiri galip değildir. Öncü birlikler yok olup gitmişlerdir.<br />
<br />
Sonra Müslümanlar yine en öne ölüme şartlanmış ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini çıkarırlar. Aralarına gece girip de çarpışmaya mani olana kadar bunlar savaşırlar. Gece basınca İslam ordusu da düşman ordusu da geri çekilirler. Her iki tarafın da öncü birlikleri yok olup gittikleri halde iki ordudan hiçbiri galip değildir.<br />
<br />
Sonra Müslümanlar yine ölüm kalım harbi yapacak, ancak galibiyetle dönecek öncü birliğini çıkarır. Ordular akşama kadar harp ederler. Akşam olunca İslam ordusu ile düşman ordusu geri çekilirler. Öncü birlikleri yok olup gittiği halde iki taraftan hiçbiri galip değildir.<br />
<br />
Artık dördüncü gün olunca İslam ordusundan kalanlara hücum ederler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, hezimeti düşman üzerine yazar. Öyle muazzam bir savaş olur ki benzeri görülmemiştir. Hatta bir kuş onların yanından uçsa, bir türlü onları geride bırakamaz. Nihayet ölü olarak yere düşer. Bir baba, yüz fert olan oğullarını harbe gönderir, nihayet onlardan sadece bir kişinin sağ kaldığını görür.<br />
<br />
Artık hangi ganimete sevinilsin, hangi miras taksim edilsin? Onlar bu durumda iken daha büyük bir kötülük çıktığını duyarlar. Birisi onlara gelerek: Deccalin onların zürriyetleri içinde çıktığını, onlara halef olduğunu ilan eder. Bunun üzerine İslam orduları ellerindeki ganimetleri bırakırlar ve vatanlarına dönerler. On kişilik süvari grubunu öncü olarak gönderirler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ben o süvarilerin isimlerini, babalarının isimlerini ve atlarının renklerini de bilmekteyim. Onlar o zaman yeryüzündeki süvarilerin en hayırlılarıdır (yahut en hayırlılarındandır)”<br />
<br />
Müslim 2899<br />
<br />
İbni Munir (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bugüne kadar Rumlar bu sayıda karada savaşmamışlardır. Bu olay henüz meydana gelmemiştir. Bu hususta müjde ve uyarı vardır. Fakat bu ordunun çokluğu ile beraber zafer Müslümanlarındır.<br />
<br />
Yine bu hadiste Müslümanların ordu sayısına da işaret vardır. Şu anda olduğundan kat kat fazla olacaktır. Bu savaş, ahir zamanda ve Deccal çıkmadan önce Şam’da vuku bulacaktır. Hadisler buna işaret etmektedir. İstanbul’un fethine hazırlık olarak Müslümanlar Rumlara karşı zafer kazanacaklardır.”<br />
43) İstanbul’un Fethedilmesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir tarafı denizde bir tarafı karada olan bir şehir (İstanbul) duydunuz mu?”<br />
<br />
Sahabeler:<br />
<br />
−Evet, ya Rasulallah! dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“İsmail oğullarından yetmiş bin kişi o beldede (yani İstanbul’da) savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Oraya geldikleri vakit kılıçla savaşmazlar ve ok da atmazlar! La ilahe illallahu Allah-u Ekber derler, şehrin deniz tarafı düşer. Sonra yine La ilahe illallahu Allah-u Ekber derler, şehrin diğer tarafı düşer. Sonra üçüncü defa La ilahe illallahu Allah-u Ekber derler, onlar için bir gedik açılır da, onlar da şehre girerek ganimet elde ederler. Onlar ganimetleri taksim ederken birisi gelir de; Deccal çıkmıştır! diye bağırır. Onlar da her şeyi bırakıp geri dönerler!”<br />
<br />
Müslim 2920<br />
<br />
İstanbul’un savaşsız olarak fethedilmesi henüz meydana gelmemiştir! Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle diyor:<br />
<br />
“Konstantiniye’nin/İstanbul’un fethi kıyametin kopmasıyla beraberdir.”<br />
<br />
Tirmizi’nin şeyhi Mahmud bin Gaylan (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, gariptir! Konstantiniye/İstanbul, Rumların şehridir. Deccal’in zamanında fethedilecektir. Konstantiniye, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabının bir kısmı zamanında fethedilmiştir.”<br />
<br />
Tirmizi 2340<br />
<br />
Doğrusu sahabe zamanında İstanbul fethedilmemiştir! Muaviye’nin, oğlu Yezid’i aralarında Ebu Eyyub el-Ensarî (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu bir ordu ile İstanbul’a göndermiştir. Ancak fetih başarılamamıştır. Sonra Mesleme bin Abdulmelik, İstanbul’u kuşatmıştır. O da fethi başaramamıştır. Ancak İstanbul’da bir mescid yaptırmak üzere idarecilerle anlaşmıştır.<br />
<br />
Ahmed Şakir (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“İstanbul’un yakın yahut uzak gelecekte fethedilmesi hadislerde müjdelenmiştir. O fetih, Müslümanlar yüz çevirdikleri dinlerine döndükleri zaman gerçekleşecek, sahih fetihtir. Bu asırdan önceki Türk’lerin fethine gelince bu, en büyük fethe hazırlıktır.<br />
<br />
Şu an İstanbul kafirlerin elinde sayılır! Çünkü Müslümanların elinden çıkmıştır! Nedeni ise Türk’ler orada yeni bir devlet kurmuşlardır. Bu yeni kurulan devletin, İslami bir devlet değil de lâik bir devlet olduğunu açıklamışlardır! İslam düşmanı kafir devletlerle sözleşmeler imzalamışlar ve kendi çıkardıkları küfür kanunlarıyla hükmetmişlerdir! Biiznillah, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in müjdelediği İslami fetih orada gerçekleşecektir.”<br />
<br />
Umdetu’t-Tefsir Ahmed Şakir’in ihtisar ettiği İbni Kesir Tefsiri 2/256<br />
44) Kahtanlı Birinin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kahtanlı bir adam çıkıp değneği (asası) ile insanları yönetmedikçe kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 3320<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in: ‘insanları asası ile yönetir,’ ifadesi insanların doğru yolda olmasından, ona bağlılıklarından ve onda bir araya gelmelerinden kinayedir. Asanın bizzat kendisi kastedilmemiştir. Bu asa, insanların Kahtanlıya boyun eğmelerinin ve onun insanlara lider olmasının bir deyimidir. Ancak asa denilmesi, Kahtanlının diktatör olmasına ve insanlara katı davranmasına da işaret olabilir.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Azatlı kölelerden Cehcah isimli biri melik olmadan gece ve gündüz gitmez! (Yani kıyamet kopmaz!)”<br />
<br />
Müslim 2921<br />
<br />
Bu, Kahtanlı Cehcah değildir! Çünkü hadiste bahsedilen Kahtanlı, hür insanlardandır! Yemen ehli, neseplerinin son bulduğu Himyer, Kinde, Hemedan ve benzeri kabilelerine ayrılan Kahtan’a nispet edilmiştir. Cehcah ise azatlı kölelerdendir. Bu görüşü, Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın naklettiği yukarıdaki hadis teyit eder.<br />
45) Yahudilerle Savaşılması, Ağaçların ve Taşların Konuşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sizler Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Arkasında Yahudi’nin saklandığı taş:<br />
<br />
−Ey Müslüman! Arkamda bir Yahudi var, gel ve onu öldür! der.”<br />
<br />
Buhari 2740<br />
<br />
Hafız ibni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hadiste, kıyametin kopmasına yakın, ağaç ve taş gibi cansız varlıkların konuşması gibi alametlerin zuhuru anlatılıyor. Bu hadisin zahir manasına göre, adı geçen cansız varlıklar gerçek manada konuşacaklardır. Yahudilere gizlenmeleri fayda vermeyecektir, şeklinde mecazi manası da muhtemeldir, ancak birinci mana daha doğrudur.”<br />
<br />
Şeyh Hamud şöyle demiştir:<br />
<br />
“Birinci mananın doğruluğu kesindir, burada mecaz ihtimali var demek uygun olmaz! Özellikle hadislerde cansız varlıkların ve hayvanların konuştuğu, Yahudileri gösterdikleri açıkça belirtilmiştir. Bu da mecaz ihtimalini ortadan kaldırır. Cansız varlıkların konuşmalarını mecaz manaya hamletmek, ahir zamanda Yahudilerle savaşılırken çıkacak olan mucizenin varlığını ortadan da kaldırmaktır.<br />
<br />
Yahudilerle, Müslümanların savaştığı diğer kâfirleri eşit tutmaktır. Çünkü Yahudiler mutlaka ağaçların ve taşların arkasına saklanacaklardır. Bununla birlikte Yahudiler hakkında söylenen başkası hakkında söylenmemiştir. Müteakiben bu işaretle ve cansız varlıkların gerçek manada Müslümanlarla konuşup Yahudilerin yerini göstermeleriyle, Yahudilerle yapılan savaşın özelliği bilinmektedir.<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Yine gargada ağacının ‘Yahudilerin yerini haber vermeyecek’ diye diğer varlıklardan ayrı tutulması da buna işarettir. Çünkü bu ağaç, Yahudilerin ağaçlarındandır. Bu olay da konuşmanın hakikat olduğuna işaret eder. Şayet burada kastedilen, varlıkların mecazi anlamda konuşması olsaydı, gargad ağacını istisna etmede hiçbir mantık olmazdı!”<br />
46) Fırat Nehrinin, Altın Bir Dağı Saklaması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Fırat nehri, altından bir dağ açıp çıkarmadıkça kıyamet kopmaz! İnsanlar onun üzerine savaşıp birbirlerini öldürürler! Her yüz kişiden doksan dokuzu ölür! Onlardan her biri, kurtulanın ben olacağımı umarım diye temenni eder.”<br />
<br />
Buhari 6973<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
Bu altın dağ ile kastedilen petrol değildir. Ebu Abiyye’nin İbni Kesir’in tefsirine yaptığı dipnotta söylediği gibi. Bunun birçok ciheti vardır.<br />
<br />
1) Onun hakkındaki kesin ifade “Altın bir dağ” diye gelmiştir. Petrol ise hakikatte altın değildir! Altın, bilinen bir madendir.<br />
<br />
2) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nehrin suyunun çekileceğini, altından bir dağın ortaya çıkacağını ve insanların onu göreceğini haber vermiştir. Petrol, yerin dibinden, derin mesafelerden aletlerle çıkartılıyor.<br />
<br />
3) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) denizler ve nehirler içinde Fırat nehrini özel kılmıştır. Birçok bölgede olduğu gibi petrol yerden çıkartıldığı gibi denizden de çıkartılıyor.<br />
<br />
4) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hazinenin çıkartıldığında insanların birbirlerini öldüreceklerini haber vermiştir. Fırat’tan yahut başka yerden petrol çıkartıldığında insanlar birbirleriyle savaşmamışlardır.<br />
47) Yağmurların Çok Olması, Fakat Nebatın Az Olması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine kıldan yapılmış evlerin dışında hiçbir evin akmaksızın engel olamadığı yağmur yağmadan kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/262, 7567, İbni Hibban 6770<br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıtlık senesi, yağmurun yağmadığı sene değildir! Fakat kıtlık senesinde yağmur yağdırılır, yağdırılır da yeryüzü hiç nebat bitirmez!”<br />
<br />
Müslim 2904<br />
48) Medine’nin, Şerlileri Yok Etmesi ve Ahir Zamanda Harabeye Dönmesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, o zamanda kişi, amcaoğlunu ve yakınını, gel bolluk memleketine gidelim diye çağırır. Bilmiş olsalardı, Medine onlar için daha hayırlı idi. Nefsimi elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, Medine halkından biri oradan hoşlanmayarak çıkarsa, muhakkak ki, Allah ondan daha hayırlısını Medine’de halef kılacaktır. Haberiniz olsun ki, Medine şehri demirci körüğüne benzer. Kötü olanı çıkarır atar. Medine şehri, demirci körüğünün demirin kirini dışarı attığı gibi şerli/kötü kimseleri dışarı atmadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 1752<br />
49) Beytü’l-Haram’a Saygısızlık Edilip Kâbe’nin Yıkılması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Haceru’l-Esved ile Makam-ı İbrahim arasında bir kimseye biat edilir. Beytullah’ta/Kabe’de savaşı onun ehlinin gayrı hiç kimse helal saymayacaktır! Onlar orayı helal saydığı zaman, Arapların helak edilişini sorma! Sonra Habeşliler gelir, orayı öyle bir harap ederler ki, ondan sonra bir daha tamir edilmez! Kâbe’nin hazinesini de onlar çıkartır.”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/291, Albânî Sahiha 579<br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kâbe’yi Habeşlilerden iki cılız bacaklı kimse tahrip edecektir!”<br />
<br />
Buhari 1532<br />
<br />
Mekke’de birçok kez savaş meydana gelmiştir. Bunların en büyüğü ise Şia fırkası Gırmıtîlerin hicri dördüncü yüzyılda yaptıklarıdır. Onlar, tavaftaki Müslümanları öldürmüşler, Haceru’l-Esved’i yerinden söküp memleketlerine götürmüşlerdi de uzun bir müddet sonra geri iade edildi.<br />
50) Mü’minin Rüyasının Doğru Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Zaman yaklaştığında mü’minin rüyası yalan çıkmaz! Mü’minin rüyası nübüvvetin kırk altı cüzünden biridir!”<br />
<br />
Buhari 6889<br />
51) Yazının Çoğalıp Yaygınlaşması<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten hemen önce sadece özel insanlara selam verilir ve ticaret yaygınlaşır, hatta kadın, ticarette kocasına yardım eder! Akrabalık bağları kesilir, yalancı şahidlik yapılır, hak şahidliği gizlenir ve kalem ortaya çıkar.”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/407<br />
<br />
Amr bin Tağleb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
‘Malın çoğalıp yaygınlaşması, ticaretin yaygın olması, ilmin zahir olması kıyamet alametlerindendir! Hatta bir adam bir şeyi satar da:<br />
<br />
−‘Hayır, filan oğullarının tüccarına danışmadan olmaz!’ der. Koca mahallede bir kâtip aranırda bulunmaz!”<br />
<br />
Nesei 4434<br />
<br />
Şeyh Hamud şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadisin manası, Allah en iyisini bilir bilgi öğrenme vesileleri olan kitapların ortaya çıkmasıdır. Nitekim zamanımızda fazlaca çıkmış ve dünyanın bütün köşelerine yayılmıştır. Bununla birlikte insanlar arasında cehalet ortaya çıkmıştır. Kur’an ve Sünnet bilgisi olan faydalı ilim azalmıştır. Kitapların çokluğu insanlara hiçbir şey kazandırmamıştır. Bu zamanda bilginin yayılma yollarından biri de internettir!”<br />
52) İslam’ın Teşvik Ettiği Sünnetlerin Hafife Alınması<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir adamın mescide uğrayıp da orada iki rekât namaz kılmaması kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Kebir 2/296<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Mescidlerin yol gibi kullanılması kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 9576<br />
53) Hilalin Dolgun Gözükmesi<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Hilalin dolgun gözükmesi, kıyamet saatinin yakınlık alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Kebir 10/198<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Hilalin dolgun gözükmesi, kıyamet saatinin yakınlık alametlerindendir! Bir günlük hilal görülür ve ona iki günlük denir.”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 6864, Taberani Mucemu’s-Sagîr 877<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir günlük görülen hilale, iki günlüktür, denmesi kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 9376, Albânî 5775<br />
54) Ani Ölümlerin Çoğalması<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ani ölümlerin ortaya çıkması, kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 9376<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu olay zamanımızda rastlanan şeylerdendir. İnsanlar arasında ani ölümler çoğalmıştır. Bir kimseyi sağlıklı, sağlam olarak görüyorsun sonra duyuyorsun ki, aniden ölmüş. Şu anda insanlar buna kalp krizi diyorlar. Akıllı kimse, ani ölüm gelmeden tevbe edip Allah’a yönelendir.”<br />
55) Kadınların Çok Olup Erkeklerin Az Olması<br />
<br />
Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Size öyle bir hadis söyleyeceğim ki, onu benden sonra hiç kimseden duyamazsınız! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlmin azalması, cehaletin ve zinanın ortaya çıkması, kadınların çoğalması ve erkeklerin az olması kıyametin alametlerindendir! Nihayet elli kadın için bir erkek idareci olur!”<br />
<br />
Buhari 240<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu durumun sebebi, fitnelerin çoğalması, erkek ölümlerinin çok olmasıdır. Çünkü kadınlar değil erkekler harbe gider. Yine fetihlerin çok olup bunun neticesinde esirlerin çok olacağına ve bir adamın birçok cariye elde edeceğine işarettir.”<br />
<br />
Ben derim ki; Bu görüşte şüphe vardır! Çünkü Ebu Musa (Radiyallahu Anh) hadisi, erkeklerin azalacağını belirtmiştir:<br />
<br />
‘Erkeklerin az kadınların çok olmasından...’<br />
<br />
Müslim 1012<br />
<br />
Bana zahir olan odur ki, bu sırf kıyamet alametlerindendir, başka harici bir sebepten kaynaklanmamaktadır. Allah (Azze ve Celle) ahir zamanda erkek doğumlarının az olmasını, kız doğumlarının çok olmasını takdir edecektir. Kadınların çok olması, cehaletin ortaya çıkıp ilmin kaldırılması alametine uygundur.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, elli kadın şeklinde belirtmesi sayının gerçek manada kastedilmesini ihtimal ettiği gibi, çokluğu belirtmek için mecaz da olabilir.<br />
<br />
Ebu Musa (Radiyallahu Anh)’ın rivayeti hadis bu görüşü teyit eder:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Tek bir adamı kırk kadının takip ettiğini görürsün!”<br />
<br />
Müslim 1012<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, nübüvvet alametlerinden bir alamettir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olacak şeyleri önceden haber vermiştir. Haber verdiği şey, özellikle zamanımızda ortaya çıkmıştır.”<br />
56) Yalanın Çoğalması ve Haber Naklederken Doğruluğuna Dikkat Edilmemesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ümmetimin sonunda bazı insanlar olacak! Size, ne sizin ne de babalarınızın duymadığı şeyleri haber vereceklerdir! Sizleri onlardan şiddetle sakındırırım!”<br />
<br />
Müslim 6<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ahir zamanda çok yalancı deccaller olacak! Size, ne sizin ne de babalarınızın duymadığı haberler getireceklerdir! Sizleri onlardan sakındırıyorum! Sakın sizi sapıtıp fitneye düşürmesinler!”<br />
<br />
Müslim 7<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Garip hadiseler zamanımızda ne kadar da çok. Bazı insanlar yalan söylemekten, doğruluğunu bilmediği sözleri nakletmekten hiç geri durmuyorlar! İşte bu insanları sapıtma ve fitneye düşürmedir. Bundan dolayı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları tasdik etmekten sakındırmıştır!”<br />
57) Yalancı Şahidliğin Çoğalması ve Doğru Şahidliğin Azalması<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten hemen önce yalancı şahidlik yapılır ve hak şahidlik gizlenir!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/407<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hadiste geçen ‘zûr şahidliği’ bilerek yalan söylemek demektir. Yalancı şahidlik etmek, haklının hakkını gizlemek, hak üzere şahidlik yapmamak da yine haklının hakkını iptal etmektir. Yalancı şahidlik yapılması, buna karşılık hak üzere şahidliğin yapılmaması zamanımızda çokça rastlanan şeylerdendir.”<br />
58) İnsanlar Arasında Yabancılaşmanın Ortaya Çıkması<br />
<br />
Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kıyamet hakkında sordular. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Kıyametin bilgisi Rabbimin katındadır. O’nun vaktini Rabbimden gayri hiç kimse bildiremez! Fakat ben size kıyametin hemen öncesinde meydana gelecek alametleri haber vereyim. Kıyametin hemen öncesinde fitne ve herc olacaktır!”<br />
<br />
Sahabeler dediler ki:<br />
<br />
−Ya Rasulallah! Fitneyi biliyoruz. Ama herc nedir? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Habeşlilerin dilinde öldürmektir. İnsanlar arasına yabancılaşma atılır. Neredeyse kimse, kimseyi tanımaz hale gelir!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 5/389<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“İnsanlar arasında fitneler, karışıklıklar ve savaşlar çıkınca yabancılaşma baş gösterdi. İnsanların yanında madde ön plana çıktı, herkes kendi menfaatleri için çalıştı, başkalarının iyilik ve hakları göz ardı edildi, sonuç olarak o pis enaniyet yayıldı. İnsanlar kendi heva ve şehvetleri doğrultusunda yaşamaya başladı. Allah için sevme, iyilik ve takva üzere yardımlaşmayı oluşturan iman kardeşliği kalmadı.”</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadislerdeki Kıyametin Küçük Alametleri</span></span><br />
<br />
1) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Gönderilmesi<br />
<br />
Sehl bin Saad es-Saidi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), işaret ve orta parmağını birleştirdi ve şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ben, kıyametle şu ikisi gibi gönderildim.”<br />
<br />
Buhari 5406, Müslim 2950<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dimiştir:<br />
<br />
“Kıyametin alametlerinin ilki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in gönderilmesidir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ahir zaman Nebisidir. Kendisi ile kıyamet arasında başka bir Nebi olmadığı halde gönderilmiştir.”<br />
2) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Vefat Etmesi<br />
<br />
Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki, bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”<br />
<br />
Buhari 6/2967<br />
3) Beytu’l-Makdis’in Fethi<br />
<br />
Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”<br />
<br />
Buhari 2967<br />
<br />
Beytu’l-Makdis’in fethi, Raşit Halife Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın zamanında hicretten on beş sene sonra gerçekleşmiştir.<br />
4) Amvas Vebası<br />
<br />
Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”<br />
<br />
Buhari 2967<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in koyun kırımı (veba salgını) buyruğu hayvanların yakalandığı bir hastalıktır. Hayvanların burunlarında bir akıntı olur, akabinde hemen ölürler. Kıyametin bu alameti, Ömer (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde, Kudüs şehrinin fethinden sonra, Amvas vebasında ortaya çıkmıştır.”<br />
5) Fitnelerin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Musa el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin hemen önünde karanlık gecenin parçaları gibi fitneler olacak! Orada kişi mü’min olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak! Yine mü’min olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabahlayacaktır! O fitneler zamanında, oturan kişi ayakta olandan, yürüyen kişi koşandan hayırlıdır. Okunuzu kırınız, kirişinizi kesiniz, kılıçlarınızı taşa vurunuz! Sizin yanınıza biri zorla girerse ev sahibi kimse, Âdem’in iki oğlundan en hayırlısı gibi olsun!”<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), burada, Âdem (Aleyhisselam)’ın iki oğlundan öldüren Kâbil gibi değil de mazlum olarak öldürülen Hâbil gibi olsun demek istiyor.<br />
<br />
Ebu Davud 4259, İbni Mace 3961<br />
<br />
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in münadisi: ‘Namaz toplayıcıdır!’ diye nida etti. Biz, hemen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in etrafına toplandık.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Benden önceki her Nebiye, ümmeti lehine bildiği iyiliği onlara emretmesi ve onlar aleyhine bildiği şerri de yasaklaması hak olmuştur. Bu sizin ümmetinizin afiyeti, ilk dönemlerde kılındı. Sonunculara ise belalar ve hoşlanmayacağı işler isabet edecektir. Fitneler arka arkaya gelir de sonra ki fitne öncekinden daha büyük olur ve öncekini hafif bırakır. Fitne gelir de mü’min bir kimse:<br />
<br />
−‘Beni helak edecek fitne budur’ der. Sonra o fitne gider ve yine fitne gelir de mü’min kul:<br />
<br />
−‘İşte beni helak edici fitne budur, işte budur’ der. Herkim ateşten uzaklaştırılıp cennete girdirilmeyi isterse; Allah’a ve ahiret gününe iman eder halde ölüm kendisine gelsin ve insanlara kendisine yapılmasını istediği şeyi yapsın!”<br />
<br />
Müslim 1844<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Karanlık gecenin parçaları gibi olan fitnelerden önce amellerde birbirinizle yarışın! O fitnelerde, kişi mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak akşama erer. Yahut kişi mü’min olarak akşamlar, kâfir olarak sabaha erer ve dini dünyalık bir meta karşılığında satar.”<br />
<br />
Müslim 118<br />
6) İlmin Kaldırılması ve Cehaletin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Size bir hadis söyleyeyim, onu benden sonra kimse tahdis edemez! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlmin azalması ve cehaletin ortaya çıkması kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Buhari 239, 240<br />
<br />
Şakik (Rahmetullahi Aleyh) şöyle anlatıyor:<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud ve Ebu Musa (Radiyallahu Anhum) ile beraberdim. O ikisi şöyle naklettiler:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten hemen önce cehalet indirilir ve ilim kaldırılır!”<br />
<br />
Buhari 6931, Müslim 2672<br />
7) Mescidlerin Süslenmesi ve İnsanların Mescidlerle Övünmeleri<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanların mescid/cami inşa ederek övünmeleri, kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Ebu Davud 449, İbni Mace 739<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanlar yapılan mescidlerle/camilerle övünürler. Sonra da oraları çok az (ibadet ve ilimle) ihya ederler!”<br />
<br />
Buhari 541, Fethu’l-Bari 2/67<br />
<br />
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:<br />
<br />
“Sizler, Yahudi ve Hristiyanların mabetlerini süsledikleri gibi mecidleri/camileri süsleyeceksiniz!”<br />
<br />
Buhari 541<br />
<br />
Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mescidinin tavanı hurma yaprakları ve soyulmuş hurma dallarıyla örtülüydü.”<br />
<br />
Buhari 541, Fethu’l-Bari 2/67<br />
<br />
Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh), mescidin yapılmasını emretti ve ustaya şöyle dedi:<br />
<br />
“İnsanları yağmurdan koru! Kırmızı ve sarı renkleri kullanmaktan kaçın! Aksi takdirde insanları fitneye düşürürsün!”<br />
<br />
Buhari 541, Fethu’l-Bari 2/67<br />
<br />
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelir ki, mescidlerde toplanırlar da içlerinde mü’min yoktur!”<br />
<br />
Hakim el-Müstedrek 8414<br />
<br />
Abdurrahman Keylanî şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bugün insanlar mescidleri kırmızıya sarıya boyamakla kalmadılar, elbise nakışı gibi nakışla süslemeye kadar gittiler! Melikler, halifeler mescid inşa ettirmede ve süslemede birbirlerine övünmeye başladılar! Hatta bu işte acayip dereceye geldiler.”<br />
<br />
Münavi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Mescidleri süslemek, Mushafları yaldızlamak yasaklanmış bir harekettir. Çünkü böyle yapmak kalbi meşgul eder. Huşudan, tefekkür ve Allah’ın karşısında boyun bükmekten kalbi oyalar. Şafii âlimlerine göre, Kâbe bile olsa mescidleri altınla, gümüşle süslemek haramdır! Başka bir şeyle süslemekse ise mekruhtur!”<br />
8) Emanetin Kaybolması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bir mecliste konuşurken bir bedevi geldi ve:<br />
<br />
Kıyamet ne zaman? diye sordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) konuşmasına devam etti. Oradakilerden bazısı:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bedevinin dediğini duydu ama hoşlanmadı, dediler. Bazısı da:<br />
<br />
Hayır, işitmedi, dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sözünü bitirince şöyle buyurdu:<br />
<br />
“O, kıyameti soran nerededir?”<br />
<br />
Bedevi:<br />
<br />
−Ben buradayım, Ey Allah’ın Rasulü! dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Emanet kaybolduğu zaman, kıyameti bekle!”<br />
<br />
Bedevi:<br />
<br />
−Emanetin kaybolması nasıldır? diye sordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“İş ehli olmayana havale edilirse kıyameti bekle!”<br />
<br />
Buhari 214<br />
9) Geçmiş Ümmetlerin Yollarına Uyulması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ümmetim, geçmiş ümmetlerin yoluna karış karış, kulaç kulaç uymadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Sahabeler:<br />
<br />
−Ey Allah’ın Rasulü! Fars ve Rumların yoluna mı? dediler.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“İnsanlardan sadece onları kastediyorum!”<br />
<br />
Buhari 7201<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Karış ve kulaç ile onlara uymanın çok olacağı örneklendirilmek istenmektedir. Burada kastedilen, küfürde onlara uymak değil, günah ve bir takım hükümlere muhalefette onlara uymaktır. Bu da, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in açık bir mucizesi olup onun haber verdiği gibi vuku bulmuştur.”<br />
<br />
Muhlib (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ümmetinin, geçmiş ümmetler gibi sonradan uydurulan bid’atlara ve hevalarına uyacaklarını bildirmiştir. Birçok hadiste, kıyamete yakın kimselerin şerli kimseler olduğunu ve kıyametin de sadece en şerli insanlar üzerine kopacağını söylemiştir. Dinin kıvamı ve ayakta duruşu ise dinî ilimlerde yetişmiş değerli kimselerin yanında, onlarla birlikte olacağını haber vermiştir.”<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sakındırıp uyardığı birçok hâdise vuku bulmuştur. Kalanları da vuku bulacaktır.”<br />
10) Malın Çoğalıp Yaygın Olması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi buyurdu:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle:<br />
<br />
“Aranızda mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz! Hatta mal sahibi, sadakasını kim kabul eder diye tasalanır. Nihayet mal sahibi, sadakayı bir kimseye arz eder de kendisine arz edilen; Benim mala ihtiyacım yoktur, der!”<br />
<br />
Buhari 1339<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadiste üç hale işaret vardır.<br />
<br />
Birinci Hal: Sadece malın çoğalmasına işaret vardır. Bu hal, sahabe zamanında gerçekleşmiştir. Çünkü hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Aranızda mal çoğalır.”<br />
<br />
İkinci Hal: Malın çokluğundan dolup taşmasına işarettir. Yani kimse, diğerinin malını almaya tenezzül etmez hale gelmiştir. Bu da sahabe asrının sonlarında, tabiin asrının başlarında meydana gelmiştir. Çünkü hadiste, mal sahibi tasalanır ifadesi vardır. Bu, Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh) dönemine uygulanabilir.<br />
<br />
Üçüncü Hal: Malın haddinden fazla bollaşıp herkesin zengin olacağına işarettir. Mal sahibi sadakasını kabul edecek kimse bulamamaktan tasalanacak. Hatta sadakayı hak etmeyen birine arz edecek de o kimse almaktan çekinerek, mala ihtiyacım yoktur! diyecek.<br />
<br />
Bu zaman, İsa (Aleyhisselam) zamanıdır. Bu sonuncu halin şu şekilde olması da muhtemeldir. Ateş çıkar, insanlar mahşere toplanma işi ile meşgul olurlar. Hiç kimse mala iltifat etmez. Aksine olabildiğince azaltmaya çalışır.”<br />
11) Arap Arazilerinin Bahçelikler ve Nehirlere Dönmesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz! Nihayet bir kimse malının zekâtını çıkarır da, kabul eden kimse bulamaz! Arap arazileri, bahçelikler ve nehirlere dönmeden kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Müslim 3/201<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, Arap arazileri, bahçelikler ve nehirlere dönmeden…’ ifadesinin manası:<br />
<br />
İnsanlar arazileri bırakacak ve arazilerden yüz çevirecekler. Ziraat yapılmayan ve sularından içilmeyen bir şekilde boş kalacak. Bu da erkeklerin azlığı, harplerin çokluğu, fitnelerin peş peşe çıkması, arzuların azlığı, boş vaktin olmaması ve bunlara önem verilmemesi sebebiyledir.”<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil ise şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bana zahir olan görüşe göre, İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh)’in yorumunda şüphe vardır. Çünkü Arap toprakları suyu az, nebatı olmayan, kurak bir yerdir. Sularının çoğu yağmur sularından ve kuyulardan sağlanmaktadır. Eğer sahipleri, arazileriyle meşgul olmayıp ziraat yapmazlarsa arazileri bahçeliklere ve nehirlere dönüşmez.<br />
<br />
Hadisin zahiri şuna delalet eder:<br />
<br />
Arap beldelerinde sular çoğalacak, hatta akarsular olacak. Bunlarla da nebat bitecek. Bahçeler, ormanlar meydana gelecek. Bu asırda nehir gibi akan pınarların çıkması ve bunlarla birçok ziraat yapılması bunu kuvvetlendirir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği olacaktır.”<br />
<br />
Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Tebük gazvesinde şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sizler inşallah yarın, Tebük pınarına varacaksınız. Sizler o pınara kuşluk vakti girmedikçe asla gitmeyeceksiniz. Sizden Herkim o pınarın yanına giderse ben gelmedikçe suya el sürmesin!”<br />
<br />
Nihayet pınarın yanına geldik. İki adam bizden önce suya gelmişlerdi. Pınarın suyu, ayakkabı tasması gibi içerden akıyordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) pınarın yanına önceden gelen iki kişiye:<br />
<br />
−Bu pınarın suyuna el sürdünüz mü? diye sordu. Onlar:<br />
<br />
−Evet, dediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara kızdı ve Allah’ın dilediği kadar ağır sözler söyledi. Sonra insanlar, elleri ile azar azar su aldılar ve suları bir kapta topladılar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o kapta ellerini ve yüzünü yıkadı. Sonra o suyu pınarın içine iade etti. Bunun üzerine pınar bol bol akmaya başladı. Nihayet insanlar suya kandılar. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Ya Muaz! Şayet uzun bir hayat yaşarsan buraların bahçelerle dolduğunu görmen muhtemeldir.”<br />
<br />
Müslim 7/160<br />
<br />
Allâle Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadisin müjdeleri ortaya çıkmıştır. Arap yarımadasının bazı yerlerinde Allah’ın bolca ihsan ettiği hayır ve bereketlerden, sulama aletleriyle çöl arazisinin ortasından bol miktarda su çıkarılıyor. Yine bazı mahalli gazetelerde okuduğumuza göre, Fırat nehrini Arap yarımadasına taşıma gibi bir düşünce var. Umulur ki var olma yoluna çıkmıştır, bekleyenler için yarınlar yakındır.”<br />
12) Ay’ın İkiye Bölünmesi<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştı ve ay ikiye bölündü.”<br />
<br />
Kamer Suresi 1<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Ay ortadan bölündü ve iki parça haline geldi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Şahid olunuz, şahid olunuz!”<br />
<br />
Buhari 4812, Müslim 2801<br />
13) Hicaz’da Bir Ateşin Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Hicaz arazisinde bir ateş çıkıp bu ateş Busra’daki develerin boyunlarını aydınlatana kadar kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 6972, Müslim 2902<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bizim zamanımızda (654 yılında) Medine’de bir ateş çıkmıştı. Medine’nin doğu tarafında, Harre’nin arka tarafında çıkan çok büyük bir ateşti. Şam’ın tamamında ve diğer beldelerde herkes tarafından biliniyordu. Bana, bunu gören bir Medine’li haber vermişti.”<br />
<br />
İbni Kesir (Rahmetullahi Aleyh)’de şunları nakleder:<br />
<br />
“Busra’da yaşayan bedevilerden çoğu Hicaz’da çıkan bu ateşin ışığının develerin boyunlarını aydınlattığına şahid olmuşlardır.”<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh)’de şöyle demiştir:<br />
<br />
“Kurtubi ve diğer âlimlerin anladığı gibi bana göre bu hadisten anlaşılan ateş, Medine’nin arka sokaklarında çıkan ateştir. Ancak insanları mahşere toplayan ateş başka bir ateştir.”<br />
14) Nebi Olduğunu İddia Edenlerin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yaklaşık otuz kadar yalancı deccal çıkmadıkça kıyamet kopmaz! Bunların hepsi kendilerinin Allah’ın Rasulü olduklarını iddia edeceklerdir!”<br />
<br />
Buhari 3380<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ahir zamanda bir takım yalancı deccallar olacaktır! Sizin ve babalarınızın işitmediği hadisler getirirler. Sizleri onlardan şiddetle sakındırıyorum! Onlar, sakın sizleri sapıtıp fitneye düşürmesinler!”<br />
<br />
Müslim 7<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zamanının sonlarında buyruğunun doğruluğu anlaşılmıştır. Yemame’de Müseylime, Yemen’de Esved el-Ansi çıkmıştır. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde Esed oğullarından Tuleyha çıkmıştır. Temim oğullarından Secah çıkmıştır. Şebib bin Rib’î, ki Secah’ın özel danışmanı ve hocasıydı, onun hakkında yazdığı şiirde şöyle diyor:<br />
<br />
“Nebimiz kadın oldu onun etrafında dolaşıyoruz.<br />
<br />
Diğer insanların Nebileri ise erkekler olmuştur.”<br />
<br />
Esved el-Ansi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından önce öldürülmüştür. Müseylime, Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın hilafeti döneminde öldürülmüştür. Tuleyha, tevbe edip sahih rivayete göre Ömer (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde Müslüman olarak vefat etmiştir. Secah’ın da tevbe ettiği sabittir, tarihî haberleri nakledenlerin nakillerinde mevcuttur.<br />
<br />
Sonraları ilk Nebi olduğunu iddia eden Muhtar bin Ebi Ubeyd Sakafi’dir. Muhtar, Abdullah bin Zubeyr’in hilafetinin başlarında Kûfe’yi ele geçirmiştir. Ehl-i Beyt’i sevdiğini ileri sürerek insanları Hüseyin (Radiyallahu Anh)’ın katillerini bulmaya çağırmıştır. İnsanlar da ona tabi olmuşlardır.<br />
<br />
Muhtar, Hüseyin (Radiyallahu Anh)’ın katline karışan yahut yardım edenlerin birçoğunu öldürmüş, insanlar da onu sevmişlerdir. Sonra Nebilik iddia etmesini şeytan ona süslü göstermiştir. Muhtar da kendisine Cibril (Aleyhisselam)’ın geldiğini söylemiştir.<br />
<br />
Yalancı Haris de Nebilik iddia edenlerdendir. Abdullah bin Mervan’ın hilafetinde ortaya çıkmış ve öldürülmüştür. Abbasîlerin hilafetinde bir grup da Nebilik iddia etmiştir.<br />
<br />
Hadiste kastedilen, sıradan Nebilik iddia eden değildir. Kuşkusuz bu gibileri sayılmayacak kadar çoktur. Çoğunda bu delilik vb. gibi sebeplerden meydana gelmiş olabilir. Hadiste kastedilen Nebilik, kendini savunabilecek güçlü taraftarları olan ve insanların Nebi olabilir diye hakkında şüphe ettiği kimselerdir.<br />
<br />
Zamanımızda Hindistan’da Gulam Ahmed Kadıyani çıkmış, Nebi olduğunu, beklenen Mesih olduğunu, İsa (Aleyhisselam)’ın gökte diri olmadığını ve bunun gibi daha birçok saçma batıl iddialarda bulunmuştur. Allah (Azze ve Celle), âlimlerden bir cemaati ona reddiye yapmaları için muvaffak kılmıştır. Âlimler, onun alçaklığını ve yalanını ortaya çıkarmışlardır. Sonunda gebermiştir, Allah’a hamd olsun.<br />
15) Türklerle Savaş Yapılması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Müslümanlar, Türklerle muharebe etmeden kıyamet kopmaz! Onlar, öyle bir kavimdir ki yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibidir. Kıl elbiseler giyerler ve kıl ayakkabılar içinde yürürler.”<br />
<br />
Buhari 2742, Müslim 2912<br />
<br />
Amr bin Tağleb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Şüphesiz sizin, keçe ayakkabılar giyen bir kavimle savaşmanız kıyamet alametlerindendir! Sizin, yüzleri geniş ve deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan kavimle savaşmanız kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Buhari 2741<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Müslümanlar, Emeviler döneminde Türklerle savaşmışlardır. Türklerle Müslümanlar arasında tampon bir bölge bulunuyordu. Azar azar toprakları fethedilip onlardan esir alınınca, krallar, onlardaki kuvvet ve kudrete meylettiler. Hatta Abbasi halifesi Mutesim’in askerlerinin çoğu Türklerdendi. Sonra Türkler ona galip geldiler ve oğlu Mütevekkil’i öldürdüler.<br />
<br />
Sonra diğer oğullarını da teker teker öldürdüler. Deylem memleketi karışıncaya dek bu böyle devam etti. Sonra Türklerden şamanist krallar, yabancı memleketlere galip geldiler. Sonra Memlûkilere Sebeketkin ailesi galip geldiler. Sonra Selçuklular bölgeye hâkim oldular. Bunların toprakları Irak, Şam ve Rum topraklarına kadar uzamıştı. Sonra onların tebaasından kalanları Zengiler, Eyyubîler, Şam’da Türkler (yerli halktan) fazla oldular. Mısır, Şam ve Hicaz topraklarına hâkim oldular.<br />
<br />
Beşinci yüzyılda Selçuklulara, Guz kabilesi karşı çıktı. Beldeleri harap ettiler, insanlara saldırdılar. Sonra daha büyük musibet Tatarlar ortaya çıktı. Cengiz Han’ın çıkışı altıncı yüzyıldan sonradır. Özellikle doğu tarafı onun sayesinde devamlı tutuşturulan bir ateşe dönmüştür. Onların şerrinin ulaşmadığı hiçbir belde kalmamıştır. Sonra Bağdat’ın harap edilmesi ve Halife Mustesim’in 656 yılında öldürülmesi onların eliyle gerçekleştirilmiştir.<br />
<br />
Sonra onların kalanları yeryüzünü harap etmeye devam etmişlerdir. Nihayet onların sonuncusu El-Lenk bu kelimenin manası topal demektir. İsmi Timur’dur. Şam diyarını dolaşmış, orayı ifsat etmiş Suriye’nin başkenti Dımeşk’i yaktırmıştır. Hatta orası temelleri üzerine göçmüş, harabeye dönmüştü. Rum topraklarına ve Hindistan’a girmiştir. Allah, onun ruhunu kabzedene kadar uzun müddet yaşamıştır. Sonra oğulları ülkeyi paylaşmışlardır. Anlattığım bu olayların geneli ile Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haberinin doğruluğu ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kanture oğulları, ümmetimden mülkünü alacak ilk kimselerdir.”<br />
<br />
Hadiste Kanture oğulları ile kastedilen Türklerdir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in “ümmetim” ifadesiyle kastettiği nesep ümmetidir, davet ümmeti değildir! Yani Arapları kastetmiştir. Allah en iyisini bilir. Bunun üzerine Tatarlar hicri yedinci asrın başlarında ortaya çıkmışlardır. Onlar Türklerdendir. Çünkü Türklerin vasıflarında olan özellikler Tatarlara uyar.<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bunların tamamı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mucizelerindendir. Türklerle savaş yapılmıştır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onların vasıflarını şöyle zikrediyor:<br />
<br />
Gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık, yüzleri geniş, sanki deri üzerine deri kaplanmış kalkan gibi kıldan ayakkabı giyerler.<br />
<br />
Bunların tamamı bizim zamanımızda var olmuştur. Müslümanlar, birçok kere onlarla savaşmışlardır. Kerim olan Allah’tan akıbetimizi tüm Müslümanlar için hayır etmesini, işlerinde ve sair hallerinde onlara daima lütufta bulunmasını ve korumasını diliyoruz. Salât ve selam, heva ve hevesinden değil, sadece kendisine vahiy edileni konuşan Rasule olsun.”<br />
16) Yabancı Milletlerle Savaşılması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Siz, yabancı milletler, Huz ve Kirman kabileleri ile savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Onların yüzleri kırmızı, burunları basık, gözleri küçüktür. Sanki yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibidir. Ayakkabıları da keçedir.”<br />
<br />
Buhari 3368<br />
<br />
Bu hadiste, Huz ve Kirman kabileleri zikredilmiştir. Vasıfları Türklere benzese de bunlar Türk değildirler.<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, Türklerle yapılan savaşı anlatan hadis değildir! Her iki hadisin arası ise her iki taifenin de çıkacağını uyarmak olarak cem edilir.”<br />
17) Güvenliğin Yaygınlaşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir yolcu, yolu kaybetme endişesi dışında hiçbir şeyden korkmadan, Irak ile Mekke arasında gidinceye kadar kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/370<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu hadisi, sahabe zamanında Müslümanların fethettiği beldelere İslam ve adalet yayılınca gerçekleşmiştir.<br />
<br />
Hadisin bu hükmünü ibni Adiyy (Radiyallahu Anh)’in hadisi de teyit eder.<br />
<br />
İbni Adiyy (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında iken bir adam gelip fakirlikten şikâyet etti. Sonra biri gelip eşkıyalar tarafından yol kesilmesinden şikâyet etti. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Ey Adiyy! Sen Hire şehrini gördün mü?”<br />
<br />
Ben:<br />
<br />
−Hayır, görmedim ama hakkında bana haber verildi, dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Sana hayat uzun olursa bir kadının mahfili içinde Hire’den yolculuk edip Allah’tan başka kimseden korkmadan gelip Kâbe’yi tavaf edeceğini görürsün!”<br />
<br />
Buhari 3370<br />
<br />
Bu hadisin hükmü, ikinci kez şerrin, zulmün ve haksızlığın yerini iyilik ve adaletin alacağı zaman yani Mehdî ve İsa (Aleyhisselam)’ın zamanında olacaktır.<br />
<br />
İbni Adiyy (Radiyallahu Anh) hadisinde bahsedilen güven içinde Hire’den Mekke’ye yolculuk etmek fiilen sahabe zamanında gerçekleşmiş ve ibni Adiyy (Radiyallahu Anh) hadisinin devamında zikredilmektedir. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) hadisinde bir kişinin, Irak’tan Mekke’ye, yolu kaybetmenin dışında hiçbir şeyden korkmadan gidip gelmesi kıyamet alameti olarak zikredilmiştir. Dolayısıyla bu, kıyamet saatine yakın bir zamanda meydana gelecektir. (Mütercim)<br />
18) Güvenlik Güçlerinin ve Zalimlerin Avenelerinin Çok Olması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ömür sana uzun olursa ellerinde sığırkuyrukları gibi bir şeyler bulunan topluluğu görmen yakındır! Onlar, sabahtan öğleye kadar Allah’ın gazabında yol alırlar! Öğleden akşama kadar da Allah’ın kızgınlığında yürürler!”<br />
<br />
Müslim 2857<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ateş ahalisinden iki sınıf vardır ki ben onları görmedim. Bir topluluk ki yanlarında sığırkuyrukları gibi bir takım kırbaçlar var, onlarla insanlara vuruyorlar!”<br />
<br />
Müslim 2128<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, Nebilik mucizelerinden biridir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği şey gerçekleşmiştir. Kırbaçlılara gelince onlar polis ve benzeri emniyet mensuplarıdır.”<br />
19) Faizin Yaygınlaşması<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki kimse malı helalden mi? Haramdan mı? Kazandığını önemsemeyecektir!”<br />
<br />
Buhari 1926<br />
<br />
Günümüz insanları, bankaların faize dayalı işlemlerinin çokça artmasıyla oluşan durumunu düşünürse, Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiğine ne kadar uygun olduğunu görür.<br />
20) Zinanın Yaygınlaşması<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın ortaya çıkması kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Müslim 2671, Buhari 240<br />
<br />
Bundan daha büyüğü, zinanın helal sayılmasıdır!<br />
<br />
Ebu Malik el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ümmetimden bir takım topluluklar olacak, onlar zina etmeyi, ipek elbise giymeyi, içkiyi ve çalgı aletlerini mubah sayacaklardır!”<br />
<br />
Buhari 5650<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, nübüvvet alametlerinden bir alamettir. Çünkü o, olacak şeyleri haber vermiştir. Özellikle bu zamanda aynen haber verdiği şeyler meydana gelmiştir.”<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh)’in zamanında o alametler çıkmışsa, bizim zamanımızda daha yaygın olması doğaldır.<br />
<br />
Şeyh Hamud (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Kendini İslam’a nispet eden birçok beldede zina için özel mekânlar yapılmıştır. O özel yerlerin dışında zaten yaygındır. Aksine bundan daha kötüsü, bu zamanda, fahişelere fuhuş yapmaları için özel merciler tarafından ruhsat veriliyor olmasıdır.”<br />
21) Çalgı Aletlerinin Ortaya Çıkması ve Helal Sayılması<br />
<br />
Sehl bin Saad es-Saidi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ahir zamanda yere batma, taşlanma ve suret değişmesi olacaktır!”<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
−Bu ne zamandır? Ey Allah’ın Rasulü! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Çalgı aletleri ve şarkıcılar ortaya çıktığındadır!”<br />
<br />
Tirmizi 2309<br />
<br />
Bu alamet, geçmiş asırlarda ortaya çıkmıştır. Günümüzde daha çoğalmış ve yaygınlaşmıştır. Hadiste işaret edildiği gibi, şarkıcı erkekler ve kadınlar çoğalmıştır. Bundan daha büyük musibetse birçok insanın çalgı aletlerini helal saymasıdır. Böyle olanlara, ‘suretleri değişecek, taşlanarak helak olacaklar ve yere batırılacaklar’ diye tehdit vardır.<br />
<br />
Ebu Malik el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ümmetimden bir takım kavimler gelecek; zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgı aletlerini mubah sayacaklar! Yine bir takım topluluklar bir dağın yanına konaklayacaklar. Onlara ait koyun sürüsü ile çoban her sabah onlara gelecek. Bunlara bir fakir ihtiyacı için gelecek de ona;<br />
<br />
−‘Bize yarın gel’ diyecekler. Allah dağı geceleyin onların üzerine indirip bir kısmını helak edecek, diğerlerini de kıyamet gününe kadar maymunlar ve domuzlar şekline çevirecektir!”<br />
<br />
Buhari 5650<br />
22) İçkinin Çok İçilmesi ve Helal Sayılması<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın ortaya çıkması kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Buhari 240<br />
<br />
Ebu Malik el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):<br />
<br />
“Ümmetimden bir takım kavimler gelecek; zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgı aletlerini mubah sayacaklar. Yine bir takım topluluklar bir dağın yanına konaklayacaklar. Onlara ait koyun sürüsü ile çoban her sabah onlara gelecek. Bunlara bir fakir ihtiyacı için gelecek de ona;<br />
<br />
−‘Bize yarın gel’ diyecekler. Allah dağı geceleyin onların üzerine indirip bir kısmını helak edecek, diğerlerini de kıyamet gününe kadar maymunlar ve domuzlar şekline çevirecektir!”<br />
<br />
Buhari 5650<br />
<br />
İbni Arabî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadisteki mananın ‘içkinin helal olduğuna inanırlar’ şeklinde olması muhtemeldir. Ya da bu, önemsememekten kinaye olabilir. Yani helal bir şeyi önemsemedikleri gibi içkiyi de önemsemeden içerler.”<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ne kadar doğru söylediği zamanımızda ortaya çıkıyor. Bütün kötülüklerin anasına, ‘alkollü içecekler’ diyorlar. Daha beteri ise bazı İslamî beldelerde açıktan satılması ve alenen içilmesidir! Uyuşturucu maddelerin benzeri görülmemiş şekilde yaygınlaşması çok büyük tehlike ve bozulmanın sinyallerini vermektedir. Önce de sonra da emir Allah’a aittir.<br />
23) Yüksek Binaların Yapılması<br />
<br />
Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Cebrail (Aleyhisselam), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda ona şöyle cevap vermişti:<br />
<br />
−“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir!”<br />
<br />
Cebrail (Aleyhisselam):<br />
<br />
−‘Bana kıyametin alametlerini söyle,’ dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Cariyenin efendisini doğurması, çıplak, fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir!”<br />
<br />
Müslim 8<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Çöl ahalisi ya da onlar gibi yoksul ve muhtaç kimselere dünya malının yayılıp genişlemesidir. Nihayet onların yüksek bina yapmakta birbirlerine övünür hale gelmeleridir.”<br />
<br />
Nevevi Müslim Şerhi 1/159<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu alamet, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zamanına yakın bir vakitte meydana gelmiş alametlerdendir. Yüksek bina yapmakta yarışmanın manası ev yaptıran kimsenin evinin yüksekliğinin diğerinin evinden fazla olmasını istemesidir. Burada kastedilen, evlerin süslenmesinden insanların birbirlerine övünmeleridir şeklinde olabilir. Ya da daha genel mana olabilir. Bunların çoğu zamanımızda bulunmaktadır ve artmaya devam etmektedir.”<br />
<br />
İbni Hacer Fethu’l-Bari 13/88<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği durum, bizim zamanımızda daha bariz ortaya çıkmıştır. İnsanlar yüksek bina yapmakta birbirleriyle yarış içine girdiler. Hatta bu iş, gökdelenler yapmaya kadar gitti.<br />
24) Cariyenin Efendisini Doğurması<br />
<br />
Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Cebrail (Aleyhisselam), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle cevap vermişti:<br />
<br />
−“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir!”<br />
<br />
Cebrail (Aleyhisselam):<br />
<br />
−‘Bana kıyametin alametlerini söyle,’ dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Cariyenin efendisini doğurması, çıplak, fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir!”<br />
<br />
Müslim 8<br />
<br />
Âlimler arasında bu alamet hakkında görüş ayrılığı vardır.<br />
<br />
Birinci Görüş: Hattabî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Cariyenin efendisini doğurmasının anlamı şudur; İslam beldelere yayılır, cariyeler çoğalır ve insanlar cariyelerinden çocuk sahibi olurlar. Bir adamın cariyesinden olan kızı, kendi annesinin efendisi olur. Çünkü babanın mülkü takdirde çocuğa döner.”<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) bu görüşü âlimlerin çoğunun kabul ettiğini söyler.<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Fakat Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu manayı kastediyor olmasında şüphe vardır. Cariyelerden çocuk edinmek, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bunu bildirdiği zamanda da mevcuttu. Şirk beldelerine girilmesi ve zürriyetlerinin esir alınıp köleleştirilmesi İslam’ın ortalarında olmuştur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in buyruğunda geçen ‘kıyamet alametleri’ sözü henüz olmamış, kıyamete yakın zamanda meydana gelecek olaylara işarettir.”<br />
<br />
İkinci Görüş: Kralları cariyelerin doğurmasıdır. Doğuran kadın, kralın tebaasından olur, kral da tebaasının efendisidir.<br />
<br />
Üçüncü Görüş: Şüpheli bir birleşmeyle cariye, efendisinden başka bir kimseden çocuk meydana getirir ya da cariye, bir köleyle nikâhlı olarak veya zina ederek bir çocuk dünyaya getirir. Sonra bu iki hal çerçevesinde sahih bir satışla cariye başkasına satılır. Nihayet o, satılıp alınarak ellerde dolaşır ve onu, dünyaya getirdiği oğlu veya kızı kendisini satın alır da onun efendisi olur.<br />
<br />
Dördüncü Görüş: Çocukların anne babalarına asi olup kötü davranmalarının çoğalmasıdır. Yani çocuk, annesine, efendinin kölesine davrandığı gibi muamele eder. Hakir görme, kızma, dövme ve kendisine hizmet ettirme gibi… Bu olaya mecazen cariyenin efendisini doğurması denilmiştir. Ya da kastedilen, terbiye veren efendi şeklinde ise o zaman hakikat olur.<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bana göre kapsamlı oluşundan dolayı, bu görüş, diğer görüşlerden daha isabetlidir. Çünkü böylesi bir durum, bu olayın var olmasıyla birlikte ortamın alışılagelmemiş bir şekilde bozulacağına işaret ediyor.<br />
<br />
Bu olay kıyametin yakında kopacağına işaret eder. Sonra işlerin tam tersine döneceğine, terbiye edenlerin terbiye edilen durumuna, alçakların yüksek durumuna geleceklerine işarettir. Bu görüş, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in diğer alametteki koyun çobanlarının yüksek bina sahibi olmaları alametine uygundur.”<br />
<br />
Beşinci Görüş: Cariyeler, ahir zamanda erkeğin yakını, sırdaşı olarak işaret edilecektir. Büyük bir adamın altında cariye olacak, hür kadın olmayacaktır. Bundan dolayı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözüne şu sözünü bitiştirmiştir:<br />
<br />
“Çıplak koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışacakların görmendir!”<br />
25) Öldürme Olaylarının Çoğalması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Herc çoğalmadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
−Herc nedir? Ey Allah’ın Rasulü! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Öldürmedir, öldürmedir!”<br />
<br />
Buhari 6974, Müslim 8/417<br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Nefsimi elinde bulunduran zata yemin ederim ki insanlar üzerine, katil neden öldürdüğünü maktul de neden öldürüldüğünü bilmediği zaman gelmeden dünyanın sonu gelmez!”<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
−Bu nasıldır? Ey Allah’ın Rasulü! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−Herc meydana geldiği zamandır. Öldüren de öldürülen de ateştedir!”<br />
<br />
Müslim 2908<br />
<br />
Son asırlarda, milletler arasında çıkan çetin savaşlarda binlerce insan yok olup gitmiştir. Hatta biri diğerini öldürüyor da onu buna sevk eden şeyi bilmiyordu. İşte böylece Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haberinin doğruluğu ortaya çıkıyordu.<br />
26) Zamanın Yaklaşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlim sökülüp alınmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman yaklaşmadıkça, öldürmek sadece öldürmekten ibaret olan herc çoğalmadıkça, sizde mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 986<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Zaman yaklaşıncaya hatta bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi, bir gün bir saat gibi, bir saat de ateşte kuru otun yanması gibi oluncaya dek kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Tirmizi 2434<br />
<br />
Zamanın yaklaşması hakkında âlimlerin birçok görüşleri vardır:<br />
<br />
Birinci Görüş: Bununla kastedilen, zamanda bereketin azalmasıdır. İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu olay bizim zamanımızda meydana gelmiştir. Günlerimiz o kadar hızlı geçiyor ki daha önceki asırlarda zamanın böyle hızlı geçtiğini duymadık.”<br />
<br />
İkinci Görüş: Burada kastedilen, Mehdî ve İsa (Aleyhisselam) zamanıdır. İnsanların hayattan zevk almaları, emniyetin yaygınlaşması ve adaletin galip gelmesidir. Çünkü insanlar bolluk günlerini uzun olsa da kısa görür, zor günleri kısa olsa da uzun sayarlar.<br />
<br />
Üçüncü Görüş: Dinin azlığından dolayı insanların hallerinin birbirine yakın olmasıdır. Nihayet günahların aleniliği, günahkârların çokluğu sebebiyle onlardan iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan kimse bulunmaz.<br />
<br />
Dördüncü Görüş: Hadiste kastedilen mana; Uzakları yakın eden ulaşım araçlarının, hızlı hava ve kara taşıtlarının çoğalmasıyla insanların birbirlerine yakın olmalarıdır.<br />
<br />
Beşinci Görüş: Burada kastedilen gerçek manada zamanın hızlanması ve kısalmasıdır. Bu da ahir zamanda olacaktır.<br />
<br />
İbni Ebi Hamza şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hadiste zamanın yaklaşması ile kastedilen, ‘Bir yıl bir ay gibi olana kadar kıyamet kopmaz!’ şeklinde buyrulduğu üzere zamanın kısalması madden yahut manen olabilir.<br />
<br />
Madden kısalması, henüz zuhur etmemiştir ve muhtemelen kıyamete yakın zamanda meydana gelecek işlerdendir. Manen kısalmasına gelince, zahir olduğundan beri üzerinden bir süre geçmiştir. Bunu, ilim sahipleri ve dünyevî bilgi sahiplerinden kıvrak zekâlılar bilirler. Daha önceleri yapa geldikleri miktarda işleri şu anda yapmaya güç yetiremiyorlar. Bundan hep şikâyet ediyorlar ve bunun sebebini bilmiyorlar.<br />
<br />
Muhtemelen bu, birçok yönden dine zıt işlerin meydana çıkmasından kaynaklanan iman zayıflığından olmaktadır. Bundan daha kötüsü, sırf haram olan yahut içerisinde haram katkısı açık olan gıda maddeleridir ki insanların çoğu bunu fazla önemsemiyorlar, elde etmeye ne zaman güçleri yetse hemen alıyorlar. Vakıa şudur ki, zamanda, rızıkta ve nebatta bereket, ancak imanın kuvvetlenmesi, emredilene uyma ve yasaklanandan kaçınma yolundan geçer. Bu sözümüze Yüce Allah’ın şu buyruğu şahidlik eder:<br />
<br />
“Eğer o beldelerin ahalileri iman etmiş ve sakınmış olsalardı elbette onların üzerine yerin ve göğün bereket kapılarını açardık!”<br />
<br />
Araf Suresi 96<br />
27) Çarşıların Yaklaşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Fitneler aleni olup yalan çoğalıncaya ve çarşılar yaklaşıncaya kadar kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/519<br />
<br />
Şeyh Hamud şöyle demiştir:<br />
<br />
Çarşıların yaklaşması, zayıf bir hadiste çarşıların kesata uğraması ve kazancının azalması şeklinde tefsir edilmiştir. Ancak Allah en iyisini bilir bize zahir olan, zamanımızda meydana gelen şeylere işaret vardır. İnsanlar, kara ve hava taşıtlarıyla yahut sesleri ileten radyo ve cep telefonları gibi araçlarla birbirlerine yaklaştılar. Bu aletlerle çarşılar birbirine yakınlaştı.<br />
<br />
Nerede fiyatlarda bir değişiklik olsa dünyanın ücra köşelerindeki insanlar biliyorlar. Fiyatlarda artış varsa onlar da arttırıyorlar, iniş varsa onlar da indiriyorlar. Herhangi bir tüccar, araba ile birkaç günlük yürüyüş mesafesindeki uzak şehirlerin çarşılarına gidiyor. İhtiyacını giderip aynı gün içerisinde dönüyor. Yine bir aylık yürüyüş mesafesindeki uzak şehirlere uçakla gidiyor, aynı gün içerisinde dönebiliyor. Çarşılar üç yönden birbirine yaklaşmıştır:<br />
<br />
1) Fiyat artışı ve düşüşü gibi şeylerin çabuk öğrenilmesi yönünden.<br />
<br />
2) Mesafesi çok uzun olsa da bir çarşıdan diğerine çabuk gidip gelme yönünden.<br />
<br />
3) Esnafın birbirine fiyat bakımından yakın olması, çarşı ahalisinin fiyat artırımı ya da indiriminde birbirlerine uymaları yönündendir. Allah en iyisini bilendir.<br />
28) Bu Ümmette Şirkin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Devs kabilesinin kadınları kalçalarını, Zü’l-Halasa putunun etrafında çalkalanmadıkça etmedikçe kıyamet kopmaz!’”<br />
<br />
Buhari 697, Müslim 2906/51<br />
<br />
Zü’l-Halasa: Yemame’de Hasam oğullarının tazim edip tavaf ettiği ve Yemame Kâbe’si ismi verdikleri evin ismidir. Bu eve, bu isim, içerisindeki Zü’l-Halasa isimli insan şeklindeki heykelden dolayı verilmiştir. Cahiliyede insanlar onun önünde saygıyla durur, onu tazim eder ve kurban kesip taparlardı. (Mütercim)<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu hadiste bildirdiği olay vaki olmuştur. Devs kabilesi ve etrafındaki Araplar, o beldelere cehalet dönünce Zü’l-Halasa hakkında fitneye düştüler. O putu ilk haline getirip Allah’ı bırakarak ona tapmaya başladılar. Bu hal, Muhammed bin Abdulvahhab (Rahmetullahi Aleyh) tevhide çağırmaya başlayana dek devam etti.<br />
<br />
Müteakiben İmam Abdülaziz bin Muhammed Suud (Rahmetullahi Aleyh), tevhid davetçilerini onlara gönderdi. Davetçiler, o putu yıktılar. Sonra Suud ailesinin Arap yarımadasında hâkimiyeti bitince o dönemde bazı cahiller tekrar Zü’l-Halasa’ya tapmaya başladılar. Sonra melik Abdülaziz bin Abdurrahman Suud bölgeye hâkim olunca ordudan bir birlik gönderip putu yıktırdı ve tamamen onun izini sildi. Allah’a hamd olsun. Şirk göstergeleri çoktur. Sadece taşlara, ağaçlara ve kabirlere tapınmakla sınırlı değildir. Onlardan biri de tağutları Allah’a benzer tutmaktır!<br />
29) Fuhşiyatın Ortaya Çıkması, Akrabalık Bağlarının Kesilmesi ve Kötü Komşuluk<br />
<br />
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Fuhuş, akrabalık bağlarının kesilmesi ve kötü komşuluk ortaya çıkıncaya kadar kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/162<br />
<br />
Şeyh Yusuf şöyle demiştir:<br />
<br />
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği bu alamet de ortaya çıkmıştır. İşlediği günahı konuşmayı hiç önemsemeyen, işlediği günaha karşılık çekeceği azabı basite alan insanlar arasında fuhuş çok yaygınlaşmıştır. Akrabalık bağları koptu, akraba akrabayı aramıyor. Aralarında bir kopukluk ve uzaklık meydana geldi. Kötü komşuluğa gelince, söyle söyleyebileceğini! Nice komşu, komşusunu tanımıyor ve halini sormuyor!”<br />
30) Yaşlıların Gençleşmesi<br />
<br />
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ahir zamanda öyle bir topluluk olacak ki, güvercin göğsü gibi sakallarını ve saçlarını siyaha boyayacaklar! Onlar cennetin kokusunu duyamazlar!”<br />
<br />
Ebu Davud 4212, Ahmed bin Hanbel Müsned 1/273<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
Hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği bu alamet de bizim zamanımızda ortaya çıkmıştır. Bu hareket sakalların ve saçların siyaha boyanması erkekler arasında yaygınlaştı.<br />
<br />
Bize zahir olan Allah en iyisini bilir Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, güvercin göğsü gibi buyurması şu andaki bazı Müslümanların halini benzetmedir. Onları sakallarını güvercin göğsü gibi yaparken görürsün. Yanak taraflarını tıraş ederler ve çene kısımlarını biraz bırakırlar. Sonra da onu siyaha boyarlar, tıpkı güvercin göğsü gibi olur.<br />
31) Aşırı Cimrilik ve Hırsın Çoğalması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Zaman yaklaşır, amel eksilir, insanlara aşırı cimrilik ve hırs atılır!..”<br />
<br />
Buhari 6023<br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Aşırı cimrilik ve hırsın ortaya çıkması, kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 748<br />
32) Ticaretin Çoğalması ve Kadının Ticarette Kocasına Yardım Etmesi<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin hemen öncesinde sadece özel insanlara selam verilir, ticaret yaygınlaşır, hatta kadın, ticarette kocasına yardım eder!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/407<br />
<br />
Amr bin Tağleb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Malın yaygınlaşıp çoğalması ve ticaretin yaygın olması kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Nesei 4434<br />
<br />
Bu iş de meydana gelmiştir. Ticaret çoğaldı, ticarete kadınlar da ortak oldular. İnsanlar, mal toplamakta fitneye düştüler ve bu konuda birbirleriyle yarış içine girdiler.<br />
33) Depremlerin Çoğalması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlim sökülüp alınmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman yaklaşmadıkça, öldürmek sadece öldürmekten ibaret olan herc çoğalmadıkça, sizde mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 986<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Doğuda, batıda, birçok beldede depremler meydana gelmiştir. Bize zahir olan, hadiste bildirilen depremlerin genel ve devamlı olmasıdır.”<br />
34) Yere Batırılma, Suret Değiştirilme ve Taşlanma Olaylarının Vaki Olması<br />
<br />
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bu ümmetin sonunda yere batırılma, suret değiştirilme ve taşlanma olacaktır!”<br />
<br />
Aişe (Radiyallahu Anha) diyor ki:<br />
<br />
−Ya Rasulallah! Aramızda salih kimseler olduğu halde helak olur muyuz? diye sordum. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Evet, çirkin işler baş gösterdiği vakit!”<br />
<br />
Tirmizi 2280<br />
<br />
Yere batırılma, asrımızdan önce, doğuda, batıda, birçok yerde meydana gelmiştir. Zamanımızda yeryüzünün değişik yerlerinde de yere batırılma hadiseleri vaki olmuştur.<br />
35) Salih İnsanların Yok Olması<br />
<br />
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah Azze ve Celle yeryüzünden hayır ehli salih kullarını kabzetmedikçe kıyamet kopmaz! Müteakiben yeryüzünde kendilerinde hiçbir hayır olmayan şerli insanlar kalır ki onlar da ne bir iyiliği bilirler ne de bir kötülüğü reddederler!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/210<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Salihlerin yok olması, günahların çoğaldığı, iyiliği emretmenin, kötülüğü yasaklamanın terk edildiği zamandır.”<br />
36) Sefillerin Yüksek Makamlara Gelmeleri<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanların üzerine öyle hayırsız yıllar gelir ki, o zamanda yalan söyleyen kişi doğrulanır, doğru söyleyen kişi yalanlanır! Haine güvenilir, emin kimseye güvenilmez! O zamanda Rüveybida konuşur!”<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
−Rüveybida nedir? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Sefih kimse genelin işi hakkında konuşur!”<br />
<br />
İbni Mace 4036, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1887<br />
<br />
Cebrail hadisinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Çıplak, koyun çobanlarının insanların başı olduğunu gördüğün zaman, o, kıyamet alametlerindendir!”<br />
<br />
Buhari 203<br />
<br />
İbni Recep şöyle demiştir:<br />
<br />
“Cahil ve kaba kimseler olarak yalın ayak, çıplak koyun çobanları, insanların başı, mal ve servet sahibi olduğunda din ve dünya düzeni bozulur. Çünkü daha önceden fakir iken sonradan melik olan, ister mülkü genel olsun ister özel olsun o insanlara hakkını vermez.<br />
<br />
Aksine onların üzerinde bulunmaktan dolayı kendini onlara tercih eder. Bir de cahil ve kaba bir insansa bu sıfatlarla dini de ifsat eder. Çünkü o, insanların dinlerini ıslaha ve onu öğrenmelerine önem vermez. Aksine mal biriktirmeye ve onu çoğaltmaya önem verir. Dini ifsat ettiğine aldırış etmez. Onların ihtiyaçlarının karşılanmasını önemsemez.”<br />
<br />
Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir adam için ne akıllıdır, ne zariftir, ne tedbirlidir denir. Hâlbuki onun kalbinde hardal tanesi kadar iman yoktur!”<br />
<br />
Buhari 6419<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu alamet de zamanımız Müslümanları arasında gerçekleşmiştir. İnsanların en fâsıkı olduğu halde, din ve emaneti en az olduğu halde bir kimse için ne akıllı, ne ahlaklı diyorlar, ona en güzel vasıfları yakıştırıyorlar. Oysa o kimse, Müslümanlara düşman da olabiliyor, İslam’ı yıkmaya da çalışabiliyor. Güç ve kuvvet, Aliyy ve Azîm olan Allah’ındır.”<br />
37) Sadece Tanıdıklara Selam Verilmesi<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir adamın diğerine, sadece tanıdığı için selam vermesi kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/405<br />
<br />
Yine Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten hemen önce, sadece özel kimselere selam verilir!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/419<br />
<br />
Şeyh Hamud diyor ki:<br />
<br />
“Bu iki hadisteki alametin doğruluğu bizim zamanımızda ortaya çıkmıştır. Bu olaya birçok beldede rastladık.”<br />
38) Küçüklerin Yanında İlim Aranması<br />
<br />
Ebu Ümeyye Cumehî (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Üç şey kıyametin alametlerindendir, onlardan biri de ilmin, küçüklerin yanında aranmasıdır!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Kebir 22/361<br />
<br />
Nakledildiğine göre, Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“İnsanlar kendilerine Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arkadaşlarından ve büyüklerden gelen ilme yapıştıkları müddetçe salihler olarak kalırlar. İlim onlara küçüklerinden gelince helak olurlar!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Kebir 9/114<br />
39) Giyinik Çıplakların Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Cehennem ehlinden iki sınıf insan vardır ki, ben onların benzerini görmedim! Bir topluluk ki, yanlarında sığırkuyruklarına benzer bir takım kamçılar var, bunlarla insanlara vurmaktadırlar! Bir de giyinik olduğu halde çıplak, meyleden erkekleri kendilerine meylettiren, başları Horasan develerinin hörgücüne benzer kadınlardır! Bunlar cennete giremezler! Cennetin kokusunu dahi duyamazlar! Kuşkusuz ki, cennetin kokusu şu kadar, şu kadar mesafeden alınır.”<br />
<br />
Müslim 2128<br />
<br />
İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, nübüvvet mucizelerindendir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in aynen buyurduğu şekilde vaki olmuştur. Hadisteki giyinik çıplaklara gelince onda birkaç yön vardır.<br />
<br />
Birincisi: Allah’ın nimetinden giyinirler, şükründen çıplaktırlar.<br />
<br />
İkincisi: Elbise olarak giyiniktirler, ancak hayır işlerinde ahirete önem verme ve ibadetlere özen gösterme gibi işlerde çıplaktırlar.<br />
<br />
Üçüncüsü: Güzelliğini göstermek için bedeninin bir kısmını açarlar. Bunlar giyinik çıplaktır.<br />
<br />
Dördüncüsü: Vücudunun iç kısmını belli eden ince elbiseler giyerler. Bunlar giyinik çıplaktır. Meyleden ve kendine meylettiren kadınlara gelince, onlar hakkında; Allah’a itaat, namuslarını korumak ve benzeri hususlardan yüz çevirenlerdir, denilmiştir.<br />
<br />
Meylettirenler: Yaptıklarını başkalarına öğretenlerdir. Yürürken kibirlenerek yürüyenlerdir. Omuzlarını sallayıp salınarak yürüyenlerdir, denilmiştir.<br />
<br />
Meyledenler: Hayat kadınları gibi saçlarını tarayanlardır. Erkeklere meylederler, gösterdikleri süsleriyle de erkekleri kendilerine meylettirirler.<br />
<br />
‘Başları deve hörgücü gibidir…’ cümlesinin manası:<br />
<br />
Başa örtülen eşarp ve benzeri bez parçalarıyla başların büyük gösterilmesidir. Hatta deve hörgücüne benzetilmiştir. Hadisin tefsirinde en meşhur olan budur. Bu hadis, asrımızda şahid olunan bir hareketi haber vermektedir.<br />
<br />
Zamanımızda kadınların saçlarını düzenleyen, güzelleştirerek değişik modellerde şekiller veren kuaför adlı salonlar kurulmuştur. Şer artıp büyümüş, birçok kadın Allah’ın kendilerine bağışladığı saçla yetinmeyip yapma saç satın alıyorlar. Allah yardımcımız olsun!<br />
40) Yırtıcı Hayvanların ve Cansız Varlıkların İnsanlarla Konuşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Bir kurt, koyun sürüsüne gelip sürüden bir koyun kaptı. Çoban da koyunu kurttan çekip aldı. Kurt bir tepeye çıkıp çömelerek oturdu. Sonra çobana:<br />
<br />
−Sen Allah’ın bana rızık olarak verdiğini benden aldın, dedi. Adam:<br />
<br />
−Allah’a yemin olsun ki, bugünkü gibi böyle konuşan bir kurdu görmemiştim, dedi. Kurt, çobana:<br />
<br />
−Bundan daha hayret vericisi, iki kara taşlık arasındaki hurmalıklarda bir adam, geçmişteki olmuş şeyleri ve bundan sonra olacak şeyleri haber veriyor, dedi. Adam Yahudi idi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelip olanları haber verdi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o adamı tasdik etti ve sonra şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten önceki alametlerden bir alamet de kişi (evinden) çıkar, ayakkabısı yahut kamçısı ailesinin kendinden sonra neler yaptığını haber vermeden dönmemesi yakındır!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/306<br />
<br />
Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Nefsim elinde bulunduran zata yemin ederim ki, yırtıcı hayvanlar insanlarla konuşmadan, kamçısının ucu ayakkabısının kemeri kişi ile konuşmadan ve kişinin uyluğu arkasında ailesinin ne yaptığını kendisine bildirmeden kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Tirmizi 2272<br />
<br />
Şeyh Hamud şöyle demiştir:<br />
<br />
“Yırtıcı hayvanların insanlarla konuşması, kamçının, ayakkabının, insanın uyluğunun kendisiyle konuşması, ağaçların ve taşların Yahudileri göstermesi gibi kıyamet alametleridir. Bu olayların hiçbiri mecazi değildir, hakikat olarak gerçekleşecektir!”<br />
41) Musibetlerin Şiddetinden Dolayı Ölümün Temenni Edilmesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir adam diğerinin kabri yanından geçerken keşke şunun yerinde ben olsaydım demeden kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 6970<br />
<br />
İbni Battal (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Fitneler ortaya çıktığı zaman kabirdekilere gıpta edilir ve ölüm temenni edilir. Bu, ancak batıl ve ehlinin galip gelmesinden, günahların ve münkeratın ortaya çıkmasından ve dinin elden gitmesinden korkulduğu içindir.”<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu temenni, herkes için genel bir hüküm değildir! Hayır ehli için özel bir durumdur. Diğerleri ise diniyle alakalı olmasa da canına, ailesine yahut malına gelen bir musibet sebebiyle böyle bir temennide bulunabilir.”<br />
<br />
Zeynuddin Irakî şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu olayın her beldede, her zamanda bütün insanlarda olması gerekmez. Aksine bu temenniyi herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde bazı kimseler yaptığında mutabakat sağlanmış olur. Temenninin kabirlere uğramayla ilişkilendirilmesinde, o zamanın insanlarının çok şiddetli fesat içinde olduklarını hissettirme vardır.<br />
<br />
Şöyle ki kişi bazen kötü halini göz önünde bulundurarak ölümü temenni edebilir. O, bir ölüyü seyredip kabirleri görünce tabii olarak ondan irkilir, korkuyla kaçar ve ölümü temenni etmez. Şiddet güçlenip fazlalaştığı zaman kabrin vahşeti vb. olumsuzluklar onu ölümü temenni etmekten vazgeçiremez!<br />
<br />
Bununla beraber ölümü temenni etmenin yasak oluşu da bu temenniyi ortadan kaldırmaz. Çünkü bu hadisin anlamı, gelecekte olacak bir olayı haber vermektir. Bu sebeple ölümü temenni etmeyi yasaklayan şer’i hükümle çelişmez!”<br />
42) Rumların Çok Olması ve Müslümanlarla Savaşmaları<br />
<br />
Müstevrid Kureşi, Amr bin As’ın yanında iken ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim:<br />
<br />
“Rumlar, insanların en çoğuyken kıyamet kopar!”<br />
<br />
Amr bin As:<br />
<br />
−Söylediğine dikkat et, dedi. Müstevrid:<br />
<br />
−Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den duyduğumu söylüyorum, dedi.<br />
<br />
Müslim 2898<br />
<br />
Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”<br />
<br />
Buhari 2967<br />
<br />
Nafi bin Utbe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
“Biz bir gazvede Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Orada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den dört kelime ezberledim. Onları daima elimde hazır tutuyorum.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:<br />
<br />
“Sizler Arap yarımadasını fethetmek için savaş yapacaksınız, Allah onun fethini nasip edecek. Sonra Fars diyarının fethi için savaşacaksınız, Allah onun da fethini nasip edecek. Sonra Rumlarla savaşacaksınız, Allah onun da fethini müyesser kılacak. Sonra Deccalle savaşacaksınız, Allah onun da zaferini nasip edecek.”<br />
<br />
Nafi:<br />
<br />
−Ey Cabir! Biz, Rumlara karşı zafer kazanılana kadar deccalin çıkacağını zannetmiyoruz, dedi.<br />
<br />
Müslim 2900<br />
<br />
Müslümanlarla Rumlar arasında meydana gelecek harbin vasfı da gelmiştir. İmam Müslim (Rahmetullahi Aleyh)’in Sahih’inde, Cabir bin Yuseyr (Radiyallahu Anh)’dan şöyle naklediyor:<br />
<br />
Kûfe’de kırmızı bir rüzgâr esmişti. Derken Ey Abdullah ibni Mes’ud! Kıyamet saati geldi, demekten başka bir konuşma ve hali olmayan bir adam çıkageldi.<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) dayanmakta iken doğruldu, oturdu ve:<br />
<br />
