<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Mehdi (a.s.) ve Ahir Zaman]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:02:11 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Cariyenin Efendisini Rabbini Doğurması Kıyamet Alameti midir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=434</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 18:06:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=434</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/cariyeninefendisinirakhknd.png" loading="lazy"  alt="[Resim: cariyeninefendisinirakhknd.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Cariyenin Efendisini Rabbini Doğurması Kıyamet Alameti midir?</span><br />
<br />
Kıyamet alameti olarak hadislerde geçen, "Cariye yani köle kadın efendisini doğuracak." ne demektir?<br />
<br />
Bu konu meşhur Cibril hadisinde söz konusu edilmiş ve "kıyametin alametlerinden biri de köle kadınların efendilerini doğurmaları olduğu" vurgulanmıştır. (Buharî, Tefsiru Sureti 31,2).<br />
<br />
Alimler bu konuyu değişik şekilde açıklamışlardır.<br />
<br />
Bu Hadis hem günümüzde hem de geçmişte olan olaylara işaret etmektedir. Özellikle günümüzde aile ilişkilerinde ve çocukların anne babalarına karşı davranışlarını, anne babaların da çocuklarını terbiye ederken dikkat edecekleri konuları hatırlatmaktadır denilebilir.<br />
<br />
Hadis, verdiği bilgiler yönüyle Peygamber Efendimizin (asm) gelecekten haber veren mucizelerindendir:<br />
<br />
a. Bu hadîsi şerîfin "cariyenin efendisini doğurması" cümlesi günümüzde çok görülen olaylardandır. Çocukların anne ve babalarına koca herif ve koca karı gibi ifadeleri; ahlakî yapıdaki bu çöküşün görüntüleridir.<br />
<br />
Ayrıca anne dünyaya gelmesine neden olduğu çocuğundan gerekli hizmet, hürmet ve saygıyı beklerken, aksine anne çocuğuna hizmet etmektedir. Böylece anne hizmetkar, çocuğu ise efendi konumuna girmiş olmaktadır.<br />
<br />
Ana-babaya itaat azalacak, kadının doğurduğu çocuk, kendisine köle muamelesi yapacak; bir evlâd, kendi annesine karşı efendilik taslıyacak, onu hor ve hakîr tutacaktır.<br />
<br />
Bu açıdan hadis kıyamete yakın böyle bir tehlikenin ortaya çıkacağını, büyüklere özellikle anne babaya hürmet ve saygının azalacağını haber vermektedir. Ailelere önemli bir hatırlatmada bulunarak çocukların dini ve ahlaki terbiyesine çok dikkat edilmesi gerektiğini önemle vurgulanmaktadır.<br />
<br />
b. Bunun manası, zamanla kadın köleler çoğalır, efendileri onlarla evlenir ve çocukları olur. Kendi efendisinden olan çocuğu bir anlamda kendisinin efendisidir. Alimlerin büyük çoğunluğunun kabul ettiği bu görüşe göre, hadiste kadın kölelerin ve onların çocuklarının çoğalması kıyametin bir alameti olarak gösterilmiştir. Tarihte bunun pek örnekleri çoktur.<br />
<br />
c. Bazı alimlere göre, burada ifade edilen şey; kadın kölelerin krallar, padişahlar doğurmasıdır. Padişahlar herkesin efendisi olduğu gibi, bir anlamda kendi annesinin de efendisidir denilebilir. Memlüklüler / Kölemenler devleti bir örnek sayılabilir. (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).<br />
<br />
Cariyenin efendisini doğurması" : Hadisin aslında yer alan "rabbini doğur­ması" ifadesindeki rab kelimesi, sahip ve efendi anlamına geîir. Alimler bu ibare­nin anlamı konusunda her zaman farklı görüşler sergilemişlerdir.<br />
<br />
İbnü't-Tîn "Bu konuda yedi farklı görüş belirtilmiştir" demiş ve bunları zik­retmiştir. Ancak bunların bir kısmı diğerine dahildir. Ben (İbn Hacer) bunları birbirinden ayırarak şu dört görüşte özetledim:<br />
<br />
1. Hattâbî şöyle demiştir: "Bunun anlamı İslâm dininin genişlemesi, Müslü­manların şirkin hakim olduğu bölgeleri ele geçirmesi ve oradaki halkı esir alma­sıdır. Müslümanlardan bir kimse bu esirlerden bir kadını cariye edinip kendisin­den çocuğu olduğunda, çocuk o kadının efendisi konumunda olmaktadır. Çün­kü o cariyenin efendisinin çocuğudur. "Nevevî ve başka âlimler bunun çoğunluğun görüşü olduğunu söylemişlerdir. Ben (İbn Hacer) de derim ki: Ha­diste bunun kasdedilmesi tartışılır. Çünkü bu sözün söylendiği sırada da cari­yelerden çocuk edinme uygulaması vardı. Şirkin hakim olduğu yerleri eîe ge­çirme, halkı esir alma, kadınları cariye edinme İslâmm İlk yıllarında zaten gerçek­leşmiştir. Hadisteki sözün geçtiği bağlam, ileride kıyamete yakın zamanda ger­çekleşecek, ama henüz gerçekleşmemiş şeylere işaret etmeyi gerektirmektedir.<br />
<br />
İbn Mâce'nin rivayetinde Vekî' bunu birinciden daha dar bir anîamda yo­rumlamıştır. O buradaki kastın "Arap olmayanların Arapları doğurması" oldu­ğunu söylemiştir.<br />
<br />
Diğer bir grup âlim bunun şu anlama geldiğini söylemişlerdir: "Cariyeler, hükümdarları doğurur. Anne de hükümdarın hakimiyeti altındaki kimselerden biri olur, hükümdar da vatandaşlarının efendisidir." Bu görüş İbrahim el-Harbî'ye aittir. O şöyle demiştir: "İlk dönemde yöneticiler çoğunlukla cariyelerle cin­sel ilişkide bulunmaktan çekinir, hür kadınlar İçin birbiri ile mücadele ederdi. Sonra iş tersine döndü. Özellikle de Abbasîler devrinde." Ancak hadisin "cariye­nin kadın efendisini doğurması" şeklindeki rivayeti bu anlamı desteklememekte­dir.<br />
<br />
Bazılarına göre cariyenin doğurduğu çocuğa "efendi" denilmesi mecazdır. ocuk, babasının ölümüyle cariyenin azat sebebi olduğu için ona mecazen efendi denilmiştir.<br />
<br />
Bazıları da bu ifadeyi şuna tahsis etmişlerdir: Önce çocuk esir alınır ve bir müddet sonra da azat edilir. Büyüyerek önder hatta kral olur. Sonra onun an-nesi esir alınır. O annesi olduğunu biierek onu satın alır. Yahut da annesi oldu-Sunu bilmez de onu kendi hizmetinde kullanır, onunla cinsel ilişkide bulunur, azat eder yahut evlenir. Bazı rivayetlerde "cariyenin kocasını doğurması" ifadesi Ver almıştır. Bu rivayet Müslim'de vardır. Bu rivayet bahsettiğimiz şekilde yorumlanmıştır. Bu rivayette yer alan "bal" sözcüğünün koca değil de mâlik anlamına Sidiği de söylenmiştir ki, manaların aynı noktada buluşturulması bakımından to anlamı kabul etmek daha evladır.<br />
<br />
2. Efendilerin, kendilerinden çocuk doğuran cariyelerini satması ve bunun Çoğalması, öyle ki bu cariyelerin kralların elinde dolaşıp durması, farkında olmaksizin cariyeyi çocuğunun satın alması. Buna göre kıyamet alâmetlerinden olan şey, çocuk doğuran cariyenin satımının haram olduğu konusunun hiç kim­se tarafından bilinmemesi veya şer'î hükümlerin hafife alınmasıdır.<br />
<br />
Şu söylenebilir: Çocuk doğuran cariyenin satılıp-satılmaması konusunda tarklı görüşler vardır. Bu yüzden hadisi bu anlama yormak uygun değildir.<br />
<br />
Deriz ki: Bu hadis, mezheplerin İttifak ettiği bir anlama yorulur ki bu da hamilelik sırasında cariyenin satımıdır. Bunun haram olduğu konusunda icma var­dır.<br />
<br />
3. Bu da bir önceki görüş İle aynı doğrultudadır. Nevevî şöyle demiştir: Ço­cuğun annesini satın alması yalnızca ümmü veledlere [23] özgü değildir. Başka şe­killer de mümkündür. Örneğin cariye, efendisi dışındaki bir adamdan şüphe yolu ile gerçekleşen birleşme sonucu hür bir çocuk doğurur. Veya cariye nikah yahut zina sonucu bir köle doğurur sonra her iki durumda da doğum yapan ana sahih bir akitle satılır. Elden ele dolaşarak nihayet oğlunun veya kızının eline ge­lir. Muhammed b. Beşir'in "bununla esir kadınlar kasdedilmektedir" sözü bunu zedelemez. Çünkü bu delilsiz bir tahsistir.<br />
<br />
4. Çocuklarda ana-babaya isyanın çoğalması, çocuğun anasına, efendinin cariyesine yaptığı gibi sövmek, dövmek ve hizmet ettirmek suretiyle alçaltıcı muamelede bulunması. Bu durumda çocuğa mecazen "efendi" denilmiştir. Ya­hut da burada "rab" kelimesi ile mürebbî anlamı kasdedilmiştir ki bu durumda sözcük hakiki anlamında kullanılmış olur.<br />
<br />
Bana (İbn Hacer'e) göre genelliği sebebiyle bu, en güçlü görüştür. Ayrıca sözün söylendiği makam, durumun ne ölçüde bozulacağının kasdedildiğini gös­termektedir. Şöyle ki: Kıyametin kopmaya yaklaştığı sıralarda işlerin ne ölçüde tersine döneceği, terbiye edilenin terbiye edici hale, düşük kişinin de yüksek ha­le geleceğini ifade etmektedir. Bu Hz. Peygamber'in daha sonraki "çıplak ayaklı kişilerin yeryüzünün hükümdarları olması" sözüne de uy­maktadır.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz İsra  suresinin 23 ve 24.Ayetlerinde şöyle buyuruyor:” Rabbin,<br />
<br />
kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”<br />
<br />
 <br />
<br />
      İslam Dini her konuda Müslümanlara yol göstermektedir.Gerçek bir müslümanın en önemli özelliklerinden birisi de anne babaya iyilik etmesidir.Genellikle anne babaya için ‘itaat’ deniliyor ama Kur’an anne baba için ‘iyilik’ kavramını kullanıyor.Çünkü Kur’an-i kavramlar Yüce Rabbimizin sonsuz ilmi olduğu için her kelime müthiş ve etkileyicidir.<br />
<br />
 <br />
<br />
      İtaat kavramı Kur’an’da sadece Allah,Resulu ve Müslüman olan Ulu’l Emir için kullanılıyor:” Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de itaat edin”(Nisa,59).Çünkü itaat kelimesi anlamından da anlaşıldığı gibi mutlak uymayı gerektirir.Anne babaya itaat kelimesi kullanılsaydı her durumda onlara uymak gerekecekti.Örneğin, anne baba puta tapan biri olsaydı ve Müslüman olan çocuğuna puta tapmayı emretseydi evladı da puta tapmak zorunda kalacaktı.<br />
<br />
 <br />
<br />
      Kur’an özellikle inanç konusunda anne babaya itaatı emretmiyor.Bu konuda ki bazı ayetler şöyledir:<br />
<br />
-“Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.”(Saffat,69),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan)  paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.”(Hud,109)<br />
<br />
-“ Eğer (anne ve baban), hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme.”(Lokman,15)<br />
<br />
 <br />
<br />
      Ama Rabbimiz her durumda onlara iyilik yapmayı emrediyor.Çünkü anne baba Müslüman olmasalar bile onlara iyilik yapmak Allah’ın bizlere emridir.<br />
<br />
-“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik.”(Ahkaf,15),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın”(En’am,151),<br />
<br />
-“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik.”(Lokman,14).<br />
<br />
 <br />
<br />
      Günümüzde özellikle yeni neslin anne babaya gerekli saygı ve sevgiyi göstermediğini onlara sahip çıkmadıklarını görüyoruz.İnegöl Huzurevini ziyarete gittiğimizde yaşlılardan birisi bizimle şöyle dertleşmişti:”Hocam! Dört çocuğum var.Dördününde 150 metrekare evleri var.Ama nedense benim için o dört evde de bir kişilik yer yokmuş”.Bu cümleleri söyledikten sonra gözleri yaşarmıştı.<br />
<br />
 <br />
<br />
        Acaba yeni nesil anne babayı bir yük olarak mı görüyor? Gezmesine engel bir ayak bağı olarak mı düşünüyor? Onlara hizmet etmek onları çok mu yoruyor? Oysa:<br />
<br />
-Bir zamanlar sen onlara muhtaçtın.Şimdi onlar sana muhtaç,<br />
<br />
-Sen küçük iken seni ateşten,çukurdan,duvardan ve her türlü tehlikelerden onlar korurdu.Şimdi ellerinden tutma sırası sende,<br />
<br />
-Onlar sana çok şefkat ve merhamet gösterdiler.Şimdi sıra sende.Tıpkı Rabbimizin  şu Ayeti gibi onlara dua edip şefkat gösterelim:” Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”.<br />
<br />
      Cibril Hadisini bilirsiniz.Hadisin son bölümünde şöyle geçer:”Bana kıyametten haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir." buyurdular. "O halde bana alâmetlerinden haber ver."dedi. Peygamber (s.a.s.): "Câriyenin (kölenin)  kendi sahibesini doğurması…”<br />
<br />
      Alimlerimiz derler ki bu hadisin bir yorumu da günümüzde ortaya çıkmıştır.Anne baba çocuğunun elinde köle gibi sesini çıkartamıyor ve çaresizdirler.Çocuklar anne babaya bağırıyor,emirler veriyor ve  her türlü hakareti yapıyorlar.Tıpkı kölenin efendisi gibi”.<br />
<br />
    Siz ne dersiniz?<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Köle ve cariye nedir?</span><br />
<br />
Sual: Cariye ve köle nedir?<br />
CEVAP<br />
Cariye, kadın köle demektir. Köle de cariye de alınıp satılırdı. Mesela ilk müezzin Bilal-i Habeşi hazretleri de bir köleydi. Köle, azat edilince hür insan olurdu. Köle kadınların hukukî durumu hür kadınlardan farklıydı. Hür kadının yüzü ve elleri hariç her yeri kapalı iken, cariyenin, kol ve başı, dizden altı açık dursa günah olmazdı. Kölelik asırlardır olan bir şeydir. İslamiyet’in bu husustaki hükümleri, Yunan ve Roma’da görülen kölelikten çok farklıdır. Köleliği İslamiyet kurmamıştır. Üstelik her fırsatta kölelerin azat edilmesini ve onlara iyi muamele yapılmasını emreder. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kölelere iyilik edin!) [Nisa 36]<br />
<br />
(Yanlışlıkla bir adam öldürenin, bir köle azat etmesi gerekir.) [Nisa 92]<br />
<br />
(Yemin kefareti için, on fakiri yedirmek veya giydirmek yahut bir köle azat etmek gerekir.) [Maide 89]<br />
<br />
(Bedel vererek kölelikten kurtulmak isteyenlerin bedellerini kabul edin!) [Nur 33]<br />
<br />
(Savaşta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın!) [Muhammed 4]<br />
<br />
Celaleyn tefsirinde, (İyilik edin demek, esirleri karşılıksız olarak serbest bırakın demektir. Fidyeden maksat da, malla veya esirleri değişmek sûretiyle serbest bırakın demektir) buyuruluyor. Savaşta alınan esirler, fidyeyle de serbest bırakılmazsa, canımızı ve malımızı almaya gelen bu düşmanlara, (İsterseniz köle olarak kalabilirsiniz) deniyordu. Kabul edenler de köle oluyor. Böyle cana ve vatana kasteden bir düşmanı öldürmeyip, kendi rızasıyla köle olarak kullanmak normal değil midir? Şimdi ülkeleri işgal edilen, kültürleri erozyona uğratılan, yer üstü ve yer altı kaynakları sömürülen milletler çoktur. Bugün ekmek parası için kölelik yapanlar az mı?<br />
<br />
İslamiyet, normal insanı köle yapmıyor. Vatana, cana, mala ve namusa kasteden düşman esir alındığında, öldürülmeyip, o da razı olursa köle oluyordu. Ayrıca dinimiz, köleyi azat etmek için çeşitli yollar koymuş ve köle azat etmeyi ibadet olarak bildirmiştir. Mesela Ramazan orucunu veya yeminini bozanın, bunun kefareti olarak, varsa bir köle azat etmesi gerekir. Dinimizin köleye verdiği hakkı, gayrimüslimler kendi halkına bile tanımıyor.<br />
<br />
Zenci cariye Ümmi Eymen’in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında, birlik komutanı olmuştu. Babası Zeyd bin Harise de köleydi. Rum ordusuyla savaşırken İslam ordusunun komutanıydı. Bu da, İslamiyet’in, ırk, renk, zengin fakir, genç yaşlı ayırmayıp, liyakate önem verdiğini göstermektedir.<br />
<br />
Dinimizde kölenin hakkı çok mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Azat edilen kölenin her uzvu için, azat edenin o uzvu cehennemden azat olur.) [Buhari]<br />
<br />
(Kölelere yediğinizden yedirin, güç iş vermeyin ve onları hiç üzmeyin.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Kölesine kötü davranan Cennete giremez.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Köle günde 70 hata işlese de affedin!) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Cennete ilk girecek olanlar, şehitler, efendisine hizmet ve Rabbine ibadet eden köleler ile kalabalık aileye malik olan iffet sahibi fakirlerdir.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bir batılı ilim adamının basında yer alan itirafı:<br />
En önemli Ortadoğu uzmanlarından kabul edilen, Fransa’da Aix-en-Provence Üniversitesi'nde Siyasi ve Kültürel Antropoloji dersi veren, Fransız siyaset bilimcisi Bruno Etienne şöyle diyor:<br />
“Osmanlı İmparatorluğundaki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.” (Yeni Şafak, 21.10.2002)<br />
<br />
Cariye hukuku<br />
Sual: Cariye hukuku hakkında yeterli bilgi verilebilir mi? Cariye nasıl oluyor? Cariye ile nikâhsız beraber olunabiliyor muydu?<br />
CEVAP<br />
Kadın köleye cariye denir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekte, onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil de hoşunuza giden başka kadınlarla ikişer, üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tane almalısınız ya da sahibi olduğunuz [cariyeler] ile yetinmelisiniz. Sapmamanız için en uygun olan budur.) [Nisa 3]<br />
<br />
Cariye, savaşta düşmandan esir alınıp, Dar-ül-İslam’a getirilmiş olan kâfir kadını demektir. Savaşta esir alınmayan bir insanı satmak ve satın almak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde cariye olmaz. Savaşta düşmandan esir alınırsa cariye olur. (Dürer ve Gurer)<br />
<br />
Helal kılınmıştır<br />
Cariye’ye mülk-i yemin denir ki, sağ elin mülkü demektir. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Sağ elin mülkü demek, meşru hak sahibi demektir. Yani istediği gibi kullanmaya yetkisi vardır. Satabilir, hediye edebilir. Hürriyetine kavuşturabilir. Hürriyetine kavuşturduktan sonra ise ancak nikâhla evlenebilir.<br />
<br />
Köle ve cariye, mülk sahibi olamadığı için zekât ve hacdan muaftır. (Ş. İslam Ans.)<br />
<br />
Nisa suresinin, (Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler müstesna) mealindeki 24. âyeti, Eshab-ı kiramın, kocaları bulunan, esir alınmış kadınlarla ilişki kurmaktan çekinmeleri sebebiyle nazil olmuştur. (Sağ elinin malik olduğu cariyeleri) ifadesi ile Allahü teâlâ, Resulullahın ümmetine mutlak olarak cariyeleri helal kılmıştır. (Kurtubi)<br />
<br />
Davud aleyhisselam 100 nikâhlı hanımı ve 300 cariyesi vardı. Oğlu Süleyman aleyhisselam ise, 300 nikâhlı hanımı ve 700 de cariyesi olmuştur. (Kurtubi, Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Bir erkeğin dört karısı ve bin cariyesi olsa, başka bir cariye satın almak dileğinde biri onu kınasa, o kimsenin küfründen korkulur, çünkü yaptığı iş meşrudur. Ama hanımını gücendirmemek için vazgeçerse sevaba girer. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Osmanlı memleketlerinin büyük sülalelerinde, sultan hanımların çoğu esirlerdendi. Kölesini kendine damat yapmış ve cariyesini nikâhla kendine zevce edip, mal ve mülküne varis kılmış, binlerce Müslüman vardır. Bir Müslüman, köle ve cariye satın aldığı zaman, onun yiyeceği, giyeceği ve diğer ihtiyaçları ve muamelattaki hukukunun bütün mesuliyetleri hep bu kimseye ait olur. Köle ve cariyesini yedirmek, içirmek, giydirmek ve gönlünü hoş tutmak mecburiyetindedir. Onları asla dövemez, yapamayacakları iş veremez ve hakaret edemez. İslamiyet’te, köle azat etmek en büyük ibadettir. Öyle büyük günahlar vardır ki, ancak köle azat etmekle affolunur. (C. Veremedi)<br />
<br />
Geçici haram olan kadınların yedincisi, hür kadınla evliyken, cariyeyle de nikâhlanmaktır. Cariyeyle nikâhlıyken, hür kadınla da evlenmek caizdir. Hanımından ve cariyesinden başka bir kadınla beraber olmak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ dörde kadar kadını nikâhla almayı ve sayısız cariye kullanmayı mubah etmiştir. (1/191)<br />
<br />
Hadis imamlarından İmam-ı Taberani ve İmam-ı Beyheki şöyle bildiriyorlar: Abdullah ibni Abbas hazretleri buyuruyor ki: Nisa suresinin (Analarınız, kızlarınız… size haramdır) mealindeki 23. âyet-i kerime geldikten sonra, müta nikâhı [para karşılığı geçici nikâh] haram edildi. Müminun suresinin (Ancak hanımlarınız ve sahip olduğunuz cariyeleriniz helaldir) mealindeki 6. âyet-i kerimesi, müta nikâhını haram ediyor, çünkü bu âyet-i kerime, yalnız zevcelerle cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğunu bildiriyor. (Hucec-i katiyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde de, yani dünyanın her yerinde, Müslüman erkeğin, hanımından ve kendi cariyesinden başka, Müslüman olsun veya kâfir olsun, bir kadınla ilişkiye girmesi haramdır, büyük günahtır. Başkasının cariyesinin başına, kollarına, ayaklarına bakmak caizse de, bunlarla da zina haramdır. Bugün, dünyanın hiçbir yerinde, dine uygun cariye yoktur. (İ. Ahlâkı)<br />
<br />
Cariye çeşitleri:<br />
<br />
Ümm-i veled: Çocuğunun kendi efendisinden olduğunu söyleyen, efendisinden çocuk doğurmuş cariye.<br />
<br />
Müdebber: Hürriyetine kavuşması, efendisi tarafından kendisinin ölümü şartına bağlı kılınan köle.<br />
<br />
Mükatebe: Bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle.<br />
<br />
Bir kimse, müdebbere cariyesini veya ümm-i veledini azat etmeden kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. (Mecmua-i Zühdiye)<br />
<br />
Müdebber cariye ile efendisinin cima etmesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariye gebe iken efendisi ölürse, doğurduğu azat olmaz. (Mebsut)<br />
<br />
Bir kimse, kendi mükâtebe cariyesine defalarca cima etse, sadece bir mehir lâzım gelir. (Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb cariye satın alıp bunu kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. Eğer cima etmişse mehrini öder. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb, yani bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle veya cariyeyi, bir an önce hürriyetine kavuşturmak için ona zekât verilebilir. Fakat bir kimse, kendi mükâteb köle veya cariyesine zekât veremez, çünkü bunun faydası kendisine dönmüş olur. (B. İslam İlm.)<br />
<br />
Efendisinden çocuğu olan cariyeye ümm-i veled denir. Ümm-i veled olan cariye diğer cariyeler gibi satılamaz ve hibe edilemez. Efendisi vefat edince azat olur. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Bir cariyeyi, hür olan bir kadının üzerine nikâhlamak caiz değildir. Müdebbere ve ümm-i veled cariyenin nikâhları da, hür kadın üzerine caiz değildir. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Efendisinden çocuğu olan cariye, efendisi ölünce hür olur.) [İ. Mace, Hâkim]<br />
<br />
Cariyenin avret yeri<br />
Erkek, kendi cariyesinin bütün bedenine bakabilirse de, başkasının cariyesinin yalnız yüzlerine, başlarına, göğüslerine, kol ve baldırlarına, saçlarına bakabilir. (Müslim şerhi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Satın alacağı cariyenin avret yeri hariç, her yerine bakmak caizdir.) [Beyhekî]<br />
<br />
Erkek, hanımına ve cariyesinin de baştan aşağı her yerine bakabilir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Hanımından ve cariyenden başkasına avret yerini gösterme!) [Tirmizî, Ebu Davud, İbni Mace]<br />
<br />
Kadının kocasının, cariyenin de efendisinin avretine bakması aynı şekilde caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyenin avret yeri, erkeğinki gibi olup, sırtı ve karnı da avrettir. Cariyenin, kadın olan efendisinin göbeğiyle dizi arasına bakması ve dokunması haramdır. (Tergib-üs-salat)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyenin avret mahalli dizleri ile göbek arasıdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Mümin bir kadının, kendisinin cariyesi olması hali müstesna müşrik bir kadının önünde bedeninin herhangi bir tarafını açması helâl değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Şarkıcı cariye alıp satmayın, parası haramdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Ebu Bekr bin el-Arabîye göre kişinin kendi cariyesinin söylediği şarkıyı dinlemesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyelerin Resulullahın evinde şarkı söylemeleri, seslerinin avret olmadığını göstermektedir. (İhya)<br />
<br />
Cariyenin sesinin, hür kadınlar gibi haram olduğunu bildiren âlimler de vardır. (İbni Abidin)<br />
<br />
Cariye saçları ve kolları açık olarak namaz kılabilir. (Hindiyye)<br />
<br />
Nikâhla ilgili hükümler<br />
Haramdan kaçınmak nikâhsız da mümkün olur. Cariye alırsa nikâh gerekmez. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Cariyelik bağı, nikâh bağından daha kuvvetlidir. Kuvvetli varken zayıfa bakılmaz. (El İhtiyar)<br />
<br />
Nikâhla cariye bir araya gelemez. Nikâhlı olan bir kimse, karısını cariye yani mülk edinemez. Aksi de böyledir. Yani bir kimse, cariyesini nikâhlayamaz. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
(Sahip olduğunuz mümin cariyelerinizden) demek, başkasının cariyesi ile evlenmek içindir. Kişinin kendisine ait cariye ile nikâhlanmasının caiz olmadığı hususunda sözbirliği vardır. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyesini azat ettikten sonra, onunla evlenen kimse için iki ecir vardır.) [Taberani]<br />
<br />
Biriyle yapılan nikâh akdi, mülkiyeti altında bulunan cariye ile cima etmeyi haram kılar. (Kurtubi)<br />
<br />
Hür kadın üzerine, cariyeyi nikâhlamak caiz değildir. Önce cariyeyi nikâhlayıp, sonra da hür kadını nikâhlarsa, ikisinin de nikâhı sahih olur. (Hindiyye, Nimet-i İslam)<br />
<br />
Hür kadınla evlendikten sonra edinilen cariyeyle, onu nikâhlamadan cima etmek caizdir, ama hür kadın üzerine nikâhla cariye almak caiz değildir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Efendisi cariyesini başka bir erkekle evlendirse, efendisi artık cariyesiyle birlikte olamaz. Bu hak, kocasına aittir. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Eğer erkek, cima ettiği cariyenin kız kardeşini nikâhlasa nikâh sahih olur, fakat nikâh edilenle cima edilenden birini kendisine haram kılmadıkça, hiçbiriyle cinsi münasebette bulunamaz. (Dürer)<br />
<br />
Kardeş olan iki cariyesiyle de cima etmiş olan şahıs, birini kendisine haram etmedikçe, diğeriyle cima yapamaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, cima etmiş olduğu cariyesinin kız kardeşini kendisine nikâhlarsa, bu nikâh sahih olur, ancak artık cariyesi ile cima edemez. (Hindiyye, Bahr-ür-râık)<br />
<br />
Cariyesiyle cima edenin, cariyenin kız kardeşiyle evlenmesi caiz değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Esir alınan cariye hamile ise, doğuruncaya kadar cima edilmez. (Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Azat etmedikçe, efendisinin cima ettiği cariyesini nikâhlaması caiz olmaz. (Mecmua-i zühdiye)<br />
<br />
Bir kimse, nikâhladığı bir cariyeyi de, iki talâkla boşadıktan sonra geri alamaz. Alırsa, bu cariyenin nikâhı helal olmadığı gibi, cariyesi olduğu halde, cima etmesi de helal olmaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Efendisinin izni olmadan evlenmiş bulunan bir cariyeyle, efendisi cima etse veya onu şehvetle öpse, efendisi bu cariyenin nikâhlandığını bilsin bilmesin, cariyenin nikâhı fesh olmuş olur. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, dört cariyesinden birini azat etse, hangisini azat ettiğini bilemese, sonra bu cariyeyle nikâhlansa, onunla cima yapmasında bir sakınca yoktur. Çünkü eğer o, azat edilmişse yani hür ise, aralarındaki nikâh sahihtir. Eğer azat etmediği cariye ise, mülkü olması bakımından, o yine kendisine helaldir. (Mebsut, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kişi bir cariye satın alır, ona dokunur yahut öperse, babasına da, oğluna da haram olur. (Kurtubi)<br />
<br />
Efendisi köleye bir cariyeyi mülk olarak verecek olursa, köle de kendi mülkü olduğu için, o cariye ile cima edebilir, çünkü kendi mülküdür. (Kurtubi)<br />
<br />
Dört mezhepte de, cariyeyi mülk edinenin, istibrâdan yani bir hayz görmesinden önce cima etmiş olsa da, satması caizdir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Ganimet ehlinin, paylaşmadan önce, esir alınan cariyelerden birine cima etmesi caiz olmaz. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Üç imama göre, satanın, muhayyerlik müddeti içinde cariyeyle cima etmesi caiz olup, satın alanınki caiz değildir. İmam-ı Ahmed’e göre ise, satanın da, alanın da cima etmesi caiz değildir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Müslümanın, mülkünde olan Yahudi ve Hristiyan cariyeyle cima etmesi caizdir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Mecusi ve putperest olan cariyeyi nikâh etmek caiz olmaz. (Hindiyye)<br />
<br />
Erkek köle<br />
Sual: Eskiden erkeklerin kadın kölesi olduğu gibi, kadınların da erkek kölesi oluyormuş. Peki, dul bir kadının, erkek kölesiyle evlenebilme imkânı var mıydı?<br />
CEVAP<br />
Hayır, kölelikten azat etmeden onunla evlenemez. Kölesi bulunduğu sürece efendisi olan hanımla evlenmesi, aynen enişteyle evlenmesi gibi haramdır. Efendisi olan kadın, onu azat ederse, evlenebilir. Enişte de, baldızın ablasını boşarsa veya hanımı ölürse, baldızıyla evlenebilir.<br />
<br />
Açık kadın cariye değildir<br />
Sual: (Açık gezen kadın, cariye hükmündedir) diyenler oluyor. Cariye hükmünde olmak, cariyenin hakkına sahip olmak demek değil midir? O zaman, açık gezen kadınların, tesettüre riayet etmemeleri günah olmuyor mu?<br />
CEVAP<br />
İmanı varsa elbette günah olur. İkincisi, günümüzde cariye yoktur. Müslüman bir kadın, (Ben cariye hükmündeymişim, açık giyinebilirim) diyemez. Saç, kol ve bacaklarını açarsa günaha girer. Cariye, namazlarını başı, kolu açık kılabildiği hâlde, günümüzdeki hür kadınlar, namazlarını böyle açık kılamaz.<br />
<br />
Mürted veya kâfir bir kadının, açık saçık gezmesi günah değildir. Hattâ onlara hiçbir şey günah değildir. Âhirette onlar, günahlarından dolayı değil, inanmadıklarından dolayı sorguya çekilir. İmansızlığın cezası da, sonsuz Cehennemdir. İman sahibi Müslümanlara ise, iğneden ipliğe her şey sorulur.<br />
<br />
Her Müslümanın fıkhın dört kısmını, dar-ül-harbde de ahkâm-ı İslamiyye’ye uygun yapması lazımdır. Mesela, kâfir ve mürted kadınların avret yerlerine, başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak, dar-ül-harbde de haramdır. (S. Ebediyye)<br />
<br />
S. Ebediyye’deki bu hüküm, kâfir ve mürted kadınlarla, açık saçık gezen kadınların, cariye hükmünde olmadıklarını açıkça bildirmektedir. Çünkü cariyenin saçlarına, kollarına bakmak günah değildir. Bunlara bakmak günah olduğuna göre, onların cariye hükmünde olmadıkları pek açıktır.<br />
<br />
Yine S. Ebediyye’de zayıf bir kavil olarak şunlar bildirilmektedir:<br />
Halife Hazret-i Ömer, bir çalgıcı, şarkıcı kadına kırbaçla vurdu. Başörtüsü açıldı. (Allahü teâlânın haram ettiği şeye önem vermeyen kimse, İslam şerefini kaybetmiştir) buyurdu. Kadı Ebu Bekr-i Belhî, nehir kenarında başları ve kolları açık kadınların yanından geçerken, (Onlar kıymetsiz, hürmetsiz kadınlardır. İmanları olduğu şüphelidir. Dâr-ül-harb’deki kâfir kadınları gibidir) buyurdu. Kâfir gibi olan, mürted kadınlar, zâhir haberlere göre, dâr-ül-İslâm’da cariye olarak kullanılmaz. Nevadir haberlerine göre, dar-ül-İslam’da cariye olurlarsa da, mürted kadının, kocasına verilmesi için böyle yapılabilir. Çünkü nevadir haberleri zayıftır, güvenilemez. Ancak faydalı olduğu hâllerde kullanılabilir. Nevadir haberleri kullanılsa bile, İslamiyet’e önem vermeyen kadınların, İslam şerefini kaybedeceklerini, bunların dar-ül-İslam’da [İslamî hükümlerle idare edilen ve halifesi olan Müslüman ülkelerde] cariye gibi hürmetsiz, aşağı olup başlarına, kollarına şehvetsiz bakmanın caiz olacağını gösterir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Şimdi dünyada dâr-ül İslam olan ülke yoktur. Bu bakımdan kâfir kadınları İslam ülkesine cariye olarak getirilemez. Sonuç olarak açık kadınlara dünyanın her yerinde ihtiyaçsız bakmak günahtır.<br />
<br />
Nevadir haberleri zayıftır. Zaruret olmadıkça, bunlarla fetva verilmez. Bundan başka mürted kadın, nevadir haberlerine göre, dâr-ül-İslam’da cariye olacağı için, bunun kollarına, başına bakmanın caiz olması, bunun mülk edilerek vaty edilmesine sebep olmaz. Dâr-ül-İslam’daki genel ev kadınları da, böyle hürmetsiz iseler de, mülk olmaz, vatyleri zina olur. Dâr-ül-harbdeki kâfir bir kadın, dâr-ül-İslam’a [esir olarak] getirilmedikçe, cariye olamaz. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Dünyada dar-ül-İslâm ülkesi olsa da, kâfir kadını oraya esir olarak getirmek gerekir. Böyle bir şey dünyada olmadığına göre, (Açık gezen kadın cariye hükmündedir, o kadına bakmak günah olmaz) demenin çok yanlış olduğu meydandadır. Bilerek veya bilmeyerek insanları günaha sokmak için söylenmiş bir sözdür.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kaynaklar :</span><br />
<br />
Sorularla İslamiyet<br />
Kuran ve Hadis<br />
gencgazete<br />
Dinimiz islam<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/cariyeninefendisinirakhknd.png" loading="lazy"  alt="[Resim: cariyeninefendisinirakhknd.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Cariyenin Efendisini Rabbini Doğurması Kıyamet Alameti midir?</span><br />
<br />
Kıyamet alameti olarak hadislerde geçen, "Cariye yani köle kadın efendisini doğuracak." ne demektir?<br />
<br />
Bu konu meşhur Cibril hadisinde söz konusu edilmiş ve "kıyametin alametlerinden biri de köle kadınların efendilerini doğurmaları olduğu" vurgulanmıştır. (Buharî, Tefsiru Sureti 31,2).<br />
<br />
Alimler bu konuyu değişik şekilde açıklamışlardır.<br />
<br />
Bu Hadis hem günümüzde hem de geçmişte olan olaylara işaret etmektedir. Özellikle günümüzde aile ilişkilerinde ve çocukların anne babalarına karşı davranışlarını, anne babaların da çocuklarını terbiye ederken dikkat edecekleri konuları hatırlatmaktadır denilebilir.<br />
<br />
Hadis, verdiği bilgiler yönüyle Peygamber Efendimizin (asm) gelecekten haber veren mucizelerindendir:<br />
<br />
a. Bu hadîsi şerîfin "cariyenin efendisini doğurması" cümlesi günümüzde çok görülen olaylardandır. Çocukların anne ve babalarına koca herif ve koca karı gibi ifadeleri; ahlakî yapıdaki bu çöküşün görüntüleridir.<br />
<br />
Ayrıca anne dünyaya gelmesine neden olduğu çocuğundan gerekli hizmet, hürmet ve saygıyı beklerken, aksine anne çocuğuna hizmet etmektedir. Böylece anne hizmetkar, çocuğu ise efendi konumuna girmiş olmaktadır.<br />
<br />
Ana-babaya itaat azalacak, kadının doğurduğu çocuk, kendisine köle muamelesi yapacak; bir evlâd, kendi annesine karşı efendilik taslıyacak, onu hor ve hakîr tutacaktır.<br />
<br />
Bu açıdan hadis kıyamete yakın böyle bir tehlikenin ortaya çıkacağını, büyüklere özellikle anne babaya hürmet ve saygının azalacağını haber vermektedir. Ailelere önemli bir hatırlatmada bulunarak çocukların dini ve ahlaki terbiyesine çok dikkat edilmesi gerektiğini önemle vurgulanmaktadır.<br />
<br />
b. Bunun manası, zamanla kadın köleler çoğalır, efendileri onlarla evlenir ve çocukları olur. Kendi efendisinden olan çocuğu bir anlamda kendisinin efendisidir. Alimlerin büyük çoğunluğunun kabul ettiği bu görüşe göre, hadiste kadın kölelerin ve onların çocuklarının çoğalması kıyametin bir alameti olarak gösterilmiştir. Tarihte bunun pek örnekleri çoktur.<br />
<br />
c. Bazı alimlere göre, burada ifade edilen şey; kadın kölelerin krallar, padişahlar doğurmasıdır. Padişahlar herkesin efendisi olduğu gibi, bir anlamda kendi annesinin de efendisidir denilebilir. Memlüklüler / Kölemenler devleti bir örnek sayılabilir. (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).<br />
<br />
Cariyenin efendisini doğurması" : Hadisin aslında yer alan "rabbini doğur­ması" ifadesindeki rab kelimesi, sahip ve efendi anlamına geîir. Alimler bu ibare­nin anlamı konusunda her zaman farklı görüşler sergilemişlerdir.<br />
<br />
İbnü't-Tîn "Bu konuda yedi farklı görüş belirtilmiştir" demiş ve bunları zik­retmiştir. Ancak bunların bir kısmı diğerine dahildir. Ben (İbn Hacer) bunları birbirinden ayırarak şu dört görüşte özetledim:<br />
<br />
1. Hattâbî şöyle demiştir: "Bunun anlamı İslâm dininin genişlemesi, Müslü­manların şirkin hakim olduğu bölgeleri ele geçirmesi ve oradaki halkı esir alma­sıdır. Müslümanlardan bir kimse bu esirlerden bir kadını cariye edinip kendisin­den çocuğu olduğunda, çocuk o kadının efendisi konumunda olmaktadır. Çün­kü o cariyenin efendisinin çocuğudur. "Nevevî ve başka âlimler bunun çoğunluğun görüşü olduğunu söylemişlerdir. Ben (İbn Hacer) de derim ki: Ha­diste bunun kasdedilmesi tartışılır. Çünkü bu sözün söylendiği sırada da cari­yelerden çocuk edinme uygulaması vardı. Şirkin hakim olduğu yerleri eîe ge­çirme, halkı esir alma, kadınları cariye edinme İslâmm İlk yıllarında zaten gerçek­leşmiştir. Hadisteki sözün geçtiği bağlam, ileride kıyamete yakın zamanda ger­çekleşecek, ama henüz gerçekleşmemiş şeylere işaret etmeyi gerektirmektedir.<br />
<br />
İbn Mâce'nin rivayetinde Vekî' bunu birinciden daha dar bir anîamda yo­rumlamıştır. O buradaki kastın "Arap olmayanların Arapları doğurması" oldu­ğunu söylemiştir.<br />
<br />
Diğer bir grup âlim bunun şu anlama geldiğini söylemişlerdir: "Cariyeler, hükümdarları doğurur. Anne de hükümdarın hakimiyeti altındaki kimselerden biri olur, hükümdar da vatandaşlarının efendisidir." Bu görüş İbrahim el-Harbî'ye aittir. O şöyle demiştir: "İlk dönemde yöneticiler çoğunlukla cariyelerle cin­sel ilişkide bulunmaktan çekinir, hür kadınlar İçin birbiri ile mücadele ederdi. Sonra iş tersine döndü. Özellikle de Abbasîler devrinde." Ancak hadisin "cariye­nin kadın efendisini doğurması" şeklindeki rivayeti bu anlamı desteklememekte­dir.<br />
<br />
Bazılarına göre cariyenin doğurduğu çocuğa "efendi" denilmesi mecazdır. ocuk, babasının ölümüyle cariyenin azat sebebi olduğu için ona mecazen efendi denilmiştir.<br />
<br />
Bazıları da bu ifadeyi şuna tahsis etmişlerdir: Önce çocuk esir alınır ve bir müddet sonra da azat edilir. Büyüyerek önder hatta kral olur. Sonra onun an-nesi esir alınır. O annesi olduğunu biierek onu satın alır. Yahut da annesi oldu-Sunu bilmez de onu kendi hizmetinde kullanır, onunla cinsel ilişkide bulunur, azat eder yahut evlenir. Bazı rivayetlerde "cariyenin kocasını doğurması" ifadesi Ver almıştır. Bu rivayet Müslim'de vardır. Bu rivayet bahsettiğimiz şekilde yorumlanmıştır. Bu rivayette yer alan "bal" sözcüğünün koca değil de mâlik anlamına Sidiği de söylenmiştir ki, manaların aynı noktada buluşturulması bakımından to anlamı kabul etmek daha evladır.<br />
<br />
2. Efendilerin, kendilerinden çocuk doğuran cariyelerini satması ve bunun Çoğalması, öyle ki bu cariyelerin kralların elinde dolaşıp durması, farkında olmaksizin cariyeyi çocuğunun satın alması. Buna göre kıyamet alâmetlerinden olan şey, çocuk doğuran cariyenin satımının haram olduğu konusunun hiç kim­se tarafından bilinmemesi veya şer'î hükümlerin hafife alınmasıdır.<br />
<br />
Şu söylenebilir: Çocuk doğuran cariyenin satılıp-satılmaması konusunda tarklı görüşler vardır. Bu yüzden hadisi bu anlama yormak uygun değildir.<br />
<br />
Deriz ki: Bu hadis, mezheplerin İttifak ettiği bir anlama yorulur ki bu da hamilelik sırasında cariyenin satımıdır. Bunun haram olduğu konusunda icma var­dır.<br />
<br />
3. Bu da bir önceki görüş İle aynı doğrultudadır. Nevevî şöyle demiştir: Ço­cuğun annesini satın alması yalnızca ümmü veledlere [23] özgü değildir. Başka şe­killer de mümkündür. Örneğin cariye, efendisi dışındaki bir adamdan şüphe yolu ile gerçekleşen birleşme sonucu hür bir çocuk doğurur. Veya cariye nikah yahut zina sonucu bir köle doğurur sonra her iki durumda da doğum yapan ana sahih bir akitle satılır. Elden ele dolaşarak nihayet oğlunun veya kızının eline ge­lir. Muhammed b. Beşir'in "bununla esir kadınlar kasdedilmektedir" sözü bunu zedelemez. Çünkü bu delilsiz bir tahsistir.<br />
<br />
4. Çocuklarda ana-babaya isyanın çoğalması, çocuğun anasına, efendinin cariyesine yaptığı gibi sövmek, dövmek ve hizmet ettirmek suretiyle alçaltıcı muamelede bulunması. Bu durumda çocuğa mecazen "efendi" denilmiştir. Ya­hut da burada "rab" kelimesi ile mürebbî anlamı kasdedilmiştir ki bu durumda sözcük hakiki anlamında kullanılmış olur.<br />
<br />
Bana (İbn Hacer'e) göre genelliği sebebiyle bu, en güçlü görüştür. Ayrıca sözün söylendiği makam, durumun ne ölçüde bozulacağının kasdedildiğini gös­termektedir. Şöyle ki: Kıyametin kopmaya yaklaştığı sıralarda işlerin ne ölçüde tersine döneceği, terbiye edilenin terbiye edici hale, düşük kişinin de yüksek ha­le geleceğini ifade etmektedir. Bu Hz. Peygamber'in daha sonraki "çıplak ayaklı kişilerin yeryüzünün hükümdarları olması" sözüne de uy­maktadır.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz İsra  suresinin 23 ve 24.Ayetlerinde şöyle buyuruyor:” Rabbin,<br />
<br />
kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”<br />
<br />
 <br />
<br />
      İslam Dini her konuda Müslümanlara yol göstermektedir.Gerçek bir müslümanın en önemli özelliklerinden birisi de anne babaya iyilik etmesidir.Genellikle anne babaya için ‘itaat’ deniliyor ama Kur’an anne baba için ‘iyilik’ kavramını kullanıyor.Çünkü Kur’an-i kavramlar Yüce Rabbimizin sonsuz ilmi olduğu için her kelime müthiş ve etkileyicidir.<br />
<br />
 <br />
<br />
      İtaat kavramı Kur’an’da sadece Allah,Resulu ve Müslüman olan Ulu’l Emir için kullanılıyor:” Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de itaat edin”(Nisa,59).Çünkü itaat kelimesi anlamından da anlaşıldığı gibi mutlak uymayı gerektirir.Anne babaya itaat kelimesi kullanılsaydı her durumda onlara uymak gerekecekti.Örneğin, anne baba puta tapan biri olsaydı ve Müslüman olan çocuğuna puta tapmayı emretseydi evladı da puta tapmak zorunda kalacaktı.<br />
<br />
 <br />
<br />
      Kur’an özellikle inanç konusunda anne babaya itaatı emretmiyor.Bu konuda ki bazı ayetler şöyledir:<br />
<br />
-“Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.”(Saffat,69),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan)  paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.”(Hud,109)<br />
<br />
-“ Eğer (anne ve baban), hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme.”(Lokman,15)<br />
<br />
 <br />
<br />
      Ama Rabbimiz her durumda onlara iyilik yapmayı emrediyor.Çünkü anne baba Müslüman olmasalar bile onlara iyilik yapmak Allah’ın bizlere emridir.<br />
<br />
-“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik.”(Ahkaf,15),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın”(En’am,151),<br />
<br />
-“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik.”(Lokman,14).<br />
<br />
 <br />
<br />
      Günümüzde özellikle yeni neslin anne babaya gerekli saygı ve sevgiyi göstermediğini onlara sahip çıkmadıklarını görüyoruz.İnegöl Huzurevini ziyarete gittiğimizde yaşlılardan birisi bizimle şöyle dertleşmişti:”Hocam! Dört çocuğum var.Dördününde 150 metrekare evleri var.Ama nedense benim için o dört evde de bir kişilik yer yokmuş”.Bu cümleleri söyledikten sonra gözleri yaşarmıştı.<br />
<br />
 <br />
<br />
        Acaba yeni nesil anne babayı bir yük olarak mı görüyor? Gezmesine engel bir ayak bağı olarak mı düşünüyor? Onlara hizmet etmek onları çok mu yoruyor? Oysa:<br />
<br />
-Bir zamanlar sen onlara muhtaçtın.Şimdi onlar sana muhtaç,<br />
<br />
-Sen küçük iken seni ateşten,çukurdan,duvardan ve her türlü tehlikelerden onlar korurdu.Şimdi ellerinden tutma sırası sende,<br />
<br />
-Onlar sana çok şefkat ve merhamet gösterdiler.Şimdi sıra sende.Tıpkı Rabbimizin  şu Ayeti gibi onlara dua edip şefkat gösterelim:” Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”.<br />
<br />
      Cibril Hadisini bilirsiniz.Hadisin son bölümünde şöyle geçer:”Bana kıyametten haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir." buyurdular. "O halde bana alâmetlerinden haber ver."dedi. Peygamber (s.a.s.): "Câriyenin (kölenin)  kendi sahibesini doğurması…”<br />
<br />
      Alimlerimiz derler ki bu hadisin bir yorumu da günümüzde ortaya çıkmıştır.Anne baba çocuğunun elinde köle gibi sesini çıkartamıyor ve çaresizdirler.Çocuklar anne babaya bağırıyor,emirler veriyor ve  her türlü hakareti yapıyorlar.Tıpkı kölenin efendisi gibi”.<br />
<br />
    Siz ne dersiniz?<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Köle ve cariye nedir?</span><br />
<br />
Sual: Cariye ve köle nedir?<br />
CEVAP<br />
Cariye, kadın köle demektir. Köle de cariye de alınıp satılırdı. Mesela ilk müezzin Bilal-i Habeşi hazretleri de bir köleydi. Köle, azat edilince hür insan olurdu. Köle kadınların hukukî durumu hür kadınlardan farklıydı. Hür kadının yüzü ve elleri hariç her yeri kapalı iken, cariyenin, kol ve başı, dizden altı açık dursa günah olmazdı. Kölelik asırlardır olan bir şeydir. İslamiyet’in bu husustaki hükümleri, Yunan ve Roma’da görülen kölelikten çok farklıdır. Köleliği İslamiyet kurmamıştır. Üstelik her fırsatta kölelerin azat edilmesini ve onlara iyi muamele yapılmasını emreder. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kölelere iyilik edin!) [Nisa 36]<br />
<br />
(Yanlışlıkla bir adam öldürenin, bir köle azat etmesi gerekir.) [Nisa 92]<br />
<br />
(Yemin kefareti için, on fakiri yedirmek veya giydirmek yahut bir köle azat etmek gerekir.) [Maide 89]<br />
<br />
(Bedel vererek kölelikten kurtulmak isteyenlerin bedellerini kabul edin!) [Nur 33]<br />
<br />
(Savaşta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın!) [Muhammed 4]<br />
<br />
Celaleyn tefsirinde, (İyilik edin demek, esirleri karşılıksız olarak serbest bırakın demektir. Fidyeden maksat da, malla veya esirleri değişmek sûretiyle serbest bırakın demektir) buyuruluyor. Savaşta alınan esirler, fidyeyle de serbest bırakılmazsa, canımızı ve malımızı almaya gelen bu düşmanlara, (İsterseniz köle olarak kalabilirsiniz) deniyordu. Kabul edenler de köle oluyor. Böyle cana ve vatana kasteden bir düşmanı öldürmeyip, kendi rızasıyla köle olarak kullanmak normal değil midir? Şimdi ülkeleri işgal edilen, kültürleri erozyona uğratılan, yer üstü ve yer altı kaynakları sömürülen milletler çoktur. Bugün ekmek parası için kölelik yapanlar az mı?<br />
<br />
İslamiyet, normal insanı köle yapmıyor. Vatana, cana, mala ve namusa kasteden düşman esir alındığında, öldürülmeyip, o da razı olursa köle oluyordu. Ayrıca dinimiz, köleyi azat etmek için çeşitli yollar koymuş ve köle azat etmeyi ibadet olarak bildirmiştir. Mesela Ramazan orucunu veya yeminini bozanın, bunun kefareti olarak, varsa bir köle azat etmesi gerekir. Dinimizin köleye verdiği hakkı, gayrimüslimler kendi halkına bile tanımıyor.<br />
<br />
Zenci cariye Ümmi Eymen’in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında, birlik komutanı olmuştu. Babası Zeyd bin Harise de köleydi. Rum ordusuyla savaşırken İslam ordusunun komutanıydı. Bu da, İslamiyet’in, ırk, renk, zengin fakir, genç yaşlı ayırmayıp, liyakate önem verdiğini göstermektedir.<br />
<br />
Dinimizde kölenin hakkı çok mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Azat edilen kölenin her uzvu için, azat edenin o uzvu cehennemden azat olur.) [Buhari]<br />
<br />
(Kölelere yediğinizden yedirin, güç iş vermeyin ve onları hiç üzmeyin.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Kölesine kötü davranan Cennete giremez.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Köle günde 70 hata işlese de affedin!) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Cennete ilk girecek olanlar, şehitler, efendisine hizmet ve Rabbine ibadet eden köleler ile kalabalık aileye malik olan iffet sahibi fakirlerdir.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bir batılı ilim adamının basında yer alan itirafı:<br />
En önemli Ortadoğu uzmanlarından kabul edilen, Fransa’da Aix-en-Provence Üniversitesi'nde Siyasi ve Kültürel Antropoloji dersi veren, Fransız siyaset bilimcisi Bruno Etienne şöyle diyor:<br />
“Osmanlı İmparatorluğundaki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.” (Yeni Şafak, 21.10.2002)<br />
<br />
Cariye hukuku<br />
Sual: Cariye hukuku hakkında yeterli bilgi verilebilir mi? Cariye nasıl oluyor? Cariye ile nikâhsız beraber olunabiliyor muydu?<br />
CEVAP<br />
Kadın köleye cariye denir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekte, onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil de hoşunuza giden başka kadınlarla ikişer, üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tane almalısınız ya da sahibi olduğunuz [cariyeler] ile yetinmelisiniz. Sapmamanız için en uygun olan budur.) [Nisa 3]<br />
<br />
Cariye, savaşta düşmandan esir alınıp, Dar-ül-İslam’a getirilmiş olan kâfir kadını demektir. Savaşta esir alınmayan bir insanı satmak ve satın almak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde cariye olmaz. Savaşta düşmandan esir alınırsa cariye olur. (Dürer ve Gurer)<br />
<br />
Helal kılınmıştır<br />
Cariye’ye mülk-i yemin denir ki, sağ elin mülkü demektir. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Sağ elin mülkü demek, meşru hak sahibi demektir. Yani istediği gibi kullanmaya yetkisi vardır. Satabilir, hediye edebilir. Hürriyetine kavuşturabilir. Hürriyetine kavuşturduktan sonra ise ancak nikâhla evlenebilir.<br />
<br />
Köle ve cariye, mülk sahibi olamadığı için zekât ve hacdan muaftır. (Ş. İslam Ans.)<br />
<br />
Nisa suresinin, (Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler müstesna) mealindeki 24. âyeti, Eshab-ı kiramın, kocaları bulunan, esir alınmış kadınlarla ilişki kurmaktan çekinmeleri sebebiyle nazil olmuştur. (Sağ elinin malik olduğu cariyeleri) ifadesi ile Allahü teâlâ, Resulullahın ümmetine mutlak olarak cariyeleri helal kılmıştır. (Kurtubi)<br />
<br />
Davud aleyhisselam 100 nikâhlı hanımı ve 300 cariyesi vardı. Oğlu Süleyman aleyhisselam ise, 300 nikâhlı hanımı ve 700 de cariyesi olmuştur. (Kurtubi, Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Bir erkeğin dört karısı ve bin cariyesi olsa, başka bir cariye satın almak dileğinde biri onu kınasa, o kimsenin küfründen korkulur, çünkü yaptığı iş meşrudur. Ama hanımını gücendirmemek için vazgeçerse sevaba girer. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Osmanlı memleketlerinin büyük sülalelerinde, sultan hanımların çoğu esirlerdendi. Kölesini kendine damat yapmış ve cariyesini nikâhla kendine zevce edip, mal ve mülküne varis kılmış, binlerce Müslüman vardır. Bir Müslüman, köle ve cariye satın aldığı zaman, onun yiyeceği, giyeceği ve diğer ihtiyaçları ve muamelattaki hukukunun bütün mesuliyetleri hep bu kimseye ait olur. Köle ve cariyesini yedirmek, içirmek, giydirmek ve gönlünü hoş tutmak mecburiyetindedir. Onları asla dövemez, yapamayacakları iş veremez ve hakaret edemez. İslamiyet’te, köle azat etmek en büyük ibadettir. Öyle büyük günahlar vardır ki, ancak köle azat etmekle affolunur. (C. Veremedi)<br />
<br />
Geçici haram olan kadınların yedincisi, hür kadınla evliyken, cariyeyle de nikâhlanmaktır. Cariyeyle nikâhlıyken, hür kadınla da evlenmek caizdir. Hanımından ve cariyesinden başka bir kadınla beraber olmak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ dörde kadar kadını nikâhla almayı ve sayısız cariye kullanmayı mubah etmiştir. (1/191)<br />
<br />
Hadis imamlarından İmam-ı Taberani ve İmam-ı Beyheki şöyle bildiriyorlar: Abdullah ibni Abbas hazretleri buyuruyor ki: Nisa suresinin (Analarınız, kızlarınız… size haramdır) mealindeki 23. âyet-i kerime geldikten sonra, müta nikâhı [para karşılığı geçici nikâh] haram edildi. Müminun suresinin (Ancak hanımlarınız ve sahip olduğunuz cariyeleriniz helaldir) mealindeki 6. âyet-i kerimesi, müta nikâhını haram ediyor, çünkü bu âyet-i kerime, yalnız zevcelerle cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğunu bildiriyor. (Hucec-i katiyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde de, yani dünyanın her yerinde, Müslüman erkeğin, hanımından ve kendi cariyesinden başka, Müslüman olsun veya kâfir olsun, bir kadınla ilişkiye girmesi haramdır, büyük günahtır. Başkasının cariyesinin başına, kollarına, ayaklarına bakmak caizse de, bunlarla da zina haramdır. Bugün, dünyanın hiçbir yerinde, dine uygun cariye yoktur. (İ. Ahlâkı)<br />
<br />
Cariye çeşitleri:<br />
<br />
Ümm-i veled: Çocuğunun kendi efendisinden olduğunu söyleyen, efendisinden çocuk doğurmuş cariye.<br />
<br />
Müdebber: Hürriyetine kavuşması, efendisi tarafından kendisinin ölümü şartına bağlı kılınan köle.<br />
<br />
Mükatebe: Bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle.<br />
<br />
Bir kimse, müdebbere cariyesini veya ümm-i veledini azat etmeden kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. (Mecmua-i Zühdiye)<br />
<br />
Müdebber cariye ile efendisinin cima etmesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariye gebe iken efendisi ölürse, doğurduğu azat olmaz. (Mebsut)<br />
<br />
Bir kimse, kendi mükâtebe cariyesine defalarca cima etse, sadece bir mehir lâzım gelir. (Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb cariye satın alıp bunu kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. Eğer cima etmişse mehrini öder. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb, yani bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle veya cariyeyi, bir an önce hürriyetine kavuşturmak için ona zekât verilebilir. Fakat bir kimse, kendi mükâteb köle veya cariyesine zekât veremez, çünkü bunun faydası kendisine dönmüş olur. (B. İslam İlm.)<br />
<br />
Efendisinden çocuğu olan cariyeye ümm-i veled denir. Ümm-i veled olan cariye diğer cariyeler gibi satılamaz ve hibe edilemez. Efendisi vefat edince azat olur. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Bir cariyeyi, hür olan bir kadının üzerine nikâhlamak caiz değildir. Müdebbere ve ümm-i veled cariyenin nikâhları da, hür kadın üzerine caiz değildir. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Efendisinden çocuğu olan cariye, efendisi ölünce hür olur.) [İ. Mace, Hâkim]<br />
<br />
Cariyenin avret yeri<br />
Erkek, kendi cariyesinin bütün bedenine bakabilirse de, başkasının cariyesinin yalnız yüzlerine, başlarına, göğüslerine, kol ve baldırlarına, saçlarına bakabilir. (Müslim şerhi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Satın alacağı cariyenin avret yeri hariç, her yerine bakmak caizdir.) [Beyhekî]<br />
<br />
Erkek, hanımına ve cariyesinin de baştan aşağı her yerine bakabilir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Hanımından ve cariyenden başkasına avret yerini gösterme!) [Tirmizî, Ebu Davud, İbni Mace]<br />
<br />
Kadının kocasının, cariyenin de efendisinin avretine bakması aynı şekilde caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyenin avret yeri, erkeğinki gibi olup, sırtı ve karnı da avrettir. Cariyenin, kadın olan efendisinin göbeğiyle dizi arasına bakması ve dokunması haramdır. (Tergib-üs-salat)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyenin avret mahalli dizleri ile göbek arasıdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Mümin bir kadının, kendisinin cariyesi olması hali müstesna müşrik bir kadının önünde bedeninin herhangi bir tarafını açması helâl değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Şarkıcı cariye alıp satmayın, parası haramdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Ebu Bekr bin el-Arabîye göre kişinin kendi cariyesinin söylediği şarkıyı dinlemesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyelerin Resulullahın evinde şarkı söylemeleri, seslerinin avret olmadığını göstermektedir. (İhya)<br />
<br />
Cariyenin sesinin, hür kadınlar gibi haram olduğunu bildiren âlimler de vardır. (İbni Abidin)<br />
<br />
Cariye saçları ve kolları açık olarak namaz kılabilir. (Hindiyye)<br />
<br />
Nikâhla ilgili hükümler<br />
Haramdan kaçınmak nikâhsız da mümkün olur. Cariye alırsa nikâh gerekmez. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Cariyelik bağı, nikâh bağından daha kuvvetlidir. Kuvvetli varken zayıfa bakılmaz. (El İhtiyar)<br />
<br />
Nikâhla cariye bir araya gelemez. Nikâhlı olan bir kimse, karısını cariye yani mülk edinemez. Aksi de böyledir. Yani bir kimse, cariyesini nikâhlayamaz. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
(Sahip olduğunuz mümin cariyelerinizden) demek, başkasının cariyesi ile evlenmek içindir. Kişinin kendisine ait cariye ile nikâhlanmasının caiz olmadığı hususunda sözbirliği vardır. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyesini azat ettikten sonra, onunla evlenen kimse için iki ecir vardır.) [Taberani]<br />
<br />
Biriyle yapılan nikâh akdi, mülkiyeti altında bulunan cariye ile cima etmeyi haram kılar. (Kurtubi)<br />
<br />
Hür kadın üzerine, cariyeyi nikâhlamak caiz değildir. Önce cariyeyi nikâhlayıp, sonra da hür kadını nikâhlarsa, ikisinin de nikâhı sahih olur. (Hindiyye, Nimet-i İslam)<br />
<br />
Hür kadınla evlendikten sonra edinilen cariyeyle, onu nikâhlamadan cima etmek caizdir, ama hür kadın üzerine nikâhla cariye almak caiz değildir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Efendisi cariyesini başka bir erkekle evlendirse, efendisi artık cariyesiyle birlikte olamaz. Bu hak, kocasına aittir. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Eğer erkek, cima ettiği cariyenin kız kardeşini nikâhlasa nikâh sahih olur, fakat nikâh edilenle cima edilenden birini kendisine haram kılmadıkça, hiçbiriyle cinsi münasebette bulunamaz. (Dürer)<br />
<br />
Kardeş olan iki cariyesiyle de cima etmiş olan şahıs, birini kendisine haram etmedikçe, diğeriyle cima yapamaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, cima etmiş olduğu cariyesinin kız kardeşini kendisine nikâhlarsa, bu nikâh sahih olur, ancak artık cariyesi ile cima edemez. (Hindiyye, Bahr-ür-râık)<br />
<br />
Cariyesiyle cima edenin, cariyenin kız kardeşiyle evlenmesi caiz değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Esir alınan cariye hamile ise, doğuruncaya kadar cima edilmez. (Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Azat etmedikçe, efendisinin cima ettiği cariyesini nikâhlaması caiz olmaz. (Mecmua-i zühdiye)<br />
<br />
Bir kimse, nikâhladığı bir cariyeyi de, iki talâkla boşadıktan sonra geri alamaz. Alırsa, bu cariyenin nikâhı helal olmadığı gibi, cariyesi olduğu halde, cima etmesi de helal olmaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Efendisinin izni olmadan evlenmiş bulunan bir cariyeyle, efendisi cima etse veya onu şehvetle öpse, efendisi bu cariyenin nikâhlandığını bilsin bilmesin, cariyenin nikâhı fesh olmuş olur. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, dört cariyesinden birini azat etse, hangisini azat ettiğini bilemese, sonra bu cariyeyle nikâhlansa, onunla cima yapmasında bir sakınca yoktur. Çünkü eğer o, azat edilmişse yani hür ise, aralarındaki nikâh sahihtir. Eğer azat etmediği cariye ise, mülkü olması bakımından, o yine kendisine helaldir. (Mebsut, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kişi bir cariye satın alır, ona dokunur yahut öperse, babasına da, oğluna da haram olur. (Kurtubi)<br />
<br />
Efendisi köleye bir cariyeyi mülk olarak verecek olursa, köle de kendi mülkü olduğu için, o cariye ile cima edebilir, çünkü kendi mülküdür. (Kurtubi)<br />
<br />
Dört mezhepte de, cariyeyi mülk edinenin, istibrâdan yani bir hayz görmesinden önce cima etmiş olsa da, satması caizdir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Ganimet ehlinin, paylaşmadan önce, esir alınan cariyelerden birine cima etmesi caiz olmaz. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Üç imama göre, satanın, muhayyerlik müddeti içinde cariyeyle cima etmesi caiz olup, satın alanınki caiz değildir. İmam-ı Ahmed’e göre ise, satanın da, alanın da cima etmesi caiz değildir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Müslümanın, mülkünde olan Yahudi ve Hristiyan cariyeyle cima etmesi caizdir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Mecusi ve putperest olan cariyeyi nikâh etmek caiz olmaz. (Hindiyye)<br />
<br />
Erkek köle<br />
Sual: Eskiden erkeklerin kadın kölesi olduğu gibi, kadınların da erkek kölesi oluyormuş. Peki, dul bir kadının, erkek kölesiyle evlenebilme imkânı var mıydı?<br />
CEVAP<br />
Hayır, kölelikten azat etmeden onunla evlenemez. Kölesi bulunduğu sürece efendisi olan hanımla evlenmesi, aynen enişteyle evlenmesi gibi haramdır. Efendisi olan kadın, onu azat ederse, evlenebilir. Enişte de, baldızın ablasını boşarsa veya hanımı ölürse, baldızıyla evlenebilir.<br />
<br />
Açık kadın cariye değildir<br />
Sual: (Açık gezen kadın, cariye hükmündedir) diyenler oluyor. Cariye hükmünde olmak, cariyenin hakkına sahip olmak demek değil midir? O zaman, açık gezen kadınların, tesettüre riayet etmemeleri günah olmuyor mu?<br />
CEVAP<br />
İmanı varsa elbette günah olur. İkincisi, günümüzde cariye yoktur. Müslüman bir kadın, (Ben cariye hükmündeymişim, açık giyinebilirim) diyemez. Saç, kol ve bacaklarını açarsa günaha girer. Cariye, namazlarını başı, kolu açık kılabildiği hâlde, günümüzdeki hür kadınlar, namazlarını böyle açık kılamaz.<br />
<br />
Mürted veya kâfir bir kadının, açık saçık gezmesi günah değildir. Hattâ onlara hiçbir şey günah değildir. Âhirette onlar, günahlarından dolayı değil, inanmadıklarından dolayı sorguya çekilir. İmansızlığın cezası da, sonsuz Cehennemdir. İman sahibi Müslümanlara ise, iğneden ipliğe her şey sorulur.<br />
<br />
Her Müslümanın fıkhın dört kısmını, dar-ül-harbde de ahkâm-ı İslamiyye’ye uygun yapması lazımdır. Mesela, kâfir ve mürted kadınların avret yerlerine, başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak, dar-ül-harbde de haramdır. (S. Ebediyye)<br />
<br />
S. Ebediyye’deki bu hüküm, kâfir ve mürted kadınlarla, açık saçık gezen kadınların, cariye hükmünde olmadıklarını açıkça bildirmektedir. Çünkü cariyenin saçlarına, kollarına bakmak günah değildir. Bunlara bakmak günah olduğuna göre, onların cariye hükmünde olmadıkları pek açıktır.<br />
<br />
Yine S. Ebediyye’de zayıf bir kavil olarak şunlar bildirilmektedir:<br />
Halife Hazret-i Ömer, bir çalgıcı, şarkıcı kadına kırbaçla vurdu. Başörtüsü açıldı. (Allahü teâlânın haram ettiği şeye önem vermeyen kimse, İslam şerefini kaybetmiştir) buyurdu. Kadı Ebu Bekr-i Belhî, nehir kenarında başları ve kolları açık kadınların yanından geçerken, (Onlar kıymetsiz, hürmetsiz kadınlardır. İmanları olduğu şüphelidir. Dâr-ül-harb’deki kâfir kadınları gibidir) buyurdu. Kâfir gibi olan, mürted kadınlar, zâhir haberlere göre, dâr-ül-İslâm’da cariye olarak kullanılmaz. Nevadir haberlerine göre, dar-ül-İslam’da cariye olurlarsa da, mürted kadının, kocasına verilmesi için böyle yapılabilir. Çünkü nevadir haberleri zayıftır, güvenilemez. Ancak faydalı olduğu hâllerde kullanılabilir. Nevadir haberleri kullanılsa bile, İslamiyet’e önem vermeyen kadınların, İslam şerefini kaybedeceklerini, bunların dar-ül-İslam’da [İslamî hükümlerle idare edilen ve halifesi olan Müslüman ülkelerde] cariye gibi hürmetsiz, aşağı olup başlarına, kollarına şehvetsiz bakmanın caiz olacağını gösterir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Şimdi dünyada dâr-ül İslam olan ülke yoktur. Bu bakımdan kâfir kadınları İslam ülkesine cariye olarak getirilemez. Sonuç olarak açık kadınlara dünyanın her yerinde ihtiyaçsız bakmak günahtır.<br />
<br />
Nevadir haberleri zayıftır. Zaruret olmadıkça, bunlarla fetva verilmez. Bundan başka mürted kadın, nevadir haberlerine göre, dâr-ül-İslam’da cariye olacağı için, bunun kollarına, başına bakmanın caiz olması, bunun mülk edilerek vaty edilmesine sebep olmaz. Dâr-ül-İslam’daki genel ev kadınları da, böyle hürmetsiz iseler de, mülk olmaz, vatyleri zina olur. Dâr-ül-harbdeki kâfir bir kadın, dâr-ül-İslam’a [esir olarak] getirilmedikçe, cariye olamaz. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Dünyada dar-ül-İslâm ülkesi olsa da, kâfir kadını oraya esir olarak getirmek gerekir. Böyle bir şey dünyada olmadığına göre, (Açık gezen kadın cariye hükmündedir, o kadına bakmak günah olmaz) demenin çok yanlış olduğu meydandadır. Bilerek veya bilmeyerek insanları günaha sokmak için söylenmiş bir sözdür.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kaynaklar :</span><br />
<br />
Sorularla İslamiyet<br />
Kuran ve Hadis<br />
gencgazete<br />
Dinimiz islam<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamete Yakın Altınçağın Yaşanacağı Doğru mudur?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=433</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 18:04:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=433</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/kyameteyaknaltnanyaandakf1.png" loading="lazy"  alt="[Resim: kyameteyaknaltnanyaandakf1.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kıyamete Yakın Altınçağın Yaşanacağı Doğru mudur?</span><br />
<br />
Kıyamete yakın zenginleşme olacağı ve altınçağın yaşanacağı, zulüm olmayacağı, Kur'an ahlakının bütün dünyaya yayılacağı doğru mudur?<br />
<br />
Hârise İbnu Vehb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat kendisine bağışta bulunulan kimsenin "Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama şu anda ona ihtiyacım yok." diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman yakındır." [Buharî, Fiten 24, Zekât 9; Müslim, Zekât 58, (101.1); Nesâî, Zekât 64, (5,77)]<br />
<br />
Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün." [Buharî, Zekât 9; Müslim, Zekât 59, (1012)]<br />
<br />
AÇIKLAMA:<br />
<br />
Bu hadisler, âhir zamanda bolluğun artacağını, öyle ki zekat kabul edecek kimsenin kalmayacağını haber vermektedir. Hadîste zekat malı olarak altın kelimesinin zikri, mânayı te'kid içindir. Çünkü insanlar arasında tedavül eden kıymetli eşyaların en değerlisi, taşınma ve saklanması en kolay olanı altındır. İnsanlar sunulan altına bile istiğna gösterirlerse, gözleri, gönülleri son derece doymuş demektir. Bu da o devirde bolluğun fevkalâde artacağını ifâde eder. Bu mâna birçok hadislerde ifâde edilmiştir. Aynî'ye göre, bu hal fitnelerin artması ve insanlar arasında öldürme hadiselerinin çoğalmasıyla hâsıl olur. Elli kadının bir erkeğe sığınmaya çalışmaları da aynı devrenin vasıfları olarak zikredilmiş olması da bu mânayı te'yid eder. Zira fitnelerde daha ziyade erkekler hayatını kaybeder. Geriye kalan zevceler, yakınlarının himâyeye muhtaç kadın ve kızları epeyce bir yekûn tutar. Hadisler, bu hâlin Kıyamete yakın vâki olacağını, bu esnâda bolluğun, sadaka kabul edecek kimse kalmayacak derecede artacağını belirtir. Bazı hadisler, bu bolluğun Hz. İsâ (as)'ın zuhur edip, Deccal'ı öldürmesinden sonra vukua geleceğine işaret eder.<br />
<br />
Mezkur bolluğa temas eden hadîslerden Müslim'de kaydedilen bir rivayet şöyle:<br />
<br />
    "Aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. Mal o kadar artacak ki, mal sahibi "Acaba sadakamı kim alır?" diye endişeyle fakir arayacak. Sadaka vermek üzere biri çağrılacak olsa, "İhtiyacım yok!" diye cevap verecek."<br />
<br />
Bir başka hadis, Arabistan çöllerinde nehirler akıp, çayırlıklar hâsıl olacağını haber verir.<br />
<br />
Bütün bu hadisler, ilerleyen teknik vasıtalar sebebiyle mi, yoksa sağlanacak olan sulh-ü umumî sebebiyle mi, yoksa bazı şârihlerin söylediği üzere, kıyâmetin yaklaştığını anlayan insanların mal hırsını bırakmaları sebebiyle mi, her ne ise kıyamete yakın, bolluk ve bereketin artacağını haber vermektedir. İbnu't-Tîn şöyle der:<br />
<br />
    "Bu hâl, Hz. İsa'nın inmesinden sonra, arz bereketini çıkardığı, bir narla bir âilenin doyduğu, yeryüzünde tek kâfirin kalmadığı zamanda husûle gelecektir."<br />
<br />
Sadedinde olduğumuz hadis, bu bolluğun, hiç beklenmedik bir tarzda sür'atle gelebileceğine dikkat çekerek, sadaka verme fırsatlarını değerlendirmeyi emretmektedir.<br />
<br />
Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa aleyhisselâm), Feccu'r-Ravhâ nam mevkide, hac yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir." [Müslim, Hacc 216, (1252)]<br />
<br />
İslâmî nasslara göre, Hz. İsa aleyhisselâm hayattadır, cism-i dünyevîsi semadadır. Ahir zamanda Deccal'i öldürmek üzere yeryüzüne inecek ve adaleti tesis edecektir. Onun getireceği adaletle bolluk artacak, insanlığa refah ve sulh-ü umumî gelecektir. Öyle ki zekât alacak fakir kalmayacaktır.<br />
<br />
Şu halde, Hz. İsa (as) o zaman hac yapacaktır. Onun telbiye getireceği Feccu'r-Ravha Mekke-Medine yolu üzerinde, Mekke'ye altı mil kadar uzaklıkta bir yerin adıdır. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), Bedir gazvesi, Fetih gazvesi ve Veda haccına giderken buradan geçmiştir.<br />
<br />
Bazı hadislerden kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir.<br />
<br />
Her halükarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir:<br />
<br />
    "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak."<br />
<br />
Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa (as)'dır:<br />
<br />
"Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez."<br />
<br />
Bir diğer rivayette de şöyle buyurulur:<br />
<br />
"Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz<br />
<br />
Adiy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
    "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında iken bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Derken biri daha gelip, o da yol kesilmesinden şikayet etti. Aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
    "Ey Adiyy dedi, sen Hire şehrini gördün mü?"<br />
<br />
    "Hayır görmedim, ancak işittim!" dedim. Bunun üzerine:<br />
<br />
    "Eğer ömrün biraz uzarsa, devesine binen bir kadının Hire'den (tek başına) kalkıp Ka'be'yi tavaf edeceğini mutlaka göreceksin. O bu seyahatini yaparken Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak!.."<br />
<br />
    Adiyy der ki: "İçimden, kendi kendime, "memlekete dehşet saçan Tayy eşkiyaları nereye gidecek?" dedim. Resulullah sözlerine devam etti:<br />
<br />
    "Eğer ömrün olursa Kisra'nın hazinelerinin de fethedildiğini göreceksin!"<br />
<br />
    "Kisra İbnu Hürmüz mü?" diye araya girdim.<br />
<br />
    "Evet İbnu Hürmüz olan Kisra!" buyurdu ve devam etti:<br />
<br />
    "Eğer hayatın uzarsa mutlaka göreceksin: Kişi eli altın veya gümüş parayla dolu olduğu halde bunu tasadduk etmek üzere fakir arayacak, fakat kendinden onu kabul edecek bir tek adam bulamayacak. Her biriniz, mutlaka bir gün gelecek aranızda herhangi bir perde, bir tercüman olmaksızın Allah'la karşılaşacaksınız. O zaman Allah Teala Hazretleri: "Sana tebliğ getiren bir peygamber göndermedim mi?" diye soracak. Muhatabı: "Evet gönderdin!" diyecek. Rabb Teala: "Ben sana mal vermedim mi, ikram etmedim mi?" diye soracak, kul: "Evet! Ey Rabbim verdin." deyip sağına bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başka bir şey görmeyecek."<br />
<br />
    Yine Adiyy (radıyallahu anh) dedi ki:<br />
<br />
    "Ben Hire'den kalkıp, Beytullah'ı tavaf eden ve Allah'tan başka kimseden korkmayan yaşlı kadını gördüm. Kisra İbnu Hürmüz'ün hazinelerini fethedenler arasında ben bizzat bulundum. Eğer sizlerin ömrü uzun olursa mutlaka, Ebu'l-Kasım (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu söylediğini de göreceksiniz:<br />
<br />
    "Kişi, eli altın veya gümüşle dolu olarak çıkacak, onu kendinden (sadaka olarak) kabul edecek adam bulamayacak." (Buharî, Menakıb 25)<br />
<br />
1. Hadisin ravisi Adiyy, Tayy kabilesinden sahavetiyle meşhur Hatim-i Tai'nin oğludur. Kabilesinin reisidir. Tay kabilesi Irak'la Hicaz arasında yer almaktadır. Kendilerinden önceden izin almadan, bölgelerinden geçenlerin yollarını kesmektedirler. Böylece eşkiyalıklarıyla şöhret kazandıkları için, Adiyy, Hire'den kalkan bir kadın kendi yurtlarından korkusuz nasıl Hicaz'a, Mekke'ye ulaşabilecek diye hayrete düşer. Adiyy'i hayrete düşüren diğer bir ifade "Kisra'nın hazinelerinin fethi." O zaman için iki büyük devletten biri olan Kisra'nın hazinelerini fethetmek ne demek?" Bir yanlış anlama olmasın? Sorar: "(Yani şu İran Devleti'nin kisrası olan) İbnu Hürmüz'ün hazineleri mi?" Resulullah "Evet! O kisra, İbnu Hürmüz olan kisra!" der.<br />
<br />
2. Hadiste temas edilen diğer bir husus, yol emniyetini getirecek adalet-i İslamiye'nin hasıl edeceği maddî refah seviyesiyle ilgili. Aleyhissalâtu vesselâm: "Zekat veya sadaka vermek kasdıyla evden çıkan kimsenin, bunu kabul edecek bir adam bulamadan evine döneceği" derecede refahın artacağından bahsediyor ki, bu adaletli idarenin tabii sonucudur. Bazı alimler, başka bazı hadisleri esas alarak, bu halin, Hz. İsa'nın hakimiyeti sırasında hasıl olacak bolluk devrine ait olacağını söylemiş ise de, başta Beyhakî, bir kısım alimler hadiste Ömer İbnu Abdilaziz devrinde yaşanan duruma işaret edildiğini belirtirler. Beyhakî'nin Delail'de kaydettiğine göre, "Kişi Ömer İbnu Abdilaziz'in otuz aylık hilafeti sırasında, halife ölmezden önce, büyük miktarda para getirip "Bunu fakirlerden dilediğinize verin" derdi. Ancak "halkı Ömer zenginleştirdiği için" bunu verecek bir kimse bulamadan parasıyla geri dönerdi." Beyhakî, rivayeti kaydettikten sonra ilave eder: "Bunda Adiyy'in rivayet ettiği hadiste ihbar edilen durumun teyidi vardır." İbnu Hacer der ki, "Bu ihtimal öncekinden daha kuvvetlidir, çünkü hadiste Adiyy'e: "Eğer ömrün uzun olursa göreceksin" denmiştir.<br />
<br />
3. Hadiste, bir kadının tek başına hacca gidebileceği de ifade edilmektedir. Bu, ihtilaflı bir mevzu olmakla birlikte, alimlerimizden bir kısmı vacib olan hacc için bunun caiz olduğunu söylemiştir.<br />
<br />
İnancımıza göre Hz. İsa (as) ölmemiş, semaya çekilmiştir. Cesed-i dünyevîsi ile semada yaşamaktadır. Hadiste de görüldüğü üzere, kıyamete yakın, yeryüzüne inecek, müsbet icraatları gerçekleştirecek: Deccal'in hasıl ettiği manevî tahribatı telafi edecektir. Onun gelmesiyle birlikte bolluğun, refahın artacağının ifade edilmesi, onun ıslahatı sadece manevî cihette olmayacak, maddî cihette de olacak, iktisadî düzelmeler, düzeltmeler de gerçekleştirecektir.<br />
<br />
Bazı hadislerde, kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir. Her halukarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir: "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak." Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa'dır: "Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez." Bir diğer rivayette de "Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz." denir.<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/kyameteyaknaltnanyaandakf1.png" loading="lazy"  alt="[Resim: kyameteyaknaltnanyaandakf1.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kıyamete Yakın Altınçağın Yaşanacağı Doğru mudur?</span><br />
<br />
Kıyamete yakın zenginleşme olacağı ve altınçağın yaşanacağı, zulüm olmayacağı, Kur'an ahlakının bütün dünyaya yayılacağı doğru mudur?<br />
<br />
Hârise İbnu Vehb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat kendisine bağışta bulunulan kimsenin "Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama şu anda ona ihtiyacım yok." diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman yakındır." [Buharî, Fiten 24, Zekât 9; Müslim, Zekât 58, (101.1); Nesâî, Zekât 64, (5,77)]<br />
<br />
Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün." [Buharî, Zekât 9; Müslim, Zekât 59, (1012)]<br />
<br />
AÇIKLAMA:<br />
<br />
Bu hadisler, âhir zamanda bolluğun artacağını, öyle ki zekat kabul edecek kimsenin kalmayacağını haber vermektedir. Hadîste zekat malı olarak altın kelimesinin zikri, mânayı te'kid içindir. Çünkü insanlar arasında tedavül eden kıymetli eşyaların en değerlisi, taşınma ve saklanması en kolay olanı altındır. İnsanlar sunulan altına bile istiğna gösterirlerse, gözleri, gönülleri son derece doymuş demektir. Bu da o devirde bolluğun fevkalâde artacağını ifâde eder. Bu mâna birçok hadislerde ifâde edilmiştir. Aynî'ye göre, bu hal fitnelerin artması ve insanlar arasında öldürme hadiselerinin çoğalmasıyla hâsıl olur. Elli kadının bir erkeğe sığınmaya çalışmaları da aynı devrenin vasıfları olarak zikredilmiş olması da bu mânayı te'yid eder. Zira fitnelerde daha ziyade erkekler hayatını kaybeder. Geriye kalan zevceler, yakınlarının himâyeye muhtaç kadın ve kızları epeyce bir yekûn tutar. Hadisler, bu hâlin Kıyamete yakın vâki olacağını, bu esnâda bolluğun, sadaka kabul edecek kimse kalmayacak derecede artacağını belirtir. Bazı hadisler, bu bolluğun Hz. İsâ (as)'ın zuhur edip, Deccal'ı öldürmesinden sonra vukua geleceğine işaret eder.<br />
