<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Dinler Tarihi Genel Bilgiler]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 07:39:44 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2458</link>
			<pubDate>Thu, 14 Nov 2024 17:28:37 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2458</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=1826" target="_blank" title="">Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri-1.jpg</a> (Boyut: 338.84 KB / İndirmeler: 123)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri</span></span><br />
<br />
Dinler, insanlık tarihinin en eski ve en karmaşık konularından biridir. Dünyanın farklı köşelerinde, farklı kültürlerde ve farklı zamanlarda ortaya çıkmış olan dinler, ortak bazı noktalara sahip olmalarının yanı sıra birbirlerinden de önemli ölçüde farklılık gösterirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Oluşumunda Etkili Olan Faktörler</span></span><br />
<br />
    Kozmolojik Açıklamalar: İnsanların evren, doğa ve yaşam hakkındaki merakı, dinlerin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Gök gürültüsü, yıldırım, hastalık gibi doğal olayların açıklanması için mitolojik ve dini açıklamalar geliştirilmiştir.<br />
    Toplumsal İhtiyaçlar: Dinler, toplumlara bir aidiyet duygusu vererek sosyal bağları güçlendirmiştir. Aynı zamanda ahlaki değerler ve kurallar sunarak toplumsal düzeni sağlamaya katkıda bulunmuştur.<br />
    Psikolojik İhtiyaçlar: İnsanların ölüm, yalnızlık, anlam arayışı gibi temel psikolojik ihtiyaçlarına cevap arayışı da dinlerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.<br />
    Siyasi ve Ekonomik Faktörler: Tarih boyunca dinler, siyasi güçlerin elinde bir araç olarak kullanılmıştır. Dinler, toplumları birleştirerek veya bölerek siyasi amaçlara hizmet etmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Gelişimi</span></span><br />
<br />
Dinler, ortaya çıktıkları coğrafi ve tarihsel koşullara göre farklı şekillerde gelişmişlerdir. Bu gelişim sürecinde;<br />
<br />
    Yeni İnançların Ortaya Çıkması: Mevcut dinlerin içinde veya dışında yeni inanç sistemleri ortaya çıkmıştır.<br />
    Eski İnançların Değişmesi: Zamanla toplumların değişmesiyle birlikte dinler de değişime uğramıştır.<br />
    Farklı Dinler Arasındaki Etkileşim: Dinler, coğrafi yakınlık, ticaret ve göç gibi faktörlerle birbirlerini etkilemişlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Birbirleriyle Bağlantıları</span></span><br />
<br />
Dinler arasında birçok ortak nokta bulunmasının yanı sıra önemli farklılıklar da vardır. Bu ortaklıklar ve farklılıklar, dinlerin birbirleriyle olan ilişkilerini belirler.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ortak Noktalar:</span></span><br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Metinler:</span></span> Çoğu dinin kutsal metinleri vardır. Bu metinler, dinin temel inançlarını, ahlaki değerlerini ve tarihini içerir.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetler:</span></span> Tüm dinlerde ortak olan bazı ibadetler (dua, tören vb.) bulunmaktadır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Değerler:</span></span> Tüm dinlerde sevgi, saygı, dürüstlük gibi ortak ahlaki değerler vardır.<br />
    Farklılıklar:<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı Anlayışı:</span></span> Farklı dinlerde tanrı veya tanrılar hakkında farklı inanışlar vardır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Kitaplar:</span></span> Her dinin kendine özgü kutsal kitapları vardır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadet Şekilleri:</span></span> Farklı dinlerde ibadet şekilleri farklılık gösterir.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Değerlerin Vurguları:</span></span> Farklı dinlerde farklı ahlaki değerler ön plana çıkarılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arasındaki Etkileşim</span></span><br />
<br />
Dinler arasındaki etkileşim, tarih boyunca farklı şekillerde gerçekleşmiştir. Bu etkileşimler, genellikle;<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Barışçıl Diyalog:</span></span> Farklı din mensupları arasındaki karşılıklı saygı ve anlayış çerçevesinde gerçekleşen diyaloglar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arası Evlilikler:</span></span> Farklı dinlere mensup insanların evlenmesi sonucu yeni inanç sistemlerinin ortaya çıkması.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sömürgecilik ve Misyonerlik:</span></span> Tarih boyunca güçlü devletler, dinlerini yaymak için sömürgecilik ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuşlardır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arası Çatışmalar:</span></span> Tarih boyunca din adına birçok savaş ve çatışma yaşanmıştır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dinler insanlık tarihi kadar eski ve karmaşık bir konudur. Dinlerin oluşumu, gelişimi ve birbirleriyle olan ilişkileri, tarihsel, kültürel, sosyal ve psikolojik birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkmıştır. Dinler arasındaki farklılıklar kadar ortak noktalar da bulunmaktadır. Bu nedenle, dinlere karşı hoşgörülü ve saygılı olmak, farklı kültürleri anlamak ve dünya barışına katkıda bulunmak için önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinler: Farklılıklar ve Ortak Noktalar</span></span><br />
<br />
Karşılaştırmalı dinler; dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı zamanlarda ortaya çıkmış ve gelişmiş olan dinlerin inanç sistemleri, ritüelleri, ahlaki değerleri ve tarihsel süreçleri gibi çeşitli yönlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesini konu alan bir bilim dalıdır. Bu disiplin, dinlerin ortak noktalarını ve farklılıklarını ortaya koyarak, insanlık tarihi ve kültürü hakkında daha kapsamlı bir anlayış sunmayı amaçlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Önemi</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklılıkların Anlaşılması:</span></span> Dünyada farklı dinlere mensup insanların birlikte yaşadığı bir gerçektir. Karşılaştırmalı dinler, farklı inanç sistemlerini daha iyi anlamayı ve aralarındaki farklılıkları tolere etmeyi sağlar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ortak Değerlerin Belirlenmesi:</span></span> Tüm dinlerde ortak olan bazı temel değerler (sevgi, saygı, adalet gibi) vardır. Bu ortak değerlerin belirlenmesi, farklı dinler arasında diyalog ve işbirliği kurulmasına katkı sağlar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Tarihsel Gelişimi:</span></span> Dinlerin nasıl ortaya çıktığı, nasıl geliştiği ve birbirlerini nasıl etkilediği gibi sorulara cevap arayarak, insanlık tarihinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önyargıların Kırılması:</span></span> Dinler hakkında yaygın olan önyargıları ve yanlış bilgileri ortadan kaldırarak, daha objektif bir bakış açısı sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin İnceleme Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Metinler:</span></span> İncil, Kur'an, Tevrat gibi kutsal metinlerin içeriği, dili ve tarihsel arka planları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı Anlayışı:</span></span> Farklı dinlerde tanrı veya tanrılar hakkındaki inançlar karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetler:</span></span> Dua, oruç, hac gibi ibadetlerin anlamları ve uygulamaları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlak ve Etik:</span></span> Farklı dinlerin ahlaki değerleri ve etik ilkeleri karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kozmoloji:</span></span> Evren, dünya ve insanın yaratılışı hakkındaki inançlar incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eshatoloji:</span></span> Ahiret, kıyamet, cennet ve cehennem gibi konular üzerindeki inançlar karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal Yapı:</span></span> Dinlerin toplumsal yapı üzerindeki etkileri incelenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerde Kullanılan Yöntemler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihsel Yöntem:</span></span> Dinlerin ortaya çıkışı, gelişimi ve tarihsel süreç içindeki etkileşimleri incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Filolojik Yöntem:</span></span> Kutsal metinlerin dili ve grameri incelenerek metinlerin anlamı ve tarihsel bağlamı ortaya çıkarılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Antropolojik Yöntem:</span></span> Dinlerin kültürel ve sosyal boyutları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi Yöntem:</span></span> Dinlerin temel kavramları ve felsefi boyutları incelenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Önemli Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbrahimi Dinler:</span></span> Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın ortak noktaları ve farklılıkları<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğu Dinleri:</span></span> Budizm, Hinduizm, Taoizm gibi Doğu dinlerinin inanç sistemleri ve uygulamaları<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yerli Dinler:</span></span> Dünyanın farklı bölgelerindeki yerli halkların inanç sistemleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Yararları</span></span><br />
<br />
    Dinler arası diyalog ve hoşgörünün artması<br />
    Kültürel zenginliğin farkına varılması<br />
    Önyargıların azalması<br />
    İnsan doğasının daha iyi anlaşılması<br />
<br />
Sonuç olarak, karşılaştırmalı dinler, farklı dinlerin ortak noktalarını ve farklılıklarını bilimsel bir yöntemle inceleyerek, dinler arası anlayışı artırmayı ve dünya barışına katkıda bulunmayı amaçlar. Bu disiplin, insanlığın ortak değerlerini ortaya çıkararak, farklı kültürler arasında köprüler kurulmasına yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesi: Derinlemesine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, dinin rasyonel bir şekilde incelenmesini hedefleyen felsefenin bir dalıdır. Tanrı'nın varlığı, dinin doğası, inanç ile bilgi arasındaki ilişki, dini inançların ahlaki sonuçları gibi temel soruları ele alır.<br />
Din Felsefesinin Temel Soruları<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın Varlığı:</span></span> Tanrı var mıdır? Eğer varsa, özellikleri nelerdir? Tanrı'nın varlığı nasıl kanıtlanabilir veya çürütülebilir?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Doğası:</span></span> Din nedir? Din, diğer dünya görüşlerinden nasıl ayrılır?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnanç ve Bilgi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki nedir? İnanç irrasyonel midir yoksa rasyonel bir temeli var mıdır?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülük Problemi:</span></span> Eğer her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve iyiliksever bir Tanrı varsa, dünyadaki acı ve kötülük nasıl açıklanabilir?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Toplumdaki Rolü:</span></span> Din toplumda ne gibi bir işlev görür? Moral, siyaset ve kültür üzerindeki etkileri nelerdir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesinin Önemli Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğa Tanrısı:</span></span> Doğayı inceleyerek Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışan bir yaklaşım.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Bilimi:</span></span> Dinleri empirik ve tarihsel olarak inceleyen bir bilim dalı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etik:</span></span> Dini inançlardan kaynaklanan ahlaki soruları inceleyen felsefe dalı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi Teoloji:</span></span> Dinlerin temel kavramlarını ve iddialarını felsefi olarak analiz eden bir alan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neden Din Felsefesi Önemlidir?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kritik Düşünme:</span></span> Din felsefesi, eleştirel düşünme becerilerini geliştirir ve argümanları analiz etme yeteneği kazandırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerarası Diyalog:</span></span> Farklı dinleri daha iyi anlamaya ve dinler arası diyaloğa katkıda bulunmaya yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel Dünya Görüşü:</span></span> Kendi dünya görüşünü sorgulamak ve derinleştirmek için bir fırsat sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesinin Karşılaştığı Zorluklar</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Tanımı:</span></span> Dinin ne olduğu konusunda genel bir kabul gören bir tanım yoktur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın Varlığının Kanıtı:</span></span> Tanrı'nın varlığını kesin olarak kanıtlamak zordur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnanç ve Bilgi İlişkisi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki karmaşık ve tartışmalı bir konudur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Çeşitliliği:</span></span> Dünyada çok sayıda din olduğu için karşılaştırmalar ve genellemeler yapmak zordur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, insanlığın en temel sorularından bazılarını ele alan derin ve karmaşık bir alandır. Bu alan, hem bireysel olarak kendi inançlarımızı sorgulamak hem de farklı dinlere mensup insanlarla daha iyi anlaşmak için önemli bir araçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki İlişki: Tarihi, Felsefi ve Güncel Bir Bakış</span></span><br />
<br />
Din ve bilim, insanlığın en temel sorularına cevap arama çabası içinde olan iki önemli alan olmuştur. Bu iki alan arasındaki ilişki, tarih boyunca farklı şekillerde yorumlanmış ve tartışılmıştır.<br />
Tarihsel Süreçte Din ve Bilim İlişkisi<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Antik Çağ:</span></span> Antik Yunan ve Roma gibi uygarlıklarda din ve felsefe iç içe geçmişti. Doğal olaylar, dinsel inançlarla açıklanmaya çalışılırdı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orta Çağ:</span></span> Orta Çağ'da ise din, bilimsel düşüncenin önünde engel olarak görülmüştür. Kilise, bilimsel keşifleri sınırlandırmış ve kendi görüşlerini dayatmaya çalışmıştır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Modern Dönem:</span></span> Rönesans ve Aydınlanma ile birlikte bilimsel düşünce yükselişe geçmiştir. Din ve bilim arasındaki çatışma daha belirgin hale gelmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüz: </span></span>Günümüzde din ve bilim arasındaki ilişki daha karmaşık bir hal almıştır. Bazı insanlar din ve bilimin tamamen ayrı alanlar olduğunu düşünürken, bazıları ise aralarında bir uyum olduğunu savunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki Farklı Görüşler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çatışma Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirleriyle çelişen iki alan olarak görülür. Bilimsel bulgular, dinsel inançları çürütür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bağımsızlık Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirinden bağımsız alanlardır. Bilim maddi dünyayla, din ise manevi dünyayla ilgilenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyum Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirini tamamlayan iki alan olarak görülür. Bilim, evrenin nasıl işlediğini açıklar, din ise hayatın anlamını verir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki İlişkinin Nedenleri</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklı Sorulara Cevap Arama:</span></span> Din, hayatın anlamı, ahlak ve varoluş gibi sorulara cevap ararken, bilim doğal dünyanın nasıl işlediği sorusuna odaklanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklı Metotlara Sahip Olma:</span></span> Din, inanç ve vahiy gibi yöntemlere dayanırken, bilim gözlem, deney ve mantığa dayanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihsel ve Kültürel Faktörler:</span></span> Din ve bilim arasındaki ilişki, tarihsel süreç içinde ve farklı kültürlerde farklı şekillerde gelişmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüzde Din ve Bilim</span></span><br />
<br />
Günümüzde din ve bilim arasındaki ilişki, daha önceki dönemlere göre daha karmaşık ve çok boyutludur. Bilimsel gelişmeler, dinsel inançları sorgulayan yeni sorular ortaya çıkarmıştır. Ancak, birçok insan için din ve bilim, hayatın farklı yönlerini anlamaya yardımcı olan tamamlayıcı unsurlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Noktalar</span></span><br />
<br />
    Din ve bilim, mutlaka birbirine zıt olmak zorunda değildir.<br />
    Bilimsel bulgular, dinsel inançları destekleyebileceği gibi çürütebileceği gibi, tamamen farklı alanlara ait olabilirler.<br />
    Din ve bilim arasındaki ilişki, bireysel inançlara, kültürel faktörlere ve tarihsel bağlamlara göre değişebilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, din ve bilim arasındaki ilişki, karmaşık ve sürekli değişen bir konudur. Bu konuda kesin ve evrensel geçerliliği olan bir cevap vermek zordur. Ancak, din ve bilim arasındaki diyalog, insanlığın daha iyi bir geleceğe ulaşmasına katkı sağlayabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Din Filozofları ve Düşünceleri</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, insanlık tarihi boyunca birçok düşünürün ilgisini çekmiş ve zengin bir felsefi miras bırakmıştır. İşte din felsefesine önemli katkılarda bulunmuş bazı filozoflar ve düşünceleri:<br />
