<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Helaller Ve Haramlar]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 13:08:54 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[HELALLER VE HARAMLAR]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2500</link>
			<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 04:16:23 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2500</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HELALLER ve HARAMLAR<br />
<br />
I. HELALLER VE HARAMLAR</span></span><br />
<br />
Helal: Dinen, yapılması ve yiyilip içilmesi yasak olmayan şey demektir.<br />
<br />
Haram: Dinen, yapılması ve yiyilip içilmesi kesin olarak yasaklanmış olan şeye denir.<br />
<br />
Buna göre bir şey helal ise haram değildir, haram ise helal olamaz.<br />
<br />
Allah Teala’nın yarattığı her şeyde asıl olan helal ve mubah olmaktır. Haram olduğu bildirilenlerden başka hiçbir şey haram değildir.<br />
<br />
Haram olan şeyler sayılı ve sınırlı olup bunun dışında kalanlar helaldir.<br />
<br />
Allah Teala, iyi, temiz ve insan sağlığına yararlı olan şeyleri helal, kötü, pis ve zararlı olan şeyleri de haram kılmıştır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَآ اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ<br />
<br />
“Kendileri için nelerin helal kılındığını sana soruyorlar, de ki bütün iyi ve temiz şeyler size helal kılınmıştır.”316<br />
<br />
Allah’ın helal kıldıklarını helal, haram olarak bildirdiklerini de haram kabul etmek gerekir.<br />
<br />
Allah’ın helal kıldığı şeylere haram, haram olarak bildirdiklerini helal kabul etmek dinden çıkmaya sebeptir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ<br />
<br />
“Ey Müminler, Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın. Aşırı gitmeyin. Allah, aşırı gidenleri sevmez.”317<br />
<br />
وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذٖينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ<br />
<br />
“Dillerinizin yalan olarak nitelediği şeyler hakkında ‘Bu helaldir, bu da haramdır’ demeyin. Çünkü (böyle söylediğinizde) Allah’a karşı yalan uyduruyorsunuz. Kuşkusuz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.”318<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A) Haramın Çeşitleri</span></span><br />
<br />
Aslı haram olan şeye “Haram liaynihi” denir. Domuz eti ve şarap gibi.<br />
<br />
Aslı itibariyle helal olup niteliği itibariyle haram olan şeye de “Haram ligayrihi” denir. Çalıntı mal gibi.<br />
<br />
Mesela: Çalınan bir koyun veya ekmek, aslında helaldir. Ancak başkasına ait oldukları ve sahibinin izni olmadan alındıkları için haram olmuşlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Helal ve Haram Kılan Allah’tır</span></span><br />
<br />
Bir şeyi helal yapan da haram kılan da Allah’tır. O, hiç kimseye haram kılma yetkisi vermemiştir. Konunun önemine binaen İslam âlimleri haram olduğuna dair hakkında kesin delil olmayan hiçbir şeye haram dememiş, “hoş değil, çirkindir” gibi sözleri tercih etmişlerdir. Çünkü Allah Teala şöyle buyurmuştur:<br />
قُلْ مَنْ حَرَّمَ زٖينَةَ اللّٰهِ الَّتٖيٓ اَخْرَجَ لِعِبَادِهٖ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
“De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı (yarattığı) süsü ve güzel rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar dünya hayatında inananlarındır. Kıyamet gününde ise yalnız Müminlerindir. İşte bilenler için ayetleri böyle açıklıyoruz.”319<br />
<br />
قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًاۜ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ<br />
<br />
“De ki: Allah’ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helal, bir kısmını da haram kıldığınızı görmüyor musunuz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz.”320<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Zaruretler Haramları Mubah Kılar</span></span><br />
<br />
İslam dini kolaylık dinidir. Bir kimse elinde olmayan sebeplerle haram olan bir şeyi yemek ya da bir işi yapmak zorunda kalırsa, onu helal saymamak şartıyla zorunlu olan ihtiyacını giderecek kadar haram olan şeyden yararlanabilir, bunda günah yoktur.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزٖيرِ وَمَآ اُهِلَّ بِهٖ لِغَيْرِ اللّٰهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَآ اِثْمَ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ<br />
<br />
“Allah, size ancak meyteyi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan, çokça esirgeyendir.”321<br />
<br />
Zorunlu durumların dışında haram olan şeylerden sakınılması gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B) Yiyecek ve İçeceklerde Helaller ve Haramlar</span></span><br />
<br />
1. Yiyeceklerde Haram Olanlar<br />
<br />
1. Meyte: Kendiliğinden ölmüş hayvan.<br />
<br />
Boğulmuş, taş, sopa ve benzeri bir şeyle vurularak öldürülmüş, yukardan yuvarlanarak veya bir başka hayvan tarafından boynuzlanarak ölmüş hayvanlar ile canavarların yiyip artırdığı hayvanlar da ölmüş hayvan hükmünde olup, yenmez. Ancak bunlar ölmeden önce kesilecek olursa yenir.<br />
<br />
2. Kan: Usûlüne göre kesilen hayvanın vücudundaki kanın büyük bir kısmı dışarıya akar. İşte bu akan kan, yenmez. Ancak dalak ve ciğer gibi organlarda kalan kan ise akmış sayılmadığından bunlarla birlikte yenir.<br />
<br />
3. Domuz Eti: Yukarda ifade ettiğimiz gibi Allah, pis ve zararlı şeyleri haram kılmıştır. Domuz da bunlardan birisidir.<br />
<br />
Domuz, pis olan gıdaları çok sevdiği için vücudunda fazla miktarda mikrop bulunur. Bu mikropların başında trişin ve tenya gelir. Bunlar insan sağlığı için çok tehlikelidir. Esasen modern tıp da domuz etinin her iklimde, özellikle sıcak bölgelerde insan sağlığı için çok zararlı olduğunu tespit etmiştir.<br />
<br />
Domuz etinin haram kılınması, bu ve benzeri bugüne kadar bildiğimiz sebeplerden ibaret değildir. Belki zamanla bileceğimiz birtakım sebepler daha vardır. Hatta bilemeyeceğimiz sebepler de olabilir. Ama kesin olarak bildiğimiz ve inandığımız bir şey vardır ki o da, Cenab-ı Hakk’ın haram kıldığı şeyin bizim için zararlı olduğudur.<br />
<br />
4. Allah’tan Başkası Adına Kesilen Hayvan<br />
<br />
Her canlıyı yaratan Allah olduğu gibi öldüren de O’dur. Hayvanları da insanların yararlanmaları için yaratmıştır. İnsan, etinden ve derisinden yararlanmak üzere hayvanı keserken yaratıcısından izin alması gerekir. Yaratıcısının adını anarak kesmek, O’ndan izin almak demektir. Ancak unutarak besmele çekmemiş olursa bu zarar vermez. Fakat hayvanı keserken Allah’tan başkasının adını anacak olursa işte bu hayvan yenmez.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş, canavarların yediği hayvanlar —ölmeden yetişip kestikleriniz hariç—, dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılınmıştır...”322<br />
<br />
Yukarda yazılı olanların dışında yenmesi helal ve haram olan kara, deniz hayvanları ile kuşlar “Hayvan Kesimi” bölümünde sayılmıştır. Oraya bakılabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
2. İçeceklerde Haram Olanlar<br />
</span></span><br />
a) İçki<br />
<br />
İçildiği zaman azı veya çoğu sarhoşluk veren içecektir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿٩٠﴾ اِنَّمَا يُرٖيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَآءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ ﴿٩١﴾<br />
<br />
“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) fal ve (şans) okları birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durunuz ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?”323<br />
<br />
Her ne kadar ayette, yasaklanan şarap (hamr) ise de Peygamberimiz,<br />
<br />
كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ وَكُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ<br />
<br />
“Sarhoşluk veren her şey şaraptır ve her şarap haramdır.”324 buyurmuş ve sarhoşluk veren her içkinin şarap gibi haram olduğunu bildirmiştir.<br />
<br />
Yine Peygamberimiz,<br />
<br />
مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ<br />
“Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.”325 buyurarak, sarhoşluk veren şeyin azı ile çoğu arasında haram olması bakımından bir fark olmadığını açıklamıştır.<br />
<br />
İçki haramdır. Çünkü içkinin pek çok zararları vardır.<br />
<br />
İçki, insanlar arasına düşmanlık ve kin sokar. Kur’an-ı Kerim’de içki ile kumarın zararlarından söz edilirken, “Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.” buyrulur.<br />
<br />
İçki insanın aklını başından alır. İnsan sağlığını da olumsuz şekilde etkiler. Mide ve akciğer gibi iç organlarda yaptığı tahribat ile vücudun çalışma düzenini bozar.<br />
<br />
Büyük ölçüde can ve mal kaybına sebep olan ve pek çok kimsenin sakat kalması sonucunu doğuran trafik kazalarının bir kısmı alkollü araç kullanmaktan meydana gelir.<br />
<br />
İçki, sinir sistemini de bozarak cinayetlere varan kavgalara yol açar.<br />
<br />
İçki, aile hayatını da felce uğratır. Kişinin aile ve çocuklarını ihmal etmesine ve bu yüzden boşanmalara kadar varan aile huzursuzluklarına sebep olur.<br />
<br />
Bunun içindir ki Peygamberimiz,<br />
<br />
اِجْتَنِبُوا الْخَمْرَ فَاِنَّهَا اُمُّ الْخَبَائِثِ<br />
<br />
“İçkiden sakının. Çünkü o, bütün pisliklerin anasıdır.” buyurmuştur.326<br />
<br />
İçki ile Tedavi<br />
<br />
İslam âlimleri içkiyi ilaç olarak da kullanmanın haram olduğunu söylemişlerdir.<br />
<br />
Târık b. Süveyd el-Cûfî, Peygamberimize şarabın hükmünü sormuş, o da onu şaraptan menetmişti. Bunun üzerine Târık,<br />
<br />
—Ama ben onu sadece ilaç için yapıyorum, deyince, Peygamberimiz,<br />
<br />
—O ilaç değil, derttir,327 buyurmuştur.<br />
<br />
Ancak gerek içki, gerekse diğer haram olan şeylerin hastalığı tedavi edeceği kesin olarak bilinir ve başka ilaç da bulunmazsa, o takdirde haram olan bir şeyle tedavi caiz olur.<br />
<br />
Kolonya Kullanmak<br />
<br />
Sarhoşluk veren içkilerin haram olduğu yukarda açıklanmıştı.<br />
<br />
İçilmesi haram olan içkilerden şarabın azı da çoğu da kesin olarak haram olduğu gibi aynı zamanda da necistir, vücuda, elbiseye veya namaz kılınan yere bulaşması hâlinde temizlenmeden kılınan namaz sahih olmaz. Çünkü Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şarabı “rics = pis” olarak nitelemektedir.328 Şaraptan başka sarhoşluk veren içkilerin içilmesi haram ise de, şarap gibi dinen necis oldukları ihtilaflıdır.<br />
<br />
İmam-ı A’zam, şarap ve üzümden yapılanların dışındaki içkilerden bir dirhemden fazlasının elbiseye bulaşması hâlinde bunun namaza mani olmayacağını söylemiştir.329<br />
<br />
Sonuç olarak: İspirto ve kolonyanın içilmeleri haramdır. Ancak kullanılmaları ve alınıp satılmaları caiz görülmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Uyuşturucu Maddeler</span></span><br />
<br />
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Kur’an-ı Kerim’de haram olan bütün içkiler sayılmamış, kötü, pis ve insan sağlığına zararlı olan her şey haram kılınmıştır. Peygamberimiz de bu konuda bir illetten söz etmiş, bu illet kendisinde bulunan içkilerin haram olduğunu bildirmiştir. Bu, “sarhoş etme ve uyuşturma” illetidir. Bunu taşıyan her şey haramdır. Esrar, afyon, eroin, kokain ve morfin gibi maddelerde de bu illet bulunduğu için bunlar da haramdır. Hatta bunlar alkollü içkilerin etkisini fazlasıyla taşımakta, zararları da etki ölçüsünde daha çok olmaktadır.<br />
<br />
Uyuşturucu maddelerin kullanılması haram olduğu gibi alınıp satılmaları da caiz değildir.330<br />
<br />
Yapılan tespitlere göre, bunların en önemli ve ortak özelliklerinden birisi çok az miktarda alınmaları hâlinde bile kısa zamanda alışkanlık yapmalarıdır.<br />
<br />
Mesela, bir defa eroin kullanan ve kendisinde iptila meydana gelen kimsenin bundan kurtulması çok zordur. Az miktarda alanlarda bağımlılık yapan esrar ise onu kullananda kısa zamanda saldırganlık hâllerinin ortaya çıkmasına sebep olmakta, kişiyi deliliğe, hatta ölümle sonuçlanan kötü bir akıbete sürüklemektedir.<br />
<br />
Bu maddeleri kullanan şahısta aynı tesiri göstermesi için miktarın devamlı artırılması icap eder. Bu ise o maddeye karşı devamlı bir talebin artmasına sebep olur ve böylece kişinin uyuşturucuya olan ihtiyacı sürekli artar. Parası yetmezse evdeki eşyaları satmaktan, para bulamayınca çalmaktan ve suç işlemekten bile çekinmez.<br />
<br />
Uyuşturucunun kötü bir sonucu da, ailevi ve sosyal ilişkilerin tamamen bozulmasıdır. Böylece kişi, ailesine ve çocuklarına karşı sorumluluğunu kaybeder. Aile fertleri onun için artık bir değer ifade etmez, tek aradığı şey, bağımlısı olduğu uyuşturucuyu bulabilmektir. Onun için artık istikbal diye bir şey kalmamıştır. Uyuşturucu kullananlar, aldıkları maddenin ekstra bir dozu ile ölüme mahkûm olurlar.331<br />
<br />
İnsanı ruhen ve bedenen çöküntüye ve korkunç bir ölüme götüren uyuşturucu tehlikesi karşısında son derece dikkatli olmak zorundayız.<br />
<br />
Hiç kimse ben alkolik olacağım diye içki içmeye, eroinman veya uyuşturucu müptelası olacağım düşüncesiyle uyuşturucu maddeleri kullanmaya başlamaz. Bu gibi zararlı şeylere bazı hevesler, acaba nasıl bir şeydir diye biraz merak veya aldanma sonucu olarak başlar. Sonunda da alkolik veya uyuşturucu bağımlısı olur ve dönüşü olmayan çok tehlikeli bir yola girmiş bulunur.<br />
<br />
Uyuşturucu kullanmak bir insanın bile bile kendisini tehlikeye atması demektir.<br />
<br />
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de,<br />
<br />
“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”332 buyurarak bizleri uyarmaktadır.<br />
<br />
“Uyuşturucu acaba nasıl bir şeydir?” veya “Bir defa kullanmakla bir şey olmaz” düşüncesiyle uyuşturucu kullanmaya başlayanların bir daha ondan kurtulması fevkalade zordur. Çünkü uyuşturucu kullanmak, zehri tecrübe etmek gibi çok tehlikeli bir iştir. “Zehir acaba öldürür mü?” diye bunu denemeye kalkışmanın acı sonucu ise herkesçe bilinen bir gerçektir.<br />
<br />
Bu sebeple insan vücudunu tahrip ederek onu maddi ve manevi çöküntüye sürükleyen ve insanlık için ciddi bir tehlike olan uyuşturucu maddelerin zararlarını en iyi şekilde anlatarak insanları bu felaketten kurtarmaya çalışmalıyız.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
C) Kazançta Haram Olanlar</span></span><br />
1. Kumar<br />
<br />
Ortaya para konularak oynanan şans oyunu demektir.<br />
<br />
