<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Müslümanlık ve Kuran]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 19:52:14 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam’ın Temel Şartları]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1435</link>
			<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 10:01:18 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1435</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İslam’ın Temel Şartları</span><br />
<br />
İslam dini hakkında bazı temel bilgiler<br />
Müslümanlar, dünya nüfusunun dörtte birini oluşturmaktadırlar. İslâmîyet bugün artık beş kıtaya yayılmış vaziyettedir. İslâm Dininin Dünya Medeniyetine çok büyük katkıları olmuştur. İslâm’ı çeşitli yönleriyle tanımak için bu dini çeşitli yönleriyle tanıtan muteber eserlere müracaat etmek gerekir. Bu küçük broşürde amaçlanan ise, İslâm Dininin itikat ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili çok özet bilgiler sunarak bir ön fikir vermektir.<br />
<br />
İslâm: “İslâm”, Arapça bir kelimedir. Kökü “barış” anlamına gelen “silm (selm)” kelimesine dayanır. Sözlükte itaat etme, boyun eğme anlamına gelir. Herhangi bir zorlama olmaksızın gönülden ve içtenlikle Allah’a itaat etmek, O’na teslim olmak, emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız boyun eğmek demektir. İslâm, Yüce Allah’ın son Peygamber Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla bildirdiği O’nun da insanlara ulaştırdığı şeylerin tümünü kabul ederek onları yasamak, sözleri ve isleriyle onları kabul ettiğini göstermek, Allah’a ve Rasulüne itaat etmektir.<br />
<br />
Müslüman: İslâm Dininin kurallarına uyan, İslâm’ın kurallarını hayata geçiren kimsedir.<br />
<br />
İman: Sözlük anlamı doğrulamak tasdik etmek bir şeye tereddütsüz ve kesin olarak yürekten inanmak anlamına gelen iman, İslâmî bir deyim olarak Allah’a ve Hz. Muhammad’in Allah tarafından haber verdiği kesin olarak belli olan şeylerin doğru olduğuna tereddütsüz inanmaktır.<br />
İmanın Esasları: Peygamberimiz Hz.Muhammed; imanın ne demek olduğunu sorana:<br />
<br />
İman, Allah’tan başka tanrı olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna,<br />
<br />
Allah’ın meleklerine,<br />
<br />
Kitaplarına,<br />
<br />
Peygamberlerine,<br />
<br />
Ahiret gününe,<br />
<br />
Kadere (Hayır ve ser her şeyin Allah’ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna) inanmaktır” şeklinde cevap vermiştir. Peygamberimizin bu sözü, İslam’daki inanç temellerini göstermektedir. Simdi bunlara kısaca değinelim.<br />
<br />
1. Allah’a İman: Allah’ın varlığını, birliğini, ezeli ve ebedi olduğunu, yani varlığının bir başlangıcı olmadığını ve ebediyken sona ermeyeceğini, esinin, benzerinin, ortağının, oğlunun, kızının olmadığını; varlığı kendinden olup varlığı için bir başka şeye muhtaç olmadığını, yaratılmış olan şeylerden hiç birine benzemediğini, dolayısıyla düşündüklerimizden ve hayalimize gelen şeylerin hepsinden başka olduğunu; her şeyi bildiğini, herşeyi gördüğünü, her şeyi işittiğini, duyduğunu, her şeye gücünün yettiğini, her şeyi yaratanın O olduğunu ..Kısacası, her türlü eksiklikten uzak oldu?unu ve her türlü eksiksizlik özelliğine sahip olduğunu kabul etmek ve buna yürekten, tereddütsüz bir şekilde inanmak; ergenlik çağına ulaşmış her akil sahibine farzdır.<br />
<br />
2. Meleklere İman: Allah’ın yarattığı şeyler, gözümüzle gördüklerimizden ibaret değildir. Göremediğimiz ve hakikatlerini bilemediğimiz ruhani ve nurani varlıklar da vardır. Meleklerde bunlardandır. meleklerin varlığını peygamberler ve ilahi kitaplar haber vermektedir. Bu sebeple onları inkar etmek , Peygamberleri inkar etmek gibidir.<br />
<br />
Melekler yaratılışı, insanlarınkine benzemez. Onlarda yeme, içme, erkeklik, dişilik gibi özellikler yoktur. Günah islemezler, Allah’ın kendilerine verdiği görevleri yaparlar. Sayılarını Allah’tan başka kimse bilmez.<br />
<br />
3. Kitaplara İman: Allah, insanlara doğru yolu göstermek, onları dünya ve ahirette mutlu kılacak ilkeleri bildirmek, akıllarıyla cevaplarını bulmaları imkansız bazı konularda onları aydınlatmak üzere Peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerden bazılarına insanlara tebliğ edilmek üzere yol gösterici kitaplar indirilmiştir. Allah Teâlânın Kitap göndermesi, sahifeler halinde başlamıştır.İlk sahifeler, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’e gönderilmiştir. Sayıları henüz son derece sınırlı olan, hayatları ve ilişkileri henüz kompleks hale gelmemiş o zamanın toplumlarının ihtiyacının görülmesinde bu sahifeler yeterli olmaktaydı.<br />
<br />
Peygamberlerin getirdiği esaslarla ve bu esasların Işığında insan aklinin faaliyetleriyle uygarlık ilerledikçe, insanların hayat ve ilişkileri daha kompleks hale geldikçe Allah Teâlâ da daha kapsamlı sahifeler ve kitaplar göndermiştir. İlahi kitaplar son kitap Kur’an-ı Kerim’le zirveye ulaşmış ve Kur’an-ı Kerim ilahi korumaya alınmıştır. Artık bundan sonra ilahi kitap gelmeyecek ve Kur’an-ı Kerim kıyamete kadar insanlığın rehberi olacaktır. Tevrat Hz. Musa’ya, Zebur Hz. Davut’a, İncil Hz. İsa’ya indirilen büyük kitaplardır.<br />
<br />
Müslüman, Allah tarafından Peygamberlere indirilen kitapların hepsine inanır. Ancak bu kitaplardan, Allah’ın indirdiği gibi hiç bir harfi bile değişmeden günümüze kadar ulasan yegane ilahi kitap, sadece Kur’an-ı Kerim’dir. Diğerleri ise ya tamamen kaybolmuş veya insanlar tarafından değiştirilmiş; böylece asli şekillerini kaybetmişlerdir. Bu yüzden bugün Kur’an-ı Kerim’in dışında elde mevcut bulunan diğer ilahi kitaplarda yer alan sözlerden hangilerinin Allah’a ait olduğu, hangilerinin ise insanlar tarafından bu kitaplara sokulduğunu ayırdetmek mümkün değildir.<br />
<br />
Zaten Kur’an-ı Kerim indirildikten sonra ilahi kitaplara ihtiyaç kalmamıştır. Artık onların hükmü sona ermiştir. Çünkü, yukarı da da belirttiğimiz gibi Kur’an-ı Kerim, diğer kitaplarında ihtiva ettiği Allah’ın birliğine Peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahiret gününe iman; canın, malın, neslin, aklın ve dinin korunması gibi hak dinin temel esaslarını yeniden ve en mükemmel bir şekilde ortaya koymuş, daha önceki kitaplarda da yer alan gerçekleri tasdik etmiş, tahrif edilen hususların doğrusunu açıklamıştır.<br />
<br />
4. Peygamberlere İman: Yüce Allah, insanlara kendi içlerinden seçtiği son derece yetkin insanlar aracılığıyla dinini bildirmiştir. Bu kimselere “peygamber” denir ki Allah ile kulları arasında bir elçi demektir.<br />
<br />
Peygamberlik, Allah’ın insanlardan dilediğine verdiği bir görevdir. Çalışmakla elde edilmez. İlk Peygamber Hz. Adem son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) dır. Bu ikisinin arasında pek çok peygamber gelip geçmiştir. Sayılarını Allah’tan başka kimse bilmez. Bunlardan bir kısmının adı Kur’an’da geçmektedir. Her millete kendi diliyle konuşan peygamberler gönderilmiştir.<br />
<br />
Peygamberler de insandır. Bu bakımdan yeme, içme,uyuma, dinlenme,evlenme, hastalanma gibi beşeri hususlarda diğer insanlarla aralarında bir fark yoktur. Bunlar peygamberler için bir eksiklik değildir. Ancak hepsinde mutlaka bulunması gereken ortak nitelikler şunlardır. Sıdk (doğruluk), emanet (güvenilir olma), fetanet (çok zeki ve akilli olmak), tebliğ (bildirmekle yükümlü bulundukları hükümleri insanlara anlatmak). Peygamberlerin , peygamberliğini insanlara anlatmak için Allah kendilerine mucizeler vermiştir. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’e de böyle pek çok mucize verilmiştir. Fakat O’nun en büyük ve sürekli mucizesi, hiç şüphesiz ki Kur’an’dır.<br />
<br />
5. Ahiret Gününe İman: Allah’tan başka hiç bir varlık kadim ve ezeli değildir. Hepsi de Allah’ın yaratmasıyla sonradan meydana gelmiştir. Sonradan yaratılan şeylerin bir de sonu vardır. Çünkü Allah’tan başka hiç bir şey ebedi ve baki değildir. Dünyanın da sonunun gelip düzeninin alt üst olmasından yani Kıyametin kopmasından sonra Allah’ın emriyle bütün canlılar tekrar diriltilecektir. Buna öldükten sonra tekrar dirilme denir. İnsanlar dünyada yaptıkları şeylerden sorguya çekilecek, haklı haksiz ayırt edilecek, kimin kimde hakki varsa alınacak, herkes dünyada yaptığı iyilik ve kötülüğün karşılığını mutlaka görecektir. İste bütün bunlara inanmak da iman esaslarındandır.<br />
<br />
6. Kadere İnanmak: (Hayır ve Şer; her şeyin Allah’ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna) inanmak. Kader, Allah Teâlânın, ezelden ebede kadar olacak her şeyi en ince ayrıntılarıyla bilip takdir etmesidir.Allah kullarına hayrı da şerri de serbestçe seçebileceği bir irade vermiştir. İnsan iyiliği veya kötülüğü kendi seçer. Onun seçtiğini de Allah yaratır. Ancak, Allah Teâlâ, kulun kötülüğü seçmesine razı değildir. Bu yüzden kullar kendi seçimlerine göre karşılık göreceklerdir. İste, hayır ve şer her şeyin Allah’ın yaratmasıyla meydana gelmesinin anlamı budur. Buna da inanmak iman esaslarındandır.<br />
<br />
İbadetler:<br />
<br />
Namaz: Namaz, müslümanın günlük ibadetidir. İman ettikten sonra müslümanın, yerine getirmekle yükümlü bulunduğu farzların basında gelir. Namaz, insani kötülüklerden uzaklaştırır, manen olgunlaşmasını sağlar, ruhi melekelerini geliştirir, günahlardan arındırarak manevi huzura kavuşmasını temin eder. Allah’a manen yakınlaşmanın en önemli vasıtalarından biri olan namaz, Allah’ın rızasını kazandırır. Günde münferit olarak veya cemaatle beş defa kılınan namaz, insana daima Allah’ı hatırlatır. Müslüman, şafak vakti kalkar ve ilk önce sabah namazını kılmak suretiyle Allah’ı anarak güne başlar, gün ortasında öğle namazıyla yine O’na yönelir, dünya meşgalelerinin kendisini iyice yorduğu bir vakitte ikindi namazıyla yaratıcısını unutmadığını gösterir, aksam namazıyla Allah’la olan ahdini yenileyerek gününü bitirir ve nihayet uykuya yatmadan önce tekrar Allah’ın huzuruna durmak suretiyle O’nun yardımını dilemeyi unutmaz. Cuma günleri cemaatla kılınan Cuma namazı ile yılda iki defa dini bayram günlerinde kılınan bayram namazları, müslümanlara, hep birlikte Allah’ın huzuruna durma imkanı verir. Böylece müslüman, bir taraftan dünyadaki islerini yürütürken öbür taraftan yaratıcısıyla irtibatını asla kesmez, O’ndan uzaklaşmaz, dünya ahiret dengesini sağlamış olur.<br />