Antik Dönem<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sokrates:</span></span> Sokrates, evrenin ve insanın doğası hakkında sorular sorarak felsefi düşüncenin temelini atmıştır. İyi yaşam ve erdemli olmak üzerine yaptığı tartışmalar, din felsefesine de ilham vermiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Platon:</span></span> İdealar dünyası ve mağara alegorisi ile tanınan Platon, evrenin düzenini ve insanın yerini sorgulamıştır. Tanrı kavramı ve adalet üzerine yaptığı çalışmalar din felsefesinde önemli bir yer tutar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aristoteles:</span></span> Doğayı ve evreni gözlemleyerek felsefe yapan Aristoteles, ilk neden ve hareketsiz hareketçi gibi kavramlarla Tanrı'nın varlığını açıklamaya çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orta Çağ</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Augustinus:</span></span> Hristiyanlığın felsefi temellerini atan Augustinus, Tanrı, insan ve günah kavramları üzerine derinlemesine düşünmüştür. İçsel dönüşüm ve ilahi aşk gibi konular üzerinde durmuştur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Thomas Aquinas:</span></span> Aristoteles'in felsefesini Hristiyanlık ile birleştirmeye çalışan Aquinas, doğal teoloji ve beş kanıt ile Tanrı'nın varlığını ispatlamaya çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Modern Dönem</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">René Descartes:</span></span> "Düşünüyorum, öyleyse varım" sözüyle tanınan Descartes, şüphecilik ve rasyonalizm üzerine yaptığı çalışmalarla din felsefesine yeni bir boyut katmıştır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Immanuel Kant:</span></span> Ahlak felsefesi ve bilgi kuramı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Kant, din ve ahlak arasındaki ilişkiyi incelemiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Friedrich Nietzsche:</span></span> Tanrı'nın ölü olduğu iddiasıyla büyük tartışmalara yol açan Nietzsche, geleneksel din anlayışını radikal bir şekilde sorgulamıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çağdaş Dönem</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ludwig Wittgenstein:</span></span> Dil oyunları ve dilsel analiz üzerine yaptığı çalışmalarla din dilini incelemiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Martin Heidegger:</span></span> Varlık ve zaman üzerine yaptığı derinlemesine analizlerle din felsefesine yeni bir bakış açısı getirmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Alvin Plantinga:</span></span> Tanrı'nın varlığına dair yeni kanıtlar sunmaya çalışan önemli bir çağdaş filozoftur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Konular</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın varlığı:</span></span> Tanrı'nın var olup olmadığı, nasıl kanıtlanabileceği ve özellikleri gibi sorular<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> İnanç ve bilgi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki, inançların rasyonel temellere dayanıp dayanmadığı<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülük problemi:</span></span> Eğer Tanrı varsa neden dünyada acı ve kötülük var?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve ahlak:</span></span> Din ve ahlak arasındaki ilişki, dinin ahlaki değerlere nasıl katkıda bulunduğu<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve bilim:</span></span> Din ve bilim arasındaki ilişki, çatışma mı yoksa uyum mu?<br />
<br />
Bu sadece birkaç örnek olmakla birlikte, din felsefesi tarihinde birçok önemli düşünür ve fikir bulunmaktadır. Din felsefesi, insanın en temel sorularına cevap aramaya devam eden dinamik ve canlı bir alandır.<br />
<br />
Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi almak için aşağıdaki başlıkları inceleyebilirsiniz:<br />
<br />
    Dinler Tarihi<br />
    Karşılaştırmalı Dinler<br />
    Din Felsefesi<br />
    Din Sosyolojisi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu metin, dinlerin karmaşık yapısını genel bir çerçevede sunmaktadır. Her dinin kendine özgü özellikleri ve tarihsel süreçleri vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli:</span></span> Dinler hakkında yapılan bilimsel çalışmalar, genellikle tarafsız ve objektif bir yaklaşım benimser. Ancak, dinsel inançlar kişisel bir konudur ve herkesin kendi yorumları olabilir.<br />
<br />
Bu metin, herhangi bir dini aşağılamak veya yüceltmek amacı taşımamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Autor</span></span><br />
<br />
Google Gemini ve Raşit Tunca<br />
<br />
14.11.2024</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=1826" target="_blank" title="">Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri-1.jpg</a> (Boyut: 338.84 KB / İndirmeler: 123)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri</span></span><br />
<br />
Dinler, insanlık tarihinin en eski ve en karmaşık konularından biridir. Dünyanın farklı köşelerinde, farklı kültürlerde ve farklı zamanlarda ortaya çıkmış olan dinler, ortak bazı noktalara sahip olmalarının yanı sıra birbirlerinden de önemli ölçüde farklılık gösterirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Oluşumunda Etkili Olan Faktörler</span></span><br />
<br />
    Kozmolojik Açıklamalar: İnsanların evren, doğa ve yaşam hakkındaki merakı, dinlerin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Gök gürültüsü, yıldırım, hastalık gibi doğal olayların açıklanması için mitolojik ve dini açıklamalar geliştirilmiştir.<br />
    Toplumsal İhtiyaçlar: Dinler, toplumlara bir aidiyet duygusu vererek sosyal bağları güçlendirmiştir. Aynı zamanda ahlaki değerler ve kurallar sunarak toplumsal düzeni sağlamaya katkıda bulunmuştur.<br />
    Psikolojik İhtiyaçlar: İnsanların ölüm, yalnızlık, anlam arayışı gibi temel psikolojik ihtiyaçlarına cevap arayışı da dinlerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.<br />
    Siyasi ve Ekonomik Faktörler: Tarih boyunca dinler, siyasi güçlerin elinde bir araç olarak kullanılmıştır. Dinler, toplumları birleştirerek veya bölerek siyasi amaçlara hizmet etmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Gelişimi</span></span><br />
<br />
Dinler, ortaya çıktıkları coğrafi ve tarihsel koşullara göre farklı şekillerde gelişmişlerdir. Bu gelişim sürecinde;<br />
<br />
    Yeni İnançların Ortaya Çıkması: Mevcut dinlerin içinde veya dışında yeni inanç sistemleri ortaya çıkmıştır.<br />
    Eski İnançların Değişmesi: Zamanla toplumların değişmesiyle birlikte dinler de değişime uğramıştır.<br />
    Farklı Dinler Arasındaki Etkileşim: Dinler, coğrafi yakınlık, ticaret ve göç gibi faktörlerle birbirlerini etkilemişlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Birbirleriyle Bağlantıları</span></span><br />
<br />
Dinler arasında birçok ortak nokta bulunmasının yanı sıra önemli farklılıklar da vardır. Bu ortaklıklar ve farklılıklar, dinlerin birbirleriyle olan ilişkilerini belirler.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ortak Noktalar:</span></span><br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Metinler:</span></span> Çoğu dinin kutsal metinleri vardır. Bu metinler, dinin temel inançlarını, ahlaki değerlerini ve tarihini içerir.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetler:</span></span> Tüm dinlerde ortak olan bazı ibadetler (dua, tören vb.) bulunmaktadır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Değerler:</span></span> Tüm dinlerde sevgi, saygı, dürüstlük gibi ortak ahlaki değerler vardır.<br />
    Farklılıklar:<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı Anlayışı:</span></span> Farklı dinlerde tanrı veya tanrılar hakkında farklı inanışlar vardır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Kitaplar:</span></span> Her dinin kendine özgü kutsal kitapları vardır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadet Şekilleri:</span></span> Farklı dinlerde ibadet şekilleri farklılık gösterir.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Değerlerin Vurguları:</span></span> Farklı dinlerde farklı ahlaki değerler ön plana çıkarılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arasındaki Etkileşim</span></span><br />
<br />
Dinler arasındaki etkileşim, tarih boyunca farklı şekillerde gerçekleşmiştir. Bu etkileşimler, genellikle;<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Barışçıl Diyalog:</span></span> Farklı din mensupları arasındaki karşılıklı saygı ve anlayış çerçevesinde gerçekleşen diyaloglar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arası Evlilikler:</span></span> Farklı dinlere mensup insanların evlenmesi sonucu yeni inanç sistemlerinin ortaya çıkması.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sömürgecilik ve Misyonerlik:</span></span> Tarih boyunca güçlü devletler, dinlerini yaymak için sömürgecilik ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuşlardır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arası Çatışmalar:</span></span> Tarih boyunca din adına birçok savaş ve çatışma yaşanmıştır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dinler insanlık tarihi kadar eski ve karmaşık bir konudur. Dinlerin oluşumu, gelişimi ve birbirleriyle olan ilişkileri, tarihsel, kültürel, sosyal ve psikolojik birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkmıştır. Dinler arasındaki farklılıklar kadar ortak noktalar da bulunmaktadır. Bu nedenle, dinlere karşı hoşgörülü ve saygılı olmak, farklı kültürleri anlamak ve dünya barışına katkıda bulunmak için önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinler: Farklılıklar ve Ortak Noktalar</span></span><br />
<br />
Karşılaştırmalı dinler; dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı zamanlarda ortaya çıkmış ve gelişmiş olan dinlerin inanç sistemleri, ritüelleri, ahlaki değerleri ve tarihsel süreçleri gibi çeşitli yönlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesini konu alan bir bilim dalıdır. Bu disiplin, dinlerin ortak noktalarını ve farklılıklarını ortaya koyarak, insanlık tarihi ve kültürü hakkında daha kapsamlı bir anlayış sunmayı amaçlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Önemi</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklılıkların Anlaşılması:</span></span> Dünyada farklı dinlere mensup insanların birlikte yaşadığı bir gerçektir. Karşılaştırmalı dinler, farklı inanç sistemlerini daha iyi anlamayı ve aralarındaki farklılıkları tolere etmeyi sağlar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ortak Değerlerin Belirlenmesi:</span></span> Tüm dinlerde ortak olan bazı temel değerler (sevgi, saygı, adalet gibi) vardır. Bu ortak değerlerin belirlenmesi, farklı dinler arasında diyalog ve işbirliği kurulmasına katkı sağlar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Tarihsel Gelişimi:</span></span> Dinlerin nasıl ortaya çıktığı, nasıl geliştiği ve birbirlerini nasıl etkilediği gibi sorulara cevap arayarak, insanlık tarihinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önyargıların Kırılması:</span></span> Dinler hakkında yaygın olan önyargıları ve yanlış bilgileri ortadan kaldırarak, daha objektif bir bakış açısı sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin İnceleme Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Metinler:</span></span> İncil, Kur'an, Tevrat gibi kutsal metinlerin içeriği, dili ve tarihsel arka planları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı Anlayışı:</span></span> Farklı dinlerde tanrı veya tanrılar hakkındaki inançlar karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetler:</span></span> Dua, oruç, hac gibi ibadetlerin anlamları ve uygulamaları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlak ve Etik:</span></span> Farklı dinlerin ahlaki değerleri ve etik ilkeleri karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kozmoloji:</span></span> Evren, dünya ve insanın yaratılışı hakkındaki inançlar incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eshatoloji:</span></span> Ahiret, kıyamet, cennet ve cehennem gibi konular üzerindeki inançlar karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal Yapı:</span></span> Dinlerin toplumsal yapı üzerindeki etkileri incelenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerde Kullanılan Yöntemler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihsel Yöntem:</span></span> Dinlerin ortaya çıkışı, gelişimi ve tarihsel süreç içindeki etkileşimleri incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Filolojik Yöntem:</span></span> Kutsal metinlerin dili ve grameri incelenerek metinlerin anlamı ve tarihsel bağlamı ortaya çıkarılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Antropolojik Yöntem:</span></span> Dinlerin kültürel ve sosyal boyutları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi Yöntem:</span></span> Dinlerin temel kavramları ve felsefi boyutları incelenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Önemli Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbrahimi Dinler:</span></span> Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın ortak noktaları ve farklılıkları<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğu Dinleri:</span></span> Budizm, Hinduizm, Taoizm gibi Doğu dinlerinin inanç sistemleri ve uygulamaları<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yerli Dinler:</span></span> Dünyanın farklı bölgelerindeki yerli halkların inanç sistemleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Yararları</span></span><br />
<br />
    Dinler arası diyalog ve hoşgörünün artması<br />
    Kültürel zenginliğin farkına varılması<br />
    Önyargıların azalması<br />
    İnsan doğasının daha iyi anlaşılması<br />
<br />
Sonuç olarak, karşılaştırmalı dinler, farklı dinlerin ortak noktalarını ve farklılıklarını bilimsel bir yöntemle inceleyerek, dinler arası anlayışı artırmayı ve dünya barışına katkıda bulunmayı amaçlar. Bu disiplin, insanlığın ortak değerlerini ortaya çıkararak, farklı kültürler arasında köprüler kurulmasına yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesi: Derinlemesine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, dinin rasyonel bir şekilde incelenmesini hedefleyen felsefenin bir dalıdır. Tanrı'nın varlığı, dinin doğası, inanç ile bilgi arasındaki ilişki, dini inançların ahlaki sonuçları gibi temel soruları ele alır.<br />
Din Felsefesinin Temel Soruları<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın Varlığı:</span></span> Tanrı var mıdır? Eğer varsa, özellikleri nelerdir? Tanrı'nın varlığı nasıl kanıtlanabilir veya çürütülebilir?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Doğası:</span></span> Din nedir? Din, diğer dünya görüşlerinden nasıl ayrılır?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnanç ve Bilgi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki nedir? İnanç irrasyonel midir yoksa rasyonel bir temeli var mıdır?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülük Problemi:</span></span> Eğer her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve iyiliksever bir Tanrı varsa, dünyadaki acı ve kötülük nasıl açıklanabilir?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Toplumdaki Rolü:</span></span> Din toplumda ne gibi bir işlev görür? Moral, siyaset ve kültür üzerindeki etkileri nelerdir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesinin Önemli Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğa Tanrısı:</span></span> Doğayı inceleyerek Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışan bir yaklaşım.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Bilimi:</span></span> Dinleri empirik ve tarihsel olarak inceleyen bir bilim dalı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etik:</span></span> Dini inançlardan kaynaklanan ahlaki soruları inceleyen felsefe dalı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi Teoloji:</span></span> Dinlerin temel kavramlarını ve iddialarını felsefi olarak analiz eden bir alan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neden Din Felsefesi Önemlidir?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kritik Düşünme:</span></span> Din felsefesi, eleştirel düşünme becerilerini geliştirir ve argümanları analiz etme yeteneği kazandırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerarası Diyalog:</span></span> Farklı dinleri daha iyi anlamaya ve dinler arası diyaloğa katkıda bulunmaya yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel Dünya Görüşü:</span></span> Kendi dünya görüşünü sorgulamak ve derinleştirmek için bir fırsat sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesinin Karşılaştığı Zorluklar</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Tanımı:</span></span> Dinin ne olduğu konusunda genel bir kabul gören bir tanım yoktur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın Varlığının Kanıtı:</span></span> Tanrı'nın varlığını kesin olarak kanıtlamak zordur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnanç ve Bilgi İlişkisi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki karmaşık ve tartışmalı bir konudur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Çeşitliliği:</span></span> Dünyada çok sayıda din olduğu için karşılaştırmalar ve genellemeler yapmak zordur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, insanlığın en temel sorularından bazılarını ele alan derin ve karmaşık bir alandır. Bu alan, hem bireysel olarak kendi inançlarımızı sorgulamak hem de farklı dinlere mensup insanlarla daha iyi anlaşmak için önemli bir araçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki İlişki: Tarihi, Felsefi ve Güncel Bir Bakış</span></span><br />
<br />
Din ve bilim, insanlığın en temel sorularına cevap arama çabası içinde olan iki önemli alan olmuştur. Bu iki alan arasındaki ilişki, tarih boyunca farklı şekillerde yorumlanmış ve tartışılmıştır.<br />