Oyunun oynandığı alet ve metot önemli değildir. Oyun, taraflardan birine veya birkaçına kâr sağlıyor ya da zarar veriyorsa, bu oyun kumardır ve yasaktır. Bu yolla kazanılan para da haramdır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”333 Peygamberimiz, arkadaşlarına, “gel kumar oynayalım” diyen kimsenin, bu sözüne keffaret olmak üzere sadaka vermesini tavsiye etmiştir.334<br />
<br />
Kumarın haram kılınmasının sebepleri üzerinde düşünürken aşağıdaki hususlar akla gelebilir:<br />
<br />
a) Çeşitli meşru kazanç yolları vardır. Bu yollardan birisiyle geçimin sağlanması yönüne gidilmeli, bunu şansa ve tesadüfe bırakmamalıdır.<br />
<br />
b) Kumar, kişinin çalışmasına, ailesi ve toplumu, hatta insanlık için yararlı hizmetler yapmasına ve Allah’a karşı olan ibadet görevlerini yerine getirmesine engel olur.<br />
<br />
c) Kumarın zararları oynayanda kalmaz, aile bireylerini ve toplumu da etkiler ve işsiz güçsüz kimselerin çoğalmasına ve böylece birtakım sosyal bunalımlara sebep olur.<br />
<br />
Kumar yüzünden işlenen cinayetler ve cana kıymaların küçümsenmeyecek boyutlarda olduğu ve bu yüzden nice mutlu aile yuvalarının söndüğü bir gerçektir.<br />
<br />
Daha pek çok zararları olan kumar, haramdır ve bu yolla elde edilen kazanç da meşru olmayan bir kazançtır.<br />
<br />
Yarışmalarda Alınan Ödüller Helaldir<br />
<br />
Vücudun gelişip kuvvetlenmesi ve savaş yeteneğinin geliştirilmesi maksadıyla yapılan koşu, silah atışı, at koşuları ve güreş müsabakaları caizdir.<br />
<br />
Peygamberimiz, binicilik ve atıcılığı teşvik etmiş ve at yarışları yaptırmıştır.335<br />
<br />
“Çocuklarınıza yüzücülük ve atıcılık, kadınlara da ip eğirmeyi öğretiniz.” mealindeki hadis-i şerifte erkek ve kız çocuklarının zamanın şartlarına göre eğitilmelerinin gereğine işaret etmektedir.336<br />
<br />
Peygamberimizin eşi Hz. Âişe (ra.) diyor ki:<br />
<br />
“Bir sefer esnasında peygamber ile yarıştım ve onu geçtim. Bir müddet sonra bir daha yarıştık —fakat kilo aldığım için— Resulullah beni geçti ve “Bu o yarışmanın karşılığıdır.”337 buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer de Şam halkına yazdığı mektupta,<br />
<br />
“Çocuklarınıza yüzmeyi, atıcılık ve biniciliği öğretiniz.”338 diye tavsiye etmiştir.<br />
<br />
Yarışmalarda başarı gösteren yarışmacılara bir üçüncü şahıs veya kuruluş tarafından ödül vermek caiz olduğu gibi, verilen ödülü almak da mubahtır.<br />
<br />
İki kişinin, “eğer sen beni geçersen sana şu kadar para vereceğim, fakat ben seni geçersem bir şey almayacağım” diyerek şartlı yarışmaları caizdir. Böyle tek taraflı şart koşmak haram olmadığı için şarta göre galip gelen tarafın şart koşulan ödülü almasında da bir sakınca yoktur.339<br />
<br />
İlmî yarışmalar da böyledir. Yani iki kişi ilmî bir meselede tartışsalar ve bunlardan biri diğerine, “Mesele senin dediğin gibi ise ben sana şu kadar para vereceğim, ama benim dediğim gibi ise bir şey istemem” diye şart koşsa bu da caizdir.340<br />
<br />
Böyle tek taraflı şartlarda konulan parayı kazanan tarafın almasında bir sakınca yoktur.<br />
<br />
Yarışmada her iki taraf için de ödül şart koşulursa yani, yarışmacılardan biri diğerine,<br />
<br />
“Ben kazanırsam sen şu kadar para vereceksin, sen kazanırsan ben şu kadar para vereceğim” diye iki taraflı şart koşmaları kumardır ve haramdır.341<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’a Çekmek Caizdir</span></span><br />
<br />
Kur’a, herhangi bir konuda ilgililer arasında tercihi gerektiren bir sebep bulunmadığı hâllerde konunun çözümü için başvurulan meşru bir yoldur.<br />
<br />
Kur’a, Kitap ve Sünnetle sabittir. Kur’an-ı Kerim’de, geçmiş peygamberlerden bir kısmının da içinde bulunduğu bazı anlaşmazlıkların kur’a ile çözüme kavuşturulduğu bildirilmektedir.<br />
<br />
Anne ve babasının ölümünden sonra yetim kalan Hz. Meryem’in kimin yanında kalacağı hususunda akrabaları arasında anlaşmazlık çıkmıştı. Bu anlaşmazlığı çözmek üzere kuraya başvurulmuş, kur’a sonunda Hz. Meryem teyzesinin kocası Zekeriya’ya (as.) verilmişti.<br />
<br />
Bu husustaki kur’a çekiminden Âl-i İmrân suresinin 44’üncü ayet-i kerimesinde söz edilmektedir.<br />
<br />
Zekeriya’nın (as.) bu uygulaması bizim için de örnek teşkil etmekte ve gerektiğinde kuraya başvurulabileceği hususunda delil olmaktadır. Zaten kur’a Peygamberimiz tarafından da uygulanmış ve böylece sünnetle de sabit olmuştur.<br />
<br />
Peygamberimiz buyuruyor:<br />
<br />
لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الاَوَّلِ ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا اِلاَّ اَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لَاسْتَهَمُوا عَلَيْهِ<br />
<br />
“İnsanlar ezan okumanın ve ilk safta namaz kılmanın faziletini bilseler ve buna ulaşmak için kur’a çekmekten başka çare bulamasalardı, mutlaka aralarında kur’a çekerlerdi.”342<br />
<br />
Peygamberimizin Cennetle müjdelediği on kişiden biri olan Zübeyr b. el-Avvâm’ın (ra.) rivayet ettiğine göre bir hanım, Uhud savaşında şehit olan Hz. Hamza’ya sarılmak üzere iki gömlek getirmişti. Bu gömleklerden biri Hz. Hamza’ya biri de Ensardan başka bir şehide sarılacaktı. Yalnız gömleklerin biri büyük, diğeri küçüktü. Büyük gömleğin hangisine sarılacağı kur’a ile belirlenmiştir.343<br />
<br />
İslam fıkhında ve günlük hayatımızda da bunun örnekleri vardır.<br />
<br />
Bir toplum içinde görevli imam bulunmadığı ve birçok kişi imam olmak istediği takdirde öncelik sırasına göre daha bilgili, daha güzel okuyan, günahlardan daha çok sakınan, daha yaşlı, daha ahlaklı olan, yüzü, soyu, sesi, kıyafeti daha güzel olan tercih edilir. Bütün bu niteliklerde eşit olmaları hâlinde ise aralarında kur’a çekilir. Kur’a kime isabet ederse o imam olur.344<br />
<br />
Bir sefer esnasında ordu komutanı bulunan Sa’d b. Ebî Vakkâs (ra.), askerlerden ezan okumak isteyenler arasında kur’a çekmiş, böylece Müezzini belirleyerek anlaşmazlığa çözüm getirmiştir.345<br />
<br />
Günlük hayatımızda da pek çok konuda kur’a çekme usûlüne başvurulduğu bir gerçektir. Deve sığır gibi hayvanları ortaklaşa kurban edenler, etleri ortaklar arasında tartarak taksim ederler. Daha sonra da hangi parçanın kime ait olduğunu belirlemek için kur’a çeker ve helalleşirler. Bunun gibi varisler arasında miras taksim <br />
edildikten sonra herkesin payı, hoşnutsuzluğu önlemek için çoğu zaman kur’a ile belirlenmektedir.<br />
<br />
Bir defasında iki kişi bir mirasla ilgili olarak peygamberimize başvurmuşlardı. Ancak her ikisinin de iddialarını belgeleyecek delilleri yoktu. Peygamberimiz bunlara,<br />
<br />
—Bakın, ben de ancak bir insanım. Siz bana davalarınızı arz ediyorsunuz. Olabilir ki biriniz diğerine göre iddiasını daha iyi savunur. Ben de duyduğuma göre hüküm veririm. Şu var ki hak diğerine ait olduğu hâlde, benim lehine hükmettiğim kişinin elde edeceği mal, ancak cehennem ateşinden bir parçadır. Artık bu kişi o malı ister alsın, ister bıraksın, buyurdu. Bu sözleri dinleyen davacılar ağlayarak, birbirlerine,<br />
<br />
—Hakkım senin olsun, ben istemiyorum, dediklerinde Peygamberimiz,<br />
<br />
—O hâlde miras malını ikiye bölün. Sonra hangi parçanın kime ait olduğunu belirlemek için aranızda kur’a çekin ve helalleşin, buyurdu.346<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Rüşvet</span></span><br />
<br />
Yaptırılmak istenilen bir işte meşru olmayan bir kolaylık sağlaması için bir yetkiliye mal ya da para olarak sağlanan çıkardır.<br />
<br />
Böyle bir gaye için bir şey vermek de almak da aracı olmak da yasaktır, günahtır. Çünkü rüşvet, haklıyı haksız, haksızı da haklı yaparak adaletin ortaya çıkmasına engel olur.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
وَلَا تَاْكُلُوٓا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَآ اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَرٖيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ<br />
<br />
“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını yalan yemin ve şehadet ile yemeniz için o malları hâkimlere vermeyin.”347<br />
<br />
Rüşvet, kişiler için olduğu kadar toplumlar için de çok kötü sonuçlar doğurur. Rüşvetin yaygın olduğu yerde haksızlık çoğalır. Emniyet ve güven kalkar. Sosyal düzen bozulur. Bunun için Peygamberimiz,<br />
<br />
اَلرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي فِي النَّارِ<br />
<br />
“Rüşvet alan da veren de Cehennemdedir.”348 buyurmuştur.<br />
<br />
Böylece rüşvet olarak elde edilen kazanç da haramdır. Bundan sakınmak lazımdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Faiz (Riba)</span></span><br />
<br />
Haram kazançlardan birisi de faizdir.<br />
<br />
Faiz, aynı cinsten olan iki malın birbiriyle değiştirilmesindeki sözleşmede bir taraf için kabul edilen —karşılığı olmayan— bir fazlalıktır. 10 gr. altını 11 gr. altın karşılığında satmak gibi. Bu 1 gram, karşılığı olmayan bir fazlalıktır. İşte bu faizdir.<br />
<br />
Faiz haramdır. Faizin haram oluşu Kitap, Sünnet ve İcma ile sabittir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
َلَّذٖينَ يَاْكُلُونَ الرِّبٰوا لَا يَقُومُونَ اِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذٖي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوٓا اِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبٰواۢ وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰوا<br />
<br />
“Faiz yiyen kimseler (kabirlerinden) tıpkı şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar. Onların bu hâli “alışveriş de faiz gibidir” demelerindendir. Oysaki Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.”349<br />
<br />
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبٰوٓا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ ﴿٢٧٨﴾ فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَاْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ ﴿٢٧٩﴾<br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve gerçekten Mümin kimseler iseniz, faizden geriye kalanı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulü ile savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tevbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.”350<br />
<br />
Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
—Yedi helak edici şeyden sakının.<br />
<br />
—Bunlar nedir, ey Allah’ın Resulü, diye soranlara,<br />
<br />
—Allah’a ortak koşmak, efsun yapmak, (Allah’ın haram kıldığı kimseyi) haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, iffetli kendi hâlinde Mümin kadınlara zina iftirası atmaktır,351 diye cevap verdi.<br />
<br />
Faiz iki çeşittir:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Vade Faizi (Nesie Ribası)</span></span><br />
<br />
Bir cinsten olan iki şeyin birini diğeri karşılığında veresiye satmak veya, cinsleri ayrı fakat ölçü birimleri aynı olan iki şeyden birini diğeri karşılığında veresiye olarak değiştirmektir.<br />
<br />
Bu değiştirmede miktarlarının aynı veya farklı olması arasında bir fark yoktur.<br />
<br />
Mesela: Bir kimseye bir yıl vade ile satılan 50 gr. altını vade sonunda 55 gr. olarak almak veya bir kimseye kışın satılan bir kile buğdayı yazın harman zamanında, bir buçuk kile buğday olarak almak gibi.<br />
<br />
Yine bunun gibi, bir kimseye kışın satılan bir kile buğday karşılığında yazın iki kile arpa veya kışın satılan iki kile arpa yerine yazın yine iki kile arpa almak da caiz değildir, faizdir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de yasaklanan faiz, budur. Bunun haram olduğu hususunda İslam âlimleri görüş birliği etmişlerdir. Bu, tartışmasız olarak büyük günahlardandır.<br />
<br />
İslamiyet’ten önce cahiliye devrinde bilinen faiz bu idi. Biri diğerine altın veya gümüş, belli bir para borç verirdi. Aralarında kararlaştırdıkları vadeye göre geçen süre için belli bir miktar da fazladan ödeme yapılacağını önceden şart koşarlardı. Herhangi bir borçta vade geldiği zaman borçlu borcunu ödeyemeyecekse alacaklısına “veremeyeceğim artır” derdi. Yine buna bir miktar daha faiz eklenir ve böylece her vade yenilendikçe borcun miktarı da artardı. Öyle ki faiz ana paranın bir veya birkaç katını bulduğu olurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Fazlalık Faizi (Ribe’l-Fadl)</span></span><br />
Ölçü birimleri aynı olan malları kendi cinsleriyle peşin olarak değiştirirken elde edilen fazlalıktır.<br />
<br />
Altın, gümüş, buğday, arpa, tuz ve hurma gibi maddeler, kendi cinsleriyle; mesela altın altın ile, gümüş gümüş ile, buğday buğday ile, arpa arpa ile, tuz tuz ile ve hurma hurma ile peşin olarak değiştirilirken miktarlarının eşit olması gerekir. Bunlardan birinin miktarı fazla olursa bu fazlalık, faiz olmuş olur. Ancak değiştirilen faiz ile ilgili malların cinsleri ayrı olursa, o takdirde faiz söz konusu olmaz. 10 gr. altının 100 gr. gümüş karşılığında peşin değiştirilmesi gibi. Bu örnekte her ne kadar ölçü birimleri aynı ise de cinsleri ayrı olduğu için fazlalık faiz olmuyor.<br />
<br />
Değiştirilen malların yenisiyle eskisi, kaliteli olan ile kalitesiz olanı arasında bir fark yoktur.<br />
<br />
Kaliteli bir buğday ile kalitesiz bir buğday değiştirilirken de eşit olmaları gerekir. Aksi takdirde fazlalık faiz olur.<br />
<br />
Altın ile altın ve gümüş ile gümüş de satıldığı takdirde bunlardaki sanata ve kaliteye itibar olunmaz ve bunlar için ayrıca bir kıymet takdir edilmez.<br />
<br />
Faizin bu çeşidi de haramdır. Bunun haram oluşu sünnetle sabittir.<br />
<br />
Peygamberimiz, beni Adiy el-Ensârî’nin kardeşini Hayber’e vali göndermişti. Bu zat Hayber’den Cenib denilen iyi cins bir hurma getirip Peygamberimize takdim etti. Peygamberimiz,<br />
<br />
—Hayber’in bütün hurmaları böyle midir, diye sordu.<br />
<br />
O zat,<br />
<br />
—Hayır, vallahi, ey Allah’ın Resulü, biz bunun bir ölçeğini iki ölçek ile iki ölçeğini de üç ölçek hurma ile alıyoruz, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz,<br />
<br />
—Böyle yapma, adi hurmayı para ile sat, sonra bu para ile (istediğin kadar) iyi cins hurma al, buyurdu.352<br />
<br />
Yine Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
الذَّهَبُ بِالذَّهَبِ وَالْفِضَّةُ بِالْفِضَّةِ وَالْبُرُّ بِالْبُرِّ وَالشَّعِيرُ بِالشَّعِيرِ وَالتَّمْرُ بِالتَّمْرِ وَالْمِلْحُ بِالْمِلْحِ مِثْلاً بِمِثْلٍ سَوَاءً بِسَوَاءٍ يَدًا بِيَدٍ فَإِذَا اخْتَلَفَتْ هَذِهِ الأَصْنَافُ فَبِيعُوا كَيْفَ شِئْتُمْ إِذَا كَانَ يَدًا بِيَدٍ<br />
<br />
“Altın, altın ile gümüş, gümüş ile buğday, buğday ile arpa, arpa ile hurma, hurma ile ve tuz, tuz ile misli misline ve birbirine eşit olarak peşin satılırlar. Ama bunların cinsleri değişecek olursa istediğiniz gibi satın.”353<br />
<br />