<br />
Abdest: Namaz kılabilmek için abdest almak şarttır. Abdest, yüzü dirseklerle beraber elleri yıkamak, ıslak elle başı mesh etmek, topuklarla beraber ayakları yıkamaktır. Aslında manevi bir temizlik olan abdestin maddi temizlik açısından da büyük faydaları vardır.<br />
<br />
Gusül: Gusül, ağız ve burnun içi dahil hiç kuru yer kalmamak üzere tepeden tırnağa vücudun her tarafını yıkamaktır. Cinsel ilişkide bulunmuş olanların, adet ve lohusalık halleri sona ermiş bulunan hanımların gusül yapmaları gerekir. Ayrıca en az haftada bir defa her müslümanın yıkanması dini bir tavsiyedir. İslâm dini, temizliğe büyük bir önem vermiştir. Peygamberimiz: “Temizlik imanın yarısıdır.” buyurmuştur.<br />
<br />
Müslümanın her şeyiyle tertemiz olması, dini görevlerindendir. Bedenin, elbisesinin, oturup kalktığı ve ibadet ettiği yerlerin, yiyip içtiği şeylerin temiz olması gerekir.<br />
<br />
Oruç: Niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından aksam güneş batıncaya kadar yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle tutulan orucun dinî ahlakî, sosyal ve sıhhî bir çok yararları vardır.<br />
<br />
Oruç tutan kimse sabretme, sıkıntılara göğüs germe, açlığa susuzluğa dayanma ve nefse hakim olma melekesi kazanır. Fakirlik ve yoksulluğun ne demek olduğunu daha iyi anlar. Bunun sonucu olarak, şefkat, merhamet, başkalarına yardım etme ve insanlara faydalı olma gibi yüce duygular kazanır. Elindeki nimetlerin kadrini bilir, israftan sakınmayı öğrenir.<br />
<br />
İnsanin manen yükselmesini sağlayan oruç, kişinin iradesini güçlendirir, başkalarına karşı, sevgi, merhamet ve yardim hislerinin gelişmesini temin eder.<br />
<br />
Akil sahibi ve erginlik cağına gelmiş her sağlıklı müslümanın tutmak zorunda olduğu oruç, bir aydır kamerî aylardan Ramazan ayında tutulur.<br />
<br />
Zekat: Zekat, dinen zengin sayılan erginlik cağına gelmiş akıl sahibi müslümanların, mallarının belli bir miktarını ki genellikle % 2,5 diğer bir ifade ile kırktabirini seneden seneye fakir müslümanlara vermesidir.<br />
<br />
Zekat, sözlükte temizlik ve artma anlamlarına gelir. Çünkü günahlardan temizlenmeye ve malın bereketlenmesine vesiledir.<br />
<br />
İslâm, yoksula yardımı kişinin isteğine bırakmayarak zengin olan herkesin zekat vermesini zorunlu kılmıştır. Çünkü zekat, Allah’ın zenginlere ihsan ettiği malda, fakirlerin hakkıdır.<br />
<br />
Zekat, Allah’ın rızasını kazandıran, kişinin anlayışında, malın, araç olmaktan çıkarak amaç haline gelmesini önleyen, insanda başkalarını düşünme, merhamet ve iyilik gibi güzel duyguları geliştiren ve toplumsal barışı sağlayan bir ibadettir.<br />
<br />
Hac: İslâm’ın esaslarından biri olan Hac, hac günlerinde Kabe’yi ve etrafındaki bazı kutsal yerleri usûlüne göre ziyaret ederek buralarda yapılması gerekenleri yerine getirmektir. Gücü yeten her müslümana ömründe bir defa hac yapmak farzdır.<br />
<br />
Hac; her yıl, dilleri, renkleri, ülkeleri, kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri ayni milyonlarca müslümanın bir arada, hep birden ibadet edip Allah’a yönelmelerini, birbirleri ile tanışıp kaynaşmalarını, müslümanların dertlerini görüşüp ortak çareler üzerinde düşünmelerini sağlar.<br />
<br />
Hac ibadeti esnasında günlük giysilerinden soyunup ihrama giren müslümanlar, zenginlikle böbürlenmemeyi, insanlar arasındaki eşitliği, ölümü ve öldükten sonra dirilisi unutmamayı fiilen yasar ve öğrenirler.<br />
<br />
İhramlı için konulan yasaklar, hiç kimseye, hatta haşerelere bile zarar vermeme, yaratıklara şefkat ve merhamet, zorluklara sabretme melekesi kazandırır. Böylece Hac farizasını eda eden kimseler, Allah’a kulluk vazifelerini ifa etmiş oldukları gibi çevresindekilere yararlı olma, hiç değilse zarar vermeme alışkanlığı kazanmış olur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İslam’ın Temel Şartları</span><br />
<br />
İslam dini hakkında bazı temel bilgiler<br />
Müslümanlar, dünya nüfusunun dörtte birini oluşturmaktadırlar. İslâmîyet bugün artık beş kıtaya yayılmış vaziyettedir. İslâm Dininin Dünya Medeniyetine çok büyük katkıları olmuştur. İslâm’ı çeşitli yönleriyle tanımak için bu dini çeşitli yönleriyle tanıtan muteber eserlere müracaat etmek gerekir. Bu küçük broşürde amaçlanan ise, İslâm Dininin itikat ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili çok özet bilgiler sunarak bir ön fikir vermektir.<br />
<br />
İslâm: “İslâm”, Arapça bir kelimedir. Kökü “barış” anlamına gelen “silm (selm)” kelimesine dayanır. Sözlükte itaat etme, boyun eğme anlamına gelir. Herhangi bir zorlama olmaksızın gönülden ve içtenlikle Allah’a itaat etmek, O’na teslim olmak, emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız boyun eğmek demektir. İslâm, Yüce Allah’ın son Peygamber Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla bildirdiği O’nun da insanlara ulaştırdığı şeylerin tümünü kabul ederek onları yasamak, sözleri ve isleriyle onları kabul ettiğini göstermek, Allah’a ve Rasulüne itaat etmektir.<br />
<br />
Müslüman: İslâm Dininin kurallarına uyan, İslâm’ın kurallarını hayata geçiren kimsedir.<br />
<br />
İman: Sözlük anlamı doğrulamak tasdik etmek bir şeye tereddütsüz ve kesin olarak yürekten inanmak anlamına gelen iman, İslâmî bir deyim olarak Allah’a ve Hz. Muhammad’in Allah tarafından haber verdiği kesin olarak belli olan şeylerin doğru olduğuna tereddütsüz inanmaktır.<br />
İmanın Esasları: Peygamberimiz Hz.Muhammed; imanın ne demek olduğunu sorana:<br />
<br />
İman, Allah’tan başka tanrı olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna,<br />
<br />
Allah’ın meleklerine,<br />
<br />
Kitaplarına,<br />
<br />
Peygamberlerine,<br />
<br />
Ahiret gününe,<br />
<br />
Kadere (Hayır ve ser her şeyin Allah’ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna) inanmaktır” şeklinde cevap vermiştir. Peygamberimizin bu sözü, İslam’daki inanç temellerini göstermektedir. Simdi bunlara kısaca değinelim.<br />
<br />
1. Allah’a İman: Allah’ın varlığını, birliğini, ezeli ve ebedi olduğunu, yani varlığının bir başlangıcı olmadığını ve ebediyken sona ermeyeceğini, esinin, benzerinin, ortağının, oğlunun, kızının olmadığını; varlığı kendinden olup varlığı için bir başka şeye muhtaç olmadığını, yaratılmış olan şeylerden hiç birine benzemediğini, dolayısıyla düşündüklerimizden ve hayalimize gelen şeylerin hepsinden başka olduğunu; her şeyi bildiğini, herşeyi gördüğünü, her şeyi işittiğini, duyduğunu, her şeye gücünün yettiğini, her şeyi yaratanın O olduğunu ..Kısacası, her türlü eksiklikten uzak oldu?unu ve her türlü eksiksizlik özelliğine sahip olduğunu kabul etmek ve buna yürekten, tereddütsüz bir şekilde inanmak; ergenlik çağına ulaşmış her akil sahibine farzdır.<br />
<br />
2. Meleklere İman: Allah’ın yarattığı şeyler, gözümüzle gördüklerimizden ibaret değildir. Göremediğimiz ve hakikatlerini bilemediğimiz ruhani ve nurani varlıklar da vardır. Meleklerde bunlardandır. meleklerin varlığını peygamberler ve ilahi kitaplar haber vermektedir. Bu sebeple onları inkar etmek , Peygamberleri inkar etmek gibidir.<br />
<br />
Melekler yaratılışı, insanlarınkine benzemez. Onlarda yeme, içme, erkeklik, dişilik gibi özellikler yoktur. Günah islemezler, Allah’ın kendilerine verdiği görevleri yaparlar. Sayılarını Allah’tan başka kimse bilmez.<br />
<br />
3. Kitaplara İman: Allah, insanlara doğru yolu göstermek, onları dünya ve ahirette mutlu kılacak ilkeleri bildirmek, akıllarıyla cevaplarını bulmaları imkansız bazı konularda onları aydınlatmak üzere Peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerden bazılarına insanlara tebliğ edilmek üzere yol gösterici kitaplar indirilmiştir. Allah Teâlânın Kitap göndermesi, sahifeler halinde başlamıştır.İlk sahifeler, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’e gönderilmiştir. Sayıları henüz son derece sınırlı olan, hayatları ve ilişkileri henüz kompleks hale gelmemiş o zamanın toplumlarının ihtiyacının görülmesinde bu sahifeler yeterli olmaktaydı.<br />
<br />
Peygamberlerin getirdiği esaslarla ve bu esasların Işığında insan aklinin faaliyetleriyle uygarlık ilerledikçe, insanların hayat ve ilişkileri daha kompleks hale geldikçe Allah Teâlâ da daha kapsamlı sahifeler ve kitaplar göndermiştir. İlahi kitaplar son kitap Kur’an-ı Kerim’le zirveye ulaşmış ve Kur’an-ı Kerim ilahi korumaya alınmıştır. Artık bundan sonra ilahi kitap gelmeyecek ve Kur’an-ı Kerim kıyamete kadar insanlığın rehberi olacaktır. Tevrat Hz. Musa’ya, Zebur Hz. Davut’a, İncil Hz. İsa’ya indirilen büyük kitaplardır.<br />
<br />
Müslüman, Allah tarafından Peygamberlere indirilen kitapların hepsine inanır. Ancak bu kitaplardan, Allah’ın indirdiği gibi hiç bir harfi bile değişmeden günümüze kadar ulasan yegane ilahi kitap, sadece Kur’an-ı Kerim’dir. Diğerleri ise ya tamamen kaybolmuş veya insanlar tarafından değiştirilmiş; böylece asli şekillerini kaybetmişlerdir. Bu yüzden bugün Kur’an-ı Kerim’in dışında elde mevcut bulunan diğer ilahi kitaplarda yer alan sözlerden hangilerinin Allah’a ait olduğu, hangilerinin ise insanlar tarafından bu kitaplara sokulduğunu ayırdetmek mümkün değildir.<br />