Tarihsel Süreçte Din ve Bilim İlişkisi<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Antik Çağ:</span></span> Antik Yunan ve Roma gibi uygarlıklarda din ve felsefe iç içe geçmişti. Doğal olaylar, dinsel inançlarla açıklanmaya çalışılırdı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orta Çağ:</span></span> Orta Çağ'da ise din, bilimsel düşüncenin önünde engel olarak görülmüştür. Kilise, bilimsel keşifleri sınırlandırmış ve kendi görüşlerini dayatmaya çalışmıştır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Modern Dönem:</span></span> Rönesans ve Aydınlanma ile birlikte bilimsel düşünce yükselişe geçmiştir. Din ve bilim arasındaki çatışma daha belirgin hale gelmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüz: </span></span>Günümüzde din ve bilim arasındaki ilişki daha karmaşık bir hal almıştır. Bazı insanlar din ve bilimin tamamen ayrı alanlar olduğunu düşünürken, bazıları ise aralarında bir uyum olduğunu savunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki Farklı Görüşler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çatışma Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirleriyle çelişen iki alan olarak görülür. Bilimsel bulgular, dinsel inançları çürütür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bağımsızlık Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirinden bağımsız alanlardır. Bilim maddi dünyayla, din ise manevi dünyayla ilgilenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyum Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirini tamamlayan iki alan olarak görülür. Bilim, evrenin nasıl işlediğini açıklar, din ise hayatın anlamını verir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki İlişkinin Nedenleri</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklı Sorulara Cevap Arama:</span></span> Din, hayatın anlamı, ahlak ve varoluş gibi sorulara cevap ararken, bilim doğal dünyanın nasıl işlediği sorusuna odaklanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklı Metotlara Sahip Olma:</span></span> Din, inanç ve vahiy gibi yöntemlere dayanırken, bilim gözlem, deney ve mantığa dayanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihsel ve Kültürel Faktörler:</span></span> Din ve bilim arasındaki ilişki, tarihsel süreç içinde ve farklı kültürlerde farklı şekillerde gelişmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüzde Din ve Bilim</span></span><br />
<br />
Günümüzde din ve bilim arasındaki ilişki, daha önceki dönemlere göre daha karmaşık ve çok boyutludur. Bilimsel gelişmeler, dinsel inançları sorgulayan yeni sorular ortaya çıkarmıştır. Ancak, birçok insan için din ve bilim, hayatın farklı yönlerini anlamaya yardımcı olan tamamlayıcı unsurlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Noktalar</span></span><br />
<br />
    Din ve bilim, mutlaka birbirine zıt olmak zorunda değildir.<br />
    Bilimsel bulgular, dinsel inançları destekleyebileceği gibi çürütebileceği gibi, tamamen farklı alanlara ait olabilirler.<br />
    Din ve bilim arasındaki ilişki, bireysel inançlara, kültürel faktörlere ve tarihsel bağlamlara göre değişebilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, din ve bilim arasındaki ilişki, karmaşık ve sürekli değişen bir konudur. Bu konuda kesin ve evrensel geçerliliği olan bir cevap vermek zordur. Ancak, din ve bilim arasındaki diyalog, insanlığın daha iyi bir geleceğe ulaşmasına katkı sağlayabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Din Filozofları ve Düşünceleri</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, insanlık tarihi boyunca birçok düşünürün ilgisini çekmiş ve zengin bir felsefi miras bırakmıştır. İşte din felsefesine önemli katkılarda bulunmuş bazı filozoflar ve düşünceleri:<br />
Antik Dönem<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sokrates:</span></span> Sokrates, evrenin ve insanın doğası hakkında sorular sorarak felsefi düşüncenin temelini atmıştır. İyi yaşam ve erdemli olmak üzerine yaptığı tartışmalar, din felsefesine de ilham vermiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Platon:</span></span> İdealar dünyası ve mağara alegorisi ile tanınan Platon, evrenin düzenini ve insanın yerini sorgulamıştır. Tanrı kavramı ve adalet üzerine yaptığı çalışmalar din felsefesinde önemli bir yer tutar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aristoteles:</span></span> Doğayı ve evreni gözlemleyerek felsefe yapan Aristoteles, ilk neden ve hareketsiz hareketçi gibi kavramlarla Tanrı'nın varlığını açıklamaya çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orta Çağ</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Augustinus:</span></span> Hristiyanlığın felsefi temellerini atan Augustinus, Tanrı, insan ve günah kavramları üzerine derinlemesine düşünmüştür. İçsel dönüşüm ve ilahi aşk gibi konular üzerinde durmuştur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Thomas Aquinas:</span></span> Aristoteles'in felsefesini Hristiyanlık ile birleştirmeye çalışan Aquinas, doğal teoloji ve beş kanıt ile Tanrı'nın varlığını ispatlamaya çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Modern Dönem</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">René Descartes:</span></span> "Düşünüyorum, öyleyse varım" sözüyle tanınan Descartes, şüphecilik ve rasyonalizm üzerine yaptığı çalışmalarla din felsefesine yeni bir boyut katmıştır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Immanuel Kant:</span></span> Ahlak felsefesi ve bilgi kuramı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Kant, din ve ahlak arasındaki ilişkiyi incelemiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Friedrich Nietzsche:</span></span> Tanrı'nın ölü olduğu iddiasıyla büyük tartışmalara yol açan Nietzsche, geleneksel din anlayışını radikal bir şekilde sorgulamıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çağdaş Dönem</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ludwig Wittgenstein:</span></span> Dil oyunları ve dilsel analiz üzerine yaptığı çalışmalarla din dilini incelemiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Martin Heidegger:</span></span> Varlık ve zaman üzerine yaptığı derinlemesine analizlerle din felsefesine yeni bir bakış açısı getirmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Alvin Plantinga:</span></span> Tanrı'nın varlığına dair yeni kanıtlar sunmaya çalışan önemli bir çağdaş filozoftur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Konular</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın varlığı:</span></span> Tanrı'nın var olup olmadığı, nasıl kanıtlanabileceği ve özellikleri gibi sorular<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> İnanç ve bilgi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki, inançların rasyonel temellere dayanıp dayanmadığı<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülük problemi:</span></span> Eğer Tanrı varsa neden dünyada acı ve kötülük var?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve ahlak:</span></span> Din ve ahlak arasındaki ilişki, dinin ahlaki değerlere nasıl katkıda bulunduğu<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve bilim:</span></span> Din ve bilim arasındaki ilişki, çatışma mı yoksa uyum mu?<br />
<br />
Bu sadece birkaç örnek olmakla birlikte, din felsefesi tarihinde birçok önemli düşünür ve fikir bulunmaktadır. Din felsefesi, insanın en temel sorularına cevap aramaya devam eden dinamik ve canlı bir alandır.<br />
<br />
Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi almak için aşağıdaki başlıkları inceleyebilirsiniz:<br />
<br />
    Dinler Tarihi<br />
    Karşılaştırmalı Dinler<br />
    Din Felsefesi<br />
    Din Sosyolojisi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu metin, dinlerin karmaşık yapısını genel bir çerçevede sunmaktadır. Her dinin kendine özgü özellikleri ve tarihsel süreçleri vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli:</span></span> Dinler hakkında yapılan bilimsel çalışmalar, genellikle tarafsız ve objektif bir yaklaşım benimser. Ancak, dinsel inançlar kişisel bir konudur ve herkesin kendi yorumları olabilir.<br />
<br />
Bu metin, herhangi bir dini aşağılamak veya yüceltmek amacı taşımamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Autor</span></span><br />
<br />
Google Gemini ve Raşit Tunca<br />
<br />
14.11.2024</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İnkalar ve Dini İnançları İbadetleri ve Tanrıları]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1139</link>
			<pubDate>Wed, 29 Apr 2020 13:54:01 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1139</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://islamiforum.de/islamiForum-image-1/%C4%B0nkalar%20ve%20Dini%20%C4%B0nan%C3%A7lar%C4%B1%20%C4%B0badetleri%20ve%20Tanr%C4%B1lar%C4%B1.png" loading="lazy"  alt="[Resim: %C4%B0nkalar%20ve%20Dini%20%C4%B0nan%C3%...%C4%B1.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnkalar ve Dini İnançları İbadetleri ve Tanrıları</span><br />
<br />
İnka İmparatorluğu, Kolomb öncesi Amerika'nın en büyük imparatorluğudur.nka terimi, yarı efsanevi kurucu Manco Capac'tan 1532'de İspanyollara yenik düşmüş Atahualpa'ya dek toplam 13 imparatordan oluşan bir hanedanın hükmettiği Kolomb öncesi Güney Amerika halklarının tarihi ve uygarlığına ilişkin her türlü olayı kapsayan bir ifadedir.<br />
<br />
Bu uygarlıkta başta bulunan ulu öndere İnka'nın tek efendisi anlamına gelen "Sapa İnka" unvanı verilirdi. İnka İmparatorluğu Kolomb öncesi Amerika’nın üç büyük imparatorluğundan biridir. Bir yüzyıldan az bir zamanda kurulan İnka İmparatorluğu (Quechua dilinde “dört eyalet”'i ifade etmek üzere dört çeyrek anlamına gelen Tawantinsuyu ya da Tahuantinsuyu) And Dağları boyunca geniş bir bölgeye yayıldı. En parlak döneminde bir yandan bugünkü Kolombiya’dan Arjantin ve Şili’ye, diğer yandan Ekvador, Peru ve Bolivya’ya uzanıyordu; yani And Dağları ve Büyük Okyanus kıyıları boyunca Güney Amerika’nın batı kısmında uzanıyordu. Bu yaklaşık 4000 km uzunluğunda ve 3 milyon km²'den fazla bir bölge demekti. Başkenti bugünkü Peru’nun Cuzco kentiydi.<br />
<br />
Bu imparatorluğun benzerine az rastlanır bir özelliği, özgün bir devletçi örgütlenmeyle, kendisini oluşturan halkların sosyokültürel çeşitliliğini tek bir çatı altında birleştirebilmiş olmasıydı. İnka İmparatorluğu böylece toprakları üzerinde sayıları 700’ü aşan farklı dillerde konuşan birçok farklı halkı ya da etnik topluluğu bir araya getirebilmişti. Bununla birlikte İnkalar resmî dil olarak Quechua dilini benimsetmişlerdi.<br />
<br />
İmparatorluğun idari, siyasi ve askerî merkezi, yarı efsanevi bir kişilik olan Manco Capac liderliğinde kurdukları, günümüzde Peru'da bulunan Cuzco (Quechua dilinde "Qosqo", Türkçede "Kusko" okunur) kentidir. İlk kez Peru'nun dağlık arazilerinde bir oymak olarak ortaya çıkan İnkalar zamanla önce krallık, daha sonra (14.-15. yüzyılda) imparatorluk haline geldiler. Politeizm, animizm ve şamanizmin bir karışımı olarak ifade edilebilecek İnka dininde İnka hanedanınca desteklenen ve ibadet edilen tanrı, İnti'dir (Güneş Tanrısı). İnkalar bu tanrının bedenlenmiş temsilcisi olarak gördükleri imparatorlarını "Güneşin Oğlu" diye tanımlardı.<br />
<br />
Dilbilimde ve genetik dalındaki araştırmalar Kolomb öncesi Amerika halkları ile Asya halklarının aynı kökenden geldiklerini ve MÖ 14.000-12.000 yıl önce aynı dili konuştuklarını ortaya koymaktadır.Bu ortaklık doğal olarak çeşitli değişimlere maruz kalmış olmakla birlikte inanışlarda da az çok görülebilmektedir. İnka dininin bazı şamanik özellikleri içermesi bu yolla açıklanabilir. Tarihsel süreç içerisinde çeşitli kültürel öğelerden etkilenerek değişimler geçirmiş olması gereken İnka dini imparatorluk döneminde çoktanrılı, animist ve şamanist bir sentez olarak ortaya çıkmaktadır. Bünyesinde şamanist kavramların yanı sıra, güneş kültü, Huaca'lar kültü ve kehanet ve kurban gibi öğeleri barındırır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Güneş kültü</span><br />
<br />
And Dağları’ndaki pek çok topluluk köken olarak kutsal bir yerden, bir yıldızdan ya da bir hayvandan geldiklerini belirtir. Bu bağlamda 15. yüzyıldan itibaren İnkalar da güneşin (Quechua dilinde İnti ya da Tahuantinsuyu) oğulları olduklarını ifade etmişlerdir. İnka hükümdarlarının bu kökeni doğruladıkları görülmektedir. Dolayısıyla imparatorluğun resmi kültü olarak güneş kültü benimsenmişti.<br />
<br />
İnkalar genellikle güneşe adanmış tapınaklar inşa etmişlerdir. İnkalar’ın egemenliğine girmiş halklar da kendi bölgelerinde, onlarla ittifak olduğunu göstermek üzere veya gerçekten tapınmak amacıyla çeşitli güneş kültü yapıları inşa etmişlerdir. Kültün coğrafi genişlemesine tanıklık eden bu yapılardan bazıları günümüzde halen görülebilir durumdadır. İmparatorluğun en önemli bayramı İnti Raymi idi; kış gündönümünde, yani güney yarımküresinde en kısa gün olan 21 Haziran’da kutlanırdı. Bu bayram sırasında hem önceki yılda bahşedilmiş tüm iyi şeyler için şükran ifade edilirdi, hem de tarımsal ürünlere ilişkin olarak Güneş’ten korunma dileğinde bulunulurdu.<br />
<br />
İnka İmparatorluğu'nda güneş kültüyle ilgili olan tapınaklardan bazıları şunlardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Coricancha Tapınağı</span><br />
<br />
Güneş kültüne ilişkin en ünlü tapınak Coricancha’dır (Quechua dilinde “altından avlu” anlamına gelir). İmparatorluğun önemli tapınaklarından biri olan bu Coricancha tapınağı Mama Quilla, Ay ve yıldırım-şimşek tanrısı İllapa gibi diğer tanrılar için de kült yeri olarak kullanılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Güneş Tapınağı</span><br />
<br />
Cuzco’daki, imparatorluğun kutsallarının kutsalı olarak görülen Güneş Tapınağı İspanyol işgalinin yıkıcı etkilerine fazla dayanamamıştır. Günümüzde bu tapınaktan geriye kalan, yalnızca birkaç tasvir ile yapının görkemi hakında fikir sahibi olmamızı sağlayıcı, duvarların yıkıma direnebilmiş kısımlarıdır. Birbirlerine mükemmelen oturtulmuş yontma taşlardan inşa edilmiştir. Dairesel çevresi 365 m'yi aşar. Tapınağın içinde çeşitli hazinelerden başka, güneşi temsil eden altın bir kurs (disk) ve İnka panteonunun bir temsili bulunuyordu. Ayrıca tapınağın bahçesinde doğanın tüm unsurları, güneşin sembolik madeni olan altından heykelciklerle temsil edilmekteydi.<br />
<br />
Vilcashuaman tapınağı: Peru’daki piramit biçimli olduğu sanılan Vilcashuaman tapınağı için kazı çalışmaları planlanmaktadır.<br />
<br />
Peru’nun en yüksek tepesi olan Huascaran yakınında kurbanların sunulmuş olduğu bir tapınak bulunmaktadır.<br />
Bolivya’da Titicaca Gölü’nün Isla del Sol Adası üzerine bir güneş tapınağı kurulmuştu. Burada yılda bir kez bir lama kurban ediliyordu.<br />
<br />
Caranqui’de (Ekvador) vaktiyle içi altın ve gümüş eşyalarla dolu küpler içeren bir tapınak bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Diğer İnka Tanrılar</span><br />
<br />
İspanyol yazar Inca Garcilaso de la Vega’nın aktadığına göre, Güneş animist Andlar’da bir vitrin ilahı olup İnkalar’ın gerçek Tanrı'sı Viracocha idi. Muhtemelen önceleri Viracocha’ya ilişkin bir dinsel sistem varken, bunun yerini zamanla güneş kültü almıştır. Çünkü Viracocha inanışı İnka öncesi kültürlerde de mevcuttur, hatta kimilerine göre ilk zamanlarda tektanrılı bir sistem vardı. Bu Viracocha inanışına MS 8. yüzyıla dayanan Huari kültüründe rastlamaktayız. Bu konuda elimizde fazla veri bulunmuyorsa da, kesin olan bir nokta, zaten farklı halklar mozayiğinden oluşan İnkalar’ın diğer kültürlerden, örneğin Tiahuanaco’nun efsane ve inanışlarından etkilenmiş olduklarıdır.<br />
<br />
Roma İmpataratorluğu gibi İnkalar da hükümdarlıklarına kattıkları kültürlerin kendi dinlerini korumalarına izin vermiştir. İnka tanrılarından bazıları aşagıda listelenmiştir. Çoğunun görevleri birbiriyle kesişir.<br />
<br />
Apo : Dağların tanrısı<br />
Apocatequil (aka Apotequil) şimşek tanrısı<br />
Ataguchu yaratilis mitine yardim eden tanrı<br />
Catequil şimşek ve yıldırım tanrısı<br />
Cavillace, bakire tanrı. Coniraya´nin spermi ve Ay Tanrısı.<br />
Chasca şafak ve alacakaranlık tanrıçası<br />
Chasca Coyllur çeçek ve genc kiz tanricasi<br />
Mama Coca (aka Cocomama) saglik ve iyilik tanricasi. Vücudunun ikiye ayrildigi ve bir parcasinin coca bitkisine dönüstügü söylenir.<br />
Coniraya Ay Tanrisi<br />
Copacati Göl tanricasi<br />
Ekkeko kalp ve zenginlik tanricasi<br />
Illapa iklim tanrisi.<br />
Inti Güneş tanrisi. İnti en önemli tanri olarak kabul edilir.<br />
Kon yagmur ve rüzgar tanrisi. Inti ve Mama Quilla´nin ogullari.<br />
Mama Allpa bereket tanricasi<br />
Mama Cocha deniz ve balik tanricasi<br />
Mama Pacha (aka Pachamama) deprem tanricasi<br />
Mama Quilla Ay Anne. Evlilik tanricasi. Inti´nin kardesi ve karisi. Manco Capac, Pachacamac, Kon ve Mama Ocllo´nun aneleri.<br />
Mama Zara mahsül tanricasi.<br />
Pacha Camac toprak yapici tanri<br />
Pariacaca su ve sel tanrisi.<br />
Paricia sel tanrisi<br />
Supay ölüm tanrisi. Seytan soyundandir.<br />
Urcaguary zengin yeralti madenlerinin tanrisi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Önemli yerler</span><br />
<br />
Uca Pacha: Aşıklar dünyası. Cehenneme benzer. Dünyanın merkezindedir.<br />
Hanan Pacha: Yüksek dünya. Cennete benzer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Pachacamac İnanışı</span><br />
<br />
Peru’nun orta kıyısına ait bir tanrı olmakla birlikte, kökeni bilinmeyen Pachacamac da İnkalar’dan, hatta Viracocha inanışından daha eskidir. Bu tanrıya adanmış bilinen en eski tapınak yine tanrının adıyla anılan (Pachacamac) tapınak olup, gayet eskidir, Lima kültürü dönemine dayanır. Bu kült muhtemelen MS 300-600 yılları civarında ortaya çıkmış olmalıdır. Bununla birlikte Pachacamac kenti parlak çağını yerel İshmay kültürüyle (MS 1000-1450) yaşamıştır.<br />
<br />
Kısaca İnka hakimiyetinin ilk yüzyıllarında tanrı İnti’ye tapınılmıyordu ve görünüşe göre, farklı halkların belirli bir din özgürlüğü vardı. Güneş kültünün ortaya çıkışı 15. yüzyılda Pachacutec’in hükümdarlığı döneminde olmuştur. Pachacutec diğer kültlerin aleyhine, hızla bu külte resmiyet kazandırmıştır. Bundan sonra İnka İmparatorluğu’nda Viracocha tapınakları yakıp yıkılmış, yerine güneş tapınakları yapılmıştır. Bütün bunlara rağmen Viracocha inanışı gönüllerden kaybolmamış, varlığını sürdürmeye devam etmiş ve hatta günümüzde de devam etmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Huaca’lar kültü</span><br />
<br />