Hadis-i Şerif’te sayılan altın, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuz gibi mallarda faiz işlemi olduğunda mezhep imamları söz birliği etmişlerdir. Bunlara kıyasla diğer mallarda da faiz işlemi olacağı konusunda ise —zahiriler hariç— dört mezhep imamı arasında görüş ayrılığı yoktur. Sadece ortak illet konusunda farklı görüşleri vardır.<br />
<br />
Hanefilere göre, bir malda faiz olabilmesi için iki illet (vasıf) bulunması şarttır: Cins ve ölçü birliği.<br />
<br />
Bu iki illet, hangi mallarda olursa olsun, bulunduğu zaman peşin olarak satışlarda fazlalık faiz olduğu gibi, fazlalık olmasa bile veresiye satış da caiz değildir.<br />
<br />
Mesela bir kile buğdayı peşin olarak bir buçuk kile buğday karşılığında satmak haram olduğu gibi, bir kile buğdayı yine bir kile buğday karşılığında vadeli satmak da haramdır.<br />
<br />
Çünkü Peygamberimiz, faiz ile ilgili malların eşit olarak ancak peşin satılabileceğini bildirmiştir.<br />
<br />
Diğer taraftan demir, bakır, kireç gibi değişimi tartı ile yapılan maddeleri de kendi cinsleriyle peşin olarak farklı ağırlıkta, veresiye olarak eşit veya farklı satmak da faizdir.354<br />
<br />
İki illetten (vasıftan) hiçbiri bulunmaz ise hem peşin satışta fazlalık, hem veresiye ve vadeli satış, ikisi de helal olur.<br />
<br />
Mesela ağırlık ölçüsüne bağlı altın, ölçek ölçüsüne bağlı buğday ile peşin veya veresiye olarak satışları —nasıl olursa olsun— caizdir. Çünkü hem cinsleri hem de ölçü birimleri aynı değildir.<br />
<br />
Eğer iki mal arasında iki illetten yalnız biri bulunursa peşin olarak satış caiz iken, veresiye satış helal olmaz.<br />
<br />
Mesela: Bir ölçek buğdayı iki ölçek arpa karşılığında peşin olarak satmak caizdir. Bunun gibi aynı ağırlıktaki bir altın, iki kat ağırlıktaki gümüş karşılığında peşin olarak satılabilir. Ancak bunların veresiye satışı caiz değildir. Bu iki örnekte de cinsleri ayrı olduğu hâlde ölçü birimleri aynıdır.<br />
<br />
Uzunluk ölçüleriyle ölçülen ve sayılan mallarda fazlalık faizi cereyan etmez.<br />
<br />
Mesela: On yumurta on beş yumurta ile beş metre kumaş yedi metre kumaş ile peşin olarak değiştirilebilir.<br />
<br />
Birbirine çok benzeyen Vade faizi (Nesie ribası) ile ödünç verme arasındaki fark, ödünçte vadenin bağlayıcı olmamasıdır. Yapılan anlaşma gereği, bedeli belli bir vade sonunda verilmek üzere satın alınan bir malın bedelini vadesinden önce alacaklının isteme hakkı olmadığı gibi, borçlu da ödeme mecburiyetinde değildir.<br />
<br />
Fakat ödünç öyle değil, alacaklı her an ödünç verdiği şeyi isteme hakkına sahip olduğu gibi, borçlu da her istendiği anda onu ödemek mecburiyetindedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Faizin Haram Olmasının Sebebi</span></span><br />
<br />
Faiz haramdır ve büyük günahlardandır.<br />
<br />
Şüphe yok ki Cenab-ı Hakk’ın haram kıldığı her şeyde bizim için birtakım zararlar vardır. Bu zararlardan korunmamız, Allah’ın yasakladığı şeylerden sakınmakla mümkündür.<br />
<br />
Faiz de, böyle birtakım zararları olan bir yasaktır. Bunlardan bazıları şunlardır:<br />
<br />
1. Faiz, karşılığı olmayan bir kazançtır. Verilen yüz gram altına karşılık, alınan yüz on gramda on gram, karşılıksız alınmış demektir. Oysa insanların malları, canları gibi dokunulmazdır. Başkasına ait olan bir malı karşılıksız almanın izahı yoktur.<br />
<br />
2. Faiz, fiyatları artırır.<br />
<br />
Faizli kredi kullananlar faizi de maliyete ekledikleri için fiyatların artmasına ve tüketicinin geçim darlığı çekmesine sebep olur.<br />
<br />
3. Faiz, insanları çalışıp kazanmak ve üretim ile meşgul olmaktan alıkoyar. Çünkü ellerinde bulunan sermayeyi faize vermek suretiyle artırıp geçinen kimseler ticaret ve sanatla uğraşma zahmetine katlanmak istemezler. Bu sebeple yüksek üretim yapmaya yetenekli olan birçok kimseden iş dünyası mahrum kalır. Hâlbuki toplum, ticaret ve sanat gibi faaliyetlerle refah düzeyine erişir.<br />
<br />
4. Faiz, insanları birbirlerine borç vermek suretiyle yardımlaşmalarına, birbirlerinin dert ve sıkıntıları ile ilgilenmelerine engel olur. Bu ise toplum bireyleri arasında birlik ve dayanışmanın zayıflamasına sebep olur.<br />
5. Faizin yaygın olduğu toplumlarda zengin ile fakir arasındaki refah farkı gittikçe büyür, zengin daha zengin, fakir de daha fakir olur. Bu ise birtakım sosyal dengesizliklerin doğmasına ve toplumu rahatsız eden gelişmelere sebep olur.<br />
<br />
6. Faizcilik yapmayanlar ellerindeki bu imkânı kullanmamak suretiyle zarar etmiş görülebilirler. Fakat bunlar, nefislerinin arzu ve isteklerine uymayarak, yüce yaratıcının emrini yerine getirmek için, O’nun ecir ve mükâfatına ererler. Bir taraftan da Cenab-ı Hak, onların faiz karışmayan ve içinden Allah hakkı verilen servetlerini bereketlendirir ve çoğaltır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ<br />
<br />
“Allah, faizi mahveder (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları çoğaltır (içinden sadaka verilen malları bereketlendirir.)...”355<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Alışverişte Vade Farkı</span></span><br />
<br />
Alışverişte vade farkını, faizle ilişkisi bulunup bulunmaması açısından incelemek üzere, bunu faiz bölümünün sonuna eklemeyi uygun bulduk.<br />
<br />
Önce alışverişin hükmünü açıklayalım:<br />
<br />
Alışveriş mubah ve meşru bir işlemdir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Allah, alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır.”356<br />
<br />
“Ey iman edenler, aranızda karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hâli müstesna, mallarınızı batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda yemeyin ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah esirgeyendir.”357<br />
<br />
Peygamberimize,<br />
<br />
—Hangi kazanç daha temizdir, diye soruldu. Peygamberimiz,<br />
<br />
—Kişinin kendi elinin emeği ile hile ve hıyanetten uzak alışveriştir, buyurdu.358<br />
<br />
Alışveriş toplumun ihtiyacıdır. Bunu gidermeye çalışmak aynı zamanda bir hizmettir.<br />
<br />
Sonuç olarak alışveriş mubah ve meşru bir kazanç yoludur. Hatta Peygamberimiz, doğru sözlü ve kendisine güvenilir tacirin, kıyamet günü, Peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber bulunma mutluluğuna ereceğini müjdelemiştir.359<br />
<br />
Bu kısa açıklamadan sonra asıl konuya gelelim:<br />
<br />
Peşin alışveriş yapmak caiz olduğu gibi veresiye alışveriş yapmak da caizdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de,<br />
<br />
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰىٓ اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ<br />
<br />
“Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirlerinize borçlandığınız vakit onu yazın!”360 buyrulmuştur.<br />
<br />
Âlimlerin çoğu, bu ayet-i kerimenin hem veresiye satışa hem de ödünç vermeye müsaade ettiğini belirtmişlerdir.<br />
<br />
Bizzat Peygamberimizin, bir Yahudiden veresiye yiyecek aldığı ve demirden bir zırhını da rehin bıraktığı bilinmektedir.361<br />
<br />
Bu delillere dayanarak İslam âlimleri peşin alışveriş gibi veresiye alışverişin de caiz olduğunda söz birliği etmişlerdir.<br />
<br />
Veresiye, yani vadeli satış caiz olunca peşin satış kıymeti üzerine vade farkı eklenmesi konusu İslam âlimleri arasında farklı görüşlerin doğmasına sebep olmuştur.<br />
<br />
Konu ile ilgili olarak Hanefilerin en muteber kaynak fıkıh kitaplarından olan el-Mebsût’ta şöyle denilmektedir:<br />
<br />
“Bir kimse şu kadar süre için şu fiyata, peşin olarak da şu fiyata satış sözleşmesi yapsa yahut bir ay vade ile şu fiyata, iki ay vade ile şu fiyata dese, bu satış fasittir, çünkü belli bir fiyat ve bedel karşılığında alışveriş yapılmamış, bedel kesinleşmemiştir. Ve Peygamberimiz bir satış içinde iki şartı yasaklamıştır. Bir satışta iki şart bu demektir. Şer’î sözleşmelerde böyle mutlak yasaklama sözleşmenin fasit olduğunu gerektirir. Bu, satıcı ile alıcı bu şekilde (hangi bedel üzerinde anlaştıklarını kararlaştırmadan) ayrıldıkları takdirde böyledir. Eğer aralarında anlaşır ve tek fiyat üzerine sözleşmeyi bitirirlerse, bu caizdir. Çünkü bu takdirde sözleşmenin sahih olmasının şartını yerine getirmeden ayrılmamış olurlar.”362<br />
<br />
Bundan anlaşılan şudur:<br />
<br />
Sahih olmayan sözleşme, satılan malın peşin fiyatıyla veresiye fiyatını satıcı müşteriye söyledikten sonra, alıcının bu fiyatlardan hangisini kabul ettiğini açıkça belirtmeden sadece kabul ettiğini söylemekle yetinmesidir.<br />
<br />
Satıcının söylediği fiyatlardan birini alıcının kabul etmesi hâlinde, satış sözleşmesi sahih ve bu satışın caiz olması gerekir.<br />
<br />
Esasen satıcı sattığı malın peşin ve veresiye fiyatını söyledikten sonra alıcının “kabul ettim” demesi hâlinde şüphesiz satıcı hangi fiyatı kabul ettiğini soracak ve alacağı cevaba göre satış sözleşmesi kesinlik kazanacaktır.<br />
<br />
Sonuç olarak, bir malı peşin fiyatına oranla farklı bir fiyat ile vadeli satmak caizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Karaborsacılık (İhtikâr)</span></span><br />
<br />
İhtikâr, “yiyecek maddeleri satın alıp fiyatları yükselsin diye saklamak” demektir.<br />
<br />
İmam Ebû Yûsuf’a göre, sadece yiyeceklerde değil, bütün ihtiyaç maddelerinde ihtikâr geçerlidir.<br />
<br />
İhtikâr, tahrimen mekruh olup bunu yapan kimse Allah katında sorumludur. Karaborsacılık haksız bir kazanç yoludur. İhtikârda kırk günlük süre belirtilmesi, dünyada yapılacak işlem itibariyledir. Yoksa halkın ihtiyacı olan malı, az bir müddet olsa bile, saklayıp halka zarar veren kimse günah işlemiş ve ahirette azabı hak etmiş olur.<br />
<br />
Karaborsacılık yapan, kendi menfaati için başkalarını zarara ve sıkıntıya sokan, içinde yaşadığı topluma zulüm ve haksızlık eden kimsedir.<br />
Dürüstlükle ve ahlaki değerlerle bağdaşmayan, din kardeşliği anlayışına ters düşen karaborsacılık ve vurgunculuk, Müslümana asla yakışmayan çirkin bir iş, kötü bir davranıştır.<br />
<br />
Kendi menfaati için başkalarının zarara uğramasını beklemek, biraz daha fazla kazanmak için toplumun sıkıntıya düşmesini arzu etmek ne fena huydur.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz, bunların iç yüzünü şöyle açıklıyor:<br />
<br />
“Karaborsacı ne kötü insandır! Ucuzluk olunca üzülür, pahalılık olunca sevinir.”363<br />
<br />
Bir hadis-i şeriflerinde de, “Malı piyasaya süren kazanır, saklayıp biriktiren lanetlenir.” buyurmuştur.364<br />
<br />
Peygamberimizin şu uyarılarına da dikkat edelim.<br />
<br />
Buyuruyor ki:<br />
<br />
“Kin karaborsacılık yaparsa, o, asidir, günahkârdır.”365<br />
<br />
“Her kim, Müslümanların yiyecekleri üzerine karaborsacılık yaparsa, Allah onu cüzzam hastalığına müptela kılar ve onu iflas ettirir.”366<br />
<br />
“Kırk gün ümmetimin yiyecek maddelerinde karaborsacılık yapan kimse, sonra bu kazancını sadaka olarak dağıtsa onun bu sadakası kabul edilmez.”367<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">D) Haramdan Temizlenmek</span></span><br />
<br />
Rüşvet, kumar, hırsızlık, hile ve haksızlık gibi meşru olmayan yollarla haram kazanç sağlamış olan kimse, pişman olur ve zimmetine geçirdiği haram malın günahından arınmak isterse iki şey yapması gerekir:<br />
<br />
Birincisi, haram olan kazancı zimmetinden çıkarmak,<br />
<br />
İkincisi de tevbe edip rahmeti ve mağfireti sonsuz olan Allah’tan af dilemektir.<br />
<br />
Haram olan kazancı zimmetten çıkarmak için yapılacak şey —biliniyorsa— onu sahiplerine —sahipleri ölmüş ise varislerine— vermektir. Bilinmiyor ve bulunması da mümkün değilse onu, fakirlere hak sahipleri adına sadaka olarak dağıtmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Diyanet islam ilmihali</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HELALLER ve HARAMLAR<br />
<br />
I. HELALLER VE HARAMLAR</span></span><br />
<br />
Helal: Dinen, yapılması ve yiyilip içilmesi yasak olmayan şey demektir.<br />
<br />
Haram: Dinen, yapılması ve yiyilip içilmesi kesin olarak yasaklanmış olan şeye denir.<br />
<br />
Buna göre bir şey helal ise haram değildir, haram ise helal olamaz.<br />
<br />
Allah Teala’nın yarattığı her şeyde asıl olan helal ve mubah olmaktır. Haram olduğu bildirilenlerden başka hiçbir şey haram değildir.<br />
<br />
Haram olan şeyler sayılı ve sınırlı olup bunun dışında kalanlar helaldir.<br />
<br />
Allah Teala, iyi, temiz ve insan sağlığına yararlı olan şeyleri helal, kötü, pis ve zararlı olan şeyleri de haram kılmıştır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَآ اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ<br />
<br />
“Kendileri için nelerin helal kılındığını sana soruyorlar, de ki bütün iyi ve temiz şeyler size helal kılınmıştır.”316<br />
<br />
Allah’ın helal kıldıklarını helal, haram olarak bildirdiklerini de haram kabul etmek gerekir.<br />
<br />
Allah’ın helal kıldığı şeylere haram, haram olarak bildirdiklerini helal kabul etmek dinden çıkmaya sebeptir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ<br />
<br />
“Ey Müminler, Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın. Aşırı gitmeyin. Allah, aşırı gidenleri sevmez.”317<br />
<br />
وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذٖينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ<br />
<br />
“Dillerinizin yalan olarak nitelediği şeyler hakkında ‘Bu helaldir, bu da haramdır’ demeyin. Çünkü (böyle söylediğinizde) Allah’a karşı yalan uyduruyorsunuz. Kuşkusuz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.”318<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A) Haramın Çeşitleri</span></span><br />
<br />
Aslı haram olan şeye “Haram liaynihi” denir. Domuz eti ve şarap gibi.<br />
<br />
Aslı itibariyle helal olup niteliği itibariyle haram olan şeye de “Haram ligayrihi” denir. Çalıntı mal gibi.<br />
<br />
Mesela: Çalınan bir koyun veya ekmek, aslında helaldir. Ancak başkasına ait oldukları ve sahibinin izni olmadan alındıkları için haram olmuşlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Helal ve Haram Kılan Allah’tır</span></span><br />
<br />
Bir şeyi helal yapan da haram kılan da Allah’tır. O, hiç kimseye haram kılma yetkisi vermemiştir. Konunun önemine binaen İslam âlimleri haram olduğuna dair hakkında kesin delil olmayan hiçbir şeye haram dememiş, “hoş değil, çirkindir” gibi sözleri tercih etmişlerdir. Çünkü Allah Teala şöyle buyurmuştur:<br />
قُلْ مَنْ حَرَّمَ زٖينَةَ اللّٰهِ الَّتٖيٓ اَخْرَجَ لِعِبَادِهٖ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