<br />
Zaten Kur’an-ı Kerim indirildikten sonra ilahi kitaplara ihtiyaç kalmamıştır. Artık onların hükmü sona ermiştir. Çünkü, yukarı da da belirttiğimiz gibi Kur’an-ı Kerim, diğer kitaplarında ihtiva ettiği Allah’ın birliğine Peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahiret gününe iman; canın, malın, neslin, aklın ve dinin korunması gibi hak dinin temel esaslarını yeniden ve en mükemmel bir şekilde ortaya koymuş, daha önceki kitaplarda da yer alan gerçekleri tasdik etmiş, tahrif edilen hususların doğrusunu açıklamıştır.<br />
<br />
4. Peygamberlere İman: Yüce Allah, insanlara kendi içlerinden seçtiği son derece yetkin insanlar aracılığıyla dinini bildirmiştir. Bu kimselere “peygamber” denir ki Allah ile kulları arasında bir elçi demektir.<br />
<br />
Peygamberlik, Allah’ın insanlardan dilediğine verdiği bir görevdir. Çalışmakla elde edilmez. İlk Peygamber Hz. Adem son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) dır. Bu ikisinin arasında pek çok peygamber gelip geçmiştir. Sayılarını Allah’tan başka kimse bilmez. Bunlardan bir kısmının adı Kur’an’da geçmektedir. Her millete kendi diliyle konuşan peygamberler gönderilmiştir.<br />
<br />
Peygamberler de insandır. Bu bakımdan yeme, içme,uyuma, dinlenme,evlenme, hastalanma gibi beşeri hususlarda diğer insanlarla aralarında bir fark yoktur. Bunlar peygamberler için bir eksiklik değildir. Ancak hepsinde mutlaka bulunması gereken ortak nitelikler şunlardır. Sıdk (doğruluk), emanet (güvenilir olma), fetanet (çok zeki ve akilli olmak), tebliğ (bildirmekle yükümlü bulundukları hükümleri insanlara anlatmak). Peygamberlerin , peygamberliğini insanlara anlatmak için Allah kendilerine mucizeler vermiştir. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’e de böyle pek çok mucize verilmiştir. Fakat O’nun en büyük ve sürekli mucizesi, hiç şüphesiz ki Kur’an’dır.<br />
<br />
5. Ahiret Gününe İman: Allah’tan başka hiç bir varlık kadim ve ezeli değildir. Hepsi de Allah’ın yaratmasıyla sonradan meydana gelmiştir. Sonradan yaratılan şeylerin bir de sonu vardır. Çünkü Allah’tan başka hiç bir şey ebedi ve baki değildir. Dünyanın da sonunun gelip düzeninin alt üst olmasından yani Kıyametin kopmasından sonra Allah’ın emriyle bütün canlılar tekrar diriltilecektir. Buna öldükten sonra tekrar dirilme denir. İnsanlar dünyada yaptıkları şeylerden sorguya çekilecek, haklı haksiz ayırt edilecek, kimin kimde hakki varsa alınacak, herkes dünyada yaptığı iyilik ve kötülüğün karşılığını mutlaka görecektir. İste bütün bunlara inanmak da iman esaslarındandır.<br />
<br />
6. Kadere İnanmak: (Hayır ve Şer; her şeyin Allah’ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna) inanmak. Kader, Allah Teâlânın, ezelden ebede kadar olacak her şeyi en ince ayrıntılarıyla bilip takdir etmesidir.Allah kullarına hayrı da şerri de serbestçe seçebileceği bir irade vermiştir. İnsan iyiliği veya kötülüğü kendi seçer. Onun seçtiğini de Allah yaratır. Ancak, Allah Teâlâ, kulun kötülüğü seçmesine razı değildir. Bu yüzden kullar kendi seçimlerine göre karşılık göreceklerdir. İste, hayır ve şer her şeyin Allah’ın yaratmasıyla meydana gelmesinin anlamı budur. Buna da inanmak iman esaslarındandır.<br />
<br />
İbadetler:<br />
<br />
Namaz: Namaz, müslümanın günlük ibadetidir. İman ettikten sonra müslümanın, yerine getirmekle yükümlü bulunduğu farzların basında gelir. Namaz, insani kötülüklerden uzaklaştırır, manen olgunlaşmasını sağlar, ruhi melekelerini geliştirir, günahlardan arındırarak manevi huzura kavuşmasını temin eder. Allah’a manen yakınlaşmanın en önemli vasıtalarından biri olan namaz, Allah’ın rızasını kazandırır. Günde münferit olarak veya cemaatle beş defa kılınan namaz, insana daima Allah’ı hatırlatır. Müslüman, şafak vakti kalkar ve ilk önce sabah namazını kılmak suretiyle Allah’ı anarak güne başlar, gün ortasında öğle namazıyla yine O’na yönelir, dünya meşgalelerinin kendisini iyice yorduğu bir vakitte ikindi namazıyla yaratıcısını unutmadığını gösterir, aksam namazıyla Allah’la olan ahdini yenileyerek gününü bitirir ve nihayet uykuya yatmadan önce tekrar Allah’ın huzuruna durmak suretiyle O’nun yardımını dilemeyi unutmaz. Cuma günleri cemaatla kılınan Cuma namazı ile yılda iki defa dini bayram günlerinde kılınan bayram namazları, müslümanlara, hep birlikte Allah’ın huzuruna durma imkanı verir. Böylece müslüman, bir taraftan dünyadaki islerini yürütürken öbür taraftan yaratıcısıyla irtibatını asla kesmez, O’ndan uzaklaşmaz, dünya ahiret dengesini sağlamış olur.<br />
<br />
Abdest: Namaz kılabilmek için abdest almak şarttır. Abdest, yüzü dirseklerle beraber elleri yıkamak, ıslak elle başı mesh etmek, topuklarla beraber ayakları yıkamaktır. Aslında manevi bir temizlik olan abdestin maddi temizlik açısından da büyük faydaları vardır.<br />
<br />
Gusül: Gusül, ağız ve burnun içi dahil hiç kuru yer kalmamak üzere tepeden tırnağa vücudun her tarafını yıkamaktır. Cinsel ilişkide bulunmuş olanların, adet ve lohusalık halleri sona ermiş bulunan hanımların gusül yapmaları gerekir. Ayrıca en az haftada bir defa her müslümanın yıkanması dini bir tavsiyedir. İslâm dini, temizliğe büyük bir önem vermiştir. Peygamberimiz: “Temizlik imanın yarısıdır.” buyurmuştur.<br />
<br />
Müslümanın her şeyiyle tertemiz olması, dini görevlerindendir. Bedenin, elbisesinin, oturup kalktığı ve ibadet ettiği yerlerin, yiyip içtiği şeylerin temiz olması gerekir.<br />
<br />
Oruç: Niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından aksam güneş batıncaya kadar yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle tutulan orucun dinî ahlakî, sosyal ve sıhhî bir çok yararları vardır.<br />
<br />
Oruç tutan kimse sabretme, sıkıntılara göğüs germe, açlığa susuzluğa dayanma ve nefse hakim olma melekesi kazanır. Fakirlik ve yoksulluğun ne demek olduğunu daha iyi anlar. Bunun sonucu olarak, şefkat, merhamet, başkalarına yardım etme ve insanlara faydalı olma gibi yüce duygular kazanır. Elindeki nimetlerin kadrini bilir, israftan sakınmayı öğrenir.<br />
<br />
İnsanin manen yükselmesini sağlayan oruç, kişinin iradesini güçlendirir, başkalarına karşı, sevgi, merhamet ve yardim hislerinin gelişmesini temin eder.<br />
<br />
Akil sahibi ve erginlik cağına gelmiş her sağlıklı müslümanın tutmak zorunda olduğu oruç, bir aydır kamerî aylardan Ramazan ayında tutulur.<br />
<br />
Zekat: Zekat, dinen zengin sayılan erginlik cağına gelmiş akıl sahibi müslümanların, mallarının belli bir miktarını ki genellikle % 2,5 diğer bir ifade ile kırktabirini seneden seneye fakir müslümanlara vermesidir.<br />
<br />
Zekat, sözlükte temizlik ve artma anlamlarına gelir. Çünkü günahlardan temizlenmeye ve malın bereketlenmesine vesiledir.<br />
<br />
İslâm, yoksula yardımı kişinin isteğine bırakmayarak zengin olan herkesin zekat vermesini zorunlu kılmıştır. Çünkü zekat, Allah’ın zenginlere ihsan ettiği malda, fakirlerin hakkıdır.<br />
<br />
Zekat, Allah’ın rızasını kazandıran, kişinin anlayışında, malın, araç olmaktan çıkarak amaç haline gelmesini önleyen, insanda başkalarını düşünme, merhamet ve iyilik gibi güzel duyguları geliştiren ve toplumsal barışı sağlayan bir ibadettir.<br />
<br />
Hac: İslâm’ın esaslarından biri olan Hac, hac günlerinde Kabe’yi ve etrafındaki bazı kutsal yerleri usûlüne göre ziyaret ederek buralarda yapılması gerekenleri yerine getirmektir. Gücü yeten her müslümana ömründe bir defa hac yapmak farzdır.<br />
<br />
Hac; her yıl, dilleri, renkleri, ülkeleri, kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri ayni milyonlarca müslümanın bir arada, hep birden ibadet edip Allah’a yönelmelerini, birbirleri ile tanışıp kaynaşmalarını, müslümanların dertlerini görüşüp ortak çareler üzerinde düşünmelerini sağlar.<br />
<br />
Hac ibadeti esnasında günlük giysilerinden soyunup ihrama giren müslümanlar, zenginlikle böbürlenmemeyi, insanlar arasındaki eşitliği, ölümü ve öldükten sonra dirilisi unutmamayı fiilen yasar ve öğrenirler.<br />
<br />
İhramlı için konulan yasaklar, hiç kimseye, hatta haşerelere bile zarar vermeme, yaratıklara şefkat ve merhamet, zorluklara sabretme melekesi kazandırır. Böylece Hac farizasını eda eden kimseler, Allah’a kulluk vazifelerini ifa etmiş oldukları gibi çevresindekilere yararlı olma, hiç değilse zarar vermeme alışkanlığı kazanmış olur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Müslümanlık İslâm Esasları]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1434</link>
			<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 10:00:46 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1434</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Müslümanlık İslâm Esasları </span><br />
<br />
İslâm dini beş şart üzerine bina edilmîştir. Bunlar oruç tutmak, namaz kılmak, hacca gitmek, zekat vermek ve kelime-i şahadet getirmektir.<br />
<br />
- İslam’ın bir rüknü Ramazan ayında oruç tutmaktır. Müslüman oruç tutmakla nefsini terbiye ve tezkiye ederek, onun tahakkümünden ve azgınlığından kendisini korur. Ayrıca çektiği açlık elemi ile kalbinde fakirlere karşı bir merhamet hissi inkişaf eder.<br />
<br />
- İslâm’ın bir diğer şartı namaz kılmaktır. Her gün beş vakitte Allah’ın huzuruna durup rüku ve secde ile acz ve kusurunu idrak ile ubudiyetini göstermektir. Namaz külli bir ibadet ve külli bir şükürdür; her Müslümanın üzerine farzdır. Peygamberimiz,<br />
<br />
    “Namaz dinin direğidir." (Tirmizi, İman, 8) buyurmuştur.<br />
<br />
