<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Hadislerde Allah-u Teala]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 02 May 2026 17:59:26 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Hadislerde Allahu Teala Hazretleri]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=60</link>
			<pubDate>Sat, 07 Sep 2019 20:43:11 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=60</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HADİSLERDE ALLAH - ALLAH’IN ZATINI (  KENDİSİNİ) ANLATAN HADİSLER :  </span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ALLAH, GÖZLE GÖRÜLEBİLİR Mİ?</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Zerr anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam)’a :  “Sen Yüce Rabbi’ni hiç gördün mü?’ diye sordum. Rasulullah : <br />
<br />
‘Nurdur, ben O’nu nasıl görürüm? buyurdu.” (  Müslim, İman, 291)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ALLAH’IN FİİLLERİNİ (  EYLEMLERİNİ) ANLATAN HADİSLER : <br />
ALLAH DOSTUNA DÜŞMANLIK EDENE ALLAH NE EDER?</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH şöyle buyurdu :  ‘Kim Benim Veli (  ALLAH Dostu) kuluma düşmanlık ederse Ben de ona savaş <br />
<br />
ilan ederim.” (  Buhari, Rikak, 38 )<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN KULUNDA GÖRMEKTEN EN ÇOK HOŞNUT OLDUKLARI VE ONLARIN MÜKAFATI</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH şöyle buyurdu :  ‘Kulumu Bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz <br />
<br />
kıldığım şeyleri yerine getirmesidir. Kulum Bana nafile (  farzların dışında kalan) ibadetlerle yaklaşmaya devam eder ve sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık Ben onun <br />
<br />
duyduğu kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, Benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum.” (  Buhari, <br />
<br />
Rikak, 38 )<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖLÜM VE ALLAH’IN MÜ’MİN KULUNA KARŞI DUYARLILIĞI</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH şöyle buyurdu :  ‘Ben yapacağım bir şeyde Mü’min kulumun ruhunu almadaki tereddüdüm kadar <br />
<br />
hiç tereddüde düşmedim. O ölümü sevmez, Ben de onun sevmediği şeyi sevmem.” (  Buhari, Rikak, 38 )<br />
<br />
AÇIKLAMA :  ALLAH’ın “tereddüde düşmesi” insanlardan tamamen farklıdır. Burada mecazi anlam kastedilmektedir. Amaç, konunun herkes tarafından ve kolaylıkla anlaşılmasını <br />
<br />
sağlamaktır. Bunun benzeri Kur’an’da da çok sayıda ifade ve anlatım bulunur ki bu durumu İslam alimleri “tenezzülat-ı ilahiye” yani ALLAH’ın, kullarının iyiliği için bir şeyi <br />
<br />
Kendine yakışan biçimiyle değil de kullarının anlayabileceği şekilde anlatması olarak isimlendirmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN MÜKAFATINI GARANTİ ETTİĞİ ÜÇ KULLUK</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Ümame anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Üç şey vardır, ALLAH her birine garanti vermiştir. ALLAH yolunda cihad etmek üzere yola çıkan kimse… Bu, <br />
<br />
öldüğü takdirde Cennet’e koyma konusunda, ölmeyip te döndüğü takdirde ganimet ve sevapla gelme konusunda garantilidir. Mescide giden (  gitmeyi alışkanlık haline getiren) <br />
<br />
kimseye, öldüğü zaman Cennet’e koyma konusunda ALLAH garanti vermiştir. Kişi, (  fitne, yani Mü’minler arasında hangisinin haklı olduğu kesin bir biçimde bilinemeyecek bir <br />
<br />
çatışma çıktığı zamanda) evine çekildiği takdirde ALLAH ona da garanti vermiştir.” (  Ebu Davud, Cihad, 10)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NAMAZ KILAN ORUÇ TUTAN BİR MÜ’MİNİ BİLE CEHENNEMLİK YAPABİLECEK BEŞ SEBEP</span></span><br />
<br />
Hz. El-Haris el-Eş’ari anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Ben size beş şeyi emrediyorum :  ALLAH onları bana emretti :  Dinlemek, itaat etmek, cihad, <br />
<br />
hicret ve cemaat (  Müslümanların genelinden ayrılmamak). Çünkü kim cemaatten bir karışçık ayrılmışsa boynundaki İslam bağını çıkarıp atmıştır, pişman olup geri dönen hariç… Kim <br />
<br />
de cahiliye davasını (  İslam dışında başka kimlik unsurları, değer, kavram ve ölçülerin mücadelesini yapmak… Irkçılık, İslam dışı bir ideolojinin taraftarlığı gibi…) o Cehennem <br />
<br />
molozlarından biridir!’<br />
<br />
Bir sahabi :  ‘Ey ALLAH’ın Rasulü! O kimse namazını kılan, orucunu tutan biri olsa bile mi?’ diye sordu. Rasulullah :  ‘Evet’ Namaz kılsa, oruç tutsa da…’ buyurdu.” (  Tirmizi, <br />
<br />
Emsal, 3)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAHMET VE LÜTUF KONUSUNDA ALLAH’IN KARŞILIĞI HER ZAMAN KULUN YAPTIĞINDAN DAHA FAZLADIR</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH diyor ki :  ‘Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O Beni andıkça, Ben onunla beraberim. O <br />
<br />
Beni içinden anarsa, Ben de onu içimden anarım. O Beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. Eğer o Bana bir karış yaklaşacak olursa, <br />
<br />
Ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o Bana bir zira yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmamak şartıyla <br />
<br />
yer dolusu günahla gelirse, Ben de onu bir o kadar bağışlamayla karşılarım.” (  Buhari, Tevhid, 15)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH HAYRA EN AZ ON KAT GÜNAHA İSE SADECE BİRE BİR KARŞILIK VERİR</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Zerr anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH demiştir ki :  ‘Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da… Kim bir <br />
<br />
günah işlerse bunun cezası kendi kadardır veya affederim.” (  Müslim, Zikr, 22)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN KULU HİMAYESİNE ALMASINA VE CENNETE KOYMASINA SEBEP OLAN ÜÇ ÖZELLİK</span></span><br />
<br />
Hz. Cabir anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa, ALLAH onun üzerine himayesini açar ve onu Cennete koyar :  Zayıflara <br />
<br />
yumuşak davranmak, anne-babaya şefkat göstermek, kölelere ihsanda bulunmak.” (  Tirmizi, Kıyamet, 49)<br />
<br />
AÇIKLAMA :  Bu hadiste sayılan davranış özelliklerinin arada bir yapılan cinsten olmayıp süreklilik kazanmış ve o insanda bir kişilik özelliği haline dönüşmüş olması gerekir. <br />
<br />
Ayrıca günümüzde köleler yerine kişinin emri altında çalışan işçi ve ücretliler anlaşılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KENDİLERİNE YARDIM EDİLMESİ ALLAH’IN ÜZERİNE BİR HAK OLAN ÜÇ KİŞİ</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Üç kimse vardır ki bunlara yardım ALLAH üzerine bir haktır :  ALLAH yolunda cihad eden, borcunu ödeyip <br />
<br />
veennehu1hürriyetini elde etmek isteyen (  köle), iffetini korumak niyetiyle evlenmek isteyen.” (  Tirmizi, Fezailu’l-Cihad, 20)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN SEVDİĞİ VE SEVMEDİĞİ ÜÇ KİŞİ</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Zerr anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Üç kişi vardır ALLAH onları sever; üç kişi de vardır ALLAH onlara buğz eder. ALLAH’ın sevdiği üç kişiye <br />
<br />
gelince :  (  Birincisi) Bir adam bir topluluğa gelir, onlardan ALLAH adına bir şeyler ister (  ama bunu) kendisiyle onlar arasındaki bir akrabalık ya da yakınlık nedeniyle <br />
<br />
istemez. Onun başvurduğu kimseler, istediğini vermezler. İçlerinden biri ise o topluluğun arkasına kayıp isteyen kimseye gizlice ihsanda bulunur. (  Öyle gizli verir ki) onun <br />
<br />
verdiğini sadece ALLAH ile ihsanda bulunduğu adam bilir.<br />
<br />
(  İkincisi) Bir topluluk yoldadır. Gece boyu da yürürler. Derken uyku her şeyden değerli bir hal alır. Konaklarlar. Bir adam kalkıp Bana karşı tevazu ile yakarışta bulunur, <br />
<br />
ayetlerimi okur.<br />
<br />
(  Üçüncüsü) Bir askeri birliğe katılmıştır. Birlik düşmanla karşılaşır ve hezimete uğrar. Ancak o ilerler ve öldürülünceye veya başarıncaya kadar savaşmaya devam eder.<br />
<br />
ALLAH’ın buğz ettiği üç kişiye gelince, bunlar :  Zina eden ihtiyar, kibirli fakir ve zalim zengindir.” (  Tirmizi, Cennet, 25)<br />
<br />
AÇIKLAMA :  Buğz edilen kişilerin ortak özellikleri, adeta kendilerini zorlayarak fıtratlarının gereğinin zıddını yapmalarıdır. Çünkü ihtiyarlık fıtratı zinadan, fakirlik <br />
<br />
fıtratı kibirden, zenginlik fıtratı ise zulümden uzak durmayı gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAHŞER MEYDANINDA ALLAH’IN KENDİ GÖLGESİNE ALACAĞI YEDİ İNSAN TİPİ</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yedi kişi vardır ki ALLAH onları hiçbir gölgenin olmadığı Kıyamet Günü’nde Kendi gölgesinde gölgeler :  <br />
<br />
(  Bunlar) Adalet sahibi yönetici; ALLAH’a ibadet içinde yetişen genç; mescidden ayrıldıktan sonra tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse; birbirlerini ALLAH için <br />
<br />
seven, ALLAH rızası için bir araya gelip, ALLAH rızası için ayrılan iki kişi; güzel ve toplum içerisinde statü sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde ‘Ben ALLAH’tan <br />
<br />
korkarım’ deyip bu daveti reddeden kimse; ALLAH’ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş akıtan kimse.” (  Buhari, Ezan, 36)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN SALİH KULLARINA VERDİĞİ DEĞER</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Kıyamet Günü Aziz ve Celil olan ALLAH şöyle buyuracak :  ‘Ey Ademoğlu! Ben hasta oldum sen Beni ziyaret <br />
<br />
etmedin!’<br />
<br />
Kul diyecek :  ‘Ey Rabbim! Sen Alemlerin Rabbi iken ben Seni nasıl ziyaret edebilirim?!’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Bilmedin mi falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu ziyaret etseydin, yanında Beni bulacaktın!’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Ey Ademoğlu! Ben senden yiyecek istedim ama sen Beni doyurmadın!?’<br />
<br />
Kul diyecek :  ‘Ey Rabbim! Ben Seni nasıl doyururum. Sen ki Alemlerin Rabbisin!’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin Ben onu yanımda bulacaktım.’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Ben senden su istedim, Bana su vermedin?!’<br />
<br />
Kul diyecek :  ‘Ey Rabbim! Ben Sana nasıl su içirebilirim? Sen ki Alemlerin Rabbisin!’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Falan kulum senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su verseydin, bunu Benim yanımda bulacaktın!?” (  Müslim, Birr, 43)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYA ALLAH KATINDA DEĞERSİZDİR</span></span><br />
<br />
Hz. Sehl bin Sa’d anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Eğer dünya ALLAH katında sivrisineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kafire ondan bir yudum <br />
<br />
su içirmezdi.” (  Tirmizi, Zühd, 13)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH SEVDİĞİ KULUNU DÜNYADAN UZAK TUTAR</span></span><br />
<br />
Hz. Katade bin Nu’man anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “ALLAH bir kulu sevdi mi onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması <br />
<br />
gibi.” (  Tirmizi, Tıbb, 1)<br />
<br />
AÇIKLAMA :  Bu, mutlaka o kulun yoksul biri haline getirileceğini göstermez. Varlıklı da olsa, dünyaya ait maddi ve geçici değerler o kişinin gözünde önemli sayılmaz. Hayatını <br />
<br />
onların üzerine kurmaz. Suyun yasaklanmasına gelince, o dönemde Araplar suyun hastalara zararlı olduğuna inanıyorlardı.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH HANGİ MALA NASIL MUAMELE EDER</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Kim ödemek arzusu ile insanların parasını alır ise ALLAH (  onun borcunu) öder. Kim de batırmak <br />
<br />
niyetiyle insanların parasını alır ise ALLAH onu helak eder.” (  Buhari, İstikraz, 2)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH VE ZULME UĞRAYANIN DUASI</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “ALLAH, (  zulme uğrayanın) duasını bulutların üzerine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Yüce <br />
<br />
ALLAH : <br />
<br />
‘İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da duanı mutlaka kabul edeceğim!’ buyurur.” (  Tirmizi, Cennet, 2)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN RAHMETi VE CENNET’E EN SON GİRENİN HALİ</span></span><br />
<br />
Hz. Muğire bin Şu’be anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Hz. Musa (  ALLAH’ın Selamı Üzerine) Rabbine sordu : <br />
<br />
‘Derece itibariyle Cennet halkının en düşüğü nasıldır?’ Yüce Rabb buyurdu : <br />
<br />
‘O, bütün Cennet halkı Cennet’e girdikten sonra gelecek biridir ki kendisine :  ‘Cennet’e gir!’ denilir. O kişi : <br />
<br />
‘Ey Rabbim nasıl gireyim? Herkes yerlerine yerleşti, bütün Cennet tutuldu!’ der. Ona şu cevap verilir : <br />
<br />
‘Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar mülk verilmesine razı mısın?’ O : <br />
<br />
‘Rabbim razıyım!’ der. Yüce Rabb : <br />
<br />
‘Bu sana verilmiştir. Ve onun da bir katı ve onun da bir katı ve onun da bir katı ve onun da bir katı…’ O kişi beşinci de : <br />
<br />
‘Ey Rabbim razı oldum (  yeter)!’ der. Yüce Rabb : <br />
<br />
‘Bunlarla beraber daha on katı da sana verildi. Ayrıca gönlün her ne isterse, gözün neden zevk alırsa… Hepsi sana verilmiştir!’ buyurur. O kişi : <br />
<br />
‘Rabbim razı oldum (  yeter)!’ der. (  Ve Hz. Musa tekrar sordu) : <br />
<br />
‘Ya derecesi en üstün olan?’ (  ALLAH cevap verdi) : <br />
<br />
‘İşte irade ettiklerim bunlardı. Onların keramet fidanlarını kendi elimle diktim ve üzerlerine mühür vurdum. Onlara hazırladığımı, ne bir göz görmüş ne bir kulak işitmiştir. <br />
<br />
Hiçbir insanın kalbine de o şeylerle ilgili bir bilgi gelmemiştir.” (  Müslim, İman, 312)<br />
<br />
kelimeitevhidHz. Abdullah bin Mes’ud anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Cennet’e en son giren kimse bazen yürür, bazen ağlar. Ateş de arada sırada onu <br />
<br />
yalar geçer. Cehennem’i tamamen geçince dönüp ona bir bakar ve : <br />
‘Beni senden kurtaran ALLAH münezzehtir! Yüce ALLAH bana hiç kimseye vermediği şeyi verdi’ der. Derken ona bir ağaç gösterilir. O : <br />
<br />
‘Ya Rabbi’ der, ‘beni şu ağaca yaklaştır da altında gölgeleneyim, suyundan içeyim!’ Yüce ALLAH : <br />
<br />
‘Ey Ademoğlu! Dilediğini versem Benden başka bir şey istemezsin değil mi?’ der. O kişi : <br />
<br />
‘Ey Rabbim! Bundan başka bir şey istemeyeceğim!’ der ve başka bir şey istemeyeceğine söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. çünkü o sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Onu <br />