İnkalar fethettikleri topraklarda güneş kültünü empoze ettikleri zaman, o topraklardaki inanışlarda var olan yerel tanrılara tapınmayı durdurmaya çalışmakla birlikte, animist inanışların uygulanmasını yasaklamıyorlardı. Zaten güneş kültü sisteminin kendisi de esasen bu tür animist uygulamalara dayanmaktaydı. İnkalar’ın tolerans gösterdikleri bu inanışlardan en önemlisi Huaca’lar kültüdür. Huacalar özel bir tanrıya bağlı, dağ, ağaç, nehir gibi coğrafi yerlerle ilişkilendirilen, kutsal ya da ilahi, görünmez, bedensiz varlıklardır. Tüm animist dinlerde bu tür bir inanışa rastlanır. Huaca’ların bulunduğuna ya da ilişkili olduğuna inanılan kutsal yerler İnka İmparatorluğu’nun halkı için özel bir önem taşıyordu. Bu varlıkları memnun etmek için belirli zamanlarda kurbanlar sunulurdu. Bu bedensiz varlıklarla ancak toplulukların şaman denilebilecek ruhani şefleri irtibat kurabilir ve onlardan tavsiye veya yardım alabilirlerdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şamanlar ve "seçilmiş kadınlar"</span><br />
<br />
Şamanlar tüm tapınaklarda ve önemli dini merkezlerde yaşıyorlardı. Kadın şamanlar kehanete, tıbba ve doğaüstü yeteneklere ilişkin uygulamalar yapıyorlardı. Şamanlar iradeleriyle öte-aleme manevi yolculuklar yaparak halka hastalık ve felaket nedenlerini doğrudan söyleyebildiklerinden fal ve tıpla uğraşan diğer din adamlarından daha yüksek bir mertebede bulunurlardı. Cuzco’daki ruhani liderin ya da "baş şaman"ın adı Villac umu idi. Evliydi ve otoritesi neredeyse imparatorunkine denkti. Nüfuzu tüm tapınakları ve dini binaları kapsıyordu. Dini görevlileri atama yetkisine de sahipti.<br />
<br />
Aclla adı verilen, İspanyol yazarların “Güneş’in bakireleri” olarak da belirttikleri “seçilmiş kadınlar” ise Güneş-Tanrı’nın hizmetlileri (Intip-aclla) ya da imparatorun hizmetlileri(Incap-aclla) olarak çalışıyorlardı. Genç yaşta özel bir eğitimden geçirilen kızlar içinden ancak en kalitelileri bu makam için seçilirdi. Bunlar Aclla-huasi’ de (« aclla’ların evi ») yaşarlardı, zamanlarının çoğunu imparatora ya da kadın şamanlara giysiler dokumakla geçirirlerdi. Hanedanın kanını taşıyan prenseslerden (Nusta’lar) biri imparatorun baş eşi (Coya) olurdu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölüm ve öte Alem</span><br />
<br />
Üç Alem İnancı İnka haçı : Chakana<br />
<br />
İnka inanışına göre ölüm bir son değildi. Ölenlerin ruhları öte aleme geçerdi. Birçok kaynağa göre, İnkalar’da ruh göçü (reenkarnasyon) kavramı mevcuttu. Öte alem yaşamında iyi bir yer edinmek için dünyadayken ama sua, ama llulla, ama chella ("çalmamak, tembel olmamak ve yalan söylememek") denilen üç ilkeye uymaları gerekiyordu.<br />
<br />
Diğer şamanist kültürlerdeki klasik yaşam ağacı ve üç alem kavramlarına İnkalar’da da rastlanmaktadır. Üç alem inanışı İnkalar’da "İnka haçı" denilen Chakana sembolüyle simgelenirdi. Üç alem, semboldeki üç ayrı seviyeyi gösteren üç basamakla simgelenirdi. Bunlar Hana Pacha (tanrıların bulunduğu semavi alem), Kay Pacha, (yaşadığımız orta alem) ve Ucu ya da Urin Pacha (yeraltı tanrılarının hükmettiği, ölenlerin ruhlarının uğradığı yeraltı alemi ya da cehennem). Haçın ortasındaki delik şamanın üç alem arasındaki yolculuğunu gerçekleştirdiği Yer'in eksenidir.Şamanın bu ruhsal yolculukları yapabilmesi için transa geçmesi gerekirdi. Bu üç alem, hayvan sembolleri (yılan, puma, kondor) kullanılarak da temsil edilirdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnkalar da Fal İnancı</span><br />
<br />
İnkalar yaşamın görünmez güçlerce denetlendiğine inanırlardı. Falın İnka uygarlığında önemli bir yeri vardı. Her önemli karar uygulamaya koyulmadan önce fala başvurulur, gözlemlenen işaretler ve alametler yorumlanarak hareket edilirdi. Hastalıkları tedavi etmede, savaşın nasıl geçeceğini önceden bilebilmede, egzorsist uygulamalarda ve bir cinayeti cezalandırmada da bu tür yöntemlere başvurulurdu. Fal aynı zamanda hangi tanrılara hangi kurbanların verileceğini bilmede de işe yarardı.<br />
<br />
Örümceklerin hareketlerinin gözlemlenmesi, düz bir tabağa bırakılan koka ağacı yapraklarının aldığı biçimlerin incelenmesi, adanmış bir beyaz lamanın akciğerlerinin incelenmesi İnkalar’daki fal yöntemlerine örnek olarak gösterilebilir. Bunların yanı sıra İnka şamanları, danışmak amacıyla doğaüstü varlıklarla iletişim kurabilmek üzere, transa geçebilmek için halüsinojen etkileri olan, ayahuasca içkisini de içerlerdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnkalar'da Kurban</span><br />
<br />
Tanrılara ya da huaca’lara kurban ve sunuların takdim edilmesi yalnızca bayramlara özgü değildi, günlük işler haline gelmişti, yani günlük yaşamın bir parçası olmuş gibiydi. Bunlar özellikle Pacha mama’ya (“toprak ana”) sunulurdu. Güneş kültünde her fırsatta sunulan kurbanlar genellikle lama olurdu.<br />
<br />
İnsan kurban etme uygulaması yalnızca karışıklık dönemlerinde, örneğin imparator hastalandığı ya da öldüğü zamanlarda veya büyük doğal afetlere maruz kalındığı zamanlarda tanrıları yatıştırmak amacıyla uygulanmıştır. Kurbanlar, saflığı temsil ettiklerinden çocuklar arasından seçilebildiği gibi, savaşta esir düşenler arasından da, Cuzco’daki soylular arasından da seçilebilirdi; yani belirli bir sisteme bağlı değildi.<br />
<br />
İnanışa göre, adanan çocuk, tanrı haline gelirdi. Kurban edilmeden önce çocuğa pek acı hissetmemesi için duyumlarını azaltıcı chicha (alkollü bir içki) içirilirdi. Kurban ayinlerini din adamları yönetirdi. 1995 yılında yapılan kazılar 500 yıl önce Arequipa’daki (Juanita) bir volkanik patlama sırasında Ampato volkanının tepesinde gerçekleştirilecek kurban ayini için Cuzco’dan yola çıkan tören kortejini kurban adayı olan kız çocuğuyla birlikte, donmuş halde gün ışığına çıkarmıştır. Tüm giysi ve takılarla orijinal haldeki bu buluntu günümüzde Arequipa’daki Santuarios Andinos Müzesi’nde sergilenmektedir. Bununla birlikte İnkalar’ın kurbanları sayı bakımından Aztekler’in toplu kurbanlarıyla kıyaslanamaz.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://islamiforum.de/islamiForum-image-1/%C4%B0nkalar%20ve%20Dini%20%C4%B0nan%C3%A7lar%C4%B1%20%C4%B0badetleri%20ve%20Tanr%C4%B1lar%C4%B1.png" loading="lazy"  alt="[Resim: %C4%B0nkalar%20ve%20Dini%20%C4%B0nan%C3%...%C4%B1.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnkalar ve Dini İnançları İbadetleri ve Tanrıları</span><br />
<br />
İnka İmparatorluğu, Kolomb öncesi Amerika'nın en büyük imparatorluğudur.nka terimi, yarı efsanevi kurucu Manco Capac'tan 1532'de İspanyollara yenik düşmüş Atahualpa'ya dek toplam 13 imparatordan oluşan bir hanedanın hükmettiği Kolomb öncesi Güney Amerika halklarının tarihi ve uygarlığına ilişkin her türlü olayı kapsayan bir ifadedir.<br />
<br />
Bu uygarlıkta başta bulunan ulu öndere İnka'nın tek efendisi anlamına gelen "Sapa İnka" unvanı verilirdi. İnka İmparatorluğu Kolomb öncesi Amerika’nın üç büyük imparatorluğundan biridir. Bir yüzyıldan az bir zamanda kurulan İnka İmparatorluğu (Quechua dilinde “dört eyalet”'i ifade etmek üzere dört çeyrek anlamına gelen Tawantinsuyu ya da Tahuantinsuyu) And Dağları boyunca geniş bir bölgeye yayıldı. En parlak döneminde bir yandan bugünkü Kolombiya’dan Arjantin ve Şili’ye, diğer yandan Ekvador, Peru ve Bolivya’ya uzanıyordu; yani And Dağları ve Büyük Okyanus kıyıları boyunca Güney Amerika’nın batı kısmında uzanıyordu. Bu yaklaşık 4000 km uzunluğunda ve 3 milyon km²'den fazla bir bölge demekti. Başkenti bugünkü Peru’nun Cuzco kentiydi.<br />
<br />
Bu imparatorluğun benzerine az rastlanır bir özelliği, özgün bir devletçi örgütlenmeyle, kendisini oluşturan halkların sosyokültürel çeşitliliğini tek bir çatı altında birleştirebilmiş olmasıydı. İnka İmparatorluğu böylece toprakları üzerinde sayıları 700’ü aşan farklı dillerde konuşan birçok farklı halkı ya da etnik topluluğu bir araya getirebilmişti. Bununla birlikte İnkalar resmî dil olarak Quechua dilini benimsetmişlerdi.<br />
<br />
İmparatorluğun idari, siyasi ve askerî merkezi, yarı efsanevi bir kişilik olan Manco Capac liderliğinde kurdukları, günümüzde Peru'da bulunan Cuzco (Quechua dilinde "Qosqo", Türkçede "Kusko" okunur) kentidir. İlk kez Peru'nun dağlık arazilerinde bir oymak olarak ortaya çıkan İnkalar zamanla önce krallık, daha sonra (14.-15. yüzyılda) imparatorluk haline geldiler. Politeizm, animizm ve şamanizmin bir karışımı olarak ifade edilebilecek İnka dininde İnka hanedanınca desteklenen ve ibadet edilen tanrı, İnti'dir (Güneş Tanrısı). İnkalar bu tanrının bedenlenmiş temsilcisi olarak gördükleri imparatorlarını "Güneşin Oğlu" diye tanımlardı.<br />
<br />
Dilbilimde ve genetik dalındaki araştırmalar Kolomb öncesi Amerika halkları ile Asya halklarının aynı kökenden geldiklerini ve MÖ 14.000-12.000 yıl önce aynı dili konuştuklarını ortaya koymaktadır.Bu ortaklık doğal olarak çeşitli değişimlere maruz kalmış olmakla birlikte inanışlarda da az çok görülebilmektedir. İnka dininin bazı şamanik özellikleri içermesi bu yolla açıklanabilir. Tarihsel süreç içerisinde çeşitli kültürel öğelerden etkilenerek değişimler geçirmiş olması gereken İnka dini imparatorluk döneminde çoktanrılı, animist ve şamanist bir sentez olarak ortaya çıkmaktadır. Bünyesinde şamanist kavramların yanı sıra, güneş kültü, Huaca'lar kültü ve kehanet ve kurban gibi öğeleri barındırır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Güneş kültü</span><br />
<br />
And Dağları’ndaki pek çok topluluk köken olarak kutsal bir yerden, bir yıldızdan ya da bir hayvandan geldiklerini belirtir. Bu bağlamda 15. yüzyıldan itibaren İnkalar da güneşin (Quechua dilinde İnti ya da Tahuantinsuyu) oğulları olduklarını ifade etmişlerdir. İnka hükümdarlarının bu kökeni doğruladıkları görülmektedir. Dolayısıyla imparatorluğun resmi kültü olarak güneş kültü benimsenmişti.<br />
<br />
İnkalar genellikle güneşe adanmış tapınaklar inşa etmişlerdir. İnkalar’ın egemenliğine girmiş halklar da kendi bölgelerinde, onlarla ittifak olduğunu göstermek üzere veya gerçekten tapınmak amacıyla çeşitli güneş kültü yapıları inşa etmişlerdir. Kültün coğrafi genişlemesine tanıklık eden bu yapılardan bazıları günümüzde halen görülebilir durumdadır. İmparatorluğun en önemli bayramı İnti Raymi idi; kış gündönümünde, yani güney yarımküresinde en kısa gün olan 21 Haziran’da kutlanırdı. Bu bayram sırasında hem önceki yılda bahşedilmiş tüm iyi şeyler için şükran ifade edilirdi, hem de tarımsal ürünlere ilişkin olarak Güneş’ten korunma dileğinde bulunulurdu.<br />
<br />
İnka İmparatorluğu'nda güneş kültüyle ilgili olan tapınaklardan bazıları şunlardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Coricancha Tapınağı</span><br />
<br />
Güneş kültüne ilişkin en ünlü tapınak Coricancha’dır (Quechua dilinde “altından avlu” anlamına gelir). İmparatorluğun önemli tapınaklarından biri olan bu Coricancha tapınağı Mama Quilla, Ay ve yıldırım-şimşek tanrısı İllapa gibi diğer tanrılar için de kült yeri olarak kullanılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Güneş Tapınağı</span><br />
<br />
Cuzco’daki, imparatorluğun kutsallarının kutsalı olarak görülen Güneş Tapınağı İspanyol işgalinin yıkıcı etkilerine fazla dayanamamıştır. Günümüzde bu tapınaktan geriye kalan, yalnızca birkaç tasvir ile yapının görkemi hakında fikir sahibi olmamızı sağlayıcı, duvarların yıkıma direnebilmiş kısımlarıdır. Birbirlerine mükemmelen oturtulmuş yontma taşlardan inşa edilmiştir. Dairesel çevresi 365 m'yi aşar. Tapınağın içinde çeşitli hazinelerden başka, güneşi temsil eden altın bir kurs (disk) ve İnka panteonunun bir temsili bulunuyordu. Ayrıca tapınağın bahçesinde doğanın tüm unsurları, güneşin sembolik madeni olan altından heykelciklerle temsil edilmekteydi.<br />
<br />
Vilcashuaman tapınağı: Peru’daki piramit biçimli olduğu sanılan Vilcashuaman tapınağı için kazı çalışmaları planlanmaktadır.<br />
<br />
Peru’nun en yüksek tepesi olan Huascaran yakınında kurbanların sunulmuş olduğu bir tapınak bulunmaktadır.<br />
Bolivya’da Titicaca Gölü’nün Isla del Sol Adası üzerine bir güneş tapınağı kurulmuştu. Burada yılda bir kez bir lama kurban ediliyordu.<br />
<br />
Caranqui’de (Ekvador) vaktiyle içi altın ve gümüş eşyalarla dolu küpler içeren bir tapınak bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Diğer İnka Tanrılar</span><br />
<br />
İspanyol yazar Inca Garcilaso de la Vega’nın aktadığına göre, Güneş animist Andlar’da bir vitrin ilahı olup İnkalar’ın gerçek Tanrı'sı Viracocha idi. Muhtemelen önceleri Viracocha’ya ilişkin bir dinsel sistem varken, bunun yerini zamanla güneş kültü almıştır. Çünkü Viracocha inanışı İnka öncesi kültürlerde de mevcuttur, hatta kimilerine göre ilk zamanlarda tektanrılı bir sistem vardı. Bu Viracocha inanışına MS 8. yüzyıla dayanan Huari kültüründe rastlamaktayız. Bu konuda elimizde fazla veri bulunmuyorsa da, kesin olan bir nokta, zaten farklı halklar mozayiğinden oluşan İnkalar’ın diğer kültürlerden, örneğin Tiahuanaco’nun efsane ve inanışlarından etkilenmiş olduklarıdır.<br />
<br />
Roma İmpataratorluğu gibi İnkalar da hükümdarlıklarına kattıkları kültürlerin kendi dinlerini korumalarına izin vermiştir. İnka tanrılarından bazıları aşagıda listelenmiştir. Çoğunun görevleri birbiriyle kesişir.<br />
<br />
Apo : Dağların tanrısı<br />
Apocatequil (aka Apotequil) şimşek tanrısı<br />
Ataguchu yaratilis mitine yardim eden tanrı<br />
Catequil şimşek ve yıldırım tanrısı<br />
Cavillace, bakire tanrı. Coniraya´nin spermi ve Ay Tanrısı.<br />
Chasca şafak ve alacakaranlık tanrıçası<br />
Chasca Coyllur çeçek ve genc kiz tanricasi<br />
Mama Coca (aka Cocomama) saglik ve iyilik tanricasi. Vücudunun ikiye ayrildigi ve bir parcasinin coca bitkisine dönüstügü söylenir.<br />
Coniraya Ay Tanrisi<br />
Copacati Göl tanricasi<br />
Ekkeko kalp ve zenginlik tanricasi<br />
Illapa iklim tanrisi.<br />
Inti Güneş tanrisi. İnti en önemli tanri olarak kabul edilir.<br />
Kon yagmur ve rüzgar tanrisi. Inti ve Mama Quilla´nin ogullari.<br />
Mama Allpa bereket tanricasi<br />
Mama Cocha deniz ve balik tanricasi<br />
Mama Pacha (aka Pachamama) deprem tanricasi<br />
Mama Quilla Ay Anne. Evlilik tanricasi. Inti´nin kardesi ve karisi. Manco Capac, Pachacamac, Kon ve Mama Ocllo´nun aneleri.<br />
Mama Zara mahsül tanricasi.<br />
Pacha Camac toprak yapici tanri<br />
Pariacaca su ve sel tanrisi.<br />
Paricia sel tanrisi<br />
Supay ölüm tanrisi. Seytan soyundandir.<br />
Urcaguary zengin yeralti madenlerinin tanrisi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Önemli yerler</span><br />
<br />
Uca Pacha: Aşıklar dünyası. Cehenneme benzer. Dünyanın merkezindedir.<br />
Hanan Pacha: Yüksek dünya. Cennete benzer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Pachacamac İnanışı</span><br />
<br />
Peru’nun orta kıyısına ait bir tanrı olmakla birlikte, kökeni bilinmeyen Pachacamac da İnkalar’dan, hatta Viracocha inanışından daha eskidir. Bu tanrıya adanmış bilinen en eski tapınak yine tanrının adıyla anılan (Pachacamac) tapınak olup, gayet eskidir, Lima kültürü dönemine dayanır. Bu kült muhtemelen MS 300-600 yılları civarında ortaya çıkmış olmalıdır. Bununla birlikte Pachacamac kenti parlak çağını yerel İshmay kültürüyle (MS 1000-1450) yaşamıştır.<br />
<br />
Kısaca İnka hakimiyetinin ilk yüzyıllarında tanrı İnti’ye tapınılmıyordu ve görünüşe göre, farklı halkların belirli bir din özgürlüğü vardı. Güneş kültünün ortaya çıkışı 15. yüzyılda Pachacutec’in hükümdarlığı döneminde olmuştur. Pachacutec diğer kültlerin aleyhine, hızla bu külte resmiyet kazandırmıştır. Bundan sonra İnka İmparatorluğu’nda Viracocha tapınakları yakıp yıkılmış, yerine güneş tapınakları yapılmıştır. Bütün bunlara rağmen Viracocha inanışı gönüllerden kaybolmamış, varlığını sürdürmeye devam etmiş ve hatta günümüzde de devam etmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Huaca’lar kültü</span><br />
<br />
İnkalar fethettikleri topraklarda güneş kültünü empoze ettikleri zaman, o topraklardaki inanışlarda var olan yerel tanrılara tapınmayı durdurmaya çalışmakla birlikte, animist inanışların uygulanmasını yasaklamıyorlardı. Zaten güneş kültü sisteminin kendisi de esasen bu tür animist uygulamalara dayanmaktaydı. İnkalar’ın tolerans gösterdikleri bu inanışlardan en önemlisi Huaca’lar kültüdür. Huacalar özel bir tanrıya bağlı, dağ, ağaç, nehir gibi coğrafi yerlerle ilişkilendirilen, kutsal ya da ilahi, görünmez, bedensiz varlıklardır. Tüm animist dinlerde bu tür bir inanışa rastlanır. Huaca’ların bulunduğuna ya da ilişkili olduğuna inanılan kutsal yerler İnka İmparatorluğu’nun halkı için özel bir önem taşıyordu. Bu varlıkları memnun etmek için belirli zamanlarda kurbanlar sunulurdu. Bu bedensiz varlıklarla ancak toplulukların şaman denilebilecek ruhani şefleri irtibat kurabilir ve onlardan tavsiye veya yardım alabilirlerdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şamanlar ve "seçilmiş kadınlar"</span><br />
<br />
Şamanlar tüm tapınaklarda ve önemli dini merkezlerde yaşıyorlardı. Kadın şamanlar kehanete, tıbba ve doğaüstü yeteneklere ilişkin uygulamalar yapıyorlardı. Şamanlar iradeleriyle öte-aleme manevi yolculuklar yaparak halka hastalık ve felaket nedenlerini doğrudan söyleyebildiklerinden fal ve tıpla uğraşan diğer din adamlarından daha yüksek bir mertebede bulunurlardı. Cuzco’daki ruhani liderin ya da "baş şaman"ın adı Villac umu idi. Evliydi ve otoritesi neredeyse imparatorunkine denkti. Nüfuzu tüm tapınakları ve dini binaları kapsıyordu. Dini görevlileri atama yetkisine de sahipti.<br />
<br />
Aclla adı verilen, İspanyol yazarların “Güneş’in bakireleri” olarak da belirttikleri “seçilmiş kadınlar” ise Güneş-Tanrı’nın hizmetlileri (Intip-aclla) ya da imparatorun hizmetlileri(Incap-aclla) olarak çalışıyorlardı. Genç yaşta özel bir eğitimden geçirilen kızlar içinden ancak en kalitelileri bu makam için seçilirdi. Bunlar Aclla-huasi’ de (« aclla’ların evi ») yaşarlardı, zamanlarının çoğunu imparatora ya da kadın şamanlara giysiler dokumakla geçirirlerdi. Hanedanın kanını taşıyan prenseslerden (Nusta’lar) biri imparatorun baş eşi (Coya) olurdu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölüm ve öte Alem</span><br />
<br />
Üç Alem İnancı İnka haçı : Chakana<br />
<br />
İnka inanışına göre ölüm bir son değildi. Ölenlerin ruhları öte aleme geçerdi. Birçok kaynağa göre, İnkalar’da ruh göçü (reenkarnasyon) kavramı mevcuttu. Öte alem yaşamında iyi bir yer edinmek için dünyadayken ama sua, ama llulla, ama chella ("çalmamak, tembel olmamak ve yalan söylememek") denilen üç ilkeye uymaları gerekiyordu.<br />