- İslam’ın rükünlerinden birisi de haccdır. Mali durumu ve sıhhati yerinde olan müminlere ömürlerinde bir defa, şer’an tayin edilen belli bir zamanda Kâbe’yi ziyaret etmesi farz kılınmıştır. Farz olan bu ibadetin en büyük hikmetlerinden birisi Müslümanlara dünya çapında bir görüşme ve tanışma zemini hazırlamasıdır.<br />
<br />
- İslâm’ın bir şartı da zekat vermektir. Cenab-ı Hak, zenginlere mallarından dinin tayin ettiği belirli bir miktarını Müslüman olan fakirlere, Allah rızası için, vermelerini farz kılmıştır. Zenginlerin fakirlere verdikleri bu mallara zekat denir. Bu şer’an fakirin hakkıdır. İslâmiyet, Müslümanları zekat dışında da fakirlere yardım etmeye teşvik etmiştir. Bunlara da sadaka denir.<br />
<br />
- Bir insanın Müslüman olabilmesi için kelime-i şehadet getirmesi gerekir. Bu şahadetin manası şöyledir:<br />
<br />
    “Allah’tan başka hak mabut olmadığına, Hazret-i Muhammed’in de onun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim.”<br />
<br />
Bu şahadetin birinci kısmı, “Allah’ın varlığını ve birliğini, ortağı ve benzeri olmadığını”, ikinci rüknü ise “Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) Allah’ın kulu olup, insanlara hem imanın esaslarını ve İslâmın şartlarını tebliğle vazifeli olduğunu” ifade eder.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Müslümanlık İslâm Esasları </span><br />
<br />
İslâm dini beş şart üzerine bina edilmîştir. Bunlar oruç tutmak, namaz kılmak, hacca gitmek, zekat vermek ve kelime-i şahadet getirmektir.<br />
<br />
- İslam’ın bir rüknü Ramazan ayında oruç tutmaktır. Müslüman oruç tutmakla nefsini terbiye ve tezkiye ederek, onun tahakkümünden ve azgınlığından kendisini korur. Ayrıca çektiği açlık elemi ile kalbinde fakirlere karşı bir merhamet hissi inkişaf eder.<br />
<br />
- İslâm’ın bir diğer şartı namaz kılmaktır. Her gün beş vakitte Allah’ın huzuruna durup rüku ve secde ile acz ve kusurunu idrak ile ubudiyetini göstermektir. Namaz külli bir ibadet ve külli bir şükürdür; her Müslümanın üzerine farzdır. Peygamberimiz,<br />
<br />
    “Namaz dinin direğidir." (Tirmizi, İman, 8) buyurmuştur.<br />
<br />
- İslam’ın rükünlerinden birisi de haccdır. Mali durumu ve sıhhati yerinde olan müminlere ömürlerinde bir defa, şer’an tayin edilen belli bir zamanda Kâbe’yi ziyaret etmesi farz kılınmıştır. Farz olan bu ibadetin en büyük hikmetlerinden birisi Müslümanlara dünya çapında bir görüşme ve tanışma zemini hazırlamasıdır.<br />
<br />
- İslâm’ın bir şartı da zekat vermektir. Cenab-ı Hak, zenginlere mallarından dinin tayin ettiği belirli bir miktarını Müslüman olan fakirlere, Allah rızası için, vermelerini farz kılmıştır. Zenginlerin fakirlere verdikleri bu mallara zekat denir. Bu şer’an fakirin hakkıdır. İslâmiyet, Müslümanları zekat dışında da fakirlere yardım etmeye teşvik etmiştir. Bunlara da sadaka denir.<br />
<br />
- Bir insanın Müslüman olabilmesi için kelime-i şehadet getirmesi gerekir. Bu şahadetin manası şöyledir:<br />
<br />
    “Allah’tan başka hak mabut olmadığına, Hazret-i Muhammed’in de onun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim.”<br />
<br />
Bu şahadetin birinci kısmı, “Allah’ın varlığını ve birliğini, ortağı ve benzeri olmadığını”, ikinci rüknü ise “Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) Allah’ın kulu olup, insanlara hem imanın esaslarını ve İslâmın şartlarını tebliğle vazifeli olduğunu” ifade eder.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur’an’a Göre İslâm ve Müslüman]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1433</link>
			<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 09:59:06 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1433</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kur’an’a Göre İslâm ve Müslüman</span><br />
<br />
İslâm, Allah’ın dini; Müslüman, o dine inanan anlamına geliyor. Vâkıa Müslüman kelimesi, Kur’an’da geçen “Müslim”in Farsça telaffuzundaki “müselman”ın Türkçeleşmiş şekli.<br />
<br />
Kelimeler Kur’an menşe’li olunca, bunlarla ilgili Kur’an’da nasıl bir imaj çizildiğine bakmak lâzım. Kur’an’ın çizdiği İslâm ve Müslüman çerçevesinin âyetler ışığında, maddeler hâlinde sıralanması konuya daha geniş açıdan bakmamıza yardımcı olacaktır.<br />
<br />
Evet din İslâm, İslâm da dindir, Kur’an’da Allah Teâlâ, kendi ind-i ilâhîsinde muteber olan dinin İslâm olduğunu muhtelif âyetlerde değişik lafızlarla ve çarpıcı ifadelerle belirtmektedir.<br />
<br />
Bu âyetlerden ilkinde Allah nezdinde muteber Hak dinin İslâm (Âl-i İmran 3/19) olduğu belirtilmektedir. Din kelimesi, itâat ve ceza, millet ve şeriat mânâlarına; kulların uyacağı kurallar manzûmesi anlamınadır. İslâm ise itâat etmek, bağlanmak, selâmete kavuşmak, ibadette ihlâslı davranmak, teslim olmak, kendini vermek demektir.<br />
<br />
Vâkıa, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri tevhid dininin ortak adı İslâm’dır. Bu adla anılan ve her türlü şirk kokusu ve bozukluktan uzak bu ilâhî dinden başka bir din anlayışına girenin çabaları anlamsız ve buldukları geçersizdir. “Çünkü Allah nezdinde kabule şâyân değildir” (Âl-i İmran, 3/85). Bu tevhid dini, Allah tarafından insanlığa gönderilmiş ve nihayet Hz. Peygamber’in veda haccı sırasında inen ayetle “tamamlandığı bildirilerek Allah’ın kulları için seçtiği din ve bir nimet olduğu tescil edilmiştir.” (el- Mâide 5/3)<br />
<br />
Hidâyet murâd-ı İlâhîye tâbidir, ilâhî iradenin hidâyet bahşettiği insanların gönlü İslâm’a açılır. “Dıyk-ı sadr” sona erer, onun yerini “şerh-i sadr” denilen engin gönüllülük kuşatır (el- En’am, 6/125). Gönlü İslâm ile genişleyen, elbette Allah’tan gelen bir nur ile aydınlanmış (ez- Zümer, 39/22) ve îmânı itminâna ermiştir.<br />
<br />
İnsanda gönül aydınlanması meydana getiren İslâm’ın kendi özünde bulunan özellikleri ve dışa yansıyan bir imajı vardır. Bunları şöyle maddeler halinde sıralamak mümkündür:<br />
<br />
1- İslâm, şirk kokusundan uzak bir tevhid inancı taşır:<br />
<br />
Hz. Âdem’den beri devam edip gelen İslâm şâh-râhının en önemli özelliği tevhidi esas alan ve her türlü şirk endîşesinden uzak yapısıdır. Nitekim âyetin mesajı budur: “De ki; gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı dost edineceğim? De ki: Bana Müslümanların ilki olmam ve asla müşriklerden olmamam emredildi.” (el-En’am, 6/14)<br />
<br />
Âyette insanın Allah’tan başka tanrı adına gönlünde ve gözünde ne varsa; yarar ve çıkar sağladığı kimler mevcudsa, hepsinden sıyrılıp sadece O’nu dost edinmesi emrediliyor.<br />
<br />
2- Bütünüyle Hakk’a yönelmeyi emreder:<br />
<br />
İbâdet hayatı insanın gönül aynasının sâfiyetine bağlı olarak riyâ ve ihlâs arasında gidip gelir. Gönül aynasına mâsivâ lekesi düşmemesi için Kur’an’da kalbî yönelişin daimâ Hakk’a olması uyarısı vardır. Nitekim: “De ki; Şüphesiz benim namazım, kurbanım ve her türlü ibâdetim, hayatım ve ölümüm, eşi ve ortağı bulunmayan âlemlerin Rabbı Allah’a âiddir. Bana emrolunan budur ve ben Müslümanların ilkiyim.” (el-En’âm, 6/162-163)<br />
<br />
 3- Allah’a tam teslimiyet ister:<br />
<br />
İslâm, kelime mânâsındaki boyun eğme anlamını da kapsayan bir biçimde tam bir inkıyâddır. Nitekim Allah Teâlâ Hz. İbrâhim’e: “İslâm ol demişti de: ?Ben âlemlerin rabbine boyun eğip teslim oldum,’demişti.” (el- Bakara, 2/131) Böylece İslâm olmanın, Hakk’a boyun eğmek anlamı tescil edilmiş oluyordu.<br />
<br />
4- Tartışmadan uzak bir teslimiyet bekler:<br />
<br />
İnsanların hakkı kabulde gösterebilecekleri zaaf ve kaymayı bilen Allah Teâlâ, inanmayanlarla uzun uzadıya tartışmaya girilmesine gerek olmadığını, bu işin bir gönül açılımı olduğunu belirtmek için şöyle buyuruyor: “İnanmayanlar seninle tartışmaya girerlerse de ki: Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah’a teslim ettim.” (Âl-i İmrân,3/20)<br />
<br />
5- Teslimiyetten maksad, Allah’ın emrine râm olmaktır:<br />
<br />
Nitekim kendisine ciğerpâresi evlâdını kurban etmek emredilen İbrahim (a.s.) ile bu emre tereddüdsüz itâat gösteren İsmail (a.s.)’in bu hâlini anlatan âyette: “İkisi de Rablerinin emrine râm olunca.” (es- Saffât, 37/167) buyrulur.<br />
<br />
6- Teslimiyetle kendini Allah’a vermek gerekir:<br />
<br />
Tartışmadan uzak bir teslimiyetle Allah’a yöneldikten sonra sıra kendini tam anlamıyla O’na vermeye gelmektedir. Şüphesiz kendisini tam olarak O’na verenlerle vermeyenler eşit değildir. Hattâ kendini O’na vermeyenler Kur’an’ın ifadesiyle kendilerine yazık edenlerdir: “İçimizde kendini Allah’a verenler de var, kendine yazık edenler de. Kendilerini Allah’a verenler doğru yolu arayanlardır.” (el-Cin,72/14)<br />
<br />
7- Teslimiyet, hidâyetin de şartıdır:<br />
<br />
Teslimiyetle râm olmak arasındaki ilgi gibi, râm olmak ile hidâyet arasında bir ilgi vardır. Ehl-i kitâb sayılan Yahudi ve Hıristiyanların İslâm’a yönelip Allah’a teslim olduklarında hidâyete erişeceklerini ifade eden âyet, bu mânâyı ifade etmektedir (bkz. Âl-i İmrân, 3/2). Bunun mefhûm-i muhâlifinden Allah’a teslim olmadan hidâyete erişilemeyeceği anlaşılmaktadır.<br />
<br />
8- İslâm, minnetsiz ve hatırsız teslimiyettir:<br />
<br />
Kişinin Müslümanlığı önce kendi lehine bir kazançtır. Bu yüzden insanın Müslümanlığı sebebiyle her hangi birini minnet altında bırakması ve bu iş için bir bedel beklemesi düşünülemez: “Müslüman oldular diye başa kakıp seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki: Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Tersine imana ilettiği için siz Allah’a minnettar olun.” (el- Hucûrât, 49/17)<br />
<br />
9- İslâm, dini organlarla yaşamaktır:<br />
<br />