<br />
ağaca yaklaştırır. Kişi, ağacın gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra ona öncekinden de daha güzel bir ağaç gösterilir. Dayanamayıp : <br />
<br />
‘Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır, gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, artık Senden başka bir şey istemeyeceğim!’ der. Yüce ALLAH : <br />
<br />
‘Ey Ademoğlu! Bana öncekinden başkasını istememeye söz vermemiş miydin? Ben seni ona yaklaştıracak olsam başka şeyler de isteyeceksin!’ der. O kişi artık başka bir şey <br />
<br />
istemeyeceğine dair söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. ALLAH kişiyi o ağaca da yaklaştırır. Ve kişi onun gölgesinde de <br />
<br />
gölgelenir, suyundan içer.<br />
<br />
Sonra ona Cennet’in kapısının yanında bir ağaç yükseltilir. Bu ağaç, diğer ikisinden daha güzeldir. O kişi yine : <br />
‘Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, Senden başka bir şey istemiyorum!’ der. Yüce Rabb : <br />
‘Ey Ademoğlu! Sen öncekinden başka bir şey istemeyeceğine de Bana söz vermemiş miydin?’ der. O kişi : <br />
‘Evet Rabbim! Senden başka bir şey istemeyeceğim’ der. Rabbi onun özrünü kabul eder. çünkü o sabredemeyeceği bir şey görmüştür. Onu bu ağaca da yaklaştırır. Kişi o ağaca <br />
<br />
yaklaştırılınca Cennet halkının seslerini duyar. (  Dayanamayıp) : <br />
<br />
‘Ey Rabbim! Beni Cennet’e sok!’ der. Yüce Rabb : <br />
‘Ey Ademoğlu’ Beni senden kurtaracak şey nedir! Sana dünya kadarını ve beraberinde bir o kadarını daha versem razı olur musun!’ der. O kişi : <br />
‘Ey Rabbim! Benimle alay mı ediyorsun? Sen ki Alemlerin Rabbi’sin!’ der.<br />
<br />
(  Hadisi rivayet eden) Abdullah bin Mes’ud, bu noktada güldü ve : <br />
<br />
‘Niye güldüğümü sormuyor musunuz?’ dedi. İnsanlar : <br />
<br />
‘Niye güldün söyle?’ dediler. O : <br />
<br />
‘Rasulullah da (  Ona Binler Selam) böyle gülmüştü. ‘Niye güldünüz?’ diye sorulduğunda da’ : <br />
‘Alemlerin Rabbi’nin, o kişi :  ‘Sen ki Alemlerin Rabbi’sin, benimle alay mı ediyorsun?’ deyince gülmesine gülüyorum!’ dedi. Yüce ALLAH : <br />
‘Ben, seninle alay etmiyorum. Fakat Ben, Şanı Yüce Olan’ım. Dilediğimi yapmaya gücü yetenim.’ buyurdu.” (  Müslim, İman, 310)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN EN ÇOK BUĞZ ETTİĞİ ERKEK?</span></span><br />
<br />
Hz. Aişe anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “ALLAH’ın en çok buğz ettiği erkek, şiddetli düşmanlık eden hasımdır.” (  Buhari, Ahkam, 34)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN RAHMETİ VE CEHENNEM</span></span><br />
<br />
Hz. Enes anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH şöyle seslenir :  ‘Beni bir gün zikreden ya da herhangi bir yerde Benden korkan kimseyi ateşten <br />
<br />
çıkarın!” (  Tirmizi, Cehennem, 9)<br />
<br />
AÇIKLAMA :  Bu durum, dünyadan imanla ayrılmış ve Cehennem’e de Mü’min olarak gitmiş kimse için söz konusudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN EN CÖMERT OLDUĞU ZAMAN</span></span><br />
<br />
Hz. Muaz bin Cebel anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Akşamdan (  abdestli olarak) temizlik üzere zikrederek uyuyan ve geceleyin de uyanıp ALLAH’tan dünya <br />
<br />
ve ahiret için hayır isteyen hiç kimse yoktur ki ALLAH dilediğini vermesin.” (  Ebu Davud, Edeb, 105)<br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri girince (  rahmetiyle) dünya semasına iner ve :  ‘Kim Bana dua <br />
<br />
ediyorsa, ona cevap vereyim. Kim Benden bir şey istiyorsa onu vereyim. Kim Benden bağışlanma diliyorsa onu bağışlayayım’ der.” (  Buhari, Tevhid, 35)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MÂRİFETULLAH</span></span><br />
<br />
Allah'ı bilme, tanıma, O'nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.<br />
<br />
Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar "marifet" ve "Allah" kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, <br />
<br />
bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah'ı O'nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini <br />
<br />
bilmek; alçak gönüllü olmak manasını ifade ettiği gibi bilginler arasında ilim manasına da gelmektedir, ki onlara göre, her itim bir marifettir, her marifette bir ilimdir. <br />
<br />
Allah'ı âlim (  bilen) herkes ariftir, her arif de âlimdir (  Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyri Risâlesi, s. 427).<br />
<br />
Genel olarak bu manalara gelmekte olan "marifet", Allah lâfzı ile bir tamlama oluşturduğunda, yani "mârifetullah" denildiğinde ise "Allah'ın vücûd ve vahdaniyetinin bilinmesi" <br />
<br />
manasına gelmektedir.<br />
<br />
Mârifetullah, aslında, kişinin Allah'ı hakkıyla tanıması, bilmesi ve buna göre O'na bağlanması anlamında kullanılmaktadır. Zira, kişi, Allah'ı hakkıyla tanırsa, O'nun emir ve <br />
<br />
yasaklarına bağlanır. Mârifetullah bilgisinde şu üç nokta yer almaktadır.<br />
<br />
1. İzzet ve Celâl sahibi olan Allah'ı ve O'nun birliğini bilmek, ululuğu ulu olan ve her türlü noksan sıfatlardan münezzeh bulunan zatından teşbihi red etmek ve uzaklaştırmak;<br />
<br />
2. Allah'ın sıfatlarını ve bu sıfatların hükümlerini bilmek,<br />
<br />
3. Allah'ın fiillerini ve bu fiillerin hikmetlerini kavramak (  Hucvirî, Keşful-Mahcûb, İstanbul 1982, s. 92).<br />
<br />
Cüneydî Bağdâdîye marifet ile ilgili bir soru sorulduğunda şöyle cevap verir :  "Marifetten ve bunu elde etmenin sebeplerinden sordu. Marifet, gerek havasdan, gerek avamdan <br />
<br />
olsun bir tek marifettir. Çünkü onunla bilinen şey birdir. Fakat bunun başlangıcı ve yükseği vardır. Havas, yükseğindedir. Gerçi tam gayesine ve sonuna varamaz. Zira arifler <br />
<br />
katında maruf un sonu yoktur. Düşüncenin yetişmediği, akılların kapsayamadığı, zihinlerin algılayamadığı, görmenin keyfiyetine eremediği zatı marifet nasıl kapsar? Yaratıkları <br />
<br />
içinde O'nu en iyi bilenler, O'nun azametini idrakten, yahut zatını keşfetmekten aciz olduklarını en çok ikrar ederler. Çünkü benzeri olmayanı idrakten âciz olduklarını <br />
<br />
bilirler. Zira O, kadimdir, mâsivası ile muhdestir. Zira O, kavîdir, kuvvetini bir kuvvet verenden almamıştır. Halbuki O'ndan gayrı her kavî, O'nun kuvvetiyle kavîdir. Zira O, <br />
<br />
öğretmensiz âlimdir ve kendisinden başka bir kimseden bir fayda almamıştır. Her şeyi başkasından öğrenmekle değil, kendi ilmiyle bilir. O'ndan başka her âlimin ilmi O'ndan <br />
<br />
gelir. Tesbih ve tenzih, bidayetsiz evvel olan, nihayetsiz baki olan kendinden başkasının bu vasfa hakkı olmadığı ve bu vasıfların kendinden başkasına yaraşmadığı Allah'a olsun"<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerim'de; "Allah'ı hakkıyla takdir edemediler" (  el-En'âm, 6/91) ayeti, mârifetullah bilgisine işaret ettiği rivayet edilmektedir. Nitekim Ebû Ubeyde'nin, ayeti <br />
<br />
"Allah'ı hakkıyla tanıyamadılar, bilemediler" şeklinde açıkladığını görmekteyiz (  el-Kurtubî, el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân, Beyrût 1965, VII, 37).<br />
<br />
MARİFET : “Tanıma”,“Bilme”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MARİFETULLAH  :</span> </span>“İlâhî hakikatlara vukufiyet”, “Kalbî inkişaf”, “İlâhî sıfat ve isimlerin tecellilerine tefekkürde erişilen mertebe.<br />
<br />
“Bütün ulûm-u hakikiyyenin esası ve nuru ve ruhu marifetullahdır.” (  Sözler)<br />
<br />
Allah’a inanan insanın kalbi imanla nurlanmıştır. Bu, kör gözün açılmasından, işitmeyen kulağın duymaya başlamasından çok ileri bir inkişafla ruhun, Rabbine kavuşması, ona <br />
<br />
inanması ve kendini onun mahlûku bilmesidir. Şimdi sıra, O’nu tanıma vadisinde mesafeler katetmeye gelmiştir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim, mü’mine daima marifet dersleri verir. Allah’ın adıyla başlar ve hemen Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu bildirir. Bu bir marifettir, yâni Allah’ı tanımaktır. <br />
<br />
Rahman ve Rahim olarak.<br />
<br />
“Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” emriyle Allah Resulüne (  a.s.m.) ve onun şahsında da bütün ümmetine marifet sahasında mesafeler katetme emri verilmiş. Biz bu emirdeki Rab <br />
<br />
isminden dersimizi alarak, öncelikle kendimizde tecelli eden İlâhî terbiyeyi okuruz. Kanımızı, hücremizi okuruz; yüzümüzü gözümüzü okuruz; kalbimizi ruhumuzu okuruz... Hepsini <br />
<br />
en güzel ve en faydalı biçimde terbiye eden Rabbimizin rahmetini, keremini okuruz.<br />
<br />
Okudukça O’nun rububiyetine marifetimiz artar. O’nun rahmetine marifetimiz artar. İhsanını daha güzel, daha net, daha açık seyreder oluruz.<br />
<br />
Âyetin devamına geçer, nutfeden yaratıldığımızı ibretle düşünürüz. Bizi her şeyimizle o küçücük şifrede yerleştiren ve onu açıp her organımızı yerli yerine koyan Rabbimizin <br />
<br />
lütfuna, rahmetine hayran kalırız.<br />
<br />
Geçeriz Fatiha sûresine.. Rabbimizi, “Rabb-ül-âlemin” olarak tanırız. O, bizim Rabbimiz olduğu gibi, bütün hayvanlar, bitkiler âleminin de Rabbi. Sema âleminin, arz âleminin de <br />
<br />
Rabbi. Melek âleminin, cin âleminin de Rabbi. Arşın, kürsinin, cennet ve cehennemin de Rabbi. Bunları düşündükçe, O’nun marifetinde daha da terakki ederiz.<br />
<br />
İnsan marifetullahda ileri gittikçe hem Rabbinin keremini, ihsanını, afvını ve ğufranını daha iyi anlar; hem de O’nun kudretini, azametini, celâl ve kibriyasını. Böylece o <br />
<br />
mü’minin ruhunda muhabbetle mehafet, yâni Allah sevgisiyle Allah korkusu birlikte inkişaf eder. Rabbini ne kadar çok severse, korkusu da o nisbette artar.<br />
<br />
İnsan bir zâtı sevdi mi, onun teveccühünü kaybetme endişesi ruhunu sarar. Sevgiyle korkunun bu sentezine “hürmet” diyoruz. Hürmette sevgi hâkimdir, ama korku da onun <br />
<br />
yanıbaşından ayrılmaz.<br />
<br />
Allah’a kullukta da muhabbetle mehafet beraber yürürler. Her ikisi de marifetin inkişafı nisbetinde ilerler, yükselirler.<br />
<br />
Marifet, uçsuz bucaksız sema. Marifet, sonu gelmez yolculuk. Bir kul, bütün sıfatları sonsuz olan Allah’ın marifetinde ne kadar ileri giderse gitsin, önünde yine sonsuz bir <br />
<br />
mesafe vardır.<br />
<br />
Resulûllah Efendimiz (  a.s.m.), Mi’rac mûcizesinden önce de, mahlûkat içerisinde tahkikî imanın son hududundaydı. Mi’rac ile, marifet semasına uruc etti. Rabbinin mülkünü kat <br />
<br />
kat gezdi. Cennetini, cehennemini gördü. Melekler âlemini bütün ihtişamı ile seyretti. O mukaddes ruhunu safha safha yücelten ve O’nu ulviyet mertebelerinde sür’atle yükselten <br />
<br />
bu bereketli seyahat sonunda, pâk lisanından şu cümle dökülmüştü : <br />
<br />
“Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben (  senin lütfunla eriştiğim bu marifet mertebesine rağmen yine de) seni hakkıyla tanımayamadım, bilemedim.”<br />
<br />
Bu mânâyı ders veren bir Hadis-i Kudsi : <br />
<br />
“Allah’ı hakkıyla ancak kendisi bilir.”<br />
<br />
Resulûllah Efendimiz (  a.s.m.), “ben zaten semalara, cennete cehenneme ve onlarda vazife gören meleklere iman etmişim” demekle kalmayıp, Allah’ın emriyle o âlemleri gezdiği <br />
<br />
gibi, biz de Onun bu sünnetine hiç olmazsa tefekkürle uymalı, o âlemlerde fikren gezmeli, İlâhî sıfatların onlardaki geniş tecellilerini hayretle düşünmeli ve ruhumuzun İlâhî <br />
<br />
marifetle her an biraz daha terakki etmesine çalışmalıyız.<br />
<br />
Allah’ın marifetinde ilerlemenin, yükselmenin yolu, bizim için düşünmekten, okumaktan geçer. Bilhassa iman hakikatlarına ait ulvî dersleri.<br />
<br />
“Basiret nuruyla bakanlar, muhabbet ve ünsiyetin, Mahbubu devamlı olarak hatırlamakla kökleşeceğini, marifetin ise O’nun zâtını, sıfat ve fiillerini daima düşünmekle mümkün <br />
<br />
olabileceğini bilmişlerdir.” “Marifet, fikrin devamı ile hâsıl olur.” (  İhya-yı Ulûm’dan)<br />
<br />
Buna göre, “ben zaten iman ediyorum” diyerek tefekkürden uzak kalmak, insanı marifetullahda geri bırakır.<br />
<br />
Etrafımızı çepeçevre kuşatan mahlûklardan, meselâ, bir yaprağa göz atalım. Biz o nazenin mahlûğu sadece rengiyle ve şekliyle tanırız. Onun hakkındaki marifetimiz, bilgimiz dar <br />
<br />
bir çerçevededir. Ama, biyoloji eğitimi görmüş, bitki fizyolojisi üzerinde ihtisas yapmış bir başkası, onun hakkında makaleler döker, kitaplar yazar.<br />
<br />
Dağ dendi mi, aklımızda sadece birkaç kelime, yahut bir iki cümle canlanır. Onun hakkındaki bilgimiz, onu tanımamız bu kadar kısa, bu kadar yetersizdir. Bir maden mühendisinin <br />
<br />
bu husustaki bilgisi, marifeti ise kitaplara sığmaz.<br />
<br />
Yaprak ve dağ; kâinat kitabından ancak iki kelime. Ve insan bu muhteşem kitabın sadece bir yahut iki kelimesinde ihtisas sahibi olabiliyor.<br />
<br />
Şimdi şöyle bir düşünelim :  Kâinatın her yönüyle bilinmesi insan idrakini çok çok aşarsa, insanı hücre hücre, semayı yıldız yıldız, cenneti kat kat, cehennemi tabaka tabaka <br />
<br />
yaratan Allah’ın o sonsuz sıfatları hakkında insanın marifeti ne kadar noksan kalacaktır! Zaten O’nun mukaddes zâtını hakkıyla bilmek, beşerin idrak sahası dışındadır.<br />
<br />
Bir mü’min, ömrünün bütün dakikalarını marifetullahda her an terakki etmekle geçirse, sonunda söyleyeceği söz, “ben seni hakkıyla tanıyamadım” olacaktır.<br />
<br />
Yine böyle bir ömrü, hep şükürle, hep ibadetle geçirse sonunda “ben sana hakkıyla şükredemedim, sana hakkıyla ibadet edemedim.” diyecektir.<br />
<br />
Allah’ın cemali de sonsuz, celâli de kemali de... Her mü’min bunlara iman eder. Ama marifet hususunda, aralarında büyük farklılıklar var.<br />
<br />
Bir tek misal : <br />
<br />
Her mü’min Cenâb-ı Hakk’ın mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna inanır. Bütün mekânları ve onlarda meydana gelen bütün hâdiseleri birlikte yaratan Zâtın, mekândan <br />
<br />
münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna akıl da şehadet eder. Ama bu imanın, bu şehadetin kalblerde, duygularda, hislerde icra ettiği tesir noktasında, mü’minler arasında çok <br />
<br />
farklılıklar vardır. Bu hakikatı sadece sorulduğunda hatırlayan bir mü’min ile, bu imanını ruhunda hâkim kılan ve her an İlâhî murakabe altında bulunduğunun idraki içinde <br />
<br />
sözlerini, fiillerini ve hallerini daima kontrol altında tutan bir diğer mü’minin bu noktadaki marifetleri birbirinden çok farklıdır.<br />
<br />
İslâm’da tevhid esasdır. Her mü’min Allah’ın bir olduğunu bilir. O’nun eşi, benzeri, yardımcısı olmadığına iman eder. Bu, gerçek bir marifettir. Ama bu marifette de nice <br />
<br />