“De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı (yarattığı) süsü ve güzel rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar dünya hayatında inananlarındır. Kıyamet gününde ise yalnız Müminlerindir. İşte bilenler için ayetleri böyle açıklıyoruz.”319<br />
<br />
قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًاۜ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ<br />
<br />
“De ki: Allah’ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helal, bir kısmını da haram kıldığınızı görmüyor musunuz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz.”320<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Zaruretler Haramları Mubah Kılar</span></span><br />
<br />
İslam dini kolaylık dinidir. Bir kimse elinde olmayan sebeplerle haram olan bir şeyi yemek ya da bir işi yapmak zorunda kalırsa, onu helal saymamak şartıyla zorunlu olan ihtiyacını giderecek kadar haram olan şeyden yararlanabilir, bunda günah yoktur.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزٖيرِ وَمَآ اُهِلَّ بِهٖ لِغَيْرِ اللّٰهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَآ اِثْمَ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ<br />
<br />
“Allah, size ancak meyteyi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan, çokça esirgeyendir.”321<br />
<br />
Zorunlu durumların dışında haram olan şeylerden sakınılması gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B) Yiyecek ve İçeceklerde Helaller ve Haramlar</span></span><br />
<br />
1. Yiyeceklerde Haram Olanlar<br />
<br />
1. Meyte: Kendiliğinden ölmüş hayvan.<br />
<br />
Boğulmuş, taş, sopa ve benzeri bir şeyle vurularak öldürülmüş, yukardan yuvarlanarak veya bir başka hayvan tarafından boynuzlanarak ölmüş hayvanlar ile canavarların yiyip artırdığı hayvanlar da ölmüş hayvan hükmünde olup, yenmez. Ancak bunlar ölmeden önce kesilecek olursa yenir.<br />
<br />
2. Kan: Usûlüne göre kesilen hayvanın vücudundaki kanın büyük bir kısmı dışarıya akar. İşte bu akan kan, yenmez. Ancak dalak ve ciğer gibi organlarda kalan kan ise akmış sayılmadığından bunlarla birlikte yenir.<br />
<br />
3. Domuz Eti: Yukarda ifade ettiğimiz gibi Allah, pis ve zararlı şeyleri haram kılmıştır. Domuz da bunlardan birisidir.<br />
<br />
Domuz, pis olan gıdaları çok sevdiği için vücudunda fazla miktarda mikrop bulunur. Bu mikropların başında trişin ve tenya gelir. Bunlar insan sağlığı için çok tehlikelidir. Esasen modern tıp da domuz etinin her iklimde, özellikle sıcak bölgelerde insan sağlığı için çok zararlı olduğunu tespit etmiştir.<br />
<br />
Domuz etinin haram kılınması, bu ve benzeri bugüne kadar bildiğimiz sebeplerden ibaret değildir. Belki zamanla bileceğimiz birtakım sebepler daha vardır. Hatta bilemeyeceğimiz sebepler de olabilir. Ama kesin olarak bildiğimiz ve inandığımız bir şey vardır ki o da, Cenab-ı Hakk’ın haram kıldığı şeyin bizim için zararlı olduğudur.<br />
<br />
4. Allah’tan Başkası Adına Kesilen Hayvan<br />
<br />
Her canlıyı yaratan Allah olduğu gibi öldüren de O’dur. Hayvanları da insanların yararlanmaları için yaratmıştır. İnsan, etinden ve derisinden yararlanmak üzere hayvanı keserken yaratıcısından izin alması gerekir. Yaratıcısının adını anarak kesmek, O’ndan izin almak demektir. Ancak unutarak besmele çekmemiş olursa bu zarar vermez. Fakat hayvanı keserken Allah’tan başkasının adını anacak olursa işte bu hayvan yenmez.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş, canavarların yediği hayvanlar —ölmeden yetişip kestikleriniz hariç—, dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılınmıştır...”322<br />
<br />
Yukarda yazılı olanların dışında yenmesi helal ve haram olan kara, deniz hayvanları ile kuşlar “Hayvan Kesimi” bölümünde sayılmıştır. Oraya bakılabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
2. İçeceklerde Haram Olanlar<br />
</span></span><br />
a) İçki<br />
<br />
İçildiği zaman azı veya çoğu sarhoşluk veren içecektir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿٩٠﴾ اِنَّمَا يُرٖيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَآءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ ﴿٩١﴾<br />
<br />
“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) fal ve (şans) okları birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durunuz ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?”323<br />
<br />
Her ne kadar ayette, yasaklanan şarap (hamr) ise de Peygamberimiz,<br />
<br />
كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ وَكُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ<br />
<br />
“Sarhoşluk veren her şey şaraptır ve her şarap haramdır.”324 buyurmuş ve sarhoşluk veren her içkinin şarap gibi haram olduğunu bildirmiştir.<br />
<br />
Yine Peygamberimiz,<br />
<br />
مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ<br />
“Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.”325 buyurarak, sarhoşluk veren şeyin azı ile çoğu arasında haram olması bakımından bir fark olmadığını açıklamıştır.<br />
<br />
İçki haramdır. Çünkü içkinin pek çok zararları vardır.<br />
<br />
İçki, insanlar arasına düşmanlık ve kin sokar. Kur’an-ı Kerim’de içki ile kumarın zararlarından söz edilirken, “Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.” buyrulur.<br />
<br />
İçki insanın aklını başından alır. İnsan sağlığını da olumsuz şekilde etkiler. Mide ve akciğer gibi iç organlarda yaptığı tahribat ile vücudun çalışma düzenini bozar.<br />
<br />
Büyük ölçüde can ve mal kaybına sebep olan ve pek çok kimsenin sakat kalması sonucunu doğuran trafik kazalarının bir kısmı alkollü araç kullanmaktan meydana gelir.<br />
<br />
İçki, sinir sistemini de bozarak cinayetlere varan kavgalara yol açar.<br />
<br />
İçki, aile hayatını da felce uğratır. Kişinin aile ve çocuklarını ihmal etmesine ve bu yüzden boşanmalara kadar varan aile huzursuzluklarına sebep olur.<br />
<br />
Bunun içindir ki Peygamberimiz,<br />
<br />
اِجْتَنِبُوا الْخَمْرَ فَاِنَّهَا اُمُّ الْخَبَائِثِ<br />
<br />
“İçkiden sakının. Çünkü o, bütün pisliklerin anasıdır.” buyurmuştur.326<br />
<br />
İçki ile Tedavi<br />
<br />
İslam âlimleri içkiyi ilaç olarak da kullanmanın haram olduğunu söylemişlerdir.<br />
<br />
Târık b. Süveyd el-Cûfî, Peygamberimize şarabın hükmünü sormuş, o da onu şaraptan menetmişti. Bunun üzerine Târık,<br />
<br />
—Ama ben onu sadece ilaç için yapıyorum, deyince, Peygamberimiz,<br />
<br />
—O ilaç değil, derttir,327 buyurmuştur.<br />
<br />
Ancak gerek içki, gerekse diğer haram olan şeylerin hastalığı tedavi edeceği kesin olarak bilinir ve başka ilaç da bulunmazsa, o takdirde haram olan bir şeyle tedavi caiz olur.<br />
<br />
Kolonya Kullanmak<br />
<br />
Sarhoşluk veren içkilerin haram olduğu yukarda açıklanmıştı.<br />
<br />
İçilmesi haram olan içkilerden şarabın azı da çoğu da kesin olarak haram olduğu gibi aynı zamanda da necistir, vücuda, elbiseye veya namaz kılınan yere bulaşması hâlinde temizlenmeden kılınan namaz sahih olmaz. Çünkü Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şarabı “rics = pis” olarak nitelemektedir.328 Şaraptan başka sarhoşluk veren içkilerin içilmesi haram ise de, şarap gibi dinen necis oldukları ihtilaflıdır.<br />
<br />
İmam-ı A’zam, şarap ve üzümden yapılanların dışındaki içkilerden bir dirhemden fazlasının elbiseye bulaşması hâlinde bunun namaza mani olmayacağını söylemiştir.329<br />
<br />
Sonuç olarak: İspirto ve kolonyanın içilmeleri haramdır. Ancak kullanılmaları ve alınıp satılmaları caiz görülmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Uyuşturucu Maddeler</span></span><br />
<br />
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Kur’an-ı Kerim’de haram olan bütün içkiler sayılmamış, kötü, pis ve insan sağlığına zararlı olan her şey haram kılınmıştır. Peygamberimiz de bu konuda bir illetten söz etmiş, bu illet kendisinde bulunan içkilerin haram olduğunu bildirmiştir. Bu, “sarhoş etme ve uyuşturma” illetidir. Bunu taşıyan her şey haramdır. Esrar, afyon, eroin, kokain ve morfin gibi maddelerde de bu illet bulunduğu için bunlar da haramdır. Hatta bunlar alkollü içkilerin etkisini fazlasıyla taşımakta, zararları da etki ölçüsünde daha çok olmaktadır.<br />
<br />
Uyuşturucu maddelerin kullanılması haram olduğu gibi alınıp satılmaları da caiz değildir.330<br />
<br />
Yapılan tespitlere göre, bunların en önemli ve ortak özelliklerinden birisi çok az miktarda alınmaları hâlinde bile kısa zamanda alışkanlık yapmalarıdır.<br />
<br />
Mesela, bir defa eroin kullanan ve kendisinde iptila meydana gelen kimsenin bundan kurtulması çok zordur. Az miktarda alanlarda bağımlılık yapan esrar ise onu kullananda kısa zamanda saldırganlık hâllerinin ortaya çıkmasına sebep olmakta, kişiyi deliliğe, hatta ölümle sonuçlanan kötü bir akıbete sürüklemektedir.<br />
<br />
Bu maddeleri kullanan şahısta aynı tesiri göstermesi için miktarın devamlı artırılması icap eder. Bu ise o maddeye karşı devamlı bir talebin artmasına sebep olur ve böylece kişinin uyuşturucuya olan ihtiyacı sürekli artar. Parası yetmezse evdeki eşyaları satmaktan, para bulamayınca çalmaktan ve suç işlemekten bile çekinmez.<br />
<br />
Uyuşturucunun kötü bir sonucu da, ailevi ve sosyal ilişkilerin tamamen bozulmasıdır. Böylece kişi, ailesine ve çocuklarına karşı sorumluluğunu kaybeder. Aile fertleri onun için artık bir değer ifade etmez, tek aradığı şey, bağımlısı olduğu uyuşturucuyu bulabilmektir. Onun için artık istikbal diye bir şey kalmamıştır. Uyuşturucu kullananlar, aldıkları maddenin ekstra bir dozu ile ölüme mahkûm olurlar.331<br />
<br />
İnsanı ruhen ve bedenen çöküntüye ve korkunç bir ölüme götüren uyuşturucu tehlikesi karşısında son derece dikkatli olmak zorundayız.<br />
<br />
Hiç kimse ben alkolik olacağım diye içki içmeye, eroinman veya uyuşturucu müptelası olacağım düşüncesiyle uyuşturucu maddeleri kullanmaya başlamaz. Bu gibi zararlı şeylere bazı hevesler, acaba nasıl bir şeydir diye biraz merak veya aldanma sonucu olarak başlar. Sonunda da alkolik veya uyuşturucu bağımlısı olur ve dönüşü olmayan çok tehlikeli bir yola girmiş bulunur.<br />
<br />
Uyuşturucu kullanmak bir insanın bile bile kendisini tehlikeye atması demektir.<br />
<br />
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de,<br />
<br />
“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”332 buyurarak bizleri uyarmaktadır.<br />
<br />
“Uyuşturucu acaba nasıl bir şeydir?” veya “Bir defa kullanmakla bir şey olmaz” düşüncesiyle uyuşturucu kullanmaya başlayanların bir daha ondan kurtulması fevkalade zordur. Çünkü uyuşturucu kullanmak, zehri tecrübe etmek gibi çok tehlikeli bir iştir. “Zehir acaba öldürür mü?” diye bunu denemeye kalkışmanın acı sonucu ise herkesçe bilinen bir gerçektir.<br />
<br />
Bu sebeple insan vücudunu tahrip ederek onu maddi ve manevi çöküntüye sürükleyen ve insanlık için ciddi bir tehlike olan uyuşturucu maddelerin zararlarını en iyi şekilde anlatarak insanları bu felaketten kurtarmaya çalışmalıyız.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
C) Kazançta Haram Olanlar</span></span><br />
1. Kumar<br />
<br />
Ortaya para konularak oynanan şans oyunu demektir.<br />
<br />
Oyunun oynandığı alet ve metot önemli değildir. Oyun, taraflardan birine veya birkaçına kâr sağlıyor ya da zarar veriyorsa, bu oyun kumardır ve yasaktır. Bu yolla kazanılan para da haramdır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”333 Peygamberimiz, arkadaşlarına, “gel kumar oynayalım” diyen kimsenin, bu sözüne keffaret olmak üzere sadaka vermesini tavsiye etmiştir.334<br />
<br />
Kumarın haram kılınmasının sebepleri üzerinde düşünürken aşağıdaki hususlar akla gelebilir:<br />
<br />
a) Çeşitli meşru kazanç yolları vardır. Bu yollardan birisiyle geçimin sağlanması yönüne gidilmeli, bunu şansa ve tesadüfe bırakmamalıdır.<br />
<br />
b) Kumar, kişinin çalışmasına, ailesi ve toplumu, hatta insanlık için yararlı hizmetler yapmasına ve Allah’a karşı olan ibadet görevlerini yerine getirmesine engel olur.<br />
<br />
c) Kumarın zararları oynayanda kalmaz, aile bireylerini ve toplumu da etkiler ve işsiz güçsüz kimselerin çoğalmasına ve böylece birtakım sosyal bunalımlara sebep olur.<br />
<br />
Kumar yüzünden işlenen cinayetler ve cana kıymaların küçümsenmeyecek boyutlarda olduğu ve bu yüzden nice mutlu aile yuvalarının söndüğü bir gerçektir.<br />
<br />
Daha pek çok zararları olan kumar, haramdır ve bu yolla elde edilen kazanç da meşru olmayan bir kazançtır.<br />
<br />
Yarışmalarda Alınan Ödüller Helaldir<br />
<br />
Vücudun gelişip kuvvetlenmesi ve savaş yeteneğinin geliştirilmesi maksadıyla yapılan koşu, silah atışı, at koşuları ve güreş müsabakaları caizdir.<br />
<br />
Peygamberimiz, binicilik ve atıcılığı teşvik etmiş ve at yarışları yaptırmıştır.335<br />
<br />
“Çocuklarınıza yüzücülük ve atıcılık, kadınlara da ip eğirmeyi öğretiniz.” mealindeki hadis-i şerifte erkek ve kız çocuklarının zamanın şartlarına göre eğitilmelerinin gereğine işaret etmektedir.336<br />
<br />
Peygamberimizin eşi Hz. Âişe (ra.) diyor ki:<br />
<br />
“Bir sefer esnasında peygamber ile yarıştım ve onu geçtim. Bir müddet sonra bir daha yarıştık —fakat kilo aldığım için— Resulullah beni geçti ve “Bu o yarışmanın karşılığıdır.”337 buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer de Şam halkına yazdığı mektupta,<br />
<br />
“Çocuklarınıza yüzmeyi, atıcılık ve biniciliği öğretiniz.”338 diye tavsiye etmiştir.<br />
<br />
Yarışmalarda başarı gösteren yarışmacılara bir üçüncü şahıs veya kuruluş tarafından ödül vermek caiz olduğu gibi, verilen ödülü almak da mubahtır.<br />
<br />
İki kişinin, “eğer sen beni geçersen sana şu kadar para vereceğim, fakat ben seni geçersem bir şey almayacağım” diyerek şartlı yarışmaları caizdir. Böyle tek taraflı şart koşmak haram olmadığı için şarta göre galip gelen tarafın şart koşulan ödülü almasında da bir sakınca yoktur.339<br />
<br />
İlmî yarışmalar da böyledir. Yani iki kişi ilmî bir meselede tartışsalar ve bunlardan biri diğerine, “Mesele senin dediğin gibi ise ben sana şu kadar para vereceğim, ama benim dediğim gibi ise bir şey istemem” diye şart koşsa bu da caizdir.340<br />
<br />
Böyle tek taraflı şartlarda konulan parayı kazanan tarafın almasında bir sakınca yoktur.<br />
<br />
Yarışmada her iki taraf için de ödül şart koşulursa yani, yarışmacılardan biri diğerine,<br />
<br />