<br />
Mezkur bolluğa temas eden hadîslerden Müslim'de kaydedilen bir rivayet şöyle:<br />
<br />
    "Aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. Mal o kadar artacak ki, mal sahibi "Acaba sadakamı kim alır?" diye endişeyle fakir arayacak. Sadaka vermek üzere biri çağrılacak olsa, "İhtiyacım yok!" diye cevap verecek."<br />
<br />
Bir başka hadis, Arabistan çöllerinde nehirler akıp, çayırlıklar hâsıl olacağını haber verir.<br />
<br />
Bütün bu hadisler, ilerleyen teknik vasıtalar sebebiyle mi, yoksa sağlanacak olan sulh-ü umumî sebebiyle mi, yoksa bazı şârihlerin söylediği üzere, kıyâmetin yaklaştığını anlayan insanların mal hırsını bırakmaları sebebiyle mi, her ne ise kıyamete yakın, bolluk ve bereketin artacağını haber vermektedir. İbnu't-Tîn şöyle der:<br />
<br />
    "Bu hâl, Hz. İsa'nın inmesinden sonra, arz bereketini çıkardığı, bir narla bir âilenin doyduğu, yeryüzünde tek kâfirin kalmadığı zamanda husûle gelecektir."<br />
<br />
Sadedinde olduğumuz hadis, bu bolluğun, hiç beklenmedik bir tarzda sür'atle gelebileceğine dikkat çekerek, sadaka verme fırsatlarını değerlendirmeyi emretmektedir.<br />
<br />
Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa aleyhisselâm), Feccu'r-Ravhâ nam mevkide, hac yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir." [Müslim, Hacc 216, (1252)]<br />
<br />
İslâmî nasslara göre, Hz. İsa aleyhisselâm hayattadır, cism-i dünyevîsi semadadır. Ahir zamanda Deccal'i öldürmek üzere yeryüzüne inecek ve adaleti tesis edecektir. Onun getireceği adaletle bolluk artacak, insanlığa refah ve sulh-ü umumî gelecektir. Öyle ki zekât alacak fakir kalmayacaktır.<br />
<br />
Şu halde, Hz. İsa (as) o zaman hac yapacaktır. Onun telbiye getireceği Feccu'r-Ravha Mekke-Medine yolu üzerinde, Mekke'ye altı mil kadar uzaklıkta bir yerin adıdır. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), Bedir gazvesi, Fetih gazvesi ve Veda haccına giderken buradan geçmiştir.<br />
<br />
Bazı hadislerden kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir.<br />
<br />
Her halükarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir:<br />
<br />
    "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak."<br />
<br />
Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa (as)'dır:<br />
<br />
"Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez."<br />
<br />
Bir diğer rivayette de şöyle buyurulur:<br />
<br />
"Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz<br />
<br />
Adiy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
    "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında iken bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Derken biri daha gelip, o da yol kesilmesinden şikayet etti. Aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
    "Ey Adiyy dedi, sen Hire şehrini gördün mü?"<br />
<br />
    "Hayır görmedim, ancak işittim!" dedim. Bunun üzerine:<br />
<br />
    "Eğer ömrün biraz uzarsa, devesine binen bir kadının Hire'den (tek başına) kalkıp Ka'be'yi tavaf edeceğini mutlaka göreceksin. O bu seyahatini yaparken Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak!.."<br />
<br />
    Adiyy der ki: "İçimden, kendi kendime, "memlekete dehşet saçan Tayy eşkiyaları nereye gidecek?" dedim. Resulullah sözlerine devam etti:<br />
<br />
    "Eğer ömrün olursa Kisra'nın hazinelerinin de fethedildiğini göreceksin!"<br />
<br />
    "Kisra İbnu Hürmüz mü?" diye araya girdim.<br />
<br />
    "Evet İbnu Hürmüz olan Kisra!" buyurdu ve devam etti:<br />
<br />
    "Eğer hayatın uzarsa mutlaka göreceksin: Kişi eli altın veya gümüş parayla dolu olduğu halde bunu tasadduk etmek üzere fakir arayacak, fakat kendinden onu kabul edecek bir tek adam bulamayacak. Her biriniz, mutlaka bir gün gelecek aranızda herhangi bir perde, bir tercüman olmaksızın Allah'la karşılaşacaksınız. O zaman Allah Teala Hazretleri: "Sana tebliğ getiren bir peygamber göndermedim mi?" diye soracak. Muhatabı: "Evet gönderdin!" diyecek. Rabb Teala: "Ben sana mal vermedim mi, ikram etmedim mi?" diye soracak, kul: "Evet! Ey Rabbim verdin." deyip sağına bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başka bir şey görmeyecek."<br />
<br />
    Yine Adiyy (radıyallahu anh) dedi ki:<br />
<br />
    "Ben Hire'den kalkıp, Beytullah'ı tavaf eden ve Allah'tan başka kimseden korkmayan yaşlı kadını gördüm. Kisra İbnu Hürmüz'ün hazinelerini fethedenler arasında ben bizzat bulundum. Eğer sizlerin ömrü uzun olursa mutlaka, Ebu'l-Kasım (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu söylediğini de göreceksiniz:<br />
<br />
    "Kişi, eli altın veya gümüşle dolu olarak çıkacak, onu kendinden (sadaka olarak) kabul edecek adam bulamayacak." (Buharî, Menakıb 25)<br />
<br />
1. Hadisin ravisi Adiyy, Tayy kabilesinden sahavetiyle meşhur Hatim-i Tai'nin oğludur. Kabilesinin reisidir. Tay kabilesi Irak'la Hicaz arasında yer almaktadır. Kendilerinden önceden izin almadan, bölgelerinden geçenlerin yollarını kesmektedirler. Böylece eşkiyalıklarıyla şöhret kazandıkları için, Adiyy, Hire'den kalkan bir kadın kendi yurtlarından korkusuz nasıl Hicaz'a, Mekke'ye ulaşabilecek diye hayrete düşer. Adiyy'i hayrete düşüren diğer bir ifade "Kisra'nın hazinelerinin fethi." O zaman için iki büyük devletten biri olan Kisra'nın hazinelerini fethetmek ne demek?" Bir yanlış anlama olmasın? Sorar: "(Yani şu İran Devleti'nin kisrası olan) İbnu Hürmüz'ün hazineleri mi?" Resulullah "Evet! O kisra, İbnu Hürmüz olan kisra!" der.<br />
<br />
2. Hadiste temas edilen diğer bir husus, yol emniyetini getirecek adalet-i İslamiye'nin hasıl edeceği maddî refah seviyesiyle ilgili. Aleyhissalâtu vesselâm: "Zekat veya sadaka vermek kasdıyla evden çıkan kimsenin, bunu kabul edecek bir adam bulamadan evine döneceği" derecede refahın artacağından bahsediyor ki, bu adaletli idarenin tabii sonucudur. Bazı alimler, başka bazı hadisleri esas alarak, bu halin, Hz. İsa'nın hakimiyeti sırasında hasıl olacak bolluk devrine ait olacağını söylemiş ise de, başta Beyhakî, bir kısım alimler hadiste Ömer İbnu Abdilaziz devrinde yaşanan duruma işaret edildiğini belirtirler. Beyhakî'nin Delail'de kaydettiğine göre, "Kişi Ömer İbnu Abdilaziz'in otuz aylık hilafeti sırasında, halife ölmezden önce, büyük miktarda para getirip "Bunu fakirlerden dilediğinize verin" derdi. Ancak "halkı Ömer zenginleştirdiği için" bunu verecek bir kimse bulamadan parasıyla geri dönerdi." Beyhakî, rivayeti kaydettikten sonra ilave eder: "Bunda Adiyy'in rivayet ettiği hadiste ihbar edilen durumun teyidi vardır." İbnu Hacer der ki, "Bu ihtimal öncekinden daha kuvvetlidir, çünkü hadiste Adiyy'e: "Eğer ömrün uzun olursa göreceksin" denmiştir.<br />
<br />
3. Hadiste, bir kadının tek başına hacca gidebileceği de ifade edilmektedir. Bu, ihtilaflı bir mevzu olmakla birlikte, alimlerimizden bir kısmı vacib olan hacc için bunun caiz olduğunu söylemiştir.<br />
<br />
İnancımıza göre Hz. İsa (as) ölmemiş, semaya çekilmiştir. Cesed-i dünyevîsi ile semada yaşamaktadır. Hadiste de görüldüğü üzere, kıyamete yakın, yeryüzüne inecek, müsbet icraatları gerçekleştirecek: Deccal'in hasıl ettiği manevî tahribatı telafi edecektir. Onun gelmesiyle birlikte bolluğun, refahın artacağının ifade edilmesi, onun ıslahatı sadece manevî cihette olmayacak, maddî cihette de olacak, iktisadî düzelmeler, düzeltmeler de gerçekleştirecektir.<br />
<br />
Bazı hadislerde, kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir. Her halukarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir: "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak." Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa'dır: "Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez." Bir diğer rivayette de "Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz." denir.<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz dedikleri hadisler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=432</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 18:00:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=432</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/peygamberimizinunlarow6jxv.png" loading="lazy"  alt="[Resim: peygamberimizinunlarow6jxv.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz dedikleri hadisler</span><br />
<br />
Bununla ilgili hadisler çoktur. Bazıları şöyledir:<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
<br />
<br />
"Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça, kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." (Buharî, Cihad 95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, Ebu Davud, Melahim 9,  Tirmizî, Fiten 40, Nesâî, Cihad 42.<br />
<br />
<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre: Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça Kıyamet kopmaz" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu. (Müslim, Fiten 18.) <br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım." der." (Buhârî, Fiten 24, Müslim, Fiten 29)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır." (Buharî, Fiten 24; Müslim, Fiten 42)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca, Rumlar:<br />
<br />
"Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!"  derler. Müslümanlar da: "Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tövbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan  aralarında şöyle bir nida atar: "Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!" <br />
<br />
"Bunun üzerine,  çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." (Müslim, Fiten 34,)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'lhalasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz. Zü'lhalasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları [Tebâle'deki] puttur." (Buharî, Fiten 23; Müslim, Fiten 51)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." (Buharî, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, Fiten 17)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça  kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 9.)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizî, Fiten 30)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." (Tirmizî, Fiten 43, Ebu Davud, Melahim 16)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." (Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, Ebu Davud, Melahim 12.)<br />
<br />
Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla  konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 19)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"İnsanların dünyaca en bahtiyarını adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 37)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." (Müslim, İman 234, Tirmizî, Fiten 35) Hadisin bir başka veçhinde: "Yeryüzünde Allah Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz." buyrulmuştur.<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Tirmizî, Zühd 24)<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://abload.de/img/peygamberimizinunlarow6jxv.png" loading="lazy"  alt="[Resim: peygamberimizinunlarow6jxv.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz dedikleri hadisler</span><br />
<br />
Bununla ilgili hadisler çoktur. Bazıları şöyledir:<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
<br />
<br />
"Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça, kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." (Buharî, Cihad 95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, Ebu Davud, Melahim 9,  Tirmizî, Fiten 40, Nesâî, Cihad 42.<br />
<br />
<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre: Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça Kıyamet kopmaz" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu. (Müslim, Fiten 18.) <br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım." der." (Buhârî, Fiten 24, Müslim, Fiten 29)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır." (Buharî, Fiten 24; Müslim, Fiten 42)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca, Rumlar:<br />
<br />
"Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!"  derler. Müslümanlar da: "Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tövbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan  aralarında şöyle bir nida atar: "Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!" <br />
<br />
"Bunun üzerine,  çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." (Müslim, Fiten 34,)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'lhalasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz. Zü'lhalasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları [Tebâle'deki] puttur." (Buharî, Fiten 23; Müslim, Fiten 51)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." (Buharî, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, Fiten 17)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça  kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 9.)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizî, Fiten 30)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." (Tirmizî, Fiten 43, Ebu Davud, Melahim 16)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." (Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, Ebu Davud, Melahim 12.)<br />
<br />
Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla  konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 19)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"İnsanların dünyaca en bahtiyarını adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 37)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." (Müslim, İman 234, Tirmizî, Fiten 35) Hadisin bir başka veçhinde: "Yeryüzünde Allah Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz." buyrulmuştur.<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Tirmizî, Zühd 24)<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdi Kur’an’da neden geçmiyor, hikmeti nedir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=431</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 17:56:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=431</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi Kur’an’da neden geçmiyor, hikmeti nedir?</span><br />
<br />
- Hz. Mehdi’nin Kur’an’da açıkça geçmemesinin elbette bir hikmeti vardır. Bu hikmeti bilmemiz, olmadığını göstermez.<br />
<br />
- Kur’an’da açıkça yer almaması, onun önemini eksiltmez. Veya ilgili hadisleri toptan reddetmeye bir vesile olmamalıdır. Zira, Namaz’ın rekatları, kılınış biçimi de Kur’an’da yoktur.<br />
<br />
Deccal ile ilgili hadisler tevatür derecesinde ve çok daha yaygın olmasına rağmen, onun da Kur’an’da açıkça yer almadığı ortadadır.<br />
<br />
Ye’cüc-Me’cüc, Dabbe gibi bazı konular dışında kıyamet alametleri Kur’an’da yer almamıştır.<br />
<br />
Belki bir hikmeti, imtihan sırrıdır. Bu gibi konular açıkça Kur’an’da yer alsaydı, bu konuları yanlış yorumlayarak fitnelere sebep olanlar da olacaktı. Hadislerde yer almaları, mevzuyu biraz hafifletmiştir. Kur’an’da ifade edilseydi, taraftarlar ve muarızlar arasında değişik yorumlarla ümmetin huzurunu kaçıracak olaylara sebebiyet verilebilirdi. Hem de her cemaat kendi büyüğünü daha şiddetli savunacak ve muarızlarını ifşa edecekti.<br />
<br />
Halbuki bunların açıkça görülmesi imtihanın sırrına aykırıdır. Bu sır içindir ki, bu konular hadisler bile müteşabih olarak değerlendiriliyor.<br />
<br />
Bu sırrın bir hikmetini şu açıklamlarda görmek mümkündür:<br />
<br />
“İman ve teklif ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tedkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri elbette bedihî olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz. Tâ ki Ebu Bekirler a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i safilîne düşsünler. İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir.”<br />
<br />
“Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur'aniye gibi kapalı ve tevilli oluyor. Yalnız, Güneş'in mağribden çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tövbe kapısı kapanır; daha tövbe ve iman makbul olmaz. Çünki Ebu Bekirler, Ebu Cehiller ile tasdikte beraber olurlar. Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müdhişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” ( Nursi, Şualar, 579)<br />
<br />
<br />
-------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ile alakalı bazı rivayetlerden, Mehdi' nin insanüstü bir şahıs olarak vasıflandırıldığı görülmektedir. Bu rivayetler nasıl değerlendirmeliyiz ?</span><br />
<br />
Deccalı da, Mehdî'yi de beşerüstü, harikulâde varlıklar olarak düşünmek doğru olmaz. Böyle bir anlayış, İslâmî anlayışa, Cenab-ı Allah' ın âdetullah adı verilen kanunlarına ve fıtrat düsturlarına ters düşer. Peygamberin bile her işi olağanüstü olmadığına göre Mehdîden nasıl böyle şeyler beklenilebilir?<br />
<br />
Elbette Hz. Mehdî yeri ve zamanı gelince kerametler gösterecektir. Ama her hali harika değildir. Mevdûdî'nin dediği gibi, "Mehdî ne zaman gelirse gelsin, o zamanın bilgisini, kültürünü, ahvalini, zorunlu şeylerini çok iyi bilecek ve zamanına uygun tedbirleri alacak, dönemindeki fennî ve ilmî buluşlardan, âletlerden faydalanacak, onları en iyi şekilde kullanacaktır." ( 1)<br />
<br />
Peki, Deccalın da, Mehdînin de rivayetlerde geçen harikulâde icraatlarını nasıl yorumlayacağız? Bunları tek başlarına mı yapacaklar?<br />
<br />
Hayır. Şahs-ı mânevîleriyle yapacaklar.<br />
<br />
Evet, Deccal tahribatını, bir şahs-ı mânevîye, yani bir komiteye, cemiyete dayanarak yaptığı gibi, Hz. Mehdî de o tahribatı, "ihlas, sadakat ve dayanışmayı" esas alan cemaati, seyyidler ve kademe kademe diğer Müslümanların da desteğini alarak tamir edecektir. Cenab-ı Hak ihlas, sadakat ve dayanışmalarına mükâfâten onları muvaffak kılacaktır. Tarihte bunun örnekleri az değildir. İhlaslı nice az topluluk, nice çok toplulukları mağlup etmiştir. Talut'un askerleri çok muydu? Bedir Ashabı, kendilerinin üç katı müşrikleri nasıl perişan etmişlerdi? Malazgirt'te dört kat düşman kuvvet, Alparslan'ın askerleri karşısında darmadağın olmamış mıydı?<br />
<br />
Evet, Mehdîye isnad edilen, başaracağı belirtilen bir kısım harika faaliyetlerin ancak bir şahs-ı mâneviyle gerçekleştirilmesi söz konusu olabilir. Meseleye şahıs bazında bakılırsa, o zaman bir değerli hocamızın dediği gibi, "Hz. Peygamberin bile başaramadığı işleri başaracak olan Mehdî anlayışını nereye yerleştireceksiniz?"( 2) demekten kendimizi alamayız.<br />
<br />
------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccale uyacakların çoğunluğu kadınlardır, şeklindeki hadisin tercüme ve izahını yapar mısınız?</span><br />
<br />
<br />
ينزل الدجال بهذه السبخة بمرقناة، فيكون أكثر من يخرج إليه النساء، حتى أن الرجل ليرجع إلى حميمه وإلى أمه وابنته وأخته وعمته فيوثقها رباطا مخافة أن تخرج إليه، ثم يسلط الله المسلمين عليه فيقتلونه ويقتلون شيعته، حتى أن اليهودي ليختبيء تحت الشجرة أو الحجر فيقول الحجر أو الشجرة: يا مسلم! هذا يهودي تحتي فاقتله ( Kenzul Ummal, 38831)<br />
<br />
“Deccal şu tuzlaya, kanalın geçtiği yere iner/oturur/karargâh kurar. En çok kadınlar yanına gider. Öyle ki, kişi -deccalin yanına gider endişesiyle- kendi yakını olan bir kadının, annesinin, kızının, bacısının, halasının yanına döner de onu sağlam bir bağ ile sıkıca bağlar."<br />
<br />
"Daha sonra Allah Müslümanları ona musallat eder de onu ve taraftarlarını öldürürler. Hatta ( Müslümanlardan kaçmak için) bir ağacın veya bir taşın arkasında saklanmış olan Yahudiyi ele vermek için, ağaç veya taş: ‘Ey Müslüman! Altımda / arkamda Yahudi var, gel de öldür.’ diyecektir.” ( Kenzu'l-Ummal, 38831)<br />
<br />
Bu hadis rivayetinin manası açık değildir. Şu Sebha / Tuzla denilen yer neresidir? Kanal neresidir? Bunların yerini tayin etmek zordur. Bunları ancak -eğer sahih ise- olay olduğunda ehl-i basiret anlar.<br />
<br />
Sebha/Sebeha kelimesi tuzla anlamındadır. Bu ise, çorak ve verimli olmayan yer manasına da gelir. Bu ise, fakir, yoksul kimselerin yurtlarına işaret sayılabilir. Bu özelliğe sahip pek çok çapulcunun bol olduğu bu ülkeye Lenin, Stalin, Troçki gibi deccalerin gücünü gösteren konimizmin yerleşmesi, hadisin bir kısmını açıklar mahiyetindedir.<br />
<br />
أحذركم المسيح وأنذركموه. وكل نبي قد حذر قومه وهو فيكم أيتها الأمة! وسأحكي لكم عن نعته ما لم يحك الأنبياء قبلي لقومهم، يكون قبل خروجه سنون خمس جدب حتى يهلك كل ذي حافر، قيل: فيم يعيش المؤمنون؟ قال: بما يعيش به الملائكة، ثم يخرج، وهو أعور وليس الله بأعور، بين عينيه ( كافر) يقرؤه كل مؤمن كاتب وغير كاتب، أكثر من يتبعه اليهود والنساء والأعراب، يرون السماء تمطر وهي لا تمطر والأرض تنبت وهي لا تنبت، ويقول للأعراب: ما تبغون مني؟ ألم أرسل السماء عليكم مدارا وأحيي لكم أنعامكم شاخصة ذراها خارجة خواصرها دارة ألبانها؟ ويبعث معه الشياطين على صورة من قد مات من الآباء والإخوان والمعارف، فيأتي أحدهم إلى أبيه أو أخيه فيقول: ألست فلانا؟ ألست تعرفني؟ هو ربك فاتبعه، يعمر أربعين سنة، السنة كالشهر والشهر كالجمعة والجمعة كاليوم واليوم كالساعة والساعة كاحتراق السعفة في النار، يرد كل منهل إلا المسجدين، أبشروا، فإن يخرج وأنا بين أظهركم فالله كافيكم ورسوله، وإن يخرج بعدي فالله خليفتي على كل مسلم. ( Kenzul Ummal, 38779 kaydettiğim aşağıdaki rivayet için ise bk. no: 39687)<br />
<br />
"Sizi mesih / deccalden sakındırıyor ve ona karşı sizi uyarıyorum. Her peygamber kavmini ( bu konuda) uyarmıştır. Ancak Ey Ümmetim! O sizde çıkacaktır. ( onun için), Ben size benden önceki peygamberlerin kavimlerine anlatmadıkları bazı özelliklerini anlatacağım."<br />
<br />
"Onun çıkmasından önce bütün canlıların helak olduğu beş kıtlık yılı olacaktır. 'Peki o gün müminler ne ile yaşarlar?' diye sorulduğunda, 'Meleklerin yaşadığı şeyle ( tesbih-tekbir-tehlil gibi zikirlerle) yaşarlar.' diye cevap verdi."<br />
<br />
"Sonra o güzü şaşı olarak çıkar. Allah ise şaşı değildir. İki gözü arasında 'kafir' yazılı olur. Okuma-yazması olan da olmayan da her mümin onu okur. Ona en fazla tabi olanlar Yahudiler, kadınlar ve bedevilerdir."<br />
<br />
"( İnsanlar) gökten yağmur yağmadığı halde yağdı sanırlar. Yer bitki bitirmediği halde bitirdiğini sanırlar. Cahil bedevilere şunları söyler: 'Benden daha ne istersiniz? Size yağmuru yağdırmadım mı, sığırlarınızı-davarlarınızı sizin için canlandırmadım mı, göğüsleri sütün fazlalığından ters döndüğünü görmüyor musunuz?'”<br />
<br />
"Onunla birlikte bazı kimselerin ölmüş babaları, kardeşleri, tanıdıklarının kılığına giren şeytanlar vardır. Kişinin ölmüş babası veya kardeşinin kılığına girerek gelir ve 'Beni tanımıyor musun? İşte bu ( deccali kastederek) senin rabbindir, o halde ona tabi ol!' diyerek telkinde bulunur."<br />
<br />
"Deccal ( çıktıktan sonra) kırk yıl yaşar. Bir yılı bir ay, bir ayı bir hafta, bir haftası bir gün, bir günü bir saat, bir saat ise bir hurma yaprağının ateşte yandığı miktar( bir-iki dakika) kadardır."<br />
<br />
"İki Mescit ( Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi) hariç her yere girer."<br />
<br />
"Size şunu müjdeliyorum ki: eğer aranızda olduğum bir zamanda gelirse, Allah ve resulü sizin için kâfidir. Yok eğer banden sonra gelirse, benim yerime her müslümana Allah bakar.” ( Kenzul Ummal, 38779)<br />
<br />
Bu rivayette, deccalin bazı vasıfları zikredilmiştir.<br />
<br />
Evvela, onun bu ümmetten çıkacağı bildirilmiştir. Onun gözü -maddeten- şaşı olduğu gibi, gittiği yolun da manevi körlük ve sapıklık olduğu ifade edilmiştir. Deccalin en büyük kuvveti yahudilerdir. Fıtraten cemal-perest olan kadınlar ve yoksulluktan şikayetçi olan cahil bedeviler de ona isteyerek tabi olurlar. Alnında/başında/cebhesinde yazı olmadığı halde onun küfrünü gösteren bir alamet bulunur. Zaman oldukça bereketsizdir. Sabah-akşam olur da kişi istediği işini yapmamıştır. İşlerin fazla olduğundan kinaye de olabilir. İletişim, ulaşımın kısa zamanda yapılacağından haber vermiş olabilir.<br />
<br />
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: يخرج الدجال عدو الله ومعه جنود من اليهود وأصناف الناس، معه جنة ونار ورجال يقتلهم ثم يحييهم، معه جبل من ثريد ونهرمن ماء وإن سأنعت لكم نعته! إنه يخرج ممسوح العين، في جبهته مكتوب ( كافر) يقرؤه كل من كان يحسن الكتاب ومن لا يحسن، فجنته نار وناره جنة، وهو المسيح الكذاب، ويتبعه من نساء اليهود ثلاثة عشر ألف امرأة، فرحم الله رجلا منع سفيهته أن تتبعه والقوة عليه يومئذ بالقرآن، فإن شأنه بلاء شديد، يبعث الله الشياطين من مشارق الأرض ومغاربها فيقولون له: استعن بنا على ما شئت، فيقول لهم: انطلقوا فأخبروا الناس أني ربهم وإني قد جئتهم ، ( Kenzul Ummal, 39687)<br />
<br />
- ( Rivayete göre), Resulullah şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah’ın düşmanı Deccal çıktığında Yahudilerden askerler ve bir kısım insanlar onun yanında yer alır/onunla birlikte olur. Onun yanında cennet ve cehennem bulunur. Bazı adamları öldürür, sonra diriltir."<br />
<br />
"Beraberinde dağdan bir tirit ( dağ kadar büyük bir tirit-seride- yemeği) ve bir su ırmağı bulunur. Şimdi de size onun bazı vasıflarını bildireceğim:<br />
<br />
"O, gözü tümsek gibi düz ( kör) olduğu bir şekilde çıkar. Alnında 'kafir' yazılıdır. Okuma-yazması olan da olmayan da onu okur."<br />
<br />
"Onun cenneti ateştir / cehennemdir. Ateşi ise cennettir. O çok yalancı mesihitr. Yahudi kadınlarından 13.000 kadın ona tabi olur. Maiyetindekileri ( aile efradını) ona tabi olmaktan alıkoyan kimseye Allah rahmet etsin."<br />
<br />
"O gün onu mağlup edecek kuvvet yalnızca Kur’an’dır."<br />
<br />
"Onun durumu ( insanlar için) büyük bir fitnedir, bir imtihandır. Öyle ki, Allah yeryüzünün doğusundan ve batısından şeytanlar gönderir de onlar deccale 'Bizden dilediğin yardımı iste.' derler. O da: 'Gidin, insanlar benim onların rabbi olduğumu, onlara cennet ve cehennemle birlikte geldiğimi, söyleyin.' der. Ve şeytanlar her tarafa dağılırlar, öyle ki bazen bir tek kişiye yüzden fazla şeytan musallat olur.” ( Kenzu’l-Ummal, 39687)<br />
<br />
Bu rivayetten anlaşılan şudur ki: Deccal gözü kördür veya kör gibidir. Yazı olmayan bir alamet onun kâfir olduğunu ( basiret ehline)gösterir.<br />
<br />
O günkü insanların açlığından istifade ederek, ekonomik gücüyle onları kendine tabi eder. I. dünya savaşı sonrasında olduğu gibi, bir kıtlık olacak ki ekonomik olarak deccalin sofrası önem arzeder. Bazıları dünya malı için dinini dünyaya satar.<br />
<br />
Özellikle onun en büyük kuvveti Yahudilerdir. Yahudi kadınları sosyal hayatın değişik sahnelerinde yer alıp diğer kadınları da ve erkekleri de baştan çıkarırlar. Bu gün dünyanın değişik bölgelerinde sefahate davet eden kadın derneklerinin belki de çoğu Yahudi patentlidir.<br />
<br />
İnsanlardan ve cinlerden şeytanlar iş başında olur. Cin şeytanlar vesveselerle, insan şeytanlar açık telkinleriyle, materyalist felsefeleriyle, sefahati güzel göstermekle deccalin yolunun doğru olduğu yönünde sıkı mesai yaparlar.<br />
<br />
----------------<br />
<br />
Bir hadiste okudum, otuz deccal çıkmadan kıyamet kopmaz, diye... Biz bir tane deccal çıkacak biliyorduk, açıklar mısınız?<br />
<br />
Deccalların sayısı çoktur, her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.( 1)<br />
<br />
Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna Hz. Ali ( ra) ( 2) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir ( 3) ve Hz. Ali ( ra) hep bu Deccal'den bahsetmiştir.( 4) Süfyan, Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.<br />
<br />
Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.<br />
<br />
Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim ( as)'siz, firavunu Hz. Musa ( as)'sız düşünemeyeceğimiz gibi, Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.<br />
<br />
<br />
---------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdî ve Deccal inancının diğer dinlerden İslamiyete geçtiği iddiasına ne dersiniz ?</span><br />
<br />
<br />
Mehdî ve Deccal inancının şu veya bu şekilde hemen hemen bütün dinlerde bulunması, illâ ki onun bâtıllığını göstermediği gibi ondan etkilenmiş olabileceğine de işaret etmez. Aksine bütün insanlığı ilgilendirecek ehemmiyette bir konu olduğuna delil olabilir. İslâmın geliş sebeplerinden biri de semavî dinlerin doğru yönlerini teyid, yanlışlarını tashih etmek değil midir?<br />
<br />
Mevdudî, Mehdî inancının sadece diğer dinlere ait cemaatlerde bulunduğu şeklindeki anlayışı bâtıl bir itikad olarak görmekte ve şöyle demektedir:<br />
“Dünyadaki hayatın son bulmadan, İslâmın dünya dini olarak zuhur edeceğini, keder ve ümitsizliğe kapılmış insanın kendi îcadı ve inancı olan bir sürü ‘izm’leri denedikten sonra Allah'ın ‘izm’ine ilticaya mecbur kalacağını, bu işin tahakkuku ise, Peygamber Efendimizin ( a.s.m.) tarafından ortaya konulan ölçülerle hareket edecek, çalışacak ve İslâmı asıl hüviyeti ile yayacak olan bir lider tarafından mümkün olacağını, Peygamber Efendimiz gibi ondan evvel gelmiş olan peygamberlerin de kendi cemaatlerine söylemiş olabileceklerini zannetmekteyim. Hem de böyle bir tebşirâtın bâtıl tarafı nerede?”<br />
<br />
Mevdûdî, Mehdî inancının gayr-ı müslim cemaatlerde de bulunuşunu açıklarken, bunu, diğer peygamberlerden gelen rivayetlerden aldıklarını, fakat hürafeler katarak yorumladıklarını da söyler.( 1)<br />
<br />
İslami kaynaklara İsrâliyât ( Yahudi kaynakli bilgiler) karışmış olamaz mı?<br />
<br />
Elbette mümkün. Ama bir sarraf hassasiyetiyle hareket eden ehl-i tahkik İslâm âlimleri bunlar içerisine girebilen İsrâliyâtı da ayıklamayı bir vazife bilmişlerdir. Deccalın bir adada bağlı olduğu, âhirzamanda çıkacağı ile ilgili ve İbni Sayyad hadisi bazı noktalardan tenkitlere tâbi tutulurken, İsrâliyatla ilgili rivayetler de bir bir ayıklanmıştır. Meselâ İbni Hacer el-Askalânî bazı hadislerin Ehl-i Kitaptan alınabileceğine işaret etmiştir. Ona göre "Deccal fitnesinden on iki bin erkek ve yedi bin kadın kurtulacaktır" meâlindeki rivayetle, "Deccal insan değil, altmış halkalı zincirle bağlanmış bir şeytandır" rivayetinin Ehl-i Kitaptan alınabileceğini söylemektedir.( 2)<br />
<br />
--------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hz. Mehdî'ye ihtiyaç var mıdır ?</span><br />
<br />
Rivayetlerde ifade edilen ahirzamanın dehşetli atmosferi içerisinde * insanlığı bulunduğu bu kaostan kurtaracak bir Mehdî'ye duyulan ihtiyacı zorunluluk derecesine getirmiyor mu?<br />
<br />
Konuya biraz daha tahşidat yapacak olursak, gelmesinin gerekliliği, zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.<br />
<br />
İhtilafların, kargaşanın, zulmün yaygınlaştığı bir dönemdir Hz. Mehdînin dönemi. O günler âdetâ gün doğmadan önceki zifiri karanlıkları andırır.<br />
<br />
Ebû Saidi'l-Hudrî'den rivayet edildiğine göre birgün Allah Resûlü, “Size Mehdî'yi müjdeleyeyim mi?” diye sormuş ve devam etmişlerdi: “O ümmetim içinde insanlar arasında ihtilaflar ve sarsıntılar başgösterdiği zaman gönderilir. Zulüm ile dolan yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan gökler ve yer ehli razı olur.”1<br />
<br />
Evet, fitnenin kol gezdiği bir devrenin adamıdır Hz. Mehdî. Bu korkunç fitneden sakındırmayı ihmal etmeyen Allah Resûlü, bunun İslâm Deccalı Süfyan'a ait olduğunu dahi bildirmiştir. Öyle ki ümmetini yedi fitneden sakındırırken bu fitneye de dikkat çekmiştir. Bu yedi fitneden birinin Şam'da çıkacağını ve buna Süfyanî fitne 2 denileceğini bildiriyordu. Geçmiş dönemlerde İslâma merkezlik yapan Şam ilelebet böyle kalacak demek değildi. Sonraki dönemlerde başka bir şehir İslâma merkezlik yapabilirdi. Öyleyse Süfyan başka bir İslâm merkezinde de çıkabilirdi.<br />
<br />
Bu fitne ve fesada, karışıklıklara, ahlâk bozukluğuna başka hadis-i şeriflerde de dikkat çekilmiştir:<br />
<br />
<br />
“Dünya herc ü merc olduğu, fitneler zuhur ettiği, yollar kesilip insanlar birbirlerinin mallarını yağma ettikleri; büyük küçüğe merhamet, küçük de büyüğe saygı duymadığı zaman, Allah ( Hz. Mehdî'yle) dalâlet kalelerini fethedecek, kapalı kalbleri açacak, dini ilk zamanlarda ikàme ettiği gibi âhirzamanda da yeniden ikàme edecektir. Dünya zulümle dolduğu zaman adaletle dolduracak birisini gönderecektir.”3<br />
<br />
<br />
<br />
İnsanlık tarih boyunca nice musibetlere, zulüm ve işkencelere maruz kalmıştır. Âhirzaman ise az önceki rivayette de belirtildiği gibi insanları ümitsizlik ve karamsarlığa itici, kuvve-i mâneviyelerini sarsıcı hadiselerle doludur. Hele mânevî tahribatı öylesine büyük ve icraatı öylesine dehşetli bir Deccal fitnesi vardır ki, Hz. Nuh'tan itibaren bütün peygamberler ümmetlerini bu şerden sakındırma ihtiyacını hissetmişlerdir.<br />
<br />
Cenab-ı Hakkın İlâhî kànun ve âdeti ise her devirde bunalan insanlığı gönderdiği mânevî görevlilerle kurtarmak şeklinde kendini göstermiştir. Geçmiş devirlerde raydan çıkan, bozulan insanları düzeltmek için peygamberler gönderdiği gibi, âhirzaman denilen Peygamberimizden Kıyamete kadarki süre içerisinde de maddî ve mânevî felaketlere maruz kalan insanları desteklemek için de müceddit, mürşid, bir nevi mehdî denebilecek büyük zâtlar göndermiştir. Ümmetin bozulduğu dönemlerde gelen bu zâtlar, mü'minler için büyük bir dayanak noktası olmuşlardır.<br />
<br />
Şiîlerin inandıkları tarzda Sünnîlikte bir Mehdî inancı bulunmadığını söyleyen Prof. Dr. A. Salim Kılavuz, ancak Mehdî inancının bir sosyolojik vâkıa olarak var olageldiğini, "Toplumların baskı, zulüm, istibdat altında inledikleri, maddî ve mânevî sıkıntı ve buhranlara maruz kaldıkları çalkantılı dönemlerde, kendilerini bu durumdan çıkarıp ıslah edecek, yol gösterecek, karizmatik lidere Müslümanların ihtiyacı olduğu da sosyolojik bir vâkıadır" cümleleriyle ifade ettikten sonra şu gerçeğe de parmak basma ihtiyacını hissediyor:<br />
<br />
<br />
"O halde İslâm ümmeti her dönemde ve her şartta, önce fert sonra toplum plânında İslâmlaşmak sûretiyle, kendi içerisinden, hakkı, adaleti, huzuru, sükûnu sağlayacak ve Allah'ın sözünü yüceltecek, ıslahatçı, müceddit, müçtehid olan mürşidler, önderler, liderler çıkaracaktır ve çıkarmak zorundadır."4<br />
<br />
<br />
<br />
Çağımızın önemli âlimlerinden biri olan Mevdûdî de kaynaklara dayanarak ister çağımızda, isterse asırlar sonra gelecek olsun hem akl-ı selîm, hem fıtrat, hem de dünya gidişâtının Hz. Mehdî'yi gerektirdiğini söyler...<br />
<br />
Avamın, yani halkın, bir bakışıyla kâfirleri mahvedecek, bedduâsıyla tankları ve uçakları imha edecek eski zaman kıyafetli, modası geçmiş, mistik görünüşlü ve birgün âniden medreseden çıkıverecek bir Mehdî'yi beklerlerken, ”yenilikçi mûcidler”in de bunu imkânsız gördüklerini belirtir, “Nasıl bir Mehdî?” sorusunu da şöyle açıklar:<br />
<br />
<br />
“Fikrime göre gelecek olan kimse bütün cârî şubelerine ve hayatın ana problemlerine de çok derin nüfûza sahip ve çağının en modern bir lideri olacaktır. Devlet idaresi, siyasî basiret ve harpteki stratejik hüner bakımından bütün dünyayı hayran bırakacak.”<br />
<br />
<br />
<br />
Mevdûdî, Hz. Mehdî'nin bir taraftan gerçek İslâm ruhunu yayarken, diğer taraftan da amelî inkişaf ve tekâmüle sonsuz bir hız kazandıracağını söylemekte ve sonra da şu noktaya dikkat çekmektedir:<br />
<br />
<br />
“Şayet İslâmın beklenen dünya hâkimiyeti fikri, fikir, kültür ve siyaset bakımından tahakkuk edecekse, o vakit şumüllü ve kudretli bir liderliği sayesinde böyle bir inkılâbı tahakkuk ettirecek büyük bir liderin zuhuru da kezâ şarttır. Böyle bir liderin zuhuru fikrine yan bakanların akl-ı selîm noksanlığına hayret etmekteyim! Bu dünyada Lenin ve Hitler gibi günahkâr liderlerin sahnede görülebilmesine rağmen; aynı hal, fazilet timsali bir lider için neden uzak ve meşkûk ( şüpheli) addedilsin.”5<br />
<br />
<br />
<br />
Bediüzzaman ise, her asrın bir nevi mehdîlere ve âhirzamanın büyük Mehdîsine duyulan ihtiyacı anlatırken, Resûl-ü Ekremin ( a.s.m.) vahye dayanarak, asırları yeisten kurtarmak, moral vermek, kuvve-i mâneviyeyi takviye etmek, dehşetli hadiselerde yeise düşmekten kurtarmak, âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nûrâniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i îmanı rabt etmek için, Mehdîyi haber verdiğini, âhirzamanda gelen Mehdî gibi, herbir asrın, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulduğunu kaydeder.6<br />
<br />
Başka bir yerde ise, Cenab-ı Hakkın, kemal-i rahmeti gereği, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatlar gönderdiğini, fesadı izale edip milleti ıslah ettiğini, din-i Ahmedî'yi ( a.s.m.) muhafaza ettiğini belirten Bediüzzaman, sonra da şunları söylüyor:<br />
<br />
<br />
“Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nûrânîyi gönderecek ve o zât da, Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”<br />
<br />
<br />
<br />
Sebeplerin buna müsait olduğunu ve kudret-i İlâhiye açısından hiç de zor olmadığını ifade eden Bediüzzaman, “‘Eğer muhbir-i Sadıktan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır’ diye ehl-i tefekkürün hükmettiğini”7 söyler.<br />
<br />
Bu izahlardan sonra Hz. Mehdî'nin gelmesinin zarureti hakkında şunu söyleyebiliriz:<br />
<br />
Hz. Mehdî, Deccalın dehşetli fitnesini def'ecek büyük bir mâneviyat kutbu olduğu içindir ki bilhassa o devirde yaşayan ehl-i îman için büyük bir nokta-i istinad olacaktır. Èmanların tehlikeye düştüğü, tarihte emsaline az rastlanır tarzda zulüm ve istibdadın hükmettiği bir zamanda o gelip gönüllere su serpecek, Allah'ın varlığını, birliğini kalblere nakşedecek, îmanın hazzını yaşatacak, musibetlere karşı dayanma gücü kazandıracaktır. Bu ihtiyaç münasebetiyle olsa gerektir ki, bir hadis-i şerifte, Sahabe, Resûlullahtan sonra bir hadise olacağından korkmaları ve Resûlullaha sormaları üzerine Allah Resûlü onlara Hz. Mehdî'yi müjdelemişlerdi.8 Yine ihtiyaç sebebiyle olacak ki o dönemin insanları bal arılarının arı beyine sığındıkları gibi Hz. Mehdî'ye sığınacak,9 onu baştacı edineceklerdir. Kurtubî'nun Tezkire'sinde belirtildiğine göre de, insanlar dört bir yandan gelip ona bîat edeceklerdir.10<br />
<br />
Yine bir hadis-i şerifte Hz. Mehdî'yi olan bu ihtiyacın önemi ve büyüklüğü sebebiyledir ki dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğinden bahsedilmektedir.11<br />
<br />
------------------------------<br />
* Bkz : sorularlaislamiyet.com/article…-bilgi-verir-misiniz.html<br />
1. Ikdü'd-Dürer, Varak: 54a; Kitabü'l-Fiten, Varak: 51ab.<br />
2. İkdü'd-Dürer, Varak: 23a-b.<br />
3. Taberânî, Mu'cemü'l-Kebîr.<br />
4. Prof. Dr. Salim Kılavuz, “Mehdî Meselesi,” İslâm, Temmuz 1996, s. 16.<br />
5. Mevdûdî, İslâmda İhya Hareketleri, s. 48, 49.<br />
6. Nursî, Mektûbât, s. 96.<br />
7. A.g.e., s. 425.<br />
8. Tirmizî, Fiten: 43.<br />
9. el-Burhan, Varak: 82a.<br />
10. Tezkiretü'l-Kurtubî, s. 187.<br />
11. Ebû Davud, Mehdî: 4; Tirmizî, Fiten: 43.<br />
<br />
------------------------<br />
( 1) Ebû’l-A’lâ el-Mevdûdî, İslâmda İhyâ Hareketleri, çev. Halil Zefir. ( Ankara: Hilal Yayınları: 1967), s.<br />
( 2) İbni Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Barî ( Riyad: Muhibbüddin el-Hatip v.d. nşr.:1389), 16:205.<br />
-----------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Dipnot:</span><br />
( 1) Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.<br />
( 2) Gazalî, İhyâü Ulûmiddin, 1:59<br />
( 3) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.<br />
( 4) Şuâlar, s. 501.<br />
<br />
--------------------------<br />
( 1) Mevdudî, Ebu’l-A’la, Meseleler ve Çözümleri, çev. Yusuf Kara ( İstanbul: 1990), s. 51.<br />
( 2) Prof. Dr. Avni İlhan. "Mehdî ve Mehdîlik," İslâm, Temmuz 1996, s. 31.<br />
----------------------<br />
<br />
<br />
<br />
1. Daniel, VII:7, VIII:10.<br />
2. Hezekiel, 38-39.<br />
3. Daniel, VII:8, 24.<br />
4. II. Selaniklilere, II:8-10.<br />
5. Yeni Ahit, Peschitta nüshası, Matta: 24.<br />
6. Matta, XXIV:3-4, 11-13.<br />
7. Matta, XXIV:24-26.<br />
8. I. Yuhanna, II:18.<br />
9. Sarıtoprak, A.g.e., 1992, s. 34.<br />
10. Markos, XIII:5-7, 21-23.<br />
11. Luka, XXI, 5-9.<br />
12. Sarıtoprak, A.g.e., s. 35.<br />
13. II. Selâniklilere, II:3-5.<br />
14. Sarıtoprak. A.g.e., s. 37.<br />
15. A.g.e., s. 38-39.<br />
16. A.g.e., s. 43.<br />
17. A.g.e., s. 44.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span><br />
<br />
1. Süyûtî, el-Havî, 2:67-68; el-Burhan, v. 87a.<br />
2. Tirmizî, Kitabü'l-Fiten, 34; İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36, Hurûcü Mehdî: 34.<br />
3. İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36 ( H. 4082, 4084); Müstedrek, 4:465.; İbni Kesir, Kitabü'n-Nihaye, 1:28-29.<br />
4. Ebû Avane, Müsned, 4:476.<br />
5. Ikdü'd-Dürer, Varak: 7b.<br />
6. Ebû Davud, Mehdî: 1 ( H. 4282); Tirmizî, Fiten: 52 ( H. 2231-2232).<br />
7. Tac V, 363<br />
8. TAFTAZANİ, Mesud b. Ömer, Şerhu’l-Makasıd, I-V, Tahkik, ta’lik Abdurrahman Amire, Alemu’l- Kütüb, Beyrut, 1989, V, 312; krş, et-Tac, V, 343, ( Kitabu’l- Fiten, bab, 7)<br />
9. İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, ( İbni Manzur, h-d-y md), 15:354.<br />
10. İbnü'l-Esir, Ebû’s-Saadât el-Mübarek bin Muhammed el-Cezerî, Üsdü'l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahabe, I-VIII ( Kahire: ts), 4:31.<br />
11. Tirmizî, İlim: 16; İbni Mâce, Mukaddime: 6; Ebû Davud, Sünnet: 5.<br />
12. İbnü'l-Esir, A.g.e., 4:31.<br />
13. Nuaym bin Hammad, Kitabü'l-Fiten, İstanbul: Âtıf Efendi Kütüphanesi ( el yazma) no. 602, v. 53a.<br />
14. Nursî, Mektûbât, s. 96.<br />
15. Nursî, Şuâlar, s. 509.<br />
<br />
-----------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span><br />
<br />
( 1) Müslim, Fiten: 126.<br />
( 2) Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.<br />
( 3) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101.<br />
( 4) Müslim, Fiten: 125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb: 70.<br />
( 5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî: 64.<br />
( 6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI ( Kahire: 1313), 5:372.<br />
( 7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII ( Beyrut: 1403/1982), 7:348.<br />
( 8 ) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV ( Beyrut: Dâru'l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü'l-Ummal, 14:272.<br />
( 9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal ( Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri'l-Kur'ân, I-X ( İstanbul: 1330), 8:197.<br />
( 10) Müslim, Fiten: 125.<br />
( 11) Nursî, Sözler, s. 158.<br />
( 12) el-Münavî, Feyzü'l-Kadîr ( Beyrut: 972), 3:537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslâm Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. ( İstanbul: Aksa Yayın-Pazarlama, 1992), 9:335.<br />
( 13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9:335-336.<br />
( 14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.<br />
( 15) Şuâlar, s. 360.<br />
( 16) Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.<br />
( 17) Gazalî, A.g.e., 1:59<br />
( 18 ) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.<br />
( 19) Şuâlar, s. 501.<br />
( 20) Mektûbât, s. 425<br />
<br />
<br />
---------------------------<br />
1 Ra'd Sûresi,13:7.<br />
2 A'raf Sûresi, 7:178; İsrâ Sûresi, 17:97; Kehf Sûresi, 18:17.<br />
3 Ebû Davud, Melahim: 31.<br />
4 Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, 3. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, “Modern asrın kelâm düşünürü Bediüzzaman” isimli tebliğinden.<br />
5 Buharî, Enbiya: 49.<br />
6 İbni Hacer, Fethu'l-Barî, 6:570; Teftazanî, Şerhu'l-Makàsıd, 5:314; el-Keşmirî, Muhammed Enver Şah el-Hindî, et-Tasrih bimâ tevâtere fî nüzûli’l-Mesih ( Halep: 1385/1965), s. 97.<br />
7 Teftazanî, Şerhu'l-Makasıd, V:314.<br />
8 Müslim, Fiten: 67-69.<br />
9 İbni Haldun, Mukaddime. çev. Zakir Kadiri Ugan ( Ankara: MEB Yayınları, 1970), II:<br />
10 Canan, A.g.e., 14:77.<br />
11 el-Kittanî, Nazmü'l-Mütenâsır, s. 145-146.<br />
12 Mevdûdî, Meseleler ve Çözümleri, çev. Yusuf Kara ( İstanbul: 1990), s. 45.<br />
13 el-Kittanî, Nazmü'l-Mütenasir, s. 144-6.<br />
14 Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Esas fi's-Sünne, 9:335, 6.<br />
15 İbni Mâce, 10:338.<br />
16 Teftazanî, A.g.e., 2:307.<br />
17 İmam-ı Rabbanî, Mektûbât, 2:250.<br />
18 Ebû Hayyan Muhammed bin Yusuf el-Endülüsî, el-Bahru’l-Muhît, I-VIII ( Beyrut: 1983), 2:473.<br />
19 Sarıtoprak, Bediüzzaman Said Nursî'ye göre Mehdîlik Meselesi, Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu ( 3) Tebliğinden.<br />
20 Nursî, Mektûbât, s. 411.<br />
21 Nursî, Şuâlar, s. 360.<br />
22 A.g.e., s. 364.<br />
23 A.g.e., s. 509-510.<br />
24 Nursî, Mektûbât, s. 96.<br />
25 Nursî, Şuâlar, s. 505; Nursî, Sözler, s. 310.<br />
<br />
1. Süyûtî, el-Havî, 2:67-68; el-Burhan, v. 87a.<br />
2. Tirmizî, Kitabü'l-Fİten, 34; İbni Mâce, Kitabü'l-Fİten: 36, Hurûcü Mehdî: 34.<br />
3. İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36 ( H. 4082, 4084); Müstedrek, 4:465.; İbni Kesir, Kitabü'n-Nihaye, 1:28-29.<br />
4. Ebû Avane, Müsned, 4:476.<br />
5. Ikdü'd-Dürer, Varak: 7b.<br />
6. Ebû Davud, Mehdî: 1 ( H. 4282); Tirmizî, Fiten: 52 ( H. 2231-2232).<br />
7. Tac V, 363<br />
8. TAFTAZANİ, Mesud b. Ömer, Şerhu’l-Makasıd, I-V, Tahkik, ta’lik Abdurrahman Amire, Alemu’l- Kütüb, Beyrut, 1989, V, 312; krş, et-Tac, V, 343, ( Kitabu’l- Fiten, bab, 7)<br />
9. İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, ( İbni Manzur, h-d-y md), 15:354.<br />
10. İbnü'l-Esir, Ebû’s-Saadât el-Mübarek bin Muhammed el-Cezerî, Üsdü'l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahabe, I-VIII ( Kahire: ts), 4:31.<br />
11. Tirmizî, İlim: 16; İbni Mâce, Mukaddime: 6; Ebû Davud, Sünnet: 5.<br />
12. İbnü'l-Esir, a.g.e., 4:31.<br />
13. Nuaym bin Hammad, Kitabü'l-Fiten, İstanbul: Âtıf Efendi Kütüphanesi ( el yazma) no. 602, v. 53a.<br />
14. Nursî, Mektûbât, s. 96.<br />
15. Nursî, Şuâlar, s. 509.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi Kur’an’da neden geçmiyor, hikmeti nedir?</span><br />
<br />
- Hz. Mehdi’nin Kur’an’da açıkça geçmemesinin elbette bir hikmeti vardır. Bu hikmeti bilmemiz, olmadığını göstermez.<br />
<br />
- Kur’an’da açıkça yer almaması, onun önemini eksiltmez. Veya ilgili hadisleri toptan reddetmeye bir vesile olmamalıdır. Zira, Namaz’ın rekatları, kılınış biçimi de Kur’an’da yoktur.<br />
<br />
Deccal ile ilgili hadisler tevatür derecesinde ve çok daha yaygın olmasına rağmen, onun da Kur’an’da açıkça yer almadığı ortadadır.<br />
<br />
Ye’cüc-Me’cüc, Dabbe gibi bazı konular dışında kıyamet alametleri Kur’an’da yer almamıştır.<br />
<br />
Belki bir hikmeti, imtihan sırrıdır. Bu gibi konular açıkça Kur’an’da yer alsaydı, bu konuları yanlış yorumlayarak fitnelere sebep olanlar da olacaktı. Hadislerde yer almaları, mevzuyu biraz hafifletmiştir. Kur’an’da ifade edilseydi, taraftarlar ve muarızlar arasında değişik yorumlarla ümmetin huzurunu kaçıracak olaylara sebebiyet verilebilirdi. Hem de her cemaat kendi büyüğünü daha şiddetli savunacak ve muarızlarını ifşa edecekti.<br />
<br />
Halbuki bunların açıkça görülmesi imtihanın sırrına aykırıdır. Bu sır içindir ki, bu konular hadisler bile müteşabih olarak değerlendiriliyor.<br />
<br />
Bu sırrın bir hikmetini şu açıklamlarda görmek mümkündür:<br />
<br />
“İman ve teklif ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tedkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri elbette bedihî olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz. Tâ ki Ebu Bekirler a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i safilîne düşsünler. İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir.”<br />
<br />
“Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur'aniye gibi kapalı ve tevilli oluyor. Yalnız, Güneş'in mağribden çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tövbe kapısı kapanır; daha tövbe ve iman makbul olmaz. Çünki Ebu Bekirler, Ebu Cehiller ile tasdikte beraber olurlar. Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müdhişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” ( Nursi, Şualar, 579)<br />
<br />
<br />
-------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ile alakalı bazı rivayetlerden, Mehdi' nin insanüstü bir şahıs olarak vasıflandırıldığı görülmektedir. Bu rivayetler nasıl değerlendirmeliyiz ?</span><br />
<br />
Deccalı da, Mehdî'yi de beşerüstü, harikulâde varlıklar olarak düşünmek doğru olmaz. Böyle bir anlayış, İslâmî anlayışa, Cenab-ı Allah' ın âdetullah adı verilen kanunlarına ve fıtrat düsturlarına ters düşer. Peygamberin bile her işi olağanüstü olmadığına göre Mehdîden nasıl böyle şeyler beklenilebilir?<br />
<br />
Elbette Hz. Mehdî yeri ve zamanı gelince kerametler gösterecektir. Ama her hali harika değildir. Mevdûdî'nin dediği gibi, "Mehdî ne zaman gelirse gelsin, o zamanın bilgisini, kültürünü, ahvalini, zorunlu şeylerini çok iyi bilecek ve zamanına uygun tedbirleri alacak, dönemindeki fennî ve ilmî buluşlardan, âletlerden faydalanacak, onları en iyi şekilde kullanacaktır." ( 1)<br />
<br />
Peki, Deccalın da, Mehdînin de rivayetlerde geçen harikulâde icraatlarını nasıl yorumlayacağız? Bunları tek başlarına mı yapacaklar?<br />
<br />
Hayır. Şahs-ı mânevîleriyle yapacaklar.<br />
<br />
Evet, Deccal tahribatını, bir şahs-ı mânevîye, yani bir komiteye, cemiyete dayanarak yaptığı gibi, Hz. Mehdî de o tahribatı, "ihlas, sadakat ve dayanışmayı" esas alan cemaati, seyyidler ve kademe kademe diğer Müslümanların da desteğini alarak tamir edecektir. Cenab-ı Hak ihlas, sadakat ve dayanışmalarına mükâfâten onları muvaffak kılacaktır. Tarihte bunun örnekleri az değildir. İhlaslı nice az topluluk, nice çok toplulukları mağlup etmiştir. Talut'un askerleri çok muydu? Bedir Ashabı, kendilerinin üç katı müşrikleri nasıl perişan etmişlerdi? Malazgirt'te dört kat düşman kuvvet, Alparslan'ın askerleri karşısında darmadağın olmamış mıydı?<br />
<br />
Evet, Mehdîye isnad edilen, başaracağı belirtilen bir kısım harika faaliyetlerin ancak bir şahs-ı mâneviyle gerçekleştirilmesi söz konusu olabilir. Meseleye şahıs bazında bakılırsa, o zaman bir değerli hocamızın dediği gibi, "Hz. Peygamberin bile başaramadığı işleri başaracak olan Mehdî anlayışını nereye yerleştireceksiniz?"( 2) demekten kendimizi alamayız.<br />
<br />
------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccale uyacakların çoğunluğu kadınlardır, şeklindeki hadisin tercüme ve izahını yapar mısınız?</span><br />
<br />
<br />
ينزل الدجال بهذه السبخة بمرقناة، فيكون أكثر من يخرج إليه النساء، حتى أن الرجل ليرجع إلى حميمه وإلى أمه وابنته وأخته وعمته فيوثقها رباطا مخافة أن تخرج إليه، ثم يسلط الله المسلمين عليه فيقتلونه ويقتلون شيعته، حتى أن اليهودي ليختبيء تحت الشجرة أو الحجر فيقول الحجر أو الشجرة: يا مسلم! هذا يهودي تحتي فاقتله ( Kenzul Ummal, 38831)<br />
<br />
“Deccal şu tuzlaya, kanalın geçtiği yere iner/oturur/karargâh kurar. En çok kadınlar yanına gider. Öyle ki, kişi -deccalin yanına gider endişesiyle- kendi yakını olan bir kadının, annesinin, kızının, bacısının, halasının yanına döner de onu sağlam bir bağ ile sıkıca bağlar."<br />
<br />
"Daha sonra Allah Müslümanları ona musallat eder de onu ve taraftarlarını öldürürler. Hatta ( Müslümanlardan kaçmak için) bir ağacın veya bir taşın arkasında saklanmış olan Yahudiyi ele vermek için, ağaç veya taş: ‘Ey Müslüman! Altımda / arkamda Yahudi var, gel de öldür.’ diyecektir.” ( Kenzu'l-Ummal, 38831)<br />
<br />
Bu hadis rivayetinin manası açık değildir. Şu Sebha / Tuzla denilen yer neresidir? Kanal neresidir? Bunların yerini tayin etmek zordur. Bunları ancak -eğer sahih ise- olay olduğunda ehl-i basiret anlar.<br />
<br />
Sebha/Sebeha kelimesi tuzla anlamındadır. Bu ise, çorak ve verimli olmayan yer manasına da gelir. Bu ise, fakir, yoksul kimselerin yurtlarına işaret sayılabilir. Bu özelliğe sahip pek çok çapulcunun bol olduğu bu ülkeye Lenin, Stalin, Troçki gibi deccalerin gücünü gösteren konimizmin yerleşmesi, hadisin bir kısmını açıklar mahiyetindedir.<br />
<br />
أحذركم المسيح وأنذركموه. وكل نبي قد حذر قومه وهو فيكم أيتها الأمة! وسأحكي لكم عن نعته ما لم يحك الأنبياء قبلي لقومهم، يكون قبل خروجه سنون خمس جدب حتى يهلك كل ذي حافر، قيل: فيم يعيش المؤمنون؟ قال: بما يعيش به الملائكة، ثم يخرج، وهو أعور وليس الله بأعور، بين عينيه ( كافر) يقرؤه كل مؤمن كاتب وغير كاتب، أكثر من يتبعه اليهود والنساء والأعراب، يرون السماء تمطر وهي لا تمطر والأرض تنبت وهي لا تنبت، ويقول للأعراب: ما تبغون مني؟ ألم أرسل السماء عليكم مدارا وأحيي لكم أنعامكم شاخصة ذراها خارجة خواصرها دارة ألبانها؟ ويبعث معه الشياطين على صورة من قد مات من الآباء والإخوان والمعارف، فيأتي أحدهم إلى أبيه أو أخيه فيقول: ألست فلانا؟ ألست تعرفني؟ هو ربك فاتبعه، يعمر أربعين سنة، السنة كالشهر والشهر كالجمعة والجمعة كاليوم واليوم كالساعة والساعة كاحتراق السعفة في النار، يرد كل منهل إلا المسجدين، أبشروا، فإن يخرج وأنا بين أظهركم فالله كافيكم ورسوله، وإن يخرج بعدي فالله خليفتي على كل مسلم. ( Kenzul Ummal, 38779 kaydettiğim aşağıdaki rivayet için ise bk. no: 39687)<br />
<br />
"Sizi mesih / deccalden sakındırıyor ve ona karşı sizi uyarıyorum. Her peygamber kavmini ( bu konuda) uyarmıştır. Ancak Ey Ümmetim! O sizde çıkacaktır. ( onun için), Ben size benden önceki peygamberlerin kavimlerine anlatmadıkları bazı özelliklerini anlatacağım."<br />
<br />
"Onun çıkmasından önce bütün canlıların helak olduğu beş kıtlık yılı olacaktır. 'Peki o gün müminler ne ile yaşarlar?' diye sorulduğunda, 'Meleklerin yaşadığı şeyle ( tesbih-tekbir-tehlil gibi zikirlerle) yaşarlar.' diye cevap verdi."<br />
<br />
"Sonra o güzü şaşı olarak çıkar. Allah ise şaşı değildir. İki gözü arasında 'kafir' yazılı olur. Okuma-yazması olan da olmayan da her mümin onu okur. Ona en fazla tabi olanlar Yahudiler, kadınlar ve bedevilerdir."<br />
<br />
"( İnsanlar) gökten yağmur yağmadığı halde yağdı sanırlar. Yer bitki bitirmediği halde bitirdiğini sanırlar. Cahil bedevilere şunları söyler: 'Benden daha ne istersiniz? Size yağmuru yağdırmadım mı, sığırlarınızı-davarlarınızı sizin için canlandırmadım mı, göğüsleri sütün fazlalığından ters döndüğünü görmüyor musunuz?'”<br />
<br />
"Onunla birlikte bazı kimselerin ölmüş babaları, kardeşleri, tanıdıklarının kılığına giren şeytanlar vardır. Kişinin ölmüş babası veya kardeşinin kılığına girerek gelir ve 'Beni tanımıyor musun? İşte bu ( deccali kastederek) senin rabbindir, o halde ona tabi ol!' diyerek telkinde bulunur."<br />
<br />
"Deccal ( çıktıktan sonra) kırk yıl yaşar. Bir yılı bir ay, bir ayı bir hafta, bir haftası bir gün, bir günü bir saat, bir saat ise bir hurma yaprağının ateşte yandığı miktar( bir-iki dakika) kadardır."<br />
<br />
"İki Mescit ( Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi) hariç her yere girer."<br />
<br />
"Size şunu müjdeliyorum ki: eğer aranızda olduğum bir zamanda gelirse, Allah ve resulü sizin için kâfidir. Yok eğer banden sonra gelirse, benim yerime her müslümana Allah bakar.” ( Kenzul Ummal, 38779)<br />
<br />
Bu rivayette, deccalin bazı vasıfları zikredilmiştir.<br />
<br />
Evvela, onun bu ümmetten çıkacağı bildirilmiştir. Onun gözü -maddeten- şaşı olduğu gibi, gittiği yolun da manevi körlük ve sapıklık olduğu ifade edilmiştir. Deccalin en büyük kuvveti yahudilerdir. Fıtraten cemal-perest olan kadınlar ve yoksulluktan şikayetçi olan cahil bedeviler de ona isteyerek tabi olurlar. Alnında/başında/cebhesinde yazı olmadığı halde onun küfrünü gösteren bir alamet bulunur. Zaman oldukça bereketsizdir. Sabah-akşam olur da kişi istediği işini yapmamıştır. İşlerin fazla olduğundan kinaye de olabilir. İletişim, ulaşımın kısa zamanda yapılacağından haber vermiş olabilir.<br />
<br />
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: يخرج الدجال عدو الله ومعه جنود من اليهود وأصناف الناس، معه جنة ونار ورجال يقتلهم ثم يحييهم، معه جبل من ثريد ونهرمن ماء وإن سأنعت لكم نعته! إنه يخرج ممسوح العين، في جبهته مكتوب ( كافر) يقرؤه كل من كان يحسن الكتاب ومن لا يحسن، فجنته نار وناره جنة، وهو المسيح الكذاب، ويتبعه من نساء اليهود ثلاثة عشر ألف امرأة، فرحم الله رجلا منع سفيهته أن تتبعه والقوة عليه يومئذ بالقرآن، فإن شأنه بلاء شديد، يبعث الله الشياطين من مشارق الأرض ومغاربها فيقولون له: استعن بنا على ما شئت، فيقول لهم: انطلقوا فأخبروا الناس أني ربهم وإني قد جئتهم ، ( Kenzul Ummal, 39687)<br />
<br />
- ( Rivayete göre), Resulullah şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah’ın düşmanı Deccal çıktığında Yahudilerden askerler ve bir kısım insanlar onun yanında yer alır/onunla birlikte olur. Onun yanında cennet ve cehennem bulunur. Bazı adamları öldürür, sonra diriltir."<br />
<br />
"Beraberinde dağdan bir tirit ( dağ kadar büyük bir tirit-seride- yemeği) ve bir su ırmağı bulunur. Şimdi de size onun bazı vasıflarını bildireceğim:<br />
<br />
"O, gözü tümsek gibi düz ( kör) olduğu bir şekilde çıkar. Alnında 'kafir' yazılıdır. Okuma-yazması olan da olmayan da onu okur."<br />
<br />
"Onun cenneti ateştir / cehennemdir. Ateşi ise cennettir. O çok yalancı mesihitr. Yahudi kadınlarından 13.000 kadın ona tabi olur. Maiyetindekileri ( aile efradını) ona tabi olmaktan alıkoyan kimseye Allah rahmet etsin."<br />
<br />
"O gün onu mağlup edecek kuvvet yalnızca Kur’an’dır."<br />
<br />
"Onun durumu ( insanlar için) büyük bir fitnedir, bir imtihandır. Öyle ki, Allah yeryüzünün doğusundan ve batısından şeytanlar gönderir de onlar deccale 'Bizden dilediğin yardımı iste.' derler. O da: 'Gidin, insanlar benim onların rabbi olduğumu, onlara cennet ve cehennemle birlikte geldiğimi, söyleyin.' der. Ve şeytanlar her tarafa dağılırlar, öyle ki bazen bir tek kişiye yüzden fazla şeytan musallat olur.” ( Kenzu’l-Ummal, 39687)<br />
<br />
Bu rivayetten anlaşılan şudur ki: Deccal gözü kördür veya kör gibidir. Yazı olmayan bir alamet onun kâfir olduğunu ( basiret ehline)gösterir.<br />
<br />
O günkü insanların açlığından istifade ederek, ekonomik gücüyle onları kendine tabi eder. I. dünya savaşı sonrasında olduğu gibi, bir kıtlık olacak ki ekonomik olarak deccalin sofrası önem arzeder. Bazıları dünya malı için dinini dünyaya satar.<br />
<br />
Özellikle onun en büyük kuvveti Yahudilerdir. Yahudi kadınları sosyal hayatın değişik sahnelerinde yer alıp diğer kadınları da ve erkekleri de baştan çıkarırlar. Bu gün dünyanın değişik bölgelerinde sefahate davet eden kadın derneklerinin belki de çoğu Yahudi patentlidir.<br />
<br />
İnsanlardan ve cinlerden şeytanlar iş başında olur. Cin şeytanlar vesveselerle, insan şeytanlar açık telkinleriyle, materyalist felsefeleriyle, sefahati güzel göstermekle deccalin yolunun doğru olduğu yönünde sıkı mesai yaparlar.<br />
<br />
----------------<br />
<br />
Bir hadiste okudum, otuz deccal çıkmadan kıyamet kopmaz, diye... Biz bir tane deccal çıkacak biliyorduk, açıklar mısınız?<br />
<br />
Deccalların sayısı çoktur, her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.( 1)<br />
<br />
Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna Hz. Ali ( ra) ( 2) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir ( 3) ve Hz. Ali ( ra) hep bu Deccal'den bahsetmiştir.( 4) Süfyan, Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.<br />
<br />
Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.<br />
<br />
Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim ( as)'siz, firavunu Hz. Musa ( as)'sız düşünemeyeceğimiz gibi, Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.<br />
<br />
<br />
---------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdî ve Deccal inancının diğer dinlerden İslamiyete geçtiği iddiasına ne dersiniz ?</span><br />
<br />
<br />
Mehdî ve Deccal inancının şu veya bu şekilde hemen hemen bütün dinlerde bulunması, illâ ki onun bâtıllığını göstermediği gibi ondan etkilenmiş olabileceğine de işaret etmez. Aksine bütün insanlığı ilgilendirecek ehemmiyette bir konu olduğuna delil olabilir. İslâmın geliş sebeplerinden biri de semavî dinlerin doğru yönlerini teyid, yanlışlarını tashih etmek değil midir?<br />
<br />
Mevdudî, Mehdî inancının sadece diğer dinlere ait cemaatlerde bulunduğu şeklindeki anlayışı bâtıl bir itikad olarak görmekte ve şöyle demektedir:<br />
“Dünyadaki hayatın son bulmadan, İslâmın dünya dini olarak zuhur edeceğini, keder ve ümitsizliğe kapılmış insanın kendi îcadı ve inancı olan bir sürü ‘izm’leri denedikten sonra Allah'ın ‘izm’ine ilticaya mecbur kalacağını, bu işin tahakkuku ise, Peygamber Efendimizin ( a.s.m.) tarafından ortaya konulan ölçülerle hareket edecek, çalışacak ve İslâmı asıl hüviyeti ile yayacak olan bir lider tarafından mümkün olacağını, Peygamber Efendimiz gibi ondan evvel gelmiş olan peygamberlerin de kendi cemaatlerine söylemiş olabileceklerini zannetmekteyim. Hem de böyle bir tebşirâtın bâtıl tarafı nerede?”<br />
<br />
Mevdûdî, Mehdî inancının gayr-ı müslim cemaatlerde de bulunuşunu açıklarken, bunu, diğer peygamberlerden gelen rivayetlerden aldıklarını, fakat hürafeler katarak yorumladıklarını da söyler.( 1)<br />
<br />
İslami kaynaklara İsrâliyât ( Yahudi kaynakli bilgiler) karışmış olamaz mı?<br />
<br />
Elbette mümkün. Ama bir sarraf hassasiyetiyle hareket eden ehl-i tahkik İslâm âlimleri bunlar içerisine girebilen İsrâliyâtı da ayıklamayı bir vazife bilmişlerdir. Deccalın bir adada bağlı olduğu, âhirzamanda çıkacağı ile ilgili ve İbni Sayyad hadisi bazı noktalardan tenkitlere tâbi tutulurken, İsrâliyatla ilgili rivayetler de bir bir ayıklanmıştır. Meselâ İbni Hacer el-Askalânî bazı hadislerin Ehl-i Kitaptan alınabileceğine işaret etmiştir. Ona göre "Deccal fitnesinden on iki bin erkek ve yedi bin kadın kurtulacaktır" meâlindeki rivayetle, "Deccal insan değil, altmış halkalı zincirle bağlanmış bir şeytandır" rivayetinin Ehl-i Kitaptan alınabileceğini söylemektedir.( 2)<br />
<br />
--------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hz. Mehdî'ye ihtiyaç var mıdır ?</span><br />
<br />
Rivayetlerde ifade edilen ahirzamanın dehşetli atmosferi içerisinde * insanlığı bulunduğu bu kaostan kurtaracak bir Mehdî'ye duyulan ihtiyacı zorunluluk derecesine getirmiyor mu?<br />
<br />
Konuya biraz daha tahşidat yapacak olursak, gelmesinin gerekliliği, zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.<br />
<br />
İhtilafların, kargaşanın, zulmün yaygınlaştığı bir dönemdir Hz. Mehdînin dönemi. O günler âdetâ gün doğmadan önceki zifiri karanlıkları andırır.<br />
<br />
Ebû Saidi'l-Hudrî'den rivayet edildiğine göre birgün Allah Resûlü, “Size Mehdî'yi müjdeleyeyim mi?” diye sormuş ve devam etmişlerdi: “O ümmetim içinde insanlar arasında ihtilaflar ve sarsıntılar başgösterdiği zaman gönderilir. Zulüm ile dolan yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan gökler ve yer ehli razı olur.”1<br />
<br />
Evet, fitnenin kol gezdiği bir devrenin adamıdır Hz. Mehdî. Bu korkunç fitneden sakındırmayı ihmal etmeyen Allah Resûlü, bunun İslâm Deccalı Süfyan'a ait olduğunu dahi bildirmiştir. Öyle ki ümmetini yedi fitneden sakındırırken bu fitneye de dikkat çekmiştir. Bu yedi fitneden birinin Şam'da çıkacağını ve buna Süfyanî fitne 2 denileceğini bildiriyordu. Geçmiş dönemlerde İslâma merkezlik yapan Şam ilelebet böyle kalacak demek değildi. Sonraki dönemlerde başka bir şehir İslâma merkezlik yapabilirdi. Öyleyse Süfyan başka bir İslâm merkezinde de çıkabilirdi.<br />
<br />
Bu fitne ve fesada, karışıklıklara, ahlâk bozukluğuna başka hadis-i şeriflerde de dikkat çekilmiştir:<br />
<br />
<br />
“Dünya herc ü merc olduğu, fitneler zuhur ettiği, yollar kesilip insanlar birbirlerinin mallarını yağma ettikleri; büyük küçüğe merhamet, küçük de büyüğe saygı duymadığı zaman, Allah ( Hz. Mehdî'yle) dalâlet kalelerini fethedecek, kapalı kalbleri açacak, dini ilk zamanlarda ikàme ettiği gibi âhirzamanda da yeniden ikàme edecektir. Dünya zulümle dolduğu zaman adaletle dolduracak birisini gönderecektir.”3<br />
<br />
<br />
<br />
İnsanlık tarih boyunca nice musibetlere, zulüm ve işkencelere maruz kalmıştır. Âhirzaman ise az önceki rivayette de belirtildiği gibi insanları ümitsizlik ve karamsarlığa itici, kuvve-i mâneviyelerini sarsıcı hadiselerle doludur. Hele mânevî tahribatı öylesine büyük ve icraatı öylesine dehşetli bir Deccal fitnesi vardır ki, Hz. Nuh'tan itibaren bütün peygamberler ümmetlerini bu şerden sakındırma ihtiyacını hissetmişlerdir.<br />
<br />
Cenab-ı Hakkın İlâhî kànun ve âdeti ise her devirde bunalan insanlığı gönderdiği mânevî görevlilerle kurtarmak şeklinde kendini göstermiştir. Geçmiş devirlerde raydan çıkan, bozulan insanları düzeltmek için peygamberler gönderdiği gibi, âhirzaman denilen Peygamberimizden Kıyamete kadarki süre içerisinde de maddî ve mânevî felaketlere maruz kalan insanları desteklemek için de müceddit, mürşid, bir nevi mehdî denebilecek büyük zâtlar göndermiştir. Ümmetin bozulduğu dönemlerde gelen bu zâtlar, mü'minler için büyük bir dayanak noktası olmuşlardır.<br />
<br />
Şiîlerin inandıkları tarzda Sünnîlikte bir Mehdî inancı bulunmadığını söyleyen Prof. Dr. A. Salim Kılavuz, ancak Mehdî inancının bir sosyolojik vâkıa olarak var olageldiğini, "Toplumların baskı, zulüm, istibdat altında inledikleri, maddî ve mânevî sıkıntı ve buhranlara maruz kaldıkları çalkantılı dönemlerde, kendilerini bu durumdan çıkarıp ıslah edecek, yol gösterecek, karizmatik lidere Müslümanların ihtiyacı olduğu da sosyolojik bir vâkıadır" cümleleriyle ifade ettikten sonra şu gerçeğe de parmak basma ihtiyacını hissediyor:<br />
<br />
<br />
"O halde İslâm ümmeti her dönemde ve her şartta, önce fert sonra toplum plânında İslâmlaşmak sûretiyle, kendi içerisinden, hakkı, adaleti, huzuru, sükûnu sağlayacak ve Allah'ın sözünü yüceltecek, ıslahatçı, müceddit, müçtehid olan mürşidler, önderler, liderler çıkaracaktır ve çıkarmak zorundadır."4<br />
<br />
<br />
<br />
Çağımızın önemli âlimlerinden biri olan Mevdûdî de kaynaklara dayanarak ister çağımızda, isterse asırlar sonra gelecek olsun hem akl-ı selîm, hem fıtrat, hem de dünya gidişâtının Hz. Mehdî'yi gerektirdiğini söyler...<br />
<br />
Avamın, yani halkın, bir bakışıyla kâfirleri mahvedecek, bedduâsıyla tankları ve uçakları imha edecek eski zaman kıyafetli, modası geçmiş, mistik görünüşlü ve birgün âniden medreseden çıkıverecek bir Mehdî'yi beklerlerken, ”yenilikçi mûcidler”in de bunu imkânsız gördüklerini belirtir, “Nasıl bir Mehdî?” sorusunu da şöyle açıklar:<br />
<br />
<br />
“Fikrime göre gelecek olan kimse bütün cârî şubelerine ve hayatın ana problemlerine de çok derin nüfûza sahip ve çağının en modern bir lideri olacaktır. Devlet idaresi, siyasî basiret ve harpteki stratejik hüner bakımından bütün dünyayı hayran bırakacak.”<br />
<br />
<br />
<br />
Mevdûdî, Hz. Mehdî'nin bir taraftan gerçek İslâm ruhunu yayarken, diğer taraftan da amelî inkişaf ve tekâmüle sonsuz bir hız kazandıracağını söylemekte ve sonra da şu noktaya dikkat çekmektedir:<br />
<br />
<br />
“Şayet İslâmın beklenen dünya hâkimiyeti fikri, fikir, kültür ve siyaset bakımından tahakkuk edecekse, o vakit şumüllü ve kudretli bir liderliği sayesinde böyle bir inkılâbı tahakkuk ettirecek büyük bir liderin zuhuru da kezâ şarttır. Böyle bir liderin zuhuru fikrine yan bakanların akl-ı selîm noksanlığına hayret etmekteyim! Bu dünyada Lenin ve Hitler gibi günahkâr liderlerin sahnede görülebilmesine rağmen; aynı hal, fazilet timsali bir lider için neden uzak ve meşkûk ( şüpheli) addedilsin.”5<br />
<br />
<br />
<br />
Bediüzzaman ise, her asrın bir nevi mehdîlere ve âhirzamanın büyük Mehdîsine duyulan ihtiyacı anlatırken, Resûl-ü Ekremin ( a.s.m.) vahye dayanarak, asırları yeisten kurtarmak, moral vermek, kuvve-i mâneviyeyi takviye etmek, dehşetli hadiselerde yeise düşmekten kurtarmak, âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nûrâniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i îmanı rabt etmek için, Mehdîyi haber verdiğini, âhirzamanda gelen Mehdî gibi, herbir asrın, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulduğunu kaydeder.6<br />
<br />
Başka bir yerde ise, Cenab-ı Hakkın, kemal-i rahmeti gereği, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatlar gönderdiğini, fesadı izale edip milleti ıslah ettiğini, din-i Ahmedî'yi ( a.s.m.) muhafaza ettiğini belirten Bediüzzaman, sonra da şunları söylüyor:<br />
<br />
<br />
“Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nûrânîyi gönderecek ve o zât da, Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”<br />
<br />
<br />
<br />
Sebeplerin buna müsait olduğunu ve kudret-i İlâhiye açısından hiç de zor olmadığını ifade eden Bediüzzaman, “‘Eğer muhbir-i Sadıktan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır’ diye ehl-i tefekkürün hükmettiğini”7 söyler.<br />
<br />
Bu izahlardan sonra Hz. Mehdî'nin gelmesinin zarureti hakkında şunu söyleyebiliriz:<br />
<br />
Hz. Mehdî, Deccalın dehşetli fitnesini def'ecek büyük bir mâneviyat kutbu olduğu içindir ki bilhassa o devirde yaşayan ehl-i îman için büyük bir nokta-i istinad olacaktır. Èmanların tehlikeye düştüğü, tarihte emsaline az rastlanır tarzda zulüm ve istibdadın hükmettiği bir zamanda o gelip gönüllere su serpecek, Allah'ın varlığını, birliğini kalblere nakşedecek, îmanın hazzını yaşatacak, musibetlere karşı dayanma gücü kazandıracaktır. Bu ihtiyaç münasebetiyle olsa gerektir ki, bir hadis-i şerifte, Sahabe, Resûlullahtan sonra bir hadise olacağından korkmaları ve Resûlullaha sormaları üzerine Allah Resûlü onlara Hz. Mehdî'yi müjdelemişlerdi.8 Yine ihtiyaç sebebiyle olacak ki o dönemin insanları bal arılarının arı beyine sığındıkları gibi Hz. Mehdî'ye sığınacak,9 onu baştacı edineceklerdir. Kurtubî'nun Tezkire'sinde belirtildiğine göre de, insanlar dört bir yandan gelip ona bîat edeceklerdir.10<br />
<br />
Yine bir hadis-i şerifte Hz. Mehdî'yi olan bu ihtiyacın önemi ve büyüklüğü sebebiyledir ki dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğinden bahsedilmektedir.11<br />
<br />
------------------------------<br />
* Bkz : sorularlaislamiyet.com/article…-bilgi-verir-misiniz.html<br />
1. Ikdü'd-Dürer, Varak: 54a; Kitabü'l-Fiten, Varak: 51ab.<br />
2. İkdü'd-Dürer, Varak: 23a-b.<br />
3. Taberânî, Mu'cemü'l-Kebîr.<br />
4. Prof. Dr. Salim Kılavuz, “Mehdî Meselesi,” İslâm, Temmuz 1996, s. 16.<br />
5. Mevdûdî, İslâmda İhya Hareketleri, s. 48, 49.<br />
6. Nursî, Mektûbât, s. 96.<br />
7. A.g.e., s. 425.<br />
8. Tirmizî, Fiten: 43.<br />
9. el-Burhan, Varak: 82a.<br />
10. Tezkiretü'l-Kurtubî, s. 187.<br />
11. Ebû Davud, Mehdî: 4; Tirmizî, Fiten: 43.<br />
<br />
------------------------<br />
( 1) Ebû’l-A’lâ el-Mevdûdî, İslâmda İhyâ Hareketleri, çev. Halil Zefir. ( Ankara: Hilal Yayınları: 1967), s.<br />
( 2) İbni Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Barî ( Riyad: Muhibbüddin el-Hatip v.d. nşr.:1389), 16:205.<br />
-----------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Dipnot:</span><br />
( 1) Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.<br />
( 2) Gazalî, İhyâü Ulûmiddin, 1:59<br />
( 3) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.<br />
( 4) Şuâlar, s. 501.<br />
<br />
--------------------------<br />
( 1) Mevdudî, Ebu’l-A’la, Meseleler ve Çözümleri, çev. Yusuf Kara ( İstanbul: 1990), s. 51.<br />
( 2) Prof. Dr. Avni İlhan. "Mehdî ve Mehdîlik," İslâm, Temmuz 1996, s. 31.<br />
----------------------<br />
<br />
<br />
<br />
1. Daniel, VII:7, VIII:10.<br />
2. Hezekiel, 38-39.<br />
3. Daniel, VII:8, 24.<br />
4. II. Selaniklilere, II:8-10.<br />
5. Yeni Ahit, Peschitta nüshası, Matta: 24.<br />
6. Matta, XXIV:3-4, 11-13.<br />
7. Matta, XXIV:24-26.<br />
8. I. Yuhanna, II:18.<br />
9. Sarıtoprak, A.g.e., 1992, s. 34.<br />
10. Markos, XIII:5-7, 21-23.<br />
11. Luka, XXI, 5-9.<br />
12. Sarıtoprak, A.g.e., s. 35.<br />
13. II. Selâniklilere, II:3-5.<br />
14. Sarıtoprak. A.g.e., s. 37.<br />
15. A.g.e., s. 38-39.<br />
16. A.g.e., s. 43.<br />
17. A.g.e., s. 44.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span><br />
<br />
1. Süyûtî, el-Havî, 2:67-68; el-Burhan, v. 87a.<br />
2. Tirmizî, Kitabü'l-Fiten, 34; İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36, Hurûcü Mehdî: 34.<br />
3. İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36 ( H. 4082, 4084); Müstedrek, 4:465.; İbni Kesir, Kitabü'n-Nihaye, 1:28-29.<br />
4. Ebû Avane, Müsned, 4:476.<br />
5. Ikdü'd-Dürer, Varak: 7b.<br />
6. Ebû Davud, Mehdî: 1 ( H. 4282); Tirmizî, Fiten: 52 ( H. 2231-2232).<br />
7. Tac V, 363<br />
8. TAFTAZANİ, Mesud b. Ömer, Şerhu’l-Makasıd, I-V, Tahkik, ta’lik Abdurrahman Amire, Alemu’l- Kütüb, Beyrut, 1989, V, 312; krş, et-Tac, V, 343, ( Kitabu’l- Fiten, bab, 7)<br />
9. İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, ( İbni Manzur, h-d-y md), 15:354.<br />
10. İbnü'l-Esir, Ebû’s-Saadât el-Mübarek bin Muhammed el-Cezerî, Üsdü'l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahabe, I-VIII ( Kahire: ts), 4:31.<br />
11. Tirmizî, İlim: 16; İbni Mâce, Mukaddime: 6; Ebû Davud, Sünnet: 5.<br />
12. İbnü'l-Esir, A.g.e., 4:31.<br />
13. Nuaym bin Hammad, Kitabü'l-Fiten, İstanbul: Âtıf Efendi Kütüphanesi ( el yazma) no. 602, v. 53a.<br />
14. Nursî, Mektûbât, s. 96.<br />
15. Nursî, Şuâlar, s. 509.<br />
<br />
-----------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span><br />
<br />
( 1) Müslim, Fiten: 126.<br />
( 2) Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.<br />
( 3) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101.<br />
( 4) Müslim, Fiten: 125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb: 70.<br />
( 5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî: 64.<br />
( 6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI ( Kahire: 1313), 5:372.<br />
( 7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII ( Beyrut: 1403/1982), 7:348.<br />
( 8 ) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV ( Beyrut: Dâru'l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü'l-Ummal, 14:272.<br />
( 9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal ( Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri'l-Kur'ân, I-X ( İstanbul: 1330), 8:197.<br />
( 10) Müslim, Fiten: 125.<br />
( 11) Nursî, Sözler, s. 158.<br />
( 12) el-Münavî, Feyzü'l-Kadîr ( Beyrut: 972), 3:537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslâm Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. ( İstanbul: Aksa Yayın-Pazarlama, 1992), 9:335.<br />
( 13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9:335-336.<br />
( 14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.<br />
( 15) Şuâlar, s. 360.<br />