dereceler var. “Vahdehu”nun şu tefsirine bu nazarla bakalım : <br />
<br />
“Allah birdir. Başkasına müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı kâinat birdir, <br />
<br />
herşeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.” (  Mektubat)<br />
<br />
İşte bu ulvî makama ermede mü’minler arasında nice dereceler var.<br />
<br />
İnsan, Allah’ın azametine marifet kazandıkça, ruhu huzur ve huşû ile dolar.<br />
<br />
Onun irade sıfatına olan marifeti terakki edince, âkıbetinden daima endişe eder. Zira, O’nun iradesine mâni olacak bir başka irade bulunmadığına yakînen inanmıştır.<br />
<br />
O’nun kibriyasını düşündükçe, nefsinin zillet ve hakaretini daha iyi anlar; ona büyüklenme fırsatı vermez.<br />
<br />
Herbiri sonsuz kemalde bulunan bütün İlâhî sıfatlar ve isimleri de bunlara kıyas ettiğimizde Allah’ın marifetinde terakki etmenin sonu olmadığını daha iyi anlar, bu vadide <br />
<br />
insanlar arasında bir bakıma sonsuz farklılık bulunduğunu daha iyi idrak ederiz.<br />
<br />
İnsanın yaratılış gayesinin ibadet olduğunu beyan eden İlâhî fermandaki bu ibadet kelimesini, büyük âlimlerimiz marifet olarak tefsir etmişler. İnsanın yaratılış gayesi Allah’ı <br />
<br />
tanımak ve bu vadide daima ilerlemektir, demişler. Bu mânâ gerçekten de ruhumuzu tam tatmin ediyor.<br />
<br />
Bilindiği gibi cennette, namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler yok. Ama, marifette terakki, orada, çok daha ileri seviyesiyle, yine hükmünü icra edecek. Burada, bir bardak suda <br />
<br />
Allah’ın rahmetini okuyan, O’nu Rezzak olarak tanıyan bir mü’min, orada cennet ırmaklarından içecek, Rabbinin rezzakiyetini çok daha güzel anlayacak, daha geniş dairelerde <br />
<br />
tefekkür edecek.<br />
<br />
Burada semayı seyreden gözler, orada Arşı seyredecekler.<br />
<br />
Ba’s hâdisesiyle insanlar yeniden yaratılırken, cennetin bütün lezzetlerinden faydalanabilecek ve cehennemin o hayallere sığmaz acılarını çekebilecek bir mahiyete kavuşacaklar.<br />
<br />
İşte, mü’min, bu yeni yaratılışıyla, cennette dünyadakinden çok daha fazla lezzet alacak; tefekkürü, hayreti, şükrü ve marifeti de o nisbette artacaktır.<br />
<br />
Bu dünyadaki nimetler, cennettekilerin yanında gölge gibi. O halde, oradaki marifet de bu dünyadakinden o derece ileri olmalı.<br />
<br />
-------------<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İnsanın Allah'ı Tanıması</span></span><br />
<br />
Geçmiş peygamberlerin kitaplarında, insan hitabeden şu söz meş­hurdur : <br />
<br />
Ey insan, Rabbini tanımak için kendini tanı “insanın kendisi bir aynadır, ona bakan hakkı görür. Birçok insanlar kendilerine bakar fakat hakkı göremezler. O halde kendini <br />
<br />
bilmek, Allahü Tealayı bilmeye hangi yolla vesile olduğunu bilmek lazımdır. İnsan önce kendi­ni bilince anlar ki; bundan önce nice yıllar geçmiştir, kendisinin namı nişanı yok <br />
<br />
idi. Şimdi ise akıllara durgunluk veren haller onda meydana geldi. Ama bütün bu azaları kendisi mi, yoksa başkası mı mey­dana getirdi? İnsan zaruri olarak bilir ki, her azası <br />
<br />
yerinde olduğu halde bir kıl ucu yaratmaktan acizdir. Demek ki, bir su damlası iken daha aciz ve noksan idi. Böylece kendini yaratanın kudretini görür ve bilir ki, her bakımdan <br />
<br />
tam bir kudret vardır. İstediğini istediği gibi yaratır. Bundan daha üstün hangi kudret olabilir ki, böyle hakir ve aşağı bir damla sudan, olgun, güzel, hikmetli ve şaşılacak <br />
<br />
bir şa­hıs yaratıyor.<br />
<br />
Kendinde olan akıl almaz bu inceliklere ve organların faidelerine ve her birinin ne hikmetle yaratıldığına, el, ayak, göz ve dil gibi za­hiri organlarına bakınca, kendini <br />
<br />
yaratanın ilmini bilip, her şeyi ku­şatmakta olduğunu ve yine böyle bir alimin bilmediği hiç bir şeyi olmadığını anlar.<br />
<br />
Çünkü bütün akıllıların aklı bir araya gelse, onlara uzun ömür ve­rilse bu organlardan birini daha iyi yapmayı düşünseler, asla yapmazlar. Mesela, yenilen şeyleri kesmek için <br />
<br />
keskin olan ön dişlerini kesmek için uçları düz olan azı dişlerini, değirmene öğütebileceği şeyleri atan dil küreğini, yemekleri hamur haline getirecek salgı kuvvetini, sonra <br />
<br />
boğaza gidip orada kalmamasını, bütün akılları, bundan daha iyi bir şekilde yapamazlar.<br />
<br />
İnsanın her parçasında bunun gibi hikmetler vardır. Bir kimse bu hikmetleri ne kadar çok bilse, Allah'ın ilminin azametine hayranlığı o kadar çok olur. İnsan kendi zatının <br />
<br />
zuhurundan Allahü Teala’nın zatını görür. Etrafındaki şaşılacak hikmetler ve faydalarda, hakkın ilminin kemalini görür. İşte bunun için kendini tanımak Allahü Tealayı bilmenin <br />
<br />
anahtarı olur.[98]<br />
<br />
Allah'a Yöneliş<br />
<br />
İçinde yaşadığımız bu alem boşuna yaratılmış değildir. Hayat ve ölümün hikmetlerini kavramak ve kendisini ona göre ayarlamak her insanın başlıca vazifesidir. Yaratılan her şey <br />
<br />
onun yüzü suyu hürmetine vücuda gelmiş ve onun hizmetine tahsis edilmiştir. Bütün var­lıklar gayesinin yolcusu olunca, insan için gayesiz yaşama düşünülebilir mi? Dünya <br />
<br />
hayatının Allah'a giden ince yollarında gaflet ayaklarının kaba izleri ayıp ve günah değil midir?<br />
<br />
O halde kainat karşısında yüceliği ile uygun yaşamak isteyen insana ilahi gaye yoluna girmek zaruri bir hayat şartı oluyor.<br />
<br />
Hakikatte yüksek hayat, ancak iman ışığı altında, İslami neş’elerle takip olunabilir. Bunun içindir ki, ilk insan ve Peygamber Adem, (  a.s.) dan itibaren asırlar boyunca <br />
<br />
insanlar din mükellefiyeti karşısında kalmış, imanlı ve faziletli yaşamaya davet olunmuşlardır. Din hilkatle başlayan bir ihtiyaç ve zarurettir. İnsan hayatının en kuv­vetli <br />
<br />
tezahürüdür.<br />
<br />
Cehalet ve bozgunculuklarla kaybolan ilahı hakikatleri yenilemek, insanları daldıkları imansızlık ve ahlaksızlık karanlıklarından hak ve fazilet nuruna çıkarmak için zaman zaman <br />
<br />
peygamberler gönderilmiş ve kitaplar indirilmiştir. Bu Allah’ımızın biz kullarına en büyük lutfu ihsanıdır. Nihayet beşeriyetin ebedi mürşidi, son peygamberimiz Hz. Muhammed (  <br />
<br />
s.a.s.) efendimiz geldi, bu suretle nübüyvet nuru sonsuzluğu gölgesine almış oldu, İslam dini ve Kur'an gelince başka dinlere ve kitaplara lüzum kalmamış, ruhani hakimiyet, hak <br />
<br />
saltanatı Müslümanlığa nasip olmuş ve onda karar kılmıştır. Artık dindar yaşamak isteyenler için başka din aramağa ihtiyaç kalmadığı gibi, İslam dininden başka dinlere davet <br />
<br />
propagandaları da lüzumsuz ve abes bir meşgale halini almıştır.<br />
<br />
İslam dini, haiz olduğu ilahi nur sayesinde hayatı beşikten mezara, oradan da ahiret aleminin esrarengiz hakikatlarına kadar aydınlatmakta ve hakiki hayat yolcularına ruhani <br />
<br />
rehberlik etmektedir. Müs­lümanlık, cihana hikmet gözüyle bakmayı emretmekte ve hayatın takip olunmasını istemektedir.<br />
<br />
İnsan her zaman düşünmeli, kendi kendine Sorular sormalı ve kai­nata bakıp ibret almalıdır. Ben, yüz sene önce neredeydim. Yüz sene sonra nerede olacağım? Yaratılmam için <br />
<br />
dilekçemi verdim? Ölümden rüşvetle kurtulabilir miyim? Ben kadir miyim, aciz miyim? Ka­dir olsam, mademki kadirim kuvvetliyim, yedeğe, içmeye, havaya neden ihtiyaç duyuyorum? <br />
<br />
Niçin sıcakta yanıyor soğukta donuyorum? Niçin hastalanıyorum ve hemen doktora koşuyorum? Doktor her hastalığa çare bulabiliyor mu? Böbreğin aklı mı var, kandan idrarı nasıl <br />
<br />
ayırıyor?<br />
<br />
Gözümü, kulağımı yapan usta, Asya'da mı, Avrupa'da mı, Ameri­ka'da mı, nerede, nasıl yaptı? Bugün insanlar aya çıkıyor niçin insanın tırnağını bile yapamıyorlar? Gökten yağan <br />
<br />
yağmur aynı, yerden fışkıran su aynı, güneş aynı fakat yerden çıkan bitkiler, ağaçlar niçin başka başka? Renkler ayrı şekiller ayrı, kokular çeşit çeşit Ayı, güneşi, yıldızları <br />
<br />
yaratan, dünyayı güneşin etrafında döndüren kim?<br />
<br />
Mademki her şey tesadüfi, dünya niçin bir gezegene çarpıp duman olmuyor? Alemde bir nizam, intizam var, tesadüfi diye asla bir şey yoktur.<br />
<br />
Sağır ateşe, kör toprağa, aciz suya, ruhsuz havaya tabiat deniyor. Birbirinden aciz olan bu maddeler hiç bir şey yaratabilir mi? Bir basit ilaç uzun yıllar okuyan kimyagerin <br />
<br />
derin derin düşünerek ince he­sabıyla, yaratılmış hazır maddelerden, üç gram birinden beş gram birinden alıp bir araya getirmekle meydana gelir. Öyleyse bu muazzam mahlukatı <br />
<br />
kör, sağır, akılsız tabiat yaratabilir mi?<br />
<br />
Hayır, beni bir yaratan var. Kainatı idare eden bir idareci var. Kur­an- ı Kerim tam düşünceme uygun, bana doğru yolu gösteriyor ve be­ni tefekküre sevk ediyor. Hem dünya ve hem <br />
<br />
de ahir et için saadet kay­nağı, yaratıcının kelamı olduğu lafzıyle, manasıyle ve her yönüyle apaçık. İşte bu yüce kitabın sahibi olan Allah bir gün beni ahir ete davet edecek, <br />
<br />
tekrar diriltecek ve bana verdiği nimetlerin hesabını teker teker soracak, öyle ise ben Cenab-ı hakkın yolundan nasıl çıkarım. İnsan düşünüp demeli :  Ben aciz Allah kaadir, ben <br />
<br />
cahil Allah alim, ben mahluk Allah halik, o halde ben mi iyi bilirim, yoksa beni ya­ratan mı? Elbette ki Yüce Allah her şeyi daha iyi bilir. Belki güneş ile mum ışığını mukayese <br />
<br />
etmek mümkündür, fakat Cenab-ı Hak ile O'nun kulu katiyyen mukayese edilemez.<br />
<br />
Nefsiyle caniyle cihat denilince, eski zaman savaşlarında olduğu gibi, eline bir kılıç alıp düşmanın üzerine yürümek anlaşılmasın. Ci­hat çok geniş manalı bir mefhumdur. Lügat <br />
<br />
itbarıyle aşırı gayret göstermek, cehit sarf etmek demektir. Allah yolunda yapılan her çalışma cihattır.[99]<br />
<br />
-----------<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Allah’ın İsim ve Sıfatları</span></span><br />
<br />
İmam Taberi isim ve sıfatlar hakkında şöyle demiştir : <br />
<br />
“Buluğ ve ergenlik çağına erişen her kadın ve erkek Allah’ın isim ve sıfatlarını delilleri ile bilmezse Müslüman olmaz. Çocuklar yedi yaşına geldiklerinde onlara bu konu ile <br />
<br />
ilgili delilleri öğretmek ve onları yetiştirmek velilerine vaciptir.”<br />
<br />
Maturidi Kitabu’t-Tevhid 27<br />
A) Allah’ın İsimleri<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’nın isimleri, kendisi için özel alametlerdir. Bunlar ancak Kur’an ve sünnet esas alınarak belirlenebilir. Bu isimlerden her biri, bir veya daha fazla sıfata <br />
<br />
delalet edebilir. Mesela Alim ismi, ilim sıfatına, Kadir ismi kudret sıfatına, Rahman ismi rahmet sıfatına delalet etmektedir. İsim ve sıfatların tamamının manalarını ise <br />
<br />
‘Allah’ ismi kapsamaktadır.<br />
<br />
Allah’ı isimlerinde birlemek, O’nun her ismine ve o ismin delalet ettiği manaya inanmayı gerektirir.<br />
Allah’ın İsimlerin Adedi<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Allah’ın yüzden bir eksik, doksan dokuz ismi vardır. Herkim onları sayarsa cennete girer. Allah tektir ve teki sever.”<br />
<br />
Buhari 6348, Müslim 2677/5<br />
<br />
Hadisinden dolayı Allah’ın doksan dokuz ismi olduğu bilinmektedir. Ancak alimlerin büyük çoğunluğu Allah’ın isimlerinin bundan daha fazla olduğu görüşündedirler. Delilleri de şu <br />
<br />
hadistir. Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Ey Allah’ım! Kendini isimlendirdiğin, Kitabı’nda indirdiğin veya katındaki (  bizce bilinmeyen) gayb ilminde kendine sakladığın Sana ait tüm isimlerle Senden istiyorum. <br />
<br />
Kur’an’ı gönlümün baharı, kalbimin cilası yap, O’nunla hüznümü, gam ve kederimi gider.”<br />
<br />
Ahmed 1/391-3712-4318, Hakim 1/509, Mucemu’l-Kebir 10352, Ebu Ya’la 5297, İbni Ebi Şeybe Musannef 29309, İbni Hibban İhsan 972, Bezzar Keşfu’l-Estar 3122, Albani Sahiha 199<br />
<br />
İbnu’l-Kayyim (  Rahmetullahi Aleyh) Allah’ın isimlerinin adedi hakkında şunları söylemektedir : <br />
<br />
“Esmau’l-Husna, herhangi bir sayı ile sınırlandırılamaz. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın kendi katında gayb aleminde tercih ettiği isim ve sıfatları vardır. Bunları ne Allah’a yakın bir <br />
<br />
melek, ne de gönderilen bir nebi bilebilir.”<br />
<br />
Bedaiu’l-Fevaid 1/166<br />
<br />
Benzer sözleri günümüz alimlerinden Salih bin Fevzan el-İrşad isimli eserinde söylemektedir.<br />
<br />
İmam Nevevi (  Rahmetullahi Aleyh)’de : <br />
<br />
“Alimler bu 99 lafızlı hadiste Allah’ın isim ve sıfatları hususunda hasr daraltma, sınır olmadığına ittifak etmişlerdir. Bu hadisin manası ‘Allah’ın 99’dan başka ismi yoktur’ <br />
<br />
şeklinde değildir. Hadis ile kast olunan mana ancak, ‘Kim bu 99 ismi sayarsa cennete girer’ şeklindedir. Onları saymakla cennete girişin bildirilmesiyle istenen, isimlerin <br />
<br />
sayısı hakkında bir sınır olduğunu bildirmek değildir.” demekte ve az önce geçen hadisi bu görüşün delili olarak zikretmektedir.”<br />
<br />
Müslim Şerhi 5/2589<br />
<br />
Hadislerde zikredilen Allah’ın isimlerini saymaktan murat, onları ezberlemek, manalarını anlayıp öğrenmek, gereğince amel etmek ve onlarla tevessül ederek Allah’a dua etmektir.<br />
B) Allah’ın Sıfatları<br />
Sıfatlar İki Çeşittir : <br />
(  1) Zati Sıfatları<br />
<br />
Bunlar nefis, ilim, hayat, kudret, görme, işitme, el, vecih (  yüz), kelam, kadem (  ayak), azamet, kibriya, uluv (  yükseklik), zenginlik, rahmet ve hikmettir. Bu sıfatlar <br />
<br />
Allah’ın şahsında sabittir, O’ndan ayrılmaz.<br />
(  2) Fiili Sıfatları<br />
<br />
İstiva (  yükselme), nüzul (  inme), gelme, hayret etme, gülme, razı olma, sevme, kerih görme, kızma, sevinme, gazap etme, maiyyet (  beraberlik) vb. sıfatlardır. Bunlar <br />
<br />
görüldüğü gibi, Allah’ın iradesi ve kudreti ile alakalı sıfatlardır.<br />
<br />
Bu çeşit sıfatlarda bize gerekli olan, Allah’ın kemaline layık mana üzere onları Allah’a isbat edip belirlemektir.<br />
İsim ve Sıfat Tevhidinin Delilleri<br />
<br />
Bunlar Kur’an’da ve Sahih Sünnette çoktur. İsim ve sıfatlara en şamil (  kapsayıcı) sure Kur’an’ın üçte biri diye adlandırılan İhlas Suresi’dir. Bu sure kemal sıfatları Allah <br />
<br />
için isbat ederken, noksan sıfatlardan da Allah’ı tenzih etmektedir. Kur’an’ın tamamı ise kıssalar, hükümler ve Allah’ın sıfatları şeklinde taksimatlara ayrılmaktadır.<br />
<br />
Kur’an’daki en büyük ayet olduğu bildirilen Ayete’l-Kürsi yani Bakara Suresi 255.ayet de, Hadid Suresi 3. ayet de isim ve sıfatlar denilince ilk akla gelen ayetlerdir. Kur’an’da <br />