−Miras taksim olunmaz hale gelmedikçe ve ganimetle sevinilmedikçe kıyamet kopmaz, dedi. Sonra:<br />
<br />
−Şu taraftan diyerek Şam tarafını gösterdi. Sonra:<br />
<br />
−Müslümanlar aleyhine bir düşman toplanır, dedi. Ben:<br />
<br />
−Rumlar mı? diye sordum. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh):<br />
<br />
−Evet, dedi. Sonra devamla:<br />
<br />
−İşte bu savaş sırasında şiddetli bir saldırı olur. Müslümanlar ölüme şartlanmış ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini ileri sürerler. Bunlar gece girip de savaşamayacakları ana kadar düşmanla savaşırlar. Netice de Müslümanlar da düşman da döner. İki ordudan hiçbiri galip değildir. Öncü birlikler yok olup gitmişlerdir.<br />
<br />
Sonra Müslümanlar yine en öne ölüme şartlanmış ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini çıkarırlar. Aralarına gece girip de çarpışmaya mani olana kadar bunlar savaşırlar. Gece basınca İslam ordusu da düşman ordusu da geri çekilirler. Her iki tarafın da öncü birlikleri yok olup gittikleri halde iki ordudan hiçbiri galip değildir.<br />
<br />
Sonra Müslümanlar yine ölüm kalım harbi yapacak, ancak galibiyetle dönecek öncü birliğini çıkarır. Ordular akşama kadar harp ederler. Akşam olunca İslam ordusu ile düşman ordusu geri çekilirler. Öncü birlikleri yok olup gittiği halde iki taraftan hiçbiri galip değildir.<br />
<br />
Artık dördüncü gün olunca İslam ordusundan kalanlara hücum ederler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, hezimeti düşman üzerine yazar. Öyle muazzam bir savaş olur ki benzeri görülmemiştir. Hatta bir kuş onların yanından uçsa, bir türlü onları geride bırakamaz. Nihayet ölü olarak yere düşer. Bir baba, yüz fert olan oğullarını harbe gönderir, nihayet onlardan sadece bir kişinin sağ kaldığını görür.<br />
<br />
Artık hangi ganimete sevinilsin, hangi miras taksim edilsin? Onlar bu durumda iken daha büyük bir kötülük çıktığını duyarlar. Birisi onlara gelerek: Deccalin onların zürriyetleri içinde çıktığını, onlara halef olduğunu ilan eder. Bunun üzerine İslam orduları ellerindeki ganimetleri bırakırlar ve vatanlarına dönerler. On kişilik süvari grubunu öncü olarak gönderirler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ben o süvarilerin isimlerini, babalarının isimlerini ve atlarının renklerini de bilmekteyim. Onlar o zaman yeryüzündeki süvarilerin en hayırlılarıdır (yahut en hayırlılarındandır)”<br />
<br />
Müslim 2899<br />
<br />
İbni Munir (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bugüne kadar Rumlar bu sayıda karada savaşmamışlardır. Bu olay henüz meydana gelmemiştir. Bu hususta müjde ve uyarı vardır. Fakat bu ordunun çokluğu ile beraber zafer Müslümanlarındır.<br />
<br />
Yine bu hadiste Müslümanların ordu sayısına da işaret vardır. Şu anda olduğundan kat kat fazla olacaktır. Bu savaş, ahir zamanda ve Deccal çıkmadan önce Şam’da vuku bulacaktır. Hadisler buna işaret etmektedir. İstanbul’un fethine hazırlık olarak Müslümanlar Rumlara karşı zafer kazanacaklardır.”<br />
43) İstanbul’un Fethedilmesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir tarafı denizde bir tarafı karada olan bir şehir (İstanbul) duydunuz mu?”<br />
<br />
Sahabeler:<br />
<br />
−Evet, ya Rasulallah! dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“İsmail oğullarından yetmiş bin kişi o beldede (yani İstanbul’da) savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Oraya geldikleri vakit kılıçla savaşmazlar ve ok da atmazlar! La ilahe illallahu Allah-u Ekber derler, şehrin deniz tarafı düşer. Sonra yine La ilahe illallahu Allah-u Ekber derler, şehrin diğer tarafı düşer. Sonra üçüncü defa La ilahe illallahu Allah-u Ekber derler, onlar için bir gedik açılır da, onlar da şehre girerek ganimet elde ederler. Onlar ganimetleri taksim ederken birisi gelir de; Deccal çıkmıştır! diye bağırır. Onlar da her şeyi bırakıp geri dönerler!”<br />
<br />
Müslim 2920<br />
<br />
İstanbul’un savaşsız olarak fethedilmesi henüz meydana gelmemiştir! Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle diyor:<br />
<br />
“Konstantiniye’nin/İstanbul’un fethi kıyametin kopmasıyla beraberdir.”<br />
<br />
Tirmizi’nin şeyhi Mahmud bin Gaylan (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, gariptir! Konstantiniye/İstanbul, Rumların şehridir. Deccal’in zamanında fethedilecektir. Konstantiniye, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabının bir kısmı zamanında fethedilmiştir.”<br />
<br />
Tirmizi 2340<br />
<br />
Doğrusu sahabe zamanında İstanbul fethedilmemiştir! Muaviye’nin, oğlu Yezid’i aralarında Ebu Eyyub el-Ensarî (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu bir ordu ile İstanbul’a göndermiştir. Ancak fetih başarılamamıştır. Sonra Mesleme bin Abdulmelik, İstanbul’u kuşatmıştır. O da fethi başaramamıştır. Ancak İstanbul’da bir mescid yaptırmak üzere idarecilerle anlaşmıştır.<br />
<br />
Ahmed Şakir (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“İstanbul’un yakın yahut uzak gelecekte fethedilmesi hadislerde müjdelenmiştir. O fetih, Müslümanlar yüz çevirdikleri dinlerine döndükleri zaman gerçekleşecek, sahih fetihtir. Bu asırdan önceki Türk’lerin fethine gelince bu, en büyük fethe hazırlıktır.<br />
<br />
Şu an İstanbul kafirlerin elinde sayılır! Çünkü Müslümanların elinden çıkmıştır! Nedeni ise Türk’ler orada yeni bir devlet kurmuşlardır. Bu yeni kurulan devletin, İslami bir devlet değil de lâik bir devlet olduğunu açıklamışlardır! İslam düşmanı kafir devletlerle sözleşmeler imzalamışlar ve kendi çıkardıkları küfür kanunlarıyla hükmetmişlerdir! Biiznillah, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in müjdelediği İslami fetih orada gerçekleşecektir.”<br />
<br />
Umdetu’t-Tefsir Ahmed Şakir’in ihtisar ettiği İbni Kesir Tefsiri 2/256<br />
44) Kahtanlı Birinin Ortaya Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kahtanlı bir adam çıkıp değneği (asası) ile insanları yönetmedikçe kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 3320<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in: ‘insanları asası ile yönetir,’ ifadesi insanların doğru yolda olmasından, ona bağlılıklarından ve onda bir araya gelmelerinden kinayedir. Asanın bizzat kendisi kastedilmemiştir. Bu asa, insanların Kahtanlıya boyun eğmelerinin ve onun insanlara lider olmasının bir deyimidir. Ancak asa denilmesi, Kahtanlının diktatör olmasına ve insanlara katı davranmasına da işaret olabilir.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Azatlı kölelerden Cehcah isimli biri melik olmadan gece ve gündüz gitmez! (Yani kıyamet kopmaz!)”<br />
<br />
Müslim 2921<br />
<br />
Bu, Kahtanlı Cehcah değildir! Çünkü hadiste bahsedilen Kahtanlı, hür insanlardandır! Yemen ehli, neseplerinin son bulduğu Himyer, Kinde, Hemedan ve benzeri kabilelerine ayrılan Kahtan’a nispet edilmiştir. Cehcah ise azatlı kölelerdendir. Bu görüşü, Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın naklettiği yukarıdaki hadis teyit eder.<br />
45) Yahudilerle Savaşılması, Ağaçların ve Taşların Konuşması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sizler Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Arkasında Yahudi’nin saklandığı taş:<br />
<br />
−Ey Müslüman! Arkamda bir Yahudi var, gel ve onu öldür! der.”<br />
<br />
Buhari 2740<br />
<br />
Hafız ibni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hadiste, kıyametin kopmasına yakın, ağaç ve taş gibi cansız varlıkların konuşması gibi alametlerin zuhuru anlatılıyor. Bu hadisin zahir manasına göre, adı geçen cansız varlıklar gerçek manada konuşacaklardır. Yahudilere gizlenmeleri fayda vermeyecektir, şeklinde mecazi manası da muhtemeldir, ancak birinci mana daha doğrudur.”<br />
<br />
Şeyh Hamud şöyle demiştir:<br />
<br />
“Birinci mananın doğruluğu kesindir, burada mecaz ihtimali var demek uygun olmaz! Özellikle hadislerde cansız varlıkların ve hayvanların konuştuğu, Yahudileri gösterdikleri açıkça belirtilmiştir. Bu da mecaz ihtimalini ortadan kaldırır. Cansız varlıkların konuşmalarını mecaz manaya hamletmek, ahir zamanda Yahudilerle savaşılırken çıkacak olan mucizenin varlığını ortadan da kaldırmaktır.<br />
<br />
Yahudilerle, Müslümanların savaştığı diğer kâfirleri eşit tutmaktır. Çünkü Yahudiler mutlaka ağaçların ve taşların arkasına saklanacaklardır. Bununla birlikte Yahudiler hakkında söylenen başkası hakkında söylenmemiştir. Müteakiben bu işaretle ve cansız varlıkların gerçek manada Müslümanlarla konuşup Yahudilerin yerini göstermeleriyle, Yahudilerle yapılan savaşın özelliği bilinmektedir.<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Yine gargada ağacının ‘Yahudilerin yerini haber vermeyecek’ diye diğer varlıklardan ayrı tutulması da buna işarettir. Çünkü bu ağaç, Yahudilerin ağaçlarındandır. Bu olay da konuşmanın hakikat olduğuna işaret eder. Şayet burada kastedilen, varlıkların mecazi anlamda konuşması olsaydı, gargad ağacını istisna etmede hiçbir mantık olmazdı!”<br />
46) Fırat Nehrinin, Altın Bir Dağı Saklaması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Fırat nehri, altından bir dağ açıp çıkarmadıkça kıyamet kopmaz! İnsanlar onun üzerine savaşıp birbirlerini öldürürler! Her yüz kişiden doksan dokuzu ölür! Onlardan her biri, kurtulanın ben olacağımı umarım diye temenni eder.”<br />
<br />
Buhari 6973<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
Bu altın dağ ile kastedilen petrol değildir. Ebu Abiyye’nin İbni Kesir’in tefsirine yaptığı dipnotta söylediği gibi. Bunun birçok ciheti vardır.<br />
<br />
1) Onun hakkındaki kesin ifade “Altın bir dağ” diye gelmiştir. Petrol ise hakikatte altın değildir! Altın, bilinen bir madendir.<br />
<br />
2) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nehrin suyunun çekileceğini, altından bir dağın ortaya çıkacağını ve insanların onu göreceğini haber vermiştir. Petrol, yerin dibinden, derin mesafelerden aletlerle çıkartılıyor.<br />
<br />
3) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) denizler ve nehirler içinde Fırat nehrini özel kılmıştır. Birçok bölgede olduğu gibi petrol yerden çıkartıldığı gibi denizden de çıkartılıyor.<br />
<br />
4) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hazinenin çıkartıldığında insanların birbirlerini öldüreceklerini haber vermiştir. Fırat’tan yahut başka yerden petrol çıkartıldığında insanlar birbirleriyle savaşmamışlardır.<br />
47) Yağmurların Çok Olması, Fakat Nebatın Az Olması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine kıldan yapılmış evlerin dışında hiçbir evin akmaksızın engel olamadığı yağmur yağmadan kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/262, 7567, İbni Hibban 6770<br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıtlık senesi, yağmurun yağmadığı sene değildir! Fakat kıtlık senesinde yağmur yağdırılır, yağdırılır da yeryüzü hiç nebat bitirmez!”<br />
<br />
Müslim 2904<br />
48) Medine’nin, Şerlileri Yok Etmesi ve Ahir Zamanda Harabeye Dönmesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, o zamanda kişi, amcaoğlunu ve yakınını, gel bolluk memleketine gidelim diye çağırır. Bilmiş olsalardı, Medine onlar için daha hayırlı idi. Nefsimi elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, Medine halkından biri oradan hoşlanmayarak çıkarsa, muhakkak ki, Allah ondan daha hayırlısını Medine’de halef kılacaktır. Haberiniz olsun ki, Medine şehri demirci körüğüne benzer. Kötü olanı çıkarır atar. Medine şehri, demirci körüğünün demirin kirini dışarı attığı gibi şerli/kötü kimseleri dışarı atmadıkça kıyamet kopmaz!”<br />
<br />
Buhari 1752<br />
49) Beytü’l-Haram’a Saygısızlık Edilip Kâbe’nin Yıkılması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Haceru’l-Esved ile Makam-ı İbrahim arasında bir kimseye biat edilir. Beytullah’ta/Kabe’de savaşı onun ehlinin gayrı hiç kimse helal saymayacaktır! Onlar orayı helal saydığı zaman, Arapların helak edilişini sorma! Sonra Habeşliler gelir, orayı öyle bir harap ederler ki, ondan sonra bir daha tamir edilmez! Kâbe’nin hazinesini de onlar çıkartır.”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 2/291, Albânî Sahiha 579<br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kâbe’yi Habeşlilerden iki cılız bacaklı kimse tahrip edecektir!”<br />
<br />
Buhari 1532<br />
<br />
Mekke’de birçok kez savaş meydana gelmiştir. Bunların en büyüğü ise Şia fırkası Gırmıtîlerin hicri dördüncü yüzyılda yaptıklarıdır. Onlar, tavaftaki Müslümanları öldürmüşler, Haceru’l-Esved’i yerinden söküp memleketlerine götürmüşlerdi de uzun bir müddet sonra geri iade edildi.<br />
50) Mü’minin Rüyasının Doğru Çıkması<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Zaman yaklaştığında mü’minin rüyası yalan çıkmaz! Mü’minin rüyası nübüvvetin kırk altı cüzünden biridir!”<br />
<br />
Buhari 6889<br />
51) Yazının Çoğalıp Yaygınlaşması<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten hemen önce sadece özel insanlara selam verilir ve ticaret yaygınlaşır, hatta kadın, ticarette kocasına yardım eder! Akrabalık bağları kesilir, yalancı şahidlik yapılır, hak şahidliği gizlenir ve kalem ortaya çıkar.”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/407<br />
<br />
Amr bin Tağleb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
‘Malın çoğalıp yaygınlaşması, ticaretin yaygın olması, ilmin zahir olması kıyamet alametlerindendir! Hatta bir adam bir şeyi satar da:<br />
<br />
−‘Hayır, filan oğullarının tüccarına danışmadan olmaz!’ der. Koca mahallede bir kâtip aranırda bulunmaz!”<br />
<br />
Nesei 4434<br />
<br />
Şeyh Hamud şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadisin manası, Allah en iyisini bilir bilgi öğrenme vesileleri olan kitapların ortaya çıkmasıdır. Nitekim zamanımızda fazlaca çıkmış ve dünyanın bütün köşelerine yayılmıştır. Bununla birlikte insanlar arasında cehalet ortaya çıkmıştır. Kur’an ve Sünnet bilgisi olan faydalı ilim azalmıştır. Kitapların çokluğu insanlara hiçbir şey kazandırmamıştır. Bu zamanda bilginin yayılma yollarından biri de internettir!”<br />
52) İslam’ın Teşvik Ettiği Sünnetlerin Hafife Alınması<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir adamın mescide uğrayıp da orada iki rekât namaz kılmaması kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Kebir 2/296<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Mescidlerin yol gibi kullanılması kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 9576<br />
53) Hilalin Dolgun Gözükmesi<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Hilalin dolgun gözükmesi, kıyamet saatinin yakınlık alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Kebir 10/198<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Hilalin dolgun gözükmesi, kıyamet saatinin yakınlık alametlerindendir! Bir günlük hilal görülür ve ona iki günlük denir.”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 6864, Taberani Mucemu’s-Sagîr 877<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bir günlük görülen hilale, iki günlüktür, denmesi kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 9376, Albânî 5775<br />
54) Ani Ölümlerin Çoğalması<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ani ölümlerin ortaya çıkması, kıyametin alametlerindendir!”<br />
<br />
Taberani Mucemu’l-Evsad 9376<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu olay zamanımızda rastlanan şeylerdendir. İnsanlar arasında ani ölümler çoğalmıştır. Bir kimseyi sağlıklı, sağlam olarak görüyorsun sonra duyuyorsun ki, aniden ölmüş. Şu anda insanlar buna kalp krizi diyorlar. Akıllı kimse, ani ölüm gelmeden tevbe edip Allah’a yönelendir.”<br />
55) Kadınların Çok Olup Erkeklerin Az Olması<br />
<br />
Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Size öyle bir hadis söyleyeceğim ki, onu benden sonra hiç kimseden duyamazsınız! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İlmin azalması, cehaletin ve zinanın ortaya çıkması, kadınların çoğalması ve erkeklerin az olması kıyametin alametlerindendir! Nihayet elli kadın için bir erkek idareci olur!”<br />
<br />
Buhari 240<br />
<br />
İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu durumun sebebi, fitnelerin çoğalması, erkek ölümlerinin çok olmasıdır. Çünkü kadınlar değil erkekler harbe gider. Yine fetihlerin çok olup bunun neticesinde esirlerin çok olacağına ve bir adamın birçok cariye elde edeceğine işarettir.”<br />
<br />
Ben derim ki; Bu görüşte şüphe vardır! Çünkü Ebu Musa (Radiyallahu Anh) hadisi, erkeklerin azalacağını belirtmiştir:<br />
<br />
‘Erkeklerin az kadınların çok olmasından...’<br />
<br />
Müslim 1012<br />
<br />
Bana zahir olan odur ki, bu sırf kıyamet alametlerindendir, başka harici bir sebepten kaynaklanmamaktadır. Allah (Azze ve Celle) ahir zamanda erkek doğumlarının az olmasını, kız doğumlarının çok olmasını takdir edecektir. Kadınların çok olması, cehaletin ortaya çıkıp ilmin kaldırılması alametine uygundur.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, elli kadın şeklinde belirtmesi sayının gerçek manada kastedilmesini ihtimal ettiği gibi, çokluğu belirtmek için mecaz da olabilir.<br />
<br />
Ebu Musa (Radiyallahu Anh)’ın rivayeti hadis bu görüşü teyit eder:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Tek bir adamı kırk kadının takip ettiğini görürsün!”<br />
<br />
Müslim 1012<br />
<br />
Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:<br />
<br />
“Bu hadis, nübüvvet alametlerinden bir alamettir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olacak şeyleri önceden haber vermiştir. Haber verdiği şey, özellikle zamanımızda ortaya çıkmıştır.”<br />
56) Yalanın Çoğalması ve Haber Naklederken Doğruluğuna Dikkat Edilmemesi<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ümmetimin sonunda bazı insanlar olacak! Size, ne sizin ne de babalarınızın duymadığı şeyleri haber vereceklerdir! Sizleri onlardan şiddetle sakındırırım!”<br />
<br />
Müslim 6<br />
<br />
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ahir zamanda çok yalancı deccaller olacak! Size, ne sizin ne de babalarınızın duymadığı haberler getireceklerdir! Sizleri onlardan sakındırıyorum! Sakın sizi sapıtıp fitneye düşürmesinler!”<br />
<br />
Müslim 7<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Garip hadiseler zamanımızda ne kadar da çok. Bazı insanlar yalan söylemekten, doğruluğunu bilmediği sözleri nakletmekten hiç geri durmuyorlar! İşte bu insanları sapıtma ve fitneye düşürmedir. Bundan dolayı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları tasdik etmekten sakındırmıştır!”<br />
57) Yalancı Şahidliğin Çoğalması ve Doğru Şahidliğin Azalması<br />
<br />
Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyametten hemen önce yalancı şahidlik yapılır ve hak şahidlik gizlenir!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/407<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hadiste geçen ‘zûr şahidliği’ bilerek yalan söylemek demektir. Yalancı şahidlik etmek, haklının hakkını gizlemek, hak üzere şahidlik yapmamak da yine haklının hakkını iptal etmektir. Yalancı şahidlik yapılması, buna karşılık hak üzere şahidliğin yapılmaması zamanımızda çokça rastlanan şeylerdendir.”<br />
58) İnsanlar Arasında Yabancılaşmanın Ortaya Çıkması<br />
<br />
Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kıyamet hakkında sordular. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Kıyametin bilgisi Rabbimin katındadır. O’nun vaktini Rabbimden gayri hiç kimse bildiremez! Fakat ben size kıyametin hemen öncesinde meydana gelecek alametleri haber vereyim. Kıyametin hemen öncesinde fitne ve herc olacaktır!”<br />
<br />
Sahabeler dediler ki:<br />
<br />
−Ya Rasulallah! Fitneyi biliyoruz. Ama herc nedir? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
−“Habeşlilerin dilinde öldürmektir. İnsanlar arasına yabancılaşma atılır. Neredeyse kimse, kimseyi tanımaz hale gelir!”<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel Müsned 5/389<br />
<br />
Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:<br />
<br />
“İnsanlar arasında fitneler, karışıklıklar ve savaşlar çıkınca yabancılaşma baş gösterdi. İnsanların yanında madde ön plana çıktı, herkes kendi menfaatleri için çalıştı, başkalarının iyilik ve hakları göz ardı edildi, sonuç olarak o pis enaniyet yayıldı. İnsanlar kendi heva ve şehvetleri doğrultusunda yaşamaya başladı. Allah için sevme, iyilik ve takva üzere yardımlaşmayı oluşturan iman kardeşliği kalmadı.”</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cariyenin Efendisini Rabbini Doğurması Kıyamet Alameti midir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=387</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 18:52:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=387</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cariyenin Efendisini Rabbini Doğurması Kıyamet Alameti midir?</span></span><br />
<br />
Kıyamet alameti olarak hadislerde geçen, "Cariye yani köle kadın efendisini doğuracak." ne demektir?<br />
<br />
Bu konu meşhur Cibril hadisinde söz konusu edilmiş ve "kıyametin alametlerinden biri de köle kadınların efendilerini doğurmaları olduğu" vurgulanmıştır. (Buharî, Tefsiru Sureti 31,2).<br />
<br />
Alimler bu konuyu değişik şekilde açıklamışlardır.<br />
<br />
Bu Hadis hem günümüzde hem de geçmişte olan olaylara işaret etmektedir. Özellikle günümüzde aile ilişkilerinde ve çocukların anne babalarına karşı davranışlarını, anne babaların da çocuklarını terbiye ederken dikkat edecekleri konuları hatırlatmaktadır denilebilir.<br />
<br />
Hadis, verdiği bilgiler yönüyle Peygamber Efendimizin (asm) gelecekten haber veren mucizelerindendir:<br />
<br />
a. Bu hadîsi şerîfin "cariyenin efendisini doğurması" cümlesi günümüzde çok görülen olaylardandır. Çocukların anne ve babalarına koca herif ve koca karı gibi ifadeleri; ahlakî yapıdaki bu çöküşün görüntüleridir.<br />
<br />
Ayrıca anne dünyaya gelmesine neden olduğu çocuğundan gerekli hizmet, hürmet ve saygıyı beklerken, aksine anne çocuğuna hizmet etmektedir. Böylece anne hizmetkar, çocuğu ise efendi konumuna girmiş olmaktadır.<br />
<br />
Ana-babaya itaat azalacak, kadının doğurduğu çocuk, kendisine köle muamelesi yapacak; bir evlâd, kendi annesine karşı efendilik taslıyacak, onu hor ve hakîr tutacaktır.<br />
<br />
Bu açıdan hadis kıyamete yakın böyle bir tehlikenin ortaya çıkacağını, büyüklere özellikle anne babaya hürmet ve saygının azalacağını haber vermektedir. Ailelere önemli bir hatırlatmada bulunarak çocukların dini ve ahlaki terbiyesine çok dikkat edilmesi gerektiğini önemle vurgulanmaktadır.<br />
<br />
b. Bunun manası, zamanla kadın köleler çoğalır, efendileri onlarla evlenir ve çocukları olur. Kendi efendisinden olan çocuğu bir anlamda kendisinin efendisidir. Alimlerin büyük çoğunluğunun kabul ettiği bu görüşe göre, hadiste kadın kölelerin ve onların çocuklarının çoğalması kıyametin bir alameti olarak gösterilmiştir. Tarihte bunun pek örnekleri çoktur.<br />
<br />
c. Bazı alimlere göre, burada ifade edilen şey; kadın kölelerin krallar, padişahlar doğurmasıdır. Padişahlar herkesin efendisi olduğu gibi, bir anlamda kendi annesinin de efendisidir denilebilir. Memlüklüler / Kölemenler devleti bir örnek sayılabilir. (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).<br />
<br />
Cariyenin efendisini doğurması" : Hadisin aslında yer alan "rabbini doğur­ması" ifadesindeki rab kelimesi, sahip ve efendi anlamına geîir. Alimler bu ibare­nin anlamı konusunda her zaman farklı görüşler sergilemişlerdir.<br />
<br />
İbnü't-Tîn "Bu konuda yedi farklı görüş belirtilmiştir" demiş ve bunları zik­retmiştir. Ancak bunların bir kısmı diğerine dahildir. Ben (İbn Hacer) bunları birbirinden ayırarak şu dört görüşte özetledim:<br />
<br />
1. Hattâbî şöyle demiştir: "Bunun anlamı İslâm dininin genişlemesi, Müslü­manların şirkin hakim olduğu bölgeleri ele geçirmesi ve oradaki halkı esir alma­sıdır. Müslümanlardan bir kimse bu esirlerden bir kadını cariye edinip kendisin­den çocuğu olduğunda, çocuk o kadının efendisi konumunda olmaktadır. Çün­kü o cariyenin efendisinin çocuğudur. "Nevevî ve başka âlimler bunun çoğunluğun görüşü olduğunu söylemişlerdir. Ben (İbn Hacer) de derim ki: Ha­diste bunun kasdedilmesi tartışılır. Çünkü bu sözün söylendiği sırada da cari­yelerden çocuk edinme uygulaması vardı. Şirkin hakim olduğu yerleri eîe ge­çirme, halkı esir alma, kadınları cariye edinme İslâmm İlk yıllarında zaten gerçek­leşmiştir. Hadisteki sözün geçtiği bağlam, ileride kıyamete yakın zamanda ger­çekleşecek, ama henüz gerçekleşmemiş şeylere işaret etmeyi gerektirmektedir.<br />
<br />
İbn Mâce'nin rivayetinde Vekî' bunu birinciden daha dar bir anîamda yo­rumlamıştır. O buradaki kastın "Arap olmayanların Arapları doğurması" oldu­ğunu söylemiştir.<br />
<br />
Diğer bir grup âlim bunun şu anlama geldiğini söylemişlerdir: "Cariyeler, hükümdarları doğurur. Anne de hükümdarın hakimiyeti altındaki kimselerden biri olur, hükümdar da vatandaşlarının efendisidir." Bu görüş İbrahim el-Harbî'ye aittir. O şöyle demiştir: "İlk dönemde yöneticiler çoğunlukla cariyelerle cin­sel ilişkide bulunmaktan çekinir, hür kadınlar İçin birbiri ile mücadele ederdi. Sonra iş tersine döndü. Özellikle de Abbasîler devrinde." Ancak hadisin "cariye­nin kadın efendisini doğurması" şeklindeki rivayeti bu anlamı desteklememekte­dir.<br />
<br />
Bazılarına göre cariyenin doğurduğu çocuğa "efendi" denilmesi mecazdır. ocuk, babasının ölümüyle cariyenin azat sebebi olduğu için ona mecazen efendi denilmiştir.<br />
<br />
Bazıları da bu ifadeyi şuna tahsis etmişlerdir: Önce çocuk esir alınır ve bir müddet sonra da azat edilir. Büyüyerek önder hatta kral olur. Sonra onun an-nesi esir alınır. O annesi olduğunu biierek onu satın alır. Yahut da annesi oldu-Sunu bilmez de onu kendi hizmetinde kullanır, onunla cinsel ilişkide bulunur, azat eder yahut evlenir. Bazı rivayetlerde "cariyenin kocasını doğurması" ifadesi Ver almıştır. Bu rivayet Müslim'de vardır. Bu rivayet bahsettiğimiz şekilde yorumlanmıştır. Bu rivayette yer alan "bal" sözcüğünün koca değil de mâlik anlamına Sidiği de söylenmiştir ki, manaların aynı noktada buluşturulması bakımından to anlamı kabul etmek daha evladır.<br />
<br />
2. Efendilerin, kendilerinden çocuk doğuran cariyelerini satması ve bunun Çoğalması, öyle ki bu cariyelerin kralların elinde dolaşıp durması, farkında olmaksizin cariyeyi çocuğunun satın alması. Buna göre kıyamet alâmetlerinden olan şey, çocuk doğuran cariyenin satımının haram olduğu konusunun hiç kim­se tarafından bilinmemesi veya şer'î hükümlerin hafife alınmasıdır.<br />
<br />
Şu söylenebilir: Çocuk doğuran cariyenin satılıp-satılmaması konusunda tarklı görüşler vardır. Bu yüzden hadisi bu anlama yormak uygun değildir.<br />
<br />
Deriz ki: Bu hadis, mezheplerin İttifak ettiği bir anlama yorulur ki bu da hamilelik sırasında cariyenin satımıdır. Bunun haram olduğu konusunda icma var­dır.<br />
<br />
3. Bu da bir önceki görüş İle aynı doğrultudadır. Nevevî şöyle demiştir: Ço­cuğun annesini satın alması yalnızca ümmü veledlere [23] özgü değildir. Başka şe­killer de mümkündür. Örneğin cariye, efendisi dışındaki bir adamdan şüphe yolu ile gerçekleşen birleşme sonucu hür bir çocuk doğurur. Veya cariye nikah yahut zina sonucu bir köle doğurur sonra her iki durumda da doğum yapan ana sahih bir akitle satılır. Elden ele dolaşarak nihayet oğlunun veya kızının eline ge­lir. Muhammed b. Beşir'in "bununla esir kadınlar kasdedilmektedir" sözü bunu zedelemez. Çünkü bu delilsiz bir tahsistir.<br />
<br />
4. Çocuklarda ana-babaya isyanın çoğalması, çocuğun anasına, efendinin cariyesine yaptığı gibi sövmek, dövmek ve hizmet ettirmek suretiyle alçaltıcı muamelede bulunması. Bu durumda çocuğa mecazen "efendi" denilmiştir. Ya­hut da burada "rab" kelimesi ile mürebbî anlamı kasdedilmiştir ki bu durumda sözcük hakiki anlamında kullanılmış olur.<br />
<br />
Bana (İbn Hacer'e) göre genelliği sebebiyle bu, en güçlü görüştür. Ayrıca sözün söylendiği makam, durumun ne ölçüde bozulacağının kasdedildiğini gös­termektedir. Şöyle ki: Kıyametin kopmaya yaklaştığı sıralarda işlerin ne ölçüde tersine döneceği, terbiye edilenin terbiye edici hale, düşük kişinin de yüksek ha­le geleceğini ifade etmektedir. Bu Hz. Peygamber'in daha sonraki "çıplak ayaklı kişilerin yeryüzünün hükümdarları olması" sözüne de uy­maktadır.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz İsra  suresinin 23 ve 24.Ayetlerinde şöyle buyuruyor:” Rabbin,<br />
<br />
kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”<br />
<br />
 <br />
<br />
      İslam Dini her konuda Müslümanlara yol göstermektedir.Gerçek bir müslümanın en önemli özelliklerinden birisi de anne babaya iyilik etmesidir.Genellikle anne babaya için ‘itaat’ deniliyor ama Kur’an anne baba için ‘iyilik’ kavramını kullanıyor.Çünkü Kur’an-i kavramlar Yüce Rabbimizin sonsuz ilmi olduğu için her kelime müthiş ve etkileyicidir.<br />
<br />
 <br />
<br />
      İtaat kavramı Kur’an’da sadece Allah,Resulu ve Müslüman olan Ulu’l Emir için kullanılıyor:” Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de itaat edin”(Nisa,59).Çünkü itaat kelimesi anlamından da anlaşıldığı gibi mutlak uymayı gerektirir.Anne babaya itaat kelimesi kullanılsaydı her durumda onlara uymak gerekecekti.Örneğin, anne baba puta tapan biri olsaydı ve Müslüman olan çocuğuna puta tapmayı emretseydi evladı da puta tapmak zorunda kalacaktı.<br />
<br />
 <br />
<br />
      Kur’an özellikle inanç konusunda anne babaya itaatı emretmiyor.Bu konuda ki bazı ayetler şöyledir:<br />
<br />
-“Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.”(Saffat,69),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan)  paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.”(Hud,109)<br />
<br />
-“ Eğer (anne ve baban), hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme.”(Lokman,15)<br />
<br />
 <br />
<br />
      Ama Rabbimiz her durumda onlara iyilik yapmayı emrediyor.Çünkü anne baba Müslüman olmasalar bile onlara iyilik yapmak Allah’ın bizlere emridir.<br />
<br />
-“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik.”(Ahkaf,15),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın”(En’am,151),<br />
<br />
-“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik.”(Lokman,14).<br />
<br />
 <br />
<br />
      Günümüzde özellikle yeni neslin anne babaya gerekli saygı ve sevgiyi göstermediğini onlara sahip çıkmadıklarını görüyoruz.İnegöl Huzurevini ziyarete gittiğimizde yaşlılardan birisi bizimle şöyle dertleşmişti:”Hocam! Dört çocuğum var.Dördününde 150 metrekare evleri var.Ama nedense benim için o dört evde de bir kişilik yer yokmuş”.Bu cümleleri söyledikten sonra gözleri yaşarmıştı.<br />
<br />
 <br />
<br />
        Acaba yeni nesil anne babayı bir yük olarak mı görüyor? Gezmesine engel bir ayak bağı olarak mı düşünüyor? Onlara hizmet etmek onları çok mu yoruyor? Oysa:<br />
<br />
-Bir zamanlar sen onlara muhtaçtın.Şimdi onlar sana muhtaç,<br />
<br />
-Sen küçük iken seni ateşten,çukurdan,duvardan ve her türlü tehlikelerden onlar korurdu.Şimdi ellerinden tutma sırası sende,<br />
<br />
-Onlar sana çok şefkat ve merhamet gösterdiler.Şimdi sıra sende.Tıpkı Rabbimizin  şu Ayeti gibi onlara dua edip şefkat gösterelim:” Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”.<br />
<br />
      Cibril Hadisini bilirsiniz.Hadisin son bölümünde şöyle geçer:”Bana kıyametten haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir." buyurdular. "O halde bana alâmetlerinden haber ver."dedi. Peygamber (s.a.s.): "Câriyenin (kölenin)  kendi sahibesini doğurması…”<br />
<br />
      Alimlerimiz derler ki bu hadisin bir yorumu da günümüzde ortaya çıkmıştır.Anne baba çocuğunun elinde köle gibi sesini çıkartamıyor ve çaresizdirler.Çocuklar anne babaya bağırıyor,emirler veriyor ve  her türlü hakareti yapıyorlar.Tıpkı kölenin efendisi gibi”.<br />
<br />
    Siz ne dersiniz?<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köle ve cariye nedir?</span></span><br />
<br />
Sual: Cariye ve köle nedir?<br />
CEVAP<br />
Cariye, kadın köle demektir. Köle de cariye de alınıp satılırdı. Mesela ilk müezzin Bilal-i Habeşi hazretleri de bir köleydi. Köle, azat edilince hür insan olurdu. Köle kadınların hukukî durumu hür kadınlardan farklıydı. Hür kadının yüzü ve elleri hariç her yeri kapalı iken, cariyenin, kol ve başı, dizden altı açık dursa günah olmazdı. Kölelik asırlardır olan bir şeydir. İslamiyet’in bu husustaki hükümleri, Yunan ve Roma’da görülen kölelikten çok farklıdır. Köleliği İslamiyet kurmamıştır. Üstelik her fırsatta kölelerin azat edilmesini ve onlara iyi muamele yapılmasını emreder. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kölelere iyilik edin!) [Nisa 36]<br />
<br />
(Yanlışlıkla bir adam öldürenin, bir köle azat etmesi gerekir.) [Nisa 92]<br />
<br />
(Yemin kefareti için, on fakiri yedirmek veya giydirmek yahut bir köle azat etmek gerekir.) [Maide 89]<br />
<br />
(Bedel vererek kölelikten kurtulmak isteyenlerin bedellerini kabul edin!) [Nur 33]<br />
<br />
(Savaşta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın!) [Muhammed 4]<br />
<br />
Celaleyn tefsirinde, (İyilik edin demek, esirleri karşılıksız olarak serbest bırakın demektir. Fidyeden maksat da, malla veya esirleri değişmek sûretiyle serbest bırakın demektir) buyuruluyor. Savaşta alınan esirler, fidyeyle de serbest bırakılmazsa, canımızı ve malımızı almaya gelen bu düşmanlara, (İsterseniz köle olarak kalabilirsiniz) deniyordu. Kabul edenler de köle oluyor. Böyle cana ve vatana kasteden bir düşmanı öldürmeyip, kendi rızasıyla köle olarak kullanmak normal değil midir? Şimdi ülkeleri işgal edilen, kültürleri erozyona uğratılan, yer üstü ve yer altı kaynakları sömürülen milletler çoktur. Bugün ekmek parası için kölelik yapanlar az mı?<br />
<br />
İslamiyet, normal insanı köle yapmıyor. Vatana, cana, mala ve namusa kasteden düşman esir alındığında, öldürülmeyip, o da razı olursa köle oluyordu. Ayrıca dinimiz, köleyi azat etmek için çeşitli yollar koymuş ve köle azat etmeyi ibadet olarak bildirmiştir. Mesela Ramazan orucunu veya yeminini bozanın, bunun kefareti olarak, varsa bir köle azat etmesi gerekir. Dinimizin köleye verdiği hakkı, gayrimüslimler kendi halkına bile tanımıyor.<br />
<br />
Zenci cariye Ümmi Eymen’in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında, birlik komutanı olmuştu. Babası Zeyd bin Harise de köleydi. Rum ordusuyla savaşırken İslam ordusunun komutanıydı. Bu da, İslamiyet’in, ırk, renk, zengin fakir, genç yaşlı ayırmayıp, liyakate önem verdiğini göstermektedir.<br />
<br />
Dinimizde kölenin hakkı çok mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Azat edilen kölenin her uzvu için, azat edenin o uzvu cehennemden azat olur.) [Buhari]<br />
<br />
(Kölelere yediğinizden yedirin, güç iş vermeyin ve onları hiç üzmeyin.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Kölesine kötü davranan Cennete giremez.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Köle günde 70 hata işlese de affedin!) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Cennete ilk girecek olanlar, şehitler, efendisine hizmet ve Rabbine ibadet eden köleler ile kalabalık aileye malik olan iffet sahibi fakirlerdir.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bir batılı ilim adamının basında yer alan itirafı:<br />
En önemli Ortadoğu uzmanlarından kabul edilen, Fransa’da Aix-en-Provence Üniversitesi'nde Siyasi ve Kültürel Antropoloji dersi veren, Fransız siyaset bilimcisi Bruno Etienne şöyle diyor:<br />
“Osmanlı İmparatorluğundaki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.” (Yeni Şafak, 21.10.2002)<br />
<br />
Cariye hukuku<br />
Sual: Cariye hukuku hakkında yeterli bilgi verilebilir mi? Cariye nasıl oluyor? Cariye ile nikâhsız beraber olunabiliyor muydu?<br />
CEVAP<br />
Kadın köleye cariye denir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekte, onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil de hoşunuza giden başka kadınlarla ikişer, üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tane almalısınız ya da sahibi olduğunuz [cariyeler] ile yetinmelisiniz. Sapmamanız için en uygun olan budur.) [Nisa 3]<br />
<br />
Cariye, savaşta düşmandan esir alınıp, Dar-ül-İslam’a getirilmiş olan kâfir kadını demektir. Savaşta esir alınmayan bir insanı satmak ve satın almak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde cariye olmaz. Savaşta düşmandan esir alınırsa cariye olur. (Dürer ve Gurer)<br />
<br />
Helal kılınmıştır<br />
Cariye’ye mülk-i yemin denir ki, sağ elin mülkü demektir. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Sağ elin mülkü demek, meşru hak sahibi demektir. Yani istediği gibi kullanmaya yetkisi vardır. Satabilir, hediye edebilir. Hürriyetine kavuşturabilir. Hürriyetine kavuşturduktan sonra ise ancak nikâhla evlenebilir.<br />
<br />
Köle ve cariye, mülk sahibi olamadığı için zekât ve hacdan muaftır. (Ş. İslam Ans.)<br />
<br />
Nisa suresinin, (Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler müstesna) mealindeki 24. âyeti, Eshab-ı kiramın, kocaları bulunan, esir alınmış kadınlarla ilişki kurmaktan çekinmeleri sebebiyle nazil olmuştur. (Sağ elinin malik olduğu cariyeleri) ifadesi ile Allahü teâlâ, Resulullahın ümmetine mutlak olarak cariyeleri helal kılmıştır. (Kurtubi)<br />
<br />
Davud aleyhisselam 100 nikâhlı hanımı ve 300 cariyesi vardı. Oğlu Süleyman aleyhisselam ise, 300 nikâhlı hanımı ve 700 de cariyesi olmuştur. (Kurtubi, Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Bir erkeğin dört karısı ve bin cariyesi olsa, başka bir cariye satın almak dileğinde biri onu kınasa, o kimsenin küfründen korkulur, çünkü yaptığı iş meşrudur. Ama hanımını gücendirmemek için vazgeçerse sevaba girer. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Osmanlı memleketlerinin büyük sülalelerinde, sultan hanımların çoğu esirlerdendi. Kölesini kendine damat yapmış ve cariyesini nikâhla kendine zevce edip, mal ve mülküne varis kılmış, binlerce Müslüman vardır. Bir Müslüman, köle ve cariye satın aldığı zaman, onun yiyeceği, giyeceği ve diğer ihtiyaçları ve muamelattaki hukukunun bütün mesuliyetleri hep bu kimseye ait olur. Köle ve cariyesini yedirmek, içirmek, giydirmek ve gönlünü hoş tutmak mecburiyetindedir. Onları asla dövemez, yapamayacakları iş veremez ve hakaret edemez. İslamiyet’te, köle azat etmek en büyük ibadettir. Öyle büyük günahlar vardır ki, ancak köle azat etmekle affolunur. (C. Veremedi)<br />
<br />
Geçici haram olan kadınların yedincisi, hür kadınla evliyken, cariyeyle de nikâhlanmaktır. Cariyeyle nikâhlıyken, hür kadınla da evlenmek caizdir. Hanımından ve cariyesinden başka bir kadınla beraber olmak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ dörde kadar kadını nikâhla almayı ve sayısız cariye kullanmayı mubah etmiştir. (1/191)<br />
<br />
Hadis imamlarından İmam-ı Taberani ve İmam-ı Beyheki şöyle bildiriyorlar: Abdullah ibni Abbas hazretleri buyuruyor ki: Nisa suresinin (Analarınız, kızlarınız… size haramdır) mealindeki 23. âyet-i kerime geldikten sonra, müta nikâhı [para karşılığı geçici nikâh] haram edildi. Müminun suresinin (Ancak hanımlarınız ve sahip olduğunuz cariyeleriniz helaldir) mealindeki 6. âyet-i kerimesi, müta nikâhını haram ediyor, çünkü bu âyet-i kerime, yalnız zevcelerle cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğunu bildiriyor. (Hucec-i katiyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde de, yani dünyanın her yerinde, Müslüman erkeğin, hanımından ve kendi cariyesinden başka, Müslüman olsun veya kâfir olsun, bir kadınla ilişkiye girmesi haramdır, büyük günahtır. Başkasının cariyesinin başına, kollarına, ayaklarına bakmak caizse de, bunlarla da zina haramdır. Bugün, dünyanın hiçbir yerinde, dine uygun cariye yoktur. (İ. Ahlâkı)<br />
<br />
Cariye çeşitleri:<br />
<br />
Ümm-i veled: Çocuğunun kendi efendisinden olduğunu söyleyen, efendisinden çocuk doğurmuş cariye.<br />
<br />
Müdebber: Hürriyetine kavuşması, efendisi tarafından kendisinin ölümü şartına bağlı kılınan köle.<br />
<br />
Mükatebe: Bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle.<br />
<br />
Bir kimse, müdebbere cariyesini veya ümm-i veledini azat etmeden kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. (Mecmua-i Zühdiye)<br />
<br />
Müdebber cariye ile efendisinin cima etmesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariye gebe iken efendisi ölürse, doğurduğu azat olmaz. (Mebsut)<br />
<br />
Bir kimse, kendi mükâtebe cariyesine defalarca cima etse, sadece bir mehir lâzım gelir. (Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb cariye satın alıp bunu kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. Eğer cima etmişse mehrini öder. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb, yani bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle veya cariyeyi, bir an önce hürriyetine kavuşturmak için ona zekât verilebilir. Fakat bir kimse, kendi mükâteb köle veya cariyesine zekât veremez, çünkü bunun faydası kendisine dönmüş olur. (B. İslam İlm.)<br />
<br />
Efendisinden çocuğu olan cariyeye ümm-i veled denir. Ümm-i veled olan cariye diğer cariyeler gibi satılamaz ve hibe edilemez. Efendisi vefat edince azat olur. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Bir cariyeyi, hür olan bir kadının üzerine nikâhlamak caiz değildir. Müdebbere ve ümm-i veled cariyenin nikâhları da, hür kadın üzerine caiz değildir. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Efendisinden çocuğu olan cariye, efendisi ölünce hür olur.) [İ. Mace, Hâkim]<br />
<br />
Cariyenin avret yeri<br />
Erkek, kendi cariyesinin bütün bedenine bakabilirse de, başkasının cariyesinin yalnız yüzlerine, başlarına, göğüslerine, kol ve baldırlarına, saçlarına bakabilir. (Müslim şerhi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Satın alacağı cariyenin avret yeri hariç, her yerine bakmak caizdir.) [Beyhekî]<br />
<br />
Erkek, hanımına ve cariyesinin de baştan aşağı her yerine bakabilir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Hanımından ve cariyenden başkasına avret yerini gösterme!) [Tirmizî, Ebu Davud, İbni Mace]<br />
<br />
Kadının kocasının, cariyenin de efendisinin avretine bakması aynı şekilde caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyenin avret yeri, erkeğinki gibi olup, sırtı ve karnı da avrettir. Cariyenin, kadın olan efendisinin göbeğiyle dizi arasına bakması ve dokunması haramdır. (Tergib-üs-salat)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyenin avret mahalli dizleri ile göbek arasıdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Mümin bir kadının, kendisinin cariyesi olması hali müstesna müşrik bir kadının önünde bedeninin herhangi bir tarafını açması helâl değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Şarkıcı cariye alıp satmayın, parası haramdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Ebu Bekr bin el-Arabîye göre kişinin kendi cariyesinin söylediği şarkıyı dinlemesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyelerin Resulullahın evinde şarkı söylemeleri, seslerinin avret olmadığını göstermektedir. (İhya)<br />
<br />
Cariyenin sesinin, hür kadınlar gibi haram olduğunu bildiren âlimler de vardır. (İbni Abidin)<br />
<br />
Cariye saçları ve kolları açık olarak namaz kılabilir. (Hindiyye)<br />
<br />
Nikâhla ilgili hükümler<br />
Haramdan kaçınmak nikâhsız da mümkün olur. Cariye alırsa nikâh gerekmez. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Cariyelik bağı, nikâh bağından daha kuvvetlidir. Kuvvetli varken zayıfa bakılmaz. (El İhtiyar)<br />
<br />
Nikâhla cariye bir araya gelemez. Nikâhlı olan bir kimse, karısını cariye yani mülk edinemez. Aksi de böyledir. Yani bir kimse, cariyesini nikâhlayamaz. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
(Sahip olduğunuz mümin cariyelerinizden) demek, başkasının cariyesi ile evlenmek içindir. Kişinin kendisine ait cariye ile nikâhlanmasının caiz olmadığı hususunda sözbirliği vardır. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyesini azat ettikten sonra, onunla evlenen kimse için iki ecir vardır.) [Taberani]<br />
<br />
Biriyle yapılan nikâh akdi, mülkiyeti altında bulunan cariye ile cima etmeyi haram kılar. (Kurtubi)<br />
<br />
Hür kadın üzerine, cariyeyi nikâhlamak caiz değildir. Önce cariyeyi nikâhlayıp, sonra da hür kadını nikâhlarsa, ikisinin de nikâhı sahih olur. (Hindiyye, Nimet-i İslam)<br />
<br />
Hür kadınla evlendikten sonra edinilen cariyeyle, onu nikâhlamadan cima etmek caizdir, ama hür kadın üzerine nikâhla cariye almak caiz değildir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Efendisi cariyesini başka bir erkekle evlendirse, efendisi artık cariyesiyle birlikte olamaz. Bu hak, kocasına aittir. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Eğer erkek, cima ettiği cariyenin kız kardeşini nikâhlasa nikâh sahih olur, fakat nikâh edilenle cima edilenden birini kendisine haram kılmadıkça, hiçbiriyle cinsi münasebette bulunamaz. (Dürer)<br />
<br />
Kardeş olan iki cariyesiyle de cima etmiş olan şahıs, birini kendisine haram etmedikçe, diğeriyle cima yapamaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, cima etmiş olduğu cariyesinin kız kardeşini kendisine nikâhlarsa, bu nikâh sahih olur, ancak artık cariyesi ile cima edemez. (Hindiyye, Bahr-ür-râık)<br />
<br />
Cariyesiyle cima edenin, cariyenin kız kardeşiyle evlenmesi caiz değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Esir alınan cariye hamile ise, doğuruncaya kadar cima edilmez. (Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Azat etmedikçe, efendisinin cima ettiği cariyesini nikâhlaması caiz olmaz. (Mecmua-i zühdiye)<br />
<br />
Bir kimse, nikâhladığı bir cariyeyi de, iki talâkla boşadıktan sonra geri alamaz. Alırsa, bu cariyenin nikâhı helal olmadığı gibi, cariyesi olduğu halde, cima etmesi de helal olmaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Efendisinin izni olmadan evlenmiş bulunan bir cariyeyle, efendisi cima etse veya onu şehvetle öpse, efendisi bu cariyenin nikâhlandığını bilsin bilmesin, cariyenin nikâhı fesh olmuş olur. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, dört cariyesinden birini azat etse, hangisini azat ettiğini bilemese, sonra bu cariyeyle nikâhlansa, onunla cima yapmasında bir sakınca yoktur. Çünkü eğer o, azat edilmişse yani hür ise, aralarındaki nikâh sahihtir. Eğer azat etmediği cariye ise, mülkü olması bakımından, o yine kendisine helaldir. (Mebsut, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kişi bir cariye satın alır, ona dokunur yahut öperse, babasına da, oğluna da haram olur. (Kurtubi)<br />
<br />
Efendisi köleye bir cariyeyi mülk olarak verecek olursa, köle de kendi mülkü olduğu için, o cariye ile cima edebilir, çünkü kendi mülküdür. (Kurtubi)<br />
<br />
Dört mezhepte de, cariyeyi mülk edinenin, istibrâdan yani bir hayz görmesinden önce cima etmiş olsa da, satması caizdir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Ganimet ehlinin, paylaşmadan önce, esir alınan cariyelerden birine cima etmesi caiz olmaz. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Üç imama göre, satanın, muhayyerlik müddeti içinde cariyeyle cima etmesi caiz olup, satın alanınki caiz değildir. İmam-ı Ahmed’e göre ise, satanın da, alanın da cima etmesi caiz değildir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Müslümanın, mülkünde olan Yahudi ve Hristiyan cariyeyle cima etmesi caizdir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Mecusi ve putperest olan cariyeyi nikâh etmek caiz olmaz. (Hindiyye)<br />
<br />
Erkek köle<br />
Sual: Eskiden erkeklerin kadın kölesi olduğu gibi, kadınların da erkek kölesi oluyormuş. Peki, dul bir kadının, erkek kölesiyle evlenebilme imkânı var mıydı?<br />
CEVAP<br />
Hayır, kölelikten azat etmeden onunla evlenemez. Kölesi bulunduğu sürece efendisi olan hanımla evlenmesi, aynen enişteyle evlenmesi gibi haramdır. Efendisi olan kadın, onu azat ederse, evlenebilir. Enişte de, baldızın ablasını boşarsa veya hanımı ölürse, baldızıyla evlenebilir.<br />
<br />
Açık kadın cariye değildir<br />
Sual: (Açık gezen kadın, cariye hükmündedir) diyenler oluyor. Cariye hükmünde olmak, cariyenin hakkına sahip olmak demek değil midir? O zaman, açık gezen kadınların, tesettüre riayet etmemeleri günah olmuyor mu?<br />
CEVAP<br />
İmanı varsa elbette günah olur. İkincisi, günümüzde cariye yoktur. Müslüman bir kadın, (Ben cariye hükmündeymişim, açık giyinebilirim) diyemez. Saç, kol ve bacaklarını açarsa günaha girer. Cariye, namazlarını başı, kolu açık kılabildiği hâlde, günümüzdeki hür kadınlar, namazlarını böyle açık kılamaz.<br />
<br />
Mürted veya kâfir bir kadının, açık saçık gezmesi günah değildir. Hattâ onlara hiçbir şey günah değildir. Âhirette onlar, günahlarından dolayı değil, inanmadıklarından dolayı sorguya çekilir. İmansızlığın cezası da, sonsuz Cehennemdir. İman sahibi Müslümanlara ise, iğneden ipliğe her şey sorulur.<br />
<br />
Her Müslümanın fıkhın dört kısmını, dar-ül-harbde de ahkâm-ı İslamiyye’ye uygun yapması lazımdır. Mesela, kâfir ve mürted kadınların avret yerlerine, başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak, dar-ül-harbde de haramdır. (S. Ebediyye)<br />
<br />
S. Ebediyye’deki bu hüküm, kâfir ve mürted kadınlarla, açık saçık gezen kadınların, cariye hükmünde olmadıklarını açıkça bildirmektedir. Çünkü cariyenin saçlarına, kollarına bakmak günah değildir. Bunlara bakmak günah olduğuna göre, onların cariye hükmünde olmadıkları pek açıktır.<br />
<br />
Yine S. Ebediyye’de zayıf bir kavil olarak şunlar bildirilmektedir:<br />
Halife Hazret-i Ömer, bir çalgıcı, şarkıcı kadına kırbaçla vurdu. Başörtüsü açıldı. (Allahü teâlânın haram ettiği şeye önem vermeyen kimse, İslam şerefini kaybetmiştir) buyurdu. Kadı Ebu Bekr-i Belhî, nehir kenarında başları ve kolları açık kadınların yanından geçerken, (Onlar kıymetsiz, hürmetsiz kadınlardır. İmanları olduğu şüphelidir. Dâr-ül-harb’deki kâfir kadınları gibidir) buyurdu. Kâfir gibi olan, mürted kadınlar, zâhir haberlere göre, dâr-ül-İslâm’da cariye olarak kullanılmaz. Nevadir haberlerine göre, dar-ül-İslam’da cariye olurlarsa da, mürted kadının, kocasına verilmesi için böyle yapılabilir. Çünkü nevadir haberleri zayıftır, güvenilemez. Ancak faydalı olduğu hâllerde kullanılabilir. Nevadir haberleri kullanılsa bile, İslamiyet’e önem vermeyen kadınların, İslam şerefini kaybedeceklerini, bunların dar-ül-İslam’da [İslamî hükümlerle idare edilen ve halifesi olan Müslüman ülkelerde] cariye gibi hürmetsiz, aşağı olup başlarına, kollarına şehvetsiz bakmanın caiz olacağını gösterir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Şimdi dünyada dâr-ül İslam olan ülke yoktur. Bu bakımdan kâfir kadınları İslam ülkesine cariye olarak getirilemez. Sonuç olarak açık kadınlara dünyanın her yerinde ihtiyaçsız bakmak günahtır.<br />
<br />
Nevadir haberleri zayıftır. Zaruret olmadıkça, bunlarla fetva verilmez. Bundan başka mürted kadın, nevadir haberlerine göre, dâr-ül-İslam’da cariye olacağı için, bunun kollarına, başına bakmanın caiz olması, bunun mülk edilerek vaty edilmesine sebep olmaz. Dâr-ül-İslam’daki genel ev kadınları da, böyle hürmetsiz iseler de, mülk olmaz, vatyleri zina olur. Dâr-ül-harbdeki kâfir bir kadın, dâr-ül-İslam’a [esir olarak] getirilmedikçe, cariye olamaz. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Dünyada dar-ül-İslâm ülkesi olsa da, kâfir kadını oraya esir olarak getirmek gerekir. Böyle bir şey dünyada olmadığına göre, (Açık gezen kadın cariye hükmündedir, o kadına bakmak günah olmaz) demenin çok yanlış olduğu meydandadır. Bilerek veya bilmeyerek insanları günaha sokmak için söylenmiş bir sözdür.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cariyenin Efendisini Rabbini Doğurması Kıyamet Alameti midir?</span></span><br />
<br />
Kıyamet alameti olarak hadislerde geçen, "Cariye yani köle kadın efendisini doğuracak." ne demektir?<br />
<br />
Bu konu meşhur Cibril hadisinde söz konusu edilmiş ve "kıyametin alametlerinden biri de köle kadınların efendilerini doğurmaları olduğu" vurgulanmıştır. (Buharî, Tefsiru Sureti 31,2).<br />
<br />
Alimler bu konuyu değişik şekilde açıklamışlardır.<br />
<br />
Bu Hadis hem günümüzde hem de geçmişte olan olaylara işaret etmektedir. Özellikle günümüzde aile ilişkilerinde ve çocukların anne babalarına karşı davranışlarını, anne babaların da çocuklarını terbiye ederken dikkat edecekleri konuları hatırlatmaktadır denilebilir.<br />
<br />
Hadis, verdiği bilgiler yönüyle Peygamber Efendimizin (asm) gelecekten haber veren mucizelerindendir:<br />
<br />
a. Bu hadîsi şerîfin "cariyenin efendisini doğurması" cümlesi günümüzde çok görülen olaylardandır. Çocukların anne ve babalarına koca herif ve koca karı gibi ifadeleri; ahlakî yapıdaki bu çöküşün görüntüleridir.<br />
<br />
Ayrıca anne dünyaya gelmesine neden olduğu çocuğundan gerekli hizmet, hürmet ve saygıyı beklerken, aksine anne çocuğuna hizmet etmektedir. Böylece anne hizmetkar, çocuğu ise efendi konumuna girmiş olmaktadır.<br />
<br />
Ana-babaya itaat azalacak, kadının doğurduğu çocuk, kendisine köle muamelesi yapacak; bir evlâd, kendi annesine karşı efendilik taslıyacak, onu hor ve hakîr tutacaktır.<br />
<br />
Bu açıdan hadis kıyamete yakın böyle bir tehlikenin ortaya çıkacağını, büyüklere özellikle anne babaya hürmet ve saygının azalacağını haber vermektedir. Ailelere önemli bir hatırlatmada bulunarak çocukların dini ve ahlaki terbiyesine çok dikkat edilmesi gerektiğini önemle vurgulanmaktadır.<br />
<br />
b. Bunun manası, zamanla kadın köleler çoğalır, efendileri onlarla evlenir ve çocukları olur. Kendi efendisinden olan çocuğu bir anlamda kendisinin efendisidir. Alimlerin büyük çoğunluğunun kabul ettiği bu görüşe göre, hadiste kadın kölelerin ve onların çocuklarının çoğalması kıyametin bir alameti olarak gösterilmiştir. Tarihte bunun pek örnekleri çoktur.<br />
<br />
c. Bazı alimlere göre, burada ifade edilen şey; kadın kölelerin krallar, padişahlar doğurmasıdır. Padişahlar herkesin efendisi olduğu gibi, bir anlamda kendi annesinin de efendisidir denilebilir. Memlüklüler / Kölemenler devleti bir örnek sayılabilir. (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).<br />
<br />
Cariyenin efendisini doğurması" : Hadisin aslında yer alan "rabbini doğur­ması" ifadesindeki rab kelimesi, sahip ve efendi anlamına geîir. Alimler bu ibare­nin anlamı konusunda her zaman farklı görüşler sergilemişlerdir.<br />
<br />
İbnü't-Tîn "Bu konuda yedi farklı görüş belirtilmiştir" demiş ve bunları zik­retmiştir. Ancak bunların bir kısmı diğerine dahildir. Ben (İbn Hacer) bunları birbirinden ayırarak şu dört görüşte özetledim:<br />
<br />
1. Hattâbî şöyle demiştir: "Bunun anlamı İslâm dininin genişlemesi, Müslü­manların şirkin hakim olduğu bölgeleri ele geçirmesi ve oradaki halkı esir alma­sıdır. Müslümanlardan bir kimse bu esirlerden bir kadını cariye edinip kendisin­den çocuğu olduğunda, çocuk o kadının efendisi konumunda olmaktadır. Çün­kü o cariyenin efendisinin çocuğudur. "Nevevî ve başka âlimler bunun çoğunluğun görüşü olduğunu söylemişlerdir. Ben (İbn Hacer) de derim ki: Ha­diste bunun kasdedilmesi tartışılır. Çünkü bu sözün söylendiği sırada da cari­yelerden çocuk edinme uygulaması vardı. Şirkin hakim olduğu yerleri eîe ge­çirme, halkı esir alma, kadınları cariye edinme İslâmm İlk yıllarında zaten gerçek­leşmiştir. Hadisteki sözün geçtiği bağlam, ileride kıyamete yakın zamanda ger­çekleşecek, ama henüz gerçekleşmemiş şeylere işaret etmeyi gerektirmektedir.<br />
<br />
İbn Mâce'nin rivayetinde Vekî' bunu birinciden daha dar bir anîamda yo­rumlamıştır. O buradaki kastın "Arap olmayanların Arapları doğurması" oldu­ğunu söylemiştir.<br />
<br />
Diğer bir grup âlim bunun şu anlama geldiğini söylemişlerdir: "Cariyeler, hükümdarları doğurur. Anne de hükümdarın hakimiyeti altındaki kimselerden biri olur, hükümdar da vatandaşlarının efendisidir." Bu görüş İbrahim el-Harbî'ye aittir. O şöyle demiştir: "İlk dönemde yöneticiler çoğunlukla cariyelerle cin­sel ilişkide bulunmaktan çekinir, hür kadınlar İçin birbiri ile mücadele ederdi. Sonra iş tersine döndü. Özellikle de Abbasîler devrinde." Ancak hadisin "cariye­nin kadın efendisini doğurması" şeklindeki rivayeti bu anlamı desteklememekte­dir.<br />
<br />
Bazılarına göre cariyenin doğurduğu çocuğa "efendi" denilmesi mecazdır. ocuk, babasının ölümüyle cariyenin azat sebebi olduğu için ona mecazen efendi denilmiştir.<br />
<br />
Bazıları da bu ifadeyi şuna tahsis etmişlerdir: Önce çocuk esir alınır ve bir müddet sonra da azat edilir. Büyüyerek önder hatta kral olur. Sonra onun an-nesi esir alınır. O annesi olduğunu biierek onu satın alır. Yahut da annesi oldu-Sunu bilmez de onu kendi hizmetinde kullanır, onunla cinsel ilişkide bulunur, azat eder yahut evlenir. Bazı rivayetlerde "cariyenin kocasını doğurması" ifadesi Ver almıştır. Bu rivayet Müslim'de vardır. Bu rivayet bahsettiğimiz şekilde yorumlanmıştır. Bu rivayette yer alan "bal" sözcüğünün koca değil de mâlik anlamına Sidiği de söylenmiştir ki, manaların aynı noktada buluşturulması bakımından to anlamı kabul etmek daha evladır.<br />
<br />
2. Efendilerin, kendilerinden çocuk doğuran cariyelerini satması ve bunun Çoğalması, öyle ki bu cariyelerin kralların elinde dolaşıp durması, farkında olmaksizin cariyeyi çocuğunun satın alması. Buna göre kıyamet alâmetlerinden olan şey, çocuk doğuran cariyenin satımının haram olduğu konusunun hiç kim­se tarafından bilinmemesi veya şer'î hükümlerin hafife alınmasıdır.<br />
<br />
Şu söylenebilir: Çocuk doğuran cariyenin satılıp-satılmaması konusunda tarklı görüşler vardır. Bu yüzden hadisi bu anlama yormak uygun değildir.<br />
<br />
Deriz ki: Bu hadis, mezheplerin İttifak ettiği bir anlama yorulur ki bu da hamilelik sırasında cariyenin satımıdır. Bunun haram olduğu konusunda icma var­dır.<br />
<br />
3. Bu da bir önceki görüş İle aynı doğrultudadır. Nevevî şöyle demiştir: Ço­cuğun annesini satın alması yalnızca ümmü veledlere [23] özgü değildir. Başka şe­killer de mümkündür. Örneğin cariye, efendisi dışındaki bir adamdan şüphe yolu ile gerçekleşen birleşme sonucu hür bir çocuk doğurur. Veya cariye nikah yahut zina sonucu bir köle doğurur sonra her iki durumda da doğum yapan ana sahih bir akitle satılır. Elden ele dolaşarak nihayet oğlunun veya kızının eline ge­lir. Muhammed b. Beşir'in "bununla esir kadınlar kasdedilmektedir" sözü bunu zedelemez. Çünkü bu delilsiz bir tahsistir.<br />
<br />
4. Çocuklarda ana-babaya isyanın çoğalması, çocuğun anasına, efendinin cariyesine yaptığı gibi sövmek, dövmek ve hizmet ettirmek suretiyle alçaltıcı muamelede bulunması. Bu durumda çocuğa mecazen "efendi" denilmiştir. Ya­hut da burada "rab" kelimesi ile mürebbî anlamı kasdedilmiştir ki bu durumda sözcük hakiki anlamında kullanılmış olur.<br />
<br />
Bana (İbn Hacer'e) göre genelliği sebebiyle bu, en güçlü görüştür. Ayrıca sözün söylendiği makam, durumun ne ölçüde bozulacağının kasdedildiğini gös­termektedir. Şöyle ki: Kıyametin kopmaya yaklaştığı sıralarda işlerin ne ölçüde tersine döneceği, terbiye edilenin terbiye edici hale, düşük kişinin de yüksek ha­le geleceğini ifade etmektedir. Bu Hz. Peygamber'in daha sonraki "çıplak ayaklı kişilerin yeryüzünün hükümdarları olması" sözüne de uy­maktadır.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz İsra  suresinin 23 ve 24.Ayetlerinde şöyle buyuruyor:” Rabbin,<br />
<br />
kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”<br />
<br />
 <br />
<br />
      İslam Dini her konuda Müslümanlara yol göstermektedir.Gerçek bir müslümanın en önemli özelliklerinden birisi de anne babaya iyilik etmesidir.Genellikle anne babaya için ‘itaat’ deniliyor ama Kur’an anne baba için ‘iyilik’ kavramını kullanıyor.Çünkü Kur’an-i kavramlar Yüce Rabbimizin sonsuz ilmi olduğu için her kelime müthiş ve etkileyicidir.<br />
<br />
 <br />
<br />
      İtaat kavramı Kur’an’da sadece Allah,Resulu ve Müslüman olan Ulu’l Emir için kullanılıyor:” Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de itaat edin”(Nisa,59).Çünkü itaat kelimesi anlamından da anlaşıldığı gibi mutlak uymayı gerektirir.Anne babaya itaat kelimesi kullanılsaydı her durumda onlara uymak gerekecekti.Örneğin, anne baba puta tapan biri olsaydı ve Müslüman olan çocuğuna puta tapmayı emretseydi evladı da puta tapmak zorunda kalacaktı.<br />
<br />
 <br />
<br />
      Kur’an özellikle inanç konusunda anne babaya itaatı emretmiyor.Bu konuda ki bazı ayetler şöyledir:<br />
<br />
-“Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.”(Saffat,69),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan)  paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.”(Hud,109)<br />
<br />
-“ Eğer (anne ve baban), hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme.”(Lokman,15)<br />
<br />
 <br />
<br />
      Ama Rabbimiz her durumda onlara iyilik yapmayı emrediyor.Çünkü anne baba Müslüman olmasalar bile onlara iyilik yapmak Allah’ın bizlere emridir.<br />
<br />
-“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik.”(Ahkaf,15),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın”(En’am,151),<br />
<br />
-“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik.”(Lokman,14).<br />
<br />
 <br />
<br />
      Günümüzde özellikle yeni neslin anne babaya gerekli saygı ve sevgiyi göstermediğini onlara sahip çıkmadıklarını görüyoruz.İnegöl Huzurevini ziyarete gittiğimizde yaşlılardan birisi bizimle şöyle dertleşmişti:”Hocam! Dört çocuğum var.Dördününde 150 metrekare evleri var.Ama nedense benim için o dört evde de bir kişilik yer yokmuş”.Bu cümleleri söyledikten sonra gözleri yaşarmıştı.<br />
<br />
 <br />
<br />
        Acaba yeni nesil anne babayı bir yük olarak mı görüyor? Gezmesine engel bir ayak bağı olarak mı düşünüyor? Onlara hizmet etmek onları çok mu yoruyor? Oysa:<br />
<br />
-Bir zamanlar sen onlara muhtaçtın.Şimdi onlar sana muhtaç,<br />
<br />
-Sen küçük iken seni ateşten,çukurdan,duvardan ve her türlü tehlikelerden onlar korurdu.Şimdi ellerinden tutma sırası sende,<br />
<br />
-Onlar sana çok şefkat ve merhamet gösterdiler.Şimdi sıra sende.Tıpkı Rabbimizin  şu Ayeti gibi onlara dua edip şefkat gösterelim:” Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”.<br />
<br />
      Cibril Hadisini bilirsiniz.Hadisin son bölümünde şöyle geçer:”Bana kıyametten haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir." buyurdular. "O halde bana alâmetlerinden haber ver."dedi. Peygamber (s.a.s.): "Câriyenin (kölenin)  kendi sahibesini doğurması…”<br />
<br />
      Alimlerimiz derler ki bu hadisin bir yorumu da günümüzde ortaya çıkmıştır.Anne baba çocuğunun elinde köle gibi sesini çıkartamıyor ve çaresizdirler.Çocuklar anne babaya bağırıyor,emirler veriyor ve  her türlü hakareti yapıyorlar.Tıpkı kölenin efendisi gibi”.<br />
<br />
    Siz ne dersiniz?<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köle ve cariye nedir?</span></span><br />
<br />
Sual: Cariye ve köle nedir?<br />
CEVAP<br />
Cariye, kadın köle demektir. Köle de cariye de alınıp satılırdı. Mesela ilk müezzin Bilal-i Habeşi hazretleri de bir köleydi. Köle, azat edilince hür insan olurdu. Köle kadınların hukukî durumu hür kadınlardan farklıydı. Hür kadının yüzü ve elleri hariç her yeri kapalı iken, cariyenin, kol ve başı, dizden altı açık dursa günah olmazdı. Kölelik asırlardır olan bir şeydir. İslamiyet’in bu husustaki hükümleri, Yunan ve Roma’da görülen kölelikten çok farklıdır. Köleliği İslamiyet kurmamıştır. Üstelik her fırsatta kölelerin azat edilmesini ve onlara iyi muamele yapılmasını emreder. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kölelere iyilik edin!) [Nisa 36]<br />
<br />
(Yanlışlıkla bir adam öldürenin, bir köle azat etmesi gerekir.) [Nisa 92]<br />
<br />
(Yemin kefareti için, on fakiri yedirmek veya giydirmek yahut bir köle azat etmek gerekir.) [Maide 89]<br />
<br />
(Bedel vererek kölelikten kurtulmak isteyenlerin bedellerini kabul edin!) [Nur 33]<br />
<br />
(Savaşta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın!) [Muhammed 4]<br />
<br />
Celaleyn tefsirinde, (İyilik edin demek, esirleri karşılıksız olarak serbest bırakın demektir. Fidyeden maksat da, malla veya esirleri değişmek sûretiyle serbest bırakın demektir) buyuruluyor. Savaşta alınan esirler, fidyeyle de serbest bırakılmazsa, canımızı ve malımızı almaya gelen bu düşmanlara, (İsterseniz köle olarak kalabilirsiniz) deniyordu. Kabul edenler de köle oluyor. Böyle cana ve vatana kasteden bir düşmanı öldürmeyip, kendi rızasıyla köle olarak kullanmak normal değil midir? Şimdi ülkeleri işgal edilen, kültürleri erozyona uğratılan, yer üstü ve yer altı kaynakları sömürülen milletler çoktur. Bugün ekmek parası için kölelik yapanlar az mı?<br />
<br />
İslamiyet, normal insanı köle yapmıyor. Vatana, cana, mala ve namusa kasteden düşman esir alındığında, öldürülmeyip, o da razı olursa köle oluyordu. Ayrıca dinimiz, köleyi azat etmek için çeşitli yollar koymuş ve köle azat etmeyi ibadet olarak bildirmiştir. Mesela Ramazan orucunu veya yeminini bozanın, bunun kefareti olarak, varsa bir köle azat etmesi gerekir. Dinimizin köleye verdiği hakkı, gayrimüslimler kendi halkına bile tanımıyor.<br />
<br />
Zenci cariye Ümmi Eymen’in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında, birlik komutanı olmuştu. Babası Zeyd bin Harise de köleydi. Rum ordusuyla savaşırken İslam ordusunun komutanıydı. Bu da, İslamiyet’in, ırk, renk, zengin fakir, genç yaşlı ayırmayıp, liyakate önem verdiğini göstermektedir.<br />
<br />
Dinimizde kölenin hakkı çok mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Azat edilen kölenin her uzvu için, azat edenin o uzvu cehennemden azat olur.) [Buhari]<br />
<br />
(Kölelere yediğinizden yedirin, güç iş vermeyin ve onları hiç üzmeyin.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Kölesine kötü davranan Cennete giremez.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Köle günde 70 hata işlese de affedin!) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Cennete ilk girecek olanlar, şehitler, efendisine hizmet ve Rabbine ibadet eden köleler ile kalabalık aileye malik olan iffet sahibi fakirlerdir.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bir batılı ilim adamının basında yer alan itirafı:<br />
En önemli Ortadoğu uzmanlarından kabul edilen, Fransa’da Aix-en-Provence Üniversitesi'nde Siyasi ve Kültürel Antropoloji dersi veren, Fransız siyaset bilimcisi Bruno Etienne şöyle diyor:<br />
“Osmanlı İmparatorluğundaki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.” (Yeni Şafak, 21.10.2002)<br />
<br />
Cariye hukuku<br />
Sual: Cariye hukuku hakkında yeterli bilgi verilebilir mi? Cariye nasıl oluyor? Cariye ile nikâhsız beraber olunabiliyor muydu?<br />
CEVAP<br />
Kadın köleye cariye denir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekte, onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil de hoşunuza giden başka kadınlarla ikişer, üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tane almalısınız ya da sahibi olduğunuz [cariyeler] ile yetinmelisiniz. Sapmamanız için en uygun olan budur.) [Nisa 3]<br />
<br />
Cariye, savaşta düşmandan esir alınıp, Dar-ül-İslam’a getirilmiş olan kâfir kadını demektir. Savaşta esir alınmayan bir insanı satmak ve satın almak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde cariye olmaz. Savaşta düşmandan esir alınırsa cariye olur. (Dürer ve Gurer)<br />
<br />
Helal kılınmıştır<br />
Cariye’ye mülk-i yemin denir ki, sağ elin mülkü demektir. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Sağ elin mülkü demek, meşru hak sahibi demektir. Yani istediği gibi kullanmaya yetkisi vardır. Satabilir, hediye edebilir. Hürriyetine kavuşturabilir. Hürriyetine kavuşturduktan sonra ise ancak nikâhla evlenebilir.<br />
<br />
Köle ve cariye, mülk sahibi olamadığı için zekât ve hacdan muaftır. (Ş. İslam Ans.)<br />
<br />
Nisa suresinin, (Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler müstesna) mealindeki 24. âyeti, Eshab-ı kiramın, kocaları bulunan, esir alınmış kadınlarla ilişki kurmaktan çekinmeleri sebebiyle nazil olmuştur. (Sağ elinin malik olduğu cariyeleri) ifadesi ile Allahü teâlâ, Resulullahın ümmetine mutlak olarak cariyeleri helal kılmıştır. (Kurtubi)<br />
<br />
Davud aleyhisselam 100 nikâhlı hanımı ve 300 cariyesi vardı. Oğlu Süleyman aleyhisselam ise, 300 nikâhlı hanımı ve 700 de cariyesi olmuştur. (Kurtubi, Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Bir erkeğin dört karısı ve bin cariyesi olsa, başka bir cariye satın almak dileğinde biri onu kınasa, o kimsenin küfründen korkulur, çünkü yaptığı iş meşrudur. Ama hanımını gücendirmemek için vazgeçerse sevaba girer. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Osmanlı memleketlerinin büyük sülalelerinde, sultan hanımların çoğu esirlerdendi. Kölesini kendine damat yapmış ve cariyesini nikâhla kendine zevce edip, mal ve mülküne varis kılmış, binlerce Müslüman vardır. Bir Müslüman, köle ve cariye satın aldığı zaman, onun yiyeceği, giyeceği ve diğer ihtiyaçları ve muamelattaki hukukunun bütün mesuliyetleri hep bu kimseye ait olur. Köle ve cariyesini yedirmek, içirmek, giydirmek ve gönlünü hoş tutmak mecburiyetindedir. Onları asla dövemez, yapamayacakları iş veremez ve hakaret edemez. İslamiyet’te, köle azat etmek en büyük ibadettir. Öyle büyük günahlar vardır ki, ancak köle azat etmekle affolunur. (C. Veremedi)<br />
<br />
Geçici haram olan kadınların yedincisi, hür kadınla evliyken, cariyeyle de nikâhlanmaktır. Cariyeyle nikâhlıyken, hür kadınla da evlenmek caizdir. Hanımından ve cariyesinden başka bir kadınla beraber olmak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ dörde kadar kadını nikâhla almayı ve sayısız cariye kullanmayı mubah etmiştir. (1/191)<br />
<br />
Hadis imamlarından İmam-ı Taberani ve İmam-ı Beyheki şöyle bildiriyorlar: Abdullah ibni Abbas hazretleri buyuruyor ki: Nisa suresinin (Analarınız, kızlarınız… size haramdır) mealindeki 23. âyet-i kerime geldikten sonra, müta nikâhı [para karşılığı geçici nikâh] haram edildi. Müminun suresinin (Ancak hanımlarınız ve sahip olduğunuz cariyeleriniz helaldir) mealindeki 6. âyet-i kerimesi, müta nikâhını haram ediyor, çünkü bu âyet-i kerime, yalnız zevcelerle cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğunu bildiriyor. (Hucec-i katiyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde de, yani dünyanın her yerinde, Müslüman erkeğin, hanımından ve kendi cariyesinden başka, Müslüman olsun veya kâfir olsun, bir kadınla ilişkiye girmesi haramdır, büyük günahtır. Başkasının cariyesinin başına, kollarına, ayaklarına bakmak caizse de, bunlarla da zina haramdır. Bugün, dünyanın hiçbir yerinde, dine uygun cariye yoktur. (İ. Ahlâkı)<br />
<br />
Cariye çeşitleri:<br />
<br />
Ümm-i veled: Çocuğunun kendi efendisinden olduğunu söyleyen, efendisinden çocuk doğurmuş cariye.<br />
<br />
Müdebber: Hürriyetine kavuşması, efendisi tarafından kendisinin ölümü şartına bağlı kılınan köle.<br />
<br />
Mükatebe: Bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle.<br />
<br />
Bir kimse, müdebbere cariyesini veya ümm-i veledini azat etmeden kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. (Mecmua-i Zühdiye)<br />
<br />
Müdebber cariye ile efendisinin cima etmesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariye gebe iken efendisi ölürse, doğurduğu azat olmaz. (Mebsut)<br />
<br />
Bir kimse, kendi mükâtebe cariyesine defalarca cima etse, sadece bir mehir lâzım gelir. (Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb cariye satın alıp bunu kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. Eğer cima etmişse mehrini öder. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb, yani bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle veya cariyeyi, bir an önce hürriyetine kavuşturmak için ona zekât verilebilir. Fakat bir kimse, kendi mükâteb köle veya cariyesine zekât veremez, çünkü bunun faydası kendisine dönmüş olur. (B. İslam İlm.)<br />
<br />
Efendisinden çocuğu olan cariyeye ümm-i veled denir. Ümm-i veled olan cariye diğer cariyeler gibi satılamaz ve hibe edilemez. Efendisi vefat edince azat olur. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Bir cariyeyi, hür olan bir kadının üzerine nikâhlamak caiz değildir. Müdebbere ve ümm-i veled cariyenin nikâhları da, hür kadın üzerine caiz değildir. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Efendisinden çocuğu olan cariye, efendisi ölünce hür olur.) [İ. Mace, Hâkim]<br />
<br />
Cariyenin avret yeri<br />
Erkek, kendi cariyesinin bütün bedenine bakabilirse de, başkasının cariyesinin yalnız yüzlerine, başlarına, göğüslerine, kol ve baldırlarına, saçlarına bakabilir. (Müslim şerhi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Satın alacağı cariyenin avret yeri hariç, her yerine bakmak caizdir.) [Beyhekî]<br />
<br />
Erkek, hanımına ve cariyesinin de baştan aşağı her yerine bakabilir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Hanımından ve cariyenden başkasına avret yerini gösterme!) [Tirmizî, Ebu Davud, İbni Mace]<br />
<br />
Kadının kocasının, cariyenin de efendisinin avretine bakması aynı şekilde caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyenin avret yeri, erkeğinki gibi olup, sırtı ve karnı da avrettir. Cariyenin, kadın olan efendisinin göbeğiyle dizi arasına bakması ve dokunması haramdır. (Tergib-üs-salat)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyenin avret mahalli dizleri ile göbek arasıdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Mümin bir kadının, kendisinin cariyesi olması hali müstesna müşrik bir kadının önünde bedeninin herhangi bir tarafını açması helâl değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Şarkıcı cariye alıp satmayın, parası haramdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Ebu Bekr bin el-Arabîye göre kişinin kendi cariyesinin söylediği şarkıyı dinlemesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyelerin Resulullahın evinde şarkı söylemeleri, seslerinin avret olmadığını göstermektedir. (İhya)<br />
<br />
Cariyenin sesinin, hür kadınlar gibi haram olduğunu bildiren âlimler de vardır. (İbni Abidin)<br />
<br />
Cariye saçları ve kolları açık olarak namaz kılabilir. (Hindiyye)<br />
<br />
Nikâhla ilgili hükümler<br />
Haramdan kaçınmak nikâhsız da mümkün olur. Cariye alırsa nikâh gerekmez. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Cariyelik bağı, nikâh bağından daha kuvvetlidir. Kuvvetli varken zayıfa bakılmaz. (El İhtiyar)<br />
<br />
Nikâhla cariye bir araya gelemez. Nikâhlı olan bir kimse, karısını cariye yani mülk edinemez. Aksi de böyledir. Yani bir kimse, cariyesini nikâhlayamaz. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
(Sahip olduğunuz mümin cariyelerinizden) demek, başkasının cariyesi ile evlenmek içindir. Kişinin kendisine ait cariye ile nikâhlanmasının caiz olmadığı hususunda sözbirliği vardır. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyesini azat ettikten sonra, onunla evlenen kimse için iki ecir vardır.) [Taberani]<br />
<br />
Biriyle yapılan nikâh akdi, mülkiyeti altında bulunan cariye ile cima etmeyi haram kılar. (Kurtubi)<br />
<br />
Hür kadın üzerine, cariyeyi nikâhlamak caiz değildir. Önce cariyeyi nikâhlayıp, sonra da hür kadını nikâhlarsa, ikisinin de nikâhı sahih olur. (Hindiyye, Nimet-i İslam)<br />
<br />
Hür kadınla evlendikten sonra edinilen cariyeyle, onu nikâhlamadan cima etmek caizdir, ama hür kadın üzerine nikâhla cariye almak caiz değildir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Efendisi cariyesini başka bir erkekle evlendirse, efendisi artık cariyesiyle birlikte olamaz. Bu hak, kocasına aittir. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Eğer erkek, cima ettiği cariyenin kız kardeşini nikâhlasa nikâh sahih olur, fakat nikâh edilenle cima edilenden birini kendisine haram kılmadıkça, hiçbiriyle cinsi münasebette bulunamaz. (Dürer)<br />
<br />
Kardeş olan iki cariyesiyle de cima etmiş olan şahıs, birini kendisine haram etmedikçe, diğeriyle cima yapamaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, cima etmiş olduğu cariyesinin kız kardeşini kendisine nikâhlarsa, bu nikâh sahih olur, ancak artık cariyesi ile cima edemez. (Hindiyye, Bahr-ür-râık)<br />
<br />
Cariyesiyle cima edenin, cariyenin kız kardeşiyle evlenmesi caiz değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Esir alınan cariye hamile ise, doğuruncaya kadar cima edilmez. (Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Azat etmedikçe, efendisinin cima ettiği cariyesini nikâhlaması caiz olmaz. (Mecmua-i zühdiye)<br />
<br />