<br />
Diğer şamanist kültürlerdeki klasik yaşam ağacı ve üç alem kavramlarına İnkalar’da da rastlanmaktadır. Üç alem inanışı İnkalar’da "İnka haçı" denilen Chakana sembolüyle simgelenirdi. Üç alem, semboldeki üç ayrı seviyeyi gösteren üç basamakla simgelenirdi. Bunlar Hana Pacha (tanrıların bulunduğu semavi alem), Kay Pacha, (yaşadığımız orta alem) ve Ucu ya da Urin Pacha (yeraltı tanrılarının hükmettiği, ölenlerin ruhlarının uğradığı yeraltı alemi ya da cehennem). Haçın ortasındaki delik şamanın üç alem arasındaki yolculuğunu gerçekleştirdiği Yer'in eksenidir.Şamanın bu ruhsal yolculukları yapabilmesi için transa geçmesi gerekirdi. Bu üç alem, hayvan sembolleri (yılan, puma, kondor) kullanılarak da temsil edilirdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnkalar da Fal İnancı</span><br />
<br />
İnkalar yaşamın görünmez güçlerce denetlendiğine inanırlardı. Falın İnka uygarlığında önemli bir yeri vardı. Her önemli karar uygulamaya koyulmadan önce fala başvurulur, gözlemlenen işaretler ve alametler yorumlanarak hareket edilirdi. Hastalıkları tedavi etmede, savaşın nasıl geçeceğini önceden bilebilmede, egzorsist uygulamalarda ve bir cinayeti cezalandırmada da bu tür yöntemlere başvurulurdu. Fal aynı zamanda hangi tanrılara hangi kurbanların verileceğini bilmede de işe yarardı.<br />
<br />
Örümceklerin hareketlerinin gözlemlenmesi, düz bir tabağa bırakılan koka ağacı yapraklarının aldığı biçimlerin incelenmesi, adanmış bir beyaz lamanın akciğerlerinin incelenmesi İnkalar’daki fal yöntemlerine örnek olarak gösterilebilir. Bunların yanı sıra İnka şamanları, danışmak amacıyla doğaüstü varlıklarla iletişim kurabilmek üzere, transa geçebilmek için halüsinojen etkileri olan, ayahuasca içkisini de içerlerdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnkalar'da Kurban</span><br />
<br />
Tanrılara ya da huaca’lara kurban ve sunuların takdim edilmesi yalnızca bayramlara özgü değildi, günlük işler haline gelmişti, yani günlük yaşamın bir parçası olmuş gibiydi. Bunlar özellikle Pacha mama’ya (“toprak ana”) sunulurdu. Güneş kültünde her fırsatta sunulan kurbanlar genellikle lama olurdu.<br />
<br />
İnsan kurban etme uygulaması yalnızca karışıklık dönemlerinde, örneğin imparator hastalandığı ya da öldüğü zamanlarda veya büyük doğal afetlere maruz kalındığı zamanlarda tanrıları yatıştırmak amacıyla uygulanmıştır. Kurbanlar, saflığı temsil ettiklerinden çocuklar arasından seçilebildiği gibi, savaşta esir düşenler arasından da, Cuzco’daki soylular arasından da seçilebilirdi; yani belirli bir sisteme bağlı değildi.<br />
<br />
İnanışa göre, adanan çocuk, tanrı haline gelirdi. Kurban edilmeden önce çocuğa pek acı hissetmemesi için duyumlarını azaltıcı chicha (alkollü bir içki) içirilirdi. Kurban ayinlerini din adamları yönetirdi. 1995 yılında yapılan kazılar 500 yıl önce Arequipa’daki (Juanita) bir volkanik patlama sırasında Ampato volkanının tepesinde gerçekleştirilecek kurban ayini için Cuzco’dan yola çıkan tören kortejini kurban adayı olan kız çocuğuyla birlikte, donmuş halde gün ışığına çıkarmıştır. Tüm giysi ve takılarla orijinal haldeki bu buluntu günümüzde Arequipa’daki Santuarios Andinos Müzesi’nde sergilenmektedir. Bununla birlikte İnkalar’ın kurbanları sayı bakımından Aztekler’in toplu kurbanlarıyla kıyaslanamaz.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Mûsâ hakkında bilgi verir misiniz?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=105</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:56:08 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=105</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Mûsâ hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de adından 196 yerde bahsedilen Hz. Mûsâ; gerek Kitâb-ı Mukaddes’te gerekse Kur’an-ı Kerîm’de kendisine en geniş yer ayrılmış bulunan Peygamberdir. Tevrat’ın beş kitabından dördü (Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye) onu ve başından geçenleri anlatır. Tevrat’a göre Hz. Mûsâ, Ya’kub’un oğullarından Levi’nin soyundandır. Babası; Levi’nin oğlu Kohat’ın oğlu Amran (İmrân), annesi ise Kohat’ın kız kardeşi Yokebed’dir (Çıkış, 6/18-20).<br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de yer alan ve ana hatlarıyla Kitâb-ı Mukaddes’in verdikleriyle uyuşan bilgilere göre Hz. Mûsâ’nın doğduğu yıl Mısır Firavunu, yüzyıllardır bu ülkede yaşayan ve sosyoekonomik durumları gittikçe kötüleşen İsrâiloğulları arasından çıkacak birinin kendi saltanatını elinden alacağına işaret eden bir rüya görmüş; bunun üzerine onların erkek çocukları hakkında ölüm fermanı çıkarmıştı. Sıkı bir şekilde uygulanan bu katliamdan Mûsâ’yı kurtarmak isteyen annesi, Allah’ın emri uyarınca onu (üç aylıkken), harç ve ziftle sıvadığı bir sepete koyarak; (Çıkış, 2/2-3) Nil nehrine bırakmış, ablasına da gelişmeleri uzaktan takip etmesini söylemişti. Nihayet Firavun’un ailesi bebeği bularak Firavun’un eşi Âsiye’ye getirirler. Çocuğun hayatına kıyılmaması ve kendisinde kalması hususunda kocasını da razı eden Âsiye, onun için bir süt annesi arar; fakat çocuk hiçbir kadının memesini emmez. Durumu öğrenen ablası onlara annesini tavsiye eder (Tevrat’a göre Mûsâ’yı nehirde bulan ve onu emzirmesi için annesine veren, Firavun’un kızıdır; bkz. Çıkış, 2/5). Böylece evinde annesi tarafından emzirilen Mûsâ tekrar Firavun ailesine teslim edilir; okuma yazma da dahil olmak üzere çok iyi bir eğitim görür. Olgunluk çağına ulaşınca Allah tarafından kendisine “hüküm ve ilim” verilir (geniş bilgi için bkz. Kasas 28/7 vd. ; krş. Çıkış, 2/2-10).<br />
<br />
İsrâiloğulları’ından birinin Mısırlı biriyle dövüştüğünü gören Mûsâ, İsrailli’nin yardım istemesi üzerine Mısırlı’ya bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu. Beklemediği bu durum karşısında Allah’tan af diledi; Allah da onu bağışladı (Kasas, 28/15-16). Ertesi gün olayın duyulması üzerine yetkililer Mûsâ’nın öldürülmesine karar verdiler. Durumu öğrenen Mûsâ Medyen’e kaçtı. Burada tanıştığı bir kızla evlendi ve sekiz (veya<br />
<br />
on) yıl boyunca kayınpederinin koyun sürüsünü güttü. Daha sonra Mısır’a dönmek üzere ailesiyle birlikte yola çıktı. Yolda, Tûr dağının yanında gördüğü bir ateşe yaklaştığında yakındaki bir ağaçtan “Ey Mûsâ! Muhakkak âlemlerin rabbi olan Allah benim!” şeklinde bir ses geldi ve bu sözle başlayan ilk vahye muhatap oldu (bu ve daha başka vesilelerle Allah kendisine aracısız hitap ettiği için Hz. Mûsâ “kelîmullah” diye anılır).<br />
 <br />
Bu arada Allah tarafından kendisine, asâsının yılana dönüşebilmesi ve elinin kar gibi beyazlaşması şeklinde iki mûcize verildi ve Firavun’a gidip kavmini onun zulmünden kurtarmakla görevlendirildi; isteği üzerine kendisinden daha güzel konuşan büyük kardeşi Hz. Hârûn’u da yanına alması uygun görüldü. Hz. Mûsâ, ailesini Medyen’e geri göndererek Mısır’a gitti ve Hz. Hârûn’u da yanına alıp Firavun’un huzuruna çıktı. Ona Allah’ın elçisi olduğunu bildirdi ve İsrâiloğulları’nın kendisiyle birlikte Mısır’dan ayrılmalarına izin vermesini istedi. Ancak, mûcizeler göstermesine rağmen Firavun’u ikna edemedi; bu arada Firavun ve Mısır halkının başına gelen şiddetli felâketler de Firavun’un ikna olmasına yetmedi. Firavun, her felâket gelmesinde Hz. Mûsâ’ya, eğer Allah’a dua edip kendilerini musibetten kurtarırsa isteğini yerine getireceğine dair söz veriyor, fakat sıkıntı geçince sözünden dönüyordu (ayrıntılı bilgi için bkz. A’râf 7/103-138). Nihayet Allah’ın buyruğu uyarınca Hz. Mûsâ, bir gece İsrâiloğulları’nı yanına alarak, Sînâ’ya geçmek üzere gizlice Kızıldeniz’e doğru yola çıktı; sabahleyin durumu öğrenen Firavun da kuvvet toplayarak peşlerine düştü. Bir mûcize sonucu denizin yol vermesiyle Hz. Mûsâ ve kavmi karşıya geçerken, aynı yoldan geçmeye kalkışan Firavun ve beraberindekiler boğulup gittiler.<br />
 <br />
Kavmiyle birlikte Sînâ’ya ulaşan Hz. Mûsâ, onların başına Hz. Hârûn’u bırakarak ilâhî vahyi almak üzere Tûr dağına gitti ve kırk gece orada kaldı. Bu arada kavmi, Hârûn’un ikazlarına rağmen, Sâmirî isimli bir kuyumcunun yaptığı altın buzağı heykeline tapmaya başladı. Döndüğünde durumu öğrenince son derece üzülen ve öfkelenen Mûsâ, kavminden seçtiği yetmiş kişiyle birlikte, işledikleri günahlardan dolayı tövbe etmek üzere tekrar Tûrisînâ’ya gitti.<br />
 <br />
Hz. Mûsâ İsrâiloğulları’nı, Allah’ın kendileri için takdir ettiği kutsal topraklara götürmek istedi. Fakat kavmi onun bu isteğini reddettiği için arz-ı mev’ûd kendilerine kırk yıl haram kılındı ve bu süre içinde, Hz. Mûsâ da yanlarında olmak üzere, çölde dolaşıp durdular (Mâide 5/21-26). Tevrat’taki bilgilere göre kırk yıllık çöl hayatının sonuna doğru Hz. Hârûn 123 yaşında Hor dağında öldü; daha sonra arz-ı mev’ûda yaklaştıklarında da Hz. Mûsâ 120 yaşında vefat etti; Moab diyarında Beyt-peor karşısındaki dereye defnedildi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Mûsâ hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de adından 196 yerde bahsedilen Hz. Mûsâ; gerek Kitâb-ı Mukaddes’te gerekse Kur’an-ı Kerîm’de kendisine en geniş yer ayrılmış bulunan Peygamberdir. Tevrat’ın beş kitabından dördü (Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye) onu ve başından geçenleri anlatır. Tevrat’a göre Hz. Mûsâ, Ya’kub’un oğullarından Levi’nin soyundandır. Babası; Levi’nin oğlu Kohat’ın oğlu Amran (İmrân), annesi ise Kohat’ın kız kardeşi Yokebed’dir (Çıkış, 6/18-20).<br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de yer alan ve ana hatlarıyla Kitâb-ı Mukaddes’in verdikleriyle uyuşan bilgilere göre Hz. Mûsâ’nın doğduğu yıl Mısır Firavunu, yüzyıllardır bu ülkede yaşayan ve sosyoekonomik durumları gittikçe kötüleşen İsrâiloğulları arasından çıkacak birinin kendi saltanatını elinden alacağına işaret eden bir rüya görmüş; bunun üzerine onların erkek çocukları hakkında ölüm fermanı çıkarmıştı. Sıkı bir şekilde uygulanan bu katliamdan Mûsâ’yı kurtarmak isteyen annesi, Allah’ın emri uyarınca onu (üç aylıkken), harç ve ziftle sıvadığı bir sepete koyarak; (Çıkış, 2/2-3) Nil nehrine bırakmış, ablasına da gelişmeleri uzaktan takip etmesini söylemişti. Nihayet Firavun’un ailesi bebeği bularak Firavun’un eşi Âsiye’ye getirirler. Çocuğun hayatına kıyılmaması ve kendisinde kalması hususunda kocasını da razı eden Âsiye, onun için bir süt annesi arar; fakat çocuk hiçbir kadının memesini emmez. Durumu öğrenen ablası onlara annesini tavsiye eder (Tevrat’a göre Mûsâ’yı nehirde bulan ve onu emzirmesi için annesine veren, Firavun’un kızıdır; bkz. Çıkış, 2/5). Böylece evinde annesi tarafından emzirilen Mûsâ tekrar Firavun ailesine teslim edilir; okuma yazma da dahil olmak üzere çok iyi bir eğitim görür. Olgunluk çağına ulaşınca Allah tarafından kendisine “hüküm ve ilim” verilir (geniş bilgi için bkz. Kasas 28/7 vd. ; krş. Çıkış, 2/2-10).<br />
<br />
İsrâiloğulları’ından birinin Mısırlı biriyle dövüştüğünü gören Mûsâ, İsrailli’nin yardım istemesi üzerine Mısırlı’ya bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu. Beklemediği bu durum karşısında Allah’tan af diledi; Allah da onu bağışladı (Kasas, 28/15-16). Ertesi gün olayın duyulması üzerine yetkililer Mûsâ’nın öldürülmesine karar verdiler. Durumu öğrenen Mûsâ Medyen’e kaçtı. Burada tanıştığı bir kızla evlendi ve sekiz (veya<br />
<br />
on) yıl boyunca kayınpederinin koyun sürüsünü güttü. Daha sonra Mısır’a dönmek üzere ailesiyle birlikte yola çıktı. Yolda, Tûr dağının yanında gördüğü bir ateşe yaklaştığında yakındaki bir ağaçtan “Ey Mûsâ! Muhakkak âlemlerin rabbi olan Allah benim!” şeklinde bir ses geldi ve bu sözle başlayan ilk vahye muhatap oldu (bu ve daha başka vesilelerle Allah kendisine aracısız hitap ettiği için Hz. Mûsâ “kelîmullah” diye anılır).<br />
 <br />
Bu arada Allah tarafından kendisine, asâsının yılana dönüşebilmesi ve elinin kar gibi beyazlaşması şeklinde iki mûcize verildi ve Firavun’a gidip kavmini onun zulmünden kurtarmakla görevlendirildi; isteği üzerine kendisinden daha güzel konuşan büyük kardeşi Hz. Hârûn’u da yanına alması uygun görüldü. Hz. Mûsâ, ailesini Medyen’e geri göndererek Mısır’a gitti ve Hz. Hârûn’u da yanına alıp Firavun’un huzuruna çıktı. Ona Allah’ın elçisi olduğunu bildirdi ve İsrâiloğulları’nın kendisiyle birlikte Mısır’dan ayrılmalarına izin vermesini istedi. Ancak, mûcizeler göstermesine rağmen Firavun’u ikna edemedi; bu arada Firavun ve Mısır halkının başına gelen şiddetli felâketler de Firavun’un ikna olmasına yetmedi. Firavun, her felâket gelmesinde Hz. Mûsâ’ya, eğer Allah’a dua edip kendilerini musibetten kurtarırsa isteğini yerine getireceğine dair söz veriyor, fakat sıkıntı geçince sözünden dönüyordu (ayrıntılı bilgi için bkz. A’râf 7/103-138). Nihayet Allah’ın buyruğu uyarınca Hz. Mûsâ, bir gece İsrâiloğulları’nı yanına alarak, Sînâ’ya geçmek üzere gizlice Kızıldeniz’e doğru yola çıktı; sabahleyin durumu öğrenen Firavun da kuvvet toplayarak peşlerine düştü. Bir mûcize sonucu denizin yol vermesiyle Hz. Mûsâ ve kavmi karşıya geçerken, aynı yoldan geçmeye kalkışan Firavun ve beraberindekiler boğulup gittiler.<br />
 <br />
Kavmiyle birlikte Sînâ’ya ulaşan Hz. Mûsâ, onların başına Hz. Hârûn’u bırakarak ilâhî vahyi almak üzere Tûr dağına gitti ve kırk gece orada kaldı. Bu arada kavmi, Hârûn’un ikazlarına rağmen, Sâmirî isimli bir kuyumcunun yaptığı altın buzağı heykeline tapmaya başladı. Döndüğünde durumu öğrenince son derece üzülen ve öfkelenen Mûsâ, kavminden seçtiği yetmiş kişiyle birlikte, işledikleri günahlardan dolayı tövbe etmek üzere tekrar Tûrisînâ’ya gitti.<br />
 <br />
Hz. Mûsâ İsrâiloğulları’nı, Allah’ın kendileri için takdir ettiği kutsal topraklara götürmek istedi. Fakat kavmi onun bu isteğini reddettiği için arz-ı mev’ûd kendilerine kırk yıl haram kılındı ve bu süre içinde, Hz. Mûsâ da yanlarında olmak üzere, çölde dolaşıp durdular (Mâide 5/21-26). Tevrat’taki bilgilere göre kırk yıllık çöl hayatının sonuna doğru Hz. Hârûn 123 yaşında Hor dağında öldü; daha sonra arz-ı mev’ûda yaklaştıklarında da Hz. Mûsâ 120 yaşında vefat etti; Moab diyarında Beyt-peor karşısındaki dereye defnedildi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. İbrahim hakkında bilgi verir misiniz?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=102</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:53:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=102</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. İbrahim hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Hz. İbrâhim Mezopotamya’da, Keldânîler’in Ur şehrinde doğmuş; eşi Saray (Sâra), babası Âzer ve diğer akrabalarıyla birlikte buradan Harran’a gitmiş; babası burada ölmüş, kendisi de eşi Sâre ve kardeşinin oğlu Lût ile birlikte Filistin’deki Ken’an diyarına göçmüştür.<br />
<br />
Ülkede baş gösteren kıtlık yüzünden eşiyle birlikte Mısır’a gitmiş, orada Hâcer kendisine câriye olarak verilmiş, daha sonra tekrar Ken’an diyarına dönmüştür.<br />
<br />
Hacer’den Hz. İsmail, Sâra’dan da Hz. İshak doğmuştur. Ketura isimli eşinden başka çocukları da olmuştur.<br />
<br />
Hz. İshak dünyaya geldikten sonra annesi Sâra, Hâcer’i ve oğlu Hz. İsmâil’i istemez; bunun üzerine Hz. İbrâhim Allah’ın emrine uyarak Hâcer’le İsmâil’i Mekke’nin bulunduğu bölgeye getirir. Kur’an’da bu husus Hz. İbrâhim’in ağzından, “Ey Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını, senin kutsal evinin (Kâbe) yanında tarıma elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Bunu yaptım ki Rabbim, namazı kılsınlar! İnsanların gönüllerini onlara meylettir ve çeşitli ürünlerden onlara rızık ver ki şükretsinler! “Rabbimiz, neslimden bir kısmını senin Beytülharâm’ının yanında, ekinsiz (kuru) bir vadiye yerleştirdim.” (İbrâhim, 14/37) şeklinde ifade edilir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim ile ilgili 98 ayet bulunmaktadır. Hz. İbrahim’in Peygamber olduğu ve kendisine suhuf verildiği Kur’an-ı Kerim’de açıkça beyan edilmiştir. “Andolsun, biz Nûh’u ve İbrahim’i Peygamber olarak gönderdik.<br />
Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, ama içlerinden birçoğu da fasık kimselerdir.” (Hadid, 57/26)<br />
 <br />
Allah Hz. İbrahim’i insanlık için bir önder yapmıştır. Bugün bile üç büyük ilahî dinin mensupları Hz. İbrahim’de birleşmekte, her biri onu önder kabul etmektedirler. “Ben seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti.” (Bakara, 2/124)<br />
 <br />
Yeryüzünün ilk ibadet evi olan Ka’be Hz. İbrahim tarafından yeniden inşa edilmiştir. “Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.” (Bakara, 2/127)<br />
 <br />
Hz. İbrahim ve nesli üstün kılınmış bir nesildir. “Şüphesiz, Allah, Adem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Âl-i İmrân, 3/33-34)<br />
 <br />
Kur’an-ı Kerîm’de Hz. İbrâhim’in vefatıyla ilgili bilgi yoktur. Kısas-ı enbiyâ kitaplarında onun 195 veya 200 yaşında öldüğü, Ken’an’da eşi Sâra’nın yanına defnedildiği ifade edilir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. İbrahim hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Hz. İbrâhim Mezopotamya’da, Keldânîler’in Ur şehrinde doğmuş; eşi Saray (Sâra), babası Âzer ve diğer akrabalarıyla birlikte buradan Harran’a gitmiş; babası burada ölmüş, kendisi de eşi Sâre ve kardeşinin oğlu Lût ile birlikte Filistin’deki Ken’an diyarına göçmüştür.<br />
<br />
Ülkede baş gösteren kıtlık yüzünden eşiyle birlikte Mısır’a gitmiş, orada Hâcer kendisine câriye olarak verilmiş, daha sonra tekrar Ken’an diyarına dönmüştür.<br />
<br />
Hacer’den Hz. İsmail, Sâra’dan da Hz. İshak doğmuştur. Ketura isimli eşinden başka çocukları da olmuştur.<br />
<br />
Hz. İshak dünyaya geldikten sonra annesi Sâra, Hâcer’i ve oğlu Hz. İsmâil’i istemez; bunun üzerine Hz. İbrâhim Allah’ın emrine uyarak Hâcer’le İsmâil’i Mekke’nin bulunduğu bölgeye getirir. Kur’an’da bu husus Hz. İbrâhim’in ağzından, “Ey Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını, senin kutsal evinin (Kâbe) yanında tarıma elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Bunu yaptım ki Rabbim, namazı kılsınlar! İnsanların gönüllerini onlara meylettir ve çeşitli ürünlerden onlara rızık ver ki şükretsinler! “Rabbimiz, neslimden bir kısmını senin Beytülharâm’ının yanında, ekinsiz (kuru) bir vadiye yerleştirdim.” (İbrâhim, 14/37) şeklinde ifade edilir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim ile ilgili 98 ayet bulunmaktadır. Hz. İbrahim’in Peygamber olduğu ve kendisine suhuf verildiği Kur’an-ı Kerim’de açıkça beyan edilmiştir. “Andolsun, biz Nûh’u ve İbrahim’i Peygamber olarak gönderdik.<br />
Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, ama içlerinden birçoğu da fasık kimselerdir.” (Hadid, 57/26)<br />
 <br />
Allah Hz. İbrahim’i insanlık için bir önder yapmıştır. Bugün bile üç büyük ilahî dinin mensupları Hz. İbrahim’de birleşmekte, her biri onu önder kabul etmektedirler. “Ben seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti.” (Bakara, 2/124)<br />
 <br />
Yeryüzünün ilk ibadet evi olan Ka’be Hz. İbrahim tarafından yeniden inşa edilmiştir. “Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.” (Bakara, 2/127)<br />
 <br />
Hz. İbrahim ve nesli üstün kılınmış bir nesildir. “Şüphesiz, Allah, Adem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Âl-i İmrân, 3/33-34)<br />
 <br />
Kur’an-ı Kerîm’de Hz. İbrâhim’in vefatıyla ilgili bilgi yoktur. Kısas-ı enbiyâ kitaplarında onun 195 veya 200 yaşında öldüğü, Ken’an’da eşi Sâra’nın yanına defnedildiği ifade edilir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Nûh hakkında bilgi verir misiniz?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=101</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:52:40 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=101</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Nûh hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Hz. Nûh Hz. Âdem’in oğlu Şît’in (Şîs) neslinden Lamek’in oğlu olup, adı Kur’an’da kırk üç yerde geçen büyük bir Peygamberdir. Ayrıca yüce Allah tarafından kendilerinden sağlam söz alınan beş büyük Peygamberden biri ve bunların ilkidir (Ahzâb, 33/7; Ahkaf, 46/35). 950 yıl yaşamış ve kavmini Allah’ın dinine davet etmiştir (Ankebût 29/14).<br />
<br />
 <br />
<br />
Kur’an’da Nûh’tan önceki bazı Peygamberler de anılmakla birlikte onların inkârcılarla mücadelesi hakkında detaylı bilgi verilmemiştir. Nûh’un soyu, hayatı,<br />
Peygamberliği, inkârcı toplumuna karşı sergilediği mücadele ve Nûh tufanı hakkında Hûd sûresinde genişçe bilgi verilmiştir (bkz. 11/25-49; ayrıca krş. A’râf 7/59-64).<br />
 <br />
Hz. İdris’ten sonra âdemoğulları doğru yoldan ayrıldılar ve putlara tapmaya başladılar. Cenab-ı Hak onlara Nûh Peygamberi gönderdi. Hz. Nûh uzun yıllar kavmini Allah’ın birliğine davet etti. Oğulları Sâm, Hâm ve Yâfes ile eşleri ve çok az kimse iman etti. Geri kalan büyük çoğunluk inanmadı. Hatta kendisinin Yâm adındaki oğlu bile Hz. Nûh’a inanmadı. Hz. Nûh kavmine nasihat ettikçe, onlar da ona ezâ, cefâ, tahkir ve alay ile karşılık verdiler.<br />
 <br />
Allah Nûh’a gemi yapmasını emretti. Hz. Nûh gemiye bindi ve her türlü hayvandan birer çift aldı. Oğlu Yâm’ı da gemiye davet etti. Fakat o, “Ben dağa çıkar kurtulurum.” diye gemiye binmedi. Hz. Nûh’Bugün Allah’ın merhametinden başka sığınacak yer yoktur’ diye nasihat ederken araya bir dalga girdi, Yâm boğuldu.<br />
 <br />
Nûh’tan sonra insanlık Nûh’un üç oğlundan üredi. Arabın, İranlıların ve Rum’un babası “Sâm” ve Sudan halkının babası “Hâm” ve Türk kabilelerinin babası Yâfes’tir (Ahmet Cevdet, Kısas-ı Enbiya, I, 6).<br />
 <br />
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Nûh ile ilgili bir sure ve başka surelerde Hz. Nuh’un adının geçtiği pek çok ayet vardır. Bunlardan bir kaçı burada zikredilebilir: “Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine Peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.” (Ankebût, 29/14) “Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh’a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.” (Kamer, 54/14) “ (Ey Muhammed! ) Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.” (Enbiyâ, 21/76)<br />
 <br />
Rivayete göre Hz. Nûh tûfandan sonra 350 yıl yaşamış ve Mekke’de vefat etmiştir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Nûh hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Hz. Nûh Hz. Âdem’in oğlu Şît’in (Şîs) neslinden Lamek’in oğlu olup, adı Kur’an’da kırk üç yerde geçen büyük bir Peygamberdir. Ayrıca yüce Allah tarafından kendilerinden sağlam söz alınan beş büyük Peygamberden biri ve bunların ilkidir (Ahzâb, 33/7; Ahkaf, 46/35). 950 yıl yaşamış ve kavmini Allah’ın dinine davet etmiştir (Ankebût 29/14).<br />
<br />
 <br />
<br />
Kur’an’da Nûh’tan önceki bazı Peygamberler de anılmakla birlikte onların inkârcılarla mücadelesi hakkında detaylı bilgi verilmemiştir. Nûh’un soyu, hayatı,<br />
Peygamberliği, inkârcı toplumuna karşı sergilediği mücadele ve Nûh tufanı hakkında Hûd sûresinde genişçe bilgi verilmiştir (bkz. 11/25-49; ayrıca krş. A’râf 7/59-64).<br />
 <br />
Hz. İdris’ten sonra âdemoğulları doğru yoldan ayrıldılar ve putlara tapmaya başladılar. Cenab-ı Hak onlara Nûh Peygamberi gönderdi. Hz. Nûh uzun yıllar kavmini Allah’ın birliğine davet etti. Oğulları Sâm, Hâm ve Yâfes ile eşleri ve çok az kimse iman etti. Geri kalan büyük çoğunluk inanmadı. Hatta kendisinin Yâm adındaki oğlu bile Hz. Nûh’a inanmadı. Hz. Nûh kavmine nasihat ettikçe, onlar da ona ezâ, cefâ, tahkir ve alay ile karşılık verdiler.<br />
 <br />
Allah Nûh’a gemi yapmasını emretti. Hz. Nûh gemiye bindi ve her türlü hayvandan birer çift aldı. Oğlu Yâm’ı da gemiye davet etti. Fakat o, “Ben dağa çıkar kurtulurum.” diye gemiye binmedi. Hz. Nûh’Bugün Allah’ın merhametinden başka sığınacak yer yoktur’ diye nasihat ederken araya bir dalga girdi, Yâm boğuldu.<br />
 <br />
Nûh’tan sonra insanlık Nûh’un üç oğlundan üredi. Arabın, İranlıların ve Rum’un babası “Sâm” ve Sudan halkının babası “Hâm” ve Türk kabilelerinin babası Yâfes’tir (Ahmet Cevdet, Kısas-ı Enbiya, I, 6).<br />
 <br />
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Nûh ile ilgili bir sure ve başka surelerde Hz. Nuh’un adının geçtiği pek çok ayet vardır. Bunlardan bir kaçı burada zikredilebilir: “Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine Peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.” (Ankebût, 29/14) “Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh’a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.” (Kamer, 54/14) “ (Ey Muhammed! ) Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.” (Enbiyâ, 21/76)<br />
 <br />
Rivayete göre Hz. Nûh tûfandan sonra 350 yıl yaşamış ve Mekke’de vefat etmiştir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Dâvûd hakkında bilgi verir misiniz?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=100</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:51:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=100</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Dâvûd hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de 11 yerde adı zikredilen Hz. Dâvûd; Hz. Yakub’un oğlu Yehuda’nın soyundandır. Kayınpederi Talut’un ölümünden sonra İsrailoğullarına hükümdar olmuştur. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde belirtilmiştir: “Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Dâvûd, Câlût’u öldürdü. Allah ona (Dâvûd’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.” (Bakara, 2/251)<br />
Hz. Dâvûd’un yaşadığı dönemde Filistinliler İsrailoğulları için güçlü bir düşmandı.<br />
Başlarında  Câlût  (Golyat)  isimli  çok  iri  ve  güçlü  bir  savaşçı  kumandanları  vardı.<br />
İsrâiloğulları ordusu düşmana yaklaşınca korku ve gevşeme alâmetleri ortaya çıktı.<br />
 <br />
Tâlût’un ordusunda üç oğlu bulunan bir baba (Yesse), onlardan doğru bir haber getirsin diye çobanlık yapan, küçük oğlu Dâvûd’u gözcü olarak göndermişti. Dâvûd orduya yetiştiğinde Golyat (Câlût) meydana çıkmış, teke tek savaşmak üzere karşı taraftan bir savaşçı istemişti. Tâlût onun karşısına çıkmak istiyor, bunun ölüm demek olduğunu bilen komutanları onu engellemeye çalışıyorlardı.<br />
 <br />
Hz. Dâvûd çevresindekilere Golyat’ı öldürenin ödülünü sordu. “Onu öldürene kral büyük servet verecek, onu kızıyla evlendirecek ve hanedanını imtiyazlı kılacak” dediler. Hz. Dâvûd buraya savaşmak için gelmemişti, daha önce kendisini bir savaşta denemiş de değildi. Sürüden koyun kapan bir aslanla ayıyı öldürdüğünü hatırlatarak Tâlût’tan, Golyat’a karşı savaşmak üzere izin istedi. Kumandan kendini uyardıysa da aldırmadı, talebinde ısrar etti.<br />
 <br />
Tâlût ona zırh giydirdi ve izin verdi. Golyat’a doğru ilerlerken zırh ağır geldiği ve hareketini sınırladığı için onu da çıkarıp attı. Yanında yalnızca vadiden seçtiği taşlarla sapanı vardı. Golyat’la birkaç cümle konuştuktan sonra sapanına uygun bir taş koydu ve onunla düşmanını başından vurdu, yere düşünce de kılıcını elinden aldı ve boynunu kesti. Bundan sonra Filistinlilerin mağlûbiyeti kolaylaştı, zafer İsrâiloğulları’nın oldu.<br />
 <br />
Bu ilk ve en önemli çarpışmada Hz. Dâvûd zırhın kendisinin hareketlerini kısıtladığını görmüş ve zırhı sırtından yere atmıştı. Sonra Allah ona yüksek kaliteli olan ve insanın hareketlerini engellemeyen zırh yapmayı öğretmişti. “Bir de Dâvûd’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?” (Enbiyâ, 21/80)<br />
 <br />
Tâlût sözünde durdu, kendisini askerin başına geçirdi ve kızıyla da evlendirdi. Habrun (bugünkü el-Halîl) şehrinde yaşayan halkın bir kısmı onu diğer kısmı da Tâlût’un bir oğlunu hükümdar olarak kabul ettiler. İki grup iki yıl kadar aralarında savaştılar. Sonunda Tâlût’un oğlu öldü ve bütün İsrâiloğulları’nın ileri gelenleri Dâvûd’un etrafında birleştiler. Başka Peygamberleri kendi kavminden bazı insanların inkâr ettiği gibi Hz. Dâvûd’u da kendi kavminden bazı insanlar inkar etmişlerdi. Allah onların durumunu şöyle açıklamıştır: “İsrailoğullarından inkar edenler, Dâvûd ve Meryemoğlu Îsâ diliyle lanetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.” (Mâide, 5/78)<br />
 <br />
Dâvûd ülkeyi güzel idare ettiği gibi yaptığı savaşlar sonunda sınırlarını Fırat’tan Akabe körfezine kadar genişletti.<br />
 <br />
Hz. Dâvûd’un çok hoş bir sesi vardı. Allah Teâlâ kulu Dâvûd’a, dilediği birçok önemli ve faydalı şeyi öğretmişti, krallık nasip etti ve sonunda kendisine Zebur’u (Mezâmir) göndererek Peygamberlik de lutfeyledi (Hz. Dâvûd hakkında ayrıca bkz. Sâd, 38/17 vd. ). “Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, ‘Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur’ dediler.” (Neml, 27/15) (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, I, 390; IV, 574)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Dâvûd hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de 11 yerde adı zikredilen Hz. Dâvûd; Hz. Yakub’un oğlu Yehuda’nın soyundandır. Kayınpederi Talut’un ölümünden sonra İsrailoğullarına hükümdar olmuştur. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde belirtilmiştir: “Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Dâvûd, Câlût’u öldürdü. Allah ona (Dâvûd’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.” (Bakara, 2/251)<br />
Hz. Dâvûd’un yaşadığı dönemde Filistinliler İsrailoğulları için güçlü bir düşmandı.<br />
Başlarında  Câlût  (Golyat)  isimli  çok  iri  ve  güçlü  bir  savaşçı  kumandanları  vardı.<br />
İsrâiloğulları ordusu düşmana yaklaşınca korku ve gevşeme alâmetleri ortaya çıktı.<br />
 <br />
Tâlût’un ordusunda üç oğlu bulunan bir baba (Yesse), onlardan doğru bir haber getirsin diye çobanlık yapan, küçük oğlu Dâvûd’u gözcü olarak göndermişti. Dâvûd orduya yetiştiğinde Golyat (Câlût) meydana çıkmış, teke tek savaşmak üzere karşı taraftan bir savaşçı istemişti. Tâlût onun karşısına çıkmak istiyor, bunun ölüm demek olduğunu bilen komutanları onu engellemeye çalışıyorlardı.<br />
 <br />
Hz. Dâvûd çevresindekilere Golyat’ı öldürenin ödülünü sordu. “Onu öldürene kral büyük servet verecek, onu kızıyla evlendirecek ve hanedanını imtiyazlı kılacak” dediler. Hz. Dâvûd buraya savaşmak için gelmemişti, daha önce kendisini bir savaşta denemiş de değildi. Sürüden koyun kapan bir aslanla ayıyı öldürdüğünü hatırlatarak Tâlût’tan, Golyat’a karşı savaşmak üzere izin istedi. Kumandan kendini uyardıysa da aldırmadı, talebinde ısrar etti.<br />
 <br />
Tâlût ona zırh giydirdi ve izin verdi. Golyat’a doğru ilerlerken zırh ağır geldiği ve hareketini sınırladığı için onu da çıkarıp attı. Yanında yalnızca vadiden seçtiği taşlarla sapanı vardı. Golyat’la birkaç cümle konuştuktan sonra sapanına uygun bir taş koydu ve onunla düşmanını başından vurdu, yere düşünce de kılıcını elinden aldı ve boynunu kesti. Bundan sonra Filistinlilerin mağlûbiyeti kolaylaştı, zafer İsrâiloğulları’nın oldu.<br />
 <br />
Bu ilk ve en önemli çarpışmada Hz. Dâvûd zırhın kendisinin hareketlerini kısıtladığını görmüş ve zırhı sırtından yere atmıştı. Sonra Allah ona yüksek kaliteli olan ve insanın hareketlerini engellemeyen zırh yapmayı öğretmişti. “Bir de Dâvûd’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?” (Enbiyâ, 21/80)<br />
 <br />
Tâlût sözünde durdu, kendisini askerin başına geçirdi ve kızıyla da evlendirdi. Habrun (bugünkü el-Halîl) şehrinde yaşayan halkın bir kısmı onu diğer kısmı da Tâlût’un bir oğlunu hükümdar olarak kabul ettiler. İki grup iki yıl kadar aralarında savaştılar. Sonunda Tâlût’un oğlu öldü ve bütün İsrâiloğulları’nın ileri gelenleri Dâvûd’un etrafında birleştiler. Başka Peygamberleri kendi kavminden bazı insanların inkâr ettiği gibi Hz. Dâvûd’u da kendi kavminden bazı insanlar inkar etmişlerdi. Allah onların durumunu şöyle açıklamıştır: “İsrailoğullarından inkar edenler, Dâvûd ve Meryemoğlu Îsâ diliyle lanetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.” (Mâide, 5/78)<br />
 <br />
Dâvûd ülkeyi güzel idare ettiği gibi yaptığı savaşlar sonunda sınırlarını Fırat’tan Akabe körfezine kadar genişletti.<br />
 <br />
Hz. Dâvûd’un çok hoş bir sesi vardı. Allah Teâlâ kulu Dâvûd’a, dilediği birçok önemli ve faydalı şeyi öğretmişti, krallık nasip etti ve sonunda kendisine Zebur’u (Mezâmir) göndererek Peygamberlik de lutfeyledi (Hz. Dâvûd hakkında ayrıca bkz. Sâd, 38/17 vd. ). “Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, ‘Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur’ dediler.” (Neml, 27/15) (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, I, 390; IV, 574)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Müslümanların kiliseye girmesi caiz midir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=99</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:50:27 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=99</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Müslümanların kiliseye girmesi caiz midir?</span><br />
<br />
Ayine katılmayıp, gezi, gözlem bilgi edinme gibi amaçlarla veya ihtiyaç ve zaruret halinde kiliseye girmekte dinen bir sakınca yoktur. <br />
<br />
“Dinlerarası diyalog” nedir? Bu tür faaliyetlerde bulunmak uygun mudur?<br />
<br />
Diyalog, iki veya daha fazla kişinin karşılıklı konuşması, değişik ırk ve kültürlerden, farklı inanç ve kanaatlerden, farklı siyasi anlayışlardan insanların bir araya gelerek, medeni ölçüler içerisinde birbirleriyle iletişim kurma yoludur.<br />
<br />
Dini alanda diyalog ise; hem bir dine mensup farklı grupların, hem de farklı dinlere mensup insanların, inanç ve düşüncelerini birbirlerine zorla ve etik olmayan yollarla kabul ettirme girişiminde bulunmaksızın, ortak meseleler etrafında hoşgörü ortamı içinde konuşabilmesi, tartışabilmesi ve işbirliği yapabilmesi demektir.<br />
<br />
Dinler arası diyalog, kişilerin din tercihi konusunda tam bir hürriyete sahip olması ilkesine dayanmaktadır. İslâm dini de, din tercihi konusunda kişilere tam bir hürriyet tanımıştır. Bu esas; “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256) ayetine dayanmaktadır.<br />
<br />
Konu ile ilgili diğer bazı ayetler ise şöyledir: “Dileyen mü’min, dileyen kâfir olsun.” (Kehf, 18/29) “Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi toptan mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları mü’min oluncaya kadar zorlayacaksın.” (Yunus, 10/99)<br />
<br />
<br />
Din hürriyeti belli bir zamana veya zümreye has olmayıp, süreklilik ve genellik arz eder. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.s.) dâhil kimseye baskı ve zorlama yetkisi verilmemiştir. Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde akla ve serbest düşünceye atıf yapılmış olması (Bakara, 2/66; En’am, 6/50); kişilerin hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın, kendi düşünceleri ve değerlendirmeleri ile doğruyu bulmaları gerektiğine işaret etmektedir.<br />
<br />
Müslümanların, geçmişte İslam’a karşı husumet içinde olmayan gayrimüslimlerle geliştirdikleri güzel ilişkiler, insanlığa ışık tutacak çok önemli bir tarihi tecrübe oluşturmaktadır. Esasen bu ilişkilerinin temel ölçüleri Kur’an-ı Kerim’de açıkça ifade edilmiştir: “Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever. Ancak Allah sizi, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder.” (Mümtehine, 60/8-9)<br />
<br />
Dinler arası diyalog kavramının Vatikan kaynaklı olması, burada Dinler Arası Diyalog Konseyi’nin bulunması; ayrıca bu terimin, bizzat bazı kilise yetkililerinin de ifade ettiği gibi misyonerliğin bir aracı olarak kullanılıyor olması ve benzeri sebepler, toplumumuzun bazı kesimlerinde diyalog hususunda tereddütler oluşturmuştur. Ancak art niyet taşımayan, samimi ve gerçek anlamdaki diyalog çalışmaları, her zaman faydalı ve gereklidir.<br />
<br />
Diğer din mensupları ile diyalog kurmak, İslâm’ın temel ilkelerinden ve tevhit inancından taviz vermek demek olmadığı gibi Kur’an’ın Yahudilik ve Hıristiyanlıkla ilgili tespitlerini yok saymak anlamına da gelmez. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de; “De ki: Ey Kitap ehli! Ancak Allah’a kulluk etmek, O’na bir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aramızda müşterek bir söze gelin.” (Âl-i İmrân, 3/64) buyrulmaktadır. Bu bağlamda, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamberliğini kabul etmemek, diyaloga engel teşkil etmediği gibi, diyalog sebebiyle İslâm’ın Peygamberlik inancından vazgeçilmesi de söz konusu değildir.<br />