<br />
Allah’ın isim ve sıfatlarından bahsetmeyen bir sure yok gibidir.<br />
Ehli Sünnet’in İsim ve Sıfat İnancı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ehli Sünnet ve’l-Cemaat;</span></span><br />
<br />
(  1) Rablerini Kur’an ve Sahih Sünnette geçen sıfatlarıyla tanırlar, lafızları tahrif etmezler, bildirilen isim ve sıfatları benzetme, keyfiyetlendirme ve iptal yoluna sapmadan <br />
<br />
geldiği gibi kabul ederler. Yüce Allah’ın sıfatlarının keyfiyeti hakkında sınırlama ve belirlemelerde bulunmazlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…De ki :  Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?...”<br />
<br />
Bakara 140<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…O’nun benzeri hiçbir şey yoktur…”<br />
<br />
Şuara 11<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.”<br />
<br />
A’raf 180<br />
<br />
(  2) Şanı yüce Allah’ın, kendisinden önce hiçbir şeyin var olmadığı ilk; kendisinden sonra hiçbir şeyin bulunamayacağı son; kendisinin üstünde hiçbir şeyin olmadığı zahir; <br />
<br />
kendisinin altında hiçbir şeyin olmadığı batın olduğuna inanırlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“O, ilktir, sondur, zahirdir, batındır. O, her şeyi bilendir.”<br />
<br />
Hadid 3<br />
<br />
(  3) Onlar Yüce Allah’ın her şeyi yaratan, kuşatan ve her canlıyı rızıklandıran, her şeye güç yetiren ve hesaba çekecek olan tek ilah olduğuna inanırlar.<br />
<br />
En’am 101, Fetih 21, Talak 12, Cin 28, Hud 6, Kehf 45, Enbiya 47, Bakara 163<br />
<br />
(  4) Onlar Allah-u Teâlâ’nın yarattıklarından yüce, yüksek ve onlardan ayrı olduğuna inandıkları gibi O’nun yedi kat semanın üstünde olduğuna ve Arş’a istiva ettiğine (  <br />
<br />
yükseldiğine) ve ilminin her şeyi kuşattığına yorum yapmaksızın inanırlar.<br />
<br />
Ra’d 9, A’la 1, Bakara 255, Talak 12<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın Gökte Oluşu</span></span><br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Göktekinin sizi yere batırmayacağından emin misiniz?.. Yoksa göktekinin üzerinize taş yağdıran bir fırtına göndermeyeceğinden emin misiniz?..”<br />
<br />
Mülk 16, 17<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…Güzel sözler ancak O’na yükselir. Onları da (  Allah’a) salih ameller yükseltir.”<br />
<br />
Fatır 10<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Onlar üstlerindeki Rablerinden korkarlar.”<br />
<br />
Nahl 50<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Firavun :  ‘Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap! Belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa’nın ilahını görürüm…’ dedi…”<br />
<br />
Mü’min 36-37<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Doğrusu Allah, onu (  İsa’yı) kendisine yükseltmiştir…”<br />
<br />
Nisa 158, Âl-i İmran 55<br />
<br />
Bu hususta Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : <br />
<br />
a) Muaviye bin Hakem hadisinde Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem), efendisinden tokat yiyen cariyeyi imtihan ederken : <br />
<br />
−Allah nerede? diye sordu.<br />
<br />
Cariye : <br />
<br />
−Semadadır (  semanın üzerindedir), diye cevap verince Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de bunu kabul ve ikrar etti.<br />
<br />
Müslim 537/33<br />
<br />
b) Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : <br />
<br />
“…Sizler yeryüzü ahalisine merhamet edin ki, semada bulunan (  Allah) da size merhamet etsin.”<br />
<br />
Ebu Davud 4941<br />
<br />
c) Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : <br />
<br />
“Ben semada olan Allah’ın emini (  kendisine güvenileni) olduğum halde sizler bana güvenmiyor musunuz? Halbuki sabah akşam bana gökyüzünün haberi geliyor.”<br />
<br />
Buhari 4045, Müslim 1064<br />
<br />
(  5) Onlar Kürsü ile Arş’ın hak olduğuna ve Arş’ın su üzerinde olduğuna inanırlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…O’nun Kürsü’sü gökleri ve yeri içine almıştır…”<br />
<br />
Bakara 255<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için Arş’ı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratandır…”<br />
<br />
Hud 7<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Arş’ı yüklenen ve onun etrafında bulunanlar Rablerini hamd ile tesbih ederler…”<br />
<br />
Mü’min 7<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…O gün Rabbinin Arş’ını onlardan (  meleklerden) sekizi üzerlerinde taşır.”<br />
<br />
Hakka 17<br />
<br />
Bu hususta Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır : <br />
<br />
“…O’nun (  Allah’ın) Arş’ı su üzerindedir…”<br />
<br />
Buhari 7289, Müslim 993/37<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Yedi kat gök ile yedi kat yer, Allah’ın Kürsü’sü yanında, ancak genişçe çöl bir yere bırakılmış bir halka gibidir. Arş’ın Kürsü’ye üstünlüğü ise geniş çölün bu halkaya <br />
<br />
üstünlüğü gibidir.”<br />
<br />
Ahmed 5/178-179, Bezzar 160, İbni Hibban el-İhsan 361<br />
<br />
Abdullah ibni Abbas (  Radiyallahu Anhuma), Kürsü’nün, iki ayağın konduğu yer olduğunu söylemiştir.<br />
<br />
Hakim 3116, Mucemu’l-Kebir 12404<br />
<br />
(  6) Allah’ın iki eli vardır ve her iki eli de sağdır. O’nun her iki eli de açıktır, dilediği gibi infak eder.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Allah ‘Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?’…dedi.”<br />
<br />
Sa’d 75<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…Bilakis O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi infak eder…”<br />
<br />
Maide 64<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Rahman’ın iki eli de sağdır…”<br />
<br />
Müslim 1827/18, Tirmizi 3589, Nesei 5344, İbni Huzeyme Tevhid 1/159-197, Beyhaki Esma ve Sıfat 2/55-56, Ahmed 2/160-6492, İbni Hibban İhsan 222-223, Hakim 1/64, Albani Sahiha <br />
<br />
46-50, 3136<br />
<br />
(  7) Onlar Yüce Allah’ın gecenin son üçte birinde yücelik ve büyüklüğüne yaraşır şekilde dünya göğüne indiğine inanırlar.<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Rabbimiz gecenin son üçte biri kaldığı zaman dünya semasına iner ve şöyle der : <br />
<br />
−Yok mu bana dua eden? Duasını kabul edeyim. Yok mu benden bir şey isteyen? İstediğini ona vereyim. Yok mu benden bağışlanma dileyen? Onu bağışlayayım.”<br />
<br />
Bu hadis yaklaşık 28 sahabenin rivayet ettiği mütevatir bir hadistir.<br />
<br />
Buhari 1096, Müslim 758/168<br />
<br />
(  8 ) Onlar Allah’ın kendisine yaraşır şekilde nefsi, yüzü, iki gözü, baldırı ve ayağı olduğuna, bunların da yaratılmışlara benzemediğine inanırlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“(  Musa’ya hitaben) Seni, nefsim için seçtim.”<br />
<br />
Ta-Ha 41<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Ancak celal ve ikram sahibi Rabbinin yüzü baki kalacaktır.”<br />
<br />
Rahman 27, Bakara 115<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir seferinde : <br />
<br />
“Allah’ım! Senden, yüzüne bakma lezzetini ve Seninle buluşma şevkini bana lütfetmeni istiyorum!” diye dua etmiştir.<br />
<br />
Ahmed 5/191, Mucemu’l-Kebir 4803, Hakim 1900<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“İnkar edilmiş olana (  Nuh’a) bir mükafat olmak üzere gemi gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.”<br />
<br />
Kamer 14, Ta-Ha 39, Tur 48<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah’ın gözü hakkında : <br />
<br />
“Hiç şüphesiz Rabbinin bir gözü kör (  şaşı) değildir!” buyurmuştur.<br />
<br />
Buhari 6978, Müslim 2933/101<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“O gün baldır açılır ve secdeye çağrılırlar, ancak buna güç yetiremezler.”<br />
<br />
Kalem 42<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıyamet günü hakkında şöyle buyurdu : <br />
<br />
“…Rabbimiz baldırını açar, derhal O’nun azametinden dolayı her mü’min erkek ve kadın secde eder. Yalnız dünyada insanlara göstermek ve işittirmek için secde edenler secdesiz <br />
<br />
kalır. Secde etmeye gider ama sırtı tek bir tabakaya döner.”<br />
<br />
Müslim 182, 183, Buhari 4903, 7310, 7311<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“…Fakat cehennem dolmak bilmez. Allah ona ayağını koyar da o : <br />
<br />
−Yetişir, yetişir, yetişir, der. İşte o zaman cehennem dolar, bir kısmı diğer kısmına büzülür…”<br />
<br />
Buhari 4785, Müslim 2846/36<br />
<br />
(  9) Onlar Allah-u Teâlâ’nın kıyamet gününde kulların arasında hüküm vermek için yüceliğine yakışır bir şekilde mahşer sahasına geleceğine inanırlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Hayır, yeryüzü dağılıp parça parça edildiğinde, Rabbin gelip, melekler de saf saf dizildiğinde…”<br />
<br />
Fecr 21-22<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“…(  Putperestler, Yahudiler ve Hristiyanlar ateşe sevk olunduktan sonra) Meydanda sadık olsun, facir olsun muvahhid mü’minler kalır. Alemlerin Rabbi onlara, gördükleri suretin <br />
<br />
dışında başka bir surette gelir ve : <br />
<br />
−Neyi bekliyorsunuz? Her ümmet kulluk yaptığının peşine düştü, diye seslenir…”<br />
<br />
Müslim 182, 183, Buhari 7310, 7311<br />
<br />
(  10) Onlar, mü’minlerin cennette Rablerini göreceklerine, kendisi ile konuşacaklarına iman ederler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacak, Rablerine bakacaklardır.”<br />
<br />
Kıyamet 22-23<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Şüphesiz ki sizler Rabbinizi, dolunayı gördüğünüz gibi görecek ve O’nu görmekte hiçbir zorluk çekmeyeceksiniz.”<br />
<br />
Buhari 633, Müslim 633/211<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“İyilik edenlere iyilik (  cennet) ve ziyade (  fazlalık) vardır…” Yunus Suresi 26. ayetini okudu ve : <br />
<br />
“Cennet ehli cennete ve cehennem ehli de cehenneme girince bir davetçi : <br />
<br />
−Ey cennet ehli! Muhakkak sizin için Allah katında bir vaat vardır. Allah o vaadi size tam olarak yerine getirmek ister, der.<br />
<br />
Allah Tebareke ve Teâlâ : <br />
<br />
−Ziyadeleştirmemi artırmamı istediğiniz bir şey var mı? diye sorar.<br />
<br />
Onlar da : <br />
<br />
−Yüzlerimizi ağartmadın mı? Bizleri ateşten kurtarıp cennete girdirmedin mi? derler. Müteakiben Allah (  zatı ile kulları arasındaki) hicabı açar da onlar O’na bakar dururlar. <br />
<br />
Allah’a yemin olsun ki Allah onlara zatına bakmaktan daha sevimli ve daha fazla göz aydınlığı olacak hiç bir şey vermemiştir.”<br />
<br />
Müslim 181/297, 298, Tirmizi 2676, İbni Mace 187, Ahmed 4/332, 19143<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : <br />
<br />
“Cebrail Aleyhisselam, Cuma günü hakkında bahsederken şunları da söyledi : <br />
<br />
‘…Rabbin Azze ve Celle cennette beyaz miskten daha güzel kokan bir vadi yarattı. Cuma günü olunca İlliyyin’den Kürsüsü’ne iner. Sonra Kürsü’yü nurdan minberlerle çevirir, <br />
<br />
nebiler gelir ve onların üzerine otururlar. Sonra minberleri altın koltuklarla çevirir ve sıddıklar ile şehitler gelerek onların üzerine otururlar. Daha sonra da cennet ehli <br />
<br />
gelir ve kum yığınlarının üzerine otururlar. Müteakiben Rableri Tebareke ve Teâlâ tecelli eder ve onlar da O’nun yüzüne bakarlar…’ buyurdu.”<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/398, İbni Ebi’d-Dünya, Taberani Evsad, Bezzar, Ebu Ya’la<br />
<br />
(  11) Onlar Allah’ın işitme, görme, ilim, kudret, izzet, kelam, hayat, beraberlik, sevgi, rahmet, öfke, rıza gibi gerek Kitabı’nda vasfettiği, gerekse Nebisi vasıtasıyla <br />
<br />
belirttiği sıfatları kabul ederler ve ‘bunların nasıllığını ancak Allah bilir, biz bilemeyiz’ derler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Muhakkak ki Ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm.”<br />
<br />
Ta-Ha 6<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“O bilendir, hikmet sahibidir.”<br />
<br />
Tahrim 2<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…Allah Musa ile gerçekten konuştu.”<br />
<br />
Nisa 164<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Allah onlardan razı olmuştur…”<br />
<br />
Maide 119<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…Muhakkak ki Allah iyilik edenleri sever.”<br />
<br />
Bakara 195<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine öfkelendiği bir kavmi dost edinmeyin!”<br />
<br />
Mümtehine 13<br />
<br />
<br />
Kendinizi tanımak ve Allahı tanımak ayet ve hadislerle Mumsema Yüce Mevlamız kutsal kitabında : <br />
<br />
Bir zamanlar Rabbin, meleklere :  Ben yeryüzünde bir halife kılacağım demişti.(  Bakara Sûresi  :  ayet 3)<br />
<br />
Biz Allahın kuluyuz ve yine Ona döneceğiz.(  Bakara Sûresi  :  ayet 156)<br />
<br />
Olur ki bir şey hoşunuza gitmezken, sizin için o hayırlı olur ve bir şeyi de sevdiğiniz halde o hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.(  Bakara Sûresi  :  ayet 216)<br />
<br />
Onları simalarından tanırsın. (  Bakara Sûresi  :  ayet 273)<br />
<br />
Hakkı anladıklarından gözlerinin yaşla dolup boşandığını görürsün” (  Maide Sûresi  :  ayet 83)<br />
<br />
O, onları bildi, onlar Onu tanımayıp inkâr ettiler. (  Yusuf Sûresi  :  ayet 58 )<br />
<br />
Biz emaneti, göklere, yeryüzüne ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular; insan onu yüklendi. Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir (  <br />
<br />
Ahzab Sûresi  :  ayet 72)<br />
<br />
Sizi yeryüzünde halifeler yapan Odur. (  Fatır Sûresi  :  ayet 39)<br />
<br />
Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler (  tanısınlar) diye yarattım. (  Zariyat Sûresi  :  ayet 56)<br />
<br />
Yeryüzünde bulunan her şey fanidir, ancak yüce ve cömert olan Allahın varlığı bakidir. (  Rahman Sûresi  :  ayet 26-27)<br />
<br />
Nimetlenmelerinin zevkini yüzlerinden tanırsın (  Mutaffifin Sûresi  :  ayet 24)<br />
<br />
<br />
Güzel Rabbimiz kudsi hadisinde de şöyle buyurmuştur : <br />
<br />
Ey ademoğlu, kim kendini bilirse muhakkak Beni de bilir. Beni bilen de ancak Beni ister. Beni isteyen de mutlaka Beni bulur. Beni bulan da her dilediğine ulaşır.<br />
<br />
Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi, tanınmayı istedim de kâinatı, mahlûkatı yarattım. Beni bilsinler tanısınlar diye.<br />
<br />
Resulüllah (  S.A.V.) efendimiz hadis-i şeriflerinde : <br />
<br />
Ben size Allahı öğretirim, Onu tanıyıp bilmekse, o kalbin işidir.<br />
<br />
Eğer Allahı hakkıyla tanıyıp bilseydiniz, o zaman duanızla, hep dağlar yok olurdu.<br />
Rabbini en çok tanıyıp bileniniz, kendini en çok bileninizdir.<br />
<br />