Bir kimse, nikâhladığı bir cariyeyi de, iki talâkla boşadıktan sonra geri alamaz. Alırsa, bu cariyenin nikâhı helal olmadığı gibi, cariyesi olduğu halde, cima etmesi de helal olmaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Efendisinin izni olmadan evlenmiş bulunan bir cariyeyle, efendisi cima etse veya onu şehvetle öpse, efendisi bu cariyenin nikâhlandığını bilsin bilmesin, cariyenin nikâhı fesh olmuş olur. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, dört cariyesinden birini azat etse, hangisini azat ettiğini bilemese, sonra bu cariyeyle nikâhlansa, onunla cima yapmasında bir sakınca yoktur. Çünkü eğer o, azat edilmişse yani hür ise, aralarındaki nikâh sahihtir. Eğer azat etmediği cariye ise, mülkü olması bakımından, o yine kendisine helaldir. (Mebsut, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kişi bir cariye satın alır, ona dokunur yahut öperse, babasına da, oğluna da haram olur. (Kurtubi)<br />
<br />
Efendisi köleye bir cariyeyi mülk olarak verecek olursa, köle de kendi mülkü olduğu için, o cariye ile cima edebilir, çünkü kendi mülküdür. (Kurtubi)<br />
<br />
Dört mezhepte de, cariyeyi mülk edinenin, istibrâdan yani bir hayz görmesinden önce cima etmiş olsa da, satması caizdir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Ganimet ehlinin, paylaşmadan önce, esir alınan cariyelerden birine cima etmesi caiz olmaz. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Üç imama göre, satanın, muhayyerlik müddeti içinde cariyeyle cima etmesi caiz olup, satın alanınki caiz değildir. İmam-ı Ahmed’e göre ise, satanın da, alanın da cima etmesi caiz değildir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Müslümanın, mülkünde olan Yahudi ve Hristiyan cariyeyle cima etmesi caizdir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Mecusi ve putperest olan cariyeyi nikâh etmek caiz olmaz. (Hindiyye)<br />
<br />
Erkek köle<br />
Sual: Eskiden erkeklerin kadın kölesi olduğu gibi, kadınların da erkek kölesi oluyormuş. Peki, dul bir kadının, erkek kölesiyle evlenebilme imkânı var mıydı?<br />
CEVAP<br />
Hayır, kölelikten azat etmeden onunla evlenemez. Kölesi bulunduğu sürece efendisi olan hanımla evlenmesi, aynen enişteyle evlenmesi gibi haramdır. Efendisi olan kadın, onu azat ederse, evlenebilir. Enişte de, baldızın ablasını boşarsa veya hanımı ölürse, baldızıyla evlenebilir.<br />
<br />
Açık kadın cariye değildir<br />
Sual: (Açık gezen kadın, cariye hükmündedir) diyenler oluyor. Cariye hükmünde olmak, cariyenin hakkına sahip olmak demek değil midir? O zaman, açık gezen kadınların, tesettüre riayet etmemeleri günah olmuyor mu?<br />
CEVAP<br />
İmanı varsa elbette günah olur. İkincisi, günümüzde cariye yoktur. Müslüman bir kadın, (Ben cariye hükmündeymişim, açık giyinebilirim) diyemez. Saç, kol ve bacaklarını açarsa günaha girer. Cariye, namazlarını başı, kolu açık kılabildiği hâlde, günümüzdeki hür kadınlar, namazlarını böyle açık kılamaz.<br />
<br />
Mürted veya kâfir bir kadının, açık saçık gezmesi günah değildir. Hattâ onlara hiçbir şey günah değildir. Âhirette onlar, günahlarından dolayı değil, inanmadıklarından dolayı sorguya çekilir. İmansızlığın cezası da, sonsuz Cehennemdir. İman sahibi Müslümanlara ise, iğneden ipliğe her şey sorulur.<br />
<br />
Her Müslümanın fıkhın dört kısmını, dar-ül-harbde de ahkâm-ı İslamiyye’ye uygun yapması lazımdır. Mesela, kâfir ve mürted kadınların avret yerlerine, başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak, dar-ül-harbde de haramdır. (S. Ebediyye)<br />
<br />
S. Ebediyye’deki bu hüküm, kâfir ve mürted kadınlarla, açık saçık gezen kadınların, cariye hükmünde olmadıklarını açıkça bildirmektedir. Çünkü cariyenin saçlarına, kollarına bakmak günah değildir. Bunlara bakmak günah olduğuna göre, onların cariye hükmünde olmadıkları pek açıktır.<br />
<br />
Yine S. Ebediyye’de zayıf bir kavil olarak şunlar bildirilmektedir:<br />
Halife Hazret-i Ömer, bir çalgıcı, şarkıcı kadına kırbaçla vurdu. Başörtüsü açıldı. (Allahü teâlânın haram ettiği şeye önem vermeyen kimse, İslam şerefini kaybetmiştir) buyurdu. Kadı Ebu Bekr-i Belhî, nehir kenarında başları ve kolları açık kadınların yanından geçerken, (Onlar kıymetsiz, hürmetsiz kadınlardır. İmanları olduğu şüphelidir. Dâr-ül-harb’deki kâfir kadınları gibidir) buyurdu. Kâfir gibi olan, mürted kadınlar, zâhir haberlere göre, dâr-ül-İslâm’da cariye olarak kullanılmaz. Nevadir haberlerine göre, dar-ül-İslam’da cariye olurlarsa da, mürted kadının, kocasına verilmesi için böyle yapılabilir. Çünkü nevadir haberleri zayıftır, güvenilemez. Ancak faydalı olduğu hâllerde kullanılabilir. Nevadir haberleri kullanılsa bile, İslamiyet’e önem vermeyen kadınların, İslam şerefini kaybedeceklerini, bunların dar-ül-İslam’da [İslamî hükümlerle idare edilen ve halifesi olan Müslüman ülkelerde] cariye gibi hürmetsiz, aşağı olup başlarına, kollarına şehvetsiz bakmanın caiz olacağını gösterir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Şimdi dünyada dâr-ül İslam olan ülke yoktur. Bu bakımdan kâfir kadınları İslam ülkesine cariye olarak getirilemez. Sonuç olarak açık kadınlara dünyanın her yerinde ihtiyaçsız bakmak günahtır.<br />
<br />
Nevadir haberleri zayıftır. Zaruret olmadıkça, bunlarla fetva verilmez. Bundan başka mürted kadın, nevadir haberlerine göre, dâr-ül-İslam’da cariye olacağı için, bunun kollarına, başına bakmanın caiz olması, bunun mülk edilerek vaty edilmesine sebep olmaz. Dâr-ül-İslam’daki genel ev kadınları da, böyle hürmetsiz iseler de, mülk olmaz, vatyleri zina olur. Dâr-ül-harbdeki kâfir bir kadın, dâr-ül-İslam’a [esir olarak] getirilmedikçe, cariye olamaz. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Dünyada dar-ül-İslâm ülkesi olsa da, kâfir kadını oraya esir olarak getirmek gerekir. Böyle bir şey dünyada olmadığına göre, (Açık gezen kadın cariye hükmündedir, o kadına bakmak günah olmaz) demenin çok yanlış olduğu meydandadır. Bilerek veya bilmeyerek insanları günaha sokmak için söylenmiş bir sözdür.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamete Yakın Altınçağın Yaşanacağı Doğru mudur?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=386</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 17:05:20 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=386</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/kyameteyaknaltnanyaan5njy9.png" loading="lazy"  alt="[Resim: kyameteyaknaltnanyaan5njy9.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamete Yakın Altınçağın Yaşanacağı Doğru mudur?</span></span><br />
<br />
Kıyamete yakın zenginleşme olacağı ve altınçağın yaşanacağı, zulüm olmayacağı, Kur'an ahlakının bütün dünyaya yayılacağı doğru mudur?<br />
<br />
Hârise İbnu Vehb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat kendisine bağışta bulunulan kimsenin "Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama şu anda ona ihtiyacım yok." diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman yakındır." [Buharî, Fiten 24, Zekât 9; Müslim, Zekât 58, (101.1); Nesâî, Zekât 64, (5,77)]<br />
<br />
Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün." [Buharî, Zekât 9; Müslim, Zekât 59, (1012)]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AÇIKLAMA:</span></span><br />
<br />
Bu hadisler, âhir zamanda bolluğun artacağını, öyle ki zekat kabul edecek kimsenin kalmayacağını haber vermektedir. Hadîste zekat malı olarak altın kelimesinin zikri, mânayı te'kid içindir. Çünkü insanlar arasında tedavül eden kıymetli eşyaların en değerlisi, taşınma ve saklanması en kolay olanı altındır. İnsanlar sunulan altına bile istiğna gösterirlerse, gözleri, gönülleri son derece doymuş demektir. Bu da o devirde bolluğun fevkalâde artacağını ifâde eder. Bu mâna birçok hadislerde ifâde edilmiştir. Aynî'ye göre, bu hal fitnelerin artması ve insanlar arasında öldürme hadiselerinin çoğalmasıyla hâsıl olur. Elli kadının bir erkeğe sığınmaya çalışmaları da aynı devrenin vasıfları olarak zikredilmiş olması da bu mânayı te'yid eder. Zira fitnelerde daha ziyade erkekler hayatını kaybeder. Geriye kalan zevceler, yakınlarının himâyeye muhtaç kadın ve kızları epeyce bir yekûn tutar. Hadisler, bu hâlin Kıyamete yakın vâki olacağını, bu esnâda bolluğun, sadaka kabul edecek kimse kalmayacak derecede artacağını belirtir. Bazı hadisler, bu bolluğun Hz. İsâ (as)'ın zuhur edip, Deccal'ı öldürmesinden sonra vukua geleceğine işaret eder.<br />
<br />
Mezkur bolluğa temas eden hadîslerden Müslim'de kaydedilen bir rivayet şöyle:<br />
<br />
    "Aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. Mal o kadar artacak ki, mal sahibi "Acaba sadakamı kim alır?" diye endişeyle fakir arayacak. Sadaka vermek üzere biri çağrılacak olsa, "İhtiyacım yok!" diye cevap verecek."<br />
<br />
Bir başka hadis, Arabistan çöllerinde nehirler akıp, çayırlıklar hâsıl olacağını haber verir.<br />
<br />
Bütün bu hadisler, ilerleyen teknik vasıtalar sebebiyle mi, yoksa sağlanacak olan sulh-ü umumî sebebiyle mi, yoksa bazı şârihlerin söylediği üzere, kıyâmetin yaklaştığını anlayan insanların mal hırsını bırakmaları sebebiyle mi, her ne ise kıyamete yakın, bolluk ve bereketin artacağını haber vermektedir. İbnu't-Tîn şöyle der:<br />
<br />
    "Bu hâl, Hz. İsa'nın inmesinden sonra, arz bereketini çıkardığı, bir narla bir âilenin doyduğu, yeryüzünde tek kâfirin kalmadığı zamanda husûle gelecektir."<br />
<br />
Sadedinde olduğumuz hadis, bu bolluğun, hiç beklenmedik bir tarzda sür'atle gelebileceğine dikkat çekerek, sadaka verme fırsatlarını değerlendirmeyi emretmektedir.<br />
<br />
Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa aleyhisselâm), Feccu'r-Ravhâ nam mevkide, hac yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir." [Müslim, Hacc 216, (1252)]<br />
<br />
İslâmî nasslara göre, Hz. İsa aleyhisselâm hayattadır, cism-i dünyevîsi semadadır. Ahir zamanda Deccal'i öldürmek üzere yeryüzüne inecek ve adaleti tesis edecektir. Onun getireceği adaletle bolluk artacak, insanlığa refah ve sulh-ü umumî gelecektir. Öyle ki zekât alacak fakir kalmayacaktır.<br />
<br />
Şu halde, Hz. İsa (as) o zaman hac yapacaktır. Onun telbiye getireceği Feccu'r-Ravha Mekke-Medine yolu üzerinde, Mekke'ye altı mil kadar uzaklıkta bir yerin adıdır. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), Bedir gazvesi, Fetih gazvesi ve Veda haccına giderken buradan geçmiştir.<br />
<br />
Bazı hadislerden kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir.<br />
<br />
Her halükarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir:<br />
<br />
    "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak."<br />
<br />
Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa (as)'dır:<br />
<br />
"Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez."<br />
<br />
Bir diğer rivayette de şöyle buyurulur:<br />
<br />
"Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz<br />
<br />
Adiy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
    "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında iken bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Derken biri daha gelip, o da yol kesilmesinden şikayet etti. Aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
    "Ey Adiyy dedi, sen Hire şehrini gördün mü?"<br />
<br />
    "Hayır görmedim, ancak işittim!" dedim. Bunun üzerine:<br />
<br />
    "Eğer ömrün biraz uzarsa, devesine binen bir kadının Hire'den (tek başına) kalkıp Ka'be'yi tavaf edeceğini mutlaka göreceksin. O bu seyahatini yaparken Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak!.."<br />
<br />
    Adiyy der ki: "İçimden, kendi kendime, "memlekete dehşet saçan Tayy eşkiyaları nereye gidecek?" dedim. Resulullah sözlerine devam etti:<br />
<br />
    "Eğer ömrün olursa Kisra'nın hazinelerinin de fethedildiğini göreceksin!"<br />
<br />
    "Kisra İbnu Hürmüz mü?" diye araya girdim.<br />
<br />
    "Evet İbnu Hürmüz olan Kisra!" buyurdu ve devam etti:<br />
<br />
    "Eğer hayatın uzarsa mutlaka göreceksin: Kişi eli altın veya gümüş parayla dolu olduğu halde bunu tasadduk etmek üzere fakir arayacak, fakat kendinden onu kabul edecek bir tek adam bulamayacak. Her biriniz, mutlaka bir gün gelecek aranızda herhangi bir perde, bir tercüman olmaksızın Allah'la karşılaşacaksınız. O zaman Allah Teala Hazretleri: "Sana tebliğ getiren bir peygamber göndermedim mi?" diye soracak. Muhatabı: "Evet gönderdin!" diyecek. Rabb Teala: "Ben sana mal vermedim mi, ikram etmedim mi?" diye soracak, kul: "Evet! Ey Rabbim verdin." deyip sağına bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başka bir şey görmeyecek."<br />
<br />
    Yine Adiyy (radıyallahu anh) dedi ki:<br />
<br />
    "Ben Hire'den kalkıp, Beytullah'ı tavaf eden ve Allah'tan başka kimseden korkmayan yaşlı kadını gördüm. Kisra İbnu Hürmüz'ün hazinelerini fethedenler arasında ben bizzat bulundum. Eğer sizlerin ömrü uzun olursa mutlaka, Ebu'l-Kasım (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu söylediğini de göreceksiniz:<br />
<br />
    "Kişi, eli altın veya gümüşle dolu olarak çıkacak, onu kendinden (sadaka olarak) kabul edecek adam bulamayacak." (Buharî, Menakıb 25)<br />
<br />
1. Hadisin ravisi Adiyy, Tayy kabilesinden sahavetiyle meşhur Hatim-i Tai'nin oğludur. Kabilesinin reisidir. Tay kabilesi Irak'la Hicaz arasında yer almaktadır. Kendilerinden önceden izin almadan, bölgelerinden geçenlerin yollarını kesmektedirler. Böylece eşkiyalıklarıyla şöhret kazandıkları için, Adiyy, Hire'den kalkan bir kadın kendi yurtlarından korkusuz nasıl Hicaz'a, Mekke'ye ulaşabilecek diye hayrete düşer. Adiyy'i hayrete düşüren diğer bir ifade "Kisra'nın hazinelerinin fethi." O zaman için iki büyük devletten biri olan Kisra'nın hazinelerini fethetmek ne demek?" Bir yanlış anlama olmasın? Sorar: "(Yani şu İran Devleti'nin kisrası olan) İbnu Hürmüz'ün hazineleri mi?" Resulullah "Evet! O kisra, İbnu Hürmüz olan kisra!" der.<br />
<br />
2. Hadiste temas edilen diğer bir husus, yol emniyetini getirecek adalet-i İslamiye'nin hasıl edeceği maddî refah seviyesiyle ilgili. Aleyhissalâtu vesselâm: "Zekat veya sadaka vermek kasdıyla evden çıkan kimsenin, bunu kabul edecek bir adam bulamadan evine döneceği" derecede refahın artacağından bahsediyor ki, bu adaletli idarenin tabii sonucudur. Bazı alimler, başka bazı hadisleri esas alarak, bu halin, Hz. İsa'nın hakimiyeti sırasında hasıl olacak bolluk devrine ait olacağını söylemiş ise de, başta Beyhakî, bir kısım alimler hadiste Ömer İbnu Abdilaziz devrinde yaşanan duruma işaret edildiğini belirtirler. Beyhakî'nin Delail'de kaydettiğine göre, "Kişi Ömer İbnu Abdilaziz'in otuz aylık hilafeti sırasında, halife ölmezden önce, büyük miktarda para getirip "Bunu fakirlerden dilediğinize verin" derdi. Ancak "halkı Ömer zenginleştirdiği için" bunu verecek bir kimse bulamadan parasıyla geri dönerdi." Beyhakî, rivayeti kaydettikten sonra ilave eder: "Bunda Adiyy'in rivayet ettiği hadiste ihbar edilen durumun teyidi vardır." İbnu Hacer der ki, "Bu ihtimal öncekinden daha kuvvetlidir, çünkü hadiste Adiyy'e: "Eğer ömrün uzun olursa göreceksin" denmiştir.<br />
<br />
3. Hadiste, bir kadının tek başına hacca gidebileceği de ifade edilmektedir. Bu, ihtilaflı bir mevzu olmakla birlikte, alimlerimizden bir kısmı vacib olan hacc için bunun caiz olduğunu söylemiştir.<br />
<br />
İnancımıza göre Hz. İsa (as) ölmemiş, semaya çekilmiştir. Cesed-i dünyevîsi ile semada yaşamaktadır. Hadiste de görüldüğü üzere, kıyamete yakın, yeryüzüne inecek, müsbet icraatları gerçekleştirecek: Deccal'in hasıl ettiği manevî tahribatı telafi edecektir. Onun gelmesiyle birlikte bolluğun, refahın artacağının ifade edilmesi, onun ıslahatı sadece manevî cihette olmayacak, maddî cihette de olacak, iktisadî düzelmeler, düzeltmeler de gerçekleştirecektir.<br />
<br />
Bazı hadislerde, kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir. Her halukarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir: "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak." Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa'dır: "Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez." Bir diğer rivayette de "Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz." denir.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/kyameteyaknaltnanyaan5njy9.png" loading="lazy"  alt="[Resim: kyameteyaknaltnanyaan5njy9.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamete Yakın Altınçağın Yaşanacağı Doğru mudur?</span></span><br />
<br />
Kıyamete yakın zenginleşme olacağı ve altınçağın yaşanacağı, zulüm olmayacağı, Kur'an ahlakının bütün dünyaya yayılacağı doğru mudur?<br />
<br />
Hârise İbnu Vehb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat kendisine bağışta bulunulan kimsenin "Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama şu anda ona ihtiyacım yok." diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman yakındır." [Buharî, Fiten 24, Zekât 9; Müslim, Zekât 58, (101.1); Nesâî, Zekât 64, (5,77)]<br />
<br />
Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün." [Buharî, Zekât 9; Müslim, Zekât 59, (1012)]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AÇIKLAMA:</span></span><br />
<br />
Bu hadisler, âhir zamanda bolluğun artacağını, öyle ki zekat kabul edecek kimsenin kalmayacağını haber vermektedir. Hadîste zekat malı olarak altın kelimesinin zikri, mânayı te'kid içindir. Çünkü insanlar arasında tedavül eden kıymetli eşyaların en değerlisi, taşınma ve saklanması en kolay olanı altındır. İnsanlar sunulan altına bile istiğna gösterirlerse, gözleri, gönülleri son derece doymuş demektir. Bu da o devirde bolluğun fevkalâde artacağını ifâde eder. Bu mâna birçok hadislerde ifâde edilmiştir. Aynî'ye göre, bu hal fitnelerin artması ve insanlar arasında öldürme hadiselerinin çoğalmasıyla hâsıl olur. Elli kadının bir erkeğe sığınmaya çalışmaları da aynı devrenin vasıfları olarak zikredilmiş olması da bu mânayı te'yid eder. Zira fitnelerde daha ziyade erkekler hayatını kaybeder. Geriye kalan zevceler, yakınlarının himâyeye muhtaç kadın ve kızları epeyce bir yekûn tutar. Hadisler, bu hâlin Kıyamete yakın vâki olacağını, bu esnâda bolluğun, sadaka kabul edecek kimse kalmayacak derecede artacağını belirtir. Bazı hadisler, bu bolluğun Hz. İsâ (as)'ın zuhur edip, Deccal'ı öldürmesinden sonra vukua geleceğine işaret eder.<br />
<br />
Mezkur bolluğa temas eden hadîslerden Müslim'de kaydedilen bir rivayet şöyle:<br />
<br />
    "Aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. Mal o kadar artacak ki, mal sahibi "Acaba sadakamı kim alır?" diye endişeyle fakir arayacak. Sadaka vermek üzere biri çağrılacak olsa, "İhtiyacım yok!" diye cevap verecek."<br />
<br />
Bir başka hadis, Arabistan çöllerinde nehirler akıp, çayırlıklar hâsıl olacağını haber verir.<br />
<br />
Bütün bu hadisler, ilerleyen teknik vasıtalar sebebiyle mi, yoksa sağlanacak olan sulh-ü umumî sebebiyle mi, yoksa bazı şârihlerin söylediği üzere, kıyâmetin yaklaştığını anlayan insanların mal hırsını bırakmaları sebebiyle mi, her ne ise kıyamete yakın, bolluk ve bereketin artacağını haber vermektedir. İbnu't-Tîn şöyle der:<br />
<br />
    "Bu hâl, Hz. İsa'nın inmesinden sonra, arz bereketini çıkardığı, bir narla bir âilenin doyduğu, yeryüzünde tek kâfirin kalmadığı zamanda husûle gelecektir."<br />
<br />
Sadedinde olduğumuz hadis, bu bolluğun, hiç beklenmedik bir tarzda sür'atle gelebileceğine dikkat çekerek, sadaka verme fırsatlarını değerlendirmeyi emretmektedir.<br />
<br />
Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa aleyhisselâm), Feccu'r-Ravhâ nam mevkide, hac yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir." [Müslim, Hacc 216, (1252)]<br />
<br />
İslâmî nasslara göre, Hz. İsa aleyhisselâm hayattadır, cism-i dünyevîsi semadadır. Ahir zamanda Deccal'i öldürmek üzere yeryüzüne inecek ve adaleti tesis edecektir. Onun getireceği adaletle bolluk artacak, insanlığa refah ve sulh-ü umumî gelecektir. Öyle ki zekât alacak fakir kalmayacaktır.<br />
<br />
Şu halde, Hz. İsa (as) o zaman hac yapacaktır. Onun telbiye getireceği Feccu'r-Ravha Mekke-Medine yolu üzerinde, Mekke'ye altı mil kadar uzaklıkta bir yerin adıdır. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), Bedir gazvesi, Fetih gazvesi ve Veda haccına giderken buradan geçmiştir.<br />
<br />
Bazı hadislerden kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir.<br />
<br />
Her halükarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir:<br />
<br />
    "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak."<br />
<br />
Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa (as)'dır:<br />
<br />
"Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez."<br />
<br />
Bir diğer rivayette de şöyle buyurulur:<br />
<br />
"Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz<br />
<br />
Adiy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
    "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında iken bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Derken biri daha gelip, o da yol kesilmesinden şikayet etti. Aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
    "Ey Adiyy dedi, sen Hire şehrini gördün mü?"<br />
<br />
    "Hayır görmedim, ancak işittim!" dedim. Bunun üzerine:<br />
<br />
    "Eğer ömrün biraz uzarsa, devesine binen bir kadının Hire'den (tek başına) kalkıp Ka'be'yi tavaf edeceğini mutlaka göreceksin. O bu seyahatini yaparken Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak!.."<br />
<br />
    Adiyy der ki: "İçimden, kendi kendime, "memlekete dehşet saçan Tayy eşkiyaları nereye gidecek?" dedim. Resulullah sözlerine devam etti:<br />
<br />
    "Eğer ömrün olursa Kisra'nın hazinelerinin de fethedildiğini göreceksin!"<br />
<br />
    "Kisra İbnu Hürmüz mü?" diye araya girdim.<br />
<br />
    "Evet İbnu Hürmüz olan Kisra!" buyurdu ve devam etti:<br />
<br />
    "Eğer hayatın uzarsa mutlaka göreceksin: Kişi eli altın veya gümüş parayla dolu olduğu halde bunu tasadduk etmek üzere fakir arayacak, fakat kendinden onu kabul edecek bir tek adam bulamayacak. Her biriniz, mutlaka bir gün gelecek aranızda herhangi bir perde, bir tercüman olmaksızın Allah'la karşılaşacaksınız. O zaman Allah Teala Hazretleri: "Sana tebliğ getiren bir peygamber göndermedim mi?" diye soracak. Muhatabı: "Evet gönderdin!" diyecek. Rabb Teala: "Ben sana mal vermedim mi, ikram etmedim mi?" diye soracak, kul: "Evet! Ey Rabbim verdin." deyip sağına bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başka bir şey görmeyecek."<br />
<br />
    Yine Adiyy (radıyallahu anh) dedi ki:<br />
<br />
    "Ben Hire'den kalkıp, Beytullah'ı tavaf eden ve Allah'tan başka kimseden korkmayan yaşlı kadını gördüm. Kisra İbnu Hürmüz'ün hazinelerini fethedenler arasında ben bizzat bulundum. Eğer sizlerin ömrü uzun olursa mutlaka, Ebu'l-Kasım (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu söylediğini de göreceksiniz:<br />
<br />
    "Kişi, eli altın veya gümüşle dolu olarak çıkacak, onu kendinden (sadaka olarak) kabul edecek adam bulamayacak." (Buharî, Menakıb 25)<br />
<br />
1. Hadisin ravisi Adiyy, Tayy kabilesinden sahavetiyle meşhur Hatim-i Tai'nin oğludur. Kabilesinin reisidir. Tay kabilesi Irak'la Hicaz arasında yer almaktadır. Kendilerinden önceden izin almadan, bölgelerinden geçenlerin yollarını kesmektedirler. Böylece eşkiyalıklarıyla şöhret kazandıkları için, Adiyy, Hire'den kalkan bir kadın kendi yurtlarından korkusuz nasıl Hicaz'a, Mekke'ye ulaşabilecek diye hayrete düşer. Adiyy'i hayrete düşüren diğer bir ifade "Kisra'nın hazinelerinin fethi." O zaman için iki büyük devletten biri olan Kisra'nın hazinelerini fethetmek ne demek?" Bir yanlış anlama olmasın? Sorar: "(Yani şu İran Devleti'nin kisrası olan) İbnu Hürmüz'ün hazineleri mi?" Resulullah "Evet! O kisra, İbnu Hürmüz olan kisra!" der.<br />
<br />
2. Hadiste temas edilen diğer bir husus, yol emniyetini getirecek adalet-i İslamiye'nin hasıl edeceği maddî refah seviyesiyle ilgili. Aleyhissalâtu vesselâm: "Zekat veya sadaka vermek kasdıyla evden çıkan kimsenin, bunu kabul edecek bir adam bulamadan evine döneceği" derecede refahın artacağından bahsediyor ki, bu adaletli idarenin tabii sonucudur. Bazı alimler, başka bazı hadisleri esas alarak, bu halin, Hz. İsa'nın hakimiyeti sırasında hasıl olacak bolluk devrine ait olacağını söylemiş ise de, başta Beyhakî, bir kısım alimler hadiste Ömer İbnu Abdilaziz devrinde yaşanan duruma işaret edildiğini belirtirler. Beyhakî'nin Delail'de kaydettiğine göre, "Kişi Ömer İbnu Abdilaziz'in otuz aylık hilafeti sırasında, halife ölmezden önce, büyük miktarda para getirip "Bunu fakirlerden dilediğinize verin" derdi. Ancak "halkı Ömer zenginleştirdiği için" bunu verecek bir kimse bulamadan parasıyla geri dönerdi." Beyhakî, rivayeti kaydettikten sonra ilave eder: "Bunda Adiyy'in rivayet ettiği hadiste ihbar edilen durumun teyidi vardır." İbnu Hacer der ki, "Bu ihtimal öncekinden daha kuvvetlidir, çünkü hadiste Adiyy'e: "Eğer ömrün uzun olursa göreceksin" denmiştir.<br />
<br />
3. Hadiste, bir kadının tek başına hacca gidebileceği de ifade edilmektedir. Bu, ihtilaflı bir mevzu olmakla birlikte, alimlerimizden bir kısmı vacib olan hacc için bunun caiz olduğunu söylemiştir.<br />
<br />
İnancımıza göre Hz. İsa (as) ölmemiş, semaya çekilmiştir. Cesed-i dünyevîsi ile semada yaşamaktadır. Hadiste de görüldüğü üzere, kıyamete yakın, yeryüzüne inecek, müsbet icraatları gerçekleştirecek: Deccal'in hasıl ettiği manevî tahribatı telafi edecektir. Onun gelmesiyle birlikte bolluğun, refahın artacağının ifade edilmesi, onun ıslahatı sadece manevî cihette olmayacak, maddî cihette de olacak, iktisadî düzelmeler, düzeltmeler de gerçekleştirecektir.<br />
<br />
Bazı hadislerde, kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir. Her halukarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir: "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak." Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa'dır: "Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez." Bir diğer rivayette de "Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz." denir.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz dedikleri hadisler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=385</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 17:02:28 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=385</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/peygamberimizinunlarouskuc.png" loading="lazy"  alt="[Resim: peygamberimizinunlarouskuc.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz dedikleri hadisler</span></span><br />
<br />
Bununla ilgili hadisler çoktur. Bazıları şöyledir:<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
<br />
<br />
"Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça, kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." (Buharî, Cihad 95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, Ebu Davud, Melahim 9,  Tirmizî, Fiten 40, Nesâî, Cihad 42.<br />
<br />
<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre: Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça Kıyamet kopmaz" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu. (Müslim, Fiten 18.) <br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım." der." (Buhârî, Fiten 24, Müslim, Fiten 29)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır." (Buharî, Fiten 24; Müslim, Fiten 42)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca, Rumlar:<br />
<br />
"Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!"  derler. Müslümanlar da: "Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tövbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan  aralarında şöyle bir nida atar: "Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!" <br />
<br />
"Bunun üzerine,  çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." (Müslim, Fiten 34,)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'lhalasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz. Zü'lhalasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları [Tebâle'deki] puttur." (Buharî, Fiten 23; Müslim, Fiten 51)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." (Buharî, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, Fiten 17)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça  kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 9.)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizî, Fiten 30)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." (Tirmizî, Fiten 43, Ebu Davud, Melahim 16)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." (Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, Ebu Davud, Melahim 12.)<br />
<br />
Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla  konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 19)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"İnsanların dünyaca en bahtiyarını adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 37)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." (Müslim, İman 234, Tirmizî, Fiten 35) Hadisin bir başka veçhinde: "Yeryüzünde Allah Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz." buyrulmuştur.<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Tirmizî, Zühd 24)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/peygamberimizinunlarouskuc.png" loading="lazy"  alt="[Resim: peygamberimizinunlarouskuc.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz dedikleri hadisler</span></span><br />
<br />
Bununla ilgili hadisler çoktur. Bazıları şöyledir:<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
<br />
<br />
"Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça, kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." (Buharî, Cihad 95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, Ebu Davud, Melahim 9,  Tirmizî, Fiten 40, Nesâî, Cihad 42.<br />
<br />
<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre: Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça Kıyamet kopmaz" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu. (Müslim, Fiten 18.) <br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım." der." (Buhârî, Fiten 24, Müslim, Fiten 29)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır." (Buharî, Fiten 24; Müslim, Fiten 42)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca, Rumlar:<br />
<br />
"Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!"  derler. Müslümanlar da: "Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tövbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan  aralarında şöyle bir nida atar: "Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!" <br />
<br />
"Bunun üzerine,  çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." (Müslim, Fiten 34,)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'lhalasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz. Zü'lhalasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları [Tebâle'deki] puttur." (Buharî, Fiten 23; Müslim, Fiten 51)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." (Buharî, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, Fiten 17)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça  kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 9.)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizî, Fiten 30)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." (Tirmizî, Fiten 43, Ebu Davud, Melahim 16)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." (Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, Ebu Davud, Melahim 12.)<br />
<br />
Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla  konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 19)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"İnsanların dünyaca en bahtiyarını adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 37)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." (Müslim, İman 234, Tirmizî, Fiten 35) Hadisin bir başka veçhinde: "Yeryüzünde Allah Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz." buyrulmuştur.<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Tirmizî, Zühd 24)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyametin Alametleri Yok Diyenlere Hadislerle İspat]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=384</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 16:54:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=384</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KIYAMETİN ALAMETLERİ HADİSLERLE</span></span><br />
<br />
7182 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Fırat nehri altından bir dağı ortaya çıkarmadıkça Kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar o altın sebebiyle öldürülecek. Öyle ki on insandan dokuzu öldürülecektir."<br />
<br />
7183 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Mal dolup taşmadıkça fitneler zuhür etmedikçe ve herc (haksız sebepsiz öldürmeler) artmadıkça Kıyamet kopmayacaktır." Orada bulunanlar: "Herc nedir ey Allah'ın Resülü?" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Öldürmedir! Öldürmedir! Öldürmedir!" diye üç kere tekrar etti."<br />
4998 - Ebu Sâid radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça kişiye kamçısının ucundaki meşin ayakkabısının bağı konuşmadıkça kendinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe Kıyamet kopmaz."<br />
<br />
Tirmizi Fiten 19 (2182).<br />
<br />
4999 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları Zü'l-Halasa putunun etrafında titremedikçe Kıyamet kopmaz. Zü'l-halasa Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları (Tebâle'deki) puttur."<br />
<br />
Buhari Fiten 23; Müslim Fiten 51 (2906).<br />
<br />
5000 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz."<br />
<br />
Tirmizi Fiten 37 (2210).<br />
<br />
5001 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır."<br />
<br />
Müslim İman 234 (148); Tirmizi Fiten 35 (2208).<br />
<br />
5002 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yanındaki cemaate konuşurken bir adam gelerek: "(Ey Allah'ın Resûlü!) Kıyamet ne zaman kopacak?" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm konuşmasına devam etti sözlerini bitirdiği vakit:<br />
<br />
"Sual sâhibi nerede?" buyurdular. Adam:<br />
<br />
"İşte buradayım ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
"Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!" buyurdular. Adam:<br />
<br />
"Emanet nasıl zâyi edilir?" diye sordu. Efendimiz:<br />
<br />
"İş ehil olmmayana tevdi edildi mi Kıyamet'i bekleyin!" buyurdular."<br />
<br />
Buhari İlm 2 Rikâk 35.<br />
<br />
5003 - Sahiheyn'de gelen bir diğer rivayette: "Kahtan'dan insanları değneğiyle idare eden bir adam çıkmadıkça Kıyamet kopmaz" buyrulmuştur."<br />
<br />
Buhari Fiten 23 Menâkıb 7; Müslim Fiten 60 (2910).<br />
<br />
5004 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça Kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım" der."<br />
<br />
Buhari Fiten 24 Müslim Fiten 29 (2894); Ebu Dâvud Melahim 13 (4313 4314); Tirmizi Cennet 26 (2572 2573).<br />
<br />
5005 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Zaman yakınlaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki bir yıl bir ay gibi ay bir hafta gibi haftada bir gün gibi gün saat gibi saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur."<br />
<br />
Tirmizi zühd 24 (2333).<br />
<br />
5006 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgârı Yemen'den gönderir. Bu rüzgâr kalbinde zerre miktar iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinnin ruhunu kabzeder."<br />
<br />
Müslim İman 185 (117).<br />
<br />
5007 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
"Kıyamet sâdece şerir insanların üzerine kopacaktır!" buyurdular."<br />
<br />
Müslim Fiten 131 (2949).<br />
<br />
5008 - İbnu Zuğb el-Eyâdi anlatıyor: "Abdullah İbnu Havâle el-Ezdi radıyallahu anh'ın yanına indim. Bana:<br />
<br />
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bizi ganimet alalım diye yaya olarak gönderdi. Biz de döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu yüzlerimizden anlayıp aramızda doğrularak:<br />
<br />
"Ey Allah'ım onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan âcizim! Onları kendilerine de tevkil etme bu işten kendileri de acizdirler. Onları diğer insanlara da tevkil etme kendilerini onlara tercih ederler!" buyurdular. Sonra elini başımın üstüne koydu ve:<br />
<br />
"Ey İbnu Havale! Hilafetin (Medine'den) Arz-ı Mukaddese'ye (Suriye'ye) indiğini görürsen bil ki artık zelzeleler kederler büyük hâdiseler yakındır. O gün Kıyamet insanlara şu elimin başına olan yakınlığından daha yakındır" buyurdu."<br />
<br />
Ebu Davud Cihad 37 (2535).<br />
<br />
5009 - Hz. Enes radıyallahu anh dedi ki: "İstanbul'un fethi Kıyamet anında olacaktır."<br />
<br />
Tirmizi Fiten 58 (2240).<br />
<br />
5010 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):<br />
<br />
"Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler "Ey Allah'ın Resûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:<br />
<br />
-Ganimet (yani milli servet fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse<br />
<br />
-Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler sorumlu ve yetkililer memurlar) ganimet (malı yerini tutup yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman<br />
<br />
-Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.<br />
<br />
-Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip kadınına itaat ettiği;<br />
<br />
-Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;<br />
<br />
-Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet alış-veriş eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.<br />
<br />
-Kavme onların en alçağı (erzel) reis olduğu;<br />
<br />
-(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;<br />
<br />
-(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği;<br />
<br />
-İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;<br />
<br />
-(San'at bale konser gibi çeşitli adlar altında; bar gazino dansing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;<br />
<br />
-Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı (zelzeleyi) yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını (kazfi) bekleyin."<br />
<br />
Tirmizi Fiten 39 (2211).<br />
<br />
5011 - İbnu Amr İbnu'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Çıkış itibariyle Kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması kuşluk vakti insanlara dabbetu'l-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa diğeri de onun hemen peşindedir."<br />
<br />
Müslim Fiten 118 (2941); Ebu Dâvud Melahim 12 (4310).<br />
<br />
5012 - Hz. Muâz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):<br />
<br />
"Beytu'l-Makdis'in imârı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harâbı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul'un fethidir İstanbul'un fethi Deccâl'in çıkmasıdır!" buyurdular. Sonra elini (Resûlullah) konuşmakta olduğu kimsenin (yani Hz. Muâz'ın) dizine vurdular ve:<br />
<br />
"Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi" buyurdular."<br />
<br />
Hz. Muaz burada kendisini kasdetmektedir. (Yani Aleyhissalatu vesselam'ın konuştuğu ve dizine elini vurduğu kimse Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh'tır.)"<br />
<br />
Ebu Davud Melahim 3 (4294).<br />
<br />
5013 - Abdullah İbnu Büsr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Melhame ile Medine'nin fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda da Mesih Deccâl çıkar."<br />
<br />
Ebu Davud Melahim 4 (4296); İbnu Mace Fiten 35 (4093).<br />
<br />
Kaynak :Kütübü Sitte<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KIYAMETİN AÇIK ALAMETLERİ 10DUR.</span></span><br />
<br />
1- Deccalın çıkışı.<br />
<br />
2- Üç gece üstüste ay tutulması.<br />
<br />
3- Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması.<br />
<br />
4- Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.<br />
<br />
5- İsa aleyhisselamın Şam'daki beyaz minare üzerine inip Deccal'ı öldürerek Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.<br />
<br />
6- Resul-ü Ekrem'in soyundan Mehdi çıkıp kırk yıl adâlet üzere gidip Hazreti İsa aleyhisselamı bulması.<br />
<br />
7- Dâbbe-tül-Arz'ın vücuda gelmesi.<br />
<br />
8- Ye'cüc ve Me'cüc'ün İskender seddinden çıkarak yedi iklimi istilâ etmesi.<br />
<br />
9- Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme'ye gelip buradan ahirete gitmesi; bundan sonra da Kâbe'nin yıkılması.<br />
<br />
10- Güneşin batıdan doğup orada dolanması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KAYNAK :MAFİRETNAME</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ</span></span><br />
<br />
7187 - Hz. Enes İbnu Ma'lik radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Şu altı şeyden önce (ahirete bakan) iyi ameller işlemekte acele edin: "Güneşin battığı yerden doğması Duhân dâbbetü'l-arzDeccâl herbirinize mahsus olan ölüm ve (sizin salih amelinize mani olacak) âmme hizmeti."<br />
<br />
7188 - Ebu Katade radıyallahu anh arılatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "(Kıyametin büyük) alâmetleri ikiyüz (senesin)den sonra gelecektir."<br />
<br />
7189 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetim beş tabakadır: İlk kırk yıl hayır ve takva ehlidir. Bunu takip edenler yüzyirmi yılına kadardır. Bunlar merhamet sahibi sıla-i rahme değer veren kimseler olacak. Sonra yüzaltmış yılına kadar olanlar birbirlerine sırt çevirirler aralarındaki (kardeşlik bağlarını) koparırlar. Sonra da birbirlerini öldürme devri gelir. O devirde kurtuluş isteyin kurtuluş!"<br />
<br />
Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka kırk yıldır. Benim tabakam ve ashabımın tabakası ilim ve iman ehli insanların tabakasıdır. İkinci tabaka kırk ile seksen yılı arasındaki (insanların) tabakasıdır bunlar hayır ve takva ehli insanlardır..." (Hz. Enes sonra hadisi yukarıdaki şekilde tamamladı.)"<br />
<br />
7190 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kıyametin kopmasına yakın (bazı insanlar günahları sebebiyle) "mesh"e (hayvan süretine çevrilme) "hasf"e (yere batma) ve "kazf'e (taşlanma azabı) uğrayacaktır."<br />
<br />
7191 - Abdullah İbnu Amr radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetimde hasf mesh ve kazf olacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak :Kütübü Sitte </span></span><br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KIYAMETİN ALAMETLERİ HADİSLERLE</span></span><br />
<br />
7182 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Fırat nehri altından bir dağı ortaya çıkarmadıkça Kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar o altın sebebiyle öldürülecek. Öyle ki on insandan dokuzu öldürülecektir."<br />
<br />
7183 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Mal dolup taşmadıkça fitneler zuhür etmedikçe ve herc (haksız sebepsiz öldürmeler) artmadıkça Kıyamet kopmayacaktır." Orada bulunanlar: "Herc nedir ey Allah'ın Resülü?" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Öldürmedir! Öldürmedir! Öldürmedir!" diye üç kere tekrar etti."<br />
4998 - Ebu Sâid radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça kişiye kamçısının ucundaki meşin ayakkabısının bağı konuşmadıkça kendinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe Kıyamet kopmaz."<br />
<br />
Tirmizi Fiten 19 (2182).<br />
<br />
4999 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları Zü'l-Halasa putunun etrafında titremedikçe Kıyamet kopmaz. Zü'l-halasa Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları (Tebâle'deki) puttur."<br />
<br />
Buhari Fiten 23; Müslim Fiten 51 (2906).<br />
<br />
5000 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz."<br />
<br />
Tirmizi Fiten 37 (2210).<br />
<br />
5001 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır."<br />
<br />
Müslim İman 234 (148); Tirmizi Fiten 35 (2208).<br />
<br />
5002 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yanındaki cemaate konuşurken bir adam gelerek: "(Ey Allah'ın Resûlü!) Kıyamet ne zaman kopacak?" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm konuşmasına devam etti sözlerini bitirdiği vakit:<br />
<br />
"Sual sâhibi nerede?" buyurdular. Adam:<br />
<br />
"İşte buradayım ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
"Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!" buyurdular. Adam:<br />
<br />
"Emanet nasıl zâyi edilir?" diye sordu. Efendimiz:<br />
<br />
"İş ehil olmmayana tevdi edildi mi Kıyamet'i bekleyin!" buyurdular."<br />
<br />
Buhari İlm 2 Rikâk 35.<br />
<br />
5003 - Sahiheyn'de gelen bir diğer rivayette: "Kahtan'dan insanları değneğiyle idare eden bir adam çıkmadıkça Kıyamet kopmaz" buyrulmuştur."<br />
<br />
Buhari Fiten 23 Menâkıb 7; Müslim Fiten 60 (2910).<br />
<br />
5004 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça Kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım" der."<br />
<br />
Buhari Fiten 24 Müslim Fiten 29 (2894); Ebu Dâvud Melahim 13 (4313 4314); Tirmizi Cennet 26 (2572 2573).<br />
<br />
5005 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Zaman yakınlaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki bir yıl bir ay gibi ay bir hafta gibi haftada bir gün gibi gün saat gibi saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur."<br />
<br />
Tirmizi zühd 24 (2333).<br />
<br />
5006 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgârı Yemen'den gönderir. Bu rüzgâr kalbinde zerre miktar iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinnin ruhunu kabzeder."<br />
<br />
Müslim İman 185 (117).<br />
<br />
5007 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
"Kıyamet sâdece şerir insanların üzerine kopacaktır!" buyurdular."<br />
<br />
Müslim Fiten 131 (2949).<br />
<br />
5008 - İbnu Zuğb el-Eyâdi anlatıyor: "Abdullah İbnu Havâle el-Ezdi radıyallahu anh'ın yanına indim. Bana:<br />
<br />
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bizi ganimet alalım diye yaya olarak gönderdi. Biz de döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu yüzlerimizden anlayıp aramızda doğrularak:<br />
<br />
"Ey Allah'ım onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan âcizim! Onları kendilerine de tevkil etme bu işten kendileri de acizdirler. Onları diğer insanlara da tevkil etme kendilerini onlara tercih ederler!" buyurdular. Sonra elini başımın üstüne koydu ve:<br />
<br />
"Ey İbnu Havale! Hilafetin (Medine'den) Arz-ı Mukaddese'ye (Suriye'ye) indiğini görürsen bil ki artık zelzeleler kederler büyük hâdiseler yakındır. O gün Kıyamet insanlara şu elimin başına olan yakınlığından daha yakındır" buyurdu."<br />
<br />
Ebu Davud Cihad 37 (2535).<br />
<br />
5009 - Hz. Enes radıyallahu anh dedi ki: "İstanbul'un fethi Kıyamet anında olacaktır."<br />
<br />
Tirmizi Fiten 58 (2240).<br />
<br />
5010 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):<br />
<br />
"Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler "Ey Allah'ın Resûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:<br />
<br />
-Ganimet (yani milli servet fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse<br />
<br />
-Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler sorumlu ve yetkililer memurlar) ganimet (malı yerini tutup yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman<br />
<br />
-Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.<br />
<br />
-Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip kadınına itaat ettiği;<br />
<br />
-Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;<br />
<br />
-Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet alış-veriş eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.<br />
<br />
-Kavme onların en alçağı (erzel) reis olduğu;<br />
<br />
-(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;<br />
<br />
-(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği;<br />
<br />
-İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;<br />
<br />
-(San'at bale konser gibi çeşitli adlar altında; bar gazino dansing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;<br />
<br />
-Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı (zelzeleyi) yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını (kazfi) bekleyin."<br />
<br />
Tirmizi Fiten 39 (2211).<br />
<br />
5011 - İbnu Amr İbnu'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Çıkış itibariyle Kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması kuşluk vakti insanlara dabbetu'l-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa diğeri de onun hemen peşindedir."<br />
<br />
Müslim Fiten 118 (2941); Ebu Dâvud Melahim 12 (4310).<br />
<br />
5012 - Hz. Muâz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):<br />
<br />
"Beytu'l-Makdis'in imârı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harâbı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul'un fethidir İstanbul'un fethi Deccâl'in çıkmasıdır!" buyurdular. Sonra elini (Resûlullah) konuşmakta olduğu kimsenin (yani Hz. Muâz'ın) dizine vurdular ve:<br />
<br />
"Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi" buyurdular."<br />
<br />
Hz. Muaz burada kendisini kasdetmektedir. (Yani Aleyhissalatu vesselam'ın konuştuğu ve dizine elini vurduğu kimse Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh'tır.)"<br />
<br />
Ebu Davud Melahim 3 (4294).<br />
<br />
5013 - Abdullah İbnu Büsr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:<br />
<br />
"Melhame ile Medine'nin fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda da Mesih Deccâl çıkar."<br />
<br />
Ebu Davud Melahim 4 (4296); İbnu Mace Fiten 35 (4093).<br />
<br />
Kaynak :Kütübü Sitte<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KIYAMETİN AÇIK ALAMETLERİ 10DUR.</span></span><br />
<br />
1- Deccalın çıkışı.<br />
<br />
2- Üç gece üstüste ay tutulması.<br />
<br />
3- Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması.<br />
<br />
4- Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.<br />
<br />
5- İsa aleyhisselamın Şam'daki beyaz minare üzerine inip Deccal'ı öldürerek Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.<br />
<br />
6- Resul-ü Ekrem'in soyundan Mehdi çıkıp kırk yıl adâlet üzere gidip Hazreti İsa aleyhisselamı bulması.<br />
<br />
7- Dâbbe-tül-Arz'ın vücuda gelmesi.<br />
<br />
8- Ye'cüc ve Me'cüc'ün İskender seddinden çıkarak yedi iklimi istilâ etmesi.<br />
<br />
9- Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme'ye gelip buradan ahirete gitmesi; bundan sonra da Kâbe'nin yıkılması.<br />
<br />
10- Güneşin batıdan doğup orada dolanması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KAYNAK :MAFİRETNAME</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ</span></span><br />
<br />
7187 - Hz. Enes İbnu Ma'lik radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Şu altı şeyden önce (ahirete bakan) iyi ameller işlemekte acele edin: "Güneşin battığı yerden doğması Duhân dâbbetü'l-arzDeccâl herbirinize mahsus olan ölüm ve (sizin salih amelinize mani olacak) âmme hizmeti."<br />
<br />
7188 - Ebu Katade radıyallahu anh arılatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "(Kıyametin büyük) alâmetleri ikiyüz (senesin)den sonra gelecektir."<br />
<br />
7189 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetim beş tabakadır: İlk kırk yıl hayır ve takva ehlidir. Bunu takip edenler yüzyirmi yılına kadardır. Bunlar merhamet sahibi sıla-i rahme değer veren kimseler olacak. Sonra yüzaltmış yılına kadar olanlar birbirlerine sırt çevirirler aralarındaki (kardeşlik bağlarını) koparırlar. Sonra da birbirlerini öldürme devri gelir. O devirde kurtuluş isteyin kurtuluş!"<br />
<br />
Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka kırk yıldır. Benim tabakam ve ashabımın tabakası ilim ve iman ehli insanların tabakasıdır. İkinci tabaka kırk ile seksen yılı arasındaki (insanların) tabakasıdır bunlar hayır ve takva ehli insanlardır..." (Hz. Enes sonra hadisi yukarıdaki şekilde tamamladı.)"<br />
<br />
7190 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kıyametin kopmasına yakın (bazı insanlar günahları sebebiyle) "mesh"e (hayvan süretine çevrilme) "hasf"e (yere batma) ve "kazf'e (taşlanma azabı) uğrayacaktır."<br />
<br />
7191 - Abdullah İbnu Amr radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetimde hasf mesh ve kazf olacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak :Kütübü Sitte </span></span><br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamette herkes ameline göre haşrolur]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=383</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 16:51:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=383</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamette herkes ameline göre haşrolur</span></span><br />
<br />
Sual: Kıyamette insanlar haşrolurken herkes iyi kötü karışık mı olacak, yoksa iyiler ayrı mı olacak?<br />
CEVAP<br />
Kur'an-ı kerimde mealen, (Hepiniz bölük bölük gelirsiniz) buyurulmaktadır. (Nebe 18)<br />
<br />
Peygamber efendimize bu âyet-i kerimenin manası sorulmuş, O da uzun şekilde açıklamıştır. İnsanların yaptığı amellere göre çeşitli şekillerde haşrolunacağı bildirilmiştir. Hadis-i şerifin sonunda buyuruluyor ki:<br />
<br />
(Maymun suretinde olanlar koğuculuk edenlerdir. Hınzır şeklinde olanlar haram yiyenlerdir. Başı üstü sürünenler, riba yiyenlerdir. Körler, hüküm verirken haksızlık edenlerdir. Dilsiz ve sağır olanlar, amellerini beğenenlerdir. Dilleri göğüslerine sarkık olanlar, işleri sözlerine uymayan âlimlerdir. El ve ayakları kesik olanlar, komşularını incitenlerdir. Pis kokulu olarak gelenler, içki içen ve zina eden ve zekat vermeyenlerdir. Katrandan elbise giyenler, insanlara karşı büyüklenip kibirlenenlerdir. Allahü teâlâ hepsinden korusun!) [Tibyan]<br />
<br />
Daha başka şekillerde de hesap yerine gidileceği bildirilmiştir. Burada bildirilenler, günah işleyip de tevbe etmeden ölenler içindir. Tevbe edenler veya sevabı günahından daha fazla olan kimseler o şekilde haşredilmezler.<br />
<br />
Akıllı kimse, hiçbir günahı küçük görmemeli, hepsinden kaçmalıdır.<br />
<br />
<br />
Nasıl haşrolacaklar?<br />
Sual: İnsanlar nasıl haşrolacaktır?<br />
CEVAP<br />
Herkes ameline göre haşrolacaktır.<br />
Bir kimse, salihler gibi amel işlese; fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir kimse de, kötüler gibi amel işlese; fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe çevrilir, iyilerle beraber haşrolur. (Ka’b-ül-Ahbar)<br />
<br />
İki ayet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Kıyamette onları [kâfirleri] kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzüstü haşrederiz. Onların varacağı ve kalacağı yer Cehennemdir.) [İsra 97]<br />
<br />
(Beni anmayan, sıkıntılara düçar olur, kıyamette de kör olarak haşrolur.) [Taha 124]<br />
<br />
Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir:<br />
<br />
(Amellerini yapmasa bile, bir milletin yaptığını seven onlarla haşr olur.) [Hatib]<br />
<br />
(Kişi sevdiğiyle haşrolur. Kâfirleri seven kâfirlerle beraberdir. İyi ameli kendisine hiç bir fayda sağlamaz.) [Taberani]<br />
<br />
(Abdestten sonra Kadir suresini bir defa okuyan sıddıklardan, iki defa okuyan şehidlerden yazılır. Üç defa okuyan, Peygamberlerle haşrolur.) [Deylemi]<br />
<br />
(Müslümana sözle yardım eden veya onun için bir adım yürüyen, kıyamette emin olarak, Peygamberlerle haşrolur ve 70 şehid sevabına kavuşur.) [Hatib]<br />
<br />
(Çoluk çocuğu çok ve rızkı az olup, namazlarını şartlarına uygun olarak kılan ve Müslümanları gıybet etmeyen, benimle birlikte haşrolur.) [M. Masumiyye]<br />
<br />
(Mehr vermemek niyetiyle evlenen, kıyamette hırsızlarla haşrolur.) [R.Nasıhin]<br />
<br />
(Allahü teâlânın rızası için, helali ve haramı açıklayan kırk hadisi, ümmetime bildiren, âlim olarak haşrolur.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Beş vakit namazı cemaatle kılmaya devam eden kimse, Sırat köprüsünü ilk ve şimşek gibi geçenlerden olur. Allah, o kimseyi salihlerle haşreder, namazına devam ettiği her gün ve gece için de bin şehit sevabı alır.) [Taberani]<br />
<br />
(Malım çoğalsın diye dilenen, kıyamette, yüzünün eti yenmiş olarak haşrolur ve Cehennemden yiyeceği de kızgın taş olur.) [Taberani]<br />
<br />
(Ölü arkasından ağlamayı sanat edinen kadınlar, ölmeden önce tevbe etmezlerse, üzerlerinde katrandan elbise ve uyuzlu olarak haşrolur.) [Müslim]<br />
<br />
(Kabirden kalkınca, [herkes ameline göre] binitli, yaya, sürünerek veya yüzüstü haşrolacaktır.) [Hâkim]</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamette herkes ameline göre haşrolur</span></span><br />
<br />
Sual: Kıyamette insanlar haşrolurken herkes iyi kötü karışık mı olacak, yoksa iyiler ayrı mı olacak?<br />
CEVAP<br />
Kur'an-ı kerimde mealen, (Hepiniz bölük bölük gelirsiniz) buyurulmaktadır. (Nebe 18)<br />
<br />
Peygamber efendimize bu âyet-i kerimenin manası sorulmuş, O da uzun şekilde açıklamıştır. İnsanların yaptığı amellere göre çeşitli şekillerde haşrolunacağı bildirilmiştir. Hadis-i şerifin sonunda buyuruluyor ki:<br />
<br />
(Maymun suretinde olanlar koğuculuk edenlerdir. Hınzır şeklinde olanlar haram yiyenlerdir. Başı üstü sürünenler, riba yiyenlerdir. Körler, hüküm verirken haksızlık edenlerdir. Dilsiz ve sağır olanlar, amellerini beğenenlerdir. Dilleri göğüslerine sarkık olanlar, işleri sözlerine uymayan âlimlerdir. El ve ayakları kesik olanlar, komşularını incitenlerdir. Pis kokulu olarak gelenler, içki içen ve zina eden ve zekat vermeyenlerdir. Katrandan elbise giyenler, insanlara karşı büyüklenip kibirlenenlerdir. Allahü teâlâ hepsinden korusun!) [Tibyan]<br />
<br />
Daha başka şekillerde de hesap yerine gidileceği bildirilmiştir. Burada bildirilenler, günah işleyip de tevbe etmeden ölenler içindir. Tevbe edenler veya sevabı günahından daha fazla olan kimseler o şekilde haşredilmezler.<br />
<br />
Akıllı kimse, hiçbir günahı küçük görmemeli, hepsinden kaçmalıdır.<br />
<br />
<br />
Nasıl haşrolacaklar?<br />
Sual: İnsanlar nasıl haşrolacaktır?<br />
CEVAP<br />
Herkes ameline göre haşrolacaktır.<br />
Bir kimse, salihler gibi amel işlese; fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir kimse de, kötüler gibi amel işlese; fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe çevrilir, iyilerle beraber haşrolur. (Ka’b-ül-Ahbar)<br />
<br />
İki ayet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Kıyamette onları [kâfirleri] kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzüstü haşrederiz. Onların varacağı ve kalacağı yer Cehennemdir.) [İsra 97]<br />
<br />
(Beni anmayan, sıkıntılara düçar olur, kıyamette de kör olarak haşrolur.) [Taha 124]<br />
<br />
Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir:<br />
<br />
(Amellerini yapmasa bile, bir milletin yaptığını seven onlarla haşr olur.) [Hatib]<br />
<br />
(Kişi sevdiğiyle haşrolur. Kâfirleri seven kâfirlerle beraberdir. İyi ameli kendisine hiç bir fayda sağlamaz.) [Taberani]<br />
<br />
(Abdestten sonra Kadir suresini bir defa okuyan sıddıklardan, iki defa okuyan şehidlerden yazılır. Üç defa okuyan, Peygamberlerle haşrolur.) [Deylemi]<br />
<br />
(Müslümana sözle yardım eden veya onun için bir adım yürüyen, kıyamette emin olarak, Peygamberlerle haşrolur ve 70 şehid sevabına kavuşur.) [Hatib]<br />
<br />
(Çoluk çocuğu çok ve rızkı az olup, namazlarını şartlarına uygun olarak kılan ve Müslümanları gıybet etmeyen, benimle birlikte haşrolur.) [M. Masumiyye]<br />
<br />
(Mehr vermemek niyetiyle evlenen, kıyamette hırsızlarla haşrolur.) [R.Nasıhin]<br />
<br />
(Allahü teâlânın rızası için, helali ve haramı açıklayan kırk hadisi, ümmetime bildiren, âlim olarak haşrolur.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Beş vakit namazı cemaatle kılmaya devam eden kimse, Sırat köprüsünü ilk ve şimşek gibi geçenlerden olur. Allah, o kimseyi salihlerle haşreder, namazına devam ettiği her gün ve gece için de bin şehit sevabı alır.) [Taberani]<br />
<br />
(Malım çoğalsın diye dilenen, kıyamette, yüzünün eti yenmiş olarak haşrolur ve Cehennemden yiyeceği de kızgın taş olur.) [Taberani]<br />
<br />
(Ölü arkasından ağlamayı sanat edinen kadınlar, ölmeden önce tevbe etmezlerse, üzerlerinde katrandan elbise ve uyuzlu olarak haşrolur.) [Müslim]<br />
<br />
(Kabirden kalkınca, [herkes ameline göre] binitli, yaya, sürünerek veya yüzüstü haşrolacaktır.) [Hâkim]</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamete kadar]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=382</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 16:49:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=382</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamete kadar</span></span><br />
<br />
Sual: Kur’anda (Kıyamete kadar lanetliksin) mealindeki âyet, İblis’in kıyamete kadar lanetlik olup, ondan sonra lanetlik olmadığını mı gösteriyor?<br />
CEVAP<br />
Hayır. (Şu güne) kadar ifadesi iki şekilde kullanılıyor.<br />
Birincisi o güne kadar, o gün dâhil olmayan kullanış şekli.<br />
İkincisi, o güne kadar, o gün de dâhil olan kullanış şekli.<br />
<br />
Dâhil olmayan kullanış şekline birkaç örnek:<br />
<br />
Genelde herkes bu anlamda kullanıyor. Yaygın şekli budur.<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Eğer [Yunus Peygamber], Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalırdı.) [Saffat 143–144] (Mahşere kadar kalırdı demektir.)<br />
<br />
(Sen onları bırak, kendilerine söz verilen güne [Kıyamete] kavuşuncaya kadar batıla dalıp, oynaya dursunlar.) [ Zuhruf 83] (Kıyamete kadar batılda kalsınlar, kıyamette onları Cehenneme atacağız demektir.)<br />
<br />
(Darda kalan borçluya, eli genişleyinceye kadar mühlet verin.) [Bekara 280] (Eli genişleyince de, yine mühlet vermek gerekmez.)<br />
<br />
<br />
Dâhil olan kullanış şekline birkaç örnek:<br />
<br />
Bu kullanış şekli çok azdır. Üç âyet-i kerime meali:<br />
(Ey İsa, sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım.) [Âl-i İmran 55] (Kıyamette de üstün olacaklar. Yani kıyamet de buna dâhildir.)<br />
<br />
(Abdest alırken, dirseklere kadar yıkayın!) [Maide 6] (Dirsekler de buna dâhildir.)<br />
<br />
(Din gününe [kıyamete] kadar lanetliksin) [Hicr 35, Sad 78] (Kıyamette de lanetliksin, sonsuz olarak Cehennemliksin demektir.)<br />
<br />
Hasan-i Berki hazretleri, öleceği zaman buyurdu ki:<br />
Bana bağlı olanların affolunacakları müjdesini aldım. Daha fazla istedim. Sana inananlar mağfurdur denildi. Daha ziyadesini istedim. Seni işitip de sevenler, kıyamete kadar affedildi buyuruldu. (S. Ebediyye) [Bunlar, sadece dünyada affedildi, ahirette affedilemez demek değildir. Kıyamete kadar affedildi demek, kıyamette de affedildi demektir.]<br />
<br />
Yine, (Resulullah efendimiz, Kıyamete kadar ümmetinin başına gelecek olan şeylerin hepsini haber verdi) buyuruluyor. Bu, kıyametten haber vermedi, Cennete veya Cehenneme gidecekleri haber vermedi demek değildir. Onları da bildirdi demektir.<br />
<br />
(İblis kıyamete kadar lanetliktir) mealindeki âyet-i kerime inince, İblis sevinmişti. (Ben kıyamete kadar lanetlikmişim. Demek ki, daha sonra kurtulacağım) demişti. Hatta bazı âlimler de, İblis’e hak verdiler. (İblis kıyamet gününde kurtulacak) dediler. İmam-ı a’zam hazretleri, buna karar vermek için şehir şehir dolaşarak Eshab-ı kiramı aradı. Altı tanesini buldu. Bunlardan Ebu Tufeyl hazretlerine, “Kur’an-ı kerimde, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkamak) emrediliyor. Peygamber efendimiz abdest alırken, dirseklerini yıkar mıydı, yıkamaz mıydı?” diye sordu. Cevaben, (Hem yıkardı, hem de herkesin yıkamasını emrederdi. Dirseklerinizi yıkamazsanız abdestiniz olmaz buyururdu) dedi. İmam-ı a’zam hazretleri de, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkayın emrinde, dirsekler de dâhil olunca, İblis’e lanet edilmesine kıyamet de dâhildir, kıyamet sonsuz olduğuna göre, İblis sonsuz lanetliktir) buyurdu.<br />
<br />
Aşağıdaki beytin birinci mısraı, birincilere, ikinci mısraı da, ikincilere örnektir. Yani gül solduktan sonra koklanmaz; ama dost öldükten sonra da sevilir demektir.<br />
Güller koklanır, solana kadar,<br />
Dostlar sevilir, ölene kadar.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamete kadar</span></span><br />
<br />
Sual: Kur’anda (Kıyamete kadar lanetliksin) mealindeki âyet, İblis’in kıyamete kadar lanetlik olup, ondan sonra lanetlik olmadığını mı gösteriyor?<br />
CEVAP<br />
Hayır. (Şu güne) kadar ifadesi iki şekilde kullanılıyor.<br />
Birincisi o güne kadar, o gün dâhil olmayan kullanış şekli.<br />
İkincisi, o güne kadar, o gün de dâhil olan kullanış şekli.<br />
<br />
Dâhil olmayan kullanış şekline birkaç örnek:<br />
<br />
Genelde herkes bu anlamda kullanıyor. Yaygın şekli budur.<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Eğer [Yunus Peygamber], Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalırdı.) [Saffat 143–144] (Mahşere kadar kalırdı demektir.)<br />
<br />
(Sen onları bırak, kendilerine söz verilen güne [Kıyamete] kavuşuncaya kadar batıla dalıp, oynaya dursunlar.) [ Zuhruf 83] (Kıyamete kadar batılda kalsınlar, kıyamette onları Cehenneme atacağız demektir.)<br />
<br />
(Darda kalan borçluya, eli genişleyinceye kadar mühlet verin.) [Bekara 280] (Eli genişleyince de, yine mühlet vermek gerekmez.)<br />
<br />
<br />
Dâhil olan kullanış şekline birkaç örnek:<br />
<br />
Bu kullanış şekli çok azdır. Üç âyet-i kerime meali:<br />
(Ey İsa, sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım.) [Âl-i İmran 55] (Kıyamette de üstün olacaklar. Yani kıyamet de buna dâhildir.)<br />
<br />
(Abdest alırken, dirseklere kadar yıkayın!) [Maide 6] (Dirsekler de buna dâhildir.)<br />
<br />
(Din gününe [kıyamete] kadar lanetliksin) [Hicr 35, Sad 78] (Kıyamette de lanetliksin, sonsuz olarak Cehennemliksin demektir.)<br />
<br />
Hasan-i Berki hazretleri, öleceği zaman buyurdu ki:<br />
Bana bağlı olanların affolunacakları müjdesini aldım. Daha fazla istedim. Sana inananlar mağfurdur denildi. Daha ziyadesini istedim. Seni işitip de sevenler, kıyamete kadar affedildi buyuruldu. (S. Ebediyye) [Bunlar, sadece dünyada affedildi, ahirette affedilemez demek değildir. Kıyamete kadar affedildi demek, kıyamette de affedildi demektir.]<br />
<br />
Yine, (Resulullah efendimiz, Kıyamete kadar ümmetinin başına gelecek olan şeylerin hepsini haber verdi) buyuruluyor. Bu, kıyametten haber vermedi, Cennete veya Cehenneme gidecekleri haber vermedi demek değildir. Onları da bildirdi demektir.<br />
<br />
(İblis kıyamete kadar lanetliktir) mealindeki âyet-i kerime inince, İblis sevinmişti. (Ben kıyamete kadar lanetlikmişim. Demek ki, daha sonra kurtulacağım) demişti. Hatta bazı âlimler de, İblis’e hak verdiler. (İblis kıyamet gününde kurtulacak) dediler. İmam-ı a’zam hazretleri, buna karar vermek için şehir şehir dolaşarak Eshab-ı kiramı aradı. Altı tanesini buldu. Bunlardan Ebu Tufeyl hazretlerine, “Kur’an-ı kerimde, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkamak) emrediliyor. Peygamber efendimiz abdest alırken, dirseklerini yıkar mıydı, yıkamaz mıydı?” diye sordu. Cevaben, (Hem yıkardı, hem de herkesin yıkamasını emrederdi. Dirseklerinizi yıkamazsanız abdestiniz olmaz buyururdu) dedi. İmam-ı a’zam hazretleri de, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkayın emrinde, dirsekler de dâhil olunca, İblis’e lanet edilmesine kıyamet de dâhildir, kıyamet sonsuz olduğuna göre, İblis sonsuz lanetliktir) buyurdu.<br />
<br />
Aşağıdaki beytin birinci mısraı, birincilere, ikinci mısraı da, ikincilere örnektir. Yani gül solduktan sonra koklanmaz; ama dost öldükten sonra da sevilir demektir.<br />
Güller koklanır, solana kadar,<br />
Dostlar sevilir, ölene kadar.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=381</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 16:47:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=381</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak?</span></span><br />
<br />
Sual: Bazıları Kıyamete inanmıyor, hepsi bu dünyadadır diyor. Kıyamet hakkında bilgi verir misiniz?<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Kıyamet vardır. O gün, elbette gelecektir. O gün; göklerin parçalanacağı, yıldızların dağılacağı, yeryüzü ve dağların parçalanacağı ve yok olacağı Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir. (Müzzemmil 14, İnfitar 1-5)<br />
<br />
Kıyamette, bütün mahluklar, yok olup, tekrar yaratılacak, herkes mezardan kalkacaktır. Allahü teâlâ, çürümüş, toz olmuş kemikleri yine diriltecektir. O gün, terazi kurulacak, herkesin hesap defterleri uçarak, iyilere sağ taraflarından, fenalara sol taraflarından gelecektir.<br />
<br />
Cehennem üzerindeki sırat köprüsünden geçilecek, iyiler geçip Cennete gidecek, Cehennemlikler, Cehenneme düşecektir.<br />
<br />
Bu bildirdiklerimiz, olmayacak şeyler değildir. Muhbir-i sadık [doğru haber veren] Muhammed aleyhisselam haber verdiği için, kabul etmek, inanmak gerekir. Hayale kapılarak şüpheye düşmemeli. Allahü teâlâ, (Resulümün getirdiklerini alınız) yani, her sözüne inanınız buyuruyor. (Haşr 7)<br />
<br />
Kâfirler, hesaptan sonra, Cehenneme girecek, Cehennemde ve azapta ebedi kalacaklardır.<br />
Müminler, Cennette ve Cennet nimetlerinde sonsuz olarak kalacaklardır.<br />
<br />
Günahı, sevabından çok olan müminlerin, Cehenneme girip, günahlarına karşılık, bir müddet azap görmeleri caiz ise de, bunlar, Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır. Kalbinde zerre kadar iman olan bir kimse, Cehennemde sonsuz kalmayacak, rahmet-i ilahiyeye kavuşarak Cennete girecektir. (c.3, m.17)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyametin küçük ve büyük alametleri</span></span><br />
<br />
Sual: Kıyametin kesin olarak ne zaman kopacağı belli değil midir?<br />
CEVAP<br />
Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi, (Onu ancak Allah bilir) buyuruldu. (Araf 187, Ahzab 63)<br />
Kıyametin kopmasına yakın önce küçük alametler çıkacaktır. Sonra da büyük alametler çıkacaktır.<br />
<br />
Kıyametin küçük alametleri ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:<br />
(İnsanlar camilerle ve camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Hatib]<br />
<br />
(Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(İnsanlarda cimrilik artar ve kıyamet kötülerden başkası üzerine kopmaz.) [İ.Neccar]<br />
<br />
(Ahlaksızlık ve fuhuş açık olmadan komşular kötüleşmeden hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Yemin ederim ki, cimrilik, fuhuş meydana çıkmadıkça, emine hıyanet edilip, haine güvenilmedikçe, iyiler helak olup kötüler kalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Hakim]<br />
<br />
(Yağmurların bereketi kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Ya’la]<br />
<br />
(Yer yüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
(İlim kalkmadıkça, depremler, katliamlar çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(Mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki, zekat verilecek kimse bulunmaz. Birine zekat teklif edilince, “Benim buna ihtiyacım yok” der.) [Buhari]<br />
<br />
(İki büyük taife, davaları bir olduğu halde, çarpışmadıkça, kendilerine Allah’ın resulüyüm [peygamberim] diyen yalancılar çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça, taşlar bile, “Ey Müslüman şu arkamda gizlenen Yahudi’yi öldür” diye haber vermedikçe kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(Yetmiş tane resulüm diyen yalancı çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Taberani]<br />
<br />
(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]<br />
<br />
(Bir erkek çocuk bir kadın gibi kıskanılmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]<br />
<br />
(Livata mubah sayılmadıkça, gökten taş yağmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]<br />
<br />
(Çocuklar öfkeli olmadıkça, büyüğe saygısızlık yapılmadıkça kıyamet kopmaz.) [Harâiti]<br />
<br />
(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz.) [Hakim]<br />
<br />
(“Keşke şu kabirdeki ben olsaydım” denmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]<br />
<br />
(Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.) [Müslim, İbni Mace]<br />
<br />
(Kur’an-ı kerim kalkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
Kıyamet yaklaştığı zaman şunların da olacağı bildirilmiştir:<br />
<br />
(İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.) [Hakim]<br />
<br />
(Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.) [Hakim]<br />
<br />
(Kötü kadınlar, çoğalıp, fuhuş bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş [frengi, aids gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalacak. Ölçüde, tartıda hile yapılacak ve geçim darlığı baş gösterecek.) [Beyheki]<br />
<br />
(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.) [Beyheki]<br />
<br />
(İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buhari]<br />
<br />
(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kur'an [Radyo, TV gibi] çalgı aletlerinden okunacak.) [Tergib-üs-salât]<br />
<br />
(Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.) [Hakim]<br />
<br />
(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hakim]<br />
<br />
(Tehiyyet-ül-mescid namazı kılınmaz olur.) [Taberani]<br />
<br />
(İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal derler; Kur'anı ticarete, menfaate alet ederler.) [Deylemi]<br />
<br />
(İnsanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünecekler, helalini, haramını düşünmeyecekler.) [R.Nasıhin]<br />
<br />
(Bir camide binden fazla kişi namaz kılacak, fakat, içlerinde bir tane mümin bulunmayacak.) [Deylemi]<br />
<br />
(İzinsiz ticaret yapılmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kıyamet alametleri bir ipteki boncukların peş peşe kopması gibi birbirini takip eder.) [İ.Ahmed, Taberani]<br />
<br />
(Kıyamet Cuma günü kopacaktır.) [Buhari]<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hadis-i şerifle bildirilen kıyametin diğer alametlerinden bazıları da şöyledir:</span></span><br />
<br />
1- Emanete riayet kalkar.<br />
2- Veled-i zina çoğalır.<br />
3- İçki çok içilir.<br />
4- Zekat verilmez.<br />
5- Hanıma uyup, anneye isyan edilir.<br />
6- Erkekler ipek giyer.<br />
7- Zararından korunmak için insanlara mudara edilir.<br />
8- Gençler fasık olur.<br />
9- Daha önce yaşamış âlimler cahillikle suçlanır.<br />
10- Tefecilik, faiz aşikâre olur.<br />
11- Bilgin veya âlim denilenlerde, zerre kadar iman olmaz.<br />
12- İslam’a uymak ayıp sayılır.<br />
13- Herkese iyilik eden Müslüman ahmak sayılır.<br />
14- İslam’a uymak, ateşi elde tutmak gibi zor olur.<br />
15- Mescitlerde, toplantılarda fasıkların sesi yükselir.<br />
16- Cihad terk edilir.<br />
17- Bid'atler yayılır.<br />
18- Günaha teşvik artar.<br />
19- İyiliğe mani olunur.<br />
20- Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker kalkar.<br />
21- Komşuluk kötüleşir.<br />
22- Camilerde Kur'an-ı kerim teganni ile okunur.<br />
23- Aşağı kimseler söz sahibi olur.<br />
24- Zararından korunmak için insanlara ikram olunur.<br />
25- Çalgı aletleri çoğalır. Her yerde çalgı çalınır.<br />
26- Anarşi çoğalır.<br />
27- Adam öldürmek çoğalır.<br />
28- Dine uymak, güzel ahlaklı olmak ayıp sayılır.<br />
29- Cansızlar da konuşur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyametin Büyük Alametleri</span></span><br />
<br />
Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani, İbni Cerir ve İbni Hibban’daki hadis-i şerifte, şu on alametin çıkacağı bildirilmiştir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Hazret-i Mehdi gelecek</span></span><br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- Deccal gelecek</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Deccal çıkar, tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur.) [İ.E.Şeybe]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- Hazret-i İsa gökten inecek:</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) [Nisa 157]<br />
<br />
Hazret-i İsa göğe kaldırılmıştır. (Nisa 158)<br />
<br />
(Elbette o [Hazret-i İsa’nın Kıyamete yakın gökten inmesi], Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyiniz!) [Zuhruf 61, Beydavi]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]<br />
<br />
(İsa inince, her yerde sükun, emniyet meydana gelir. Öyle ki aslanla deve, kurtla kuzu serbestçe dolaşır, çocuklar yılanlarla oynar.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(On alamet çıkmadan kıyamet kopmaz. Biri İsa’nın gökten inmesidir.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, Nesai, İ.Ahmed, Taberani, İ.Hibban, İ. Cerir]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- Dabbet-ül-arz çıkacak</span></span><br />
<br />
Bu husustaki hadis-i şeriflerden birinin meali şöyledir:<br />
(Dabbet-ül arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bu hayvandan Kur'an-ı kerimde de bahsedilmektedir. (Neml 82)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- Yecüc ve Mecüc çıkacak</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:<br />
(Yecüc ve Mecüc, set yıkılıp her tepeden akın ederler.) [Enbiya 96]<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Yecüc ve Mecüc, kıyametin ilk alametlerindendir.) [İbni Cerir]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- Duman çıkacak</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!) [Duhan 10]<br />