( 16) Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.<br />
( 17) Gazalî, A.g.e., 1:59<br />
( 18 ) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.<br />
( 19) Şuâlar, s. 501.<br />
( 20) Mektûbât, s. 425<br />
<br />
<br />
---------------------------<br />
1 Ra'd Sûresi,13:7.<br />
2 A'raf Sûresi, 7:178; İsrâ Sûresi, 17:97; Kehf Sûresi, 18:17.<br />
3 Ebû Davud, Melahim: 31.<br />
4 Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, 3. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, “Modern asrın kelâm düşünürü Bediüzzaman” isimli tebliğinden.<br />
5 Buharî, Enbiya: 49.<br />
6 İbni Hacer, Fethu'l-Barî, 6:570; Teftazanî, Şerhu'l-Makàsıd, 5:314; el-Keşmirî, Muhammed Enver Şah el-Hindî, et-Tasrih bimâ tevâtere fî nüzûli’l-Mesih ( Halep: 1385/1965), s. 97.<br />
7 Teftazanî, Şerhu'l-Makasıd, V:314.<br />
8 Müslim, Fiten: 67-69.<br />
9 İbni Haldun, Mukaddime. çev. Zakir Kadiri Ugan ( Ankara: MEB Yayınları, 1970), II:<br />
10 Canan, A.g.e., 14:77.<br />
11 el-Kittanî, Nazmü'l-Mütenâsır, s. 145-146.<br />
12 Mevdûdî, Meseleler ve Çözümleri, çev. Yusuf Kara ( İstanbul: 1990), s. 45.<br />
13 el-Kittanî, Nazmü'l-Mütenasir, s. 144-6.<br />
14 Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Esas fi's-Sünne, 9:335, 6.<br />
15 İbni Mâce, 10:338.<br />
16 Teftazanî, A.g.e., 2:307.<br />
17 İmam-ı Rabbanî, Mektûbât, 2:250.<br />
18 Ebû Hayyan Muhammed bin Yusuf el-Endülüsî, el-Bahru’l-Muhît, I-VIII ( Beyrut: 1983), 2:473.<br />
19 Sarıtoprak, Bediüzzaman Said Nursî'ye göre Mehdîlik Meselesi, Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu ( 3) Tebliğinden.<br />
20 Nursî, Mektûbât, s. 411.<br />
21 Nursî, Şuâlar, s. 360.<br />
22 A.g.e., s. 364.<br />
23 A.g.e., s. 509-510.<br />
24 Nursî, Mektûbât, s. 96.<br />
25 Nursî, Şuâlar, s. 505; Nursî, Sözler, s. 310.<br />
<br />
1. Süyûtî, el-Havî, 2:67-68; el-Burhan, v. 87a.<br />
2. Tirmizî, Kitabü'l-Fİten, 34; İbni Mâce, Kitabü'l-Fİten: 36, Hurûcü Mehdî: 34.<br />
3. İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36 ( H. 4082, 4084); Müstedrek, 4:465.; İbni Kesir, Kitabü'n-Nihaye, 1:28-29.<br />
4. Ebû Avane, Müsned, 4:476.<br />
5. Ikdü'd-Dürer, Varak: 7b.<br />
6. Ebû Davud, Mehdî: 1 ( H. 4282); Tirmizî, Fiten: 52 ( H. 2231-2232).<br />
7. Tac V, 363<br />
8. TAFTAZANİ, Mesud b. Ömer, Şerhu’l-Makasıd, I-V, Tahkik, ta’lik Abdurrahman Amire, Alemu’l- Kütüb, Beyrut, 1989, V, 312; krş, et-Tac, V, 343, ( Kitabu’l- Fiten, bab, 7)<br />
9. İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, ( İbni Manzur, h-d-y md), 15:354.<br />
10. İbnü'l-Esir, Ebû’s-Saadât el-Mübarek bin Muhammed el-Cezerî, Üsdü'l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahabe, I-VIII ( Kahire: ts), 4:31.<br />
11. Tirmizî, İlim: 16; İbni Mâce, Mukaddime: 6; Ebû Davud, Sünnet: 5.<br />
12. İbnü'l-Esir, a.g.e., 4:31.<br />
13. Nuaym bin Hammad, Kitabü'l-Fiten, İstanbul: Âtıf Efendi Kütüphanesi ( el yazma) no. 602, v. 53a.<br />
14. Nursî, Mektûbât, s. 96.<br />
15. Nursî, Şuâlar, s. 509.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdi ile Alakalı Rivayetler Zayıf mıdır ?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=430</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 17:54:32 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=430</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ile Alakalı Rivayetler Zayıf mıdır ?</span><br />
<br />
Mehdîyle ilgili gerek Kütüb-ü Sitte ve gerekse diğer muteber hadis kitaplarında yer alan rivayetlerin ümmetçe kabul gördüğünü biliyoruz. Hadis metodolojisi açısından da bunları mevzû ( uydurma) sayacak bir itiraza rastlanmamaktadır. Bazı hadislerin zayıflığı, genelde çağdaş âlimlerce söz konusu edilse de genel kanaat sahih hadislerin çokluğu yönündedir.<br />
<br />
Bu tip hadislerin zayıflığını iddiâ edenler, genelde İbni Haldun'u kaynak gösterir, tereddüde düşerler. Oysa o bile konuyla ilgili az da olsa sahih hadislerin varlığını kabul etmiştir.9<br />
<br />
Ebû Davud şârihi Azimâbâdî, İbni Haldun'un aksine Peygamberimizden itibaren bütün Müslümanların, Ehl-i Beytten dini güçlendirecek, adaleti hâkim kılacak, İslâm beldelerinde hâkimiyet kuracak Mehdî denilen bir zâtın geleceğine inandığını ve bu inancın meşhur olduğunu kaydeder. 10<br />
<br />
el-Kittanî, Nazmü'l-Mütenâsir'inde, İbni Haldun'un görüşlerine katılmaz, bu konuda çok sahih hadis bulunduğunu, hatta bunların tevatüre ulaştığını söyler. İbni Haldun'un ise sahanın uzmanı olmadığını, sahanın uzmanlarına müracaat edilmesi gerektiğini söyler. 11<br />
<br />
Mevdûdî, Mehdî ile ilgili râvîlerin çoğunun Şiî olduğunu, Abbasîler döneminde hilafeti desteklemek maksadıyla hadis uydurulabileceğini—siyah sancaklılar hadisinde olduğu gibi— söylemekle birlikte bazı hadisleri de sahih kabul etmektedir. 12<br />
<br />
Birkısım âlimler, Mehdî hakkındaki hadislerin bazılarına ilişseler de çoğunluğu onun geleceği ve bu konuda tevatürün bulunduğu kanaatindedirler. Çünkü bu hadisleri birçok meşhur Sahabî rivayet etmiş ve birçok sahih hadis kitabı kitaplarına almışlardır. Hadislerde yer alan bir kısım kapalılık, zayıflıklarından değil, müteşâbihât oluşundan kaynaklanmaktadır. Resûlullah makam ve konu gereği bunları veciz bir tarzda anlatmıştır. Meşhur hale gelen bu hadisler ümmetçe tereddüt edilmeden kabullenildiği içindir ki Kittanî bunların mütevatirü'l-mânâ olduğunu söylemektedir. 13<br />
<br />
Allame Şevkanî de, Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması isimli bir kitap dahi yazmıştır. Mehdîyle ilgili hadislerin sayısının elliyi bulduğunu söylemektedir. Konuyla ilgili çokça Sahabe sözü vardır. Şevkanî bu hususta şunları söyler: “Beklenen Mehdî hakkında rivayet edilen hadislerin tevatür derecesine ulaştığı kesinlik kazanmıştır.” 14<br />
<br />
İbni Hacer, Fethu'l-Barî'de Hz. Mehdî'nin bu ümmetten olacağı, Hz. İsa'nın ( a.s.) onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili hadislerin mütevatir olduklarını söylerler. 15<br />
<br />
Teftazanî, Hz. Mehdî'nin çıkışı ve Hz. İsa'nın inişiyle ilgili birçok sahih hadis bulunduğunu, her ne kadar bunlar âhâd da olsa mütevatirü'l-mânâ olduklarını kaydetmektedir. Âlimlerin de Mehdî'nin, Fatıma evladından âdil bir imam olduğuna, Allahu Teâlânın dinine yardım etmesi için dileyeceği bir zamanda onu göndereceği inancına vardıklarını belirtmektedir. 16<br />
<br />
İmam-ı Rabbanî de bu husustaki sahih hadislerin meşhur olduğunu, mânevî tevatür derecesinde olduğunu söyler. 17<br />
<br />
Evet, ümmetin bu hususta icmaı vardır. 18 Doğrusu Deccal Mehdîsiz, Mehdî de Deccalsız düşünülemez. Biri varsa diğeri de olacaktır.<br />
<br />
Çağdaş âlimlerden el-Bânî de, Mehdînin gelişini âlimlerin kabul ettiği bir hakikat olarak görür. 19<br />
<br />
Bediüzzaman'ın görüşü ise şöyle:<br />
<br />
"Cenab-ı Hak, âhirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olan bir zât-ı nûrânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır." 20<br />
<br />
<br />
<br />
Sahih hadisleri Buharî ve Müslim'le sınırlayarak, "Bunlarda varsa sahihtirler. Yoksa zayıftırlar" mantığıyla yaklaşmak, hadis ilminden anlamamanın delilidir. Nasıl sahih hadisler bu ikisiyle, diğer Kütüb-ü Sitte'nin diğer dört kitabıyla sınırlandırılabilir? Oysa bunların dışında da birçok sahih hadis bulunmaktadır.<br />
<br />
Hem bir meselenin îman esasları arasına girmesi ayrı şeydir, o meselenin vukûu ayrı şeydir. Buharî ve Müslim'de bulunmadığı halde—İstanbul'un fethiyle ilgili hadis-i şerifte olduğu gibi—gerçekleşen nice hadise vardır. Âhirzamanla, bilhassa Deccal, Süfyan ve Mehdî ilgili hadislerin bir kısmı da böyledir. Mühim olan bu konuların tevil ve izahlarını doğru olarak yapabilmektir. Bu da ilimde rüsûh peydâ etmekle mümkündür. Bu konuda, sahanın uzmanlarından olan Bediüzzaman'ın, mahkemede savcının, "İstinad ettiği hadisler zayıf ve hattâ mevzû olmakla beraber, tevilleri yanlıştır ve aslı yoktur" iddiasına verdiği cevap ölçü olabilecek niteliktedir:<br />
<br />
"Bütün ümmet bin senedenberi telakkì-i bilkabul ettiği ve âlem-i İslâm içinde az bir kısım ulemânın başta tevillerle bir derece za'fiyetine hükmettiklerine mukàbil, cumhur-u muhaddisîn ( hadis âlimlerinin çoğu) ve ümmet-i Muhammediye ( a.s.m.) kabul ettiği; âhirzamanda gelen bazı hadiseler hakkındaki muhtelif rivayetleri tevil, yani mümkün bir ihtimal mânâsıyla bu zamanda vukûa gelen ve gözle görülen hâdiselere tam mutabık çıkmasını beyana, dünyada hiçbir ehl-i ilim yanlış diyemez. Faraza o hadislerden birisi mevzû da olsa, mevzûun mânâsı 'Hadis değil' demektir, yoksa 'Mânâsı yanlıştır' demek değildir ki, darb-ı mesel nevinde, ümmet o rivayeti kabul etmiş. Bu nevî tevilâta yanlış diyenler kaç cihetle yanlış olduğu gibi, ümmetin telakkìsine ihanet ve hadisleri inkârdır."21<br />
<br />
<br />
<br />
Bediüzzaman, savcının, "'Bir kitapta Mehdîye dair hadislerin kâffesi ( tamamı) zayıftır' denilmiş. Bunların zayıf ve muzdarip olduğunda ittifak vardır" iddiasına da şu cevabı vermişti:<br />
<br />
"Hangi mesele vardır ki bazı kitaplarda ona ilişilmesin. Hatta İbni Cevzî gibi büyük bir muhaddis bazı sahih ehadise mevzû dediğini, ulemâlar taaccüple nakletmişler. Hem, her zayıf veya mevzû hadisin mânâsı yanlıştır demek değildir. Belki an'aneli sened ile hadîsiyeti kat'î değildir demektir. Yoksa mânâsı hak ve hakikat olabilir.<br />
<br />
İttifak olmadığına bin seneden beri ehl-i hadis ve ümmetçe bu hakikatin devamı kat'î bir delildir."22<br />
<br />
<br />
<br />
Her asrın deccalları olduğu gibi, mehdîleri de vardır. Bunların herbiri ümmet-i Muhammed'in ( a.s.m.) zor zamanlarında yardımlarına koşmuşlardır. Âhirzamanın büyük fitnesi zamanında ise büyük Mehdî vazifeye başlar.<br />
<br />
Büyük Mehdînin diğerlerinden en önemli farkı siyaset, diyanet, saltanat, cihad gibi geniş çaplı birçok hizmeti birden omuzlamış olmasıdır. Diğer çağların mehdîleri ise bu hizmetlerin bütününü birden değil, sadece bir veya birkaçını üstlenmişlerdir. Meselâ siyaset âleminde Mehdî-i Abbasî, diyanet sahasında Gavs-ı Azam, Şah-ı Nakşibend, Aktab-ı Erbaa ve On İki İmam gibi büyük zâtlar büyük Mehdî'nin bazı görevlerini icra etmişlerdir.<br />
<br />
İşte bu büyük zâtlar, büyük Mehdînin bir kısım vazifelerini yaptıkları içindir ki, bazı ehl-i tahkik Hz. Mehdî'nin çıktığına hükmetmişlerdir.23<br />
<br />
Mektûbât'ta da buna benzer ifadeler yer alır:<br />
<br />
"Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır Âl-i Beytten bir nevi Mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hatta Âl-i Beytten madud olan ( sayılan) Abbasiye hulefâsından, Büyük Mehdînin çok evsafına câmi bir mehdî bulmuş.<br />
<br />
İşte büyük Mehdîden evvel gelen emsalleri, nümûneleri olan hulefâ-yı mehdiyyîn ( mehdî halifeler) ve aktab-ı mehdiyyîn ( mehdî kutuplar) evsafları, Büyük Mehdînin çok evsafına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüş."24<br />
<br />
<br />
<br />
İhtilâfın diğer bir önemli sebebi de, mehdîler hakkındaki rivayetlerdeki farklılıklardır. Bu husustaki hadisleri tefsir eden âlimler, hadislerin metinlerine tefsirlerini ve çıkardıkları hükümleri tatbik edip zamanlarında saltanat merkezi Medine veya Şam'da olduğu için Şam, Basra, Kûfe gibi yerlerde çıkacaklarını tasavvur edip bütün dünya tanıyacakmışcasına bir vaziyet vermişlerdir. Halbuki herkes tanımış olsa, imtihan sırrına ters düşer. Oysa imtihanın sırrı odur ki akla kapı açılmalı, irade elden alınmamalıdır. Deccal ve Süfyanı bir çok insanın tanıyamamalarının temelinde de bu yatmaktadır.25<br />
<br />
<br />
------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve mesih kavramları aynı şeyler midir; mesih ve mehdi ne demektir? Hz. İsa mesih ya da mehdi midir?</span><br />
<br />
Mesih Hz. İsa ( as) için denmektedir. Mehdi ise ahir zamanda gelecek ve deccalın fitnesini önleyecek, Peygamber Efendimizin soyundan gelecek olan zattır.<br />
<br />
Mehdi kimdir? Kavram olarak "Mehdi" ne demektir?<br />
<br />
Birgün Avf bin Malik'e Allah Resûlü,<br />
<br />
“Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncıya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın.” 1 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Ebû Saidü'l-Hudrî rivayet ediyor:<br />
<br />
“Resûlullahtan sonra önemli bir olayın meydana gelmesinden korktuk ve Bunu Resûlullaha sorduk. O da Hz. Mehdî'yi müjdeledi.” 2<br />
<br />
Şüphesiz bu dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklendiği dönemlerdir. Böyle bir anda âhir zamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü Ekrem de ( a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek,<br />
<br />
“Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.” 3 buyurmuşlardır.<br />
<br />
Başka bir hadislerinde de Allah Resûlü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını bildirmiş, “Bu sulhtan sonra ne olacak?” diye sorduğunda da şöyle buyurmuşlardı:<br />
<br />
“Dalâlete dâvet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş.” 4 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da olsa ona tâbi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz. Mehdî'dir.<br />
<br />
Bu konu Asr-ı Saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Seleme validemiz, Resûllullah'a “Mehdî gelecek mi?” diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resûlü de “Evet, gelmesi haktır.” 5 cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğini 6 belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu ortaya koyar.<br />
<br />
Hz. Ali ( ra)’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan ( ra)’a bakmış ve:<br />
<br />
“Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir ( Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında onun soyundan, Nebinizin ( s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak, ahlakında ona ( Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında ( beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir.” buyurmuştur. 7<br />
<br />
Büyük Alim Taftazani’nin ( Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makasıd adlı meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der:<br />
<br />
“Dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın ( liderin, büyüğün, mehdinin) çıkması konusunda ahadis-i sahiha ( sahih Hadisler) varid olmuşlar.” 8<br />
<br />
Kimdir bu Hz. Mehdî? Resûl-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesini kimlere karşı ve nasıl yapacaktır? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdî kimdir?</span><br />
<br />
Sözlüklerde hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim olarak âhir zamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından özellikle doğru yol gösterilen, hakka yöneltilen, dinî noktalarda hata ve yanlışlıklardan korunan, insanları, bilhassa Müslümanları irşad eden, doğru yola sevk eden, zulüm ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyada adaleti tesis eden, âhir zamanda geleceği müjdelenen Âl-i Beytten büyük bir zâttır. Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları, îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını takviye edecek büyük bir âlimdir.<br />
<br />
Lisanü'l-Arap'ta Mehdînin, doğru yola erişmiş, hidayeti bulmuş olan; kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilen kimse diye tarifi yapılmaktadır.9<br />
<br />
Bu mânâda doğru yolda giden her Müslüman bir mehdîdir. Hz. Ali ( ra)'ye hem doğru yolu gösterici anlamında hâdî, hem de mehdî denildiğini biliyoruz.10<br />
<br />
Dört halife ve onların yolunda gidenler de mehdiyyûn, yani mehdîler olarak anılmışlardır. Nitekim Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.),<br />
<br />
“Sizi sünnetime sımsıkı sarılmaya, raşid ve mehdî halifelerimin yolunda gitmeye teşvik ederim.” 11<br />
<br />
buyurarak, onların yolunda gitmeyi tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
Hz. İbrahim ( a.s.), Hz. Muhammed ( asm), Dört Halife, Hz. Hüseyin ( ra), Süleyman bin Abdülmelik ve bazı Abbasî halifelerine Mehdî denildiğini de biliyoruz.12<br />
<br />
Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz'e Mehdî denilmiş, hatta Mehdîyle ilgili bazı hadisleri ona hamledenler de olmuştur.13 Büyük Mehdînin birçok evsafına sahip on dört Mehdî-i Abbasînin ise, onun siyaset âlemindeki vazifesini yaptığını görüyoruz.15.<br />
<br />
Demek ki mehdî kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime başına “el” takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde âhir zamanda geleceği müjdelenen meşhur ve mânevî büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür.<br />
<br />
----------------------------------------<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal, Mehdî ve İsâ Aleyhisselâmı herkes tanıyabilecek midir?</span><br />
<br />
Hayır. Eğer İsa Aleyhisselâm, Mehdî ve Deccal güneş gibi ap açık bilinecek derecede gelselerdi, akıl ve iradeyi kullanma imkânı kalmaz, herkes mecburen inanır, Ebû Bekirlerle Ebû Cehillerin farkı kalmazdı.<br />
<br />
Gerçekten rivayetlerde anlatıldığı gibi, minare boyunda, alnında kâfir yazılı, bağırdığında bütün dünya işitecek derecede gür sesli, iki kulağı arası otuz metreyi bulan bir eşeğe binen bir Deccal gelecek olsa, herkes ister istemez onu tanır, bu da imtihan sırrına ters düşerdi.<br />
<br />
O halde nazarî meseleler perdeli, derin, tetkik ve tecrübeye muhtaç olmalı ki, imtihandan maksat hasıl olabilsin; Ebû Bekirler yücelerin yücesine çıkarlarken, Ebû Cehiller de aşağıların aşağısına düşsünler. Yoksa irade elden alınırsa imtihanın sırrı bozulur.<br />
<br />
İşte bu önemli sır sebebiyledir ki mûcizeler seyrek ve nâdiren gösterilir. Kıyamet alâmetleri de, müteşabihat da bir derece kapalı ve tevilli olur. Yalnız güneşin Batıdan doğması böyle değildir; ap açık olduğu için artık tövbe kapısı kapanır; tövbe de, îman da kabul olmaz. Çünkü o zaman Ebû Cehiller de îmana kalkacak ve Ebû Bekirlerle eşit hale gelecektir.<br />
<br />
Yine bu imtihan sırrı gereğidir ki, Deccalı Deccal nâmıyla beklememelidir. O, deccallık haysiyetiyle değil, baskıcı bir idareci olarak bilinir.( 1) Onun içindir ki, birçokları onu tanıyamayacaklardır. Ancak nûr-u îmanın dikkatiyle tanınabilirler.( 2)<br />
<br />
Deccal ve Süfyanı olduğu gibi Hz. Mehdî'yi de herkesin gündüz gibi ap açık bir şekilde tanıması beklenmez, beklenmemelidir de. Bu da imtihan sırrına ters düşer. Öyle olmalı ki, her devir zamanlarında gelecekmişcesine Mehdîyi beklemeli, eski devirlerde de gelip geçtiği veya yaşadığı söylenebilmelidir.<br />
<br />
Evet, Garâibü'l-Ehadis'te de belirtildiği gibi Hz. Mehdîyi herkes tanıyamayacak, ancak ehl-i irfan nûr-u îmanla tanıyabilecektir.( 3)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâmın inişi de böyledir. Onu da herkes tanıyamaz. Ancak îman nurunun verdiği bir dikkatle bilinebilir. Evet,<br />
<br />
"Hz. İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakiki İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı ( ona mânen çok yakın olanlar), nûr-u îman ile onu tanır.( 4) Yoksa bedâhet derecesinde ( apaçık bir sûrette) herkes onu tanımayacaktır."( 5)<br />
<br />
İnsan hangi konuyla çok meşgul olursa, o konuda uzmanlaşır. İmanen zayıf veya ciddî bir şekilde arayış içerisine girmeyen insan, zamanlarında da yaşasa, yanıbaşında da olsa Mehdî'yi de, İsa Aleyhisselâmı da, Deccalı da göremez, görse de tanıyamaz.<br />
<br />
Deccal, kendinin Deccal olduğunu bilir mi?<br />
<br />
Deccal da, Süfyan da onca şerli icraatlarına rağmen, başlangıçta kendileri, kendilerini Deccal ve Süfyan olarak bilmezler.( 6) Sonradan anlarlar.<br />
<br />
Birçoklarının naklettiğine göre, İslâm Deccalı "Ve't-tîni ve'z-zeytûn"un mânâsını merak edip sorarmış. Sûredeki ahsen-i takvimde yaratılan insandan kendine, emin beldeden de yeni kurduğu şehre bir işaret arasa gerek. Oysa bu sûreden sonra gelen Alak Sûresindeki<br />
<br />
"Muhakkak insan çok çok azgınlaşır."( 7)<br />
<br />
meâlindeki âyet, hem mânâ hem de cifir hesabıyla onun zamanına ve şahsına işaret etmekte, namaz kılanlara ve câmilere tağıyâne tecavüz ettiğini göstermektedir.<br />
<br />
"Demek o istidraclı adam küçük bir sûreyi kendiyle alâkadar hisseder. Fakat, yanlış eder, komşusunun kapısını çalar."( 8 )<br />
<br />
<br />
------------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Diğer dinlerde "Deccal" inancı var mıdır ?</span><br />
<br />
Hak, muharref ve bâtıl bütün dinlerde hak ile bâtıl, iyi ile kötü mücadelesinin sürekli var olduğunu görmekteyiz. Eski Mısırlılar, Çinliler ve Hindlilerde iyiliği temsil eden ilâhla kötülüğü temsil eden şerli yaratıkların savaşlarına yer verilmektedir ki, burada şerli varlıkla Deccal arasındaki benzerlik açıkça görülmektedir.<br />
<br />
Bâtıl dinlerde mânâ olarak yer alan Deccal inancı, muharref dinlerde ismen dahi yer alabilecek bir boyut kazanmıştır. M.Ö. 2. yüzyılda Deccalın, Daniel'in kitabında zâlim bir hükümdar olarak muşahhaslaştığını görüyoruz.( 1) Eski Ahid'de ve tarihî kaynaklarda, âhirzaman Deccalının bir kısım özelliklerine sahip muşahhaşlaştırılmış daha birçok şahıs bulmak mümkündür. Meselâ Nemrud bunlardan biridir. Roma imparatoru zalim Neron Deccalın bir prototipi olarak görülmüştür.<br />
<br />
Yahudîlerde kurtarıcı Messiah'ın zıddı olan Deccal, Anti-Messiah olarak nitelendirilir. Ve Deccal, Messiah'ın ağzından çıkan nefesle öldürülecektir.<br />
<br />
Âhirzaman Deccalından da bahsedilir Eski Ahid'de. Hezekiel'de herşeyi tahrip eden, büyük ve korkunç bir plân hazırlayan, fakat sonunda mağlup düşen Deccalın şer kuvvetlerinden bahsedilir.( 2) Zakarya ve Yoel'de de yer alan Deccal fikri, Daniel'de daha bariz şekilde kendini gösterir. Daniel onu bizzat gözleriyle görür ve portresini çizer.( 3) Bu Deccal büyük bir idareci, güçlü orduların komutanı, üç kralı deviren, mabed yıkan bir kimse olarak bilinmektedir.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta da Deccaldan özellikle bahsedilir. Pavlus'a göre, Mesih'in âhirzamanda gelişine inanmak Hıristiyanlığın rükünlerindendir.<br />
<br />
Yeni Ahid'de belirtildiğine göre Deccal, Mesih'in ikinci gelişinden önce çıkacaktır ve Hz. İsa'nın soluğuyla öldürülecektir.( 4)<br />
<br />
Matta İncil'inde Deccaldan "Mesiha Daggala" diye bahsedilmektedir. Yeni Ahid'in Süryanice tercümesinde Mesiha Daggala açıkça zikredilir.( 5)<br />
<br />
Matta İncil’inin bir âyetinde yalancı Mesih'le ilgili şöyle denildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"İsa'nın şâkirdleri dünyanın sonuna alâmet ne olacak diye sordular. İsa cevap verip onlara dedi: ‘Sakın kimse sizi saptırmasın. Çünkü birçokları 'Mesih benim' diye, benim ismimle gelip birçoklarını saptıracaklar. Ve birçok yalancı peygamberler kalkıp birçoklarını saptıracaklar ve fesat çoğalacağından ötürü birçokların sevgisi soğuyacak. Ancak sona kadar dayanan kurtulur."( 6)<br />
<br />
Başka bir âyette ise bu yalancı mesihlerin "büyük alâmet ve harikalar" göstereceklerinden söz edilmiştir.( 7)<br />
<br />
Yuhanna İncilinin birinci mektubunda Deccaldan İsa'nın zıddı anlamında antichrist diye bahsedilir.( 8 )<br />
<br />
Görüldüğü gibi bu âyetlerde Mesih-i Deccaldan tek bir şahıs olarak değil çoğul olarak, yani bir topluluk olarak söz edilmektedir. Ancak Katolik ilahiyatçıların çoğu, onun bir şahıs olacağı konusunda ittifak etmişlerdir.( 9)<br />
<br />
Markos İncili'nde de yalancı Mesihlerden söz edilmekte, seçilmiş insanları bile saptırabilecek alâmet ve harikalar gösterecekleri belirtilmekte ve onlardan sakındırılmaktadır.( 10) Benzer sakındırma Luka İncili'nde de yer alır.( 11) Yuhanna İncil'inde ise Deccala Yahudîlerin inanacaklarından söz edilmekte, "Çünkü onlar Mesih'e inanmamışlardır" denilmektedir. İncil yorumcuları da sayıları 64'ten fazla olan Deccallere Yahudîlerin inanacaklarını söylemektedir.( 12)<br />
<br />
Havarîlerin risalelerinde de Deccalden söz edildiğini görüyoruz. Pavlus, Selâniklilere yazdığı bir mektupta, dinden dönme gelmedikçe, tanrılık dâvâsında bulunan fesad adamı çıkmadıkça Kıyametin kopmayacağını belirtmekte,( 13) Hz. İsa'nın gelişiyle güneş doğduğunda karanlığın kaybolduğu gibi Deccalın da yok olacağını bildirmektedir.( 14)<br />
<br />
Yunanna risalelerinde belirtildiğine göre ise Hz. İsa'nın kurtarıcı olduğuna hücum eden birçok Deccal çıkacaktır. Vahiy kitabında Deccal, yalancı peygamber, canavar, ejderin başı gibi ifadelerle anılmaktadır.( 15)<br />
<br />
Hıristiyanlarca 2. yüzyıla kadar Neron Deccalle özdeşleştirmiş, çağımızda da Hitler ve Lenin için aynı teşhis konulmuştur.( 16)<br />
<br />
Deccallerin bir değil, birçok olduğu anlayışı Hıristiyanlık dünyasında da hâkimdir. Ama âhirzaman Deccalı hepsinden de büyük ve korkunçtur. Bir Hıristiyan yazar ve öğretmen bunu şöyle anlatır:<br />
<br />
“Mesih-Deccalın birçok prototipi vardır. Fakat bu çok Deccaller arasında birisi çıkacaktır ki, hepsinden daha şiddetli olup, bu isme en lâyık kişi olacaktır. Diğerleri değişik zamanda bulunmakla birlikte, bu gerçek Deccal âhirzamanda çıkacaktır."( 17)<br />
<br />
Görüldüğü gibi muharref dinler, onca değişikliklerine rağmen kâinatın “en büyük hadisesi,” “en dehşetli fitnesi” Deccala ilgisiz kalmamış, birçok âyetlerinde, hem de doğrudan bahsederek ona yer vermişlerdir. Bu durum, Resûlullahın, bütün peygamberlerin Deccalın şerrinden ümmetlerini sakındırdıkları gerçeğini de teyid etmektedir.<br />
<br />
Aynı zamanda bu âyetler Yahudîlik ve Hıristiyanlığın Deccal anlayışıyla İslâmdaki Deccal anlayışı arasında genel hatlarıyla büyük benzerlikler bulunduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<br />
-----------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bazı rivayetlerde, Hz. Mehdi'nin, içtihatlarında mezheplere muhalefet edeceği ve alimlerin ondan uzak duracağı şeklindeki açıklamaları nasıl değerlendirmek gerekir?</span><br />
<br />
Verdiğiniz kaynakta geçen ifadeler hadis değildir, İbn Arabî’nin kendi ifadesidir. ( bk. Futuhat el-Mekkiye, 66. bab, 3/327- 328 )<br />
<br />
İbn Arabi, ilgili ifadelerinde bazı hadislerin rivayetlerine de zımnen işaret eder tarzda konuyu açıklamaya çalışmakla beraber, sorudaki ifadelerin hadisle bir alakası yoktur.<br />
<br />
İbn Arabî’nin işaret ettiği konulara bazı alimler de işaret etmişlerdir. Hz. Mehdi’nin mezhepleri ortadan kaldırıp kaldırmayacağı veya hangi mezhebe tabi olacağı, Hanefî mi, Şafii mi olacağına dair farklı mezhep alimleri arasında, farklı kanaatler söz konusu olmuştur.<br />
<br />
Bununla beraber, “Hz. Mehdi’nin bir melek-i ilham ile hareket edeceği, mezhep alimlerinden farklı içtihatlarda bulunacağı, bu sebeple de özellikle mezhep mukallitleri fakihlerin ona düşmanca davranacağı, yalnız kılıcından korktukları için ona baş eğeceklerine” dair ifadeler, İbn Arabî’nin kendi keşifleri olabilir. Ve bu ifadeleri de “mevcut anlayışları okşayan, gerçekleri dolaylı olarak anlatan” bir üslup olarak değerlendirmekte fayda vardır. Zira, İbn Arabî’den asırlar sonra -ahir zaman olaylarının cereyan ettiği zamana çok daha yakın olarak- gelen ve dolayısıyla Hz. Mehdiyi ve Deccalı çok iyi bilen asrın allamesi Bediüzzaman Said Nursi’ye göre, Mehdi’nin kılıcı “kalem-fikir” türü manevî, ilmî bir kılıç olacaktır. Bu sebeple İbn Arabî’nin dediği “kılıcı” manevî olarak anlamak gerekir.<br />
<br />
Keza, “Hz. Mehdiye alimlerin itirazı” konusunu da “bazı alimler” şeklinde anlamakta bir sakınca yoktur. Zaten bütün fakihlerin ona karşı çıkması pek makul da görünmemektedir. “Kendisinin farklı içtihatları” da “bütün içtihatları” değil, “bazı içtihatları” olarak anlamak gerekir, diye düşünüyoruz.<br />
<br />
Özetlersek, İbn Arabî’nin genellikle keşiflerinden hareketle verdiği bilgileri kapalı ifadeler olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü, geleceğe ait konularda kapalı ifadelerin kullanılması, bir yandan -tabir yerindeyse- statükocu alimlerin ve onlara bağlı olan kitlelerin düşüncelerini okşamak, bir yandan da “gaybî ihbar” meselesi olduğundan dolayı Allah bildirmezse “kimse gaybı bilemez” düsturuna karşı saygısızlık etmemenin gereğinden kaynaklanmaktadır.<br />
----------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Eğer mehdi gelecekse, böyle önemli bir konu neden Kur'an'da yoktur?</span><br />
<br />
Mesih, Mehdi, Deccal gibi konuların Kur’an’da yer almadığı gerekçesiyle inkâr edilmesi, dini açıdan problemli bir bakış açısının ürünüdür. Bu bakış açısına göre herhangi bir şey Kur’an’da açık bir şekilde yer almıyorsa islâmî değildir, reddedilmelidir.<br />
<br />
Oysa böyle bir düşünce öncelikle Kur’an’ın kendisine aykırıdır. Zira Sünnet, Kur’an’ın mücmel ( detay vermeyen) ayetlerini tafsil ve müphem ( anlamı ilk bakışta anlaşılmayan, kapalı) ayetlerini açıkladığına göre, kıyamet alametleriyle ilgili ayetlerin beyan ve tafsilinin de Sünnet tarafından yapılmış olmasında garipsenecek bir durum yoktur.<br />
<br />
Zira Efendimiz ( asm)’in en temel görevlerinden birisi Kur’an’ın “tebliği” ise, bir diğeri de “açıklanması”dır. ( Nahl, 44, 64)<br />
<br />
Bu cümleden olarak Efendimiz ( asm)’in kıyamet alametleriyle ilgili ayetleri beyan ve tafsil etmiş olması da son derece tabiidir.<br />
<br />
Örneğin Kur’an’da "Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz." ( En'âm, 6/158 ) buyurulur. Ayette geçen "bazı alametler" ise Peygamberimiz ( asm) tarafından cevaplandırılmıştır ve bu durum gayet normaldir.<br />
<br />
Nitekim bir keresinde Sahabe'den bazılarının bulunduğu bir meclise gelen Efendimiz ( asm), ne yaptıklarını sormuş. Onlar da "Kıyametten bahsediyoruz" demişler. Bunun üzerine Efendimiz şu açıklamayı yapmıştır: "Siz onun öncesinde 10 alamet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır.." buyurmuş ve bu almaetleri de duman, Deccal, Dabbetu'l-Arz, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa ( a.s)'ın nüzulü, Ye'cüc-Me'cüc, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında bir yer batması ve Yemen'den, insanları önüne katarak sürükleyen bir ateşin çıkmasını zikretmiştir. ( bk. Müslim, Fiten, 39-40)<br />
<br />
İşte bu açıklama, Kıyamet alametleri olarak ayette geçen ifadenin bir tefsiridir.<br />
<br />
Hadis kitaplarının "Eşrâtu's-Sâ'a", "Fiten", "Melâhim" gibi bölümlerinde yer alan ve kıyamet kopmadan önce meydana gelecek hadiseleri anlatan rivayetlerin tamamını bu bağlamda düşünmek gerekir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ile Alakalı Rivayetler Zayıf mıdır ?</span><br />
<br />
Mehdîyle ilgili gerek Kütüb-ü Sitte ve gerekse diğer muteber hadis kitaplarında yer alan rivayetlerin ümmetçe kabul gördüğünü biliyoruz. Hadis metodolojisi açısından da bunları mevzû ( uydurma) sayacak bir itiraza rastlanmamaktadır. Bazı hadislerin zayıflığı, genelde çağdaş âlimlerce söz konusu edilse de genel kanaat sahih hadislerin çokluğu yönündedir.<br />
<br />
Bu tip hadislerin zayıflığını iddiâ edenler, genelde İbni Haldun'u kaynak gösterir, tereddüde düşerler. Oysa o bile konuyla ilgili az da olsa sahih hadislerin varlığını kabul etmiştir.9<br />
<br />
Ebû Davud şârihi Azimâbâdî, İbni Haldun'un aksine Peygamberimizden itibaren bütün Müslümanların, Ehl-i Beytten dini güçlendirecek, adaleti hâkim kılacak, İslâm beldelerinde hâkimiyet kuracak Mehdî denilen bir zâtın geleceğine inandığını ve bu inancın meşhur olduğunu kaydeder. 10<br />
<br />
el-Kittanî, Nazmü'l-Mütenâsir'inde, İbni Haldun'un görüşlerine katılmaz, bu konuda çok sahih hadis bulunduğunu, hatta bunların tevatüre ulaştığını söyler. İbni Haldun'un ise sahanın uzmanı olmadığını, sahanın uzmanlarına müracaat edilmesi gerektiğini söyler. 11<br />
<br />
Mevdûdî, Mehdî ile ilgili râvîlerin çoğunun Şiî olduğunu, Abbasîler döneminde hilafeti desteklemek maksadıyla hadis uydurulabileceğini—siyah sancaklılar hadisinde olduğu gibi— söylemekle birlikte bazı hadisleri de sahih kabul etmektedir. 12<br />
<br />
Birkısım âlimler, Mehdî hakkındaki hadislerin bazılarına ilişseler de çoğunluğu onun geleceği ve bu konuda tevatürün bulunduğu kanaatindedirler. Çünkü bu hadisleri birçok meşhur Sahabî rivayet etmiş ve birçok sahih hadis kitabı kitaplarına almışlardır. Hadislerde yer alan bir kısım kapalılık, zayıflıklarından değil, müteşâbihât oluşundan kaynaklanmaktadır. Resûlullah makam ve konu gereği bunları veciz bir tarzda anlatmıştır. Meşhur hale gelen bu hadisler ümmetçe tereddüt edilmeden kabullenildiği içindir ki Kittanî bunların mütevatirü'l-mânâ olduğunu söylemektedir. 13<br />
<br />
Allame Şevkanî de, Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması isimli bir kitap dahi yazmıştır. Mehdîyle ilgili hadislerin sayısının elliyi bulduğunu söylemektedir. Konuyla ilgili çokça Sahabe sözü vardır. Şevkanî bu hususta şunları söyler: “Beklenen Mehdî hakkında rivayet edilen hadislerin tevatür derecesine ulaştığı kesinlik kazanmıştır.” 14<br />
<br />
İbni Hacer, Fethu'l-Barî'de Hz. Mehdî'nin bu ümmetten olacağı, Hz. İsa'nın ( a.s.) onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili hadislerin mütevatir olduklarını söylerler. 15<br />
<br />
Teftazanî, Hz. Mehdî'nin çıkışı ve Hz. İsa'nın inişiyle ilgili birçok sahih hadis bulunduğunu, her ne kadar bunlar âhâd da olsa mütevatirü'l-mânâ olduklarını kaydetmektedir. Âlimlerin de Mehdî'nin, Fatıma evladından âdil bir imam olduğuna, Allahu Teâlânın dinine yardım etmesi için dileyeceği bir zamanda onu göndereceği inancına vardıklarını belirtmektedir. 16<br />
<br />
İmam-ı Rabbanî de bu husustaki sahih hadislerin meşhur olduğunu, mânevî tevatür derecesinde olduğunu söyler. 17<br />
<br />
Evet, ümmetin bu hususta icmaı vardır. 18 Doğrusu Deccal Mehdîsiz, Mehdî de Deccalsız düşünülemez. Biri varsa diğeri de olacaktır.<br />
<br />
Çağdaş âlimlerden el-Bânî de, Mehdînin gelişini âlimlerin kabul ettiği bir hakikat olarak görür. 19<br />
<br />
Bediüzzaman'ın görüşü ise şöyle:<br />
<br />
"Cenab-ı Hak, âhirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olan bir zât-ı nûrânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır." 20<br />
<br />
<br />
<br />
Sahih hadisleri Buharî ve Müslim'le sınırlayarak, "Bunlarda varsa sahihtirler. Yoksa zayıftırlar" mantığıyla yaklaşmak, hadis ilminden anlamamanın delilidir. Nasıl sahih hadisler bu ikisiyle, diğer Kütüb-ü Sitte'nin diğer dört kitabıyla sınırlandırılabilir? Oysa bunların dışında da birçok sahih hadis bulunmaktadır.<br />
<br />
Hem bir meselenin îman esasları arasına girmesi ayrı şeydir, o meselenin vukûu ayrı şeydir. Buharî ve Müslim'de bulunmadığı halde—İstanbul'un fethiyle ilgili hadis-i şerifte olduğu gibi—gerçekleşen nice hadise vardır. Âhirzamanla, bilhassa Deccal, Süfyan ve Mehdî ilgili hadislerin bir kısmı da böyledir. Mühim olan bu konuların tevil ve izahlarını doğru olarak yapabilmektir. Bu da ilimde rüsûh peydâ etmekle mümkündür. Bu konuda, sahanın uzmanlarından olan Bediüzzaman'ın, mahkemede savcının, "İstinad ettiği hadisler zayıf ve hattâ mevzû olmakla beraber, tevilleri yanlıştır ve aslı yoktur" iddiasına verdiği cevap ölçü olabilecek niteliktedir:<br />
<br />
"Bütün ümmet bin senedenberi telakkì-i bilkabul ettiği ve âlem-i İslâm içinde az bir kısım ulemânın başta tevillerle bir derece za'fiyetine hükmettiklerine mukàbil, cumhur-u muhaddisîn ( hadis âlimlerinin çoğu) ve ümmet-i Muhammediye ( a.s.m.) kabul ettiği; âhirzamanda gelen bazı hadiseler hakkındaki muhtelif rivayetleri tevil, yani mümkün bir ihtimal mânâsıyla bu zamanda vukûa gelen ve gözle görülen hâdiselere tam mutabık çıkmasını beyana, dünyada hiçbir ehl-i ilim yanlış diyemez. Faraza o hadislerden birisi mevzû da olsa, mevzûun mânâsı 'Hadis değil' demektir, yoksa 'Mânâsı yanlıştır' demek değildir ki, darb-ı mesel nevinde, ümmet o rivayeti kabul etmiş. Bu nevî tevilâta yanlış diyenler kaç cihetle yanlış olduğu gibi, ümmetin telakkìsine ihanet ve hadisleri inkârdır."21<br />
<br />
<br />
<br />
Bediüzzaman, savcının, "'Bir kitapta Mehdîye dair hadislerin kâffesi ( tamamı) zayıftır' denilmiş. Bunların zayıf ve muzdarip olduğunda ittifak vardır" iddiasına da şu cevabı vermişti:<br />
<br />
"Hangi mesele vardır ki bazı kitaplarda ona ilişilmesin. Hatta İbni Cevzî gibi büyük bir muhaddis bazı sahih ehadise mevzû dediğini, ulemâlar taaccüple nakletmişler. Hem, her zayıf veya mevzû hadisin mânâsı yanlıştır demek değildir. Belki an'aneli sened ile hadîsiyeti kat'î değildir demektir. Yoksa mânâsı hak ve hakikat olabilir.<br />
<br />
İttifak olmadığına bin seneden beri ehl-i hadis ve ümmetçe bu hakikatin devamı kat'î bir delildir."22<br />
<br />
<br />
<br />
Her asrın deccalları olduğu gibi, mehdîleri de vardır. Bunların herbiri ümmet-i Muhammed'in ( a.s.m.) zor zamanlarında yardımlarına koşmuşlardır. Âhirzamanın büyük fitnesi zamanında ise büyük Mehdî vazifeye başlar.<br />
<br />
Büyük Mehdînin diğerlerinden en önemli farkı siyaset, diyanet, saltanat, cihad gibi geniş çaplı birçok hizmeti birden omuzlamış olmasıdır. Diğer çağların mehdîleri ise bu hizmetlerin bütününü birden değil, sadece bir veya birkaçını üstlenmişlerdir. Meselâ siyaset âleminde Mehdî-i Abbasî, diyanet sahasında Gavs-ı Azam, Şah-ı Nakşibend, Aktab-ı Erbaa ve On İki İmam gibi büyük zâtlar büyük Mehdî'nin bazı görevlerini icra etmişlerdir.<br />
<br />
İşte bu büyük zâtlar, büyük Mehdînin bir kısım vazifelerini yaptıkları içindir ki, bazı ehl-i tahkik Hz. Mehdî'nin çıktığına hükmetmişlerdir.23<br />
<br />
Mektûbât'ta da buna benzer ifadeler yer alır:<br />
<br />
"Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır Âl-i Beytten bir nevi Mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hatta Âl-i Beytten madud olan ( sayılan) Abbasiye hulefâsından, Büyük Mehdînin çok evsafına câmi bir mehdî bulmuş.<br />
<br />
İşte büyük Mehdîden evvel gelen emsalleri, nümûneleri olan hulefâ-yı mehdiyyîn ( mehdî halifeler) ve aktab-ı mehdiyyîn ( mehdî kutuplar) evsafları, Büyük Mehdînin çok evsafına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüş."24<br />
<br />
<br />
<br />
İhtilâfın diğer bir önemli sebebi de, mehdîler hakkındaki rivayetlerdeki farklılıklardır. Bu husustaki hadisleri tefsir eden âlimler, hadislerin metinlerine tefsirlerini ve çıkardıkları hükümleri tatbik edip zamanlarında saltanat merkezi Medine veya Şam'da olduğu için Şam, Basra, Kûfe gibi yerlerde çıkacaklarını tasavvur edip bütün dünya tanıyacakmışcasına bir vaziyet vermişlerdir. Halbuki herkes tanımış olsa, imtihan sırrına ters düşer. Oysa imtihanın sırrı odur ki akla kapı açılmalı, irade elden alınmamalıdır. Deccal ve Süfyanı bir çok insanın tanıyamamalarının temelinde de bu yatmaktadır.25<br />
<br />
<br />
------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve mesih kavramları aynı şeyler midir; mesih ve mehdi ne demektir? Hz. İsa mesih ya da mehdi midir?</span><br />
<br />
Mesih Hz. İsa ( as) için denmektedir. Mehdi ise ahir zamanda gelecek ve deccalın fitnesini önleyecek, Peygamber Efendimizin soyundan gelecek olan zattır.<br />
<br />
Mehdi kimdir? Kavram olarak "Mehdi" ne demektir?<br />
<br />
Birgün Avf bin Malik'e Allah Resûlü,<br />
<br />
“Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncıya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın.” 1 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Ebû Saidü'l-Hudrî rivayet ediyor:<br />
<br />
“Resûlullahtan sonra önemli bir olayın meydana gelmesinden korktuk ve Bunu Resûlullaha sorduk. O da Hz. Mehdî'yi müjdeledi.” 2<br />
<br />
Şüphesiz bu dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklendiği dönemlerdir. Böyle bir anda âhir zamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü Ekrem de ( a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek,<br />
<br />
“Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.” 3 buyurmuşlardır.<br />
<br />
Başka bir hadislerinde de Allah Resûlü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını bildirmiş, “Bu sulhtan sonra ne olacak?” diye sorduğunda da şöyle buyurmuşlardı:<br />
<br />
“Dalâlete dâvet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş.” 4 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da olsa ona tâbi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz. Mehdî'dir.<br />
<br />
Bu konu Asr-ı Saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Seleme validemiz, Resûllullah'a “Mehdî gelecek mi?” diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resûlü de “Evet, gelmesi haktır.” 5 cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğini 6 belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu ortaya koyar.<br />
<br />
Hz. Ali ( ra)’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan ( ra)’a bakmış ve:<br />
<br />
“Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir ( Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında onun soyundan, Nebinizin ( s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak, ahlakında ona ( Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında ( beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir.” buyurmuştur. 7<br />
<br />
Büyük Alim Taftazani’nin ( Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makasıd adlı meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der:<br />
<br />
“Dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın ( liderin, büyüğün, mehdinin) çıkması konusunda ahadis-i sahiha ( sahih Hadisler) varid olmuşlar.” 8<br />
<br />
Kimdir bu Hz. Mehdî? Resûl-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesini kimlere karşı ve nasıl yapacaktır? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdî kimdir?</span><br />
<br />
Sözlüklerde hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim olarak âhir zamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından özellikle doğru yol gösterilen, hakka yöneltilen, dinî noktalarda hata ve yanlışlıklardan korunan, insanları, bilhassa Müslümanları irşad eden, doğru yola sevk eden, zulüm ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyada adaleti tesis eden, âhir zamanda geleceği müjdelenen Âl-i Beytten büyük bir zâttır. Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları, îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını takviye edecek büyük bir âlimdir.<br />
<br />
Lisanü'l-Arap'ta Mehdînin, doğru yola erişmiş, hidayeti bulmuş olan; kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilen kimse diye tarifi yapılmaktadır.9<br />
<br />
Bu mânâda doğru yolda giden her Müslüman bir mehdîdir. Hz. Ali ( ra)'ye hem doğru yolu gösterici anlamında hâdî, hem de mehdî denildiğini biliyoruz.10<br />
<br />
Dört halife ve onların yolunda gidenler de mehdiyyûn, yani mehdîler olarak anılmışlardır. Nitekim Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.),<br />
<br />
“Sizi sünnetime sımsıkı sarılmaya, raşid ve mehdî halifelerimin yolunda gitmeye teşvik ederim.” 11<br />
<br />
buyurarak, onların yolunda gitmeyi tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
Hz. İbrahim ( a.s.), Hz. Muhammed ( asm), Dört Halife, Hz. Hüseyin ( ra), Süleyman bin Abdülmelik ve bazı Abbasî halifelerine Mehdî denildiğini de biliyoruz.12<br />
<br />
Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz'e Mehdî denilmiş, hatta Mehdîyle ilgili bazı hadisleri ona hamledenler de olmuştur.13 Büyük Mehdînin birçok evsafına sahip on dört Mehdî-i Abbasînin ise, onun siyaset âlemindeki vazifesini yaptığını görüyoruz.15.<br />
<br />
Demek ki mehdî kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime başına “el” takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde âhir zamanda geleceği müjdelenen meşhur ve mânevî büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür.<br />
<br />
----------------------------------------<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal, Mehdî ve İsâ Aleyhisselâmı herkes tanıyabilecek midir?</span><br />
<br />
Hayır. Eğer İsa Aleyhisselâm, Mehdî ve Deccal güneş gibi ap açık bilinecek derecede gelselerdi, akıl ve iradeyi kullanma imkânı kalmaz, herkes mecburen inanır, Ebû Bekirlerle Ebû Cehillerin farkı kalmazdı.<br />
<br />
Gerçekten rivayetlerde anlatıldığı gibi, minare boyunda, alnında kâfir yazılı, bağırdığında bütün dünya işitecek derecede gür sesli, iki kulağı arası otuz metreyi bulan bir eşeğe binen bir Deccal gelecek olsa, herkes ister istemez onu tanır, bu da imtihan sırrına ters düşerdi.<br />
<br />
O halde nazarî meseleler perdeli, derin, tetkik ve tecrübeye muhtaç olmalı ki, imtihandan maksat hasıl olabilsin; Ebû Bekirler yücelerin yücesine çıkarlarken, Ebû Cehiller de aşağıların aşağısına düşsünler. Yoksa irade elden alınırsa imtihanın sırrı bozulur.<br />
<br />
İşte bu önemli sır sebebiyledir ki mûcizeler seyrek ve nâdiren gösterilir. Kıyamet alâmetleri de, müteşabihat da bir derece kapalı ve tevilli olur. Yalnız güneşin Batıdan doğması böyle değildir; ap açık olduğu için artık tövbe kapısı kapanır; tövbe de, îman da kabul olmaz. Çünkü o zaman Ebû Cehiller de îmana kalkacak ve Ebû Bekirlerle eşit hale gelecektir.<br />
<br />
Yine bu imtihan sırrı gereğidir ki, Deccalı Deccal nâmıyla beklememelidir. O, deccallık haysiyetiyle değil, baskıcı bir idareci olarak bilinir.( 1) Onun içindir ki, birçokları onu tanıyamayacaklardır. Ancak nûr-u îmanın dikkatiyle tanınabilirler.( 2)<br />
<br />
Deccal ve Süfyanı olduğu gibi Hz. Mehdî'yi de herkesin gündüz gibi ap açık bir şekilde tanıması beklenmez, beklenmemelidir de. Bu da imtihan sırrına ters düşer. Öyle olmalı ki, her devir zamanlarında gelecekmişcesine Mehdîyi beklemeli, eski devirlerde de gelip geçtiği veya yaşadığı söylenebilmelidir.<br />
<br />
Evet, Garâibü'l-Ehadis'te de belirtildiği gibi Hz. Mehdîyi herkes tanıyamayacak, ancak ehl-i irfan nûr-u îmanla tanıyabilecektir.( 3)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâmın inişi de böyledir. Onu da herkes tanıyamaz. Ancak îman nurunun verdiği bir dikkatle bilinebilir. Evet,<br />
<br />
"Hz. İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakiki İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı ( ona mânen çok yakın olanlar), nûr-u îman ile onu tanır.( 4) Yoksa bedâhet derecesinde ( apaçık bir sûrette) herkes onu tanımayacaktır."( 5)<br />
<br />
İnsan hangi konuyla çok meşgul olursa, o konuda uzmanlaşır. İmanen zayıf veya ciddî bir şekilde arayış içerisine girmeyen insan, zamanlarında da yaşasa, yanıbaşında da olsa Mehdî'yi de, İsa Aleyhisselâmı da, Deccalı da göremez, görse de tanıyamaz.<br />
<br />
Deccal, kendinin Deccal olduğunu bilir mi?<br />
<br />
Deccal da, Süfyan da onca şerli icraatlarına rağmen, başlangıçta kendileri, kendilerini Deccal ve Süfyan olarak bilmezler.( 6) Sonradan anlarlar.<br />
<br />
Birçoklarının naklettiğine göre, İslâm Deccalı "Ve't-tîni ve'z-zeytûn"un mânâsını merak edip sorarmış. Sûredeki ahsen-i takvimde yaratılan insandan kendine, emin beldeden de yeni kurduğu şehre bir işaret arasa gerek. Oysa bu sûreden sonra gelen Alak Sûresindeki<br />
<br />
"Muhakkak insan çok çok azgınlaşır."( 7)<br />
<br />
meâlindeki âyet, hem mânâ hem de cifir hesabıyla onun zamanına ve şahsına işaret etmekte, namaz kılanlara ve câmilere tağıyâne tecavüz ettiğini göstermektedir.<br />
<br />
"Demek o istidraclı adam küçük bir sûreyi kendiyle alâkadar hisseder. Fakat, yanlış eder, komşusunun kapısını çalar."( 8 )<br />
<br />
<br />
------------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Diğer dinlerde "Deccal" inancı var mıdır ?</span><br />
<br />
Hak, muharref ve bâtıl bütün dinlerde hak ile bâtıl, iyi ile kötü mücadelesinin sürekli var olduğunu görmekteyiz. Eski Mısırlılar, Çinliler ve Hindlilerde iyiliği temsil eden ilâhla kötülüğü temsil eden şerli yaratıkların savaşlarına yer verilmektedir ki, burada şerli varlıkla Deccal arasındaki benzerlik açıkça görülmektedir.<br />
<br />
Bâtıl dinlerde mânâ olarak yer alan Deccal inancı, muharref dinlerde ismen dahi yer alabilecek bir boyut kazanmıştır. M.Ö. 2. yüzyılda Deccalın, Daniel'in kitabında zâlim bir hükümdar olarak muşahhaslaştığını görüyoruz.( 1) Eski Ahid'de ve tarihî kaynaklarda, âhirzaman Deccalının bir kısım özelliklerine sahip muşahhaşlaştırılmış daha birçok şahıs bulmak mümkündür. Meselâ Nemrud bunlardan biridir. Roma imparatoru zalim Neron Deccalın bir prototipi olarak görülmüştür.<br />
<br />
Yahudîlerde kurtarıcı Messiah'ın zıddı olan Deccal, Anti-Messiah olarak nitelendirilir. Ve Deccal, Messiah'ın ağzından çıkan nefesle öldürülecektir.<br />
<br />
Âhirzaman Deccalından da bahsedilir Eski Ahid'de. Hezekiel'de herşeyi tahrip eden, büyük ve korkunç bir plân hazırlayan, fakat sonunda mağlup düşen Deccalın şer kuvvetlerinden bahsedilir.( 2) Zakarya ve Yoel'de de yer alan Deccal fikri, Daniel'de daha bariz şekilde kendini gösterir. Daniel onu bizzat gözleriyle görür ve portresini çizer.( 3) Bu Deccal büyük bir idareci, güçlü orduların komutanı, üç kralı deviren, mabed yıkan bir kimse olarak bilinmektedir.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta da Deccaldan özellikle bahsedilir. Pavlus'a göre, Mesih'in âhirzamanda gelişine inanmak Hıristiyanlığın rükünlerindendir.<br />
<br />
Yeni Ahid'de belirtildiğine göre Deccal, Mesih'in ikinci gelişinden önce çıkacaktır ve Hz. İsa'nın soluğuyla öldürülecektir.( 4)<br />
<br />
Matta İncil'inde Deccaldan "Mesiha Daggala" diye bahsedilmektedir. Yeni Ahid'in Süryanice tercümesinde Mesiha Daggala açıkça zikredilir.( 5)<br />
<br />
Matta İncil’inin bir âyetinde yalancı Mesih'le ilgili şöyle denildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"İsa'nın şâkirdleri dünyanın sonuna alâmet ne olacak diye sordular. İsa cevap verip onlara dedi: ‘Sakın kimse sizi saptırmasın. Çünkü birçokları 'Mesih benim' diye, benim ismimle gelip birçoklarını saptıracaklar. Ve birçok yalancı peygamberler kalkıp birçoklarını saptıracaklar ve fesat çoğalacağından ötürü birçokların sevgisi soğuyacak. Ancak sona kadar dayanan kurtulur."( 6)<br />
<br />
Başka bir âyette ise bu yalancı mesihlerin "büyük alâmet ve harikalar" göstereceklerinden söz edilmiştir.( 7)<br />
<br />
Yuhanna İncilinin birinci mektubunda Deccaldan İsa'nın zıddı anlamında antichrist diye bahsedilir.( 8 )<br />
<br />
Görüldüğü gibi bu âyetlerde Mesih-i Deccaldan tek bir şahıs olarak değil çoğul olarak, yani bir topluluk olarak söz edilmektedir. Ancak Katolik ilahiyatçıların çoğu, onun bir şahıs olacağı konusunda ittifak etmişlerdir.( 9)<br />
<br />
Markos İncili'nde de yalancı Mesihlerden söz edilmekte, seçilmiş insanları bile saptırabilecek alâmet ve harikalar gösterecekleri belirtilmekte ve onlardan sakındırılmaktadır.( 10) Benzer sakındırma Luka İncili'nde de yer alır.( 11) Yuhanna İncil'inde ise Deccala Yahudîlerin inanacaklarından söz edilmekte, "Çünkü onlar Mesih'e inanmamışlardır" denilmektedir. İncil yorumcuları da sayıları 64'ten fazla olan Deccallere Yahudîlerin inanacaklarını söylemektedir.( 12)<br />
<br />
Havarîlerin risalelerinde de Deccalden söz edildiğini görüyoruz. Pavlus, Selâniklilere yazdığı bir mektupta, dinden dönme gelmedikçe, tanrılık dâvâsında bulunan fesad adamı çıkmadıkça Kıyametin kopmayacağını belirtmekte,( 13) Hz. İsa'nın gelişiyle güneş doğduğunda karanlığın kaybolduğu gibi Deccalın da yok olacağını bildirmektedir.( 14)<br />
<br />
Yunanna risalelerinde belirtildiğine göre ise Hz. İsa'nın kurtarıcı olduğuna hücum eden birçok Deccal çıkacaktır. Vahiy kitabında Deccal, yalancı peygamber, canavar, ejderin başı gibi ifadelerle anılmaktadır.( 15)<br />
<br />
Hıristiyanlarca 2. yüzyıla kadar Neron Deccalle özdeşleştirmiş, çağımızda da Hitler ve Lenin için aynı teşhis konulmuştur.( 16)<br />
<br />
Deccallerin bir değil, birçok olduğu anlayışı Hıristiyanlık dünyasında da hâkimdir. Ama âhirzaman Deccalı hepsinden de büyük ve korkunçtur. Bir Hıristiyan yazar ve öğretmen bunu şöyle anlatır:<br />
<br />
“Mesih-Deccalın birçok prototipi vardır. Fakat bu çok Deccaller arasında birisi çıkacaktır ki, hepsinden daha şiddetli olup, bu isme en lâyık kişi olacaktır. Diğerleri değişik zamanda bulunmakla birlikte, bu gerçek Deccal âhirzamanda çıkacaktır."( 17)<br />
<br />
Görüldüğü gibi muharref dinler, onca değişikliklerine rağmen kâinatın “en büyük hadisesi,” “en dehşetli fitnesi” Deccala ilgisiz kalmamış, birçok âyetlerinde, hem de doğrudan bahsederek ona yer vermişlerdir. Bu durum, Resûlullahın, bütün peygamberlerin Deccalın şerrinden ümmetlerini sakındırdıkları gerçeğini de teyid etmektedir.<br />
<br />
Aynı zamanda bu âyetler Yahudîlik ve Hıristiyanlığın Deccal anlayışıyla İslâmdaki Deccal anlayışı arasında genel hatlarıyla büyük benzerlikler bulunduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<br />
-----------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bazı rivayetlerde, Hz. Mehdi'nin, içtihatlarında mezheplere muhalefet edeceği ve alimlerin ondan uzak duracağı şeklindeki açıklamaları nasıl değerlendirmek gerekir?</span><br />
<br />
Verdiğiniz kaynakta geçen ifadeler hadis değildir, İbn Arabî’nin kendi ifadesidir. ( bk. Futuhat el-Mekkiye, 66. bab, 3/327- 328 )<br />
<br />
İbn Arabi, ilgili ifadelerinde bazı hadislerin rivayetlerine de zımnen işaret eder tarzda konuyu açıklamaya çalışmakla beraber, sorudaki ifadelerin hadisle bir alakası yoktur.<br />
<br />
İbn Arabî’nin işaret ettiği konulara bazı alimler de işaret etmişlerdir. Hz. Mehdi’nin mezhepleri ortadan kaldırıp kaldırmayacağı veya hangi mezhebe tabi olacağı, Hanefî mi, Şafii mi olacağına dair farklı mezhep alimleri arasında, farklı kanaatler söz konusu olmuştur.<br />
<br />
Bununla beraber, “Hz. Mehdi’nin bir melek-i ilham ile hareket edeceği, mezhep alimlerinden farklı içtihatlarda bulunacağı, bu sebeple de özellikle mezhep mukallitleri fakihlerin ona düşmanca davranacağı, yalnız kılıcından korktukları için ona baş eğeceklerine” dair ifadeler, İbn Arabî’nin kendi keşifleri olabilir. Ve bu ifadeleri de “mevcut anlayışları okşayan, gerçekleri dolaylı olarak anlatan” bir üslup olarak değerlendirmekte fayda vardır. Zira, İbn Arabî’den asırlar sonra -ahir zaman olaylarının cereyan ettiği zamana çok daha yakın olarak- gelen ve dolayısıyla Hz. Mehdiyi ve Deccalı çok iyi bilen asrın allamesi Bediüzzaman Said Nursi’ye göre, Mehdi’nin kılıcı “kalem-fikir” türü manevî, ilmî bir kılıç olacaktır. Bu sebeple İbn Arabî’nin dediği “kılıcı” manevî olarak anlamak gerekir.<br />
<br />
Keza, “Hz. Mehdiye alimlerin itirazı” konusunu da “bazı alimler” şeklinde anlamakta bir sakınca yoktur. Zaten bütün fakihlerin ona karşı çıkması pek makul da görünmemektedir. “Kendisinin farklı içtihatları” da “bütün içtihatları” değil, “bazı içtihatları” olarak anlamak gerekir, diye düşünüyoruz.<br />
<br />
Özetlersek, İbn Arabî’nin genellikle keşiflerinden hareketle verdiği bilgileri kapalı ifadeler olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü, geleceğe ait konularda kapalı ifadelerin kullanılması, bir yandan -tabir yerindeyse- statükocu alimlerin ve onlara bağlı olan kitlelerin düşüncelerini okşamak, bir yandan da “gaybî ihbar” meselesi olduğundan dolayı Allah bildirmezse “kimse gaybı bilemez” düsturuna karşı saygısızlık etmemenin gereğinden kaynaklanmaktadır.<br />
----------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Eğer mehdi gelecekse, böyle önemli bir konu neden Kur'an'da yoktur?</span><br />
<br />
Mesih, Mehdi, Deccal gibi konuların Kur’an’da yer almadığı gerekçesiyle inkâr edilmesi, dini açıdan problemli bir bakış açısının ürünüdür. Bu bakış açısına göre herhangi bir şey Kur’an’da açık bir şekilde yer almıyorsa islâmî değildir, reddedilmelidir.<br />
<br />
Oysa böyle bir düşünce öncelikle Kur’an’ın kendisine aykırıdır. Zira Sünnet, Kur’an’ın mücmel ( detay vermeyen) ayetlerini tafsil ve müphem ( anlamı ilk bakışta anlaşılmayan, kapalı) ayetlerini açıkladığına göre, kıyamet alametleriyle ilgili ayetlerin beyan ve tafsilinin de Sünnet tarafından yapılmış olmasında garipsenecek bir durum yoktur.<br />
<br />
Zira Efendimiz ( asm)’in en temel görevlerinden birisi Kur’an’ın “tebliği” ise, bir diğeri de “açıklanması”dır. ( Nahl, 44, 64)<br />
<br />
Bu cümleden olarak Efendimiz ( asm)’in kıyamet alametleriyle ilgili ayetleri beyan ve tafsil etmiş olması da son derece tabiidir.<br />
<br />
Örneğin Kur’an’da "Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz." ( En'âm, 6/158 ) buyurulur. Ayette geçen "bazı alametler" ise Peygamberimiz ( asm) tarafından cevaplandırılmıştır ve bu durum gayet normaldir.<br />
<br />
Nitekim bir keresinde Sahabe'den bazılarının bulunduğu bir meclise gelen Efendimiz ( asm), ne yaptıklarını sormuş. Onlar da "Kıyametten bahsediyoruz" demişler. Bunun üzerine Efendimiz şu açıklamayı yapmıştır: "Siz onun öncesinde 10 alamet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır.." buyurmuş ve bu almaetleri de duman, Deccal, Dabbetu'l-Arz, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa ( a.s)'ın nüzulü, Ye'cüc-Me'cüc, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında bir yer batması ve Yemen'den, insanları önüne katarak sürükleyen bir ateşin çıkmasını zikretmiştir. ( bk. Müslim, Fiten, 39-40)<br />
<br />
İşte bu açıklama, Kıyamet alametleri olarak ayette geçen ifadenin bir tefsiridir.<br />
<br />
Hadis kitaplarının "Eşrâtu's-Sâ'a", "Fiten", "Melâhim" gibi bölümlerinde yer alan ve kıyamet kopmadan önce meydana gelecek hadiseleri anlatan rivayetlerin tamamını bu bağlamda düşünmek gerekir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdi ve Deccal konusunda en çok merak edilenler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=429</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 17:52:21 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=429</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve Deccal konusunda en çok merak edilenler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kur'ân'da Mehdî</span><br />
<br />
Kur'ân'da Mehdî açıkça zikredilmez. Ama işaretler bulunabilir. Mehdînin mânevî bir kurtarıcı, ıslahatçı olduğu düşünülürse, “Her milletin bir hâdîsi ( yol göstericisi) vardır” 1 âyetinin mehdîye işaret ettiği söylenebilir. Ayrıca Kur'ân'da mehdî mânâsına gelen mühtedî kelimesi de üç yerde kullanılmaktadır. 2<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sünnette Mehdî</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte her yüz senede bir müceddidin geleceği bildirilir.3Hadisin aslında geçen “men” edatı tekil anlama geldiği gibi çoğul için de kullanılabilmektedir. Bu durum, müceddidin bir değil, birkaç tane olabileceğini göstermektedir. Bu görüşün sahibi Iraklı âlim Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, “Özellikle Müslümanların büyük bir gerileme yaşadığı, Cahiliye medeniyetinin her tarafı sardığı, vatanlarının sömürüldüğü, faziletlerinin kaybolduğu, mefhumlarının sefihleştiği, dinden şüpheye düşüldüğü ve varlıklarının yokluk tehdidi altında bulunduğu bir asırda…” kaydını düşerek, Bediüzzamanla birlikte Efganî, Muhammed Abduh, es-Sinûsî, Muhammed İkbal, Hasan el-Bennâ ve Abdülhamid bin Badis gibi zatları da müceddid olarak zikretmektedir.4<br />
<br />
Kütüb-ü Sitte'den Ebû Davud, Tirmizî ve İbni Mâce'de mehdî açıkça zikredilmiştir. Buharî ve Müslim'de ise imam, halife tabirleriyle yer aldığı görülür. Meselâ İbni Hacer, Teftazanî ve el-Keşmirî, Buharî'de yer alan, “İmamınız sizden olduğu halde ibni Meryem indiği zaman haliniz nasıl olur?”5 hadisindeki "imam"dan maksadın Mehdî olduğunu kaydederler.6 İbni Hacer, bu rivayete dayanarak Hz. Mehdînin gelişiyle ilgili rivayetlerin sahih olduğu kanaatine varmakta, onun bu ümmetten olup Hz. İsa'nın onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili rivayetlerin de mütevatir olduğuna dair İmam-ı Şafiî'den bir nakil yapmaktadır.7<br />
<br />
Müslim'de, âhirzamanda gelen, bolluk ve refah dönemi yaşatan bir halifeden bahsedilmektedir8 ki âhirzamanda gelen bu halife de Hz. Mehdîdir.<br />
<br />
Mehdîyle ilgili hadisler Kütüb-ü Sittenin birçoğunda yer alır. Ebû Davud önemine binâen ona, Sünen'inde ayrı bir bölüm ayırmıştır. Mehdî'yle ilgili hadislerin bazıları zayıf görülse de birçoğunun sahih olduğunu burada belirtelim.<br />
<br />
Birgün Avf bin Malik'e Allah Resûlü,<br />
<br />
“Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncıya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın.”1 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Ebû Saidü'l-Hudrî rivayet ediyor:<br />
<br />
“Resûlullahtan sonra önemli bir olayın meydana gelmesinden korktuk ve Bunu Resûlullaha sorduk. O da Hz. Mehdî'yi müjdeledi.”2<br />
<br />
Şüphesiz bu dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklendiği dönemlerdir. Böyle bir anda âhir zamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü Ekrem de ( a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek,<br />
<br />
“Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.”3 buyurmuşlardır.<br />
<br />
Başka bir hadislerinde de Allah Resûlü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını bildirmiş, “Bu sulhtan sonra ne olacak?” diye sorduğunda da şöyle buyurmuşlardı:<br />
<br />
“Dalâlete dâvet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş.” 4 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da olsa ona tâbi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz. Mehdî'dir.<br />
<br />
Bu konu Asr-ı saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Seleme validemiz, Resûllullaha “Mehdî gelecek mi?” diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resûlü de “Evet, gelmesi haktır.”5 cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğini6 belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu ortaya koyar.<br />
<br />
Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan’a bakmış ve:<br />
<br />
“Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir ( Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında onun soyundan, Nebinizin ( s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak, ahlakında ona ( Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında ( beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir.” buyurmuştur. 7<br />
<br />
Büyük Alim Taftazani’nin ( Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makasıd adlı meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der:<br />
<br />
“Dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın ( liderin, büyüğün, mehdinin) çıkması konusunda ahadis-i sahiha ( sahih hadisler) varid olmuşlar.”8<br />
<br />
Kimdir bu Hz. Mehdî? Resûl-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesini kimlere karşı ve nasıl yapacaktır? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz.<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
- Mehdî kimdir?</span><br />
<br />
Sözlüklerde hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim olarak âhir zamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından özellikle doğru yol gösterilen, hakka yöneltilen, dinî noktalarda hata ve yanlışlıklardan korunan, insanları, bilhassa Müslümanları irşad eden, doğru yola sevk eden, zulüm ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyada adaleti tesis eden, âhir zamanda geleceği müjdelenen Âl-i Beytten büyük bir zâttır.<br />
<br />
Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları, îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını takviye edecek büyük bir âlimdir.<br />
<br />
Lisanü'l-Arap'ta Mehdînin, doğru yola erişmiş, hidayeti bulmuş olan; kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilen kimse diye tarifi yapılmaktadır.9<br />
<br />
Bu mânâda doğru yolda giden her Müslüman bir mehdîdir. Hz. Ali'ye hem doğru yolu gösterici anlamında hâdî, hem de mehdî denildiğini biliyoruz.10<br />
<br />
Dört halife ve onların yolunda gidenler de mehdiyyûn, yani mehdîler olarak anılmışlardır. Nitekim Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.),<br />
<br />
“Sizi sünnetime sımsıkı sarılmaya, raşid ve mehdî halifelerimin yolunda gitmeye teşvik ederim.”11<br />
<br />
buyurarak, onların yolunda gitmeyi tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
Hz. İbrahim ( a.s.), Hz. Muhammed, Dört Halife, Hz. Hüseyin, Süleyman bin Abdülmelik ve bazı Abbasî halifelerine Mehdî denildiğini de biliyoruz.12<br />
<br />
Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz'e Mehdî denilmiş, hatta Mehdîyle ilgili bazı hadisleri ona hamledenler de olmuştur.13 Büyük Mehdînin birçok evsafına sahip14 Mehdî-i Abbasînin ise, onun siyaset âlemindeki vazifesini yaptığını görüyoruz.15<br />
<br />
Demek ki "mehdî" kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime başına “el” takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde âhir zamanda geleceği müjdelenen meşhur ve mânevî büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür.<br />
<br />
-----------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal kimdir, yeryüzüne gelişi nasıl olacaktır? Ondan korunmamız için ne yapmamız gerekir?</span><br />
<br />
<br />
Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa ( a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.<br />
<br />
Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal</span><br />
<br />
Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz ( a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.<br />
<br />
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1)<br />
<br />
buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.( 2) Sadece Resûl-i Ekremin ( a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,( 3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.<br />
<br />
Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin ( asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.( 4)<br />
<br />
Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü ( asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.( 5)<br />
<br />
Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalâlete sürükleyici"( 6) özelliğine dikkat çekilmiştir.<br />
<br />
Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.<br />
<br />
Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalâle," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.( 7)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Süfyan</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte,<br />
<br />
"Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"( 8 )<br />
<br />
buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."( 9)<br />
<br />
Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.( 10)<br />
<br />
Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.( 11)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal hakkında tevatür var</span><br />
<br />
İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.( 12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.( 13)<br />
<br />
İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.( 14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Süfyanla ilgili hadis var mıdır?</span><br />
<br />
Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:<br />
<br />
"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."( 15)<br />
<br />
Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.( 16)<br />
<br />
Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali( 17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir( 18 ) ve Hz. Ali ( ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.( 19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.<br />
<br />
Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.<br />
<br />
Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim ( as)'siz, Firavunu Hz. Musa' ( as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.<br />
<br />
Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,<br />
<br />
"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi ( a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."( 20)<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------<br />
<br />
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1) hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.<br />
<br />
Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, mânevî hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu sûretle onun şerrinden korunabilir, mânevî dünyamızı tehlikelerden kurtarabiliriz.<br />
<br />
Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felâkettir. Mâdem ki onun gelişi kâinatın en büyük hadiselerinden birisidir. Mâdem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir. Besmele gibi heryerde, her vesileyle adı anılan, herşeyin önüne geçirilen, devamlı muhabbeti telkin edilen, âlemi İslâma ve istikbale pek acı tesiri olan bu müthiş adamın mâhiyetinin ne olduğunun bilinmesi için “binler adam hapse girse, hatta îdam olsalar, din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur.” Onun mahiyetinin okunup öğrenilmesiyle en mütemerridler bile mutlak inançsızlıktan, bir derece kurtulur, küfründe şüpheye düşer, mağrûrâne ve cür’etkârâne tecavüzlerini tadil ederler.( 2)<br />
<br />
Deccala bile bile taraftar olmak felâketlerin en büyüğüdür, mânen ölüm demektir.<br />
<br />
Halkın yüzde sekseni ehl-i tahkik olmadığı için hakikate doğrudan nüfuz edemez. Ancak âlimlere bakar, onları taklid ederler. Peki, ya âlimler de hakikati bulamamışlarsa? Eğer âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır.<br />
<br />
Ne yazık ki, bu konuda dünden bugüne ifrat ve tefritler olagelmiştir. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bir kısım âlimler, Deccalın harika birkısım özelliklerine bakıp böyle bir şeyin olamayacağını söyleyecek kadar ileri giderlerken, bazı âlimler de hiçbir tevil ve tefsire girmeksizin Deccalı hadislerde anlatıldığı şekliyle aynen bekleme yolunu seçmişlerdir. Birinciler imkânsızlığını belirtirlerken, ikinciler Allah'ın kudreti açısından herşeyin mümkün olduğunu, O diledikten sonra böyle bir Deccalın gelmesinin imkânsız olmayacağını söylemişlerlerdir.<br />
<br />
Oysa, normal şartlarda, bir insanın minareden daha yüksek olmasının, alnında kâfir yazısı bulunmasının, kırk günde dünyayı gezmesinin, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin 40 arşın olmasının, bağırdığında bütün dünyanın duymasının aynen gerçekleşmesi mümkün değildir. Eğer bu özelliklerde bir adam gelse, herkes onun Deccal olduğunu bilir, bu da imtihan sırrına ters düşer.<br />
<br />
Ama, bunları Resûlullah bildirdiğine göre inkâr etmeye de imkân yoktur. Bir bir gerçekleşecektir. Ancak tevilleri bilinmelidir ki akıldan uzak görülmesin, ne kadar yerinde ve hikmetli olduğu anlaşılsın.<br />
<br />
O halde önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hattâ okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.<br />
<br />
Deccal kolayca nasıl tanınır? Elbette ümmetini her an ve herkesten çok düşünen, onların sevincini sevinç, ıstırabını ıstırap edinen Allah Resûlünün, ona karşı ümmetini uyarmaması; onun mahiyet, özellik, fonksiyon ve icraatını bildirmemesi düşünülemez. İnsan, İslâmî bir hayatı esas alır ve hadislerde verilen bilgileri göz önüne alırsa onu tanımak zor olmaz. Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine"( 3) dikkat çekilmiştir. Güçlü bir îmana dayalı İslâmî bir hayat, münafıkâne hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdîyi göstermede zorlatmayacaktır.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerinde onun göze çarpan, en dikkat çekici özelliklerini bildirerek ümmetini teyakkuza davet ettiğini görmemek mümkün değildir. Birçoğu müteşabih ve mecaz yolla anlatılmış olan bu tip hadisleri, hadis uzmanları izah, tevil ve tefsir ederek net bir şekilde gözümüzün önüne sermiş, işimizi kolaylaştırmışlardır.<br />
<br />
Evet, Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"( 4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">a. Yahudîliği</span><br />
<br />
Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha ( a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.<br />
<br />
Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir:<br />
<br />
"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek."<br />
<br />
Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti:<br />
<br />
"Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">b. Vücut yapısı</span><br />
<br />
Deccal cüsseli, heybetli( 5) kızıl renkli,( 6) kıvırcık saçlı,( 7) ensesi kalın ve alnı geniş( 8 ) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.( 9) Alnında "kâfir" yazısı vardır.( 10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.( 11)<br />
<br />
Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle tevil getirildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"Bunun bir tevili şudur ki: o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve kànun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah, ihtidâ eder ( hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."( 12)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">c. Tek gözlülüğü</span><br />
<br />
Deccal tek gözlüdür.( 13)<br />
<br />
Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da ( a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah asla kör değildir."( 14) buyurmuşlardı.<br />
<br />
“Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir ( yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”( 15)<br />
<br />
“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”( 16) "Silik gözlüdür."( 17)<br />
<br />
Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,( 18 ) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.( 19)<br />
<br />
Kurtubî bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.( 20)<br />
<br />
Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.( 21)<br />
<br />
Mevlâna ise, "İnsan hevâ ve gazab sebebiyle kör olur" derken bu körlüğün başka bir yönünü nazara verir.<br />
<br />
Folklörde ise tek gözlülüğün kötüler ve zorbalar için kullanıldığını görüyoruz. Deccal için kullanılan tek gözlülük de "herşeyin kötüsü" anlamına gelmektedir. Arap folklöründe "gözleri cam gibi" tabiri de kadınlara düşkün kimse için kullanılmaktadır.( 22)<br />
<br />
Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması( 23) oldukça mânâlıdır.<br />
<br />
Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören, mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı, "Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"( 24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.( 25)<br />
<br />
Bediüzzaman ise Büyük Deccalın bir gözünün kör, diğerinin ona nisbeten kör hükmünde olduğunu, gözünde ispirtizma nev'inden büyüleyici bir manyetizma, İslâm Deccalının da, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunduğunu söylerken( 26) bunları şöyle yorumlamaktadır: "Hattâ rivayetlerde, 'Deccalın bir gözü kördür’ diye, nazar-ı dikkati gözüne çevirerek, büyük Deccalın bir gözü kör; ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkibeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."<br />