<br />
Hak din, ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem’le başlamıştır. Esas itibariyle hak dinin temel prensiplerinde değişiklik yoktur. Fakat kabiliyetlerin, zaman ve mekânın, sosyal şartların değişmesine ve gelişmesine bağlı olarak ibadet şekilleri ve bazı hükümlerde değişiklikler olmuştur. Peygamberlerin getirdiği esaslarla fikirler geliştikçe, medeniyet ilerledikçe Allah Peygamberleriyle ortaya koyduğu dinlerini de tekâmül ettirmiştir. Bu tekâmül, Musevilik ve Hıristiyanlıktan sonra İslâmiyet ile zirveye ulaşmıştır. Buna paralel olarak, sahifeler halinde başlayan ilahi kitaplar, Tevrat ve İncil’den sonra, kıyamete kadar sürecek olan sonsuz mucize Kur’an-ı Kerim’le noktalanmıştır.<br />
<br />
İslâm belirli bir topluma değil bütün insanlığa gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim, diğer kitapların da ihtiva ettiği temel esasları yeniden ortaya koymuş; daha önceki kitaplarda yer alan gerçekleri tasdik etmiş, tahrif edilen hususları da düzeltmiştir. İslâm’da, hak dinin temel prensipleri kesin bir şekilde ortaya konmuş, zamana ve mekâna göre değişebilecek hükümler din bilginlerinin içtihatlarına bırakılmıştır. Onun kıyamete kadar hak din olarak geçerliliğini sağlayan da bu niteliğidir.<br />
<br />
 <br />
Kur’an-ı Kerim bütünlük içinde incelendiğinde, kendilerine Peygamberlerin mesajı ulaşan kimselerin Ahiret hayatında kurtuluşa erebilmeleri için, diğer iman esaslarıyla birlikte Allah’ın gönderdiği bütün Peygamberlere de inanmaları gerektiği görülecektir. Peygamberlerden bazılarına iman edip bazılarını kabul etmemek, İslâm inancı ile bağdaşmaz. Nitekim Kur’an’da; “Şüphesiz, Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp Peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, ‘Peygamberlerin kimine inanırız, kimini inkâr ederiz. ‘ diyenler ve böylece bu ikisinin arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kafirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa, 4/150-151) buyrulmaktadır.<br />
 <br />
Sonuç olarak, dünya barışı ve insanlığın problemlerinin çözümü için diğer din mensuplarıyla diyalog, dinimizin ön gördüğü bir faaliyet olup, İslâm’ın temel ilkeleri ve tevhit inancından taviz verilmesi anlamına gelmez.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Müslümanların kiliseye girmesi caiz midir?</span><br />
<br />
Ayine katılmayıp, gezi, gözlem bilgi edinme gibi amaçlarla veya ihtiyaç ve zaruret halinde kiliseye girmekte dinen bir sakınca yoktur. <br />
<br />
“Dinlerarası diyalog” nedir? Bu tür faaliyetlerde bulunmak uygun mudur?<br />
<br />
Diyalog, iki veya daha fazla kişinin karşılıklı konuşması, değişik ırk ve kültürlerden, farklı inanç ve kanaatlerden, farklı siyasi anlayışlardan insanların bir araya gelerek, medeni ölçüler içerisinde birbirleriyle iletişim kurma yoludur.<br />
<br />
Dini alanda diyalog ise; hem bir dine mensup farklı grupların, hem de farklı dinlere mensup insanların, inanç ve düşüncelerini birbirlerine zorla ve etik olmayan yollarla kabul ettirme girişiminde bulunmaksızın, ortak meseleler etrafında hoşgörü ortamı içinde konuşabilmesi, tartışabilmesi ve işbirliği yapabilmesi demektir.<br />
<br />
Dinler arası diyalog, kişilerin din tercihi konusunda tam bir hürriyete sahip olması ilkesine dayanmaktadır. İslâm dini de, din tercihi konusunda kişilere tam bir hürriyet tanımıştır. Bu esas; “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256) ayetine dayanmaktadır.<br />
<br />
Konu ile ilgili diğer bazı ayetler ise şöyledir: “Dileyen mü’min, dileyen kâfir olsun.” (Kehf, 18/29) “Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi toptan mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları mü’min oluncaya kadar zorlayacaksın.” (Yunus, 10/99)<br />
<br />
<br />
Din hürriyeti belli bir zamana veya zümreye has olmayıp, süreklilik ve genellik arz eder. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.s.) dâhil kimseye baskı ve zorlama yetkisi verilmemiştir. Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde akla ve serbest düşünceye atıf yapılmış olması (Bakara, 2/66; En’am, 6/50); kişilerin hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın, kendi düşünceleri ve değerlendirmeleri ile doğruyu bulmaları gerektiğine işaret etmektedir.<br />
<br />
Müslümanların, geçmişte İslam’a karşı husumet içinde olmayan gayrimüslimlerle geliştirdikleri güzel ilişkiler, insanlığa ışık tutacak çok önemli bir tarihi tecrübe oluşturmaktadır. Esasen bu ilişkilerinin temel ölçüleri Kur’an-ı Kerim’de açıkça ifade edilmiştir: “Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever. Ancak Allah sizi, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder.” (Mümtehine, 60/8-9)<br />
<br />
Dinler arası diyalog kavramının Vatikan kaynaklı olması, burada Dinler Arası Diyalog Konseyi’nin bulunması; ayrıca bu terimin, bizzat bazı kilise yetkililerinin de ifade ettiği gibi misyonerliğin bir aracı olarak kullanılıyor olması ve benzeri sebepler, toplumumuzun bazı kesimlerinde diyalog hususunda tereddütler oluşturmuştur. Ancak art niyet taşımayan, samimi ve gerçek anlamdaki diyalog çalışmaları, her zaman faydalı ve gereklidir.<br />
<br />
Diğer din mensupları ile diyalog kurmak, İslâm’ın temel ilkelerinden ve tevhit inancından taviz vermek demek olmadığı gibi Kur’an’ın Yahudilik ve Hıristiyanlıkla ilgili tespitlerini yok saymak anlamına da gelmez. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de; “De ki: Ey Kitap ehli! Ancak Allah’a kulluk etmek, O’na bir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aramızda müşterek bir söze gelin.” (Âl-i İmrân, 3/64) buyrulmaktadır. Bu bağlamda, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamberliğini kabul etmemek, diyaloga engel teşkil etmediği gibi, diyalog sebebiyle İslâm’ın Peygamberlik inancından vazgeçilmesi de söz konusu değildir.<br />
<br />
Hak din, ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem’le başlamıştır. Esas itibariyle hak dinin temel prensiplerinde değişiklik yoktur. Fakat kabiliyetlerin, zaman ve mekânın, sosyal şartların değişmesine ve gelişmesine bağlı olarak ibadet şekilleri ve bazı hükümlerde değişiklikler olmuştur. Peygamberlerin getirdiği esaslarla fikirler geliştikçe, medeniyet ilerledikçe Allah Peygamberleriyle ortaya koyduğu dinlerini de tekâmül ettirmiştir. Bu tekâmül, Musevilik ve Hıristiyanlıktan sonra İslâmiyet ile zirveye ulaşmıştır. Buna paralel olarak, sahifeler halinde başlayan ilahi kitaplar, Tevrat ve İncil’den sonra, kıyamete kadar sürecek olan sonsuz mucize Kur’an-ı Kerim’le noktalanmıştır.<br />
<br />
İslâm belirli bir topluma değil bütün insanlığa gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim, diğer kitapların da ihtiva ettiği temel esasları yeniden ortaya koymuş; daha önceki kitaplarda yer alan gerçekleri tasdik etmiş, tahrif edilen hususları da düzeltmiştir. İslâm’da, hak dinin temel prensipleri kesin bir şekilde ortaya konmuş, zamana ve mekâna göre değişebilecek hükümler din bilginlerinin içtihatlarına bırakılmıştır. Onun kıyamete kadar hak din olarak geçerliliğini sağlayan da bu niteliğidir.<br />
<br />
 <br />
Kur’an-ı Kerim bütünlük içinde incelendiğinde, kendilerine Peygamberlerin mesajı ulaşan kimselerin Ahiret hayatında kurtuluşa erebilmeleri için, diğer iman esaslarıyla birlikte Allah’ın gönderdiği bütün Peygamberlere de inanmaları gerektiği görülecektir. Peygamberlerden bazılarına iman edip bazılarını kabul etmemek, İslâm inancı ile bağdaşmaz. Nitekim Kur’an’da; “Şüphesiz, Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp Peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, ‘Peygamberlerin kimine inanırız, kimini inkâr ederiz. ‘ diyenler ve böylece bu ikisinin arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kafirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa, 4/150-151) buyrulmaktadır.<br />
 <br />
Sonuç olarak, dünya barışı ve insanlığın problemlerinin çözümü için diğer din mensuplarıyla diyalog, dinimizin ön gördüğü bir faaliyet olup, İslâm’ın temel ilkeleri ve tevhit inancından taviz verilmesi anlamına gelmez.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Reiki din midir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=98</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:49:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=98</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Reiki din midir?</span><br />
<br />
Reiki’nin kaynağının Hıristiyanlık ve Budizm olduğu söylenebilir. Uzak doğunun münzevî hayatıyla birlikte “mistik” unsurları da bünyesinde barındırmaktadır. Reiki’nin hiçbir inanç sistemi ya da felsefe ile bağlantılı olmadığı iddiası tutarlı değildir. Reiki adı altında elle dokunmak ve enerji aktarmak suretiyle uygulanan tedavi yöntemleri, insana has genel bir özellik olup Allah’ın yaratılıştan insana bahşettiği meleke ve kabiliyetlerin geliştirilmesi ile ilgilidir. İnsanın eşyayı maddi ve manevi tesir gücüyle hakimiyeti altına almaya çalışması, tarihi süreçte daha ziyade Budizm, Hinduizm ve çeşitli mistik ve dinî ekollerde yaygın olarak görülmüştür. Günümüzde ise Reiki ve benzeri yönelişlerin, modern dünyada ortaya çıkan fizikî ve ruhî bunalımlar karşısında, özellikle dini bakımdan iç huzura kavuşamamış insanlar tarafından bir sığınak olarak görüldüğü söylenebilir.<br />
<br />
Bir Müslüman her türlü rahatsızlık karşısında öncelikle tıbbî tedaviye müracaat etmeli, bu tedavi sürecinde Allah’a dua edip, O’ndan şifa dilemeli, Allah’ın dualara icabet ettiğini ve O’nun gerçek şifa veren olduğunu aklından çıkarmamalıdır.<br />
<br />
İslam diniyle müşerref olan ve onun buyruklarıyla yaşamaya çalışan bir kimsenin, başka inanç sistemlerinin bir unsuru olan Reiki ve meditasyon gibi yöntemlerle uğraşmak yerine; kendi sahip olduğu dinî-manevî değerleri tanıması ve iç huzurunu bu değerler paralelinde araması daha uygun bir davranıştır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Reiki din midir?</span><br />
<br />
Reiki’nin kaynağının Hıristiyanlık ve Budizm olduğu söylenebilir. Uzak doğunun münzevî hayatıyla birlikte “mistik” unsurları da bünyesinde barındırmaktadır. Reiki’nin hiçbir inanç sistemi ya da felsefe ile bağlantılı olmadığı iddiası tutarlı değildir. Reiki adı altında elle dokunmak ve enerji aktarmak suretiyle uygulanan tedavi yöntemleri, insana has genel bir özellik olup Allah’ın yaratılıştan insana bahşettiği meleke ve kabiliyetlerin geliştirilmesi ile ilgilidir. İnsanın eşyayı maddi ve manevi tesir gücüyle hakimiyeti altına almaya çalışması, tarihi süreçte daha ziyade Budizm, Hinduizm ve çeşitli mistik ve dinî ekollerde yaygın olarak görülmüştür. Günümüzde ise Reiki ve benzeri yönelişlerin, modern dünyada ortaya çıkan fizikî ve ruhî bunalımlar karşısında, özellikle dini bakımdan iç huzura kavuşamamış insanlar tarafından bir sığınak olarak görüldüğü söylenebilir.<br />
<br />
Bir Müslüman her türlü rahatsızlık karşısında öncelikle tıbbî tedaviye müracaat etmeli, bu tedavi sürecinde Allah’a dua edip, O’ndan şifa dilemeli, Allah’ın dualara icabet ettiğini ve O’nun gerçek şifa veren olduğunu aklından çıkarmamalıdır.<br />
<br />
İslam diniyle müşerref olan ve onun buyruklarıyla yaşamaya çalışan bir kimsenin, başka inanç sistemlerinin bir unsuru olan Reiki ve meditasyon gibi yöntemlerle uğraşmak yerine; kendi sahip olduğu dinî-manevî değerleri tanıması ve iç huzurunu bu değerler paralelinde araması daha uygun bir davranıştır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sabataycılık nedir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=97</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:48:32 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=97</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sabataycılık nedir?</span><br />
<br />
Sabataycı 1648 yılında, İzmir’de kendisini mesih ilan eden Yahudi asıllı Sabatay Sevi’ye inanan kimselere verilen isimdir.<br />
<br />
1622–1676 yılları arasında yaşayan Sabatay Sevi Yahudi mistisizmi ve Kabala’ya büyük ilgi duydu. 1648 yılında kendisini Yahudilerce beklenen Mesih olarak ilan etti. 1660’larda bu açıklama üzerine Avrupa’nın her yerinden Yahudiler heyecanla gözlerini İzmir’e diktiler. Ancak Osmanlı yönetimi siyasi ve sosyal sıkıntılara yol açabileceği endişesiyle işe el koydu, Sabatay Sevi’yi Müslüman olmaya zorladı. Sevi, Müslümanlığı kabul etti. Yahudiler ondan yüz çevirdiler, ancak bazı kimseler onun zorlandığı için görünüşte Müslümanlığı kabul ettiğini söyleyerek ona inanmayı sürdürdü ve onunla birlikte sürgüne gitti. O günden sonra’’dönme’’ adıyla da anılan bu cemaat başta Selanik olmak üzere farklı yerlerde yüzyıllarca yaşadı. Kapancılar, Yakubiler, Karakaşlar adıyla üç ayrı gruba bölündü. İç evlenmelerle bütünlüğünü korudu. 19. yüzyılda batılılaşmanın etkisinde kaldı, modern okullar (Fevziye, Terakki) açtı, üyeleri arasında çokça mason ve Jöntürk vardı. Cemaatin önemli bir bölümü 1924’te mübadeleyle Türkiye’ye geldi. II. Dünya Savaşı sırasındaki’’varlık vergisi’’ uygulamasında, gayrimüslimler gibi çok yüksek vergi ödemek zorunda kaldılar. Ilgaz Zorlu, Sabetaycıların Müslüman gibi gözükmekle birlikte, yüzyıllar boyu evlerde gizlice Yahudi geleneklerini ve Sabatay’dan kalma özel ayinlerini sürdürdüklerini belirtmektedir. </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sabataycılık nedir?</span><br />
<br />
Sabataycı 1648 yılında, İzmir’de kendisini mesih ilan eden Yahudi asıllı Sabatay Sevi’ye inanan kimselere verilen isimdir.<br />
<br />
1622–1676 yılları arasında yaşayan Sabatay Sevi Yahudi mistisizmi ve Kabala’ya büyük ilgi duydu. 1648 yılında kendisini Yahudilerce beklenen Mesih olarak ilan etti. 1660’larda bu açıklama üzerine Avrupa’nın her yerinden Yahudiler heyecanla gözlerini İzmir’e diktiler. Ancak Osmanlı yönetimi siyasi ve sosyal sıkıntılara yol açabileceği endişesiyle işe el koydu, Sabatay Sevi’yi Müslüman olmaya zorladı. Sevi, Müslümanlığı kabul etti. Yahudiler ondan yüz çevirdiler, ancak bazı kimseler onun zorlandığı için görünüşte Müslümanlığı kabul ettiğini söyleyerek ona inanmayı sürdürdü ve onunla birlikte sürgüne gitti. O günden sonra’’dönme’’ adıyla da anılan bu cemaat başta Selanik olmak üzere farklı yerlerde yüzyıllarca yaşadı. Kapancılar, Yakubiler, Karakaşlar adıyla üç ayrı gruba bölündü. İç evlenmelerle bütünlüğünü korudu. 19. yüzyılda batılılaşmanın etkisinde kaldı, modern okullar (Fevziye, Terakki) açtı, üyeleri arasında çokça mason ve Jöntürk vardı. Cemaatin önemli bir bölümü 1924’te mübadeleyle Türkiye’ye geldi. II. Dünya Savaşı sırasındaki’’varlık vergisi’’ uygulamasında, gayrimüslimler gibi çok yüksek vergi ödemek zorunda kaldılar. Ilgaz Zorlu, Sabetaycıların Müslüman gibi gözükmekle birlikte, yüzyıllar boyu evlerde gizlice Yahudi geleneklerini ve Sabatay’dan kalma özel ayinlerini sürdürdüklerini belirtmektedir. </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Taoizm hakkında bilgi verir misiniz?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=90</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:41:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=90</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Taoizm hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Çinin en eski dinlerinden biridir. Şintoizm ve Konfüçyanizme reaksiyondan doğmuştur. Kurucusu Lao Tzu dur. Hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur. MÖ. 604-517 yılları arasında yaşadığı, Honan da doğduğu, Konfüçyüsün çağdaşı olduğu sanılmaktadır.<br />
<br />
Taoizm Tao kavramı üzerine inşa edilmiştir. Taoizmin kendine göre büyücüleri rahipleri, rahibeleri, dini şefleri ve kendine has ayinleri vardır. İlkbaharda ateş yakılır, Taoist rahipler yarı çıplak durumda, ateşe pirinç ve tuz atıp yalınayak koşarak üzerinden geçerler.<br />
<br />
Taoizmin temeli mistik bir panteizmdir. Tao, dünyayı yöneten bir sebeptir ve insan onu bilmelidir. Tao, âlemden önceki yaratıcı prensiptir. O görülemez, işitilmez ve kavranılamaz. O hiçbir şeye sığmaz. Her şeyin temeli O’dur.<br />
<br />
Taoizmde ayrıca bir de “Te” vardır. Bütün varlıkları Tao meydana getirir, Te ise onları besler, büyütür, tamamlar.<br />
<br />
Taoistlere göre iyi bir Taoist, kendi içini meşguliyetlerden ve pisliklerden temizleyerek mücerret gerçeklerle doldurmalıdır. Maddeden arınmakla insan halis ruh haline gelir. Mistisizmin en yüksek makamı, fertle mutlak varlık arasında tam birleşme merhalesidir. Bu da, tam birleşme yoluyla bir şahsiyet haline gelmekle olur. Taoizm, Konfüçyizm’in tersine pasifliğe yönelir. Bunlara göre fazilet, çalışmamaktır. İnsanları mukaddes dağlarda ve uzak adalarda düşünerek yaşamaya davet ederler. Yasaların, ilmin ve medeni gelişmelerin insan fıtratını bozduğunu ileri sürerler ve fıtratın asıl temizliğini kazanması için tabii hayata dönülmesi gerektiğini savunurlar. Taoistler ömrün uzamasına önem verirler. Yaşlılık onlara göre mukaddeslik alâmetidir. Taoist inancın hedeflerinden biri de ömrün uzatılması ve ebedileştirilmesidir. Bazıları ömrün yüzyıllar sürebileceğini iddia ederler.<br />
<br />
Taoizmin kurucusu Lao-tzu savaşa karşıdır. Bunun için o savaş aletlerini iyi görmez. Yine Taoizmde devlete müspet vazifeler düşmez. Maddi ilerleme küçümsenir. Birçok memuriyet ve müessese gereksiz görülür.<br />
<br />
Günümüzde 100 milyon civarında Taoist yaşadığı tahmin edilmektedir.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Taoizm hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Çinin en eski dinlerinden biridir. Şintoizm ve Konfüçyanizme reaksiyondan doğmuştur. Kurucusu Lao Tzu dur. Hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur. MÖ. 604-517 yılları arasında yaşadığı, Honan da doğduğu, Konfüçyüsün çağdaşı olduğu sanılmaktadır.<br />
<br />