İslâm, îmân ve ihsan kelimeleri Cibrîl hadisinde de zikredildiği gibi, birbiriyle irtibatlıdır. İslâm, teslimiyet, boyun eğme ve itaat anlamınadır, ilâhî ahkâmı icrâdır. Îmân ise inanç ve itmînânın kalbe yerleşmesidir. Bu yüzden Kur’an’da îmân, İslâm’a göre daha önemli bir derinlik ifade etmektedir. Nitekim Hucurat suresindeki şu âyet bunun bâriz örneğidir: “Bedevîler: İnandık, dediler. De ki, siz inanmadınız, fakat ?İslâm olduk’ deyin.” (Çünkü îmân kalpten olur, İslâm ise emirlere itâat ile olur.) fakat îmân kalbinize henüz yerleşmedi.” (el-Hucurât, 49/14). Henüz Müslümanlığa yeni girmiş köylü Arapları Kur’an, îmân ile değil İslâm ile isimlendirmektedir.<br />
<br />
10- İslâm ve îmân, ihsan kıvamında olmalı:<br />
<br />
İslâm ve îmânın ileri derecesi ihsândır. İhsân, Allah’ı görüyormuşçasına kulluk bilincine ermektir. Bu kıvama eren îmân, Kur’an âyetlerinde övülmekte ve teşvik edilmektedir: “İhsân ehli olarak özünü Allah’a teslim edenin mükafatı Rabbının yanındadır. Onlara korku yoktur. Ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (el-Bakara, 2/112) Korku ve hüzünden uzak olmak Kur’an’a göre evliyânın vasfıdır (bkz. Yunus 11/62). Bu iki âyet yan yana düşünüldüğünde ihsân ehli olanların velâyete erecekleri anlamı da anlaşılmaktadır. İhsânın din bakımından bir kalite ifade ettiği hususu da şu âyetle ifade buyurulmaktadır: “Din bakımından ihsân ehli olarak kendisini Allah’a verip Hakk’a yönelen ve İbrahim’in Hanif dinine uyandan daha iyi kim olabilir.” (en- Nîsâ, 4/125) Ayrıca ihsan ehli olmak sağlam bir kulpa yapışmaktır: “İhsân ehli olarak kendini Allah’a veren kimse en sağlam kulpa yapışmıştır.” (Lokman, 31/22) ve ihsân ehli, muhacir ve ensardan sonra ümmetin önde gelenleridir. Çünkü “Öne geçen Müslümanlar muhacirler, ensar ve ihsân duygusu ile onlara tâbî olanlardır.” (et-Tevbe, 9/100)<br />
<br />
11- İslâm, ibadet ve takvâ birbiriyle ilişkilidir:<br />
<br />
Kur’an İslâm’ın ibadet hayatı ve takvâ hayatını da kuşatan tarafına da işaret ediyor: ” Âlemlerin Rabbine teslim olun; namaz kılın ve Allah’tan takvâ üzere sakının! diye emrolunduk.” (el-En’âm, 6/71-72)<br />
<br />
12- İslâm, bir tevhid coşkusudur:<br />
<br />
İslâm’ın tevhid inancını vecd ve coşku ile yaşamak ve huzurlu bir ibadet hayatı içinde zamanı idrak etmek bu işin kalbî boyutudur. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur: “Rabbiniz bir tek tanrıdır, yalnız ona teslim olun. O temiz yürekli, Hakk’a gönül vermiş insanları müjdele ki onlar Allah anıldığı zaman kalpleri coşku ile ürperir, başlarına gelen sıkıntılara sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan infâk ederler.” (el- Hâcc, 22/34) İslâm’ı coşku ile yaşamak emirlerine inkıyâd etmek yürekten teslimiyete bağlıdır.<br />
<br />
13- İslâm, eylem ve söylem uygunluğu ister:<br />
<br />
İslâm, kişilere teslimiyetlerinin ölçüsü olarak sâlih amel testi uygulamaktadır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur: “Doğrusu ben kendini Allah’a verenlerdenim, diyen ve sâlih amel işleyen ve Allah’a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır?”(Fussilet, 41/33)<br />
<br />
14- Müslüman, Allah’ın âyetlerine inanır:<br />
<br />
Allah’ın Kur’an’daki okunan âyetleriyle kâinât kitabındaki görülen âyetleri, Müslüman’ın teslim olduğu; kabullenmekte güçlük çekmediği hususlardır: “Sen âyetlerimizi ancak onlara inanan Müslümanlara duyurabilirsin.” (en-Neml, 27/81) Kalpleri mühürlü ve gözleri kör olanlara ise âyetleri ne göstermek, ne de işittirmek mümkündür.<br />
<br />
15- Müslüman, Kur’an âyetlerini okur:<br />
<br />
İslâm, Kur’an’ın gösterdiği hakikatlere teslimiyeti gerekli kıldığı için Müslüman Allah’ın kelâmını okur. Çünkü “Bana Müslümanlardan olmam ve Kur’an okumam emredildi.” (en- Neml, 27/91-92) buyurulmuştur.<br />
<br />
16- Müslüman, gören ve görülen şahittir:<br />
<br />
Müslüman başkalarının yaptıklarına bir gözlemci ve kendisi de başkalarına bir modeldir. Nitekim Kur’an’da buyurulur: “Peygamberlerin size şâhid olması, sizin de insanlara şâhid olmanız için o, gerek daha önce, gerekse Kur’an’da sizi Müslümanlar adlandırdı. Öyleyse namaz kılın, zekatı verin ve Allah’a sımsıkı sarılın.” (el-Hacc, 23/78) Müslüman adıyla anılmak bir sorumluluktur. Bedeli de örnek olacak kıvamda yaşamaktır.<br />
<br />
17- Müslüman hayırlı zürriyetin devamını ister:<br />
<br />
Müslüman kendisi müslümanca yaşadığı gibi, müslümanca yaşayacak nesillerle bu rûhun devamına taliptir. Bu yüzden zürriyetinin de öyle olmasını diler: “Ey Rabbimiz, bizi sana boyun eğenlerden kıl. Neslimizden de sana itâat eden bir ümmet çıkar.” (el-Bakara, 2/128) İnsanın düşünce ve idealleri kendi izine basarak yürüyecek nesillerle pâyidâr olur.<br />
<br />
18- Müslüman düzenli yaşar:<br />
<br />
Müslümanın ibadet hayatı gibi, aile hayatı ve beşerî ilişkileri de düzenli olur ve adâlet terazisi ile tartılır. Bu yüzden o, ebeveyninden başlayarak bütün insanlığa iyi davranır: “Biz insana ana babasına iyi davranmasını tavsiye ettik… Benim için de zürriyetimiz için de iyiliği devam ettir.” (el-Ahkâf, 46/15) duası bunun ifadesidir.<br />
<br />
19- Müslüman son nefesine kadar Müslüman kalmak ister:<br />
<br />
Aslolan Müslüman olarak yaşamak ve Müslüman olarak ölmektir. Çünkü itibar son nefesedir. Bu yüzden bize: “Benim canımı Müslüman olarak al ve beni sâlihler arasına kat!” (Yusuf, 12/101) diye duâ etmemiz tavsiye olunmuştur. Ölümün îmân üzere iken insana ulaşması Müslüman’ın biricik beklentisidir. “Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. O hâlde sadece Müslümanlar olarak can verin.” (el-Bakara, 2/132) “Ey îmân edenler, Allah’tan ona yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslüman olarak can verin.” (Âl-i İmrân, 3/102) Ölümden korkup cihaddan kaçmak, ya da anlamsız iş ve meşgûliyetlerle uğraşırken ölüm ile burun buruna gelmek korkunç bir akıbettir. Hiçbir Müslüman’ın böyle bir akıbete dûçâr olması istenmez.<br />
<br />
20- Müslüman, Allah’ın “Kullarım” hitabına lâyıktır:<br />
Müslüman için şereflerin en güzeli âhirette: Allah’ın “Kullarım” hitabına mazhar olabilmektir. Bu Müslüman’ın nihâî beklentisidir. “Ey âyetlerimize inanan ve Müslüman olan kullarım, bugün size korku yoktur. Sizler mahzun da olmayacaksınız.” (ez-Zuhruf, 43/68-69) Nihayet, beklenen bu hitaba mazhar olabilmektir. Rabbım hepimize nasîb etsin.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kur’an’a Göre İslâm ve Müslüman</span><br />
<br />
İslâm, Allah’ın dini; Müslüman, o dine inanan anlamına geliyor. Vâkıa Müslüman kelimesi, Kur’an’da geçen “Müslim”in Farsça telaffuzundaki “müselman”ın Türkçeleşmiş şekli.<br />
<br />
Kelimeler Kur’an menşe’li olunca, bunlarla ilgili Kur’an’da nasıl bir imaj çizildiğine bakmak lâzım. Kur’an’ın çizdiği İslâm ve Müslüman çerçevesinin âyetler ışığında, maddeler hâlinde sıralanması konuya daha geniş açıdan bakmamıza yardımcı olacaktır.<br />
<br />
Evet din İslâm, İslâm da dindir, Kur’an’da Allah Teâlâ, kendi ind-i ilâhîsinde muteber olan dinin İslâm olduğunu muhtelif âyetlerde değişik lafızlarla ve çarpıcı ifadelerle belirtmektedir.<br />
<br />
Bu âyetlerden ilkinde Allah nezdinde muteber Hak dinin İslâm (Âl-i İmran 3/19) olduğu belirtilmektedir. Din kelimesi, itâat ve ceza, millet ve şeriat mânâlarına; kulların uyacağı kurallar manzûmesi anlamınadır. İslâm ise itâat etmek, bağlanmak, selâmete kavuşmak, ibadette ihlâslı davranmak, teslim olmak, kendini vermek demektir.<br />
<br />
Vâkıa, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri tevhid dininin ortak adı İslâm’dır. Bu adla anılan ve her türlü şirk kokusu ve bozukluktan uzak bu ilâhî dinden başka bir din anlayışına girenin çabaları anlamsız ve buldukları geçersizdir. “Çünkü Allah nezdinde kabule şâyân değildir” (Âl-i İmran, 3/85). Bu tevhid dini, Allah tarafından insanlığa gönderilmiş ve nihayet Hz. Peygamber’in veda haccı sırasında inen ayetle “tamamlandığı bildirilerek Allah’ın kulları için seçtiği din ve bir nimet olduğu tescil edilmiştir.” (el- Mâide 5/3)<br />
<br />
Hidâyet murâd-ı İlâhîye tâbidir, ilâhî iradenin hidâyet bahşettiği insanların gönlü İslâm’a açılır. “Dıyk-ı sadr” sona erer, onun yerini “şerh-i sadr” denilen engin gönüllülük kuşatır (el- En’am, 6/125). Gönlü İslâm ile genişleyen, elbette Allah’tan gelen bir nur ile aydınlanmış (ez- Zümer, 39/22) ve îmânı itminâna ermiştir.<br />
<br />
İnsanda gönül aydınlanması meydana getiren İslâm’ın kendi özünde bulunan özellikleri ve dışa yansıyan bir imajı vardır. Bunları şöyle maddeler halinde sıralamak mümkündür:<br />
<br />
1- İslâm, şirk kokusundan uzak bir tevhid inancı taşır:<br />
<br />
Hz. Âdem’den beri devam edip gelen İslâm şâh-râhının en önemli özelliği tevhidi esas alan ve her türlü şirk endîşesinden uzak yapısıdır. Nitekim âyetin mesajı budur: “De ki; gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı dost edineceğim? De ki: Bana Müslümanların ilki olmam ve asla müşriklerden olmamam emredildi.” (el-En’am, 6/14)<br />
<br />
Âyette insanın Allah’tan başka tanrı adına gönlünde ve gözünde ne varsa; yarar ve çıkar sağladığı kimler mevcudsa, hepsinden sıyrılıp sadece O’nu dost edinmesi emrediliyor.<br />
<br />
2- Bütünüyle Hakk’a yönelmeyi emreder:<br />
<br />
İbâdet hayatı insanın gönül aynasının sâfiyetine bağlı olarak riyâ ve ihlâs arasında gidip gelir. Gönül aynasına mâsivâ lekesi düşmemesi için Kur’an’da kalbî yönelişin daimâ Hakk’a olması uyarısı vardır. Nitekim: “De ki; Şüphesiz benim namazım, kurbanım ve her türlü ibâdetim, hayatım ve ölümüm, eşi ve ortağı bulunmayan âlemlerin Rabbı Allah’a âiddir. Bana emrolunan budur ve ben Müslümanların ilkiyim.” (el-En’âm, 6/162-163)<br />
<br />
 3- Allah’a tam teslimiyet ister:<br />
<br />
İslâm, kelime mânâsındaki boyun eğme anlamını da kapsayan bir biçimde tam bir inkıyâddır. Nitekim Allah Teâlâ Hz. İbrâhim’e: “İslâm ol demişti de: ?Ben âlemlerin rabbine boyun eğip teslim oldum,’demişti.” (el- Bakara, 2/131) Böylece İslâm olmanın, Hakk’a boyun eğmek anlamı tescil edilmiş oluyordu.<br />