<br />
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
(Dumanın tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir.) [Ebu Davud]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7- Güneş batıdan doğacak</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158]<br />
<br />
Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olarak bildirmişlerdir. Yukarıdaki hadis-i şerif de zaten bunu açıkça bildiriyor.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- Ateş çıkacak</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Hicazdan çıkan ateş, Basra’daki develerin boyunlarını aydınlatır.) [Müslim]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9- Yer batması görülecek</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Doğu, Batı ve Ceziret-ül Arab’da yer batışı görülecek.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10- Kâbe yıkılacak</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Bir Habeşli Kâbe’yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah elleri ile Kâbe’nin taşlarını bir bir söker halde görüyorum.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
<br />
Yanlış teviller<br />
Sual: Kıyametin büyük alametlerinden olan güneşin batıdan doğmasını, İslamiyet’in batıdan yayılacağı, Dabbet-ül-arzın ise, Aids hastalığının virüsü olduğu şeklinde tevil caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü] imanı fayda vermez.) [Enam 158]<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte, bazı alametlerden üçü şöyle açıklanmaktadır:<br />
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]<br />
<br />
Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Şu alametler çıkmadan kıyamet kopmaz: Güneş batıdan doğar, üç yer batar, İsa iner, Duman, Dabbet-ül-arz, Deccal, Yecüc Mecüc ve Aden’den bir ateş çıkar.) [Müslim]<br />
<br />
Konumuzla ilgili bir hadis-i şerifin meali şöyle:<br />
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de fayda vermez.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
Avrupa Müslüman olunca, iman fayda vermez mi?<br />
Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.<br />
<br />
Aids hastalığına da, Kur'an-ı kerimde bildirilen hayvan olduğunu söylemek yanlıştır.<br />
Dabbet-ül-arzın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede bildirilmektedir:<br />
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]<br />
<br />
Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir. Çünkü Allahü teâlâ hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi akaid-il İslam)<br />
<br />
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. (Feraid-ül fevaid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi), (Megaribüz zaman) ve (El kavlül muhtasar fi alamatil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:<br />
<br />
(Dabbet-ül arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise, koç kuyruğuna benzer.)<br />
<br />
(Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına “Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur, “Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.)<br />
<br />
(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi şimdi mi namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet ne zaman kopacak?</span></span><br />
<br />
Sual: Bazı gençler, âyetlerdeki sayıları toplayıp çıkarıyor ve bölüyorlar, kıyamet şu zaman kopacak diyorlar. Kıyametin ne zaman kopacağı belli midir?<br />
CEVAP<br />
Allahü teâlâ hiç kimseye bunu bildirmediğini söylüyor. Ben hesapla bilirim diyen Allahü teâlâyı yalanlamış olur. Birkaç âyet-i kerime meali:<br />
([Resulüm] Sana, kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Onlara de ki: Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, Ondan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir. Sen sanki biliyormuşsun gibi sana ısrarla soruyorlar. Onlara de ki: Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur” ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.) [Araf 187]<br />
<br />
(İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; Onlara de ki: "Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.) [Ahzab 63]<br />
<br />
(Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi yalnız Allah’a aittir. Onun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını arz ederiz" derler.) [Fussilet 47]<br />
<br />
(Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. [Allah bildirmedikçe] sen onu nereden bilirsin ki? Onu ancak Allah bilir.) [Naziat 42-44]<br />
<br />
Görüldüğü gibi, kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allahü teâlâ biliyor.<br />
<br />
<br />
Sual: (Bu ümmetin ömrü 1500 yılı geçmez) diye bir hadis olduğu söyleniyor. Bunun için, (10 sene sonra Mehdi, 20 sene sonra İsa ortaya çıkacak. Kıyamet de, hicri 1545 ve miladi 2120’de kopacak) deniyor. Bu doğru olabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Böyle bir hadis-i şerife rastlamadık. Böyle bir hadis-i şerif olsa bile, bundan kıyametin ne zaman kopacağı anlaşılmaz. Buna benzer başka hadis-i şerifler de vardır. Birkaç örnek verelim:<br />
1- Abdullah bin Mesud’un haber verdiği hadis-i şerifte, (İslam değirmeni 35 yıl döner. Sonra helak olanlar bulunur. Daha sonra gelenler, İslamiyet’i 70 yıl kuvvetlendirirler) buyuruldu. Şah Veliyyullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:<br />
<br />
Bu hadis-i şerifte bildirilen vaktin başlangıcı, ilk cihadın başladığı, hicretin ikinci yılıdır. 35. yılda, hazret-i Osman şehid edilerek, Müslümanlar arasında ayrılık oldu. Cihad ve İslamiyet’in yayılması durdu. Allahü teâlâ, hilafete tekrar düzen verip, cihad tekrar başladı. Emevi devletinin sonuna kadar devam etti. Abbasi devleti kurulurken, ortalık yine karıştı. Çok Müslüman öldü. Sonra Allahü teâlâ, hilafete düzen verip, Hülagü’nün Bağdat’ı yakıp yıkmasına kadar sürdü. (Kurret-ül ayneyn)<br />
<br />
Buradaki tarihleri toplayıp da, İslamiyet 70 + 35 = 105 yıl sonra ortadan kalkar denmez. Bunlar, Müslümanların kuvvetli olduğu zamanı bildirmektedir.<br />
<br />
2- Sa’d ibni Ebi Vakkas’ın bildirdiği hadis-i şerifte, (Dua ediyorum ki, ümmetimin kuvvetini, yarım günün sonuna kadar sürdürsün) buyuruldu. Yarım gün ne kadar denilince, Sa’d, (500 yıldır) dedi. Yine Şah Veliyyullah-ı Dehlevi, (Bu hadis-i şerif, Abbasi devletinin ömrünü [524 yılı] göstermektedir) buyurmuştur. (Kurret-ül ayneyn)<br />
<br />
Bu hadis-i şerife bakıp da, Peygamberimizden 500 sene sonra kıyamet kopar diyen olmamıştır.<br />
<br />
3- Bir hadis-i şerifte, (Ümmetim istikamet üzere giderse bir gün [bin yıl] yaşar. İstikamet üzere gitmezse, yarım gün [500 yıl] yaşar) buyuruldu.<br />
<br />
Buna bakıp da, hicri 1000 veya 500’de kıyamet kopar diyen olmamıştır.<br />
<br />
4- (Dünyanın ziyneti, yüz elli yılında kaldırılır.) [Hayrat-ül-hisan]<br />
Büyük fıkıh âlimi Şems-ül-eimme Abdülgaffar Kerderi, (Bu hadis-i şerif, İmam-ı a’zam Ebu Hanife’yi bildiriyor, çünkü o 150’ de vefat etmiştir) dedi. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Hicri 150’den sonra, İslamiyet ortadan kalkar denmez.<br />
<br />
5- (Ümmetim beş tabakadır. Her bir tabaka 40 yıldır. Benim ve Eshabımın dönemi, ilim ve iman ehli dönemidir. 80’e kadar gelenler, iyilik ve takva ehlidir. 120’ye kadar gelenler, merhamet ve sıla ehlidir. Bunlardan sonra, 160’a kadar gelenler, sıla-ı rahimden kesilme ve birbirlerine yüz çevirme ehlidir. Bunlardan sonra, 200’e kadar gelenler ise, harpler ve karışıklıklar ehlidir.) [Ramuz]<br />
<br />
Burada açıkça, (Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka 40 yıldır) deniyor. Buna bakıp da, Peygamberimizden 200 yıl sonra kıyamet kopacak diyen olmamıştır.<br />
<br />
Görüldüğü gibi, ümmetim şu kadar yaşar veya ümmetimin ömrü şu kadardır diye bildirilen hadis-i şeriflerin, kıyametin kopmasıyla hiçbir ilgisi yoktur.<br />
<br />
Cebrail aleyhisselam, meşhur Cibril hadisinde bildirildiği gibi, (Kıyamet ne zaman kopacak) diye sorduğunda Peygamber efendimiz, (Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir) buyurmuştur. (Buhari, Müslim)<br />
<br />
Dört âyet-i kerime mealini yukarıda bildirmiştik. Şu üç hadis-i şerif bile, hazret-i Mehdi’nin gelmesine, kıyametin kopmasına, daha çok zaman olduğunu açıkça bildirmektedir:<br />
(Küfür, her tarafı kaplamadıkça ve açıktan yapılmadıkça Mehdi gelmez.) [M. Rabbani]<br />
<br />
(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz.) [Hâkim]<br />
<br />
(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldığı sürece kıyamet kopmaz.) [Müslim, Tirmizi]<br />
<br />
Allah diyen Müslüman olduğuna göre, bugün veya yarın nasıl kıyamet kopar?<br />
<br />
Peygamber efendimizin, Cebrail aleyhisselamla kendisinin bilmediğini söylediği bir hususta kesin tarih vermek de, ne büyük cüret, ne çirkin bir iştir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak?</span></span><br />
<br />
Sual: Bazıları Kıyamete inanmıyor, hepsi bu dünyadadır diyor. Kıyamet hakkında bilgi verir misiniz?<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Kıyamet vardır. O gün, elbette gelecektir. O gün; göklerin parçalanacağı, yıldızların dağılacağı, yeryüzü ve dağların parçalanacağı ve yok olacağı Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir. (Müzzemmil 14, İnfitar 1-5)<br />
<br />
Kıyamette, bütün mahluklar, yok olup, tekrar yaratılacak, herkes mezardan kalkacaktır. Allahü teâlâ, çürümüş, toz olmuş kemikleri yine diriltecektir. O gün, terazi kurulacak, herkesin hesap defterleri uçarak, iyilere sağ taraflarından, fenalara sol taraflarından gelecektir.<br />
<br />
Cehennem üzerindeki sırat köprüsünden geçilecek, iyiler geçip Cennete gidecek, Cehennemlikler, Cehenneme düşecektir.<br />
<br />
Bu bildirdiklerimiz, olmayacak şeyler değildir. Muhbir-i sadık [doğru haber veren] Muhammed aleyhisselam haber verdiği için, kabul etmek, inanmak gerekir. Hayale kapılarak şüpheye düşmemeli. Allahü teâlâ, (Resulümün getirdiklerini alınız) yani, her sözüne inanınız buyuruyor. (Haşr 7)<br />
<br />
Kâfirler, hesaptan sonra, Cehenneme girecek, Cehennemde ve azapta ebedi kalacaklardır.<br />
Müminler, Cennette ve Cennet nimetlerinde sonsuz olarak kalacaklardır.<br />
<br />
Günahı, sevabından çok olan müminlerin, Cehenneme girip, günahlarına karşılık, bir müddet azap görmeleri caiz ise de, bunlar, Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır. Kalbinde zerre kadar iman olan bir kimse, Cehennemde sonsuz kalmayacak, rahmet-i ilahiyeye kavuşarak Cennete girecektir. (c.3, m.17)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyametin küçük ve büyük alametleri</span></span><br />
<br />
Sual: Kıyametin kesin olarak ne zaman kopacağı belli değil midir?<br />
CEVAP<br />
Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi, (Onu ancak Allah bilir) buyuruldu. (Araf 187, Ahzab 63)<br />
Kıyametin kopmasına yakın önce küçük alametler çıkacaktır. Sonra da büyük alametler çıkacaktır.<br />
<br />
Kıyametin küçük alametleri ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:<br />
(İnsanlar camilerle ve camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Hatib]<br />
<br />
(Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(İnsanlarda cimrilik artar ve kıyamet kötülerden başkası üzerine kopmaz.) [İ.Neccar]<br />
<br />
(Ahlaksızlık ve fuhuş açık olmadan komşular kötüleşmeden hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Yemin ederim ki, cimrilik, fuhuş meydana çıkmadıkça, emine hıyanet edilip, haine güvenilmedikçe, iyiler helak olup kötüler kalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Hakim]<br />
<br />
(Yağmurların bereketi kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Ya’la]<br />
<br />
(Yer yüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
(İlim kalkmadıkça, depremler, katliamlar çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(Mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki, zekat verilecek kimse bulunmaz. Birine zekat teklif edilince, “Benim buna ihtiyacım yok” der.) [Buhari]<br />
<br />
(İki büyük taife, davaları bir olduğu halde, çarpışmadıkça, kendilerine Allah’ın resulüyüm [peygamberim] diyen yalancılar çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça, taşlar bile, “Ey Müslüman şu arkamda gizlenen Yahudi’yi öldür” diye haber vermedikçe kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(Yetmiş tane resulüm diyen yalancı çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Taberani]<br />
<br />
(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]<br />
<br />
(Bir erkek çocuk bir kadın gibi kıskanılmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]<br />
<br />
(Livata mubah sayılmadıkça, gökten taş yağmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]<br />
<br />
(Çocuklar öfkeli olmadıkça, büyüğe saygısızlık yapılmadıkça kıyamet kopmaz.) [Harâiti]<br />
<br />
(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz.) [Hakim]<br />
<br />
(“Keşke şu kabirdeki ben olsaydım” denmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]<br />
<br />
(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]<br />
<br />
(Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.) [Müslim, İbni Mace]<br />
<br />
(Kur’an-ı kerim kalkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
Kıyamet yaklaştığı zaman şunların da olacağı bildirilmiştir:<br />
<br />
(İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.) [Hakim]<br />
<br />
(Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.) [Hakim]<br />
<br />
(Kötü kadınlar, çoğalıp, fuhuş bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş [frengi, aids gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalacak. Ölçüde, tartıda hile yapılacak ve geçim darlığı baş gösterecek.) [Beyheki]<br />
<br />
(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.) [Beyheki]<br />
<br />
(İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buhari]<br />
<br />
(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kur'an [Radyo, TV gibi] çalgı aletlerinden okunacak.) [Tergib-üs-salât]<br />
<br />
(Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.) [Hakim]<br />
<br />
(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hakim]<br />
<br />
(Tehiyyet-ül-mescid namazı kılınmaz olur.) [Taberani]<br />
<br />
(İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal derler; Kur'anı ticarete, menfaate alet ederler.) [Deylemi]<br />
<br />
(İnsanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünecekler, helalini, haramını düşünmeyecekler.) [R.Nasıhin]<br />
<br />
(Bir camide binden fazla kişi namaz kılacak, fakat, içlerinde bir tane mümin bulunmayacak.) [Deylemi]<br />
<br />
(İzinsiz ticaret yapılmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kıyamet alametleri bir ipteki boncukların peş peşe kopması gibi birbirini takip eder.) [İ.Ahmed, Taberani]<br />
<br />
(Kıyamet Cuma günü kopacaktır.) [Buhari]<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hadis-i şerifle bildirilen kıyametin diğer alametlerinden bazıları da şöyledir:</span></span><br />
<br />
1- Emanete riayet kalkar.<br />
2- Veled-i zina çoğalır.<br />
3- İçki çok içilir.<br />
4- Zekat verilmez.<br />
5- Hanıma uyup, anneye isyan edilir.<br />
6- Erkekler ipek giyer.<br />
7- Zararından korunmak için insanlara mudara edilir.<br />
8- Gençler fasık olur.<br />
9- Daha önce yaşamış âlimler cahillikle suçlanır.<br />
10- Tefecilik, faiz aşikâre olur.<br />
11- Bilgin veya âlim denilenlerde, zerre kadar iman olmaz.<br />
12- İslam’a uymak ayıp sayılır.<br />
13- Herkese iyilik eden Müslüman ahmak sayılır.<br />
14- İslam’a uymak, ateşi elde tutmak gibi zor olur.<br />
15- Mescitlerde, toplantılarda fasıkların sesi yükselir.<br />
16- Cihad terk edilir.<br />
17- Bid'atler yayılır.<br />
18- Günaha teşvik artar.<br />
19- İyiliğe mani olunur.<br />
20- Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker kalkar.<br />
21- Komşuluk kötüleşir.<br />
22- Camilerde Kur'an-ı kerim teganni ile okunur.<br />
23- Aşağı kimseler söz sahibi olur.<br />
24- Zararından korunmak için insanlara ikram olunur.<br />
25- Çalgı aletleri çoğalır. Her yerde çalgı çalınır.<br />
26- Anarşi çoğalır.<br />
27- Adam öldürmek çoğalır.<br />
28- Dine uymak, güzel ahlaklı olmak ayıp sayılır.<br />
29- Cansızlar da konuşur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyametin Büyük Alametleri</span></span><br />
<br />
Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani, İbni Cerir ve İbni Hibban’daki hadis-i şerifte, şu on alametin çıkacağı bildirilmiştir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Hazret-i Mehdi gelecek</span></span><br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- Deccal gelecek</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Deccal çıkar, tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur.) [İ.E.Şeybe]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- Hazret-i İsa gökten inecek:</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) [Nisa 157]<br />
<br />
Hazret-i İsa göğe kaldırılmıştır. (Nisa 158)<br />
<br />
(Elbette o [Hazret-i İsa’nın Kıyamete yakın gökten inmesi], Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyiniz!) [Zuhruf 61, Beydavi]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]<br />
<br />
(İsa inince, her yerde sükun, emniyet meydana gelir. Öyle ki aslanla deve, kurtla kuzu serbestçe dolaşır, çocuklar yılanlarla oynar.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(On alamet çıkmadan kıyamet kopmaz. Biri İsa’nın gökten inmesidir.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, Nesai, İ.Ahmed, Taberani, İ.Hibban, İ. Cerir]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- Dabbet-ül-arz çıkacak</span></span><br />
<br />
Bu husustaki hadis-i şeriflerden birinin meali şöyledir:<br />
(Dabbet-ül arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bu hayvandan Kur'an-ı kerimde de bahsedilmektedir. (Neml 82)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- Yecüc ve Mecüc çıkacak</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:<br />
(Yecüc ve Mecüc, set yıkılıp her tepeden akın ederler.) [Enbiya 96]<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Yecüc ve Mecüc, kıyametin ilk alametlerindendir.) [İbni Cerir]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- Duman çıkacak</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!) [Duhan 10]<br />
<br />
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
(Dumanın tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir.) [Ebu Davud]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7- Güneş batıdan doğacak</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158]<br />
<br />
Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olarak bildirmişlerdir. Yukarıdaki hadis-i şerif de zaten bunu açıkça bildiriyor.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- Ateş çıkacak</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Hicazdan çıkan ateş, Basra’daki develerin boyunlarını aydınlatır.) [Müslim]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9- Yer batması görülecek</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Doğu, Batı ve Ceziret-ül Arab’da yer batışı görülecek.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10- Kâbe yıkılacak</span></span><br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Bir Habeşli Kâbe’yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah elleri ile Kâbe’nin taşlarını bir bir söker halde görüyorum.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
<br />
Yanlış teviller<br />
Sual: Kıyametin büyük alametlerinden olan güneşin batıdan doğmasını, İslamiyet’in batıdan yayılacağı, Dabbet-ül-arzın ise, Aids hastalığının virüsü olduğu şeklinde tevil caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü] imanı fayda vermez.) [Enam 158]<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte, bazı alametlerden üçü şöyle açıklanmaktadır:<br />
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]<br />
<br />
Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Şu alametler çıkmadan kıyamet kopmaz: Güneş batıdan doğar, üç yer batar, İsa iner, Duman, Dabbet-ül-arz, Deccal, Yecüc Mecüc ve Aden’den bir ateş çıkar.) [Müslim]<br />
<br />
Konumuzla ilgili bir hadis-i şerifin meali şöyle:<br />
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de fayda vermez.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
Avrupa Müslüman olunca, iman fayda vermez mi?<br />
Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.<br />
<br />
Aids hastalığına da, Kur'an-ı kerimde bildirilen hayvan olduğunu söylemek yanlıştır.<br />
Dabbet-ül-arzın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede bildirilmektedir:<br />
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]<br />
<br />
Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir. Çünkü Allahü teâlâ hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi akaid-il İslam)<br />
<br />
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. (Feraid-ül fevaid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi), (Megaribüz zaman) ve (El kavlül muhtasar fi alamatil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:<br />
<br />
(Dabbet-ül arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise, koç kuyruğuna benzer.)<br />
<br />
(Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına “Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur, “Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.)<br />
<br />
(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi şimdi mi namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet ne zaman kopacak?</span></span><br />
<br />
Sual: Bazı gençler, âyetlerdeki sayıları toplayıp çıkarıyor ve bölüyorlar, kıyamet şu zaman kopacak diyorlar. Kıyametin ne zaman kopacağı belli midir?<br />
CEVAP<br />
Allahü teâlâ hiç kimseye bunu bildirmediğini söylüyor. Ben hesapla bilirim diyen Allahü teâlâyı yalanlamış olur. Birkaç âyet-i kerime meali:<br />
([Resulüm] Sana, kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Onlara de ki: Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, Ondan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir. Sen sanki biliyormuşsun gibi sana ısrarla soruyorlar. Onlara de ki: Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur” ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.) [Araf 187]<br />
<br />
(İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; Onlara de ki: "Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.) [Ahzab 63]<br />
<br />
(Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi yalnız Allah’a aittir. Onun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını arz ederiz" derler.) [Fussilet 47]<br />
<br />
(Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. [Allah bildirmedikçe] sen onu nereden bilirsin ki? Onu ancak Allah bilir.) [Naziat 42-44]<br />
<br />
Görüldüğü gibi, kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allahü teâlâ biliyor.<br />
<br />
<br />
Sual: (Bu ümmetin ömrü 1500 yılı geçmez) diye bir hadis olduğu söyleniyor. Bunun için, (10 sene sonra Mehdi, 20 sene sonra İsa ortaya çıkacak. Kıyamet de, hicri 1545 ve miladi 2120’de kopacak) deniyor. Bu doğru olabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Böyle bir hadis-i şerife rastlamadık. Böyle bir hadis-i şerif olsa bile, bundan kıyametin ne zaman kopacağı anlaşılmaz. Buna benzer başka hadis-i şerifler de vardır. Birkaç örnek verelim:<br />
1- Abdullah bin Mesud’un haber verdiği hadis-i şerifte, (İslam değirmeni 35 yıl döner. Sonra helak olanlar bulunur. Daha sonra gelenler, İslamiyet’i 70 yıl kuvvetlendirirler) buyuruldu. Şah Veliyyullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:<br />
<br />
Bu hadis-i şerifte bildirilen vaktin başlangıcı, ilk cihadın başladığı, hicretin ikinci yılıdır. 35. yılda, hazret-i Osman şehid edilerek, Müslümanlar arasında ayrılık oldu. Cihad ve İslamiyet’in yayılması durdu. Allahü teâlâ, hilafete tekrar düzen verip, cihad tekrar başladı. Emevi devletinin sonuna kadar devam etti. Abbasi devleti kurulurken, ortalık yine karıştı. Çok Müslüman öldü. Sonra Allahü teâlâ, hilafete düzen verip, Hülagü’nün Bağdat’ı yakıp yıkmasına kadar sürdü. (Kurret-ül ayneyn)<br />
<br />
Buradaki tarihleri toplayıp da, İslamiyet 70 + 35 = 105 yıl sonra ortadan kalkar denmez. Bunlar, Müslümanların kuvvetli olduğu zamanı bildirmektedir.<br />
<br />
2- Sa’d ibni Ebi Vakkas’ın bildirdiği hadis-i şerifte, (Dua ediyorum ki, ümmetimin kuvvetini, yarım günün sonuna kadar sürdürsün) buyuruldu. Yarım gün ne kadar denilince, Sa’d, (500 yıldır) dedi. Yine Şah Veliyyullah-ı Dehlevi, (Bu hadis-i şerif, Abbasi devletinin ömrünü [524 yılı] göstermektedir) buyurmuştur. (Kurret-ül ayneyn)<br />
<br />
Bu hadis-i şerife bakıp da, Peygamberimizden 500 sene sonra kıyamet kopar diyen olmamıştır.<br />
<br />
3- Bir hadis-i şerifte, (Ümmetim istikamet üzere giderse bir gün [bin yıl] yaşar. İstikamet üzere gitmezse, yarım gün [500 yıl] yaşar) buyuruldu.<br />
<br />
Buna bakıp da, hicri 1000 veya 500’de kıyamet kopar diyen olmamıştır.<br />
<br />
4- (Dünyanın ziyneti, yüz elli yılında kaldırılır.) [Hayrat-ül-hisan]<br />
Büyük fıkıh âlimi Şems-ül-eimme Abdülgaffar Kerderi, (Bu hadis-i şerif, İmam-ı a’zam Ebu Hanife’yi bildiriyor, çünkü o 150’ de vefat etmiştir) dedi. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Hicri 150’den sonra, İslamiyet ortadan kalkar denmez.<br />
<br />
5- (Ümmetim beş tabakadır. Her bir tabaka 40 yıldır. Benim ve Eshabımın dönemi, ilim ve iman ehli dönemidir. 80’e kadar gelenler, iyilik ve takva ehlidir. 120’ye kadar gelenler, merhamet ve sıla ehlidir. Bunlardan sonra, 160’a kadar gelenler, sıla-ı rahimden kesilme ve birbirlerine yüz çevirme ehlidir. Bunlardan sonra, 200’e kadar gelenler ise, harpler ve karışıklıklar ehlidir.) [Ramuz]<br />
<br />
Burada açıkça, (Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka 40 yıldır) deniyor. Buna bakıp da, Peygamberimizden 200 yıl sonra kıyamet kopacak diyen olmamıştır.<br />
<br />
Görüldüğü gibi, ümmetim şu kadar yaşar veya ümmetimin ömrü şu kadardır diye bildirilen hadis-i şeriflerin, kıyametin kopmasıyla hiçbir ilgisi yoktur.<br />
<br />
Cebrail aleyhisselam, meşhur Cibril hadisinde bildirildiği gibi, (Kıyamet ne zaman kopacak) diye sorduğunda Peygamber efendimiz, (Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir) buyurmuştur. (Buhari, Müslim)<br />
<br />
Dört âyet-i kerime mealini yukarıda bildirmiştik. Şu üç hadis-i şerif bile, hazret-i Mehdi’nin gelmesine, kıyametin kopmasına, daha çok zaman olduğunu açıkça bildirmektedir:<br />
(Küfür, her tarafı kaplamadıkça ve açıktan yapılmadıkça Mehdi gelmez.) [M. Rabbani]<br />
<br />
(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz.) [Hâkim]<br />
<br />
(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldığı sürece kıyamet kopmaz.) [Müslim, Tirmizi]<br />
<br />
Allah diyen Müslüman olduğuna göre, bugün veya yarın nasıl kıyamet kopar?<br />
<br />
Peygamber efendimizin, Cebrail aleyhisselamla kendisinin bilmediğini söylediği bir hususta kesin tarih vermek de, ne büyük cüret, ne çirkin bir iştir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamet alametleri ve imtihan için gelmek]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=380</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 12:27:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=380</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet alametleri ve imtihan için gelmek</span></span><br />
<br />
Sual: Bazıları, (Bizler bu dünyaya imtihan edilmek içi gönderilmişiz. Bu imtihanı bozacak derecede açık deliller gelemez. Mesela güneş batıdan doğmaz. İslamiyet’in batıdan yayılacağı diye tevil gerekir. Dabbet-ül-arz ise hadislerde bildirildiği gibi insanların alnına mühür vuran bir hayvan değil, AIDS hastalığının virüsü olarak tevil gerekir. Mehdi’nin geldiğini herkes bilemez. Davul zurna ile gelecek değil. İsa’nın ve Mehdi’nin gelmesi gibi kıyamet alametleri ile ilgili bütün hadislerin senetleri sahih olsa da, Kur’anın ruhuna aykırıdır. Bütün hadisleri Kur’anın ruhuna uydurarak tevil etmek gerekir) diyorlar. Hem hadislerin senetleri sahih olsa da itibar edilmez derken, bir yandan da onları tevil etmek gerekir deniyor. Bu bir çelişki değil mi?<br />
CEVAP<br />
(Senedi sahih olsa da itibar edilmez) demek, bu sözü Allah Resulü söylemiştir ama yanlış söylemiştir demektir. Senedi sahih olan meşhur hadis-i şeriflere inanmamak küfre kadar götürür. İkincisi, hadis âlimleri, hadislerin hâşâ Kur’ana aykırı olduğunu, imtihan için gönderildiğimizi bilememişler de, şimdiki türediler mi biliyor?<br />
<br />
Hadis-i şeriflerle bildirilen kıyamet alametleri niye imtihanı bozsun ki? Bir harikulade olay olunca veya bir keramet görülünce, yahut mucizeler meydana çıkınca imtihan bozulur mu? Din kitaplarında bildiriliyor ki, Peygamber efendimizin bin kadar mucizesi görülmüştür. Buna rağmen Ebu Cehiller, Ebu Lehebler ve bir çok müşrik iman etmemiştir. Demek ki mucize ve keramet gibi olaylar imtihanı bozmuyor. Üstelik, bunlar olunca iman edin denmiyor ki, aksine imtihan müddetinin bittiğini, bundan sonra yazmanın kabul edilmeyeceği bildiriliyor.<br />
<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü] imanı fayda vermez.) [Enam 158]<br />
<br />
Âyet-i kerimede bildirilen alametlerden üçünü Peygamber efendimiz şöyle açıklıyor:<br />
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]<br />
<br />
Avrupa Müslüman olunca, iman fayda vermez mi?<br />
<br />
Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.<br />
<br />
Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistan’da söylemiştir. Arabistan’a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika’dır. Afrika Müslüman olacak dense, biraz daha az yanlış olur. Türkiye’ye göre Avrupa Batı’dadır. Asya’ya göre de Türkiye Batı’dadır. Her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Batı’nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman olması demektir. Batıda olmayan tek ülke yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız ve saçma olduğu meydandadır.<br />
<br />
(Güneş Batı’dan doğunca tevbe kapısı kapanır, iman edenin imanı fayda vermez) hadis-i şerifi, yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa, yahut bütün dünya Müslüman olunca, tevbe kapısı niye kapansın ki? Tevbe kapısı kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl Müslüman olacak ki? Öyle ya ötekine tevil bulan buna da bir kulp takabilir. Peygamber efendimizin hadisleri bulmaca bilmece gibi değildir. Müteşabih olanlar hariç, hepsi anlatıldığı gibidir, (Ben elma dersem, sen muz anla, ben koca karı dersem sen kız anla) cinsinden değildir. Hâşâ Resulullah, niye böyle söylesin ki? Bunun gibi, (Salat, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler çıkmıştır. Tevil ederek dini bozmak veya yıkmak mı istiyorlar?<br />
<br />
AIDS hastalığına da, Kur'an-ı kerimde bildirilen hayvan olduğunu söylemek yanlıştır. İlgili âyet-i kerime meali şöyle:<br />
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]<br />
<br />
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. (Feraid-ül fevaid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi), (Megaribüz zaman) ve (El kavlül muhtasar fi alamatil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:<br />
(Dabbet-ül arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise, koç kuyruğuna benzer.)<br />
<br />
(Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına “Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur, “Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.)<br />
<br />
(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi şimdi mi namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)<br />
<br />
Hazret-i Mehdi davul zurna ile gelmeyecek ama, gökten bir melek bunu haber verecek ve bütün dünya duyacaktır. İki hadis-i şerif meali:<br />
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Ehl-i beytimden bir zat yeryüzüne hakim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü zulümle dolu iken, o, dünyayı adaletle doldurur. İdaresi yedi yıl sürer.) [Müslim] (Mehdiyim diyenler geldi de hangisi dünyayı adaletle doldurdu?)<br />
<br />
İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:<br />
Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal’ın ve diğer kıyamet alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi, [tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkhı ekber)<br />
<br />
Kıyamet alametlerini tevil etmek, imam-ı a’zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi kıyamet alametlerini tevil etmemiştir. Buna rağmen tevil etmeye çalışmak, biz bunlara inanmıyoruz, ama bunu da açıkça diyemiyoruz, demenin başka şekli değil midir?</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet alametleri ve imtihan için gelmek</span></span><br />
<br />
Sual: Bazıları, (Bizler bu dünyaya imtihan edilmek içi gönderilmişiz. Bu imtihanı bozacak derecede açık deliller gelemez. Mesela güneş batıdan doğmaz. İslamiyet’in batıdan yayılacağı diye tevil gerekir. Dabbet-ül-arz ise hadislerde bildirildiği gibi insanların alnına mühür vuran bir hayvan değil, AIDS hastalığının virüsü olarak tevil gerekir. Mehdi’nin geldiğini herkes bilemez. Davul zurna ile gelecek değil. İsa’nın ve Mehdi’nin gelmesi gibi kıyamet alametleri ile ilgili bütün hadislerin senetleri sahih olsa da, Kur’anın ruhuna aykırıdır. Bütün hadisleri Kur’anın ruhuna uydurarak tevil etmek gerekir) diyorlar. Hem hadislerin senetleri sahih olsa da itibar edilmez derken, bir yandan da onları tevil etmek gerekir deniyor. Bu bir çelişki değil mi?<br />
CEVAP<br />
(Senedi sahih olsa da itibar edilmez) demek, bu sözü Allah Resulü söylemiştir ama yanlış söylemiştir demektir. Senedi sahih olan meşhur hadis-i şeriflere inanmamak küfre kadar götürür. İkincisi, hadis âlimleri, hadislerin hâşâ Kur’ana aykırı olduğunu, imtihan için gönderildiğimizi bilememişler de, şimdiki türediler mi biliyor?<br />
<br />
Hadis-i şeriflerle bildirilen kıyamet alametleri niye imtihanı bozsun ki? Bir harikulade olay olunca veya bir keramet görülünce, yahut mucizeler meydana çıkınca imtihan bozulur mu? Din kitaplarında bildiriliyor ki, Peygamber efendimizin bin kadar mucizesi görülmüştür. Buna rağmen Ebu Cehiller, Ebu Lehebler ve bir çok müşrik iman etmemiştir. Demek ki mucize ve keramet gibi olaylar imtihanı bozmuyor. Üstelik, bunlar olunca iman edin denmiyor ki, aksine imtihan müddetinin bittiğini, bundan sonra yazmanın kabul edilmeyeceği bildiriliyor.<br />
<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü] imanı fayda vermez.) [Enam 158]<br />
<br />
Âyet-i kerimede bildirilen alametlerden üçünü Peygamber efendimiz şöyle açıklıyor:<br />
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]<br />
<br />
Avrupa Müslüman olunca, iman fayda vermez mi?<br />
<br />
Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.<br />
<br />
Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistan’da söylemiştir. Arabistan’a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika’dır. Afrika Müslüman olacak dense, biraz daha az yanlış olur. Türkiye’ye göre Avrupa Batı’dadır. Asya’ya göre de Türkiye Batı’dadır. Her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Batı’nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman olması demektir. Batıda olmayan tek ülke yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız ve saçma olduğu meydandadır.<br />
<br />
(Güneş Batı’dan doğunca tevbe kapısı kapanır, iman edenin imanı fayda vermez) hadis-i şerifi, yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa, yahut bütün dünya Müslüman olunca, tevbe kapısı niye kapansın ki? Tevbe kapısı kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl Müslüman olacak ki? Öyle ya ötekine tevil bulan buna da bir kulp takabilir. Peygamber efendimizin hadisleri bulmaca bilmece gibi değildir. Müteşabih olanlar hariç, hepsi anlatıldığı gibidir, (Ben elma dersem, sen muz anla, ben koca karı dersem sen kız anla) cinsinden değildir. Hâşâ Resulullah, niye böyle söylesin ki? Bunun gibi, (Salat, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler çıkmıştır. Tevil ederek dini bozmak veya yıkmak mı istiyorlar?<br />
<br />
AIDS hastalığına da, Kur'an-ı kerimde bildirilen hayvan olduğunu söylemek yanlıştır. İlgili âyet-i kerime meali şöyle:<br />
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]<br />
<br />
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. (Feraid-ül fevaid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi), (Megaribüz zaman) ve (El kavlül muhtasar fi alamatil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:<br />
(Dabbet-ül arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise, koç kuyruğuna benzer.)<br />
<br />
(Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına “Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur, “Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.)<br />
<br />
(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi şimdi mi namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)<br />
<br />
Hazret-i Mehdi davul zurna ile gelmeyecek ama, gökten bir melek bunu haber verecek ve bütün dünya duyacaktır. İki hadis-i şerif meali:<br />
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Ehl-i beytimden bir zat yeryüzüne hakim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü zulümle dolu iken, o, dünyayı adaletle doldurur. İdaresi yedi yıl sürer.) [Müslim] (Mehdiyim diyenler geldi de hangisi dünyayı adaletle doldurdu?)<br />
<br />
İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:<br />
Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal’ın ve diğer kıyamet alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi, [tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkhı ekber)<br />
<br />
Kıyamet alametlerini tevil etmek, imam-ı a’zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi kıyamet alametlerini tevil etmemiştir. Buna rağmen tevil etmeye çalışmak, biz bunlara inanmıyoruz, ama bunu da açıkça diyemiyoruz, demenin başka şekli değil midir?</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hadislerde Kiyamet Alametleri 1]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=378</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 04:44:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=378</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hadislerde Kiyamet Alametleri I</span></span><br />
<br />
On dört yüzyıl önce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), kıyamet ile ilgili bazı gaybi bilgileri ve bunlara dayalı düşüncelerini kendisiyle birlikte olan Müslümanlara aktarmıştır. Bu değerli sözler nesilden nesile geçmiş, hadis kitapları ve İslam alimlerinin eserleriyle günümüze ulaşmıştır. Elinizdeki kitabın ilerleyen bölümlerinde kullanılan hadisler de Peygamberimiz (sav) tarafından işte bu anlamda söylenmiş haberleri içermektedir.Bu hadislerin sahih, yani güvenilir ve doğru olduğunun en önemli ispatlarından biri ise, söz konusu hadislerde haber verilen tüm alametlerin Hicri 1400'ün başından itibaren son 30 yıl içerisinde arka arkaya gerçekleşmiş olmasıdır. Hadislerdeki olayların tahakkuku, bu hadislerin doğruluğunun teyitidir.<br />
Şunu da açıklamak gerekir ki, hadislerde bildirilen işaretlerin bir kısmı 1400 yıllık İslam tarihinin herhangi bir döneminde, dünyanın belirli bir bölgesinde, belirli bir oranda görülmüş olabilir. Böyle bir durum o dönemin Ahir Zaman olduğunu göstermez. Zira bir devrin Ahir Zaman olarak nitelendirilmesi için kıyamet alametlerinin tümünün aynı çağda, birbirlerini izleyerek gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu durum bir hadiste şöyle ifade edilmiştir:<br />
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi.<br />
Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü's-Sagir, 3/167<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki bilgi ışığında Ahir Zaman hadisleri incelendiğinde hayret verici bir sonuç meydana çıkmaktadır. Peygamberimiz (sav)'in yüzyıllar önce ayrıntılarıyla açıkladığı işaretler yeryüzünün hemen hemen her köşesinde, birbiri ardınca ve tam anlamıyla belirtildiği biçimde içinde bulunduğumuz çağda yaşanmaktadır. Hadisler sanki zamanımızın eksiksiz bir portresini çizmektedir. Elbette bu, derin düşünülmesi gereken son derece mucizevi bir olaydır. Gerçekleşen her alamet insanlara, Allah'ın huzurunda hesap verecekleri kıyamet gününün çok yaklaşmış olduğunu ve bir an önce Kuran ahlakını hayata geçirmelerinin önemini bir kez daha hatırlatmaktadır.Bu açık gerçeğe rağmen, Hz. İsa (as)'ın bu yüzyılda gelmeyeceğini, Hz. Mehdi (as)'ın bu yüzyılda zuhur etmeyeceğini, İslam'ın bu yüzyılda yeryüzüne hakim olmayacağını söyleyenler ise büyük bir yanılgı içindedirler. Bu kimselerin yanlış bakış açısına göre son 30 yıl içinde gerçekleşen ve gerçekleşmeye devam 200'den fazla alametin aynı şekilde, tekrar, arka arkaya, yeniden gerçekleşmesi gerekmektedir. Şüphesiz bu samimi ve gerçekçi bir iddia değildir. Akılcı ve samimi olan tutum ise, Hz. İsa (as)'ın gelişinin ve Hz. Mehdi (as)'ın zuhurunun, yani kıyametin yaklaştığının alameti olan yüzlerce olayın içinde bulunduğumuz bu yüzyılda gerçekleşmiş olduğunu görmek ve bu kutlu dönemde yaşıyor olmanın sevincini ve coşkusunu hissetmektir.<br />
Kitabın bu bölümünde Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği kıyamet alametlerinden sadece bir kısmına yer verilmiştir. (konuyla ilgili daha detaylı bilgi edinmek isteyenlerSavaşlar kadar tüm dünya insanlarını ilgilendiren diğer bir "kargaşa" konusu da uluslararası ve organize terör olaylarıdır. Boston Üniversitesi'nden Prof. Vojtech Mastny'nin belirttiği gibi, terör olayları 20. yüzyılın ortalarından sonra kat kat artmıştırMeydana gelen tahribat Avrupa'nın büyük bölümünü ayın yüzeyine dönüştürmüştü: Şehirler bombardımanlar sonucunda harap oldu, sayfiye yerleri kavruldu ve simsiyah oldu, yollar bombaların açtığı çukurlarla kaplandı, demiryolları kullanılamaz hale geldi, köprüler yıkıldı, limanlar batık gemilerle doldu. Savaş sonrası Almanya'nın Amerikan Bölgesi askeri valisi General Lucius D. Clay'in dediği gibi, "Berlin sanki ölülerin şehri gibiydi."1998 yılı şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl olmuşturAmerika Ulusal İklimsel Veri Merkezi'nin kayıtlarına göre de en fazla iklimsel afet 1998'de meydana gelmiştir.Örneğin gözlemciler, 1998'deki Mitch Kasırgası'nın Orta Amerika'nın tarihinde meydana gelen en kötü felaket olduğunu belirtmişlerdir.Teknolojinin, kendilerine doğaya hükmetme olanağı sağlayacağı hayaline kapılan bazı insanlara ise 1995 Kobe depremi anlamlı bir ders vermiştir. Hatırlanacağı gibi, Japonya'nın büyük endüstri ve ulaşım merkezinde yaşanan deprem hiç beklenmedik bir anda meydana gelmiştir. Bu deprem sadece 20 saniye sürmesine rağmen, Time dergisinde belirtildiğine göre, 100 milyar dolar civarında zarara neden olmuştur.Son birkaç yıl içinde meydana gelen büyük ve sürekli depremler, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi verilerine bakılırsa 1999 yılında, yeryüzünde 20.832 deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde tahmini olarak 22.711 insan hayatını kaybetmiştir.Günümüzde dünya genelinde fakirlik çok ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır. UNICEF'in son raporları göz önünde tutulursa, dünya nüfusunun dörtte biri "tasavvur edilemez sıkıntı ve yokluk koşullarında" yaşamaktadır.Bir milyar üç yüz milyon kişi günde 1 dolar, üç milyar kişi de günde 2 dolar ile geçinmektedir.Yaklaşık bir milyar üç yüz milyon insan temiz sudan, iki milyar altı yüz milyon insan temel sağlık hizmetlerinden yoksundur.Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) 2000 yılı raporuna göre, 826 milyon insan yetersiz beslenmektedir. Diğer bir ifadeyle her altı kişiden biri açlık çekmektedir.Gelir dağılımındaki adaletsizlik de son birkaç on yıl içinde aşırı derecede, düşünülenin çok ötesinde büyümüştür. Birleşmiş Milletler kaynakları göstermektedir ki 1960'da dünya nüfusunun en fakir %20'si ile en zengin %20'si arasındaki gelir oranı 1'e 30 iken, 1995'te 1'e 82 olmuştur.Sosyal adaletteki çöküşe bir örnek de dünyanın en zengin 225 şahsının servetinin dünya nüfusunun %47'sinin senelik gelirine eşit hale gelmesidir.16<br />
İstatistiklerin ortaya koyduğu bu güncel veriler aynı zamanda, Peygamberimiz (sav)'in sözünü ettiği fakirliğin artacağı haberinin de göstergeleridir. Ahir Zaman'ın ilk döneminin belirtileri olan fakirlik ve açlık hadislerde şöyle bildirilmiştir:<br />
Fakirler çoğalacak.<br />
Fakirler çoğalacak<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 455<br />
Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 440<br />
Peygamberimiz (sav)'in işaret ettiği dönemin günümüz koşullarını tasvir ettiği açıktır. Geçmiş yüzyıllara bakıldığında kuraklık, savaşlar veya felaketler gibi nedenlerle zorluk ve sıkıntılar yaşandığı fakat bunların geçici ve bölgesel boyutlarda kaldığı görülmektedir. Oysa içinde bulunduğumuz çağda yaşanan fakirlik ve geçim zorlukları kalıcı, düzenli ve büyük ölçekli bir yapı taşımaktadır.<br />
<br />
Akit, 22 Şubat 2000, Ortadoğu, 12 Nisan 2001, Yeni Mesaj, 10 Kasım 2000, Yeni Binyıl, 21 Temmuz 2000, Yeni Binyıl, 23 Haziran 2000, Hürses, Sayı: 7810<br />
Fakir-zengin ayrımına yol açan sosyal adaletsizliğin temel nedeni elbette Kuran ahlakının yaşanmamasıdır.<br />
<br />
<br />
Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.<br />
(Nur Suresi, 22)<br />
Şüphesiz Rabbimiz sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir; insanlara zulmedici değildir. Ancak insanlar yaptıkları kötülük ve nankörlükler nedeniyle yoksulluk ve sıkıntılara zemin hazırlamaktadırlar. Elbette böyle haksız ve üzücü durumlar dini, ahlaki ve vicdani değerlerden yoksun, bencillik ve çıkar ilişkileri üzerine kurulu bir dünya düzeninin kaçınılmaz sonucudur.<br />
<br />
Fakirliğin artması ve insanlar arasındaki sosyal uçurumun giderek büyümesi AhirZaman'ın ilk döneminin belirtilerindendir.<br />
<br />
Ekonomik Kriz Kıyamet Alametlerindendir<br />
2007 yılında başlayan, 2008 ve 2009 yılında şiddetini artıran ve 2014 yılına kadar sürmesi beklenilen ekonomik kriz de Peygamber Efendimiz (sav)'in haber verdiği alametlerden biridir. Yüzbinlerce insanın işsiz kalmasına, fakirliğin doruğa tırmanmasına, yüzlerce şirketin hatta ülkelerin batmasına sebep olan bu krizle ilgili hadislerden bazıları şunlardır:<br />
Çarşı ve pazarların tekarubu kıyamet alametlerindendir. Dedim ki "Pazarların tekarubu ne demektir?" Şunlardır: "Herkesin az kazançtan yakınması..." (İbni Merduveyh Ebu Hüreyre (ra)dan...)(Kıyamet Alametleri, Pamuk yayınları, s.146) Nuaym b. Hammad, İbni Mes'ud'dan rivayet edilen bir hadiste, Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışının öncesinin anlatıldığı dönem, "TİCARET ve yolların KESİLDİĞİ ve fitnelerin çoğaldığı zaman" şeklinde tarif edilmektedir. Hadisin devamında ise Hz. Mehdi (as) döneminde bu fitnelerin son bulacağı haber verilmektedir: "...Biz O (Hz. Mehdi (as)) şahsı aramak için geldik ki, FİTNELER ONUN ELİYLE SÖNEBİLİR. KONSTANTİNİYYE (İSTANBUL) O'NUNLA FETHEDİLİR. (Yani Hz. Mehdi (as) manen gönülleri fethedecek, büyük kültürel ilmi etki oluşturacaktır.) Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız..."<br />
(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.52)<br />
(Hz. Mehdi (as)'nin zuhurundan (ortaya çıkışından) önce) PİYASANIN DURGUN OLMASI, KAZANÇLARIN AZALMASI olacaktır.<br />
(Kıyamet Alametleri, s. 148)<br />
[b]Herkesin AZ KAZANÇTAN YAKINMASI, paraları için zenginlerin saygı görmesi olacaktır.<br />
(Kıyamet Alametleri, s. 146)<br />
<br />
Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman...<br />
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 39-40)<br />
<br />
Ahlaki Çöküş<br />
<br />
İçinde bulunduğumuz zamanda dünya toplumlarının<br />
sosyal yapılarını tehdit eden çok büyük bir tehlike<br />
söz konusudur. Bu tehlike insan bedenini ölüme götüren<br />
virüslere benzer şekilde sinsi bir faaliyet göstererek<br />
toplumu yıkıma sürüklemektedir. İşte bu tehlike bir<br />
insan topluluğunu ayakta tutan ahlaki değerlerin yozlaşmasıdır.<br />
Eşcinselliğin, fuhuş ticaretinin, evlilik dışı cinselliğin,<br />
cinsel suçların, pornografinin, tecavüz vakalarının<br />
ve cinsel hastalıkların artışı ahlaki çöküşün bazı önemli<br />
göstergeleridir.<br />
<br />
Bahsi geçen konular sürekli olarak dünya<br />
kamuoyunun gündemindedir. Pek çok insan çevresinde olup<br />
bitenlerin, tehlikenin farkında değildir veya bu olayları<br />
sosyal hayatın bir parçası olarak değerlendirme gafletine<br />
düşmektedir. Ancak istatistikler tehlikenin boyutlarının<br />
görülmemiş bir artışla her geçen gün büyüdüğünü göstermektedir.<br />
<br />
Akit, 2 Mart 2001, Akit,<br />
1 Aralık 2000, Hürriyet, 26 Haziran 2001<br />
<br />
Dini ve ahlaki değerlerden yoksun toplumlar için<br />
AIDS hızla yayılan ve başa çıkılamayan bir bela<br />
olmuştur.<br />
<br />
<br />
<br />
Cinsel hastalık<br />
oranları insanlığın önündeki sorunların büyüklüğünü<br />
gözler önüne seren önemli bir kriterdir. Dünya Sağlık<br />
Örgütü'nün (WHO) kayıtlarına göre, cinsel yoldan bulaşan<br />
hastalıklar en çok rastlanan hastalık gruplarından birini<br />
oluşturmaktadır; raporlar her yıl tahmini olarak 333<br />
milyon yeni vakanın meydana geldiğini göstermektedir.17<br />
Bunlara ek olarak, AIDS büyük bir<br />
sorun olma konumunu korumaktadır. WHO istatistikleri<br />
bugüne kadar 18.8 milyon insanın bu hastalıktan hayatını<br />
kaybettiği gerçeğini ortaya koymaktadır.18<br />
Dünya Sağlık Örgütü'nün AIDS ile ilgili<br />
2000 yılı raporundaki şu ifadeler konuyu çok iyi özetlemektedir:<br />
"AIDS sosyal, ekonomik ve demografik yapılar üzerindeki<br />
yıkıcı etkisiyle benzersizdir."19<br />
<br />
Son yıllarda eşcinselliğin<br />
kaydettiği hızlı artış ürkütücü gelişmelerden<br />
biridir. Bu gelişmeler 14 asır önce Peygamberimiz<br />
(sav)'in hadislerinde yer almıştır.<br />
<br />
Ürkütücü gelişmeler arasında eşcinselliğin<br />
yayılışı da oldukça dikkat çekicidir. Eşcinsellerin<br />
bazı ülkelerde resmi olarak evlenebilmeleri, evliliğin<br />
getirmiş olduğu sosyal haklardan istifade edebilmeleri,<br />
dernek ve partiler kurmaları, dünya çapında yapılanmaları,<br />
kutsal inançlara karşı gelmeleri, dini değerlere savaş<br />
açmaları, Peygamberimiz (sav)'in döneminden bu yana<br />
geçen on dört yüzyıllık süre zarfında sadece çağımıza<br />
mahsus olaylardır.<br />
<br />
Günümüzdeki eşcinsellerin bu cüret ve pervasızlıkları<br />
eşcinselliği ile tanınmış Lut halkının başına gelenleri<br />
düşündürmektedir. Kuran'da anlatıldığı gibi, Allah Hz.<br />
Lut'un doğru yola davetine azgınlıkla karşılık veren<br />
Lut şehri ve halkını büyük bir felaketle helak etmiştir.<br />
Bu sapık toplumdan geri kalanlar halen bir ibret belgesi<br />
olarak Lut Gölü'nün suları altında durmaktadır.<br />
<br />
Ahir Zaman toplumlarındaki ahlaki dejenerasyonu<br />
tasvir eden hadislerin bugünün dünyasında tam anlamıyla<br />
ortaya çıktığı açık bir gerçektir.<br />
<br />
Fuhşun utanma ve gizlemeye gerek duyulmaksızın,<br />
açıkça yapılmasının bir kıyamet alameti olduğu hadiste<br />
şöyle belirtilmiştir:<br />
<br />
Fuhuş açık<br />
olmadan... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 91/7<br />
<br />
Toplumda evlilik dışı cinsel ilişkilerin<br />
yaygınlaşmasının bir işaret olduğu da Peygamberimiz<br />
(sav) tarafından şu şekilde dile getirilmiştir:<br />
<br />
Zinanın çoğalması<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
Buhari,<br />
Tecrid'i 1/16 <br />
<br />
Ahlaki değerlerin, utanma duygusunun<br />
zayıflaması şöyle tasvir edilmiştir:<br />
Kıyamet yaklaşınca...<br />
kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak<br />
kadar haya ortadan kalkar.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 97<br />
<br />
Hürriyet, 27 Temmuz 2001,<br />
Milliyet, 14 Eylül 2000, Yeni Binyıl, 22 Ocak<br />
2000, Milliyet, 13 Mayıs 2001, Milliyet, 16 Ekim<br />
2000, Sabah, 22 Ocak 2001, Sabah, 30 Ocak 2000<br />
<br />
Toplumlardaki ahlaki çöküntünün birer delili olan<br />
benzer haberler her gün gazete sayfalarında yer<br />
almakta ve pek çok insan tarafından normal karşılanmaktadır.<br />
<br />
<br />
Çok ilginçtir son dönemde bazı ülkelerde birtakım TV kanallarında<br />
gizli kamerayla çekilmiş fuhuş görüntüleri yayınlanmaktadır.<br />
Yollarda insanlarla pazarlık yapan hayat kadınları herkesin<br />
gözü önünde açıkça yol ortalarında fuhuş yapmaktadırlar.<br />
Burada, hadiste kıyamet alameti olarak belirtilen bir<br />
olay daha tam dikkat çekildiği şekilde ortaya çıkmış<br />
ve milyonlarca insana bu olay gösterilmiştir. Hadisler<br />
göstermektedir ki eşcinselliğin normal bir yaşam biçimi<br />
olarak kabul edilmesi kıyamet öncesindeki dönemin önemli<br />
bir belirtisidir:<br />
<br />
Erkekler kadınlara<br />
benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek.Ölüm-Kıyamet-Ahiret<br />
ve Ahirzaman Alametleri, s. 451<br />
Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde...<br />
kıyamet yaklaşmış olacaktır.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 448/8;<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480<br />
<br />
Hak Dinin ve Kuran Ahlakının<br />
Terk Edilmesi Kıyamet alametleri<br />
ile ilgili hadisler bizlere söz konusu işaretlerin baş<br />
göstereceği dönemin ayrıntılı bir tasvirini sunmaktadır.<br />
Peygamberimiz (sav)'in sözlerinden anlaşılmaktadır ki,<br />
Ahir Zaman'ın birinci safhası dinin görünüşte uygulandığı,<br />
fakat gerçekte Allah'ın dininin ve Kuran ahlakının neredeyse<br />
tamamen terk edildiği bir dönemdir. Apaçık olan Kuran<br />
ayetlerinin görmezlikten gelindiği, Allah adına hükümler<br />
öne sürüldüğü, dinde ayrılığa düşüldüğü, ibadetlerin<br />
gösteriş amaçlı yapıldığı, dinin çıkar ve menfaat sağlamak<br />
için araç olarak kullanıldığı bir zamandır. İmanın bilgi<br />
ve araştırmaya değil de taklitçiliğe dayalı olması da<br />
bu dönemin bir özelliğidir. Bu devirde sözde Müslümanlar<br />
çoğunlukta, hakiki alimler ve samimi Müslümanlar ise<br />
azınlıktadır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) tarafından günümüzden<br />
on dört yüzyıl önce bildirilen ve tamamı içinde bulunduğumuz<br />
çağda eksiksiz yaşanan alametler şunlardır:<br />
<br />
Kuran'da bildirildiğine göre, Peygamberimiz<br />
(sav) ahiret günü kendi kavminin "Kuran'ı<br />
terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktığını"<br />
(Furkan Suresi, 30) ifade edecektir. Hadislerde de Ahir<br />
Zaman'da Kuran'ın yol gösterici vasfının göz ardı edileceği,<br />
Kuran'dan uzaklaşılacağı şöyle bildirilmiştir:<br />
<br />
İnsanlara bir zaman gelir<br />
ki Kuran-ı Kerim bir vadide, insanlar başka bir<br />
vadide olurlar.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 23<br />
<br />
<br />
İnsanlara<br />
bir zaman gelecektir ki Kuran-ı Kerim'in yalnız<br />
resmi, İslam'ın yalnız ismi kalacaktır. Onlar İslam'dan<br />
en uzak insanlar oldukları halde İslami isimlerle<br />
isimlenecekler, mescitleri görünüşte mamur olduğu<br />
halde hidayet yönünden harap olacaktır.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 24<br />
<br />
Cuma Suresi'nin 5. ayetinde, "Kendilerine<br />
Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları,<br />
hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların<br />
durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir."<br />
benzetmesi yapılmıştır. Kuşkusuz bu ayette Müslümanlar<br />
uyarılmakta, aynı vahim hataya düşmemek için dikkatli<br />
olmaları gerektiği hatırlatılmaktadır. Zira Kuran öğüt<br />
alınması ve üzerinde düşünülmesi için indirilmiş bir<br />
Kitap'tır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) Kuran'ın okunmasına<br />
rağmen içerdiği bilgi ve hikmet üzerine düşünülmemesinin<br />
Ahir Zaman'ın bir özelliği olduğunu şöyle ifade etmiştir:<br />
<br />
Bundan sonra<br />
birtakım, Kuran okuyan fakat okudukları dillerinde<br />
kalan, kalplerine inmeyen insanların türeyeceği<br />
bir zaman gelecektir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 61<br />
<br />
<br />
Enam Suresi'nin 26. ayetinde insanları<br />
"Kuran'dan alıkoyanlara" dikkat çekilmektedir. Hadislerden<br />
de sapkın fikir akımlarının, hak ve hakikatten uzak<br />
sistemlerin kıyamet öncesinde, insanları Allah'ın yolundan<br />
saptıracak büyük fitneler meydana getireceği anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<br />
Kıyamet önü<br />
sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 121/5<br />
<br />
<br />
Kıyamete yakın<br />
karanlık gecelerin parçaları gibi karışıklıklar<br />
olacaktır. Bu karışıklıklar içinde kişi mümin olarak<br />
sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak, mümin olarak<br />
akşamlayıp kafir olarak sabahlayacaktır.<br />
<br />
Kur'an ve Sünnette Kiyamet<br />
ve Ahiret, s. 155<br />
<br />
Haram ve helal fiilleri Allah Kuran'da<br />
eksiksiz olarak bildirmişken, dinde aslında olmayan<br />
kuralların ve hükümlerin ortaya çıkması bir kıyamet<br />
alametidir:<br />
<br />
Haram olan<br />
şeylerin helal sayılması... kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman<br />
Alametleri, s. 454<br />
<br />
Ahir Zaman'da alim olarak kabul edilen<br />
bazı insanların gerçekte ikiyüzlü ve sahtekar olduklarını,<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed şöyle haber vermiştir:<br />
<br />
Ahir Zaman'da<br />
kurt okuyucular olacak. Kim o zamana yetişirse,<br />
şerlerinden Allah'a sığınsın. Onlar çok kokmuş insanlardır.<br />
Riyakarlık (ikiyüzlülük) hakim olacak, riya (ikiyüzlülük)<br />
ve gösterişten utanılmayacak.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.<br />
470<br />
<br />
Alimler ilmi<br />
sırf para kazanmak için öğrendiğinde... dini dünyalık<br />
karşılığında sattıklarında... hükmü sattıklarında...<br />
kıyamet yaklaşmış olacaktır.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.<br />
480<br />
<br />
Ahir Zaman'da<br />
öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri<br />
karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek<br />
için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden<br />
tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır.<br />
<br />
Tirmizi, Zühd, 60<br />
<br />
İslam'ın kurallarına gereken saygı<br />
ve özeni göstermeyen, dini, kendi menfaatleri doğrultusunda<br />
araç olarak kullanmaktan çekinmeyen insanların durumu<br />
da şu şekilde anlatılmıştır:<br />
<br />
Ümmetimin<br />
son zamanlarında mescitlerini süsleyip kalplerini<br />
harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar<br />
dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda<br />
gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmağa aldırış etmeyen<br />
birtakım insanlar türeyecektir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 25<br />
<br />
İyiliğin tavsiye edilmesi ve kötülüğün<br />
önlenmesinin Allah'ın önemli bir emri olduğu bilindiği<br />
halde yapılmaması da kıyametin yaklaştığının bir göstergesidir:<br />
<br />
<br />
İyilik terk<br />
edilip emredilmediğinde, kötülük işlenip alıkonulmadığında...<br />
kıyamet yaklaşmış olacaktır.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 480 Kıyamet<br />
yaklaşır, hayırlı işler azalır.<br />
<br />
Kıyamet Alametleri, s.264<br />
<br />
<br />
Samimi Müslümanların günahkarların baskısı<br />
altında zayıf duruma düşmelerinin bir kıyamet alameti<br />
olduğu hadiste şöyle bildirilmiştir:<br />
<br />
<br />
(Kıyametin<br />
bir alameti) Mescitler içerisinde günahkarların<br />
seslerinin yükselmesi ve günahkarların dinin emrettiklerini<br />
yerine getiren samimi müminler üzerine galip gelip<br />
onlara tahakküm etmeleridir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 450<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in verdiği bir<br />
haber de Ahir Zaman'da gerçek müminlerin neredeyse yok<br />
denecek kadar az sayıda olmasıdır:<br />
<br />
İnsanlara bir<br />
zaman gelir ki camilerinde toplanıp namaz kılarlar.<br />
Fakat aralarında mümin bulunmaz. Son Zamanlarla<br />
İlgili Hadisler, s. 17<br />
<br />
Samimi müminlerin inançlarını saklamaları<br />
ve ibadetlerini gizli sürdürmelerinin hadisteki tasviri<br />
şöyledir:<br />
<br />
Dünyanın dört bir yanında<br />
sırf iman ettikleri için öldürülen insanların<br />
olacağı 1400 yıl önce hadislerde zikredilmiştir.<br />
<br />
<br />
Bu gün sizin<br />
aranızda münafıkların gizli yaşadıkları gibi bir<br />
zaman gelir ki mümin olanlar da diğerlerinin arasında<br />
gizli olarak dini hayatlarını sürdürmeye çalışırlar<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 9<br />
<br />
Cami ve mescitlerin sadece yol olarak<br />
kullanılan mekanlara dönüşmesinin bir işaret olduğu<br />
aşağıdaki hadiste haber verilmektedir:<br />
<br />
Mescitler namaz<br />
kılınmayıp gelip geçilen bir yol haline geldiği...<br />
bir zaman gelmedikçe kıyamet kopmaz<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 87<br />
<br />
Ahir Zaman'da Kuran'ı Allah'ın rızasını<br />
kazanmak için değil de kazanç elde etmek için okuyan<br />
insanların da ortaya çıkacağı hadiste şöyle dile getirilmiştir:<br />
<br />
Kim Kuran<br />
okursa (mükafatını) Allah'tan istesin. Zira son<br />
zamanlarda Kuran okuyup (mükafatını) insanlardan<br />
isteyen birtakım insanlar türeyecektir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 9<br />
<br />
Kuran'ın sadece haz almak için adeta<br />
bir şarkı gibi okunması (Allah'ı ve Kuran'ı tenzih ederiz) da bir işarettir:<br />
<br />
Kuran-ı Kerim'in<br />
şarkı söylercesine okunup haz duyulduğu, hatta kişi<br />
alim olmadığı halde bu okuyuşundan dolayı itibar<br />
gördüğü zaman...<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 31<br />
<br />
Müslüman olarak tanınan bazı<br />
şahısların çarpık bir kader anlayışına sahip olmaları,<br />
bazılarının da yıldızların geleceğe dair haber verdiğine<br />
inanmaları Ahir Zaman'ın göstergelerindendir:<br />
<br />
Ahir zamanda<br />
ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum: yıldızlara<br />
(inanmak), kaderi yalanlamak...<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 1/1540 <br />
<br />
Yıldızlarla<br />
geleceğe dair haberler almaya çalışmak da kıyamet<br />
alameti olarak hadislerde haber verilmiştir.<br />
<br />
<br />
Allah'ın ayetlerde kesin<br />
olarak haram kıldığı faiz günlük yaşamın bir parçası<br />
haline gelmiştir.<br />
<br />
<br />
Faizin, Allah'ın haram kıldığı bir<br />
fiil olmasına rağmen alenen uygulanmasının bir alamet<br />
olduğu hadiste şöyle belirtilmiştir:<br />
<br />
<br />
Kıyamet alametlerindendir:..<br />
faizin aşikar olması.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 448/8<br />
İnsanlar üzerine öyle<br />
bir zaman gelir ki, faiz yemeyen adam kalmaz.<br />
Onu yemese bile kendisine tozu isabet eder.Ramuz-El Ehadis,<br />
360/8, 503/7<br />
<br />
<br />
Hac ibadetinin yapılış amacının<br />
gezmek, ticaret yapmak, gösteriş yapmak veya dilenmek<br />
olması Ahir Zaman'ın bir diğer belirtisidir:<br />
<br />
<br />
İnsanlar üzerine<br />
bir zaman gelir ki zenginler tenezzüh (seyahat)<br />
için, orta halliler ticaret için, onların kurraları<br />
(alimleri) riya ve gösteriş için, fakirleri ise<br />
dilenmek için hac ederler.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 503/8<br />
<br />
<br />
Sosyal Bozulma<br />
<br />
Günümüz insanlarının karşı karşıya<br />
olduğu önemli bir sorun toplumun temelini oluşturan<br />
sosyal yapılardaki bozulmadır. Toplumsal çöküş değişik<br />
şekillerde kendini göstermektedir. Dağılmış aileler,<br />
boşanmalardaki artış ve gayrimeşru çocuklar aile kurumundaki<br />
tahribatın doğal sonucudur. Stres, huzursuzluk, mutsuzluk,<br />
endişe ve kaos pek çok insanın hayatını adeta bir kabusa<br />
dönüştürmektedir. Manevi boşluk içindeki insanlar bunalımlarına<br />
çare ararken alkol ve uyuşturucu bataklığına düşmekte<br />
veya karanlık yollara girmektedir. Çözüm yolu kalmadığını<br />
düşünen bazıları da intiharı bir kurtuluş zannetmektedirler.<br />
<br />
"Ahir Zaman" olarak adlandırılan<br />
dönem, toplumsal yozlaşmanın en ileri boyutlara<br />
ulaştığı dönemdir. Toplumun temelini oluşturan<br />
sosyal yapılarda büyük bir bozulma gözlemlenmektedir.<br />
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bugün yaşanan<br />
toplumsal çöküşle ilgili çok açık işaretler yer<br />
almaktadır.<br />
<br />
Toplumsal yozlaşmanın en çarpıcı göstergelerinden<br />
birisi de yasalara aykırı davranışlardaki büyük artıştır.<br />
Suç oranlarındaki artış konunun uzmanlarını dahi hayrete<br />
düşüren boyutlara ulaşmıştır. Birleşmiş Milletler Uluslararası<br />
Suç Önleme Merkezi'nin hazırladığı "Evrensel Suç ve<br />
Adalet Raporu" tüm dünya ülkelerini kapsayan şu genellemeleri<br />
içermektedir:<br />
<br />
Ortalama olarak, suç oranları 1980'lerde<br />
olduğu gibi, 1990'larda da yükselmeye devam etmektedir.<br />
<br />
Dünyanın neresi olursa olsun, beş yıllık<br />
bir periyotta, büyük şehirlerin sakinlerinin üçte ikisi<br />
en az bir kere suç sayılan fiillerin hedefi olmaktadır.<br />
<br />
Evrensel olarak ciddi suçlara hedef olma<br />
olasılığı (soygun, cinsel suçlar, saldırı) beşte birdir.<br />
<br />
Bölge ayrımı olmaksızın, gençler kategorisindeki<br />
mülkiyete yönelik suçlar ve şiddet suçlarının her ikisi<br />
de ekonomik problemler ile ilgilidir.<br />
<br />
Son yıllarda yasadışı<br />
uyuşturucu madde türleri sayıca artmış ve nitelik olarak<br />
da çeşitlenmiştir.20<br />
<br />
Aslında söz konusu olaylarda şaşılacak<br />
bir durum yoktur. Böyle bir sosyolojik gelişmenin nedenleri<br />
Kuran'daki geçmiş toplumların kıssalarında açıkça anlatılmaktadır.<br />
Sosyal dejenerasyon ve buna bağlı olarak ortaya çıkan<br />
her türlü sorun insanların Allah'ı ve yaratılış amaçlarını<br />
unutmalarının, hak dinden ve manevi değerlerden uzaklaşmalarının<br />
kaçınılmaz bir sonucudur.<br />
<br />
Toplumsal bozulmanın unsurları<br />
aynı zamanda Peygamberimiz (sav)'in on dört yüzyıl önce<br />
haber verdiği, günümüzde de eksiksiz olarak ortaya çıkan<br />
gelişmelerdir. Hz. Muhammed (sav)'in "insanların ihtilaf<br />
ve içtimai (sosyal) sarsıntılar içinde bulundukları<br />
zaman" (Ramuz-El Ehadis, 7/7) olarak tanımladığı Ahir<br />
Zaman'ın ilk devresi ile ilgili hadisler şöyledir:<br />
Hadislerden anlaşılmaktadır<br />
ki, toplumda kötü insanların çoğalması, güvenilir kabul<br />
edilen bazı insanların gerçekte yalancı, yalancı olarak<br />
tanınan bazılarının da gerçekte güvenilir kişiler olması<br />
Ahir Zaman'ın bir özelliğidir:<br />
<br />
İnsanlar üzerine<br />
aldatıcı seneler gelecek. O senelerde... haine itimat<br />
edilecek, doğru kişi hain sayılacak.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 476 Kötülerin<br />
çoğaldıkça çoğalması, yalancıların doğru kabul<br />
edilip doğruların yalancı sayılması, hainlerin<br />
güvenilir, güvenilir kimselerin hain sayılması...<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 92<br />
<br />
<br />
Dünyada alçak<br />
oğlu alçak kimseler insanların en mutlusu oluncaya<br />
kadar kıyamet kopmayacaktır.<br />
<br />
Tirmizi, Fiten, 37 <br />
<br />
<br />
<br />
################<br />
###########################<br />
<br />
Asabi, 10 Ocak 2000,<br />
Akşam, 22 Ocak 2001, Akit, 4 Nisan 2001, Akit,<br />
17 Mart 2001, Milli Gazete, 13 Haziran 2000, Yeni<br />
Yüzyıl, 27 Haziran 1997, Akit, 19 Ekim 2000, Radikal,<br />
21 Şubat 2001, Yeni Mesaj, 30 Nisan 2000<br />
<br />
Gazetelerde yer alan ve toplumdaki ahlaksızlıkların<br />
dolayısıyla kötü insanların sayısının arttığını<br />
kanıtlayan bu gibi haberler Ahir Zaman'ın da habercisidirler.<br />
<br />
Dinimizin kurallarına ve kanunlara uygun elde edilmiş<br />
kazanç ile güvenilir insanların az bulunacağı hadiste<br />
şöyle belirtilmiştir:<br />
<br />
<br />
Ahir Zaman'da<br />
ümmetim içerisinde en az bulunacak şey helal para<br />
ve kendisine güvenilir arkadaştır.<br />
<br />
Suyuti, Camiü's-Sagir,<br />
2/71<br />
<br />
Gerçek şahitliğin gizlenmesi,<br />
yalancı şahitliğin ve iftiranın ise yaygınlaşması bir<br />
alamettir:<br />
<br />
Kıyametten<br />
hemen önce... yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka<br />
şahitlik ise gizlenir.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 1/121<br />
İftiranın yaygınlaşması<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 450<br />
<br />
Pek çok toplumda tek üstünlük kriterinin<br />
zenginlik olması, saygının kişinin zenginliğine endeksli<br />
olmasının bir kıyamet alameti olduğu şöyle bildirilmiştir:<br />
<br />
Zengine itibar edilip<br />
kendinden daha üstün kişiler ona ayağa kalktıklarında<br />
ve ona selam verdiklerinde... kıyamet yaklaşmış demektir.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.<br />
480-481<br />
<br />
İnsanlar arasındaki sosyal ilişkilerin<br />
bozulmasının da bir işaret olduğu hadislerdeki tasvirlerden<br />
anlaşılmaktadır:<br />
<br />
<br />
Selam halka<br />
değil de özel insanlara verilinceye... kadar kıyamet<br />
kopmaz.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 470<br />
Kişinin yalnız tanıdıklarına selam vermesi... kıyamet<br />
alametlerindendir.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 121/4<br />
<br />
<br />
Sorumluluğun işin ehli olmayanlara<br />
verilmesinin sonuçları da aşağıdaki hadiste şöyle vurgulanmaktadır:<br />
<br />
İş ehil olmayana<br />
verilince, artık kıyameti bekle!<br />
<br />
Zebidi, Tecridi Sarih,<br />
12/201<br />
<br />
<br />
Türkiye, 24 Mayıs 2001,<br />
Posta, 16 Şubat 2001<br />
<br />
Ahir Zaman'ın en önemli özelliklerinden biri de<br />
insanlar arasında sevgi ve saygının kalmamasıdır.<br />
Sokakta yere yığılmış hasta bir kişiye kimsenin<br />
yardım etmemesi günümüzde sık rastlanılabilen<br />
bir durumdur.<br />
<br />
<br />
Aile, akraba ve komşuluk ilişkilerinin<br />
bozulması, fertler arasındaki sosyal ve manevi değerlerin<br />
kaybolması bu dönemin başka bir özelliğidir:<br />
<br />
Akit, 19 Ekim 2000, Akşam,<br />
26 Haziran 1999, Milli Gazete, 5 Ocak 2001, Sabah,<br />
23 Mart 2001<br />
<br />
Son dönemdeki ahlaki çöküşü belgeleyen küpürler.<br />
<br />
Kişinin annesine isyan<br />
etmesi, babasına sıkıntı vermesi...<br />
<br />
Tirmizi, Fiten, 38<br />
Kıyametten hemen önce...<br />
akraba ile ilişkiler kesilir.<br />
<br />
" Ramuz-El Ehadis, 448/7<br />
<br />
<br />
Komşular arasında<br />
geçimsizliğin yaygın hale gelmesi kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 86<br />
<br />
<br />
Gençlerin sinirli olmaları,<br />
çocuklar ile yetişkin insanlar arasındaki sevgi ve saygı<br />
ilişkilerinin bozulması hadislerde şöyle anlatılmıştır:<br />
<br />
<br />
Büyükler küçüklere<br />
merhamet etmediklerinde, küçükler de büyüklerine<br />
saygı göstermediklerinde... çocuk öfkeli olduğunda...<br />
kıyamet yaklaşmış olacaktır.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 480<br />
<br />
<br />
Hadisler göstermektedir ki, aile<br />
kurumundaki bozulmaya bağlı olarak boşanmaların ve evlilik<br />
dışı çocukların çoğalması Ahir Zaman toplumlarının bir<br />
niteliğidir.<br />
<br />
<br />
Akit, 16 Şubat 2001<br />
<br />
Aile yapısındaki bozulma, insanlar arasındaki<br />
iletişimsizlik, ilişkilerin sevgi ve saygıya değil<br />
de çıkara ayarlı olması, yalnız insanların artması<br />
gibi sorunlar Ahir Zaman toplumlarının ortak özelliklerindendir.<br />
Hadislerde haber verilen bu bozulmalar kıyametin<br />
yaklaştığının anlaşılması ve Allah'a yönelip dönülmesi<br />
için birer ibret vesilesidir.<br />
<br />
Boşanmaların çoğalması...<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 455 Kıyamet<br />
yaklaşınca... gayri meşru çocuklar çoğalır.<br />
<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 33/7<br />
<br />
Materyalist felsefe ve dünya görüşlerinin<br />
etkisiyle insanların ahireti unutmaları, dünyaya büyük<br />
bir hırsla bağlanmaları kıyamet öncesindeki dönemin<br />
bir vasfıdır:<br />
<br />
<br />
İnsanlarda<br />
cimrilik ve hırs artacak.<br />
<br />
Müslim, İmare, 176; İbni<br />
Mace, Fiten, 24 Kıyamet<br />
yaklaştı. Halbuki insanlar dünyaya karşı ancak<br />
hırslarını arttırıyorlar, Allah'tan da uzaklaşıyorlar.<br />
<br />
Suyuti, Camiü's-Sagir,<br />
2/57<br />
<br />
<br />
Birbirlerine kaba sövgü ve küfürlerle<br />
hitap eden insanların durumu hadiste şöyle ifade edilmiştir:<br />
<br />
Son zamanlarda<br />
türeyen, birbirleriyle karşılaştıkları zaman selamları<br />
lanetleşmeden ibaret olan sarhoş ve asi bir nesil<br />
(ortaya çıkmadıkça)...<br />
<br />
Son Zamanlarla<br />
İlgili Hadisler, s. 54<br />
<br />
<br />
Bu dönemin başka bir özelliği de<br />
dedikodu ve alayın büyük rağbet görmesidir:<br />
<br />
<br />
Dedikoducuların,<br />
gıybetçilerin ve alaycıların artması kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 93<br />
<br />
Dalkavukların toplum içinde itibar<br />
görmeleri de şöyle haber verilmiştir:<br />
<br />
<br />
Bazı dedikodu dergileri<br />
<br />
<br />
Kıyamet yaklaşınca...<br />
o devrin en itibarlıları yaltaklık ve dalkavukluk<br />
yapanlardır.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 97 Sığırların<br />
dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerini<br />
temin eden birtakım insanlar ortaya çıkmadıkça<br />
kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 101<br />
<br />
<br />
Güneş, 22 Ocak 2000, Milli<br />
Gazete, 30 Temmuz 2001<br />
<br />
Ahir Zaman'da sık karşılaşılan bir durum da ticaret hayatında<br />
sahtekarlığın ve rüşvetin olağan hale gelmesidir:<br />
<br />
Kıyamet yaklaşınca...<br />
ölçü ve tartılarda hile yapılır.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 33/7<br />
Rüşvetlerin alınması...<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 454<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) Ahir Zaman'da<br />
cinayetlerin artışını şöyle bildirmiştir<br />
<br />
Cinayetler<br />
artmadıkça... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 468<br />
<br />
<br />
Yeni Mesaj, 17 Haziran<br />
2001, Hürriyet, 27 Mart 2001, Asabi, 16 Mayıs<br />
2001, Takvim, 13 Ocak 2001, Hürriyet, 21 Haziran<br />
2001<br />
<br />
Cinayetlerdeki dikkat çekici artış da hadislerde<br />
haber verilen alametlerdendir.<br />
<br />
<br />
Bilim ve Teknoloji<br />
<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bilindiği<br />
gibi, günümüzden on dört yüzyıl önce yaşamıştır. Tarihi<br />
kaynaklar Arap toplumunun, Kuran'ın tebliğ edildiği<br />
dönemde, evren ve doğa üzerine herhangi bir inceleme<br />
yapabilecek teknolojiye sahip olmadığını göstermektedir.<br />
Bu tespit şu anlama gelmektedir ki, Peygamberimiz (sav)'in<br />
yaşadığı dönem ile günümüzün bilim ve teknoloji düzeyi<br />
arasında kıyas kabul etmez bir farklılık vardır. Aslında<br />
bu ayrılık 20. yüzyılın başı ile 21. yüzyılın başı arasında<br />
bile oldukça büyüktür. Bundan birkaç on sene önce isimleri<br />
bile telaffuz edilmeyen bazı teknolojik yeniliklerin<br />
bugünün vazgeçilmez unsurları olması buna canlı bir<br />
delildir.<br />
<br />
Bu devasa farklılıklara rağmen Peygamberimiz<br />
(sav) 7. yüzyılda, geleceğe yönelik bazı haberler vermiştir.<br />
İlerleyen sayfalarda da Ahir Zaman'daki bilim ve teknoloji<br />
ortamını tasvir eden söz konusu hadisler incelenecek,<br />
Peygamberimiz (sav)'in on dört yüzyıl önce verdiği haberlerin<br />
günümüzde aynı şekilde gerçekleştiği gözler önüne serilecektir.<br />
<br />
TIP TEKNOLOJİSİ:<br />
<br />
Uzun yaşamak çağlar boyunca insanların<br />
belli başlı hedefleri arasında yer almıştır. Bu uğurda<br />
büyük bir çaba harcanmıştır. Konuyla ilgili olarak,<br />
Hz. Muhammed (sav) de Ahir Zaman'daki gelişmeleri haber<br />
verdiği bir hadisinde şunları söylemiştir:<br />
<br />
Onun zamanında...<br />
ömürler uzayacaktır.<br />
<br />
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil<br />
Mehdiyyil Muntazar, s. 43<br />
<br />
<br />
Sabah, 10 Şubat 2001,<br />
Radikal, 3 Mayıs 2000, Radikal, 1 Eylül 2000,<br />
Gözcü, 19 Mayıs 2001, Hürriyet, 4 Kasım 1999<br />
<br />
Bu küpürlerde yer alan bilimsel gelişmeleri Peygamber<br />
Efendimiz 1400 yıl öncesinde Ahir Zaman alameti<br />
olarak haber vermiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in<br />
verdiği bu haberin üzerinden on dört asır geçmiştir.<br />
Kayıtlar geçen bu zaman aralığında, ortalama yaşam süresinin<br />
içinde bulunduğumuz çağda diğer tüm dönemlerden daha<br />
fazla olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hatta 20.<br />
yüzyılın başları ile sonları arasında dahi büyük bir<br />