“Ben kazanırsam sen şu kadar para vereceksin, sen kazanırsan ben şu kadar para vereceğim” diye iki taraflı şart koşmaları kumardır ve haramdır.341<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’a Çekmek Caizdir</span></span><br />
<br />
Kur’a, herhangi bir konuda ilgililer arasında tercihi gerektiren bir sebep bulunmadığı hâllerde konunun çözümü için başvurulan meşru bir yoldur.<br />
<br />
Kur’a, Kitap ve Sünnetle sabittir. Kur’an-ı Kerim’de, geçmiş peygamberlerden bir kısmının da içinde bulunduğu bazı anlaşmazlıkların kur’a ile çözüme kavuşturulduğu bildirilmektedir.<br />
<br />
Anne ve babasının ölümünden sonra yetim kalan Hz. Meryem’in kimin yanında kalacağı hususunda akrabaları arasında anlaşmazlık çıkmıştı. Bu anlaşmazlığı çözmek üzere kuraya başvurulmuş, kur’a sonunda Hz. Meryem teyzesinin kocası Zekeriya’ya (as.) verilmişti.<br />
<br />
Bu husustaki kur’a çekiminden Âl-i İmrân suresinin 44’üncü ayet-i kerimesinde söz edilmektedir.<br />
<br />
Zekeriya’nın (as.) bu uygulaması bizim için de örnek teşkil etmekte ve gerektiğinde kuraya başvurulabileceği hususunda delil olmaktadır. Zaten kur’a Peygamberimiz tarafından da uygulanmış ve böylece sünnetle de sabit olmuştur.<br />
<br />
Peygamberimiz buyuruyor:<br />
<br />
لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الاَوَّلِ ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا اِلاَّ اَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لَاسْتَهَمُوا عَلَيْهِ<br />
<br />
“İnsanlar ezan okumanın ve ilk safta namaz kılmanın faziletini bilseler ve buna ulaşmak için kur’a çekmekten başka çare bulamasalardı, mutlaka aralarında kur’a çekerlerdi.”342<br />
<br />
Peygamberimizin Cennetle müjdelediği on kişiden biri olan Zübeyr b. el-Avvâm’ın (ra.) rivayet ettiğine göre bir hanım, Uhud savaşında şehit olan Hz. Hamza’ya sarılmak üzere iki gömlek getirmişti. Bu gömleklerden biri Hz. Hamza’ya biri de Ensardan başka bir şehide sarılacaktı. Yalnız gömleklerin biri büyük, diğeri küçüktü. Büyük gömleğin hangisine sarılacağı kur’a ile belirlenmiştir.343<br />
<br />
İslam fıkhında ve günlük hayatımızda da bunun örnekleri vardır.<br />
<br />
Bir toplum içinde görevli imam bulunmadığı ve birçok kişi imam olmak istediği takdirde öncelik sırasına göre daha bilgili, daha güzel okuyan, günahlardan daha çok sakınan, daha yaşlı, daha ahlaklı olan, yüzü, soyu, sesi, kıyafeti daha güzel olan tercih edilir. Bütün bu niteliklerde eşit olmaları hâlinde ise aralarında kur’a çekilir. Kur’a kime isabet ederse o imam olur.344<br />
<br />
Bir sefer esnasında ordu komutanı bulunan Sa’d b. Ebî Vakkâs (ra.), askerlerden ezan okumak isteyenler arasında kur’a çekmiş, böylece Müezzini belirleyerek anlaşmazlığa çözüm getirmiştir.345<br />
<br />
Günlük hayatımızda da pek çok konuda kur’a çekme usûlüne başvurulduğu bir gerçektir. Deve sığır gibi hayvanları ortaklaşa kurban edenler, etleri ortaklar arasında tartarak taksim ederler. Daha sonra da hangi parçanın kime ait olduğunu belirlemek için kur’a çeker ve helalleşirler. Bunun gibi varisler arasında miras taksim <br />
edildikten sonra herkesin payı, hoşnutsuzluğu önlemek için çoğu zaman kur’a ile belirlenmektedir.<br />
<br />
Bir defasında iki kişi bir mirasla ilgili olarak peygamberimize başvurmuşlardı. Ancak her ikisinin de iddialarını belgeleyecek delilleri yoktu. Peygamberimiz bunlara,<br />
<br />
—Bakın, ben de ancak bir insanım. Siz bana davalarınızı arz ediyorsunuz. Olabilir ki biriniz diğerine göre iddiasını daha iyi savunur. Ben de duyduğuma göre hüküm veririm. Şu var ki hak diğerine ait olduğu hâlde, benim lehine hükmettiğim kişinin elde edeceği mal, ancak cehennem ateşinden bir parçadır. Artık bu kişi o malı ister alsın, ister bıraksın, buyurdu. Bu sözleri dinleyen davacılar ağlayarak, birbirlerine,<br />
<br />
—Hakkım senin olsun, ben istemiyorum, dediklerinde Peygamberimiz,<br />
<br />
—O hâlde miras malını ikiye bölün. Sonra hangi parçanın kime ait olduğunu belirlemek için aranızda kur’a çekin ve helalleşin, buyurdu.346<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Rüşvet</span></span><br />
<br />
Yaptırılmak istenilen bir işte meşru olmayan bir kolaylık sağlaması için bir yetkiliye mal ya da para olarak sağlanan çıkardır.<br />
<br />
Böyle bir gaye için bir şey vermek de almak da aracı olmak da yasaktır, günahtır. Çünkü rüşvet, haklıyı haksız, haksızı da haklı yaparak adaletin ortaya çıkmasına engel olur.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
وَلَا تَاْكُلُوٓا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَآ اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَرٖيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ<br />
<br />
“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını yalan yemin ve şehadet ile yemeniz için o malları hâkimlere vermeyin.”347<br />
<br />
Rüşvet, kişiler için olduğu kadar toplumlar için de çok kötü sonuçlar doğurur. Rüşvetin yaygın olduğu yerde haksızlık çoğalır. Emniyet ve güven kalkar. Sosyal düzen bozulur. Bunun için Peygamberimiz,<br />
<br />
اَلرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي فِي النَّارِ<br />
<br />
“Rüşvet alan da veren de Cehennemdedir.”348 buyurmuştur.<br />
<br />
Böylece rüşvet olarak elde edilen kazanç da haramdır. Bundan sakınmak lazımdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Faiz (Riba)</span></span><br />
<br />
Haram kazançlardan birisi de faizdir.<br />
<br />
Faiz, aynı cinsten olan iki malın birbiriyle değiştirilmesindeki sözleşmede bir taraf için kabul edilen —karşılığı olmayan— bir fazlalıktır. 10 gr. altını 11 gr. altın karşılığında satmak gibi. Bu 1 gram, karşılığı olmayan bir fazlalıktır. İşte bu faizdir.<br />
<br />
Faiz haramdır. Faizin haram oluşu Kitap, Sünnet ve İcma ile sabittir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
َلَّذٖينَ يَاْكُلُونَ الرِّبٰوا لَا يَقُومُونَ اِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذٖي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوٓا اِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبٰواۢ وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰوا<br />
<br />
“Faiz yiyen kimseler (kabirlerinden) tıpkı şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar. Onların bu hâli “alışveriş de faiz gibidir” demelerindendir. Oysaki Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.”349<br />
<br />
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبٰوٓا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ ﴿٢٧٨﴾ فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَاْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ ﴿٢٧٩﴾<br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve gerçekten Mümin kimseler iseniz, faizden geriye kalanı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulü ile savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tevbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.”350<br />
<br />
Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
—Yedi helak edici şeyden sakının.<br />
<br />
—Bunlar nedir, ey Allah’ın Resulü, diye soranlara,<br />
<br />
—Allah’a ortak koşmak, efsun yapmak, (Allah’ın haram kıldığı kimseyi) haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, iffetli kendi hâlinde Mümin kadınlara zina iftirası atmaktır,351 diye cevap verdi.<br />
<br />
Faiz iki çeşittir:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Vade Faizi (Nesie Ribası)</span></span><br />
<br />
Bir cinsten olan iki şeyin birini diğeri karşılığında veresiye satmak veya, cinsleri ayrı fakat ölçü birimleri aynı olan iki şeyden birini diğeri karşılığında veresiye olarak değiştirmektir.<br />
<br />
Bu değiştirmede miktarlarının aynı veya farklı olması arasında bir fark yoktur.<br />
<br />
Mesela: Bir kimseye bir yıl vade ile satılan 50 gr. altını vade sonunda 55 gr. olarak almak veya bir kimseye kışın satılan bir kile buğdayı yazın harman zamanında, bir buçuk kile buğday olarak almak gibi.<br />
<br />
Yine bunun gibi, bir kimseye kışın satılan bir kile buğday karşılığında yazın iki kile arpa veya kışın satılan iki kile arpa yerine yazın yine iki kile arpa almak da caiz değildir, faizdir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de yasaklanan faiz, budur. Bunun haram olduğu hususunda İslam âlimleri görüş birliği etmişlerdir. Bu, tartışmasız olarak büyük günahlardandır.<br />
<br />
İslamiyet’ten önce cahiliye devrinde bilinen faiz bu idi. Biri diğerine altın veya gümüş, belli bir para borç verirdi. Aralarında kararlaştırdıkları vadeye göre geçen süre için belli bir miktar da fazladan ödeme yapılacağını önceden şart koşarlardı. Herhangi bir borçta vade geldiği zaman borçlu borcunu ödeyemeyecekse alacaklısına “veremeyeceğim artır” derdi. Yine buna bir miktar daha faiz eklenir ve böylece her vade yenilendikçe borcun miktarı da artardı. Öyle ki faiz ana paranın bir veya birkaç katını bulduğu olurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Fazlalık Faizi (Ribe’l-Fadl)</span></span><br />
Ölçü birimleri aynı olan malları kendi cinsleriyle peşin olarak değiştirirken elde edilen fazlalıktır.<br />
<br />
Altın, gümüş, buğday, arpa, tuz ve hurma gibi maddeler, kendi cinsleriyle; mesela altın altın ile, gümüş gümüş ile, buğday buğday ile, arpa arpa ile, tuz tuz ile ve hurma hurma ile peşin olarak değiştirilirken miktarlarının eşit olması gerekir. Bunlardan birinin miktarı fazla olursa bu fazlalık, faiz olmuş olur. Ancak değiştirilen faiz ile ilgili malların cinsleri ayrı olursa, o takdirde faiz söz konusu olmaz. 10 gr. altının 100 gr. gümüş karşılığında peşin değiştirilmesi gibi. Bu örnekte her ne kadar ölçü birimleri aynı ise de cinsleri ayrı olduğu için fazlalık faiz olmuyor.<br />
<br />
Değiştirilen malların yenisiyle eskisi, kaliteli olan ile kalitesiz olanı arasında bir fark yoktur.<br />
<br />
Kaliteli bir buğday ile kalitesiz bir buğday değiştirilirken de eşit olmaları gerekir. Aksi takdirde fazlalık faiz olur.<br />
<br />
Altın ile altın ve gümüş ile gümüş de satıldığı takdirde bunlardaki sanata ve kaliteye itibar olunmaz ve bunlar için ayrıca bir kıymet takdir edilmez.<br />
<br />
Faizin bu çeşidi de haramdır. Bunun haram oluşu sünnetle sabittir.<br />
<br />
Peygamberimiz, beni Adiy el-Ensârî’nin kardeşini Hayber’e vali göndermişti. Bu zat Hayber’den Cenib denilen iyi cins bir hurma getirip Peygamberimize takdim etti. Peygamberimiz,<br />
<br />
—Hayber’in bütün hurmaları böyle midir, diye sordu.<br />
<br />
O zat,<br />
<br />
—Hayır, vallahi, ey Allah’ın Resulü, biz bunun bir ölçeğini iki ölçek ile iki ölçeğini de üç ölçek hurma ile alıyoruz, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz,<br />
<br />
—Böyle yapma, adi hurmayı para ile sat, sonra bu para ile (istediğin kadar) iyi cins hurma al, buyurdu.352<br />
<br />
Yine Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
الذَّهَبُ بِالذَّهَبِ وَالْفِضَّةُ بِالْفِضَّةِ وَالْبُرُّ بِالْبُرِّ وَالشَّعِيرُ بِالشَّعِيرِ وَالتَّمْرُ بِالتَّمْرِ وَالْمِلْحُ بِالْمِلْحِ مِثْلاً بِمِثْلٍ سَوَاءً بِسَوَاءٍ يَدًا بِيَدٍ فَإِذَا اخْتَلَفَتْ هَذِهِ الأَصْنَافُ فَبِيعُوا كَيْفَ شِئْتُمْ إِذَا كَانَ يَدًا بِيَدٍ<br />
<br />
“Altın, altın ile gümüş, gümüş ile buğday, buğday ile arpa, arpa ile hurma, hurma ile ve tuz, tuz ile misli misline ve birbirine eşit olarak peşin satılırlar. Ama bunların cinsleri değişecek olursa istediğiniz gibi satın.”353<br />
<br />
Hadis-i Şerif’te sayılan altın, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuz gibi mallarda faiz işlemi olduğunda mezhep imamları söz birliği etmişlerdir. Bunlara kıyasla diğer mallarda da faiz işlemi olacağı konusunda ise —zahiriler hariç— dört mezhep imamı arasında görüş ayrılığı yoktur. Sadece ortak illet konusunda farklı görüşleri vardır.<br />
<br />
Hanefilere göre, bir malda faiz olabilmesi için iki illet (vasıf) bulunması şarttır: Cins ve ölçü birliği.<br />
<br />
Bu iki illet, hangi mallarda olursa olsun, bulunduğu zaman peşin olarak satışlarda fazlalık faiz olduğu gibi, fazlalık olmasa bile veresiye satış da caiz değildir.<br />
<br />
Mesela bir kile buğdayı peşin olarak bir buçuk kile buğday karşılığında satmak haram olduğu gibi, bir kile buğdayı yine bir kile buğday karşılığında vadeli satmak da haramdır.<br />
<br />
Çünkü Peygamberimiz, faiz ile ilgili malların eşit olarak ancak peşin satılabileceğini bildirmiştir.<br />
<br />
Diğer taraftan demir, bakır, kireç gibi değişimi tartı ile yapılan maddeleri de kendi cinsleriyle peşin olarak farklı ağırlıkta, veresiye olarak eşit veya farklı satmak da faizdir.354<br />
<br />
İki illetten (vasıftan) hiçbiri bulunmaz ise hem peşin satışta fazlalık, hem veresiye ve vadeli satış, ikisi de helal olur.<br />
<br />
Mesela ağırlık ölçüsüne bağlı altın, ölçek ölçüsüne bağlı buğday ile peşin veya veresiye olarak satışları —nasıl olursa olsun— caizdir. Çünkü hem cinsleri hem de ölçü birimleri aynı değildir.<br />
<br />
Eğer iki mal arasında iki illetten yalnız biri bulunursa peşin olarak satış caiz iken, veresiye satış helal olmaz.<br />
<br />
Mesela: Bir ölçek buğdayı iki ölçek arpa karşılığında peşin olarak satmak caizdir. Bunun gibi aynı ağırlıktaki bir altın, iki kat ağırlıktaki gümüş karşılığında peşin olarak satılabilir. Ancak bunların veresiye satışı caiz değildir. Bu iki örnekte de cinsleri ayrı olduğu hâlde ölçü birimleri aynıdır.<br />
<br />
Uzunluk ölçüleriyle ölçülen ve sayılan mallarda fazlalık faizi cereyan etmez.<br />
<br />
Mesela: On yumurta on beş yumurta ile beş metre kumaş yedi metre kumaş ile peşin olarak değiştirilebilir.<br />
<br />
Birbirine çok benzeyen Vade faizi (Nesie ribası) ile ödünç verme arasındaki fark, ödünçte vadenin bağlayıcı olmamasıdır. Yapılan anlaşma gereği, bedeli belli bir vade sonunda verilmek üzere satın alınan bir malın bedelini vadesinden önce alacaklının isteme hakkı olmadığı gibi, borçlu da ödeme mecburiyetinde değildir.<br />
<br />
Fakat ödünç öyle değil, alacaklı her an ödünç verdiği şeyi isteme hakkına sahip olduğu gibi, borçlu da her istendiği anda onu ödemek mecburiyetindedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Faizin Haram Olmasının Sebebi</span></span><br />
<br />
Faiz haramdır ve büyük günahlardandır.<br />
<br />
Şüphe yok ki Cenab-ı Hakk’ın haram kıldığı her şeyde bizim için birtakım zararlar vardır. Bu zararlardan korunmamız, Allah’ın yasakladığı şeylerden sakınmakla mümkündür.<br />
<br />
Faiz de, böyle birtakım zararları olan bir yasaktır. Bunlardan bazıları şunlardır:<br />
<br />