Taoizm Tao kavramı üzerine inşa edilmiştir. Taoizmin kendine göre büyücüleri rahipleri, rahibeleri, dini şefleri ve kendine has ayinleri vardır. İlkbaharda ateş yakılır, Taoist rahipler yarı çıplak durumda, ateşe pirinç ve tuz atıp yalınayak koşarak üzerinden geçerler.<br />
<br />
Taoizmin temeli mistik bir panteizmdir. Tao, dünyayı yöneten bir sebeptir ve insan onu bilmelidir. Tao, âlemden önceki yaratıcı prensiptir. O görülemez, işitilmez ve kavranılamaz. O hiçbir şeye sığmaz. Her şeyin temeli O’dur.<br />
<br />
Taoizmde ayrıca bir de “Te” vardır. Bütün varlıkları Tao meydana getirir, Te ise onları besler, büyütür, tamamlar.<br />
<br />
Taoistlere göre iyi bir Taoist, kendi içini meşguliyetlerden ve pisliklerden temizleyerek mücerret gerçeklerle doldurmalıdır. Maddeden arınmakla insan halis ruh haline gelir. Mistisizmin en yüksek makamı, fertle mutlak varlık arasında tam birleşme merhalesidir. Bu da, tam birleşme yoluyla bir şahsiyet haline gelmekle olur. Taoizm, Konfüçyizm’in tersine pasifliğe yönelir. Bunlara göre fazilet, çalışmamaktır. İnsanları mukaddes dağlarda ve uzak adalarda düşünerek yaşamaya davet ederler. Yasaların, ilmin ve medeni gelişmelerin insan fıtratını bozduğunu ileri sürerler ve fıtratın asıl temizliğini kazanması için tabii hayata dönülmesi gerektiğini savunurlar. Taoistler ömrün uzamasına önem verirler. Yaşlılık onlara göre mukaddeslik alâmetidir. Taoist inancın hedeflerinden biri de ömrün uzatılması ve ebedileştirilmesidir. Bazıları ömrün yüzyıllar sürebileceğini iddia ederler.<br />
<br />
Taoizmin kurucusu Lao-tzu savaşa karşıdır. Bunun için o savaş aletlerini iyi görmez. Yine Taoizmde devlete müspet vazifeler düşmez. Maddi ilerleme küçümsenir. Birçok memuriyet ve müessese gereksiz görülür.<br />
<br />
Günümüzde 100 milyon civarında Taoist yaşadığı tahmin edilmektedir.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sâbiîlik hakkında bilgi verir misiniz?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=89</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:40:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=89</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sâbiîlik hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Sâbiîler, Kur’an’da üç yerde (Bakara, 2/62; Maide, 5/69; Hac, 22/17) geçmektedir. Bu nedenle Müslüman âlimler ve müfessirler Sabiîlerin inançları konusu ile ilgilenmişlerdir. Sabiîler hakkında yapılan araştırmalar, bunların üç kısma ayrıldığını göstermektedir. Birinci kısımda yer alan Sabiîler, Yahudîlik inancına mensup olmakla birlikte Yahudîlerin bir takım temel görüşlerine muhalif olan bir inanç grubudur. Nitekim Hz. Yahya da kendisi Yahudi olmasına rağmen yaşamış olduğu asırdaki Yahudî anlayışına karşı çıkmış ve Yahudiler tarafından öldürülmüştür. Bu nedenle Hz. Yahya, Sabiîler tarafından en saygın Peygamber kabul edilmiştir. Bu kısımda yer alan Sabiîlere “Hanif Sabiîler” de denmiştir. İkinci kısımda yer alan Sabiîlere ise Mandenler denmektedir. Mandenler ilk Sabiîliğin sahip olduğu inanç ve prensipleri benimsemekle birlikte bu prensiplere yenilerini ekleyerek farklı bir inanç sistemi oluşturmuşlardır. Bunlar Peygamberler arasında bir takım ayrımlara giderek kimi Peygamberlere saygı duymuş kimilerini ise dışlamışlardır. Onlara göre Hz. Yahyâ yanında Hz. Âdem ve Hz. Nuh da saygın Peygamberler iken Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ ve Hz. Muhammed (s.a.s.) kötülük Peygamberleridir. Üçüncü kısım Sabiîler ise aslen Sabiî inançlarını paylaşmamakla birlikte sadece onların hukuki statüsüne sahip olabilmek için bu adı alan ve yıldızlara tapmalarıyla tanınan Mezopotamya (Harran) putperestlerinden oluşmaktadır. Bu üç kısımdan birincisi günümüze kadar varlığını sürdürememiştir. Üçüncüsü ise Sabiî adını taşımakla birlikte esasen bu inanca sahip değildirler. Dolayısıyla günümüzde Sabiîlik denildiğinde akla gelen grup Mandenlerdir.<br />
 <br />
Yahudi olmalarına rağmen Yahudiliğin ana ekseni dışına çıkan Mandenler, Filistin’de uğradıkları katliam nedeniyle Kuzey Mezopotamya’ya göç etmişlerdir. Burada karşılaştıkları yeni inanç ve kültürlerden de etkilenerek, İran dinlerinden, Asur-Babil inançlarından ve Hıristiyanlıktan aldıkları çeşitli öğeleri kendi inançlarına katmışlar ve böylece Yahudilikten iyice uzaklaşmışlardır. Mandenler, VII. yüz yılda Irak’ın Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra İslam hakimiyeti altına girmişler ve zimmî statüsüne sahip olmuşlardır.<br />
 <br />
Mandenler’in üç önemli kutsal kitabı vardır. Bunlar yaklaşık altı yüz sayfa olan ve “Âdem’in Kitabı” diye de isimlendirilen Ginza (Hazine), Draşia d Yahya (Yahya’nın Öğretileri), ve Qolasta (Övgü)’dır.<br />
 <br />
Mandenler ikili bir anlayışa sahiptirler. Bu anlayışa göre, “Işık Evreni” ve “Karanlık Evreni” diye iki evren vardır. Işık Evreni’nin hakimi, “Yüce Yaşam”, “Kudretli Ruh” ya da “Yüceliğin Efendisi” olarak nitelendirilen ve tüm eksikliklerden uzak bulunduğuna inanılan “Malka d Nhura” (Işık Kralı)’dır. Işık Kralına gündüz üç, gece iki kez dua ederler. Bu dualar kuzeye dönülerek gerçekleştirilir. Bunun yanında diğer bir önemli ibadet ise vaftizdir.<br />
 <br />
Sabiîler kutsal kabul edilen ve uzun beyaz bir elbise olan “Rasta”yı sürekli giymek zorundadır. Din adamları ise Rasta’ya ek olarak, sağ elin küçük parmağına takılan altın yüzük gibi bazı özel eşyalar da kullanırlar. Sabiîler başka dinden olanlarla evlilik yapmadıkları için kapalı bir toplum hüviyetine sahiptirler.<br />
 <br />
Günümüzde sayıları otuz bini bulan Sabiîler, Dicle ve Fırat kıyıları ile Irak’ın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadırlar. Bununla birlikte Amerika İsveç ve Avustralya gibi ülkelere göç eden Sabiîler de vardır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sâbiîlik hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Sâbiîler, Kur’an’da üç yerde (Bakara, 2/62; Maide, 5/69; Hac, 22/17) geçmektedir. Bu nedenle Müslüman âlimler ve müfessirler Sabiîlerin inançları konusu ile ilgilenmişlerdir. Sabiîler hakkında yapılan araştırmalar, bunların üç kısma ayrıldığını göstermektedir. Birinci kısımda yer alan Sabiîler, Yahudîlik inancına mensup olmakla birlikte Yahudîlerin bir takım temel görüşlerine muhalif olan bir inanç grubudur. Nitekim Hz. Yahya da kendisi Yahudi olmasına rağmen yaşamış olduğu asırdaki Yahudî anlayışına karşı çıkmış ve Yahudiler tarafından öldürülmüştür. Bu nedenle Hz. Yahya, Sabiîler tarafından en saygın Peygamber kabul edilmiştir. Bu kısımda yer alan Sabiîlere “Hanif Sabiîler” de denmiştir. İkinci kısımda yer alan Sabiîlere ise Mandenler denmektedir. Mandenler ilk Sabiîliğin sahip olduğu inanç ve prensipleri benimsemekle birlikte bu prensiplere yenilerini ekleyerek farklı bir inanç sistemi oluşturmuşlardır. Bunlar Peygamberler arasında bir takım ayrımlara giderek kimi Peygamberlere saygı duymuş kimilerini ise dışlamışlardır. Onlara göre Hz. Yahyâ yanında Hz. Âdem ve Hz. Nuh da saygın Peygamberler iken Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ ve Hz. Muhammed (s.a.s.) kötülük Peygamberleridir. Üçüncü kısım Sabiîler ise aslen Sabiî inançlarını paylaşmamakla birlikte sadece onların hukuki statüsüne sahip olabilmek için bu adı alan ve yıldızlara tapmalarıyla tanınan Mezopotamya (Harran) putperestlerinden oluşmaktadır. Bu üç kısımdan birincisi günümüze kadar varlığını sürdürememiştir. Üçüncüsü ise Sabiî adını taşımakla birlikte esasen bu inanca sahip değildirler. Dolayısıyla günümüzde Sabiîlik denildiğinde akla gelen grup Mandenlerdir.<br />
 <br />
Yahudi olmalarına rağmen Yahudiliğin ana ekseni dışına çıkan Mandenler, Filistin’de uğradıkları katliam nedeniyle Kuzey Mezopotamya’ya göç etmişlerdir. Burada karşılaştıkları yeni inanç ve kültürlerden de etkilenerek, İran dinlerinden, Asur-Babil inançlarından ve Hıristiyanlıktan aldıkları çeşitli öğeleri kendi inançlarına katmışlar ve böylece Yahudilikten iyice uzaklaşmışlardır. Mandenler, VII. yüz yılda Irak’ın Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra İslam hakimiyeti altına girmişler ve zimmî statüsüne sahip olmuşlardır.<br />
 <br />
Mandenler’in üç önemli kutsal kitabı vardır. Bunlar yaklaşık altı yüz sayfa olan ve “Âdem’in Kitabı” diye de isimlendirilen Ginza (Hazine), Draşia d Yahya (Yahya’nın Öğretileri), ve Qolasta (Övgü)’dır.<br />
 <br />
Mandenler ikili bir anlayışa sahiptirler. Bu anlayışa göre, “Işık Evreni” ve “Karanlık Evreni” diye iki evren vardır. Işık Evreni’nin hakimi, “Yüce Yaşam”, “Kudretli Ruh” ya da “Yüceliğin Efendisi” olarak nitelendirilen ve tüm eksikliklerden uzak bulunduğuna inanılan “Malka d Nhura” (Işık Kralı)’dır. Işık Kralına gündüz üç, gece iki kez dua ederler. Bu dualar kuzeye dönülerek gerçekleştirilir. Bunun yanında diğer bir önemli ibadet ise vaftizdir.<br />
 <br />
Sabiîler kutsal kabul edilen ve uzun beyaz bir elbise olan “Rasta”yı sürekli giymek zorundadır. Din adamları ise Rasta’ya ek olarak, sağ elin küçük parmağına takılan altın yüzük gibi bazı özel eşyalar da kullanırlar. Sabiîler başka dinden olanlarla evlilik yapmadıkları için kapalı bir toplum hüviyetine sahiptirler.<br />
 <br />
Günümüzde sayıları otuz bini bulan Sabiîler, Dicle ve Fırat kıyıları ile Irak’ın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadırlar. Bununla birlikte Amerika İsveç ve Avustralya gibi ülkelere göç eden Sabiîler de vardır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zebur hakkında bilgi verir misiniz?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=84</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:34:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=84</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zebur hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Dört büyük mukaddes kitaptan biri olan ve kelime olarak “parça, yazılı şey ve kitap” anlamlarına gelen Zebur, Yüce Allah tarafından Hz. Dâvud (a.s.)’a indirilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbin göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir. And olsun ki; biz Peygamberlerin kimini kiminden üstün kılmışızdır. Davûd’a da Zebur verdik.” (İsra, 17/55) Bu âyetten Zebur’un Hz. Dâvud (a.s.)’a indirildiği açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.) de bir hadis-i şerifte, Zebur’un ehl-i kitap tarafından okunduğunu haber vermiştir (Buhârî, Teyemmüm, 6).<br />
<br />
İsrailoğulların’a doğru yolu göstermek için nâzil olan Zebur’un aslı İbranîcedir. Kaynaklarda belirtildiğine göre Zebur’un metni manzumdur. Zebur’da genellikle Hz. Dâvud’un Allah’a yakarışları ve ilâhîleri yer almaktadır. Yahudilerin, ‘Tevrat’tan sonra kitap gelmeyecektir. ‘ yolundaki iddiaları Zebur’un Hz. Dâvûd’a verilmesiyle nakzedilmiş bulunmaktadır (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1938, IV, 3081).</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zebur hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Dört büyük mukaddes kitaptan biri olan ve kelime olarak “parça, yazılı şey ve kitap” anlamlarına gelen Zebur, Yüce Allah tarafından Hz. Dâvud (a.s.)’a indirilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbin göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir. And olsun ki; biz Peygamberlerin kimini kiminden üstün kılmışızdır. Davûd’a da Zebur verdik.” (İsra, 17/55) Bu âyetten Zebur’un Hz. Dâvud (a.s.)’a indirildiği açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.) de bir hadis-i şerifte, Zebur’un ehl-i kitap tarafından okunduğunu haber vermiştir (Buhârî, Teyemmüm, 6).<br />
<br />
İsrailoğulların’a doğru yolu göstermek için nâzil olan Zebur’un aslı İbranîcedir. Kaynaklarda belirtildiğine göre Zebur’un metni manzumdur. Zebur’da genellikle Hz. Dâvud’un Allah’a yakarışları ve ilâhîleri yer almaktadır. Yahudilerin, ‘Tevrat’tan sonra kitap gelmeyecektir. ‘ yolundaki iddiaları Zebur’un Hz. Dâvûd’a verilmesiyle nakzedilmiş bulunmaktadır (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1938, IV, 3081).</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kabala hakkında bilgi verir misiniz?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=83</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:34:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=83</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kabala hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Kabala; Tevrat’ın batınî (gizli) manasını açıklayan mistik Yahudi tefsir geleneğine verilen isimdir. İbranice gelenek, an’ane anlamına gelen Kabbala’dan alınmadır. Yahudilere göre Tevrat’taki batinî manâları herkes anlayamaz. Bu nedenle Tevrat’ın batınî anlamlarını bilme yeterliliğine sahip Yahudî din adamlarının tefsirlerine ihtiyaç vardır. Bu da Yahudilik içerisinde Kabala kültürünün önemli bir konuma sahip olmasını doğurmuştur.<br />
<br />
Kabala anlayışı 14. yüzyılda ‘Mois de Leon’ adlı İspanyalı bir Yahudi din adamı tarafından, zengin Yahudiler için yazılan Tevrat tefsiri ile birlikte bir gelenek halini almıştır. Bu çalışma, daha sonra Tevrat’ın mistik yorumu olan Zohar’ın temelini teşkil etmiştir. Başta Zohar olmak üzere harflere ve kelimelere gizli anlamlar yükleyen bu tür batınî ve hurufî tefsirler, Kabbala’nın temelini oluşturmuştur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kabala hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Kabala; Tevrat’ın batınî (gizli) manasını açıklayan mistik Yahudi tefsir geleneğine verilen isimdir. İbranice gelenek, an’ane anlamına gelen Kabbala’dan alınmadır. Yahudilere göre Tevrat’taki batinî manâları herkes anlayamaz. Bu nedenle Tevrat’ın batınî anlamlarını bilme yeterliliğine sahip Yahudî din adamlarının tefsirlerine ihtiyaç vardır. Bu da Yahudilik içerisinde Kabala kültürünün önemli bir konuma sahip olmasını doğurmuştur.<br />
<br />
Kabala anlayışı 14. yüzyılda ‘Mois de Leon’ adlı İspanyalı bir Yahudi din adamı tarafından, zengin Yahudiler için yazılan Tevrat tefsiri ile birlikte bir gelenek halini almıştır. Bu çalışma, daha sonra Tevrat’ın mistik yorumu olan Zohar’ın temelini teşkil etmiştir. Başta Zohar olmak üzere harflere ve kelimelere gizli anlamlar yükleyen bu tür batınî ve hurufî tefsirler, Kabbala’nın temelini oluşturmuştur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Konfüçyüsçülük (konfüçyanizm)]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=82</link>
			<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 15:33:27 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=82</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Konfüçyüsçülük (konfüçyanizm)</span><br />
<br />
Konfüçyüs kendisini din kurucusu olarak anmamıştır. Onun öğretilerinin bir din halini alması uzun bir dönem sonucunda olmuştur. Esasında Konfüçyüsçülük Konfüçyüs’e dayandırılan, Çin’e ait inanış ve ayinler birliğidir.<br />
<br />
Konfüçyüsçülüğün belirli bir inanç sistemi ve dini teşkilatı yoktur; fakat Tanrı kavramı ve kutsal metinleri vardır. Tanrı Tien olarak da ifade edilen Gök Tanrı’dır. O, tabiat düzeninin idarecisi, her şeyin üstünde yüce yaratıcıdır. Tanrı, düşkün insanları korumak için hükümdarlar, “Tanrı yoluna” yardımcı olmaları ve ülkenin her yanında huzuru sağlamaları için öğretmenler göndermiştir. Konfüçyüs, öbür dünyanın varlığını inkâr etmemiş, yapılan günahların cezasız kalmayacağını belirtmiştir.<br />
<br />
Dua ve ibadet Konfüçyüsçülük’te bir görevdir; fakat devamlı değildir. Bu, dini mânâda oruç tutup temiz olduktan sonra ifa edilen kurbandan ibarettir.<br />
<br />
Ahlakî ilkeler çok önemlidir. Konfüçyüs, dünyada beş şeyi her şeye uygulayabilme yeteneğine “mükemmel erdem” adını vermiştir. Bu beş şey ağırbaşlılık, cömertlik, samimiyet, doğruluk ve nezakettir. Konfüçyüs’ün telkini şu dört husus üzerine dönmüştür: Kültür, iş yönetimi, üste karşı dürüst davranma, verilen söze bağlılık.<br />
<br />
Konfüçyüsçülükte beş temel insani ilişki vardır: Amir ile memur, ebeveyn ile çocuklar, karı ile koca, kardeşler, arkadaş ve dostlar arasındaki ilişki ve saygı.<br />
 <br />
Diğer taraftan dinler tarihçileri Kofüçyüsçülüğün bir din mi, ahlakî öğreti mi, felesefi bir nazariye mi, Çin’in kadim geleneğinin bir yorumu mu olduğu gibi konularda farklı görüşler ortaya koymuşlarıdır.<br />
 <br />
Günümüzde 800 milyon civarında bu din yahut öğretiye bağlı insan yaşadığı tahmin edilmektedir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Konfüçyüsçülük (konfüçyanizm)</span><br />
<br />
Konfüçyüs kendisini din kurucusu olarak anmamıştır. Onun öğretilerinin bir din halini alması uzun bir dönem sonucunda olmuştur. Esasında Konfüçyüsçülük Konfüçyüs’e dayandırılan, Çin’e ait inanış ve ayinler birliğidir.<br />
<br />
Konfüçyüsçülüğün belirli bir inanç sistemi ve dini teşkilatı yoktur; fakat Tanrı kavramı ve kutsal metinleri vardır. Tanrı Tien olarak da ifade edilen Gök Tanrı’dır. O, tabiat düzeninin idarecisi, her şeyin üstünde yüce yaratıcıdır. Tanrı, düşkün insanları korumak için hükümdarlar, “Tanrı yoluna” yardımcı olmaları ve ülkenin her yanında huzuru sağlamaları için öğretmenler göndermiştir. Konfüçyüs, öbür dünyanın varlığını inkâr etmemiş, yapılan günahların cezasız kalmayacağını belirtmiştir.<br />
<br />
Dua ve ibadet Konfüçyüsçülük’te bir görevdir; fakat devamlı değildir. Bu, dini mânâda oruç tutup temiz olduktan sonra ifa edilen kurbandan ibarettir.<br />
<br />
Ahlakî ilkeler çok önemlidir. Konfüçyüs, dünyada beş şeyi her şeye uygulayabilme yeteneğine “mükemmel erdem” adını vermiştir. Bu beş şey ağırbaşlılık, cömertlik, samimiyet, doğruluk ve nezakettir. Konfüçyüs’ün telkini şu dört husus üzerine dönmüştür: Kültür, iş yönetimi, üste karşı dürüst davranma, verilen söze bağlılık.<br />
<br />
Konfüçyüsçülükte beş temel insani ilişki vardır: Amir ile memur, ebeveyn ile çocuklar, karı ile koca, kardeşler, arkadaş ve dostlar arasındaki ilişki ve saygı.<br />
 <br />
Diğer taraftan dinler tarihçileri Kofüçyüsçülüğün bir din mi, ahlakî öğreti mi, felesefi bir nazariye mi, Çin’in kadim geleneğinin bir yorumu mu olduğu gibi konularda farklı görüşler ortaya koymuşlarıdır.<br />
 <br />
Günümüzde 800 milyon civarında bu din yahut öğretiye bağlı insan yaşadığı tahmin edilmektedir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>