fark vardır. Örneğin 1995 yılında doğmuş olan bir çocuğun<br />
1900'lerde doğmuş birisine göre ortalama 35 yıl daha<br />
uzun yaşayacağı tahmin edilmektedir.21<br />
<br />
Bu konudaki çarpıcı bir başka örnek de<br />
geçmişte 100 seneden fazla yaşayan insanların oldukça<br />
nadir, günümüzde ise çok sayıda olmasıdır.<br />
<br />
Birleşmiş Milletler Nüfus<br />
Departmanı kaynaklarına göre, son birkaç yılda dünya<br />
nüfusu yüksek ölüm oranlarından düşük ölüm oranlarına<br />
doğru dikkate değer bir geçiş devresindedir. Demografik<br />
devrim olarak nitelenen bu gelişmenin merkezinde de<br />
yaşlıların sayıca ve oranca artışı yer almaktadır. Böylesine<br />
hızlı ve geniş ölçekli bir gelişmenin uygarlık tarihinin<br />
hiçbir döneminde görülmediği de aynı kaynakta vurgulanmaktadır.22<br />
<br />
Şüphesiz yaşam süresindeki bu artış sebepsiz<br />
değildir. Tıp teknolojisinin ilerlemesine bağlı olarak<br />
sağlık hizmetlerindeki gelişme insanların böyle bir<br />
nimete kavuşmasına olanak sağlamıştır. Bunlara ek olarak,<br />
genetik bilimindeki gelişmeler ve halen büyük bir hızla<br />
ilerlemekte olan İnsan Genomu Projesi sağlık alanında<br />
yepyeni bir dönem başlatmak üzeredir. Bu ilerlemeler<br />
geçmiş zamanlarda yaşayan insanların hayal bile edemeyeceği<br />
bir boyuttadır. Tüm bu gelişmelere dayanarak şunu söylemek<br />
mümkündür: Yaşadığımız çağın insanları yukarıdaki hadisin<br />
haber verdiği uzun ve sağlıklı hayat standardını yakalamışlardır.<br />
<br />
EĞİTİM:<br />
<br />
<br />
Teknolojik imkanlardan<br />
faydalanılarak yürütülen çalışmalar ile okur-yazar<br />
oranı günümüzde %80'lere ulaşmıştır.<br />
<br />
20. ve 21. yüzyılı geçmiş yüzyıllardan<br />
ayıran önemli bir özellik de okuryazarlık oranlarında<br />
kaydedilen ilerlemedir. Geçmiş dönemlerde okuryazarlık<br />
toplumun belirli bir kesiminin sahip olduğu bir imtiyaz<br />
statüsünde kalmıştır. 20. yüzyılın sonlarına doğru ise<br />
başta UNESCO olmak üzere, hükümetler ve sivil toplum örgütleri<br />
dünya genelinde kampanyalar düzenlemişlerdir. Bu eğitim<br />
seferberliği, teknolojik yeniliklerin de insanlığın hizmetinde<br />
kullanılmasıyla birlikte günümüzde meyvelerini vermektedir.<br />
UNESCO'nun 1997 yılında yayınlanan raporuna göre, dünya<br />
nüfusunun %77.4'ü okur-yazar konumundadır.23<br />
<br />
<br />
Kıyametin yaklaşmasına<br />
doğru... okuryazar çoğalır.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 93; Ramuz-El Ehadis, 1/121<br />
<br />
<br />
Bu rakam kuşkusuz, geçen on dört yüzyıl<br />
içindeki en yüksek orandır. Aynı zamanda da Peygamberimiz<br />
(sav)'in hadislerinde haber verdiği Ahir Zaman toplumlarının<br />
bir niteliğidir:<br />
<br />
İNŞAAT TEKNOLOJİSİ:<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği,<br />
içinde bulunduğumuz dönemin ileri teknolojik koşullarını<br />
tasvir eden bir işaret de yüksek binaların inşa edilmesidir.<br />
<br />
<br />
Yüksek yüksek<br />
binalar inşa edilmedikçe... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 468 Şu hadiseler<br />
meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır... Yüksek<br />
binalar yapmada insanlar birbirleriyle yarışacak.<br />
<br />
Buhari, Fiten, 25; Ahmed<br />
bin Hanbel, Müsned, 2/313<br />
<br />
<br />
Yüksek binalar ve inşaat<br />
teknolojisindeki yarış, içinde bulunduğumuz dönemi<br />
tasvir eden hadislerde 14 asır önce haber verilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Mimarlık ve mühendislik tarihine baktığımızda görürüz<br />
ki, yüksek katlı binalar 19. yüzyılın sonlarında inşa<br />
edilmeye başlanmıştır. Teknolojinin ilerlemesi, çeliğin<br />
yaygınlaşması ve elektrikli asansörlerin kullanılması<br />
gökdelen olarak tabir edilen yapıların inşaatına hız kazandırmıştır.<br />
Gökdelenler 20. ve 21. yüzyıl mimarisinin önemli bir parçası<br />
olmuş, günümüzde de birer prestij sembolü haline gelmiştir.<br />
Hadiste belirtilen, insanların yüksek binalar yapma yarışı<br />
da ülkelerin daha yüksek gökdelenler yapabilmek için büyük<br />
bir rekabet ve yarış içerisine girmeleriyle tam olarak<br />
gerçekleşmiştir.<br />
<br />
<br />
ULAŞIM<br />
TEKNOLOJİSİ:<br />
<br />
Tarih<br />
boyunca ulusların zenginlikleri ve güçleri, sahip oldukları<br />
ulaşım teknikleri ile doğrudan doğruya bağlantılı olmuştur.<br />
Etkili ulaşım sistemlerini kuran toplumlar kalkınma<br />
atılımlarını gerçekleştirmişlerdir.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) de Ahir Zaman'ın özelliklerini<br />
anlatırken, ulaşımın gelişeceğini şöyle ifade etmiştir:<br />
<br />
<br />
<br />
Şu hadiseler<br />
meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır... Zaman<br />
kısalacak ve vasıtalarla mesafeler kısalacak.<br />
<br />
Buhari, Fiten, 25; Ahmed<br />
bin Hanbel, Müsned, 2/313<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki hadisin son bölümündeki<br />
mesaj oldukça açıktır. Ahir Zaman'da yeni araçlarla<br />
uzak mesafelerin kısa hale geleceği bildirilmiştir.<br />
Yaşadığımız yüzyılın sesten hızlı uçakları, trenleri<br />
ve diğer gelişmiş ulaşım araçlarıyla, eski dönemlerde<br />
aylar süren yolculuklar şimdi birkaç saat içinde, üstelik<br />
çok daha güvenli, rahat ve konforlu bir biçimde yapılabilmektedir.<br />
Hadisin işareti de bu şekilde gerçekleşmektedir.<br />
<br />
<br />
20. ve 21. yüzyılda<br />
teknoloji oldukça yüksek bir seviyeye ulaşmıştır.<br />
Özellikle ulaşım teknolojisi, mimarlık ve diğer<br />
mühendislik kollarında mükemmel sonuçlara ulaşılmıştır.<br />
<br />
<br />
Son teknolojik ürünlerden<br />
hızlı otomobil.<br />
<br />
<br />
<br />
Günümüzün ileri teknoloji ürünü ulaşım<br />
araçlarına Allah Kuran'da şu şekilde işaret etmiştir:<br />
<br />
<br />
Onlara binmeniz ve süs için atları,<br />
katırları ve merkepleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz<br />
neleri yaratmaktadır. (Nahl Suresi, 8)<br />
<br />
Yukarıda verdiğimiz hadisin birinci bölümündeki<br />
"zaman kısalacak" ifadesine de bu değerlendirme ışığında<br />
bakmak yerinde olacaktır. Açıktır ki, Peygamberimiz<br />
(sav) Ahir Zaman'da işlerin diğer dönemlere oranla daha<br />
kısa zaman dilimlerinde tamamlanacağını bu şekilde ifade<br />
etmiştir. Gerçekten de bilimin ilerlemesi her işin çok<br />
daha kısa sürelerde yapılmasına ve çok daha mükemmel<br />
sonuçlar elde edilmesine imkan tanımaktadır. Benzer<br />
başka bir hadis de bu görüşümüzü doğrulamaktadır:<br />
<br />
Zaman kısalıp<br />
sene ay, ay hafta, hafta gün, gün saat, saat de<br />
ateş tutuşturacak kadar az bir zaman olmadıkça kıyamet<br />
kopmaz.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 95<br />
<br />
<br />
Örneğin asırlar önce kıtalar arasında<br />
haftalar alan haberleşme şu anda internet ve iletişim<br />
teknolojileriyle saniyeler içerisinde tamamlanmaktadır.<br />
Geçmişin kervanları ile aylar süren seyahatler sonucu<br />
ulaşılabilen eşyaları, günümüzde anında temin etmek<br />
mümkündür. Çok değil, daha birkaç yüzyıl önce tek bir<br />
kitabın yazılması için geçen sürede bugün milyarlarca<br />
kitap basılabilmektedir. Temizlik, yemek pişirme, çocuk<br />
bakımı gibi gündelik işler, "teknolojik" aletlerin<br />
yardımıyla vakit almaktan çıkmıştır.<br />
<br />
Hürriyet, 9 Ekim 1999,<br />
Hürriyet, 3 Mayıs 2001<br />
<br />
Her işin daha kısa sürede yapılmasını sağlayan<br />
bazı teknolojik aletler.<br />
<br />
Bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir.<br />
Elbette burada üzerinde durulması gereken Peygamberimiz<br />
(sav)'in 7. yüzyılda haber verdiği kıyamet işaretlerinin<br />
günümüzde aynen gerçekleşmesidir.<br />
<br />
Hadislerde bildirilen diğer bir alamet<br />
olan Ahir Zaman'da "ticaretin yaygınlaşması" (Ölüm Kıyamet<br />
ve Diriliş, s. 473) da ulaşımdaki ilerlemelere paralel<br />
olarak tam anlamıyla gerçekleşmiş durumdadır. Gelişmiş<br />
ulaşım araçları tüm dünya ülkelerinin kendi aralarında<br />
yoğun ticari ilişkiler kurmalarına ortam hazırlamıştır.<br />
<br />
HABERLEŞME TEKNOLOJİSİ:<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in verdiği haberler<br />
arasında oldukça dikkat çeken bir bilgi de günümüzün<br />
iletişim teknolojisine işaret eden hadislerdir. Mucize<br />
niteliğine sahip bu haberlerden birisi şöyledir:<br />
<br />
Kişiye kamçısının<br />
ucu konuşmadıkça... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 471<br />
<br />
Bu hadis dikkatli bir şekilde değerlendirildiğinde,<br />
içinde gizlenen hakikatler anlaşılabilir. Kamçı bilindiği<br />
gibi, eski çağlarda özellikle at, deve gibi binek hayvanlarını<br />
sürerken yaygın olarak kullanılmış bir araçtır; hadis<br />
incelendiğinde Peygamberimiz (sav)'in bir benzetme yaptığı<br />
ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
Günümüzde yaşayan insanlara yönelik<br />
şöyle bir soru hazırlayalım: "Kamçının şekline benzetebileceğimiz<br />
ve konuşan nesne nedir?"<br />
<br />
Tek bir tuş ile binlerce<br />
kilometre öteye sesi ve görüntüyü taşıyan teknoloji<br />
rivayetlerle şaşırtıcı bir şekilde paralellik<br />
göstermektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu sorunun en mantıklı cevabı telsiz, cep<br />
telefonu veya benzeri iletişim araçları olacaktır.<br />
<br />
Cep telefonu veya uydu telefonu gibi kablosuz<br />
iletişim araçlarının çok kısa bir geçmişi olduğunu göz<br />
önünde bulundurursak, Peygamber Efendimizin 1400 yıl<br />
önce yaptığı tasvirin de ne kadar hikmetli olduğu anlaşılacaktır.<br />
<br />
Kıyamet öncesi zaman diliminin içinde bulunduğumuza<br />
dair bir haber daha böylece tecelli etmiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'e ait başka bir rivayette<br />
de haberleşme teknolojisinin gelişimine şöyle işaret<br />
edilmektedir:<br />
<br />
<br />
<br />
Kişiye (kendi)<br />
sesi konuşmadıkça... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 471<br />
<br />
<br />
14 asır önce, "kişiye<br />
kendi sesinin konuşması" olarak tarif edilen ses<br />
kaydı ve sesin dinlenmesine imkan tanıyan teknoloji<br />
hadislerde haber verilen alametlerden biridir.<br />
Yukarıda günümüz teknolojisinin ürünlerinden bir<br />
müzik sistemi görülüyor.<br />
<br />
<br />
Hadisteki mesaj oldukça açıktır: Kişinin<br />
kendi sesini duymasının Ahir Zaman'ın bir özelliği olduğu<br />
belirtilmektedir. Şüphesiz insanın kendi sesini işitebilmesi<br />
için öncelikle sesini kayıt etmesi ve sonra da dinlemesi<br />
gerekmektedir. Ses kayıt ve reprodüksiyon teknolojisi<br />
de 20. yüzyılın bir ürünüdür; bu gelişme bilimsel bir<br />
dönüm noktası olmuş, haberleşme ve medya sektörlerinin<br />
doğmasına yol açmıştır. Ses kaydı özellikle bilgisayar<br />
ve lazer teknolojilerindeki son gelişmelerle mükemmele<br />
ulaşmış durumdadır.<br />
<br />
<br />
Son yıllarda keşfedilen<br />
tüm iletişim araçları Ahir Zaman'da yaşadığımız<br />
gerçeğini bir kez daha akla getirmektedir.<br />
<br />
<br />
Kısacası, günümüzün elektronik aletleri,<br />
mikrofonları ve hoparlörleri sesin kaydedilmesi ve dinlenmesine<br />
imkan sağlamakta ve bizlere yukarıdaki hadisin verdiği<br />
haberin tecelli ettiğini göstermektedir.<br />
<br />
Ahir Zaman'ı tasvir eden hadislerdeki haberleşme<br />
teknolojisine işaret eden haberler yukarıdakilerle sınırlı<br />
değildir. Konuyla ilgili diğer hadislerde de oldukça<br />
dikkat çekici işaretler yer almaktadır:<br />
<br />
<br />
O günün alameti:<br />
Semadan (gökyüzünden) bir el uzanacak ve insanlar<br />
ona bakacak ve göreceklerdir.<br />
<br />
El Kavlul Muhtasar Fi<br />
Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 53<br />
O günün alameti semada (gökyüzünde)<br />
uzatılmış ve insanların kendisine bakıp durduğu<br />
bir el'dir.<br />
<br />
Kitabül Burhan Fi Alametil<br />
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 69<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki hadislerde belirtilen<br />
"el"in mecazi bir anlamı olduğu açıktır.<br />
<br />
Uydular ile her türlü<br />
yayın, anında istenilen yere ulaştırılabilmektedir.<br />
Bu olağanüstü olay da Peygamber Efendimizin 1400<br />
yıl önceden bildirdiği alametlerdendir.<br />
<br />
<br />
<br />
İnsanların baktıklarında görebilecekleri<br />
bir nesne geçmiş dönemler için fazla bir anlam taşımamaktadır.<br />
Ancak bugünün dünyasının vazgeçilmez bir parçası olan<br />
televizyon, kamera ve bilgisayar gibi cihazlar hadislerde<br />
tarif edilen olaya tam olarak açıklık getirmektedir.<br />
Yani bu hadiste geçen "el" ifadesi, güç anlamında kullanılmıştır.<br />
Ve gökten dalgalar halinde gelen görüntülere yani televizyona<br />
işaret ettiği anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Konuyla ilgili diğer rivayetler de oldukça<br />
ilgi çekicidir:<br />
<br />
<br />
Semadan (gökyüzünden)<br />
bir ses onu ismiyle çağıracak ve doğuda, batıda...<br />
olan bile bu sesi duyacak...<br />
<br />
El Kavlul Muhtasar Fi<br />
Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 54-55<br />
Bu ses bütün yeryüzüne yayılacaktır,<br />
her kavim kendi dilinden duyacaktır.<br />
<br />
Kitabül Burhan Fi Alametil<br />
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 51<br />
<br />
<br />
Semadan (gökyüzünden)<br />
bir ses ki herkes bunu kendi lisanında işitir.<br />
<br />
Kitabül Burhan Fi Alametil<br />
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 37<br />
<br />
<br />
<br />
Bu hadisler bütün yeryüzünde duyulacak<br />
ve her toplumun kendi lisanlarında işitecekleri bir<br />
sesten bahsetmektedir; bu şekilde radyo, televizyon<br />
ve benzeri haberleşme vasıtalarına işaret edildiği açıktır.<br />
Daha yüz yıl önce hayal edilemeyen bir gelişmeyi Peygamberimiz<br />
(sav)'in 1400 sene önce haber vermesi de bir mucizedir.<br />
<br />
Bediüzzaman Said Nursi<br />
de sözü edilen hadisleri yorumlamış; bunların radyo,<br />
telefon gibi haberleşme vasıtalarını mucizevi bir şekilde<br />
haber verdiğini belirtmiştir.24<br />
<br />
Görüntülü telefonlar,<br />
televizyonlar, uydu ve internet teknolojisi gibi gelişmeler hakkındaki<br />
hadislerden bir diğeri de şu şekildedir:<br />
<br />
<br />
<br />
Hz.<br />
Mehdi (as)ın zamanında, doğudaki bir Müslüman batıdaki Müslüman<br />
kardeşini görebilecek, batıdaki de doğudakini görebilecek.<br />
<br />
(Bihar-ül Envar, cilt: 52, sayfa 391)<br />
<br />
<br />
İşler ehline [Hz.<br />
Mehdi (AS)ye] emanet edildiğinde Yüce Allah onun için dünyanın en<br />
alçak bölümünü yükseltecek, en yüksek yerleri de alçaltacak. ÖYLE Kİ,<br />
TÜM DÜNYAYI AVUCUNUN İÇİNİ GÖRDÜĞÜ GİBİ GÖRECEK. İçinizden hanginizin<br />
avucunun içinde bir saç teli olsa onu göremez?<br />
<br />
(Bihar-ül Envar, 5.cilt, s. 328)<br />
<br />
<br />
Hadiste ahir zamanda yaşanacak<br />
teknolojik gelişmelere ve görüntü aktarım sistemlerine dikkat<br />
çekilmiştir. Görüntülü telefonlar, televizyonlar, uydu ve diğer<br />
haberleşme sistemleri vesilesiyle insanlar artık dünyanın herhangi bir<br />
yerinde bulunan dostları ile kolayca görüşebilmektedirler. Peygamberimiz<br />
(sav) bu teknolojik gelişmeyi 1400 yıl önce bizlere haber vermiştir.<br />
<br />
<br />
Bu dönemde yönetici konumunda olan kişiler haberleşmeyi ve<br />
bilmedikleri konuları araştırıp öğrenmeyi ellerindeki avuç içi<br />
bilgisayarlar ve bilgisayarlı telefonlarla gerçekleştireceklerdir:<br />
<br />
<br />
<br />
İmam<br />
Caferi Sadık aleyhisselamın oğlu Muhammedin nakline göre İmam<br />
aleyhisselam şöyle buyurdu: "KAİM ALEYHİSSELAM (HZ. MEHDİ (AS)) KIYAM<br />
ETTİĞİNDE her memlekete bir sefir gönderecek ve her bir sefire şöyle<br />
buyuracak. SENİN AHDİN ELİNDEDİR. Anlamadığın bir durumla karşılaşır<br />
ve hüküm vermekte zorlanırsan ELİNE BAK VE ELİNDE YAZANI UYGULA."...<br />
<br />
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 381)<br />
<br />
<br />
Hadiste Hz Mehdi (as) döneminde<br />
yönetici konumunda olan kişilerin haberleşmek, bilgi almak ya da<br />
bilmedikleri konuları araştırıp öğrenmek amacıyla avuç içi<br />
bilgisayarlardan ve bilgisayarlı telefonlardan yararlanacaklarına dikkat<br />
çekilmiştir. Bu kutlu dönemde teknolojinin en üst düzeye ulaşacağı,<br />
insanların kendilerine gelen haberleri ve bilmeyip de öğrenmek<br />
istedikleri konuları ellerindeki avuç içi bilgisayarların ya da<br />
bilgisayarlı telefonların tuşlarına basarak bu teknolojik aletlerin<br />
ekranlarından görüp anlayacakları hadisten anlaşılmaktadır.<br />
<br />
YAĞMUR BOMBASI<br />
<br />
<br />
Müslim'in Nüvvas b. Semandan nakl ettiği bir hadisde şöyle varit olmuştur:<br />
<br />
<br />
<br />
"Göğe emredip yağmur yağdıracak..."(Kıyamet alametleri baskı 10 sf. 219)<br />
<br />
<br />
Resimde Kansasta uçaktan gümüş iyodür dumanı püskürterek gerçekleştirilen bir bulut tohumlama işlemi görülmektedir.<br />
<br />
(Kaynak: National Geographic sitesi)<br />
<br />
<br />
Hadiste ahir zamanda istenildiği zaman yağmur<br />
yağdırılabilecek yöntemler geliştirileceği bildirilmiştir. Nitekim<br />
günümüzde bu yöntemler kullanılmaktadır. Yağmur bombası veya bulut<br />
tohumlama olarak bilinen bu yöntem şöyle uygulanmaktadır:<br />
<br />
<br />
"Yağmur bombası, çok soğuk bulutlara, buz kristalleri<br />
saçarak yağmur ve kar şeklinde yağışın sağlanmasıdır. Çok soğuk bulutlar<br />
sıkça görülür. Bunlar 0°Cnin altında veya hatta -40°Cnin altında<br />
bulunan çok küçük su damlacıklarından ibarettir. Böyle bir buluta buz<br />
kristallerinin atılması şartları değiştirir. Kristaller suya göre daha<br />
düşük buhar basıncına sahip olduğu için, su damlacıklarının<br />
buharlaşmasına sebep olurlar. Daha sonra bu nem, buz kristallerinin<br />
üzerinde yoğunlaşır. Böylece, buz kristallerinin büyüklüğü aşağı<br />
düşerken sürekli artar. Bu şekildeki bulut tohumlaması, yüksek<br />
seviyelerde buz kristallerinin oluşması ile tabii olarak meydana gelir.<br />
Buz kristallerinin buluta düşmesi veya atmosferdeki buzlaşmış tozların<br />
bulunması olayı tamamlar. Suni bulut tohumlaması havadan veya yerden<br />
yapılabilir. Bir uçak kullanılarak, bulutların içine katı karbondioksit<br />
(kuru buz) tanecikleri saçılır. Sıcaklıkları çok düşük olduğu için bu<br />
taneciklerde çok miktarda buz kristalleri vardır."<br />
<br />
Bu yöntemin günümüzde sık kullanıldığı yerlerden biri<br />
Kanadadır. Konuyla ilgili National Geographic dergisinin internet<br />
sitesinde şu bilgiler verilmiştir:<br />
<br />
"Kansasta (ABD) kimi zaman toplanan bulutlar yağmur<br />
beklentisi yaratır, ama bir türlü boşalmaz; bunun yerine hasada zarar<br />
veren doluya çevirdiği zamanlar da olur. Batı Kansas Hava Durumu<br />
Modifikasyon Programı bulutları yola getirmek için uçaklar gönderir.<br />
Kanatlara takılı brülörlerin saldığı gümüş iyodür dumanı, yükselen<br />
havayı, belirli fırtına bulutlarını sıfır derece altındaki iç bölüme<br />
doğru yöneltir. O yükseklikte gümüş iyodür parçacıkları, bulut suyunun<br />
etrafında donabileceği birer çekirdek işlevini görür. Yeterli ağırlığa<br />
ulaşan buz taneleri düşmeye başlar ve iniş sırasında eriyerek yağmura<br />
dönüşür. Kuramsal olarak bakıldığında, bu strateji sadece yağış<br />
miktarını artırmakla kalmaz, nemin bulutlar içinde yukarıya sürüklenerek<br />
dolu haline gelmesini de önler...<br />
<br />
<br />
Uçak kanadına takılmış bulut tohumlama fişekleri<br />
<br />
Bir bulut tohumlama cihazının deneme atışı<br />
<br />
<br />
<br />
Yağmur bombası son 60 yıl içinde geliştirilmiş bir<br />
teknolojidir. Günümüzde içlerinde ABD, İsrail, Kanada, Rusya, Tayland,<br />
Fas, Avustralyanın da olduğu yaklaşık 24 ülke bu yöntemi daha fazla<br />
yağış sağlamak için kullanmaktadır.<br />
<br />
SÜT ÜRETİMİNDE ARTIŞ<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (sav)in ahir zamana yönelik<br />
hadislerinde Deccalin çıkış alametlerinden biri olduğu belirtilen<br />
olaylardan biri de süt üretimindeki artıştır. Yaşadığımız bu dönemde<br />
hayvancılık alanındaki kaydedilen gelişmeler, hadislerde işaret edilen<br />
bu verim artışına sebep olmuştur. (Doğrusunu Allah bilir)<br />
Bu hadis İbnil-Münadi Ali (K.V.) den rivayet etmiştir. ?Müslimin Nüvvas<br />
b. Semandan nakl ettiği bir hadiste şöyle varit olmuştur:<br />
<br />
<br />
Bir kısım insanlara gelip<br />
davet edecek, onlar ona inanacaklar... Göğe emredip yağmur yağdıracak...<br />
Yere emredip ekin bitirecek... Hayvanlarını da bollatacak...<br />
Memelerini de sütle dolduracak.<br />
<br />
(Kıyamet Alametleri 10. baskı, s. 219)<br />
<br />
Günümüzde, kısa bir süre önce kullanılmaya başlanan<br />
hayvan popülasyonuna suni tohumlama uygulanması, embrio transferi ve<br />
yüksek verimli hayvanlar ile hayvan kalitesinin artırılması, Hollanda ve<br />
Belçika başta olmak üzere tüm ülkelerde süt üretiminde büyük bir artışa<br />
sebep olmuştur. Örneğin Hollanda da bir inekten alınan günlük süt<br />
miktarı ortalama 35 ltye çıkmıştır. Hatta günlük 53 lt süt veren<br />
ineklerin de olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
DEFİNE DEDEKTÖRÜ<br />
<br />
Ahir zamanı anlatan deccalin çıkışını ve özelliklerini<br />
anlatan bir hadis-i şerifte de, deccalin bir binanın yanından geçerken<br />
bu binanın altında saklı olan defineyi haber verdiği anlatılmaktadır:<br />
<br />
<br />
(Deccal) Yıkılmaya yüz tutmuş<br />
bir harabenin yanından geçerken Haydi altında saklı olan defineni<br />
çıkar! diye emir verecek, anında define meydana çıkacak... (Müslim,<br />
Nuvvasdan nakl edilmiştir)<br />
<br />
(Kıyamet alametleri, sf 219)<br />
<br />
<br />
Bilindiği gibi, günümüzde yer altındaki metalleri tespit<br />
eden, değerli ve değerli olmayan metalleri ve metal alaşımlarını<br />
birbirinden ayıran dedektörler yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu<br />
dedektörler sayesinde, bir binanın, göçüğün ya da toprağın altında<br />
gömülü metal olup olmadığı hemen anlaşılmaktadır. Gömülü olan altın,<br />
gümüş, bakır, bronz gibi metallerin yerlerinin kolaylıkla tespit<br />
edilmesini sağlayan bu dedektörler mühendislikte, inşaatta, askeriyede<br />
sıkça kullanıldığı gibi, bazı kimseler tarafından da define dedektörü<br />
olarak kullanılmaktadır.<br />
<br />
Yukarıdaki hadiste de, define dedektörü gibi bir aletin<br />
kullanılmasına işaret ediliyor olabilir. Bu yolla, yıkılmak üzere olan<br />
binanın altında hazine olduğu tespit edilmiş ve bu hazine yeryüzüne<br />
çıkarılmış olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
<br />
TROL AVCILIĞI<br />
<br />
Onun (deccalin) akıllara<br />
hayret veren işlerinden biri de şudur: Günde üç defa denize dalacak;<br />
ellerinin biri uzundur. Uzun olan eliyle denizin dibine dayanacak, diğer<br />
eliyle denizin dibine dayanacak diğer elleriyle derinliklerdeki<br />
balıklardan istediğini tutup çıkaracak... (Ebu Nuaym Hüzeyfe (ra)dan nakil edilmiştir). (Kıyamet Alametleri, 10. baskı, s. 216)<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)in hadislerinde ahir zamanda<br />
Deccalin denizin dibine uzanarak, derinlerdeki balıkların tutup<br />
çıkaracağına işaret edilmiştir. Günümüzde su ürünleri avcılığında<br />
kullanılan trol ağları, hadisin işaretiyle tam olarak mutabık<br />
görünmektedir (en doğrusunu Allah bilir). Trol ağları ile avcılık, pek<br />
çok türün aynı anda avlanıldığı bir avcılık dalı olduğundan multi<br />
avcılık da denilmektedir. Bir sürütme ağı olan trol, dip ve orta su<br />
balıkçılığında kullanılmaktadır. Çelik halatlarla denizin dibini tarayan<br />
bu ağlar, önüne çıkan tüm balıkları içine almaktadır.<br />
<br />
Trol ağı, külah biçiminde büyük bir torbaya benzer ve<br />
ağzı yaklaşık 30 metre genişliğindedir. Ağ atılırken ağzı açık tutmak<br />
için her iki yanına tahta levhalar yerleştirilir. Kapı denen bu tahta<br />
levhalar da çelik kablolarla trol teknesine bağlanır. Deniz dibinin<br />
engebeli olmadığı yerlerde dip balıklarını avlamak için genellikle dip<br />
trolü kullanılır. Trol teknesinden denize bırakılan trol ağı, tekneyle<br />
sürüklenir ve ağ deniz dibini tarayarak yolunun üzerindeki balıkları<br />
toplar. Ağı sürükleme işi 1,5-3 saat kadar sürer. Sonra ağ bir vinç<br />
yardımıyla çekilir ve içindeki balıklar tekneye boşaltılır. Balıklar<br />
temizlenip yıkandıktan sonra, teknenin ambarında buzların arasına<br />
gömülerek saklanır. Bazı büyük ve gelişmiş trol teknelerinde balıklar<br />
temizlendikten sonra soğutma aygıtlarında dondurulur. Bu tür tekneler<br />
denizde daha uzun süre kalıp avlanmaya devam edebilir.<br />
<br />
<br />
GÜNEŞ OCAKLARININ KEŞFİ<br />
<br />
Havada uçan kuşu tutacak anında Güneşin altında kızartabilecektir.(Kıyamet Alametleri, 8. baskı, mütercim: Naim Erdoğan, Pamuk Yayıncılık, s. 216)<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)den rivayet edilen yukarıdaki<br />
hadislerde, deccalin dönemi ile ilgili avlanan canlının bulunduğu yerde<br />
hemen pişirilip yenebilmesine dikkat çekilmektedir. Tariflerdeki bir<br />
diğer yön de; bu eylemin Güneşli bir ortamda gerçekleşmesidir.<br />
Hadislerdeki bu açıklamalar, günümüz teknolojisi ile kullanılan güneş<br />
ocaklarına dikkat çekiyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
Günümüzde LPG, doğalgaz, elektrik, odun ve kömürün yerine<br />
alternatif olarak üretilen güneş ocakları sayesinde, Güneşin altında<br />
et gibi yiyeceklerin dahi hemen pişirilip yenmesi mümkün olmaktadır.<br />
Güneşten gelen ısı, resimde görüldüğü gibi iç yüzeyi parlak plakalar<br />
sayesinde ocağa odaklanmaktadır. Ocağın ortasına yerleştirilen yiyecek,<br />
yansıtılan Güneş ışınlarından gelen yüksek ısı sayesinde pişmektedir. (Emily Krone, Elburn-made solar ovens give hope to many Third World, Daily Herald, 26 Eylül 2004, ss. 1, 3.)<br />
<br />
Ahir zamanla ilgili bu tarifler, içinde bulunduğumuz döneme bakan yönleri itibariyle son derece manidardır.<br />
<br />
<br />
DUMAN BULUTLARI<br />
<br />
<br />
Deccal, Ben Alemlerin<br />
Rabbiyim... İşte bu güneş benim iznimle seyr eder, isterseniz onu haps<br />
edeyim! diyecek. Pekala haps et bakalım diye mükabele edecekler. Bunun<br />
üzerine güneşi haps edecek, bir günü bir ay gibi, bir haftayı da bir<br />
sene gibi yapacak. (Nuaym b. Hammad ve Hakim İbni Mesuttan (ra) rivayet edilmiştir) (Kıyamet Alametleri, 10. baskı, s. 219, 220)<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)ın hadislerinden birinde, deccalin<br />
Güneş'i hapsedeceğine işaret edilmiştir. Günümüzde çeşitli teknik<br />
yöntemlerle duman bulutları oluşturulabilmekte ve bu bulutlar<br />
vesilesiyle güneş ışığı engellenebilmektedir. Duman bulutlarının<br />
oluşmasını sağlayan sis bombaları, 1. ve 2. Dünya savaşlarında<br />
kullanılmış, tüm gökyüzünü kaplamış, görüşü tamamen kapatmış ve<br />
gökyüzündeki uçakların ve paraşütlü askerlerin tespit edilmesini<br />
engellemiştir. Bu suni oluşum, hadiste işaret edilen güneşin<br />
hapsedilmesi, yani güneşin ışığının engellenmesi için kullanılacak bir<br />
yöntemdir ve hadisle mutabık görülmektedir. (Doğrusunu Allah bilir).<br />
<br />
<br />
ARAP TOPRAKLARINDA NEHİRLERİN AKMASI<br />
<br />
<br />
Arap topraklarında nehirler ve dereler akmadıkça kıyamet kopmaz." (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, İmam Şarani, s. 471)<br />
<br />
Bu hadis-i şerif, bugün Arabistan yarımadasında<br />
özellikle İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde suyun bolca<br />
kullanılarak çölde tarım yapılmasına işaret etmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
[Resim: sufiskiye_hayfa.jpg]<br />
<br />
İsrailin Hayfa kentindeki su fıskiyeleri<br />
<br />
<br />
İsrailin Tel Aviv kentindeki süs havuzları<br />
<br />
<br />
Mur Vadisi, Suudi Arabistan<br />
<br />
<br />
Kral Fahd Fıskiyesi, Cidde, Suudi Arabistan<br />
<br />
<br />
Hz. İsa (as) ve Sahte Peygamberler<br />
<br />
Tarih boyunca bazı yalancı ve sahtekarların<br />
peygamberlik iddiasıyla ortaya çıktıkları bilinen bir<br />
durumdur. Bu nevi sahtekarlar çıkar elde etmek için<br />
insanların temiz inançlarını sömürmüş ve her türlü düzenbazlığa<br />
başvurmuşlardır. Ayrıca hadislerde, kıyamet öncesinde<br />
sahte peygamberlerin ortaya çıkacağına da dikkat çekilmektedir.<br />
<br />
<br />
Her biri Allah'ın<br />
Resulü olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı gönderilmedikçe<br />
kıyamet kopmayacaktır.<br />
<br />
Tirmizi, Fiten 43; Ebu<br />
Davud, Melahim 16<br />
<br />
Yukarıdaki hadis bizlere günümüz dünyasındaki<br />
gelişmeleri anımsatmaktadır. Bazı sahtekarlar Müslümanların<br />
ve Hıristiyanların beklentilerini suistimal ederek peygamberlik<br />
iddialarıyla ortaya çıkmakta ve bazen de büyük felaketlere<br />
neden olmaktadırlar.<br />
<br />
Uzmanlar sözde mesih akımlarının 1970'li<br />
yıllarda ortaya çıkmaya başladığını, o tarihten bu yana<br />
da hızlı bir artış içinde olduklarını ifade etmektedir. 25<br />
<br />
Sahte Mesih David Koresh<br />
ve yanan evi (yanda)<br />
<br />
<br />
Konuyla ilgili aşağıdaki alıntılar hafızalarımızı<br />
canlandırmaya yardımcı olmak için seçilmiş birkaç örnektir:<br />
<br />
(Britannica<br />
Ansiklopedisi'nden) Federal ajanlar ve mezhep üyeleri<br />
arasındaki 51 günlük gerginlik trajediyle sonuçlandı.<br />
Mezhebin Waco, Texas yakınlarındaki tesisleri tamamen<br />
yandı. 33 yaşındaki, "Branch Davidians" hareketinin<br />
lideri ve sözde Mesihi David Koresh de diğer 74 kişiyle<br />
birlikte öldü.26<br />
<br />
<br />
(Time'dan) Geçen hafta<br />
İsviçre ve Kanada'da, sözde Mesih Luc Jouret'in taraftarlarından<br />
ve onların çocuklarından oluşan 53 kişi öldü. Bu iki<br />
ülkenin polisleri ölümlerin nedeninin toplu intihar,<br />
toplu katliam veya ikisinin bir karışımı olup olmadığını<br />
araştırıyor.27<br />
<br />
(Encarta Ansiklopedisi'nden) Sun Myung,<br />
Moon Unification (Birleştirme) Kilisesi'nin kurucusudur.<br />
16 yaşındayken bir rüya gördüğünü; bu rüyasında da İsa<br />
Mesih'in, Tanrının yeryüzündeki krallığını kurmak için,<br />
Moon'un Tanrı tarafından seçildiğini ilan ettiğini iddia<br />
etmiştir. Bu kilise 1990'ların ortalarında 2 milyondan<br />
fazla üyesi olduğunu ve 100'den fazla ülkede örgütlendiğini<br />
ileri sürmüştür; günümüzde açıkça Moon'u İsa'nın halefi<br />
olarak kabul etmektedir.28<br />
<br />
<br />
Kendilerini Mesih ilan<br />
eden kişilerin ardından binlerce insan ölüme<br />
gidebilmektedir. Üstte Uganda'da bulunan toplu<br />
mezar ve sağda Jim Jones taraflarlarının intiharı<br />
görülmektedir.<br />
<br />
İçinde bulunduğumuz dönemde arka arkaya pek<br />
çok sahte peygamber ortaya çıkmış, her biri<br />
kendini mesih ilan etmiştir. Ahir Zaman alametlerinin<br />
art arda gerçekleşiyor olması her insanın mutlaka<br />
düşünmesi gereken olağanüstü bir durumdur.<br />
<br />
<br />
(The Guardian'dan) En kötü mezhep katliamının korkunç delili... Uganda'da yeni<br />
mezarlar bulundukça, liderleri tarafından kandırılan fanatik bir mezhebin 1000'e<br />
yakın taraftarının öldüğünden endişe ediliyor...29<br />
<br />
(CNN'den) Öyle bir olaydı ki,<br />
yol açtığı şok dalgaları dünyanın her yanına yayıldı: Çağdaş tarihin en<br />
kötü toplu intiharı. Bir mezhebin üyeleri olan 900'den fazla insan<br />
Güney Amerika ormanlarında bulundu. Ölüler Jim Jones'un taraftarlarıydı.30<br />
<br />
Gündemden düşmeyen sahte peygamberlere Kuran ayetlerinde de dikkat çekilmiştir. Bu konudaki bir ayet şöyledir:<br />
<br />
<br />
Dünya çapında örgütlenmeye<br />
sahip olan Moon tarikatının kurucusu Sun Myung<br />
tören esnasında. (yukarıda).<br />
<br />
<br />
Allah'a karşı yalan<br />
uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken "Bana<br />
da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben<br />
indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün<br />
'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara:<br />
"Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı<br />
haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz<br />
çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz"<br />
(dediklerinde) bir görsen... (Enam Suresi, 93)<br />
<br />
Ayetin devamında haber verildiği gibi,<br />
bu insanlar uydurdukları yalanın karşılığını mutlaka<br />
göreceklerdir.<br />
<br />
Şüphesiz, tüm düzmece<br />
peygamberlerin yalanlarının tümüyle ortaya çıkacağı günler yakındır.<br />
Çünkü hem Kuran ayetleri hem de Peygamberimiz (sav)'in hadisleri,<br />
yalancıların ardından Hz. İsa (as)'ın geri dönüşünü de müjdelemiştir.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne<br />
dönüşünün Kuran'da haber verildiğinden, gerek Müslümanlar gerekse<br />
Hıristiyanlar tarafından büyük bir özlemle beklendiğinden bundan önceki<br />
bölümlerde söz etmiştik. Hz. İsa (as)'nın dünyaya tekrar gelişi ile<br />
ilgili Peygamberimiz (sav)'in de birçok hadisi bulunmaktadır. İslam<br />
alimlerinden Şevkani, Hz. İsa (as)'ın dönüşüne dair 29 hadis olduğunu,<br />
bu hadislerin içerdiği bilgilerin de yanlış olma ihtimalinin<br />
bulunmadığını belirtmiştir. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/338) (Konuyla ilgili daha detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hz. İsa Ölmedi)<br />
<br />
Sözü edilen hadisler ile bizlere ulaşan<br />
önemli bir haber daha vardır. Hz. İsa (as)'ın dönüşü Ahir<br />
Zaman'ın ikinci devresi ve kıyametin büyük bir alameti<br />
olacaktır. Bu konudaki bazı hadisler şöyledir:<br />
<br />
On büyük alamet<br />
vuku bulmadıkça kıyamet kopmayacaktır... İsa bin Meryem'in<br />
çıkması...<br />
<br />
Sünen-i İbn-i Mace, 10/293<br />
<br />
<br />
Hayatım elinde<br />
olan Allah'a yemin ederim ki Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)'ın<br />
adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak<br />
yakındır.<br />
<br />
Sahihi Müslim, 6/532<br />
<br />
<br />
İsa bin Meryem<br />
adil bir hakim ve adaletli bir imam (devlet başkanı)<br />
olarak inmedikçe kıyamet kopmayacaktır.<br />
<br />
Sünen-i İbn-i Mace, 10/340<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hz. İsa (as)'ın geldiğinde,<br />
yapacaklarını da şöyle ifade etmiştir:<br />
<br />
<br />
İsa adil<br />
bir imam ve hakim olarak yeryüzünde kırk yıl kalır.<br />
<br />
Kur'an ve Sünnette Kıyamet<br />
ve Ahiret, s.134 İsa<br />
bin Meryem iner, kırk yıl Allah'ın kitabı ve benim<br />
sünnetimle hükmeder, vefat eder.<br />
<br />
Ahir Zaman Mehdi'sinin<br />
Alametleri, s. 92<br />
<br />
<br />
İsa bin Meryem<br />
benim ümmetim içinde; adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam<br />
olacak, haçı (salibi) kırıp ezecek (haça tapınmayı kaldıracak) ve domuzu<br />
öldürecektir (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), Kap su ile<br />
dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık<br />
Allah'tan başkasına tapılmayacaktır.<br />
<br />
Sünen-i İbn-i Mace, 10/334<br />
<br />
<br />
O<br />
(Hz. İsa (as)) haçı (salibi) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak),<br />
domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi<br />
kaldıracak, mal (o kadar) çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir.<br />
<br />
Sünen-i Tirmizi, 4/93;<br />
Kur'an ve Sünnette Kıyamet ve Ahiret, s.133<br />
<br />
<br />
Öyle anlaşılmaktadır ki Hz.<br />
İsa, gelişiyle birlikte, teslis (üçleme), haç, ruhbanlık gibi<br />
Hıristiyanlığın da esasında bulunmayan hurafeleri kaldıracak, bu dini<br />
indirildiği ilk haline döndürecektir. Domuz eti yemenin haram olduğunu<br />
bildirecek, insanların Allah'ın bu sınırını korumasını sağlayacaktır.<br />
<br />
Bu aşamada, üstünde önemle<br />
durulması gereken bir hususnokta bulunmaktadır. Ayet ve hadislerde, Hz.<br />
İsa (as)'ın Ahir Zaman'da, yeryüzüne döneceği hiçbir şüpheye yer<br />
verilmeyecek şekilde müjdelenmiştir. Diğer taraftan, günümüzde bazı<br />
Müslümanlar konuyla ilgili apaçık delilleri göz ardı etmekte bazıları da<br />
Hz. İsa (as)'nın Hz. Muhammed (sav)'den sonra gelmesinin mümkün<br />
olmadığını ileri sürmektedir. Böyle bir düşünceye sahip olan<br />
Müslümanların öncelikle konuyla ilgili ayet ve hadisleri samimi ve ön<br />
yargısız olarak incelemeleri yerinde olacaktır. İkinci olarak da Hz.<br />
Muhammed (sav)'in son peygamber olması gerçeği ile Hz. İsa (as)'ın<br />
yeryüzüne dönüşü gerçeği arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü Hz.<br />
İsa (as) ikinci gelişinde yeni bir din getirmeyecek, Kuran'ın ve<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in tebliğ ettiği hak dinin hükümlerine<br />
tabi olacaktır.<br />
<br />
Büyük İslam alimlerinden İmam<br />
Rabbani "Hz. İsa (as)'ın Peygamber Efendimiz (sav)'in yoluna tabi<br />
olacağını" (Mektubat-ı Rabbani, 2/1309) belirtmiş ; İmam Nevevi "...Hz.<br />
Muhammed (sav)'in yolunu tatbik etmek için geleceğini" (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 64)<br />
ifade etmiştir. Bu konuda Kadı İyaz da "Hz. İsa (as)'ın İslam'ın<br />
hükümleriyle hükmedeceğini ve halkın terk ettiği dini uygulamaları<br />
yeniden canlandıracağını" (Sünen-i İbn-i Mace, 10/338)<br />
söylemiştir. Berzencinin kitabında ise bu gerçek şöyle haber<br />
verilmektedir: "Hazreti Muhammed (sav)'in şeriatı üzerine hüküm<br />
verecek, kendisi Peygamber olduğu halde Peygamber'e tabi olacak ve<br />
Muhammed (as)'in ümmetinden olacak" (Kıyamet Alametleri, s. 243)<br />
<br />
Geçtiğimiz yüzyılın<br />
en büyük alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi de Risale-i<br />
Nur Külliyatı'nda, bu konuyla ilgili dikkat çekici açıklamalar<br />
yapmıştır. Bediüzzaman'ın tahlillerine göre, Hz. İsa (as)<br />
Ahir Zaman'da cismani olarak yeryüzüne dönecek, maddeci<br />
ve tabiatçı felsefe akımlarından doğan inkarcı odaklar<br />
ile fikren mücadele edecektir. Onun liderliğinde İsevilik ve<br />
Müslümanlık birleşerek güçlü dinsizlik akımını tamamen<br />
ortadan kaldıracaktır. Hıristiyanlığı boş inançlardan,<br />
sapkınlıklardan, hurafelerden temizleyecektir. Hıristiyanların<br />
Kuran'a tabi olmalarını sağlayacaktır. Bediüzzaman,<br />
Peygamberimiz (sav)'in, bu müjdeleri herşeye gücü yeten<br />
Allah'ın sözüne dayanarak verdiğini, bu nedenle de gerçekleşeceğinin<br />
kesin olduğunu belirtmiştir.31<br />
<br />
Bu konuda, akla gelen önemli bir soru<br />
da Hz. İsa (as)'ı nasıl tanıyacağımızdır. Elbette, Kuran'da<br />
anlatılan peygamberlerin ortak özelliklerine sahip olması<br />
onun en belirgin alameti olacaktır. Bunun yanında onun<br />
gerçek İsa Mesih (as) olduğunun önemli bir fiziki alameti<br />
daha vardır. Hz. İsa (as) ikinci gelişinde, onu daha önce<br />
gördüğünü, tanıdığını, geçmişini bildiğini söyleyebilecek<br />
hiç kimse çıkmayacaktır. Onun fiziksel özelliklerini,<br />
simasını ya da ses tonunu bilen tek bir kişi dahi olmayacaktır.<br />
Dünya üzerinde tek bir kişi "ben onu daha önceden tanıyorum,<br />
filanca zaman görmüştüm, onun ailesi ve yakınları şu<br />
kimselerdir" gibi bir iddiada bulunamayacaktır. Çünkü<br />
onu tanıyan tüm insanlar bundan yaklaşık olarak 2000<br />
sene kadar önce yaşamış ve ölmüşlerdir. Annesi Hz. Meryem,<br />
Hz. Zekeriya, onunla yıllarını geçirmiş olan havarileri,<br />
dönemin Yahudi önde gelenleri ve bizzat Hz. İsa (as)'dan<br />
tebliğ almış olan insanlar vefat etmişlerdir. Dolayısıyla<br />
ikinci kez yeryüzüne gelişinde, onun doğumuna, çocukluğuna,<br />
gençliğine ve yetişkinliğine şahit olmuş tek bir kimse<br />
olmayacak ve onun hakkında hiç kimse hiçbir şey bilmeyecektir.<br />
<br />
Kitabın önceki bölümlerinde de<br />
açıkladığımız gibi, Hz. İsa (as) Allah'ın "Ol" emriyle babasız olarak<br />
dünyaya gelmiştir. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra ise bilinen hiçbir<br />
akrabası olmaması çok doğaldır. Allah, Hz. İsa (as)'ın bu durumunu<br />
Kuran'da Hz. Adem (as)'ın yaratılışına benzediğini bildirmiş ve şöyle<br />
buyurmuştur:<br />
<br />
Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu<br />
Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra<br />
ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran<br />
Suresi, 59)<br />
<br />
Ayette de belirtildiği gibi,<br />
Allah Hz. Adem (as)'a "Ol" demiştir ve Hz. Adem (as) yaratılmıştır. İşte<br />
Hz. İsa (as)'ın ilk yaratılışı da Allah'ın "Ol" demesiyle<br />
gerçekleşmiştir. Hz. Adem (as)'ın anne ve babası yoktur; Hz. İsa (as)'ın<br />
ilk dünyaya gelişinde ise sadece annesi Hz. Meryem vardır, fakat<br />
yeryüzüne yeniden geleceği ikinci seferde onun annesi de hayatta<br />
olmayacaktır.<br />
<br />
Kuşkusuz bu durum, dönem dönem<br />
ortaya çıkan "sahte Mesih" tehlikesini de tamamen ortadan<br />
kaldırmaktadır. Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne yeniden gelişinde, onun Hz.<br />
İsa (as) olduğundan şüphe edilebilecek bir durum oluşmayacaktır. Hiç<br />
kimse "bu kişi Hz. İsa (as) olamaz" diyecek geçerli bir sebep<br />
bulamayacaktır. Çünkü Hz. İsa (as), dünyadaki tüm diğer insanlardan<br />
ayrılabilecek bu çok önemli özellikle, yani yeryüzünde kendisini<br />
tanıyan tek bir kişi bile olmamasıyla hemen tanınabilecektir. Sonuç<br />
olarak, buraya kadar ortaya konulan bilgiler Hz. İsa (as)'ın gelişine ve<br />
yapacaklarına ilişkin İlahi vaatlerin vaktinin çok yakın olduğunu<br />
düşündürmektedir. Şüphesiz bizlere düşen görev, yüzyıllardır beklenen bu<br />
mübarek kişiyi en güzel şekilde karşılamak için hazırlık yapmaktır.<br />
<br />
<br />
Altınçağ<br />
<br />
Hz. Muhammed (sav)'in tüm detaylarıyla<br />
tasvir ettiği Altınçağ ve bu dönemin özellikleri de<br />
kıyametin önemli alametleri arasındadır. İslam alimleri<br />
bu döneme cennet benzeri özellikleri nedeniyle Altınçağ<br />
ismini vermişlerdir. Hadislerden anlaşıldığına göre,<br />
Altınçağ Ahir Zaman'ın ikinci döneminde yaşanacaktır.<br />
<br />
Bu müjdelenmiş haberin gerçekleşeceği dönemin<br />
önemli özelliklerinden birisi bolluk ve zenginliktir.<br />
Sözü edilen bolluğun tarihte bir eşinin olmadığı da<br />
hadislerde bilhassa vurgulanmıştır:<br />
<br />
<br />
Benim ümmetim<br />
o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek<br />
onun benzerini kesinlikle bulmamıştır...<br />
<br />
Sünen-i İbn-i Mace, 10/347<br />
O zaman ümmetim<br />
iyisi, kötüsü, hepsi de benzerini görmedikleri<br />
nimetlerle nimetlenir.<br />
<br />
Kitabül Burhan Fi Alametil<br />
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 16<br />
<br />
<br />
Adı geçen dönemdeki zenginlik, başka bir hadiste de<br />
şöyle tasvir edilmiştir:<br />
<br />
Onun zamanında yeryüzü içindeki hazineleri dışarıya fırlatacaktır.<br />
<br />
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 43<br />
<br />
Bu konudaki diğer<br />
hadislerde de sıkıntı ve darlık yıllarının biteceği, ihtiyaç içinde olan<br />
kimsenin kalmayacağı, hatta insanların sadaka verecek fakir<br />
bulamayacakları belirtilmiştir:<br />
<br />
Öyle bir zaman<br />
gelecek ki kişi (ayırdığı) altın sadakasıyla (taraf<br />
taraf) dolaşacak da sonra elinden sadakasını alacak<br />
hiçbir (fakir) kimse bulamayacak.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 462<br />
<br />
Muhakkak o<br />
zamanda mal çoğalıp su gibi akacak da onu hiçbir<br />
kimse (tenezzül edip) kabul etmeyecektir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 464<br />
<br />
<br />
Altınçağ'ın dikkat çeken bir niteliği de<br />
doğruluk ve adaletin yerleşmesi olacaktır. Sıkıntı,<br />
haksızlık ve zorluklar yerini adalet ve hukukun geçerli<br />
olacağı günlere bırakacaktır. Hadislerdeki ifadeyle,<br />
"Yeryüzü zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır."<br />
(Ramuz-El Ehadis,7/7) Silahların susması, düşmanlığın,<br />
kavgaların, sosyal çöküşün son bulması, insanlar arasında<br />
dostluk ve sevgi bağının kurulması da bu devrin belli<br />
başlı özellikleri arasındadır. Savaş endüstrisine harcanan<br />
olağanüstü meblağlardaki para, gıda, sağlık, imar, kültür<br />
gereksinimlerine ve bütün insanların mutluluğunu sağlamaya<br />
yönelik yatırımlara kayacaktır.<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) hadislerinde,<br />
Ahir Zaman'ın ikinci bir döneminin olacağından<br />
ve bu dönemde tarihte eşi görülmemiş bir zenginliğin<br />
yaşanacağından bahsetmiştir. İslam alimleri bu<br />
döneme cennet benzeri özellikleri nedeniyle "Altınçağ"<br />
ismini vermişlerdir.<br />
<br />
Kuran ahlakının yaşanacağı bir dönem olan Altınçağ'da,<br />
ayetlerdeki cennet tasvirlerine benzeyen bir bolluk,<br />
bereket, zenginlik ve ihtişam yaşanacaktır. Öyle<br />
ki bu dönem hadislerde "sadaka verilecek fakirin<br />
bulunamayacağı" bir dönem olarak tasvir edilmektedir.<br />
<br />
Bu müjdelenmiş dönemin belirgin özelliklerinden<br />
biri de dinin özüne dönülmesi, Peygamberimiz (sav) zamanındaki<br />
şekliyle yaşanması olacaktır. İslam dininde aslında<br />
olmayan, sonradan uydurulmuş adetler, hükümler, hurafeler<br />
ortadan kaldırılacaktır. Gerçek dinin uygulanmasıyla<br />
Müslümanlar arasındaki ayrılıklar son bulacaktır.<br />
<br />
Kısacası Altınçağ, bolluk, huzur, barış,<br />
mutluluk, zenginlik ve rahatlık ortamının hakim olacağı,<br />
sanat, tıp, haberleşme, üretim, ulaşım ve bunun gibi<br />
hayatın tüm alanlarında dünya tarihinde yaşanmamış gelişmelerin<br />
görüleceği, Kuran ahlakının yaşanacağı bir çağ olacaktır.<br />
<br />
(Konuyla ilgili detaylı çalışmamız "Altınçağ"<br />
isimli kitabımızda yer almaktadır.)<br />
<br />
Altınçağ sonrası<br />
<br />
Kuran'daki kıssaları okuduğumuzda önemli<br />
bir İlahi kuralın her dönemde geçerli olduğunu görürüz.<br />
Allah'ın gönderdiği elçiyi yalanlayan ve ona karşı savaş<br />
açan toplumlar helak edilmiş, elçiye tabi olan insanlar<br />
ise hak dinin getirdiği maddi bolluk ve manevi huzuru<br />
yaşamışlardır. Elçinin ardından gelen dönemde ise bazı<br />
toplumlar kendilerine açıkça tebliğ edilmiş olan hak<br />
dini hemen terk ederek şirke ve inkara sapmışlar, fitne<br />
ve fesat çıkararak adeta kendi elleriyle kendi sonlarını<br />
hazırlamışlardır.<br />
<br />
Söz konusu kural elbette Ahir Zaman için<br />
de geçerli olacaktır. Peygamberimiz (sav), Hz. İsa (as)'ın<br />
ölümü ve Altınçağ'ın ardından kıyamet saatinin geleceğini<br />
şöyle belirtmiştir:<br />
<br />
Ondan (Hz.<br />
İsa (as)'dan) sonra kıyametin kopması an meselesi olacaktır.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 1/1336<br />
<br />
Ondan (Hz.<br />
İsa (as)'dan) sonra kıyamet kopacak.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 28/5948<br />
<br />
Şüphesiz Ahir Zaman ve Altınçağ insanlığa<br />
son uyarının tam anlamıyla yapılacağı dönemdir. Bazı<br />
hadislerde bu dönemden sonra artık "dünyada hayırlı<br />
bir şey" kalmayacağı vurgulanır. Öyle anlaşılmaktadır<br />
ki, Hz. İsa (as)'ın ölümünden çok kısa bir süre sonra, tüm<br />
dünya halkları Altınçağ'ın getirmiş olduğu maddi refah<br />
ortamında şımarıp azgınlaşacak, hak dini tamamen terk<br />
edeceklerdir. Kıyamet saatinin de işte böyle bir ortamda,<br />
ansızın gelmesi söz konusu olabilir. Elbette, doğrusunu<br />
Allah bilir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hadislerde Kiyamet Alametleri I</span></span><br />
<br />
On dört yüzyıl önce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), kıyamet ile ilgili bazı gaybi bilgileri ve bunlara dayalı düşüncelerini kendisiyle birlikte olan Müslümanlara aktarmıştır. Bu değerli sözler nesilden nesile geçmiş, hadis kitapları ve İslam alimlerinin eserleriyle günümüze ulaşmıştır. Elinizdeki kitabın ilerleyen bölümlerinde kullanılan hadisler de Peygamberimiz (sav) tarafından işte bu anlamda söylenmiş haberleri içermektedir.Bu hadislerin sahih, yani güvenilir ve doğru olduğunun en önemli ispatlarından biri ise, söz konusu hadislerde haber verilen tüm alametlerin Hicri 1400'ün başından itibaren son 30 yıl içerisinde arka arkaya gerçekleşmiş olmasıdır. Hadislerdeki olayların tahakkuku, bu hadislerin doğruluğunun teyitidir.<br />
Şunu da açıklamak gerekir ki, hadislerde bildirilen işaretlerin bir kısmı 1400 yıllık İslam tarihinin herhangi bir döneminde, dünyanın belirli bir bölgesinde, belirli bir oranda görülmüş olabilir. Böyle bir durum o dönemin Ahir Zaman olduğunu göstermez. Zira bir devrin Ahir Zaman olarak nitelendirilmesi için kıyamet alametlerinin tümünün aynı çağda, birbirlerini izleyerek gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu durum bir hadiste şöyle ifade edilmiştir:<br />
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi.<br />
Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü's-Sagir, 3/167<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki bilgi ışığında Ahir Zaman hadisleri incelendiğinde hayret verici bir sonuç meydana çıkmaktadır. Peygamberimiz (sav)'in yüzyıllar önce ayrıntılarıyla açıkladığı işaretler yeryüzünün hemen hemen her köşesinde, birbiri ardınca ve tam anlamıyla belirtildiği biçimde içinde bulunduğumuz çağda yaşanmaktadır. Hadisler sanki zamanımızın eksiksiz bir portresini çizmektedir. Elbette bu, derin düşünülmesi gereken son derece mucizevi bir olaydır. Gerçekleşen her alamet insanlara, Allah'ın huzurunda hesap verecekleri kıyamet gününün çok yaklaşmış olduğunu ve bir an önce Kuran ahlakını hayata geçirmelerinin önemini bir kez daha hatırlatmaktadır.Bu açık gerçeğe rağmen, Hz. İsa (as)'ın bu yüzyılda gelmeyeceğini, Hz. Mehdi (as)'ın bu yüzyılda zuhur etmeyeceğini, İslam'ın bu yüzyılda yeryüzüne hakim olmayacağını söyleyenler ise büyük bir yanılgı içindedirler. Bu kimselerin yanlış bakış açısına göre son 30 yıl içinde gerçekleşen ve gerçekleşmeye devam 200'den fazla alametin aynı şekilde, tekrar, arka arkaya, yeniden gerçekleşmesi gerekmektedir. Şüphesiz bu samimi ve gerçekçi bir iddia değildir. Akılcı ve samimi olan tutum ise, Hz. İsa (as)'ın gelişinin ve Hz. Mehdi (as)'ın zuhurunun, yani kıyametin yaklaştığının alameti olan yüzlerce olayın içinde bulunduğumuz bu yüzyılda gerçekleşmiş olduğunu görmek ve bu kutlu dönemde yaşıyor olmanın sevincini ve coşkusunu hissetmektir.<br />
Kitabın bu bölümünde Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği kıyamet alametlerinden sadece bir kısmına yer verilmiştir. (konuyla ilgili daha detaylı bilgi edinmek isteyenlerSavaşlar kadar tüm dünya insanlarını ilgilendiren diğer bir "kargaşa" konusu da uluslararası ve organize terör olaylarıdır. Boston Üniversitesi'nden Prof. Vojtech Mastny'nin belirttiği gibi, terör olayları 20. yüzyılın ortalarından sonra kat kat artmıştırMeydana gelen tahribat Avrupa'nın büyük bölümünü ayın yüzeyine dönüştürmüştü: Şehirler bombardımanlar sonucunda harap oldu, sayfiye yerleri kavruldu ve simsiyah oldu, yollar bombaların açtığı çukurlarla kaplandı, demiryolları kullanılamaz hale geldi, köprüler yıkıldı, limanlar batık gemilerle doldu. Savaş sonrası Almanya'nın Amerikan Bölgesi askeri valisi General Lucius D. Clay'in dediği gibi, "Berlin sanki ölülerin şehri gibiydi."1998 yılı şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl olmuşturAmerika Ulusal İklimsel Veri Merkezi'nin kayıtlarına göre de en fazla iklimsel afet 1998'de meydana gelmiştir.Örneğin gözlemciler, 1998'deki Mitch Kasırgası'nın Orta Amerika'nın tarihinde meydana gelen en kötü felaket olduğunu belirtmişlerdir.Teknolojinin, kendilerine doğaya hükmetme olanağı sağlayacağı hayaline kapılan bazı insanlara ise 1995 Kobe depremi anlamlı bir ders vermiştir. Hatırlanacağı gibi, Japonya'nın büyük endüstri ve ulaşım merkezinde yaşanan deprem hiç beklenmedik bir anda meydana gelmiştir. Bu deprem sadece 20 saniye sürmesine rağmen, Time dergisinde belirtildiğine göre, 100 milyar dolar civarında zarara neden olmuştur.Son birkaç yıl içinde meydana gelen büyük ve sürekli depremler, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi verilerine bakılırsa 1999 yılında, yeryüzünde 20.832 deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde tahmini olarak 22.711 insan hayatını kaybetmiştir.Günümüzde dünya genelinde fakirlik çok ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır. UNICEF'in son raporları göz önünde tutulursa, dünya nüfusunun dörtte biri "tasavvur edilemez sıkıntı ve yokluk koşullarında" yaşamaktadır.Bir milyar üç yüz milyon kişi günde 1 dolar, üç milyar kişi de günde 2 dolar ile geçinmektedir.Yaklaşık bir milyar üç yüz milyon insan temiz sudan, iki milyar altı yüz milyon insan temel sağlık hizmetlerinden yoksundur.Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) 2000 yılı raporuna göre, 826 milyon insan yetersiz beslenmektedir. Diğer bir ifadeyle her altı kişiden biri açlık çekmektedir.Gelir dağılımındaki adaletsizlik de son birkaç on yıl içinde aşırı derecede, düşünülenin çok ötesinde büyümüştür. Birleşmiş Milletler kaynakları göstermektedir ki 1960'da dünya nüfusunun en fakir %20'si ile en zengin %20'si arasındaki gelir oranı 1'e 30 iken, 1995'te 1'e 82 olmuştur.Sosyal adaletteki çöküşe bir örnek de dünyanın en zengin 225 şahsının servetinin dünya nüfusunun %47'sinin senelik gelirine eşit hale gelmesidir.16<br />
İstatistiklerin ortaya koyduğu bu güncel veriler aynı zamanda, Peygamberimiz (sav)'in sözünü ettiği fakirliğin artacağı haberinin de göstergeleridir. Ahir Zaman'ın ilk döneminin belirtileri olan fakirlik ve açlık hadislerde şöyle bildirilmiştir:<br />
Fakirler çoğalacak.<br />
Fakirler çoğalacak<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 455<br />
Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 440<br />
Peygamberimiz (sav)'in işaret ettiği dönemin günümüz koşullarını tasvir ettiği açıktır. Geçmiş yüzyıllara bakıldığında kuraklık, savaşlar veya felaketler gibi nedenlerle zorluk ve sıkıntılar yaşandığı fakat bunların geçici ve bölgesel boyutlarda kaldığı görülmektedir. Oysa içinde bulunduğumuz çağda yaşanan fakirlik ve geçim zorlukları kalıcı, düzenli ve büyük ölçekli bir yapı taşımaktadır.<br />
<br />
Akit, 22 Şubat 2000, Ortadoğu, 12 Nisan 2001, Yeni Mesaj, 10 Kasım 2000, Yeni Binyıl, 21 Temmuz 2000, Yeni Binyıl, 23 Haziran 2000, Hürses, Sayı: 7810<br />
Fakir-zengin ayrımına yol açan sosyal adaletsizliğin temel nedeni elbette Kuran ahlakının yaşanmamasıdır.<br />
<br />
<br />
Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.<br />
(Nur Suresi, 22)<br />
Şüphesiz Rabbimiz sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir; insanlara zulmedici değildir. Ancak insanlar yaptıkları kötülük ve nankörlükler nedeniyle yoksulluk ve sıkıntılara zemin hazırlamaktadırlar. Elbette böyle haksız ve üzücü durumlar dini, ahlaki ve vicdani değerlerden yoksun, bencillik ve çıkar ilişkileri üzerine kurulu bir dünya düzeninin kaçınılmaz sonucudur.<br />
<br />
Fakirliğin artması ve insanlar arasındaki sosyal uçurumun giderek büyümesi AhirZaman'ın ilk döneminin belirtilerindendir.<br />
<br />
Ekonomik Kriz Kıyamet Alametlerindendir<br />
2007 yılında başlayan, 2008 ve 2009 yılında şiddetini artıran ve 2014 yılına kadar sürmesi beklenilen ekonomik kriz de Peygamber Efendimiz (sav)'in haber verdiği alametlerden biridir. Yüzbinlerce insanın işsiz kalmasına, fakirliğin doruğa tırmanmasına, yüzlerce şirketin hatta ülkelerin batmasına sebep olan bu krizle ilgili hadislerden bazıları şunlardır:<br />
Çarşı ve pazarların tekarubu kıyamet alametlerindendir. Dedim ki "Pazarların tekarubu ne demektir?" Şunlardır: "Herkesin az kazançtan yakınması..." (İbni Merduveyh Ebu Hüreyre (ra)dan...)(Kıyamet Alametleri, Pamuk yayınları, s.146) Nuaym b. Hammad, İbni Mes'ud'dan rivayet edilen bir hadiste, Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışının öncesinin anlatıldığı dönem, "TİCARET ve yolların KESİLDİĞİ ve fitnelerin çoğaldığı zaman" şeklinde tarif edilmektedir. Hadisin devamında ise Hz. Mehdi (as) döneminde bu fitnelerin son bulacağı haber verilmektedir: "...Biz O (Hz. Mehdi (as)) şahsı aramak için geldik ki, FİTNELER ONUN ELİYLE SÖNEBİLİR. KONSTANTİNİYYE (İSTANBUL) O'NUNLA FETHEDİLİR. (Yani Hz. Mehdi (as) manen gönülleri fethedecek, büyük kültürel ilmi etki oluşturacaktır.) Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız..."<br />
(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.52)<br />
(Hz. Mehdi (as)'nin zuhurundan (ortaya çıkışından) önce) PİYASANIN DURGUN OLMASI, KAZANÇLARIN AZALMASI olacaktır.<br />
(Kıyamet Alametleri, s. 148)<br />
[b]Herkesin AZ KAZANÇTAN YAKINMASI, paraları için zenginlerin saygı görmesi olacaktır.<br />
(Kıyamet Alametleri, s. 146)<br />
<br />
Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman...<br />
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 39-40)<br />
<br />
Ahlaki Çöküş<br />
<br />
İçinde bulunduğumuz zamanda dünya toplumlarının<br />
sosyal yapılarını tehdit eden çok büyük bir tehlike<br />
söz konusudur. Bu tehlike insan bedenini ölüme götüren<br />
virüslere benzer şekilde sinsi bir faaliyet göstererek<br />
toplumu yıkıma sürüklemektedir. İşte bu tehlike bir<br />
insan topluluğunu ayakta tutan ahlaki değerlerin yozlaşmasıdır.<br />
Eşcinselliğin, fuhuş ticaretinin, evlilik dışı cinselliğin,<br />
cinsel suçların, pornografinin, tecavüz vakalarının<br />
ve cinsel hastalıkların artışı ahlaki çöküşün bazı önemli<br />
göstergeleridir.<br />
<br />
Bahsi geçen konular sürekli olarak dünya<br />
kamuoyunun gündemindedir. Pek çok insan çevresinde olup<br />
bitenlerin, tehlikenin farkında değildir veya bu olayları<br />
sosyal hayatın bir parçası olarak değerlendirme gafletine<br />
düşmektedir. Ancak istatistikler tehlikenin boyutlarının<br />
görülmemiş bir artışla her geçen gün büyüdüğünü göstermektedir.<br />
<br />
Akit, 2 Mart 2001, Akit,<br />
1 Aralık 2000, Hürriyet, 26 Haziran 2001<br />
<br />
Dini ve ahlaki değerlerden yoksun toplumlar için<br />
AIDS hızla yayılan ve başa çıkılamayan bir bela<br />
olmuştur.<br />
<br />
<br />
<br />
Cinsel hastalık<br />
oranları insanlığın önündeki sorunların büyüklüğünü<br />
gözler önüne seren önemli bir kriterdir. Dünya Sağlık<br />
Örgütü'nün (WHO) kayıtlarına göre, cinsel yoldan bulaşan<br />
hastalıklar en çok rastlanan hastalık gruplarından birini<br />
oluşturmaktadır; raporlar her yıl tahmini olarak 333<br />
milyon yeni vakanın meydana geldiğini göstermektedir.17<br />
Bunlara ek olarak, AIDS büyük bir<br />
sorun olma konumunu korumaktadır. WHO istatistikleri<br />
bugüne kadar 18.8 milyon insanın bu hastalıktan hayatını<br />
kaybettiği gerçeğini ortaya koymaktadır.18<br />
Dünya Sağlık Örgütü'nün AIDS ile ilgili<br />
2000 yılı raporundaki şu ifadeler konuyu çok iyi özetlemektedir:<br />
"AIDS sosyal, ekonomik ve demografik yapılar üzerindeki<br />
yıkıcı etkisiyle benzersizdir."19<br />
<br />
Son yıllarda eşcinselliğin<br />
kaydettiği hızlı artış ürkütücü gelişmelerden<br />
biridir. Bu gelişmeler 14 asır önce Peygamberimiz<br />
(sav)'in hadislerinde yer almıştır.<br />
<br />
Ürkütücü gelişmeler arasında eşcinselliğin<br />
yayılışı da oldukça dikkat çekicidir. Eşcinsellerin<br />
bazı ülkelerde resmi olarak evlenebilmeleri, evliliğin<br />
getirmiş olduğu sosyal haklardan istifade edebilmeleri,<br />
dernek ve partiler kurmaları, dünya çapında yapılanmaları,<br />
kutsal inançlara karşı gelmeleri, dini değerlere savaş<br />
açmaları, Peygamberimiz (sav)'in döneminden bu yana<br />
geçen on dört yüzyıllık süre zarfında sadece çağımıza<br />
mahsus olaylardır.<br />
<br />
Günümüzdeki eşcinsellerin bu cüret ve pervasızlıkları<br />
eşcinselliği ile tanınmış Lut halkının başına gelenleri<br />
düşündürmektedir. Kuran'da anlatıldığı gibi, Allah Hz.<br />
Lut'un doğru yola davetine azgınlıkla karşılık veren<br />
Lut şehri ve halkını büyük bir felaketle helak etmiştir.<br />
Bu sapık toplumdan geri kalanlar halen bir ibret belgesi<br />
olarak Lut Gölü'nün suları altında durmaktadır.<br />
<br />
Ahir Zaman toplumlarındaki ahlaki dejenerasyonu<br />
tasvir eden hadislerin bugünün dünyasında tam anlamıyla<br />
ortaya çıktığı açık bir gerçektir.<br />
<br />
Fuhşun utanma ve gizlemeye gerek duyulmaksızın,<br />
açıkça yapılmasının bir kıyamet alameti olduğu hadiste<br />
şöyle belirtilmiştir:<br />
<br />
Fuhuş açık<br />
olmadan... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 91/7<br />
<br />
Toplumda evlilik dışı cinsel ilişkilerin<br />
yaygınlaşmasının bir işaret olduğu da Peygamberimiz<br />
(sav) tarafından şu şekilde dile getirilmiştir:<br />
<br />
Zinanın çoğalması<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
Buhari,<br />
Tecrid'i 1/16 <br />
<br />
Ahlaki değerlerin, utanma duygusunun<br />
zayıflaması şöyle tasvir edilmiştir:<br />
Kıyamet yaklaşınca...<br />
kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak<br />
kadar haya ortadan kalkar.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 97<br />
<br />
Hürriyet, 27 Temmuz 2001,<br />
Milliyet, 14 Eylül 2000, Yeni Binyıl, 22 Ocak<br />
2000, Milliyet, 13 Mayıs 2001, Milliyet, 16 Ekim<br />
2000, Sabah, 22 Ocak 2001, Sabah, 30 Ocak 2000<br />
<br />
Toplumlardaki ahlaki çöküntünün birer delili olan<br />
benzer haberler her gün gazete sayfalarında yer<br />
almakta ve pek çok insan tarafından normal karşılanmaktadır.<br />
<br />
<br />
Çok ilginçtir son dönemde bazı ülkelerde birtakım TV kanallarında<br />
gizli kamerayla çekilmiş fuhuş görüntüleri yayınlanmaktadır.<br />
Yollarda insanlarla pazarlık yapan hayat kadınları herkesin<br />
gözü önünde açıkça yol ortalarında fuhuş yapmaktadırlar.<br />
Burada, hadiste kıyamet alameti olarak belirtilen bir<br />
olay daha tam dikkat çekildiği şekilde ortaya çıkmış<br />
ve milyonlarca insana bu olay gösterilmiştir. Hadisler<br />
göstermektedir ki eşcinselliğin normal bir yaşam biçimi<br />
olarak kabul edilmesi kıyamet öncesindeki dönemin önemli<br />
bir belirtisidir:<br />
<br />
Erkekler kadınlara<br />
benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek.Ölüm-Kıyamet-Ahiret<br />
ve Ahirzaman Alametleri, s. 451<br />
Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde...<br />
kıyamet yaklaşmış olacaktır.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 448/8;<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480<br />
<br />
Hak Dinin ve Kuran Ahlakının<br />
Terk Edilmesi Kıyamet alametleri<br />
ile ilgili hadisler bizlere söz konusu işaretlerin baş<br />
göstereceği dönemin ayrıntılı bir tasvirini sunmaktadır.<br />
Peygamberimiz (sav)'in sözlerinden anlaşılmaktadır ki,<br />
Ahir Zaman'ın birinci safhası dinin görünüşte uygulandığı,<br />
fakat gerçekte Allah'ın dininin ve Kuran ahlakının neredeyse<br />
tamamen terk edildiği bir dönemdir. Apaçık olan Kuran<br />
ayetlerinin görmezlikten gelindiği, Allah adına hükümler<br />
öne sürüldüğü, dinde ayrılığa düşüldüğü, ibadetlerin<br />
gösteriş amaçlı yapıldığı, dinin çıkar ve menfaat sağlamak<br />
için araç olarak kullanıldığı bir zamandır. İmanın bilgi<br />
ve araştırmaya değil de taklitçiliğe dayalı olması da<br />
bu dönemin bir özelliğidir. Bu devirde sözde Müslümanlar<br />
çoğunlukta, hakiki alimler ve samimi Müslümanlar ise<br />
azınlıktadır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) tarafından günümüzden<br />
on dört yüzyıl önce bildirilen ve tamamı içinde bulunduğumuz<br />
çağda eksiksiz yaşanan alametler şunlardır:<br />
<br />
Kuran'da bildirildiğine göre, Peygamberimiz<br />
(sav) ahiret günü kendi kavminin "Kuran'ı<br />
terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktığını"<br />
(Furkan Suresi, 30) ifade edecektir. Hadislerde de Ahir<br />
Zaman'da Kuran'ın yol gösterici vasfının göz ardı edileceği,<br />
Kuran'dan uzaklaşılacağı şöyle bildirilmiştir:<br />
<br />
İnsanlara bir zaman gelir<br />
ki Kuran-ı Kerim bir vadide, insanlar başka bir<br />
vadide olurlar.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 23<br />
<br />
<br />
İnsanlara<br />
bir zaman gelecektir ki Kuran-ı Kerim'in yalnız<br />
resmi, İslam'ın yalnız ismi kalacaktır. Onlar İslam'dan<br />
en uzak insanlar oldukları halde İslami isimlerle<br />
isimlenecekler, mescitleri görünüşte mamur olduğu<br />
halde hidayet yönünden harap olacaktır.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 24<br />
<br />
Cuma Suresi'nin 5. ayetinde, "Kendilerine<br />
Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları,<br />
hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların<br />
durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir."<br />
benzetmesi yapılmıştır. Kuşkusuz bu ayette Müslümanlar<br />
uyarılmakta, aynı vahim hataya düşmemek için dikkatli<br />
olmaları gerektiği hatırlatılmaktadır. Zira Kuran öğüt<br />
alınması ve üzerinde düşünülmesi için indirilmiş bir<br />
Kitap'tır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) Kuran'ın okunmasına<br />
rağmen içerdiği bilgi ve hikmet üzerine düşünülmemesinin<br />
Ahir Zaman'ın bir özelliği olduğunu şöyle ifade etmiştir:<br />
<br />
Bundan sonra<br />
birtakım, Kuran okuyan fakat okudukları dillerinde<br />
kalan, kalplerine inmeyen insanların türeyeceği<br />
bir zaman gelecektir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 61<br />
<br />
<br />
Enam Suresi'nin 26. ayetinde insanları<br />
"Kuran'dan alıkoyanlara" dikkat çekilmektedir. Hadislerden<br />
de sapkın fikir akımlarının, hak ve hakikatten uzak<br />
sistemlerin kıyamet öncesinde, insanları Allah'ın yolundan<br />
saptıracak büyük fitneler meydana getireceği anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<br />
Kıyamet önü<br />
sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 121/5<br />
<br />
<br />
Kıyamete yakın<br />
karanlık gecelerin parçaları gibi karışıklıklar<br />
olacaktır. Bu karışıklıklar içinde kişi mümin olarak<br />
sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak, mümin olarak<br />
akşamlayıp kafir olarak sabahlayacaktır.<br />
<br />
Kur'an ve Sünnette Kiyamet<br />
ve Ahiret, s. 155<br />
<br />
Haram ve helal fiilleri Allah Kuran'da<br />
eksiksiz olarak bildirmişken, dinde aslında olmayan<br />
kuralların ve hükümlerin ortaya çıkması bir kıyamet<br />
alametidir:<br />
<br />
Haram olan<br />
şeylerin helal sayılması... kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman<br />
Alametleri, s. 454<br />
<br />
Ahir Zaman'da alim olarak kabul edilen<br />
bazı insanların gerçekte ikiyüzlü ve sahtekar olduklarını,<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed şöyle haber vermiştir:<br />
<br />
Ahir Zaman'da<br />
kurt okuyucular olacak. Kim o zamana yetişirse,<br />
şerlerinden Allah'a sığınsın. Onlar çok kokmuş insanlardır.<br />
Riyakarlık (ikiyüzlülük) hakim olacak, riya (ikiyüzlülük)<br />
ve gösterişten utanılmayacak.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.<br />
470<br />
<br />
Alimler ilmi<br />
sırf para kazanmak için öğrendiğinde... dini dünyalık<br />
karşılığında sattıklarında... hükmü sattıklarında...<br />
kıyamet yaklaşmış olacaktır.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.<br />
480<br />
<br />
Ahir Zaman'da<br />
öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri<br />
karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek<br />
için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden<br />
tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır.<br />
<br />
Tirmizi, Zühd, 60<br />
<br />
İslam'ın kurallarına gereken saygı<br />
ve özeni göstermeyen, dini, kendi menfaatleri doğrultusunda<br />
araç olarak kullanmaktan çekinmeyen insanların durumu<br />
da şu şekilde anlatılmıştır:<br />
<br />
Ümmetimin<br />
son zamanlarında mescitlerini süsleyip kalplerini<br />
harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar<br />
dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda<br />
gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmağa aldırış etmeyen<br />
birtakım insanlar türeyecektir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 25<br />
<br />
İyiliğin tavsiye edilmesi ve kötülüğün<br />
önlenmesinin Allah'ın önemli bir emri olduğu bilindiği<br />
halde yapılmaması da kıyametin yaklaştığının bir göstergesidir:<br />
<br />
<br />
İyilik terk<br />
edilip emredilmediğinde, kötülük işlenip alıkonulmadığında...<br />
kıyamet yaklaşmış olacaktır.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 480 Kıyamet<br />
yaklaşır, hayırlı işler azalır.<br />
<br />
Kıyamet Alametleri, s.264<br />
<br />
<br />
Samimi Müslümanların günahkarların baskısı<br />
altında zayıf duruma düşmelerinin bir kıyamet alameti<br />
olduğu hadiste şöyle bildirilmiştir:<br />
<br />
<br />
(Kıyametin<br />
bir alameti) Mescitler içerisinde günahkarların<br />
seslerinin yükselmesi ve günahkarların dinin emrettiklerini<br />
yerine getiren samimi müminler üzerine galip gelip<br />
onlara tahakküm etmeleridir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 450<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in verdiği bir<br />
haber de Ahir Zaman'da gerçek müminlerin neredeyse yok<br />
denecek kadar az sayıda olmasıdır:<br />
<br />
İnsanlara bir<br />
zaman gelir ki camilerinde toplanıp namaz kılarlar.<br />
Fakat aralarında mümin bulunmaz. Son Zamanlarla<br />
İlgili Hadisler, s. 17<br />
<br />
Samimi müminlerin inançlarını saklamaları<br />
ve ibadetlerini gizli sürdürmelerinin hadisteki tasviri<br />
şöyledir:<br />
<br />
Dünyanın dört bir yanında<br />
sırf iman ettikleri için öldürülen insanların<br />
olacağı 1400 yıl önce hadislerde zikredilmiştir.<br />
<br />
<br />
Bu gün sizin<br />
aranızda münafıkların gizli yaşadıkları gibi bir<br />
zaman gelir ki mümin olanlar da diğerlerinin arasında<br />
gizli olarak dini hayatlarını sürdürmeye çalışırlar<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 9<br />
<br />
Cami ve mescitlerin sadece yol olarak<br />
kullanılan mekanlara dönüşmesinin bir işaret olduğu<br />
aşağıdaki hadiste haber verilmektedir:<br />
<br />
Mescitler namaz<br />
kılınmayıp gelip geçilen bir yol haline geldiği...<br />
bir zaman gelmedikçe kıyamet kopmaz<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 87<br />
<br />
Ahir Zaman'da Kuran'ı Allah'ın rızasını<br />
kazanmak için değil de kazanç elde etmek için okuyan<br />
insanların da ortaya çıkacağı hadiste şöyle dile getirilmiştir:<br />
<br />
Kim Kuran<br />
okursa (mükafatını) Allah'tan istesin. Zira son<br />
zamanlarda Kuran okuyup (mükafatını) insanlardan<br />
isteyen birtakım insanlar türeyecektir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 9<br />
<br />
Kuran'ın sadece haz almak için adeta<br />
bir şarkı gibi okunması (Allah'ı ve Kuran'ı tenzih ederiz) da bir işarettir:<br />
<br />
Kuran-ı Kerim'in<br />
şarkı söylercesine okunup haz duyulduğu, hatta kişi<br />
alim olmadığı halde bu okuyuşundan dolayı itibar<br />
gördüğü zaman...<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 31<br />
<br />
Müslüman olarak tanınan bazı<br />
şahısların çarpık bir kader anlayışına sahip olmaları,<br />
bazılarının da yıldızların geleceğe dair haber verdiğine<br />
inanmaları Ahir Zaman'ın göstergelerindendir:<br />
<br />
Ahir zamanda<br />
ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum: yıldızlara<br />
(inanmak), kaderi yalanlamak...<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 1/1540 <br />
<br />
Yıldızlarla<br />
geleceğe dair haberler almaya çalışmak da kıyamet<br />
alameti olarak hadislerde haber verilmiştir.<br />
<br />
<br />
Allah'ın ayetlerde kesin<br />
olarak haram kıldığı faiz günlük yaşamın bir parçası<br />
haline gelmiştir.<br />
<br />
<br />
Faizin, Allah'ın haram kıldığı bir<br />
fiil olmasına rağmen alenen uygulanmasının bir alamet<br />
olduğu hadiste şöyle belirtilmiştir:<br />
<br />
<br />
Kıyamet alametlerindendir:..<br />
faizin aşikar olması.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 448/8<br />
İnsanlar üzerine öyle<br />
bir zaman gelir ki, faiz yemeyen adam kalmaz.<br />
Onu yemese bile kendisine tozu isabet eder.Ramuz-El Ehadis,<br />
360/8, 503/7<br />
<br />
<br />
Hac ibadetinin yapılış amacının<br />
gezmek, ticaret yapmak, gösteriş yapmak veya dilenmek<br />
olması Ahir Zaman'ın bir diğer belirtisidir:<br />
<br />
<br />
İnsanlar üzerine<br />
bir zaman gelir ki zenginler tenezzüh (seyahat)<br />
için, orta halliler ticaret için, onların kurraları<br />
(alimleri) riya ve gösteriş için, fakirleri ise<br />
dilenmek için hac ederler.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 503/8<br />
<br />
<br />
Sosyal Bozulma<br />
<br />
Günümüz insanlarının karşı karşıya<br />
olduğu önemli bir sorun toplumun temelini oluşturan<br />
sosyal yapılardaki bozulmadır. Toplumsal çöküş değişik<br />
şekillerde kendini göstermektedir. Dağılmış aileler,<br />
boşanmalardaki artış ve gayrimeşru çocuklar aile kurumundaki<br />
tahribatın doğal sonucudur. Stres, huzursuzluk, mutsuzluk,<br />
endişe ve kaos pek çok insanın hayatını adeta bir kabusa<br />
dönüştürmektedir. Manevi boşluk içindeki insanlar bunalımlarına<br />
çare ararken alkol ve uyuşturucu bataklığına düşmekte<br />
veya karanlık yollara girmektedir. Çözüm yolu kalmadığını<br />
düşünen bazıları da intiharı bir kurtuluş zannetmektedirler.<br />
<br />
"Ahir Zaman" olarak adlandırılan<br />
dönem, toplumsal yozlaşmanın en ileri boyutlara<br />
ulaştığı dönemdir. Toplumun temelini oluşturan<br />
sosyal yapılarda büyük bir bozulma gözlemlenmektedir.<br />
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bugün yaşanan<br />
toplumsal çöküşle ilgili çok açık işaretler yer<br />
almaktadır.<br />
<br />
Toplumsal yozlaşmanın en çarpıcı göstergelerinden<br />
birisi de yasalara aykırı davranışlardaki büyük artıştır.<br />
Suç oranlarındaki artış konunun uzmanlarını dahi hayrete<br />
düşüren boyutlara ulaşmıştır. Birleşmiş Milletler Uluslararası<br />
Suç Önleme Merkezi'nin hazırladığı "Evrensel Suç ve<br />
Adalet Raporu" tüm dünya ülkelerini kapsayan şu genellemeleri<br />
içermektedir:<br />
<br />
Ortalama olarak, suç oranları 1980'lerde<br />
olduğu gibi, 1990'larda da yükselmeye devam etmektedir.<br />
<br />
Dünyanın neresi olursa olsun, beş yıllık<br />
bir periyotta, büyük şehirlerin sakinlerinin üçte ikisi<br />
en az bir kere suç sayılan fiillerin hedefi olmaktadır.<br />
<br />
Evrensel olarak ciddi suçlara hedef olma<br />
olasılığı (soygun, cinsel suçlar, saldırı) beşte birdir.<br />
<br />
Bölge ayrımı olmaksızın, gençler kategorisindeki<br />
mülkiyete yönelik suçlar ve şiddet suçlarının her ikisi<br />
de ekonomik problemler ile ilgilidir.<br />
<br />
Son yıllarda yasadışı<br />
uyuşturucu madde türleri sayıca artmış ve nitelik olarak<br />
da çeşitlenmiştir.20<br />
<br />
Aslında söz konusu olaylarda şaşılacak<br />
bir durum yoktur. Böyle bir sosyolojik gelişmenin nedenleri<br />
Kuran'daki geçmiş toplumların kıssalarında açıkça anlatılmaktadır.<br />
Sosyal dejenerasyon ve buna bağlı olarak ortaya çıkan<br />
her türlü sorun insanların Allah'ı ve yaratılış amaçlarını<br />
unutmalarının, hak dinden ve manevi değerlerden uzaklaşmalarının<br />
kaçınılmaz bir sonucudur.<br />
<br />
Toplumsal bozulmanın unsurları<br />
aynı zamanda Peygamberimiz (sav)'in on dört yüzyıl önce<br />
haber verdiği, günümüzde de eksiksiz olarak ortaya çıkan<br />
gelişmelerdir. Hz. Muhammed (sav)'in "insanların ihtilaf<br />
ve içtimai (sosyal) sarsıntılar içinde bulundukları<br />
zaman" (Ramuz-El Ehadis, 7/7) olarak tanımladığı Ahir<br />
Zaman'ın ilk devresi ile ilgili hadisler şöyledir:<br />
Hadislerden anlaşılmaktadır<br />
ki, toplumda kötü insanların çoğalması, güvenilir kabul<br />
edilen bazı insanların gerçekte yalancı, yalancı olarak<br />
tanınan bazılarının da gerçekte güvenilir kişiler olması<br />
Ahir Zaman'ın bir özelliğidir:<br />
<br />
İnsanlar üzerine<br />
aldatıcı seneler gelecek. O senelerde... haine itimat<br />
edilecek, doğru kişi hain sayılacak.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 476 Kötülerin<br />
çoğaldıkça çoğalması, yalancıların doğru kabul<br />
edilip doğruların yalancı sayılması, hainlerin<br />
güvenilir, güvenilir kimselerin hain sayılması...<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 92<br />
<br />
<br />
Dünyada alçak<br />
oğlu alçak kimseler insanların en mutlusu oluncaya<br />
kadar kıyamet kopmayacaktır.<br />
<br />
Tirmizi, Fiten, 37 <br />
<br />
<br />
<br />
################<br />
###########################<br />
<br />
Asabi, 10 Ocak 2000,<br />
Akşam, 22 Ocak 2001, Akit, 4 Nisan 2001, Akit,<br />
17 Mart 2001, Milli Gazete, 13 Haziran 2000, Yeni<br />
Yüzyıl, 27 Haziran 1997, Akit, 19 Ekim 2000, Radikal,<br />
21 Şubat 2001, Yeni Mesaj, 30 Nisan 2000<br />
<br />
Gazetelerde yer alan ve toplumdaki ahlaksızlıkların<br />
dolayısıyla kötü insanların sayısının arttığını<br />
kanıtlayan bu gibi haberler Ahir Zaman'ın da habercisidirler.<br />
<br />
Dinimizin kurallarına ve kanunlara uygun elde edilmiş<br />
kazanç ile güvenilir insanların az bulunacağı hadiste<br />