<br />
Bu izahlardan sonra Bediüzzaman, "Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. Avam-ı nâs hakikat-i hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler"( 27) der.<br />
<br />
Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'nde ise bu konuda şu ifadelere yer verildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"Deccalın yol açtığı âhirzaman fitnesinin, en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. Âhirzamanda ortaya çıkacak bir kısım beşerî ( hümanist) görüşler ve değerler, dinin yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din denmese bile ortaya attığı sistemi, kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i nazarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Bu yeni din, beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî hâkimiyeti kaldırmak için inkâr-ı ulûhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit dinî değerlerin yerine beşerî bir put ( hevâ) dikmeye çalışır. Temel mâbûdu madde ve insan olan lâdinî bir dindir. Hadis-i şeriflerden lâdinî olanların İslâmiyeti ortadan kaldırmaya çalışacakları ve mü'minlerin çeşitli hakaretlere maruz kalacakları anlaşılmaktadır. Bunların hem geçmişte, hem günümüzde aynen çıktığı şüphesizdir."( 28 )<br />
<br />
Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki, gösterebileceği harikulâdeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">d. Çocuğunun olmaması</span><br />
<br />
Resûl-i Ekrem ( a.s.m.), Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabîlerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş, tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.<br />
<br />
Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.( 29) Onun bu hali, Kevser Sûresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin, ayrıca ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">e. Minareden yüksek oluşu</span><br />
<br />
Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu( 30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit, on arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür.<br />
<br />
Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.( 31)<br />
<br />
Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkâr eden, kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükûa vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.( 32)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz:</span><br />
<br />
"'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah ( Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidînin kemiyeti ( mücahid ruhânî cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."( 33)<br />
<br />
Kastamonu Lâhikası'nda da yukardaki hadisi hürafe ve muhal gören zındıkları susturur, onu görünürdeki anlamıyla aynen gerçekleşecekmiş gibi itikad eden zahirî hocaları da ikaz eder tarzda farklı mânâlarından bir tanesinin gerçekleştiğini söyleyen Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşında ortaya çıkan tabloyu nazara verir. İsevîliği muhafazaya çalışan bir hükümetle, resmen dinsizlik ve Bolşevizme yardım eden, pis menfaati için Müslümanlar arasında ve Asya'da dinsizliğin yayılmasına taraftar olan fitnekâr ve cebbar hükümetler ve taraftarlarının şahs-ı mânevîleri cisimleştiği takdirde üç cihetle hadis-i şerife uygunluk arz ettiklerini söyler:<br />
<br />
Birinci cihet: Hakiki İsevî dinini esas tutan İsevî ruhânî cemaatiyle onlara karşı dinsizliği yaymaya başlayan cemaat, ayrı ayrı birer vücut giyecek olsalar, birincisi ikincisine göre minare boyundaki bir insanın yanındaki bir çocuk kadar da kalmaz.<br />
<br />
İkinci cihet: Resmî îlânıyla, "Allah'a dayanıp dinsizliği kaldıracağım, İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim" diyen ve yüz milyon küsür nüfûsuyla dört yüz milyona yakın bir nüfûsa; Bolşeviklere, müttefikleri olan Çin ve Amerika'ya gâlibâne ve öldürücü darbe vuran hükümetteki muharip cemaatin şahs-ı mânevîsiyle, mücadele ettikleri dinsizlerin şahs-ı mânevîsi cisimleşse, minare boyundaki bir insana nisbeten küçük bir insan gibi kalır. "Deccal dünyayı zabt eder" şeklindeki rivayet, "Dünya ekseriyetle ona taraftar olur" demektir. Nitekim öyle de olmuştur.<br />
<br />
Üçüncü cihet: Avrupa içerisinde dörtte bir bile yer işgal etmeyen, dine dayanıp Hz. İsa'nın vekâletini dâvâ ederek Asya, Afrika, Amerika ve Avusturalya'ya karşı gâlibâne savaşan bir hükümetin şahs-ı mânevîsiyle diğerlerinin şahs-ı mânevîleri bir insan sûretine girseler, hadis-i şerifin farklı mânâlarından birisi daha kendini göstermiş olacaktır.( 34)<br />
<br />
İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman:<br />
<br />
“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat ( nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”( 35)<br />
<br />
Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat, fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden bahsedilir.( 36)<br />
<br />
Şuâlar'da bunun da dört cihet ve sebebi—özetle—şöyle anlatılır:<br />
<br />
Birincisi: İstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukûa gelen gelişme ve iyilikler, haksız olarak kendilerine isnad edilerek, şahıslarının binlerce adam kadar bir iktidara sahip olduğu sanılır.<br />
<br />
İkincisi: Her iki Deccal da, büyük bir istibdad, büyük bir zulüm, büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, iktidarları da büyük görünür. Öyle bir istibdad sürerler ki, kànunlar perdesi altında herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdahale ederler.<br />
<br />
Üçüncüsü: Her iki Deccal da, İslâma ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudî komitesinin yardımını, kadın hürriyetlerini maske olarak kullanan bir komiteyi, İslâm Deccalı da mason komitelerini aldatıp desteklerini kazandıklarından, iktidarları dehşetli bir iktidar zannedilir. "Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla anlaşılıyor ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise; gâyet muktedir ve dahî ve faal ve gösterişi istemiyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrazam ve gâyet cesur ve iktidarı metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur, onları teshir eder ( emri altına alır). Onların fevkalâde ve dâhiyâne icraatlarını, riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnad ve o vasıta ile koca ordunun ve hükümetin teceddüt ( yenilik) ve inkılâb ve Harb-i Umûmî inkılâbından gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyâtı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işâa ettirir ( yaydırır)."<br />
<br />
Dördüncüsü: Büyük Deccalın ispirtizma nev'inden teshir edici ( büyüleyici) özellikleri bulunur. İslâm Deccalının da gözünde teshir edici bir manyetizma vardır. Sadece dünyayı maksat edinen bu münkir, mutlak inançsızlıktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulâde bir iktidar ve cesaret olarak görür.( 37)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">f. Kırk günde dünyayı gezmesi</span><br />
<br />
Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.( 38 )<br />
<br />
Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. ( yaklaşık 27 m).( 39)<br />
<br />
Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi ( öylesine hızlı gitmesi)( 40) bundan olsa gerek.<br />
<br />
"Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"( 41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.<br />
<br />
Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.( 42)<br />
<br />
Şuâlar'da da belirtildiğine göre, Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki, bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir.<br />
<br />
Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi araçlardan mûcizâne haber vermektedir.<br />
<br />
Ancak Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, aksine gâyet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, aksine fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.( 43)<br />
<br />
Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım: İnebolulu Ziya Dilek, gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle: "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman, ayakları yumuşak olacak. Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir: "Kardaşım, şu bindiğiniz otomobil bir parça o tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi, ayakları ( lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku, hem de ses çıkarıyor."( 44)<br />
<br />
Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkânsız görüp inkâra kalkarlarken, şimdikiler de normal görmektedirler.( 45)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">g. Harikulâdelikleri</span><br />
<br />
Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.( 46)<br />
<br />
Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?<br />
<br />
Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.<br />
<br />
Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç kàbilindendir.( 47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa, birkısım harikulâdelikler de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar.<br />
<br />
Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.( 48 )<br />
<br />
Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî ( öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.( 49)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu</span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur.<br />
<br />
Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.<br />
<br />
Deccalın iki nehrine geçmeden önce, aralarındaki benzerlikleri anlama açısından Talut’un nehir kıssasına bir göz atalım.<br />
<br />
Her devirde zulüm ve işkenceye maruz kalan İsrailoğulları, Hz. Musa’dan ( a.s) sonra yine sıkıntılarla başbaşa kalmış, düşmanlarıyla baş edebilmek için peygamberlerinden bir kumandan istemiş, “Bize bir kumandan tayin et de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi.<br />
<br />
Peygamberleri onlara şu îkazı yaptı: “Sakın, üzerinize savaş farz kılındıktan sonra harp etmekten kaçınmayasınız.”<br />
<br />
Onlar, “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım” demişlerdi. “Biz ki yurdumuzdan çıkarılmış, evladlarımızdan ayrı düşürülmüşüz.”<br />
<br />
Fakat onlara savaş farz kılındığında az bir kısmı hariç hepsi sözlerinden döndüler.<br />
<br />
Allah, onlara Talut’u kumandan tayin etti. Talut, ordusuyla düşmana yürüdü. Bir nehre geldiler. İşte o anda önceki imtihanlarına bir imtihan daha eklenecekti. Talut dedi ki:<br />
<br />
“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehrin suyundan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse şüphesiz o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.”<br />
<br />
Onlardan pek azı müstesnâ, geri kalanı o nehrin suyundan içtiler. Talût ve beraberindeki mü’minler nehri geçince, kalanlar, ‘Bugün bizim Câlût ve askerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler. Âhirete inanıp Allah’ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise onlara şöyle cevap verdiler: ‘Nice az topluluklar, nice kalabalık topluluklara gâlip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir.’<br />
<br />
Onlar Câlût ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında ise, ‘Ey Rabbimiz,’ dediler. ‘Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sâbit kıl. Ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”<br />
<br />
Sonra Allah’ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar. Davud da Câlût’u öldürdü.<br />
<br />
Bu hadise Bakara Sûresinin 246-251. âyetleri arasında anlatılır.<br />
<br />
Şimdi de Tâlut'la Hz. Mehdînin benzerliklerine geçelim.<br />
<br />
Tâlût, cesur, gözüpek büyük bir komutandı. Hz. Mehdî de en şirret düşmanlara karşı dahi gözünü budaktan esirgemeyen bir mâneviyat komutanı.<br />
<br />
Tâlût ve askerleri nehirden su içmemek üzere imtihana tâbi tutulmuşlar, su içenler güç ve tâkâttan düşüp yığılıp kalmış, içmeyen az bir grup ise kahramanca düşmanla çarpışıp gâlip gelmişti.<br />
<br />
Hz. Mehdî ve askerleri, yani talebeleri de Deccalın nehirleriyle imtihana tâbi tutulacaklar. “Sayıları Tâlût’un askerlerinin sayısı kadar”( 50) olan "ihlas, sadakat ve tesanüd"ü esas tutan, nefsine hâkim bu iradeli grup, onun tatlı sulu nehrinin aslında ateş, parlak bir ateş gibi görünen nehrinin ise soğuk su olduğunu görüp tatlı sudan içmeyeceklerdir. İçenler de imtihanı kaybedeceklerdir.<br />
<br />
Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.<br />
<br />
Bir gün Allah Resûlü ( a.s.m.), Sahabîlerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor:<br />
<br />
"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."( 51)<br />
<br />
Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.( 52)<br />
<br />
Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.( 53) Kendine tâbi olanları cennetine, tâbi olmayanları da cehennemine atar.( 54)<br />
<br />
Âlimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de meşakkat, azap ve elemdir"( 55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, belâ, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür ve sabır gösterecekleri anlatır.( 56)<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.( 57)<br />
<br />
Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.( 58 )<br />
<br />
Elindeki maddî güç ve imkânla, zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.( 59)<br />
<br />
Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam, mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner.<br />
<br />
Onun zamanında okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.( 60)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ı. Bilginleri kendine bende etmesi</span><br />
<br />
Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."( 61)<br />
<br />
Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî, Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.( 62)<br />
<br />
Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekâveti, fenni ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır, etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.( 63)<br />
<br />
Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı edineceklerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">i. Bağırınca bütün dünyanın duyması</span><br />
<br />
Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nâra atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.( 64) İslâm Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.( 65)<br />
<br />
Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman Deccalı herkes tanır.<br />
<br />
Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem ( a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma, hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını sürdürecektir.<br />
<br />
İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması, sûistimal etmesidir.<br />
<br />
Yeri gelmişken Resûlullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">j. Elinin delik olması</span><br />
<br />
Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak; Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer."( 66)<br />
<br />
Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar: "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."<br />
<br />
O da şu cevabı verir: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek, başkalarını da alıştıracak."( 67)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">k. Fitnesinin câzip olması</span><br />
<br />
Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz."( 68 ) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" ( 69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir.<br />
<br />
Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftûn eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup, o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer câzibedarlık ile, pervâne gibi, nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder.( 70)<br />
<br />
Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için taraftarları çok olur.<br />
<br />
<br />
-------------------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kur'ân "Deccal"den bahsediyor mu?</span><br />
<br />
Bilindiği gibi Kur'ân'da herşey bulunur. Ama bunu Kur'ân makam gereği bazan açıkça, doğrudan, bazan da gizlice, işaretle ve dolaylı olarak anlatır. Deccaldan da doğrudan olmasa da dolaylı olarak ve işaretle bahsettiğini görüyoruz. Âlimler, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeyip gökyüzüne çıkarıldığını bildiren âyetin hemen peşinden gelen ifadelerde, "And olsun ki, Ehl-i Kitaptan hiçbir kimse yoktur ki, ölümden önce İsa'nın hak peygamber olduğuna îman etmesin" meâlindeki Nisa Sûresinin 159. âyetinde geçen "ölümden önce" ifadesinin tefsirinde şu ifadelere yer vermişlerdir:<br />
<br />
"Âhirzaman geldiğinde Hz. İsa yeryüzüne inecek, ihtilâfa düşen Ehl-i Kitap da ona inanacaktır. Kıyamet kopmadan önce ona iftiraya kalkacak derecede ileri giden Yahudîlerle, ilâh diyecek derecede ifrat eden Hıristiyanların iftiralarında yalancı oldukları ortaya çıkacaktır.<br />
<br />
Hz. İsa'nın inmesi söz konusu olduğuna göre mücadele edeceği Deccala da otomatik olarak işaret edilmiş olmaktadır. İki zıttan birinden bahsedip diğerinden söz etmemek Arapların âdetidir." ( 1)<br />
<br />
Kıyamet alâmetlerinden bahseden ve önemli bir Kıyamet alâmeti olan Deccala, "Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün"( 2) âyetinde de işaret edilmiştir. Birçok müfessir de "O, Kıyamete bir alâmettir."( 3) âyetinin Deccala işaret ettiğini bildirmişlerdir.<br />
<br />
"Zamanımızın fitnesi en büyük fitne olduğundan, hem müteaddit hadisler, hem çok işârât-ı Kur'âniye aynı tarihiyle haber veriyorlar." ( 4) diyen, "Herbir âyetin mütaddit mânâları, herbir mânânın küllî ve her asırda efradı bulunduğunu" belirten, birçok âyetin işarî olarak asrımıza baktığını, "O küllî mânâda asrımız bir ferttir. Fakat hususiyet kesb etmiş ki, ona tarihiyle bakar" diyen, "asrımızın dehşetli fitnelere sahne olduğunu söyleyen" ( 5) Bediüzzaman'ın, Şuâlar'da kaydettiğine göre, "Hayır, muhakkak insan azgınlaşır"( 6) âyet-i kerimesi hem mânâ, hem de cifir hesabıyla o dehşetli şahsın hem zamanına, hem de şahsına işaret etmektedir.( 7)<br />
<br />
Bediüzzaman, Şuâlar'da Felak Sûresinin bu asra bakan bir tefsirini yaparken de yokluk âlemleri hesabına çalışan şerîrlerden, insî ve cinnî şeytanlardan muhafazayı emreden sûrenin her asra olduğu gibi acip asrımıza da işarî mânâsıyla, hem de daha çok ve daha açık şekilde baktığını belirtmektedir. Âyetlerin cifir hesabı ve mânâ yönüyle tahlil ve tefsirini yaparken, sûrede "şer" kelimesinin dört defa tekrar edilmesinin "asrın emsalsiz dört dehşetli ve fırtınalı maddî ve mânevî şerlerine ve inkılâplarına ve mübarezelerine aynı tarih ile parmak basıp, "Bunlardan çekininiz" diye emrettiğini ve bunun Kur'ân'a yakışır tarzda bir irşad-ı gaybî olduğunu ifade etmektedir. Aynı yerde, sûrenin, ecnebî antlaşmaların icbariyle önemli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle dindar millette ehemmiyetli tahavvüller meydana geleceğine hem cifir, hem de mânâ olarak işaret ettiğini de bildirmektedir. Ayrıca sûre, zamanlarının birer Deccalı olan dehşetli Cengiz ve Hülagu fitnesine işaret ettiği gibi asrımızın maddî mânevî şerlerine de baktırmaktadır.( 8 )<br />
<br />
Âyetü'l-Kürsî'den hemen sonra gelen Bakara Sûresinin 256. âyetinde de asrımızın bu dehşetli tahribatlarına hem cifir hesabı, hem de mânâ olarak dikkat çekilmektedir.( 9)<br />
<br />
Ayrıca, Bediüzzaman, "Onlar Allah'ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka birşeye razı olmaz-kâfirler hoşlanmasalar da" meâlindeki Tevbe Sûresinin 32. âyetinin asrımıza bakan işaretlerini anlatırken de Deccal ve komitesine işaretler çıkarmaktadır. Bu tesbite göre Avrupa zâlimleri, devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müthiş bir sûikast plânı yaparlar. Türkiye hamiyetperverleri ise 1324'te Hürriyeti ilân ederek o plânı akîm bırakmaya çalışır. Bundan altı yedi sene sonra Birinci Cihan Savaşı sonunda yine o sûikast niyetiyle Sevr Antlaşmasıyla Kur'ân'ın zararına gâyet ağır şartlarla kâfirâne fikirlerini icra etme plânlarını yaparlar. Bunu akîm bırakmak için de Türk milliyetperverleri Cumhuriyeti ilânla mukabeleye çalışmışlardır. İşte âyet cifir hesabıyla bu plânın yapıldığı tarihe, yani Hicrî 1324-34-54'e tam tamına tevafuk ederken, aynı zamanda bu herc ü mercte Kur'ân nurunu muhafazaya çalışan fedâkârlara da işaret etmektedir.<br />
<br />
Ayrıca âyet, cifir hesabıyla 1284 tarihinde Avrupa kâfirlerinin devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle on sene sonra Rusları tahrik edip meş'ûm doksan üç harbiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna geçici bir bulut perde edişlerine, Mevlânâ Halid'in şakirdleriyle bu bulut zulümâtını dağıtışlarına remzen parmak basmaktadır. Sonra da şu kayıt yer alır: "Eğer şeddeli lâmlar ve 'mim' ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümâtı dağıtacak zâtlar ise, Hz. Mehdînin şâkirdleri olabilir."( 10)<br />
<br />
Hz. Mehdînin hizmetinin söz konusu olduğu yerde Deccal da icraatını sürdürüyor demektir. Onun mânevî tahribatına ancak mânevî tahribatla karşı konulabilir.<br />
<br />
Ayrıca İslâm âlimlerinin Kur'ân'da tağut, Calut, Sâmirî gibi örnekleri Deccal'ın bir proto-tipi olarak kabul ettiklerini de burada belirtelim.<br />
<br />
Görüldüğü gibi Deccal Kur'ân'da açıkça yer almamaktadır. Ancak ona işaret eden birçok âyet-i kerime bulunmaktadır.<br />
<br />
Deccalın Kur'ân'da açıkça zikredilmeyiş hikmetini ise âlimler şöyle yorumlarlar: "İslâmın iki ana kaynağı vardır. Birincisi Kur'ân, ikincisi Sünnet. Deccaldan Kur'ân açıkça söz etmiyorsa da birçok hadis-i şerifte onun varlığından açık açık bahsedilmektedir. Bazan açık seçik olan şeyleri ikinci bir defa zikretmeye gerek duyulmamaktadır."<br />
<br />
( 1) İbni Kesir, Nihayetü'l-Bidaye ( Riyad: Muhammed Fehim nşr., 1968 ), .I:153; el-Askalânî, Fethu'l-Bârî, XIII:98.<br />
( 2) En'âm Sûresi, 158.<br />
( 3) ez-Zuhruf, 61.<br />
( 4) Şuâlar, s. 293.<br />
( 5) A.g.e., s. 240.<br />
( 6) Alak Sûresi, 6.<br />
( 7) Şuâlar, s. 514-515.<br />
( 8 ) A.g.e., s. 238-241.<br />
( 9) A.g.e., s. 242.<br />
( 10) A.g.e., s. 619-620.<br />
<br />
------------------------------</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve Deccal konusunda en çok merak edilenler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kur'ân'da Mehdî</span><br />
<br />
Kur'ân'da Mehdî açıkça zikredilmez. Ama işaretler bulunabilir. Mehdînin mânevî bir kurtarıcı, ıslahatçı olduğu düşünülürse, “Her milletin bir hâdîsi ( yol göstericisi) vardır” 1 âyetinin mehdîye işaret ettiği söylenebilir. Ayrıca Kur'ân'da mehdî mânâsına gelen mühtedî kelimesi de üç yerde kullanılmaktadır. 2<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sünnette Mehdî</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte her yüz senede bir müceddidin geleceği bildirilir.3Hadisin aslında geçen “men” edatı tekil anlama geldiği gibi çoğul için de kullanılabilmektedir. Bu durum, müceddidin bir değil, birkaç tane olabileceğini göstermektedir. Bu görüşün sahibi Iraklı âlim Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, “Özellikle Müslümanların büyük bir gerileme yaşadığı, Cahiliye medeniyetinin her tarafı sardığı, vatanlarının sömürüldüğü, faziletlerinin kaybolduğu, mefhumlarının sefihleştiği, dinden şüpheye düşüldüğü ve varlıklarının yokluk tehdidi altında bulunduğu bir asırda…” kaydını düşerek, Bediüzzamanla birlikte Efganî, Muhammed Abduh, es-Sinûsî, Muhammed İkbal, Hasan el-Bennâ ve Abdülhamid bin Badis gibi zatları da müceddid olarak zikretmektedir.4<br />
<br />
Kütüb-ü Sitte'den Ebû Davud, Tirmizî ve İbni Mâce'de mehdî açıkça zikredilmiştir. Buharî ve Müslim'de ise imam, halife tabirleriyle yer aldığı görülür. Meselâ İbni Hacer, Teftazanî ve el-Keşmirî, Buharî'de yer alan, “İmamınız sizden olduğu halde ibni Meryem indiği zaman haliniz nasıl olur?”5 hadisindeki "imam"dan maksadın Mehdî olduğunu kaydederler.6 İbni Hacer, bu rivayete dayanarak Hz. Mehdînin gelişiyle ilgili rivayetlerin sahih olduğu kanaatine varmakta, onun bu ümmetten olup Hz. İsa'nın onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili rivayetlerin de mütevatir olduğuna dair İmam-ı Şafiî'den bir nakil yapmaktadır.7<br />
<br />
Müslim'de, âhirzamanda gelen, bolluk ve refah dönemi yaşatan bir halifeden bahsedilmektedir8 ki âhirzamanda gelen bu halife de Hz. Mehdîdir.<br />
<br />
Mehdîyle ilgili hadisler Kütüb-ü Sittenin birçoğunda yer alır. Ebû Davud önemine binâen ona, Sünen'inde ayrı bir bölüm ayırmıştır. Mehdî'yle ilgili hadislerin bazıları zayıf görülse de birçoğunun sahih olduğunu burada belirtelim.<br />
<br />
Birgün Avf bin Malik'e Allah Resûlü,<br />
<br />
“Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncıya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın.”1 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Ebû Saidü'l-Hudrî rivayet ediyor:<br />
<br />
“Resûlullahtan sonra önemli bir olayın meydana gelmesinden korktuk ve Bunu Resûlullaha sorduk. O da Hz. Mehdî'yi müjdeledi.”2<br />
<br />
Şüphesiz bu dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklendiği dönemlerdir. Böyle bir anda âhir zamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü Ekrem de ( a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek,<br />
<br />
“Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.”3 buyurmuşlardır.<br />
<br />
Başka bir hadislerinde de Allah Resûlü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını bildirmiş, “Bu sulhtan sonra ne olacak?” diye sorduğunda da şöyle buyurmuşlardı:<br />
<br />
“Dalâlete dâvet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş.” 4 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da olsa ona tâbi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz. Mehdî'dir.<br />
<br />
Bu konu Asr-ı saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Seleme validemiz, Resûllullaha “Mehdî gelecek mi?” diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resûlü de “Evet, gelmesi haktır.”5 cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğini6 belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu ortaya koyar.<br />
<br />
Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan’a bakmış ve:<br />
<br />
“Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir ( Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında onun soyundan, Nebinizin ( s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak, ahlakında ona ( Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında ( beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir.” buyurmuştur. 7<br />
<br />
Büyük Alim Taftazani’nin ( Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makasıd adlı meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der:<br />
<br />
“Dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın ( liderin, büyüğün, mehdinin) çıkması konusunda ahadis-i sahiha ( sahih hadisler) varid olmuşlar.”8<br />
<br />
Kimdir bu Hz. Mehdî? Resûl-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesini kimlere karşı ve nasıl yapacaktır? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz.<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
- Mehdî kimdir?</span><br />
<br />
Sözlüklerde hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim olarak âhir zamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından özellikle doğru yol gösterilen, hakka yöneltilen, dinî noktalarda hata ve yanlışlıklardan korunan, insanları, bilhassa Müslümanları irşad eden, doğru yola sevk eden, zulüm ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyada adaleti tesis eden, âhir zamanda geleceği müjdelenen Âl-i Beytten büyük bir zâttır.<br />
<br />
Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları, îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını takviye edecek büyük bir âlimdir.<br />
<br />
Lisanü'l-Arap'ta Mehdînin, doğru yola erişmiş, hidayeti bulmuş olan; kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilen kimse diye tarifi yapılmaktadır.9<br />
<br />
Bu mânâda doğru yolda giden her Müslüman bir mehdîdir. Hz. Ali'ye hem doğru yolu gösterici anlamında hâdî, hem de mehdî denildiğini biliyoruz.10<br />
<br />
Dört halife ve onların yolunda gidenler de mehdiyyûn, yani mehdîler olarak anılmışlardır. Nitekim Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.),<br />
<br />
“Sizi sünnetime sımsıkı sarılmaya, raşid ve mehdî halifelerimin yolunda gitmeye teşvik ederim.”11<br />
<br />
buyurarak, onların yolunda gitmeyi tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
Hz. İbrahim ( a.s.), Hz. Muhammed, Dört Halife, Hz. Hüseyin, Süleyman bin Abdülmelik ve bazı Abbasî halifelerine Mehdî denildiğini de biliyoruz.12<br />
<br />
Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz'e Mehdî denilmiş, hatta Mehdîyle ilgili bazı hadisleri ona hamledenler de olmuştur.13 Büyük Mehdînin birçok evsafına sahip14 Mehdî-i Abbasînin ise, onun siyaset âlemindeki vazifesini yaptığını görüyoruz.15<br />
<br />
Demek ki "mehdî" kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime başına “el” takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde âhir zamanda geleceği müjdelenen meşhur ve mânevî büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür.<br />
<br />
-----------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal kimdir, yeryüzüne gelişi nasıl olacaktır? Ondan korunmamız için ne yapmamız gerekir?</span><br />
<br />
<br />
Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa ( a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.<br />
<br />
Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal</span><br />
<br />
Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz ( a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.<br />
<br />
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1)<br />
<br />
buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.( 2) Sadece Resûl-i Ekremin ( a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,( 3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.<br />
<br />
Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin ( asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.( 4)<br />
<br />
Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü ( asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.( 5)<br />
<br />
Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalâlete sürükleyici"( 6) özelliğine dikkat çekilmiştir.<br />
<br />
Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.<br />
<br />
Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalâle," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.( 7)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Süfyan</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte,<br />
<br />
"Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"( 8 )<br />
<br />
buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."( 9)<br />
<br />
Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.( 10)<br />
<br />
Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.( 11)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal hakkında tevatür var</span><br />
<br />
İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.( 12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.( 13)<br />
<br />
İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.( 14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Süfyanla ilgili hadis var mıdır?</span><br />
<br />
Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:<br />
<br />
"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."( 15)<br />
<br />
Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.( 16)<br />
<br />
Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali( 17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir( 18 ) ve Hz. Ali ( ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.( 19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.<br />
<br />
Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.<br />
<br />
Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim ( as)'siz, Firavunu Hz. Musa' ( as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.<br />
<br />
Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,<br />
<br />
"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi ( a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."( 20)<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------<br />
<br />
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1) hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.<br />
<br />
Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, mânevî hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu sûretle onun şerrinden korunabilir, mânevî dünyamızı tehlikelerden kurtarabiliriz.<br />
<br />
Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felâkettir. Mâdem ki onun gelişi kâinatın en büyük hadiselerinden birisidir. Mâdem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir. Besmele gibi heryerde, her vesileyle adı anılan, herşeyin önüne geçirilen, devamlı muhabbeti telkin edilen, âlemi İslâma ve istikbale pek acı tesiri olan bu müthiş adamın mâhiyetinin ne olduğunun bilinmesi için “binler adam hapse girse, hatta îdam olsalar, din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur.” Onun mahiyetinin okunup öğrenilmesiyle en mütemerridler bile mutlak inançsızlıktan, bir derece kurtulur, küfründe şüpheye düşer, mağrûrâne ve cür’etkârâne tecavüzlerini tadil ederler.( 2)<br />
<br />
Deccala bile bile taraftar olmak felâketlerin en büyüğüdür, mânen ölüm demektir.<br />
<br />
Halkın yüzde sekseni ehl-i tahkik olmadığı için hakikate doğrudan nüfuz edemez. Ancak âlimlere bakar, onları taklid ederler. Peki, ya âlimler de hakikati bulamamışlarsa? Eğer âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır.<br />
<br />
Ne yazık ki, bu konuda dünden bugüne ifrat ve tefritler olagelmiştir. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bir kısım âlimler, Deccalın harika birkısım özelliklerine bakıp böyle bir şeyin olamayacağını söyleyecek kadar ileri giderlerken, bazı âlimler de hiçbir tevil ve tefsire girmeksizin Deccalı hadislerde anlatıldığı şekliyle aynen bekleme yolunu seçmişlerdir. Birinciler imkânsızlığını belirtirlerken, ikinciler Allah'ın kudreti açısından herşeyin mümkün olduğunu, O diledikten sonra böyle bir Deccalın gelmesinin imkânsız olmayacağını söylemişlerlerdir.<br />
<br />
Oysa, normal şartlarda, bir insanın minareden daha yüksek olmasının, alnında kâfir yazısı bulunmasının, kırk günde dünyayı gezmesinin, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin 40 arşın olmasının, bağırdığında bütün dünyanın duymasının aynen gerçekleşmesi mümkün değildir. Eğer bu özelliklerde bir adam gelse, herkes onun Deccal olduğunu bilir, bu da imtihan sırrına ters düşer.<br />
<br />
Ama, bunları Resûlullah bildirdiğine göre inkâr etmeye de imkân yoktur. Bir bir gerçekleşecektir. Ancak tevilleri bilinmelidir ki akıldan uzak görülmesin, ne kadar yerinde ve hikmetli olduğu anlaşılsın.<br />
<br />
O halde önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hattâ okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.<br />
<br />
Deccal kolayca nasıl tanınır? Elbette ümmetini her an ve herkesten çok düşünen, onların sevincini sevinç, ıstırabını ıstırap edinen Allah Resûlünün, ona karşı ümmetini uyarmaması; onun mahiyet, özellik, fonksiyon ve icraatını bildirmemesi düşünülemez. İnsan, İslâmî bir hayatı esas alır ve hadislerde verilen bilgileri göz önüne alırsa onu tanımak zor olmaz. Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine"( 3) dikkat çekilmiştir. Güçlü bir îmana dayalı İslâmî bir hayat, münafıkâne hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdîyi göstermede zorlatmayacaktır.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerinde onun göze çarpan, en dikkat çekici özelliklerini bildirerek ümmetini teyakkuza davet ettiğini görmemek mümkün değildir. Birçoğu müteşabih ve mecaz yolla anlatılmış olan bu tip hadisleri, hadis uzmanları izah, tevil ve tefsir ederek net bir şekilde gözümüzün önüne sermiş, işimizi kolaylaştırmışlardır.<br />
<br />
Evet, Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"( 4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">a. Yahudîliği</span><br />
<br />
Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha ( a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.<br />
<br />
Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir:<br />
<br />
"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek."<br />
<br />
Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti:<br />
<br />
"Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">b. Vücut yapısı</span><br />
<br />
Deccal cüsseli, heybetli( 5) kızıl renkli,( 6) kıvırcık saçlı,( 7) ensesi kalın ve alnı geniş( 8 ) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.( 9) Alnında "kâfir" yazısı vardır.( 10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.( 11)<br />
<br />
Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle tevil getirildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"Bunun bir tevili şudur ki: o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve kànun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah, ihtidâ eder ( hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."( 12)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">c. Tek gözlülüğü</span><br />
<br />
Deccal tek gözlüdür.( 13)<br />
<br />
Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da ( a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah asla kör değildir."( 14) buyurmuşlardı.<br />
<br />
“Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir ( yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”( 15)<br />
<br />
“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”( 16) "Silik gözlüdür."( 17)<br />
<br />
Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,( 18 ) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.( 19)<br />
<br />
Kurtubî bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.( 20)<br />
<br />
Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.( 21)<br />
<br />
Mevlâna ise, "İnsan hevâ ve gazab sebebiyle kör olur" derken bu körlüğün başka bir yönünü nazara verir.<br />
<br />
Folklörde ise tek gözlülüğün kötüler ve zorbalar için kullanıldığını görüyoruz. Deccal için kullanılan tek gözlülük de "herşeyin kötüsü" anlamına gelmektedir. Arap folklöründe "gözleri cam gibi" tabiri de kadınlara düşkün kimse için kullanılmaktadır.( 22)<br />
<br />
Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması( 23) oldukça mânâlıdır.<br />
<br />
Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören, mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı, "Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"( 24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.( 25)<br />
<br />
Bediüzzaman ise Büyük Deccalın bir gözünün kör, diğerinin ona nisbeten kör hükmünde olduğunu, gözünde ispirtizma nev'inden büyüleyici bir manyetizma, İslâm Deccalının da, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunduğunu söylerken( 26) bunları şöyle yorumlamaktadır: "Hattâ rivayetlerde, 'Deccalın bir gözü kördür’ diye, nazar-ı dikkati gözüne çevirerek, büyük Deccalın bir gözü kör; ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkibeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."<br />
<br />
Bu izahlardan sonra Bediüzzaman, "Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. Avam-ı nâs hakikat-i hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler"( 27) der.<br />
<br />
Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'nde ise bu konuda şu ifadelere yer verildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"Deccalın yol açtığı âhirzaman fitnesinin, en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. Âhirzamanda ortaya çıkacak bir kısım beşerî ( hümanist) görüşler ve değerler, dinin yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din denmese bile ortaya attığı sistemi, kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i nazarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Bu yeni din, beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî hâkimiyeti kaldırmak için inkâr-ı ulûhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit dinî değerlerin yerine beşerî bir put ( hevâ) dikmeye çalışır. Temel mâbûdu madde ve insan olan lâdinî bir dindir. Hadis-i şeriflerden lâdinî olanların İslâmiyeti ortadan kaldırmaya çalışacakları ve mü'minlerin çeşitli hakaretlere maruz kalacakları anlaşılmaktadır. Bunların hem geçmişte, hem günümüzde aynen çıktığı şüphesizdir."( 28 )<br />
<br />
Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki, gösterebileceği harikulâdeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">d. Çocuğunun olmaması</span><br />
<br />
Resûl-i Ekrem ( a.s.m.), Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabîlerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş, tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.<br />
<br />
Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.( 29) Onun bu hali, Kevser Sûresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin, ayrıca ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">e. Minareden yüksek oluşu</span><br />
<br />
Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu( 30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit, on arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür.<br />
<br />
Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.( 31)<br />
<br />
Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkâr eden, kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükûa vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.( 32)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz:</span><br />
<br />
"'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah ( Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidînin kemiyeti ( mücahid ruhânî cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."( 33)<br />
<br />
Kastamonu Lâhikası'nda da yukardaki hadisi hürafe ve muhal gören zındıkları susturur, onu görünürdeki anlamıyla aynen gerçekleşecekmiş gibi itikad eden zahirî hocaları da ikaz eder tarzda farklı mânâlarından bir tanesinin gerçekleştiğini söyleyen Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşında ortaya çıkan tabloyu nazara verir. İsevîliği muhafazaya çalışan bir hükümetle, resmen dinsizlik ve Bolşevizme yardım eden, pis menfaati için Müslümanlar arasında ve Asya'da dinsizliğin yayılmasına taraftar olan fitnekâr ve cebbar hükümetler ve taraftarlarının şahs-ı mânevîleri cisimleştiği takdirde üç cihetle hadis-i şerife uygunluk arz ettiklerini söyler:<br />
<br />
Birinci cihet: Hakiki İsevî dinini esas tutan İsevî ruhânî cemaatiyle onlara karşı dinsizliği yaymaya başlayan cemaat, ayrı ayrı birer vücut giyecek olsalar, birincisi ikincisine göre minare boyundaki bir insanın yanındaki bir çocuk kadar da kalmaz.<br />
<br />
İkinci cihet: Resmî îlânıyla, "Allah'a dayanıp dinsizliği kaldıracağım, İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim" diyen ve yüz milyon küsür nüfûsuyla dört yüz milyona yakın bir nüfûsa; Bolşeviklere, müttefikleri olan Çin ve Amerika'ya gâlibâne ve öldürücü darbe vuran hükümetteki muharip cemaatin şahs-ı mânevîsiyle, mücadele ettikleri dinsizlerin şahs-ı mânevîsi cisimleşse, minare boyundaki bir insana nisbeten küçük bir insan gibi kalır. "Deccal dünyayı zabt eder" şeklindeki rivayet, "Dünya ekseriyetle ona taraftar olur" demektir. Nitekim öyle de olmuştur.<br />
<br />
Üçüncü cihet: Avrupa içerisinde dörtte bir bile yer işgal etmeyen, dine dayanıp Hz. İsa'nın vekâletini dâvâ ederek Asya, Afrika, Amerika ve Avusturalya'ya karşı gâlibâne savaşan bir hükümetin şahs-ı mânevîsiyle diğerlerinin şahs-ı mânevîleri bir insan sûretine girseler, hadis-i şerifin farklı mânâlarından birisi daha kendini göstermiş olacaktır.( 34)<br />
<br />
İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman:<br />
<br />
“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat ( nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”( 35)<br />
<br />
Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat, fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden bahsedilir.( 36)<br />
<br />
Şuâlar'da bunun da dört cihet ve sebebi—özetle—şöyle anlatılır:<br />
<br />
Birincisi: İstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukûa gelen gelişme ve iyilikler, haksız olarak kendilerine isnad edilerek, şahıslarının binlerce adam kadar bir iktidara sahip olduğu sanılır.<br />
<br />
İkincisi: Her iki Deccal da, büyük bir istibdad, büyük bir zulüm, büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, iktidarları da büyük görünür. Öyle bir istibdad sürerler ki, kànunlar perdesi altında herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdahale ederler.<br />
<br />
Üçüncüsü: Her iki Deccal da, İslâma ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudî komitesinin yardımını, kadın hürriyetlerini maske olarak kullanan bir komiteyi, İslâm Deccalı da mason komitelerini aldatıp desteklerini kazandıklarından, iktidarları dehşetli bir iktidar zannedilir. "Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla anlaşılıyor ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise; gâyet muktedir ve dahî ve faal ve gösterişi istemiyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrazam ve gâyet cesur ve iktidarı metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur, onları teshir eder ( emri altına alır). Onların fevkalâde ve dâhiyâne icraatlarını, riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnad ve o vasıta ile koca ordunun ve hükümetin teceddüt ( yenilik) ve inkılâb ve Harb-i Umûmî inkılâbından gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyâtı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işâa ettirir ( yaydırır)."<br />
<br />
Dördüncüsü: Büyük Deccalın ispirtizma nev'inden teshir edici ( büyüleyici) özellikleri bulunur. İslâm Deccalının da gözünde teshir edici bir manyetizma vardır. Sadece dünyayı maksat edinen bu münkir, mutlak inançsızlıktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulâde bir iktidar ve cesaret olarak görür.( 37)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">f. Kırk günde dünyayı gezmesi</span><br />
<br />
Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.( 38 )<br />
<br />
Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. ( yaklaşık 27 m).( 39)<br />
<br />
Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi ( öylesine hızlı gitmesi)( 40) bundan olsa gerek.<br />
<br />
"Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"( 41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.<br />
<br />
Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.( 42)<br />
<br />
Şuâlar'da da belirtildiğine göre, Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki, bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir.<br />
<br />
Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi araçlardan mûcizâne haber vermektedir.<br />
<br />
Ancak Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, aksine gâyet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, aksine fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.( 43)<br />
<br />
Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım: İnebolulu Ziya Dilek, gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle: "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman, ayakları yumuşak olacak. Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir: "Kardaşım, şu bindiğiniz otomobil bir parça o tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi, ayakları ( lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku, hem de ses çıkarıyor."( 44)<br />
<br />
Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkânsız görüp inkâra kalkarlarken, şimdikiler de normal görmektedirler.( 45)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">g. Harikulâdelikleri</span><br />
<br />
Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.( 46)<br />
<br />
Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?<br />
<br />
Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.<br />
<br />
Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç kàbilindendir.( 47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa, birkısım harikulâdelikler de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar.<br />
<br />
Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.( 48 )<br />
<br />
Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî ( öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.( 49)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu</span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur.<br />
<br />
Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.<br />
<br />
Deccalın iki nehrine geçmeden önce, aralarındaki benzerlikleri anlama açısından Talut’un nehir kıssasına bir göz atalım.<br />
<br />
Her devirde zulüm ve işkenceye maruz kalan İsrailoğulları, Hz. Musa’dan ( a.s) sonra yine sıkıntılarla başbaşa kalmış, düşmanlarıyla baş edebilmek için peygamberlerinden bir kumandan istemiş, “Bize bir kumandan tayin et de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi.<br />
<br />
Peygamberleri onlara şu îkazı yaptı: “Sakın, üzerinize savaş farz kılındıktan sonra harp etmekten kaçınmayasınız.”<br />
<br />
Onlar, “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım” demişlerdi. “Biz ki yurdumuzdan çıkarılmış, evladlarımızdan ayrı düşürülmüşüz.”<br />
<br />
Fakat onlara savaş farz kılındığında az bir kısmı hariç hepsi sözlerinden döndüler.<br />
<br />
Allah, onlara Talut’u kumandan tayin etti. Talut, ordusuyla düşmana yürüdü. Bir nehre geldiler. İşte o anda önceki imtihanlarına bir imtihan daha eklenecekti. Talut dedi ki:<br />
<br />
“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehrin suyundan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse şüphesiz o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.”<br />
<br />
Onlardan pek azı müstesnâ, geri kalanı o nehrin suyundan içtiler. Talût ve beraberindeki mü’minler nehri geçince, kalanlar, ‘Bugün bizim Câlût ve askerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler. Âhirete inanıp Allah’ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise onlara şöyle cevap verdiler: ‘Nice az topluluklar, nice kalabalık topluluklara gâlip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir.’<br />
<br />
Onlar Câlût ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında ise, ‘Ey Rabbimiz,’ dediler. ‘Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sâbit kıl. Ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”<br />
<br />
Sonra Allah’ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar. Davud da Câlût’u öldürdü.<br />
<br />
Bu hadise Bakara Sûresinin 246-251. âyetleri arasında anlatılır.<br />
<br />
Şimdi de Tâlut'la Hz. Mehdînin benzerliklerine geçelim.<br />
<br />
Tâlût, cesur, gözüpek büyük bir komutandı. Hz. Mehdî de en şirret düşmanlara karşı dahi gözünü budaktan esirgemeyen bir mâneviyat komutanı.<br />
<br />
Tâlût ve askerleri nehirden su içmemek üzere imtihana tâbi tutulmuşlar, su içenler güç ve tâkâttan düşüp yığılıp kalmış, içmeyen az bir grup ise kahramanca düşmanla çarpışıp gâlip gelmişti.<br />
<br />
Hz. Mehdî ve askerleri, yani talebeleri de Deccalın nehirleriyle imtihana tâbi tutulacaklar. “Sayıları Tâlût’un askerlerinin sayısı kadar”( 50) olan "ihlas, sadakat ve tesanüd"ü esas tutan, nefsine hâkim bu iradeli grup, onun tatlı sulu nehrinin aslında ateş, parlak bir ateş gibi görünen nehrinin ise soğuk su olduğunu görüp tatlı sudan içmeyeceklerdir. İçenler de imtihanı kaybedeceklerdir.<br />
<br />
Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.<br />
<br />
Bir gün Allah Resûlü ( a.s.m.), Sahabîlerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor:<br />
<br />
"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."( 51)<br />
<br />
Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.( 52)<br />
<br />
Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.( 53) Kendine tâbi olanları cennetine, tâbi olmayanları da cehennemine atar.( 54)<br />
<br />
Âlimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de meşakkat, azap ve elemdir"( 55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, belâ, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür ve sabır gösterecekleri anlatır.( 56)<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.( 57)<br />
<br />
Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.( 58 )<br />
<br />
Elindeki maddî güç ve imkânla, zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.( 59)<br />
<br />
Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam, mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner.<br />
<br />
Onun zamanında okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.( 60)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ı. Bilginleri kendine bende etmesi</span><br />
<br />
Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."( 61)<br />
<br />
Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî, Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.( 62)<br />
<br />
Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekâveti, fenni ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır, etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.( 63)<br />
<br />
Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı edineceklerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">i. Bağırınca bütün dünyanın duyması</span><br />
<br />
Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nâra atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.( 64) İslâm Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.( 65)<br />
<br />
Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman Deccalı herkes tanır.<br />
<br />
Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem ( a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma, hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını sürdürecektir.<br />
<br />
İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması, sûistimal etmesidir.<br />
<br />
Yeri gelmişken Resûlullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">j. Elinin delik olması</span><br />
<br />
Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak; Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer."( 66)<br />
<br />
Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar: "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."<br />
<br />
O da şu cevabı verir: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek, başkalarını da alıştıracak."( 67)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">k. Fitnesinin câzip olması</span><br />
<br />
Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz."( 68 ) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" ( 69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir.<br />
<br />
Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftûn eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup, o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer câzibedarlık ile, pervâne gibi, nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder.( 70)<br />
<br />
Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için taraftarları çok olur.<br />
<br />
<br />
-------------------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kur'ân "Deccal"den bahsediyor mu?</span><br />
<br />
Bilindiği gibi Kur'ân'da herşey bulunur. Ama bunu Kur'ân makam gereği bazan açıkça, doğrudan, bazan da gizlice, işaretle ve dolaylı olarak anlatır. Deccaldan da doğrudan olmasa da dolaylı olarak ve işaretle bahsettiğini görüyoruz. Âlimler, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeyip gökyüzüne çıkarıldığını bildiren âyetin hemen peşinden gelen ifadelerde, "And olsun ki, Ehl-i Kitaptan hiçbir kimse yoktur ki, ölümden önce İsa'nın hak peygamber olduğuna îman etmesin" meâlindeki Nisa Sûresinin 159. âyetinde geçen "ölümden önce" ifadesinin tefsirinde şu ifadelere yer vermişlerdir:<br />
<br />
"Âhirzaman geldiğinde Hz. İsa yeryüzüne inecek, ihtilâfa düşen Ehl-i Kitap da ona inanacaktır. Kıyamet kopmadan önce ona iftiraya kalkacak derecede ileri giden Yahudîlerle, ilâh diyecek derecede ifrat eden Hıristiyanların iftiralarında yalancı oldukları ortaya çıkacaktır.<br />
<br />
Hz. İsa'nın inmesi söz konusu olduğuna göre mücadele edeceği Deccala da otomatik olarak işaret edilmiş olmaktadır. İki zıttan birinden bahsedip diğerinden söz etmemek Arapların âdetidir." ( 1)<br />
<br />
Kıyamet alâmetlerinden bahseden ve önemli bir Kıyamet alâmeti olan Deccala, "Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün"( 2) âyetinde de işaret edilmiştir. Birçok müfessir de "O, Kıyamete bir alâmettir."( 3) âyetinin Deccala işaret ettiğini bildirmişlerdir.<br />
<br />
"Zamanımızın fitnesi en büyük fitne olduğundan, hem müteaddit hadisler, hem çok işârât-ı Kur'âniye aynı tarihiyle haber veriyorlar." ( 4) diyen, "Herbir âyetin mütaddit mânâları, herbir mânânın küllî ve her asırda efradı bulunduğunu" belirten, birçok âyetin işarî olarak asrımıza baktığını, "O küllî mânâda asrımız bir ferttir. Fakat hususiyet kesb etmiş ki, ona tarihiyle bakar" diyen, "asrımızın dehşetli fitnelere sahne olduğunu söyleyen" ( 5) Bediüzzaman'ın, Şuâlar'da kaydettiğine göre, "Hayır, muhakkak insan azgınlaşır"( 6) âyet-i kerimesi hem mânâ, hem de cifir hesabıyla o dehşetli şahsın hem zamanına, hem de şahsına işaret etmektedir.( 7)<br />
<br />
Bediüzzaman, Şuâlar'da Felak Sûresinin bu asra bakan bir tefsirini yaparken de yokluk âlemleri hesabına çalışan şerîrlerden, insî ve cinnî şeytanlardan muhafazayı emreden sûrenin her asra olduğu gibi acip asrımıza da işarî mânâsıyla, hem de daha çok ve daha açık şekilde baktığını belirtmektedir. Âyetlerin cifir hesabı ve mânâ yönüyle tahlil ve tefsirini yaparken, sûrede "şer" kelimesinin dört defa tekrar edilmesinin "asrın emsalsiz dört dehşetli ve fırtınalı maddî ve mânevî şerlerine ve inkılâplarına ve mübarezelerine aynı tarih ile parmak basıp, "Bunlardan çekininiz" diye emrettiğini ve bunun Kur'ân'a yakışır tarzda bir irşad-ı gaybî olduğunu ifade etmektedir. Aynı yerde, sûrenin, ecnebî antlaşmaların icbariyle önemli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle dindar millette ehemmiyetli tahavvüller meydana geleceğine hem cifir, hem de mânâ olarak işaret ettiğini de bildirmektedir. Ayrıca sûre, zamanlarının birer Deccalı olan dehşetli Cengiz ve Hülagu fitnesine işaret ettiği gibi asrımızın maddî mânevî şerlerine de baktırmaktadır.( 8 )<br />
<br />
Âyetü'l-Kürsî'den hemen sonra gelen Bakara Sûresinin 256. âyetinde de asrımızın bu dehşetli tahribatlarına hem cifir hesabı, hem de mânâ olarak dikkat çekilmektedir.( 9)<br />
<br />
Ayrıca, Bediüzzaman, "Onlar Allah'ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka birşeye razı olmaz-kâfirler hoşlanmasalar da" meâlindeki Tevbe Sûresinin 32. âyetinin asrımıza bakan işaretlerini anlatırken de Deccal ve komitesine işaretler çıkarmaktadır. Bu tesbite göre Avrupa zâlimleri, devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müthiş bir sûikast plânı yaparlar. Türkiye hamiyetperverleri ise 1324'te Hürriyeti ilân ederek o plânı akîm bırakmaya çalışır. Bundan altı yedi sene sonra Birinci Cihan Savaşı sonunda yine o sûikast niyetiyle Sevr Antlaşmasıyla Kur'ân'ın zararına gâyet ağır şartlarla kâfirâne fikirlerini icra etme plânlarını yaparlar. Bunu akîm bırakmak için de Türk milliyetperverleri Cumhuriyeti ilânla mukabeleye çalışmışlardır. İşte âyet cifir hesabıyla bu plânın yapıldığı tarihe, yani Hicrî 1324-34-54'e tam tamına tevafuk ederken, aynı zamanda bu herc ü mercte Kur'ân nurunu muhafazaya çalışan fedâkârlara da işaret etmektedir.<br />
<br />
Ayrıca âyet, cifir hesabıyla 1284 tarihinde Avrupa kâfirlerinin devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle on sene sonra Rusları tahrik edip meş'ûm doksan üç harbiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna geçici bir bulut perde edişlerine, Mevlânâ Halid'in şakirdleriyle bu bulut zulümâtını dağıtışlarına remzen parmak basmaktadır. Sonra da şu kayıt yer alır: "Eğer şeddeli lâmlar ve 'mim' ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümâtı dağıtacak zâtlar ise, Hz. Mehdînin şâkirdleri olabilir."( 10)<br />
<br />
Hz. Mehdînin hizmetinin söz konusu olduğu yerde Deccal da icraatını sürdürüyor demektir. Onun mânevî tahribatına ancak mânevî tahribatla karşı konulabilir.<br />
<br />
Ayrıca İslâm âlimlerinin Kur'ân'da tağut, Calut, Sâmirî gibi örnekleri Deccal'ın bir proto-tipi olarak kabul ettiklerini de burada belirtelim.<br />
<br />
Görüldüğü gibi Deccal Kur'ân'da açıkça yer almamaktadır. Ancak ona işaret eden birçok âyet-i kerime bulunmaktadır.<br />
<br />
Deccalın Kur'ân'da açıkça zikredilmeyiş hikmetini ise âlimler şöyle yorumlarlar: "İslâmın iki ana kaynağı vardır. Birincisi Kur'ân, ikincisi Sünnet. Deccaldan Kur'ân açıkça söz etmiyorsa da birçok hadis-i şerifte onun varlığından açık açık bahsedilmektedir. Bazan açık seçik olan şeyleri ikinci bir defa zikretmeye gerek duyulmamaktadır."<br />
<br />
( 1) İbni Kesir, Nihayetü'l-Bidaye ( Riyad: Muhammed Fehim nşr., 1968 ), .I:153; el-Askalânî, Fethu'l-Bârî, XIII:98.<br />
( 2) En'âm Sûresi, 158.<br />
( 3) ez-Zuhruf, 61.<br />
( 4) Şuâlar, s. 293.<br />
( 5) A.g.e., s. 240.<br />
( 6) Alak Sûresi, 6.<br />
( 7) Şuâlar, s. 514-515.<br />
( 8 ) A.g.e., s. 238-241.<br />
( 9) A.g.e., s. 242.<br />
( 10) A.g.e., s. 619-620.<br />
<br />
------------------------------</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdi ve Altınçağ]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=428</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 17:45:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=428</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve Altınçağ</span><br />
<br />
65- Altınçağ Ne Demektir?<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ( sav)'in hadislerinde kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak olan ahir zaman hakkında çok detaylı bilgiler ve işaretler yer almaktadır. Peygamberimiz ( sav)'in verdiği bilgilere göre, bu dönemde birbiri ardınca pek<br />
<br />
çok önemli olay gerçekleşecektir. Ahir zamanın ilk devresinde dünyada büyük bir bozulma ve karmaşa hüküm sürecek, ikinci aşamada ise gerçek din ahlakının yaşanmasıyla birlikte yeryüzünde barış ve huzur hakim olacaktır.<br />
<br />
Ahir zamanın ilk aşamasında, Allah'ı inkar ederek ateizmi ve dinsizliği telkin eden bir takım felsefi sistemler nedeniyle insanlar arasında büyük bir dejenerasyon yaşanacaktır. İnsanlık yaratılış amacından uzaklaşacak, bunun sonucunda<br />
<br />
büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma oluşacaktır. Büyük felaketler, savaşlar ve acılar yaşanacak ve tüm insanlar bu sıkıntılara son verebilmek için "nasıl kurtuluruz" sorusunun cevabını arayacaklardır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki, ahir zaman alametleri olarak bildirilen bu gelişmelerin pek çoğu, günümüzde birebir haber verildiği şekilde gerçekleşmiştir. Son zamanlarda yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet, anarşi<br />
<br />
ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin giderek artmış olması ise, yine ahir zamanın ilk döneminin yaşanmakta olduğunun bir göstergesidir.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Allah, bu karanlık dönemin ardından insanları ahir zamanın karmaşasından kurtaracak ve büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Allah, güzel ahlaktan uzaklaşan insanları, dejenerasyona<br />
<br />
uğrayan toplumları doğru yola iletmek için “Mehdi” yani “doğruya götüren” sıfatını taşıyan Hz. Mehdi'yi vesile kılacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde ve islam alimlerinin açıklamalarında, Hz. Mehdi'nin bu doğrultuda üç büyük sorumluluk üstlendiği bildirilmektedir. Hz. Mehdi öncelikle Allah’ı inkar eden ve dinsizliği destekleyen felsefi sistemlerin<br />
<br />
fikri olarak çürütülmesini sağlayacaktır. Diğer yandan İslam’ı, Kuran’da ve Peygamberimiz ( sav)'in sünnetinde bildirildiği şekilde özüne döndürecektir. İslamiyet’i tüm bozulmalardan, hurafelerden arındırarak gerçek Kuran ahlakının<br />
<br />
yaşanmasını sağlayacaktır. Ahir zamanın ilk döneminde insanlığın içerisinde bulunduğu tüm karışıklıklara, toplumsal sorunlara, sosyal sıkıntılara çözüm getirecek, tüm yeryüzüne barış, huzur, mutluluk ve güzel ahlakın hakim olmasına<br />
<br />
vesile olacaktır.<br />
<br />
Hz. Mehdi ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa ise, özellikle Hıristiyan ve Yahudi dünyasına hitap edecek, onları içine düştükleri hurafelerden sıyrılıp Kuran ahlakını yaşamaya çağıracaktır. Hıristiyanların Hz.<br />
<br />
İsa'ya uymasıyla birlikte İslam ve Hıristiyan alemi tek bir inançta birleşecek ve dünya “Altınçağ” adı verilen büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.<br />
<br />
İnsanların asırlardır özlemini duydukları bu kutlu dönem, hadislerin işaretlerine göre yarım yüzyıldan fazla sürecek ve Peygamberimiz ( sav)'in zamanında yaşanan “Asr-ı Saadet” benzeri bir dönem olacaktır.<br />
66- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerinde İnsanların Altınçağ’ın Güzelliğine Özenmeleri ve Altınçağ’da Yaşamış Olmayı Dileyecekleri Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Altınçağ’da yaşam o denli güzel olacaktır ki, tüm insanlar bu dönemde yaşamış olmayı isteyeceklerdir. "Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayacaklar, bu güzelliklerden daha fazla yararlanmak için Allah'tan ömürlerinin<br />
<br />
uzatılmasını"temenni edeceklerdir. Altınçağ’a duyulan bu özlem Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde şöyle bildirilmiştir :<br />
<br />
Onun zamanında, büyükler "Keşke ben küçük olsaydım", küçükler de "Keşke ben büyük olsaydım" diyeceklerdir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 48 ) ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)<br />
<br />
Naim b. Hammad, İbni Abbas’dan tahric etti ki :<br />
<br />
Hz. Mehdi Bizim Ehli Beyt’ten bir gençtir. İhtiyarlarımız ona yetişemeyecek, gençlerimiz ise onu ümid edeceklerdir. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 23)<br />
<br />
Zamanı o kadar adil olacak ki, kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir... ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 22)<br />
<br />
Onlar her zalime ve cebbar oğlu cebbara galip gelir. Onun devrinde ölülerin dirilere imreneceği bir adalet görülür. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 68 )<br />
<br />
Hatta yaşayanlar ( kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için) ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 437)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) hadislerinde, insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşlarına vesile olacak çok kıymetli bir insan olan Hz. Mehdi'ye tabi olunmasını bildirmiş ve onun döneminde yaşanacak tüm bu hayırlara işaret etmiştir :<br />
<br />
İbni Ebi Şeybe ve Naim b. Hammad Fiten isimli eserde, İbni Mace ve Ebu Naim ise İbni Mes’ud’dan tahric ettiler. O dedi ki :<br />
<br />
... O ( Mehdi) arza sahib olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Mehdi'dir. ( Ahir zaman Mehdisinin<br />
<br />
alametleri, Celalettin Suyuti, s. 14)<br />
<br />
İnsanlar, Allah'ın Kuran'da inanan kullarına müjdelediği güzelliklerin hepsini bu dönemde yaşayabileceklerdir. Allah ayetinde iman eden müminleri dünyada da güzel bir hayatla yaşatacağını şöyle bildirmektedir :<br />
<br />
Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. ( Nahl Suresi, 97)<br />
67- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde Yeryüzünün Adaletle Dolacağı Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Allah Kuran’ın “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta<br />
<br />
olduklarınızdan haberi olandır.” ( Maide Suresi, 8 ) ayetiyle iman sahiplerine adaletli davranmalarını bildirmiştir. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana, katıksız bir adalet, Kuran ahlakının bir<br />
<br />
gereğidir. Ancak Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde bildirildiği üzere ahir zamanda insanlar Kuran’da bildirilen bu ahlaktan uzaklaşacak, adaletsizlik yeryüzüne alabildiğine hakim olacaktır. Nitekim günümüzde dünyanın dört bir yanında<br />
<br />
süregelen çatışmalar, savaşlar, öldürülen, sakat kalan, evlerinden yurtlarından sürülen, yüzlerce kilometre yolu yürüyerek barınacak yer arıyan mültecilerin, sokaklarda yaşayan kimsesiz çocukların, yardıma ve bakıma muhtaç, kimsesizliğe<br />
<br />
terk edilen yaşlıların durumu, adaletin gereği gibi uygulanmadığının açık bir göstergesidir.<br />
<br />
Ancak Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışıyla birlikte yeryüzünde hüküm süren bu durum sona erecek, tüm dünyada benzeri görülmemiş bir adalet ortamı sağlanacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu adil<br />
<br />
ortam şöyle haber verilmektedir :<br />
<br />
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracak. ( Sünen-i Ebu Davud, 5/92)<br />
<br />
Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. ( Süneni-i Ebu Davud, 5/93)<br />
<br />
Bu ( Emir) de insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. ( Sünen-i İbn-i Mace, 10/348<br />
<br />
Zulüm ve fıskla dolu olan dünya, o ( Hz. Mehdi) geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)<br />
<br />
Hz. Mehdi’nin zamanında adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade edilecektir. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil<br />
<br />
Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Onun adaleti her yeri kaplayacak ve insanlar arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)<br />
<br />
Dünya hayatının bir günü kalsa Allahü Teala o günü uzatır, benim ehli beytimden bir adam gönderir. Onun ismi benim ismim gibidir. Babasının ismi babamın ismi gibidir. Zulüm ve kötülükle dolmuş dünyayı, adalet ve dürüstlükle<br />
<br />
dolduracaktır. ( Ebu Davud. Tirmizi.) ( Büyük Fitne Mesih Deccal, Saim Güngör, Pamuk Yayınları, s. 80) ( Ebu Davud ve Tırmizi /<br />
Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt,s. 365)<br />
68- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerine Göre Hz. Mehdi Yeryüzündeki Tüm Fitneleri Önleyecek midir?<br />
<br />
Geride bıraktığımız 20. yüzyıl "Savaşlar Yüzyılı" olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda yine savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın dört bir yanında devam etmektedir. Günümüzde hiçbir ülke<br />
<br />
terör saldırılarından yana güvende değildir. Avrupa'dan Amerika'ya, Asya'dan Afrika'ya kadar dünyanın dört bir yanında terörist bombalamalar, kundaklamalar, uçak kaçırmalar, rehin almalar, iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef<br />
<br />
alan terörist saldırılar, günlük hayatta karşılaşılan bireysel şiddet olayları da büyük bir hızla devam etmektedir.<br />
<br />
Terörizm, tüm dünyaya büyük yıkım getirmekte, insanların hayatları üzerinde çok olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Peygamberimiz ( sav), hadislerinde ahir zamanda yaşanacak bu ortamı şöyle tarif etmektedir :<br />
<br />
... Sonunda da belalar, fitneler ve hoşlanmayacağınız birçok kötü işler isabet edecektir. Arka arkaya öyle fitneler gelir ki, sonra gelen gittikçe daha büyük olduğu için önce geleni ince ve hafif bırakır. ( İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-<br />
<br />
Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 394-395, no. 733)<br />
<br />
Ancak yine Peygamberimiz ( sav)'in müjdelerine göre, bu korku ve şiddet dolu karanlık dönemin ardından Allah, Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlığı büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Yeryüzündeki tüm fitneler, savaşlar, katliamlar,<br />
<br />
terör, şiddet ve anarşi eylemleri son bulacak; yerini aydınlık, barış ve huzur dolu bir döneme bırakacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi'nin “fitneleri önleyeceği” şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beyt’ime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)<br />
<br />
Tozlu, dumanlı karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takib edecek, ta ki Ehli Beyt’imden kendisine Mehdi denilen bir zat çıkıncaya kadar. Şayet Ona yetişirsen, Ona tabi ol ve hidayete erenlerden ol. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il<br />
<br />
Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)<br />
69- Altınçağ’da Tüm Dünyada Yaşanan Savaşlar ve Çatışmalar, Terör ve Anarşi Ortamı Son Bulacak mıdır?<br />
<br />
Tarih boyunca gönderilen tüm elçiler, yaşadıkları toplumlara barış ve adalet getirmiş, peygamberlerin gelişi ümmetlerin üzerindeki zulmün ve zorbalığın kalkmasına vesile olmuştur. Kuran’da elçilerin bu özelliği şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar. ( Yunus Suresi, 47)<br />
<br />
Hz. Mehdi de yeryüzüne geldiği dönemde bu özelliği taşıyacak ve Allah’ın izniyle tüm yeryüzündeki zulmün, işkencenin zorbaca uygulamaların son bulmasına vesile olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’da gerçekleşecek bu durumu<br />
<br />
hadislerinde şöyle müjdelemiştir :<br />
<br />
… Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. Süneni-i Ebu Davut, 5/93)<br />
<br />
Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( ( Sahih-i Müslim, 1/136)<br />
<br />
Savaş ( erbabı) da ağırlıklarını ( silah ve malzemelerini) bırakacak. ( Sünen-i İbn Mace, 10/334)<br />
<br />
Harp ( erbabi) ağırlıklarını ( yani silah ve saireyi) bırakır. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 496)<br />
<br />
Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır. Zehirli olan her hayvanın zehri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu, elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi<br />
<br />
olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, Kitabü-l fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim : Haydar Hatipoğlu, Bab 33,<br />
s. 331-335)<br />
<br />
Onun zamanında kurtla koyun birarada oynayacak, yılanlar çocuklara zarar vermeyecektir. İnsan bir avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
70- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Dönemindeki Güvenlikli Ortamı Nasıl Tarif Etmektedir?<br />
<br />
Hadislerin işaretlerine göre, Altınçağ'da yaşanacak hayat, barış ve esenlik dolu olacaktır. Dünyadan anarşi, terör, kargaşa, düşmanlık, şiddet tümüyle kalkması sonucunda insanlar cennet benzeri bir ortama kavuşacaklardır. Her türlü adil<br />
<br />
sistem oluşturulduğu ve tüm insanlar, Allah korkusunu öğrendiği ve bunun şuuruna vardığı için hırsızlık, sahtekarlık, dolandırıcılık gibi toplumsal sorunlar yaşanmayacaktır. Cinayetler, saldırılar, taciz, iftira ve hakaret içeren<br />
<br />
eylemler ve toplum huzurunu bozacak her türlü tavır bozuklukları ve suistimaller ortadan kalkacaktır. Kavgalar, bağırtılar, tartışmalar, uyuşturucu almış insanların veya dengesiz insanların saldırma ihtimali son bulacak, insanlar bu tür<br />
<br />
eylemlerden kaynaklanan tüm endişe ve korkularından kurtulacaklardır. Yeryüzünün her köşesi insanların büyük bir rahatlık, huzur ve güven içerisinde yaşayabilecekleri emin beldelere dönüşecektir. Gece gündüz heryerde, sokaklarda güven<br />
<br />
içinde dolaşabileceklerdir. Herkes istediği saatte istediği yerde ailesiyle gezebilecek, çocuklarını hiçbir endişeye kapılmadan rahatlıkla okullarına gönderebileceklerdir.<br />
<br />
İnsanlar devlete duydukları güven ve saygıyı, onun birimlerine kolaylık sağlayarak göstereceklerdir. Kızgınlıkla hareket eden, ters davranan, zorluk çıkaran insanlar olmayacaktır. Aksine Kuran ahlakını yaşayan insanlar son derece<br />
<br />
yardımsever ve hoşgörülü tutumlarıyla, devletin yanında yer alacak, devlet birimlerinin işlerini kolaylaştıracak şekilde hareket edeceklerdir.<br />
<br />
Tüm devletler milletlerine güvenecek, halkın sahtekarlık yapma ihtimaline dayalı, halkı potansiyel tehlike olarak gören kontrol sistemleri ortadan kalkacaktır. Halka güven esas alınacak, insanların beyanı yeterli olacak ve buna göre<br />
<br />
hareket edilecektir.<br />
<br />
Halk araştırmaya, doğruyu öğrenip buna göre hareket etmeye yönlendirilecek, ani infiallerin ve kitlesel eylemlerin oluşması doğal olarak sözkonusu olmayacaktır. İnsanlar her ne sorunları olursa olsun bunu sevgi, saygı ve uyum içerisinde<br />
<br />
kolaylıkla halledebileceklerini bilmenin huzur ve güvenini yaşayacaklardır. Hadislerde, o dönemde toplumda hakim olacak olan bu güvenli ortam çok çarpıcı örneklendirmelerle haber verilmiştir. Bu bilgilere göre, Altınçağ’da “kurtla koyun<br />
<br />
birarada otlayacak”, “çocuklar yılan ve akreple oynayacak ama zarar görmeyeceklerdir”. Bu güven ortamını tarif eden hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
... Her yer emin bir hale gelir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58 )<br />
<br />
... Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynaşacak... ( İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 179, 1699)<br />
<br />
Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir. ( Nuaym b. Hammad, vr. 74b; Suyuti, c. II, s. 77; El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya, adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner. ( Nuaym b. Hammad, K. Fiten vr. 77b;<br />
<br />
Suyuti, c. II, s. 77; El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)<br />
<br />
Rükun ile Makam arasında kendisine biat edilecektir. Hz. Mehdi o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il<br />
<br />
Muntazar, s. 42)<br />
71- Hz. Mehdi Zamanında Tüm Dünyaya Barış ve Huzurun Hakim Olacağı Nasıl Haber Verilmektedir?<br />
<br />
Altınçağ'da yaşanacak olan tüm güzelliklerin yanı sıra toplum yaşantısı da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman eden ve dinine yönelen insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir yaşam sunacaktır. Allah Kuran'da, güzellik<br />
<br />
yapan, Kuran ahlakına uyan kullarını daha güzeli ve fazlasıyla nimetlendireceğini şöyle müjdelemektedir :<br />
<br />
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz<br />
<br />
kalacaklardır. ( Yunus Suresi, 25-26)<br />
<br />
Ayette bildirilen "güzellik yapan" insanlara vaat edilen "barış yurdu" Altınçağ'da tam anlamıyla yaşanacaktır. Kuran ahlakının yaşanması, “…Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk ( fesad) yaparak karışıklık<br />
<br />
çıkarmayın.” ( Bakara Suresi, 60) ayeti gereğince, insanların karışıklığa, huzursuzluğa ve sıkıntıya yol açabilecek her türlü tavırdan sakınmalarını sağlayacaktır. Toplumlar, her zaman için Kuran ahlakına uygun huzur ve sükunet dolu,<br />
<br />
itidalli, hoşgörülü, sorunları akılcı bir şekilde çözme arayışı içinde olan, olayları tırmandırmayan aksine her zaman uzlaştırıcı yönde olan bir tutum sergileyeceklerdir.<br />
72- Hadislerde Hz. Mehdi’nin İnsanlar Arasındaki Kin, Düşmanlık ve Husumeti Ortadan Kaldıracağı Bildirilmiş midir?<br />
<br />
Hz. Mehdi vesilesiyle Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak, tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’ın bu önemli<br />
<br />
özelliğini hadislerinde şöyle haber vermektedir :<br />
<br />
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( Sahih-i Müslim, 1/136)<br />
<br />
Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra, mutlaka benim Ehli Beytim'den birisi çıkar. Ve nasıl daha önce zulüm ve düşmanlıkla doluysa, O dünyayı adaletle doldurur. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)<br />
<br />
Hz. Mehdi, önceden aralarında husumet olan halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanmasına, tüm sorunlar sevgi ve güzel ahlak ile çözüme kavuşturulmasına vesile olacaktır.<br />
73- Altınçağ’da İnsanlar Arasındaki Sevgi, Kardeşlik ve Muhabbet Nasıl Olacaktır?<br />
<br />
Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden ( düşmanlığından) kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır. ( Taberani'den,<br />
<br />
Heysemi, c. VII, s. 317; Nuaym b. Hammad, vr 52b; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)<br />
<br />
Nasıl bizimle, onlar aralarındaki şirk ve adavetten kurtulmuş ve kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmişse, ( onun gelişiyle) yine öyle olacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)<br />
<br />
Benim evladımdan Muhammed b. Abdullah ( Mehdi) ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalpleri ferahlar. Acem ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il<br />
<br />
Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)<br />
74- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Döneminde Tüm Toplumlara Güzel Ahlakın Hakim Olacağını Haber Vermiş midir?<br />
<br />
Tüm insanların çok büyük bir huzur, güven ve konfor içinde olacakları Altınçağ’ın en önemli özelliklerinden biri, insanların Kuran'a bağlı ve Kuran ahlakının eksiksiz olarak yaşandığı bir dönem olmasıdır. İnsanlar Allah’tan korktukları<br />
<br />
ve ahirette tüm yapıp ettiklerinden sorguya çekileceklerinin bilincinde oldukları için bencillik, kin, öfke, nefret, haset, intikam hisleri gibi kötü ahlak özelliklerinden, yolsuzluktan, haksız kazanç elde etmekten, yalan söylemekten,<br />
<br />
insanların canına kast etmekten, rüşvet almaktan titizlikle sakınacaklardır. Bunların yerine insanlar arasında dürüstlük, yardımseverlik, fedakarlık, başkalarının iyiliğini, sağlığını, rahatını, güvenliğini düşünmek, sevgi, saygı,<br />
<br />
merhamet, vefa, sadakat, kardeşlik gibi güzel ahlak özellikleri hakim olacaktır.<br />
<br />
Allah’tan korkup sakınan, ihlaslı, tevekkül sahibi, herşeyi hayır gözüyle değerlendiren, çokça şükreden, vicdanlı, şefkatli, merhametli, adil, cesur, güvenilir, güçlü, onurlu, alçakgönüllü, anlayışlı, hoşgörülü, insancıl, sevecen, hakkı<br />
<br />
söylemekten çekinmeyen, sabırlı, öfkesine kapılmayan, hatalarında direnmeyen, çoğunluğa değil hakka uyan, sözüne sadık, vefakar, iffetli, uzlaştırıcı kimselerin varlığı üstün ahlaklı toplumlar oluşmasını sağlayacaktır.<br />
<br />
Allah korkusunun ve Kuran ahlakının yaşanması sonucunda ümitsiz, şevksiz insan kalmayacak, her işlerinde şevkle hareket edecek, topluma ve kendilerine faydalı kimseler haline geleceklerdir.<br />
<br />
Allah’ın kendileri için yarattığı güzelikleri ve çevrelerindeki nimetleri çok daha iyi görüp takdir edebilecek ve tüm bunlardan çok daha fazla zevk alabileceklerdir. İnsanlara, çocuklara karşı duyulan sevgi; yaşlılara, muhtaçlara olan<br />
<br />
şevkat ve merhamet hisleri çok fazla artacaktır. İnsanlar yanlarında çalışan kimselere karşı sevgi ve saygı dolu bir ahlak göstereceklerdir. Çalışanlarının ailelerini koruyup kollayacak, her sorunlarına ortak olup, her ihtiyaçları<br />
<br />
olduğunda toplumun her kesimi birbirinin yardımına koşacaktır.<br />
<br />
Toplumda sahtelik, basitlik, yüzeysellik tümüyle ortadan kalkacak; insanların kişiliklerine derinlik, samimiyet, ve kalite hakim olacaktır. İnsan ruhuna ve mümin kişiliğine yakışmayan her türlü adilik ve basitlik Kuran ahlakının<br />
<br />
yaşanmasıyla kendiliğinden ortadan kalkacaktır.<br />
<br />
Yine Kuran ahlakının bir gereği olarak insanlar temizliğe de büyük önem verecek, hem çevrelerini hem de kendilerini olabildiğince temiz ve güzel hale getireceklerdir. Toplumun her kesiminde, tüm insanlar son derece temiz, şık ve bakımlı<br />
<br />
olacaklardır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da, Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu ahlak güzelliği şöyle ifade edilmiştir :<br />
<br />
Tabarani, Evsad’da Amr. B. Ali tariki ile Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti :<br />
<br />
... Cenab-ı Hak İslamı nasıl Bizimle başlatmışsa O’nunla sona erdirecektir. Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten ( husumet ve düşmanlıktan) kurtulmuş ve kalplerine ülfet ( dostluk) ve muhabbet ( sevgi) yerleşmişse, (<br />
<br />
Onun gelişi ile) yine öyle olacaktır. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 20)<br />
<br />
... Onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır." ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)<br />
75- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde İnsanlar Arasında Yaşanacak Olan Sosyal Adalet Nasıl Anlatılmıştır?<br />
<br />
Bazı toplumlarda dil, ırk, etnik köken gibi özellikler de çok büyük önem taşımakta ve adaleti uygulayan kimselerin kararlarına etki edebilmektedir. Oysa farklı ırk ve milletlerin bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş değil, kültürel<br />
<br />
bir zenginliktir. Bu çeşitlilik Allah'ın yaratışındaki bir güzelliktir. Bunun yanı sıra zenginlik ya da fakirlik gibi etkenler de insanların birbirlerine karşı olan tavırlarına ve adalet anlayışlarına etki edebilmektedir. Oysa Kuran<br />
<br />
ahlakına göre, insanlar Allah Katında yalnızca imanlarının ve Allah korkularının derinliği ile üstün olabilirler. Dolayısıyla Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması, yeryüzünde bu anlayış eksikliğine bağlı olarak yaşanan sosyal<br />
<br />
adaletsizlikleri ortadan kaldıracak en güzel ve tek çözüm yoludur. Kuran'da tarif edilen İslam ahlakı, adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. Kuran’a göre gerçek<br />
<br />
adalet, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah'tan korkarak sağlanan bir adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsi bir menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin hayata bakış açısı, dili, ırkı, teninin rengi<br />
<br />
kararlarında etki edemeyecek, sadece haktan yana karar verilecektir. Allah’ın izniyle Altınçağ’da böyle bir ahlak tüm toplumlara hakim olacak ve gerçek adalet, gerçek huzur ve güven tüm yeryüzüne hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in<br />
<br />
hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak olan bu durum şöyle haber verilmektedir :<br />
<br />
İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)<br />
<br />
Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır... ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )<br />
<br />
Hadislerin işaretlerine göre Altınçağ’da, toplumda ihtiyaç içinde olanın gözetilmemesi, sadece çok küçük bir zümrenin bolluk içinde yaşaması gibi adaletsizlikler son bulacaktır. Komşusu açken kimse tok yatmayacak, tek yanlı zenginlik<br />
<br />
utanç vesilesi haline gelecektir. Egoistlik ve bencillik ortadan kalkacağı için herkes birbirini yemeğe davet edecek, maddi manevi tüm imkanlarını birbiriyle paylaşacaktır. Halkın birbirine karşı olan merhameti alabildiğine artacak,<br />
<br />
herkes birbirini zengin etmeye çalışacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak, huzur ve güven dolu<br />
<br />
bir ortam olacaktır. Bu ortamın bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekarlığa, kötülüğe ve haram fiillere de yanaşmayacaklardır.<br />
76- Altınçağ’da İnsanlar Fikir Hürriyetine Sahip Olacaklar mıdır?<br />
<br />
İslam ahlakı, inanç konusunda insanlara tam bir hürriyet tanımaktadır. İslam'ın vahyedildiği dönemden günümüze kadar geçerli olan bu anlayış, İslam ahlakının da temelini oluşturmuştur.<br />
<br />
İslam ahlakına göre insan istediği inancı seçmekte özgürdür ve hiç kimse bir diğerini inanç konusunda zorlayamaz. Müslüman İslam olmasını talep ettiği kişiye sadece tebliğ yapmakla, Allah'ın varlığını, Kuran'ın Allah'ın hak kitabı, Hz.<br />
<br />
Muhammed ( sav)'in ise O'nun elçisi olduğunu, ahiretin ve hesap gününün varlığını, İslam ahlakının güzelliklerini anlatmakla yükümlüdür. Ama bu yükümlülüğü sadece din ahlakını anlatma ile sınırlıdır. Allah Kuran’da bu durumu şöyle<br />
<br />
bildirmektedir :<br />
<br />
Dinde zorlama ( ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk ( rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. ( Bakara<br />
<br />
Suresi, 256)<br />
<br />
Kendisine İslam dini anlatıldığı zaman kişi kendi isteğiyle iman eder, hiçbir baskı ya da zorlama altında kalmadan karar verir. İnsan doğruyu ya da yanlışı seçmekte özgürdür. Eğer yanlış seçimi yaparsa ahirette bunun karşılığını<br />
<br />
alacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Altınçağ’da, Kuran ahlakının bir gereği olan bu fikir özgürlüğüne dayalı anlayış tüm toplumlara hakim olacaktır. Bunun sonucunda ise siyasi çekişmeler tamamen ortadan kalkacak,<br />
<br />
dostluk ve sevgi ortamı içerisinde tam bir demokrasi ortamı oluşacaktır. Başkalarına zarar vermemek şartı ile her türlü inanç özgürce yaşanacak, kargaşa ve çatışmaya sebebiyet vermeden herkes fikrini istediği gibi beyan edebilecektir.<br />
77- Altınçağ’da Farklı Dinler Arasındaki Barış ve Hoşgörü Nasıl Olacaktır?<br />
<br />
İslam dini, insanları dini inançlarını seçmede özgür bırakırken, diğer dinlere saygılı olmayı emreder. Bir insan Kuran'da batıl olarak tarif edilen bir inanca sahip olsa dahi, Kuran ahlakını yaşayan insanlar arasında huzur ve barış<br />
<br />
içinde yaşayabilir. Kendi inançlarına göre ibadetlerini özgürce yerine getirebilir. Hiç kimse bir diğerini kendi dininin ibadetlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Ya da bir insanı istediği şekilde ibadet etmeye zorlayamaz. Bu İslam<br />
<br />
ahlakına aykırıdır ve Allah'ın razı olmadığı bir davranış biçimidir. İslam tarihini incelediğimizde Peygamberimiz ( sav)'in döneminde de herkesin özgürce ibadet edebildiği, inançlarının gereklerini yerine getirebildiği bir toplum<br />
<br />
modelinin hakim olduğu görülmektedir. Kuran'da Ehl-i Kitab'ın ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havralardan da Allah'ın koruduğu ibadet mekanları olarak söz edilmektedir :<br />
<br />
... Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi ( dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım<br />
<br />
eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. ( Hac Suresi, 40)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hayatında bu ahlakın pek çok örneğine rastlanmaktadır. Peygamberimiz ( sav), kendisiyle görüşmeye gelen Hıristiyanların kendi mescidinde ibadet etmelerini söylemiş ve bu iş için mescidi onların kullanımına<br />
<br />
bırakmıştır. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241) Peygamberimiz ( sav)'den sonraki halifeler devrinde de bu hoşgörülü anlayış korunmuştur. Şam fethedildiği zaman, camiye çevrilen<br />
<br />
bir kilise ikiye bölünmüş, bir yarısında Hıristiyanlar, öbür yarısında Müslümanlar ibadet etmişlerdir. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241)<br />
<br />
Hadislerde tüm halkların barış ve huzur içerisinde yaşadıkları Asr-ı Saadet dönemi gibi, Altınçağ’da Hz. Mehdi döneminde de aynı hoşgörü anlayışının hakim olacağı bildirilmektedir. Bu bilgilere göre Müslümanlar ile Hiristiyan alemi<br />
<br />
arasında karşılıklı hoşgörüye dayalı bir kardeşlik, şevkat ve merhamet anlayışı oluşacaktır. Hıristiyanların ve Yahudilerin tüm ibadethaneleri, havralar, kiliseler ve vakıfları koruma altına alınacak, kilise açmak isteyenlere, dini<br />
<br />
inançları doğrultusunda talepte bulunanlara, ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere imkan tanınacaktır. Tüm Hıristiyanların ve Yahudilerin kendileri için kutsal sayılan topraklarında barış, huzur ve güvenlik içinde yaşamaları<br />
<br />
sağlanacak, her türlü sorun sevgi, saygı ve hoşgörü anlayışıyla kolaylıkla halledilebilecek, tüm halklar birbirleriyle uyum ve dostluk içerisinde yaşamlarını sürdürebileceklerdir.<br />
78- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanındaki Benzersiz Bolluk, Zenginlik ve Tüm Ekonomik Sıkıntıların Sona Ermesi Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak nimetlerin eşşizliği çok detaylı olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımlara göre Altınçağ, ürünlerde ve mallarda çok büyük bolluk ve bereketin yaşandığı bir dönem olacaktır. Benzeri<br />
<br />
görülmemiş bir zenginlik yaşanacak, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, açlık, sefalet ve darlık yılları tümüyle sona erecektir. İhtiyaç içinde olan kimse kalmayacak, herhangi bir talepte bulunana istediğinden kat kat daha fazlası<br />
<br />
verilecek, hiçbir şey sayılıp ölçülmeyecektir. Maddi manevi her türlü imkan insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için kullanılacak, en ufak bir sıkıntı, yokluk ve açlık yaşanmayacaktır. Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi döneminde<br />
<br />
gerçekleşecek olan bu bolluk ve zenginliği hadislerinde şöyle haber vermektedir :<br />
<br />
Ümmetimden Mehdi çıkacaktır.Allahü Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi, insanlara eşit şekilde bol bol mal<br />
<br />
dağıtacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
... Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )<br />
<br />
İnsanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 21)<br />
<br />
O zaman ümmetim, iyisi kötüsü hepsi de mislini görmedikleri nimetlerle nimetlenir... ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 16)<br />
<br />
... Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir. ( Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340)<br />
<br />
Ahir zamanda bir halife olacak, malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Emirlerinizden bir emir olacak ki, malı saymayacaktır. Birisi ondan mal istediğinde, "Al" der O da elbisesini yayar ve o da doldurur. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Ümmetim arasında bir halife olacak, malı saymadan verecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
79- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanında Tarımda Yaşanacak Gelişmelere Nasıl İşaret Edilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde, topraktan da herzamankinden çok daha fazla ürün elde edileceği ve bu alanda da benzersiz bir bolluk ve bereketin görüleceği bildirilmektedir :<br />
<br />
İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak... Onun zamanında, insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir... ( Kıyamet Alametleri, s. 164/ El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,<br />
<br />
s. 24)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve Altınçağ</span><br />
<br />
65- Altınçağ Ne Demektir?<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ( sav)'in hadislerinde kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak olan ahir zaman hakkında çok detaylı bilgiler ve işaretler yer almaktadır. Peygamberimiz ( sav)'in verdiği bilgilere göre, bu dönemde birbiri ardınca pek<br />
<br />
çok önemli olay gerçekleşecektir. Ahir zamanın ilk devresinde dünyada büyük bir bozulma ve karmaşa hüküm sürecek, ikinci aşamada ise gerçek din ahlakının yaşanmasıyla birlikte yeryüzünde barış ve huzur hakim olacaktır.<br />
<br />
Ahir zamanın ilk aşamasında, Allah'ı inkar ederek ateizmi ve dinsizliği telkin eden bir takım felsefi sistemler nedeniyle insanlar arasında büyük bir dejenerasyon yaşanacaktır. İnsanlık yaratılış amacından uzaklaşacak, bunun sonucunda<br />
<br />
büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma oluşacaktır. Büyük felaketler, savaşlar ve acılar yaşanacak ve tüm insanlar bu sıkıntılara son verebilmek için "nasıl kurtuluruz" sorusunun cevabını arayacaklardır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki, ahir zaman alametleri olarak bildirilen bu gelişmelerin pek çoğu, günümüzde birebir haber verildiği şekilde gerçekleşmiştir. Son zamanlarda yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet, anarşi<br />
<br />
ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin giderek artmış olması ise, yine ahir zamanın ilk döneminin yaşanmakta olduğunun bir göstergesidir.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Allah, bu karanlık dönemin ardından insanları ahir zamanın karmaşasından kurtaracak ve büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Allah, güzel ahlaktan uzaklaşan insanları, dejenerasyona<br />
<br />
uğrayan toplumları doğru yola iletmek için “Mehdi” yani “doğruya götüren” sıfatını taşıyan Hz. Mehdi'yi vesile kılacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde ve islam alimlerinin açıklamalarında, Hz. Mehdi'nin bu doğrultuda üç büyük sorumluluk üstlendiği bildirilmektedir. Hz. Mehdi öncelikle Allah’ı inkar eden ve dinsizliği destekleyen felsefi sistemlerin<br />
<br />
fikri olarak çürütülmesini sağlayacaktır. Diğer yandan İslam’ı, Kuran’da ve Peygamberimiz ( sav)'in sünnetinde bildirildiği şekilde özüne döndürecektir. İslamiyet’i tüm bozulmalardan, hurafelerden arındırarak gerçek Kuran ahlakının<br />
<br />
yaşanmasını sağlayacaktır. Ahir zamanın ilk döneminde insanlığın içerisinde bulunduğu tüm karışıklıklara, toplumsal sorunlara, sosyal sıkıntılara çözüm getirecek, tüm yeryüzüne barış, huzur, mutluluk ve güzel ahlakın hakim olmasına<br />
<br />
vesile olacaktır.<br />
<br />
Hz. Mehdi ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa ise, özellikle Hıristiyan ve Yahudi dünyasına hitap edecek, onları içine düştükleri hurafelerden sıyrılıp Kuran ahlakını yaşamaya çağıracaktır. Hıristiyanların Hz.<br />
<br />
İsa'ya uymasıyla birlikte İslam ve Hıristiyan alemi tek bir inançta birleşecek ve dünya “Altınçağ” adı verilen büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.<br />
<br />
İnsanların asırlardır özlemini duydukları bu kutlu dönem, hadislerin işaretlerine göre yarım yüzyıldan fazla sürecek ve Peygamberimiz ( sav)'in zamanında yaşanan “Asr-ı Saadet” benzeri bir dönem olacaktır.<br />
66- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerinde İnsanların Altınçağ’ın Güzelliğine Özenmeleri ve Altınçağ’da Yaşamış Olmayı Dileyecekleri Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Altınçağ’da yaşam o denli güzel olacaktır ki, tüm insanlar bu dönemde yaşamış olmayı isteyeceklerdir. "Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayacaklar, bu güzelliklerden daha fazla yararlanmak için Allah'tan ömürlerinin<br />
<br />
uzatılmasını"temenni edeceklerdir. Altınçağ’a duyulan bu özlem Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde şöyle bildirilmiştir :<br />
<br />
Onun zamanında, büyükler "Keşke ben küçük olsaydım", küçükler de "Keşke ben büyük olsaydım" diyeceklerdir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 48 ) ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)<br />
<br />
Naim b. Hammad, İbni Abbas’dan tahric etti ki :<br />
<br />
Hz. Mehdi Bizim Ehli Beyt’ten bir gençtir. İhtiyarlarımız ona yetişemeyecek, gençlerimiz ise onu ümid edeceklerdir. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 23)<br />
<br />
Zamanı o kadar adil olacak ki, kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir... ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 22)<br />
<br />
Onlar her zalime ve cebbar oğlu cebbara galip gelir. Onun devrinde ölülerin dirilere imreneceği bir adalet görülür. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 68 )<br />
<br />
Hatta yaşayanlar ( kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için) ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 437)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) hadislerinde, insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşlarına vesile olacak çok kıymetli bir insan olan Hz. Mehdi'ye tabi olunmasını bildirmiş ve onun döneminde yaşanacak tüm bu hayırlara işaret etmiştir :<br />
<br />
İbni Ebi Şeybe ve Naim b. Hammad Fiten isimli eserde, İbni Mace ve Ebu Naim ise İbni Mes’ud’dan tahric ettiler. O dedi ki :<br />
<br />
... O ( Mehdi) arza sahib olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Mehdi'dir. ( Ahir zaman Mehdisinin<br />
<br />
alametleri, Celalettin Suyuti, s. 14)<br />
<br />
İnsanlar, Allah'ın Kuran'da inanan kullarına müjdelediği güzelliklerin hepsini bu dönemde yaşayabileceklerdir. Allah ayetinde iman eden müminleri dünyada da güzel bir hayatla yaşatacağını şöyle bildirmektedir :<br />
<br />
Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. ( Nahl Suresi, 97)<br />
67- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde Yeryüzünün Adaletle Dolacağı Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Allah Kuran’ın “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta<br />
<br />
olduklarınızdan haberi olandır.” ( Maide Suresi, 8 ) ayetiyle iman sahiplerine adaletli davranmalarını bildirmiştir. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana, katıksız bir adalet, Kuran ahlakının bir<br />
<br />
gereğidir. Ancak Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde bildirildiği üzere ahir zamanda insanlar Kuran’da bildirilen bu ahlaktan uzaklaşacak, adaletsizlik yeryüzüne alabildiğine hakim olacaktır. Nitekim günümüzde dünyanın dört bir yanında<br />
<br />
süregelen çatışmalar, savaşlar, öldürülen, sakat kalan, evlerinden yurtlarından sürülen, yüzlerce kilometre yolu yürüyerek barınacak yer arıyan mültecilerin, sokaklarda yaşayan kimsesiz çocukların, yardıma ve bakıma muhtaç, kimsesizliğe<br />
<br />
terk edilen yaşlıların durumu, adaletin gereği gibi uygulanmadığının açık bir göstergesidir.<br />
<br />
Ancak Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışıyla birlikte yeryüzünde hüküm süren bu durum sona erecek, tüm dünyada benzeri görülmemiş bir adalet ortamı sağlanacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu adil<br />
<br />
ortam şöyle haber verilmektedir :<br />
<br />
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracak. ( Sünen-i Ebu Davud, 5/92)<br />
<br />
Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. ( Süneni-i Ebu Davud, 5/93)<br />
<br />
Bu ( Emir) de insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. ( Sünen-i İbn-i Mace, 10/348<br />
<br />
Zulüm ve fıskla dolu olan dünya, o ( Hz. Mehdi) geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)<br />
<br />
Hz. Mehdi’nin zamanında adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade edilecektir. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil<br />
<br />
Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Onun adaleti her yeri kaplayacak ve insanlar arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)<br />
<br />
Dünya hayatının bir günü kalsa Allahü Teala o günü uzatır, benim ehli beytimden bir adam gönderir. Onun ismi benim ismim gibidir. Babasının ismi babamın ismi gibidir. Zulüm ve kötülükle dolmuş dünyayı, adalet ve dürüstlükle<br />
<br />
dolduracaktır. ( Ebu Davud. Tirmizi.) ( Büyük Fitne Mesih Deccal, Saim Güngör, Pamuk Yayınları, s. 80) ( Ebu Davud ve Tırmizi /<br />
Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt,s. 365)<br />
68- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerine Göre Hz. Mehdi Yeryüzündeki Tüm Fitneleri Önleyecek midir?<br />
<br />
Geride bıraktığımız 20. yüzyıl "Savaşlar Yüzyılı" olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda yine savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın dört bir yanında devam etmektedir. Günümüzde hiçbir ülke<br />
<br />
terör saldırılarından yana güvende değildir. Avrupa'dan Amerika'ya, Asya'dan Afrika'ya kadar dünyanın dört bir yanında terörist bombalamalar, kundaklamalar, uçak kaçırmalar, rehin almalar, iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef<br />
<br />
alan terörist saldırılar, günlük hayatta karşılaşılan bireysel şiddet olayları da büyük bir hızla devam etmektedir.<br />
<br />
Terörizm, tüm dünyaya büyük yıkım getirmekte, insanların hayatları üzerinde çok olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Peygamberimiz ( sav), hadislerinde ahir zamanda yaşanacak bu ortamı şöyle tarif etmektedir :<br />
<br />
... Sonunda da belalar, fitneler ve hoşlanmayacağınız birçok kötü işler isabet edecektir. Arka arkaya öyle fitneler gelir ki, sonra gelen gittikçe daha büyük olduğu için önce geleni ince ve hafif bırakır. ( İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-<br />
<br />
Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 394-395, no. 733)<br />
<br />
Ancak yine Peygamberimiz ( sav)'in müjdelerine göre, bu korku ve şiddet dolu karanlık dönemin ardından Allah, Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlığı büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Yeryüzündeki tüm fitneler, savaşlar, katliamlar,<br />
<br />
terör, şiddet ve anarşi eylemleri son bulacak; yerini aydınlık, barış ve huzur dolu bir döneme bırakacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi'nin “fitneleri önleyeceği” şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beyt’ime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)<br />
<br />
Tozlu, dumanlı karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takib edecek, ta ki Ehli Beyt’imden kendisine Mehdi denilen bir zat çıkıncaya kadar. Şayet Ona yetişirsen, Ona tabi ol ve hidayete erenlerden ol. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il<br />
<br />
Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)<br />
69- Altınçağ’da Tüm Dünyada Yaşanan Savaşlar ve Çatışmalar, Terör ve Anarşi Ortamı Son Bulacak mıdır?<br />
<br />
Tarih boyunca gönderilen tüm elçiler, yaşadıkları toplumlara barış ve adalet getirmiş, peygamberlerin gelişi ümmetlerin üzerindeki zulmün ve zorbalığın kalkmasına vesile olmuştur. Kuran’da elçilerin bu özelliği şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar. ( Yunus Suresi, 47)<br />
<br />
Hz. Mehdi de yeryüzüne geldiği dönemde bu özelliği taşıyacak ve Allah’ın izniyle tüm yeryüzündeki zulmün, işkencenin zorbaca uygulamaların son bulmasına vesile olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’da gerçekleşecek bu durumu<br />
<br />
hadislerinde şöyle müjdelemiştir :<br />
<br />
… Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. Süneni-i Ebu Davut, 5/93)<br />
<br />
Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( ( Sahih-i Müslim, 1/136)<br />
<br />
Savaş ( erbabı) da ağırlıklarını ( silah ve malzemelerini) bırakacak. ( Sünen-i İbn Mace, 10/334)<br />
<br />
Harp ( erbabi) ağırlıklarını ( yani silah ve saireyi) bırakır. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 496)<br />
<br />
Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır. Zehirli olan her hayvanın zehri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu, elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi<br />
<br />
olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, Kitabü-l fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim : Haydar Hatipoğlu, Bab 33,<br />
s. 331-335)<br />
<br />
Onun zamanında kurtla koyun birarada oynayacak, yılanlar çocuklara zarar vermeyecektir. İnsan bir avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
70- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Dönemindeki Güvenlikli Ortamı Nasıl Tarif Etmektedir?<br />
<br />
Hadislerin işaretlerine göre, Altınçağ'da yaşanacak hayat, barış ve esenlik dolu olacaktır. Dünyadan anarşi, terör, kargaşa, düşmanlık, şiddet tümüyle kalkması sonucunda insanlar cennet benzeri bir ortama kavuşacaklardır. Her türlü adil<br />
<br />
sistem oluşturulduğu ve tüm insanlar, Allah korkusunu öğrendiği ve bunun şuuruna vardığı için hırsızlık, sahtekarlık, dolandırıcılık gibi toplumsal sorunlar yaşanmayacaktır. Cinayetler, saldırılar, taciz, iftira ve hakaret içeren<br />
<br />
eylemler ve toplum huzurunu bozacak her türlü tavır bozuklukları ve suistimaller ortadan kalkacaktır. Kavgalar, bağırtılar, tartışmalar, uyuşturucu almış insanların veya dengesiz insanların saldırma ihtimali son bulacak, insanlar bu tür<br />
<br />
eylemlerden kaynaklanan tüm endişe ve korkularından kurtulacaklardır. Yeryüzünün her köşesi insanların büyük bir rahatlık, huzur ve güven içerisinde yaşayabilecekleri emin beldelere dönüşecektir. Gece gündüz heryerde, sokaklarda güven<br />
<br />
içinde dolaşabileceklerdir. Herkes istediği saatte istediği yerde ailesiyle gezebilecek, çocuklarını hiçbir endişeye kapılmadan rahatlıkla okullarına gönderebileceklerdir.<br />
<br />
İnsanlar devlete duydukları güven ve saygıyı, onun birimlerine kolaylık sağlayarak göstereceklerdir. Kızgınlıkla hareket eden, ters davranan, zorluk çıkaran insanlar olmayacaktır. Aksine Kuran ahlakını yaşayan insanlar son derece<br />
<br />
yardımsever ve hoşgörülü tutumlarıyla, devletin yanında yer alacak, devlet birimlerinin işlerini kolaylaştıracak şekilde hareket edeceklerdir.<br />
<br />
Tüm devletler milletlerine güvenecek, halkın sahtekarlık yapma ihtimaline dayalı, halkı potansiyel tehlike olarak gören kontrol sistemleri ortadan kalkacaktır. Halka güven esas alınacak, insanların beyanı yeterli olacak ve buna göre<br />
<br />
hareket edilecektir.<br />
<br />
Halk araştırmaya, doğruyu öğrenip buna göre hareket etmeye yönlendirilecek, ani infiallerin ve kitlesel eylemlerin oluşması doğal olarak sözkonusu olmayacaktır. İnsanlar her ne sorunları olursa olsun bunu sevgi, saygı ve uyum içerisinde<br />
<br />
kolaylıkla halledebileceklerini bilmenin huzur ve güvenini yaşayacaklardır. Hadislerde, o dönemde toplumda hakim olacak olan bu güvenli ortam çok çarpıcı örneklendirmelerle haber verilmiştir. Bu bilgilere göre, Altınçağ’da “kurtla koyun<br />
<br />
birarada otlayacak”, “çocuklar yılan ve akreple oynayacak ama zarar görmeyeceklerdir”. Bu güven ortamını tarif eden hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
... Her yer emin bir hale gelir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58 )<br />
<br />
... Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynaşacak... ( İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 179, 1699)<br />
<br />
Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir. ( Nuaym b. Hammad, vr. 74b; Suyuti, c. II, s. 77; El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya, adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner. ( Nuaym b. Hammad, K. Fiten vr. 77b;<br />
<br />
Suyuti, c. II, s. 77; El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)<br />
<br />
Rükun ile Makam arasında kendisine biat edilecektir. Hz. Mehdi o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il<br />
<br />
Muntazar, s. 42)<br />
71- Hz. Mehdi Zamanında Tüm Dünyaya Barış ve Huzurun Hakim Olacağı Nasıl Haber Verilmektedir?<br />
<br />
Altınçağ'da yaşanacak olan tüm güzelliklerin yanı sıra toplum yaşantısı da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman eden ve dinine yönelen insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir yaşam sunacaktır. Allah Kuran'da, güzellik<br />
<br />
yapan, Kuran ahlakına uyan kullarını daha güzeli ve fazlasıyla nimetlendireceğini şöyle müjdelemektedir :<br />
<br />
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz<br />
<br />
kalacaklardır. ( Yunus Suresi, 25-26)<br />
<br />
Ayette bildirilen "güzellik yapan" insanlara vaat edilen "barış yurdu" Altınçağ'da tam anlamıyla yaşanacaktır. Kuran ahlakının yaşanması, “…Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk ( fesad) yaparak karışıklık<br />
<br />
çıkarmayın.” ( Bakara Suresi, 60) ayeti gereğince, insanların karışıklığa, huzursuzluğa ve sıkıntıya yol açabilecek her türlü tavırdan sakınmalarını sağlayacaktır. Toplumlar, her zaman için Kuran ahlakına uygun huzur ve sükunet dolu,<br />
<br />
itidalli, hoşgörülü, sorunları akılcı bir şekilde çözme arayışı içinde olan, olayları tırmandırmayan aksine her zaman uzlaştırıcı yönde olan bir tutum sergileyeceklerdir.<br />
72- Hadislerde Hz. Mehdi’nin İnsanlar Arasındaki Kin, Düşmanlık ve Husumeti Ortadan Kaldıracağı Bildirilmiş midir?<br />
<br />
Hz. Mehdi vesilesiyle Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak, tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’ın bu önemli<br />
<br />
özelliğini hadislerinde şöyle haber vermektedir :<br />
<br />
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( Sahih-i Müslim, 1/136)<br />
<br />
Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra, mutlaka benim Ehli Beytim'den birisi çıkar. Ve nasıl daha önce zulüm ve düşmanlıkla doluysa, O dünyayı adaletle doldurur. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)<br />
<br />
Hz. Mehdi, önceden aralarında husumet olan halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanmasına, tüm sorunlar sevgi ve güzel ahlak ile çözüme kavuşturulmasına vesile olacaktır.<br />
73- Altınçağ’da İnsanlar Arasındaki Sevgi, Kardeşlik ve Muhabbet Nasıl Olacaktır?<br />
<br />
Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden ( düşmanlığından) kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır. ( Taberani'den,<br />
<br />
Heysemi, c. VII, s. 317; Nuaym b. Hammad, vr 52b; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)<br />
<br />
Nasıl bizimle, onlar aralarındaki şirk ve adavetten kurtulmuş ve kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmişse, ( onun gelişiyle) yine öyle olacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)<br />
<br />
Benim evladımdan Muhammed b. Abdullah ( Mehdi) ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalpleri ferahlar. Acem ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il<br />
<br />
Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)<br />
74- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Döneminde Tüm Toplumlara Güzel Ahlakın Hakim Olacağını Haber Vermiş midir?<br />
<br />
Tüm insanların çok büyük bir huzur, güven ve konfor içinde olacakları Altınçağ’ın en önemli özelliklerinden biri, insanların Kuran'a bağlı ve Kuran ahlakının eksiksiz olarak yaşandığı bir dönem olmasıdır. İnsanlar Allah’tan korktukları<br />
<br />
ve ahirette tüm yapıp ettiklerinden sorguya çekileceklerinin bilincinde oldukları için bencillik, kin, öfke, nefret, haset, intikam hisleri gibi kötü ahlak özelliklerinden, yolsuzluktan, haksız kazanç elde etmekten, yalan söylemekten,<br />
<br />
insanların canına kast etmekten, rüşvet almaktan titizlikle sakınacaklardır. Bunların yerine insanlar arasında dürüstlük, yardımseverlik, fedakarlık, başkalarının iyiliğini, sağlığını, rahatını, güvenliğini düşünmek, sevgi, saygı,<br />
<br />
merhamet, vefa, sadakat, kardeşlik gibi güzel ahlak özellikleri hakim olacaktır.<br />
<br />
Allah’tan korkup sakınan, ihlaslı, tevekkül sahibi, herşeyi hayır gözüyle değerlendiren, çokça şükreden, vicdanlı, şefkatli, merhametli, adil, cesur, güvenilir, güçlü, onurlu, alçakgönüllü, anlayışlı, hoşgörülü, insancıl, sevecen, hakkı<br />
<br />
söylemekten çekinmeyen, sabırlı, öfkesine kapılmayan, hatalarında direnmeyen, çoğunluğa değil hakka uyan, sözüne sadık, vefakar, iffetli, uzlaştırıcı kimselerin varlığı üstün ahlaklı toplumlar oluşmasını sağlayacaktır.<br />
<br />
Allah korkusunun ve Kuran ahlakının yaşanması sonucunda ümitsiz, şevksiz insan kalmayacak, her işlerinde şevkle hareket edecek, topluma ve kendilerine faydalı kimseler haline geleceklerdir.<br />
<br />
Allah’ın kendileri için yarattığı güzelikleri ve çevrelerindeki nimetleri çok daha iyi görüp takdir edebilecek ve tüm bunlardan çok daha fazla zevk alabileceklerdir. İnsanlara, çocuklara karşı duyulan sevgi; yaşlılara, muhtaçlara olan<br />
<br />
şevkat ve merhamet hisleri çok fazla artacaktır. İnsanlar yanlarında çalışan kimselere karşı sevgi ve saygı dolu bir ahlak göstereceklerdir. Çalışanlarının ailelerini koruyup kollayacak, her sorunlarına ortak olup, her ihtiyaçları<br />
<br />
olduğunda toplumun her kesimi birbirinin yardımına koşacaktır.<br />
<br />
Toplumda sahtelik, basitlik, yüzeysellik tümüyle ortadan kalkacak; insanların kişiliklerine derinlik, samimiyet, ve kalite hakim olacaktır. İnsan ruhuna ve mümin kişiliğine yakışmayan her türlü adilik ve basitlik Kuran ahlakının<br />
<br />
yaşanmasıyla kendiliğinden ortadan kalkacaktır.<br />
<br />
Yine Kuran ahlakının bir gereği olarak insanlar temizliğe de büyük önem verecek, hem çevrelerini hem de kendilerini olabildiğince temiz ve güzel hale getireceklerdir. Toplumun her kesiminde, tüm insanlar son derece temiz, şık ve bakımlı<br />
<br />
olacaklardır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da, Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu ahlak güzelliği şöyle ifade edilmiştir :<br />
<br />
Tabarani, Evsad’da Amr. B. Ali tariki ile Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti :<br />
<br />
... Cenab-ı Hak İslamı nasıl Bizimle başlatmışsa O’nunla sona erdirecektir. Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten ( husumet ve düşmanlıktan) kurtulmuş ve kalplerine ülfet ( dostluk) ve muhabbet ( sevgi) yerleşmişse, (<br />
<br />
Onun gelişi ile) yine öyle olacaktır. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 20)<br />
<br />
... Onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır." ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)<br />
75- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde İnsanlar Arasında Yaşanacak Olan Sosyal Adalet Nasıl Anlatılmıştır?<br />
<br />
Bazı toplumlarda dil, ırk, etnik köken gibi özellikler de çok büyük önem taşımakta ve adaleti uygulayan kimselerin kararlarına etki edebilmektedir. Oysa farklı ırk ve milletlerin bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş değil, kültürel<br />
<br />
bir zenginliktir. Bu çeşitlilik Allah'ın yaratışındaki bir güzelliktir. Bunun yanı sıra zenginlik ya da fakirlik gibi etkenler de insanların birbirlerine karşı olan tavırlarına ve adalet anlayışlarına etki edebilmektedir. Oysa Kuran<br />
<br />
ahlakına göre, insanlar Allah Katında yalnızca imanlarının ve Allah korkularının derinliği ile üstün olabilirler. Dolayısıyla Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması, yeryüzünde bu anlayış eksikliğine bağlı olarak yaşanan sosyal<br />
<br />
adaletsizlikleri ortadan kaldıracak en güzel ve tek çözüm yoludur. Kuran'da tarif edilen İslam ahlakı, adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. Kuran’a göre gerçek<br />
<br />
adalet, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah'tan korkarak sağlanan bir adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsi bir menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin hayata bakış açısı, dili, ırkı, teninin rengi<br />
<br />
kararlarında etki edemeyecek, sadece haktan yana karar verilecektir. Allah’ın izniyle Altınçağ’da böyle bir ahlak tüm toplumlara hakim olacak ve gerçek adalet, gerçek huzur ve güven tüm yeryüzüne hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in<br />
<br />
hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak olan bu durum şöyle haber verilmektedir :<br />
<br />
İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)<br />
<br />
Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır... ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )<br />
<br />
Hadislerin işaretlerine göre Altınçağ’da, toplumda ihtiyaç içinde olanın gözetilmemesi, sadece çok küçük bir zümrenin bolluk içinde yaşaması gibi adaletsizlikler son bulacaktır. Komşusu açken kimse tok yatmayacak, tek yanlı zenginlik<br />
<br />
utanç vesilesi haline gelecektir. Egoistlik ve bencillik ortadan kalkacağı için herkes birbirini yemeğe davet edecek, maddi manevi tüm imkanlarını birbiriyle paylaşacaktır. Halkın birbirine karşı olan merhameti alabildiğine artacak,<br />
<br />
herkes birbirini zengin etmeye çalışacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak, huzur ve güven dolu<br />
<br />
bir ortam olacaktır. Bu ortamın bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekarlığa, kötülüğe ve haram fiillere de yanaşmayacaklardır.<br />
76- Altınçağ’da İnsanlar Fikir Hürriyetine Sahip Olacaklar mıdır?<br />
<br />
İslam ahlakı, inanç konusunda insanlara tam bir hürriyet tanımaktadır. İslam'ın vahyedildiği dönemden günümüze kadar geçerli olan bu anlayış, İslam ahlakının da temelini oluşturmuştur.<br />
<br />
İslam ahlakına göre insan istediği inancı seçmekte özgürdür ve hiç kimse bir diğerini inanç konusunda zorlayamaz. Müslüman İslam olmasını talep ettiği kişiye sadece tebliğ yapmakla, Allah'ın varlığını, Kuran'ın Allah'ın hak kitabı, Hz.<br />
<br />
Muhammed ( sav)'in ise O'nun elçisi olduğunu, ahiretin ve hesap gününün varlığını, İslam ahlakının güzelliklerini anlatmakla yükümlüdür. Ama bu yükümlülüğü sadece din ahlakını anlatma ile sınırlıdır. Allah Kuran’da bu durumu şöyle<br />
<br />
bildirmektedir :<br />
<br />
Dinde zorlama ( ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk ( rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. ( Bakara<br />
<br />
Suresi, 256)<br />
<br />
Kendisine İslam dini anlatıldığı zaman kişi kendi isteğiyle iman eder, hiçbir baskı ya da zorlama altında kalmadan karar verir. İnsan doğruyu ya da yanlışı seçmekte özgürdür. Eğer yanlış seçimi yaparsa ahirette bunun karşılığını<br />
<br />
alacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Altınçağ’da, Kuran ahlakının bir gereği olan bu fikir özgürlüğüne dayalı anlayış tüm toplumlara hakim olacaktır. Bunun sonucunda ise siyasi çekişmeler tamamen ortadan kalkacak,<br />
<br />
dostluk ve sevgi ortamı içerisinde tam bir demokrasi ortamı oluşacaktır. Başkalarına zarar vermemek şartı ile her türlü inanç özgürce yaşanacak, kargaşa ve çatışmaya sebebiyet vermeden herkes fikrini istediği gibi beyan edebilecektir.<br />
77- Altınçağ’da Farklı Dinler Arasındaki Barış ve Hoşgörü Nasıl Olacaktır?<br />
<br />
İslam dini, insanları dini inançlarını seçmede özgür bırakırken, diğer dinlere saygılı olmayı emreder. Bir insan Kuran'da batıl olarak tarif edilen bir inanca sahip olsa dahi, Kuran ahlakını yaşayan insanlar arasında huzur ve barış<br />
<br />
içinde yaşayabilir. Kendi inançlarına göre ibadetlerini özgürce yerine getirebilir. Hiç kimse bir diğerini kendi dininin ibadetlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Ya da bir insanı istediği şekilde ibadet etmeye zorlayamaz. Bu İslam<br />
<br />
ahlakına aykırıdır ve Allah'ın razı olmadığı bir davranış biçimidir. İslam tarihini incelediğimizde Peygamberimiz ( sav)'in döneminde de herkesin özgürce ibadet edebildiği, inançlarının gereklerini yerine getirebildiği bir toplum<br />
<br />
modelinin hakim olduğu görülmektedir. Kuran'da Ehl-i Kitab'ın ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havralardan da Allah'ın koruduğu ibadet mekanları olarak söz edilmektedir :<br />
<br />
... Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi ( dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım<br />
<br />
eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. ( Hac Suresi, 40)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hayatında bu ahlakın pek çok örneğine rastlanmaktadır. Peygamberimiz ( sav), kendisiyle görüşmeye gelen Hıristiyanların kendi mescidinde ibadet etmelerini söylemiş ve bu iş için mescidi onların kullanımına<br />
<br />
bırakmıştır. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241) Peygamberimiz ( sav)'den sonraki halifeler devrinde de bu hoşgörülü anlayış korunmuştur. Şam fethedildiği zaman, camiye çevrilen<br />
<br />
bir kilise ikiye bölünmüş, bir yarısında Hıristiyanlar, öbür yarısında Müslümanlar ibadet etmişlerdir. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241)<br />
<br />
Hadislerde tüm halkların barış ve huzur içerisinde yaşadıkları Asr-ı Saadet dönemi gibi, Altınçağ’da Hz. Mehdi döneminde de aynı hoşgörü anlayışının hakim olacağı bildirilmektedir. Bu bilgilere göre Müslümanlar ile Hiristiyan alemi<br />
<br />
arasında karşılıklı hoşgörüye dayalı bir kardeşlik, şevkat ve merhamet anlayışı oluşacaktır. Hıristiyanların ve Yahudilerin tüm ibadethaneleri, havralar, kiliseler ve vakıfları koruma altına alınacak, kilise açmak isteyenlere, dini<br />
<br />
inançları doğrultusunda talepte bulunanlara, ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere imkan tanınacaktır. Tüm Hıristiyanların ve Yahudilerin kendileri için kutsal sayılan topraklarında barış, huzur ve güvenlik içinde yaşamaları<br />
<br />
sağlanacak, her türlü sorun sevgi, saygı ve hoşgörü anlayışıyla kolaylıkla halledilebilecek, tüm halklar birbirleriyle uyum ve dostluk içerisinde yaşamlarını sürdürebileceklerdir.<br />
78- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanındaki Benzersiz Bolluk, Zenginlik ve Tüm Ekonomik Sıkıntıların Sona Ermesi Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak nimetlerin eşşizliği çok detaylı olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımlara göre Altınçağ, ürünlerde ve mallarda çok büyük bolluk ve bereketin yaşandığı bir dönem olacaktır. Benzeri<br />
<br />
görülmemiş bir zenginlik yaşanacak, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, açlık, sefalet ve darlık yılları tümüyle sona erecektir. İhtiyaç içinde olan kimse kalmayacak, herhangi bir talepte bulunana istediğinden kat kat daha fazlası<br />
<br />
verilecek, hiçbir şey sayılıp ölçülmeyecektir. Maddi manevi her türlü imkan insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için kullanılacak, en ufak bir sıkıntı, yokluk ve açlık yaşanmayacaktır. Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi döneminde<br />
<br />
gerçekleşecek olan bu bolluk ve zenginliği hadislerinde şöyle haber vermektedir :<br />
<br />
Ümmetimden Mehdi çıkacaktır.Allahü Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi, insanlara eşit şekilde bol bol mal<br />
<br />
dağıtacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
... Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )<br />
<br />
İnsanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 21)<br />
<br />
O zaman ümmetim, iyisi kötüsü hepsi de mislini görmedikleri nimetlerle nimetlenir... ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 16)<br />
<br />
... Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir. ( Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340)<br />
<br />
Ahir zamanda bir halife olacak, malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Emirlerinizden bir emir olacak ki, malı saymayacaktır. Birisi ondan mal istediğinde, "Al" der O da elbisesini yayar ve o da doldurur. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Ümmetim arasında bir halife olacak, malı saymadan verecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
79- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanında Tarımda Yaşanacak Gelişmelere Nasıl İşaret Edilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde, topraktan da herzamankinden çok daha fazla ürün elde edileceği ve bu alanda da benzersiz bir bolluk ve bereketin görüleceği bildirilmektedir :<br />
<br />
İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak... Onun zamanında, insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir... ( Kıyamet Alametleri, s. 164/ El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,<br />
<br />
s. 24)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Mehdi'nin Yardımcıları]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=427</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 17:38:15 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=427</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hz. Mehdi'nin Yardımcıları</span><br />
20- Hadislerde Hz.Mehdi Konusunda Ashab-ı Kehf İle İlgili Nasıl Bir Bilgi Verilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Ashab-ı Kehf’in de Hz. Mehdi'nin yardımcılarından olacağı haber verilmiştir :<br />
<br />
Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 59)<br />
21- Peygamber ( sav), Meleklerin Hz. Mehdi'ye Yardım Edeceklerini Nasıl Bildirmiştir?<br />
<br />
Onun kumandanları insanların en hayırlılarıdır. Onun yardımcıları Yemen ve Şam ehlinden olacaktır. Önlerinde Cebrail, arkalarında Mikail bulunacaktır. Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın<br />
<br />
rahatlıkla hacca gideceklerdir. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)<br />
<br />
Allah onu 3 bin melekle destekleyecektir. ( El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, s. 41)<br />
<br />
Hadis-i şerifte, Hz. Mehdi'nin yardımcıları arasında Cebrail ve Mikail Aleyhisselam'ın da oldukları haber verilmektedir. Hz. Mehdi'ye, Allah'ın izniyle, melekler yardımcı olacaktır.<br />
<br />
Meleklerin salih müminlere yardımcı olmaları Kuran'ın çeşitli ayetlerinde haber verilen bir durumdur. Rabbimiz, Peygamber Efendimiz ( sav) ve sahabeyi de meleklerle desteklemiştir. Konuyla ilgili bazı ayetler şu şekildedir :<br />
<br />
Rabbin meleklere vahyetmişti ki : "Şüphesiz Ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın..." ( Enfal Suresi, 12)<br />
<br />
Sen müminlere : "Rabbiniz'in size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun. ( Al-i İmran Suresi, 124)<br />
22- Hadislerde Hz. Mehdi'ye Başka Kimlerin Yardım Edeceği Bildirmiştir?<br />
<br />
Doğu tarafından birtakım insanlar çıkıp, Hz. Mehdi'nin saltanatını hazırlayacaklardır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 21)<br />
<br />
Şarktan bir cemaat çıkar ve Hz. Mehdi'nin saltanatına yardım eder. ( Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat,<br />
s. 60)<br />
<br />
... Bilahare Kudüs'e inecekler ve Hz. Mehdi için saltanat hazırlayacaklardır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)<br />
23- Hz. Mehdi'nin Yardımcıları Kaç Kişi Olacaktır?<br />
<br />
Hadislerde verilen bilgilerden Hz. Mehdi'nin, çevresinde Allah’a olan bağlılığı, ihlası ve üstün ahlakıyla dikkat çeken bir kimse olacağı anlaşılmaktadır. Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi’nin, dinin ve Müslümanların hayrına yönelik olarak<br />
<br />
çok fazla hizmet eden, çok önemli faaliyetler yürüten bir kimse olacağını bildirmiştir. Normal şartlarda ahlakı Peygamberimiz ( sav)'e benzetilen, yalnızca Allah’ın rızasına uyan, tüm insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşu için<br />
<br />
samimi çaba harcayan, dünyaya huzur, barış, bolluk, bereket getirecek böyle hayırlı ve kıymetli bir insanın etrafında çok sayıda insan toplanmış olması gerekir. Onun bu ahlakını ve yaptığı hayırlı faaliyetleri açıkça gören her Müslümanın<br />
<br />
bu kimsenin yanında olmayı ve Hz. Mehdi ile birlikte davranan hak topluluğa destek vermeyi istemesi; ve onlara yardımcı olabilmek için büyük bir şevk ve heyecan içinde birbirleriyle yarışmaları gerekir. Ancak buna rağmen hadislerde,<br />
<br />
Müslümanlar arasında da Hz. Mehdi'yi destekleyen insanların sayılarının son derece az olacağı bildirilmiştir :<br />
<br />
Sayıları Bedir Ashabı ( 313) kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler. Onların sayıları Talud ile nehri geçenler kadardır. ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-i Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)<br />
<br />
Bu 313 kişi gece abid ( çok ibadet eden kimse) gündüz kahraman niteliğini taşımaktadırlar. ( Kıyamet Alametleri, s. 169)<br />
<br />
Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara<br />
<br />
yetişemez. ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57-68 )<br />
<br />
Hz. Mehdi'ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 25)<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin bu durumu Hz. Yusuf’un hayatıyla büyük benzerlik göstermektedir. Kuran’ın “( Kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı” ( Yusuf Suresi, 58 )<br />
<br />
ayetiyle, Hz. Yusuf’un kardeşlerinin onu tanıyamadığı, ancak onun kardeşlerini tanıdığı haber verilmiştir. İşte hadislerin işaretine göre, Hz. Mehdi de, aynı Hz. Yusuf gibi olacak; o insanları görecek ama insanlar onu fark<br />
<br />
edemeyeceklerdir. Bundan dolayı da ona yardım eden kimselerin sayısı oldukça az olacaktır.<br />
24- Tarih Boyunca Gönderilmiş Olan Peygambere İman Edenlerein Sayısı Az mı Olmuştur?<br />
<br />
Ahir zamanda Hz. Mehdi'yi destekleyenlerin ve yardımcılarının sayılarının çok az olacak olması Allah’ın Kuran’da bildirdiği adetullahının bir gereğidir. Bu durum, tarih boyunca yaşamış olan tüm mümin topluluklarında da hep aynı olmuştur.<br />
<br />
Kuran’da peygamberlerin de çevrelerinde samimi olarak iman eden kişilerin hep çok az olduğuna dair bilgiler verilmiştir. Örneğin Hz. Musa’ya yalnızca yaşadığı toplumun gençlerinden oluşan çok az sayıda kimse iman etmiştir :<br />
<br />
Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden ( gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı... ( Yunus Suresi, 83)<br />
<br />
Bir ayette Hz. Musa’ya inananların çok az sayıda olduklarını, dönemin Firavun’unun şöyle dile getirdiği haber verilmiştir :<br />
<br />
... "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur" ( Şuara Suresi, 54)<br />
<br />
Aynı durum Hz. İsa’nın ilk geldiği dönemdeki yardımcıları için de geçerlidir. Rivayetlerden Hz. İsa’ya da az sayıdaki havarilerin iman ettikleri ve bunun dışında halktan ona inanan kimsenin olmadığı haber verilmiştir. Kuran’da Hz. İsa'ya<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
inananların durumu şöyle bildirilmektedir :</span><br />
<br />
Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun : Meryem oğlu İsa'nın havarilere : "Allah'a ( yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki : "Allah'ın yardımcıları bizleriz." Böylece<br />
<br />
İsrailoğulları'ndan bir topluluk iman etmiş, bir topluluk da inkar etmişti... ( Saff Suresi, 14)<br />
<br />
Kuran’da, Ashab-ı Kehf adlı topluluğun da sayılarının çok az olduğu bildirilmiştir :<br />
<br />
( Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki : "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve : "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. ( Bu,) Bilinmeyene ( gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi<br />
<br />
köpekleridir" diyecekler. De ki : "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az ( insan) dışında kimse bilemez." ... ( Kehf Suresi, 22)<br />
<br />
Bir başka ayette ise Hz. Nuh’a uyan kimselerin sayısının da çok az olduğu şöyle haber verilmiştir :<br />
<br />
... Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti. ( Hud Suresi, 40)<br />
<br />
Kuran'da Hz. Lut'a da çok az kişinin iman ettiği bildirilmektedir. Lut kavmine büyük bir felaket isabet ettiğinde, Allah oradan sadece Hz. Lut'un iman eden aile mensuplarını –iman etmeyen hanımı dışında- kurtarmıştır :<br />
<br />
… Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O ( karısı) arkada kalacak olanlardandır." Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki : "Korkuya düşme ve hüzne kapılma.<br />
<br />
Karın dışında, seni ve aileni muhakak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır." ( Ankebut Suresi, 32-33)<br />
<br />
İnsanların Allah'ın elçilerine iman etmemelerinin birçok sebebi vardır. Bunlardan biri, önceki bölümlerde anlatıldığı gibi, asılsız iftiralar ve karalamalar nedeniyle toplumda oluşan "olumsuz kanaatlerdir". İnsanlar, inkar edenler<br />
<br />
tarafından "yalancı", "menfaatperest", "deli", "sapkın" gibi iftiralarla karşı karşıya kalan salih müminlerden uzak durmayı tercih etmişlerdir. Elbette bu durum, söz konusu insanların önemli bir yanılgısıdır. Ancak aynı yanılgı nedeniyle<br />
<br />
pek çok insan Hz. Mehdi'ye de tabi olmaktan kaçınacak ve ondan uzak duracaklardır.<br />
<br />
Bir diğer neden, toplumda kabul gören batıl inanışların, hurafelerin ve türlü yanlış itikatların, Allah'ın elçileri vesilesiyle hak dinini göndermesiyle tüm sözde dayanaklarını yitirecek olmasıdır. Bu nedenle elçiler, haksızlığa ve<br />
<br />
adaletsizliğe dayanan sistemin bozulmasıyla menfaatleri zarar görecek olan kimselerin güçlü tepkileriyle, iftira ve karalamalarıyla karşılaşmışlardır. Bu durumun bir sonucu olarak da peygamberlere ve salih elçilere tarih boyunca hep az<br />
<br />
sayıda kişi iman etmiştir. Hadislerde işaret edildiğine göre, Hz. Mehdi cemaatinin sayısı da benzer nedenlerle çok az olacaktır. İnsanların büyük çoğunluğu ise hem iftiraların etkisi altında kalarak hem de olabilecek baskı ve<br />
<br />
zorluklardan endişe duyarak Hz. Mehdi ve cemaatinden uzak duracaklardır.<br />
<br />
Toplumsal baskı insanların tarih boyunca iman sahiplerine yardımcı olmalarını engelleyen en önemli sebeplerden bir diğeridir. Kuran ayetlerinde bu konuda Hz. Musa'ya iman eden gençler örnek verilmektedir. Ayette şu şekilde<br />
<br />
bildirilmektedir :<br />
<br />
Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden ( gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve<br />
<br />
gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. ( Yunus Suresi, 83)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hz. Mehdi'nin Yardımcıları</span><br />
20- Hadislerde Hz.Mehdi Konusunda Ashab-ı Kehf İle İlgili Nasıl Bir Bilgi Verilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Ashab-ı Kehf’in de Hz. Mehdi'nin yardımcılarından olacağı haber verilmiştir :<br />
<br />
Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 59)<br />
21- Peygamber ( sav), Meleklerin Hz. Mehdi'ye Yardım Edeceklerini Nasıl Bildirmiştir?<br />
<br />
Onun kumandanları insanların en hayırlılarıdır. Onun yardımcıları Yemen ve Şam ehlinden olacaktır. Önlerinde Cebrail, arkalarında Mikail bulunacaktır. Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın<br />
<br />
rahatlıkla hacca gideceklerdir. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)<br />
<br />
Allah onu 3 bin melekle destekleyecektir. ( El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, s. 41)<br />
<br />
Hadis-i şerifte, Hz. Mehdi'nin yardımcıları arasında Cebrail ve Mikail Aleyhisselam'ın da oldukları haber verilmektedir. Hz. Mehdi'ye, Allah'ın izniyle, melekler yardımcı olacaktır.<br />
<br />
Meleklerin salih müminlere yardımcı olmaları Kuran'ın çeşitli ayetlerinde haber verilen bir durumdur. Rabbimiz, Peygamber Efendimiz ( sav) ve sahabeyi de meleklerle desteklemiştir. Konuyla ilgili bazı ayetler şu şekildedir :<br />
<br />
Rabbin meleklere vahyetmişti ki : "Şüphesiz Ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın..." ( Enfal Suresi, 12)<br />
<br />
Sen müminlere : "Rabbiniz'in size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun. ( Al-i İmran Suresi, 124)<br />
22- Hadislerde Hz. Mehdi'ye Başka Kimlerin Yardım Edeceği Bildirmiştir?<br />
<br />
Doğu tarafından birtakım insanlar çıkıp, Hz. Mehdi'nin saltanatını hazırlayacaklardır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 21)<br />
<br />
Şarktan bir cemaat çıkar ve Hz. Mehdi'nin saltanatına yardım eder. ( Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat,<br />
s. 60)<br />
<br />
... Bilahare Kudüs'e inecekler ve Hz. Mehdi için saltanat hazırlayacaklardır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)<br />
23- Hz. Mehdi'nin Yardımcıları Kaç Kişi Olacaktır?<br />
<br />
Hadislerde verilen bilgilerden Hz. Mehdi'nin, çevresinde Allah’a olan bağlılığı, ihlası ve üstün ahlakıyla dikkat çeken bir kimse olacağı anlaşılmaktadır. Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi’nin, dinin ve Müslümanların hayrına yönelik olarak<br />
<br />
çok fazla hizmet eden, çok önemli faaliyetler yürüten bir kimse olacağını bildirmiştir. Normal şartlarda ahlakı Peygamberimiz ( sav)'e benzetilen, yalnızca Allah’ın rızasına uyan, tüm insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşu için<br />
<br />
samimi çaba harcayan, dünyaya huzur, barış, bolluk, bereket getirecek böyle hayırlı ve kıymetli bir insanın etrafında çok sayıda insan toplanmış olması gerekir. Onun bu ahlakını ve yaptığı hayırlı faaliyetleri açıkça gören her Müslümanın<br />
<br />
bu kimsenin yanında olmayı ve Hz. Mehdi ile birlikte davranan hak topluluğa destek vermeyi istemesi; ve onlara yardımcı olabilmek için büyük bir şevk ve heyecan içinde birbirleriyle yarışmaları gerekir. Ancak buna rağmen hadislerde,<br />
<br />
Müslümanlar arasında da Hz. Mehdi'yi destekleyen insanların sayılarının son derece az olacağı bildirilmiştir :<br />
<br />
Sayıları Bedir Ashabı ( 313) kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler. Onların sayıları Talud ile nehri geçenler kadardır. ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-i Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)<br />
<br />
Bu 313 kişi gece abid ( çok ibadet eden kimse) gündüz kahraman niteliğini taşımaktadırlar. ( Kıyamet Alametleri, s. 169)<br />
<br />
Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara<br />
<br />
yetişemez. ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57-68 )<br />
<br />
Hz. Mehdi'ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 25)<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin bu durumu Hz. Yusuf’un hayatıyla büyük benzerlik göstermektedir. Kuran’ın “( Kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı” ( Yusuf Suresi, 58 )<br />
<br />
ayetiyle, Hz. Yusuf’un kardeşlerinin onu tanıyamadığı, ancak onun kardeşlerini tanıdığı haber verilmiştir. İşte hadislerin işaretine göre, Hz. Mehdi de, aynı Hz. Yusuf gibi olacak; o insanları görecek ama insanlar onu fark<br />
<br />
edemeyeceklerdir. Bundan dolayı da ona yardım eden kimselerin sayısı oldukça az olacaktır.<br />
24- Tarih Boyunca Gönderilmiş Olan Peygambere İman Edenlerein Sayısı Az mı Olmuştur?<br />
<br />
Ahir zamanda Hz. Mehdi'yi destekleyenlerin ve yardımcılarının sayılarının çok az olacak olması Allah’ın Kuran’da bildirdiği adetullahının bir gereğidir. Bu durum, tarih boyunca yaşamış olan tüm mümin topluluklarında da hep aynı olmuştur.<br />
<br />
Kuran’da peygamberlerin de çevrelerinde samimi olarak iman eden kişilerin hep çok az olduğuna dair bilgiler verilmiştir. Örneğin Hz. Musa’ya yalnızca yaşadığı toplumun gençlerinden oluşan çok az sayıda kimse iman etmiştir :<br />
<br />
Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden ( gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı... ( Yunus Suresi, 83)<br />
<br />
Bir ayette Hz. Musa’ya inananların çok az sayıda olduklarını, dönemin Firavun’unun şöyle dile getirdiği haber verilmiştir :<br />
<br />
... "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur" ( Şuara Suresi, 54)<br />
<br />
Aynı durum Hz. İsa’nın ilk geldiği dönemdeki yardımcıları için de geçerlidir. Rivayetlerden Hz. İsa’ya da az sayıdaki havarilerin iman ettikleri ve bunun dışında halktan ona inanan kimsenin olmadığı haber verilmiştir. Kuran’da Hz. İsa'ya<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
inananların durumu şöyle bildirilmektedir :</span><br />
<br />
Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun : Meryem oğlu İsa'nın havarilere : "Allah'a ( yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki : "Allah'ın yardımcıları bizleriz." Böylece<br />
<br />
İsrailoğulları'ndan bir topluluk iman etmiş, bir topluluk da inkar etmişti... ( Saff Suresi, 14)<br />
<br />
Kuran’da, Ashab-ı Kehf adlı topluluğun da sayılarının çok az olduğu bildirilmiştir :<br />
<br />
( Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki : "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve : "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. ( Bu,) Bilinmeyene ( gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi<br />
<br />
köpekleridir" diyecekler. De ki : "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az ( insan) dışında kimse bilemez." ... ( Kehf Suresi, 22)<br />
<br />
Bir başka ayette ise Hz. Nuh’a uyan kimselerin sayısının da çok az olduğu şöyle haber verilmiştir :<br />
<br />
... Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti. ( Hud Suresi, 40)<br />
<br />
Kuran'da Hz. Lut'a da çok az kişinin iman ettiği bildirilmektedir. Lut kavmine büyük bir felaket isabet ettiğinde, Allah oradan sadece Hz. Lut'un iman eden aile mensuplarını –iman etmeyen hanımı dışında- kurtarmıştır :<br />
<br />
… Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O ( karısı) arkada kalacak olanlardandır." Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki : "Korkuya düşme ve hüzne kapılma.<br />
<br />
Karın dışında, seni ve aileni muhakak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır." ( Ankebut Suresi, 32-33)<br />
<br />
İnsanların Allah'ın elçilerine iman etmemelerinin birçok sebebi vardır. Bunlardan biri, önceki bölümlerde anlatıldığı gibi, asılsız iftiralar ve karalamalar nedeniyle toplumda oluşan "olumsuz kanaatlerdir". İnsanlar, inkar edenler<br />
<br />
tarafından "yalancı", "menfaatperest", "deli", "sapkın" gibi iftiralarla karşı karşıya kalan salih müminlerden uzak durmayı tercih etmişlerdir. Elbette bu durum, söz konusu insanların önemli bir yanılgısıdır. Ancak aynı yanılgı nedeniyle<br />
<br />
pek çok insan Hz. Mehdi'ye de tabi olmaktan kaçınacak ve ondan uzak duracaklardır.<br />
<br />
Bir diğer neden, toplumda kabul gören batıl inanışların, hurafelerin ve türlü yanlış itikatların, Allah'ın elçileri vesilesiyle hak dinini göndermesiyle tüm sözde dayanaklarını yitirecek olmasıdır. Bu nedenle elçiler, haksızlığa ve<br />
<br />
adaletsizliğe dayanan sistemin bozulmasıyla menfaatleri zarar görecek olan kimselerin güçlü tepkileriyle, iftira ve karalamalarıyla karşılaşmışlardır. Bu durumun bir sonucu olarak da peygamberlere ve salih elçilere tarih boyunca hep az<br />
<br />
sayıda kişi iman etmiştir. Hadislerde işaret edildiğine göre, Hz. Mehdi cemaatinin sayısı da benzer nedenlerle çok az olacaktır. İnsanların büyük çoğunluğu ise hem iftiraların etkisi altında kalarak hem de olabilecek baskı ve<br />
<br />
zorluklardan endişe duyarak Hz. Mehdi ve cemaatinden uzak duracaklardır.<br />
<br />
Toplumsal baskı insanların tarih boyunca iman sahiplerine yardımcı olmalarını engelleyen en önemli sebeplerden bir diğeridir. Kuran ayetlerinde bu konuda Hz. Musa'ya iman eden gençler örnek verilmektedir. Ayette şu şekilde<br />
<br />
bildirilmektedir :<br />
<br />
Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden ( gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve<br />
<br />
gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. ( Yunus Suresi, 83)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Mehdi'nin Ahlakı ve İlminin Üstünlüğü]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=426</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 17:33:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=426</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hz. Mehdi'nin Ahlakı ve İlminin Üstünlüğü</span><br />
<br />
15- Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi'nin Ahlakını Kimin Ahlakına Benzemektedir<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) hadislerinde Hz. Mehdi'nin ahlakının, kendi ahlakına benzediğini belirtmiştir :<br />
<br />
Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygamber ( sav)'e benzer. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)<br />
<br />
Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in üstün ahlakı ise Kuran’da şöyle haber verilmiştir :<br />
<br />
Şüphesiz sen üstün ve pek yüce bir ahlak üzerindesin. ( Kalem Suresi, 4)<br />
16- Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi'nin Ahlakını Nasıl Tarif Etmektedir?<br />
Allah korkusu çok güçlüdür<br />
<br />
Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygambere benzer. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir. ( Nuaym b. Hammad, vr 91a)<br />
Ahlakı inananlar için örnektir<br />
<br />
İlahi feyz ( bereket ve bolluk, ilim ve irfan) ona ulaşır. Dini ilimleri ve örnek ahlakı telakki eder. ( Allah'tan alır.) ( Konavi Risalet-ül Mehdi, s. 161 B)<br />
<br />
Kuran'da Peygamber Efendimiz ( sav)'in de samimi olarak iman edenler için güzel bir örnek olduğu bildirilmiştir :<br />
<br />
Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. ( Ahzab Suresi,<br />
Zamanının en hayırlısıdır<br />
<br />
İbn-i Cerir, Tehzib-il Asar'da şöyle tahric etti ( ortaya koydu) : Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın... O Mehdi'dir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)<br />
<br />
Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)<br />
<br />
Naim b. Hammad, Kab'dan tahric etti ( ortaya koydu), buyurdu ki : Mehdi ( zamanındaki) insanların en hayırlısıdır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58 )<br />
Hz. Mehdi'nin amelinde ayıp ve zulüm yoktur<br />
<br />
Ben Mehdi'yi, peygamberlerin sayfalarında ( kitaplarında) şöyle bulurum : Mehdi'nin amelinde ne zulüm ne de ayıp vardır. ( Nuaym b. Hammad, vr. 50b; Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler –<br />
Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, s. 21)<br />
<br />
Peygamberlere dair olan kitaplarda, "Mehdi'nin işi zulüm ve kötülük değildir" şeklinde işaret edilmiştir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)<br />
Helalleri ve haramları çok iyi bilmesi<br />
<br />
Hz. Hüseyin ( r.a.) soruldu : “İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “Gönül rahatlığı ve vekar sahibi oluşu ile, helal ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-<br />