---------------------</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HADİSLERDE ALLAH - ALLAH’IN ZATINI (  KENDİSİNİ) ANLATAN HADİSLER :  </span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ALLAH, GÖZLE GÖRÜLEBİLİR Mİ?</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Zerr anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam)’a :  “Sen Yüce Rabbi’ni hiç gördün mü?’ diye sordum. Rasulullah : <br />
<br />
‘Nurdur, ben O’nu nasıl görürüm? buyurdu.” (  Müslim, İman, 291)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ALLAH’IN FİİLLERİNİ (  EYLEMLERİNİ) ANLATAN HADİSLER : <br />
ALLAH DOSTUNA DÜŞMANLIK EDENE ALLAH NE EDER?</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH şöyle buyurdu :  ‘Kim Benim Veli (  ALLAH Dostu) kuluma düşmanlık ederse Ben de ona savaş <br />
<br />
ilan ederim.” (  Buhari, Rikak, 38 )<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN KULUNDA GÖRMEKTEN EN ÇOK HOŞNUT OLDUKLARI VE ONLARIN MÜKAFATI</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH şöyle buyurdu :  ‘Kulumu Bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz <br />
<br />
kıldığım şeyleri yerine getirmesidir. Kulum Bana nafile (  farzların dışında kalan) ibadetlerle yaklaşmaya devam eder ve sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık Ben onun <br />
<br />
duyduğu kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, Benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum.” (  Buhari, <br />
<br />
Rikak, 38 )<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖLÜM VE ALLAH’IN MÜ’MİN KULUNA KARŞI DUYARLILIĞI</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH şöyle buyurdu :  ‘Ben yapacağım bir şeyde Mü’min kulumun ruhunu almadaki tereddüdüm kadar <br />
<br />
hiç tereddüde düşmedim. O ölümü sevmez, Ben de onun sevmediği şeyi sevmem.” (  Buhari, Rikak, 38 )<br />
<br />
AÇIKLAMA :  ALLAH’ın “tereddüde düşmesi” insanlardan tamamen farklıdır. Burada mecazi anlam kastedilmektedir. Amaç, konunun herkes tarafından ve kolaylıkla anlaşılmasını <br />
<br />
sağlamaktır. Bunun benzeri Kur’an’da da çok sayıda ifade ve anlatım bulunur ki bu durumu İslam alimleri “tenezzülat-ı ilahiye” yani ALLAH’ın, kullarının iyiliği için bir şeyi <br />
<br />
Kendine yakışan biçimiyle değil de kullarının anlayabileceği şekilde anlatması olarak isimlendirmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN MÜKAFATINI GARANTİ ETTİĞİ ÜÇ KULLUK</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Ümame anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Üç şey vardır, ALLAH her birine garanti vermiştir. ALLAH yolunda cihad etmek üzere yola çıkan kimse… Bu, <br />
<br />
öldüğü takdirde Cennet’e koyma konusunda, ölmeyip te döndüğü takdirde ganimet ve sevapla gelme konusunda garantilidir. Mescide giden (  gitmeyi alışkanlık haline getiren) <br />
<br />
kimseye, öldüğü zaman Cennet’e koyma konusunda ALLAH garanti vermiştir. Kişi, (  fitne, yani Mü’minler arasında hangisinin haklı olduğu kesin bir biçimde bilinemeyecek bir <br />
<br />
çatışma çıktığı zamanda) evine çekildiği takdirde ALLAH ona da garanti vermiştir.” (  Ebu Davud, Cihad, 10)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NAMAZ KILAN ORUÇ TUTAN BİR MÜ’MİNİ BİLE CEHENNEMLİK YAPABİLECEK BEŞ SEBEP</span></span><br />
<br />
Hz. El-Haris el-Eş’ari anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Ben size beş şeyi emrediyorum :  ALLAH onları bana emretti :  Dinlemek, itaat etmek, cihad, <br />
<br />
hicret ve cemaat (  Müslümanların genelinden ayrılmamak). Çünkü kim cemaatten bir karışçık ayrılmışsa boynundaki İslam bağını çıkarıp atmıştır, pişman olup geri dönen hariç… Kim <br />
<br />
de cahiliye davasını (  İslam dışında başka kimlik unsurları, değer, kavram ve ölçülerin mücadelesini yapmak… Irkçılık, İslam dışı bir ideolojinin taraftarlığı gibi…) o Cehennem <br />
<br />
molozlarından biridir!’<br />
<br />
Bir sahabi :  ‘Ey ALLAH’ın Rasulü! O kimse namazını kılan, orucunu tutan biri olsa bile mi?’ diye sordu. Rasulullah :  ‘Evet’ Namaz kılsa, oruç tutsa da…’ buyurdu.” (  Tirmizi, <br />
<br />
Emsal, 3)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAHMET VE LÜTUF KONUSUNDA ALLAH’IN KARŞILIĞI HER ZAMAN KULUN YAPTIĞINDAN DAHA FAZLADIR</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH diyor ki :  ‘Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O Beni andıkça, Ben onunla beraberim. O <br />
<br />
Beni içinden anarsa, Ben de onu içimden anarım. O Beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. Eğer o Bana bir karış yaklaşacak olursa, <br />
<br />
Ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o Bana bir zira yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmamak şartıyla <br />
<br />
yer dolusu günahla gelirse, Ben de onu bir o kadar bağışlamayla karşılarım.” (  Buhari, Tevhid, 15)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH HAYRA EN AZ ON KAT GÜNAHA İSE SADECE BİRE BİR KARŞILIK VERİR</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Zerr anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH demiştir ki :  ‘Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da… Kim bir <br />
<br />
günah işlerse bunun cezası kendi kadardır veya affederim.” (  Müslim, Zikr, 22)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN KULU HİMAYESİNE ALMASINA VE CENNETE KOYMASINA SEBEP OLAN ÜÇ ÖZELLİK</span></span><br />
<br />
Hz. Cabir anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa, ALLAH onun üzerine himayesini açar ve onu Cennete koyar :  Zayıflara <br />
<br />
yumuşak davranmak, anne-babaya şefkat göstermek, kölelere ihsanda bulunmak.” (  Tirmizi, Kıyamet, 49)<br />
<br />
AÇIKLAMA :  Bu hadiste sayılan davranış özelliklerinin arada bir yapılan cinsten olmayıp süreklilik kazanmış ve o insanda bir kişilik özelliği haline dönüşmüş olması gerekir. <br />
<br />
Ayrıca günümüzde köleler yerine kişinin emri altında çalışan işçi ve ücretliler anlaşılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KENDİLERİNE YARDIM EDİLMESİ ALLAH’IN ÜZERİNE BİR HAK OLAN ÜÇ KİŞİ</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Üç kimse vardır ki bunlara yardım ALLAH üzerine bir haktır :  ALLAH yolunda cihad eden, borcunu ödeyip <br />
<br />
veennehu1hürriyetini elde etmek isteyen (  köle), iffetini korumak niyetiyle evlenmek isteyen.” (  Tirmizi, Fezailu’l-Cihad, 20)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN SEVDİĞİ VE SEVMEDİĞİ ÜÇ KİŞİ</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Zerr anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Üç kişi vardır ALLAH onları sever; üç kişi de vardır ALLAH onlara buğz eder. ALLAH’ın sevdiği üç kişiye <br />
<br />
gelince :  (  Birincisi) Bir adam bir topluluğa gelir, onlardan ALLAH adına bir şeyler ister (  ama bunu) kendisiyle onlar arasındaki bir akrabalık ya da yakınlık nedeniyle <br />
<br />
istemez. Onun başvurduğu kimseler, istediğini vermezler. İçlerinden biri ise o topluluğun arkasına kayıp isteyen kimseye gizlice ihsanda bulunur. (  Öyle gizli verir ki) onun <br />
<br />
verdiğini sadece ALLAH ile ihsanda bulunduğu adam bilir.<br />
<br />
(  İkincisi) Bir topluluk yoldadır. Gece boyu da yürürler. Derken uyku her şeyden değerli bir hal alır. Konaklarlar. Bir adam kalkıp Bana karşı tevazu ile yakarışta bulunur, <br />
<br />
ayetlerimi okur.<br />
<br />
(  Üçüncüsü) Bir askeri birliğe katılmıştır. Birlik düşmanla karşılaşır ve hezimete uğrar. Ancak o ilerler ve öldürülünceye veya başarıncaya kadar savaşmaya devam eder.<br />
<br />
ALLAH’ın buğz ettiği üç kişiye gelince, bunlar :  Zina eden ihtiyar, kibirli fakir ve zalim zengindir.” (  Tirmizi, Cennet, 25)<br />
<br />
AÇIKLAMA :  Buğz edilen kişilerin ortak özellikleri, adeta kendilerini zorlayarak fıtratlarının gereğinin zıddını yapmalarıdır. Çünkü ihtiyarlık fıtratı zinadan, fakirlik <br />
<br />
fıtratı kibirden, zenginlik fıtratı ise zulümden uzak durmayı gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAHŞER MEYDANINDA ALLAH’IN KENDİ GÖLGESİNE ALACAĞI YEDİ İNSAN TİPİ</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yedi kişi vardır ki ALLAH onları hiçbir gölgenin olmadığı Kıyamet Günü’nde Kendi gölgesinde gölgeler :  <br />
<br />
(  Bunlar) Adalet sahibi yönetici; ALLAH’a ibadet içinde yetişen genç; mescidden ayrıldıktan sonra tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse; birbirlerini ALLAH için <br />
<br />
seven, ALLAH rızası için bir araya gelip, ALLAH rızası için ayrılan iki kişi; güzel ve toplum içerisinde statü sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde ‘Ben ALLAH’tan <br />
<br />
korkarım’ deyip bu daveti reddeden kimse; ALLAH’ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş akıtan kimse.” (  Buhari, Ezan, 36)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN SALİH KULLARINA VERDİĞİ DEĞER</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Kıyamet Günü Aziz ve Celil olan ALLAH şöyle buyuracak :  ‘Ey Ademoğlu! Ben hasta oldum sen Beni ziyaret <br />
<br />
etmedin!’<br />
<br />
Kul diyecek :  ‘Ey Rabbim! Sen Alemlerin Rabbi iken ben Seni nasıl ziyaret edebilirim?!’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Bilmedin mi falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu ziyaret etseydin, yanında Beni bulacaktın!’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Ey Ademoğlu! Ben senden yiyecek istedim ama sen Beni doyurmadın!?’<br />
<br />
Kul diyecek :  ‘Ey Rabbim! Ben Seni nasıl doyururum. Sen ki Alemlerin Rabbisin!’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin Ben onu yanımda bulacaktım.’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Ben senden su istedim, Bana su vermedin?!’<br />
<br />
Kul diyecek :  ‘Ey Rabbim! Ben Sana nasıl su içirebilirim? Sen ki Alemlerin Rabbisin!’<br />
<br />
Yüce Rabb diyecek :  ‘Falan kulum senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su verseydin, bunu Benim yanımda bulacaktın!?” (  Müslim, Birr, 43)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYA ALLAH KATINDA DEĞERSİZDİR</span></span><br />
<br />
Hz. Sehl bin Sa’d anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Eğer dünya ALLAH katında sivrisineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kafire ondan bir yudum <br />
<br />
su içirmezdi.” (  Tirmizi, Zühd, 13)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH SEVDİĞİ KULUNU DÜNYADAN UZAK TUTAR</span></span><br />
<br />
Hz. Katade bin Nu’man anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “ALLAH bir kulu sevdi mi onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması <br />
<br />
gibi.” (  Tirmizi, Tıbb, 1)<br />
<br />
AÇIKLAMA :  Bu, mutlaka o kulun yoksul biri haline getirileceğini göstermez. Varlıklı da olsa, dünyaya ait maddi ve geçici değerler o kişinin gözünde önemli sayılmaz. Hayatını <br />
<br />
onların üzerine kurmaz. Suyun yasaklanmasına gelince, o dönemde Araplar suyun hastalara zararlı olduğuna inanıyorlardı.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH HANGİ MALA NASIL MUAMELE EDER</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Kim ödemek arzusu ile insanların parasını alır ise ALLAH (  onun borcunu) öder. Kim de batırmak <br />
<br />
niyetiyle insanların parasını alır ise ALLAH onu helak eder.” (  Buhari, İstikraz, 2)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH VE ZULME UĞRAYANIN DUASI</span></span><br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “ALLAH, (  zulme uğrayanın) duasını bulutların üzerine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Yüce <br />
<br />
ALLAH : <br />
<br />
‘İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da duanı mutlaka kabul edeceğim!’ buyurur.” (  Tirmizi, Cennet, 2)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN RAHMETi VE CENNET’E EN SON GİRENİN HALİ</span></span><br />
<br />
Hz. Muğire bin Şu’be anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Hz. Musa (  ALLAH’ın Selamı Üzerine) Rabbine sordu : <br />
<br />
‘Derece itibariyle Cennet halkının en düşüğü nasıldır?’ Yüce Rabb buyurdu : <br />
<br />
‘O, bütün Cennet halkı Cennet’e girdikten sonra gelecek biridir ki kendisine :  ‘Cennet’e gir!’ denilir. O kişi : <br />
<br />
‘Ey Rabbim nasıl gireyim? Herkes yerlerine yerleşti, bütün Cennet tutuldu!’ der. Ona şu cevap verilir : <br />
<br />
‘Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar mülk verilmesine razı mısın?’ O : <br />
<br />
‘Rabbim razıyım!’ der. Yüce Rabb : <br />
<br />
‘Bu sana verilmiştir. Ve onun da bir katı ve onun da bir katı ve onun da bir katı ve onun da bir katı…’ O kişi beşinci de : <br />
<br />
‘Ey Rabbim razı oldum (  yeter)!’ der. Yüce Rabb : <br />
<br />
‘Bunlarla beraber daha on katı da sana verildi. Ayrıca gönlün her ne isterse, gözün neden zevk alırsa… Hepsi sana verilmiştir!’ buyurur. O kişi : <br />
<br />
‘Rabbim razı oldum (  yeter)!’ der. (  Ve Hz. Musa tekrar sordu) : <br />
<br />
‘Ya derecesi en üstün olan?’ (  ALLAH cevap verdi) : <br />
<br />
‘İşte irade ettiklerim bunlardı. Onların keramet fidanlarını kendi elimle diktim ve üzerlerine mühür vurdum. Onlara hazırladığımı, ne bir göz görmüş ne bir kulak işitmiştir. <br />
<br />
Hiçbir insanın kalbine de o şeylerle ilgili bir bilgi gelmemiştir.” (  Müslim, İman, 312)<br />
<br />
kelimeitevhidHz. Abdullah bin Mes’ud anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Cennet’e en son giren kimse bazen yürür, bazen ağlar. Ateş de arada sırada onu <br />
<br />
yalar geçer. Cehennem’i tamamen geçince dönüp ona bir bakar ve : <br />
‘Beni senden kurtaran ALLAH münezzehtir! Yüce ALLAH bana hiç kimseye vermediği şeyi verdi’ der. Derken ona bir ağaç gösterilir. O : <br />
<br />
‘Ya Rabbi’ der, ‘beni şu ağaca yaklaştır da altında gölgeleneyim, suyundan içeyim!’ Yüce ALLAH : <br />
<br />
‘Ey Ademoğlu! Dilediğini versem Benden başka bir şey istemezsin değil mi?’ der. O kişi : <br />
<br />
‘Ey Rabbim! Bundan başka bir şey istemeyeceğim!’ der ve başka bir şey istemeyeceğine söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. çünkü o sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Onu <br />
<br />
ağaca yaklaştırır. Kişi, ağacın gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra ona öncekinden de daha güzel bir ağaç gösterilir. Dayanamayıp : <br />
<br />
‘Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır, gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, artık Senden başka bir şey istemeyeceğim!’ der. Yüce ALLAH : <br />
<br />