<br />
4- Tartışmadan uzak bir teslimiyet bekler:<br />
<br />
İnsanların hakkı kabulde gösterebilecekleri zaaf ve kaymayı bilen Allah Teâlâ, inanmayanlarla uzun uzadıya tartışmaya girilmesine gerek olmadığını, bu işin bir gönül açılımı olduğunu belirtmek için şöyle buyuruyor: “İnanmayanlar seninle tartışmaya girerlerse de ki: Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah’a teslim ettim.” (Âl-i İmrân,3/20)<br />
<br />
5- Teslimiyetten maksad, Allah’ın emrine râm olmaktır:<br />
<br />
Nitekim kendisine ciğerpâresi evlâdını kurban etmek emredilen İbrahim (a.s.) ile bu emre tereddüdsüz itâat gösteren İsmail (a.s.)’in bu hâlini anlatan âyette: “İkisi de Rablerinin emrine râm olunca.” (es- Saffât, 37/167) buyrulur.<br />
<br />
6- Teslimiyetle kendini Allah’a vermek gerekir:<br />
<br />
Tartışmadan uzak bir teslimiyetle Allah’a yöneldikten sonra sıra kendini tam anlamıyla O’na vermeye gelmektedir. Şüphesiz kendisini tam olarak O’na verenlerle vermeyenler eşit değildir. Hattâ kendini O’na vermeyenler Kur’an’ın ifadesiyle kendilerine yazık edenlerdir: “İçimizde kendini Allah’a verenler de var, kendine yazık edenler de. Kendilerini Allah’a verenler doğru yolu arayanlardır.” (el-Cin,72/14)<br />
<br />
7- Teslimiyet, hidâyetin de şartıdır:<br />
<br />
Teslimiyetle râm olmak arasındaki ilgi gibi, râm olmak ile hidâyet arasında bir ilgi vardır. Ehl-i kitâb sayılan Yahudi ve Hıristiyanların İslâm’a yönelip Allah’a teslim olduklarında hidâyete erişeceklerini ifade eden âyet, bu mânâyı ifade etmektedir (bkz. Âl-i İmrân, 3/2). Bunun mefhûm-i muhâlifinden Allah’a teslim olmadan hidâyete erişilemeyeceği anlaşılmaktadır.<br />
<br />
8- İslâm, minnetsiz ve hatırsız teslimiyettir:<br />
<br />
Kişinin Müslümanlığı önce kendi lehine bir kazançtır. Bu yüzden insanın Müslümanlığı sebebiyle her hangi birini minnet altında bırakması ve bu iş için bir bedel beklemesi düşünülemez: “Müslüman oldular diye başa kakıp seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki: Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Tersine imana ilettiği için siz Allah’a minnettar olun.” (el- Hucûrât, 49/17)<br />
<br />
9- İslâm, dini organlarla yaşamaktır:<br />
<br />
İslâm, îmân ve ihsan kelimeleri Cibrîl hadisinde de zikredildiği gibi, birbiriyle irtibatlıdır. İslâm, teslimiyet, boyun eğme ve itaat anlamınadır, ilâhî ahkâmı icrâdır. Îmân ise inanç ve itmînânın kalbe yerleşmesidir. Bu yüzden Kur’an’da îmân, İslâm’a göre daha önemli bir derinlik ifade etmektedir. Nitekim Hucurat suresindeki şu âyet bunun bâriz örneğidir: “Bedevîler: İnandık, dediler. De ki, siz inanmadınız, fakat ?İslâm olduk’ deyin.” (Çünkü îmân kalpten olur, İslâm ise emirlere itâat ile olur.) fakat îmân kalbinize henüz yerleşmedi.” (el-Hucurât, 49/14). Henüz Müslümanlığa yeni girmiş köylü Arapları Kur’an, îmân ile değil İslâm ile isimlendirmektedir.<br />
<br />
10- İslâm ve îmân, ihsan kıvamında olmalı:<br />
<br />
İslâm ve îmânın ileri derecesi ihsândır. İhsân, Allah’ı görüyormuşçasına kulluk bilincine ermektir. Bu kıvama eren îmân, Kur’an âyetlerinde övülmekte ve teşvik edilmektedir: “İhsân ehli olarak özünü Allah’a teslim edenin mükafatı Rabbının yanındadır. Onlara korku yoktur. Ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (el-Bakara, 2/112) Korku ve hüzünden uzak olmak Kur’an’a göre evliyânın vasfıdır (bkz. Yunus 11/62). Bu iki âyet yan yana düşünüldüğünde ihsân ehli olanların velâyete erecekleri anlamı da anlaşılmaktadır. İhsânın din bakımından bir kalite ifade ettiği hususu da şu âyetle ifade buyurulmaktadır: “Din bakımından ihsân ehli olarak kendisini Allah’a verip Hakk’a yönelen ve İbrahim’in Hanif dinine uyandan daha iyi kim olabilir.” (en- Nîsâ, 4/125) Ayrıca ihsan ehli olmak sağlam bir kulpa yapışmaktır: “İhsân ehli olarak kendini Allah’a veren kimse en sağlam kulpa yapışmıştır.” (Lokman, 31/22) ve ihsân ehli, muhacir ve ensardan sonra ümmetin önde gelenleridir. Çünkü “Öne geçen Müslümanlar muhacirler, ensar ve ihsân duygusu ile onlara tâbî olanlardır.” (et-Tevbe, 9/100)<br />
<br />
11- İslâm, ibadet ve takvâ birbiriyle ilişkilidir:<br />
<br />
Kur’an İslâm’ın ibadet hayatı ve takvâ hayatını da kuşatan tarafına da işaret ediyor: ” Âlemlerin Rabbine teslim olun; namaz kılın ve Allah’tan takvâ üzere sakının! diye emrolunduk.” (el-En’âm, 6/71-72)<br />
<br />
12- İslâm, bir tevhid coşkusudur:<br />
<br />
İslâm’ın tevhid inancını vecd ve coşku ile yaşamak ve huzurlu bir ibadet hayatı içinde zamanı idrak etmek bu işin kalbî boyutudur. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur: “Rabbiniz bir tek tanrıdır, yalnız ona teslim olun. O temiz yürekli, Hakk’a gönül vermiş insanları müjdele ki onlar Allah anıldığı zaman kalpleri coşku ile ürperir, başlarına gelen sıkıntılara sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan infâk ederler.” (el- Hâcc, 22/34) İslâm’ı coşku ile yaşamak emirlerine inkıyâd etmek yürekten teslimiyete bağlıdır.<br />
<br />
13- İslâm, eylem ve söylem uygunluğu ister:<br />
<br />
İslâm, kişilere teslimiyetlerinin ölçüsü olarak sâlih amel testi uygulamaktadır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur: “Doğrusu ben kendini Allah’a verenlerdenim, diyen ve sâlih amel işleyen ve Allah’a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır?”(Fussilet, 41/33)<br />
<br />
14- Müslüman, Allah’ın âyetlerine inanır:<br />
<br />
Allah’ın Kur’an’daki okunan âyetleriyle kâinât kitabındaki görülen âyetleri, Müslüman’ın teslim olduğu; kabullenmekte güçlük çekmediği hususlardır: “Sen âyetlerimizi ancak onlara inanan Müslümanlara duyurabilirsin.” (en-Neml, 27/81) Kalpleri mühürlü ve gözleri kör olanlara ise âyetleri ne göstermek, ne de işittirmek mümkündür.<br />
<br />
15- Müslüman, Kur’an âyetlerini okur:<br />
<br />
İslâm, Kur’an’ın gösterdiği hakikatlere teslimiyeti gerekli kıldığı için Müslüman Allah’ın kelâmını okur. Çünkü “Bana Müslümanlardan olmam ve Kur’an okumam emredildi.” (en- Neml, 27/91-92) buyurulmuştur.<br />
<br />
16- Müslüman, gören ve görülen şahittir:<br />
<br />
Müslüman başkalarının yaptıklarına bir gözlemci ve kendisi de başkalarına bir modeldir. Nitekim Kur’an’da buyurulur: “Peygamberlerin size şâhid olması, sizin de insanlara şâhid olmanız için o, gerek daha önce, gerekse Kur’an’da sizi Müslümanlar adlandırdı. Öyleyse namaz kılın, zekatı verin ve Allah’a sımsıkı sarılın.” (el-Hacc, 23/78) Müslüman adıyla anılmak bir sorumluluktur. Bedeli de örnek olacak kıvamda yaşamaktır.<br />
<br />
17- Müslüman hayırlı zürriyetin devamını ister:<br />
<br />
Müslüman kendisi müslümanca yaşadığı gibi, müslümanca yaşayacak nesillerle bu rûhun devamına taliptir. Bu yüzden zürriyetinin de öyle olmasını diler: “Ey Rabbimiz, bizi sana boyun eğenlerden kıl. Neslimizden de sana itâat eden bir ümmet çıkar.” (el-Bakara, 2/128) İnsanın düşünce ve idealleri kendi izine basarak yürüyecek nesillerle pâyidâr olur.<br />
<br />
18- Müslüman düzenli yaşar:<br />
<br />
Müslümanın ibadet hayatı gibi, aile hayatı ve beşerî ilişkileri de düzenli olur ve adâlet terazisi ile tartılır. Bu yüzden o, ebeveyninden başlayarak bütün insanlığa iyi davranır: “Biz insana ana babasına iyi davranmasını tavsiye ettik… Benim için de zürriyetimiz için de iyiliği devam ettir.” (el-Ahkâf, 46/15) duası bunun ifadesidir.<br />
<br />
19- Müslüman son nefesine kadar Müslüman kalmak ister:<br />
<br />
Aslolan Müslüman olarak yaşamak ve Müslüman olarak ölmektir. Çünkü itibar son nefesedir. Bu yüzden bize: “Benim canımı Müslüman olarak al ve beni sâlihler arasına kat!” (Yusuf, 12/101) diye duâ etmemiz tavsiye olunmuştur. Ölümün îmân üzere iken insana ulaşması Müslüman’ın biricik beklentisidir. “Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. O hâlde sadece Müslümanlar olarak can verin.” (el-Bakara, 2/132) “Ey îmân edenler, Allah’tan ona yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslüman olarak can verin.” (Âl-i İmrân, 3/102) Ölümden korkup cihaddan kaçmak, ya da anlamsız iş ve meşgûliyetlerle uğraşırken ölüm ile burun buruna gelmek korkunç bir akıbettir. Hiçbir Müslüman’ın böyle bir akıbete dûçâr olması istenmez.<br />
<br />
20- Müslüman, Allah’ın “Kullarım” hitabına lâyıktır:<br />
Müslüman için şereflerin en güzeli âhirette: Allah’ın “Kullarım” hitabına mazhar olabilmektir. Bu Müslüman’ın nihâî beklentisidir. “Ey âyetlerimize inanan ve Müslüman olan kullarım, bugün size korku yoktur. Sizler mahzun da olmayacaksınız.” (ez-Zuhruf, 43/68-69) Nihayet, beklenen bu hitaba mazhar olabilmektir. Rabbım hepimize nasîb etsin.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur'an Müslümanlığı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1432</link>
			<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 09:58:10 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1432</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kur'an Müslümanlığı</span><br />
<br />
Sual: (Kur’an Müslümanlığı) isimli bir kitapta, (Türk toplumunda, erkek gibi, kadın da giyiminde serbesttir. Arzu ettiği şekilde açık giyebilir) deniyor. Dinimizde kadının giyimi, erkeğinkinden farklı değil midir?<br />
CEVAP<br />