<br />
Makdisi “Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Hikmet ve anlayış gücü çok yüksektir<br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin Allah'ın kendisine verdiği özel bir güce sahip olduğu bildirilmektedir :<br />
<br />
O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)<br />
<br />
Muhyiddin Arabi Hz. Mehdi'nin bazı özelliklerini saymaktadır. Aşağıdaki izahında Hz. Mehdi'nin dikkat çeken başlıca 9 özelliğine yer vermektedir :<br />
<br />
1. Basiret sahibi olması<br />
<br />
2. Kutsal kitabı anlaması<br />
<br />
3. Ayetlerin manasını bilmesi<br />
<br />
4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi<br />
<br />
5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması<br />
<br />
6. Varlıkların sınıflarını bilmesi<br />
<br />
7. İşlerin girift taraflarını bilmesi<br />
<br />
Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Mehdi kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir. Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak. Yani Hz. Muhammed ( sav)'in getirdiği<br />
<br />
şeriat üzere hükmedecek. Bu sebepledir ki Peygamberimiz ( sav) onu vasfederken "Benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek" demiştir. Bundan anlıyoruz ki, Mehdi, şeriat sahibi değil, şeriata uyandır.<br />
<br />
8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması<br />
<br />
Çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu diğer insanlar üzerine seçmiştir. Liderlerin davranış ve faaliyetleri kendilerinden ziyade halkın menfaatine olmalıdır... Halkın yararına aykırı şeylerle uğraşıp, onların işlerini<br />
<br />
görmeyen bir lider azledilmelidir. Çünkü onunla diğer insanlar arasında fark kalmamıştır.<br />
<br />
9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması. Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir. ( Kıyamet Alametleri, s. 189)<br />
Mücadeleci ve cesurdur<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçirmeyeceği Ehl-i Beyt’ime ( soyuma) mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir. ( Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin<br />
<br />
Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri,<br />
Kahraman Neşriyat, s. 13)<br />
<br />
Mehdi işi sıkı tutacak. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 175)<br />
<br />
İnsanlar hakka dönünceye kadar ( fikri) mücadelesine devam edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)<br />
<br />
Allah Kuran'da pek çok ayette elçilerinin güzel ahlakından ve cesur karakterlerinden bahsetmektedir. Elçiler kavimlerinin tüm inkarcı tavırlarına, alaylarına, tuzaklarına ve saldırılarına en güzel şekilde karşılık vermişler ve her zaman<br />
<br />
Allah'ın yardımıyla galip gelmişlerdir.<br />
Çok merhametlidir<br />
<br />
Hz. Mehdi, o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında bir kimsenin bile burnu kanamayacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)<br />
<br />
... Yoksullara karşı çok merhametli olması, Mehdi’nin alametlerindendir. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")<br />
<br />
... Mazlumlara karşı da çok merhametli olmasıdır. ( Nuaym b. Hammad, vr. 50b; Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam<br />
ve’l kamal”)<br />
İslam’ı koruma hissi çok güçlüdür<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin hamiyet duygularının çok güçlü olacağı hadislerde bildirilmiştir. İslam aleyhinde yapılacak her türlü sözü tam olarak cevaplandıracak, bu yöndeki her türlü hareketi, fikri olarak tamamen etkisiz hale getirecektir.<br />
<br />
İslam'ın aleyhine söylenecek bir söz bile ona ağır gelir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 30)<br />
Kimseye tenezzül etmemesi<br />
<br />
O, benim ümmetimden, tenezzül etmeyen ( Allah'tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan) bir adamdır. ( Suyuti, el-havi, 2/24)<br />
İhtiyaçlarını insanlara bildirmemesi<br />
<br />
Hz. Hüseyin ( ra) soruldu : “İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “... İnsanlar ona muhtaç olurlar. O, ise insanlara ihtiyacını bildirmez.” ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu<br />
<br />
Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Her sorumluluğu üstüne alması<br />
<br />
Her görevi üzerine alır ve zayıfa, düşküne yardım eder. ( M. Muhyiddin Arabi "Futuhat-El Mekkiye", 366. bab, c. 3, s. 327- 328 )<br />
Vakarlı ( halim ve heybetli) olması<br />
<br />
Hz. Hüseyin ( r.a.) soruldu :<br />
<br />
“İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “Gönül rahatlığı ve vakar ( ağırbaşlı ve heybetli) sahibi oluşu ile, helal ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi<br />
<br />
“Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Zalime karşı hakkı müdafaa etmesi<br />
<br />
Mehdi zalime karşı hakkı müdafaa edecektir. Hatta ( zalim) bir insanın azı dişinde olan ( haksız bir lokmayı) bile ondan çekip alacak ve sahibine iade edecektir. ( En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib<br />
<br />
Ale’t-Temam ve’l kamal )<br />
İnsanlara ihsanda bulunması<br />
<br />
Zamanın inkitaa uğradığı ( sistemlerin değiştiği) bir dönemde, Mehdi denen bir adam gelecek ve ihsanı bol ve güzel olacak. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)<br />
<br />
O, fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek ve ihsanı karşılıksız olacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 24)<br />
Cömert olması<br />
<br />
Ahir zamanda bir halife olacak, malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Emirlerinizden bir emir olacak ki, malı saymayacaktır. Birisi ondan mal istediğinde, "Al" der. O da elbisesini yayar ve o da doldurur. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
Cennetle müjdelenmiş olması<br />
<br />
... Enes b. Malik ( r.a.) den, şöyle demiştir : Ben, Resulullah ( s.a.v.)'dan işittim, buyurdu ki : Biz Abdulmuttalib'in çocukları cennet halkının büyükleriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi. ( Sünen-i İbni Mace,<br />
<br />
10/349)<br />
17- Hadislerde Hz. Mehdi'nin İlmi Hakkında Nasıl Bilgi Verilmektedir? Hz. Mehdi'nin Kendisni Diğer İnsanlardan Ayıran Özel Bir İlmi Olacak mıdır?<br />
<br />
Kab'dan rivayet edildi ki : O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)<br />
<br />
Bütün zahiri ilimler, istenildiğinde herkes tarafından okuyarak, araştırılarak öğrenilebilir. Bir de çalışılarak elde edilemeyen, ancak Hz. Allah'ın bir lütfu olan ve onu istediği kuluna verdiği "Vehbi" ilim vardır. Yukarıdaki rivayette<br />
<br />
"kimsenin bilemediği" denilerek Mehdi'nin böyle bir ilme sahip olduğu anlatılmak istenmiş olabilir ( en doğrusunu Allah bilir).<br />
<br />
Bu ilmin "Ledün ilmi" olması da muhtemeldir. Kehf suresinde Musa ( a.s.) ile Hz. Hızır arasında geçen kıssada, benzer bir ilimden bahsedilmektedir. ( Rivayetlerde bu şahsın Hızır a.s. olduğu anlatılır.)<br />
18- Hz. Mehdi'nin İşleri Çok Kısa Zamanda Halletmesi Hadislerde Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Bu durum 7 yıl devam edecektir. Ancak onun her senesi, sizin 20 senenize bedel olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 44)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in bu hadisinde, Hz. Mehdi'nin bir yılının insanların 20 yılına bedel olduğu haber verilmektedir. Hz. Mehdi insanların uzun yıllardır yapamadıkları işleri çok kısa sürede halledecektir. Her konuya çok hızlı, akılcı,<br />
<br />
hikmetli ve kalıcı çözümü bulacak ve uygulayacaktır.<br />
19- Peygamberimiz ( sav)'in Hadislerinde İnsanların Hz. Mehdiye Karşı Olan Sevgileri Nasıl Anlatılmıştır?<br />
<br />
Allah ( c.c.) bütün insanların kalplerini onun muhabbetiyle dolduracaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)<br />
<br />
Ümmet'i Muhammed'den memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Mehdi zuhur eder, herkes sadece O'ndan konuşur, O'nun sevgisini içer ve O'ndan başka bir şeyden bahsetmezler. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33)<br />
<br />
Onun hilafetinden yer ve gök ehli, hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)<br />
<br />
Muhakkak ki o, insanların karşılaştıkları şerler sebebiyle, Mehdi'nin kendilerine en sevgilisi olmadıkça çıkmayacaktır. ( Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri,<br />
Kahraman Neşriyat, s. 27)<br />
<br />
----------------------</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hz. Mehdi'nin Ahlakı ve İlminin Üstünlüğü</span><br />
<br />
15- Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi'nin Ahlakını Kimin Ahlakına Benzemektedir<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) hadislerinde Hz. Mehdi'nin ahlakının, kendi ahlakına benzediğini belirtmiştir :<br />
<br />
Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygamber ( sav)'e benzer. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)<br />
<br />
Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in üstün ahlakı ise Kuran’da şöyle haber verilmiştir :<br />
<br />
Şüphesiz sen üstün ve pek yüce bir ahlak üzerindesin. ( Kalem Suresi, 4)<br />
16- Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi'nin Ahlakını Nasıl Tarif Etmektedir?<br />
Allah korkusu çok güçlüdür<br />
<br />
Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygambere benzer. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir. ( Nuaym b. Hammad, vr 91a)<br />
Ahlakı inananlar için örnektir<br />
<br />
İlahi feyz ( bereket ve bolluk, ilim ve irfan) ona ulaşır. Dini ilimleri ve örnek ahlakı telakki eder. ( Allah'tan alır.) ( Konavi Risalet-ül Mehdi, s. 161 B)<br />
<br />
Kuran'da Peygamber Efendimiz ( sav)'in de samimi olarak iman edenler için güzel bir örnek olduğu bildirilmiştir :<br />
<br />
Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. ( Ahzab Suresi,<br />
Zamanının en hayırlısıdır<br />
<br />
İbn-i Cerir, Tehzib-il Asar'da şöyle tahric etti ( ortaya koydu) : Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın... O Mehdi'dir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)<br />
<br />
Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)<br />
<br />
Naim b. Hammad, Kab'dan tahric etti ( ortaya koydu), buyurdu ki : Mehdi ( zamanındaki) insanların en hayırlısıdır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58 )<br />
Hz. Mehdi'nin amelinde ayıp ve zulüm yoktur<br />
<br />
Ben Mehdi'yi, peygamberlerin sayfalarında ( kitaplarında) şöyle bulurum : Mehdi'nin amelinde ne zulüm ne de ayıp vardır. ( Nuaym b. Hammad, vr. 50b; Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler –<br />
Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, s. 21)<br />
<br />
Peygamberlere dair olan kitaplarda, "Mehdi'nin işi zulüm ve kötülük değildir" şeklinde işaret edilmiştir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)<br />
Helalleri ve haramları çok iyi bilmesi<br />
<br />
Hz. Hüseyin ( r.a.) soruldu : “İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “Gönül rahatlığı ve vekar sahibi oluşu ile, helal ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-<br />
<br />
Makdisi “Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Hikmet ve anlayış gücü çok yüksektir<br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin Allah'ın kendisine verdiği özel bir güce sahip olduğu bildirilmektedir :<br />
<br />
O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)<br />
<br />
Muhyiddin Arabi Hz. Mehdi'nin bazı özelliklerini saymaktadır. Aşağıdaki izahında Hz. Mehdi'nin dikkat çeken başlıca 9 özelliğine yer vermektedir :<br />
<br />
1. Basiret sahibi olması<br />
<br />
2. Kutsal kitabı anlaması<br />
<br />
3. Ayetlerin manasını bilmesi<br />
<br />
4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi<br />
<br />
5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması<br />
<br />
6. Varlıkların sınıflarını bilmesi<br />
<br />
7. İşlerin girift taraflarını bilmesi<br />
<br />
Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Mehdi kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir. Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak. Yani Hz. Muhammed ( sav)'in getirdiği<br />
<br />
şeriat üzere hükmedecek. Bu sebepledir ki Peygamberimiz ( sav) onu vasfederken "Benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek" demiştir. Bundan anlıyoruz ki, Mehdi, şeriat sahibi değil, şeriata uyandır.<br />
<br />
8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması<br />
<br />
Çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu diğer insanlar üzerine seçmiştir. Liderlerin davranış ve faaliyetleri kendilerinden ziyade halkın menfaatine olmalıdır... Halkın yararına aykırı şeylerle uğraşıp, onların işlerini<br />
<br />
görmeyen bir lider azledilmelidir. Çünkü onunla diğer insanlar arasında fark kalmamıştır.<br />
<br />
9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması. Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir. ( Kıyamet Alametleri, s. 189)<br />
Mücadeleci ve cesurdur<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçirmeyeceği Ehl-i Beyt’ime ( soyuma) mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir. ( Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin<br />
<br />
Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri,<br />
Kahraman Neşriyat, s. 13)<br />
<br />
Mehdi işi sıkı tutacak. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 175)<br />
<br />
İnsanlar hakka dönünceye kadar ( fikri) mücadelesine devam edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)<br />
<br />
Allah Kuran'da pek çok ayette elçilerinin güzel ahlakından ve cesur karakterlerinden bahsetmektedir. Elçiler kavimlerinin tüm inkarcı tavırlarına, alaylarına, tuzaklarına ve saldırılarına en güzel şekilde karşılık vermişler ve her zaman<br />
<br />
Allah'ın yardımıyla galip gelmişlerdir.<br />
Çok merhametlidir<br />
<br />
Hz. Mehdi, o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında bir kimsenin bile burnu kanamayacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)<br />
<br />
... Yoksullara karşı çok merhametli olması, Mehdi’nin alametlerindendir. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")<br />
<br />
... Mazlumlara karşı da çok merhametli olmasıdır. ( Nuaym b. Hammad, vr. 50b; Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam<br />
ve’l kamal”)<br />
İslam’ı koruma hissi çok güçlüdür<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin hamiyet duygularının çok güçlü olacağı hadislerde bildirilmiştir. İslam aleyhinde yapılacak her türlü sözü tam olarak cevaplandıracak, bu yöndeki her türlü hareketi, fikri olarak tamamen etkisiz hale getirecektir.<br />
<br />
İslam'ın aleyhine söylenecek bir söz bile ona ağır gelir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 30)<br />
Kimseye tenezzül etmemesi<br />
<br />
O, benim ümmetimden, tenezzül etmeyen ( Allah'tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan) bir adamdır. ( Suyuti, el-havi, 2/24)<br />
İhtiyaçlarını insanlara bildirmemesi<br />
<br />
Hz. Hüseyin ( ra) soruldu : “İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “... İnsanlar ona muhtaç olurlar. O, ise insanlara ihtiyacını bildirmez.” ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu<br />
<br />
Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Her sorumluluğu üstüne alması<br />
<br />
Her görevi üzerine alır ve zayıfa, düşküne yardım eder. ( M. Muhyiddin Arabi "Futuhat-El Mekkiye", 366. bab, c. 3, s. 327- 328 )<br />
Vakarlı ( halim ve heybetli) olması<br />
<br />
Hz. Hüseyin ( r.a.) soruldu :<br />
<br />
“İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “Gönül rahatlığı ve vakar ( ağırbaşlı ve heybetli) sahibi oluşu ile, helal ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi<br />
<br />
“Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Zalime karşı hakkı müdafaa etmesi<br />
<br />
Mehdi zalime karşı hakkı müdafaa edecektir. Hatta ( zalim) bir insanın azı dişinde olan ( haksız bir lokmayı) bile ondan çekip alacak ve sahibine iade edecektir. ( En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib<br />
<br />
Ale’t-Temam ve’l kamal )<br />
İnsanlara ihsanda bulunması<br />
<br />
Zamanın inkitaa uğradığı ( sistemlerin değiştiği) bir dönemde, Mehdi denen bir adam gelecek ve ihsanı bol ve güzel olacak. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)<br />
<br />
O, fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek ve ihsanı karşılıksız olacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 24)<br />
Cömert olması<br />
<br />
Ahir zamanda bir halife olacak, malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Emirlerinizden bir emir olacak ki, malı saymayacaktır. Birisi ondan mal istediğinde, "Al" der. O da elbisesini yayar ve o da doldurur. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
Cennetle müjdelenmiş olması<br />
<br />
... Enes b. Malik ( r.a.) den, şöyle demiştir : Ben, Resulullah ( s.a.v.)'dan işittim, buyurdu ki : Biz Abdulmuttalib'in çocukları cennet halkının büyükleriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi. ( Sünen-i İbni Mace,<br />
<br />
10/349)<br />
17- Hadislerde Hz. Mehdi'nin İlmi Hakkında Nasıl Bilgi Verilmektedir? Hz. Mehdi'nin Kendisni Diğer İnsanlardan Ayıran Özel Bir İlmi Olacak mıdır?<br />
<br />
Kab'dan rivayet edildi ki : O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)<br />
<br />
Bütün zahiri ilimler, istenildiğinde herkes tarafından okuyarak, araştırılarak öğrenilebilir. Bir de çalışılarak elde edilemeyen, ancak Hz. Allah'ın bir lütfu olan ve onu istediği kuluna verdiği "Vehbi" ilim vardır. Yukarıdaki rivayette<br />
<br />
"kimsenin bilemediği" denilerek Mehdi'nin böyle bir ilme sahip olduğu anlatılmak istenmiş olabilir ( en doğrusunu Allah bilir).<br />
<br />
Bu ilmin "Ledün ilmi" olması da muhtemeldir. Kehf suresinde Musa ( a.s.) ile Hz. Hızır arasında geçen kıssada, benzer bir ilimden bahsedilmektedir. ( Rivayetlerde bu şahsın Hızır a.s. olduğu anlatılır.)<br />
18- Hz. Mehdi'nin İşleri Çok Kısa Zamanda Halletmesi Hadislerde Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Bu durum 7 yıl devam edecektir. Ancak onun her senesi, sizin 20 senenize bedel olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 44)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in bu hadisinde, Hz. Mehdi'nin bir yılının insanların 20 yılına bedel olduğu haber verilmektedir. Hz. Mehdi insanların uzun yıllardır yapamadıkları işleri çok kısa sürede halledecektir. Her konuya çok hızlı, akılcı,<br />
<br />
hikmetli ve kalıcı çözümü bulacak ve uygulayacaktır.<br />
19- Peygamberimiz ( sav)'in Hadislerinde İnsanların Hz. Mehdiye Karşı Olan Sevgileri Nasıl Anlatılmıştır?<br />
<br />
Allah ( c.c.) bütün insanların kalplerini onun muhabbetiyle dolduracaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)<br />
<br />
Ümmet'i Muhammed'den memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Mehdi zuhur eder, herkes sadece O'ndan konuşur, O'nun sevgisini içer ve O'ndan başka bir şeyden bahsetmezler. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33)<br />
<br />
Onun hilafetinden yer ve gök ehli, hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)<br />
<br />
Muhakkak ki o, insanların karşılaştıkları şerler sebebiyle, Mehdi'nin kendilerine en sevgilisi olmadıkça çıkmayacaktır. ( Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri,<br />
Kahraman Neşriyat, s. 27)<br />
<br />
----------------------</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdi Aleyhisselam Hakkındaki Ayetler Hadisler Rivayetler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=425</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 17:30:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=425</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mehdi Aleyhisselam Hakkındaki Ayetler Hadisler Rivayetler</span></span><br />
<br />
<br />
Mehdiyet, Ehl-i Sünnet İnancına Göre Bir İtikat Konusudur<br />
<br />
Hazreti Mehdi, ahir zamanda gönderileceği Peygamber Efendimiz ( sav) tarafından müjdelenmiş olan, Müslümanları zulüm ve sıkıntı ortamından kurtaracak, yeryüzündeki fitneleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur,<br />
<br />
mutluluk ve refah getirecek kutlu bir şahıstır. Peygamberimiz ( sav)'den aktarılan sahih rivayetlere göre Hz. Mehdi, çeşitli hurafelerle, batıl inanç ve uygulamalarla aslından uzaklaştırılmış olan dini özüne döndürecek, Hz. İsa ile<br />
<br />
buluşacak, Allah'ın izniyle yegane hak din olan İslam'ı yeryüzüne yerleşik kılacaktır.<br />
<br />
Mehdiyet konusu her dönemde İslam tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Peygamber Efendimiz ( sav)'in çok sayıdaki hadisinde, ismiyle, vasıflarıyla, yardımcılarıyla, devrinin özellikleriyle ve yapacağı icraatlarla ayrıntılı olarak tarif<br />
<br />
edilen Hz. Mehdi'nin geleceğine dair çeşitli Kuran ayetlerinde de işari manada müjde vardır.<br />
<br />
Pek çok İslam alimi, tarihçi ve araştırmacı Mehdi hakkında eserler kaleme almış ya da eserlerinde Mehdiyet konusuna önemli bir yer ayırmıştır. Bu eserler incelendiğinde, Mehdiyet konusunun tartışmaya yer bırakmayacak derecede kesinlik<br />
<br />
gösterdiği her akıl ve vicdan sahibi Müslüman tarafından rahatlıkla anlaşılabilir. Tüm Ehl-i sünnet alimleri, Hz. Mehdi'nin ahir zamanda geleceği konusunda ittifak halindedirler. Peygamberimiz ( sav)'in müjdelediği bu şahsın geleceği ve<br />
<br />
İslam ahlakını yeryüzüne hakim edeceği hakkında muteber İslam alimleri arasında hiçbir görüş ayrılığı yoktur.<br />
Peygamberimiz ( s.a.v)’in Hz. Mehdi Hakkındaki Hadisleri "Tevatür" Derecesindedir<br />
<br />
Hadis imamları Hz. Mehdi hakkındaki hadislerin "mütevatir" olduğunu bildirmişlerdir. Bunun anlamı şudur : Mehdiyet hakkında aktarılan hadisler, bu konuda yalan söylemek kastıyla aralarında anlaşmaları teknik olarak mümkün olmayan<br />
<br />
kişilerden, pek çok farklı kanal vasıtasıyla hadis alimlerine ulaşmıştır. "Tevatür", kelime anlamı olarak "kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber" demektir. ( Büyük Lugat-Tür-Dav, 3003) Hadis<br />
<br />
bilimcilere göre; bir haber birçok kişi tarafından rivayet edilmişse ve bu ravilerin biraraya gelip, haber uydurmaları, durumları itibarıyle mümkün değilse buna "mütevatir" haber denilir. Birçok İslam alimi, Peygamberimiz ( sav)'in Hz.<br />
<br />
Mehdi ile ilgili hadislerinin mütevatir olduğunu bildirmiştir.<br />
<br />
Ayrıca dinimizde çok önemli bir kaynak olarak kabul edilen "Kütüb-ü Sitte"de de Hz. Mehdi hakkında birçok "sahih" hadis bulunmaktadır. Kütüb-ü Sitte dışındaki diğer hadis kaynaklarında da Mehdiyetle ilgili pek çok sahih rivayet<br />
<br />
nakledilmektedir. Alimlerimizin, sahih ve mütevatir hadisleri reddetmenin Peygamber ( sav)'in sözünü reddetmek anlamına geleceği yönündeki ifadeleri de dikkate alındığında Mehdiyet inancının dinimizdeki yeri ve önemi daha iyi anlaşılır.<br />
<br />
Hz. Mehdi, yüzyıllardır İslam ümmeti tarafından beklenmektedir. Ancak gerek geçmiş alimlerin izah ve yorumlarından, gerekse günümüzde ve yakın geçmişte yaşayan İslam alim ve mütefekkirlerinin açıklamalarından ve tariflerinden Hz.<br />
<br />
Mehdi'nin çıkışının içinde bulunduğumuz döneme denk geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim rivayetlerde Hz. Mehdi'nin çıkış alameti olarak bildirilen olayların pek çoğunun aynen ve kısa aralıklarla ardarda gerçekleşmesi bu büyük şahsın<br />
<br />
vazifeye başlamasının yakın olduğunun, belki de başlamış olduğunun açık bir göstergesidir.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in mütevatir ve sahih hadislerinde açıkça haber verilen ve pek çok İslam aliminin eserlerinde teferruatlı olarak ele aldıkları Mehdiyet konusunda İslami literatürde pek çok rivayet ve açıklama bulunmaktadır.<br />
<br />
Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz :<br />
<br />
İbni Hacer Askalani Fethü'l-Bari'de; Mehdi'nin bu ümmetten olacağı ve Hz. İsa ( A.S.)'nın onun arkasında namaz kılacağına dair hadisler tevatür etmiştir, der. Şevkani de İsa'nın ineceğine dair hadislerin sayısının 29'a ulaştığını<br />
<br />
söyleyerek, bunları bir bir nakletmiş ve sonunda : "Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında hadisler ve İsa'nın<br />
<br />
inmesine dair hadisler mütevatirdir" demiştir.( Sünen-i İbn-i Mace 10/338 )<br />
<br />
Mehdi'nin geleceğine dair olan sahih hadisler tevatür niteliğini taşımaktadır.( Kıyamet Alametleri, s. 193)<br />
<br />
Onların zannına göre, Mehdi vefat etti; geçti gitti... Halbuki, bu babda ( konuda) gelen sahih hadis-i şerifler meşhurdur. Hatta tevatür-ü manevi derecesinde olup, taifenin sözlerini tekzip etmektedir. ( Mektubat-ı Rabbani, 2/250)<br />
<br />
Mehdi'nin geleceğine dair Resulullah ( sav)'dan tevatür düzeyinde birçok hadis rivayet edilmiştir... ( eb'ul-Hasan Muhammed b. Hasan el-Überi Sicistani, Menakıb'üş-Şafii/Dr.G.Hüseyin Tacirineseb, Mehdilik ve İmam Mehdi, s. 88 ve 405)<br />
<br />
Mehdi'nin varlığı ve ahir zamanda zuhur edeceği, Peygamber ailesinden ve Fatıma oğullarından oluşu, tevatür ölçüsüne ulaşan hadislerle açıklanmıştır ve bu hadisleri inkar etmenin hiçbir anlamı yoktur... Tevatür ölçüsünü aşan, doğru ve<br />
<br />
açık hadislerde, Mehdi'nin Fatıma soyundan olup, dünya sona ermeden zuhur edeceği, zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyaya, adalet ve hakkaniyet getireceği, onun zamanında İsa Mesih'in gökten ineceği ve onun önderliğinde namaz kılacağı<br />
<br />
kanıtlanmış bulunmaktadır. ( Şerif Muhammed b. Resul Berazenci Medeni, el-işae, s.184 ve 305 / Mehdilik ve İmam Mehdi, s. 328 )<br />
<br />
Kıyamet gününün en büyük alametlerinden birisi de, hakkında tevatür derecesini aşacak derecede hadis bulunan bir kişinin zuhur edeceğidir. Birçok hadis hafızları, Mehdi'nin Peygamber soyundan olduğunu kabul etmişlerdir, böyle mütevatır<br />
<br />
bir konuya sırt çevirmek yakışık almaz. Hak ehlinin inancına göre, Mehdi İsa Mesih'ten ayrıdır. Mehdi, Mesih'ten önce zuhur edecektir. Bu konu Sünni bilginleri arasında, onların inancından sayılacak kadar yaygınlık kazanmıştır. (<br />
<br />
Şemseddin Muhammed b. Ahmed Sefareyni, Levaih'ül-Envar'ül Behiyye şehri, c. 2, s. 74-76-86'dan özet)<br />
<br />
Muhammed b. Ali Şevkani, "et-Tavzih..." isimli kitabında şöyle söylemiştir : ...Bunlar ( Mehdi, Deccal ve Mesih ile ilgili rivayetler) hiç kuşku yok ki, mütevatir hadislerdir, Peygamber'in buyruğu hükmündedir... Buna göre, Deccal ve<br />
<br />
Mesih hakkındaki rivayetler mütevatir olduğu gibi Mehdi hakkındakiler de mütevatirdirler... ( Muhib b. Salih el-Bureyni, Ikd'üd-Dürer fi Ahbar'il-Muntazar, s.14-15 /<br />
Ebu Tayyib Muhammed Sıddık Kunuci, el-İzaetü... s.95 ve 130 / Mehdilik ve İmam Mehdi s. 329)<br />
<br />
Mehdi hakkındaki hadisler, manevi tevatür ölçüsünü geçmiş, inkar edilmelerinin bir anlamı yoktur. ( Şeyh Hasan Advi Hamzavi, Meşarik'ül-Envar, F.2, s. 115, -1307 H. Basımı / Mehdilik ve İmam Mehdi s. 329)<br />
<br />
...Mehdi hakkındaki hadisler tevatür ölçüsünden çoktur. "Sünen", "Mesned" ve "Mu'cem" kitaplarında mevcuttur. ( M. Sıddık b. Hasan Kunuci, el-İzaetü... s. 94)<br />
<br />
Yukarıda isimlerini verdiğimiz kaynaklar dışında pek çok kişi daha sayısız eserinde, Hz. Mehdi hakkında ulaşan hadislerin tevatür derecesinde olduğunu açıklamışlardır. Bu İslam alimlerinden bazıları ve bu konuda açıklama yaptıkları<br />
<br />
eserleri şunlardır :<br />
<br />
1. Ebu Abdullah Muhammed b. Yusuf Genci Nufeli, el-Beyan fi Ahbari Sahib'üz-Zaman, s.126<br />
<br />
2. Şemseddin Muhammed b. Ahmed Kurtubi, et-Tezkiretü fi Ahval'il-Mevta ve Umur'il-ahireti, s.710<br />
<br />
3. İbni Kayyim Cavziye Muhammed b. Ebi Bekr Dımışki, el-Menar'ül-Münif, s.142<br />
<br />
4. Şehabeddin b. Hacer Ahmed b. Ali Askelani, Tahzib et-Tahzib, C.9, s.126<br />
<br />
5. Celaleddin Abdurrahman Suyuti, Arf'ül-Verdi, eki el-Havi Lilfetavi, C.2, s.165<br />
<br />
6. Eb'ul-Abbas b. Hacer Ahmed b. Muhammed Haytemi, Sevaik'ül-Muhrika, s. 99 / El-Kavl'ül Muhtasar, s.23<br />
<br />
7. Şerif Muhammed b. Resul Berazenci Medeni, el-İşae, s.147, 185<br />
<br />
8. Şemseddin Muhammed b. Ahmed Sefarini, Levaih'ül-Envar'il-Behiyye, C.2, s. 89 / Ahval-i Yevm'ül-Kıyamet, s.33<br />
<br />
9. Muhammed b. Ali Sabban Mısri, İs'afur-Rağibin, Nur'ul-Ebsar haşiyesinde matbu s.192 Sevaik'ül-Muhrika'dan naklen.<br />
<br />
10. Mü'min b. Hasan Mü'mim Şeblanci, Nur'ul-Ebsar,s.189<br />
<br />
11. Muhammed Sedik Hasan Kunuci Buhari, el-İzae, s.120<br />
<br />
12. Muhammed b. Cafer İdrisi Ketanı, Nzm'ül-Mütenasır Fi'l-Hadis'il-Mütevatir, s.145<br />
<br />
13. Eb'ul-Feyz Ahmed b. Muhammed Ğumari, İbraz'ül Vehm'il-Meknun, s. 3-4<br />
<br />
14. Abdülmuhsin b. Muhammed Abbad, Meccelet'ül-Camiat'ül-İslamiyye, sayı 3, s. 598<br />
<br />
İslam Alimlerinin Hz. Mehdi'nin Gelişi İle İlgili İzahları<br />
<br />
Birçok büyük İslam alimi ahir zamanda Hz. Mehdi'nin gelişinde hiçbir şüphe olmadığını ifade eden açıklamalar yapmıştır. Bunların arasında en ünlülerinden biri Muhyiddin Arabi'dir. Futuhat-ı Mekkiye isimli eserinde Muhyiddin Arabi şöyle<br />
<br />
söylemektedir :<br />
<br />
Muhakkak ki, yeryüzü zulüm ve haksızlık ile dolduğu sırada Allah'ın halifesi kıyam edecek, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak... Genel kazancı halka arasında eşit olarak paylaştıracak, halka adaletle hükmedecek ve anlaşmazlıklarda<br />
<br />
hakemlik edecek... Allah onun işini bir gecede düzene koyacak, zafer hep onun önünde yürüyecek... Ayağını Peygamberin ayağının yerine koyacak ( onun izinde yürüyecek) ve hiçbir zaman sapmayacak... Dağınık dinleri ( batıl inançları)<br />
<br />
ortadan kaldırıp, sadece hak dini hakim kılacak...( Muhyiddin Arabi, el-Futuhat El Mekkiye, 366. bab, C.3, s. 327-328 )<br />
<br />
Bu konuda açıklama yapan bir diğer kişi ise Mısırlı ünlü yazar Şeyh Mansur Ali Nasif'tir. Bir eserinde Mehdilik inancını şu şekilde tanımlamaktadır :<br />
<br />
Ehl-i Beyt'ten Mehdi adında bir zat kaçınılmaz olarak zuhur edecek, İslam topraklarına hakim olacak, Müslümanlar kendisini izleyecek ve O, Müslümanlar arasında adaletle, hakkaniyetle davranacak, dini sağlamlaştıracak. Ondan sonra Deccal<br />
<br />
ortaya çıkacak ve Mesih ( Hz. İsa) inerek Deccal'ı öldürecek veya öldürülmesinde Mehdi'ye yardım edecektir. ( Et-Tac'ül-Camiü Lil-Usul, C.5, s. 341)<br />
<br />
Mısır el-Ezher Üniversitesi İnançlar Kürsüsü’nde öğretim görevlisi olan yazar Seyyid Sabık ise, İslam Konferansı tarafından seçilmiş bir kitap olarak yayınlanan el-Akaid'ül İslamiyye isimli kitabında Hz. Mehdi'nin gelişi ile ilgili şu<br />
<br />
açıklamaları yapmaktadır :<br />
<br />
Mehdi hakkında sözün özü şu ki; O, zamanın sonunda, pek yakında zuhur edecektir... Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş iken, O, adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. O muhakkak surette İslam kanununu ortaya koyacak ve yıpratılmış olan<br />
<br />
Peygamber sünnetini canlandıracaktır. ( El-Akaid'ül-İslamiyye, s. 250)<br />
<br />
Alaeddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi de, "er-Reddü" isimli kitabında şöyle demiştir :<br />
<br />
Allah'ın rahmeti sana olsun bil ki; vaad edilen Mehdi'nin varoluşunda hiç kuşku yoktur. Üç yüz hadis ve eserle hatta daha fazlası ile bu kanıtlanmıştır. ( Casim Mühelhil, el-Burhan, c.1, s.339 / Mehdilik ve İmam Mehdi, s. 328 )<br />
<br />
Ünlü İslam alimlerinin, bu açıklamaların yanı sıra, Hz. Mehdi'nin gelişi ile ilgili konuların Ehl-i Sünnet inancı olduğuna dair de detaylı açıklamaları mevcuttur. Bu açıklamalardan birkaçını şöyle sıralamak mümkündür :<br />
<br />
Ebu Muhammed Hasan b. Ali el-Berbehari Hanbeli "Şerh'üs-Sünnet" isimli kitabında Ehl-i Sünnet inançlarını sıralayarak şöyle yazıyor : "...Ve Meryem oğlu İsa'nın gökten ineceğine, Deccal'ı öldüreceğine ve Muhammed ( SAV) oğullarından<br />
<br />
Kaim'in ( Mehdi) arkasında namaz kılacağına inanmak." ( Casim Mühelhil, el-Burhan..., C.1, s. 426)<br />
<br />
Doğru hadislere dayanılarak, kesin olarak inanılan bir konu da ( zuhur edecek olan) Mehdi'nin varlığıdır. Onun zamanında Deccal ve Mesih de ortaya çıkacaktır. ( İbni Hacer, Ahmed b. Muhammed Haytemi Şafii, el-Kavl'ül-Muhtasar fi<br />
<br />
Alamat'il Mehdiyyül-Muntazar, s. 74)<br />
<br />
Eb'ul-Eşbal Ahmed Muhammed Şakir "Şerh-i Müsned-i İmam Ahmed" isimli kitabında : Birçok sahabeden doğru senetlerle ulaşan doğru sünnete göre : ( Mehdi'ye inanmak) kanıtlanmış, bunun doğruluğundan kuşku duymak kimsenin haddinde<br />
<br />
değildir. ( Casim Mühelhil, el-Burhan... Mukaddimesi, C.1, s. 343)<br />
<br />
Demek ki, Mehdi'nin zuhur edeceğine inanmak vaciptir, ona inanmak Peygamber ( sav)'in buyruğunu doğrulamak için gereklidir. Nitekim bu konu Ehl-i Sünnet inanç kitaplarında kayeddilmiş ve kanıtlanmıştır. ( Eb'ul-Feyz Ahmed b. Muhammed<br />
<br />
Ğumari Şafii, İbraz'ül-Vehm'ül-Meknun, s. 3-4)<br />
<br />
İslam alimlerinin Hz. Mehdi'nin gelişi ve yapacakları hakkındaki hadisler ile ilgili yaptıkları bu izahlar kuşkusuz son derece önemlidir. Ancak daha da önemlisi Peygamberimiz ( sav)'in ahir zaman ve Hz. Mehdi ile ilgili hadislerinin<br />
<br />
günümüzde tek tek ve birbiri ardısıra gerçekleşiyor olmasıdır. Kuşkusuz bu olayların Peygamberimiz ( sav)'in bir mucizesi olarak gerçekleşmesi, doğrulukları üzerinde herhangi bir şüpheye imkan bırakmamaktadır.<br />
<br />
---------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
Hz. Mehdi'nin Mücadelesi</span><br />
39- Hz. Mehdi Mücadelesine Kaç Yaşlarında Başlayacaktır?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin mücadelesine başladığı yıllarda 30 ila 40 yaşları arasında olacağını haber vermiştir :<br />
<br />
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16)Mehdi benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır... ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-<br />
<br />
Makdisi “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
40- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Mücadelesi ve Kararlılığı Nasıl Anlatılmıştır?<br />
<br />
Mehdi işi sıkı tutacak.( Kıyamet Alametleri , s. 175)<br />
<br />
İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytime mensup birisi ( Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir.( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)<br />
<br />
Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)<br />
41- Hz. Mehdi Hakkında Olumsuz Propaganda Yapılacak Mıdır?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygamber ( sav)'e cahilce çeşitli hakaretler ediyor, ona deli, büyücü, kahin<br />
<br />
şeklinde iftiralar atıyorlardı. Ahir zamanda da inkarı benimseyen kimseler Hz. Mehdi hakkında olumsuz propaganda yapacak, kendilerince halkın nazarında bu mübarek şahsın itibarını sarsmaya çalışacaklardır.<br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. "Altınçağ" ise Hz. Mehdi'nin yeryüzünde bulunduğu son dönemlere aittir. Hz. Mehdi ve Müslümanlar ancak bu devirde rahata,<br />
<br />
bolluğa, huzura kavuşacaklar ve sevgiye, barışa, kardeşliğe dayalı bir hayatı bu devirde yaşayacaklardır.<br />
42- Hz. Mehdi Mücadele Yıllarında Zorluk ve Sıkıntıyla Karşılaşacak Mıdır?<br />
<br />
İnkar içinde olan toplumları uyarmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderilen tüm elçiler, gönderildikleri kavimler tarafından yalanlanmış ve onların çeşitli itham ve iftiralarına maruz kalmışlardır. Peygamberimiz ( sav)'in<br />
<br />
hadislerinde Ehl-i Beyt'ten gelecek olan Hz. Mehdi'nin de bu gibi eziyet ve sıkıntılarla karşılaşacağı haber verilmiştir. ( En doğrusunu Allah bilir)<br />
<br />
Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt’tendir... Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beyt’im muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır. Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve<br />
<br />
mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)<br />
<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed ( sav)'in aşağıdaki hadisi de böyle bir durumu, "Hz. Mehdi'nin biat sırasında, kendisinin birçok kahr ve haksızlığa uğradığını insanlara açıklayacağını" haber vermektedir :<br />
<br />
.. Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der :<br />
<br />
"Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık." ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)<br />
<br />
Hadislerde bildirildiği gibi, İslam ahlakının Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlar arasında hakim olmadan önceki devrede Hz. Mehdi ve yardımcılarına, çeşitli sıkıntılar isabet edecek ancak daha sonra bu sıkıntılar Allah’ın izniyle<br />
<br />
kaldırılacaktır.<br />
<br />
Allah, Kuran'da birçok peygamberin kavimleri tarafından yalanlandıklarını, delilik ve büyücülük iftiralarına maruz kaldıklarını ve daha pek çok saldırı ve eziyetle karşılaştıklarını bildirmiştir. Elçiler tüm bu saldırılar karşısında<br />
<br />
sabretmiş, onlara en güzel şekilde cevap vermişlerdir :<br />
<br />
Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı... ( Enam Suresi, 34)<br />
<br />
... Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz... ( İbrahim Suresi, 12)<br />
<br />
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki : "( Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir." ( Duhan Suresi, 14)<br />
<br />
İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka : "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir.( Zariyat Suresi, 52)<br />
<br />
Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve : "( Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi. ( Zariyat Suresi, 39)<br />
<br />
( Firavun) dedi ki : "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." ( Şuara Suresi, 29)<br />
<br />
Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın.. ( Ahzab Suresi, 69)<br />
<br />
Dediler ki : "Onun için ( yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." ( Saffat Suresi, 97)<br />
<br />
Sonra onlarda ( Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak ( görüşü) ağır bastı. ( Yusuf Suresi, 35)<br />
<br />
... O inkar edenler, zikri ( Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. ( Kalem Suresi, 50-51)<br />
43- Hadislerde Hz. Mehdi ve Cemaatinin İnkar Edenlerin Baskıları Karşısında Gösterecekleri Tavır Nasıl Anlatılmaktadır?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) hadislerinde Hz. Mehdi ve beraberindeki kimselerin, inkar edenlerin olumsuz propagandaları ve baskıları ya da yaşadıkları zorluk ve sıkıntılar karşısında imanlarındaki kararlılıklarından hiçbir şekilde<br />
<br />
vazgeçmeyecekleri haber verilmiştir :<br />
<br />
Onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir. ( Süneni İbni Mace-10-259)<br />
44- Hadislere Göre, Hz. Mehdi İlk Başlarda Çalışmalarını Gizli mi Yokda Açık Olarak mı Yürütecektir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi'nin henüz halk tarafından tanınmadığı ilk dönemlerinde faaliyetlerini gizli olarak gerçekleştireceği bildirilmiştir :<br />
<br />
Geceleri ibadetle meşgul olup, gündüzleri gizli olacak... ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin geldiği dönem ahlaki dejenerasyonun çok ciddi boyutlara ulaştığı, inkar edenlerin din ahlakına ve inananlara karşı çok şiddetli bir düşmanlık besledikleri, gizli ve açık yoğun bir faaliyet içinde oldukları, çok çetin bir<br />
<br />
dönemdir. Böyle bir dönemde insanlardan gizli kalması ve tanınmaması, Hz. Mehdi'nin inkar edenlerin saldırılarından korunmasına vesile olacaktır.<br />
<br />
Bu dönem, Hz. Mehdi'nin inkarcı ve müşrik sistemlerle çok büyük bir fikri mücadele yürüttüğü, din ahlakının yayılması için dünya çapında faaliyet yaptığı bir dönem olacaktır. İnsanların çoğunluğu tarafından tanınmaması, faaliyetlerinin<br />
<br />
ilk yıllarında Hz. Mehdi için çok büyük bir kolaylık sağlayacak, İslam ahlakının insanlar tarafından kabulünü de hızlandıracaktır ( en doğrusunu Allah bilir).<br />
45- Hadislerde Hz. Mehdin'nin Mücadelesinin İlk Devrelerinde İki Kez Ortadan Kaybolacağı Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin mücadelesine başladığı ilk dönemlerde “iki kez ortadan kaybolacağı” haber verilmiştir.<br />
<br />
Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali aleyhi’s-selâm’dan şöyle buyurduğu rivayet edilir :<br />
<br />
Bu işi yapacak olanın ( yani Mehdi’nin) iki gaybeti ( kayboluşu, görünmemesi) vardır. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki, bazıları : “O öldü”, bazıları da : “O gitti” diyeceklerdir. Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini<br />
<br />
bilemeyecekler, sadece ona çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir. ( “el-Saa Fi Eşrat-is Saa” s. 93 Mısır bas.)<br />
46- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Tebliğ Gücü Nasıl Tarif Edilmiştir?<br />
<br />
Hz. Mehdi, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
<br />
O ( Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek. ( Kıyamet Alametleri, s. 165)<br />
<br />
Mehdi bir yere kuru bir dalı diker ve dal yapraklanıp yeşillenir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 67)<br />
<br />
Bir tevili şudur ki :<br />
<br />
Hz. Mehdi, "kuru bir ağaç'a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri aynı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan böyle bir insanın, bu sefer yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine<br />
<br />
ve bütün insanlığa faydalı hale geleceğine işaret edilmiştir ( en doğrusunu Allah bilir). Aşağıdaki hadis-i şerifte de benzer bir şekilde; önceleri cahil, cimri ve korkak olan bir insanın, ahir zamanın büyük mürşidinin irşad ve<br />
<br />
tedrisiyle ( ders vermesiyle) inşaAllah bilgili, cömert ve cesur bir hale geleceğine, adeta önceleri kuru ve faydasız olan bir ağacın yeşerip yaprak vermesi gibi şahsiyetini değiştireceğine işaret edilmiştir. ( Allahualem)<br />
<br />
Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak. ( Kıyamet Alametleri, s. 186)<br />
<br />
İmam Rabbani Hazretleri de eserlerinde kendisine verilen gücü aynı benzetmeyle ifade etmektedir :<br />
<br />
Allah-ü Taala, hidayet işinde; bana büyük bir güç verdi. O kadar ki : Kuru bir ağaca teveccüh etsem; o kuru ağaç hemen filizlenir.( Mektubat-i Rabbani, 1/18 )<br />
47- Hz. Mehdi İslam Ahlakını Dünyaya Nasıl Hakim Kılacaktır?<br />
Hz. Mehdi İslam ahlakını ilmi çalışmalarıyla hakim edecektir<br />
<br />
Hadislerde bildirildiği gibi Hz. Mehdi döneminde hiç kimsenin burnu kanamayacak, hiç kimse zarar görmeyecek, hatta uyuyan kişi dahi uyandırılmayacaktır. Bu da Hz. Mehdi'nin fikri bir mücadele yürüteceğini göstermektedir. Hz. Mehdi,<br />
<br />
fikren din ahlakına uygun olmayan akım ve sistemleri susturacak, ilmi çalışmayla İslam ahlakını hakim edecektir.<br />
<br />
Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)<br />
<br />
Mehdi, Peygamberin ( sav) yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtmayacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Mehdi...gayet sükünet içinde yürüyecektir. ( Kıyamet Alametleri, s. 173)<br />
48- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Tüm Mezhepleri Ortadan Kaldırarak Dini Özüne Döndüreceği Nasıl Bildirilmiştir?<br />
<br />
Hadislerde verilen bilgilere göre Hz. Mehdi, kendisinden önce gönderilmiş olan tüm müceddidlerden farklı birtakım özelliklere sahip olacak ve bu vasıfları taşımasıyla ahir zamanın Büyük Mehdisi olduğu anlaşılabilecektir. Hz. Mehdi'nin bu<br />
<br />
önemli özellikleri arasında “en büyük müceddid” ( her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi) ve “en büyük müçtehid” ( ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük<br />
<br />
İslam alimi) vasıflarını taşıması da olacaktır. “Müceddid” dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre açıklayan, “müçtehid” de ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderidir. Bu vasıftaki büyük zatlar, İslam<br />
<br />
toplumlarına örnek olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir. Bu önderlerden kimi içtihat etme ( hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm verme vasıflarından dolayı "mezhep<br />
<br />
önderleri" olmuşlardır; Müslümanlar da onlara uymuşlardır. İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün ehl-i sünnet onların verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bu müçtehid ve<br />
<br />
müceddidlerin en büyükleri ise Hz. Mehdi olacaktır.<br />
<br />
Bu da Hz. Mehdi'nin içtihat etme ( hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm vermeye en yetkili kişi olarak, “tüm mezhepleri kaldıracağını” göstermektedir. Zira en büyük mezhep imamı<br />
<br />
olduğuna göre zaten tüm diğer mezhepleri kaldırması gerekir. Zamanında herkesin ona uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi ise "Fütühat-ül Mekkiye" isimli<br />
<br />
eserinde bu konuda şöyle bilgi vermiştir :<br />
<br />
... Mehdi, dini Peygamber ( sav)'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak. ( Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186<br />
<br />
-187)<br />
<br />
Hüseyin Hilmi Işık ise, Saadet-i Ebediye adlı eserinde Hz. Mehdi'nin bu özelliğini şöyle haber vermiştir :<br />
<br />
Hazret-i Mehdi, ahir zamanda dünyaya gelecektir. Resullulah Efendimiz ( sav)’in soyundan olacaktır. İsa Aleyhisselam’la buluşacak, mezhepleri kaldıracak, yalnız onun mezhebi kalacak. ( H. Hilmi Işık, Saadeti Ebediye, s. 35)<br />
49- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi'nin Dine Sonradan Sokulan Tüm Bidatları Ortadan Kaldıracağını Haber Vermiş Midir?<br />
<br />
Bidat, ‘dinin aslında olmadığı halde, dine dahil edilen adetler’ anlamına gelir. Peygamberimiz ( sav) de hadislerinde Hz. Mehdi'nin yerine getireceği vazifelerden birinin, ‘dine sonradan sokulan tüm yanlış inanç ve uygulamalardan<br />
<br />
arındırarak İslam dinini Peygamberimiz ( sav) döneminde yaşandığı gibi özüne döndürmek’ olduğunu belirtmiştir. Hz. Mehdi'nin bu özelliğini haber veren hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
Hz. Mehdi hiçbir bidatı bırakmayacak. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
<br />
Mehdi kaldırmadık bidat bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber ( sav) gibi dinin icablarını yerine getirecektir. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Hz. Peygamber ( sav) en başta İslam'ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)<br />
50- Hz. Mehdi'nin Mücadelesi Ne Zamana Kadar Sürecektir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin inkarcı felsefeleri fikri olarak tümüyle etkisiz hale getirerek İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı bildirilmiştir. Hz. Mehdi, Kuran ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılana kadar<br />
<br />
mücadelesine devam edecektir. Bir hadiste bu durum şöyle haber verilmiştir :<br />
<br />
İnsanlar, hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. ( El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
51- Hz. Mehdi'nin Mehdiliğini Herkes Kabul Edecek Midir?<br />
<br />
Hz. Mehdi tam manasıyla ortaya çıktığında, Hz. Muhammed'in bildirdiği şekil ve sureti, mücadelesi, yardımcıları, fethedeceği yerler ile ilgili bütün hadis-i şeriflerle uygunluk gösterecek, böylece bu konuda hiç kimsenin kalbinde en ufak<br />
<br />
bir şüphe ve tereddüt kalmayacaktır. Herkes tam kanaat getirerek, onun Mehdiliği'ni tasdik edecektir. Hadislerde Hz. Mehdi'nin Mehdiliği’nin, tam olarak ortaya çıkıtğı dönemde herkes tarafından kabul edileceği şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Onun ismiyle semadan nida olunacak ve hiç kimse onun Mehdiliğini inkar etmeyecektir. ( El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)<br />
<br />
Bir adam ( Mehdi) semadan ismiyle mutlaka çağırılacak ve delil onu inkar etmeyecek, zelil ona mani olmayacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52)<br />
<br />
Gökten bir ses gelecek, onu ne delil inkar edecek ve ne de delil olmaktan o alıkonacak.( Kıyamet Alametleri, s. 200)<br />
52- Hadislerde İnsanların Hz. Mehdi'ye Nasıl Tabi Olacakları Bildirilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde insanların arıların kovanlarına gelip sığındığı gibi Hz. Mehdi'ye gelip sığınacakları haber verilmiştir :<br />
<br />
Ebu Said Hudri Resulluh'dan rivayet ediyor : Mehdi'nin izleyicileri ona sığınırlar, bal arılarının Kraliçe arıya sığındıkları gibi ( onun yanında güven ve huzur bulurlar), o yeryüzünü adalet ve dürüstlükle dolduracaktır.<br />
<br />
--------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hz. Mehdi'nin Özellikleri</span><br />
1- Mehdi Konusunun Kaynağı Nedir? Güvenilir Kaynaklara Dayanmakta mıdır?<br />
<br />
Mehdiyet konusu her dönemde İslam tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Pek çok İslam alimi, tarihçi ve araştırmacı Hz. Mehdi hakkında eserler kaleme almış ya da eserlerinde Mehdiyet konusuna önemli bir yer ayırmıştır. Bu eserler<br />
<br />
incelendiğinde, Mehdiyet konusunun tartışmaya yer bırakmayacak derecede kesinlik gösterdiği her akıl ve vicdan sahibi Müslüman tarafından rahatlıkla anlaşılabilir. Tüm Ehl-i sünnet alimleri Hz. Mehdi'nin ahir zamanda geleceği konusunda<br />
<br />
ittifak halindedirler. Peygamberimiz ( sav)'in müjdelediği bu şahsın geleceği ve İslam ahlakını yeryüzüne hakim edeceği hakkında muteber İslam alimleri arasında hiçbir görüş ayrılığı yoktur.<br />
2- Hz. Mehdi İle İlgili Hangi Güvenilir Kaynaklarda Hadisler Rivayet Edilmiştir?<br />
<br />
1) Tirmizi'nin Sünen'inde 3 tane,<br />
<br />
2) Ebu Davud'un Sünen'inde 8 tane,<br />
<br />
3) İbn-i Mace'nin Sünen'inde 8 tane,<br />
<br />
4) Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde 12 tane,<br />
<br />
5) Abdülrezzak b. Hemmam'ın el-Musannef'inde 8 tane,<br />
<br />
6) İbn Ebi Şeyhe'nin el-Musannef'inde 14 tane,<br />
<br />
7) İbn Hibban'ın Sahih'inde 7 tane,<br />
<br />
8 ) Heysemi'nin Zevaid'inde 20 tane,<br />
<br />
9) Suyuti'nin Cami'us Sağır'ında 8 tane,<br />
<br />
10) el-Muttaki el-Hindi'nin Kenzü'l Ummal'inde 59 tane,<br />
<br />
11) Hakim'in Müstedrek'inde 12 tane,<br />
<br />
12) Deylemi'nin el-Firdevs'inde 7 tane,<br />
<br />
13) Darekutni'nin Sünen'inde 1 tane olmak üzere, bu kaynaklarda Hz. Mehdi ile ilgili toplam 159 güvenilir hadis-i şerif bulunmaktadır.<br />
<br />
Ayrıca büyük İslam alimlerinden,<br />
<br />
İbn Kesir 3,<br />
<br />
Hafız Busuri 2,<br />
<br />
Zehebi 5,<br />
<br />
Munziri 1,<br />
<br />
Azimabadi 6,<br />
<br />
Elbani 6 güvenilir hadis-i şerife eserlerinde yer vermişlerdir.<br />
<br />
Bunlar Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin bulunduğu güvenilir kaynakların sadece bir kısmıdır. Bunların dışında da daha pek çok güvenilir kaynakta Hz. Mehdi konusundaki hadisler ve açıklamalar vardır.<br />
3-Hz. Mehdi’nin Muhakkak Çıkacağını Bildiren Hadisler Hangileridir?<br />
<br />
Hz. Mehdi’nin ahir zamanda muhakkak çıkacağını bildiren hadislerden bazıları şunlardır :<br />
<br />
Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, Allah, O ( Hz. Mehdi) idareyi ele alıncaya kadar o günü uzatırdı. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 10)<br />
<br />
Eğer dünyadan bir gece bile kalsa, Allah onu uzatır ve Ehli Beytimden birisini ( Hz. Mehdi) melik kılardı. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 10)<br />
<br />
Ümmetim arasında Mehdi gelecektir... Ümmetim onun zamanında iyi ve kötünün, benzeriyle nimetlenmediği bir nimetle nimetlenecek, sema üzerlerine bol yağmur yağdıracak, arz nebatından hiçbir şey saklamayacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi<br />
<br />
Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 9)<br />
<br />
Dünyadan bir gece bile kalsa, Allah o geceyi uzatır ve Ehli Beyt’imden birisi gelerek dünyaya hakim olurdu. Onun adı adıma, babasının adı babamın adına uyar. Daha önce yeryüzü nasıl zulümle dolduysa, o, onu adaletle dolduracaktır. (<br />
<br />
Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)<br />
4- Mehdi Kelimesinin Anlamı Nedir?<br />
<br />
"Mehdi", kelime olarak, "hidayete ermiş, hidayet bulmuş kişi" anlamına gelir ( İslam Ansiklopedisi, "Mehdi", c. 5, s. 149). Dini literatürde ve halk arasında ise Peygamberimiz ( sav)'in ahir zamanda geleceğini müjdelediği mübarek zatın<br />
<br />
ismi olarak geçmektedir. Bir İslami kaynakta kelimenin tanımı şöyle yapılmaktadır :<br />
<br />
"Mehdi" : Allah'ın hakikaten hak yoluna götürdüğü kimsedir. Bu sözcük, isimler arasında o kadar çok kullanılmıştır ki bilinen isimlerden olmuştur. Peygamber'in ahir zamanda geleceğini müjdelediği kimse bu isimle adlandırılmıştır. (<br />
<br />
İbn'ül-Esir el-Cezeri, "en-Nihaye fi Garib'il-Hadisi ve'l-Eser", c. 4, s. 244)<br />
<br />
Bir başka kaynakta da Hz. Mehdi hakkında şöyle bir açıklama yer almaktadır :<br />
<br />
“Mehdi Allah'ın hak yola erdirdiği kimsedir. Mehdi Peygamber'in ( SAV) ahir zamanda geleceğini müjdelediği, kendi ailesinden olan kimsenin adıdır. Yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak; zulüm ve haksızlıkla dolmuş iken. O<br />
<br />
Konstantiniyye'de ( El-Müncid Fi'l-A'lam) Mesih ile birlikte olacak. Arab’a ve Arap olmayan herkese hükmedecek, Deccal'i öldürecek... Onun zuhur edeceğini dost ve düşman inkar etmiştir. Onun kıyamına dair rivayetler tevatüre ulaşmıştır.<br />
<br />
Allah'ım! O'nun zuhurunu çabuklaştır...” ( Fahrettin et-Türeyhi, Mecma'ül-Bahreyn ve Matla'ün-Nayyireyn, c. 1, s. 475-476)<br />
5- Hz. Mehdi Hangi Soydan Olacaktır?<br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz ( sav)'in soyundan olacağı bildirilmektedir. Hz. Mehdi'nin bu özelliğini haber veren hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah ( c.c.) benim Ehl-i Beyt’imden ( soyumdan) bir zatı ( Hz. Mehdi'yi) gönderecek. ( Sünen-i Ebu Davud, 5/92)<br />
<br />
Benim Ehl-i Beyt’imden bir şahıs bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez. ( En-Necmu's Sakıb, Ukayli)<br />
<br />
Mehdi, kızım Fatıma'nın neslindendir. ( Sünen-i İbn Mace, 10/348 )<br />
<br />
Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir. ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)<br />
<br />
Mehdi, benim çocuklarımdan birisidir. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir. ( Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi’nin “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)<br />
<br />
Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerde belirtildiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere "seyyid" denmektedir. “Hz. Mehdi de seyyid olacaktır.”<br />
<br />
Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Hz. Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. ( En doğrusunu Allah bilir).<br />
6-Hz Mehdi Nerede Doğacaktır?<br />
<br />
O, Medine'de doğacaktır... Nuaym b. Hammad. İmam Ali ( KV) den böyle nakletmiştir.<br />
<br />
Kurtubi'nin Tezkiresinde, Onun Mağrib ülkelerinden çıkacağı, oradan gelip denizi geçeceği anlatılmaktadır. ( Kıyamet Alametleri, s.162, 7. baskı)<br />
<br />
( Medine kelimesi Arapça’da “şehir” anlamına gelmektedir)<br />
7- Hz. Mehdi'nin İsmi Ne Olacaktır?<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ( sav)’in pek çok hadisinde, Hz. Mehdi'nin adının Peygamberimiz ( sav)'in adına “muvafık” yani “uygun” olacağı bildirilmektedir. Bu hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
Ey insanlar, muhakkak Allahu Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmeti Muhammed'in en hayırlısı olan ve Mekke'de bulunan, İSMİ AHMED, babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdi'yi reis kılmıştır. Ona<br />
<br />
katılınız. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)<br />
<br />
Gökten şöyle bir ses duyulacak : “Ey insanlar artık Allah Cebbarları, Münafık ve yardımcılarını sizden uzaklaştırdı. Ümmeti Muhammed ( S.A.V)in en hayırlısını başınıza getirdi. Mekke’de ona katılın, O Mehdi’dir. İsmi de Ahmed B.<br />
<br />
Abdullah’dır. Diğer bir rivayet : “Size Muhammed Ümmetinin en hayırlısı olan Cabir’i tayin etti. Mekke’de ona yetişin O Mehdi’dir. İsmi MuhammedB.Abdullah’tır!” ( Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyin El<br />
<br />
Berzenci,<br />
Pamuk Yayıncılık, 8. baskı, s. 165)<br />
<br />
Rivayetlerin çoğunda Mehdi’nin ismi “Muhammed” olarak geçer; bazı rivayetlerde ise “Ahmed” diye anlatılır...<br />
<br />
Ebu Davud ile Tirmızi’nin İbni Mesut ( RA)'dan nakil ettiklerine göre, Allah’ın Resulü ( sav) şöyle buyurmuştur : “Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır...” ( Kıyamet Alametleri, Genişletilmiş 9. baskı,<br />
<br />
s.159-160)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) “Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır...” diyerek, Mehdi ile isimleri arasında bir benzerlik olacağına dikkat çekmiştir. Bu konuya ilişkin bazı hadislerinde ise Mehdi’nin isminin<br />
<br />
“Ahmed” olacağını haber vermiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in ismi olan “Muhammed” ve hadislerde Mehdi’ye işaret eden “Ahmed” isimleri Arapça’da aynı fiilden gelmektedir ve anlam olarak da hadislerde belirtildiği gibi birbirlerine “muvafık” yani “uygun”dur.<br />
<br />
Sözlük anlamlarına bakıldığında da, hadislerde işaret edilen Muhammed ve Ahmed isimlerinin bu anlam benzerliği açıkça görülmektedir :<br />
<br />
Ahmed : Daha fazla övülmeye layık, çok, en çok methedilmiş olan.<br />
<br />
Muhammed : Pek çok tekrar tekrar övülmüş, methedilmiş mealinde bir isim.<br />
<br />
Konuyla ilgili işari manada bir ayette ise şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
.. benden sonra ismi "AHMED" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti... ( Saff Suresi, 6)<br />
8- Hz. Mehdi’nin Kardeşi Olacak mıdır?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin kardeşinin az olacağı haber verilmiştir :<br />
<br />
Kardeşi az olandır... ( Risalet ül Mehdi s.161)<br />
9- Peygamberlere İndirilen Kitaplarda Hz.Mehdi Hakkında Bilgi Var mıdır?<br />
<br />
Naim buyurdu ki : Ben Mehdi'yi Peygamberlerin suhufunda ( sahifelerde; Adem, Şit, İdris ve İbrahim peygamberlere indirilen sahife şeklindeki kitaplarda) şöyle bulurum : "Mehdi'nin amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur." ( Kitab-ül<br />
<br />
Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Peygamberlere dair olan kitaplarda, "Mehdi'nin işi zulüm ve kötülük değildir" şeklinde işaret edilmiştir.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)<br />
<br />
İbni Münavi diyor ki : "Danyal ( a.s.)’in kitabında şöyle yazılıdır" Süfyanlar 3 tanedir, Mehdiler de 3’tür. 1. Süfyan çıkıp adı sanı yayıldığında ona karşı 1. Mehdi, 2. Süfyana karşı 2. Mehdi, 3. Süfyana karşı da Hz. Muhammed Mehdi<br />
<br />
çıkacak ve Allah-u Teala daha önce fesada uğrayanları ve iman ehlini onunla kurtaracaktır. Sünnetler onunla ihya edilecek bidat ateşleri de onunla sönecektir. Onun zamanında insanlar aziz olacak ve kendi muhaliflerine galip<br />
<br />
geleceklerdir. Güzel bir hayat sürülecek, yer ve gök bereketini artıracak, bu durum 7 yıl sürdükten sonra Mehdi vefat edecektir.( Bu hadis Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli kitabın Süleymaniye Kütüphanesi’nde<br />
<br />
bulunan<br />
el yazılı bir nüshasında mevcuttur.)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in ashabının Tevrat ve İncil'de müjdelenmeleri gibi, Hz. Mehdi de diğer peygamberlere indirilmiş kitaplarda müjdelenmekte; bu kitaplarda Hz. Mehdi'den övgüyle bahsedilmektedir.<br />
10- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Hakimiyetinin Hangi Peygamberlerin Hakimiyetine Benzeyeceği Bildirmiştir?<br />
<br />
Kuran'da Zülkarneyn ve Hz. Süleyman'ın yaşadıkları dönemlerde yeryüzünde geniş çapta etkili oldukları haber verilmiştir. Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde ise, Hz. Mehdi'nin de Zülkarneyn ve Hz. Süleyman gibi İslam ahlakını bütün<br />
<br />
yeryüzüne hakim edeceği haber verilmiştir :<br />
<br />
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 30)<br />
<br />
Yeryüzüne dört kişi malik olmuştur. İkisi mümin, ikisi kafirdir. Müminler, Zülkarneyn ve Hz. Süleyman, kafirler ise Nemrud ve Buhtunnasır'dır. Beşinci olarak Ehl-i Beytimden birisi ( Hz. Mehdi) gelecek ve o da dünyaya malik olacaktır. (<br />
<br />
Kitab'ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 10)<br />
11- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerde, Hz. Mehdi'nin Gelişinin Mülümanlar İçin Bir Müjde Konusu Olduğu Nasıl Bildirmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav), "Mehdi ile müjdelenin" ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12) buyurarak, Hz. Mehdi'nin gelişini heyecan ve şevkle beklemenin, bu mübarek şahıs için hazırlık yapmanın önemine dikkat çekmiştir.<br />
12- Peygamberimiz, Hz. Mehdi Geldiğinde Mülülmanların Ona Uymalarının Önemini Nasıl Bildirmiştir?<br />
<br />
Sizden ona kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa ona gelsin. Ona katılsın. Zira o, Mehdi'dir. ( İbn Mace, Fiten, B 34, H 4082; İbn Ebi Şeybe, c. VII, s. 527; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)<br />
<br />
<br />
----------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
Hz. Mehdi'nin Fiziksel Görünümü</span><br />
13- Hadislerde, Hz. Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri Hakkında Bilgi Verilmiş midir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi'nin ahlakı ve mücadelesinin yanı sıra, fiziksel özelliklerini de çok detaylı olarak tarif etmiştir. Peygamberimiz ( sav)'in Hz. Mehdi hakkındaki tasvirleri o kadar detaylı ve açıktır ki, Hz. Mehdi ortaya<br />
<br />
çıktığında kendisini görenler bu tasvirlerden hemen kendisini tanıyacaklardır.<br />
<br />
Bir ayette, Kitap Ehli'nin Peygamber Efendimiz ( sav)'i "çocuklarını tanır gibi" tanıyacakları bildirilmektedir :<br />
<br />
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu ( peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. ( Bakara Suresi, 146)<br />
<br />
Bu ayet işari manada, Hz. Mehdi'nin tanınmasına da işaret etmektedir. ( En doğrusunu Allah bilir.) Hz. Mehdi de ortaya çıktığında, Peygamberimiz ( sav)'in tasvirleri ışığında, insanlar onu çocuklarını tanır gibi tanıyacaklardır. Ancak<br />
<br />
buna rağmen bazı insanlar, bu mübarek şahsı tanımazlıktan gelecekler ve kendisini inkar edeceklerdir.<br />
14- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi'nin Fiziksel Özelliklerini Nasıl Tarif Etmiştir?<br />
Güzel ve Nurludur<br />
<br />
O ( Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. ( Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer'den)<br />
<br />
Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22)<br />
<br />
... Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir. ( Deylemi, c. IV, s. 221, İbnu'l Cevzi, c. II, s. 558; Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil<br />
Mehdi”)<br />
<br />
O ( Mehdi), orta boylu ve güzel yüzlü bir gençtir... Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib<br />
<br />
Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
Mehdi benim çocuklarımdandır. Onun yüzü, parlak yıldız gibidir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
Güzel yüzlüdür. Yüzünün nurları ona azamet verir. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
... Yüzünde parlak yıldız gibi bir renk vardır...( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 12<br />
<br />
Kuran’da da Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğini şu şekilde haber vermektedir :<br />
<br />
... ( Yusuf'a da : ) "Çık, onlara ( görün)" dedi. Böylece onlar onu ( olağanüstü güzellikte) görünce ( insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler... ( Yusuf Suresi, 31)<br />
Siyah Saçlıdır<br />
<br />
Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. ( Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd Dürer'den)<br />
<br />
Siyah saçlıdır. Siyah sakallıdır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
Yüzünde Ben Olması<br />
<br />
Yüzünde bir ben bulunacaktır.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
Omuzunda Peygamberin ( sav) Alameti Vardır<br />
<br />
Mehdi'nin omuzunda Peygamber Efendimiz ( sav)'deki alamet bulunacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Omuzunda Peygamber ( sav)'in alameti vardır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)<br />
<br />
Omuzunda Peygamber ( sav)'in nişanı vardır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)<br />
<br />
Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed ( sav)'de olduğu gibi açık bir işaret olan "Peygamberimiz ( sav)'in alameti" olacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in alameti, İslami kaynaklarda şu<br />
<br />
şekilde bildirilmektedir :<br />
<br />
Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir : "Gözüm Peygamberimiz'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti." ( Sünen-i Tirmizi, 6/126)<br />
Rengi<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin rengi arabi… ( İbn Hacer El Mekki; "El-Kavlü'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar", s. 15-75)<br />
<br />
Not : Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır.<br />
<br />
Hz. Peygamber ( sav)'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi'nin de Peygamber Efendimiz ( sav)'le aynı renkte olacağı<br />
<br />
anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah ( sav)'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir :<br />
<br />
Enes b. Malik, Peygamber ( sav)'in rengi hakkında şöyle dedi : Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. ( İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )<br />
<br />
Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretleri'nin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem<br />
<br />
Hazretleri'nin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. ( İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )<br />
Genel Görünümü<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)<br />
<br />
Cismi, İsrail cismidir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır. ( Tavrı onlara benzer yani heybetli ve akıllı) ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)<br />
<br />
O … heybetli bir adamdır. ( İkdüd dürer)<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin bedeni İsraili'dir. Hz. Mehdi, sanki Beni İsrail ricalindendir ( önde gelenlerindendir) ( İbn Hacer El Mekki)<br />
<br />
Cismi, İsrail bünyesi gibidir. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
( Dış görünüşü) sanki İsrailoğullarından bir adama benzemektedir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
Sanki o, İsrailoğullarından bir adam gibidir. ( Nuaym b. Hammad, vr. 52a; Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam<br />
El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Geniş Vücutlu Olması<br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin karnının, göğsünün, alnının, bacak aralıklarının, uyluklarının geniş olduğu bildirilmektedir. Alnının geniş olmasıyla orantılı olarak başı da büyük olacaktır. Tüm bu tasvirlerden, Hz. Mehdi'nin tüm vücudunun<br />
<br />
geniş olduğu anlaşılmaktadır.<br />
<br />
İri gövdeli... ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
O, alnı açık… karnı büyük, iki uyluk arası açık… ( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13)<br />
<br />
O, açık alınlıdır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
İki uyluk arası açık...( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
Hz. Mehdi, Hz. Hasan'In soyundandır. Bacakları aralıklıdır. ( Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)<br />
<br />
... Onun... alnı geniştir. Yeryüzünü adaletle dolduracak v emalı bol bir şekilde dağıtacaktır. ( Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)<br />
Boyu<br />
<br />
Mehdi, orta boylu olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Mehdi’nin adı Muhammed b. Abdullah'tır. O, orta boylu... ( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ( sav)'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz :<br />
<br />
Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki : Resulullah ( sav) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen "Rab'a" kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi<br />
<br />
kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. ( Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)<br />
Alnının Açık ve Geniş Olması<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin alnın açık ve geniş olmasına orantılı olarak başının da büyük olacağı hadislerden anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Mehdi bendendir... Açık alınlıdır.( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Mehdi bizdendir, alnı açık...( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Allahü Teala, benim neslimden, alnı açık, yeryüzünü adaletle doldurarak malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram eden bir evladımı gönderecektir.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
O, açık alınlıdır.( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
Muhakkak ki Allah, benim neslim içinde alnı açık ( olan) bir şahıs gönderecektir.( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)<br />
Karnın Geniş Olması<br />
<br />
O, alnı açık... karnı büyük, iki uyluk arası açık... ( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13)<br />
Uylukları Uzundur<br />
<br />
Uylukları uzundur, rengi Arap rengidir. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 162-163)<br />
Yürüyüşü<br />
<br />
Bir özelliği de yürürken uyluklarının açık ve birbirinden uzak olmasıdır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32<br />
Yaşı<br />
<br />
Hadislerde belirtilen Hz. Mehdi'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.<br />
<br />
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16)<br />
<br />
Mehdi benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır... ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Sakalı<br />
<br />
Sakalı bol ve sık olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23),<br />
<br />
Sakalı sıktır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)<br />
Burnu Güzeldir<br />
<br />
Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır. ( Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, s. 365)<br />
<br />
O, açık alınlı, küçük burunlu… ( Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)<br />
<br />
O açık alınlı ve ince burunludur. ( Ahmed, b. Hanbel II-291, III-17) ( Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şail yayıncılık, K. el-Mehdi ( 35), s. 404)<br />
Kaşları ve Gözleri<br />
<br />
O, açık alınlı, küçük burunlu, iri gözlü... ( Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Naim Erdoğan, s. 163)<br />
<br />
Kaşı kavislidir. ( Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin kaşları... araları açık... ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Hadiste Hz. Mehdi'nin kaşlarının aralarının açık olmasıyla, gözü ve kaşı arasında mesafenin geniş olduğu ifade edilmektedir.<br />
Dişlerinin Güzelliği ve Parlaklığı<br />
<br />
Dişleri parlak olacaktır. ( Nuaym b. Hammad, vr. 52a; El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Mehdi, gür sakallı, ön dişleri parlak... ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
---------------------</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mehdi Aleyhisselam Hakkındaki Ayetler Hadisler Rivayetler</span></span><br />
<br />
<br />
Mehdiyet, Ehl-i Sünnet İnancına Göre Bir İtikat Konusudur<br />
<br />
Hazreti Mehdi, ahir zamanda gönderileceği Peygamber Efendimiz ( sav) tarafından müjdelenmiş olan, Müslümanları zulüm ve sıkıntı ortamından kurtaracak, yeryüzündeki fitneleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur,<br />
<br />
mutluluk ve refah getirecek kutlu bir şahıstır. Peygamberimiz ( sav)'den aktarılan sahih rivayetlere göre Hz. Mehdi, çeşitli hurafelerle, batıl inanç ve uygulamalarla aslından uzaklaştırılmış olan dini özüne döndürecek, Hz. İsa ile<br />
<br />
buluşacak, Allah'ın izniyle yegane hak din olan İslam'ı yeryüzüne yerleşik kılacaktır.<br />
<br />
Mehdiyet konusu her dönemde İslam tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Peygamber Efendimiz ( sav)'in çok sayıdaki hadisinde, ismiyle, vasıflarıyla, yardımcılarıyla, devrinin özellikleriyle ve yapacağı icraatlarla ayrıntılı olarak tarif<br />
<br />
edilen Hz. Mehdi'nin geleceğine dair çeşitli Kuran ayetlerinde de işari manada müjde vardır.<br />
<br />
Pek çok İslam alimi, tarihçi ve araştırmacı Mehdi hakkında eserler kaleme almış ya da eserlerinde Mehdiyet konusuna önemli bir yer ayırmıştır. Bu eserler incelendiğinde, Mehdiyet konusunun tartışmaya yer bırakmayacak derecede kesinlik<br />
<br />
gösterdiği her akıl ve vicdan sahibi Müslüman tarafından rahatlıkla anlaşılabilir. Tüm Ehl-i sünnet alimleri, Hz. Mehdi'nin ahir zamanda geleceği konusunda ittifak halindedirler. Peygamberimiz ( sav)'in müjdelediği bu şahsın geleceği ve<br />
<br />
İslam ahlakını yeryüzüne hakim edeceği hakkında muteber İslam alimleri arasında hiçbir görüş ayrılığı yoktur.<br />
Peygamberimiz ( s.a.v)’in Hz. Mehdi Hakkındaki Hadisleri "Tevatür" Derecesindedir<br />
<br />
Hadis imamları Hz. Mehdi hakkındaki hadislerin "mütevatir" olduğunu bildirmişlerdir. Bunun anlamı şudur : Mehdiyet hakkında aktarılan hadisler, bu konuda yalan söylemek kastıyla aralarında anlaşmaları teknik olarak mümkün olmayan<br />
<br />
kişilerden, pek çok farklı kanal vasıtasıyla hadis alimlerine ulaşmıştır. "Tevatür", kelime anlamı olarak "kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber" demektir. ( Büyük Lugat-Tür-Dav, 3003) Hadis<br />
<br />
bilimcilere göre; bir haber birçok kişi tarafından rivayet edilmişse ve bu ravilerin biraraya gelip, haber uydurmaları, durumları itibarıyle mümkün değilse buna "mütevatir" haber denilir. Birçok İslam alimi, Peygamberimiz ( sav)'in Hz.<br />
<br />
Mehdi ile ilgili hadislerinin mütevatir olduğunu bildirmiştir.<br />
<br />
Ayrıca dinimizde çok önemli bir kaynak olarak kabul edilen "Kütüb-ü Sitte"de de Hz. Mehdi hakkında birçok "sahih" hadis bulunmaktadır. Kütüb-ü Sitte dışındaki diğer hadis kaynaklarında da Mehdiyetle ilgili pek çok sahih rivayet<br />
<br />