‘Ey Ademoğlu! Bana öncekinden başkasını istememeye söz vermemiş miydin? Ben seni ona yaklaştıracak olsam başka şeyler de isteyeceksin!’ der. O kişi artık başka bir şey <br />
<br />
istemeyeceğine dair söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. ALLAH kişiyi o ağaca da yaklaştırır. Ve kişi onun gölgesinde de <br />
<br />
gölgelenir, suyundan içer.<br />
<br />
Sonra ona Cennet’in kapısının yanında bir ağaç yükseltilir. Bu ağaç, diğer ikisinden daha güzeldir. O kişi yine : <br />
‘Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, Senden başka bir şey istemiyorum!’ der. Yüce Rabb : <br />
‘Ey Ademoğlu! Sen öncekinden başka bir şey istemeyeceğine de Bana söz vermemiş miydin?’ der. O kişi : <br />
‘Evet Rabbim! Senden başka bir şey istemeyeceğim’ der. Rabbi onun özrünü kabul eder. çünkü o sabredemeyeceği bir şey görmüştür. Onu bu ağaca da yaklaştırır. Kişi o ağaca <br />
<br />
yaklaştırılınca Cennet halkının seslerini duyar. (  Dayanamayıp) : <br />
<br />
‘Ey Rabbim! Beni Cennet’e sok!’ der. Yüce Rabb : <br />
‘Ey Ademoğlu’ Beni senden kurtaracak şey nedir! Sana dünya kadarını ve beraberinde bir o kadarını daha versem razı olur musun!’ der. O kişi : <br />
‘Ey Rabbim! Benimle alay mı ediyorsun? Sen ki Alemlerin Rabbi’sin!’ der.<br />
<br />
(  Hadisi rivayet eden) Abdullah bin Mes’ud, bu noktada güldü ve : <br />
<br />
‘Niye güldüğümü sormuyor musunuz?’ dedi. İnsanlar : <br />
<br />
‘Niye güldün söyle?’ dediler. O : <br />
<br />
‘Rasulullah da (  Ona Binler Selam) böyle gülmüştü. ‘Niye güldünüz?’ diye sorulduğunda da’ : <br />
‘Alemlerin Rabbi’nin, o kişi :  ‘Sen ki Alemlerin Rabbi’sin, benimle alay mı ediyorsun?’ deyince gülmesine gülüyorum!’ dedi. Yüce ALLAH : <br />
‘Ben, seninle alay etmiyorum. Fakat Ben, Şanı Yüce Olan’ım. Dilediğimi yapmaya gücü yetenim.’ buyurdu.” (  Müslim, İman, 310)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN EN ÇOK BUĞZ ETTİĞİ ERKEK?</span></span><br />
<br />
Hz. Aişe anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “ALLAH’ın en çok buğz ettiği erkek, şiddetli düşmanlık eden hasımdır.” (  Buhari, Ahkam, 34)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN RAHMETİ VE CEHENNEM</span></span><br />
<br />
Hz. Enes anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Yüce ALLAH şöyle seslenir :  ‘Beni bir gün zikreden ya da herhangi bir yerde Benden korkan kimseyi ateşten <br />
<br />
çıkarın!” (  Tirmizi, Cehennem, 9)<br />
<br />
AÇIKLAMA :  Bu durum, dünyadan imanla ayrılmış ve Cehennem’e de Mü’min olarak gitmiş kimse için söz konusudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’IN EN CÖMERT OLDUĞU ZAMAN</span></span><br />
<br />
Hz. Muaz bin Cebel anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Akşamdan (  abdestli olarak) temizlik üzere zikrederek uyuyan ve geceleyin de uyanıp ALLAH’tan dünya <br />
<br />
ve ahiret için hayır isteyen hiç kimse yoktur ki ALLAH dilediğini vermesin.” (  Ebu Davud, Edeb, 105)<br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (  Ona Binler Selam) buyurdu ki :  “Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri girince (  rahmetiyle) dünya semasına iner ve :  ‘Kim Bana dua <br />
<br />
ediyorsa, ona cevap vereyim. Kim Benden bir şey istiyorsa onu vereyim. Kim Benden bağışlanma diliyorsa onu bağışlayayım’ der.” (  Buhari, Tevhid, 35)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MÂRİFETULLAH</span></span><br />
<br />
Allah'ı bilme, tanıma, O'nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma.<br />
<br />
Mârifetullah, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar "marifet" ve "Allah" kelimeleridir. Marifet; lügatta, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkta yapılmış olan şey, <br />
<br />
bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık manalarına gelmektedir. Bununla birlikte, marifet, Allah'ı O'nun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini <br />
<br />
bilmek; alçak gönüllü olmak manasını ifade ettiği gibi bilginler arasında ilim manasına da gelmektedir, ki onlara göre, her itim bir marifettir, her marifette bir ilimdir. <br />
<br />
Allah'ı âlim (  bilen) herkes ariftir, her arif de âlimdir (  Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyri Risâlesi, s. 427).<br />
<br />
Genel olarak bu manalara gelmekte olan "marifet", Allah lâfzı ile bir tamlama oluşturduğunda, yani "mârifetullah" denildiğinde ise "Allah'ın vücûd ve vahdaniyetinin bilinmesi" <br />
<br />
manasına gelmektedir.<br />
<br />
Mârifetullah, aslında, kişinin Allah'ı hakkıyla tanıması, bilmesi ve buna göre O'na bağlanması anlamında kullanılmaktadır. Zira, kişi, Allah'ı hakkıyla tanırsa, O'nun emir ve <br />
<br />
yasaklarına bağlanır. Mârifetullah bilgisinde şu üç nokta yer almaktadır.<br />
<br />
1. İzzet ve Celâl sahibi olan Allah'ı ve O'nun birliğini bilmek, ululuğu ulu olan ve her türlü noksan sıfatlardan münezzeh bulunan zatından teşbihi red etmek ve uzaklaştırmak;<br />
<br />
2. Allah'ın sıfatlarını ve bu sıfatların hükümlerini bilmek,<br />
<br />
3. Allah'ın fiillerini ve bu fiillerin hikmetlerini kavramak (  Hucvirî, Keşful-Mahcûb, İstanbul 1982, s. 92).<br />
<br />
Cüneydî Bağdâdîye marifet ile ilgili bir soru sorulduğunda şöyle cevap verir :  "Marifetten ve bunu elde etmenin sebeplerinden sordu. Marifet, gerek havasdan, gerek avamdan <br />
<br />
olsun bir tek marifettir. Çünkü onunla bilinen şey birdir. Fakat bunun başlangıcı ve yükseği vardır. Havas, yükseğindedir. Gerçi tam gayesine ve sonuna varamaz. Zira arifler <br />
<br />
katında maruf un sonu yoktur. Düşüncenin yetişmediği, akılların kapsayamadığı, zihinlerin algılayamadığı, görmenin keyfiyetine eremediği zatı marifet nasıl kapsar? Yaratıkları <br />
<br />
içinde O'nu en iyi bilenler, O'nun azametini idrakten, yahut zatını keşfetmekten aciz olduklarını en çok ikrar ederler. Çünkü benzeri olmayanı idrakten âciz olduklarını <br />
<br />
bilirler. Zira O, kadimdir, mâsivası ile muhdestir. Zira O, kavîdir, kuvvetini bir kuvvet verenden almamıştır. Halbuki O'ndan gayrı her kavî, O'nun kuvvetiyle kavîdir. Zira O, <br />
<br />
öğretmensiz âlimdir ve kendisinden başka bir kimseden bir fayda almamıştır. Her şeyi başkasından öğrenmekle değil, kendi ilmiyle bilir. O'ndan başka her âlimin ilmi O'ndan <br />
<br />
gelir. Tesbih ve tenzih, bidayetsiz evvel olan, nihayetsiz baki olan kendinden başkasının bu vasfa hakkı olmadığı ve bu vasıfların kendinden başkasına yaraşmadığı Allah'a olsun"<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerim'de; "Allah'ı hakkıyla takdir edemediler" (  el-En'âm, 6/91) ayeti, mârifetullah bilgisine işaret ettiği rivayet edilmektedir. Nitekim Ebû Ubeyde'nin, ayeti <br />
<br />
"Allah'ı hakkıyla tanıyamadılar, bilemediler" şeklinde açıkladığını görmekteyiz (  el-Kurtubî, el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân, Beyrût 1965, VII, 37).<br />
<br />
MARİFET : “Tanıma”,“Bilme”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MARİFETULLAH  :</span> </span>“İlâhî hakikatlara vukufiyet”, “Kalbî inkişaf”, “İlâhî sıfat ve isimlerin tecellilerine tefekkürde erişilen mertebe.<br />
<br />
“Bütün ulûm-u hakikiyyenin esası ve nuru ve ruhu marifetullahdır.” (  Sözler)<br />
<br />
Allah’a inanan insanın kalbi imanla nurlanmıştır. Bu, kör gözün açılmasından, işitmeyen kulağın duymaya başlamasından çok ileri bir inkişafla ruhun, Rabbine kavuşması, ona <br />
<br />
inanması ve kendini onun mahlûku bilmesidir. Şimdi sıra, O’nu tanıma vadisinde mesafeler katetmeye gelmiştir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim, mü’mine daima marifet dersleri verir. Allah’ın adıyla başlar ve hemen Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu bildirir. Bu bir marifettir, yâni Allah’ı tanımaktır. <br />
<br />
Rahman ve Rahim olarak.<br />
<br />
“Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” emriyle Allah Resulüne (  a.s.m.) ve onun şahsında da bütün ümmetine marifet sahasında mesafeler katetme emri verilmiş. Biz bu emirdeki Rab <br />
<br />
isminden dersimizi alarak, öncelikle kendimizde tecelli eden İlâhî terbiyeyi okuruz. Kanımızı, hücremizi okuruz; yüzümüzü gözümüzü okuruz; kalbimizi ruhumuzu okuruz... Hepsini <br />
<br />
en güzel ve en faydalı biçimde terbiye eden Rabbimizin rahmetini, keremini okuruz.<br />
<br />
Okudukça O’nun rububiyetine marifetimiz artar. O’nun rahmetine marifetimiz artar. İhsanını daha güzel, daha net, daha açık seyreder oluruz.<br />
<br />
Âyetin devamına geçer, nutfeden yaratıldığımızı ibretle düşünürüz. Bizi her şeyimizle o küçücük şifrede yerleştiren ve onu açıp her organımızı yerli yerine koyan Rabbimizin <br />
<br />
lütfuna, rahmetine hayran kalırız.<br />
<br />
Geçeriz Fatiha sûresine.. Rabbimizi, “Rabb-ül-âlemin” olarak tanırız. O, bizim Rabbimiz olduğu gibi, bütün hayvanlar, bitkiler âleminin de Rabbi. Sema âleminin, arz âleminin de <br />
<br />
Rabbi. Melek âleminin, cin âleminin de Rabbi. Arşın, kürsinin, cennet ve cehennemin de Rabbi. Bunları düşündükçe, O’nun marifetinde daha da terakki ederiz.<br />
<br />
İnsan marifetullahda ileri gittikçe hem Rabbinin keremini, ihsanını, afvını ve ğufranını daha iyi anlar; hem de O’nun kudretini, azametini, celâl ve kibriyasını. Böylece o <br />
<br />
mü’minin ruhunda muhabbetle mehafet, yâni Allah sevgisiyle Allah korkusu birlikte inkişaf eder. Rabbini ne kadar çok severse, korkusu da o nisbette artar.<br />
<br />
İnsan bir zâtı sevdi mi, onun teveccühünü kaybetme endişesi ruhunu sarar. Sevgiyle korkunun bu sentezine “hürmet” diyoruz. Hürmette sevgi hâkimdir, ama korku da onun <br />
<br />
yanıbaşından ayrılmaz.<br />
<br />
Allah’a kullukta da muhabbetle mehafet beraber yürürler. Her ikisi de marifetin inkişafı nisbetinde ilerler, yükselirler.<br />
<br />
Marifet, uçsuz bucaksız sema. Marifet, sonu gelmez yolculuk. Bir kul, bütün sıfatları sonsuz olan Allah’ın marifetinde ne kadar ileri giderse gitsin, önünde yine sonsuz bir <br />
<br />
mesafe vardır.<br />
<br />
Resulûllah Efendimiz (  a.s.m.), Mi’rac mûcizesinden önce de, mahlûkat içerisinde tahkikî imanın son hududundaydı. Mi’rac ile, marifet semasına uruc etti. Rabbinin mülkünü kat <br />
<br />
kat gezdi. Cennetini, cehennemini gördü. Melekler âlemini bütün ihtişamı ile seyretti. O mukaddes ruhunu safha safha yücelten ve O’nu ulviyet mertebelerinde sür’atle yükselten <br />
<br />
bu bereketli seyahat sonunda, pâk lisanından şu cümle dökülmüştü : <br />
<br />
“Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben (  senin lütfunla eriştiğim bu marifet mertebesine rağmen yine de) seni hakkıyla tanımayamadım, bilemedim.”<br />
<br />
Bu mânâyı ders veren bir Hadis-i Kudsi : <br />
<br />
“Allah’ı hakkıyla ancak kendisi bilir.”<br />
<br />
Resulûllah Efendimiz (  a.s.m.), “ben zaten semalara, cennete cehenneme ve onlarda vazife gören meleklere iman etmişim” demekle kalmayıp, Allah’ın emriyle o âlemleri gezdiği <br />
<br />
gibi, biz de Onun bu sünnetine hiç olmazsa tefekkürle uymalı, o âlemlerde fikren gezmeli, İlâhî sıfatların onlardaki geniş tecellilerini hayretle düşünmeli ve ruhumuzun İlâhî <br />
<br />
marifetle her an biraz daha terakki etmesine çalışmalıyız.<br />
<br />
Allah’ın marifetinde ilerlemenin, yükselmenin yolu, bizim için düşünmekten, okumaktan geçer. Bilhassa iman hakikatlarına ait ulvî dersleri.<br />
<br />
“Basiret nuruyla bakanlar, muhabbet ve ünsiyetin, Mahbubu devamlı olarak hatırlamakla kökleşeceğini, marifetin ise O’nun zâtını, sıfat ve fiillerini daima düşünmekle mümkün <br />
<br />
olabileceğini bilmişlerdir.” “Marifet, fikrin devamı ile hâsıl olur.” (  İhya-yı Ulûm’dan)<br />
<br />
Buna göre, “ben zaten iman ediyorum” diyerek tefekkürden uzak kalmak, insanı marifetullahda geri bırakır.<br />
<br />
Etrafımızı çepeçevre kuşatan mahlûklardan, meselâ, bir yaprağa göz atalım. Biz o nazenin mahlûğu sadece rengiyle ve şekliyle tanırız. Onun hakkındaki marifetimiz, bilgimiz dar <br />
<br />
bir çerçevededir. Ama, biyoloji eğitimi görmüş, bitki fizyolojisi üzerinde ihtisas yapmış bir başkası, onun hakkında makaleler döker, kitaplar yazar.<br />
<br />
Dağ dendi mi, aklımızda sadece birkaç kelime, yahut bir iki cümle canlanır. Onun hakkındaki bilgimiz, onu tanımamız bu kadar kısa, bu kadar yetersizdir. Bir maden mühendisinin <br />
<br />
bu husustaki bilgisi, marifeti ise kitaplara sığmaz.<br />
<br />
Yaprak ve dağ; kâinat kitabından ancak iki kelime. Ve insan bu muhteşem kitabın sadece bir yahut iki kelimesinde ihtisas sahibi olabiliyor.<br />
<br />
Şimdi şöyle bir düşünelim :  Kâinatın her yönüyle bilinmesi insan idrakini çok çok aşarsa, insanı hücre hücre, semayı yıldız yıldız, cenneti kat kat, cehennemi tabaka tabaka <br />
<br />
yaratan Allah’ın o sonsuz sıfatları hakkında insanın marifeti ne kadar noksan kalacaktır! Zaten O’nun mukaddes zâtını hakkıyla bilmek, beşerin idrak sahası dışındadır.<br />
<br />
Bir mü’min, ömrünün bütün dakikalarını marifetullahda her an terakki etmekle geçirse, sonunda söyleyeceği söz, “ben seni hakkıyla tanıyamadım” olacaktır.<br />
<br />
Yine böyle bir ömrü, hep şükürle, hep ibadetle geçirse sonunda “ben sana hakkıyla şükredemedim, sana hakkıyla ibadet edemedim.” diyecektir.<br />
<br />
Allah’ın cemali de sonsuz, celâli de kemali de... Her mü’min bunlara iman eder. Ama marifet hususunda, aralarında büyük farklılıklar var.<br />
<br />
Bir tek misal : <br />
<br />
Her mü’min Cenâb-ı Hakk’ın mekândan münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna inanır. Bütün mekânları ve onlarda meydana gelen bütün hâdiseleri birlikte yaratan Zâtın, mekândan <br />
<br />
münezzeh ve her mekânda hazır olduğuna akıl da şehadet eder. Ama bu imanın, bu şehadetin kalblerde, duygularda, hislerde icra ettiği tesir noktasında, mü’minler arasında çok <br />
<br />
farklılıklar vardır. Bu hakikatı sadece sorulduğunda hatırlayan bir mü’min ile, bu imanını ruhunda hâkim kılan ve her an İlâhî murakabe altında bulunduğunun idraki içinde <br />
<br />
sözlerini, fiillerini ve hallerini daima kontrol altında tutan bir diğer mü’minin bu noktadaki marifetleri birbirinden çok farklıdır.<br />
<br />
İslâm’da tevhid esasdır. Her mü’min Allah’ın bir olduğunu bilir. O’nun eşi, benzeri, yardımcısı olmadığına iman eder. Bu, gerçek bir marifettir. Ama bu marifette de nice <br />
<br />
dereceler var. “Vahdehu”nun şu tefsirine bu nazarla bakalım : <br />
<br />
“Allah birdir. Başkasına müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı kâinat birdir, <br />
<br />
herşeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.” (  Mektubat)<br />
<br />
İşte bu ulvî makama ermede mü’minler arasında nice dereceler var.<br />
<br />
İnsan, Allah’ın azametine marifet kazandıkça, ruhu huzur ve huşû ile dolar.<br />
<br />
Onun irade sıfatına olan marifeti terakki edince, âkıbetinden daima endişe eder. Zira, O’nun iradesine mâni olacak bir başka irade bulunmadığına yakînen inanmıştır.<br />
<br />
O’nun kibriyasını düşündükçe, nefsinin zillet ve hakaretini daha iyi anlar; ona büyüklenme fırsatı vermez.<br />
<br />
Herbiri sonsuz kemalde bulunan bütün İlâhî sıfatlar ve isimleri de bunlara kıyas ettiğimizde Allah’ın marifetinde terakki etmenin sonu olmadığını daha iyi anlar, bu vadide <br />
<br />
insanlar arasında bir bakıma sonsuz farklılık bulunduğunu daha iyi idrak ederiz.<br />
<br />
İnsanın yaratılış gayesinin ibadet olduğunu beyan eden İlâhî fermandaki bu ibadet kelimesini, büyük âlimlerimiz marifet olarak tefsir etmişler. İnsanın yaratılış gayesi Allah’ı <br />
<br />
tanımak ve bu vadide daima ilerlemektir, demişler. Bu mânâ gerçekten de ruhumuzu tam tatmin ediyor.<br />
<br />
Bilindiği gibi cennette, namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler yok. Ama, marifette terakki, orada, çok daha ileri seviyesiyle, yine hükmünü icra edecek. Burada, bir bardak suda <br />
<br />
Allah’ın rahmetini okuyan, O’nu Rezzak olarak tanıyan bir mü’min, orada cennet ırmaklarından içecek, Rabbinin rezzakiyetini çok daha güzel anlayacak, daha geniş dairelerde <br />
<br />
tefekkür edecek.<br />
<br />
Burada semayı seyreden gözler, orada Arşı seyredecekler.<br />
<br />
Ba’s hâdisesiyle insanlar yeniden yaratılırken, cennetin bütün lezzetlerinden faydalanabilecek ve cehennemin o hayallere sığmaz acılarını çekebilecek bir mahiyete kavuşacaklar.<br />
<br />
İşte, mü’min, bu yeni yaratılışıyla, cennette dünyadakinden çok daha fazla lezzet alacak; tefekkürü, hayreti, şükrü ve marifeti de o nisbette artacaktır.<br />
<br />
Bu dünyadaki nimetler, cennettekilerin yanında gölge gibi. O halde, oradaki marifet de bu dünyadakinden o derece ileri olmalı.<br />
<br />
-------------<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İnsanın Allah'ı Tanıması</span></span><br />
<br />
Geçmiş peygamberlerin kitaplarında, insan hitabeden şu söz meş­hurdur : <br />
<br />
Ey insan, Rabbini tanımak için kendini tanı “insanın kendisi bir aynadır, ona bakan hakkı görür. Birçok insanlar kendilerine bakar fakat hakkı göremezler. O halde kendini <br />
<br />
bilmek, Allahü Tealayı bilmeye hangi yolla vesile olduğunu bilmek lazımdır. İnsan önce kendi­ni bilince anlar ki; bundan önce nice yıllar geçmiştir, kendisinin namı nişanı yok <br />
<br />
idi. Şimdi ise akıllara durgunluk veren haller onda meydana geldi. Ama bütün bu azaları kendisi mi, yoksa başkası mı mey­dana getirdi? İnsan zaruri olarak bilir ki, her azası <br />
<br />
yerinde olduğu halde bir kıl ucu yaratmaktan acizdir. Demek ki, bir su damlası iken daha aciz ve noksan idi. Böylece kendini yaratanın kudretini görür ve bilir ki, her bakımdan <br />
<br />
tam bir kudret vardır. İstediğini istediği gibi yaratır. Bundan daha üstün hangi kudret olabilir ki, böyle hakir ve aşağı bir damla sudan, olgun, güzel, hikmetli ve şaşılacak <br />
<br />
bir şa­hıs yaratıyor.<br />
<br />
Kendinde olan akıl almaz bu inceliklere ve organların faidelerine ve her birinin ne hikmetle yaratıldığına, el, ayak, göz ve dil gibi za­hiri organlarına bakınca, kendini <br />
<br />
yaratanın ilmini bilip, her şeyi ku­şatmakta olduğunu ve yine böyle bir alimin bilmediği hiç bir şeyi olmadığını anlar.<br />
<br />
Çünkü bütün akıllıların aklı bir araya gelse, onlara uzun ömür ve­rilse bu organlardan birini daha iyi yapmayı düşünseler, asla yapmazlar. Mesela, yenilen şeyleri kesmek için <br />
<br />
keskin olan ön dişlerini kesmek için uçları düz olan azı dişlerini, değirmene öğütebileceği şeyleri atan dil küreğini, yemekleri hamur haline getirecek salgı kuvvetini, sonra <br />
<br />
boğaza gidip orada kalmamasını, bütün akılları, bundan daha iyi bir şekilde yapamazlar.<br />
<br />
İnsanın her parçasında bunun gibi hikmetler vardır. Bir kimse bu hikmetleri ne kadar çok bilse, Allah'ın ilminin azametine hayranlığı o kadar çok olur. İnsan kendi zatının <br />
<br />
zuhurundan Allahü Teala’nın zatını görür. Etrafındaki şaşılacak hikmetler ve faydalarda, hakkın ilminin kemalini görür. İşte bunun için kendini tanımak Allahü Tealayı bilmenin <br />
<br />
anahtarı olur.[98]<br />
<br />
Allah'a Yöneliş<br />
<br />
İçinde yaşadığımız bu alem boşuna yaratılmış değildir. Hayat ve ölümün hikmetlerini kavramak ve kendisini ona göre ayarlamak her insanın başlıca vazifesidir. Yaratılan her şey <br />
<br />
onun yüzü suyu hürmetine vücuda gelmiş ve onun hizmetine tahsis edilmiştir. Bütün var­lıklar gayesinin yolcusu olunca, insan için gayesiz yaşama düşünülebilir mi? Dünya <br />
<br />
hayatının Allah'a giden ince yollarında gaflet ayaklarının kaba izleri ayıp ve günah değil midir?<br />
<br />
O halde kainat karşısında yüceliği ile uygun yaşamak isteyen insana ilahi gaye yoluna girmek zaruri bir hayat şartı oluyor.<br />
<br />
Hakikatte yüksek hayat, ancak iman ışığı altında, İslami neş’elerle takip olunabilir. Bunun içindir ki, ilk insan ve Peygamber Adem, (  a.s.) dan itibaren asırlar boyunca <br />
<br />
insanlar din mükellefiyeti karşısında kalmış, imanlı ve faziletli yaşamaya davet olunmuşlardır. Din hilkatle başlayan bir ihtiyaç ve zarurettir. İnsan hayatının en kuv­vetli <br />
<br />
tezahürüdür.<br />
<br />
Cehalet ve bozgunculuklarla kaybolan ilahı hakikatleri yenilemek, insanları daldıkları imansızlık ve ahlaksızlık karanlıklarından hak ve fazilet nuruna çıkarmak için zaman zaman <br />
<br />
peygamberler gönderilmiş ve kitaplar indirilmiştir. Bu Allah’ımızın biz kullarına en büyük lutfu ihsanıdır. Nihayet beşeriyetin ebedi mürşidi, son peygamberimiz Hz. Muhammed (  <br />
<br />
s.a.s.) efendimiz geldi, bu suretle nübüyvet nuru sonsuzluğu gölgesine almış oldu, İslam dini ve Kur'an gelince başka dinlere ve kitaplara lüzum kalmamış, ruhani hakimiyet, hak <br />
<br />
saltanatı Müslümanlığa nasip olmuş ve onda karar kılmıştır. Artık dindar yaşamak isteyenler için başka din aramağa ihtiyaç kalmadığı gibi, İslam dininden başka dinlere davet <br />
<br />
propagandaları da lüzumsuz ve abes bir meşgale halini almıştır.<br />
<br />
İslam dini, haiz olduğu ilahi nur sayesinde hayatı beşikten mezara, oradan da ahiret aleminin esrarengiz hakikatlarına kadar aydınlatmakta ve hakiki hayat yolcularına ruhani <br />
<br />
rehberlik etmektedir. Müs­lümanlık, cihana hikmet gözüyle bakmayı emretmekte ve hayatın takip olunmasını istemektedir.<br />
<br />
İnsan her zaman düşünmeli, kendi kendine Sorular sormalı ve kai­nata bakıp ibret almalıdır. Ben, yüz sene önce neredeydim. Yüz sene sonra nerede olacağım? Yaratılmam için <br />
<br />
dilekçemi verdim? Ölümden rüşvetle kurtulabilir miyim? Ben kadir miyim, aciz miyim? Ka­dir olsam, mademki kadirim kuvvetliyim, yedeğe, içmeye, havaya neden ihtiyaç duyuyorum? <br />
<br />
Niçin sıcakta yanıyor soğukta donuyorum? Niçin hastalanıyorum ve hemen doktora koşuyorum? Doktor her hastalığa çare bulabiliyor mu? Böbreğin aklı mı var, kandan idrarı nasıl <br />
<br />
ayırıyor?<br />
<br />
Gözümü, kulağımı yapan usta, Asya'da mı, Avrupa'da mı, Ameri­ka'da mı, nerede, nasıl yaptı? Bugün insanlar aya çıkıyor niçin insanın tırnağını bile yapamıyorlar? Gökten yağan <br />
<br />
yağmur aynı, yerden fışkıran su aynı, güneş aynı fakat yerden çıkan bitkiler, ağaçlar niçin başka başka? Renkler ayrı şekiller ayrı, kokular çeşit çeşit Ayı, güneşi, yıldızları <br />
<br />
yaratan, dünyayı güneşin etrafında döndüren kim?<br />
<br />
Mademki her şey tesadüfi, dünya niçin bir gezegene çarpıp duman olmuyor? Alemde bir nizam, intizam var, tesadüfi diye asla bir şey yoktur.<br />
<br />
Sağır ateşe, kör toprağa, aciz suya, ruhsuz havaya tabiat deniyor. Birbirinden aciz olan bu maddeler hiç bir şey yaratabilir mi? Bir basit ilaç uzun yıllar okuyan kimyagerin <br />
<br />
derin derin düşünerek ince he­sabıyla, yaratılmış hazır maddelerden, üç gram birinden beş gram birinden alıp bir araya getirmekle meydana gelir. Öyleyse bu muazzam mahlukatı <br />
<br />
kör, sağır, akılsız tabiat yaratabilir mi?<br />
<br />
Hayır, beni bir yaratan var. Kainatı idare eden bir idareci var. Kur­an- ı Kerim tam düşünceme uygun, bana doğru yolu gösteriyor ve be­ni tefekküre sevk ediyor. Hem dünya ve hem <br />
<br />
de ahir et için saadet kay­nağı, yaratıcının kelamı olduğu lafzıyle, manasıyle ve her yönüyle apaçık. İşte bu yüce kitabın sahibi olan Allah bir gün beni ahir ete davet edecek, <br />
<br />
tekrar diriltecek ve bana verdiği nimetlerin hesabını teker teker soracak, öyle ise ben Cenab-ı hakkın yolundan nasıl çıkarım. İnsan düşünüp demeli :  Ben aciz Allah kaadir, ben <br />
<br />
cahil Allah alim, ben mahluk Allah halik, o halde ben mi iyi bilirim, yoksa beni ya­ratan mı? Elbette ki Yüce Allah her şeyi daha iyi bilir. Belki güneş ile mum ışığını mukayese <br />
<br />
etmek mümkündür, fakat Cenab-ı Hak ile O'nun kulu katiyyen mukayese edilemez.<br />
<br />
Nefsiyle caniyle cihat denilince, eski zaman savaşlarında olduğu gibi, eline bir kılıç alıp düşmanın üzerine yürümek anlaşılmasın. Ci­hat çok geniş manalı bir mefhumdur. Lügat <br />
<br />
itbarıyle aşırı gayret göstermek, cehit sarf etmek demektir. Allah yolunda yapılan her çalışma cihattır.[99]<br />
<br />
-----------<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Allah’ın İsim ve Sıfatları</span></span><br />
<br />
İmam Taberi isim ve sıfatlar hakkında şöyle demiştir : <br />
<br />
“Buluğ ve ergenlik çağına erişen her kadın ve erkek Allah’ın isim ve sıfatlarını delilleri ile bilmezse Müslüman olmaz. Çocuklar yedi yaşına geldiklerinde onlara bu konu ile <br />
<br />
ilgili delilleri öğretmek ve onları yetiştirmek velilerine vaciptir.”<br />
<br />
Maturidi Kitabu’t-Tevhid 27<br />
A) Allah’ın İsimleri<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’nın isimleri, kendisi için özel alametlerdir. Bunlar ancak Kur’an ve sünnet esas alınarak belirlenebilir. Bu isimlerden her biri, bir veya daha fazla sıfata <br />
<br />
delalet edebilir. Mesela Alim ismi, ilim sıfatına, Kadir ismi kudret sıfatına, Rahman ismi rahmet sıfatına delalet etmektedir. İsim ve sıfatların tamamının manalarını ise <br />
<br />
‘Allah’ ismi kapsamaktadır.<br />
<br />
Allah’ı isimlerinde birlemek, O’nun her ismine ve o ismin delalet ettiği manaya inanmayı gerektirir.<br />
Allah’ın İsimlerin Adedi<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Allah’ın yüzden bir eksik, doksan dokuz ismi vardır. Herkim onları sayarsa cennete girer. Allah tektir ve teki sever.”<br />
<br />
Buhari 6348, Müslim 2677/5<br />
<br />
Hadisinden dolayı Allah’ın doksan dokuz ismi olduğu bilinmektedir. Ancak alimlerin büyük çoğunluğu Allah’ın isimlerinin bundan daha fazla olduğu görüşündedirler. Delilleri de şu <br />
<br />
hadistir. Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Ey Allah’ım! Kendini isimlendirdiğin, Kitabı’nda indirdiğin veya katındaki (  bizce bilinmeyen) gayb ilminde kendine sakladığın Sana ait tüm isimlerle Senden istiyorum. <br />
<br />
Kur’an’ı gönlümün baharı, kalbimin cilası yap, O’nunla hüznümü, gam ve kederimi gider.”<br />
<br />
Ahmed 1/391-3712-4318, Hakim 1/509, Mucemu’l-Kebir 10352, Ebu Ya’la 5297, İbni Ebi Şeybe Musannef 29309, İbni Hibban İhsan 972, Bezzar Keşfu’l-Estar 3122, Albani Sahiha 199<br />
<br />
İbnu’l-Kayyim (  Rahmetullahi Aleyh) Allah’ın isimlerinin adedi hakkında şunları söylemektedir : <br />
<br />
“Esmau’l-Husna, herhangi bir sayı ile sınırlandırılamaz. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın kendi katında gayb aleminde tercih ettiği isim ve sıfatları vardır. Bunları ne Allah’a yakın bir <br />
<br />
melek, ne de gönderilen bir nebi bilebilir.”<br />
<br />
Bedaiu’l-Fevaid 1/166<br />
<br />
Benzer sözleri günümüz alimlerinden Salih bin Fevzan el-İrşad isimli eserinde söylemektedir.<br />
<br />
İmam Nevevi (  Rahmetullahi Aleyh)’de : <br />
<br />
“Alimler bu 99 lafızlı hadiste Allah’ın isim ve sıfatları hususunda hasr daraltma, sınır olmadığına ittifak etmişlerdir. Bu hadisin manası ‘Allah’ın 99’dan başka ismi yoktur’ <br />
<br />
şeklinde değildir. Hadis ile kast olunan mana ancak, ‘Kim bu 99 ismi sayarsa cennete girer’ şeklindedir. Onları saymakla cennete girişin bildirilmesiyle istenen, isimlerin <br />
<br />
sayısı hakkında bir sınır olduğunu bildirmek değildir.” demekte ve az önce geçen hadisi bu görüşün delili olarak zikretmektedir.”<br />
<br />
Müslim Şerhi 5/2589<br />
<br />
Hadislerde zikredilen Allah’ın isimlerini saymaktan murat, onları ezberlemek, manalarını anlayıp öğrenmek, gereğince amel etmek ve onlarla tevessül ederek Allah’a dua etmektir.<br />
B) Allah’ın Sıfatları<br />
Sıfatlar İki Çeşittir : <br />
(  1) Zati Sıfatları<br />
<br />
Bunlar nefis, ilim, hayat, kudret, görme, işitme, el, vecih (  yüz), kelam, kadem (  ayak), azamet, kibriya, uluv (  yükseklik), zenginlik, rahmet ve hikmettir. Bu sıfatlar <br />
<br />
Allah’ın şahsında sabittir, O’ndan ayrılmaz.<br />
(  2) Fiili Sıfatları<br />
<br />
İstiva (  yükselme), nüzul (  inme), gelme, hayret etme, gülme, razı olma, sevme, kerih görme, kızma, sevinme, gazap etme, maiyyet (  beraberlik) vb. sıfatlardır. Bunlar <br />
<br />
görüldüğü gibi, Allah’ın iradesi ve kudreti ile alakalı sıfatlardır.<br />
<br />
Bu çeşit sıfatlarda bize gerekli olan, Allah’ın kemaline layık mana üzere onları Allah’a isbat edip belirlemektir.<br />
İsim ve Sıfat Tevhidinin Delilleri<br />
<br />
Bunlar Kur’an’da ve Sahih Sünnette çoktur. İsim ve sıfatlara en şamil (  kapsayıcı) sure Kur’an’ın üçte biri diye adlandırılan İhlas Suresi’dir. Bu sure kemal sıfatları Allah <br />
<br />
için isbat ederken, noksan sıfatlardan da Allah’ı tenzih etmektedir. Kur’an’ın tamamı ise kıssalar, hükümler ve Allah’ın sıfatları şeklinde taksimatlara ayrılmaktadır.<br />
<br />
Kur’an’daki en büyük ayet olduğu bildirilen Ayete’l-Kürsi yani Bakara Suresi 255.ayet de, Hadid Suresi 3. ayet de isim ve sıfatlar denilince ilk akla gelen ayetlerdir. Kur’an’da <br />
<br />
Allah’ın isim ve sıfatlarından bahsetmeyen bir sure yok gibidir.<br />
Ehli Sünnet’in İsim ve Sıfat İnancı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ehli Sünnet ve’l-Cemaat;</span></span><br />