(Kur’an Müslümanlığı) tâbiri çok yanlıştır. Sanki Resulullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” bildirdiği Müslümanlık Kur’an’dan ayrı gibi gösteriliyor. Böyle diyenlerin maksadı, Resulullah’ı aradan çıkartmak, Müslümanlıkla alâkası olmayan bir sapık yol meydana getirmektir. Peygambersiz din, dinsizliktir. Resulullah’ın bildirdiği Müslümanlığa, (Kur’ana aykırı) denir mi? Hainlikleri anlaşılmasın diye, mezhep imamlarımızın Kur’ana ve hadislere uygun olarak bildirdikleri hükümlerin Müslümanlıktan farklı bir şey olduğu iftirası yapılıyor. Kendi görüşlerine, (Kur’an Müslümanlığı) veya (Âyetlerle Müslümanlık) diyorlar. (Hadislerle Müslümanlık) diyenler de var, bu da çok yanlıştır. Hadislerden kendi anladığımıza değil, müctehid âlimlere uymak şarttır. Bu mezhepsizlere göre, Resulullah’ın açıkladığı, Eshab-ı kiramın ve Ehl-i sünnet âlimlerinin Kur’an’dan bildirdikleri (Kur’an Müslümanlığı) olmuyor da, kendi anladıkları yanlış hükümler, (Kur’an Müslümanlığı) oluyor.<br />
<br />
Kur’an-ı kerimi en iyi anlayan Peygamber efendimiz, kadınların ve erkeklerin avret yerinin neresi olduğunu açıklamıştır. Kapalı bir şey kalmamıştır. Erkeklerin avret yeri, dizle göbek arasıdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Erkekte göbekle diz arası avrettir) buyuruluyor. (Ebu Davud)<br />
<br />
(Uyluk avret yeridir.) [Buhari, Tirmizi]<br />
<br />
Kadının avuç içinden ve yüzünden başka bütün vücudu avrettir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kadının [yüz ve el hariç] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni]<br />
<br />
(Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez.) [Ebu Davud]<br />
<br />
Erkeğin ve kadının avret yeri bildirilmiştir. Buraları açmak ve buralara bakmak haramdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Avret yerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim]<br />
<br />
(Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyhekî]<br />
<br />
Allahü teâlânın Resulü böyle buyururken, kadınların açık gezmesini isteyen zındıkların, (Kur'an Müslümanlığı) demesi din düşmanlığıdır. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]<br />
<br />
Âyet-i kerimeler ve bunların açıklaması olan hadis-i şerifler, erkeğin de kadının da giyiminde serbest olmadığını, avret sayılan yerlerini örtmelerinin farz olduğunu bildirmektedir.<br />
<br />
(Yalnız Kur'an) veya (Kur'an Müslümanlığı) diyenler kesinlikle Kur'an-ı kerime inanmayan zındıklardır. Kur'an-ı kerimin âyetlerine inanmayan, Allah Resulünü aradan çıkartmaya çalışan, nasıl Müslüman olur ki? Kur'an-ı kerimin 17 yerinde Resulullah’a (De ki, bana tâbi olun!) buyuruluyor. Resulullah'a tâbi olmayan ve Onun bildirdiği şekilde tesettüre inanmayan, nasıl Müslüman olur?</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kur'an Müslümanlığı</span><br />
<br />
Sual: (Kur’an Müslümanlığı) isimli bir kitapta, (Türk toplumunda, erkek gibi, kadın da giyiminde serbesttir. Arzu ettiği şekilde açık giyebilir) deniyor. Dinimizde kadının giyimi, erkeğinkinden farklı değil midir?<br />
CEVAP<br />
(Kur’an Müslümanlığı) tâbiri çok yanlıştır. Sanki Resulullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” bildirdiği Müslümanlık Kur’an’dan ayrı gibi gösteriliyor. Böyle diyenlerin maksadı, Resulullah’ı aradan çıkartmak, Müslümanlıkla alâkası olmayan bir sapık yol meydana getirmektir. Peygambersiz din, dinsizliktir. Resulullah’ın bildirdiği Müslümanlığa, (Kur’ana aykırı) denir mi? Hainlikleri anlaşılmasın diye, mezhep imamlarımızın Kur’ana ve hadislere uygun olarak bildirdikleri hükümlerin Müslümanlıktan farklı bir şey olduğu iftirası yapılıyor. Kendi görüşlerine, (Kur’an Müslümanlığı) veya (Âyetlerle Müslümanlık) diyorlar. (Hadislerle Müslümanlık) diyenler de var, bu da çok yanlıştır. Hadislerden kendi anladığımıza değil, müctehid âlimlere uymak şarttır. Bu mezhepsizlere göre, Resulullah’ın açıkladığı, Eshab-ı kiramın ve Ehl-i sünnet âlimlerinin Kur’an’dan bildirdikleri (Kur’an Müslümanlığı) olmuyor da, kendi anladıkları yanlış hükümler, (Kur’an Müslümanlığı) oluyor.<br />
<br />
Kur’an-ı kerimi en iyi anlayan Peygamber efendimiz, kadınların ve erkeklerin avret yerinin neresi olduğunu açıklamıştır. Kapalı bir şey kalmamıştır. Erkeklerin avret yeri, dizle göbek arasıdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Erkekte göbekle diz arası avrettir) buyuruluyor. (Ebu Davud)<br />
<br />
(Uyluk avret yeridir.) [Buhari, Tirmizi]<br />
<br />
Kadının avuç içinden ve yüzünden başka bütün vücudu avrettir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kadının [yüz ve el hariç] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni]<br />
<br />
(Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez.) [Ebu Davud]<br />
<br />
Erkeğin ve kadının avret yeri bildirilmiştir. Buraları açmak ve buralara bakmak haramdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Avret yerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim]<br />
<br />
(Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyhekî]<br />
<br />
Allahü teâlânın Resulü böyle buyururken, kadınların açık gezmesini isteyen zındıkların, (Kur'an Müslümanlığı) demesi din düşmanlığıdır. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]<br />
<br />
Âyet-i kerimeler ve bunların açıklaması olan hadis-i şerifler, erkeğin de kadının da giyiminde serbest olmadığını, avret sayılan yerlerini örtmelerinin farz olduğunu bildirmektedir.<br />
<br />
(Yalnız Kur'an) veya (Kur'an Müslümanlığı) diyenler kesinlikle Kur'an-ı kerime inanmayan zındıklardır. Kur'an-ı kerimin âyetlerine inanmayan, Allah Resulünü aradan çıkartmaya çalışan, nasıl Müslüman olur ki? Kur'an-ı kerimin 17 yerinde Resulullah’a (De ki, bana tâbi olun!) buyuruluyor. Resulullah'a tâbi olmayan ve Onun bildirdiği şekilde tesettüre inanmayan, nasıl Müslüman olur?</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur’ân ve Müslümanların Durumu]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1431</link>
			<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 09:57:40 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1431</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kur’ân ve Müslümanların Durumu</span><br />
<br />
Allah Teâlâ tüm insanlığa elçi olarak gönderdiği[1] son peygamberi[2] Muhammed aleyhisselam’a, doğruluğunda hiç şüphe olmayan[3] ve sözlerin en güzeli[4] olan Kuranı Kerim’i her şeyi açıklamak için[5] indirmiş, ona, Kuranı Kerim’e uymayı[6] ve Kuran Kerim’i tebliğ etmeyi[7] emretmiştir. Ayrıca Kuran Kerim’i tebliğ etmezse elçilik görevini yerine getirmemiş sayılacağı konusunda uyarmıştır.[8] Peygamber aleyhisselam, Allahü Teâlâ’nın emri ile sadece Kuran’a uyacağını söylemiş[9] ve son ayetin[10] indirildiği gün tüm insanlara hitap ederek “Ben size Allah’ın kitabı olan Kuran’ı bırakıyorum. Ona sımsıkı sarılırsanız azgınlığa düşmezsiniz” [11] demiş, tüm insanlara Kuran- ı Kerim’i bir peygamber mirası olarak bırakıp gittiğini ilan etmiş ve kısa bir süre sonra vefat etmiştir.[12]<br />
<br />
Allah Teâlâ, indirdiği son ayetinde bizlere: “Bugün, dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve din olarak size İslam’ı uygun gördü”[13] buyurmaktadır. Dolayısıyla Kuran- ı Kerim’in son ayetinin indirilmesiyle dinimiz tamamlanmıştır.<br />
<br />
Allah Teâlâ, Peygamber aleyhisselamı kıyamete kadar tüm insanlara elçi olarak gönderdiği için ona indirdiği kitabı olan Kuran- ı Kerim’in mucizeliğini ve rehberliğini de kıyamete kadar muhafaza edeceğini garanti etmiştir.[14] Bundan dolayı Cenabı Allah Kuran’ı kolay anlaşılabilir şekilde indirmiş[15] ve Peygamber aleyhisselam Allah’ın emri ile “bu Kur’an bana vahyedildi ki sizi ve ulaştığı kişileri onunla uyarayım.”[16] demiştir. Bunun içindir ki, Cenabı Allah kıyamete kadar gelecek tüm insanlara “Ey insanlar, Rabbiniz tarafından size indirilen Kuran’a uyunuz”[17] diyerek onlara Kuran’a uymalarını emretmiştir.<br />
<br />
Aynı şekilde “İşte bu Kuran bizim indirdiğimiz mübarek kitaptır. Buna uyunuz, karşı gelmekten sakınınız, öyle yaparsanız merhamete kavuşursunuz”[18] diyerek merhamete kavuşmaları için Kuran’a uymalarının şart olduğunu açıklamıştır. İslamiyet’in ilk dönemlerinde Müslümanlar o şartı yerine getirdikleri için, yani Kuran- ı Kerim’e uydukları için kendi elleriyle yaptıkları putlara ve kendileri gibi olan insanlara köle olmaktan kurtulmuşlardır.<br />
<br />
Böylece kişisel iradelerini özgürce kullanabilme ve yalnız Allah’a ibadet etme düzeyine ulaşmış ve iç huzur tesis edilmiştir. Diğer taraftan bir İslam ümmeti meydana gelmiş, bu ümmet çevre bölgelerde yaşayan insanların yurtlarına İslam adaletini, kalplerine tevhid nurunu ulaştırmak için her şeylerini ortaya koymuşlardır.<br />
<br />
Sonuç olarak, uzun zaman cahiliye karanlığında yaşayan insanlar Müslüman olmakla birlikte birçok insanın Müslüman olmasına ve birçok toprakların fethedilmesine sebep olmuşlardır. Ayrıca yönetilme durumundan yönetme durumuna, alma durumundan verme durumuna yükselmişlerdir. Maalesef, peygamber aleyhisselam vefat ettikten kısa bir süre sonra Müslümanlar kendi aralarında ihtilafa düşmüş, çeşitli grup ve mezheplere ayrılmışlardır.<br />
<br />
Her mezhebin mensupları Kuran’ı kendi hayatlarına uygulamak ve onu, cahiliye karanlığında yaşamakta olan insanlara ulaştırmaktan ibaret olan asil görevlerini bırakıp diğer mezhep mensuplarına üstünlük sağlama yarışına girmişlerdir. Bunun sonucunda Cenabı Allah’ın “İzzet / üstünlük sadece Allah’a, Allah’ın elçisine ve müminlere aittir, fakat münafıklar bilmezler”[19] sözünde müminlere de vaat edilmiş izzet, zillet ile yer değiştirmiştir. Yeni toprakların fethedilmesi bir tarafa, daha önce fethedilen topraklar bir bir elden gitmiştir. Müslümanlardan korkar durumda olan düşmanlar, Müslümanları korkutur duruma gelmişlerdir. “Onlara Allah zulmetmemiştir, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdir”.[20] Çünkü Allah “Eğer mümin olursanız kesinlikle galip gelenler siz olursunuz”[21] diyerek galip gelmek için mümin olmanın şart olduğunu ilan etmiştir.<br />
<br />