nakledilmektedir. Alimlerimizin, sahih ve mütevatir hadisleri reddetmenin Peygamber ( sav)'in sözünü reddetmek anlamına geleceği yönündeki ifadeleri de dikkate alındığında Mehdiyet inancının dinimizdeki yeri ve önemi daha iyi anlaşılır.<br />
<br />
Hz. Mehdi, yüzyıllardır İslam ümmeti tarafından beklenmektedir. Ancak gerek geçmiş alimlerin izah ve yorumlarından, gerekse günümüzde ve yakın geçmişte yaşayan İslam alim ve mütefekkirlerinin açıklamalarından ve tariflerinden Hz.<br />
<br />
Mehdi'nin çıkışının içinde bulunduğumuz döneme denk geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim rivayetlerde Hz. Mehdi'nin çıkış alameti olarak bildirilen olayların pek çoğunun aynen ve kısa aralıklarla ardarda gerçekleşmesi bu büyük şahsın<br />
<br />
vazifeye başlamasının yakın olduğunun, belki de başlamış olduğunun açık bir göstergesidir.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in mütevatir ve sahih hadislerinde açıkça haber verilen ve pek çok İslam aliminin eserlerinde teferruatlı olarak ele aldıkları Mehdiyet konusunda İslami literatürde pek çok rivayet ve açıklama bulunmaktadır.<br />
<br />
Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz :<br />
<br />
İbni Hacer Askalani Fethü'l-Bari'de; Mehdi'nin bu ümmetten olacağı ve Hz. İsa ( A.S.)'nın onun arkasında namaz kılacağına dair hadisler tevatür etmiştir, der. Şevkani de İsa'nın ineceğine dair hadislerin sayısının 29'a ulaştığını<br />
<br />
söyleyerek, bunları bir bir nakletmiş ve sonunda : "Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında hadisler ve İsa'nın<br />
<br />
inmesine dair hadisler mütevatirdir" demiştir.( Sünen-i İbn-i Mace 10/338 )<br />
<br />
Mehdi'nin geleceğine dair olan sahih hadisler tevatür niteliğini taşımaktadır.( Kıyamet Alametleri, s. 193)<br />
<br />
Onların zannına göre, Mehdi vefat etti; geçti gitti... Halbuki, bu babda ( konuda) gelen sahih hadis-i şerifler meşhurdur. Hatta tevatür-ü manevi derecesinde olup, taifenin sözlerini tekzip etmektedir. ( Mektubat-ı Rabbani, 2/250)<br />
<br />
Mehdi'nin geleceğine dair Resulullah ( sav)'dan tevatür düzeyinde birçok hadis rivayet edilmiştir... ( eb'ul-Hasan Muhammed b. Hasan el-Überi Sicistani, Menakıb'üş-Şafii/Dr.G.Hüseyin Tacirineseb, Mehdilik ve İmam Mehdi, s. 88 ve 405)<br />
<br />
Mehdi'nin varlığı ve ahir zamanda zuhur edeceği, Peygamber ailesinden ve Fatıma oğullarından oluşu, tevatür ölçüsüne ulaşan hadislerle açıklanmıştır ve bu hadisleri inkar etmenin hiçbir anlamı yoktur... Tevatür ölçüsünü aşan, doğru ve<br />
<br />
açık hadislerde, Mehdi'nin Fatıma soyundan olup, dünya sona ermeden zuhur edeceği, zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyaya, adalet ve hakkaniyet getireceği, onun zamanında İsa Mesih'in gökten ineceği ve onun önderliğinde namaz kılacağı<br />
<br />
kanıtlanmış bulunmaktadır. ( Şerif Muhammed b. Resul Berazenci Medeni, el-işae, s.184 ve 305 / Mehdilik ve İmam Mehdi, s. 328 )<br />
<br />
Kıyamet gününün en büyük alametlerinden birisi de, hakkında tevatür derecesini aşacak derecede hadis bulunan bir kişinin zuhur edeceğidir. Birçok hadis hafızları, Mehdi'nin Peygamber soyundan olduğunu kabul etmişlerdir, böyle mütevatır<br />
<br />
bir konuya sırt çevirmek yakışık almaz. Hak ehlinin inancına göre, Mehdi İsa Mesih'ten ayrıdır. Mehdi, Mesih'ten önce zuhur edecektir. Bu konu Sünni bilginleri arasında, onların inancından sayılacak kadar yaygınlık kazanmıştır. (<br />
<br />
Şemseddin Muhammed b. Ahmed Sefareyni, Levaih'ül-Envar'ül Behiyye şehri, c. 2, s. 74-76-86'dan özet)<br />
<br />
Muhammed b. Ali Şevkani, "et-Tavzih..." isimli kitabında şöyle söylemiştir : ...Bunlar ( Mehdi, Deccal ve Mesih ile ilgili rivayetler) hiç kuşku yok ki, mütevatir hadislerdir, Peygamber'in buyruğu hükmündedir... Buna göre, Deccal ve<br />
<br />
Mesih hakkındaki rivayetler mütevatir olduğu gibi Mehdi hakkındakiler de mütevatirdirler... ( Muhib b. Salih el-Bureyni, Ikd'üd-Dürer fi Ahbar'il-Muntazar, s.14-15 /<br />
Ebu Tayyib Muhammed Sıddık Kunuci, el-İzaetü... s.95 ve 130 / Mehdilik ve İmam Mehdi s. 329)<br />
<br />
Mehdi hakkındaki hadisler, manevi tevatür ölçüsünü geçmiş, inkar edilmelerinin bir anlamı yoktur. ( Şeyh Hasan Advi Hamzavi, Meşarik'ül-Envar, F.2, s. 115, -1307 H. Basımı / Mehdilik ve İmam Mehdi s. 329)<br />
<br />
...Mehdi hakkındaki hadisler tevatür ölçüsünden çoktur. "Sünen", "Mesned" ve "Mu'cem" kitaplarında mevcuttur. ( M. Sıddık b. Hasan Kunuci, el-İzaetü... s. 94)<br />
<br />
Yukarıda isimlerini verdiğimiz kaynaklar dışında pek çok kişi daha sayısız eserinde, Hz. Mehdi hakkında ulaşan hadislerin tevatür derecesinde olduğunu açıklamışlardır. Bu İslam alimlerinden bazıları ve bu konuda açıklama yaptıkları<br />
<br />
eserleri şunlardır :<br />
<br />
1. Ebu Abdullah Muhammed b. Yusuf Genci Nufeli, el-Beyan fi Ahbari Sahib'üz-Zaman, s.126<br />
<br />
2. Şemseddin Muhammed b. Ahmed Kurtubi, et-Tezkiretü fi Ahval'il-Mevta ve Umur'il-ahireti, s.710<br />
<br />
3. İbni Kayyim Cavziye Muhammed b. Ebi Bekr Dımışki, el-Menar'ül-Münif, s.142<br />
<br />
4. Şehabeddin b. Hacer Ahmed b. Ali Askelani, Tahzib et-Tahzib, C.9, s.126<br />
<br />
5. Celaleddin Abdurrahman Suyuti, Arf'ül-Verdi, eki el-Havi Lilfetavi, C.2, s.165<br />
<br />
6. Eb'ul-Abbas b. Hacer Ahmed b. Muhammed Haytemi, Sevaik'ül-Muhrika, s. 99 / El-Kavl'ül Muhtasar, s.23<br />
<br />
7. Şerif Muhammed b. Resul Berazenci Medeni, el-İşae, s.147, 185<br />
<br />
8. Şemseddin Muhammed b. Ahmed Sefarini, Levaih'ül-Envar'il-Behiyye, C.2, s. 89 / Ahval-i Yevm'ül-Kıyamet, s.33<br />
<br />
9. Muhammed b. Ali Sabban Mısri, İs'afur-Rağibin, Nur'ul-Ebsar haşiyesinde matbu s.192 Sevaik'ül-Muhrika'dan naklen.<br />
<br />
10. Mü'min b. Hasan Mü'mim Şeblanci, Nur'ul-Ebsar,s.189<br />
<br />
11. Muhammed Sedik Hasan Kunuci Buhari, el-İzae, s.120<br />
<br />
12. Muhammed b. Cafer İdrisi Ketanı, Nzm'ül-Mütenasır Fi'l-Hadis'il-Mütevatir, s.145<br />
<br />
13. Eb'ul-Feyz Ahmed b. Muhammed Ğumari, İbraz'ül Vehm'il-Meknun, s. 3-4<br />
<br />
14. Abdülmuhsin b. Muhammed Abbad, Meccelet'ül-Camiat'ül-İslamiyye, sayı 3, s. 598<br />
<br />
İslam Alimlerinin Hz. Mehdi'nin Gelişi İle İlgili İzahları<br />
<br />
Birçok büyük İslam alimi ahir zamanda Hz. Mehdi'nin gelişinde hiçbir şüphe olmadığını ifade eden açıklamalar yapmıştır. Bunların arasında en ünlülerinden biri Muhyiddin Arabi'dir. Futuhat-ı Mekkiye isimli eserinde Muhyiddin Arabi şöyle<br />
<br />
söylemektedir :<br />
<br />
Muhakkak ki, yeryüzü zulüm ve haksızlık ile dolduğu sırada Allah'ın halifesi kıyam edecek, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak... Genel kazancı halka arasında eşit olarak paylaştıracak, halka adaletle hükmedecek ve anlaşmazlıklarda<br />
<br />
hakemlik edecek... Allah onun işini bir gecede düzene koyacak, zafer hep onun önünde yürüyecek... Ayağını Peygamberin ayağının yerine koyacak ( onun izinde yürüyecek) ve hiçbir zaman sapmayacak... Dağınık dinleri ( batıl inançları)<br />
<br />
ortadan kaldırıp, sadece hak dini hakim kılacak...( Muhyiddin Arabi, el-Futuhat El Mekkiye, 366. bab, C.3, s. 327-328 )<br />
<br />
Bu konuda açıklama yapan bir diğer kişi ise Mısırlı ünlü yazar Şeyh Mansur Ali Nasif'tir. Bir eserinde Mehdilik inancını şu şekilde tanımlamaktadır :<br />
<br />
Ehl-i Beyt'ten Mehdi adında bir zat kaçınılmaz olarak zuhur edecek, İslam topraklarına hakim olacak, Müslümanlar kendisini izleyecek ve O, Müslümanlar arasında adaletle, hakkaniyetle davranacak, dini sağlamlaştıracak. Ondan sonra Deccal<br />
<br />
ortaya çıkacak ve Mesih ( Hz. İsa) inerek Deccal'ı öldürecek veya öldürülmesinde Mehdi'ye yardım edecektir. ( Et-Tac'ül-Camiü Lil-Usul, C.5, s. 341)<br />
<br />
Mısır el-Ezher Üniversitesi İnançlar Kürsüsü’nde öğretim görevlisi olan yazar Seyyid Sabık ise, İslam Konferansı tarafından seçilmiş bir kitap olarak yayınlanan el-Akaid'ül İslamiyye isimli kitabında Hz. Mehdi'nin gelişi ile ilgili şu<br />
<br />
açıklamaları yapmaktadır :<br />
<br />
Mehdi hakkında sözün özü şu ki; O, zamanın sonunda, pek yakında zuhur edecektir... Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş iken, O, adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. O muhakkak surette İslam kanununu ortaya koyacak ve yıpratılmış olan<br />
<br />
Peygamber sünnetini canlandıracaktır. ( El-Akaid'ül-İslamiyye, s. 250)<br />
<br />
Alaeddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi de, "er-Reddü" isimli kitabında şöyle demiştir :<br />
<br />
Allah'ın rahmeti sana olsun bil ki; vaad edilen Mehdi'nin varoluşunda hiç kuşku yoktur. Üç yüz hadis ve eserle hatta daha fazlası ile bu kanıtlanmıştır. ( Casim Mühelhil, el-Burhan, c.1, s.339 / Mehdilik ve İmam Mehdi, s. 328 )<br />
<br />
Ünlü İslam alimlerinin, bu açıklamaların yanı sıra, Hz. Mehdi'nin gelişi ile ilgili konuların Ehl-i Sünnet inancı olduğuna dair de detaylı açıklamaları mevcuttur. Bu açıklamalardan birkaçını şöyle sıralamak mümkündür :<br />
<br />
Ebu Muhammed Hasan b. Ali el-Berbehari Hanbeli "Şerh'üs-Sünnet" isimli kitabında Ehl-i Sünnet inançlarını sıralayarak şöyle yazıyor : "...Ve Meryem oğlu İsa'nın gökten ineceğine, Deccal'ı öldüreceğine ve Muhammed ( SAV) oğullarından<br />
<br />
Kaim'in ( Mehdi) arkasında namaz kılacağına inanmak." ( Casim Mühelhil, el-Burhan..., C.1, s. 426)<br />
<br />
Doğru hadislere dayanılarak, kesin olarak inanılan bir konu da ( zuhur edecek olan) Mehdi'nin varlığıdır. Onun zamanında Deccal ve Mesih de ortaya çıkacaktır. ( İbni Hacer, Ahmed b. Muhammed Haytemi Şafii, el-Kavl'ül-Muhtasar fi<br />
<br />
Alamat'il Mehdiyyül-Muntazar, s. 74)<br />
<br />
Eb'ul-Eşbal Ahmed Muhammed Şakir "Şerh-i Müsned-i İmam Ahmed" isimli kitabında : Birçok sahabeden doğru senetlerle ulaşan doğru sünnete göre : ( Mehdi'ye inanmak) kanıtlanmış, bunun doğruluğundan kuşku duymak kimsenin haddinde<br />
<br />
değildir. ( Casim Mühelhil, el-Burhan... Mukaddimesi, C.1, s. 343)<br />
<br />
Demek ki, Mehdi'nin zuhur edeceğine inanmak vaciptir, ona inanmak Peygamber ( sav)'in buyruğunu doğrulamak için gereklidir. Nitekim bu konu Ehl-i Sünnet inanç kitaplarında kayeddilmiş ve kanıtlanmıştır. ( Eb'ul-Feyz Ahmed b. Muhammed<br />
<br />
Ğumari Şafii, İbraz'ül-Vehm'ül-Meknun, s. 3-4)<br />
<br />
İslam alimlerinin Hz. Mehdi'nin gelişi ve yapacakları hakkındaki hadisler ile ilgili yaptıkları bu izahlar kuşkusuz son derece önemlidir. Ancak daha da önemlisi Peygamberimiz ( sav)'in ahir zaman ve Hz. Mehdi ile ilgili hadislerinin<br />
<br />
günümüzde tek tek ve birbiri ardısıra gerçekleşiyor olmasıdır. Kuşkusuz bu olayların Peygamberimiz ( sav)'in bir mucizesi olarak gerçekleşmesi, doğrulukları üzerinde herhangi bir şüpheye imkan bırakmamaktadır.<br />
<br />
---------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
Hz. Mehdi'nin Mücadelesi</span><br />
39- Hz. Mehdi Mücadelesine Kaç Yaşlarında Başlayacaktır?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin mücadelesine başladığı yıllarda 30 ila 40 yaşları arasında olacağını haber vermiştir :<br />
<br />
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16)Mehdi benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır... ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-<br />
<br />
Makdisi “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
40- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Mücadelesi ve Kararlılığı Nasıl Anlatılmıştır?<br />
<br />
Mehdi işi sıkı tutacak.( Kıyamet Alametleri , s. 175)<br />
<br />
İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytime mensup birisi ( Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir.( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)<br />
<br />
Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)<br />
41- Hz. Mehdi Hakkında Olumsuz Propaganda Yapılacak Mıdır?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygamber ( sav)'e cahilce çeşitli hakaretler ediyor, ona deli, büyücü, kahin<br />
<br />
şeklinde iftiralar atıyorlardı. Ahir zamanda da inkarı benimseyen kimseler Hz. Mehdi hakkında olumsuz propaganda yapacak, kendilerince halkın nazarında bu mübarek şahsın itibarını sarsmaya çalışacaklardır.<br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. "Altınçağ" ise Hz. Mehdi'nin yeryüzünde bulunduğu son dönemlere aittir. Hz. Mehdi ve Müslümanlar ancak bu devirde rahata,<br />
<br />
bolluğa, huzura kavuşacaklar ve sevgiye, barışa, kardeşliğe dayalı bir hayatı bu devirde yaşayacaklardır.<br />
42- Hz. Mehdi Mücadele Yıllarında Zorluk ve Sıkıntıyla Karşılaşacak Mıdır?<br />
<br />
İnkar içinde olan toplumları uyarmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderilen tüm elçiler, gönderildikleri kavimler tarafından yalanlanmış ve onların çeşitli itham ve iftiralarına maruz kalmışlardır. Peygamberimiz ( sav)'in<br />
<br />
hadislerinde Ehl-i Beyt'ten gelecek olan Hz. Mehdi'nin de bu gibi eziyet ve sıkıntılarla karşılaşacağı haber verilmiştir. ( En doğrusunu Allah bilir)<br />
<br />
Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt’tendir... Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beyt’im muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır. Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve<br />
<br />
mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)<br />
<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed ( sav)'in aşağıdaki hadisi de böyle bir durumu, "Hz. Mehdi'nin biat sırasında, kendisinin birçok kahr ve haksızlığa uğradığını insanlara açıklayacağını" haber vermektedir :<br />
<br />
.. Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der :<br />
<br />
"Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık." ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)<br />
<br />
Hadislerde bildirildiği gibi, İslam ahlakının Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlar arasında hakim olmadan önceki devrede Hz. Mehdi ve yardımcılarına, çeşitli sıkıntılar isabet edecek ancak daha sonra bu sıkıntılar Allah’ın izniyle<br />
<br />
kaldırılacaktır.<br />
<br />
Allah, Kuran'da birçok peygamberin kavimleri tarafından yalanlandıklarını, delilik ve büyücülük iftiralarına maruz kaldıklarını ve daha pek çok saldırı ve eziyetle karşılaştıklarını bildirmiştir. Elçiler tüm bu saldırılar karşısında<br />
<br />
sabretmiş, onlara en güzel şekilde cevap vermişlerdir :<br />
<br />
Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı... ( Enam Suresi, 34)<br />
<br />
... Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz... ( İbrahim Suresi, 12)<br />
<br />
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki : "( Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir." ( Duhan Suresi, 14)<br />
<br />
İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka : "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir.( Zariyat Suresi, 52)<br />
<br />
Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve : "( Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi. ( Zariyat Suresi, 39)<br />
<br />
( Firavun) dedi ki : "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." ( Şuara Suresi, 29)<br />
<br />
Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın.. ( Ahzab Suresi, 69)<br />
<br />
Dediler ki : "Onun için ( yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." ( Saffat Suresi, 97)<br />
<br />
Sonra onlarda ( Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak ( görüşü) ağır bastı. ( Yusuf Suresi, 35)<br />
<br />
... O inkar edenler, zikri ( Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. ( Kalem Suresi, 50-51)<br />
43- Hadislerde Hz. Mehdi ve Cemaatinin İnkar Edenlerin Baskıları Karşısında Gösterecekleri Tavır Nasıl Anlatılmaktadır?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) hadislerinde Hz. Mehdi ve beraberindeki kimselerin, inkar edenlerin olumsuz propagandaları ve baskıları ya da yaşadıkları zorluk ve sıkıntılar karşısında imanlarındaki kararlılıklarından hiçbir şekilde<br />
<br />
vazgeçmeyecekleri haber verilmiştir :<br />
<br />
Onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir. ( Süneni İbni Mace-10-259)<br />
44- Hadislere Göre, Hz. Mehdi İlk Başlarda Çalışmalarını Gizli mi Yokda Açık Olarak mı Yürütecektir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi'nin henüz halk tarafından tanınmadığı ilk dönemlerinde faaliyetlerini gizli olarak gerçekleştireceği bildirilmiştir :<br />
<br />
Geceleri ibadetle meşgul olup, gündüzleri gizli olacak... ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin geldiği dönem ahlaki dejenerasyonun çok ciddi boyutlara ulaştığı, inkar edenlerin din ahlakına ve inananlara karşı çok şiddetli bir düşmanlık besledikleri, gizli ve açık yoğun bir faaliyet içinde oldukları, çok çetin bir<br />
<br />
dönemdir. Böyle bir dönemde insanlardan gizli kalması ve tanınmaması, Hz. Mehdi'nin inkar edenlerin saldırılarından korunmasına vesile olacaktır.<br />
<br />
Bu dönem, Hz. Mehdi'nin inkarcı ve müşrik sistemlerle çok büyük bir fikri mücadele yürüttüğü, din ahlakının yayılması için dünya çapında faaliyet yaptığı bir dönem olacaktır. İnsanların çoğunluğu tarafından tanınmaması, faaliyetlerinin<br />
<br />
ilk yıllarında Hz. Mehdi için çok büyük bir kolaylık sağlayacak, İslam ahlakının insanlar tarafından kabulünü de hızlandıracaktır ( en doğrusunu Allah bilir).<br />
45- Hadislerde Hz. Mehdin'nin Mücadelesinin İlk Devrelerinde İki Kez Ortadan Kaybolacağı Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin mücadelesine başladığı ilk dönemlerde “iki kez ortadan kaybolacağı” haber verilmiştir.<br />
<br />
Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali aleyhi’s-selâm’dan şöyle buyurduğu rivayet edilir :<br />
<br />
Bu işi yapacak olanın ( yani Mehdi’nin) iki gaybeti ( kayboluşu, görünmemesi) vardır. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki, bazıları : “O öldü”, bazıları da : “O gitti” diyeceklerdir. Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini<br />
<br />
bilemeyecekler, sadece ona çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir. ( “el-Saa Fi Eşrat-is Saa” s. 93 Mısır bas.)<br />
46- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Tebliğ Gücü Nasıl Tarif Edilmiştir?<br />
<br />
Hz. Mehdi, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
<br />
O ( Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek. ( Kıyamet Alametleri, s. 165)<br />
<br />
Mehdi bir yere kuru bir dalı diker ve dal yapraklanıp yeşillenir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 67)<br />
<br />
Bir tevili şudur ki :<br />
<br />
Hz. Mehdi, "kuru bir ağaç'a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri aynı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan böyle bir insanın, bu sefer yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine<br />
<br />
ve bütün insanlığa faydalı hale geleceğine işaret edilmiştir ( en doğrusunu Allah bilir). Aşağıdaki hadis-i şerifte de benzer bir şekilde; önceleri cahil, cimri ve korkak olan bir insanın, ahir zamanın büyük mürşidinin irşad ve<br />
<br />
tedrisiyle ( ders vermesiyle) inşaAllah bilgili, cömert ve cesur bir hale geleceğine, adeta önceleri kuru ve faydasız olan bir ağacın yeşerip yaprak vermesi gibi şahsiyetini değiştireceğine işaret edilmiştir. ( Allahualem)<br />
<br />
Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak. ( Kıyamet Alametleri, s. 186)<br />
<br />
İmam Rabbani Hazretleri de eserlerinde kendisine verilen gücü aynı benzetmeyle ifade etmektedir :<br />
<br />
Allah-ü Taala, hidayet işinde; bana büyük bir güç verdi. O kadar ki : Kuru bir ağaca teveccüh etsem; o kuru ağaç hemen filizlenir.( Mektubat-i Rabbani, 1/18 )<br />
47- Hz. Mehdi İslam Ahlakını Dünyaya Nasıl Hakim Kılacaktır?<br />
Hz. Mehdi İslam ahlakını ilmi çalışmalarıyla hakim edecektir<br />
<br />
Hadislerde bildirildiği gibi Hz. Mehdi döneminde hiç kimsenin burnu kanamayacak, hiç kimse zarar görmeyecek, hatta uyuyan kişi dahi uyandırılmayacaktır. Bu da Hz. Mehdi'nin fikri bir mücadele yürüteceğini göstermektedir. Hz. Mehdi,<br />
<br />
fikren din ahlakına uygun olmayan akım ve sistemleri susturacak, ilmi çalışmayla İslam ahlakını hakim edecektir.<br />
<br />
Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)<br />
<br />
Mehdi, Peygamberin ( sav) yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtmayacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Mehdi...gayet sükünet içinde yürüyecektir. ( Kıyamet Alametleri, s. 173)<br />
48- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Tüm Mezhepleri Ortadan Kaldırarak Dini Özüne Döndüreceği Nasıl Bildirilmiştir?<br />
<br />
Hadislerde verilen bilgilere göre Hz. Mehdi, kendisinden önce gönderilmiş olan tüm müceddidlerden farklı birtakım özelliklere sahip olacak ve bu vasıfları taşımasıyla ahir zamanın Büyük Mehdisi olduğu anlaşılabilecektir. Hz. Mehdi'nin bu<br />
<br />
önemli özellikleri arasında “en büyük müceddid” ( her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi) ve “en büyük müçtehid” ( ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük<br />
<br />
İslam alimi) vasıflarını taşıması da olacaktır. “Müceddid” dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre açıklayan, “müçtehid” de ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderidir. Bu vasıftaki büyük zatlar, İslam<br />
<br />
toplumlarına örnek olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir. Bu önderlerden kimi içtihat etme ( hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm verme vasıflarından dolayı "mezhep<br />
<br />
önderleri" olmuşlardır; Müslümanlar da onlara uymuşlardır. İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün ehl-i sünnet onların verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bu müçtehid ve<br />
<br />
müceddidlerin en büyükleri ise Hz. Mehdi olacaktır.<br />
<br />
Bu da Hz. Mehdi'nin içtihat etme ( hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm vermeye en yetkili kişi olarak, “tüm mezhepleri kaldıracağını” göstermektedir. Zira en büyük mezhep imamı<br />
<br />
olduğuna göre zaten tüm diğer mezhepleri kaldırması gerekir. Zamanında herkesin ona uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi ise "Fütühat-ül Mekkiye" isimli<br />
<br />
eserinde bu konuda şöyle bilgi vermiştir :<br />
<br />
... Mehdi, dini Peygamber ( sav)'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak. ( Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186<br />
<br />
-187)<br />
<br />
Hüseyin Hilmi Işık ise, Saadet-i Ebediye adlı eserinde Hz. Mehdi'nin bu özelliğini şöyle haber vermiştir :<br />
<br />
Hazret-i Mehdi, ahir zamanda dünyaya gelecektir. Resullulah Efendimiz ( sav)’in soyundan olacaktır. İsa Aleyhisselam’la buluşacak, mezhepleri kaldıracak, yalnız onun mezhebi kalacak. ( H. Hilmi Işık, Saadeti Ebediye, s. 35)<br />
49- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi'nin Dine Sonradan Sokulan Tüm Bidatları Ortadan Kaldıracağını Haber Vermiş Midir?<br />
<br />
Bidat, ‘dinin aslında olmadığı halde, dine dahil edilen adetler’ anlamına gelir. Peygamberimiz ( sav) de hadislerinde Hz. Mehdi'nin yerine getireceği vazifelerden birinin, ‘dine sonradan sokulan tüm yanlış inanç ve uygulamalardan<br />
<br />
arındırarak İslam dinini Peygamberimiz ( sav) döneminde yaşandığı gibi özüne döndürmek’ olduğunu belirtmiştir. Hz. Mehdi'nin bu özelliğini haber veren hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
Hz. Mehdi hiçbir bidatı bırakmayacak. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
<br />
Mehdi kaldırmadık bidat bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber ( sav) gibi dinin icablarını yerine getirecektir. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Hz. Peygamber ( sav) en başta İslam'ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)<br />
50- Hz. Mehdi'nin Mücadelesi Ne Zamana Kadar Sürecektir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin inkarcı felsefeleri fikri olarak tümüyle etkisiz hale getirerek İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı bildirilmiştir. Hz. Mehdi, Kuran ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılana kadar<br />
<br />
mücadelesine devam edecektir. Bir hadiste bu durum şöyle haber verilmiştir :<br />
<br />
İnsanlar, hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. ( El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
51- Hz. Mehdi'nin Mehdiliğini Herkes Kabul Edecek Midir?<br />
<br />
Hz. Mehdi tam manasıyla ortaya çıktığında, Hz. Muhammed'in bildirdiği şekil ve sureti, mücadelesi, yardımcıları, fethedeceği yerler ile ilgili bütün hadis-i şeriflerle uygunluk gösterecek, böylece bu konuda hiç kimsenin kalbinde en ufak<br />
<br />
bir şüphe ve tereddüt kalmayacaktır. Herkes tam kanaat getirerek, onun Mehdiliği'ni tasdik edecektir. Hadislerde Hz. Mehdi'nin Mehdiliği’nin, tam olarak ortaya çıkıtğı dönemde herkes tarafından kabul edileceği şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Onun ismiyle semadan nida olunacak ve hiç kimse onun Mehdiliğini inkar etmeyecektir. ( El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)<br />
<br />
Bir adam ( Mehdi) semadan ismiyle mutlaka çağırılacak ve delil onu inkar etmeyecek, zelil ona mani olmayacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52)<br />
<br />
Gökten bir ses gelecek, onu ne delil inkar edecek ve ne de delil olmaktan o alıkonacak.( Kıyamet Alametleri, s. 200)<br />
52- Hadislerde İnsanların Hz. Mehdi'ye Nasıl Tabi Olacakları Bildirilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde insanların arıların kovanlarına gelip sığındığı gibi Hz. Mehdi'ye gelip sığınacakları haber verilmiştir :<br />
<br />
Ebu Said Hudri Resulluh'dan rivayet ediyor : Mehdi'nin izleyicileri ona sığınırlar, bal arılarının Kraliçe arıya sığındıkları gibi ( onun yanında güven ve huzur bulurlar), o yeryüzünü adalet ve dürüstlükle dolduracaktır.<br />
<br />
--------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hz. Mehdi'nin Özellikleri</span><br />
1- Mehdi Konusunun Kaynağı Nedir? Güvenilir Kaynaklara Dayanmakta mıdır?<br />
<br />
Mehdiyet konusu her dönemde İslam tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Pek çok İslam alimi, tarihçi ve araştırmacı Hz. Mehdi hakkında eserler kaleme almış ya da eserlerinde Mehdiyet konusuna önemli bir yer ayırmıştır. Bu eserler<br />
<br />
incelendiğinde, Mehdiyet konusunun tartışmaya yer bırakmayacak derecede kesinlik gösterdiği her akıl ve vicdan sahibi Müslüman tarafından rahatlıkla anlaşılabilir. Tüm Ehl-i sünnet alimleri Hz. Mehdi'nin ahir zamanda geleceği konusunda<br />
<br />
ittifak halindedirler. Peygamberimiz ( sav)'in müjdelediği bu şahsın geleceği ve İslam ahlakını yeryüzüne hakim edeceği hakkında muteber İslam alimleri arasında hiçbir görüş ayrılığı yoktur.<br />
2- Hz. Mehdi İle İlgili Hangi Güvenilir Kaynaklarda Hadisler Rivayet Edilmiştir?<br />
<br />
1) Tirmizi'nin Sünen'inde 3 tane,<br />
<br />
2) Ebu Davud'un Sünen'inde 8 tane,<br />
<br />
3) İbn-i Mace'nin Sünen'inde 8 tane,<br />
<br />
4) Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde 12 tane,<br />
<br />
5) Abdülrezzak b. Hemmam'ın el-Musannef'inde 8 tane,<br />
<br />
6) İbn Ebi Şeyhe'nin el-Musannef'inde 14 tane,<br />
<br />
7) İbn Hibban'ın Sahih'inde 7 tane,<br />
<br />
8 ) Heysemi'nin Zevaid'inde 20 tane,<br />
<br />
9) Suyuti'nin Cami'us Sağır'ında 8 tane,<br />
<br />
10) el-Muttaki el-Hindi'nin Kenzü'l Ummal'inde 59 tane,<br />
<br />
11) Hakim'in Müstedrek'inde 12 tane,<br />
<br />
12) Deylemi'nin el-Firdevs'inde 7 tane,<br />
<br />
13) Darekutni'nin Sünen'inde 1 tane olmak üzere, bu kaynaklarda Hz. Mehdi ile ilgili toplam 159 güvenilir hadis-i şerif bulunmaktadır.<br />
<br />
Ayrıca büyük İslam alimlerinden,<br />
<br />
İbn Kesir 3,<br />
<br />
Hafız Busuri 2,<br />
<br />
Zehebi 5,<br />
<br />
Munziri 1,<br />
<br />
Azimabadi 6,<br />
<br />
Elbani 6 güvenilir hadis-i şerife eserlerinde yer vermişlerdir.<br />
<br />
Bunlar Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin bulunduğu güvenilir kaynakların sadece bir kısmıdır. Bunların dışında da daha pek çok güvenilir kaynakta Hz. Mehdi konusundaki hadisler ve açıklamalar vardır.<br />
3-Hz. Mehdi’nin Muhakkak Çıkacağını Bildiren Hadisler Hangileridir?<br />
<br />
Hz. Mehdi’nin ahir zamanda muhakkak çıkacağını bildiren hadislerden bazıları şunlardır :<br />
<br />
Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, Allah, O ( Hz. Mehdi) idareyi ele alıncaya kadar o günü uzatırdı. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 10)<br />
<br />
Eğer dünyadan bir gece bile kalsa, Allah onu uzatır ve Ehli Beytimden birisini ( Hz. Mehdi) melik kılardı. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 10)<br />
<br />
Ümmetim arasında Mehdi gelecektir... Ümmetim onun zamanında iyi ve kötünün, benzeriyle nimetlenmediği bir nimetle nimetlenecek, sema üzerlerine bol yağmur yağdıracak, arz nebatından hiçbir şey saklamayacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi<br />
<br />
Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 9)<br />
<br />
Dünyadan bir gece bile kalsa, Allah o geceyi uzatır ve Ehli Beyt’imden birisi gelerek dünyaya hakim olurdu. Onun adı adıma, babasının adı babamın adına uyar. Daha önce yeryüzü nasıl zulümle dolduysa, o, onu adaletle dolduracaktır. (<br />
<br />
Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)<br />
4- Mehdi Kelimesinin Anlamı Nedir?<br />
<br />
"Mehdi", kelime olarak, "hidayete ermiş, hidayet bulmuş kişi" anlamına gelir ( İslam Ansiklopedisi, "Mehdi", c. 5, s. 149). Dini literatürde ve halk arasında ise Peygamberimiz ( sav)'in ahir zamanda geleceğini müjdelediği mübarek zatın<br />
<br />
ismi olarak geçmektedir. Bir İslami kaynakta kelimenin tanımı şöyle yapılmaktadır :<br />
<br />
"Mehdi" : Allah'ın hakikaten hak yoluna götürdüğü kimsedir. Bu sözcük, isimler arasında o kadar çok kullanılmıştır ki bilinen isimlerden olmuştur. Peygamber'in ahir zamanda geleceğini müjdelediği kimse bu isimle adlandırılmıştır. (<br />
<br />
İbn'ül-Esir el-Cezeri, "en-Nihaye fi Garib'il-Hadisi ve'l-Eser", c. 4, s. 244)<br />
<br />
Bir başka kaynakta da Hz. Mehdi hakkında şöyle bir açıklama yer almaktadır :<br />
<br />
“Mehdi Allah'ın hak yola erdirdiği kimsedir. Mehdi Peygamber'in ( SAV) ahir zamanda geleceğini müjdelediği, kendi ailesinden olan kimsenin adıdır. Yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak; zulüm ve haksızlıkla dolmuş iken. O<br />
<br />
Konstantiniyye'de ( El-Müncid Fi'l-A'lam) Mesih ile birlikte olacak. Arab’a ve Arap olmayan herkese hükmedecek, Deccal'i öldürecek... Onun zuhur edeceğini dost ve düşman inkar etmiştir. Onun kıyamına dair rivayetler tevatüre ulaşmıştır.<br />
<br />
Allah'ım! O'nun zuhurunu çabuklaştır...” ( Fahrettin et-Türeyhi, Mecma'ül-Bahreyn ve Matla'ün-Nayyireyn, c. 1, s. 475-476)<br />
5- Hz. Mehdi Hangi Soydan Olacaktır?<br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz ( sav)'in soyundan olacağı bildirilmektedir. Hz. Mehdi'nin bu özelliğini haber veren hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah ( c.c.) benim Ehl-i Beyt’imden ( soyumdan) bir zatı ( Hz. Mehdi'yi) gönderecek. ( Sünen-i Ebu Davud, 5/92)<br />
<br />
Benim Ehl-i Beyt’imden bir şahıs bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez. ( En-Necmu's Sakıb, Ukayli)<br />
<br />
Mehdi, kızım Fatıma'nın neslindendir. ( Sünen-i İbn Mace, 10/348 )<br />
<br />
Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir. ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)<br />
<br />
Mehdi, benim çocuklarımdan birisidir. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir. ( Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi’nin “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)<br />
<br />
Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerde belirtildiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere "seyyid" denmektedir. “Hz. Mehdi de seyyid olacaktır.”<br />
<br />
Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Hz. Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. ( En doğrusunu Allah bilir).<br />
6-Hz Mehdi Nerede Doğacaktır?<br />
<br />
O, Medine'de doğacaktır... Nuaym b. Hammad. İmam Ali ( KV) den böyle nakletmiştir.<br />
<br />
Kurtubi'nin Tezkiresinde, Onun Mağrib ülkelerinden çıkacağı, oradan gelip denizi geçeceği anlatılmaktadır. ( Kıyamet Alametleri, s.162, 7. baskı)<br />
<br />
( Medine kelimesi Arapça’da “şehir” anlamına gelmektedir)<br />
7- Hz. Mehdi'nin İsmi Ne Olacaktır?<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ( sav)’in pek çok hadisinde, Hz. Mehdi'nin adının Peygamberimiz ( sav)'in adına “muvafık” yani “uygun” olacağı bildirilmektedir. Bu hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
Ey insanlar, muhakkak Allahu Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmeti Muhammed'in en hayırlısı olan ve Mekke'de bulunan, İSMİ AHMED, babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdi'yi reis kılmıştır. Ona<br />
<br />
katılınız. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)<br />
<br />
Gökten şöyle bir ses duyulacak : “Ey insanlar artık Allah Cebbarları, Münafık ve yardımcılarını sizden uzaklaştırdı. Ümmeti Muhammed ( S.A.V)in en hayırlısını başınıza getirdi. Mekke’de ona katılın, O Mehdi’dir. İsmi de Ahmed B.<br />
<br />
Abdullah’dır. Diğer bir rivayet : “Size Muhammed Ümmetinin en hayırlısı olan Cabir’i tayin etti. Mekke’de ona yetişin O Mehdi’dir. İsmi MuhammedB.Abdullah’tır!” ( Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyin El<br />
<br />
Berzenci,<br />
Pamuk Yayıncılık, 8. baskı, s. 165)<br />
<br />
Rivayetlerin çoğunda Mehdi’nin ismi “Muhammed” olarak geçer; bazı rivayetlerde ise “Ahmed” diye anlatılır...<br />
<br />
Ebu Davud ile Tirmızi’nin İbni Mesut ( RA)'dan nakil ettiklerine göre, Allah’ın Resulü ( sav) şöyle buyurmuştur : “Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır...” ( Kıyamet Alametleri, Genişletilmiş 9. baskı,<br />
<br />
s.159-160)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) “Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır...” diyerek, Mehdi ile isimleri arasında bir benzerlik olacağına dikkat çekmiştir. Bu konuya ilişkin bazı hadislerinde ise Mehdi’nin isminin<br />
<br />
“Ahmed” olacağını haber vermiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in ismi olan “Muhammed” ve hadislerde Mehdi’ye işaret eden “Ahmed” isimleri Arapça’da aynı fiilden gelmektedir ve anlam olarak da hadislerde belirtildiği gibi birbirlerine “muvafık” yani “uygun”dur.<br />
<br />
Sözlük anlamlarına bakıldığında da, hadislerde işaret edilen Muhammed ve Ahmed isimlerinin bu anlam benzerliği açıkça görülmektedir :<br />
<br />
Ahmed : Daha fazla övülmeye layık, çok, en çok methedilmiş olan.<br />
<br />
Muhammed : Pek çok tekrar tekrar övülmüş, methedilmiş mealinde bir isim.<br />
<br />
Konuyla ilgili işari manada bir ayette ise şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
.. benden sonra ismi "AHMED" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti... ( Saff Suresi, 6)<br />
8- Hz. Mehdi’nin Kardeşi Olacak mıdır?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin kardeşinin az olacağı haber verilmiştir :<br />
<br />
Kardeşi az olandır... ( Risalet ül Mehdi s.161)<br />
9- Peygamberlere İndirilen Kitaplarda Hz.Mehdi Hakkında Bilgi Var mıdır?<br />
<br />
Naim buyurdu ki : Ben Mehdi'yi Peygamberlerin suhufunda ( sahifelerde; Adem, Şit, İdris ve İbrahim peygamberlere indirilen sahife şeklindeki kitaplarda) şöyle bulurum : "Mehdi'nin amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur." ( Kitab-ül<br />
<br />
Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Peygamberlere dair olan kitaplarda, "Mehdi'nin işi zulüm ve kötülük değildir" şeklinde işaret edilmiştir.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)<br />
<br />
İbni Münavi diyor ki : "Danyal ( a.s.)’in kitabında şöyle yazılıdır" Süfyanlar 3 tanedir, Mehdiler de 3’tür. 1. Süfyan çıkıp adı sanı yayıldığında ona karşı 1. Mehdi, 2. Süfyana karşı 2. Mehdi, 3. Süfyana karşı da Hz. Muhammed Mehdi<br />
<br />
çıkacak ve Allah-u Teala daha önce fesada uğrayanları ve iman ehlini onunla kurtaracaktır. Sünnetler onunla ihya edilecek bidat ateşleri de onunla sönecektir. Onun zamanında insanlar aziz olacak ve kendi muhaliflerine galip<br />
<br />
geleceklerdir. Güzel bir hayat sürülecek, yer ve gök bereketini artıracak, bu durum 7 yıl sürdükten sonra Mehdi vefat edecektir.( Bu hadis Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli kitabın Süleymaniye Kütüphanesi’nde<br />
<br />
bulunan<br />
el yazılı bir nüshasında mevcuttur.)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in ashabının Tevrat ve İncil'de müjdelenmeleri gibi, Hz. Mehdi de diğer peygamberlere indirilmiş kitaplarda müjdelenmekte; bu kitaplarda Hz. Mehdi'den övgüyle bahsedilmektedir.<br />
10- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Hakimiyetinin Hangi Peygamberlerin Hakimiyetine Benzeyeceği Bildirmiştir?<br />
<br />
Kuran'da Zülkarneyn ve Hz. Süleyman'ın yaşadıkları dönemlerde yeryüzünde geniş çapta etkili oldukları haber verilmiştir. Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde ise, Hz. Mehdi'nin de Zülkarneyn ve Hz. Süleyman gibi İslam ahlakını bütün<br />
<br />
yeryüzüne hakim edeceği haber verilmiştir :<br />
<br />
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 30)<br />
<br />
Yeryüzüne dört kişi malik olmuştur. İkisi mümin, ikisi kafirdir. Müminler, Zülkarneyn ve Hz. Süleyman, kafirler ise Nemrud ve Buhtunnasır'dır. Beşinci olarak Ehl-i Beytimden birisi ( Hz. Mehdi) gelecek ve o da dünyaya malik olacaktır. (<br />
<br />
Kitab'ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 10)<br />
11- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerde, Hz. Mehdi'nin Gelişinin Mülümanlar İçin Bir Müjde Konusu Olduğu Nasıl Bildirmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav), "Mehdi ile müjdelenin" ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12) buyurarak, Hz. Mehdi'nin gelişini heyecan ve şevkle beklemenin, bu mübarek şahıs için hazırlık yapmanın önemine dikkat çekmiştir.<br />
12- Peygamberimiz, Hz. Mehdi Geldiğinde Mülülmanların Ona Uymalarının Önemini Nasıl Bildirmiştir?<br />
<br />
Sizden ona kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa ona gelsin. Ona katılsın. Zira o, Mehdi'dir. ( İbn Mace, Fiten, B 34, H 4082; İbn Ebi Şeybe, c. VII, s. 527; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)<br />
<br />
<br />
----------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
Hz. Mehdi'nin Fiziksel Görünümü</span><br />
13- Hadislerde, Hz. Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri Hakkında Bilgi Verilmiş midir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi'nin ahlakı ve mücadelesinin yanı sıra, fiziksel özelliklerini de çok detaylı olarak tarif etmiştir. Peygamberimiz ( sav)'in Hz. Mehdi hakkındaki tasvirleri o kadar detaylı ve açıktır ki, Hz. Mehdi ortaya<br />
<br />
çıktığında kendisini görenler bu tasvirlerden hemen kendisini tanıyacaklardır.<br />
<br />
Bir ayette, Kitap Ehli'nin Peygamber Efendimiz ( sav)'i "çocuklarını tanır gibi" tanıyacakları bildirilmektedir :<br />
<br />
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu ( peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. ( Bakara Suresi, 146)<br />
<br />
Bu ayet işari manada, Hz. Mehdi'nin tanınmasına da işaret etmektedir. ( En doğrusunu Allah bilir.) Hz. Mehdi de ortaya çıktığında, Peygamberimiz ( sav)'in tasvirleri ışığında, insanlar onu çocuklarını tanır gibi tanıyacaklardır. Ancak<br />
<br />
buna rağmen bazı insanlar, bu mübarek şahsı tanımazlıktan gelecekler ve kendisini inkar edeceklerdir.<br />
14- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi'nin Fiziksel Özelliklerini Nasıl Tarif Etmiştir?<br />
Güzel ve Nurludur<br />
<br />
O ( Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. ( Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer'den)<br />
<br />
Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22)<br />
<br />
... Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir. ( Deylemi, c. IV, s. 221, İbnu'l Cevzi, c. II, s. 558; Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil<br />
Mehdi”)<br />
<br />
O ( Mehdi), orta boylu ve güzel yüzlü bir gençtir... Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib<br />
<br />
Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
Mehdi benim çocuklarımdandır. Onun yüzü, parlak yıldız gibidir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
Güzel yüzlüdür. Yüzünün nurları ona azamet verir. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
... Yüzünde parlak yıldız gibi bir renk vardır...( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 12<br />
<br />
Kuran’da da Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğini şu şekilde haber vermektedir :<br />
<br />
... ( Yusuf'a da : ) "Çık, onlara ( görün)" dedi. Böylece onlar onu ( olağanüstü güzellikte) görünce ( insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler... ( Yusuf Suresi, 31)<br />
Siyah Saçlıdır<br />
<br />
Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. ( Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd Dürer'den)<br />
<br />
Siyah saçlıdır. Siyah sakallıdır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
Yüzünde Ben Olması<br />
<br />
Yüzünde bir ben bulunacaktır.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
Omuzunda Peygamberin ( sav) Alameti Vardır<br />
<br />
Mehdi'nin omuzunda Peygamber Efendimiz ( sav)'deki alamet bulunacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Omuzunda Peygamber ( sav)'in alameti vardır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)<br />
<br />
Omuzunda Peygamber ( sav)'in nişanı vardır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)<br />
<br />
Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed ( sav)'de olduğu gibi açık bir işaret olan "Peygamberimiz ( sav)'in alameti" olacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in alameti, İslami kaynaklarda şu<br />
<br />
şekilde bildirilmektedir :<br />
<br />
Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir : "Gözüm Peygamberimiz'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti." ( Sünen-i Tirmizi, 6/126)<br />
Rengi<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin rengi arabi… ( İbn Hacer El Mekki; "El-Kavlü'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar", s. 15-75)<br />
<br />
Not : Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır.<br />
<br />
Hz. Peygamber ( sav)'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi'nin de Peygamber Efendimiz ( sav)'le aynı renkte olacağı<br />
<br />
anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah ( sav)'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir :<br />
<br />
Enes b. Malik, Peygamber ( sav)'in rengi hakkında şöyle dedi : Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. ( İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )<br />
<br />
Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretleri'nin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem<br />
<br />
Hazretleri'nin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. ( İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )<br />
Genel Görünümü<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)<br />
<br />
Cismi, İsrail cismidir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır. ( Tavrı onlara benzer yani heybetli ve akıllı) ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)<br />
<br />
O … heybetli bir adamdır. ( İkdüd dürer)<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin bedeni İsraili'dir. Hz. Mehdi, sanki Beni İsrail ricalindendir ( önde gelenlerindendir) ( İbn Hacer El Mekki)<br />
<br />
Cismi, İsrail bünyesi gibidir. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
( Dış görünüşü) sanki İsrailoğullarından bir adama benzemektedir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
Sanki o, İsrailoğullarından bir adam gibidir. ( Nuaym b. Hammad, vr. 52a; Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam<br />
El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Geniş Vücutlu Olması<br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin karnının, göğsünün, alnının, bacak aralıklarının, uyluklarının geniş olduğu bildirilmektedir. Alnının geniş olmasıyla orantılı olarak başı da büyük olacaktır. Tüm bu tasvirlerden, Hz. Mehdi'nin tüm vücudunun<br />
<br />
geniş olduğu anlaşılmaktadır.<br />
<br />
İri gövdeli... ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<br />
O, alnı açık… karnı büyük, iki uyluk arası açık… ( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13)<br />
<br />
O, açık alınlıdır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
İki uyluk arası açık...( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
Hz. Mehdi, Hz. Hasan'In soyundandır. Bacakları aralıklıdır. ( Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)<br />
<br />
... Onun... alnı geniştir. Yeryüzünü adaletle dolduracak v emalı bol bir şekilde dağıtacaktır. ( Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)<br />
Boyu<br />
<br />
Mehdi, orta boylu olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Mehdi’nin adı Muhammed b. Abdullah'tır. O, orta boylu... ( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ( sav)'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz :<br />
<br />
Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki : Resulullah ( sav) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen "Rab'a" kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi<br />
<br />
kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. ( Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)<br />
Alnının Açık ve Geniş Olması<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin alnın açık ve geniş olmasına orantılı olarak başının da büyük olacağı hadislerden anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Mehdi bendendir... Açık alınlıdır.( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Mehdi bizdendir, alnı açık...( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Allahü Teala, benim neslimden, alnı açık, yeryüzünü adaletle doldurarak malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram eden bir evladımı gönderecektir.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
O, açık alınlıdır.( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
Muhakkak ki Allah, benim neslim içinde alnı açık ( olan) bir şahıs gönderecektir.( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)<br />
Karnın Geniş Olması<br />
<br />
O, alnı açık... karnı büyük, iki uyluk arası açık... ( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13)<br />
Uylukları Uzundur<br />
<br />
Uylukları uzundur, rengi Arap rengidir. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 162-163)<br />
Yürüyüşü<br />
<br />
Bir özelliği de yürürken uyluklarının açık ve birbirinden uzak olmasıdır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32<br />
Yaşı<br />
<br />
Hadislerde belirtilen Hz. Mehdi'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.<br />
<br />
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16)<br />
<br />
Mehdi benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır... ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
Sakalı<br />
<br />
Sakalı bol ve sık olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23),<br />
<br />
Sakalı sıktır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)<br />
Burnu Güzeldir<br />
<br />
Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır. ( Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, s. 365)<br />
<br />
O, açık alınlı, küçük burunlu… ( Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)<br />
<br />
O açık alınlı ve ince burunludur. ( Ahmed, b. Hanbel II-291, III-17) ( Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şail yayıncılık, K. el-Mehdi ( 35), s. 404)<br />
Kaşları ve Gözleri<br />
<br />
O, açık alınlı, küçük burunlu, iri gözlü... ( Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Naim Erdoğan, s. 163)<br />
<br />
Kaşı kavislidir. ( Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)<br />
<br />
Hz. Mehdi'nin kaşları... araları açık... ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Hadiste Hz. Mehdi'nin kaşlarının aralarının açık olmasıyla, gözü ve kaşı arasında mesafenin geniş olduğu ifade edilmektedir.<br />
Dişlerinin Güzelliği ve Parlaklığı<br />
<br />
Dişleri parlak olacaktır. ( Nuaym b. Hammad, vr. 52a; El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Mehdi, gür sakallı, ön dişleri parlak... ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)<br />
<br />
---------------------</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz.Mehdi a.s’in Manevi Özellikleri Ve Çikiş Alametleri]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=417</link>
			<pubDate>Tue, 22 Oct 2019 21:49:10 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=417</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=984" target="_blank" title="">Hz. Mehdi nin Çıkış Alametleri.png</a> (Dosya Boyutu: 947.64 KB / İndirme Sayısı: 226)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
Hz.Mehdi a.s’in Manevi Özellikleri Ve Çikiş Alametleri<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">HZ.MEHDİ A.S’IN MANEVİ ÖZELLİKLERİ VE ÇIKIŞ ALAMETLERİ</span><br />
<br />
Hz.Mehdi Hilafet Merkezinin Bulunduğu Yerden Çıkacaktır :<br />
Hz.Mehdi’nin çıkacağı yer konusunda farklı rivayetler mevcuttur.Üstad Bediüzzaman Said-i Kurdi, bu ihtilaflı rivayetler hakkında şöyle bir yorum yapmaktadır : “Ahir zaman hadislerini aktaran alimler, ahir zaman olaylarını kendi dönemlerindeki hilafet merkezlerini esas alarak aktarmışlardır. Mehdiyet olayının gerçekleşeceği yer olarak, her alim kendi zamanının hilafet merkezi olan Irak, Şam, Kûfe, Medine gibi şehirleri belirtmiştir. Ravilerin bu içtihatları da zamanla rivayetlere katılarak günümüze ulaşmıştır. Ancak bu rivayetlerin ortak noktası, bu olayların Hilafet Merkezi’nde gerçekleştiğidir. (24.Söz-5.Şua, 9.Mesele)<br />
Bediüzzman bu sonuca varmıştır. Bilindiği gibi son hilafet merkezi İstanbul’dur. Halifelik geçen yüzyılın başlarında resmi olarak kaldırılmıştır ve o günden bu yana dünya üzerinde başka hiçbir yere de taşınmamıştır. Yani hilafetin son bulduğu yer Türkiye topraklarıdır. Öyleyse ahirzamanda gelmesi beklenen Hz.Mehdi (as) bu topraklar üzerinde doğacaktır. Burada sözü Bediüzzaman Said-i Nursi’ye verecek olursak : “Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten işittim ki; O Zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (bir anlam çıkartmış) ve kanaati gelmiş ki : “Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid’atlar karanlığını dağıtacak.” Ben, böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle O nurani zatlara zemin hazırlıyoruz” (28.Mektup, 7. Mesele, 5. Sebep)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">E)Hz.Mehdi’nin Özellikleri :</span><br />
aa) Hz.Mehdi Allah’a karşı son derece boyun eğicidir : Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi’nin, Allah korkusu çok güçlü olan bir kimse olacağı bildirilmektedir : “Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” Başka bir hadiste : Mehdi Allah’a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygambere benzer. (Kıyamet Alametleri, sf.163) Ben Mehdi’yi Peygamberlerin sahifelerinde şöyle bulurum : “Mehdi’nin amelinde ne zulüm ne de ayıp vardır.” (Kitab-ül Burhan sf. 21) Hadislerde verilen bu bilgilerden Hz. Mehdi’nin, çevresinde Allah’a olan bağlılığı, ihlası ve üstün ahlakıyla dikkat çeken bir kimse olacağı anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">bb)Çağının en büyük müceddididir :</span><br />
Müceddid, dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre ders vermek üzere gönderilen, kendi çağının en büyük alimi anlamına gelmektedir. Resuluİlah (s.a.v.) buyurdu : “Mehdi, bizden Ehli Beyttendir. Allah Onu bir gecede ıslah eder. (olgunlaştırır).” “O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir.”( Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman). Bir tevili şudur ki : Bütün zahiri ilimler, istenildiğinde herkes tarafından okuyarak, araştırılarak öğrenilebilir. Bir de çalışılarak elde edilemeyen, ancak Hz. Allah’ın bir lütfu olan ve onu istediği kuluna verdiği “Vehbi ilim” vardır. Yukarıdaki rivayette “kim- senin bilemediği” denilerek Mehdi’nin böyle bir ilme sahip olduğu anlatılmak istenmiştir. Bu ilmin “Ledün ilmi” olması da muhtemeldir. Kehf suresinde Musa (a.s.) ile ismi verilmeyen mübarek bir şahis arasında geçen kıssada, benzer bir ilimden bahsedilmektedir. (Rivayetlerde bu şahsın Hızır a.s. olduğu anlatılır.)<br />
Bu konuda Bediüzzaman’ın güzel açıklamalarından bazıları : “Allah-u Teala, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir nurani zatı gönderecek ve o zat da, ehl-i beytten olacaktır… Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. (Mektubat, 411-412).” Mevdudi ise şöyle diyor : “…Tam manasıyla dini ihya edecek, her alanda devrim yapacak ve tam bir başarı kazanacak kamil bir müceddid maalesef şimdiye kadar dünyaya gelmemiştir. Fakat hem akıl ve mantık, hem tabiat kanunları ve dünyanın gidişatı böyle bir müceddid veya önderin doğmasını gerektirmektedir…İşte bu liderin adı “El-İmam-ül Mehdi” olacaktır; ki bu hususta Hz.Peygamber (as)’ın açık hadisleri vardır…Mehdi (as) çağdaş bir lider olacaktır. Çağının bütün ilim ve tekniğine iyice vakıf olacaktır. Hayatın bütün meseleleri hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olacaktır. Aklı, zekası, siyasi kabiliyet ve savaş tekniğinin bilgisi bakımından herkesten üstün olacaktır. Kısacası, çağın ilericilerini çok geride bırakacak bilgi, yetenek ve güce sahip olacaktır…”(Mevdudi, Hz.Peygamber’in Hayatı, sf 396-397-398 )<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
cc)Çağının En Büyük Komutanıdır :</span><br />
“Çalışanlar üzerine disiplinli olması, malı cömertçe vermesi ve yoksullara karşı çok merhametli olması, Mehdi’nin alametlerindendir.”(Mehdiyy-il Ahirzaman). Ebu’l Ala Mevdudi ne güzel açıklıyor : “Şuna inanı -yoruz ki, İmam Mehdi geldiği zamanın en ideal komutanı, lideri olacaktır. Buradaki idealden maksadım şudur : çağın bütün gerçeklerini bilecek, tam bir yönetici yeteneğine sahip bir insan olacaktır. Korkarım ki, onu ilk reddedecek olanlar gelenekçi ulema sınıfı ve sufi takımından başkası olmayacaktır. Çünkü onlar göreceklerdir ki, bu insanın, tasavvurlarındaki Mehdi ile hiçbir ilgisi yok.”(Mevdudi, İslamda İhya Hareketleri). Aynı konuda Üstad ise şöyle diyor : Büyük Hz. Mehdi’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde. (Şualar, 456).<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">dd) Tebliğ (İrşad) Gücü :</span><br />
“Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak.”(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 186). “O (Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek.” Bu ikinci hadis zahiri ma- nalarının dışında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu yorumlardan biri şu şekilde olabilir : Mehdi “kuru bir ağaç”a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri tıpkı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan bu insanı, bu kez yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine, halkına ve bütün insanlığa faydalı hale getirecektir.<br />
<br />
“Bu önder ve lider, ruhta ve özde İslam olan yeni bir düşünce ekolü ve hareket tarzı belirleyecektir. O’nun başlattığı hareket ve düşünce akımı, kafaları ve insanların yaşantılarını temelden değiştirecektir. Başlattığı hareket öylesine büyük ve geniş kapsamlı olacaktır ki, hem siyasi hem de kültürel nitelikler taşıyacaktır. Cahiliye bütün gücüyle O’na karşı koymaya, O’nu yıkmaya çalışacaktır ama zafer Mehdi (as)’nin olacaktır.” (Mevdudi, Hz. Peygamber’in Hayatı, sf 399)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ee) Mücadelesindeki Kararlılığı :</span><br />
Hz.Mehdi’nin bu özelliğiyle ilgili rivayetler çoktur. Bunlardan bazıları şöyledir : “Mehdi işi sıkı tutacak.” (Berzenci, s. 175). “İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.” (Mehdiyy-il Muntazar, s. 23). “Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytim’e mensup birisi (Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir.” (Kitab-ül Burhan s.12). “Mehdi (as) hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir.” (Kitab-ül Burhan s. 24). “Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır.” (Mehdiy-yil Muntazar, s. 39)<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
ff) Sadece Allah’a Dayanıp Güvenmesi :</span><br />
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde “halkın büyük kısmının Hz. Mehdi’ye yardımcı olmaktan kaçınacağı”, fakat sadece Allah-u Teala’ya dayanan Mehdi (as)’ın insanların yardımına tenezzül etmeyeceği şöyle haber verilmiştir : ” Mehdi bizden, Ehl-i Beyttendir. O, benim ümmetimden, tenezzül etmeyen (Allah’tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan) bir adamdır.” ” Benim ümmetimden, daima Allah tarafından desteklenen ve onlara yardımcı olmayan halkın zarar veremeyeceği bir cemaat kıyamet kopuncaya kadar hiç eksik olmayacak. Ümmetim içinde daima böyle bir taife (topluluk) bulunacaktır.” (Sünen-i İbni Mace, cilt 1, sf. 16) “Kıyamet ancak, ümmetimden bir taife, insanlara galip olduğu halde kopacaktır. Bu taife ne kendilerine yardımcı olmayanlara ne de yardımcı olanlara bakmayacaklar.” (onların davranışlarına, ehemmiyet vermeyeceklerdir.) (Sünen-i İbni Mace, cilt 1, sf. 19)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">F) Mücadelesinin Özellikleri :</span><br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">aa) Belli Bir Süre Tanınmayacaktır :</span><br />
Mehdi (as), vakti gelinceye dek gizlenecektir. Vaad olunan vakti gelince de ortaya çıkacaktır…(Beklenen Mehdi, sf 39). Bu durumu Bediüzzaman şöyle ifade etmektedir : “…öyle tefsir etmişlerdir ki, bu eşhas harika çıktıkları vakit bütün dünya onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik : Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas (Hz.Mehdi), hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de başlangıçta Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u îmânın dikkatiyle, o eşhas-ı âhir zaman tanınabilir.” (Mektubat, 54). Aynı konuda Araştırma Dergisi’nde şöyle bir ifade geçmektedir : “Bu hayırlı insanların (Hz.İsa ve Hz.Mehdi) ortaya çıkışlarının ilk dönemlerinde tanınmamalarında elbette ki pek çok hayır ve hikmet vardır. Bu gizlilik, Allah’ın izniyle, Hz. İsa ve Hz. Mehdi’ye pek çok konuda kolaylık sağlayacak ve aynı şekilde onların pek çok kötülükten korunmalarına da vesile olacak olabilir”. (Temmuz sayısı)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">bb) Hz.Mehdi, İnsanlar Kendisinden Umut Kesince Çıkacaktır :</span> <br />
<br />
Deccal’in sahip olduğu değişik güçler (Askeri,ekonomik, idari, teknolojik güçler ile medya-basın gücü) tüm imkanlarını kullanarak halkı yanlış inançlara, büyük bir korkuya ve umutsuzluğa itmeye çalışacaktır : “İnsanların ümitsiz olduğu ve “Hiç Mehdi falan yokmuş” dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir…” (Kitab-ul Burhan sf. 55) “…Mehdi, Resulullah’ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar…” (Kitab-ül Burhan sf. 55). Günümüzde İslam aleminin ve genelde tüm insanlığın savaş, açlık, katliam, dinsizlik gibi belalarla kuşatıldığı ve İslam coğrafyasının galibiyetinden neredeyse umudun kesildiği bu dönemi tasvir eden bir başka hadis ise şöyledir : “Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir…” (Mehdiyy-il Muntazar, sf. 37)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">cc) Hz. Mehdi’nin Üç Asli Görevi Vardır :</span><br />
<br />
Bediüzzaman bu görevleri şöyle sıralamaktadır : “Hz. Mehdi’nin temsil ettiği kudsi cemaatin üç vazifesi var.<br />
“Birincisi her şeyden evvel felsefeyi ve maddecilik fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek…Bu konuda Mevdudi de şöyle diyor : Mehdi geldiği zaman, Müslümanlar’ın düşünce ve inançlarında bulunan cahiliye pisliklerini temizlemeye çalışacak, en saf şekliyle İslam’ı ortaya koyacaktır. İslam’ı her alanda hakim kılmak için çalışacaktır. İkinci Vazifesi : şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.” O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam’a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam’a hizmet etmektir.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9). Mevdudi ise bu vazifeler hakkında şunları söylemektedir : “Mehdi’nin hak davası için olan bütün çalışmaları İslam’ın dünyaya hakim olmasına vesile olacak, bütün dünyada bir İslam nizamı tesis edilecektir. İslam’ın bu hakimiyetini, sadece yönetim biçimi içinde ele almak yanlıştır. Çünkü, İslam’ın hakimiyeti her alanda gerçekleşecektir. Bütün bunların sonunda hadiste de belirtildiği gibi “yerde ve gökte bulunan herkes mutlu olacaktır.” (Hz. Peygamber’in Hayatı)<br />
<br />
dd) Hz.Mehdi’ye Katılma Emri :<br />
<br />
Resulullah (SAV) şöyle buyurdu : “Biz öyle bir Ehl-i Beytiz ki, Allah bizlere dünyayı değil ahireti ihtiyar etti. Muhakkak ki benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar. Şark tarafından siyah bayraklı bir kavim gelinceye kadar…Bunlar hakkı isterler, verilmez; çarpışırlar, muzaffer olurlar; istedikleri verilir. Fakat o hak Ehl-i Beytimden birisine verilmedikçe kabul etmezler. O (Mehdi) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden kim O’na yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın.Zira O Mehdi’dir.” (Ahirzaman Mehdi’sinin Alametleri,14)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ee) Birçok sıkıntı ve zorlukla karşılaşacaktır : </span><br />
<br />
Hadislerde Hz.Mehdi’nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. “Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt’tendir… Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.” “… Mehdi, Resulullah’ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der : “Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.”<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ff) Hz.Mehdi’nin Askerleri veya yardımcıları :</span><br />
<br />
Hakim’in Müstedrek’inde Hz. Ali’den gelen bir rivayette Hz. Mehdi ve askerlerinin faziletleriyle ilgili olarak şöyle denilir : “Selef onları geçemediği gibi halef de onlara ulaşamaz” (Müstedrek, Mukaddime : 52, Fasıl, s.319) . O’nun (Mehdi’nin) kumandaları, insanların en hayırlısıdırlar. (Muntazar-49)Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır. (Ramuz El Ehadis 1/135)<br />
Şehitleri, şehitlerin en hayırlısı; emirleri, emirlerin en üstünüdür. Onlar Allah’ın has kullarıdır. (Kıyamet Alametleri-198 ) “Onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir. “(SüneniİbniMace-10-259).<br />
<br />
Hz.Mehdi’nin yardımcıları Arap olmayacak, diğer milletlerden olacak. (Kıyamet Alametleri-187). “Ashab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacaktır.” (Kitab-ul Burhan). İmam Ebu İshak bu konuda şöyle diyor : “Mehdi çıktığı zaman, Ehl-i Kehf’e gidip selam verince, Allah onları diriltecek ve Mehdi’nin yanında yerlerini alacaklardır .Daha sonra yattıkları yere dönüp kıyamete kadar da kalkmazlar.” (Ahirzaman Mehdisi’nin Alametleri,59). “Horasan tarafından çıkan siyah sancaklılar, Hz.Mehdi’nin hakimiyeti için zemin hazırlarlar.”(Fetava-i Hadisiye, 37-42). “Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O’nun etrafında bir kavim toplar. Onların kalplerini uzlaştırır. Onlar, içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir Ashabı (313) kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişe- mezler. Onların sayıları TALUD ile nehri geçenler kadardır.” (Kitab-ul Burhan-57) “Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez.” (Kitab-ul Burhan 57-68 ) “Mehdi (a.s)’ın vezirleri 10’dan aşağı ve fakat 5’ten yukarı olacaktır. Memleket işlerinin ağırlıklarını O’nunla paylaşacaklar. Dokuz kişiden ibaret olacaklardır.” (Kıyamet Alametleri-187)<br />
<br />
Bediüzzaman Hazretleri de Hz.Mehdi’nin yardımcıları hakkında şöyle demektedir : Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas, sadakat ve tenasüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. İşte o pek kesretli ve muktedir ordu Al-i Muhammed Aleyhissalatu Vesselamdır ve Hz.Mehdi’nin en has ordusudur. (Emirdağ Lahikası-259).<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">gg) Mücadelesinden Ayrılanlar da Olacaktır :</span><br />
<br />
 “Mehdi’nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek, zaman zaman o çetin görevi üstlenememek, rahatlık meyli; can, mal, mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Ama “onlar buna aldırmayacak,” (Ramuzü’l Ehadis, s. 476) “Ayrılanlar da, muhalifler de ona zarar veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir.” (Ramazü’l-Ehadis, s. 487) Ancak Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde, bu ayrılan kişilerin Hz. Mehdi cemaati için çok büyük bir hayır ve güzellik olduğu da bildirilmektedir. Bu hak topluluk arasında gizlenen samimiyetsiz kişilerin ortaya çıkmasıyla, Allah’ın izniyle Hz. Mehdi cemaatinin birbirlerine bağlılığı daha da artacak, kötülerin ayrılması onları daha da kuvvetlendirecektir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=984" target="_blank" title="">Hz. Mehdi nin Çıkış Alametleri.png</a> (Dosya Boyutu: 947.64 KB / İndirme Sayısı: 226)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
Hz.Mehdi a.s’in Manevi Özellikleri Ve Çikiş Alametleri<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">HZ.MEHDİ A.S’IN MANEVİ ÖZELLİKLERİ VE ÇIKIŞ ALAMETLERİ</span><br />
<br />
Hz.Mehdi Hilafet Merkezinin Bulunduğu Yerden Çıkacaktır :<br />
Hz.Mehdi’nin çıkacağı yer konusunda farklı rivayetler mevcuttur.Üstad Bediüzzaman Said-i Kurdi, bu ihtilaflı rivayetler hakkında şöyle bir yorum yapmaktadır : “Ahir zaman hadislerini aktaran alimler, ahir zaman olaylarını kendi dönemlerindeki hilafet merkezlerini esas alarak aktarmışlardır. Mehdiyet olayının gerçekleşeceği yer olarak, her alim kendi zamanının hilafet merkezi olan Irak, Şam, Kûfe, Medine gibi şehirleri belirtmiştir. Ravilerin bu içtihatları da zamanla rivayetlere katılarak günümüze ulaşmıştır. Ancak bu rivayetlerin ortak noktası, bu olayların Hilafet Merkezi’nde gerçekleştiğidir. (24.Söz-5.Şua, 9.Mesele)<br />
Bediüzzman bu sonuca varmıştır. Bilindiği gibi son hilafet merkezi İstanbul’dur. Halifelik geçen yüzyılın başlarında resmi olarak kaldırılmıştır ve o günden bu yana dünya üzerinde başka hiçbir yere de taşınmamıştır. Yani hilafetin son bulduğu yer Türkiye topraklarıdır. Öyleyse ahirzamanda gelmesi beklenen Hz.Mehdi (as) bu topraklar üzerinde doğacaktır. Burada sözü Bediüzzaman Said-i Nursi’ye verecek olursak : “Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten işittim ki; O Zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (bir anlam çıkartmış) ve kanaati gelmiş ki : “Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid’atlar karanlığını dağıtacak.” Ben, böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle O nurani zatlara zemin hazırlıyoruz” (28.Mektup, 7. Mesele, 5. Sebep)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">E)Hz.Mehdi’nin Özellikleri :</span><br />
aa) Hz.Mehdi Allah’a karşı son derece boyun eğicidir : Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi’nin, Allah korkusu çok güçlü olan bir kimse olacağı bildirilmektedir : “Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” Başka bir hadiste : Mehdi Allah’a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygambere benzer. (Kıyamet Alametleri, sf.163) Ben Mehdi’yi Peygamberlerin sahifelerinde şöyle bulurum : “Mehdi’nin amelinde ne zulüm ne de ayıp vardır.” (Kitab-ül Burhan sf. 21) Hadislerde verilen bu bilgilerden Hz. Mehdi’nin, çevresinde Allah’a olan bağlılığı, ihlası ve üstün ahlakıyla dikkat çeken bir kimse olacağı anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">bb)Çağının en büyük müceddididir :</span><br />
Müceddid, dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre ders vermek üzere gönderilen, kendi çağının en büyük alimi anlamına gelmektedir. Resuluİlah (s.a.v.) buyurdu : “Mehdi, bizden Ehli Beyttendir. Allah Onu bir gecede ıslah eder. (olgunlaştırır).” “O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir.”( Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman). Bir tevili şudur ki : Bütün zahiri ilimler, istenildiğinde herkes tarafından okuyarak, araştırılarak öğrenilebilir. Bir de çalışılarak elde edilemeyen, ancak Hz. Allah’ın bir lütfu olan ve onu istediği kuluna verdiği “Vehbi ilim” vardır. Yukarıdaki rivayette “kim- senin bilemediği” denilerek Mehdi’nin böyle bir ilme sahip olduğu anlatılmak istenmiştir. Bu ilmin “Ledün ilmi” olması da muhtemeldir. Kehf suresinde Musa (a.s.) ile ismi verilmeyen mübarek bir şahis arasında geçen kıssada, benzer bir ilimden bahsedilmektedir. (Rivayetlerde bu şahsın Hızır a.s. olduğu anlatılır.)<br />
Bu konuda Bediüzzaman’ın güzel açıklamalarından bazıları : “Allah-u Teala, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir nurani zatı gönderecek ve o zat da, ehl-i beytten olacaktır… Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. (Mektubat, 411-412).” Mevdudi ise şöyle diyor : “…Tam manasıyla dini ihya edecek, her alanda devrim yapacak ve tam bir başarı kazanacak kamil bir müceddid maalesef şimdiye kadar dünyaya gelmemiştir. Fakat hem akıl ve mantık, hem tabiat kanunları ve dünyanın gidişatı böyle bir müceddid veya önderin doğmasını gerektirmektedir…İşte bu liderin adı “El-İmam-ül Mehdi” olacaktır; ki bu hususta Hz.Peygamber (as)’ın açık hadisleri vardır…Mehdi (as) çağdaş bir lider olacaktır. Çağının bütün ilim ve tekniğine iyice vakıf olacaktır. Hayatın bütün meseleleri hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olacaktır. Aklı, zekası, siyasi kabiliyet ve savaş tekniğinin bilgisi bakımından herkesten üstün olacaktır. Kısacası, çağın ilericilerini çok geride bırakacak bilgi, yetenek ve güce sahip olacaktır…”(Mevdudi, Hz.Peygamber’in Hayatı, sf 396-397-398 )<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
cc)Çağının En Büyük Komutanıdır :</span><br />
“Çalışanlar üzerine disiplinli olması, malı cömertçe vermesi ve yoksullara karşı çok merhametli olması, Mehdi’nin alametlerindendir.”(Mehdiyy-il Ahirzaman). Ebu’l Ala Mevdudi ne güzel açıklıyor : “Şuna inanı -yoruz ki, İmam Mehdi geldiği zamanın en ideal komutanı, lideri olacaktır. Buradaki idealden maksadım şudur : çağın bütün gerçeklerini bilecek, tam bir yönetici yeteneğine sahip bir insan olacaktır. Korkarım ki, onu ilk reddedecek olanlar gelenekçi ulema sınıfı ve sufi takımından başkası olmayacaktır. Çünkü onlar göreceklerdir ki, bu insanın, tasavvurlarındaki Mehdi ile hiçbir ilgisi yok.”(Mevdudi, İslamda İhya Hareketleri). Aynı konuda Üstad ise şöyle diyor : Büyük Hz. Mehdi’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde. (Şualar, 456).<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">dd) Tebliğ (İrşad) Gücü :</span><br />
“Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak.”(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 186). “O (Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek.” Bu ikinci hadis zahiri ma- nalarının dışında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu yorumlardan biri şu şekilde olabilir : Mehdi “kuru bir ağaç”a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri tıpkı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan bu insanı, bu kez yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine, halkına ve bütün insanlığa faydalı hale getirecektir.<br />
<br />
“Bu önder ve lider, ruhta ve özde İslam olan yeni bir düşünce ekolü ve hareket tarzı belirleyecektir. O’nun başlattığı hareket ve düşünce akımı, kafaları ve insanların yaşantılarını temelden değiştirecektir. Başlattığı hareket öylesine büyük ve geniş kapsamlı olacaktır ki, hem siyasi hem de kültürel nitelikler taşıyacaktır. Cahiliye bütün gücüyle O’na karşı koymaya, O’nu yıkmaya çalışacaktır ama zafer Mehdi (as)’nin olacaktır.” (Mevdudi, Hz. Peygamber’in Hayatı, sf 399)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ee) Mücadelesindeki Kararlılığı :</span><br />
Hz.Mehdi’nin bu özelliğiyle ilgili rivayetler çoktur. Bunlardan bazıları şöyledir : “Mehdi işi sıkı tutacak.” (Berzenci, s. 175). “İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.” (Mehdiyy-il Muntazar, s. 23). “Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytim’e mensup birisi (Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir.” (Kitab-ül Burhan s.12). “Mehdi (as) hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir.” (Kitab-ül Burhan s. 24). “Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır.” (Mehdiy-yil Muntazar, s. 39)<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
ff) Sadece Allah’a Dayanıp Güvenmesi :</span><br />
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde “halkın büyük kısmının Hz. Mehdi’ye yardımcı olmaktan kaçınacağı”, fakat sadece Allah-u Teala’ya dayanan Mehdi (as)’ın insanların yardımına tenezzül etmeyeceği şöyle haber verilmiştir : ” Mehdi bizden, Ehl-i Beyttendir. O, benim ümmetimden, tenezzül etmeyen (Allah’tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan) bir adamdır.” ” Benim ümmetimden, daima Allah tarafından desteklenen ve onlara yardımcı olmayan halkın zarar veremeyeceği bir cemaat kıyamet kopuncaya kadar hiç eksik olmayacak. Ümmetim içinde daima böyle bir taife (topluluk) bulunacaktır.” (Sünen-i İbni Mace, cilt 1, sf. 16) “Kıyamet ancak, ümmetimden bir taife, insanlara galip olduğu halde kopacaktır. Bu taife ne kendilerine yardımcı olmayanlara ne de yardımcı olanlara bakmayacaklar.” (onların davranışlarına, ehemmiyet vermeyeceklerdir.) (Sünen-i İbni Mace, cilt 1, sf. 19)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">F) Mücadelesinin Özellikleri :</span><br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">aa) Belli Bir Süre Tanınmayacaktır :</span><br />