şöyle belirtilmiştir:<br />
<br />
<br />
Ahir Zaman'da<br />
ümmetim içerisinde en az bulunacak şey helal para<br />
ve kendisine güvenilir arkadaştır.<br />
<br />
Suyuti, Camiü's-Sagir,<br />
2/71<br />
<br />
Gerçek şahitliğin gizlenmesi,<br />
yalancı şahitliğin ve iftiranın ise yaygınlaşması bir<br />
alamettir:<br />
<br />
Kıyametten<br />
hemen önce... yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka<br />
şahitlik ise gizlenir.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 1/121<br />
İftiranın yaygınlaşması<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 450<br />
<br />
Pek çok toplumda tek üstünlük kriterinin<br />
zenginlik olması, saygının kişinin zenginliğine endeksli<br />
olmasının bir kıyamet alameti olduğu şöyle bildirilmiştir:<br />
<br />
Zengine itibar edilip<br />
kendinden daha üstün kişiler ona ayağa kalktıklarında<br />
ve ona selam verdiklerinde... kıyamet yaklaşmış demektir.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.<br />
480-481<br />
<br />
İnsanlar arasındaki sosyal ilişkilerin<br />
bozulmasının da bir işaret olduğu hadislerdeki tasvirlerden<br />
anlaşılmaktadır:<br />
<br />
<br />
Selam halka<br />
değil de özel insanlara verilinceye... kadar kıyamet<br />
kopmaz.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 470<br />
Kişinin yalnız tanıdıklarına selam vermesi... kıyamet<br />
alametlerindendir.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 121/4<br />
<br />
<br />
Sorumluluğun işin ehli olmayanlara<br />
verilmesinin sonuçları da aşağıdaki hadiste şöyle vurgulanmaktadır:<br />
<br />
İş ehil olmayana<br />
verilince, artık kıyameti bekle!<br />
<br />
Zebidi, Tecridi Sarih,<br />
12/201<br />
<br />
<br />
Türkiye, 24 Mayıs 2001,<br />
Posta, 16 Şubat 2001<br />
<br />
Ahir Zaman'ın en önemli özelliklerinden biri de<br />
insanlar arasında sevgi ve saygının kalmamasıdır.<br />
Sokakta yere yığılmış hasta bir kişiye kimsenin<br />
yardım etmemesi günümüzde sık rastlanılabilen<br />
bir durumdur.<br />
<br />
<br />
Aile, akraba ve komşuluk ilişkilerinin<br />
bozulması, fertler arasındaki sosyal ve manevi değerlerin<br />
kaybolması bu dönemin başka bir özelliğidir:<br />
<br />
Akit, 19 Ekim 2000, Akşam,<br />
26 Haziran 1999, Milli Gazete, 5 Ocak 2001, Sabah,<br />
23 Mart 2001<br />
<br />
Son dönemdeki ahlaki çöküşü belgeleyen küpürler.<br />
<br />
Kişinin annesine isyan<br />
etmesi, babasına sıkıntı vermesi...<br />
<br />
Tirmizi, Fiten, 38<br />
Kıyametten hemen önce...<br />
akraba ile ilişkiler kesilir.<br />
<br />
" Ramuz-El Ehadis, 448/7<br />
<br />
<br />
Komşular arasında<br />
geçimsizliğin yaygın hale gelmesi kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 86<br />
<br />
<br />
Gençlerin sinirli olmaları,<br />
çocuklar ile yetişkin insanlar arasındaki sevgi ve saygı<br />
ilişkilerinin bozulması hadislerde şöyle anlatılmıştır:<br />
<br />
<br />
Büyükler küçüklere<br />
merhamet etmediklerinde, küçükler de büyüklerine<br />
saygı göstermediklerinde... çocuk öfkeli olduğunda...<br />
kıyamet yaklaşmış olacaktır.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 480<br />
<br />
<br />
Hadisler göstermektedir ki, aile<br />
kurumundaki bozulmaya bağlı olarak boşanmaların ve evlilik<br />
dışı çocukların çoğalması Ahir Zaman toplumlarının bir<br />
niteliğidir.<br />
<br />
<br />
Akit, 16 Şubat 2001<br />
<br />
Aile yapısındaki bozulma, insanlar arasındaki<br />
iletişimsizlik, ilişkilerin sevgi ve saygıya değil<br />
de çıkara ayarlı olması, yalnız insanların artması<br />
gibi sorunlar Ahir Zaman toplumlarının ortak özelliklerindendir.<br />
Hadislerde haber verilen bu bozulmalar kıyametin<br />
yaklaştığının anlaşılması ve Allah'a yönelip dönülmesi<br />
için birer ibret vesilesidir.<br />
<br />
Boşanmaların çoğalması...<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 455 Kıyamet<br />
yaklaşınca... gayri meşru çocuklar çoğalır.<br />
<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 33/7<br />
<br />
Materyalist felsefe ve dünya görüşlerinin<br />
etkisiyle insanların ahireti unutmaları, dünyaya büyük<br />
bir hırsla bağlanmaları kıyamet öncesindeki dönemin<br />
bir vasfıdır:<br />
<br />
<br />
İnsanlarda<br />
cimrilik ve hırs artacak.<br />
<br />
Müslim, İmare, 176; İbni<br />
Mace, Fiten, 24 Kıyamet<br />
yaklaştı. Halbuki insanlar dünyaya karşı ancak<br />
hırslarını arttırıyorlar, Allah'tan da uzaklaşıyorlar.<br />
<br />
Suyuti, Camiü's-Sagir,<br />
2/57<br />
<br />
<br />
Birbirlerine kaba sövgü ve küfürlerle<br />
hitap eden insanların durumu hadiste şöyle ifade edilmiştir:<br />
<br />
Son zamanlarda<br />
türeyen, birbirleriyle karşılaştıkları zaman selamları<br />
lanetleşmeden ibaret olan sarhoş ve asi bir nesil<br />
(ortaya çıkmadıkça)...<br />
<br />
Son Zamanlarla<br />
İlgili Hadisler, s. 54<br />
<br />
<br />
Bu dönemin başka bir özelliği de<br />
dedikodu ve alayın büyük rağbet görmesidir:<br />
<br />
<br />
Dedikoducuların,<br />
gıybetçilerin ve alaycıların artması kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 93<br />
<br />
Dalkavukların toplum içinde itibar<br />
görmeleri de şöyle haber verilmiştir:<br />
<br />
<br />
Bazı dedikodu dergileri<br />
<br />
<br />
Kıyamet yaklaşınca...<br />
o devrin en itibarlıları yaltaklık ve dalkavukluk<br />
yapanlardır.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 97 Sığırların<br />
dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerini<br />
temin eden birtakım insanlar ortaya çıkmadıkça<br />
kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 101<br />
<br />
<br />
Güneş, 22 Ocak 2000, Milli<br />
Gazete, 30 Temmuz 2001<br />
<br />
Ahir Zaman'da sık karşılaşılan bir durum da ticaret hayatında<br />
sahtekarlığın ve rüşvetin olağan hale gelmesidir:<br />
<br />
Kıyamet yaklaşınca...<br />
ölçü ve tartılarda hile yapılır.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 33/7<br />
Rüşvetlerin alınması...<br />
kıyamet alametlerindendir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 454<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) Ahir Zaman'da<br />
cinayetlerin artışını şöyle bildirmiştir<br />
<br />
Cinayetler<br />
artmadıkça... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 468<br />
<br />
<br />
Yeni Mesaj, 17 Haziran<br />
2001, Hürriyet, 27 Mart 2001, Asabi, 16 Mayıs<br />
2001, Takvim, 13 Ocak 2001, Hürriyet, 21 Haziran<br />
2001<br />
<br />
Cinayetlerdeki dikkat çekici artış da hadislerde<br />
haber verilen alametlerdendir.<br />
<br />
<br />
Bilim ve Teknoloji<br />
<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bilindiği<br />
gibi, günümüzden on dört yüzyıl önce yaşamıştır. Tarihi<br />
kaynaklar Arap toplumunun, Kuran'ın tebliğ edildiği<br />
dönemde, evren ve doğa üzerine herhangi bir inceleme<br />
yapabilecek teknolojiye sahip olmadığını göstermektedir.<br />
Bu tespit şu anlama gelmektedir ki, Peygamberimiz (sav)'in<br />
yaşadığı dönem ile günümüzün bilim ve teknoloji düzeyi<br />
arasında kıyas kabul etmez bir farklılık vardır. Aslında<br />
bu ayrılık 20. yüzyılın başı ile 21. yüzyılın başı arasında<br />
bile oldukça büyüktür. Bundan birkaç on sene önce isimleri<br />
bile telaffuz edilmeyen bazı teknolojik yeniliklerin<br />
bugünün vazgeçilmez unsurları olması buna canlı bir<br />
delildir.<br />
<br />
Bu devasa farklılıklara rağmen Peygamberimiz<br />
(sav) 7. yüzyılda, geleceğe yönelik bazı haberler vermiştir.<br />
İlerleyen sayfalarda da Ahir Zaman'daki bilim ve teknoloji<br />
ortamını tasvir eden söz konusu hadisler incelenecek,<br />
Peygamberimiz (sav)'in on dört yüzyıl önce verdiği haberlerin<br />
günümüzde aynı şekilde gerçekleştiği gözler önüne serilecektir.<br />
<br />
TIP TEKNOLOJİSİ:<br />
<br />
Uzun yaşamak çağlar boyunca insanların<br />
belli başlı hedefleri arasında yer almıştır. Bu uğurda<br />
büyük bir çaba harcanmıştır. Konuyla ilgili olarak,<br />
Hz. Muhammed (sav) de Ahir Zaman'daki gelişmeleri haber<br />
verdiği bir hadisinde şunları söylemiştir:<br />
<br />
Onun zamanında...<br />
ömürler uzayacaktır.<br />
<br />
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil<br />
Mehdiyyil Muntazar, s. 43<br />
<br />
<br />
Sabah, 10 Şubat 2001,<br />
Radikal, 3 Mayıs 2000, Radikal, 1 Eylül 2000,<br />
Gözcü, 19 Mayıs 2001, Hürriyet, 4 Kasım 1999<br />
<br />
Bu küpürlerde yer alan bilimsel gelişmeleri Peygamber<br />
Efendimiz 1400 yıl öncesinde Ahir Zaman alameti<br />
olarak haber vermiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in<br />
verdiği bu haberin üzerinden on dört asır geçmiştir.<br />
Kayıtlar geçen bu zaman aralığında, ortalama yaşam süresinin<br />
içinde bulunduğumuz çağda diğer tüm dönemlerden daha<br />
fazla olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hatta 20.<br />
yüzyılın başları ile sonları arasında dahi büyük bir<br />
fark vardır. Örneğin 1995 yılında doğmuş olan bir çocuğun<br />
1900'lerde doğmuş birisine göre ortalama 35 yıl daha<br />
uzun yaşayacağı tahmin edilmektedir.21<br />
<br />
Bu konudaki çarpıcı bir başka örnek de<br />
geçmişte 100 seneden fazla yaşayan insanların oldukça<br />
nadir, günümüzde ise çok sayıda olmasıdır.<br />
<br />
Birleşmiş Milletler Nüfus<br />
Departmanı kaynaklarına göre, son birkaç yılda dünya<br />
nüfusu yüksek ölüm oranlarından düşük ölüm oranlarına<br />
doğru dikkate değer bir geçiş devresindedir. Demografik<br />
devrim olarak nitelenen bu gelişmenin merkezinde de<br />
yaşlıların sayıca ve oranca artışı yer almaktadır. Böylesine<br />
hızlı ve geniş ölçekli bir gelişmenin uygarlık tarihinin<br />
hiçbir döneminde görülmediği de aynı kaynakta vurgulanmaktadır.22<br />
<br />
Şüphesiz yaşam süresindeki bu artış sebepsiz<br />
değildir. Tıp teknolojisinin ilerlemesine bağlı olarak<br />
sağlık hizmetlerindeki gelişme insanların böyle bir<br />
nimete kavuşmasına olanak sağlamıştır. Bunlara ek olarak,<br />
genetik bilimindeki gelişmeler ve halen büyük bir hızla<br />
ilerlemekte olan İnsan Genomu Projesi sağlık alanında<br />
yepyeni bir dönem başlatmak üzeredir. Bu ilerlemeler<br />
geçmiş zamanlarda yaşayan insanların hayal bile edemeyeceği<br />
bir boyuttadır. Tüm bu gelişmelere dayanarak şunu söylemek<br />
mümkündür: Yaşadığımız çağın insanları yukarıdaki hadisin<br />
haber verdiği uzun ve sağlıklı hayat standardını yakalamışlardır.<br />
<br />
EĞİTİM:<br />
<br />
<br />
Teknolojik imkanlardan<br />
faydalanılarak yürütülen çalışmalar ile okur-yazar<br />
oranı günümüzde %80'lere ulaşmıştır.<br />
<br />
20. ve 21. yüzyılı geçmiş yüzyıllardan<br />
ayıran önemli bir özellik de okuryazarlık oranlarında<br />
kaydedilen ilerlemedir. Geçmiş dönemlerde okuryazarlık<br />
toplumun belirli bir kesiminin sahip olduğu bir imtiyaz<br />
statüsünde kalmıştır. 20. yüzyılın sonlarına doğru ise<br />
başta UNESCO olmak üzere, hükümetler ve sivil toplum örgütleri<br />
dünya genelinde kampanyalar düzenlemişlerdir. Bu eğitim<br />
seferberliği, teknolojik yeniliklerin de insanlığın hizmetinde<br />
kullanılmasıyla birlikte günümüzde meyvelerini vermektedir.<br />
UNESCO'nun 1997 yılında yayınlanan raporuna göre, dünya<br />
nüfusunun %77.4'ü okur-yazar konumundadır.23<br />
<br />
<br />
Kıyametin yaklaşmasına<br />
doğru... okuryazar çoğalır.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili Hadisler,<br />
s. 93; Ramuz-El Ehadis, 1/121<br />
<br />
<br />
Bu rakam kuşkusuz, geçen on dört yüzyıl<br />
içindeki en yüksek orandır. Aynı zamanda da Peygamberimiz<br />
(sav)'in hadislerinde haber verdiği Ahir Zaman toplumlarının<br />
bir niteliğidir:<br />
<br />
İNŞAAT TEKNOLOJİSİ:<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği,<br />
içinde bulunduğumuz dönemin ileri teknolojik koşullarını<br />
tasvir eden bir işaret de yüksek binaların inşa edilmesidir.<br />
<br />
<br />
Yüksek yüksek<br />
binalar inşa edilmedikçe... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 468 Şu hadiseler<br />
meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır... Yüksek<br />
binalar yapmada insanlar birbirleriyle yarışacak.<br />
<br />
Buhari, Fiten, 25; Ahmed<br />
bin Hanbel, Müsned, 2/313<br />
<br />
<br />
Yüksek binalar ve inşaat<br />
teknolojisindeki yarış, içinde bulunduğumuz dönemi<br />
tasvir eden hadislerde 14 asır önce haber verilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Mimarlık ve mühendislik tarihine baktığımızda görürüz<br />
ki, yüksek katlı binalar 19. yüzyılın sonlarında inşa<br />
edilmeye başlanmıştır. Teknolojinin ilerlemesi, çeliğin<br />
yaygınlaşması ve elektrikli asansörlerin kullanılması<br />
gökdelen olarak tabir edilen yapıların inşaatına hız kazandırmıştır.<br />
Gökdelenler 20. ve 21. yüzyıl mimarisinin önemli bir parçası<br />
olmuş, günümüzde de birer prestij sembolü haline gelmiştir.<br />
Hadiste belirtilen, insanların yüksek binalar yapma yarışı<br />
da ülkelerin daha yüksek gökdelenler yapabilmek için büyük<br />
bir rekabet ve yarış içerisine girmeleriyle tam olarak<br />
gerçekleşmiştir.<br />
<br />
<br />
ULAŞIM<br />
TEKNOLOJİSİ:<br />
<br />
Tarih<br />
boyunca ulusların zenginlikleri ve güçleri, sahip oldukları<br />
ulaşım teknikleri ile doğrudan doğruya bağlantılı olmuştur.<br />
Etkili ulaşım sistemlerini kuran toplumlar kalkınma<br />
atılımlarını gerçekleştirmişlerdir.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) de Ahir Zaman'ın özelliklerini<br />
anlatırken, ulaşımın gelişeceğini şöyle ifade etmiştir:<br />
<br />
<br />
<br />
Şu hadiseler<br />
meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır... Zaman<br />
kısalacak ve vasıtalarla mesafeler kısalacak.<br />
<br />
Buhari, Fiten, 25; Ahmed<br />
bin Hanbel, Müsned, 2/313<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki hadisin son bölümündeki<br />
mesaj oldukça açıktır. Ahir Zaman'da yeni araçlarla<br />
uzak mesafelerin kısa hale geleceği bildirilmiştir.<br />
Yaşadığımız yüzyılın sesten hızlı uçakları, trenleri<br />
ve diğer gelişmiş ulaşım araçlarıyla, eski dönemlerde<br />
aylar süren yolculuklar şimdi birkaç saat içinde, üstelik<br />
çok daha güvenli, rahat ve konforlu bir biçimde yapılabilmektedir.<br />
Hadisin işareti de bu şekilde gerçekleşmektedir.<br />
<br />
<br />
20. ve 21. yüzyılda<br />
teknoloji oldukça yüksek bir seviyeye ulaşmıştır.<br />
Özellikle ulaşım teknolojisi, mimarlık ve diğer<br />
mühendislik kollarında mükemmel sonuçlara ulaşılmıştır.<br />
<br />
<br />
Son teknolojik ürünlerden<br />
hızlı otomobil.<br />
<br />
<br />
<br />
Günümüzün ileri teknoloji ürünü ulaşım<br />
araçlarına Allah Kuran'da şu şekilde işaret etmiştir:<br />
<br />
<br />
Onlara binmeniz ve süs için atları,<br />
katırları ve merkepleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz<br />
neleri yaratmaktadır. (Nahl Suresi, 8)<br />
<br />
Yukarıda verdiğimiz hadisin birinci bölümündeki<br />
"zaman kısalacak" ifadesine de bu değerlendirme ışığında<br />
bakmak yerinde olacaktır. Açıktır ki, Peygamberimiz<br />
(sav) Ahir Zaman'da işlerin diğer dönemlere oranla daha<br />
kısa zaman dilimlerinde tamamlanacağını bu şekilde ifade<br />
etmiştir. Gerçekten de bilimin ilerlemesi her işin çok<br />
daha kısa sürelerde yapılmasına ve çok daha mükemmel<br />
sonuçlar elde edilmesine imkan tanımaktadır. Benzer<br />
başka bir hadis de bu görüşümüzü doğrulamaktadır:<br />
<br />
Zaman kısalıp<br />
sene ay, ay hafta, hafta gün, gün saat, saat de<br />
ateş tutuşturacak kadar az bir zaman olmadıkça kıyamet<br />
kopmaz.<br />
<br />
Son Zamanlarla İlgili<br />
Hadisler, s. 95<br />
<br />
<br />
Örneğin asırlar önce kıtalar arasında<br />
haftalar alan haberleşme şu anda internet ve iletişim<br />
teknolojileriyle saniyeler içerisinde tamamlanmaktadır.<br />
Geçmişin kervanları ile aylar süren seyahatler sonucu<br />
ulaşılabilen eşyaları, günümüzde anında temin etmek<br />
mümkündür. Çok değil, daha birkaç yüzyıl önce tek bir<br />
kitabın yazılması için geçen sürede bugün milyarlarca<br />
kitap basılabilmektedir. Temizlik, yemek pişirme, çocuk<br />
bakımı gibi gündelik işler, "teknolojik" aletlerin<br />
yardımıyla vakit almaktan çıkmıştır.<br />
<br />
Hürriyet, 9 Ekim 1999,<br />
Hürriyet, 3 Mayıs 2001<br />
<br />
Her işin daha kısa sürede yapılmasını sağlayan<br />
bazı teknolojik aletler.<br />
<br />
Bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir.<br />
Elbette burada üzerinde durulması gereken Peygamberimiz<br />
(sav)'in 7. yüzyılda haber verdiği kıyamet işaretlerinin<br />
günümüzde aynen gerçekleşmesidir.<br />
<br />
Hadislerde bildirilen diğer bir alamet<br />
olan Ahir Zaman'da "ticaretin yaygınlaşması" (Ölüm Kıyamet<br />
ve Diriliş, s. 473) da ulaşımdaki ilerlemelere paralel<br />
olarak tam anlamıyla gerçekleşmiş durumdadır. Gelişmiş<br />
ulaşım araçları tüm dünya ülkelerinin kendi aralarında<br />
yoğun ticari ilişkiler kurmalarına ortam hazırlamıştır.<br />
<br />
HABERLEŞME TEKNOLOJİSİ:<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in verdiği haberler<br />
arasında oldukça dikkat çeken bir bilgi de günümüzün<br />
iletişim teknolojisine işaret eden hadislerdir. Mucize<br />
niteliğine sahip bu haberlerden birisi şöyledir:<br />
<br />
Kişiye kamçısının<br />
ucu konuşmadıkça... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 471<br />
<br />
Bu hadis dikkatli bir şekilde değerlendirildiğinde,<br />
içinde gizlenen hakikatler anlaşılabilir. Kamçı bilindiği<br />
gibi, eski çağlarda özellikle at, deve gibi binek hayvanlarını<br />
sürerken yaygın olarak kullanılmış bir araçtır; hadis<br />
incelendiğinde Peygamberimiz (sav)'in bir benzetme yaptığı<br />
ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
Günümüzde yaşayan insanlara yönelik<br />
şöyle bir soru hazırlayalım: "Kamçının şekline benzetebileceğimiz<br />
ve konuşan nesne nedir?"<br />
<br />
Tek bir tuş ile binlerce<br />
kilometre öteye sesi ve görüntüyü taşıyan teknoloji<br />
rivayetlerle şaşırtıcı bir şekilde paralellik<br />
göstermektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu sorunun en mantıklı cevabı telsiz, cep<br />
telefonu veya benzeri iletişim araçları olacaktır.<br />
<br />
Cep telefonu veya uydu telefonu gibi kablosuz<br />
iletişim araçlarının çok kısa bir geçmişi olduğunu göz<br />
önünde bulundurursak, Peygamber Efendimizin 1400 yıl<br />
önce yaptığı tasvirin de ne kadar hikmetli olduğu anlaşılacaktır.<br />
<br />
Kıyamet öncesi zaman diliminin içinde bulunduğumuza<br />
dair bir haber daha böylece tecelli etmiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'e ait başka bir rivayette<br />
de haberleşme teknolojisinin gelişimine şöyle işaret<br />
edilmektedir:<br />
<br />
<br />
<br />
Kişiye (kendi)<br />
sesi konuşmadıkça... kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Ölüm Kıyamet ve Diriliş,<br />
s. 471<br />
<br />
<br />
14 asır önce, "kişiye<br />
kendi sesinin konuşması" olarak tarif edilen ses<br />
kaydı ve sesin dinlenmesine imkan tanıyan teknoloji<br />
hadislerde haber verilen alametlerden biridir.<br />
Yukarıda günümüz teknolojisinin ürünlerinden bir<br />
müzik sistemi görülüyor.<br />
<br />
<br />
Hadisteki mesaj oldukça açıktır: Kişinin<br />
kendi sesini duymasının Ahir Zaman'ın bir özelliği olduğu<br />
belirtilmektedir. Şüphesiz insanın kendi sesini işitebilmesi<br />
için öncelikle sesini kayıt etmesi ve sonra da dinlemesi<br />
gerekmektedir. Ses kayıt ve reprodüksiyon teknolojisi<br />
de 20. yüzyılın bir ürünüdür; bu gelişme bilimsel bir<br />
dönüm noktası olmuş, haberleşme ve medya sektörlerinin<br />
doğmasına yol açmıştır. Ses kaydı özellikle bilgisayar<br />
ve lazer teknolojilerindeki son gelişmelerle mükemmele<br />
ulaşmış durumdadır.<br />
<br />
<br />
Son yıllarda keşfedilen<br />
tüm iletişim araçları Ahir Zaman'da yaşadığımız<br />
gerçeğini bir kez daha akla getirmektedir.<br />
<br />
<br />
Kısacası, günümüzün elektronik aletleri,<br />
mikrofonları ve hoparlörleri sesin kaydedilmesi ve dinlenmesine<br />
imkan sağlamakta ve bizlere yukarıdaki hadisin verdiği<br />
haberin tecelli ettiğini göstermektedir.<br />
<br />
Ahir Zaman'ı tasvir eden hadislerdeki haberleşme<br />
teknolojisine işaret eden haberler yukarıdakilerle sınırlı<br />
değildir. Konuyla ilgili diğer hadislerde de oldukça<br />
dikkat çekici işaretler yer almaktadır:<br />
<br />
<br />
O günün alameti:<br />
Semadan (gökyüzünden) bir el uzanacak ve insanlar<br />
ona bakacak ve göreceklerdir.<br />
<br />
El Kavlul Muhtasar Fi<br />
Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 53<br />
O günün alameti semada (gökyüzünde)<br />
uzatılmış ve insanların kendisine bakıp durduğu<br />
bir el'dir.<br />
<br />
Kitabül Burhan Fi Alametil<br />
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 69<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki hadislerde belirtilen<br />
"el"in mecazi bir anlamı olduğu açıktır.<br />
<br />
Uydular ile her türlü<br />
yayın, anında istenilen yere ulaştırılabilmektedir.<br />
Bu olağanüstü olay da Peygamber Efendimizin 1400<br />
yıl önceden bildirdiği alametlerdendir.<br />
<br />
<br />
<br />
İnsanların baktıklarında görebilecekleri<br />
bir nesne geçmiş dönemler için fazla bir anlam taşımamaktadır.<br />
Ancak bugünün dünyasının vazgeçilmez bir parçası olan<br />
televizyon, kamera ve bilgisayar gibi cihazlar hadislerde<br />
tarif edilen olaya tam olarak açıklık getirmektedir.<br />
Yani bu hadiste geçen "el" ifadesi, güç anlamında kullanılmıştır.<br />
Ve gökten dalgalar halinde gelen görüntülere yani televizyona<br />
işaret ettiği anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Konuyla ilgili diğer rivayetler de oldukça<br />
ilgi çekicidir:<br />
<br />
<br />
Semadan (gökyüzünden)<br />
bir ses onu ismiyle çağıracak ve doğuda, batıda...<br />
olan bile bu sesi duyacak...<br />
<br />
El Kavlul Muhtasar Fi<br />
Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 54-55<br />
Bu ses bütün yeryüzüne yayılacaktır,<br />
her kavim kendi dilinden duyacaktır.<br />
<br />
Kitabül Burhan Fi Alametil<br />
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 51<br />
<br />
<br />
Semadan (gökyüzünden)<br />
bir ses ki herkes bunu kendi lisanında işitir.<br />
<br />
Kitabül Burhan Fi Alametil<br />
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 37<br />
<br />
<br />
<br />
Bu hadisler bütün yeryüzünde duyulacak<br />
ve her toplumun kendi lisanlarında işitecekleri bir<br />
sesten bahsetmektedir; bu şekilde radyo, televizyon<br />
ve benzeri haberleşme vasıtalarına işaret edildiği açıktır.<br />
Daha yüz yıl önce hayal edilemeyen bir gelişmeyi Peygamberimiz<br />
(sav)'in 1400 sene önce haber vermesi de bir mucizedir.<br />
<br />
Bediüzzaman Said Nursi<br />
de sözü edilen hadisleri yorumlamış; bunların radyo,<br />
telefon gibi haberleşme vasıtalarını mucizevi bir şekilde<br />
haber verdiğini belirtmiştir.24<br />
<br />
Görüntülü telefonlar,<br />
televizyonlar, uydu ve internet teknolojisi gibi gelişmeler hakkındaki<br />
hadislerden bir diğeri de şu şekildedir:<br />
<br />
<br />
<br />
Hz.<br />
Mehdi (as)ın zamanında, doğudaki bir Müslüman batıdaki Müslüman<br />
kardeşini görebilecek, batıdaki de doğudakini görebilecek.<br />
<br />
(Bihar-ül Envar, cilt: 52, sayfa 391)<br />
<br />
<br />
İşler ehline [Hz.<br />
Mehdi (AS)ye] emanet edildiğinde Yüce Allah onun için dünyanın en<br />
alçak bölümünü yükseltecek, en yüksek yerleri de alçaltacak. ÖYLE Kİ,<br />
TÜM DÜNYAYI AVUCUNUN İÇİNİ GÖRDÜĞÜ GİBİ GÖRECEK. İçinizden hanginizin<br />
avucunun içinde bir saç teli olsa onu göremez?<br />
<br />
(Bihar-ül Envar, 5.cilt, s. 328)<br />
<br />
<br />
Hadiste ahir zamanda yaşanacak<br />
teknolojik gelişmelere ve görüntü aktarım sistemlerine dikkat<br />
çekilmiştir. Görüntülü telefonlar, televizyonlar, uydu ve diğer<br />
haberleşme sistemleri vesilesiyle insanlar artık dünyanın herhangi bir<br />
yerinde bulunan dostları ile kolayca görüşebilmektedirler. Peygamberimiz<br />
(sav) bu teknolojik gelişmeyi 1400 yıl önce bizlere haber vermiştir.<br />
<br />
<br />
Bu dönemde yönetici konumunda olan kişiler haberleşmeyi ve<br />
bilmedikleri konuları araştırıp öğrenmeyi ellerindeki avuç içi<br />
bilgisayarlar ve bilgisayarlı telefonlarla gerçekleştireceklerdir:<br />
<br />
<br />
<br />
İmam<br />
Caferi Sadık aleyhisselamın oğlu Muhammedin nakline göre İmam<br />
aleyhisselam şöyle buyurdu: "KAİM ALEYHİSSELAM (HZ. MEHDİ (AS)) KIYAM<br />
ETTİĞİNDE her memlekete bir sefir gönderecek ve her bir sefire şöyle<br />
buyuracak. SENİN AHDİN ELİNDEDİR. Anlamadığın bir durumla karşılaşır<br />
ve hüküm vermekte zorlanırsan ELİNE BAK VE ELİNDE YAZANI UYGULA."...<br />
<br />
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 381)<br />
<br />
<br />
Hadiste Hz Mehdi (as) döneminde<br />
yönetici konumunda olan kişilerin haberleşmek, bilgi almak ya da<br />
bilmedikleri konuları araştırıp öğrenmek amacıyla avuç içi<br />
bilgisayarlardan ve bilgisayarlı telefonlardan yararlanacaklarına dikkat<br />
çekilmiştir. Bu kutlu dönemde teknolojinin en üst düzeye ulaşacağı,<br />
insanların kendilerine gelen haberleri ve bilmeyip de öğrenmek<br />
istedikleri konuları ellerindeki avuç içi bilgisayarların ya da<br />
bilgisayarlı telefonların tuşlarına basarak bu teknolojik aletlerin<br />
ekranlarından görüp anlayacakları hadisten anlaşılmaktadır.<br />
<br />
YAĞMUR BOMBASI<br />
<br />
<br />
Müslim'in Nüvvas b. Semandan nakl ettiği bir hadisde şöyle varit olmuştur:<br />
<br />
<br />
<br />
"Göğe emredip yağmur yağdıracak..."(Kıyamet alametleri baskı 10 sf. 219)<br />
<br />
<br />
Resimde Kansasta uçaktan gümüş iyodür dumanı püskürterek gerçekleştirilen bir bulut tohumlama işlemi görülmektedir.<br />
<br />
(Kaynak: National Geographic sitesi)<br />
<br />
<br />
Hadiste ahir zamanda istenildiği zaman yağmur<br />
yağdırılabilecek yöntemler geliştirileceği bildirilmiştir. Nitekim<br />
günümüzde bu yöntemler kullanılmaktadır. Yağmur bombası veya bulut<br />
tohumlama olarak bilinen bu yöntem şöyle uygulanmaktadır:<br />
<br />
<br />
"Yağmur bombası, çok soğuk bulutlara, buz kristalleri<br />
saçarak yağmur ve kar şeklinde yağışın sağlanmasıdır. Çok soğuk bulutlar<br />
sıkça görülür. Bunlar 0°Cnin altında veya hatta -40°Cnin altında<br />
bulunan çok küçük su damlacıklarından ibarettir. Böyle bir buluta buz<br />
kristallerinin atılması şartları değiştirir. Kristaller suya göre daha<br />
düşük buhar basıncına sahip olduğu için, su damlacıklarının<br />
buharlaşmasına sebep olurlar. Daha sonra bu nem, buz kristallerinin<br />
üzerinde yoğunlaşır. Böylece, buz kristallerinin büyüklüğü aşağı<br />
düşerken sürekli artar. Bu şekildeki bulut tohumlaması, yüksek<br />
seviyelerde buz kristallerinin oluşması ile tabii olarak meydana gelir.<br />
Buz kristallerinin buluta düşmesi veya atmosferdeki buzlaşmış tozların<br />
bulunması olayı tamamlar. Suni bulut tohumlaması havadan veya yerden<br />
yapılabilir. Bir uçak kullanılarak, bulutların içine katı karbondioksit<br />
(kuru buz) tanecikleri saçılır. Sıcaklıkları çok düşük olduğu için bu<br />
taneciklerde çok miktarda buz kristalleri vardır."<br />
<br />
Bu yöntemin günümüzde sık kullanıldığı yerlerden biri<br />
Kanadadır. Konuyla ilgili National Geographic dergisinin internet<br />
sitesinde şu bilgiler verilmiştir:<br />
<br />
"Kansasta (ABD) kimi zaman toplanan bulutlar yağmur<br />
beklentisi yaratır, ama bir türlü boşalmaz; bunun yerine hasada zarar<br />
veren doluya çevirdiği zamanlar da olur. Batı Kansas Hava Durumu<br />
Modifikasyon Programı bulutları yola getirmek için uçaklar gönderir.<br />
Kanatlara takılı brülörlerin saldığı gümüş iyodür dumanı, yükselen<br />
havayı, belirli fırtına bulutlarını sıfır derece altındaki iç bölüme<br />
doğru yöneltir. O yükseklikte gümüş iyodür parçacıkları, bulut suyunun<br />
etrafında donabileceği birer çekirdek işlevini görür. Yeterli ağırlığa<br />
ulaşan buz taneleri düşmeye başlar ve iniş sırasında eriyerek yağmura<br />
dönüşür. Kuramsal olarak bakıldığında, bu strateji sadece yağış<br />
miktarını artırmakla kalmaz, nemin bulutlar içinde yukarıya sürüklenerek<br />
dolu haline gelmesini de önler...<br />
<br />
<br />
Uçak kanadına takılmış bulut tohumlama fişekleri<br />
<br />
Bir bulut tohumlama cihazının deneme atışı<br />
<br />
<br />
<br />
Yağmur bombası son 60 yıl içinde geliştirilmiş bir<br />
teknolojidir. Günümüzde içlerinde ABD, İsrail, Kanada, Rusya, Tayland,<br />
Fas, Avustralyanın da olduğu yaklaşık 24 ülke bu yöntemi daha fazla<br />
yağış sağlamak için kullanmaktadır.<br />
<br />
SÜT ÜRETİMİNDE ARTIŞ<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (sav)in ahir zamana yönelik<br />
hadislerinde Deccalin çıkış alametlerinden biri olduğu belirtilen<br />
olaylardan biri de süt üretimindeki artıştır. Yaşadığımız bu dönemde<br />
hayvancılık alanındaki kaydedilen gelişmeler, hadislerde işaret edilen<br />
bu verim artışına sebep olmuştur. (Doğrusunu Allah bilir)<br />
Bu hadis İbnil-Münadi Ali (K.V.) den rivayet etmiştir. ?Müslimin Nüvvas<br />
b. Semandan nakl ettiği bir hadiste şöyle varit olmuştur:<br />
<br />
<br />
Bir kısım insanlara gelip<br />
davet edecek, onlar ona inanacaklar... Göğe emredip yağmur yağdıracak...<br />
Yere emredip ekin bitirecek... Hayvanlarını da bollatacak...<br />
Memelerini de sütle dolduracak.<br />
<br />
(Kıyamet Alametleri 10. baskı, s. 219)<br />
<br />
Günümüzde, kısa bir süre önce kullanılmaya başlanan<br />
hayvan popülasyonuna suni tohumlama uygulanması, embrio transferi ve<br />
yüksek verimli hayvanlar ile hayvan kalitesinin artırılması, Hollanda ve<br />
Belçika başta olmak üzere tüm ülkelerde süt üretiminde büyük bir artışa<br />
sebep olmuştur. Örneğin Hollanda da bir inekten alınan günlük süt<br />
miktarı ortalama 35 ltye çıkmıştır. Hatta günlük 53 lt süt veren<br />
ineklerin de olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
DEFİNE DEDEKTÖRÜ<br />
<br />
Ahir zamanı anlatan deccalin çıkışını ve özelliklerini<br />
anlatan bir hadis-i şerifte de, deccalin bir binanın yanından geçerken<br />
bu binanın altında saklı olan defineyi haber verdiği anlatılmaktadır:<br />
<br />
<br />
(Deccal) Yıkılmaya yüz tutmuş<br />
bir harabenin yanından geçerken Haydi altında saklı olan defineni<br />
çıkar! diye emir verecek, anında define meydana çıkacak... (Müslim,<br />
Nuvvasdan nakl edilmiştir)<br />
<br />
(Kıyamet alametleri, sf 219)<br />
<br />
<br />
Bilindiği gibi, günümüzde yer altındaki metalleri tespit<br />
eden, değerli ve değerli olmayan metalleri ve metal alaşımlarını<br />
birbirinden ayıran dedektörler yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu<br />
dedektörler sayesinde, bir binanın, göçüğün ya da toprağın altında<br />
gömülü metal olup olmadığı hemen anlaşılmaktadır. Gömülü olan altın,<br />
gümüş, bakır, bronz gibi metallerin yerlerinin kolaylıkla tespit<br />
edilmesini sağlayan bu dedektörler mühendislikte, inşaatta, askeriyede<br />
sıkça kullanıldığı gibi, bazı kimseler tarafından da define dedektörü<br />
olarak kullanılmaktadır.<br />
<br />
Yukarıdaki hadiste de, define dedektörü gibi bir aletin<br />
kullanılmasına işaret ediliyor olabilir. Bu yolla, yıkılmak üzere olan<br />
binanın altında hazine olduğu tespit edilmiş ve bu hazine yeryüzüne<br />
çıkarılmış olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
<br />
TROL AVCILIĞI<br />
<br />
Onun (deccalin) akıllara<br />
hayret veren işlerinden biri de şudur: Günde üç defa denize dalacak;<br />
ellerinin biri uzundur. Uzun olan eliyle denizin dibine dayanacak, diğer<br />
eliyle denizin dibine dayanacak diğer elleriyle derinliklerdeki<br />
balıklardan istediğini tutup çıkaracak... (Ebu Nuaym Hüzeyfe (ra)dan nakil edilmiştir). (Kıyamet Alametleri, 10. baskı, s. 216)<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)in hadislerinde ahir zamanda<br />
Deccalin denizin dibine uzanarak, derinlerdeki balıkların tutup<br />
çıkaracağına işaret edilmiştir. Günümüzde su ürünleri avcılığında<br />
kullanılan trol ağları, hadisin işaretiyle tam olarak mutabık<br />
görünmektedir (en doğrusunu Allah bilir). Trol ağları ile avcılık, pek<br />
çok türün aynı anda avlanıldığı bir avcılık dalı olduğundan multi<br />
avcılık da denilmektedir. Bir sürütme ağı olan trol, dip ve orta su<br />
balıkçılığında kullanılmaktadır. Çelik halatlarla denizin dibini tarayan<br />
bu ağlar, önüne çıkan tüm balıkları içine almaktadır.<br />
<br />
Trol ağı, külah biçiminde büyük bir torbaya benzer ve<br />
ağzı yaklaşık 30 metre genişliğindedir. Ağ atılırken ağzı açık tutmak<br />
için her iki yanına tahta levhalar yerleştirilir. Kapı denen bu tahta<br />
levhalar da çelik kablolarla trol teknesine bağlanır. Deniz dibinin<br />
engebeli olmadığı yerlerde dip balıklarını avlamak için genellikle dip<br />
trolü kullanılır. Trol teknesinden denize bırakılan trol ağı, tekneyle<br />
sürüklenir ve ağ deniz dibini tarayarak yolunun üzerindeki balıkları<br />
toplar. Ağı sürükleme işi 1,5-3 saat kadar sürer. Sonra ağ bir vinç<br />
yardımıyla çekilir ve içindeki balıklar tekneye boşaltılır. Balıklar<br />
temizlenip yıkandıktan sonra, teknenin ambarında buzların arasına<br />
gömülerek saklanır. Bazı büyük ve gelişmiş trol teknelerinde balıklar<br />
temizlendikten sonra soğutma aygıtlarında dondurulur. Bu tür tekneler<br />
denizde daha uzun süre kalıp avlanmaya devam edebilir.<br />
<br />
<br />
GÜNEŞ OCAKLARININ KEŞFİ<br />
<br />
Havada uçan kuşu tutacak anında Güneşin altında kızartabilecektir.(Kıyamet Alametleri, 8. baskı, mütercim: Naim Erdoğan, Pamuk Yayıncılık, s. 216)<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)den rivayet edilen yukarıdaki<br />
hadislerde, deccalin dönemi ile ilgili avlanan canlının bulunduğu yerde<br />
hemen pişirilip yenebilmesine dikkat çekilmektedir. Tariflerdeki bir<br />
diğer yön de; bu eylemin Güneşli bir ortamda gerçekleşmesidir.<br />
Hadislerdeki bu açıklamalar, günümüz teknolojisi ile kullanılan güneş<br />
ocaklarına dikkat çekiyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
Günümüzde LPG, doğalgaz, elektrik, odun ve kömürün yerine<br />
alternatif olarak üretilen güneş ocakları sayesinde, Güneşin altında<br />
et gibi yiyeceklerin dahi hemen pişirilip yenmesi mümkün olmaktadır.<br />
Güneşten gelen ısı, resimde görüldüğü gibi iç yüzeyi parlak plakalar<br />
sayesinde ocağa odaklanmaktadır. Ocağın ortasına yerleştirilen yiyecek,<br />
yansıtılan Güneş ışınlarından gelen yüksek ısı sayesinde pişmektedir. (Emily Krone, Elburn-made solar ovens give hope to many Third World, Daily Herald, 26 Eylül 2004, ss. 1, 3.)<br />
<br />
Ahir zamanla ilgili bu tarifler, içinde bulunduğumuz döneme bakan yönleri itibariyle son derece manidardır.<br />
<br />
<br />
DUMAN BULUTLARI<br />
<br />
<br />
Deccal, Ben Alemlerin<br />
Rabbiyim... İşte bu güneş benim iznimle seyr eder, isterseniz onu haps<br />
edeyim! diyecek. Pekala haps et bakalım diye mükabele edecekler. Bunun<br />
üzerine güneşi haps edecek, bir günü bir ay gibi, bir haftayı da bir<br />
sene gibi yapacak. (Nuaym b. Hammad ve Hakim İbni Mesuttan (ra) rivayet edilmiştir) (Kıyamet Alametleri, 10. baskı, s. 219, 220)<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)ın hadislerinden birinde, deccalin<br />
Güneş'i hapsedeceğine işaret edilmiştir. Günümüzde çeşitli teknik<br />
yöntemlerle duman bulutları oluşturulabilmekte ve bu bulutlar<br />
vesilesiyle güneş ışığı engellenebilmektedir. Duman bulutlarının<br />
oluşmasını sağlayan sis bombaları, 1. ve 2. Dünya savaşlarında<br />
kullanılmış, tüm gökyüzünü kaplamış, görüşü tamamen kapatmış ve<br />
gökyüzündeki uçakların ve paraşütlü askerlerin tespit edilmesini<br />
engellemiştir. Bu suni oluşum, hadiste işaret edilen güneşin<br />
hapsedilmesi, yani güneşin ışığının engellenmesi için kullanılacak bir<br />
yöntemdir ve hadisle mutabık görülmektedir. (Doğrusunu Allah bilir).<br />
<br />
<br />
ARAP TOPRAKLARINDA NEHİRLERİN AKMASI<br />
<br />
<br />
Arap topraklarında nehirler ve dereler akmadıkça kıyamet kopmaz." (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, İmam Şarani, s. 471)<br />
<br />
Bu hadis-i şerif, bugün Arabistan yarımadasında<br />
özellikle İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde suyun bolca<br />
kullanılarak çölde tarım yapılmasına işaret etmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
[Resim: sufiskiye_hayfa.jpg]<br />
<br />
İsrailin Hayfa kentindeki su fıskiyeleri<br />
<br />
<br />
İsrailin Tel Aviv kentindeki süs havuzları<br />
<br />
<br />
Mur Vadisi, Suudi Arabistan<br />
<br />
<br />
Kral Fahd Fıskiyesi, Cidde, Suudi Arabistan<br />
<br />
<br />
Hz. İsa (as) ve Sahte Peygamberler<br />
<br />
Tarih boyunca bazı yalancı ve sahtekarların<br />
peygamberlik iddiasıyla ortaya çıktıkları bilinen bir<br />
durumdur. Bu nevi sahtekarlar çıkar elde etmek için<br />
insanların temiz inançlarını sömürmüş ve her türlü düzenbazlığa<br />
başvurmuşlardır. Ayrıca hadislerde, kıyamet öncesinde<br />
sahte peygamberlerin ortaya çıkacağına da dikkat çekilmektedir.<br />
<br />
<br />
Her biri Allah'ın<br />
Resulü olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı gönderilmedikçe<br />
kıyamet kopmayacaktır.<br />
<br />
Tirmizi, Fiten 43; Ebu<br />
Davud, Melahim 16<br />
<br />
Yukarıdaki hadis bizlere günümüz dünyasındaki<br />
gelişmeleri anımsatmaktadır. Bazı sahtekarlar Müslümanların<br />
ve Hıristiyanların beklentilerini suistimal ederek peygamberlik<br />
iddialarıyla ortaya çıkmakta ve bazen de büyük felaketlere<br />
neden olmaktadırlar.<br />
<br />
Uzmanlar sözde mesih akımlarının 1970'li<br />
yıllarda ortaya çıkmaya başladığını, o tarihten bu yana<br />
da hızlı bir artış içinde olduklarını ifade etmektedir. 25<br />
<br />
Sahte Mesih David Koresh<br />
ve yanan evi (yanda)<br />
<br />
<br />
Konuyla ilgili aşağıdaki alıntılar hafızalarımızı<br />
canlandırmaya yardımcı olmak için seçilmiş birkaç örnektir:<br />
<br />
(Britannica<br />
Ansiklopedisi'nden) Federal ajanlar ve mezhep üyeleri<br />
arasındaki 51 günlük gerginlik trajediyle sonuçlandı.<br />
Mezhebin Waco, Texas yakınlarındaki tesisleri tamamen<br />
yandı. 33 yaşındaki, "Branch Davidians" hareketinin<br />
lideri ve sözde Mesihi David Koresh de diğer 74 kişiyle<br />
birlikte öldü.26<br />
<br />
<br />
(Time'dan) Geçen hafta<br />
İsviçre ve Kanada'da, sözde Mesih Luc Jouret'in taraftarlarından<br />
ve onların çocuklarından oluşan 53 kişi öldü. Bu iki<br />
ülkenin polisleri ölümlerin nedeninin toplu intihar,<br />
toplu katliam veya ikisinin bir karışımı olup olmadığını<br />
araştırıyor.27<br />
<br />
(Encarta Ansiklopedisi'nden) Sun Myung,<br />
Moon Unification (Birleştirme) Kilisesi'nin kurucusudur.<br />
16 yaşındayken bir rüya gördüğünü; bu rüyasında da İsa<br />
Mesih'in, Tanrının yeryüzündeki krallığını kurmak için,<br />
Moon'un Tanrı tarafından seçildiğini ilan ettiğini iddia<br />
etmiştir. Bu kilise 1990'ların ortalarında 2 milyondan<br />
fazla üyesi olduğunu ve 100'den fazla ülkede örgütlendiğini<br />
ileri sürmüştür; günümüzde açıkça Moon'u İsa'nın halefi<br />
olarak kabul etmektedir.28<br />
<br />
<br />
Kendilerini Mesih ilan<br />
eden kişilerin ardından binlerce insan ölüme<br />
gidebilmektedir. Üstte Uganda'da bulunan toplu<br />
mezar ve sağda Jim Jones taraflarlarının intiharı<br />
görülmektedir.<br />
<br />
İçinde bulunduğumuz dönemde arka arkaya pek<br />
çok sahte peygamber ortaya çıkmış, her biri<br />
kendini mesih ilan etmiştir. Ahir Zaman alametlerinin<br />
art arda gerçekleşiyor olması her insanın mutlaka<br />
düşünmesi gereken olağanüstü bir durumdur.<br />
<br />
<br />
(The Guardian'dan) En kötü mezhep katliamının korkunç delili... Uganda'da yeni<br />
mezarlar bulundukça, liderleri tarafından kandırılan fanatik bir mezhebin 1000'e<br />
yakın taraftarının öldüğünden endişe ediliyor...29<br />
<br />
(CNN'den) Öyle bir olaydı ki,<br />
yol açtığı şok dalgaları dünyanın her yanına yayıldı: Çağdaş tarihin en<br />
kötü toplu intiharı. Bir mezhebin üyeleri olan 900'den fazla insan<br />
Güney Amerika ormanlarında bulundu. Ölüler Jim Jones'un taraftarlarıydı.30<br />
<br />
Gündemden düşmeyen sahte peygamberlere Kuran ayetlerinde de dikkat çekilmiştir. Bu konudaki bir ayet şöyledir:<br />
<br />
<br />
Dünya çapında örgütlenmeye<br />
sahip olan Moon tarikatının kurucusu Sun Myung<br />
tören esnasında. (yukarıda).<br />
<br />
<br />
Allah'a karşı yalan<br />
uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken "Bana<br />
da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben<br />
indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün<br />
'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara:<br />
"Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı<br />
haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz<br />
çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz"<br />
(dediklerinde) bir görsen... (Enam Suresi, 93)<br />
<br />
Ayetin devamında haber verildiği gibi,<br />
bu insanlar uydurdukları yalanın karşılığını mutlaka<br />
göreceklerdir.<br />
<br />
Şüphesiz, tüm düzmece<br />
peygamberlerin yalanlarının tümüyle ortaya çıkacağı günler yakındır.<br />
Çünkü hem Kuran ayetleri hem de Peygamberimiz (sav)'in hadisleri,<br />
yalancıların ardından Hz. İsa (as)'ın geri dönüşünü de müjdelemiştir.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne<br />
dönüşünün Kuran'da haber verildiğinden, gerek Müslümanlar gerekse<br />
Hıristiyanlar tarafından büyük bir özlemle beklendiğinden bundan önceki<br />
bölümlerde söz etmiştik. Hz. İsa (as)'nın dünyaya tekrar gelişi ile<br />
ilgili Peygamberimiz (sav)'in de birçok hadisi bulunmaktadır. İslam<br />
alimlerinden Şevkani, Hz. İsa (as)'ın dönüşüne dair 29 hadis olduğunu,<br />
bu hadislerin içerdiği bilgilerin de yanlış olma ihtimalinin<br />
bulunmadığını belirtmiştir. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/338) (Konuyla ilgili daha detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hz. İsa Ölmedi)<br />
<br />
Sözü edilen hadisler ile bizlere ulaşan<br />
önemli bir haber daha vardır. Hz. İsa (as)'ın dönüşü Ahir<br />
Zaman'ın ikinci devresi ve kıyametin büyük bir alameti<br />
olacaktır. Bu konudaki bazı hadisler şöyledir:<br />
<br />
On büyük alamet<br />
vuku bulmadıkça kıyamet kopmayacaktır... İsa bin Meryem'in<br />
çıkması...<br />
<br />
Sünen-i İbn-i Mace, 10/293<br />
<br />
<br />
Hayatım elinde<br />
olan Allah'a yemin ederim ki Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)'ın<br />
adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak<br />
yakındır.<br />
<br />
Sahihi Müslim, 6/532<br />
<br />
<br />
İsa bin Meryem<br />
adil bir hakim ve adaletli bir imam (devlet başkanı)<br />
olarak inmedikçe kıyamet kopmayacaktır.<br />
<br />
Sünen-i İbn-i Mace, 10/340<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hz. İsa (as)'ın geldiğinde,<br />
yapacaklarını da şöyle ifade etmiştir:<br />
<br />
<br />
İsa adil<br />
bir imam ve hakim olarak yeryüzünde kırk yıl kalır.<br />
<br />
Kur'an ve Sünnette Kıyamet<br />
ve Ahiret, s.134 İsa<br />
bin Meryem iner, kırk yıl Allah'ın kitabı ve benim<br />
sünnetimle hükmeder, vefat eder.<br />
<br />
Ahir Zaman Mehdi'sinin<br />
Alametleri, s. 92<br />
<br />
<br />
İsa bin Meryem<br />
benim ümmetim içinde; adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam<br />
olacak, haçı (salibi) kırıp ezecek (haça tapınmayı kaldıracak) ve domuzu<br />
öldürecektir (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), Kap su ile<br />
dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık<br />
Allah'tan başkasına tapılmayacaktır.<br />
<br />
Sünen-i İbn-i Mace, 10/334<br />
<br />
<br />
O<br />
(Hz. İsa (as)) haçı (salibi) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak),<br />
domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi<br />
kaldıracak, mal (o kadar) çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir.<br />
<br />
Sünen-i Tirmizi, 4/93;<br />
Kur'an ve Sünnette Kıyamet ve Ahiret, s.133<br />
<br />
<br />
Öyle anlaşılmaktadır ki Hz.<br />
İsa, gelişiyle birlikte, teslis (üçleme), haç, ruhbanlık gibi<br />
Hıristiyanlığın da esasında bulunmayan hurafeleri kaldıracak, bu dini<br />
indirildiği ilk haline döndürecektir. Domuz eti yemenin haram olduğunu<br />
bildirecek, insanların Allah'ın bu sınırını korumasını sağlayacaktır.<br />
<br />
Bu aşamada, üstünde önemle<br />
durulması gereken bir hususnokta bulunmaktadır. Ayet ve hadislerde, Hz.<br />
İsa (as)'ın Ahir Zaman'da, yeryüzüne döneceği hiçbir şüpheye yer<br />
verilmeyecek şekilde müjdelenmiştir. Diğer taraftan, günümüzde bazı<br />
Müslümanlar konuyla ilgili apaçık delilleri göz ardı etmekte bazıları da<br />
Hz. İsa (as)'nın Hz. Muhammed (sav)'den sonra gelmesinin mümkün<br />
olmadığını ileri sürmektedir. Böyle bir düşünceye sahip olan<br />
Müslümanların öncelikle konuyla ilgili ayet ve hadisleri samimi ve ön<br />
yargısız olarak incelemeleri yerinde olacaktır. İkinci olarak da Hz.<br />
Muhammed (sav)'in son peygamber olması gerçeği ile Hz. İsa (as)'ın<br />
yeryüzüne dönüşü gerçeği arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü Hz.<br />
İsa (as) ikinci gelişinde yeni bir din getirmeyecek, Kuran'ın ve<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in tebliğ ettiği hak dinin hükümlerine<br />
tabi olacaktır.<br />
<br />
Büyük İslam alimlerinden İmam<br />
Rabbani "Hz. İsa (as)'ın Peygamber Efendimiz (sav)'in yoluna tabi<br />
olacağını" (Mektubat-ı Rabbani, 2/1309) belirtmiş ; İmam Nevevi "...Hz.<br />
Muhammed (sav)'in yolunu tatbik etmek için geleceğini" (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 64)<br />
ifade etmiştir. Bu konuda Kadı İyaz da "Hz. İsa (as)'ın İslam'ın<br />
hükümleriyle hükmedeceğini ve halkın terk ettiği dini uygulamaları<br />
yeniden canlandıracağını" (Sünen-i İbn-i Mace, 10/338)<br />
söylemiştir. Berzencinin kitabında ise bu gerçek şöyle haber<br />
verilmektedir: "Hazreti Muhammed (sav)'in şeriatı üzerine hüküm<br />
verecek, kendisi Peygamber olduğu halde Peygamber'e tabi olacak ve<br />
Muhammed (as)'in ümmetinden olacak" (Kıyamet Alametleri, s. 243)<br />
<br />
Geçtiğimiz yüzyılın<br />
en büyük alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi de Risale-i<br />
Nur Külliyatı'nda, bu konuyla ilgili dikkat çekici açıklamalar<br />
yapmıştır. Bediüzzaman'ın tahlillerine göre, Hz. İsa (as)<br />
Ahir Zaman'da cismani olarak yeryüzüne dönecek, maddeci<br />
ve tabiatçı felsefe akımlarından doğan inkarcı odaklar<br />
ile fikren mücadele edecektir. Onun liderliğinde İsevilik ve<br />
Müslümanlık birleşerek güçlü dinsizlik akımını tamamen<br />
ortadan kaldıracaktır. Hıristiyanlığı boş inançlardan,<br />
sapkınlıklardan, hurafelerden temizleyecektir. Hıristiyanların<br />
Kuran'a tabi olmalarını sağlayacaktır. Bediüzzaman,<br />
Peygamberimiz (sav)'in, bu müjdeleri herşeye gücü yeten<br />
Allah'ın sözüne dayanarak verdiğini, bu nedenle de gerçekleşeceğinin<br />
kesin olduğunu belirtmiştir.31<br />
<br />
Bu konuda, akla gelen önemli bir soru<br />
da Hz. İsa (as)'ı nasıl tanıyacağımızdır. Elbette, Kuran'da<br />
anlatılan peygamberlerin ortak özelliklerine sahip olması<br />
onun en belirgin alameti olacaktır. Bunun yanında onun<br />
gerçek İsa Mesih (as) olduğunun önemli bir fiziki alameti<br />
daha vardır. Hz. İsa (as) ikinci gelişinde, onu daha önce<br />
gördüğünü, tanıdığını, geçmişini bildiğini söyleyebilecek<br />
hiç kimse çıkmayacaktır. Onun fiziksel özelliklerini,<br />
simasını ya da ses tonunu bilen tek bir kişi dahi olmayacaktır.<br />
Dünya üzerinde tek bir kişi "ben onu daha önceden tanıyorum,<br />
filanca zaman görmüştüm, onun ailesi ve yakınları şu<br />
kimselerdir" gibi bir iddiada bulunamayacaktır. Çünkü<br />
onu tanıyan tüm insanlar bundan yaklaşık olarak 2000<br />
sene kadar önce yaşamış ve ölmüşlerdir. Annesi Hz. Meryem,<br />
Hz. Zekeriya, onunla yıllarını geçirmiş olan havarileri,<br />
dönemin Yahudi önde gelenleri ve bizzat Hz. İsa (as)'dan<br />
tebliğ almış olan insanlar vefat etmişlerdir. Dolayısıyla<br />
ikinci kez yeryüzüne gelişinde, onun doğumuna, çocukluğuna,<br />
gençliğine ve yetişkinliğine şahit olmuş tek bir kimse<br />
olmayacak ve onun hakkında hiç kimse hiçbir şey bilmeyecektir.<br />
<br />
Kitabın önceki bölümlerinde de<br />
açıkladığımız gibi, Hz. İsa (as) Allah'ın "Ol" emriyle babasız olarak<br />
dünyaya gelmiştir. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra ise bilinen hiçbir<br />
akrabası olmaması çok doğaldır. Allah, Hz. İsa (as)'ın bu durumunu<br />
Kuran'da Hz. Adem (as)'ın yaratılışına benzediğini bildirmiş ve şöyle<br />
buyurmuştur:<br />
<br />
Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu<br />
Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra<br />
ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran<br />
Suresi, 59)<br />
<br />
Ayette de belirtildiği gibi,<br />
Allah Hz. Adem (as)'a "Ol" demiştir ve Hz. Adem (as) yaratılmıştır. İşte<br />
Hz. İsa (as)'ın ilk yaratılışı da Allah'ın "Ol" demesiyle<br />
gerçekleşmiştir. Hz. Adem (as)'ın anne ve babası yoktur; Hz. İsa (as)'ın<br />
ilk dünyaya gelişinde ise sadece annesi Hz. Meryem vardır, fakat<br />
yeryüzüne yeniden geleceği ikinci seferde onun annesi de hayatta<br />
olmayacaktır.<br />
<br />
Kuşkusuz bu durum, dönem dönem<br />
ortaya çıkan "sahte Mesih" tehlikesini de tamamen ortadan<br />
kaldırmaktadır. Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne yeniden gelişinde, onun Hz.<br />
İsa (as) olduğundan şüphe edilebilecek bir durum oluşmayacaktır. Hiç<br />
kimse "bu kişi Hz. İsa (as) olamaz" diyecek geçerli bir sebep<br />
bulamayacaktır. Çünkü Hz. İsa (as), dünyadaki tüm diğer insanlardan<br />
ayrılabilecek bu çok önemli özellikle, yani yeryüzünde kendisini<br />
tanıyan tek bir kişi bile olmamasıyla hemen tanınabilecektir. Sonuç<br />
olarak, buraya kadar ortaya konulan bilgiler Hz. İsa (as)'ın gelişine ve<br />
yapacaklarına ilişkin İlahi vaatlerin vaktinin çok yakın olduğunu<br />
düşündürmektedir. Şüphesiz bizlere düşen görev, yüzyıllardır beklenen bu<br />
mübarek kişiyi en güzel şekilde karşılamak için hazırlık yapmaktır.<br />
<br />
<br />
Altınçağ<br />
<br />
Hz. Muhammed (sav)'in tüm detaylarıyla<br />
tasvir ettiği Altınçağ ve bu dönemin özellikleri de<br />
kıyametin önemli alametleri arasındadır. İslam alimleri<br />
bu döneme cennet benzeri özellikleri nedeniyle Altınçağ<br />
ismini vermişlerdir. Hadislerden anlaşıldığına göre,<br />
Altınçağ Ahir Zaman'ın ikinci döneminde yaşanacaktır.<br />
<br />
Bu müjdelenmiş haberin gerçekleşeceği dönemin<br />
önemli özelliklerinden birisi bolluk ve zenginliktir.<br />
Sözü edilen bolluğun tarihte bir eşinin olmadığı da<br />
hadislerde bilhassa vurgulanmıştır:<br />
<br />
<br />
Benim ümmetim<br />
o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek<br />
onun benzerini kesinlikle bulmamıştır...<br />
<br />
Sünen-i İbn-i Mace, 10/347<br />
O zaman ümmetim<br />
iyisi, kötüsü, hepsi de benzerini görmedikleri<br />
nimetlerle nimetlenir.<br />
<br />
Kitabül Burhan Fi Alametil<br />
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 16<br />
<br />
<br />
Adı geçen dönemdeki zenginlik, başka bir hadiste de<br />
şöyle tasvir edilmiştir:<br />
<br />
Onun zamanında yeryüzü içindeki hazineleri dışarıya fırlatacaktır.<br />
<br />
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 43<br />
<br />
Bu konudaki diğer<br />
hadislerde de sıkıntı ve darlık yıllarının biteceği, ihtiyaç içinde olan<br />
kimsenin kalmayacağı, hatta insanların sadaka verecek fakir<br />
bulamayacakları belirtilmiştir:<br />
<br />
Öyle bir zaman<br />
gelecek ki kişi (ayırdığı) altın sadakasıyla (taraf<br />
taraf) dolaşacak da sonra elinden sadakasını alacak<br />
hiçbir (fakir) kimse bulamayacak.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 462<br />
<br />
Muhakkak o<br />
zamanda mal çoğalıp su gibi akacak da onu hiçbir<br />
kimse (tenezzül edip) kabul etmeyecektir.<br />
<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve<br />
Ahirzaman Alametleri, s. 464<br />
<br />
<br />
Altınçağ'ın dikkat çeken bir niteliği de<br />
doğruluk ve adaletin yerleşmesi olacaktır. Sıkıntı,<br />
haksızlık ve zorluklar yerini adalet ve hukukun geçerli<br />
olacağı günlere bırakacaktır. Hadislerdeki ifadeyle,<br />
"Yeryüzü zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır."<br />
(Ramuz-El Ehadis,7/7) Silahların susması, düşmanlığın,<br />
kavgaların, sosyal çöküşün son bulması, insanlar arasında<br />
dostluk ve sevgi bağının kurulması da bu devrin belli<br />
başlı özellikleri arasındadır. Savaş endüstrisine harcanan<br />
olağanüstü meblağlardaki para, gıda, sağlık, imar, kültür<br />
gereksinimlerine ve bütün insanların mutluluğunu sağlamaya<br />
yönelik yatırımlara kayacaktır.<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) hadislerinde,<br />
Ahir Zaman'ın ikinci bir döneminin olacağından<br />
ve bu dönemde tarihte eşi görülmemiş bir zenginliğin<br />
yaşanacağından bahsetmiştir. İslam alimleri bu<br />
döneme cennet benzeri özellikleri nedeniyle "Altınçağ"<br />
ismini vermişlerdir.<br />
<br />
Kuran ahlakının yaşanacağı bir dönem olan Altınçağ'da,<br />
ayetlerdeki cennet tasvirlerine benzeyen bir bolluk,<br />
bereket, zenginlik ve ihtişam yaşanacaktır. Öyle<br />
ki bu dönem hadislerde "sadaka verilecek fakirin<br />
bulunamayacağı" bir dönem olarak tasvir edilmektedir.<br />
<br />
Bu müjdelenmiş dönemin belirgin özelliklerinden<br />
biri de dinin özüne dönülmesi, Peygamberimiz (sav) zamanındaki<br />
şekliyle yaşanması olacaktır. İslam dininde aslında<br />
olmayan, sonradan uydurulmuş adetler, hükümler, hurafeler<br />
ortadan kaldırılacaktır. Gerçek dinin uygulanmasıyla<br />
Müslümanlar arasındaki ayrılıklar son bulacaktır.<br />
<br />
Kısacası Altınçağ, bolluk, huzur, barış,<br />
mutluluk, zenginlik ve rahatlık ortamının hakim olacağı,<br />
sanat, tıp, haberleşme, üretim, ulaşım ve bunun gibi<br />
hayatın tüm alanlarında dünya tarihinde yaşanmamış gelişmelerin<br />
görüleceği, Kuran ahlakının yaşanacağı bir çağ olacaktır.<br />
<br />
(Konuyla ilgili detaylı çalışmamız "Altınçağ"<br />
isimli kitabımızda yer almaktadır.)<br />
<br />
Altınçağ sonrası<br />
<br />
Kuran'daki kıssaları okuduğumuzda önemli<br />
bir İlahi kuralın her dönemde geçerli olduğunu görürüz.<br />
Allah'ın gönderdiği elçiyi yalanlayan ve ona karşı savaş<br />
açan toplumlar helak edilmiş, elçiye tabi olan insanlar<br />
ise hak dinin getirdiği maddi bolluk ve manevi huzuru<br />
yaşamışlardır. Elçinin ardından gelen dönemde ise bazı<br />
toplumlar kendilerine açıkça tebliğ edilmiş olan hak<br />
dini hemen terk ederek şirke ve inkara sapmışlar, fitne<br />
ve fesat çıkararak adeta kendi elleriyle kendi sonlarını<br />
hazırlamışlardır.<br />
<br />
Söz konusu kural elbette Ahir Zaman için<br />
de geçerli olacaktır. Peygamberimiz (sav), Hz. İsa (as)'ın<br />
ölümü ve Altınçağ'ın ardından kıyamet saatinin geleceğini<br />
şöyle belirtmiştir:<br />
<br />
Ondan (Hz.<br />
İsa (as)'dan) sonra kıyametin kopması an meselesi olacaktır.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 1/1336<br />
<br />
Ondan (Hz.<br />
İsa (as)'dan) sonra kıyamet kopacak.<br />
<br />
Ramuz-El Ehadis, 28/5948<br />
<br />
Şüphesiz Ahir Zaman ve Altınçağ insanlığa<br />
son uyarının tam anlamıyla yapılacağı dönemdir. Bazı<br />
hadislerde bu dönemden sonra artık "dünyada hayırlı<br />
bir şey" kalmayacağı vurgulanır. Öyle anlaşılmaktadır<br />
ki, Hz. İsa (as)'ın ölümünden çok kısa bir süre sonra, tüm<br />
dünya halkları Altınçağ'ın getirmiş olduğu maddi refah<br />
ortamında şımarıp azgınlaşacak, hak dini tamamen terk<br />
edeceklerdir. Kıyamet saatinin de işte böyle bir ortamda,<br />
ansızın gelmesi söz konusu olabilir. Elbette, doğrusunu<br />
Allah bilir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamet Alametleri 2]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=377</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 04:20:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=377</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet Alametleri</span></span><br />
<br />
Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar?<br />
İşte onun işaretleri gelmiştir...<br />
(Muhammed Suresi, 18)    <br />
<br />
Tarih boyunca pek çok insan dağların heybetli yapılarını, yıldızların ve Güneş'in büyüklüklerini kendi ilkel anlayışlarına göre yorumlamış; evrenin sonsuza kadar var olacağını zannetmişlerdir. Bu batıl inanış putperest ve maddeci Yunan felsefelerinin, Sümer ve Mısır dinlerinin bel kemiğini oluşturmuştur.<br />
<br />
Böyle bir inanca sahip insanların büyük bir yanılgı içinde oldukları bizlere Kuran'da bildirilmiştir. Allah'ın Kuran'da verdiği haberlerden biri evrenin yaratıldığı ve bir sonunun olduğu gerçeğidir. Tüm insanlar ve canlılar gibi evrenin de bir ölümü vardır. Milyarlarca senedir işleyen kusursuz düzen herşeyi yaratan Rabbimizin eseridir ve bu düzen O'nun emriyle ve O'nun belirlediği bir zamanda görkemli bir şekilde son bulacaktır.<br />
<br />
Kainatın, mikroorganizmalardan insanlara kadar içindeki tüm canlılar, yıldızlar ve galaksilerle birlikte ortadan kaldırılacağı zaman ayetlerde "saat" olarak ifade edilir. Bu "saat" herhangi bir saat değildir; Kuran'da "kıyamet vakti" anlamında kullanılan belirli ve özel bir saattir.<br />
<br />
Kuran'da "kıyamet saati"nin geleceği haberinin yanı sıra, o zaman yaşanacak olaylar da tüm aşamalarıyla ayrıntılı olarak tasvir edilmiştir: "Gök yarılıp-parçalandığı zaman", "Denizler tutuşturulduğu zaman", "Dağlar kökünden sökülüp savrulduğu zaman", "Güneş köreltildiği zaman"... İnsanların bu dehşet verici felaket karşısındaki korkuları, panikleri ve şaşkınlıkları da ayetlerde detaylı olarak anlatılmış, kaçacak veya saklanacak herhangi bir yer bulamayacakları vurgulanmıştır. Bunlardan çıkaracağımız sonuç, hiç şüphesiz kıyametin kainatın tarihinde benzeri yaşanmayan çok büyük bir felaket olacağıdır. Kıyamet günü hakkındaki detaylı çalışmalarımız "Kıyamet Günü" ve "Ölüm Kıyamet Cehennem" adlı kitaplarımızda bulunmaktadır. Elinizdeki kitap ise kıyametin yaklaşmasına doğru gerçekleşeceği bildirilen olayları konu almaktadır.<br />
<br />
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki kainatı bekleyen kaçınılmaz sonun, her dönemde merak uyandıran bir konu olduğu ayetlerden anlaşılmaktadır. Ayetlerde, insanların Peygamberimiz (sav)'e kıyamet saatinin ne zaman geleceğini sorduğunu Allah şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. (Araf Suresi, 187)<br />
<br />
"O ne zaman demir atacak?" diye sana kıyamet-saatini soruyorlar. (Naziat Suresi, 42)<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'e bu soruya "Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır." (Araf Suresi, 187) şeklinde cevap vermesini Allah emretmiş, böylece kıyametin zamanını sadece Kendisinin bildiğini ifade etmiştir. Kıyametin saati Allah'ın dilemesi dışında kimse tarafından bilinemez, ancak Peygamberimiz (sav)'in hadislerine ve Kuran'da yer alan işaretlere bakılıp yüzyıllık dönem olarak kıyametin hangi dönemde olabileceğine dair tahminde bulunulabilir. "İman eden hiç kimsenin kalmadığı, küfrün hakim olduğu bir dönemde kıyamet kopabilir" denilebilir. Nitekim büyük Ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri ve Suyuti Hazretleri, Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak ümmetin ömrünün Hicri 1500'ü geçmeyeceğini yani 1600'leri bulmayacağını söylemektedirler. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, yine hadislerdeki bilgilere göre, Müslümanların Hicri 1506'lara kadar Allah'ın hak üzerinde galibane olarak devam edeceklerini, Hicri 1545 (Miladi 2120) tarihinde ise kıyametin kopmasının muhtemel olacağını ifade etmektedir.<br />
<br />
Ancak belirtmek gerekir ki, kıyamet saati hakkında bilgi veren birçok ayet bulunmaktadır. Konuyla ilgili diğer ayetleri incelediğimizde önemli bir gerçekle karşılaşırız. Kuran'da kıyamet için bir tarih açıklanmaz, fakat kıyamet öncesinde ortaya çıkacak alametler haber verilir. Bir ayette kıyametin birçok işaretinin bulunduğunu Allah bize şöyle bildirir:<br />
<br />
Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmiştir. Fakat kendilerine geldikten sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlar? (Muhammed Suresi, 18)<br />
<br />
Bu ayette, öncelikle, geleceği bildirilen kıyametin alametlerinin Kuran'da yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu "büyük haber"in işaretlerini anlamak için yapmamız gereken ayetler üzerinde düşünmektir. Aksi takdirde, ayette bildirildiği gibi, kıyamet anı geldikten sonra düşünmenin bir faydası olmayacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinin, yani hadislerinin bir bölümü kıyamet alametleri hakkındadır. Peygamberimiz (sav) hadislerinde hem kıyamet işaretlerini haber vermiş, hem de kıyametin hemen öncesindeki dönem ile ilgili detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Kıyamet alametlerinin ortaya çıkacağı bu devir İslami kaynaklarda "Ahir Zaman" (Son Zaman) şeklinde isimlendirilmiştir. Ahir Zaman ve kıyamet alametleri konuları İslam tarihi boyunca oldukça dikkat çekmiş, İslam alimlerinin ve araştırmacıların eserlerine sık sık konu olmuştur.<br />
<br />
Yüce Allah, Kuran-ı Kerimde İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacağını bildirmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) de, hadislerinde bu büyük ve kutlu olaya ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın vesile olacağını haber vermiştir. Kuran ahlakının gereği olarak ve Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği gibi, İslam ahlakının hakimiyeti sevgiyle olacaktır. İslam ahlakının hakim olmasıyla yeryüzü huzur ve güvenliğe kavuşacak, her türlü kargaşa, çatışma, anarşi ve terör son bulacaktır. Ahir zamanın kargaşalarından ve zulümlerinden büyük sıkıntı duyan insanlar, İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacak olan Hz. Mehdi (as)'ın adaletinden, merhametinden, cömertliğinden, sevgisinden, ilgisinden razı olacaklardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın, Allah'ın izniyle, muhakkak ortaya çıkacağı Peygamberimiz (sav)'in hadis-i şeriflerinde şöyle müjdelenmiştir:</span><br />
<br />
Dünyada tek bir gün kasa bile (kıyamet kopmadan) Allah o günü uzatacak, adı adıma, babasının adı da babamın adına uygun, Ehl-i Beytimden mutlaka bir şahıs (Hz. Mehdi (as)) gelecek, daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olan yeryüzünü adalet ve insafla dolduracak. (Ebu Davud ve Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, s. 365)<br />
<br />
Hadislerde bildirildiğine göre, Hz. Mehdi (as) ahir zamanda zuhur edecek ve İslam ahlakını yeryüzüne hakim edecektir. Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışıyla yeryüzündeki tüm zulüm ve haksızlıklar sona erecek, dünyaya adalet, barış, sevgi, huzur ve güven yerleşecektir. Bu kutlu olaylar bazı hadislerde de şu şekilde haber verilmektedir:<br />
<br />
...Bu emir (Hz. Mehdi (as)) insanlar yeryüzünü daha önce zulümle doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın). (Sünen-i İbni Mace Kitabü-lfiten Tercümesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab: 34; s. 347)<br />
<br />
Hz. Peygamber (sav), en başta İslam'ı (nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi (as) da en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır... (El-Kavlul Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 26)<br />
<br />
Tüm bilgiler biraraya getirildiğinde ortaya önemli bir sonuç çıkmaktadır. Ayet ve hadisler Ahir Zaman'ın iki safhalı olduğunu göstermektedir. Birinci devre dünyanın maddi ve manevi sorunlarla dolu olduğu bir dönem; bunun ardından gelecek ikinci devre ise "Altınçağ" olarak adlandırılan, Kuran ahlakının ve her alanda üstün bir refahın yaşanacağı bir çağdır. Dünyanın, Altınçağ'ın sona ermesiyle birlikte çok hızlı bir sosyal çöküş içine girmesiyle de kıyamet saatinin gelişi beklenmektedir.<br />
<br />
Okuduğunuz kitabın amacı da kıyamet alametlerini ayet ve hadisler doğrultusunda incelemek; bu işaretlerin birbiri ardınca, birebir tasvir edildiği şekilde, içinde yaşadığımız çağda ortaya çıkmaya başladığını gözler önüne sermektir. On dört asır öncesinden bildirilen alametlerin çıkışı, inananların Allah'a olan iman ve bağlılıklarını artıran son derece büyük olaylardır. İlerleyen sayfalardaki çalışmamız da Rabbimizin "Ve de ki: Allah'a hamdolsun. O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız." (Neml Suresi, 93) vaadi doğrultusunda hazırlanmıştır.<br />
<br />
Özellikle belirtmek istediğimiz önemli bir husus da şudur ki, herşeyin en doğrusunu Allah bilir. Her konuda olduğu gibi kıyamet hakkında da O'nun bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in Hadislerinde Haber Verdiği Alametlerin Hepsi Bu Yüzyılda Gerçekleşmiştir<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen bir hadiste;<br />
<br />
"İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (as)'ın yanında toplanacaklardır." (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)<br />
<br />
ifadesiyle Hz. Mehdi (as)'ın  Hicri 1400'de zuhur edeceği açık bir şekilde haber verilmiştir. Yine son 1000 yılın en büyük İslam alimi Üstad Said Nursi külliyatında Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'de zuhur edeceğini bildirmiştir:<br />
<br />
İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318)<br />
<br />
Gerçekten de Hicri 1400'ün başlamasıyla birlikte ise peygamberimiz (sav) tarafından bildirilen ahir zaman alametleri teker teker ve ardı ardına gerçekleşmeye başlamıştır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen birçok hadis; büyük İslam alimi İmam Rabbani'nin ünlü eseri Mektubat-ı Rabbani'de, ehli sünnet hadis literatüründe en önemli altı kitabı olan Kütübi Sitte'de yer almaktadır. Ayrıca Said Nursi Hazretleri'nin eserlerinden olan Barla Lahikası, Kastamonu Lahikası, ve Şualar'da defalarca ve yine Üstad'ın Hicri 1327 yılında Şam'da Emevi Camii'nde on bin kişiye verdiği hutbesinde (Hutbe-i Şamiye'de) Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400 yılında çıkacağı çok açık bir şekilde belirtilmektedir.<br />
<br />
Yine Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda açıklamalar yapan İmam Rabbani, Celalleddin Suyuti, Ahmed bin Hanbel, Üstad Said Nursi Hazretleri gibi büyük İslam alimlerinin eserlerinde yer alan ve İslam ümmetinin ömrünün Hicri 1500'lere kadar olacağını ifade eden izahların varlığı da açıktır:<br />
"BENİM ÜMMETİMIN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK." (Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel, sh. 89.)<br />
<br />
İmam Suyuti, Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda yaptığı açıklamada; ümmetin ömrünün 1500 seneyi aşmayacağını ifade etmiştir:<br />
<br />
BU ÜMMETİN ÖMRÜ bin (1000) seneyi geçecek fakat BİN BEŞYÜZ (1500) SENEYİ AŞMAYACAKTIR. (Kıyamet Alametleri, s. 299) (Celaleddin Suyuti'nin "El-Kesfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar" isimli kitabından nakil)<br />
<br />
Said Nursi ümmetin ömrünün HİCRİ 1506 yılına kadar olacağını söylemektedir:<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURAN'DA KIYAMET ALAMETLERİ<br />
<br />
Kıyamet Saati Yakındır</span><br />
<br />
İnsanların büyük bir bölümü kıyamet günü hakkında bilgi sahibidir. Hemen hemen herkes kıyamet saatinin dehşetinden az veya çok haberdardır. Buna rağmen, insanların büyük çoğunluğunun böylesine hayati bir konuda gösterdikleri ortak bir tepki vardır; kıyamet üzerine düşünmek veya konuşmak istemezler. Kıyamet saati geldiğinde yaşanacak korkuyu akıllarına getirmemek için yoğun bir çaba sarf ederler. Gazetede okudukları bir afet haberinin veya bir felaketi gösteren bir filmin kendilerine kıyameti hatırlatmasına dahi tahammül edemezler. Bu günün mutlaka karşılaşılacak olan büyük bir gerçek olduğunu düşünmekten kaçınırlar. Bu konudan bahseden kişileri dinlemek, bu büyük günü anlatan yazıları okumak istemezler. Bunlar, kıyamet gerçeğinin neden olduğu korkudan kaçmak amacıyla geliştirdikleri yöntemlerden bazılarıdır.<br />
<br />
Çoğu insan da kıyamet saatinin gerçekleşeceğine ciddi anlamda ihtimal vermez. Bunun bir örneğini Kehf Suresi'nde sözleri haber verilen zengin bağ sahibinin ifadelerinde de görmekteyiz:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım. (Kehf Suresi, 36)<br />
<br />
Bu ifadelerde Allah'a inandığını söyleyen, fakat kıyamet gerçeğini düşünmeyen, üstelik ayetlere uygun olmayan iddialar ileri sürenlerin gerçek zihniyetleri gözler önüne serilmektedir.<br />
<br />
Başka bir ayette de kıyamet saati ile ilgili olarak kuşkuya kapılan, şüpheye düşen inkarcılardan Allah şöyle söz eder:<br />
<br />
"Gerçekten Allah'ın vaadi haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur." denildiği zaman siz: "kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zanda (ve tahmin) bulunup zannediyoruz; biz kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz." demiştiniz. (Casiye Suresi, 32)<br />
<br />
Bir kısım insanlar da kıyamet saatini bütünüyle inkar ederler. Böyle bir tavır gösterenleri ise Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet-saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık. (Furkan Suresi, 11)<br />
<br />
Gerçeği öğrenmek amacıyla, bizlere yol gösterecek kaynağımız olan Kuran'a baktığımızda apaçık bir gerçekle karşılaşırız. Kıyamet hakkında kendini kandıran insanlar büyük bir hata yapmaktadırlar. Çünkü Allah ayetlerinde, kıyamet saatinin yakın olduğunu ve bu konuda hiçbir şüpheye yer olmadığını haber vermektedir:<br />
<br />
Gerçek şu ki kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur... (Hac Suresi, 7)<br />
<br />
Biz gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakileri hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o kıyamet-saati de yaklaşarak-gelmektedir... (Hicr Suresi, 85)<br />
<br />
Şüphesiz kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, bunda hiçbir kuşku yok... (Mümin Suresi, 59)<br />
<br />
Allah'ın Kuran'da kıyametle ilgili bildirdiği ayetlerin üzerinden 1400 sene kadar uzun süre geçtiğini, bu sürenin de bir insanın hayatına kıyasla uzun olduğunu düşünenler olabilir. Ancak burada söz konusu olan, Dünya'nın, Güneş'in, yıldızların, kısacası tüm kainatın sonudur. Evrenin milyarlarca senelik geçmişi göz önüne alındığında, on dört yüzyıllık bir zaman diliminin çok kısa Bediüzzaman Said Nursi de benzer bir soruya hikmetli bir teşbih ile şöyle cevap vermiştir:<br />
<br />
Kuran, "kıyamet yakındır" ferman ediyor. Bu kadar sene geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına zarar vermez. Zira kıyamet dünyanın ecelidir. Dünyanın ömrüne nispeten bin veya iki bin sene, bir seneye nispetle bir iki gün veya bir iki dakika gibidir. Kıyamet saati yalnız insaniyetin eceli değil ki onun ömrüne nispet edilip uzak görülsün.1 <br />
<br />
Kuran Ahlakının Tüm Dünyaya Anlatılması<br />
<br />
Kuran ayetlerinde, "Allah'ın sünneti" şeklinde bir ifade ile karşılaşırız. Bu ifade Kuran'da "Allah'ın kanunları" anlamında kullanılmaktadır. Ayetlerde, bu kanunların daima geçerliliğini koruduğu haber verilmiştir. Bu konudaki bir ayette Allah şöyle buyurur:<br />
<br />
(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın. (Ahzab Suresi, 62)<br />
<br />
İşte değişmeyen bu İlahi kurallardan birisi toplumların helak edilmeden önce peygamberler ve elçiler vesilesiyle, bazen de kutsal bir kitap gönderilerek uyarılmasıdır. Bu gerçeği bildiren bir ayet şöyledir:<br />
<br />
Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir Kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık. (Hicr Suresi, 4)<br />
<br />
Tarih boyunca Allah, yıkıma uğrayan her topluma önce, elçiler göndermiş ve hakkı kendilerine bildirmiştir. Buna rağmen isyan ve azgınlığa devam edenler, kendileri için belirlenmiş süreleri dolduğunda helak edilmiş, gelecek nesiller için ibret konusu olmuşlardır. Allah'ın bu kanununu düşündüğümüzde bazı önemli sırlar ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
Kıyamet, dünya üzerindeki tüm toplumların başına gelecek son felakettir. Kuran insanların öğüt alıp düşünmesi için indirilen İlahi kitapların sonuncusudur ve kıyamete kadar tek yol gösterici olarak kalacaktır. Ayetlerde bildirildiği gibi; "...O (Kuran) alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir." (Enam Suresi, 90) Kuran'ın sadece belirli bir zamana ve mekana hitap ettiğini zanneden insanlar ise derin bir gaflet içindedir, çünkü Kuran, tüm "alemler" için ortak bir çağrıdır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) döneminden beri Kuran hakikatleri tüm dünyaya tebliğ edilmektedir. Özellikle içinde yaşadığımız çağ, Allah'ın tarihte benzeri görülmedik teknolojik gelişmeler yaratması vesilesiyle, Kuran'ın emirlerinin tüm insanlığa duyurulabildiği bir dönemdir. Bugün bilim, eğitim, ulaşım ve iletişim alanlarındaki gelişmeler en uç noktaya varmak üzeredir. Özellikle bilgisayar ve internet teknolojileri sayesinde dünyanın dört bir yanındaki insanlar saniyeler içinde birbirleriyle konuşabilmekte, bilgilerini paylaşabilmekte ve iletişim kurabilmektedir. Bilim ve teknoloji devrimi tüm dünya ülkelerini birleştirmekte; "küreselleşme", "dünya vatandaşlığı" gibi ifadeleri söz dağarcığımıza kazandırmaktadır. Kısacası tüm dünyadaki insanları birbirinden ayıran bütün engeller hızla ortadan kalkmaktadır.<br />
<br />
Bu gerçekler ışığında rahatlıkla şunu söylemek mümkündür: Yaşadığımız "Bilgi Çağı"nda Allah, her türlü teknolojik gelişmeyi hizmetimize vermiştir. Müslümanların üzerine düşen sorumluluk da, Allah'ın sunduğu bu imkanları en güzel ve faydalı şekilde kullanmak, dünyanın ayak basılan her noktasında insanları Kuran ahlakına davet etmektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Elçiler</span><br />
<br />
Allah'ın kainatın yaratılışından günümüze kadar var olan değişmeyen kanunlarından önceki bölümde bahsetmiştik. Bu İlahi kanunlardan birisi de elçi gönderilmeyen topluma Allah Katından bir azap gelmemesidir. Allah bu vaadini aşağıdaki ayetlerde şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz. (Kasas Suresi, 59)<br />
<br />
...Biz bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz. (İsra Suresi, 15)<br />
<br />
Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz. (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır). Biz zulmedici değiliz. (Şuara Suresi, 208-209)<br />
<br />
Ayetlerde bildirildiği gibi, Allah toplumların merkezi yerleşim birimlerine uyarıcı-korkutucu olarak elçilerini gönderir. Bu elçiler de insanlara Allah'ın emirlerini bildirirler. Ancak inkarcı toplumlar her dönemde kendilerini uyaran elçileri alayla karşılar, yalancılık, çıkarcılık, delilik gibi çeşitli iftiralarla onları suçlarlar. Ahlaksızlık ve azgınlıklarına devam eden bu toplumları Allah hiç beklemedikleri bir anda büyük bir felaket ile helak etmektedir. Nuh, Lut, Ad, Semud halklarının ve Kuran'da bahsi geçen diğer kavimlerin ibret verici yıkımları söz konusu helaka birer örnektir.<br />
<br />
Allah bize Kuran'da elçilerini şu sebeplerle gönderdiğini belirtmiştir: Toplumu müjdelemek, insanlara sapkın inançlarını bırakıp Allah'ın dinini ve güzel ahlakı yaşamaları için önemli bir fırsat tanımak, elçilerin davetinden sonra insanların kıyamet günü ileri sürecek mazeret ve bahanelerinin kalmaması için onları uyarmak; İşte bu amaçları Allah bir ayette şöyle haber verir:<br />
<br />
Elçiler, müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki, elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın... (Nisa Suresi, 165)<br />
<br />
Ahzab Suresi'nin 40. ayetinde haber verildiği gibi, Peygamberimiz (sav) son peygamberdir. Hz. Muhammed (sav), "...Allah'ın Resulü (elçisi) ve peygamberlerin (nebilerin) sonuncusudur." (Ahzap Suresi, 40) Başka bir ifadeyle, Hz. Muhammed (sav) ile Allah'ın insanlığa gönderdiği vahiyler tamamlanmıştır. Buna karşın Peygamberimiz (sav)'in tebliğ ettiği Kuran'ın anlatılması ve hatırlatılması anlamındaki sorumluluk, kıyamete kadar tüm Müslümanlar için sürmektedir.<br />
<br />
İslam Ahlakının Dünyaya Egemen Olması<br />
<br />
Kuran'da sık sık bildirilen hususlardan biri azgınlıkları ve isyanları nedeniyle Allah'ın helak ettiği kavimler ve bunlardan çıkarılması gereken ibretlerdir. Sözü edilen geçmiş toplumlar ile günümüzdeki bazı toplumlar arasında büyük benzerlikler olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Hatta günümüzde, cinsel sapkınlıklarıyla tanınan Lut kavmi, dolandırıcı ve sahtekar Medyen halkı, alaycı ve kendini beğenmiş Nuh kavmi, isyankar ve azgın Semud halkı, nankör İrem halkı ve helak edilen diğer toplumların tutumlarını bile aşmış şekilde hayat sürdüren kimi insanlar yaşamaktadır. Açıktır ki, tüm bu ahlaki dejenerasyonun arkasında insanın Allah'ı ve yaratılış amacını unutması yatmaktadır.<br />