Gün geçtikçe Kuran-ı Kerim ile Müslümanlar arasındaki mesafe açılmıştır. Peygamber aleyhisselamın vefatından iki-üç yüz yıl sonra yazılmaya başlanan kitaplar, Müslümanların hayat rehberi haline gelmiştir. Müslümanlar o kitaplarda yazılanları “bir bütün olarak sımsıkı sarılması gereken ilkeler” olarak kabul etmişlerdir. Kuran-ı Kerim ise insanların vefatlarında, mezarlarda, çeşitli merasimlerde okunan bir kitap haline döndürülmüştür.<br />
<br />
Günümüz Müslümanlarının durumu daha da acıdır. Onların arasında yukarıda dile getirilen tüm olumsuzluklara ek olarak yeni görüşler de meydana gelmiş olup milletçe azgınlığa doğru gitmektedirler. En vahim olan durum ise, Kuran- ı Kerim’in emirlerine uymak ve uymaya çağırmak dinsizlik veya sapkınlık olarak algılanmakta, diğer görüşlere sımsıkı sarılmak ise “dindarlık” olarak algılanmaktadır.<br />
<br />
Yukarıda bahsedilen hastalıklardan kurtulup gerektiği gibi Müslüman olmanın, aynı şekilde dünya ve ahirette Allahü Teâlâ’nın merhametine kavuşmanın tek yolu, Peygamber aleyhisselamı örnek alarak Kur’an-ı Kerim’e dönmektir. Çünkü “bu Kuran en doğru yola ulaştırır”[22], “O gerçekten üstün, hiçbir tarafı yanlış ile karışmamış ve karışmayacak olan kitaptır. O hikmet ile iş yapan ve her şeyi en iyi bilen zat tarafından indirilmiştir”[23], “O kesin bir sözdür, asla şaka değildir”[24], “O inanan topluma her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.”[25]<br />
<br />
Enes Alimoğlu<br />
<br />
__________________________________<br />
<br />
[1] Sebe 34/28; A’raf 7/158.<br />
<br />
[2] Ahzab 33/40.<br />
<br />
[3] Bakara 2/2.<br />
<br />
[4] Zumer 39/23.<br />
<br />
[5] Nahl 16/89; Yusuf 12/111.<br />
<br />
[6] En’am 6/106; Yunus 10/109; Ahzab 33/2.<br />
<br />
[7] Al-i İmran 3/144; Maide 5/99; Nur 24/54; Ankebut 29/18; Ra’d 13/40.<br />
<br />
[8] Maide 5/67.<br />
<br />
[9] En’am 6/50; A’raf 7/203; Yunus 10/15; Ahkaf 46/9.<br />
<br />
[10] Maide5/3.<br />
<br />
[11] Muslim, Hac, 147 (1218); Ebu Davud, Menasik, 56.<br />
<br />
[12] Peygamber aleyhisselam Hicri 11 yılı Rabiulevvel ayının 12’sinde vefat etmiştir (Rehikulmehtum Sayfa 431) Peygamber aleyhisselam veda hutbesini Hicri 10 yılı Zulhicce ayının 9’unda Arafat’ta söylemiştir. Buna göre Peygamber aleyhisselam’ın veda hutbesini söylediği gün ile vefat ettiği gün arasındaki süre Hicri ayı ile üç ay iki gündür.<br />
<br />
[13] Maide, 5/3<br />
<br />
[14] Hicr 15/9.<br />
<br />
[15] Meryem 19/97; Duhan 44/58; Kamer 54/17, 22, 32, 40.<br />
<br />
[16] Enam 6/19<br />
<br />
[17] A’raf 7/3, Zümer 39/55.<br />
<br />
[18] En’am 6/155.<br />
<br />
[19] Munafikun 63/8.<br />
<br />
[20] Al-i İmran 3/117.<br />
<br />
[21] Al-i İmran 3/139.<br />
<br />
[22] İsra 17/9.<br />
<br />
[23] Fussilet 41/41, 42<br />
<br />
[24] Tarık 86/13, 14.<br />
<br />
[25] Yusuf 12/111.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kur’ân ve Müslümanların Durumu</span><br />
<br />
Allah Teâlâ tüm insanlığa elçi olarak gönderdiği[1] son peygamberi[2] Muhammed aleyhisselam’a, doğruluğunda hiç şüphe olmayan[3] ve sözlerin en güzeli[4] olan Kuranı Kerim’i her şeyi açıklamak için[5] indirmiş, ona, Kuranı Kerim’e uymayı[6] ve Kuran Kerim’i tebliğ etmeyi[7] emretmiştir. Ayrıca Kuran Kerim’i tebliğ etmezse elçilik görevini yerine getirmemiş sayılacağı konusunda uyarmıştır.[8] Peygamber aleyhisselam, Allahü Teâlâ’nın emri ile sadece Kuran’a uyacağını söylemiş[9] ve son ayetin[10] indirildiği gün tüm insanlara hitap ederek “Ben size Allah’ın kitabı olan Kuran’ı bırakıyorum. Ona sımsıkı sarılırsanız azgınlığa düşmezsiniz” [11] demiş, tüm insanlara Kuran- ı Kerim’i bir peygamber mirası olarak bırakıp gittiğini ilan etmiş ve kısa bir süre sonra vefat etmiştir.[12]<br />
<br />
Allah Teâlâ, indirdiği son ayetinde bizlere: “Bugün, dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve din olarak size İslam’ı uygun gördü”[13] buyurmaktadır. Dolayısıyla Kuran- ı Kerim’in son ayetinin indirilmesiyle dinimiz tamamlanmıştır.<br />
<br />
Allah Teâlâ, Peygamber aleyhisselamı kıyamete kadar tüm insanlara elçi olarak gönderdiği için ona indirdiği kitabı olan Kuran- ı Kerim’in mucizeliğini ve rehberliğini de kıyamete kadar muhafaza edeceğini garanti etmiştir.[14] Bundan dolayı Cenabı Allah Kuran’ı kolay anlaşılabilir şekilde indirmiş[15] ve Peygamber aleyhisselam Allah’ın emri ile “bu Kur’an bana vahyedildi ki sizi ve ulaştığı kişileri onunla uyarayım.”[16] demiştir. Bunun içindir ki, Cenabı Allah kıyamete kadar gelecek tüm insanlara “Ey insanlar, Rabbiniz tarafından size indirilen Kuran’a uyunuz”[17] diyerek onlara Kuran’a uymalarını emretmiştir.<br />
<br />
Aynı şekilde “İşte bu Kuran bizim indirdiğimiz mübarek kitaptır. Buna uyunuz, karşı gelmekten sakınınız, öyle yaparsanız merhamete kavuşursunuz”[18] diyerek merhamete kavuşmaları için Kuran’a uymalarının şart olduğunu açıklamıştır. İslamiyet’in ilk dönemlerinde Müslümanlar o şartı yerine getirdikleri için, yani Kuran- ı Kerim’e uydukları için kendi elleriyle yaptıkları putlara ve kendileri gibi olan insanlara köle olmaktan kurtulmuşlardır.<br />
<br />
Böylece kişisel iradelerini özgürce kullanabilme ve yalnız Allah’a ibadet etme düzeyine ulaşmış ve iç huzur tesis edilmiştir. Diğer taraftan bir İslam ümmeti meydana gelmiş, bu ümmet çevre bölgelerde yaşayan insanların yurtlarına İslam adaletini, kalplerine tevhid nurunu ulaştırmak için her şeylerini ortaya koymuşlardır.<br />
<br />
Sonuç olarak, uzun zaman cahiliye karanlığında yaşayan insanlar Müslüman olmakla birlikte birçok insanın Müslüman olmasına ve birçok toprakların fethedilmesine sebep olmuşlardır. Ayrıca yönetilme durumundan yönetme durumuna, alma durumundan verme durumuna yükselmişlerdir. Maalesef, peygamber aleyhisselam vefat ettikten kısa bir süre sonra Müslümanlar kendi aralarında ihtilafa düşmüş, çeşitli grup ve mezheplere ayrılmışlardır.<br />
<br />
Her mezhebin mensupları Kuran’ı kendi hayatlarına uygulamak ve onu, cahiliye karanlığında yaşamakta olan insanlara ulaştırmaktan ibaret olan asil görevlerini bırakıp diğer mezhep mensuplarına üstünlük sağlama yarışına girmişlerdir. Bunun sonucunda Cenabı Allah’ın “İzzet / üstünlük sadece Allah’a, Allah’ın elçisine ve müminlere aittir, fakat münafıklar bilmezler”[19] sözünde müminlere de vaat edilmiş izzet, zillet ile yer değiştirmiştir. Yeni toprakların fethedilmesi bir tarafa, daha önce fethedilen topraklar bir bir elden gitmiştir. Müslümanlardan korkar durumda olan düşmanlar, Müslümanları korkutur duruma gelmişlerdir. “Onlara Allah zulmetmemiştir, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdir”.[20] Çünkü Allah “Eğer mümin olursanız kesinlikle galip gelenler siz olursunuz”[21] diyerek galip gelmek için mümin olmanın şart olduğunu ilan etmiştir.<br />
<br />
Gün geçtikçe Kuran-ı Kerim ile Müslümanlar arasındaki mesafe açılmıştır. Peygamber aleyhisselamın vefatından iki-üç yüz yıl sonra yazılmaya başlanan kitaplar, Müslümanların hayat rehberi haline gelmiştir. Müslümanlar o kitaplarda yazılanları “bir bütün olarak sımsıkı sarılması gereken ilkeler” olarak kabul etmişlerdir. Kuran-ı Kerim ise insanların vefatlarında, mezarlarda, çeşitli merasimlerde okunan bir kitap haline döndürülmüştür.<br />
<br />
Günümüz Müslümanlarının durumu daha da acıdır. Onların arasında yukarıda dile getirilen tüm olumsuzluklara ek olarak yeni görüşler de meydana gelmiş olup milletçe azgınlığa doğru gitmektedirler. En vahim olan durum ise, Kuran- ı Kerim’in emirlerine uymak ve uymaya çağırmak dinsizlik veya sapkınlık olarak algılanmakta, diğer görüşlere sımsıkı sarılmak ise “dindarlık” olarak algılanmaktadır.<br />
<br />
Yukarıda bahsedilen hastalıklardan kurtulup gerektiği gibi Müslüman olmanın, aynı şekilde dünya ve ahirette Allahü Teâlâ’nın merhametine kavuşmanın tek yolu, Peygamber aleyhisselamı örnek alarak Kur’an-ı Kerim’e dönmektir. Çünkü “bu Kuran en doğru yola ulaştırır”[22], “O gerçekten üstün, hiçbir tarafı yanlış ile karışmamış ve karışmayacak olan kitaptır. O hikmet ile iş yapan ve her şeyi en iyi bilen zat tarafından indirilmiştir”[23], “O kesin bir sözdür, asla şaka değildir”[24], “O inanan topluma her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.”[25]<br />
<br />
Enes Alimoğlu<br />
<br />
__________________________________<br />
<br />
[1] Sebe 34/28; A’raf 7/158.<br />
<br />
[2] Ahzab 33/40.<br />
<br />
[3] Bakara 2/2.<br />
<br />
[4] Zumer 39/23.<br />
<br />
[5] Nahl 16/89; Yusuf 12/111.<br />
<br />
[6] En’am 6/106; Yunus 10/109; Ahzab 33/2.<br />
<br />
[7] Al-i İmran 3/144; Maide 5/99; Nur 24/54; Ankebut 29/18; Ra’d 13/40.<br />
<br />
[8] Maide 5/67.<br />
<br />
[9] En’am 6/50; A’raf 7/203; Yunus 10/15; Ahkaf 46/9.<br />
<br />
[10] Maide5/3.<br />
<br />
[11] Muslim, Hac, 147 (1218); Ebu Davud, Menasik, 56.<br />
<br />
[12] Peygamber aleyhisselam Hicri 11 yılı Rabiulevvel ayının 12’sinde vefat etmiştir (Rehikulmehtum Sayfa 431) Peygamber aleyhisselam veda hutbesini Hicri 10 yılı Zulhicce ayının 9’unda Arafat’ta söylemiştir. Buna göre Peygamber aleyhisselam’ın veda hutbesini söylediği gün ile vefat ettiği gün arasındaki süre Hicri ayı ile üç ay iki gündür.<br />
<br />
[13] Maide, 5/3<br />
<br />
[14] Hicr 15/9.<br />
<br />
[15] Meryem 19/97; Duhan 44/58; Kamer 54/17, 22, 32, 40.<br />
<br />
[16] Enam 6/19<br />
<br />
[17] A’raf 7/3, Zümer 39/55.<br />
<br />
[18] En’am 6/155.<br />
<br />
[19] Munafikun 63/8.<br />
<br />
[20] Al-i İmran 3/117.<br />
<br />
[21] Al-i İmran 3/139.<br />
<br />
[22] İsra 17/9.<br />
<br />
[23] Fussilet 41/41, 42<br />
<br />
[24] Tarık 86/13, 14.<br />
<br />
[25] Yusuf 12/111.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>