Mehdi (as), vakti gelinceye dek gizlenecektir. Vaad olunan vakti gelince de ortaya çıkacaktır…(Beklenen Mehdi, sf 39). Bu durumu Bediüzzaman şöyle ifade etmektedir : “…öyle tefsir etmişlerdir ki, bu eşhas harika çıktıkları vakit bütün dünya onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik : Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas (Hz.Mehdi), hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de başlangıçta Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u îmânın dikkatiyle, o eşhas-ı âhir zaman tanınabilir.” (Mektubat, 54). Aynı konuda Araştırma Dergisi’nde şöyle bir ifade geçmektedir : “Bu hayırlı insanların (Hz.İsa ve Hz.Mehdi) ortaya çıkışlarının ilk dönemlerinde tanınmamalarında elbette ki pek çok hayır ve hikmet vardır. Bu gizlilik, Allah’ın izniyle, Hz. İsa ve Hz. Mehdi’ye pek çok konuda kolaylık sağlayacak ve aynı şekilde onların pek çok kötülükten korunmalarına da vesile olacak olabilir”. (Temmuz sayısı)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">bb) Hz.Mehdi, İnsanlar Kendisinden Umut Kesince Çıkacaktır :</span> <br />
<br />
Deccal’in sahip olduğu değişik güçler (Askeri,ekonomik, idari, teknolojik güçler ile medya-basın gücü) tüm imkanlarını kullanarak halkı yanlış inançlara, büyük bir korkuya ve umutsuzluğa itmeye çalışacaktır : “İnsanların ümitsiz olduğu ve “Hiç Mehdi falan yokmuş” dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir…” (Kitab-ul Burhan sf. 55) “…Mehdi, Resulullah’ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar…” (Kitab-ül Burhan sf. 55). Günümüzde İslam aleminin ve genelde tüm insanlığın savaş, açlık, katliam, dinsizlik gibi belalarla kuşatıldığı ve İslam coğrafyasının galibiyetinden neredeyse umudun kesildiği bu dönemi tasvir eden bir başka hadis ise şöyledir : “Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir…” (Mehdiyy-il Muntazar, sf. 37)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">cc) Hz. Mehdi’nin Üç Asli Görevi Vardır :</span><br />
<br />
Bediüzzaman bu görevleri şöyle sıralamaktadır : “Hz. Mehdi’nin temsil ettiği kudsi cemaatin üç vazifesi var.<br />
“Birincisi her şeyden evvel felsefeyi ve maddecilik fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek…Bu konuda Mevdudi de şöyle diyor : Mehdi geldiği zaman, Müslümanlar’ın düşünce ve inançlarında bulunan cahiliye pisliklerini temizlemeye çalışacak, en saf şekliyle İslam’ı ortaya koyacaktır. İslam’ı her alanda hakim kılmak için çalışacaktır. İkinci Vazifesi : şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.” O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam’a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam’a hizmet etmektir.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9). Mevdudi ise bu vazifeler hakkında şunları söylemektedir : “Mehdi’nin hak davası için olan bütün çalışmaları İslam’ın dünyaya hakim olmasına vesile olacak, bütün dünyada bir İslam nizamı tesis edilecektir. İslam’ın bu hakimiyetini, sadece yönetim biçimi içinde ele almak yanlıştır. Çünkü, İslam’ın hakimiyeti her alanda gerçekleşecektir. Bütün bunların sonunda hadiste de belirtildiği gibi “yerde ve gökte bulunan herkes mutlu olacaktır.” (Hz. Peygamber’in Hayatı)<br />
<br />
dd) Hz.Mehdi’ye Katılma Emri :<br />
<br />
Resulullah (SAV) şöyle buyurdu : “Biz öyle bir Ehl-i Beytiz ki, Allah bizlere dünyayı değil ahireti ihtiyar etti. Muhakkak ki benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar. Şark tarafından siyah bayraklı bir kavim gelinceye kadar…Bunlar hakkı isterler, verilmez; çarpışırlar, muzaffer olurlar; istedikleri verilir. Fakat o hak Ehl-i Beytimden birisine verilmedikçe kabul etmezler. O (Mehdi) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden kim O’na yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın.Zira O Mehdi’dir.” (Ahirzaman Mehdi’sinin Alametleri,14)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ee) Birçok sıkıntı ve zorlukla karşılaşacaktır : </span><br />
<br />
Hadislerde Hz.Mehdi’nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. “Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt’tendir… Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.” “… Mehdi, Resulullah’ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der : “Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.”<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ff) Hz.Mehdi’nin Askerleri veya yardımcıları :</span><br />
<br />
Hakim’in Müstedrek’inde Hz. Ali’den gelen bir rivayette Hz. Mehdi ve askerlerinin faziletleriyle ilgili olarak şöyle denilir : “Selef onları geçemediği gibi halef de onlara ulaşamaz” (Müstedrek, Mukaddime : 52, Fasıl, s.319) . O’nun (Mehdi’nin) kumandaları, insanların en hayırlısıdırlar. (Muntazar-49)Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır. (Ramuz El Ehadis 1/135)<br />
Şehitleri, şehitlerin en hayırlısı; emirleri, emirlerin en üstünüdür. Onlar Allah’ın has kullarıdır. (Kıyamet Alametleri-198 ) “Onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir. “(SüneniİbniMace-10-259).<br />
<br />
Hz.Mehdi’nin yardımcıları Arap olmayacak, diğer milletlerden olacak. (Kıyamet Alametleri-187). “Ashab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacaktır.” (Kitab-ul Burhan). İmam Ebu İshak bu konuda şöyle diyor : “Mehdi çıktığı zaman, Ehl-i Kehf’e gidip selam verince, Allah onları diriltecek ve Mehdi’nin yanında yerlerini alacaklardır .Daha sonra yattıkları yere dönüp kıyamete kadar da kalkmazlar.” (Ahirzaman Mehdisi’nin Alametleri,59). “Horasan tarafından çıkan siyah sancaklılar, Hz.Mehdi’nin hakimiyeti için zemin hazırlarlar.”(Fetava-i Hadisiye, 37-42). “Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O’nun etrafında bir kavim toplar. Onların kalplerini uzlaştırır. Onlar, içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir Ashabı (313) kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişe- mezler. Onların sayıları TALUD ile nehri geçenler kadardır.” (Kitab-ul Burhan-57) “Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez.” (Kitab-ul Burhan 57-68 ) “Mehdi (a.s)’ın vezirleri 10’dan aşağı ve fakat 5’ten yukarı olacaktır. Memleket işlerinin ağırlıklarını O’nunla paylaşacaklar. Dokuz kişiden ibaret olacaklardır.” (Kıyamet Alametleri-187)<br />
<br />
Bediüzzaman Hazretleri de Hz.Mehdi’nin yardımcıları hakkında şöyle demektedir : Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas, sadakat ve tenasüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. İşte o pek kesretli ve muktedir ordu Al-i Muhammed Aleyhissalatu Vesselamdır ve Hz.Mehdi’nin en has ordusudur. (Emirdağ Lahikası-259).<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">gg) Mücadelesinden Ayrılanlar da Olacaktır :</span><br />
<br />
 “Mehdi’nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek, zaman zaman o çetin görevi üstlenememek, rahatlık meyli; can, mal, mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Ama “onlar buna aldırmayacak,” (Ramuzü’l Ehadis, s. 476) “Ayrılanlar da, muhalifler de ona zarar veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir.” (Ramazü’l-Ehadis, s. 487) Ancak Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde, bu ayrılan kişilerin Hz. Mehdi cemaati için çok büyük bir hayır ve güzellik olduğu da bildirilmektedir. Bu hak topluluk arasında gizlenen samimiyetsiz kişilerin ortaya çıkmasıyla, Allah’ın izniyle Hz. Mehdi cemaatinin birbirlerine bağlılığı daha da artacak, kötülerin ayrılması onları daha da kuvvetlendirecektir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Mehdi Kimdir? Mehdi Aleyhisselam Kimdir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=416</link>
			<pubDate>Tue, 22 Oct 2019 21:46:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=416</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HZ. MEHDİ KiMDiR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mehdi Kimdir? Mehdi Aleyhisselam Kimdir?</span></span><br />
<br />
Mehdi kelimesi, "hidayete eren veya hidayete vesile olan" anlamına gelmektedir. Bazı sözlüklerde ve ansiklopedilerde ise kelimenin daha geniş bir tanımı vardır:<br />
Harfiyen "kendisine rehberlik edilen" demek olup, bütün istikametler (yol göstermeler ) Allah'tan geldiği için, kelime nihayet kendisine Allah tarafından yol gösterilen, yani hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan manasını almıştır. (İslam Ansiklopedisi, 7/474 )<br />
<br />
Hidayete eren veya hidayete vesile olan. Sahib-üz-zaman. "Hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine mazhar olan, kendisine Cenab-ı Hak tarafından yol gösterilen" manasındadır. Bu kelime ihtida etmiş olanlar için de kullanılmıştır. Mehdi-yi Resul, Mehdi-yi Muntazır da denir. Ahir zamanda gelip bütün Müslümanları Hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeyi cami eserleri ile uyandıracak, dinlerini takviye ve imanlarını tevdit edecek olan ve Peygamberimiz Al'inden bir zattır. (Tür-Dav Lugat, 607 )<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdi Bütün Dünyaya Hakim Olacaktır</span></span><br />
<br />
Mehdi'nin tüm dünyaya hakim olacağı Peygamber Efendimiz'in pek çok hadisinde belirtilmiştir. Bu hakimiyet hayatın bütün safhalarında açıkça görülecektir. Bununla ilgili hadislerden bazıları şöyledir:<br />
Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendi. Yere beşinci olarak Ehl-i Beyt'imden biri sahip olacak. Yani Mehdi. (Mektubat-ı Rabbani, c. 2, s. 251 )<br />
<br />
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ile Süleyman gibi bütün dünyaya hükmedecek. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Ahir Zaman, s. 10/El-Kavmu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32/Kıyamet Alametleri, s. 183 )<br />
<br />
Mehdi doğu ile batı arasındaki her yeri fetheder. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 57 )<br />
<br />
Kuran'da İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Ayetler<br />
<br />
Kuran'da İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetler Peygamberimiz'in Mehdi ve Mehdi'nin İslam ahlakını dünyaya hakim kılması hakkındaki haberleriyle çok büyük paralellik göstermektedir. Böyle bir olay bugüne kadar gerçekleşmediğine göre, Kuran ayetlerinde haber verilen geniş çaplı dünya hakimiyetinin, Peygamberimiz'in haber verdiği ahir zamandaki Hz. Mehdi'nin hakimiyetine işaret etmesi çok büyük olasılıktır. Konuyla ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:<br />
<br />
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55 )<br />
<br />
Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21 )<br />
<br />
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı ) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9 )<br />
<br />
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı ) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33 )<br />
<br />
Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak ) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (Yunus Suresi, 82 )<br />
<br />
Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin ) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir. (Rad Suresi, 42 )<br />
<br />
Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14 )<br />
<br />
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın katıksızca iman edenlerin yeryüzüne mirasçı kılınacakları da Kuran'ın pek çok ayetinde vurgulanan ilahi bir kanundur:<br />
<br />
Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105 )<br />
<br />
"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır )." (Peygamberler ) Fetih istediler, (sonunda ) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15 )<br />
<br />
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa: ) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler ) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi, 128-129 )<br />
<br />
Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları ) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi ), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi ). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını ) da yerle bir ettik. (Araf Suresi, 137 )<br />
<br />
Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı ) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18 )<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdinin Fiziklel Özellikleri</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MEHDİ'NİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ</span><br />
<br />
Sağ Bacağında Siyah Bir İz Vardır<br />
<br />
(Mehdi'nin ) Sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Alnında Bir Ben Vardır</span></span><br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor ). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri ) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır.<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253 )<br />
<br />
Alnında Bir İz (Yara İzi ) Vardır<br />
<br />
Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzünde ise ben.<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252 )<br />
<br />
<br />
Humran bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir )... "<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252-253 )<br />
<br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor ). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri ) vardır. BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR...<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çekik Gözlüdür</span></span><br />
<br />
Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... Mehdi'nin GÖZLERİ ÇEKİKTİR, ...<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252 )<br />
<br />
Sırtında Yaprak Şeklinde Bir Ben Vardır<br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor ). Şöyle buyurdu: "... iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, tıpkı mersin yaprağı gibi."<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253 )<br />
<br />
Burada kastedilen, yaprak gibi kenarları olan ben, ten rengi olacağı, fakat zeminden yüksekte kenarlıklı bir ben olduğu ve yapısıyla yaprağı andıran, solmuş yaprak renginde bir ben olacağı anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">PEYGAMBERİMİZ'İN SOYUNDANDIR</span></span><br />
<br />
Mehdi Peygamber Efendimiz'in soyundandır:<br />
<br />
Hz. Ali'nin rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu: "Kıyametin kopması için zaman da sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c. ) benim Ehl-i Beytimden bir zatı (Mehdi'yi ) gönderecek." (Sünen-i Ebu Davud, 5/92 )<br />
<br />
Hz. Ali' den rivayet edilmiştir; Peygamberimiz buyurdu: "El-Mehdi, bizden Ehl-i Beyt'tendir."<br />
<br />
Said b. el Müseyyeb'den, Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Mehdi, kızım Fatıma'nın neslindendir." (Sünen-i İbn Mace, 10/348 )<br />
<br />
Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt'imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13 )<br />
<br />
Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere Seyyid denmektedir. Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir )<br />
<br />
Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek ) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 33-34 )<br />
<br />
"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar ) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman ) bir ümmet (ver ). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini ) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128 )<br />
<br />
Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık ); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Güzel ve Nurludur</span></span><br />
<br />
O (Mehdi ) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer'den )<br />
<br />
Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22 )<br />
<br />
Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğinden şu şekilde bahsetmektedir:<br />
<br />
(Kadın ) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi ) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için ) bıçak verdi. (Yusuf'a da: ) "Çık, onlara (görün )" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte ) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde ) büyüttüler, (şaşkınlıklarından ) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler. (Yusuf Suresi, 31 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Siyah Saçlıdır</span></span><br />
<br />
Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd, Dürer'den )<br />
<br />
Omzunda Nübüvvet Mührü Vardır<br />
<br />
Mehdi'nin omzunda Peygamber Efendimiz'deki nübüvvet mührü bulunacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41 )<br />
<br />
Omzunda Peygamber'in alameti vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 165/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23 )<br />
<br />
Omzunda Peygamber'in nişanı vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 163 )<br />
<br />
Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed'de olduğu gibi açık bir alamet olan "nübüvvet mührü" olacaktır.<br />
<br />
Cabir b. Semüre'den rivayet edilmiştir: "Resululah'ın mühürü güvercin yumurtası kadar bir yumru idi." (Sünen-i Tirmizi, 6/126 )<br />
<br />
Abdullah b. Sercis'ten rivayet edilmiştir: "(Resulullah'ın ) iki küreği arasında sol küreği bölümü tarafında üstü siğilleri andıran beneklerle dolu peygamber mührüne baktım." (İbni Kesir, Şemail-i Resul, s. 53 )<br />
<br />
Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir: "Gözüm Peygamberimiz'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti." (Sünen-i Tirmizi, 6/126 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rengi</span></span><br />
<br />
Hz. Mehdi'nin rengi arabidir. (Kıyamet Alametleri, s. 163/El - Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24 )<br />
<br />
Rengi arab rengidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24 )<br />
<br />
Not: Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi'nin de Peygamber Efendimiz'le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir:<br />
<br />
Enes b. Malik, Peygamber'in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )<br />
<br />
Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretlerinin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretlerinin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Genel Görünümü</span></span><br />
<br />
Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29 )<br />
<br />
Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24 )<br />
<br />
Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve acar ) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Boyu</span></span><br />
<br />
Mehdi, orta boylu olacaktır. (Kıyamet Alametleri/El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41 )<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz:<br />
<br />
Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (s.a.v ) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen Rab'a kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yaşı</span></span><br />
<br />
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41 )<br />
<br />
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. (Kıyamet Alametleri, s. 163 )<br />
<br />
Hadislerde belirtilen, Mehdi'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sakalı</span></span><br />
<br />
Sakalı bol ve sık olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23 )<br />
Sakalı sıktır. (Kıyamet Alametleri, s. 163 )<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span></span> Hz. Mehdi Kimdir, Mehdi Aleyhisselam Kimdir?,mehdi,müntezar,mehdiyi müntezar,muhammed mehdi,</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HZ. MEHDİ KiMDiR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mehdi Kimdir? Mehdi Aleyhisselam Kimdir?</span></span><br />
<br />
Mehdi kelimesi, "hidayete eren veya hidayete vesile olan" anlamına gelmektedir. Bazı sözlüklerde ve ansiklopedilerde ise kelimenin daha geniş bir tanımı vardır:<br />
Harfiyen "kendisine rehberlik edilen" demek olup, bütün istikametler (yol göstermeler ) Allah'tan geldiği için, kelime nihayet kendisine Allah tarafından yol gösterilen, yani hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan manasını almıştır. (İslam Ansiklopedisi, 7/474 )<br />
<br />
Hidayete eren veya hidayete vesile olan. Sahib-üz-zaman. "Hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine mazhar olan, kendisine Cenab-ı Hak tarafından yol gösterilen" manasındadır. Bu kelime ihtida etmiş olanlar için de kullanılmıştır. Mehdi-yi Resul, Mehdi-yi Muntazır da denir. Ahir zamanda gelip bütün Müslümanları Hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeyi cami eserleri ile uyandıracak, dinlerini takviye ve imanlarını tevdit edecek olan ve Peygamberimiz Al'inden bir zattır. (Tür-Dav Lugat, 607 )<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdi Bütün Dünyaya Hakim Olacaktır</span></span><br />
<br />
Mehdi'nin tüm dünyaya hakim olacağı Peygamber Efendimiz'in pek çok hadisinde belirtilmiştir. Bu hakimiyet hayatın bütün safhalarında açıkça görülecektir. Bununla ilgili hadislerden bazıları şöyledir:<br />
Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendi. Yere beşinci olarak Ehl-i Beyt'imden biri sahip olacak. Yani Mehdi. (Mektubat-ı Rabbani, c. 2, s. 251 )<br />
<br />
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ile Süleyman gibi bütün dünyaya hükmedecek. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Ahir Zaman, s. 10/El-Kavmu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32/Kıyamet Alametleri, s. 183 )<br />
<br />
Mehdi doğu ile batı arasındaki her yeri fetheder. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 57 )<br />
<br />
Kuran'da İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Ayetler<br />
<br />
Kuran'da İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetler Peygamberimiz'in Mehdi ve Mehdi'nin İslam ahlakını dünyaya hakim kılması hakkındaki haberleriyle çok büyük paralellik göstermektedir. Böyle bir olay bugüne kadar gerçekleşmediğine göre, Kuran ayetlerinde haber verilen geniş çaplı dünya hakimiyetinin, Peygamberimiz'in haber verdiği ahir zamandaki Hz. Mehdi'nin hakimiyetine işaret etmesi çok büyük olasılıktır. Konuyla ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:<br />
<br />
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55 )<br />
<br />
Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21 )<br />
<br />
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı ) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9 )<br />
<br />
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı ) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33 )<br />
<br />
Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak ) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (Yunus Suresi, 82 )<br />
<br />
Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin ) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir. (Rad Suresi, 42 )<br />
<br />
Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14 )<br />
<br />
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın katıksızca iman edenlerin yeryüzüne mirasçı kılınacakları da Kuran'ın pek çok ayetinde vurgulanan ilahi bir kanundur:<br />
<br />
Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105 )<br />
<br />
"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır )." (Peygamberler ) Fetih istediler, (sonunda ) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15 )<br />
<br />
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa: ) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler ) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi, 128-129 )<br />
<br />
Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları ) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi ), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi ). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını ) da yerle bir ettik. (Araf Suresi, 137 )<br />
<br />
Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı ) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18 )<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdinin Fiziklel Özellikleri</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MEHDİ'NİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ</span><br />
<br />
Sağ Bacağında Siyah Bir İz Vardır<br />
<br />
(Mehdi'nin ) Sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Alnında Bir Ben Vardır</span></span><br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor ). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri ) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır.<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253 )<br />
<br />
Alnında Bir İz (Yara İzi ) Vardır<br />
<br />
Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzünde ise ben.<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252 )<br />
<br />
<br />
Humran bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir )... "<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252-253 )<br />
<br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor ). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri ) vardır. BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR...<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çekik Gözlüdür</span></span><br />
<br />
Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... Mehdi'nin GÖZLERİ ÇEKİKTİR, ...<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252 )<br />
<br />
Sırtında Yaprak Şeklinde Bir Ben Vardır<br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor ). Şöyle buyurdu: "... iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, tıpkı mersin yaprağı gibi."<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253 )<br />
<br />
Burada kastedilen, yaprak gibi kenarları olan ben, ten rengi olacağı, fakat zeminden yüksekte kenarlıklı bir ben olduğu ve yapısıyla yaprağı andıran, solmuş yaprak renginde bir ben olacağı anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">PEYGAMBERİMİZ'İN SOYUNDANDIR</span></span><br />
<br />
Mehdi Peygamber Efendimiz'in soyundandır:<br />
<br />
Hz. Ali'nin rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu: "Kıyametin kopması için zaman da sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c. ) benim Ehl-i Beytimden bir zatı (Mehdi'yi ) gönderecek." (Sünen-i Ebu Davud, 5/92 )<br />
<br />
Hz. Ali' den rivayet edilmiştir; Peygamberimiz buyurdu: "El-Mehdi, bizden Ehl-i Beyt'tendir."<br />
<br />
Said b. el Müseyyeb'den, Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Mehdi, kızım Fatıma'nın neslindendir." (Sünen-i İbn Mace, 10/348 )<br />
<br />
Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt'imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13 )<br />
<br />
Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere Seyyid denmektedir. Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir )<br />
<br />
Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek ) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 33-34 )<br />
<br />
"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar ) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman ) bir ümmet (ver ). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini ) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128 )<br />
<br />
Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık ); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Güzel ve Nurludur</span></span><br />
<br />
O (Mehdi ) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer'den )<br />
<br />
Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22 )<br />
<br />
Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğinden şu şekilde bahsetmektedir:<br />
<br />
(Kadın ) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi ) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için ) bıçak verdi. (Yusuf'a da: ) "Çık, onlara (görün )" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte ) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde ) büyüttüler, (şaşkınlıklarından ) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler. (Yusuf Suresi, 31 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Siyah Saçlıdır</span></span><br />
<br />
Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd, Dürer'den )<br />
<br />
Omzunda Nübüvvet Mührü Vardır<br />
<br />
Mehdi'nin omzunda Peygamber Efendimiz'deki nübüvvet mührü bulunacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41 )<br />
<br />
Omzunda Peygamber'in alameti vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 165/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23 )<br />
<br />
Omzunda Peygamber'in nişanı vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 163 )<br />
<br />
Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed'de olduğu gibi açık bir alamet olan "nübüvvet mührü" olacaktır.<br />
<br />
Cabir b. Semüre'den rivayet edilmiştir: "Resululah'ın mühürü güvercin yumurtası kadar bir yumru idi." (Sünen-i Tirmizi, 6/126 )<br />
<br />
Abdullah b. Sercis'ten rivayet edilmiştir: "(Resulullah'ın ) iki küreği arasında sol küreği bölümü tarafında üstü siğilleri andıran beneklerle dolu peygamber mührüne baktım." (İbni Kesir, Şemail-i Resul, s. 53 )<br />
<br />
Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir: "Gözüm Peygamberimiz'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti." (Sünen-i Tirmizi, 6/126 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rengi</span></span><br />
<br />
Hz. Mehdi'nin rengi arabidir. (Kıyamet Alametleri, s. 163/El - Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24 )<br />
<br />
Rengi arab rengidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24 )<br />
<br />
Not: Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi'nin de Peygamber Efendimiz'le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir:<br />
<br />
Enes b. Malik, Peygamber'in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )<br />
<br />
Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretlerinin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretlerinin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Genel Görünümü</span></span><br />
<br />
Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29 )<br />
<br />
Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24 )<br />
<br />
Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve acar ) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Boyu</span></span><br />
<br />
Mehdi, orta boylu olacaktır. (Kıyamet Alametleri/El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41 )<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz:<br />
<br />
Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (s.a.v ) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen Rab'a kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yaşı</span></span><br />
<br />
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41 )<br />
<br />
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. (Kıyamet Alametleri, s. 163 )<br />
<br />
Hadislerde belirtilen, Mehdi'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sakalı</span></span><br />
<br />
Sakalı bol ve sık olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23 )<br />
Sakalı sıktır. (Kıyamet Alametleri, s. 163 )<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span></span> Hz. Mehdi Kimdir, Mehdi Aleyhisselam Kimdir?,mehdi,müntezar,mehdiyi müntezar,muhammed mehdi,</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Mehdi Kimdir]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=415</link>
			<pubDate>Tue, 22 Oct 2019 21:44:48 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=415</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">HZ. MEHDİ KiMDiR</span><br />
<br />
Mehdi kelimesi, "hidayete eren veya hidayete vesile olan" anlamına gelmektedir. Bazı sözlüklerde ve ansiklopedilerde ise kelimenin daha geniş bir tanımı vardır:<br />
Harfiyen "kendisine rehberlik edilen" demek olup, bütün istikametler (yol göstermeler) Allah'tan geldiği için, kelime nihayet kendisine Allah tarafından yol gösterilen, yani hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan manasını almıştır. (İslam Ansiklopedisi, 7/474)<br />
<br />
Hidayete eren veya hidayete vesile olan. Sahib-üz-zaman. "Hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine mazhar olan, kendisine Cenab-ı Hak tarafından yol gösterilen" manasındadır. Bu kelime ihtida etmiş olanlar için de kullanılmıştır. Mehdi-yi Resul, Mehdi-yi Muntazır da denir. Ahir zamanda gelip bütün Müslümanları Hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeyi cami eserleri ile uyandıracak, dinlerini takviye ve imanlarını tevdit edecek olan ve Peygamberimiz Al'inden bir zattır. (Tür-Dav Lugat, 607)<br />
<br />
Mehdi Bütün Dünyaya Hakim Olacaktır<br />
<br />
Mehdi'nin tüm dünyaya hakim olacağı Peygamber Efendimiz'in pek çok hadisinde belirtilmiştir. Bu hakimiyet hayatın bütün safhalarında açıkça görülecektir. Bununla ilgili hadislerden bazıları şöyledir:<br />
Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendi. Yere beşinci olarak Ehl-i Beyt'imden biri sahip olacak. Yani Mehdi. (Mektubat-ı Rabbani, c. 2, s. 251)<br />
<br />
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ile Süleyman gibi bütün dünyaya hükmedecek. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Ahir Zaman, s. 10/El-Kavmu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32/Kıyamet Alametleri, s. 183)<br />
<br />
Mehdi doğu ile batı arasındaki her yeri fetheder. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 57)<br />
<br />
Kuran'da İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Ayetler<br />
<br />
Kuran'da İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetler Peygamberimiz'in Mehdi ve Mehdi'nin İslam ahlakını dünyaya hakim kılması hakkındaki haberleriyle çok büyük paralellik göstermektedir. Böyle bir olay bugüne kadar gerçekleşmediğine göre, Kuran ayetlerinde haber verilen geniş çaplı dünya hakimiyetinin, Peygamberimiz'in haber verdiği ahir zamandaki Hz. Mehdi'nin hakimiyetine işaret etmesi çok büyük olasılıktır. Konuyla ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:<br />
<br />
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)<br />
<br />
Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)<br />
<br />
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)<br />
<br />
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)<br />
<br />
Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (Yunus Suresi, 82)<br />
<br />
Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir. (Rad Suresi, 42)<br />
<br />
Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14)<br />
<br />
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın katıksızca iman edenlerin yeryüzüne mirasçı kılınacakları da Kuran'ın pek çok ayetinde vurgulanan ilahi bir kanundur:<br />
<br />
Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)<br />
<br />
"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)<br />
<br />
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi, 128-129)<br />
<br />
Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik. (Araf Suresi, 137)<br />
<br />
Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18) </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">HZ. MEHDİ KiMDiR</span><br />
<br />
Mehdi kelimesi, "hidayete eren veya hidayete vesile olan" anlamına gelmektedir. Bazı sözlüklerde ve ansiklopedilerde ise kelimenin daha geniş bir tanımı vardır:<br />
Harfiyen "kendisine rehberlik edilen" demek olup, bütün istikametler (yol göstermeler) Allah'tan geldiği için, kelime nihayet kendisine Allah tarafından yol gösterilen, yani hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan manasını almıştır. (İslam Ansiklopedisi, 7/474)<br />
<br />
Hidayete eren veya hidayete vesile olan. Sahib-üz-zaman. "Hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine mazhar olan, kendisine Cenab-ı Hak tarafından yol gösterilen" manasındadır. Bu kelime ihtida etmiş olanlar için de kullanılmıştır. Mehdi-yi Resul, Mehdi-yi Muntazır da denir. Ahir zamanda gelip bütün Müslümanları Hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeyi cami eserleri ile uyandıracak, dinlerini takviye ve imanlarını tevdit edecek olan ve Peygamberimiz Al'inden bir zattır. (Tür-Dav Lugat, 607)<br />
<br />
Mehdi Bütün Dünyaya Hakim Olacaktır<br />
<br />
Mehdi'nin tüm dünyaya hakim olacağı Peygamber Efendimiz'in pek çok hadisinde belirtilmiştir. Bu hakimiyet hayatın bütün safhalarında açıkça görülecektir. Bununla ilgili hadislerden bazıları şöyledir:<br />
Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendi. Yere beşinci olarak Ehl-i Beyt'imden biri sahip olacak. Yani Mehdi. (Mektubat-ı Rabbani, c. 2, s. 251)<br />
<br />
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ile Süleyman gibi bütün dünyaya hükmedecek. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Ahir Zaman, s. 10/El-Kavmu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32/Kıyamet Alametleri, s. 183)<br />
<br />
Mehdi doğu ile batı arasındaki her yeri fetheder. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 57)<br />
<br />
Kuran'da İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Ayetler<br />
<br />
Kuran'da İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetler Peygamberimiz'in Mehdi ve Mehdi'nin İslam ahlakını dünyaya hakim kılması hakkındaki haberleriyle çok büyük paralellik göstermektedir. Böyle bir olay bugüne kadar gerçekleşmediğine göre, Kuran ayetlerinde haber verilen geniş çaplı dünya hakimiyetinin, Peygamberimiz'in haber verdiği ahir zamandaki Hz. Mehdi'nin hakimiyetine işaret etmesi çok büyük olasılıktır. Konuyla ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:<br />
<br />
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)<br />
<br />
Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)<br />
<br />
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)<br />
<br />
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)<br />
<br />
Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (Yunus Suresi, 82)<br />
<br />
Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir. (Rad Suresi, 42)<br />
<br />
Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14)<br />
<br />
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın katıksızca iman edenlerin yeryüzüne mirasçı kılınacakları da Kuran'ın pek çok ayetinde vurgulanan ilahi bir kanundur:<br />
<br />
Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)<br />
<br />
"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)<br />
<br />
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi, 128-129)<br />
<br />
Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik. (Araf Suresi, 137)<br />
<br />
Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18) </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=414</link>
			<pubDate>Tue, 22 Oct 2019 21:41:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=414</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri</span><br />
<br />
MEHDİ'NİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sağ Bacağında Siyah Bir İz Vardır</span><br />
<br />
(Mehdi'nin) Sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Alnında Bir Ben Vardır</span><br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır.<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Alnında Bir İz (Yara İzi) Vardır</span><br />
<br />
Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzünde ise ben.<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252)<br />
<br />
Humran bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir)... "<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252-253)<br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR...<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Çekik Gözlüdür</span><br />
<br />
Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... Mehdi'nin GÖZLERİ ÇEKİKTİR, ...<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sırtında Yaprak Şeklinde Bir Ben Vardır</span><br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: "... iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, tıpkı mersin yaprağı gibi."<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)<br />
<br />
Burada kastedilen, yaprak gibi kenarları olan ben, ten rengi olacağı, fakat zeminden yüksekte kenarlıklı bir ben olduğu ve yapısıyla yaprağı andıran, solmuş yaprak renginde bir ben olacağı anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">PEYGAMBERİMİZ'İN SOYUNDANDIR</span><br />
<br />
Mehdi Peygamber Efendimiz'in soyundandır:<br />
<br />
Hz. Ali'nin rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu: "Kıyametin kopması için zaman da sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim Ehl-i Beytimden bir zatı (Mehdi'yi) gönderecek." (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)<br />
<br />
Hz. Ali' den rivayet edilmiştir; Peygamberimiz buyurdu: "El-Mehdi, bizden Ehl-i Beyt'tendir."<br />
<br />
Said b. el Müseyyeb'den, Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Mehdi, kızım Fatıma'nın neslindendir." (Sünen-i İbn Mace, 10/348)<br />
<br />
Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt'imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)<br />
<br />
Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere Seyyid denmektedir. Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)<br />
<br />
Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 33-34)<br />
<br />
"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128)<br />
<br />
Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Güzel ve Nurludur</span><br />
<br />
O (Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer'den)<br />
<br />
Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22)<br />
<br />
Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğinden şu şekilde bahsetmektedir:<br />
<br />
(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler. (Yusuf Suresi, 31)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Siyah Saçlıdır</span><br />
<br />
Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd, Dürer'den)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Omzunda Nübüvvet Mührü Vardır</span><br />
<br />
Mehdi'nin omzunda Peygamber Efendimiz'deki nübüvvet mührü bulunacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Omzunda Peygamber'in alameti vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 165/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)<br />
<br />
Omzunda Peygamber'in nişanı vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed'de olduğu gibi açık bir alamet olan "nübüvvet mührü" olacaktır.<br />
<br />
Cabir b. Semüre'den rivayet edilmiştir: "Resululah'ın mühürü güvercin yumurtası kadar bir yumru idi." (Sünen-i Tirmizi, 6/126)<br />
<br />
Abdullah b. Sercis'ten rivayet edilmiştir: "(Resulullah'ın) iki küreği arasında sol küreği bölümü tarafında üstü siğilleri andıran beneklerle dolu peygamber mührüne baktım." (İbni Kesir, Şemail-i Resul, s. 53)<br />
<br />
Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir: "Gözüm Peygamberimiz'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti." (Sünen-i Tirmizi, 6/126)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Rengi</span><br />
<br />
Hz. Mehdi'nin rengi arabidir. (Kıyamet Alametleri, s. 163/El - Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Rengi arab rengidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Not: Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi'nin de Peygamber Efendimiz'le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir:<br />
<br />
Enes b. Malik, Peygamber'in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28)<br />
<br />
Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretlerinin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretlerinin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Genel Görünümü</span><br />
<br />
Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)<br />
<br />
Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve acar) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
Boyu</span><br />
<br />
Mehdi, orta boylu olacaktır. (Kıyamet Alametleri/El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz:<br />
<br />
Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (s.a.v) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen Rab'a kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Yaşı</span><br />
<br />
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. (Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Hadislerde belirtilen, Mehdi'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sakalı</span><br />
<br />
Sakalı bol ve sık olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
Sakalı sıktır. (Kıyamet Alametleri, s. 163) <br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri</span><br />
<br />
MEHDİ'NİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sağ Bacağında Siyah Bir İz Vardır</span><br />
<br />
(Mehdi'nin) Sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Alnında Bir Ben Vardır</span><br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır.<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Alnında Bir İz (Yara İzi) Vardır</span><br />
<br />
Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzünde ise ben.<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252)<br />
<br />
Humran bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir)... "<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252-253)<br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR...<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Çekik Gözlüdür</span><br />
<br />
Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... Mehdi'nin GÖZLERİ ÇEKİKTİR, ...<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sırtında Yaprak Şeklinde Bir Ben Vardır</span><br />
<br />
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: "... iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, tıpkı mersin yaprağı gibi."<br />
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)<br />
<br />
Burada kastedilen, yaprak gibi kenarları olan ben, ten rengi olacağı, fakat zeminden yüksekte kenarlıklı bir ben olduğu ve yapısıyla yaprağı andıran, solmuş yaprak renginde bir ben olacağı anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">PEYGAMBERİMİZ'İN SOYUNDANDIR</span><br />
<br />
Mehdi Peygamber Efendimiz'in soyundandır:<br />
<br />
Hz. Ali'nin rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu: "Kıyametin kopması için zaman da sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim Ehl-i Beytimden bir zatı (Mehdi'yi) gönderecek." (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)<br />
<br />
Hz. Ali' den rivayet edilmiştir; Peygamberimiz buyurdu: "El-Mehdi, bizden Ehl-i Beyt'tendir."<br />
<br />
Said b. el Müseyyeb'den, Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Mehdi, kızım Fatıma'nın neslindendir." (Sünen-i İbn Mace, 10/348)<br />
<br />
Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt'imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)<br />
<br />
Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere Seyyid denmektedir. Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)<br />
<br />
Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 33-34)<br />
<br />
"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128)<br />
<br />
Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Güzel ve Nurludur</span><br />
<br />
O (Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer'den)<br />
<br />
Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22)<br />
<br />
Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğinden şu şekilde bahsetmektedir:<br />
<br />
(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler. (Yusuf Suresi, 31)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Siyah Saçlıdır</span><br />
<br />
Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd, Dürer'den)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Omzunda Nübüvvet Mührü Vardır</span><br />
<br />
Mehdi'nin omzunda Peygamber Efendimiz'deki nübüvvet mührü bulunacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Omzunda Peygamber'in alameti vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 165/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)<br />
<br />
Omzunda Peygamber'in nişanı vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed'de olduğu gibi açık bir alamet olan "nübüvvet mührü" olacaktır.<br />
<br />
Cabir b. Semüre'den rivayet edilmiştir: "Resululah'ın mühürü güvercin yumurtası kadar bir yumru idi." (Sünen-i Tirmizi, 6/126)<br />
<br />
Abdullah b. Sercis'ten rivayet edilmiştir: "(Resulullah'ın) iki küreği arasında sol küreği bölümü tarafında üstü siğilleri andıran beneklerle dolu peygamber mührüne baktım." (İbni Kesir, Şemail-i Resul, s. 53)<br />
<br />
Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir: "Gözüm Peygamberimiz'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti." (Sünen-i Tirmizi, 6/126)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Rengi</span><br />
<br />
Hz. Mehdi'nin rengi arabidir. (Kıyamet Alametleri, s. 163/El - Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Rengi arab rengidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Not: Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi'nin de Peygamber Efendimiz'le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir:<br />
<br />
Enes b. Malik, Peygamber'in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28)<br />
<br />
Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretlerinin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretlerinin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Genel Görünümü</span><br />
<br />
Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)<br />
<br />
Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve acar) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
Boyu</span><br />
<br />
Mehdi, orta boylu olacaktır. (Kıyamet Alametleri/El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz:<br />
<br />
Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (s.a.v) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen Rab'a kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Yaşı</span><br />
<br />
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<br />
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. (Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Hadislerde belirtilen, Mehdi'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sakalı</span><br />
<br />
Sakalı bol ve sık olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
Sakalı sıktır. (Kıyamet Alametleri, s. 163) <br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Mehdi'nin çeşitli özelliklerini Peygamber Efendimiz şöyle bildirilmiştir:]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=413</link>
			<pubDate>Tue, 22 Oct 2019 21:39:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=413</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mehdi'nin çeşitli özelliklerini Peygamber Efendimiz şöyle bildirilmiştir:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel Ahlaklı Olması</span></span><br />
<br />
Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygambere benzer. (Kıyamet Alametleri, s.163)<br />
<br />
Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Peygamberimiz'in üstün ahlakı Kuran'da şöyle haber verilmiştir:<br />
<br />
Şüphesiz sen üstün ve pek yüce bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi, 4)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Herkes Tarafından Çok Sevilmesi</span></span><br />
<br />
Allah (c.c.) bütün insanların kalplerini onun (Mehdi'nin) muhabbetiyle dolduracaktır.<br />
<br />
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)<br />
<br />
Mehdi zuhur eder, herkes sadece ondan konuşur, onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmezler.<br />
<br />
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33)<br />
<br />
Ümmet-i Muhammed'den memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Onun hilafetinden yer ve gök ehli, hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mücadeleci Olması</span></span><br />
<br />
Mehdi işi sıkı tutacak. (Kıyamet Alametleri, s. 175)<br />
<br />
İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytim'e mensup birisi (Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.12)<br />
<br />
Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)<br />
<br />
Allah Kuran'da pek çok ayette elçilerinin güzel ahlakı ve mücadeleci karakterlerinden bahsetmektedir. Elçiler kavimlerinin tüm inkarlarına, alaylarına, tuzaklarına ve saldırılarına en güzel şekilde karşılık vermişler ve her zaman için Allah'ın yardımıyla galip gelmişlerdir.<br />
<br />
Mehdi hem üstün ahlakıyla, hem de güçlü, mücadeleci karakteriyle tüm inananlara örnek olacaktır.<br />
<br />
Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. (Hicr Suresi, 94)<br />
<br />
Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver. (Furkan Suresi, 52)<br />
<br />
Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır. (Ali İmran Suresi, 172)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tebliğ Gücü (İrşad)</span></span><br />
<br />
Hz. Mehdi, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır.<br />
<br />
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
<br />
O (Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek. (Kıyamet Alametleri, s. 165)<br />
<br />
Mehdi bir yere kuru bir dalı diker ve dal yapraklanıp yeşillenir.<br />
<br />
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 67)<br />
<br />
Bu hadisler zahiri manalarının dışında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu yorumlardan biri şu şekilde olabilir: Mehdi "kuru bir ağaç"a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri aynı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan bu insanı, bu kez yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine, milletine ve bütün insanlığa faydalı hale getirecektir.<br />
<br />
Bu müteşabih hadislerin anlamı, İmam Rabbani'nin kendi tebliğ gücüyle ilgili benzetmesinden de ortaya çıkmaktadır:<br />
<br />
Allah-ü Teala, hidayet işinde; bana büyük bir güç verdi. O kadar ki, Kuru bir ağaca teveccüh etsem; o kuru ağaç hemen filizlenir. (Mektubat-ı Rabbani, 1/18)<br />
<br />
Aşağıdaki hadis-i şerifte de benzer bir şekilde; önceleri cahil, cimri ve korkak olan bir insanın, ahir zamanın büyük mürşidinin tebliği ve eğitimiyle bilgili, cömert ve cesur bir hale geleceği, adeta önceleri kuru ve faydasız olan bir ağacın yeşerip yaprak vermesi gibi şahsiyetini değiştireceği bildirilmektedir.<br />
<br />
Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak. (Kıyamet Alametleri, s. 186)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hikmeti ve Anlayış Gücü</span></span><br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin Allah tarafından kendisine verilmiş özel bir güce sahip olduğu bildirilmektedir:<br />
<br />
“Keza (N.b. Hammad) Kaab’dan tahric etti, O dedi ki: O kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine “Mehdi” denilmiştir...” (Ahir zaman Mehdi’sinin alametleri, Ali Bin Hüsameddin el Muttaki, sf.77)<br />
<br />
Muhyiddin Arabi Mehdi'nin bazı özelliklerini saymaktadır. Aşağıdaki izahında Mehdi'nin dikkat çeken başlıca 9 özelliğine yer vermektedir:<br />
<br />
1. Basiret sahibi olması<br />
<br />
2. Kutsal kitabı anlaması<br />
<br />
3. Ayetlerin manasını bilmesi<br />
<br />
4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi<br />
<br />
5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması<br />
<br />
6. Varlıkların sınıflarını bilmesi<br />
<br />
7. İşlerin girift taraflarını bilmesi<br />
<br />
Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Mehdi kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir. Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak. Yani Hz. Muhammed'in getirdiği şeriat üzere hükmedecek. Bu sebepledir ki peygamber onu vasfederken "Benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek" demiştir. Bundan anlıyoruz ki, Mehdi, şeriat sahibi değil, şeriata uyandır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması</span></span><br />
<br />
Çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu diğer insanlar üzerine seçmiştir. Liderlerin davranış ve faaliyetleri kendilerinden ziyade halkın menfaatine olmalıdır... Halkın yararına aykırı şeylerle uğraşıp, onların işlerini görmeyen bir lider azledilmelidir. Çünkü onunla diğer insanlar arasında fark kalmamıştır.<br />
<br />
9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması. Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir. (Kıyamet Alametleri, s. 189)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zamanın En Hayırlısı Olması</span></span><br />
<br />
Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın.. O Mehdi'dir." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)<br />
<br />
Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)<br />
<br />
Mehdi (zamanındaki) insanların en hayırlısıdır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cifr (Ebced) İlmini Bilmesi</span></span><br />
<br />
Mehdi'nin vehbi ilme ait bir başka özelliği de ebced hesabını ve ona ait sırları bilmesidir. Taşköprülüzade Ahmet Efendi "Mevzuatu'l-Ulum" isimli eserinde (11/246) Mehdi'nin cifr ilmine vakıf olacağını kaydetmiştir:<br />
<br />
Bazıları dediler ki, bu kitabı kemal-i vukuf ahir zamanda hurucu muntazar Hz. Mehdi'nin hurucuna mevkuftur ki, onlar cifr ilmine vakıf ve sırlarına arif olurlar. Kitab-ı enbiyayı salifeden dahi bu ilim varid olmuştur. (Mehdilik ve İmamiye, s. 252)<br />
<br />
Cifr (ebced) ilmi için bkz. Hz. İsa bölümü<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sıkıntı ve Zorluklarla Karşılaşması</span></span><br />
<br />
Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt'tendir... Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.<br />
<br />
Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)<br />
<br />
İnkar içinde olan kavimleri uyarmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderilen tüm elçiler, gönderildikleri kavimler tarafından yalanlanmış ve onların çeşitli itham ve iftiralarına maruz kalmışlardır. Ehl-i Beyt'ten gelecek olan Hz. Mehdi'nin de bu gibi eziyet ve sıkıntılarla karşılaşacağı hadislerde haber verilmiştir. (En doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
Hz. Muhammed'in aşağıdaki hadisi böyle bir durumu, "Mehdi'nin biat sırasında kendisinin birçok kahr ve haksızlığa uğradığını insanlara açıklayacağını" haber vermektedir.<br />
<br />
... Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)<br />
<br />
Resulullah efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
Dininde kavi, güçlü olanın başına gelecek belalar büyük olur. (İbni Hibban)<br />
<br />
Hak Teala bir kulunu sever veya kendine yaklaştırmak isterse, üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir. (İbni Ebi'd Dünya)<br />
<br />
Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi, ona bela ve musibet verir. (İmam Malik ve Buhari)<br />
<br />
Aşağıdaki hadis-i şerifte de İstanbul'u fethedecek olan Hz. Mehdi ve yardımcılarına, fetihten önceki devrede hastalık, sıkıntı ve üzüntülerin isabet edeceği ve daha sonra bu sıkıntının kaldırılacağı bildirilmektedir.<br />
<br />
Allah Konstantiniyye'yi (İstanbul'u) çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek... Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak (Kıyamet Alametleri, s. 181)<br />
<br />
Allah, Kuran'da birçok peygamberin kavimleri tarafından yalanlandıklarından, delilik ve büyücülükle suçlandıklarından ve daha pek çok saldırı ve eziyetle karşılaştıklarından bahseder. Elçiler tüm bu saldırılar karşısında sabretmiş, onlara en güzel şekilde cevap vermişlerdir.<br />
<br />
Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler... (Enam Suresi, 34)<br />
<br />
"Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz..." (İbrahim Suresi, 12)<br />
<br />
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir." (Duhan Suresi, 14)<br />
<br />
İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir. (Zariyat Suresi, 52)<br />
<br />
Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi. (Zariyat Suresi, 39)<br />
<br />
(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." (Şuara Suresi, 29)<br />
<br />
Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti. (Ahzap Suresi, 69)<br />
<br />
Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." (Saffat Suresi, 97)<br />
<br />
Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)<br />
<br />
Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı. O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. (Kalem Suresi, 50-51)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdi'nin Gözetlenmesi - Takip Edilmesi</span></span><br />
<br />
Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir adam (Mehdi) yönelir. Derken o mümin kimseye birçok silahlılar, Deccal'ın merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar. (Mehdilik ve İmamiye s. 37, Sahih-i Müslim, 11/393'den nakil)<br />
<br />
Hadisin başlangıcında Mehdi'nin Deccal'ın silahlı adamları tarafından gözetlendiği ve takip edildiği bildirilmektedir. Önceki devirlerde de Allah yolunda mücadelede bulunmuş bazı peygamberlerin de benzer şekilde gözetlendiğini böylece kontrol altında tutulmak istendiğini Kuran'dan öğrenmekteyiz:<br />
<br />
"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." (Müminun Suresi, 25)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdi Hakkında Olumsuz Propaganda Yapılması</span></span><br />
<br />
Mümin şahıs (Mehdi) Deccal'ı görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın!" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır. (Mehdilik ve İmamiye, s. 40)<br />
<br />
Hadiste Mehdi'nin "sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi" müteşabih olarak (benzetme yapılarak) söylenmiştir. Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı bu bölüm için "Mehdi'nin ünü "Durmadan etrafa ilan edilip yayılmaktadır" demektedir. Fakat bunu Deccal taraftarları yapacağı için bu propagandanın Mehdi'yi kötüleme şeklinde olacağını söyleyebiliriz.<br />
<br />
Peygamberimiz devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda peygambere çeşitli hakaretler ediyor, ona deli, büyücü, kahin şeklinde iftiralar atıyorlardı. Şimdi de İslam düşmanı olan Deccal yanlıları yazılı ve sözlü yayın organlarıyla Mehdi'yi kötüleyecekler, halkın nazarında itibarını sarsmaya çalışacaklardır.<br />
<br />
Hadislerde Mehdi'nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. "Altınçağ" ise Mehdi'nin yeryüzünde bulunduğu son dönemlere aittir. Mehdi ve Müslümanlar ancak bu devirde rahata, bolluğa, huzura kavuşacaklar ve sevgiye, barışa, kardeşliğe dayalı bir hayatı bu devirde yaşayacaklardır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mehdi'nin çeşitli özelliklerini Peygamber Efendimiz şöyle bildirilmiştir:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel Ahlaklı Olması</span></span><br />
<br />
Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygambere benzer. (Kıyamet Alametleri, s.163)<br />
<br />
Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)<br />
<br />
Peygamberimiz'in üstün ahlakı Kuran'da şöyle haber verilmiştir:<br />
<br />
Şüphesiz sen üstün ve pek yüce bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi, 4)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Herkes Tarafından Çok Sevilmesi</span></span><br />
<br />
Allah (c.c.) bütün insanların kalplerini onun (Mehdi'nin) muhabbetiyle dolduracaktır.<br />
<br />
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)<br />
<br />
Mehdi zuhur eder, herkes sadece ondan konuşur, onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmezler.<br />
<br />
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33)<br />
<br />
Ümmet-i Muhammed'den memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Onun hilafetinden yer ve gök ehli, hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mücadeleci Olması</span></span><br />
<br />
Mehdi işi sıkı tutacak. (Kıyamet Alametleri, s. 175)<br />
<br />
İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytim'e mensup birisi (Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.12)<br />
<br />
Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<br />
Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)<br />
<br />
Allah Kuran'da pek çok ayette elçilerinin güzel ahlakı ve mücadeleci karakterlerinden bahsetmektedir. Elçiler kavimlerinin tüm inkarlarına, alaylarına, tuzaklarına ve saldırılarına en güzel şekilde karşılık vermişler ve her zaman için Allah'ın yardımıyla galip gelmişlerdir.<br />
<br />
Mehdi hem üstün ahlakıyla, hem de güçlü, mücadeleci karakteriyle tüm inananlara örnek olacaktır.<br />
<br />
Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. (Hicr Suresi, 94)<br />
<br />
Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver. (Furkan Suresi, 52)<br />
<br />
Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır. (Ali İmran Suresi, 172)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tebliğ Gücü (İrşad)</span></span><br />
<br />
Hz. Mehdi, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır.<br />
<br />
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
<br />
O (Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek. (Kıyamet Alametleri, s. 165)<br />
<br />
Mehdi bir yere kuru bir dalı diker ve dal yapraklanıp yeşillenir.<br />
<br />
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 67)<br />
<br />
Bu hadisler zahiri manalarının dışında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu yorumlardan biri şu şekilde olabilir: Mehdi "kuru bir ağaç"a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri aynı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan bu insanı, bu kez yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine, milletine ve bütün insanlığa faydalı hale getirecektir.<br />
<br />
Bu müteşabih hadislerin anlamı, İmam Rabbani'nin kendi tebliğ gücüyle ilgili benzetmesinden de ortaya çıkmaktadır:<br />
<br />
Allah-ü Teala, hidayet işinde; bana büyük bir güç verdi. O kadar ki, Kuru bir ağaca teveccüh etsem; o kuru ağaç hemen filizlenir. (Mektubat-ı Rabbani, 1/18)<br />
<br />
Aşağıdaki hadis-i şerifte de benzer bir şekilde; önceleri cahil, cimri ve korkak olan bir insanın, ahir zamanın büyük mürşidinin tebliği ve eğitimiyle bilgili, cömert ve cesur bir hale geleceği, adeta önceleri kuru ve faydasız olan bir ağacın yeşerip yaprak vermesi gibi şahsiyetini değiştireceği bildirilmektedir.<br />
<br />
Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak. (Kıyamet Alametleri, s. 186)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hikmeti ve Anlayış Gücü</span></span><br />
<br />
Hadislerde Hz. Mehdi'nin Allah tarafından kendisine verilmiş özel bir güce sahip olduğu bildirilmektedir:<br />
<br />
“Keza (N.b. Hammad) Kaab’dan tahric etti, O dedi ki: O kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine “Mehdi” denilmiştir...” (Ahir zaman Mehdi’sinin alametleri, Ali Bin Hüsameddin el Muttaki, sf.77)<br />
<br />
Muhyiddin Arabi Mehdi'nin bazı özelliklerini saymaktadır. Aşağıdaki izahında Mehdi'nin dikkat çeken başlıca 9 özelliğine yer vermektedir:<br />
<br />
1. Basiret sahibi olması<br />
<br />
2. Kutsal kitabı anlaması<br />
<br />
3. Ayetlerin manasını bilmesi<br />
<br />
4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi<br />
<br />
5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması<br />
<br />
6. Varlıkların sınıflarını bilmesi<br />
<br />
7. İşlerin girift taraflarını bilmesi<br />
<br />
Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Mehdi kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir. Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak. Yani Hz. Muhammed'in getirdiği şeriat üzere hükmedecek. Bu sebepledir ki peygamber onu vasfederken "Benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek" demiştir. Bundan anlıyoruz ki, Mehdi, şeriat sahibi değil, şeriata uyandır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması</span></span><br />
<br />
Çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu diğer insanlar üzerine seçmiştir. Liderlerin davranış ve faaliyetleri kendilerinden ziyade halkın menfaatine olmalıdır... Halkın yararına aykırı şeylerle uğraşıp, onların işlerini görmeyen bir lider azledilmelidir. Çünkü onunla diğer insanlar arasında fark kalmamıştır.<br />
<br />
9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması. Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir. (Kıyamet Alametleri, s. 189)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zamanın En Hayırlısı Olması</span></span><br />
<br />
Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın.. O Mehdi'dir." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)<br />
<br />
Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)<br />
<br />
Mehdi (zamanındaki) insanların en hayırlısıdır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cifr (Ebced) İlmini Bilmesi</span></span><br />
<br />
Mehdi'nin vehbi ilme ait bir başka özelliği de ebced hesabını ve ona ait sırları bilmesidir. Taşköprülüzade Ahmet Efendi "Mevzuatu'l-Ulum" isimli eserinde (11/246) Mehdi'nin cifr ilmine vakıf olacağını kaydetmiştir:<br />
<br />
Bazıları dediler ki, bu kitabı kemal-i vukuf ahir zamanda hurucu muntazar Hz. Mehdi'nin hurucuna mevkuftur ki, onlar cifr ilmine vakıf ve sırlarına arif olurlar. Kitab-ı enbiyayı salifeden dahi bu ilim varid olmuştur. (Mehdilik ve İmamiye, s. 252)<br />
<br />
Cifr (ebced) ilmi için bkz. Hz. İsa bölümü<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sıkıntı ve Zorluklarla Karşılaşması</span></span><br />
<br />
Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt'tendir... Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.<br />
<br />
Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)<br />
<br />
İnkar içinde olan kavimleri uyarmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderilen tüm elçiler, gönderildikleri kavimler tarafından yalanlanmış ve onların çeşitli itham ve iftiralarına maruz kalmışlardır. Ehl-i Beyt'ten gelecek olan Hz. Mehdi'nin de bu gibi eziyet ve sıkıntılarla karşılaşacağı hadislerde haber verilmiştir. (En doğrusunu Allah bilir.)<br />
<br />
Hz. Muhammed'in aşağıdaki hadisi böyle bir durumu, "Mehdi'nin biat sırasında kendisinin birçok kahr ve haksızlığa uğradığını insanlara açıklayacağını" haber vermektedir.<br />
<br />
... Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)<br />
<br />
Resulullah efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
Dininde kavi, güçlü olanın başına gelecek belalar büyük olur. (İbni Hibban)<br />
<br />
Hak Teala bir kulunu sever veya kendine yaklaştırmak isterse, üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir. (İbni Ebi'd Dünya)<br />
<br />
Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi, ona bela ve musibet verir. (İmam Malik ve Buhari)<br />
<br />
Aşağıdaki hadis-i şerifte de İstanbul'u fethedecek olan Hz. Mehdi ve yardımcılarına, fetihten önceki devrede hastalık, sıkıntı ve üzüntülerin isabet edeceği ve daha sonra bu sıkıntının kaldırılacağı bildirilmektedir.<br />
<br />
Allah Konstantiniyye'yi (İstanbul'u) çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek... Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak (Kıyamet Alametleri, s. 181)<br />
<br />
Allah, Kuran'da birçok peygamberin kavimleri tarafından yalanlandıklarından, delilik ve büyücülükle suçlandıklarından ve daha pek çok saldırı ve eziyetle karşılaştıklarından bahseder. Elçiler tüm bu saldırılar karşısında sabretmiş, onlara en güzel şekilde cevap vermişlerdir.<br />
<br />
Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler... (Enam Suresi, 34)<br />
<br />
"Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz..." (İbrahim Suresi, 12)<br />
<br />
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir." (Duhan Suresi, 14)<br />
<br />
İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir. (Zariyat Suresi, 52)<br />
<br />
Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi. (Zariyat Suresi, 39)<br />
<br />
(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." (Şuara Suresi, 29)<br />
<br />
Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti. (Ahzap Suresi, 69)<br />
<br />
Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." (Saffat Suresi, 97)<br />
<br />
Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)<br />
<br />
Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı. O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. (Kalem Suresi, 50-51)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdi'nin Gözetlenmesi - Takip Edilmesi</span></span><br />
<br />
Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir adam (Mehdi) yönelir. Derken o mümin kimseye birçok silahlılar, Deccal'ın merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar. (Mehdilik ve İmamiye s. 37, Sahih-i Müslim, 11/393'den nakil)<br />
<br />
Hadisin başlangıcında Mehdi'nin Deccal'ın silahlı adamları tarafından gözetlendiği ve takip edildiği bildirilmektedir. Önceki devirlerde de Allah yolunda mücadelede bulunmuş bazı peygamberlerin de benzer şekilde gözetlendiğini böylece kontrol altında tutulmak istendiğini Kuran'dan öğrenmekteyiz:<br />
<br />
"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." (Müminun Suresi, 25)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdi Hakkında Olumsuz Propaganda Yapılması</span></span><br />
<br />
Mümin şahıs (Mehdi) Deccal'ı görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın!" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır. (Mehdilik ve İmamiye, s. 40)<br />
<br />
Hadiste Mehdi'nin "sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi" müteşabih olarak (benzetme yapılarak) söylenmiştir. Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı bu bölüm için "Mehdi'nin ünü "Durmadan etrafa ilan edilip yayılmaktadır" demektedir. Fakat bunu Deccal taraftarları yapacağı için bu propagandanın Mehdi'yi kötüleme şeklinde olacağını söyleyebiliriz.<br />
<br />
Peygamberimiz devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda peygambere çeşitli hakaretler ediyor, ona deli, büyücü, kahin şeklinde iftiralar atıyorlardı. Şimdi de İslam düşmanı olan Deccal yanlıları yazılı ve sözlü yayın organlarıyla Mehdi'yi kötüleyecekler, halkın nazarında itibarını sarsmaya çalışacaklardır.<br />
<br />
Hadislerde Mehdi'nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. "Altınçağ" ise Mehdi'nin yeryüzünde bulunduğu son dönemlere aittir. Mehdi ve Müslümanlar ancak bu devirde rahata, bolluğa, huzura kavuşacaklar ve sevgiye, barışa, kardeşliğe dayalı bir hayatı bu devirde yaşayacaklardır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>