1. Faiz, karşılığı olmayan bir kazançtır. Verilen yüz gram altına karşılık, alınan yüz on gramda on gram, karşılıksız alınmış demektir. Oysa insanların malları, canları gibi dokunulmazdır. Başkasına ait olan bir malı karşılıksız almanın izahı yoktur.<br />
<br />
2. Faiz, fiyatları artırır.<br />
<br />
Faizli kredi kullananlar faizi de maliyete ekledikleri için fiyatların artmasına ve tüketicinin geçim darlığı çekmesine sebep olur.<br />
<br />
3. Faiz, insanları çalışıp kazanmak ve üretim ile meşgul olmaktan alıkoyar. Çünkü ellerinde bulunan sermayeyi faize vermek suretiyle artırıp geçinen kimseler ticaret ve sanatla uğraşma zahmetine katlanmak istemezler. Bu sebeple yüksek üretim yapmaya yetenekli olan birçok kimseden iş dünyası mahrum kalır. Hâlbuki toplum, ticaret ve sanat gibi faaliyetlerle refah düzeyine erişir.<br />
<br />
4. Faiz, insanları birbirlerine borç vermek suretiyle yardımlaşmalarına, birbirlerinin dert ve sıkıntıları ile ilgilenmelerine engel olur. Bu ise toplum bireyleri arasında birlik ve dayanışmanın zayıflamasına sebep olur.<br />
5. Faizin yaygın olduğu toplumlarda zengin ile fakir arasındaki refah farkı gittikçe büyür, zengin daha zengin, fakir de daha fakir olur. Bu ise birtakım sosyal dengesizliklerin doğmasına ve toplumu rahatsız eden gelişmelere sebep olur.<br />
<br />
6. Faizcilik yapmayanlar ellerindeki bu imkânı kullanmamak suretiyle zarar etmiş görülebilirler. Fakat bunlar, nefislerinin arzu ve isteklerine uymayarak, yüce yaratıcının emrini yerine getirmek için, O’nun ecir ve mükâfatına ererler. Bir taraftan da Cenab-ı Hak, onların faiz karışmayan ve içinden Allah hakkı verilen servetlerini bereketlendirir ve çoğaltır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ<br />
<br />
“Allah, faizi mahveder (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları çoğaltır (içinden sadaka verilen malları bereketlendirir.)...”355<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Alışverişte Vade Farkı</span></span><br />
<br />
Alışverişte vade farkını, faizle ilişkisi bulunup bulunmaması açısından incelemek üzere, bunu faiz bölümünün sonuna eklemeyi uygun bulduk.<br />
<br />
Önce alışverişin hükmünü açıklayalım:<br />
<br />
Alışveriş mubah ve meşru bir işlemdir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Allah, alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır.”356<br />
<br />
“Ey iman edenler, aranızda karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hâli müstesna, mallarınızı batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda yemeyin ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah esirgeyendir.”357<br />
<br />
Peygamberimize,<br />
<br />
—Hangi kazanç daha temizdir, diye soruldu. Peygamberimiz,<br />
<br />
—Kişinin kendi elinin emeği ile hile ve hıyanetten uzak alışveriştir, buyurdu.358<br />
<br />
Alışveriş toplumun ihtiyacıdır. Bunu gidermeye çalışmak aynı zamanda bir hizmettir.<br />
<br />
Sonuç olarak alışveriş mubah ve meşru bir kazanç yoludur. Hatta Peygamberimiz, doğru sözlü ve kendisine güvenilir tacirin, kıyamet günü, Peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber bulunma mutluluğuna ereceğini müjdelemiştir.359<br />
<br />
Bu kısa açıklamadan sonra asıl konuya gelelim:<br />
<br />
Peşin alışveriş yapmak caiz olduğu gibi veresiye alışveriş yapmak da caizdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de,<br />
<br />
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰىٓ اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ<br />
<br />
“Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirlerinize borçlandığınız vakit onu yazın!”360 buyrulmuştur.<br />
<br />
Âlimlerin çoğu, bu ayet-i kerimenin hem veresiye satışa hem de ödünç vermeye müsaade ettiğini belirtmişlerdir.<br />
<br />
Bizzat Peygamberimizin, bir Yahudiden veresiye yiyecek aldığı ve demirden bir zırhını da rehin bıraktığı bilinmektedir.361<br />
<br />
Bu delillere dayanarak İslam âlimleri peşin alışveriş gibi veresiye alışverişin de caiz olduğunda söz birliği etmişlerdir.<br />
<br />
Veresiye, yani vadeli satış caiz olunca peşin satış kıymeti üzerine vade farkı eklenmesi konusu İslam âlimleri arasında farklı görüşlerin doğmasına sebep olmuştur.<br />
<br />
Konu ile ilgili olarak Hanefilerin en muteber kaynak fıkıh kitaplarından olan el-Mebsût’ta şöyle denilmektedir:<br />
<br />
“Bir kimse şu kadar süre için şu fiyata, peşin olarak da şu fiyata satış sözleşmesi yapsa yahut bir ay vade ile şu fiyata, iki ay vade ile şu fiyata dese, bu satış fasittir, çünkü belli bir fiyat ve bedel karşılığında alışveriş yapılmamış, bedel kesinleşmemiştir. Ve Peygamberimiz bir satış içinde iki şartı yasaklamıştır. Bir satışta iki şart bu demektir. Şer’î sözleşmelerde böyle mutlak yasaklama sözleşmenin fasit olduğunu gerektirir. Bu, satıcı ile alıcı bu şekilde (hangi bedel üzerinde anlaştıklarını kararlaştırmadan) ayrıldıkları takdirde böyledir. Eğer aralarında anlaşır ve tek fiyat üzerine sözleşmeyi bitirirlerse, bu caizdir. Çünkü bu takdirde sözleşmenin sahih olmasının şartını yerine getirmeden ayrılmamış olurlar.”362<br />
<br />
Bundan anlaşılan şudur:<br />
<br />
Sahih olmayan sözleşme, satılan malın peşin fiyatıyla veresiye fiyatını satıcı müşteriye söyledikten sonra, alıcının bu fiyatlardan hangisini kabul ettiğini açıkça belirtmeden sadece kabul ettiğini söylemekle yetinmesidir.<br />
<br />
Satıcının söylediği fiyatlardan birini alıcının kabul etmesi hâlinde, satış sözleşmesi sahih ve bu satışın caiz olması gerekir.<br />
<br />
Esasen satıcı sattığı malın peşin ve veresiye fiyatını söyledikten sonra alıcının “kabul ettim” demesi hâlinde şüphesiz satıcı hangi fiyatı kabul ettiğini soracak ve alacağı cevaba göre satış sözleşmesi kesinlik kazanacaktır.<br />
<br />
Sonuç olarak, bir malı peşin fiyatına oranla farklı bir fiyat ile vadeli satmak caizdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Karaborsacılık (İhtikâr)</span></span><br />
<br />
İhtikâr, “yiyecek maddeleri satın alıp fiyatları yükselsin diye saklamak” demektir.<br />
<br />
İmam Ebû Yûsuf’a göre, sadece yiyeceklerde değil, bütün ihtiyaç maddelerinde ihtikâr geçerlidir.<br />
<br />
İhtikâr, tahrimen mekruh olup bunu yapan kimse Allah katında sorumludur. Karaborsacılık haksız bir kazanç yoludur. İhtikârda kırk günlük süre belirtilmesi, dünyada yapılacak işlem itibariyledir. Yoksa halkın ihtiyacı olan malı, az bir müddet olsa bile, saklayıp halka zarar veren kimse günah işlemiş ve ahirette azabı hak etmiş olur.<br />
<br />
Karaborsacılık yapan, kendi menfaati için başkalarını zarara ve sıkıntıya sokan, içinde yaşadığı topluma zulüm ve haksızlık eden kimsedir.<br />
Dürüstlükle ve ahlaki değerlerle bağdaşmayan, din kardeşliği anlayışına ters düşen karaborsacılık ve vurgunculuk, Müslümana asla yakışmayan çirkin bir iş, kötü bir davranıştır.<br />
<br />
Kendi menfaati için başkalarının zarara uğramasını beklemek, biraz daha fazla kazanmak için toplumun sıkıntıya düşmesini arzu etmek ne fena huydur.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz, bunların iç yüzünü şöyle açıklıyor:<br />
<br />
“Karaborsacı ne kötü insandır! Ucuzluk olunca üzülür, pahalılık olunca sevinir.”363<br />
<br />
Bir hadis-i şeriflerinde de, “Malı piyasaya süren kazanır, saklayıp biriktiren lanetlenir.” buyurmuştur.364<br />
<br />
Peygamberimizin şu uyarılarına da dikkat edelim.<br />
<br />
Buyuruyor ki:<br />
<br />
“Kin karaborsacılık yaparsa, o, asidir, günahkârdır.”365<br />
<br />
“Her kim, Müslümanların yiyecekleri üzerine karaborsacılık yaparsa, Allah onu cüzzam hastalığına müptela kılar ve onu iflas ettirir.”366<br />
<br />
“Kırk gün ümmetimin yiyecek maddelerinde karaborsacılık yapan kimse, sonra bu kazancını sadaka olarak dağıtsa onun bu sadakası kabul edilmez.”367<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">D) Haramdan Temizlenmek</span></span><br />
<br />
Rüşvet, kumar, hırsızlık, hile ve haksızlık gibi meşru olmayan yollarla haram kazanç sağlamış olan kimse, pişman olur ve zimmetine geçirdiği haram malın günahından arınmak isterse iki şey yapması gerekir:<br />
<br />
Birincisi, haram olan kazancı zimmetinden çıkarmak,<br />
<br />
İkincisi de tevbe edip rahmeti ve mağfireti sonsuz olan Allah’tan af dilemektir.<br />
<br />
Haram olan kazancı zimmetten çıkarmak için yapılacak şey —biliniyorsa— onu sahiplerine —sahipleri ölmüş ise varislerine— vermektir. Bilinmiyor ve bulunması da mümkün değilse onu, fakirlere hak sahipleri adına sadaka olarak dağıtmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Diyanet islam ilmihali</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Haram kılan naslar ve hikmeti]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=504</link>
			<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:45:03 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=504</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram kılan naslar ve hikmeti</span></span><br />
<br />
I- Yiyecekler<br />
A- Haram kılan naslar ve hikmeti:<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de haram olan yiyecekler bazı âyetlerde özetlenerek, bâzısında ise teferruâta girilerek ifade edilmiştir. Birinci nevi âyetlerde "boğazlanmadan ölmüş hayvan, vücuttan akmış kan, domuz ve Allah'tan başkası adına kesilmiş hayvanlar" olmak üzere haram yiyecekler dört adettir.2<br />
"Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler,-canları çıkmadan önce kesememişseniz- boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olanlar, dikili taşlar üzerine boğazlananlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fâsıklıktır." (el-Mâide: 5/3) meâlindeki âyette etleri haram olan hayvanların on çeşit olduğunu görüyoruz. Ancak bunlardan 5. ile 9. hayvanlar "boğazlanmadan ölmüş hayvan" mefhumuna dâhildir. Dördüncü ve onuncu ise "Allah'tan başkası adına kesilen" nevi içinde yer almaktadır.<br />
Bunların haram kılınmalarının sır ve hikmetine gelince, önce bütün haramlara şâmil bir parantez açmak, sonra mevzûumuza dönmek uygun olacaktır.<br />
Allah ve Rasûlü ve dolayısıyle hak dinler bazı yiyecek, içecek şeyleri, bir kısım iş ve davranışları haram kılmış, yasaklamışlardır. Bunların bir kısmının hikmetini, haram kılınış sebeplerini açıklamışlar, bazılarını ise açıklamamışlardır. Açıklanan ve deneyerek anladığımız yüzlerce haram ve yasağın, ferd ve cemiyet halinde insanların faydasına, iyiliğine olduğunu, ebedî saâdetlerini hedef aldığını görünce insaflı bir düşüncenin şu neticeye varması zarûri oluyor: "Aklımızın ve bilgimizin kavrayabildiği bunca haramda, bu ölçüde büyük hikmet ve faydalar olduğuna göre, aynı kaynaktan gelen diğer yasakların da-şimdilik bilgimiz dışında kalan- hikmetleri olacaktır."<br />
İnsanların yasaklama ve engellemeleri-en azından başlangıçta- zararı çekmeden önce değil, zararı denedikten ve acıyı çektikten sonra olabilmektedir. İnsanın ruh ve beden sağlığı üzerindeki çalışmalar, insanlık tarihi kadar eskidir. Meselâ bin yıllık âmiyâne tecrübe ve otuz yıllık da ilmî araştırma sonunda bir yiyecek veya içeceğin insan sağlığı için zararlı olduğu anlaşılırsa, bu zarar bu kadar uzun bur zaman sineye çekilmiş olmaktadır. Daha önce aynı şekilde bilmek imkânı olsaydı elbette tedbirler de o zaman başlayacak, zarar asgariye inecekti. Durum böyle olunca ihtimaliyet hesabı-ilmi ölçülere göre zararını bilemediğimiz fakat- ciddî bir kaynağın3 zararlı veya haram olduğunu bildirdiği şeyden çekinmemizi gerektirir.<br />
Böyle bir ihtimâli hiçe saymak ve zararını ilmen bilemediğimiz bir şeyi sakınmadan yemek için insanlığın, bilinebilecek herşeyi bilmiş, meçhulü kalmamış olması gerekir. Halbuki doğu ve batının ilim adamları, insanlığın bildiğinin, bilmediği yanında denizden bir damla, güneşten bir ışıncık kadar olduğunu itiraf etmektedirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B- Haram kılınan yiyecekler:</span></span><br />
<br />
1- Kendiliğinden ölmüş hayvan (meyte):<br />
"Meyte"den maksad, insanlar tarafından yenilmek üzere kesilmiş ve öldürülmüş olmayıp müdahalesiz ölen kara hayvanıdır. Haram kılınış hikmeti için şunlar kaydedilebilir:<br />
a) Tarih boyunca insanlar bundan tiksinmiş ve bütün semâvi din sâlikleri böyle hayvanları yememişlerdir.<br />
b) Müdâhalesiz ölen hayvanlar genellikle şiddetli zayıflık, zehirlenme ve mikrobik hastalıklar sebebiyle ölürler. Bunların yenmesi tehlikeli neticeler doğurabilir.<br />
c) İnsanlar bu hayvanları yemeyince yaşayan kuşlar ve hayvanlar gıda bulma imkânına kavuşurlar.<br />
d) Murdar ölen hayvanı yiyemeyeceğini bilen sahibi onun bakım ve tedâvisine dikkat eder, kendi haline bırakmaz. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- Meyte sayılanlar:</span></span><br />
<br />
İlgili âyet, boğazlanmadan, başka sebeplerle öldürülen ve ölen hayvanların da yenmeyeceğini ifade ediyor. Bunların haram oluş hikmeti meyteninki ile ortaktır. Ayrıca hayvan artığını yemek insanın yüce vasıflarına ters düşmektedir.<br />
<br />
6- Diğer kara hayvanlarından helâl ve haram olanlar:<br />
Yukarıda meâlini verdiğimiz âyet sarih ve kesin olduğu için fukahâ mezkür dört şeyin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunların dışında kalan hayvanlara gelince:<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'i kastederek "onlara temiz şeyleri helâl kılar, pis şeyleri de haram kılar" (el-A'raf: 7/157) buyuruyor. Burada pis şeyler diye tercüme ettiğimiz "el-habâis" in tefsirinde müctehidler ihtilaf etmişlerdir.<br />
Bazı müctehidlere göre habîs, Allah ve Resulunün haram kıldıklarıdır, yâni haram oldukları hakkında âyet veya hadis bulunan şeylerdir: Bu sebeple haşarât, kurbağa, yengeç, kaplumbağa gibi hayvanlar haram değildir.<br />
Ebû Hanîfe, Şâfiî gibi müctehidlere göre ise "habis" umûmiyetle insanların (veya Kur'ân-ı Kerîm nâzil olduğu sırada arap toplumunun) tiksindiği, iğrendiği şeylerdir; dolayısıyla yukarıda sayılan canlılar ve benzerleri haramdır. Pislik ve leş yiyen hayvanlar da "habîsler" içinde mutâlaa edilmiştir.<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) Hayber günü ehlî eşek etini yasaklamıştır.4 Bu nass sebebiyle cumhûra göre ehlî eşek ve katır haramdır. At, Ebû Hanife'ye göre helâl değildir, İmameyne ve Şafiî'ye göre helâldir.<br />
Resûlullah (s.a.v.)'in bütün köpek dişli yırtıcılar ile yırtıcı pençesi olan kuşları yemeyi yasakladığı rivayet edilmiştir.5<br />
Hanefîler bu hadiste geçen "sibâ" kelimesini "et yiyenler" şeklinde anlamışlar ve bu nevi hayvanları haram saymışlardır.<br />