<br />
İçinde bulunduğumuz dönemdeki cinayet, sosyal adaletsizlik, dolandırıcılık ve hırsızlık vakaları, ahlaki yozlaşma gibi olumsuzluklar insanların bir kısmını umutsuzluğa düşürmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, Allah Kuran'da "rahmetinden umut kesilmemesini" emretmiştir. Ümitsizlik, yılgınlık müminlere özgü özellikler değildir. Allah, şirk koşmadan katıksız olarak Kendisine kulluk eden, O'nun rızasını kazanmaya yönelik hayırlı işler yapan müminleri "güç ve iktidar sahibi" yapacağını müjdelemektedir:<br />
<br />
Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir. Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak; kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)<br />
<br />
Hak dini içtenlikle yaşayan salih kulların yeryüzüne mirasçı kılınmasının İlahi bir kanun olduğunu Allah şöyle bildirir:<br />
<br />
Andolsun, Biz Zikir'den sonra Zebur'da da "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varis olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)<br />
<br />
"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." (İbrahim Suresi, 14)<br />
<br />
Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte Biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14)<br />
<br />
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa) "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek." dedi. (Araf Suresi, 128-129)<br />
<br />
Allah yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)<br />
<br />
Yukarıdaki ayetlerde verilen müjde ile birlikte Allah, müminlere çok önemli bir vaatte daha bulunmaktadır. İslam dini bütün dinlere üstün kılınmak için insanlığa gönderilmiştir. Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)<br />
<br />
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)<br />
<br />
Hiç  kuşkusuz Allah, vaadinin gerçekleşeceğinde şüphe olmayan ve vaadinden dönmeyendir. Sapkın felsefeleri, çarpık ideolojileri ve batıl din anlayışlarını ortadan kaldıracak, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan güzel ahlak İslam ahlakıdır. Yukarıdaki ayetlerde haber verildiği gibi, inkarcıların ve müşriklerin bu büyük müjdeyi engelleyebilmesi ise söz konusu değildir. (Bu konudaki kapsamlı çalışmamızı "Altınçağ" isimli kitabımızda bulabilirsiniz.)<br />
<br />
İslam ahlakının tam anlamıyla yaşanacağı bu dönem sevginin, fedakarlığın, yardımlaşmanın, dürüstlüğün, sosyal adaletin, güven ve huzurun hakim olacağı bir zaman olacaktır. Cennet benzeri özellikleri nedeniyle Altınçağ olarak adlandırılan böyle bir dönem bugüne kadar yaşanmamıştır. Bu kutlu dönem kıyamet öncesinde yaşanacaktır; şu an Allah'ın takdir ettiği zamanı beklemektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. İsa (as)'ın Yeryüzüne Dönüşü</span><br />
<br />
Hz. İsa (as), Allah'ın seçkin kıldığı bir peygamberdir; dünya tarihinde hakkında en çok konuşulan elçilerden de birisidir. Allah'a şükürler olsun ki konuşulanlardan neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamamıza vesile olacak bir kaynak elimizde bulunmaktadır, o da Allah'ın koruması altında bulunan tek İlahi kitap olan Kuran'dır.<br />
<br />
İsa Peygamber (as) ile ilgili gerçek bilgilere ulaşmak için Kuran'a başvurduğumuzda şunları görürüz:<br />
<br />
Hz. İsa (as) Allah'ın elçisi ve kelimesidir. (Nisa Suresi, 171)<br />
<br />
Allah kendisine "İsa Mesih" ismini vermiştir. (Al-i İmran Suresi, 45)<br />
<br />
İnsanlığa bir ayet, bir işaret kılınmıştır. (Enbiya Suresi, 91)<br />
<br />
Hz. İsa (as) daha beşikteyken insanlarla konuşmuş (Al-i İmran Suresi, 46), Allah'ın dilemesiyle birçok mucize göstermiştir. Allah'ın ona lütfettiği bir başka mucizes de yetişkinliğinde yeryüzüne geri dönmesi ve insanlarla konuşmasıdır. (Al-i İmran Suresi, 46; Maide Suresi, 110)<br />
<br />
İsa Peygamber (as) İncil'i tebliğ etmiştir. (Hadid Suresi, 27)<br />
<br />
Üçleme yanılgısına inananlar (Allah'ı tenzih ederiz) doğru yoldan sapmış, küfre düşmüşlerdir. (Maide Suresi, 72)<br />
<br />
İnkarcılar onu öldürmek için tuzak kurmuşlardır, ama Allah bu tuzağı bozmuştur. (Al-i İmran Suresi, 54)<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın ahir zamanda yeniden yeryüzüne dönüşü kıyamet için bir alamettir. (Zuhruf Suresi, 61)<br />
<br />
Hz. İsa (as) tekrar dünyaya geldiğinde ona inanmayan hiç kimse kalmayacaktır. (Nisa Suresi, 159)<br />
<br />
Allah, inkarcıların Hz. İsa (as)'ı öldürmelerine izin vermemiş, onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ve tekrar yeryüzüne döneceğini insanlara müjdelemiştir. Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönüşü ile ilgili olarak da Kuran'da şu haberler verilir:<br />
<br />
İsa Peygamber (as)'ı öldürmek için tuzak kuran inkarcıların onu kesinlikle öldüremediklerini Allah şöyle haber verir:<br />
<br />
Ve : "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (Nisa Suresi, 157)<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın ölmediği insanların yaşadığı boyuttan alınarak, Allah atına yükseltildiğini haber veren ayet şöyledir:<br />
<br />
Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)<br />
<br />
 Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetinde, Hz. İsa (as)'a uyanların kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçirileceği haber verilmektedir. Günümüzden 2000 yıl kadar önce Hz. İsa (as)'a tabi olan havarilerin hiçbir siyasi güce sahip olmadıkları tarihi bir gerçektir. Bu dönem ile günümüz arasında yaşayan ve kendilerini Hıristiyan olarak adlandıranların ise başta teslis (üçleme) olmak üzere pek çok sapkın inancı savundukları, dolayısıyla gerçek anlamda İsevi olarak tabir edilemeyecekleri de açıktır. Çünkü Kuran'ın birçok ayetinde teslise inananların inkara saptıkları ifade edilir. O halde kıyamet saati öncesindeki bir dönemde, inkarcılara üstün gelecek gerçek İseviler ortaya çıkacak Al-i İmran Suresi'ndeki İlahi vaat de böylece tecelli edecektir. Kuşkusuz müjdelenmiş bu topluluk, Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönüşüyle kendini gösterecektir.<br />
<br />
Kuran'da verilen bir diğer bilgi de Hz. İsa (as)'ın vefatından önce tüm Ehli Kitap'ın kendisine iman edeceği şeklindedir:<br />
<br />
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona (Hz. İsa (as)'a) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o (Hz. İsa (as)) da onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 159)<br />
<br />
Bu ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki, Hz. İsa (as) ile ilgili olarak henüz gerçekleşmemiş olan üç İlahi vaat vardır. İlk olarak, İsa Peygamber (as)'ın her insan gibi yaşadıktan sonra öleceği bildirilmektedir. İkinci vaat, tüm Ehli Kitap'ın onu cismani olarak göreceği ve ona yaşarken itaat edeceğidir. Şüphesiz söz konusu bu iki haber de Hz. İsa (as)'ın kıyamet öncesindeki gelişinde gerçekleşecek olaylardır. Ayetteki üçüncü haber olan Hz. İsa (as)'ın Ehli Kitap hakkındaki şahitliği de kıyamet gününde gerçekleşecektir.<br />
<br />
Kuran'da Hz. İsa (as)'ın içinde bulunduğumuz ahir zamanda yeniden yeryüzüne döneceğini açıklayan bir diğer ayet ise Meryem Suresi'nde geçmektedir.<br />
<br />
"Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." (Meryem Suresi, 33)<br />
<br />
Bu ayet Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetiyle birlikte incelendiğinde çok önemli bir gerçeğe işaret etmektedir. Al-i İmran Suresi'ndeki ayette Hz. İsa (as)'ın Allah katına yükseltildiği ifade edilmektedir. Bu ayette ölme ya da öldürülme ile ilgili bir bilgi verilmemektedir. Ancak Meryem Suresi'nin 33. ayetinde Hz. İsa (as)'ın öleceği günden bahsedilmektedir. Bu ikinci ölüm ise ancak Hz. İsa (as)'ın ikinci kez dünyaya gelişi ve bir süre yaşadıktan sonra, vefat etmesiyle mümkün olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönüşünü haber veren bir diğer ayet şöyledir:</span><br />
<br />
Ona (Hz. İsa (as)'a) kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. (Al-i İmran Suresi, 48)<br />
<br />
Bu ayette geçen "kitap" kelimesinin neyi ifade ettiğini anlamak için konuyla ilgili diğer Kuran ayetlerine baktığımızda şunu görürüz: Tevrat ve İncil ile birlikte aynı ayette kullanılması halinde kitap, Kuran anlamını ifade etmektedir; Al-i İmran Suresi'nin 3. ayeti buna bir örnek olarak verilebilir. Bu durumda, 48. ayetteki Hz. İsa (as)'ın öğreneceği bildirilen kitap da ancak Kuran olabilir. İsa Peygamber (as)'ın bundan yaklaşık 2000 sene önceki yaşamında, Tevrat ve İncil üzerine bilgi sahibi olduğu bilinmektedir. Kuran'ı öğrenmesinin ise yeryüzüne yeniden gelişinde gerçekleşeceği açıktır.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi'nin 59. ayetindeki "şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir" ifadesi de oldukça dikkat çekicidir. Bu ayette iki peygamber arasındaki bazı benzerliklere dikkat çekilmiş olabilir. Bilindiği gibi, hem Hz. Adem (as) hem de Hz. İsa (as) babasızdır. Ayrıca yukarıdaki ayette, Hz. Adem (as)'ın cennetten yeryüzüne indirilmesi Hz. İsa (as)'ın içinde bulunduğumuz Ahir Zaman'da Allah Katından yeryüzüne indirilmesine de benzetilmiş olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kuran'da Hz. İsa (as) ile ilgili şöyle bir bilgi de verilmektedir:</span><br />
<br />
Şüphesiz o (Hz. İsa (as)) kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. (Zuhruf Suresi, 61)<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın Kuran'ın indirilişinden altı yüzyıl önce yaşadığını biliyoruz. O halde yukarıdaki ayette bildirilen, onun ilk hayatının değil Ahir Zaman'daki dönüşünün kıyamet için bir bilgi kaynağı olacağıdır. Hz. İsa (as)'ın ikinci gelişi hem Hıristiyan hem de İslam dünyasında sabırsızlıkla beklenmektedir. Bu kutlu misafirin yeryüzünü şereflendirmesiyle de çok önemli bir kıyamet alameti daha tecelli etmiş olacaktır.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın tekrar dünyaya geleceği ile ilgili bir başka delil ise Maide Suresi 110. ayette ve Al-i İmran Suresi 46. ayette geçen "kehlen" kelimesidir. Ayetlerde Allah şu şekilde buyurur:<br />
<br />
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin (kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun..." (Maide Suresi, 110)<br />
<br />
"Beşikte de, yetişkinliğinde (kehlen) de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir." (Al-i İmran Suresi, 46)<br />
<br />
Bu kelime Kuran'da sadece yukarıdaki iki ayette ve sadece Hz. İsa (as) için kullanılmaktadır. Hz. İsa (as)'ın yetişkin halini ifade etmek için kullanılan "kehlen" kelimesinin anlamı "otuz ile elli yaşları arasında, gençlik devresini bitirip ihtiyarlığa ayak basan, yaşı kemale ermiş kimse" şeklindedir. Bu kelime İslam alimleri arasında ittifakla "35 yaş sonrası döneme işaret ediyor" şeklinde çevrilmektedir.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın genç bir yaş olan otuz yaşının başlarında göğe yükseldiğini, yeryüzüne indikten sonra kırk yıl kalacağını ifade eden ve İbn Abbas'tan rivayet edilen hadise dayanan İslam alimleri, Hz. İsa (as)'ın yaşlılık döneminin, tekrar dünyaya gelişinden sonra olacağını, dolayısıyla bu ayetin, Hz. İsa (as)'ın nüzulüne (yeniden yeryüzüne gelişine) dair bir delil olduğunu söylemektedirler. (Faslu'l-Makal fi Ref'I İsa Hayyen ve Nüzulihi ve Katlihi'd-Deccal, s. 20)<br />
<br />
Kuran ayetlerine bakıldığında bu ifadenin bir tek Hz. İsa için kullanıldığını görürüz. Tüm peygamberler insanlarla konuşup, onları dine davet etmişlerdir. Hepsi de yetişkin oldukları dönemde tebliğ görevini yerine getirmişlerdir. Ancak Kuran'da hiçbir peygamber için bu şekilde bir ifade kullanılmamıştır. Bu ifade sadece Hz. İsa (as) için ve mucizevi bir durumu ifade etmek amacıyla kullanılmıştır. Çünkü ayetlerde birbiri ardından gelen "beşikte" ve "yetişkin iken" kelimeleri iki büyük mucizevi zamana dikkat çeker.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın beşikteyken konuşması Allah'ın dilemesiyle gerçekleşen bir mucizedir. Bu görülmüş bir olay değildir ve ayetlerde bu mucizevi olay birçok kez anlatılmaktadır. Bu kelimenin hemen ardından gelen "yetişkin iken de insanlarla konuşması" şeklindeki ifadenin de bir mucize olduğu anlaşılmaktadır. Eğer "yetişkin iken" ifadesi, Hz. İsa (as)'ın Allah Katına alınmadan önceki hayatına işaret ediyor olsaydı, o zaman Hz. İsa (as)'ın konuşuyor olması bir mucize olmayacaktı. Bir mucize olmadığı için de beşikteyken konuşmasının ardından ve bu mucizevi durumla eşdeğer bir anlamda kullanılmazdı. O zaman "beşikten yetişkin oluncaya kadar" şeklinde bir ifade kullanılırdı ki, bu da, Hz. İsa (as)'ın beşikte konuşmaya başlamasından göğe yükseltilmesine kadar süren tebliğini anlatmış olurdu. Ancak ayette iki büyük mucizevi zamana dikkat çekilmektedir. Bunlardan birincisi beşikteyken konuşması, ikincisi ise yetişkin iken konuşmasıdır. Dolayısıyla mucizevi bir döneme işaret eden "yetişkin iken" ifadesi, Hz. İsa (as)'ın mucizevi bir şekilde tekrar yeryüzüne döndükten sonraki dönemde, yetişkin iken insanlarla konuşmasıdır.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne ikinci kez gelişi hakkındaki bilgiler Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde de mevcuttur. Peygamberimiz (sav)'in birçok hadisinde bu müjdenin yanı sıra Hz. İsa (as)'ın dünyada yapacakları ile ilgili haberler de bulunmaktadır. Bu konu hadisler doğrultusunda, elinizdeki kitabın "Hz. İsa (as) ve Sahte Peygamberler" bölümünde incelenmektedir. (Daha geniş bilgi edinmek isteyenler "Hz. İsa (as) Gelecek" isimli kitabımızdan faydalanabilir.)<br />
<br />
Burada önemli bir konuyu daha hatırlatmakta yarar vardır: Hz. Muhammed (sav) Allah'ın insanlara gönderdiği son peygamberdir. Allah Peygamberimiz (sav)'e Kuran'ı vahyetmiş ve kıyamete kadar tüm insanları Kuran'a uymaktan sorumlu tutmuştur. Hz. İsa (as) da Ahir Zaman'da bir mucize olarak dünyaya gelecek, ancak Peygamberimiz (sav)'in de bildirdiği gibi, yeni bir din getirmeyecektir. Peygamberimiz (sav) tarafından insanlığa öğretilen hak din Kuran'da bildirilen İslam dinidir ve Hz. İsa (as) da yeryüzüne ikinci gelişinde Kuran'a tabi olacaktır.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (sav)in hadislerinde bildirildiğine göre, Hz. Mehdi (as) da ahir zamanda zuhur edecek ve Hz. İsa (as) ile birlikte İslam ahlakını yeryüzüne hakim edecektir. Bu iki kutlu insanın vesile olmasıyla yeryüzündeki tüm zulüm ve haksızlıklar sona erecek; dünyaya adalet, barış, sevgi, huzur ve güven yerleşecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecektir</span><br />
<br />
Her yüz senede bir din ahlakını bidatlerden kurtarmak ve yenilemek için Allah tarafından bir zatın gönderildiği, Sünen-i Ebu Davud, Mektubat-ı Rabbani gibi büyük ve muteber ehli sünnet alimlerinin eserlerinde açık bir şekilde belirtilmiştir:<br />
<br />
Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuş: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah her yüz senenin başında şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karışmış batıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, 5/100)<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen hadislerde ahir zamanda zuhur edeceği müjdelenen Hz. Mehdi (as)'ın çıkış zamanı olarak ise Hicri 1400 yılı verilmiştir:<br />
<br />
"İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (as)'ın yanında toplanacaklardır." (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)<br />
<br />
Bu 100 yıllık sürede İslam ahlakı belli bir süreç içinde tüm dünyaya hakim olacak, din ahlakına karşı mücadele veren deccaliyet sistemi ise tamamen ortadan kalkacaktır. Ancak aşağı yukarı 100 sene kadar sürecek olan bu yükselme döneminin ardından yani Hicri 1500'lerle birlikte Dünya yeniden bir bozulma sürecine girecektir. Ehl-i Sünnetin büyük hadis ve fıkıh alimlerinden biri olan İmam Ahmed İbni Hanbel gibi birçok alimin birbirlerinden naklettikleri bir hadiste Peygamberimiz (sav) kendine kadar dünyada geçen zamanın 5600 yıl olduğunu bildirerek insanlık tarihinin başlangıcı hakkında önemli bir bilgi vermiştir:<br />
<br />
Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti: DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sf. 89)<br />
<br />
Diğer yandan başka birçok hadiste ise dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna dair açık izahlar bulunmaktadır:<br />
<br />
Enes Malik 'den tahric etti. O dedi ki, Resulullah (sav) buyurdu: DÜNYANIN ÖMRÜ, AHİRET GÜNLERİNDE YEDİ GÜNDÜR. Allah-u Teala buyurdu ki: RABBİN KATINDA BİR GÜN SİZİN SAYDIKLARINIZDAN BİN YIL GİBİDİR. Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişcesine ŞU DÜNYANIN YEDİ BİN YILLIK ÖMRÜ MÜDDETİNCE SEVAP YAZAR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 88)<br />
<br />
Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni 'den rivayet ettiler: Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (sav)'e anlattım. Bu rüyada Peygamber (sav) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi: O buyurdu ki, YEDİ BASAMAKLI GÖRDÜĞÜN MİNBER ŞU DÜNYANIN ÖMRÜ OLAN YEDİ BİN SENEDİR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 89)<br />
<br />
Hicri 1300'ün ve son bin yılın en büyük müceddidi olan Üstad Said Nursi Hazretleri ise İslam ahlakının hakimiyet süresi için Hicri 1500'leri vermiştir. Üstad bu tarihlere kadar ki dönemin Müslümanların açık ve aşikar galibiyet dönemleri olacağını ifade etmiştir. Bundan sonraki yıllarda ise İslam ahlakının dünya üzerindeki yükseliş döneminin sona ereceği ve kafirler için bir kıyamet kopmasının Hicri 1545 itibariyle söz konusu olacağını söylemiştir. (Doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."<br />
<br />
"Ümmetimden bir taife.." fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder. (Kastamonu Lahikası, s. 33)<br />
<br />
Büyük ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri de dünyanın ömrünün Hicri 1600'e ulaşmayacağını yani Hicri 1500'lü yıllar içinde kıyametin kopmasının Allah'ın izniyle beklendiğini ifade etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BU ÜMMETIN ÖMRÜ BİN SENEYİ GEÇECEK, FAKAT BİN BEŞ YÜZ SENEYİ AŞMAYACAKTIR...</span> (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 299)<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen hadise dayalı olarak Suyuti Hazretleri ise yaptığı açıklamada şöyle belirtmektedir:<br />
<br />
"BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK."  (Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel, sh. 89)<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden ve büyük İslam alimlerinin açıklamalarından da açıkça anlaşıldığı üzere, içinde bulunduğumuz Hicri 1400'ler Hz. İsa (as)'ın gelişi ve Hz. Mehdi (as)'ın zuhur çağıdır. Bu yüzyılda Hz. Isa (as) yeniden yeryüzüne gelecek, Hz. Mehdi (as) zuhur edecek ve İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ay'ın Yarılması</span><br />
<br />
Kuran'ın 54. Suresi'nin adı olan "Kamer"in Türkçe karşılığı "Ay"dır. Bu surenin büyük bir bölümünde, kendilerine gönderilen peygamberlerin "uyarılarını yalanlayan" Nuh, Ad, Semud ve Lut halkının, Firavun ve çevresinin başlarına gelen yıkımlar anlatılır. Aynı zamanda birinci ayette kıyamet vakti ile ilgili çok önemli bir haber verilir:<br />
<br />
Saat (kıyamet saati) yakınlaştı ve Ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1) Ayette kullanılan "yarmak" fiilinin Arapça karşılığı "şakka"dır. Bu kelimenin Arapçada farklı anlamları bulunmaktadır. Bazı Kuran tefsirlerinde "ikiye yarılmak" manası tercih edilmektedir. Bununla birlikte, "şakka" kelimesi Arapçada "toprağı sürme, toprağı kazma" anlamlarında kullanılmaktadır.<br />
<br />
İkinci anlamına örnek olarak, Abese Suresi'nin 26. ayetinde geçen kullanımını verebiliriz:<br />
<br />
Biz, şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık. Sonra yeri yardıkça yardık. Böylece onda taneler bitirdik, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar. (Abese Suresi, 25-29)<br />
<br />
Açıkça görüldüğü gibi, bu ayetteki "şakka" ifadesi "yerin ikiye yarılması" manasında değil, "çeşitli bitkilerin yetişmesi için toprağın sürülerek yarılması" anlamında kullanılmıştır.<br />
<br />
İşte tam bu noktada, 1969 yılına geri döndüğümüzde Kuran'ın çok büyük bir mucizesiyle karşılaşmaktayız. Kamer Suresi'nde on dört yüzyıl öncesinden haber verilen ayet, 20 Temmuz 1969'da Ay yüzeyinde yapılan çalışmalar ile gerçekleşmiştir. Amerikalı astronotların Ay'a ayak basarak, Ay toprağı üzerinde bilimsel araştırmalar yapmaları, taş ve toprak örnekleri toplamaları ayın yarılması ayetindeki ifadelere tam olarak uymaktadır.<br />
<br />
Astronotlar Ay yüzeyinde bulundukları süre boyunca bilimsel çalışma ve deneyler yapmışlar, 22 kilogram ağırlığında taş ve toprak örneği toplamışlardır. Bu numuneler daha sonra büyük bir ilgi odağı olmuştur. NASA'nın raporlarında halkın örneklere gösterdiği alakanın, muhtemelen 20. yüzyıldaki diğer uzay araştırmalarının topladığı ilginin üstünde olduğu belirtilmiştir.2<br />
<br />
Bununla birlikte 2009 yılının Ekim ayı içerisinde de ayette bildirilen bu olaya işaret eden bir gelişme daha yaşanmıştır. Ay'da su aramaları yapan NASA, Ay'ı bombalamış ve 9000km'lik hızla gerçekleşen bu çarpmanın etkisiyle 350 ton ağırılında bir toz bulutu oluşmuştur. Yani, Ay'ın yüzeyi bir kez daha yarılmıştır. Ayette haber verildiği gibi "Saat'in" yani Hz. İsa (as)'ın gelişinin, Hz. Mehdi (as)'ın zuhurunun, Dabbetül-Arzın çıkışının, kıyametin kopmasının yaklaştığı vakitte Ay yarılmıştır. Görüldüğü gibi bu ayette, Peygamber Efendimiz (sav)in Allah'ın takdiriyle gösterttiği Ayın yarılması mucizesinin dışında söz konusu olaylara da işaret edilmektedir.<br />
<br />
Şunu da belirtelim ki, sözü edilen alameti haber veren ayetlerin devamında çok önemli bir ihtar vardır. Bu ayetlerde, Allah Katından gelen işaretlerin insanları gaflet ve hatalarından döndürecek büyük fırsatlar olduğu, bu uyarıları gördükleri halde yalanlayanların "ne tanınmış-ne görülmüş" bir gün olarak tanıtılan kıyamet günü diriltildiklerinde pişman olacakları hatırlatılmaktadır:<br />
<br />
Saat (kıyamet saati) yakınlaştı ve Ay yarıldı.<br />
<br />
Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve "(Bu) süregelen bir büyüdür" derler.<br />
<br />
Yalanladılar ve kendi hevalarına (istek ve tutkularına) uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.'<br />
<br />
Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.<br />
<br />
(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.<br />
<br />
Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağrıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün...<br />
<br />
Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.<br />
<br />
Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün". (Kamer Suresi, 1-8)<br />
<br />
<br />
<br />
"... Birinci cümle, BİN BEŞ YÜZ (1500) makamiyle ahir zamanda bir taife-i mücahidinin (din için çalışanların) son zamanlarına ve ikinci cümle, BİN BEŞ YÜZ ALTI (1506) makamiyle galibane (galip olan) mücahedenin (Allah yolunda gösterilen çabanın) tarihine... işaret eder. (...) bu tarihe kadar (1506) zahir (görünen) ve aşikarane (açık, belli), belki galibane devam edeceğine remze yakın (işaret yoluyla) ima eder." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 46)<br />
<br />
Yine üstad, Kastamonu Lahikası'nın 33. sayfasında kıyametin kopma tarihini 1545 olarak vermiştir. (Doğrusunu Allah  bilir.)<br />
<br />
"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."<br />
<br />
"Ümmetimden bir taife.." fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder. (Kastamonu Lahikası, s. 33)<br />
<br />
Bu sahih kaynaklar doğrultusunda Hz. İsa (as) (as)'ın yeniden yeryüzüne dönüşünün, Hz. Mehdi (as)'ın çıkışının, İslam ahlakının yeryüzüne hakim oluşunun vaktinin Hicri 1400'den sonraki bir yüzyılda olmayacağı son derece açıktır. Hicri 1400 yılı İslam ahlakının, Hz. İsa (as) (as) ve Hz. Mehdi (as) önderliğinde tüm dünyaya hakim olacak, ardından ise yeniden çok büyük bir bozulma yaşanacak, bu bozulmanın sonunda kıyamet kopacaktır.<br />
<br />
Tüm Müslümanların, Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen ahir zaman ile ilgili sahih hadislere ve en büyük İslam alimlerinin izahlarına kesinlikle itibar etmeleri gerekmektedir. Aksinde aşağıda örneklerine yer vereceğimiz ve tamamı arka arkaya gerçekleşen bu alametleri görmezden gelmek bunların bir defa daha arka arkaya gerçekleşmesi gerektiğini iddia etmek anlamına gelir. Oysa bu alametler zaten bir kez ve bir sıra şeklinde meydana gelmiştir. Ve bu durum Müslümanların, Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği ahir zamanın içinde yaşadıklarını anlamaları için yeterlidir. Gerçekleşen söz konusu yüzlerce alamete rağmen "aynı alametler birkez daha olsun" demek akla ve mantığa kesinlikle uygun olmaz. Samimi bir Müslüman için, bu alametlerin Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği şekilde gerçekleştiğini bir kere görmek kesinlikle ahir zamanda yaşadığımıza, Hz. Mehdi (as)'ın inşaAllah zuhur etmiş olduğuna, Hz. İsa (as) (as)'ın bu dönem içinde geleceğine ve kıyametin yaklaşarak geldiğine inanması için yeterlidir. </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet Alametleri</span></span><br />
<br />
Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar?<br />
İşte onun işaretleri gelmiştir...<br />
(Muhammed Suresi, 18)    <br />
<br />
Tarih boyunca pek çok insan dağların heybetli yapılarını, yıldızların ve Güneş'in büyüklüklerini kendi ilkel anlayışlarına göre yorumlamış; evrenin sonsuza kadar var olacağını zannetmişlerdir. Bu batıl inanış putperest ve maddeci Yunan felsefelerinin, Sümer ve Mısır dinlerinin bel kemiğini oluşturmuştur.<br />
<br />
Böyle bir inanca sahip insanların büyük bir yanılgı içinde oldukları bizlere Kuran'da bildirilmiştir. Allah'ın Kuran'da verdiği haberlerden biri evrenin yaratıldığı ve bir sonunun olduğu gerçeğidir. Tüm insanlar ve canlılar gibi evrenin de bir ölümü vardır. Milyarlarca senedir işleyen kusursuz düzen herşeyi yaratan Rabbimizin eseridir ve bu düzen O'nun emriyle ve O'nun belirlediği bir zamanda görkemli bir şekilde son bulacaktır.<br />
<br />
Kainatın, mikroorganizmalardan insanlara kadar içindeki tüm canlılar, yıldızlar ve galaksilerle birlikte ortadan kaldırılacağı zaman ayetlerde "saat" olarak ifade edilir. Bu "saat" herhangi bir saat değildir; Kuran'da "kıyamet vakti" anlamında kullanılan belirli ve özel bir saattir.<br />
<br />
Kuran'da "kıyamet saati"nin geleceği haberinin yanı sıra, o zaman yaşanacak olaylar da tüm aşamalarıyla ayrıntılı olarak tasvir edilmiştir: "Gök yarılıp-parçalandığı zaman", "Denizler tutuşturulduğu zaman", "Dağlar kökünden sökülüp savrulduğu zaman", "Güneş köreltildiği zaman"... İnsanların bu dehşet verici felaket karşısındaki korkuları, panikleri ve şaşkınlıkları da ayetlerde detaylı olarak anlatılmış, kaçacak veya saklanacak herhangi bir yer bulamayacakları vurgulanmıştır. Bunlardan çıkaracağımız sonuç, hiç şüphesiz kıyametin kainatın tarihinde benzeri yaşanmayan çok büyük bir felaket olacağıdır. Kıyamet günü hakkındaki detaylı çalışmalarımız "Kıyamet Günü" ve "Ölüm Kıyamet Cehennem" adlı kitaplarımızda bulunmaktadır. Elinizdeki kitap ise kıyametin yaklaşmasına doğru gerçekleşeceği bildirilen olayları konu almaktadır.<br />
<br />
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki kainatı bekleyen kaçınılmaz sonun, her dönemde merak uyandıran bir konu olduğu ayetlerden anlaşılmaktadır. Ayetlerde, insanların Peygamberimiz (sav)'e kıyamet saatinin ne zaman geleceğini sorduğunu Allah şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. (Araf Suresi, 187)<br />
<br />
"O ne zaman demir atacak?" diye sana kıyamet-saatini soruyorlar. (Naziat Suresi, 42)<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'e bu soruya "Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır." (Araf Suresi, 187) şeklinde cevap vermesini Allah emretmiş, böylece kıyametin zamanını sadece Kendisinin bildiğini ifade etmiştir. Kıyametin saati Allah'ın dilemesi dışında kimse tarafından bilinemez, ancak Peygamberimiz (sav)'in hadislerine ve Kuran'da yer alan işaretlere bakılıp yüzyıllık dönem olarak kıyametin hangi dönemde olabileceğine dair tahminde bulunulabilir. "İman eden hiç kimsenin kalmadığı, küfrün hakim olduğu bir dönemde kıyamet kopabilir" denilebilir. Nitekim büyük Ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri ve Suyuti Hazretleri, Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak ümmetin ömrünün Hicri 1500'ü geçmeyeceğini yani 1600'leri bulmayacağını söylemektedirler. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, yine hadislerdeki bilgilere göre, Müslümanların Hicri 1506'lara kadar Allah'ın hak üzerinde galibane olarak devam edeceklerini, Hicri 1545 (Miladi 2120) tarihinde ise kıyametin kopmasının muhtemel olacağını ifade etmektedir.<br />
<br />
Ancak belirtmek gerekir ki, kıyamet saati hakkında bilgi veren birçok ayet bulunmaktadır. Konuyla ilgili diğer ayetleri incelediğimizde önemli bir gerçekle karşılaşırız. Kuran'da kıyamet için bir tarih açıklanmaz, fakat kıyamet öncesinde ortaya çıkacak alametler haber verilir. Bir ayette kıyametin birçok işaretinin bulunduğunu Allah bize şöyle bildirir:<br />
<br />
Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmiştir. Fakat kendilerine geldikten sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlar? (Muhammed Suresi, 18)<br />
<br />
Bu ayette, öncelikle, geleceği bildirilen kıyametin alametlerinin Kuran'da yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu "büyük haber"in işaretlerini anlamak için yapmamız gereken ayetler üzerinde düşünmektir. Aksi takdirde, ayette bildirildiği gibi, kıyamet anı geldikten sonra düşünmenin bir faydası olmayacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinin, yani hadislerinin bir bölümü kıyamet alametleri hakkındadır. Peygamberimiz (sav) hadislerinde hem kıyamet işaretlerini haber vermiş, hem de kıyametin hemen öncesindeki dönem ile ilgili detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Kıyamet alametlerinin ortaya çıkacağı bu devir İslami kaynaklarda "Ahir Zaman" (Son Zaman) şeklinde isimlendirilmiştir. Ahir Zaman ve kıyamet alametleri konuları İslam tarihi boyunca oldukça dikkat çekmiş, İslam alimlerinin ve araştırmacıların eserlerine sık sık konu olmuştur.<br />
<br />
Yüce Allah, Kuran-ı Kerimde İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacağını bildirmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) de, hadislerinde bu büyük ve kutlu olaya ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın vesile olacağını haber vermiştir. Kuran ahlakının gereği olarak ve Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği gibi, İslam ahlakının hakimiyeti sevgiyle olacaktır. İslam ahlakının hakim olmasıyla yeryüzü huzur ve güvenliğe kavuşacak, her türlü kargaşa, çatışma, anarşi ve terör son bulacaktır. Ahir zamanın kargaşalarından ve zulümlerinden büyük sıkıntı duyan insanlar, İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacak olan Hz. Mehdi (as)'ın adaletinden, merhametinden, cömertliğinden, sevgisinden, ilgisinden razı olacaklardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın, Allah'ın izniyle, muhakkak ortaya çıkacağı Peygamberimiz (sav)'in hadis-i şeriflerinde şöyle müjdelenmiştir:</span><br />
<br />
Dünyada tek bir gün kasa bile (kıyamet kopmadan) Allah o günü uzatacak, adı adıma, babasının adı da babamın adına uygun, Ehl-i Beytimden mutlaka bir şahıs (Hz. Mehdi (as)) gelecek, daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olan yeryüzünü adalet ve insafla dolduracak. (Ebu Davud ve Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, s. 365)<br />
<br />
Hadislerde bildirildiğine göre, Hz. Mehdi (as) ahir zamanda zuhur edecek ve İslam ahlakını yeryüzüne hakim edecektir. Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışıyla yeryüzündeki tüm zulüm ve haksızlıklar sona erecek, dünyaya adalet, barış, sevgi, huzur ve güven yerleşecektir. Bu kutlu olaylar bazı hadislerde de şu şekilde haber verilmektedir:<br />
<br />
...Bu emir (Hz. Mehdi (as)) insanlar yeryüzünü daha önce zulümle doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın). (Sünen-i İbni Mace Kitabü-lfiten Tercümesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab: 34; s. 347)<br />
<br />
Hz. Peygamber (sav), en başta İslam'ı (nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi (as) da en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır... (El-Kavlul Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 26)<br />
<br />
Tüm bilgiler biraraya getirildiğinde ortaya önemli bir sonuç çıkmaktadır. Ayet ve hadisler Ahir Zaman'ın iki safhalı olduğunu göstermektedir. Birinci devre dünyanın maddi ve manevi sorunlarla dolu olduğu bir dönem; bunun ardından gelecek ikinci devre ise "Altınçağ" olarak adlandırılan, Kuran ahlakının ve her alanda üstün bir refahın yaşanacağı bir çağdır. Dünyanın, Altınçağ'ın sona ermesiyle birlikte çok hızlı bir sosyal çöküş içine girmesiyle de kıyamet saatinin gelişi beklenmektedir.<br />
<br />
Okuduğunuz kitabın amacı da kıyamet alametlerini ayet ve hadisler doğrultusunda incelemek; bu işaretlerin birbiri ardınca, birebir tasvir edildiği şekilde, içinde yaşadığımız çağda ortaya çıkmaya başladığını gözler önüne sermektir. On dört asır öncesinden bildirilen alametlerin çıkışı, inananların Allah'a olan iman ve bağlılıklarını artıran son derece büyük olaylardır. İlerleyen sayfalardaki çalışmamız da Rabbimizin "Ve de ki: Allah'a hamdolsun. O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız." (Neml Suresi, 93) vaadi doğrultusunda hazırlanmıştır.<br />
<br />
Özellikle belirtmek istediğimiz önemli bir husus da şudur ki, herşeyin en doğrusunu Allah bilir. Her konuda olduğu gibi kıyamet hakkında da O'nun bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in Hadislerinde Haber Verdiği Alametlerin Hepsi Bu Yüzyılda Gerçekleşmiştir<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen bir hadiste;<br />
<br />
"İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (as)'ın yanında toplanacaklardır." (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)<br />
<br />
ifadesiyle Hz. Mehdi (as)'ın  Hicri 1400'de zuhur edeceği açık bir şekilde haber verilmiştir. Yine son 1000 yılın en büyük İslam alimi Üstad Said Nursi külliyatında Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'de zuhur edeceğini bildirmiştir:<br />
<br />
İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318)<br />
<br />
Gerçekten de Hicri 1400'ün başlamasıyla birlikte ise peygamberimiz (sav) tarafından bildirilen ahir zaman alametleri teker teker ve ardı ardına gerçekleşmeye başlamıştır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen birçok hadis; büyük İslam alimi İmam Rabbani'nin ünlü eseri Mektubat-ı Rabbani'de, ehli sünnet hadis literatüründe en önemli altı kitabı olan Kütübi Sitte'de yer almaktadır. Ayrıca Said Nursi Hazretleri'nin eserlerinden olan Barla Lahikası, Kastamonu Lahikası, ve Şualar'da defalarca ve yine Üstad'ın Hicri 1327 yılında Şam'da Emevi Camii'nde on bin kişiye verdiği hutbesinde (Hutbe-i Şamiye'de) Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400 yılında çıkacağı çok açık bir şekilde belirtilmektedir.<br />
<br />
Yine Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda açıklamalar yapan İmam Rabbani, Celalleddin Suyuti, Ahmed bin Hanbel, Üstad Said Nursi Hazretleri gibi büyük İslam alimlerinin eserlerinde yer alan ve İslam ümmetinin ömrünün Hicri 1500'lere kadar olacağını ifade eden izahların varlığı da açıktır:<br />
"BENİM ÜMMETİMIN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK." (Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel, sh. 89.)<br />
<br />
İmam Suyuti, Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda yaptığı açıklamada; ümmetin ömrünün 1500 seneyi aşmayacağını ifade etmiştir:<br />
<br />
BU ÜMMETİN ÖMRÜ bin (1000) seneyi geçecek fakat BİN BEŞYÜZ (1500) SENEYİ AŞMAYACAKTIR. (Kıyamet Alametleri, s. 299) (Celaleddin Suyuti'nin "El-Kesfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar" isimli kitabından nakil)<br />
<br />
Said Nursi ümmetin ömrünün HİCRİ 1506 yılına kadar olacağını söylemektedir:<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURAN'DA KIYAMET ALAMETLERİ<br />
<br />
Kıyamet Saati Yakındır</span><br />
<br />
İnsanların büyük bir bölümü kıyamet günü hakkında bilgi sahibidir. Hemen hemen herkes kıyamet saatinin dehşetinden az veya çok haberdardır. Buna rağmen, insanların büyük çoğunluğunun böylesine hayati bir konuda gösterdikleri ortak bir tepki vardır; kıyamet üzerine düşünmek veya konuşmak istemezler. Kıyamet saati geldiğinde yaşanacak korkuyu akıllarına getirmemek için yoğun bir çaba sarf ederler. Gazetede okudukları bir afet haberinin veya bir felaketi gösteren bir filmin kendilerine kıyameti hatırlatmasına dahi tahammül edemezler. Bu günün mutlaka karşılaşılacak olan büyük bir gerçek olduğunu düşünmekten kaçınırlar. Bu konudan bahseden kişileri dinlemek, bu büyük günü anlatan yazıları okumak istemezler. Bunlar, kıyamet gerçeğinin neden olduğu korkudan kaçmak amacıyla geliştirdikleri yöntemlerden bazılarıdır.<br />
<br />
Çoğu insan da kıyamet saatinin gerçekleşeceğine ciddi anlamda ihtimal vermez. Bunun bir örneğini Kehf Suresi'nde sözleri haber verilen zengin bağ sahibinin ifadelerinde de görmekteyiz:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım. (Kehf Suresi, 36)<br />
<br />
Bu ifadelerde Allah'a inandığını söyleyen, fakat kıyamet gerçeğini düşünmeyen, üstelik ayetlere uygun olmayan iddialar ileri sürenlerin gerçek zihniyetleri gözler önüne serilmektedir.<br />
<br />
Başka bir ayette de kıyamet saati ile ilgili olarak kuşkuya kapılan, şüpheye düşen inkarcılardan Allah şöyle söz eder:<br />
<br />
"Gerçekten Allah'ın vaadi haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur." denildiği zaman siz: "kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zanda (ve tahmin) bulunup zannediyoruz; biz kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz." demiştiniz. (Casiye Suresi, 32)<br />
<br />
Bir kısım insanlar da kıyamet saatini bütünüyle inkar ederler. Böyle bir tavır gösterenleri ise Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet-saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık. (Furkan Suresi, 11)<br />
<br />
Gerçeği öğrenmek amacıyla, bizlere yol gösterecek kaynağımız olan Kuran'a baktığımızda apaçık bir gerçekle karşılaşırız. Kıyamet hakkında kendini kandıran insanlar büyük bir hata yapmaktadırlar. Çünkü Allah ayetlerinde, kıyamet saatinin yakın olduğunu ve bu konuda hiçbir şüpheye yer olmadığını haber vermektedir:<br />
<br />
Gerçek şu ki kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur... (Hac Suresi, 7)<br />
<br />
Biz gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakileri hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o kıyamet-saati de yaklaşarak-gelmektedir... (Hicr Suresi, 85)<br />
<br />
Şüphesiz kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, bunda hiçbir kuşku yok... (Mümin Suresi, 59)<br />
<br />
Allah'ın Kuran'da kıyametle ilgili bildirdiği ayetlerin üzerinden 1400 sene kadar uzun süre geçtiğini, bu sürenin de bir insanın hayatına kıyasla uzun olduğunu düşünenler olabilir. Ancak burada söz konusu olan, Dünya'nın, Güneş'in, yıldızların, kısacası tüm kainatın sonudur. Evrenin milyarlarca senelik geçmişi göz önüne alındığında, on dört yüzyıllık bir zaman diliminin çok kısa Bediüzzaman Said Nursi de benzer bir soruya hikmetli bir teşbih ile şöyle cevap vermiştir:<br />
<br />
Kuran, "kıyamet yakındır" ferman ediyor. Bu kadar sene geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına zarar vermez. Zira kıyamet dünyanın ecelidir. Dünyanın ömrüne nispeten bin veya iki bin sene, bir seneye nispetle bir iki gün veya bir iki dakika gibidir. Kıyamet saati yalnız insaniyetin eceli değil ki onun ömrüne nispet edilip uzak görülsün.1 <br />
<br />
Kuran Ahlakının Tüm Dünyaya Anlatılması<br />
<br />
Kuran ayetlerinde, "Allah'ın sünneti" şeklinde bir ifade ile karşılaşırız. Bu ifade Kuran'da "Allah'ın kanunları" anlamında kullanılmaktadır. Ayetlerde, bu kanunların daima geçerliliğini koruduğu haber verilmiştir. Bu konudaki bir ayette Allah şöyle buyurur:<br />
<br />
(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın. (Ahzab Suresi, 62)<br />
<br />
İşte değişmeyen bu İlahi kurallardan birisi toplumların helak edilmeden önce peygamberler ve elçiler vesilesiyle, bazen de kutsal bir kitap gönderilerek uyarılmasıdır. Bu gerçeği bildiren bir ayet şöyledir:<br />
<br />
Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir Kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık. (Hicr Suresi, 4)<br />
<br />
Tarih boyunca Allah, yıkıma uğrayan her topluma önce, elçiler göndermiş ve hakkı kendilerine bildirmiştir. Buna rağmen isyan ve azgınlığa devam edenler, kendileri için belirlenmiş süreleri dolduğunda helak edilmiş, gelecek nesiller için ibret konusu olmuşlardır. Allah'ın bu kanununu düşündüğümüzde bazı önemli sırlar ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
Kıyamet, dünya üzerindeki tüm toplumların başına gelecek son felakettir. Kuran insanların öğüt alıp düşünmesi için indirilen İlahi kitapların sonuncusudur ve kıyamete kadar tek yol gösterici olarak kalacaktır. Ayetlerde bildirildiği gibi; "...O (Kuran) alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir." (Enam Suresi, 90) Kuran'ın sadece belirli bir zamana ve mekana hitap ettiğini zanneden insanlar ise derin bir gaflet içindedir, çünkü Kuran, tüm "alemler" için ortak bir çağrıdır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) döneminden beri Kuran hakikatleri tüm dünyaya tebliğ edilmektedir. Özellikle içinde yaşadığımız çağ, Allah'ın tarihte benzeri görülmedik teknolojik gelişmeler yaratması vesilesiyle, Kuran'ın emirlerinin tüm insanlığa duyurulabildiği bir dönemdir. Bugün bilim, eğitim, ulaşım ve iletişim alanlarındaki gelişmeler en uç noktaya varmak üzeredir. Özellikle bilgisayar ve internet teknolojileri sayesinde dünyanın dört bir yanındaki insanlar saniyeler içinde birbirleriyle konuşabilmekte, bilgilerini paylaşabilmekte ve iletişim kurabilmektedir. Bilim ve teknoloji devrimi tüm dünya ülkelerini birleştirmekte; "küreselleşme", "dünya vatandaşlığı" gibi ifadeleri söz dağarcığımıza kazandırmaktadır. Kısacası tüm dünyadaki insanları birbirinden ayıran bütün engeller hızla ortadan kalkmaktadır.<br />
<br />
Bu gerçekler ışığında rahatlıkla şunu söylemek mümkündür: Yaşadığımız "Bilgi Çağı"nda Allah, her türlü teknolojik gelişmeyi hizmetimize vermiştir. Müslümanların üzerine düşen sorumluluk da, Allah'ın sunduğu bu imkanları en güzel ve faydalı şekilde kullanmak, dünyanın ayak basılan her noktasında insanları Kuran ahlakına davet etmektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Elçiler</span><br />
<br />
Allah'ın kainatın yaratılışından günümüze kadar var olan değişmeyen kanunlarından önceki bölümde bahsetmiştik. Bu İlahi kanunlardan birisi de elçi gönderilmeyen topluma Allah Katından bir azap gelmemesidir. Allah bu vaadini aşağıdaki ayetlerde şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz. (Kasas Suresi, 59)<br />
<br />
...Biz bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz. (İsra Suresi, 15)<br />
<br />
Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz. (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır). Biz zulmedici değiliz. (Şuara Suresi, 208-209)<br />
<br />
Ayetlerde bildirildiği gibi, Allah toplumların merkezi yerleşim birimlerine uyarıcı-korkutucu olarak elçilerini gönderir. Bu elçiler de insanlara Allah'ın emirlerini bildirirler. Ancak inkarcı toplumlar her dönemde kendilerini uyaran elçileri alayla karşılar, yalancılık, çıkarcılık, delilik gibi çeşitli iftiralarla onları suçlarlar. Ahlaksızlık ve azgınlıklarına devam eden bu toplumları Allah hiç beklemedikleri bir anda büyük bir felaket ile helak etmektedir. Nuh, Lut, Ad, Semud halklarının ve Kuran'da bahsi geçen diğer kavimlerin ibret verici yıkımları söz konusu helaka birer örnektir.<br />
<br />
Allah bize Kuran'da elçilerini şu sebeplerle gönderdiğini belirtmiştir: Toplumu müjdelemek, insanlara sapkın inançlarını bırakıp Allah'ın dinini ve güzel ahlakı yaşamaları için önemli bir fırsat tanımak, elçilerin davetinden sonra insanların kıyamet günü ileri sürecek mazeret ve bahanelerinin kalmaması için onları uyarmak; İşte bu amaçları Allah bir ayette şöyle haber verir:<br />
<br />
Elçiler, müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki, elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın... (Nisa Suresi, 165)<br />
<br />
Ahzab Suresi'nin 40. ayetinde haber verildiği gibi, Peygamberimiz (sav) son peygamberdir. Hz. Muhammed (sav), "...Allah'ın Resulü (elçisi) ve peygamberlerin (nebilerin) sonuncusudur." (Ahzap Suresi, 40) Başka bir ifadeyle, Hz. Muhammed (sav) ile Allah'ın insanlığa gönderdiği vahiyler tamamlanmıştır. Buna karşın Peygamberimiz (sav)'in tebliğ ettiği Kuran'ın anlatılması ve hatırlatılması anlamındaki sorumluluk, kıyamete kadar tüm Müslümanlar için sürmektedir.<br />
<br />
İslam Ahlakının Dünyaya Egemen Olması<br />
<br />
Kuran'da sık sık bildirilen hususlardan biri azgınlıkları ve isyanları nedeniyle Allah'ın helak ettiği kavimler ve bunlardan çıkarılması gereken ibretlerdir. Sözü edilen geçmiş toplumlar ile günümüzdeki bazı toplumlar arasında büyük benzerlikler olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Hatta günümüzde, cinsel sapkınlıklarıyla tanınan Lut kavmi, dolandırıcı ve sahtekar Medyen halkı, alaycı ve kendini beğenmiş Nuh kavmi, isyankar ve azgın Semud halkı, nankör İrem halkı ve helak edilen diğer toplumların tutumlarını bile aşmış şekilde hayat sürdüren kimi insanlar yaşamaktadır. Açıktır ki, tüm bu ahlaki dejenerasyonun arkasında insanın Allah'ı ve yaratılış amacını unutması yatmaktadır.<br />
<br />
İçinde bulunduğumuz dönemdeki cinayet, sosyal adaletsizlik, dolandırıcılık ve hırsızlık vakaları, ahlaki yozlaşma gibi olumsuzluklar insanların bir kısmını umutsuzluğa düşürmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, Allah Kuran'da "rahmetinden umut kesilmemesini" emretmiştir. Ümitsizlik, yılgınlık müminlere özgü özellikler değildir. Allah, şirk koşmadan katıksız olarak Kendisine kulluk eden, O'nun rızasını kazanmaya yönelik hayırlı işler yapan müminleri "güç ve iktidar sahibi" yapacağını müjdelemektedir:<br />
<br />
Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir. Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak; kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)<br />
<br />
Hak dini içtenlikle yaşayan salih kulların yeryüzüne mirasçı kılınmasının İlahi bir kanun olduğunu Allah şöyle bildirir:<br />
<br />
Andolsun, Biz Zikir'den sonra Zebur'da da "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varis olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)<br />
<br />
"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." (İbrahim Suresi, 14)<br />
<br />
Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte Biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14)<br />
<br />
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa) "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek." dedi. (Araf Suresi, 128-129)<br />
<br />
Allah yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)<br />
<br />
Yukarıdaki ayetlerde verilen müjde ile birlikte Allah, müminlere çok önemli bir vaatte daha bulunmaktadır. İslam dini bütün dinlere üstün kılınmak için insanlığa gönderilmiştir. Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)<br />
<br />
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)<br />
<br />
Hiç  kuşkusuz Allah, vaadinin gerçekleşeceğinde şüphe olmayan ve vaadinden dönmeyendir. Sapkın felsefeleri, çarpık ideolojileri ve batıl din anlayışlarını ortadan kaldıracak, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan güzel ahlak İslam ahlakıdır. Yukarıdaki ayetlerde haber verildiği gibi, inkarcıların ve müşriklerin bu büyük müjdeyi engelleyebilmesi ise söz konusu değildir. (Bu konudaki kapsamlı çalışmamızı "Altınçağ" isimli kitabımızda bulabilirsiniz.)<br />
<br />
İslam ahlakının tam anlamıyla yaşanacağı bu dönem sevginin, fedakarlığın, yardımlaşmanın, dürüstlüğün, sosyal adaletin, güven ve huzurun hakim olacağı bir zaman olacaktır. Cennet benzeri özellikleri nedeniyle Altınçağ olarak adlandırılan böyle bir dönem bugüne kadar yaşanmamıştır. Bu kutlu dönem kıyamet öncesinde yaşanacaktır; şu an Allah'ın takdir ettiği zamanı beklemektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. İsa (as)'ın Yeryüzüne Dönüşü</span><br />
<br />
Hz. İsa (as), Allah'ın seçkin kıldığı bir peygamberdir; dünya tarihinde hakkında en çok konuşulan elçilerden de birisidir. Allah'a şükürler olsun ki konuşulanlardan neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamamıza vesile olacak bir kaynak elimizde bulunmaktadır, o da Allah'ın koruması altında bulunan tek İlahi kitap olan Kuran'dır.<br />
<br />
İsa Peygamber (as) ile ilgili gerçek bilgilere ulaşmak için Kuran'a başvurduğumuzda şunları görürüz:<br />
<br />
Hz. İsa (as) Allah'ın elçisi ve kelimesidir. (Nisa Suresi, 171)<br />
<br />
Allah kendisine "İsa Mesih" ismini vermiştir. (Al-i İmran Suresi, 45)<br />
<br />
İnsanlığa bir ayet, bir işaret kılınmıştır. (Enbiya Suresi, 91)<br />
<br />
Hz. İsa (as) daha beşikteyken insanlarla konuşmuş (Al-i İmran Suresi, 46), Allah'ın dilemesiyle birçok mucize göstermiştir. Allah'ın ona lütfettiği bir başka mucizes de yetişkinliğinde yeryüzüne geri dönmesi ve insanlarla konuşmasıdır. (Al-i İmran Suresi, 46; Maide Suresi, 110)<br />
<br />
İsa Peygamber (as) İncil'i tebliğ etmiştir. (Hadid Suresi, 27)<br />
<br />
Üçleme yanılgısına inananlar (Allah'ı tenzih ederiz) doğru yoldan sapmış, küfre düşmüşlerdir. (Maide Suresi, 72)<br />
<br />
İnkarcılar onu öldürmek için tuzak kurmuşlardır, ama Allah bu tuzağı bozmuştur. (Al-i İmran Suresi, 54)<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın ahir zamanda yeniden yeryüzüne dönüşü kıyamet için bir alamettir. (Zuhruf Suresi, 61)<br />
<br />
Hz. İsa (as) tekrar dünyaya geldiğinde ona inanmayan hiç kimse kalmayacaktır. (Nisa Suresi, 159)<br />
<br />
Allah, inkarcıların Hz. İsa (as)'ı öldürmelerine izin vermemiş, onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ve tekrar yeryüzüne döneceğini insanlara müjdelemiştir. Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönüşü ile ilgili olarak da Kuran'da şu haberler verilir:<br />
<br />
İsa Peygamber (as)'ı öldürmek için tuzak kuran inkarcıların onu kesinlikle öldüremediklerini Allah şöyle haber verir:<br />
<br />
Ve : "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (Nisa Suresi, 157)<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın ölmediği insanların yaşadığı boyuttan alınarak, Allah atına yükseltildiğini haber veren ayet şöyledir:<br />
<br />
Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)<br />
<br />
 Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetinde, Hz. İsa (as)'a uyanların kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçirileceği haber verilmektedir. Günümüzden 2000 yıl kadar önce Hz. İsa (as)'a tabi olan havarilerin hiçbir siyasi güce sahip olmadıkları tarihi bir gerçektir. Bu dönem ile günümüz arasında yaşayan ve kendilerini Hıristiyan olarak adlandıranların ise başta teslis (üçleme) olmak üzere pek çok sapkın inancı savundukları, dolayısıyla gerçek anlamda İsevi olarak tabir edilemeyecekleri de açıktır. Çünkü Kuran'ın birçok ayetinde teslise inananların inkara saptıkları ifade edilir. O halde kıyamet saati öncesindeki bir dönemde, inkarcılara üstün gelecek gerçek İseviler ortaya çıkacak Al-i İmran Suresi'ndeki İlahi vaat de böylece tecelli edecektir. Kuşkusuz müjdelenmiş bu topluluk, Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönüşüyle kendini gösterecektir.<br />
<br />
Kuran'da verilen bir diğer bilgi de Hz. İsa (as)'ın vefatından önce tüm Ehli Kitap'ın kendisine iman edeceği şeklindedir:<br />
<br />
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona (Hz. İsa (as)'a) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o (Hz. İsa (as)) da onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 159)<br />
<br />
Bu ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki, Hz. İsa (as) ile ilgili olarak henüz gerçekleşmemiş olan üç İlahi vaat vardır. İlk olarak, İsa Peygamber (as)'ın her insan gibi yaşadıktan sonra öleceği bildirilmektedir. İkinci vaat, tüm Ehli Kitap'ın onu cismani olarak göreceği ve ona yaşarken itaat edeceğidir. Şüphesiz söz konusu bu iki haber de Hz. İsa (as)'ın kıyamet öncesindeki gelişinde gerçekleşecek olaylardır. Ayetteki üçüncü haber olan Hz. İsa (as)'ın Ehli Kitap hakkındaki şahitliği de kıyamet gününde gerçekleşecektir.<br />
<br />
Kuran'da Hz. İsa (as)'ın içinde bulunduğumuz ahir zamanda yeniden yeryüzüne döneceğini açıklayan bir diğer ayet ise Meryem Suresi'nde geçmektedir.<br />
<br />
"Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." (Meryem Suresi, 33)<br />
<br />
Bu ayet Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetiyle birlikte incelendiğinde çok önemli bir gerçeğe işaret etmektedir. Al-i İmran Suresi'ndeki ayette Hz. İsa (as)'ın Allah katına yükseltildiği ifade edilmektedir. Bu ayette ölme ya da öldürülme ile ilgili bir bilgi verilmemektedir. Ancak Meryem Suresi'nin 33. ayetinde Hz. İsa (as)'ın öleceği günden bahsedilmektedir. Bu ikinci ölüm ise ancak Hz. İsa (as)'ın ikinci kez dünyaya gelişi ve bir süre yaşadıktan sonra, vefat etmesiyle mümkün olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönüşünü haber veren bir diğer ayet şöyledir:</span><br />
<br />
Ona (Hz. İsa (as)'a) kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. (Al-i İmran Suresi, 48)<br />
<br />
Bu ayette geçen "kitap" kelimesinin neyi ifade ettiğini anlamak için konuyla ilgili diğer Kuran ayetlerine baktığımızda şunu görürüz: Tevrat ve İncil ile birlikte aynı ayette kullanılması halinde kitap, Kuran anlamını ifade etmektedir; Al-i İmran Suresi'nin 3. ayeti buna bir örnek olarak verilebilir. Bu durumda, 48. ayetteki Hz. İsa (as)'ın öğreneceği bildirilen kitap da ancak Kuran olabilir. İsa Peygamber (as)'ın bundan yaklaşık 2000 sene önceki yaşamında, Tevrat ve İncil üzerine bilgi sahibi olduğu bilinmektedir. Kuran'ı öğrenmesinin ise yeryüzüne yeniden gelişinde gerçekleşeceği açıktır.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi'nin 59. ayetindeki "şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir" ifadesi de oldukça dikkat çekicidir. Bu ayette iki peygamber arasındaki bazı benzerliklere dikkat çekilmiş olabilir. Bilindiği gibi, hem Hz. Adem (as) hem de Hz. İsa (as) babasızdır. Ayrıca yukarıdaki ayette, Hz. Adem (as)'ın cennetten yeryüzüne indirilmesi Hz. İsa (as)'ın içinde bulunduğumuz Ahir Zaman'da Allah Katından yeryüzüne indirilmesine de benzetilmiş olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kuran'da Hz. İsa (as) ile ilgili şöyle bir bilgi de verilmektedir:</span><br />
<br />
Şüphesiz o (Hz. İsa (as)) kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. (Zuhruf Suresi, 61)<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın Kuran'ın indirilişinden altı yüzyıl önce yaşadığını biliyoruz. O halde yukarıdaki ayette bildirilen, onun ilk hayatının değil Ahir Zaman'daki dönüşünün kıyamet için bir bilgi kaynağı olacağıdır. Hz. İsa (as)'ın ikinci gelişi hem Hıristiyan hem de İslam dünyasında sabırsızlıkla beklenmektedir. Bu kutlu misafirin yeryüzünü şereflendirmesiyle de çok önemli bir kıyamet alameti daha tecelli etmiş olacaktır.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın tekrar dünyaya geleceği ile ilgili bir başka delil ise Maide Suresi 110. ayette ve Al-i İmran Suresi 46. ayette geçen "kehlen" kelimesidir. Ayetlerde Allah şu şekilde buyurur:<br />
<br />
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin (kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun..." (Maide Suresi, 110)<br />
<br />
"Beşikte de, yetişkinliğinde (kehlen) de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir." (Al-i İmran Suresi, 46)<br />
<br />
Bu kelime Kuran'da sadece yukarıdaki iki ayette ve sadece Hz. İsa (as) için kullanılmaktadır. Hz. İsa (as)'ın yetişkin halini ifade etmek için kullanılan "kehlen" kelimesinin anlamı "otuz ile elli yaşları arasında, gençlik devresini bitirip ihtiyarlığa ayak basan, yaşı kemale ermiş kimse" şeklindedir. Bu kelime İslam alimleri arasında ittifakla "35 yaş sonrası döneme işaret ediyor" şeklinde çevrilmektedir.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın genç bir yaş olan otuz yaşının başlarında göğe yükseldiğini, yeryüzüne indikten sonra kırk yıl kalacağını ifade eden ve İbn Abbas'tan rivayet edilen hadise dayanan İslam alimleri, Hz. İsa (as)'ın yaşlılık döneminin, tekrar dünyaya gelişinden sonra olacağını, dolayısıyla bu ayetin, Hz. İsa (as)'ın nüzulüne (yeniden yeryüzüne gelişine) dair bir delil olduğunu söylemektedirler. (Faslu'l-Makal fi Ref'I İsa Hayyen ve Nüzulihi ve Katlihi'd-Deccal, s. 20)<br />
<br />
Kuran ayetlerine bakıldığında bu ifadenin bir tek Hz. İsa için kullanıldığını görürüz. Tüm peygamberler insanlarla konuşup, onları dine davet etmişlerdir. Hepsi de yetişkin oldukları dönemde tebliğ görevini yerine getirmişlerdir. Ancak Kuran'da hiçbir peygamber için bu şekilde bir ifade kullanılmamıştır. Bu ifade sadece Hz. İsa (as) için ve mucizevi bir durumu ifade etmek amacıyla kullanılmıştır. Çünkü ayetlerde birbiri ardından gelen "beşikte" ve "yetişkin iken" kelimeleri iki büyük mucizevi zamana dikkat çeker.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın beşikteyken konuşması Allah'ın dilemesiyle gerçekleşen bir mucizedir. Bu görülmüş bir olay değildir ve ayetlerde bu mucizevi olay birçok kez anlatılmaktadır. Bu kelimenin hemen ardından gelen "yetişkin iken de insanlarla konuşması" şeklindeki ifadenin de bir mucize olduğu anlaşılmaktadır. Eğer "yetişkin iken" ifadesi, Hz. İsa (as)'ın Allah Katına alınmadan önceki hayatına işaret ediyor olsaydı, o zaman Hz. İsa (as)'ın konuşuyor olması bir mucize olmayacaktı. Bir mucize olmadığı için de beşikteyken konuşmasının ardından ve bu mucizevi durumla eşdeğer bir anlamda kullanılmazdı. O zaman "beşikten yetişkin oluncaya kadar" şeklinde bir ifade kullanılırdı ki, bu da, Hz. İsa (as)'ın beşikte konuşmaya başlamasından göğe yükseltilmesine kadar süren tebliğini anlatmış olurdu. Ancak ayette iki büyük mucizevi zamana dikkat çekilmektedir. Bunlardan birincisi beşikteyken konuşması, ikincisi ise yetişkin iken konuşmasıdır. Dolayısıyla mucizevi bir döneme işaret eden "yetişkin iken" ifadesi, Hz. İsa (as)'ın mucizevi bir şekilde tekrar yeryüzüne döndükten sonraki dönemde, yetişkin iken insanlarla konuşmasıdır.<br />
<br />
Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne ikinci kez gelişi hakkındaki bilgiler Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde de mevcuttur. Peygamberimiz (sav)'in birçok hadisinde bu müjdenin yanı sıra Hz. İsa (as)'ın dünyada yapacakları ile ilgili haberler de bulunmaktadır. Bu konu hadisler doğrultusunda, elinizdeki kitabın "Hz. İsa (as) ve Sahte Peygamberler" bölümünde incelenmektedir. (Daha geniş bilgi edinmek isteyenler "Hz. İsa (as) Gelecek" isimli kitabımızdan faydalanabilir.)<br />
<br />
Burada önemli bir konuyu daha hatırlatmakta yarar vardır: Hz. Muhammed (sav) Allah'ın insanlara gönderdiği son peygamberdir. Allah Peygamberimiz (sav)'e Kuran'ı vahyetmiş ve kıyamete kadar tüm insanları Kuran'a uymaktan sorumlu tutmuştur. Hz. İsa (as) da Ahir Zaman'da bir mucize olarak dünyaya gelecek, ancak Peygamberimiz (sav)'in de bildirdiği gibi, yeni bir din getirmeyecektir. Peygamberimiz (sav) tarafından insanlığa öğretilen hak din Kuran'da bildirilen İslam dinidir ve Hz. İsa (as) da yeryüzüne ikinci gelişinde Kuran'a tabi olacaktır.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (sav)in hadislerinde bildirildiğine göre, Hz. Mehdi (as) da ahir zamanda zuhur edecek ve Hz. İsa (as) ile birlikte İslam ahlakını yeryüzüne hakim edecektir. Bu iki kutlu insanın vesile olmasıyla yeryüzündeki tüm zulüm ve haksızlıklar sona erecek; dünyaya adalet, barış, sevgi, huzur ve güven yerleşecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecektir</span><br />
<br />
Her yüz senede bir din ahlakını bidatlerden kurtarmak ve yenilemek için Allah tarafından bir zatın gönderildiği, Sünen-i Ebu Davud, Mektubat-ı Rabbani gibi büyük ve muteber ehli sünnet alimlerinin eserlerinde açık bir şekilde belirtilmiştir:<br />
<br />
Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuş: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah her yüz senenin başında şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karışmış batıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, 5/100)<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen hadislerde ahir zamanda zuhur edeceği müjdelenen Hz. Mehdi (as)'ın çıkış zamanı olarak ise Hicri 1400 yılı verilmiştir:<br />
<br />
"İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (as)'ın yanında toplanacaklardır." (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)<br />
<br />
Bu 100 yıllık sürede İslam ahlakı belli bir süreç içinde tüm dünyaya hakim olacak, din ahlakına karşı mücadele veren deccaliyet sistemi ise tamamen ortadan kalkacaktır. Ancak aşağı yukarı 100 sene kadar sürecek olan bu yükselme döneminin ardından yani Hicri 1500'lerle birlikte Dünya yeniden bir bozulma sürecine girecektir. Ehl-i Sünnetin büyük hadis ve fıkıh alimlerinden biri olan İmam Ahmed İbni Hanbel gibi birçok alimin birbirlerinden naklettikleri bir hadiste Peygamberimiz (sav) kendine kadar dünyada geçen zamanın 5600 yıl olduğunu bildirerek insanlık tarihinin başlangıcı hakkında önemli bir bilgi vermiştir:<br />
<br />
Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti: DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sf. 89)<br />
<br />
Diğer yandan başka birçok hadiste ise dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna dair açık izahlar bulunmaktadır:<br />
<br />
Enes Malik 'den tahric etti. O dedi ki, Resulullah (sav) buyurdu: DÜNYANIN ÖMRÜ, AHİRET GÜNLERİNDE YEDİ GÜNDÜR. Allah-u Teala buyurdu ki: RABBİN KATINDA BİR GÜN SİZİN SAYDIKLARINIZDAN BİN YIL GİBİDİR. Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişcesine ŞU DÜNYANIN YEDİ BİN YILLIK ÖMRÜ MÜDDETİNCE SEVAP YAZAR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 88)<br />
<br />
Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni 'den rivayet ettiler: Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (sav)'e anlattım. Bu rüyada Peygamber (sav) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi: O buyurdu ki, YEDİ BASAMAKLI GÖRDÜĞÜN MİNBER ŞU DÜNYANIN ÖMRÜ OLAN YEDİ BİN SENEDİR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 89)<br />
<br />
Hicri 1300'ün ve son bin yılın en büyük müceddidi olan Üstad Said Nursi Hazretleri ise İslam ahlakının hakimiyet süresi için Hicri 1500'leri vermiştir. Üstad bu tarihlere kadar ki dönemin Müslümanların açık ve aşikar galibiyet dönemleri olacağını ifade etmiştir. Bundan sonraki yıllarda ise İslam ahlakının dünya üzerindeki yükseliş döneminin sona ereceği ve kafirler için bir kıyamet kopmasının Hicri 1545 itibariyle söz konusu olacağını söylemiştir. (Doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."<br />
<br />
"Ümmetimden bir taife.." fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder. (Kastamonu Lahikası, s. 33)<br />
<br />
Büyük ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri de dünyanın ömrünün Hicri 1600'e ulaşmayacağını yani Hicri 1500'lü yıllar içinde kıyametin kopmasının Allah'ın izniyle beklendiğini ifade etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BU ÜMMETIN ÖMRÜ BİN SENEYİ GEÇECEK, FAKAT BİN BEŞ YÜZ SENEYİ AŞMAYACAKTIR...</span> (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 299)<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen hadise dayalı olarak Suyuti Hazretleri ise yaptığı açıklamada şöyle belirtmektedir:<br />
<br />
"BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK."  (Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel, sh. 89)<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden ve büyük İslam alimlerinin açıklamalarından da açıkça anlaşıldığı üzere, içinde bulunduğumuz Hicri 1400'ler Hz. İsa (as)'ın gelişi ve Hz. Mehdi (as)'ın zuhur çağıdır. Bu yüzyılda Hz. Isa (as) yeniden yeryüzüne gelecek, Hz. Mehdi (as) zuhur edecek ve İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ay'ın Yarılması</span><br />
<br />
Kuran'ın 54. Suresi'nin adı olan "Kamer"in Türkçe karşılığı "Ay"dır. Bu surenin büyük bir bölümünde, kendilerine gönderilen peygamberlerin "uyarılarını yalanlayan" Nuh, Ad, Semud ve Lut halkının, Firavun ve çevresinin başlarına gelen yıkımlar anlatılır. Aynı zamanda birinci ayette kıyamet vakti ile ilgili çok önemli bir haber verilir:<br />
<br />
Saat (kıyamet saati) yakınlaştı ve Ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1) Ayette kullanılan "yarmak" fiilinin Arapça karşılığı "şakka"dır. Bu kelimenin Arapçada farklı anlamları bulunmaktadır. Bazı Kuran tefsirlerinde "ikiye yarılmak" manası tercih edilmektedir. Bununla birlikte, "şakka" kelimesi Arapçada "toprağı sürme, toprağı kazma" anlamlarında kullanılmaktadır.<br />
<br />
İkinci anlamına örnek olarak, Abese Suresi'nin 26. ayetinde geçen kullanımını verebiliriz:<br />
<br />
Biz, şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık. Sonra yeri yardıkça yardık. Böylece onda taneler bitirdik, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar. (Abese Suresi, 25-29)<br />
<br />
Açıkça görüldüğü gibi, bu ayetteki "şakka" ifadesi "yerin ikiye yarılması" manasında değil, "çeşitli bitkilerin yetişmesi için toprağın sürülerek yarılması" anlamında kullanılmıştır.<br />
<br />
İşte tam bu noktada, 1969 yılına geri döndüğümüzde Kuran'ın çok büyük bir mucizesiyle karşılaşmaktayız. Kamer Suresi'nde on dört yüzyıl öncesinden haber verilen ayet, 20 Temmuz 1969'da Ay yüzeyinde yapılan çalışmalar ile gerçekleşmiştir. Amerikalı astronotların Ay'a ayak basarak, Ay toprağı üzerinde bilimsel araştırmalar yapmaları, taş ve toprak örnekleri toplamaları ayın yarılması ayetindeki ifadelere tam olarak uymaktadır.<br />
<br />
Astronotlar Ay yüzeyinde bulundukları süre boyunca bilimsel çalışma ve deneyler yapmışlar, 22 kilogram ağırlığında taş ve toprak örneği toplamışlardır. Bu numuneler daha sonra büyük bir ilgi odağı olmuştur. NASA'nın raporlarında halkın örneklere gösterdiği alakanın, muhtemelen 20. yüzyıldaki diğer uzay araştırmalarının topladığı ilginin üstünde olduğu belirtilmiştir.2<br />
<br />
Bununla birlikte 2009 yılının Ekim ayı içerisinde de ayette bildirilen bu olaya işaret eden bir gelişme daha yaşanmıştır. Ay'da su aramaları yapan NASA, Ay'ı bombalamış ve 9000km'lik hızla gerçekleşen bu çarpmanın etkisiyle 350 ton ağırılında bir toz bulutu oluşmuştur. Yani, Ay'ın yüzeyi bir kez daha yarılmıştır. Ayette haber verildiği gibi "Saat'in" yani Hz. İsa (as)'ın gelişinin, Hz. Mehdi (as)'ın zuhurunun, Dabbetül-Arzın çıkışının, kıyametin kopmasının yaklaştığı vakitte Ay yarılmıştır. Görüldüğü gibi bu ayette, Peygamber Efendimiz (sav)in Allah'ın takdiriyle gösterttiği Ayın yarılması mucizesinin dışında söz konusu olaylara da işaret edilmektedir.<br />
<br />
Şunu da belirtelim ki, sözü edilen alameti haber veren ayetlerin devamında çok önemli bir ihtar vardır. Bu ayetlerde, Allah Katından gelen işaretlerin insanları gaflet ve hatalarından döndürecek büyük fırsatlar olduğu, bu uyarıları gördükleri halde yalanlayanların "ne tanınmış-ne görülmüş" bir gün olarak tanıtılan kıyamet günü diriltildiklerinde pişman olacakları hatırlatılmaktadır:<br />
<br />
Saat (kıyamet saati) yakınlaştı ve Ay yarıldı.<br />
<br />
Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve "(Bu) süregelen bir büyüdür" derler.<br />
<br />
Yalanladılar ve kendi hevalarına (istek ve tutkularına) uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.'<br />
<br />
Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.<br />
<br />
(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.<br />
<br />
Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağrıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün...<br />
<br />
Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.<br />
<br />
Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün". (Kamer Suresi, 1-8)<br />
<br />
<br />
<br />
"... Birinci cümle, BİN BEŞ YÜZ (1500) makamiyle ahir zamanda bir taife-i mücahidinin (din için çalışanların) son zamanlarına ve ikinci cümle, BİN BEŞ YÜZ ALTI (1506) makamiyle galibane (galip olan) mücahedenin (Allah yolunda gösterilen çabanın) tarihine... işaret eder. (...) bu tarihe kadar (1506) zahir (görünen) ve aşikarane (açık, belli), belki galibane devam edeceğine remze yakın (işaret yoluyla) ima eder." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 46)<br />
<br />
Yine üstad, Kastamonu Lahikası'nın 33. sayfasında kıyametin kopma tarihini 1545 olarak vermiştir. (Doğrusunu Allah  bilir.)<br />
<br />
"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."<br />
<br />
"Ümmetimden bir taife.." fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder. (Kastamonu Lahikası, s. 33)<br />
<br />
Bu sahih kaynaklar doğrultusunda Hz. İsa (as) (as)'ın yeniden yeryüzüne dönüşünün, Hz. Mehdi (as)'ın çıkışının, İslam ahlakının yeryüzüne hakim oluşunun vaktinin Hicri 1400'den sonraki bir yüzyılda olmayacağı son derece açıktır. Hicri 1400 yılı İslam ahlakının, Hz. İsa (as) (as) ve Hz. Mehdi (as) önderliğinde tüm dünyaya hakim olacak, ardından ise yeniden çok büyük bir bozulma yaşanacak, bu bozulmanın sonunda kıyamet kopacaktır.<br />
<br />
Tüm Müslümanların, Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen ahir zaman ile ilgili sahih hadislere ve en büyük İslam alimlerinin izahlarına kesinlikle itibar etmeleri gerekmektedir. Aksinde aşağıda örneklerine yer vereceğimiz ve tamamı arka arkaya gerçekleşen bu alametleri görmezden gelmek bunların bir defa daha arka arkaya gerçekleşmesi gerektiğini iddia etmek anlamına gelir. Oysa bu alametler zaten bir kez ve bir sıra şeklinde meydana gelmiştir. Ve bu durum Müslümanların, Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği ahir zamanın içinde yaşadıklarını anlamaları için yeterlidir. Gerçekleşen söz konusu yüzlerce alamete rağmen "aynı alametler birkez daha olsun" demek akla ve mantığa kesinlikle uygun olmaz. Samimi bir Müslüman için, bu alametlerin Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği şekilde gerçekleştiğini bir kere görmek kesinlikle ahir zamanda yaşadığımıza, Hz. Mehdi (as)'ın inşaAllah zuhur etmiş olduğuna, Hz. İsa (as) (as)'ın bu dönem içinde geleceğine ve kıyametin yaklaşarak geldiğine inanması için yeterlidir. </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyametin Kopmasından Önce Zuhur Edecek Küçük Alametler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=376</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 04:15:38 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=376</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYAMETİN KOPMASINDAN ÖNCE ZUHUR EDECEK KÜÇÜK ALÂMETLER</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">a. Çeşitli Alâmetler</span></span><br />
<br />
296/7. Altı şey kıyamet alâmetlerindendir: Benim ölümüm, Kudüs´ün fethi, bir adama bir dinar (altın) verildiği halde azımsaması, her müslümanın evinde ateşi duyulan fitne, koyun boynuzu kıvrımları gibi insanlar arasında ölüm çokluğu, Rumun gadri. Şösk seksen sancakla müslümanların üzerine yürümeleri.<br />
<br />
Hz. Muaz RA<br />
<br />
(Rumun bu gadri, Antakya Amik ovasında, müttefik oldukları halde, müslümanlar üzerine yürümeleri hadisesi olan "Melhame-i Kübra" olayıdır.)<br />
<br />
296/8. Ey ümmet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz: Peygamberinizin vefâtı. Aranızda malın artması, öyle ki bir adama on bin dirhem (gümüş para) verilecek de yine öfkelenecek. Sizden her erkeğin evine giren bir fitne. Koyun boynuzu kıvrımları gibi ölüm çokluğu Benî esferle (Rumlarla) aranızdaki sulh. Öyle ki, kadının hamileliği gibi dokuz ay toplanırlar, sonra size gadirlik yaparlar. Medinenin fethi.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Hangi Medine "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Kostantıniyye. (Bu Kostantiniyye´nin Mehdi AS´ca yapılacak fethidir.)<br />
<br />
Hz. İbn-i Amr RA<br />
<br />
448/8. Kıyamet alâmetlerindendir: Çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması; yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, hâine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi; münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hâkim oluşu; mihrabların süslenmesi, kalplerin harab edilişi; erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi; dünyanın mâmur kısmının harab, harab kısmının mamur olması; şübhenin ve fâizin âşikâr olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenîleşmesi, içkinin içilmesi; zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
46/7. İnsanların akidlerini bozduklarını, emânetleri hafife aldıklarını ve --parmaklarını birbirine geçirip-- böyle olduklarını gördügün zaman, evini tercih et! Lisanına sahip ol, maruf olanı al, münkeri bırak, kendi işinle meşgul ol ve ammenin işlerini kendine bırak!<br />
<br />
Hz. Abdullah ibn-i Amr RA<br />
<br />
53/8. Emânet zayi edildiğinde kıyâmeti bekle.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Emanetin zayi edilmesi nasıl olur "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Vazife ehlinden başkasına verildiği zaman, kıyameti bekleyin!"<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
459/1. Nefsim yed-i kudretinde olana yemin ederim ki, kıyamet kopmaz, hasisilik, fuhuş zahir oluncaya, emine hıyanet edilinceye, haine güvenilinceye, "vuul" helâk oluncaya, "tuhut" zahir oluncaya kadar.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Vuul ve tuhut nedir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Vuul insanların eşrafı, tuhut ise, insanların ayak takımıdır."<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
91/7. Allah-u Zülcelâl Hazretleri, fâhiri de mütefâhiri de sevmez. Fuhuş ve tefahuş açık olmadan, komşular fenâlaşmadan, hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Hz. Ömer RA<br />
<br />
448/6. Kıyamet alâmetlerindendir, hàine itimad edip, emine ihanet edilmesi.<br />
<br />
Hz. İbn-i Amr RA<br />
<br />
121/4. Kıyametin önü sıra, sadece tanıdık kimselere selam vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derece ki kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar. Yalancı şahitler çıkar, gerçek şahitlik gizlenir. Muharrirler ise çoğalır.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
448/7. Kıyamet alâmetidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini ihlâl etmesi.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
338/5. Bina kıyamet alâmetindendir. Bir adamın camiden geçip de iki rekat kılmaması, tanıdığından başkasına selâm vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
132/7. Mâmur yerlerin harabe olması, harabe yerlerin îmar edilmesi, cihadın terki, devenin pervasızca otlaması gibi bir adamın da elindeki emanetten faydalanması, kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
Hz. Atiyye RA<br />
<br />
265/5. Şu üç şeyi gördüğün zaman kıyametin kopması yakındır: Mamur yerler yıkılıp, harap yerler imar ediliyor. Maruf münker, münker ma´ruf addediliyor. Deve yaprağa nasıl davranırsa, adam da emanete öyle davranıyor.<br />
<br />
Hz. Urve RA<br />
<br />
258/7. Altı hal var ki, onlar vaki olduğunda ölümü temenni edebilirsiniz: Sefihlerin beyliği, hükmün para ile satılması, kanın istihfaf edilmesi, zaptiyenin çoğalması, akrabalığın kesilmesi, Kur´an-ı Kerim´i eğlence yapanların çoğalması ve onun musiki yerine dinlenmesi. Öyle ki, adamı mihraba, nağme dinlemek için geçirirler. Halbuki o adamın fıkıhtan haberi bile yoktur. İşte bu durumlarda ölümü istemekte haklı olursunuz.<br />
<br />
Hz. Abin el Gefani RA<br />
<br />
304/6. Ümmetimden ehl-i kitaptan bir cemaat ve ehl-i liban (çöl halkı) helâk olacak.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Ehl-i kitap kimdir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Kitabullahı öğrenip müslümanlarla mücadele edecek bir kavimdir."<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Ehl-i liban kimdir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Şehvetlerine uyup, namazı terk edecek bir kavimdir."<br />
<br />
Hz. Ukbe RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">b. Ticaretin Artması, Malın Çoğalması</span></span><br />
<br />