<br />
(  1) Rablerini Kur’an ve Sahih Sünnette geçen sıfatlarıyla tanırlar, lafızları tahrif etmezler, bildirilen isim ve sıfatları benzetme, keyfiyetlendirme ve iptal yoluna sapmadan <br />
<br />
geldiği gibi kabul ederler. Yüce Allah’ın sıfatlarının keyfiyeti hakkında sınırlama ve belirlemelerde bulunmazlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…De ki :  Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?...”<br />
<br />
Bakara 140<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…O’nun benzeri hiçbir şey yoktur…”<br />
<br />
Şuara 11<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.”<br />
<br />
A’raf 180<br />
<br />
(  2) Şanı yüce Allah’ın, kendisinden önce hiçbir şeyin var olmadığı ilk; kendisinden sonra hiçbir şeyin bulunamayacağı son; kendisinin üstünde hiçbir şeyin olmadığı zahir; <br />
<br />
kendisinin altında hiçbir şeyin olmadığı batın olduğuna inanırlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“O, ilktir, sondur, zahirdir, batındır. O, her şeyi bilendir.”<br />
<br />
Hadid 3<br />
<br />
(  3) Onlar Yüce Allah’ın her şeyi yaratan, kuşatan ve her canlıyı rızıklandıran, her şeye güç yetiren ve hesaba çekecek olan tek ilah olduğuna inanırlar.<br />
<br />
En’am 101, Fetih 21, Talak 12, Cin 28, Hud 6, Kehf 45, Enbiya 47, Bakara 163<br />
<br />
(  4) Onlar Allah-u Teâlâ’nın yarattıklarından yüce, yüksek ve onlardan ayrı olduğuna inandıkları gibi O’nun yedi kat semanın üstünde olduğuna ve Arş’a istiva ettiğine (  <br />
<br />
yükseldiğine) ve ilminin her şeyi kuşattığına yorum yapmaksızın inanırlar.<br />
<br />
Ra’d 9, A’la 1, Bakara 255, Talak 12<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın Gökte Oluşu</span></span><br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Göktekinin sizi yere batırmayacağından emin misiniz?.. Yoksa göktekinin üzerinize taş yağdıran bir fırtına göndermeyeceğinden emin misiniz?..”<br />
<br />
Mülk 16, 17<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…Güzel sözler ancak O’na yükselir. Onları da (  Allah’a) salih ameller yükseltir.”<br />
<br />
Fatır 10<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Onlar üstlerindeki Rablerinden korkarlar.”<br />
<br />
Nahl 50<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Firavun :  ‘Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap! Belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa’nın ilahını görürüm…’ dedi…”<br />
<br />
Mü’min 36-37<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Doğrusu Allah, onu (  İsa’yı) kendisine yükseltmiştir…”<br />
<br />
Nisa 158, Âl-i İmran 55<br />
<br />
Bu hususta Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : <br />
<br />
a) Muaviye bin Hakem hadisinde Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem), efendisinden tokat yiyen cariyeyi imtihan ederken : <br />
<br />
−Allah nerede? diye sordu.<br />
<br />
Cariye : <br />
<br />
−Semadadır (  semanın üzerindedir), diye cevap verince Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de bunu kabul ve ikrar etti.<br />
<br />
Müslim 537/33<br />
<br />
b) Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : <br />
<br />
“…Sizler yeryüzü ahalisine merhamet edin ki, semada bulunan (  Allah) da size merhamet etsin.”<br />
<br />
Ebu Davud 4941<br />
<br />
c) Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : <br />
<br />
“Ben semada olan Allah’ın emini (  kendisine güvenileni) olduğum halde sizler bana güvenmiyor musunuz? Halbuki sabah akşam bana gökyüzünün haberi geliyor.”<br />
<br />
Buhari 4045, Müslim 1064<br />
<br />
(  5) Onlar Kürsü ile Arş’ın hak olduğuna ve Arş’ın su üzerinde olduğuna inanırlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…O’nun Kürsü’sü gökleri ve yeri içine almıştır…”<br />
<br />
Bakara 255<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için Arş’ı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratandır…”<br />
<br />
Hud 7<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Arş’ı yüklenen ve onun etrafında bulunanlar Rablerini hamd ile tesbih ederler…”<br />
<br />
Mü’min 7<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…O gün Rabbinin Arş’ını onlardan (  meleklerden) sekizi üzerlerinde taşır.”<br />
<br />
Hakka 17<br />
<br />
Bu hususta Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır : <br />
<br />
“…O’nun (  Allah’ın) Arş’ı su üzerindedir…”<br />
<br />
Buhari 7289, Müslim 993/37<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Yedi kat gök ile yedi kat yer, Allah’ın Kürsü’sü yanında, ancak genişçe çöl bir yere bırakılmış bir halka gibidir. Arş’ın Kürsü’ye üstünlüğü ise geniş çölün bu halkaya <br />
<br />
üstünlüğü gibidir.”<br />
<br />
Ahmed 5/178-179, Bezzar 160, İbni Hibban el-İhsan 361<br />
<br />
Abdullah ibni Abbas (  Radiyallahu Anhuma), Kürsü’nün, iki ayağın konduğu yer olduğunu söylemiştir.<br />
<br />
Hakim 3116, Mucemu’l-Kebir 12404<br />
<br />
(  6) Allah’ın iki eli vardır ve her iki eli de sağdır. O’nun her iki eli de açıktır, dilediği gibi infak eder.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Allah ‘Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?’…dedi.”<br />
<br />
Sa’d 75<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…Bilakis O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi infak eder…”<br />
<br />
Maide 64<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Rahman’ın iki eli de sağdır…”<br />
<br />
Müslim 1827/18, Tirmizi 3589, Nesei 5344, İbni Huzeyme Tevhid 1/159-197, Beyhaki Esma ve Sıfat 2/55-56, Ahmed 2/160-6492, İbni Hibban İhsan 222-223, Hakim 1/64, Albani Sahiha <br />
<br />
46-50, 3136<br />
<br />
(  7) Onlar Yüce Allah’ın gecenin son üçte birinde yücelik ve büyüklüğüne yaraşır şekilde dünya göğüne indiğine inanırlar.<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Rabbimiz gecenin son üçte biri kaldığı zaman dünya semasına iner ve şöyle der : <br />
<br />
−Yok mu bana dua eden? Duasını kabul edeyim. Yok mu benden bir şey isteyen? İstediğini ona vereyim. Yok mu benden bağışlanma dileyen? Onu bağışlayayım.”<br />
<br />
Bu hadis yaklaşık 28 sahabenin rivayet ettiği mütevatir bir hadistir.<br />
<br />
Buhari 1096, Müslim 758/168<br />
<br />
(  8 ) Onlar Allah’ın kendisine yaraşır şekilde nefsi, yüzü, iki gözü, baldırı ve ayağı olduğuna, bunların da yaratılmışlara benzemediğine inanırlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“(  Musa’ya hitaben) Seni, nefsim için seçtim.”<br />
<br />
Ta-Ha 41<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Ancak celal ve ikram sahibi Rabbinin yüzü baki kalacaktır.”<br />
<br />
Rahman 27, Bakara 115<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir seferinde : <br />
<br />
“Allah’ım! Senden, yüzüne bakma lezzetini ve Seninle buluşma şevkini bana lütfetmeni istiyorum!” diye dua etmiştir.<br />
<br />
Ahmed 5/191, Mucemu’l-Kebir 4803, Hakim 1900<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“İnkar edilmiş olana (  Nuh’a) bir mükafat olmak üzere gemi gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.”<br />
<br />
Kamer 14, Ta-Ha 39, Tur 48<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah’ın gözü hakkında : <br />
<br />
“Hiç şüphesiz Rabbinin bir gözü kör (  şaşı) değildir!” buyurmuştur.<br />
<br />
Buhari 6978, Müslim 2933/101<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“O gün baldır açılır ve secdeye çağrılırlar, ancak buna güç yetiremezler.”<br />
<br />
Kalem 42<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıyamet günü hakkında şöyle buyurdu : <br />
<br />
“…Rabbimiz baldırını açar, derhal O’nun azametinden dolayı her mü’min erkek ve kadın secde eder. Yalnız dünyada insanlara göstermek ve işittirmek için secde edenler secdesiz <br />
<br />
kalır. Secde etmeye gider ama sırtı tek bir tabakaya döner.”<br />
<br />
Müslim 182, 183, Buhari 4903, 7310, 7311<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“…Fakat cehennem dolmak bilmez. Allah ona ayağını koyar da o : <br />
<br />
−Yetişir, yetişir, yetişir, der. İşte o zaman cehennem dolar, bir kısmı diğer kısmına büzülür…”<br />
<br />
Buhari 4785, Müslim 2846/36<br />
<br />
(  9) Onlar Allah-u Teâlâ’nın kıyamet gününde kulların arasında hüküm vermek için yüceliğine yakışır bir şekilde mahşer sahasına geleceğine inanırlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Hayır, yeryüzü dağılıp parça parça edildiğinde, Rabbin gelip, melekler de saf saf dizildiğinde…”<br />
<br />
Fecr 21-22<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“…(  Putperestler, Yahudiler ve Hristiyanlar ateşe sevk olunduktan sonra) Meydanda sadık olsun, facir olsun muvahhid mü’minler kalır. Alemlerin Rabbi onlara, gördükleri suretin <br />
<br />
dışında başka bir surette gelir ve : <br />
<br />
−Neyi bekliyorsunuz? Her ümmet kulluk yaptığının peşine düştü, diye seslenir…”<br />
<br />
Müslim 182, 183, Buhari 7310, 7311<br />
<br />
(  10) Onlar, mü’minlerin cennette Rablerini göreceklerine, kendisi ile konuşacaklarına iman ederler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacak, Rablerine bakacaklardır.”<br />
<br />
Kıyamet 22-23<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“Şüphesiz ki sizler Rabbinizi, dolunayı gördüğünüz gibi görecek ve O’nu görmekte hiçbir zorluk çekmeyeceksiniz.”<br />
<br />
Buhari 633, Müslim 633/211<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : <br />
<br />
“İyilik edenlere iyilik (  cennet) ve ziyade (  fazlalık) vardır…” Yunus Suresi 26. ayetini okudu ve : <br />
<br />
“Cennet ehli cennete ve cehennem ehli de cehenneme girince bir davetçi : <br />
<br />
−Ey cennet ehli! Muhakkak sizin için Allah katında bir vaat vardır. Allah o vaadi size tam olarak yerine getirmek ister, der.<br />
<br />
Allah Tebareke ve Teâlâ : <br />
<br />
−Ziyadeleştirmemi artırmamı istediğiniz bir şey var mı? diye sorar.<br />
<br />
Onlar da : <br />
<br />
−Yüzlerimizi ağartmadın mı? Bizleri ateşten kurtarıp cennete girdirmedin mi? derler. Müteakiben Allah (  zatı ile kulları arasındaki) hicabı açar da onlar O’na bakar dururlar. <br />
<br />
Allah’a yemin olsun ki Allah onlara zatına bakmaktan daha sevimli ve daha fazla göz aydınlığı olacak hiç bir şey vermemiştir.”<br />
<br />
Müslim 181/297, 298, Tirmizi 2676, İbni Mace 187, Ahmed 4/332, 19143<br />
<br />
Rasulullah (  Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : <br />
<br />
“Cebrail Aleyhisselam, Cuma günü hakkında bahsederken şunları da söyledi : <br />
<br />
‘…Rabbin Azze ve Celle cennette beyaz miskten daha güzel kokan bir vadi yarattı. Cuma günü olunca İlliyyin’den Kürsüsü’ne iner. Sonra Kürsü’yü nurdan minberlerle çevirir, <br />
<br />
nebiler gelir ve onların üzerine otururlar. Sonra minberleri altın koltuklarla çevirir ve sıddıklar ile şehitler gelerek onların üzerine otururlar. Daha sonra da cennet ehli <br />
<br />
gelir ve kum yığınlarının üzerine otururlar. Müteakiben Rableri Tebareke ve Teâlâ tecelli eder ve onlar da O’nun yüzüne bakarlar…’ buyurdu.”<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/398, İbni Ebi’d-Dünya, Taberani Evsad, Bezzar, Ebu Ya’la<br />
<br />
(  11) Onlar Allah’ın işitme, görme, ilim, kudret, izzet, kelam, hayat, beraberlik, sevgi, rahmet, öfke, rıza gibi gerek Kitabı’nda vasfettiği, gerekse Nebisi vasıtasıyla <br />
<br />
belirttiği sıfatları kabul ederler ve ‘bunların nasıllığını ancak Allah bilir, biz bilemeyiz’ derler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Muhakkak ki Ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm.”<br />
<br />
Ta-Ha 6<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“O bilendir, hikmet sahibidir.”<br />
<br />
Tahrim 2<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…Allah Musa ile gerçekten konuştu.”<br />
<br />
Nisa 164<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Allah onlardan razı olmuştur…”<br />
<br />
Maide 119<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“…Muhakkak ki Allah iyilik edenleri sever.”<br />
<br />
Bakara 195<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor : <br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine öfkelendiği bir kavmi dost edinmeyin!”<br />
<br />
Mümtehine 13<br />
<br />
<br />
Kendinizi tanımak ve Allahı tanımak ayet ve hadislerle Mumsema Yüce Mevlamız kutsal kitabında : <br />
<br />
Bir zamanlar Rabbin, meleklere :  Ben yeryüzünde bir halife kılacağım demişti.(  Bakara Sûresi  :  ayet 3)<br />
<br />
Biz Allahın kuluyuz ve yine Ona döneceğiz.(  Bakara Sûresi  :  ayet 156)<br />
<br />
Olur ki bir şey hoşunuza gitmezken, sizin için o hayırlı olur ve bir şeyi de sevdiğiniz halde o hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.(  Bakara Sûresi  :  ayet 216)<br />
<br />
Onları simalarından tanırsın. (  Bakara Sûresi  :  ayet 273)<br />
<br />
Hakkı anladıklarından gözlerinin yaşla dolup boşandığını görürsün” (  Maide Sûresi  :  ayet 83)<br />
<br />
O, onları bildi, onlar Onu tanımayıp inkâr ettiler. (  Yusuf Sûresi  :  ayet 58 )<br />
<br />
Biz emaneti, göklere, yeryüzüne ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular; insan onu yüklendi. Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir (  <br />
<br />
Ahzab Sûresi  :  ayet 72)<br />
<br />
Sizi yeryüzünde halifeler yapan Odur. (  Fatır Sûresi  :  ayet 39)<br />
<br />
Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler (  tanısınlar) diye yarattım. (  Zariyat Sûresi  :  ayet 56)<br />
<br />
Yeryüzünde bulunan her şey fanidir, ancak yüce ve cömert olan Allahın varlığı bakidir. (  Rahman Sûresi  :  ayet 26-27)<br />
<br />
Nimetlenmelerinin zevkini yüzlerinden tanırsın (  Mutaffifin Sûresi  :  ayet 24)<br />
<br />
<br />
Güzel Rabbimiz kudsi hadisinde de şöyle buyurmuştur : <br />
<br />
Ey ademoğlu, kim kendini bilirse muhakkak Beni de bilir. Beni bilen de ancak Beni ister. Beni isteyen de mutlaka Beni bulur. Beni bulan da her dilediğine ulaşır.<br />
<br />
Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi, tanınmayı istedim de kâinatı, mahlûkatı yarattım. Beni bilsinler tanısınlar diye.<br />
<br />
Resulüllah (  S.A.V.) efendimiz hadis-i şeriflerinde : <br />
<br />
Ben size Allahı öğretirim, Onu tanıyıp bilmekse, o kalbin işidir.<br />
<br />
Eğer Allahı hakkıyla tanıyıp bilseydiniz, o zaman duanızla, hep dağlar yok olurdu.<br />
Rabbini en çok tanıyıp bileniniz, kendini en çok bileninizdir.<br />
<br />
---------------------</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>