İmam Şâfiî "insanlara saldıran ve parçalayan", şeklinde anladığı için tilki ve çakalı istisnâ etmiştir.<br />
İmam Mâlik yırtıcılar için haram yerine "mekruh" tabirini kullanmıştır. <br />
<br />
İslâm dini insana zararlı olan her şeyi yasaklamıştır. Haramlar genel olarak<br />
korunması zaruri olan beş şeyi zedeleyen ve onlara zarar veren fiil ve<br />
hareketlerdir. Bu beş şey ise can¸ mal¸ akıl¸ din ve nesildir. Canı¸ öldürme yasağı;<br />
malı¸ hırsızlık yasağı; aklı¸ içki yasağı; dini¸ İslâmî esasları temelinden bozan<br />
davranışların yasaklanması ve nesli de¸ zina yasağı korumuş olur."<br />
<br />
  Haram; dinin yenmesini¸ içilmesini ve yapılmasını yasakladığı her şeye haram denir. Örneğin; anne ve babaya karşı gelmek¸ başkasının malına zarar vermek¸ başkalarıyla alay etmek¸ sözünden dönmek¸ dedikodu yapmak¸ söz taşımak gibi söz ve davranışlar dinimizce haramdır.<br />
<br />
Haram çeşitleri: İslâm dini insana zararlı olan her şeyi yasaklamıştır. Haramlar genel olarak korunması zaruri olan beş şeyi zedeleyen ve onlara zarar veren fiil ve hareketlerdir. Bu beş şey ise can¸ mal¸ akıl¸ din ve nesildir. Canı¸ öldürme yasağı; malı¸ hırsızlık yasağı; aklı¸ içki yasağı; dini¸ İslâmî esasları temelinden bozan davranışların yasaklanması ve nesli de¸ zina yasağı korumuş olur. İslâm'ın; öldürmeyi¸ hırsızlığı¸ sarhoşluğu¸ zinayı yasaklaması bu 5 esası korumaya yöneliktir. O halde haram olan her şeyin insana mutlaka bir zararı vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslâm dininde yasaklanan haramlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:</span></span><br />
<br />
Haram yiyecekler: Ölü hayvan eti¸ kan¸ domuz eti¸ Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar haram yiyeceklerdir. Nitekim Yüce Allah¸ Kur'an'da bunları şöyle belirtmektedir: "Allah size ancak ölüyü¸ kanı¸ domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanın etini haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa¸ başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir mikdar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir."[1]<br />
<br />
"De ki: Bana vahyolunanda¸ leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka¸ yiyecek kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir."[2]<br />
<br />
İnsanlar açlık nedeniyle ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kaldıklarında¸ haram olan şeylerden az miktarda yiyebilirler.<br />
<br />
Haram içecekler: Şarap¸ afyon¸ eroin ve kokain benzeri uyuşturucular¸ etil alkol ve ispirto vb. gibi insan sağlığına zarar veren ve aklı izale eden her türlü içecek haramdır. Nitekim Yüce Allah¸ bu hususta şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Şarap¸ kumar¸ dikili taşlar (putlar)¸ şans okları¸ şeytan işi bir pisliktir. Bunlardan kaçının ki¸ kurtuluşa eresiniz."[3]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aile Hukuku İle İlgili Haramlardan Bazıları</span></span><br />
<br />
Zina etmek haramdır: İslâm dini fuhuş ve zinayı haram kılmış ve şiddetle yasaklamıştır. Nitekim yüce Allah¸ "Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o¸ son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur."[4] buyurmaktadır.<br />
<br />
Kişiye¸ kendisiyle arasında "devamlı evlenme engeli" bulunan kadınlarla evlenmek de haramdır. Bu kimseler âyette şöyle ifade edilir: "Size analarınız¸ kızlarınız¸ kız kardeşleriniz¸ halalarınız¸ teyzeleriniz¸ erkek kardeşin kızları¸ kız kardeşin kızları¸ sizi emziren analarınız¸ sütkız kardeşleriniz¸ kayın valideleriniz¸ gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan olup¸ evlerinizde bulunan üvey kızlarınız (Eğer henüz gerdeğe girmemişseniz üzerinize bir vebal yoktur.)¸ kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kız kardeşi bir nikâh altında toplamanız haram kılındı."[5]<br />
<br />
Bu âyetin hükmüne göre üç mutlak evlenme engeli ve ebedi haramlık ortaya çıkmaktadır. Bunlar kan hısımlığı¸ evlilikle meydana gelen hısımlık ve süt hısımlığıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Muameleler</span></span><br />
<br />
İslâm'ın haram kılıp yasakladığı bazı muameleler vardır. Bunların bir kısmı insanın Allah ile ilişkisinde bir kısmı insanın diğer insanlarla olan ilişkisindedir.<br />
<br />
İnsanın Allah ile olan ilişkisindeki harama şu örneği verebiliriz:<br />
<br />
Allah'a ortak koşmak haramdır: Allah'a ortak koşmak en büyük günahtır. İnsan bu günahtan tövbe edip dönmedikçe Allah o kişiyi aslâ affetmez. Nitekim yüce Allah; "Allah¸ kendisine ortak koşulmasını aslâ bağışlamaz; bundan başkasını¸ (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftirâ etmiş olur."[6] buyurur. Allah şirki kesinlikle yasaklamıştır. Nitekim Hz. Lokman¸ oğluna şöyle buyurur: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü Allah'a ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür."[7]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanın Diğer İnsanlarla Olan İlişkilerindeki Haramlar</span></span><br />
<br />
Ana-babaya isyan etmek ve kötü davranmak haramdır: Allah insanın ana babasına isyan etmesini haram kılmıştır: "Rabbin¸ kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi¸ anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri¸ ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa¸ sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle."[8]<br />
<br />
Cana kıymak haramdır: İslâm'da büyük günahlardan biri de kasden bir cana kıymaktır. Yüce Allah haksız yere cana kıymayı haram kılmış ve şöyle yasaklamıştır: "Kim bir mü'mini kasden öldürürse¸ cezâsı¸ içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah¸ ona gazap etmiş¸ lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır."[9]<br />
<br />
Terör estirmek veya terörsel faaliyetlerde bulunmak haramdır: Yeryüzünde terör yapmak ve fesat çıkarmak da haramdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah'a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezâsı; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezâlar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır."[10]<br />
<br />
Hırsızlık yapmak haramdır: Hırsızlık yapmak da büyük günahlardan olup yüce Allah Kur'an'da hırsızlığı yasaklamış ve çok ağır bir cezâ getirmiştir: "Hırsızlık eden erkek ve kadının¸ yaptıklarına karşılık Allah'tan bir cezâ olarak ellerini kesin! Allah daima üstündür¸ hüküm ve hikmet sahibidir."[11]<br />
<br />
Yalan söylemek haramdır:  İnanan insan¸ daima doğru sözlü olmalı asla yalan söylememelidir. Zira iman ile yalan bir arada bulunmaz. Yüce Allah bir âyet-i kerîmede doğruluk ilkesine vurgu yaparak şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki¸ Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resûlüne itaat ederse¸ muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır."[12]<br />
<br />
Görüldüğü gibi bu âyette söz söylerken ve iş yaparken doğru ve dürüst olunması emredilmiş¸ böyle olunduğu takdirde işlerin düzeleceği¸ günahların bağışlanacağı ve sonuçta da mü'minlere va'd edilen cennete ulaşılacağı belirtilmektedir.<br />
<br />
Gıybet¸ (dedikodu) yapmak haramdır: İslâm dininde dedikodu yapmak ve insanları arkalarından çekiştirmek de haramdır. Zira Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: "Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir¸ çok merhamet edendir."[13]<br />
<br />
Alay etmek haramdır: İnsanların birbirleriyle alay etmesi de haramdır. Bu davranış¸ Yüce Allah tarafından şöyle yasaklanmıştır: "Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler."[14]<br />
<br />
İnsanların gizli hallerini araştırmak haramdır: İnsanların birbirlerinin gizle hallerini araştırmaları da haramdır. Bu da¸ biraz önce yazdığımız âyetin bir parçası olarak Yüce Allah tarafından şöyle yasaklanmıştır: "Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın."[15]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ticaretle İlgili Haramlar</span></span><br />
<br />
Faiz haramdır: İslâm dininde faiz haram kılınmıştır. Nitekim bu hususta yüce Allah şöyle buyurur: "Faiz yiyenler (kabirlerinden)¸ şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların "Alım-satım tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Hâlbuki Allah¸ alım-satımı helâl¸ faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse¸ geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse¸ işte onlar cehennemliktir¸ orada devamlı kalırlar."[16]<br />
<br />
Ölçü ve tartıda hile yapmak haramdır: İyi ahlak sahibi bir tâcir¸ işini doğru yapar. Kimseyi aldatmaz¸ hile ve sahtekârlık yapmaz. Üzerine aldığı görevi hakkıyla yapar¸ hem kendisine hem de çevresine yararlı olur. Müslüman yaptığı bütün iş ve görevlerde doğruluk ve dürüstlüğü kendisine şiar edinmelidir. Ticarette eksik tartmak ve hile yapmak haram olup Yüce Allah tarafından şöyle yasaklanmıştır:<br />
<br />
"Eksik ölçüp noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun! Onlar insanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam¸ onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise eksik ölçer ve tartarlar. Onlar düşünmezler mi ki¸ tekrar diriltilecekler! Büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler. Öyle bir gün ki¸ insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır."[17]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Yemenin Olumsuz Sonuçları</span></span><br />
<br />
Haramların işlenmesi fert ve toplum hayatında birçok tahribata yol açmaktadır. İslâm dininde helâl kazanç teşvik edilmiş¸ buna karşılık gayr-i meşru yollardan rızık elde edilmesi haram sayılmış ve yasaklanmıştır.<br />
<br />
Haram lokma yendiği dakikada melek insana ilhamını keser. O andan itibaren Rahmânî feyiz ve bereket kalbe inmez. Böylece o kimsenin sıfatı değişir. İnsan midesine giren her haram şey¸ insan karakteri üzerinde olumsuz tesir yapar ve ruh ya da beden sağlığının bozulmasına sebep olur. O halde insan yaşadığı sürece haramdan âzamî ölçüde sakınmalı ve daima helâle talip olmalıdır.<br />
<br />
Her haram bir hakkın zayi olmasına sebep olur. Böylece haram¸ toplumda haksızlığa yol açar¸ insanlar arasında güveni sarsar ve toplum yapısında huzur­suzluk doğurur.<br />
<br />
Hayatın canlılık kazanmasının¸ insanın ataletten kurtulmasının bir sebebi de içimizdeki ve dışımızdaki karşıt kuvvetlerin çarpışıp tartışması¸ sürtüşüp itişmesidir. İçimizde iman ve irfan ile şekillenmiş vicdanımızı melek destekler. Kötülüğe ve günaha meyyal olan nefsimize ise¸ şeytan yardım eder. Haram ve murdara doğru yönelme hevesini taşı­yan nefsimizi¸ akıl¸ iman ve irademizin denetimine vermeyecek olursak¸ mutlaka o şeytanla birleşip¸ onun olumsuz yönde etkileyen sinyallerine hedef olarak kötü arzularının yerine gelmesini sağlar. Böylece insanın şe­hevî duygusu hareket ve canlılık kazanır; o yüzden bir takım hakların çiğ­nenmesine¸ ahlâk ve faziletin çökmesine yol acar. Çünkü nefis bu vaâdîde şeytana adım ve ayak uydurmuştur. Hâlbuki şeytan insana apaçık bir düşmandır; o ancak kötülük ve hayâsızlığı emreder.[18]<br />
<br />
Haram lokma ile beslenen insanın dua ve ibadeti Allah katında kabul edilmez. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Adam saç sakalı karışık tozlu bir vaziyette yolculuğunu uzatır da elini göğe kaldırıp: Ya Rabbi! Ya Rabbi! der; halbuki yediği haram¸ içti­ği haram¸ giydiği haramdır; haramla beslenmiştir; artık onun duası ne­rede ve nasıl kabul olur?"[19]<br />
<br />
Netice olarak diyebiliriz ki İslâm dini¸ insanı temiz ve helâle yönlendirmekte¸ murdar¸ pis ve haram şeylerden uzak durmasını istemektedir.<br />
<br />
İslâm'ın haram ve helâl kıldığı hususlar açık olup ikisi arasında kalan şüpheli fiillerin bulunduğu bir saha daha vardır. Hz. Peygamber¸ bunlardan uzak durmanın din ve namusu korumak için daha emin bir yol olduğunu¸ bunları yapan kimselerin ise haram işlemeye çok yaklaşmış olacağını söylemiş[20] ve haramlara yol açabilecek şüpheli şeylerden kaçınmanın faziletli bir davranış olduğunu bildirmiştir.[21]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helâl ve haram hususunda İslâm'ın getirdiği temel kaideleri şöyle sıralayabiliriz:</span></span><br />
<br />
1.  Helâl¸ eşyanın aslındadır.<br />
<br />
2.  Yasaklanmamış her şey mubah ve helâldir.<br />
<br />
3.  Helâl ve haram kılma hakkı yalnız Allah ve Resulüne aittir.<br />
<br />
4.  Helâli haramlaştırmak¸ haramı helâlleştirmek Allah'a ortak koşma gibidir.<br />
<br />
5.  Harama muhtaç etmeyecek kadar helâl vardır.<br />
<br />
6.  Haram olan bir şeyde mutlaka çirkinlik ve zarar vardır.<br />
<br />
7.  Harama götüren her şey haramdır.<br />
<br />
8.  Haramı helâlleştirmek için hile yapmak haramdır.<br />
<br />
9.  Şüpheli olan her şeyden kaçınmak esastır.<br />
<br />
10. Haram herkes için haramdır.<br />
<br />
11. Zaruretler mahzurları mubah kılar. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DiPNOTLAR</span></span><br />
<br />
<br />
[1] 2/Bakara¸ 173.<br />
[2] 6/En'âm¸ 145.<br />
[3] 5/Mâide¸ 90.<br />
[4] 17/İsrâ¸ 32.<br />
[5] 4/Nisâ¸ 23.<br />
[6] 4/Nisâ¸ 48.<br />
[7] 31/Lokmân¸ 13.<br />
[8] 17/İsrâ¸ 23.<br />
[9] 4/Nisâ¸ 93.<br />
[10] 5/Mâide¸ 33.<br />
[11] 5/Mâide¸ 38.<br />
[12] 33/Ahzâb¸ 70-71.<br />
[13] 49/Hucurât¸ 12.<br />
[14] 49/Hucurât¸ 11.<br />
[15] 49/Hucurât¸ 12.<br />
[16] 2/Bakara¸ 275.<br />
[17] 83/Mutaffifîn¸ 1-6.<br />
[18] Celal Yıldırım¸ İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri¸ Anadolu Yayınları¸ I¸ 427.<br />
[19] Müslim¸ Zekât¸ 65; Tirmizî¸ Tefsir¸ 2/36¸ Edeb¸ 41; Dârimî¸ Rikak¸ 9; Ahmed b.Hanbel¸ age.¸ II¸ 328.<br />
[20] Buharî¸ Îmân¸ 39.<br />
[21] Müslim¸ Müsakat¸ 107-108; Ebû Dâvûd¸ Buyû'¸ 3.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram kılan naslar ve hikmeti</span></span><br />
<br />
I- Yiyecekler<br />
A- Haram kılan naslar ve hikmeti:<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de haram olan yiyecekler bazı âyetlerde özetlenerek, bâzısında ise teferruâta girilerek ifade edilmiştir. Birinci nevi âyetlerde "boğazlanmadan ölmüş hayvan, vücuttan akmış kan, domuz ve Allah'tan başkası adına kesilmiş hayvanlar" olmak üzere haram yiyecekler dört adettir.2<br />
"Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler,-canları çıkmadan önce kesememişseniz- boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olanlar, dikili taşlar üzerine boğazlananlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fâsıklıktır." (el-Mâide: 5/3) meâlindeki âyette etleri haram olan hayvanların on çeşit olduğunu görüyoruz. Ancak bunlardan 5. ile 9. hayvanlar "boğazlanmadan ölmüş hayvan" mefhumuna dâhildir. Dördüncü ve onuncu ise "Allah'tan başkası adına kesilen" nevi içinde yer almaktadır.<br />