33/7. Kıyamet yaklaştığında, taylasan giyilmesi çoğalır. Ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tâzim edilir. Fuhuş yayılır. Çocuklar âmir duruma gelir. Kadınların sayısı artar. Sultan zulmeder. Eksik ölçü ve tartı yapılır. Bir adamın köpek yavrusu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten daha cazip gelir. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez. Gayri meşrû çocuklar çoğalır. Hatta, yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde, koyun postuna bürünürler. O zamanda insanın en iyi görüneni müdâhin olanıdır. (Kötülükleri gördüğü halde karışmayıp kendi işine bakan kimse.)<br />
<br />
Hz. Ebû Zer RA<br />
<br />
476/12. Sizde mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki mal sahibi zekâtını kabul edecek birini arar da, ona arz eder. O da şöyle der:<br />
<br />
"--Benim (şimdi) buna ihtiyacım yok!"<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
459/5. Nefsim yed-i kudretinde olana kasem ederim ki, İran ve Rum diyarı fetholunacak ve dünya devleti üzerinize yağacak. Ekmeğiniz, etiniz bollaşacak... O kadar ki, bunların çoğuna besmele bile çekilmeyecek.<br />
<br />
Hz. Abdullah ibn-i Busr RA<br />
<br />
472/6. "Lâ ilâhe illallah" kelimesi halktan gamı, kederi men etmeye devam eder; dünyaları düzelip de dinden gideni ehemmiyetsiz görmedikçe... O zaman bu kelimeyi söylediklerinde, kendilerine "Yalan söylüyorsunuz, siz onun ehli değilsiniz!" denilir.<br />
<br />
Hz. Zeyd ibn-i Erkam RA<br />
<br />
78/6. Kıyamet yaklaştıkça insanların ancak dünyaya tamahları ve Allah´tan uzaklaşmaları artar.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
504/7. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, kaygıları mideleri, şerefleri malları, kıbleleri kadınları olacak. Dinleri de altın ve gümüşleri olacaktır. Bunlar halkın şerlileridir ve Allah yanında onların nasibleri yoktur.<br />
<br />
Hz. Ali RA<br />
<br />
503/1. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, yanında altın ve gümüşü olmayan rahat etmez.<br />
<br />
Hz. Mikdam RA<br />
<br />
59/15. Ahir zaman geldiğinde, insanlar için dirhem ve dinara (paraya) ihtiyaç daha fazla olur. Zira insan o zaman din ve dünyasını onlarla ayakta tutabilir.<br />
<br />
Hz. Mikdam ibn-i Madikerb RA<br />
<br />
504/6. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, günaha girmeksizin aralarında geçinmeye kuvvet bulamayacak. Öyle ki, adam yalan söyleyecek ve yemin de edecek. Bu zaman gelince kaçın!<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
--Nereye kaçalım<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
--Allah´a, kitabına ve Peygamber´in sünnetine kaçın!<br />
<br />
360/7. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, adam malı helâlden mi, haramdan mı, nereden aldığına ehemmiyet vermeyecek.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
502/9. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, adam malın kendisine nereden geldiğine, helâlden mi, haramdan mı geldiğine aldırmayacak.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
456/7. Beni hak ile baas eden Allah´a yemin ederim ki, benden sonra ümmetimin içinde fetret devri olacak. O devirde herkes helâli aramadan mal talebinde bulunacak, kanlar akıtılacak ve şiir Kur´an´a bedel tutulacak.<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
360/8. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onlardan riba yemeyen hiç kimse kalmayacak. Yemese bile, hiç olmazsa kendisine tozu isabet edecek.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
503/7. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, o zamanda onlar riba yerler, yemeyene de tozu bulaşır.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
141/4. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, faiz yemeyen adam kalmaz. Onu yemese bile kendisine tozu isabet eder.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
29/8. Bu ümmet şarabı üzüm suyu, faizi alış-veriş, rüşveti hediye gibi kabul eder ve zekâtı (öşrü) ticaret vesilesi yaparsa, işte bu, günahı artırdıklarından dolayı helâklarına sebep olur.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
503/4. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, camilerde halka halinde toplanılar, gayeleri dünyevî olur. Allah´ın onlara ihtiyacı yoktur. Bunların arasına girmeyin!<br />
<br />
Hz. Enes RA<br />
<br />
301/3. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek ki, camilerde halk halka oturacaklar, ancak dünya üzerine muhabbet edecekler. Bunlara rastlarsanız, onlara katılmayın! Zira Allah-u Zülcelâl Hazretleri´nin o kimselerle alâkası yoktur.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
304/1. Ümmetimin sonunda bir takım kavimler olur ki, camilerini süsler, kalblerini ise viran ederler. Onlardan birisi dinine vermediği ehemmiyetten fazlasını elbisesine verir. Bunlar, dünyaları selâmet oldu mu, ahiret işini kaale almazlar.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
476/5. Kıyamet kopmaz, tâ ki insanlar mescidler hususunda tefâhur etmedikçe.<br />
<br />
Hz. Enes RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">c. Çocukların Durumu</span></span><br />
<br />
478/3. Çocuk öfkeli, yağmur sıcak olmadıkça, âdî kimseler iyi addedilmedikçe, iyilere kızılmadıkça, küçük büyüğe ve karaktersiz kimse iyi insanlara cür´etkârlık yapmadıkça kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Hz. Aişe RA<br />
<br />
504/4. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek, şeytanlar onların evlâdlarına ortak olacaklar.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
--Bu da olacak mı yâ Rasûlallah<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
--Evet.<br />
<br />
Dediler ki:<br />
<br />
--Bizim evlâdlarımızı onların evlâdlarından nasıl ayırd edeceğiz ..<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
--Hayâ ve merhamet azlığından anlaşılacak.<br />
<br />
477/13. Kalbler birbirine yabancı olmadan. sözler birbirinden ayrılmadan, ana-baba bir kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">d. Kur´an´ın Merasimi ve Müslümanlığın İsminin Kalışı</span></span><br />
<br />
301/4. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, Kur´an´ın merasimi ve müslümanlığın da ismi kalacak. Onlar müslüman ismi alırlar, halbuki kendileri müslümanlıktan insanların en uzağıdırlar. Camileri süslü olur, hidayet bakımından ise viran olur. O zamanın âlimleri, gök kubbesi altındaki âlimlerin en şerlisi olup, fitne onlardan başlar ve yine onlara döner.<br />
<br />
Hz. Muaz RA<br />
<br />
301/1. Ümmetime yakında bir zaman gelir ki, Kur´an okuyucu çok, fakihler az olur. İlim kabzolunur. Kargaşalık çoğalır. Ondan sonra bir zaman gelir ki, ümmetimden bir takım adamlar Kur´an okurlar ama, bu gırtlaklarını geçmez. Bundan sonra yine öyle bir zaman gelir ki, müşrik mü´minle aynı mevzuda söylediğinin mislinde mücadele eder.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
302/12. Benden sonra, yakında, ümmetimden bir taife zuhur eder ki, Kur´an okurlar ama boğazlarını geçmez. Dinden de okun yaydan çıktığı gibi çıkarlar ve avdet de etmezler. Onlar halkın ve mahlûkàtın en şerlisidir. Alâmetleri de yüzünü, gözünü tıraş etmeleridir.<br />
<br />
Hz. Ebû Zer RA<br />
<br />
303/3. Benden sonra ümmetimden bir kavim gelir. Kur´an´ı okur, dini ilimlerden de ma´lûmâtları olur. Şeytan onlara gelir:<br />
<br />
"--Dünyalığınızı düzeltmek için hükümete sokulsanız ya! Siz yine dininizde onlara uymazsınız." der.<br />
<br />
Nasıl çalıdan dikenden başka bir şey alınmazsa, onlara sokulmaktan da günahtan başka bir şey elde edilmez.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">e. Ulemânın Durumu</span></span><br />
<br />
504/5. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, ulemâsı da, hukemâsı da fitne olacak. Mescidler ve kurrâ çoğalacak ama hiç âlim bulunmayacak, tek tük ulemâ kalacak.<br />
<br />
503/9. Ümmetim üzerine bir zaman gelir ki, fukaha birbirini çekemez. Tekelerin birbirlerini kıskandığı gibi, birbirlerini kıskanırlar.<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
448/10. Kıyametin yaklaşmasındandır, minberlerin hatiplerinin çoğalması; ulemânın süslere meyledip haramı helâl, helâli haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri; altın ve gümüşlerinizi helâl saymayı öğütlemeleri ve Kur´an´ı ticaret metaı edinmeleri.<br />
<br />
Hz. Ali RA<br />
<br />
503/12. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, onda ulema, köpekler öldürülür gibi öldürülr. Keşke o zaman ulema birlik olsaydı!..<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
449/1. Kıyametin yaklaşmasındandır, yağmurun çok, ekinin az, okumuşun çok, fakihin az oluşu ve umerânın çok, emin adamın az oluşur.<br />
<br />
Hz. Abdurrahman ibn-i Amr RA<br />
<br />
472/7. Ümmet şeriat-ı hasene üzere devam eder, aralarında şu üç hal zahir olmadıkça: Aralarında habis veled çoğalmadıkça, "sakkàrûn" aralarında zâhir olmadıkça.<br />
<br />
Dediler ki:<br />
<br />
"--Sakkàrûn nedir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Bunlar içmeden sarhoş olanlardır. Ahir zamanda gelirler, birbirleriyle karşılaştıklarında aralarındaki selâmları lânetleşmektir."<br />
<br />
Hz. Muaz ibn-i Enes RA<br />
<br />
303/7. Ahir zamanda ümmetimden birtakım insanlar meydana gelir ki, kendimizin de babalarımızın da işitmediği şeyleri anlatırlar. Sizler ve babalarınız bunlardan kendinizi çekin!<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
61/4. Ahir zaman olduğu ve heva hevesler muhtelif olduğu zaman (bid´atler hususunda) işte o zaman size köy ehlinin ve de kocakarıların itikadını tavsiye ederim.<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
(Bundan maksad, fazla bilgi sahibi oluyorum zannı ile insanın itikadını karıştırması yerine, az fakat öz bilgisi olan bir köylü veya kocakarı gibi sağlam itikad sahibi olmayı tavsiye ediyor.)<br />
<br />
136/2. Siz bugün öyle bir zamandasınız ki, alimleri çok, hatibleri azdır. Bugün bir kimse bildiğinin onda birini terketse, düşer. Bir zaman gelecektir ki, bileni az, anlatmaya çalışanı (hatibleri) çok olacak. O zamanda bildiğinin onda birini yapan kurtulacaktır.<br />
<br />
Hz. Ebû Zer RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">f. Umerânın Durumu</span></span><br />
<br />
360/9. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onlara sefih önderler hakim olacak. Şerlilerini öne geçirecekler. Onlar da suretâ hayırlıların sevgisini izhar edecekler. Namazı vaktinden sonraya bırakacaklardır. Kim bu zamana yetişirse reis olmasın, memur olmasın, vergi memuru olmasın, maliyeci de olmasın!<br />
<br />
Hz. Ebû Said RA<br />
<br />
121/2. Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. Ve rüveybida söz sahibi olur.<br />
<br />
"--Rüveybida kimdir " diye soruldu.<br />
<br />
"--Ammenin işleri hakkında söz sahibi olan sefih kimselerdir." buyruldu.<br />
<br />
Hz. Avf ibn-i Mâlik RA<br />
<br />
121/1. Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının!<br />
<br />
Hz. Câbir ibn-i Semûre RA<br />
<br />
518/6. Ahir zamanda zalim umera, fasık vüzera, hain hakimler ve yalancı ulema gelir. Her kim onlara yetişirse sakın onların yardımcıları, vergi memuru, haznedarı ve onların emniyet memurları olmasın!<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
507/12. Ahir zamanda cahil reisler topluluğu çıkar, insanları fitneye düşürürler. Hem dalâlete düşerler, hem de dalâlete düşürürler.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
300/2. Yakında başınıza bazı emirler gelecek. Rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lâkin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya kalktıklarında, onlarla mukatele edin. Kim bu yolda öldürülürse o şehiddir.<br />
<br />
Hz. Ebû Sülâbe el-Eslemî RA<br />
<br />
303/4. Yakında bazı emirler gelecek. Siz onların bazı işlerini beğenecek, bazılarından ise hoşlanmayacaksınız. Kim onlarla mücadele ederse necat bulur. Kim onlardan ayrılırsa selâmet bulur. Kim de onlara karışırsa helâk olur.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
299/1. Benden sonra, yakında sizin üzeriniz bazı umera gelecek. İyi görmediğinizi amel edecekler ve fena gördüklerinizi de yapacaklar. Bunlar emiriniz değildir.<br />
<br />
Hz. Ubade RA<br />
<br />
303/6. Sizin üzerinize bazı umera peydah olur. Namazı vakitlerinden geciktirir ve bid´atler çıkarırlar.<br />
<br />
İbn-i Mes´ud RA dedi ki:<br />
<br />
"--Onlara yetişirsem nasıl yapayım "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Ey Ümm-ü Abd´in oğlu! Benden nasıl yapacağını soruyorsun. Allah´a isyan edene itaat yoktur!"<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud<br />
<br />
140/8. Sizin üzerinize yakında kabul edeceğiniz veya kabul etmeyeceğiniz işler yapan umera gelr. Kim ki bunu reddeder, beraat kazanır. Hoşlanmayan selâmet kazanır. Hoşlanan, uyan fitneye uğramış olur.<br />
<br />
Dediler ki:<br />
<br />
"--Onlarla cenkleşmeyelim mi "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Namaz kılarlarsa, cenkleşmeyin!"<br />
<br />
Hz. Ümmü Seleme RA<br />
<br />
302/11. Benden sonra yakında bir takım sultanlar peydah olur. Kapılarında fitneler develerin yatakları gibidir. Kimseye bir hayır göstermezler. Bir şey verilirse, ancak onların dinlerinden bir taviz kopararak verilir.<br />
<br />
Hz. Abdullah ibn-i Hars RA<br />
<br />
298/3. Benden sonra birtakım emirler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi cehenneme atılacaklar.<br />
<br />
Hz. Muaviye RA<br />
<br />
302/10. Ahir zamanda, zalim hükümdarın avanesi olur ki, onlar sabah Allah´ın gazabında yürürler. Akşamda Allah´ın buğzu içinde dolaşırlar. Sakın onların sırdaşlarından olmayın!<br />
<br />
Hz. Ebû Umâme RA<br />
<br />
46/8. Ümmetimin zalime, "Sen zalimsin!" demekten koktuğunu görürsen, onlardan ayrılabilirsin.<br />
<br />
Hz. Abdullah ibn-i Amr RA<br />
<br />
502/11. insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalbleri şeytan kalbidir. Kan dökücüdürler. Çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tâbi olursan, seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen, sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlâksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise ma´rufu emretmez, münkeri nehyetmez olur. Sünnet aralarında bid´at, bid´at ise aralarında sünnet gibidir. İdarecileri sapıktır. İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar. Hayırlıları dua eder, fakat duları kabul olmaz.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
458/9. Nefsim yed-i kudretinde olana kasem ederim ki, kıyamet kopmaz, imamınızı öldürünceye, kılıcınızı birbirinizde deneyinceye ve şerirleriniz dünyaya hakim oluncaya kadar.<br />
<br />
Hz. Hüreyre RA<br />
<br />
518/7. Ahir zamanda bir kavim sultanın huzuruna varır. Sultanlar Allah´ın emri ile hareket etmezler, onlar da nehyetmezler. Allah´ın lâneti işte bunların üzerine olsun!<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">g. İmanı Muhafazanın ve Sünnete Uymanın Güçleşmesi</span></span><br />
<br />
503/11. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, adamın imanı soyulur da haberi olmaz. Halbuki o, gömleğinin soyulduğu gibi soyulmuştur.<br />
<br />
Hz. Ebüd-Derdâ RA<br />
<br />
360/5. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek ki, kableri acem kalbi olacaklar.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Acem kalbi nedir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Kalblerinde dünya muhabbeti, âdetleri bedevî âdeti gibi. Kendilerine rızık verildi mi hayvanlarnı çoğaltır, gazayı zarar addeder ve zekâtı cereme sayarlar."<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
502/10. insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, ümmetin ihtilâfı sırasında benim sünnetime tutunan eliyle ateş tutan bir kimse gibi olacaktır.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
477/12. Zühd lâftan, vera´ da yalandan ibaret olmadıkça kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
503/10. Sizin üzerinize bir zaman gelir ki, adam acizlikle fâcirlik arasında muhayyer kalır. Kim bu zamana ulaşırsa, aczi fücura tercih etsin!<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
504/1. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek ki, şimdi sizin aranızda münafığın gizlendiği gibi, mü´min gizlenecek.<br />
<br />
Hz. Câbir RA<br />
<br />
504/2. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, adam bir kavmin içinde oturacak da, kendisini dile alacaklar korkusu ile kalkamayacak.<br />
<br />
Hz. Ebû hüreyre RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">h. Fitnelerin Zuhuru</span></span><br />
<br />
476/13. iki büyük taife, davaları bir olduğu halde çarpışmadan kıyamet kopmaz. aralarında büyük bir mukatele olur ve otuza yakın deccal ve yalancı baas olunur. Onların hepsi de kendini Allah´ın rasûlü zanneder.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
243/2. Kaprakanlık gece parçaları gelmeden amellere müsâraat ediniz ki, o devirde de insan sabah mü´min olur, akşama kâfir olarak ulaşır. Mü´min olarak geceye gider, kâfir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları, dinini dünyadan az bir şeye karşılık satarlar.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
299/7. Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kâfir olur. Ancak, Allah´ın kendisini ilmi ile ihyâ ettikleri müstesnâ.<br />
<br />
Hz. Ebû Umâme RA<br />
<br />
299/9. Yakında hadiseler, tefrika, fırka ve ihtilâflar olacak. O günde katil olmaktan kurtulup maktul olabilirsen ol!<br />
<br />
Hz. Halid ibn-i Urfuta RA<br />
<br />
18/11. Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim: Medineden çıkacak bir fitne, Mekke´den çıkacak bir fitne, Yemen´den çıkacak bir fitne, Şam´dan çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne... Bir fitne de Şam´ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfyânî´nin fitnesidir. (Mehdi AS´dan bir sene evvel çıkacak bir fitne.)<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
300/3. Benden sonra fitneler olur. Birisi de ahlâs fitnesidir. (Deve çulu fitnesi, yâni milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnelerin kendine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehl-i beytimden bir müslüman (Mehdi AS) çıkıncaya kadar devam eder.<br />
<br />
Hz. Ebû Said RA<br />
<br />
300/1. Yakında dört fitne olacak: Kanın mubah sayıldığı fitne; kanın mubah ve malın helâl sayıldığı fitne; kanın mubah, malın ve namusun helâl sayıldığı fitne... (Dördüncüsü Deccal fitnesidir.)<br />
<br />
Hz. İmran RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">i. Deccal´in Önüsıra Olacak Hadiseler</span></span><br />
<br />
132/5. Malın meydan alması, kâtiplerin artması, ticaretin çoğalması, cehlin yayılması, insanın ticareti "Falan kimselerden izin olmadıkça olmaz!" şeklinde yapması; müstakil bir mahalde kâtib bulunmaması (Ticaretin çokluğundan yazmaya vakti olan adam bulunmaz.) kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
Hz. Amr ibn-i Tuğlabe RA<br />
<br />
503/8. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, zenginler tenezzüh için, orta halliler ticaret için, onların kurrâları riya ve gösteriş için, fakirleri ise dilenmek için haccederler.<br />
<br />
Hz. Enes RA<br />
<br />
303/8. Ümmetimin sonunda bir takım kadınlar peydah olur ki, erkekler gibi eğerlere biner ve mescidin kapısında inerler. Onlar giyinik çıplaklardır. Başlarını da zayıf devenin hörgücü gibi yaptırırlar Bunları tel´in edin! Zira onlar mel´undurlar. Eğer sizden sonra gelecek ümmet olsaydı, bunlar da o gelecek ümmete hizmetçi olurlardı. Nasıl ki sizden evvelki ümmetlerin kadınlarının size hizmetçi oldukları gibi.<br />
<br />
Hz. İbn-i Amr RA<br />
<br />
141/1. Âhir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir belâ zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurtulur: Biri Allah´ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkincisi ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Cahil kalanlar bu belâda tehlikededir.)<br />
<br />
Hz. Ömer RA<br />
<br />
29/9. Ümmetim şu beş şeyi helâl saydığı zaman, helak onların üzerine hemen gelir. Aralarında lânetleşmenin ortaya çıkmasını, ipekli giyilmesini, şarkıcı kadınlar ittihaz edilmesini, şarab içilmesini; erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesini helâl saydıkları zaman.<br />
<br />
Hz. Enes RA<br />
<br />
503/5. İnsanlar üzerinde öyle bir zaman gelir ki, boğulmaya maruz adam gibi dua etmeyen yakayı kurtaramaz.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
503/3. Sizin üzerinize öyle bir zaman gelir ki, boğulmaya maruz adam gibi dua etmeyen yakayı kurtaramaz.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
457/2. Nefsim yed´i kudretinde olana kasem ederim ki, dünya gitmez. Ta ki bir adam bir kabre uğrar da, onun üzerinde yuvarlanarak, "Keşke şu kabir sahibinin yerinde ben olsaydım." demedikce... Sanki din onun başının belâsı gibi olur.<br />
<br />
Hz. Ebû Hureyre RA<br />
<br />
346/8. İslâm´ın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalâlete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların üzerine üç deccal gelecek.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
346/7. Hiç şüphe yok ki, İslâm´ın usulleri birer birer bozulacak, birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela hükmü kaldıracaklar, en sonra da namazı bozacaklar.<br />
<br />
Hz. Ümâme RA<br />
<br />
346/9. Sizler hiç şüphe yok, evvelkilerin âdetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse, siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa, siz de yapacaksınız.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
121/3. Kıyametin önü sıra Deccal ve onun önü sırada otuz kadar ve daha fazla yalancı gelir. Bu yalancıların alâmetleri soruldu. Buyruldu ki:<br />
<br />
"--Onlar sizde olmayan âdetler getirirler ve diyanetinizi o âdetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun!"<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
258/8. Deccal´in önü sıra hud´alı seneler olur: Yağmur çok yağar, fakat nebat az olur. Sàdıklar tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Yâ Rasûlallah, Rüveybiza nedir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir."<br />
<br />
Hz. Avf ibn-i Mâlik RA<br />
<br />
504/3. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur´an okur, ibadete çalışırlar ve ehli bid´atle de meşgul olurlar. Lâkin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar. Okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör Deccal´in avanesi olacaklardır.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYAMETİN KOPMASINDAN ÖNCE ZUHUR EDECEK KÜÇÜK ALÂMETLER</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">a. Çeşitli Alâmetler</span></span><br />
<br />
296/7. Altı şey kıyamet alâmetlerindendir: Benim ölümüm, Kudüs´ün fethi, bir adama bir dinar (altın) verildiği halde azımsaması, her müslümanın evinde ateşi duyulan fitne, koyun boynuzu kıvrımları gibi insanlar arasında ölüm çokluğu, Rumun gadri. Şösk seksen sancakla müslümanların üzerine yürümeleri.<br />
<br />
Hz. Muaz RA<br />
<br />
(Rumun bu gadri, Antakya Amik ovasında, müttefik oldukları halde, müslümanlar üzerine yürümeleri hadisesi olan "Melhame-i Kübra" olayıdır.)<br />
<br />
296/8. Ey ümmet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz: Peygamberinizin vefâtı. Aranızda malın artması, öyle ki bir adama on bin dirhem (gümüş para) verilecek de yine öfkelenecek. Sizden her erkeğin evine giren bir fitne. Koyun boynuzu kıvrımları gibi ölüm çokluğu Benî esferle (Rumlarla) aranızdaki sulh. Öyle ki, kadının hamileliği gibi dokuz ay toplanırlar, sonra size gadirlik yaparlar. Medinenin fethi.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Hangi Medine "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Kostantıniyye. (Bu Kostantiniyye´nin Mehdi AS´ca yapılacak fethidir.)<br />
<br />
Hz. İbn-i Amr RA<br />
<br />
448/8. Kıyamet alâmetlerindendir: Çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması; yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, hâine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi; münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hâkim oluşu; mihrabların süslenmesi, kalplerin harab edilişi; erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi; dünyanın mâmur kısmının harab, harab kısmının mamur olması; şübhenin ve fâizin âşikâr olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenîleşmesi, içkinin içilmesi; zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
46/7. İnsanların akidlerini bozduklarını, emânetleri hafife aldıklarını ve --parmaklarını birbirine geçirip-- böyle olduklarını gördügün zaman, evini tercih et! Lisanına sahip ol, maruf olanı al, münkeri bırak, kendi işinle meşgul ol ve ammenin işlerini kendine bırak!<br />
<br />
Hz. Abdullah ibn-i Amr RA<br />
<br />
53/8. Emânet zayi edildiğinde kıyâmeti bekle.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Emanetin zayi edilmesi nasıl olur "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Vazife ehlinden başkasına verildiği zaman, kıyameti bekleyin!"<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
459/1. Nefsim yed-i kudretinde olana yemin ederim ki, kıyamet kopmaz, hasisilik, fuhuş zahir oluncaya, emine hıyanet edilinceye, haine güvenilinceye, "vuul" helâk oluncaya, "tuhut" zahir oluncaya kadar.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Vuul ve tuhut nedir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Vuul insanların eşrafı, tuhut ise, insanların ayak takımıdır."<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
91/7. Allah-u Zülcelâl Hazretleri, fâhiri de mütefâhiri de sevmez. Fuhuş ve tefahuş açık olmadan, komşular fenâlaşmadan, hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Hz. Ömer RA<br />
<br />
448/6. Kıyamet alâmetlerindendir, hàine itimad edip, emine ihanet edilmesi.<br />
<br />
Hz. İbn-i Amr RA<br />
<br />
121/4. Kıyametin önü sıra, sadece tanıdık kimselere selam vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derece ki kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar. Yalancı şahitler çıkar, gerçek şahitlik gizlenir. Muharrirler ise çoğalır.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
448/7. Kıyamet alâmetidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini ihlâl etmesi.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
338/5. Bina kıyamet alâmetindendir. Bir adamın camiden geçip de iki rekat kılmaması, tanıdığından başkasına selâm vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
132/7. Mâmur yerlerin harabe olması, harabe yerlerin îmar edilmesi, cihadın terki, devenin pervasızca otlaması gibi bir adamın da elindeki emanetten faydalanması, kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
Hz. Atiyye RA<br />
<br />
265/5. Şu üç şeyi gördüğün zaman kıyametin kopması yakındır: Mamur yerler yıkılıp, harap yerler imar ediliyor. Maruf münker, münker ma´ruf addediliyor. Deve yaprağa nasıl davranırsa, adam da emanete öyle davranıyor.<br />
<br />
Hz. Urve RA<br />
<br />
258/7. Altı hal var ki, onlar vaki olduğunda ölümü temenni edebilirsiniz: Sefihlerin beyliği, hükmün para ile satılması, kanın istihfaf edilmesi, zaptiyenin çoğalması, akrabalığın kesilmesi, Kur´an-ı Kerim´i eğlence yapanların çoğalması ve onun musiki yerine dinlenmesi. Öyle ki, adamı mihraba, nağme dinlemek için geçirirler. Halbuki o adamın fıkıhtan haberi bile yoktur. İşte bu durumlarda ölümü istemekte haklı olursunuz.<br />
<br />
Hz. Abin el Gefani RA<br />
<br />
304/6. Ümmetimden ehl-i kitaptan bir cemaat ve ehl-i liban (çöl halkı) helâk olacak.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Ehl-i kitap kimdir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Kitabullahı öğrenip müslümanlarla mücadele edecek bir kavimdir."<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Ehl-i liban kimdir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Şehvetlerine uyup, namazı terk edecek bir kavimdir."<br />
<br />
Hz. Ukbe RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">b. Ticaretin Artması, Malın Çoğalması</span></span><br />
<br />
33/7. Kıyamet yaklaştığında, taylasan giyilmesi çoğalır. Ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tâzim edilir. Fuhuş yayılır. Çocuklar âmir duruma gelir. Kadınların sayısı artar. Sultan zulmeder. Eksik ölçü ve tartı yapılır. Bir adamın köpek yavrusu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten daha cazip gelir. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez. Gayri meşrû çocuklar çoğalır. Hatta, yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde, koyun postuna bürünürler. O zamanda insanın en iyi görüneni müdâhin olanıdır. (Kötülükleri gördüğü halde karışmayıp kendi işine bakan kimse.)<br />
<br />
Hz. Ebû Zer RA<br />
<br />
476/12. Sizde mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki mal sahibi zekâtını kabul edecek birini arar da, ona arz eder. O da şöyle der:<br />
<br />
"--Benim (şimdi) buna ihtiyacım yok!"<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
459/5. Nefsim yed-i kudretinde olana kasem ederim ki, İran ve Rum diyarı fetholunacak ve dünya devleti üzerinize yağacak. Ekmeğiniz, etiniz bollaşacak... O kadar ki, bunların çoğuna besmele bile çekilmeyecek.<br />
<br />
Hz. Abdullah ibn-i Busr RA<br />
<br />
472/6. "Lâ ilâhe illallah" kelimesi halktan gamı, kederi men etmeye devam eder; dünyaları düzelip de dinden gideni ehemmiyetsiz görmedikçe... O zaman bu kelimeyi söylediklerinde, kendilerine "Yalan söylüyorsunuz, siz onun ehli değilsiniz!" denilir.<br />
<br />
Hz. Zeyd ibn-i Erkam RA<br />
<br />
78/6. Kıyamet yaklaştıkça insanların ancak dünyaya tamahları ve Allah´tan uzaklaşmaları artar.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
504/7. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, kaygıları mideleri, şerefleri malları, kıbleleri kadınları olacak. Dinleri de altın ve gümüşleri olacaktır. Bunlar halkın şerlileridir ve Allah yanında onların nasibleri yoktur.<br />
<br />
Hz. Ali RA<br />
<br />
503/1. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, yanında altın ve gümüşü olmayan rahat etmez.<br />
<br />
Hz. Mikdam RA<br />
<br />
59/15. Ahir zaman geldiğinde, insanlar için dirhem ve dinara (paraya) ihtiyaç daha fazla olur. Zira insan o zaman din ve dünyasını onlarla ayakta tutabilir.<br />
<br />
Hz. Mikdam ibn-i Madikerb RA<br />
<br />
504/6. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, günaha girmeksizin aralarında geçinmeye kuvvet bulamayacak. Öyle ki, adam yalan söyleyecek ve yemin de edecek. Bu zaman gelince kaçın!<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
--Nereye kaçalım<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
--Allah´a, kitabına ve Peygamber´in sünnetine kaçın!<br />
<br />
360/7. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, adam malı helâlden mi, haramdan mı, nereden aldığına ehemmiyet vermeyecek.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
502/9. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, adam malın kendisine nereden geldiğine, helâlden mi, haramdan mı geldiğine aldırmayacak.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
456/7. Beni hak ile baas eden Allah´a yemin ederim ki, benden sonra ümmetimin içinde fetret devri olacak. O devirde herkes helâli aramadan mal talebinde bulunacak, kanlar akıtılacak ve şiir Kur´an´a bedel tutulacak.<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
360/8. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onlardan riba yemeyen hiç kimse kalmayacak. Yemese bile, hiç olmazsa kendisine tozu isabet edecek.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
503/7. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, o zamanda onlar riba yerler, yemeyene de tozu bulaşır.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
141/4. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, faiz yemeyen adam kalmaz. Onu yemese bile kendisine tozu isabet eder.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
29/8. Bu ümmet şarabı üzüm suyu, faizi alış-veriş, rüşveti hediye gibi kabul eder ve zekâtı (öşrü) ticaret vesilesi yaparsa, işte bu, günahı artırdıklarından dolayı helâklarına sebep olur.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
503/4. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, camilerde halka halinde toplanılar, gayeleri dünyevî olur. Allah´ın onlara ihtiyacı yoktur. Bunların arasına girmeyin!<br />
<br />
Hz. Enes RA<br />
<br />
301/3. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek ki, camilerde halk halka oturacaklar, ancak dünya üzerine muhabbet edecekler. Bunlara rastlarsanız, onlara katılmayın! Zira Allah-u Zülcelâl Hazretleri´nin o kimselerle alâkası yoktur.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
304/1. Ümmetimin sonunda bir takım kavimler olur ki, camilerini süsler, kalblerini ise viran ederler. Onlardan birisi dinine vermediği ehemmiyetten fazlasını elbisesine verir. Bunlar, dünyaları selâmet oldu mu, ahiret işini kaale almazlar.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
476/5. Kıyamet kopmaz, tâ ki insanlar mescidler hususunda tefâhur etmedikçe.<br />
<br />
Hz. Enes RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">c. Çocukların Durumu</span></span><br />
<br />
478/3. Çocuk öfkeli, yağmur sıcak olmadıkça, âdî kimseler iyi addedilmedikçe, iyilere kızılmadıkça, küçük büyüğe ve karaktersiz kimse iyi insanlara cür´etkârlık yapmadıkça kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Hz. Aişe RA<br />
<br />
504/4. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek, şeytanlar onların evlâdlarına ortak olacaklar.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
--Bu da olacak mı yâ Rasûlallah<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
--Evet.<br />
<br />
Dediler ki:<br />
<br />
--Bizim evlâdlarımızı onların evlâdlarından nasıl ayırd edeceğiz ..<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
--Hayâ ve merhamet azlığından anlaşılacak.<br />
<br />
477/13. Kalbler birbirine yabancı olmadan. sözler birbirinden ayrılmadan, ana-baba bir kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">d. Kur´an´ın Merasimi ve Müslümanlığın İsminin Kalışı</span></span><br />
<br />
301/4. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, Kur´an´ın merasimi ve müslümanlığın da ismi kalacak. Onlar müslüman ismi alırlar, halbuki kendileri müslümanlıktan insanların en uzağıdırlar. Camileri süslü olur, hidayet bakımından ise viran olur. O zamanın âlimleri, gök kubbesi altındaki âlimlerin en şerlisi olup, fitne onlardan başlar ve yine onlara döner.<br />
<br />
Hz. Muaz RA<br />
<br />
301/1. Ümmetime yakında bir zaman gelir ki, Kur´an okuyucu çok, fakihler az olur. İlim kabzolunur. Kargaşalık çoğalır. Ondan sonra bir zaman gelir ki, ümmetimden bir takım adamlar Kur´an okurlar ama, bu gırtlaklarını geçmez. Bundan sonra yine öyle bir zaman gelir ki, müşrik mü´minle aynı mevzuda söylediğinin mislinde mücadele eder.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
302/12. Benden sonra, yakında, ümmetimden bir taife zuhur eder ki, Kur´an okurlar ama boğazlarını geçmez. Dinden de okun yaydan çıktığı gibi çıkarlar ve avdet de etmezler. Onlar halkın ve mahlûkàtın en şerlisidir. Alâmetleri de yüzünü, gözünü tıraş etmeleridir.<br />
<br />
Hz. Ebû Zer RA<br />
<br />
303/3. Benden sonra ümmetimden bir kavim gelir. Kur´an´ı okur, dini ilimlerden de ma´lûmâtları olur. Şeytan onlara gelir:<br />
<br />
"--Dünyalığınızı düzeltmek için hükümete sokulsanız ya! Siz yine dininizde onlara uymazsınız." der.<br />
<br />
Nasıl çalıdan dikenden başka bir şey alınmazsa, onlara sokulmaktan da günahtan başka bir şey elde edilmez.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">e. Ulemânın Durumu</span></span><br />
<br />
504/5. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, ulemâsı da, hukemâsı da fitne olacak. Mescidler ve kurrâ çoğalacak ama hiç âlim bulunmayacak, tek tük ulemâ kalacak.<br />
<br />
503/9. Ümmetim üzerine bir zaman gelir ki, fukaha birbirini çekemez. Tekelerin birbirlerini kıskandığı gibi, birbirlerini kıskanırlar.<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
448/10. Kıyametin yaklaşmasındandır, minberlerin hatiplerinin çoğalması; ulemânın süslere meyledip haramı helâl, helâli haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri; altın ve gümüşlerinizi helâl saymayı öğütlemeleri ve Kur´an´ı ticaret metaı edinmeleri.<br />
<br />
Hz. Ali RA<br />
<br />
503/12. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, onda ulema, köpekler öldürülür gibi öldürülr. Keşke o zaman ulema birlik olsaydı!..<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
449/1. Kıyametin yaklaşmasındandır, yağmurun çok, ekinin az, okumuşun çok, fakihin az oluşu ve umerânın çok, emin adamın az oluşur.<br />
<br />
Hz. Abdurrahman ibn-i Amr RA<br />
<br />
472/7. Ümmet şeriat-ı hasene üzere devam eder, aralarında şu üç hal zahir olmadıkça: Aralarında habis veled çoğalmadıkça, "sakkàrûn" aralarında zâhir olmadıkça.<br />
<br />
Dediler ki:<br />
<br />
"--Sakkàrûn nedir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Bunlar içmeden sarhoş olanlardır. Ahir zamanda gelirler, birbirleriyle karşılaştıklarında aralarındaki selâmları lânetleşmektir."<br />
<br />
Hz. Muaz ibn-i Enes RA<br />
<br />
303/7. Ahir zamanda ümmetimden birtakım insanlar meydana gelir ki, kendimizin de babalarımızın da işitmediği şeyleri anlatırlar. Sizler ve babalarınız bunlardan kendinizi çekin!<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
61/4. Ahir zaman olduğu ve heva hevesler muhtelif olduğu zaman (bid´atler hususunda) işte o zaman size köy ehlinin ve de kocakarıların itikadını tavsiye ederim.<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
(Bundan maksad, fazla bilgi sahibi oluyorum zannı ile insanın itikadını karıştırması yerine, az fakat öz bilgisi olan bir köylü veya kocakarı gibi sağlam itikad sahibi olmayı tavsiye ediyor.)<br />
<br />
136/2. Siz bugün öyle bir zamandasınız ki, alimleri çok, hatibleri azdır. Bugün bir kimse bildiğinin onda birini terketse, düşer. Bir zaman gelecektir ki, bileni az, anlatmaya çalışanı (hatibleri) çok olacak. O zamanda bildiğinin onda birini yapan kurtulacaktır.<br />
<br />
Hz. Ebû Zer RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">f. Umerânın Durumu</span></span><br />
<br />
360/9. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onlara sefih önderler hakim olacak. Şerlilerini öne geçirecekler. Onlar da suretâ hayırlıların sevgisini izhar edecekler. Namazı vaktinden sonraya bırakacaklardır. Kim bu zamana yetişirse reis olmasın, memur olmasın, vergi memuru olmasın, maliyeci de olmasın!<br />
<br />
Hz. Ebû Said RA<br />
<br />
121/2. Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. Ve rüveybida söz sahibi olur.<br />
<br />
"--Rüveybida kimdir " diye soruldu.<br />
<br />
"--Ammenin işleri hakkında söz sahibi olan sefih kimselerdir." buyruldu.<br />
<br />
Hz. Avf ibn-i Mâlik RA<br />
<br />
121/1. Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının!<br />
<br />
Hz. Câbir ibn-i Semûre RA<br />
<br />
518/6. Ahir zamanda zalim umera, fasık vüzera, hain hakimler ve yalancı ulema gelir. Her kim onlara yetişirse sakın onların yardımcıları, vergi memuru, haznedarı ve onların emniyet memurları olmasın!<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
507/12. Ahir zamanda cahil reisler topluluğu çıkar, insanları fitneye düşürürler. Hem dalâlete düşerler, hem de dalâlete düşürürler.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
300/2. Yakında başınıza bazı emirler gelecek. Rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lâkin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya kalktıklarında, onlarla mukatele edin. Kim bu yolda öldürülürse o şehiddir.<br />
<br />
Hz. Ebû Sülâbe el-Eslemî RA<br />
<br />
303/4. Yakında bazı emirler gelecek. Siz onların bazı işlerini beğenecek, bazılarından ise hoşlanmayacaksınız. Kim onlarla mücadele ederse necat bulur. Kim onlardan ayrılırsa selâmet bulur. Kim de onlara karışırsa helâk olur.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
299/1. Benden sonra, yakında sizin üzeriniz bazı umera gelecek. İyi görmediğinizi amel edecekler ve fena gördüklerinizi de yapacaklar. Bunlar emiriniz değildir.<br />
<br />
Hz. Ubade RA<br />
<br />
303/6. Sizin üzerinize bazı umera peydah olur. Namazı vakitlerinden geciktirir ve bid´atler çıkarırlar.<br />
<br />
İbn-i Mes´ud RA dedi ki:<br />
<br />
"--Onlara yetişirsem nasıl yapayım "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Ey Ümm-ü Abd´in oğlu! Benden nasıl yapacağını soruyorsun. Allah´a isyan edene itaat yoktur!"<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud<br />
<br />
140/8. Sizin üzerinize yakında kabul edeceğiniz veya kabul etmeyeceğiniz işler yapan umera gelr. Kim ki bunu reddeder, beraat kazanır. Hoşlanmayan selâmet kazanır. Hoşlanan, uyan fitneye uğramış olur.<br />
<br />
Dediler ki:<br />
<br />
"--Onlarla cenkleşmeyelim mi "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Namaz kılarlarsa, cenkleşmeyin!"<br />
<br />
Hz. Ümmü Seleme RA<br />
<br />
302/11. Benden sonra yakında bir takım sultanlar peydah olur. Kapılarında fitneler develerin yatakları gibidir. Kimseye bir hayır göstermezler. Bir şey verilirse, ancak onların dinlerinden bir taviz kopararak verilir.<br />
<br />
Hz. Abdullah ibn-i Hars RA<br />
<br />
298/3. Benden sonra birtakım emirler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi cehenneme atılacaklar.<br />
<br />
Hz. Muaviye RA<br />
<br />
302/10. Ahir zamanda, zalim hükümdarın avanesi olur ki, onlar sabah Allah´ın gazabında yürürler. Akşamda Allah´ın buğzu içinde dolaşırlar. Sakın onların sırdaşlarından olmayın!<br />
<br />
Hz. Ebû Umâme RA<br />
<br />
46/8. Ümmetimin zalime, "Sen zalimsin!" demekten koktuğunu görürsen, onlardan ayrılabilirsin.<br />
<br />
Hz. Abdullah ibn-i Amr RA<br />
<br />
502/11. insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalbleri şeytan kalbidir. Kan dökücüdürler. Çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tâbi olursan, seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen, sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlâksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise ma´rufu emretmez, münkeri nehyetmez olur. Sünnet aralarında bid´at, bid´at ise aralarında sünnet gibidir. İdarecileri sapıktır. İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar. Hayırlıları dua eder, fakat duları kabul olmaz.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
458/9. Nefsim yed-i kudretinde olana kasem ederim ki, kıyamet kopmaz, imamınızı öldürünceye, kılıcınızı birbirinizde deneyinceye ve şerirleriniz dünyaya hakim oluncaya kadar.<br />
<br />
Hz. Hüreyre RA<br />
<br />
518/7. Ahir zamanda bir kavim sultanın huzuruna varır. Sultanlar Allah´ın emri ile hareket etmezler, onlar da nehyetmezler. Allah´ın lâneti işte bunların üzerine olsun!<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">g. İmanı Muhafazanın ve Sünnete Uymanın Güçleşmesi</span></span><br />
<br />
503/11. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, adamın imanı soyulur da haberi olmaz. Halbuki o, gömleğinin soyulduğu gibi soyulmuştur.<br />
<br />
Hz. Ebüd-Derdâ RA<br />
<br />
360/5. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek ki, kableri acem kalbi olacaklar.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Acem kalbi nedir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Kalblerinde dünya muhabbeti, âdetleri bedevî âdeti gibi. Kendilerine rızık verildi mi hayvanlarnı çoğaltır, gazayı zarar addeder ve zekâtı cereme sayarlar."<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
502/10. insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, ümmetin ihtilâfı sırasında benim sünnetime tutunan eliyle ateş tutan bir kimse gibi olacaktır.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
477/12. Zühd lâftan, vera´ da yalandan ibaret olmadıkça kıyamet kopmaz.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
503/10. Sizin üzerinize bir zaman gelir ki, adam acizlikle fâcirlik arasında muhayyer kalır. Kim bu zamana ulaşırsa, aczi fücura tercih etsin!<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
504/1. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek ki, şimdi sizin aranızda münafığın gizlendiği gibi, mü´min gizlenecek.<br />
<br />
Hz. Câbir RA<br />
<br />
504/2. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, adam bir kavmin içinde oturacak da, kendisini dile alacaklar korkusu ile kalkamayacak.<br />
<br />
Hz. Ebû hüreyre RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">h. Fitnelerin Zuhuru</span></span><br />
<br />
476/13. iki büyük taife, davaları bir olduğu halde çarpışmadan kıyamet kopmaz. aralarında büyük bir mukatele olur ve otuza yakın deccal ve yalancı baas olunur. Onların hepsi de kendini Allah´ın rasûlü zanneder.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
243/2. Kaprakanlık gece parçaları gelmeden amellere müsâraat ediniz ki, o devirde de insan sabah mü´min olur, akşama kâfir olarak ulaşır. Mü´min olarak geceye gider, kâfir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları, dinini dünyadan az bir şeye karşılık satarlar.<br />
<br />
Hz. Ebû Hüreyre RA<br />
<br />
299/7. Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kâfir olur. Ancak, Allah´ın kendisini ilmi ile ihyâ ettikleri müstesnâ.<br />
<br />
Hz. Ebû Umâme RA<br />
<br />
299/9. Yakında hadiseler, tefrika, fırka ve ihtilâflar olacak. O günde katil olmaktan kurtulup maktul olabilirsen ol!<br />
<br />
Hz. Halid ibn-i Urfuta RA<br />
<br />
18/11. Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim: Medineden çıkacak bir fitne, Mekke´den çıkacak bir fitne, Yemen´den çıkacak bir fitne, Şam´dan çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne... Bir fitne de Şam´ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfyânî´nin fitnesidir. (Mehdi AS´dan bir sene evvel çıkacak bir fitne.)<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA<br />
<br />
300/3. Benden sonra fitneler olur. Birisi de ahlâs fitnesidir. (Deve çulu fitnesi, yâni milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnelerin kendine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehl-i beytimden bir müslüman (Mehdi AS) çıkıncaya kadar devam eder.<br />
<br />
Hz. Ebû Said RA<br />
<br />
300/1. Yakında dört fitne olacak: Kanın mubah sayıldığı fitne; kanın mubah ve malın helâl sayıldığı fitne; kanın mubah, malın ve namusun helâl sayıldığı fitne... (Dördüncüsü Deccal fitnesidir.)<br />
<br />
Hz. İmran RA<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">i. Deccal´in Önüsıra Olacak Hadiseler</span></span><br />
<br />
132/5. Malın meydan alması, kâtiplerin artması, ticaretin çoğalması, cehlin yayılması, insanın ticareti "Falan kimselerden izin olmadıkça olmaz!" şeklinde yapması; müstakil bir mahalde kâtib bulunmaması (Ticaretin çokluğundan yazmaya vakti olan adam bulunmaz.) kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
Hz. Amr ibn-i Tuğlabe RA<br />
<br />
503/8. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, zenginler tenezzüh için, orta halliler ticaret için, onların kurrâları riya ve gösteriş için, fakirleri ise dilenmek için haccederler.<br />
<br />
Hz. Enes RA<br />
<br />
303/8. Ümmetimin sonunda bir takım kadınlar peydah olur ki, erkekler gibi eğerlere biner ve mescidin kapısında inerler. Onlar giyinik çıplaklardır. Başlarını da zayıf devenin hörgücü gibi yaptırırlar Bunları tel´in edin! Zira onlar mel´undurlar. Eğer sizden sonra gelecek ümmet olsaydı, bunlar da o gelecek ümmete hizmetçi olurlardı. Nasıl ki sizden evvelki ümmetlerin kadınlarının size hizmetçi oldukları gibi.<br />
<br />
Hz. İbn-i Amr RA<br />
<br />
141/1. Âhir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir belâ zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurtulur: Biri Allah´ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkincisi ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Cahil kalanlar bu belâda tehlikededir.)<br />
<br />
Hz. Ömer RA<br />
<br />
29/9. Ümmetim şu beş şeyi helâl saydığı zaman, helak onların üzerine hemen gelir. Aralarında lânetleşmenin ortaya çıkmasını, ipekli giyilmesini, şarkıcı kadınlar ittihaz edilmesini, şarab içilmesini; erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesini helâl saydıkları zaman.<br />
<br />
Hz. Enes RA<br />
<br />
503/5. İnsanlar üzerinde öyle bir zaman gelir ki, boğulmaya maruz adam gibi dua etmeyen yakayı kurtaramaz.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
503/3. Sizin üzerinize öyle bir zaman gelir ki, boğulmaya maruz adam gibi dua etmeyen yakayı kurtaramaz.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
457/2. Nefsim yed´i kudretinde olana kasem ederim ki, dünya gitmez. Ta ki bir adam bir kabre uğrar da, onun üzerinde yuvarlanarak, "Keşke şu kabir sahibinin yerinde ben olsaydım." demedikce... Sanki din onun başının belâsı gibi olur.<br />
<br />
Hz. Ebû Hureyre RA<br />
<br />
346/8. İslâm´ın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalâlete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların üzerine üç deccal gelecek.<br />
<br />
Hz. Huzeyfe RA<br />
<br />
346/7. Hiç şüphe yok ki, İslâm´ın usulleri birer birer bozulacak, birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela hükmü kaldıracaklar, en sonra da namazı bozacaklar.<br />
<br />
Hz. Ümâme RA<br />
<br />
346/9. Sizler hiç şüphe yok, evvelkilerin âdetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse, siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa, siz de yapacaksınız.<br />
<br />
Hz. İbn-i Abbas RA<br />
<br />
121/3. Kıyametin önü sıra Deccal ve onun önü sırada otuz kadar ve daha fazla yalancı gelir. Bu yalancıların alâmetleri soruldu. Buyruldu ki:<br />
<br />
"--Onlar sizde olmayan âdetler getirirler ve diyanetinizi o âdetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun!"<br />
<br />
Hz. İbn-i Ömer RA<br />
<br />
258/8. Deccal´in önü sıra hud´alı seneler olur: Yağmur çok yağar, fakat nebat az olur. Sàdıklar tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur.<br />
<br />
Denildi ki:<br />
<br />
"--Yâ Rasûlallah, Rüveybiza nedir "<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
"--Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir."<br />
<br />
Hz. Avf ibn-i Mâlik RA<br />
<br />
504/3. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur´an okur, ibadete çalışırlar ve ehli bid´atle de meşgul olurlar. Lâkin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar. Okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör Deccal´in avanesi olacaklardır.<br />
<br />
Hz. İbn-i Mes´ud RA</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamet alametleri müteşabih değildir]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=375</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 04:10:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=375</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet alametleri müteşabih değildir</span></span><br />
<br />
Sual: Bazıları, (Kıyametin büyük alametleri olan, güneşin batıdan doğması, hazret-i İsa’nın gökten inmesi, Dabbet-ül-arz, Deccal ve Mehdi ile ilgili nasslar müteşabihtir, herkes istediği gibi yorumlar, tevil edebilir. Bunlar maddi olarak değil, manevi olarak gelecektir. Mesela İsa’nın gelmesi hakiki İseviliğin gelmesidir. Güneşin batıdan doğması, Hıristiyanların toptan Müslüman olmasıdır. Mehdi’nin gelmesi, bizim kitaplarımızın yayılması demektir. Deccal da, bize karşı olanlar demektir. Dabbet-ül-arz da, AIDS gibi bir hastalıktır) diyorlar. Kıyamet alameti olan bu önemli hususlar, nasıl müteşabih olur ki? Peygamber efendimiz, ben Mehdi dersem siz kitap anlayın, Papaz dersem Müslüman anlayın, güneş dersem Hıristiyanlık anlayın gibi ucube söyler mi hiç? Hem şimdiye kadar dört hak mezhebin imamlarından, âlimlerinden biri, kıyamet alametleri, müteşabih demiş midir de, bu insanlar müteşabihtir, herkes istediği gibi yorumlayabilir diyebiliyorlar?<br />
CEVAP<br />
Önce kıyametin büyük alametlerini inceleyelim. Hiç yoruma ihtiyaç var mı?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1- Büyük alametlerden birisi, güneşin batıdan doğmasıdır.</span> </span><br />
<br />
Bunu bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü iki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
(Güneş batıdan doğunca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158]<br />
<br />
Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olduğunu bildirmişlerdir. Yukarıdaki iki hadis-i şerif de bu âyetin açıklamasıdır. Hıristiyanlar, Müslüman olunca, tevbe kapısı kapanmaz ki. Müslüman olana yani iman edene, imanı fayda vermez mi hiç? Bâtınilerin tevillerinin ne kadar zırva olduğu, yani dinimizle alakası olmadığı meydandadır. Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.<br />
<br />
Allah için imkansız diye bir şey olur mu? Bunu yapacak olan Allahü teâlâdır. Allah yapamaz denir mi hiç? Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarıp başka yörüngeye sokamaz mı?<br />
<br />
Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistan’da söylemiştir. Arabistan’a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika’dır. Afrika, Müslüman olacak dense, belki inanan cahil çıkardı. Türkiye’ye göre Avrupa Batı’dadır. Asya’ya göre de Türkiye Batı’dadır. Her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Batı’nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman olması demektir. Çünkü batıda olmayan tek ülke yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız olduğu meydandadır.<br />
<br />
Hadis-i şerifte, (Güneş Batı’dan doğunca tevbe kapısı kapanır) buyuruluyor. Şimdi, yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa, yahut bütün dünya Müslüman olunca, tevbe kapısı niye kapansın ki? Tevbe kapısı kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl Müslüman olacak?<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- Kıyametin büyük alametlerinden birisi de hazret-i İsa gökten inecektir.</span></span><br />
<br />
Al-i İmran suresinin 55. âyetinin tefsirinde şöyle buyuruluyor:<br />
Hazret-i İsa diri olarak göğe kaldırıldı. Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği hadis-i şerife göre, Hazret-i İsa, kıyamete yakın yere inecek, İslamiyet ile hükmedecektir. (Tibyan tefsiri 1/233)<br />
<br />
Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde deniyor ki:<br />
Hazret-i İsa’nın inmesi kıyamet alametidir. (Tibyan tefsiri 4/137)<br />
<br />
Nisa suresinin 157 ve 158. âyetinde Celaleyn tefsirinde bildiriliyor ki:<br />
Hazret-i İsa, öldürülmedi, asılmadı, öldürülen ona benzetildi ve o, göğe kaldırıldı. (Kur’an-ı hakim ve meal-i kerim 1/150)<br />
<br />
Aynı kitapta, Al-i İmran suresinin 55. âyetinin tefsirinde ise diyor ki:<br />
(O zaman Allah, şöyle demişti: Ey İsa, seni onlar değil, [ecelin gelince] ben öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim.) Dip notunda ise deniyor ki, (Hazret-i İsa, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetine göre, düşmanları tarafından öldürülmemiş, Allah onu ruhu ve cesedi ile birlikte, yükseltip kaldırmıştır.) Buhari ve Müslim’deki kıyamete yakın ineceğini bildiren hadis-i şerif nakledilip “Bu hususta sahih başka haberler de var” deniyor. (Kur’an-ı hakim ve meal-i kerim 1/92)<br />
<br />
Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde ise, Hazret-i İsa’nın inmesinin kıyamet alametlerinden olduğu, bu bilgileri Beydavi, Celaleyn ve Medarik’ten alındığı bildirilmektedir. Buhari ve Müslim’deki hazret-i İsa’nın ineceğini bildiren hadis-i şerif de ilave edilmiştir. (Kur’an-ı hakim ve meal-i kerim 3/900)<br />
<br />
Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
(İsa gökten inmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Nesai, İ. Ahmed, Taberani, İ. Hibban, İ. Cerir]<br />
<br />
(Nasıl helak olur bu ümmet ki, başında ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi vardır.) [Hakim, İ. Asakir]<br />
<br />
(İsa, yere inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.) [Tirmizi, Mevahib]<br />
<br />
(Benim dinim üzerine İsa gelir, Deccalı öldürür, sonra kıyamet kopar.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(İsa, inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Sonra yeryüzünde sükun emniyet meydana gelecektir. O kadar ki, aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacaktır. İsa ölünce cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(İsa benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerifler karşısında, falanca Hazret-i İsa’dır veya manen gelecektir demek, biz bunlara inanmıyoruz demenin başka şekli değil midir?<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- Hazret-i Mehdi’nin gelmesi de büyük alametlerdendir. </span></span><br />
<br />
Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi, İ. Asakir]<br />
<br />
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Mehdinin idaresi yedi yıl sürer.) [Müslim]<br />
<br />
(Mehdi’nin geleceğine inanmayan kâfir olur.) [Favaid-il Ehbar]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- Deccal’ın gelmesi de büyük alametlerdendir. </span></span><br />
<br />
Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Deccal doğudan çıkar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, İmam-ı Ahmed, İ. Ebi Şeybe]<br />
<br />
(Deccal Mekke ve Medine’ye giremez.) [Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, İmam-ı Ahmed]<br />
<br />
(Deccal tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur.) [İ. E. Şeybe]<br />
<br />
(Deccal, bir kimseyi öldürüp diriltecektir.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
(İsa, Deccalı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık kalmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(Deccal çıkmadan Kıyamet kopmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace]<br />
<br />
Deccal nasıl tevil edilir? Bu vasıflara haiz kim meydana çıktı ki?<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- Dabbet-ül-arz denilen hayvanın çıkması da büyük alametlerdendir.</span> </span><br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Dabbet-ül arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]<br />
<br />
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Feraid-ül fevaid, Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi, Megarib-üz-zaman ve El kavl-ül-muhtasar fi alamat-il-Mehdil muntazar isimli kitaplarda mevcuttur.<br />
<br />
Dabbet-ül-arz’ın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede bildirilmektedir:<br />
(O söz başlarına gelince [Kıyamet alametleri çıkınca], yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Kurtubi]<br />
<br />
Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir. Çünkü Allahü teâlâ, hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi akaid-il İslam)<br />
<br />
Ayrıca Yecüc Mecüc’ün çıkacağı ve bir Duman’ın çıkacağı âyet-i kerime ve hadis-i şerifle sabittir. Bir de ateş çıkacak, yer batmaları görülecek ve Kâbe-i şerif yıkılacaktır. Bunlar çıkmadan kıyamet kopmayacaktır.<br />
<br />
İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:<br />
Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal’ın ve diğer kıyamet alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi, [tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkh-ı ekber)<br />
<br />
Netice: Âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, yani, Allahü teâlânın ve Onun âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberinin mübarek sözleri, hâşâ, bilmece bulmaca gibi değildir. Bunları, İslamiyet’e aykırı olarak tevil etmek, İslamiyet’i değiştirmekten başka şey değildir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet alametleri müteşabih değildir</span></span><br />
<br />
Sual: Bazıları, (Kıyametin büyük alametleri olan, güneşin batıdan doğması, hazret-i İsa’nın gökten inmesi, Dabbet-ül-arz, Deccal ve Mehdi ile ilgili nasslar müteşabihtir, herkes istediği gibi yorumlar, tevil edebilir. Bunlar maddi olarak değil, manevi olarak gelecektir. Mesela İsa’nın gelmesi hakiki İseviliğin gelmesidir. Güneşin batıdan doğması, Hıristiyanların toptan Müslüman olmasıdır. Mehdi’nin gelmesi, bizim kitaplarımızın yayılması demektir. Deccal da, bize karşı olanlar demektir. Dabbet-ül-arz da, AIDS gibi bir hastalıktır) diyorlar. Kıyamet alameti olan bu önemli hususlar, nasıl müteşabih olur ki? Peygamber efendimiz, ben Mehdi dersem siz kitap anlayın, Papaz dersem Müslüman anlayın, güneş dersem Hıristiyanlık anlayın gibi ucube söyler mi hiç? Hem şimdiye kadar dört hak mezhebin imamlarından, âlimlerinden biri, kıyamet alametleri, müteşabih demiş midir de, bu insanlar müteşabihtir, herkes istediği gibi yorumlayabilir diyebiliyorlar?<br />
CEVAP<br />
Önce kıyametin büyük alametlerini inceleyelim. Hiç yoruma ihtiyaç var mı?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1- Büyük alametlerden birisi, güneşin batıdan doğmasıdır.</span> </span><br />
<br />
Bunu bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü iki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
(Güneş batıdan doğunca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158]<br />
<br />
Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olduğunu bildirmişlerdir. Yukarıdaki iki hadis-i şerif de bu âyetin açıklamasıdır. Hıristiyanlar, Müslüman olunca, tevbe kapısı kapanmaz ki. Müslüman olana yani iman edene, imanı fayda vermez mi hiç? Bâtınilerin tevillerinin ne kadar zırva olduğu, yani dinimizle alakası olmadığı meydandadır. Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.<br />
<br />
Allah için imkansız diye bir şey olur mu? Bunu yapacak olan Allahü teâlâdır. Allah yapamaz denir mi hiç? Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarıp başka yörüngeye sokamaz mı?<br />
<br />
Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistan’da söylemiştir. Arabistan’a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika’dır. Afrika, Müslüman olacak dense, belki inanan cahil çıkardı. Türkiye’ye göre Avrupa Batı’dadır. Asya’ya göre de Türkiye Batı’dadır. Her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Batı’nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman olması demektir. Çünkü batıda olmayan tek ülke yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız olduğu meydandadır.<br />
<br />
Hadis-i şerifte, (Güneş Batı’dan doğunca tevbe kapısı kapanır) buyuruluyor. Şimdi, yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa, yahut bütün dünya Müslüman olunca, tevbe kapısı niye kapansın ki? Tevbe kapısı kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl Müslüman olacak?<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- Kıyametin büyük alametlerinden birisi de hazret-i İsa gökten inecektir.</span></span><br />
<br />
Al-i İmran suresinin 55. âyetinin tefsirinde şöyle buyuruluyor:<br />
Hazret-i İsa diri olarak göğe kaldırıldı. Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği hadis-i şerife göre, Hazret-i İsa, kıyamete yakın yere inecek, İslamiyet ile hükmedecektir. (Tibyan tefsiri 1/233)<br />
<br />
Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde deniyor ki:<br />
Hazret-i İsa’nın inmesi kıyamet alametidir. (Tibyan tefsiri 4/137)<br />
<br />
Nisa suresinin 157 ve 158. âyetinde Celaleyn tefsirinde bildiriliyor ki:<br />
Hazret-i İsa, öldürülmedi, asılmadı, öldürülen ona benzetildi ve o, göğe kaldırıldı. (Kur’an-ı hakim ve meal-i kerim 1/150)<br />
<br />
Aynı kitapta, Al-i İmran suresinin 55. âyetinin tefsirinde ise diyor ki:<br />
(O zaman Allah, şöyle demişti: Ey İsa, seni onlar değil, [ecelin gelince] ben öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim.) Dip notunda ise deniyor ki, (Hazret-i İsa, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetine göre, düşmanları tarafından öldürülmemiş, Allah onu ruhu ve cesedi ile birlikte, yükseltip kaldırmıştır.) Buhari ve Müslim’deki kıyamete yakın ineceğini bildiren hadis-i şerif nakledilip “Bu hususta sahih başka haberler de var” deniyor. (Kur’an-ı hakim ve meal-i kerim 1/92)<br />
<br />
Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde ise, Hazret-i İsa’nın inmesinin kıyamet alametlerinden olduğu, bu bilgileri Beydavi, Celaleyn ve Medarik’ten alındığı bildirilmektedir. Buhari ve Müslim’deki hazret-i İsa’nın ineceğini bildiren hadis-i şerif de ilave edilmiştir. (Kur’an-ı hakim ve meal-i kerim 3/900)<br />
<br />
Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
(İsa gökten inmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Nesai, İ. Ahmed, Taberani, İ. Hibban, İ. Cerir]<br />
<br />
(Nasıl helak olur bu ümmet ki, başında ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi vardır.) [Hakim, İ. Asakir]<br />
<br />
(İsa, yere inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.) [Tirmizi, Mevahib]<br />
<br />
(Benim dinim üzerine İsa gelir, Deccalı öldürür, sonra kıyamet kopar.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(İsa, inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Sonra yeryüzünde sükun emniyet meydana gelecektir. O kadar ki, aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacaktır. İsa ölünce cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(İsa benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerifler karşısında, falanca Hazret-i İsa’dır veya manen gelecektir demek, biz bunlara inanmıyoruz demenin başka şekli değil midir?<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- Hazret-i Mehdi’nin gelmesi de büyük alametlerdendir. </span></span><br />
<br />
Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi, İ. Asakir]<br />
<br />
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Mehdinin idaresi yedi yıl sürer.) [Müslim]<br />
<br />
(Mehdi’nin geleceğine inanmayan kâfir olur.) [Favaid-il Ehbar]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- Deccal’ın gelmesi de büyük alametlerdendir. </span></span><br />
<br />
Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Deccal doğudan çıkar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, İmam-ı Ahmed, İ. Ebi Şeybe]<br />
<br />
(Deccal Mekke ve Medine’ye giremez.) [Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, İmam-ı Ahmed]<br />
<br />
(Deccal tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur.) [İ. E. Şeybe]<br />
<br />
(Deccal, bir kimseyi öldürüp diriltecektir.) [Buhari, Müslim]<br />
<br />
(İsa, Deccalı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık kalmaz.) [Müslim]<br />
<br />
(Deccal çıkmadan Kıyamet kopmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace]<br />
<br />
Deccal nasıl tevil edilir? Bu vasıflara haiz kim meydana çıktı ki?<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- Dabbet-ül-arz denilen hayvanın çıkması da büyük alametlerdendir.</span> </span><br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Dabbet-ül arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]<br />
<br />
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Feraid-ül fevaid, Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi, Megarib-üz-zaman ve El kavl-ül-muhtasar fi alamat-il-Mehdil muntazar isimli kitaplarda mevcuttur.<br />
<br />
Dabbet-ül-arz’ın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede bildirilmektedir:<br />
(O söz başlarına gelince [Kıyamet alametleri çıkınca], yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Kurtubi]<br />
<br />
Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir. Çünkü Allahü teâlâ, hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi akaid-il İslam)<br />
<br />
Ayrıca Yecüc Mecüc’ün çıkacağı ve bir Duman’ın çıkacağı âyet-i kerime ve hadis-i şerifle sabittir. Bir de ateş çıkacak, yer batmaları görülecek ve Kâbe-i şerif yıkılacaktır. Bunlar çıkmadan kıyamet kopmayacaktır.<br />
<br />
İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:<br />
Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal’ın ve diğer kıyamet alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi, [tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkh-ı ekber)<br />
<br />
Netice: Âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, yani, Allahü teâlânın ve Onun âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberinin mübarek sözleri, hâşâ, bilmece bulmaca gibi değildir. Bunları, İslamiyet’e aykırı olarak tevil etmek, İslamiyet’i değiştirmekten başka şey değildir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyametin kopması ile ilgili hadis-i şerifler:]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=374</link>
			<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 04:06:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=374</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıyametin kopması ile ilgili hadis-i şerifler:</span></span><br />
<br />
(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmayacak.) [Hatib]<br />
<br />
(Lutilik mubah sayılmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]<br />
<br />
(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmayacak.) [Buhari]<br />
<br />
(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]<br />
<br />
(Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Müslim]<br />
<br />
(Allah’a inanan Müslüman kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak.) [Müslim]<br />
<br />
Yukarıda bildirilen küçük alametlerin çoğu çıktı. Henüz çıkmamış olan küçük alametlerden bazıları şunlardır:<br />
(Kişi yol kenarında kadınla beraber olacak.) [Hakim]<br />
<br />
(Konuşan hayvanlar olacak.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kıyamet alametidir ki, erkek evde yokken kadının yaptıklarını ayakkabısı haber verecektir.)<br />
[İ. Ahmed]<br />
<br />
Kıyametin büyük alametleri de şunlardır:<br />
(Mehdi gelecek.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Deccal gelecek.) [İ.E. Şeybe]<br />
<br />
(İsa gökten inecek, duman çıkacak, Kâbe yıkılacak.) [Buhari]<br />
<br />
(Dabbet-ül-arz çıkacak) [Tirmizi]<br />
<br />
(Yecüc ve Mecüc çıkacak.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Ateş çıkacak, güneş batıdan doğacak.) [Müslim]<br />
<br />
Güneşin batıdan doğmasını, bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.) [Buhari]<br />
<br />
<br />
Gaybı bilmek mümkün mü?<br />
Sual: Kur’anda ana rahmindeki çocuğun cinsiyetinin ve yağmurun ne zaman yağacağının yani gaybın bilinemeyeceği açıklanıyor. Hâlbuki Günümüzdeki teknoloji sayesinde ultrasonla çocuğun cinsiyeti tespit edilebiliyor. Meteoroloji sayesinde hava durumu tahmin ediliyor. Bunu açıklamak mümkün müdür?<br />
CEVAP<br />
O âyet-i kerimenin meali şöyledir:<br />
(Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir. [Nereye, ne zaman ve ne miktarda] yağmur yağdıracağını ve rahimlerde olanı da O bilir. Hiç kimse, yarın [hayır ve şerden] ne kazanacağını ve nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.) [Lokman 34]<br />
<br />
Mensur, rüyasında ölüm meleğini görüp, ne kadar yaşayacağını sorar. O da, beş parmağını gösterir. Tabircilerden kimi beş yıl, kimi beş ay, kimi beş gün yaşayacaksın derler. İmam-ı a'zam Ebu Hanife hazretleri, (Ölüm meleği, “Ben bunu bilmem, bu, Lokman suresindeki bilinmeyen beş gaybdan biridir” demek istemiştir) buyurur. (Medarik)<br />
<br />
Gayb nedir? Bu bilinince, bu sualin cevabı gayet kolay anlaşılır. His organlarıyla, teknik bilgiyle, yani tecrübe ve hesapla anlaşılamayan şeylere gayb denir. Mesela Cennetin, Cehennemin ve meleklerin varlığı böyledir. Bir çocuğun büyüyünce, iyi mi, kötü mü, âlim mi, zalim mi olacağı gibi şeyler akılla, teknikle bilinmez.<br />
<br />
Bugün ultrasonla veya başka yolla çocuğun cinsiyeti bilindiğine göre, bu gayb değildir. Bilinen bir şeydir. (Ana rahmindekini ancak Allah bilir) demek, (Çocuğun sağ salim doğup doğmayacağını, said mi şaki mi, yani Cennetlik mi Cehennemlik mi olacağını, ne işler yapacağını ancak Allah bilir) demektir. Bugün bile, cinsiyeti, belli bir aylıktan sonra ancak biliniyor. Üç aylıktan küçük çocuğun cinsiyeti bilinemiyor. Uzuvları teşekkül ettikten sonra bilinmesi normaldir. Bu aletle görünüyor, gayb değildir. Yahut anne karnı ameliyatla açılıp bakıldığında, çocuk erkek mi, dişi mi diye, görünce, gayb bilinmiş olmaz. Karnını yarmayıp da, bir aletle veya ultrasonla bilinirse, bu da gaybı bilmek olmaz. Aletlerle yağmurun gelişini görüp, yarın yağmur yağacak diye tahminde bulunmak da gaybı bilmek değildir. Sokakta, eve doğru gelen adamı pencereden görüp, (Birisi geliyor) demek, gaybı bilmek olmaz. Görmeden bilmek, gaybı bilmek olur.<br />
<br />
Allahü teâlâ dilediklerine, mucize ve kerametle gaybı bildirebilir. Bunların bilmesi de, (Ancak Allah bilir) âyet-i kerimesine zıt olmaz. (Ancak Allah bilir) demek, (O bildirmedikçe kimse bilemez) demektir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıyametin kopması ile ilgili hadis-i şerifler:</span></span><br />
<br />
(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmayacak.) [Hatib]<br />
<br />
(Lutilik mubah sayılmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]<br />
<br />
(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmayacak.) [Buhari]<br />
<br />
(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]<br />
<br />
(Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Müslim]<br />
<br />
(Allah’a inanan Müslüman kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak.) [Müslim]<br />
<br />
Yukarıda bildirilen küçük alametlerin çoğu çıktı. Henüz çıkmamış olan küçük alametlerden bazıları şunlardır:<br />
(Kişi yol kenarında kadınla beraber olacak.) [Hakim]<br />
<br />
(Konuşan hayvanlar olacak.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kıyamet alametidir ki, erkek evde yokken kadının yaptıklarını ayakkabısı haber verecektir.)<br />
[İ. Ahmed]<br />
<br />
Kıyametin büyük alametleri de şunlardır:<br />
(Mehdi gelecek.) [Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Deccal gelecek.) [İ.E. Şeybe]<br />
<br />
(İsa gökten inecek, duman çıkacak, Kâbe yıkılacak.) [Buhari]<br />
<br />
(Dabbet-ül-arz çıkacak) [Tirmizi]<br />
<br />
(Yecüc ve Mecüc çıkacak.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Ateş çıkacak, güneş batıdan doğacak.) [Müslim]<br />
<br />
Güneşin batıdan doğmasını, bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.) [Buhari]<br />
<br />
<br />
Gaybı bilmek mümkün mü?<br />
Sual: Kur’anda ana rahmindeki çocuğun cinsiyetinin ve yağmurun ne zaman yağacağının yani gaybın bilinemeyeceği açıklanıyor. Hâlbuki Günümüzdeki teknoloji sayesinde ultrasonla çocuğun cinsiyeti tespit edilebiliyor. Meteoroloji sayesinde hava durumu tahmin ediliyor. Bunu açıklamak mümkün müdür?<br />
CEVAP<br />
O âyet-i kerimenin meali şöyledir:<br />
(Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir. [Nereye, ne zaman ve ne miktarda] yağmur yağdıracağını ve rahimlerde olanı da O bilir. Hiç kimse, yarın [hayır ve şerden] ne kazanacağını ve nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.) [Lokman 34]<br />
<br />
Mensur, rüyasında ölüm meleğini görüp, ne kadar yaşayacağını sorar. O da, beş parmağını gösterir. Tabircilerden kimi beş yıl, kimi beş ay, kimi beş gün yaşayacaksın derler. İmam-ı a'zam Ebu Hanife hazretleri, (Ölüm meleği, “Ben bunu bilmem, bu, Lokman suresindeki bilinmeyen beş gaybdan biridir” demek istemiştir) buyurur. (Medarik)<br />
<br />
Gayb nedir? Bu bilinince, bu sualin cevabı gayet kolay anlaşılır. His organlarıyla, teknik bilgiyle, yani tecrübe ve hesapla anlaşılamayan şeylere gayb denir. Mesela Cennetin, Cehennemin ve meleklerin varlığı böyledir. Bir çocuğun büyüyünce, iyi mi, kötü mü, âlim mi, zalim mi olacağı gibi şeyler akılla, teknikle bilinmez.<br />
<br />
Bugün ultrasonla veya başka yolla çocuğun cinsiyeti bilindiğine göre, bu gayb değildir. Bilinen bir şeydir. (Ana rahmindekini ancak Allah bilir) demek, (Çocuğun sağ salim doğup doğmayacağını, said mi şaki mi, yani Cennetlik mi Cehennemlik mi olacağını, ne işler yapacağını ancak Allah bilir) demektir. Bugün bile, cinsiyeti, belli bir aylıktan sonra ancak biliniyor. Üç aylıktan küçük çocuğun cinsiyeti bilinemiyor. Uzuvları teşekkül ettikten sonra bilinmesi normaldir. Bu aletle görünüyor, gayb değildir. Yahut anne karnı ameliyatla açılıp bakıldığında, çocuk erkek mi, dişi mi diye, görünce, gayb bilinmiş olmaz. Karnını yarmayıp da, bir aletle veya ultrasonla bilinirse, bu da gaybı bilmek olmaz. Aletlerle yağmurun gelişini görüp, yarın yağmur yağacak diye tahminde bulunmak da gaybı bilmek değildir. Sokakta, eve doğru gelen adamı pencereden görüp, (Birisi geliyor) demek, gaybı bilmek olmaz. Görmeden bilmek, gaybı bilmek olur.<br />
<br />
Allahü teâlâ dilediklerine, mucize ve kerametle gaybı bildirebilir. Bunların bilmesi de, (Ancak Allah bilir) âyet-i kerimesine zıt olmaz. (Ancak Allah bilir) demek, (O bildirmedikçe kimse bilemez) demektir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>