Bunların haram kılınmalarının sır ve hikmetine gelince, önce bütün haramlara şâmil bir parantez açmak, sonra mevzûumuza dönmek uygun olacaktır.<br />
Allah ve Rasûlü ve dolayısıyle hak dinler bazı yiyecek, içecek şeyleri, bir kısım iş ve davranışları haram kılmış, yasaklamışlardır. Bunların bir kısmının hikmetini, haram kılınış sebeplerini açıklamışlar, bazılarını ise açıklamamışlardır. Açıklanan ve deneyerek anladığımız yüzlerce haram ve yasağın, ferd ve cemiyet halinde insanların faydasına, iyiliğine olduğunu, ebedî saâdetlerini hedef aldığını görünce insaflı bir düşüncenin şu neticeye varması zarûri oluyor: "Aklımızın ve bilgimizin kavrayabildiği bunca haramda, bu ölçüde büyük hikmet ve faydalar olduğuna göre, aynı kaynaktan gelen diğer yasakların da-şimdilik bilgimiz dışında kalan- hikmetleri olacaktır."<br />
İnsanların yasaklama ve engellemeleri-en azından başlangıçta- zararı çekmeden önce değil, zararı denedikten ve acıyı çektikten sonra olabilmektedir. İnsanın ruh ve beden sağlığı üzerindeki çalışmalar, insanlık tarihi kadar eskidir. Meselâ bin yıllık âmiyâne tecrübe ve otuz yıllık da ilmî araştırma sonunda bir yiyecek veya içeceğin insan sağlığı için zararlı olduğu anlaşılırsa, bu zarar bu kadar uzun bur zaman sineye çekilmiş olmaktadır. Daha önce aynı şekilde bilmek imkânı olsaydı elbette tedbirler de o zaman başlayacak, zarar asgariye inecekti. Durum böyle olunca ihtimaliyet hesabı-ilmi ölçülere göre zararını bilemediğimiz fakat- ciddî bir kaynağın3 zararlı veya haram olduğunu bildirdiği şeyden çekinmemizi gerektirir.<br />
Böyle bir ihtimâli hiçe saymak ve zararını ilmen bilemediğimiz bir şeyi sakınmadan yemek için insanlığın, bilinebilecek herşeyi bilmiş, meçhulü kalmamış olması gerekir. Halbuki doğu ve batının ilim adamları, insanlığın bildiğinin, bilmediği yanında denizden bir damla, güneşten bir ışıncık kadar olduğunu itiraf etmektedirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B- Haram kılınan yiyecekler:</span></span><br />
<br />
1- Kendiliğinden ölmüş hayvan (meyte):<br />
"Meyte"den maksad, insanlar tarafından yenilmek üzere kesilmiş ve öldürülmüş olmayıp müdahalesiz ölen kara hayvanıdır. Haram kılınış hikmeti için şunlar kaydedilebilir:<br />
a) Tarih boyunca insanlar bundan tiksinmiş ve bütün semâvi din sâlikleri böyle hayvanları yememişlerdir.<br />
b) Müdâhalesiz ölen hayvanlar genellikle şiddetli zayıflık, zehirlenme ve mikrobik hastalıklar sebebiyle ölürler. Bunların yenmesi tehlikeli neticeler doğurabilir.<br />
c) İnsanlar bu hayvanları yemeyince yaşayan kuşlar ve hayvanlar gıda bulma imkânına kavuşurlar.<br />
d) Murdar ölen hayvanı yiyemeyeceğini bilen sahibi onun bakım ve tedâvisine dikkat eder, kendi haline bırakmaz. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- Meyte sayılanlar:</span></span><br />
<br />
İlgili âyet, boğazlanmadan, başka sebeplerle öldürülen ve ölen hayvanların da yenmeyeceğini ifade ediyor. Bunların haram oluş hikmeti meyteninki ile ortaktır. Ayrıca hayvan artığını yemek insanın yüce vasıflarına ters düşmektedir.<br />
<br />
6- Diğer kara hayvanlarından helâl ve haram olanlar:<br />
Yukarıda meâlini verdiğimiz âyet sarih ve kesin olduğu için fukahâ mezkür dört şeyin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunların dışında kalan hayvanlara gelince:<br />
Kur'ân-ı Kerîm'de Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'i kastederek "onlara temiz şeyleri helâl kılar, pis şeyleri de haram kılar" (el-A'raf: 7/157) buyuruyor. Burada pis şeyler diye tercüme ettiğimiz "el-habâis" in tefsirinde müctehidler ihtilaf etmişlerdir.<br />
Bazı müctehidlere göre habîs, Allah ve Resulunün haram kıldıklarıdır, yâni haram oldukları hakkında âyet veya hadis bulunan şeylerdir: Bu sebeple haşarât, kurbağa, yengeç, kaplumbağa gibi hayvanlar haram değildir.<br />
Ebû Hanîfe, Şâfiî gibi müctehidlere göre ise "habis" umûmiyetle insanların (veya Kur'ân-ı Kerîm nâzil olduğu sırada arap toplumunun) tiksindiği, iğrendiği şeylerdir; dolayısıyla yukarıda sayılan canlılar ve benzerleri haramdır. Pislik ve leş yiyen hayvanlar da "habîsler" içinde mutâlaa edilmiştir.<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) Hayber günü ehlî eşek etini yasaklamıştır.4 Bu nass sebebiyle cumhûra göre ehlî eşek ve katır haramdır. At, Ebû Hanife'ye göre helâl değildir, İmameyne ve Şafiî'ye göre helâldir.<br />
Resûlullah (s.a.v.)'in bütün köpek dişli yırtıcılar ile yırtıcı pençesi olan kuşları yemeyi yasakladığı rivayet edilmiştir.5<br />
Hanefîler bu hadiste geçen "sibâ" kelimesini "et yiyenler" şeklinde anlamışlar ve bu nevi hayvanları haram saymışlardır.<br />
İmam Şâfiî "insanlara saldıran ve parçalayan", şeklinde anladığı için tilki ve çakalı istisnâ etmiştir.<br />
İmam Mâlik yırtıcılar için haram yerine "mekruh" tabirini kullanmıştır. <br />
<br />
İslâm dini insana zararlı olan her şeyi yasaklamıştır. Haramlar genel olarak<br />
korunması zaruri olan beş şeyi zedeleyen ve onlara zarar veren fiil ve<br />
hareketlerdir. Bu beş şey ise can¸ mal¸ akıl¸ din ve nesildir. Canı¸ öldürme yasağı;<br />
malı¸ hırsızlık yasağı; aklı¸ içki yasağı; dini¸ İslâmî esasları temelinden bozan<br />
davranışların yasaklanması ve nesli de¸ zina yasağı korumuş olur."<br />
<br />
  Haram; dinin yenmesini¸ içilmesini ve yapılmasını yasakladığı her şeye haram denir. Örneğin; anne ve babaya karşı gelmek¸ başkasının malına zarar vermek¸ başkalarıyla alay etmek¸ sözünden dönmek¸ dedikodu yapmak¸ söz taşımak gibi söz ve davranışlar dinimizce haramdır.<br />
<br />
Haram çeşitleri: İslâm dini insana zararlı olan her şeyi yasaklamıştır. Haramlar genel olarak korunması zaruri olan beş şeyi zedeleyen ve onlara zarar veren fiil ve hareketlerdir. Bu beş şey ise can¸ mal¸ akıl¸ din ve nesildir. Canı¸ öldürme yasağı; malı¸ hırsızlık yasağı; aklı¸ içki yasağı; dini¸ İslâmî esasları temelinden bozan davranışların yasaklanması ve nesli de¸ zina yasağı korumuş olur. İslâm'ın; öldürmeyi¸ hırsızlığı¸ sarhoşluğu¸ zinayı yasaklaması bu 5 esası korumaya yöneliktir. O halde haram olan her şeyin insana mutlaka bir zararı vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslâm dininde yasaklanan haramlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:</span></span><br />
<br />
Haram yiyecekler: Ölü hayvan eti¸ kan¸ domuz eti¸ Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar haram yiyeceklerdir. Nitekim Yüce Allah¸ Kur'an'da bunları şöyle belirtmektedir: "Allah size ancak ölüyü¸ kanı¸ domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanın etini haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa¸ başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir mikdar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir."[1]<br />
<br />
"De ki: Bana vahyolunanda¸ leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka¸ yiyecek kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir."[2]<br />
<br />
İnsanlar açlık nedeniyle ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kaldıklarında¸ haram olan şeylerden az miktarda yiyebilirler.<br />
<br />
Haram içecekler: Şarap¸ afyon¸ eroin ve kokain benzeri uyuşturucular¸ etil alkol ve ispirto vb. gibi insan sağlığına zarar veren ve aklı izale eden her türlü içecek haramdır. Nitekim Yüce Allah¸ bu hususta şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Şarap¸ kumar¸ dikili taşlar (putlar)¸ şans okları¸ şeytan işi bir pisliktir. Bunlardan kaçının ki¸ kurtuluşa eresiniz."[3]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aile Hukuku İle İlgili Haramlardan Bazıları</span></span><br />
<br />
Zina etmek haramdır: İslâm dini fuhuş ve zinayı haram kılmış ve şiddetle yasaklamıştır. Nitekim yüce Allah¸ "Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o¸ son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur."[4] buyurmaktadır.<br />
<br />
Kişiye¸ kendisiyle arasında "devamlı evlenme engeli" bulunan kadınlarla evlenmek de haramdır. Bu kimseler âyette şöyle ifade edilir: "Size analarınız¸ kızlarınız¸ kız kardeşleriniz¸ halalarınız¸ teyzeleriniz¸ erkek kardeşin kızları¸ kız kardeşin kızları¸ sizi emziren analarınız¸ sütkız kardeşleriniz¸ kayın valideleriniz¸ gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan olup¸ evlerinizde bulunan üvey kızlarınız (Eğer henüz gerdeğe girmemişseniz üzerinize bir vebal yoktur.)¸ kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kız kardeşi bir nikâh altında toplamanız haram kılındı."[5]<br />
<br />
Bu âyetin hükmüne göre üç mutlak evlenme engeli ve ebedi haramlık ortaya çıkmaktadır. Bunlar kan hısımlığı¸ evlilikle meydana gelen hısımlık ve süt hısımlığıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Muameleler</span></span><br />
<br />
İslâm'ın haram kılıp yasakladığı bazı muameleler vardır. Bunların bir kısmı insanın Allah ile ilişkisinde bir kısmı insanın diğer insanlarla olan ilişkisindedir.<br />
<br />
İnsanın Allah ile olan ilişkisindeki harama şu örneği verebiliriz:<br />
<br />
Allah'a ortak koşmak haramdır: Allah'a ortak koşmak en büyük günahtır. İnsan bu günahtan tövbe edip dönmedikçe Allah o kişiyi aslâ affetmez. Nitekim yüce Allah; "Allah¸ kendisine ortak koşulmasını aslâ bağışlamaz; bundan başkasını¸ (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftirâ etmiş olur."[6] buyurur. Allah şirki kesinlikle yasaklamıştır. Nitekim Hz. Lokman¸ oğluna şöyle buyurur: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü Allah'a ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür."[7]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanın Diğer İnsanlarla Olan İlişkilerindeki Haramlar</span></span><br />
<br />
Ana-babaya isyan etmek ve kötü davranmak haramdır: Allah insanın ana babasına isyan etmesini haram kılmıştır: "Rabbin¸ kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi¸ anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri¸ ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa¸ sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle."[8]<br />
<br />
Cana kıymak haramdır: İslâm'da büyük günahlardan biri de kasden bir cana kıymaktır. Yüce Allah haksız yere cana kıymayı haram kılmış ve şöyle yasaklamıştır: "Kim bir mü'mini kasden öldürürse¸ cezâsı¸ içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah¸ ona gazap etmiş¸ lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır."[9]<br />
<br />
Terör estirmek veya terörsel faaliyetlerde bulunmak haramdır: Yeryüzünde terör yapmak ve fesat çıkarmak da haramdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah'a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezâsı; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezâlar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır."[10]<br />
<br />
Hırsızlık yapmak haramdır: Hırsızlık yapmak da büyük günahlardan olup yüce Allah Kur'an'da hırsızlığı yasaklamış ve çok ağır bir cezâ getirmiştir: "Hırsızlık eden erkek ve kadının¸ yaptıklarına karşılık Allah'tan bir cezâ olarak ellerini kesin! Allah daima üstündür¸ hüküm ve hikmet sahibidir."[11]<br />
<br />
Yalan söylemek haramdır:  İnanan insan¸ daima doğru sözlü olmalı asla yalan söylememelidir. Zira iman ile yalan bir arada bulunmaz. Yüce Allah bir âyet-i kerîmede doğruluk ilkesine vurgu yaparak şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki¸ Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resûlüne itaat ederse¸ muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır."[12]<br />
<br />
Görüldüğü gibi bu âyette söz söylerken ve iş yaparken doğru ve dürüst olunması emredilmiş¸ böyle olunduğu takdirde işlerin düzeleceği¸ günahların bağışlanacağı ve sonuçta da mü'minlere va'd edilen cennete ulaşılacağı belirtilmektedir.<br />
<br />
Gıybet¸ (dedikodu) yapmak haramdır: İslâm dininde dedikodu yapmak ve insanları arkalarından çekiştirmek de haramdır. Zira Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: "Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir¸ çok merhamet edendir."[13]<br />
<br />
Alay etmek haramdır: İnsanların birbirleriyle alay etmesi de haramdır. Bu davranış¸ Yüce Allah tarafından şöyle yasaklanmıştır: "Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler."[14]<br />
<br />
İnsanların gizli hallerini araştırmak haramdır: İnsanların birbirlerinin gizle hallerini araştırmaları da haramdır. Bu da¸ biraz önce yazdığımız âyetin bir parçası olarak Yüce Allah tarafından şöyle yasaklanmıştır: "Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın."[15]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ticaretle İlgili Haramlar</span></span><br />
<br />
Faiz haramdır: İslâm dininde faiz haram kılınmıştır. Nitekim bu hususta yüce Allah şöyle buyurur: "Faiz yiyenler (kabirlerinden)¸ şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların "Alım-satım tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Hâlbuki Allah¸ alım-satımı helâl¸ faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse¸ geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse¸ işte onlar cehennemliktir¸ orada devamlı kalırlar."[16]<br />
<br />
Ölçü ve tartıda hile yapmak haramdır: İyi ahlak sahibi bir tâcir¸ işini doğru yapar. Kimseyi aldatmaz¸ hile ve sahtekârlık yapmaz. Üzerine aldığı görevi hakkıyla yapar¸ hem kendisine hem de çevresine yararlı olur. Müslüman yaptığı bütün iş ve görevlerde doğruluk ve dürüstlüğü kendisine şiar edinmelidir. Ticarette eksik tartmak ve hile yapmak haram olup Yüce Allah tarafından şöyle yasaklanmıştır:<br />
<br />
"Eksik ölçüp noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun! Onlar insanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam¸ onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise eksik ölçer ve tartarlar. Onlar düşünmezler mi ki¸ tekrar diriltilecekler! Büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler. Öyle bir gün ki¸ insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır."[17]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Yemenin Olumsuz Sonuçları</span></span><br />
<br />
Haramların işlenmesi fert ve toplum hayatında birçok tahribata yol açmaktadır. İslâm dininde helâl kazanç teşvik edilmiş¸ buna karşılık gayr-i meşru yollardan rızık elde edilmesi haram sayılmış ve yasaklanmıştır.<br />
<br />
Haram lokma yendiği dakikada melek insana ilhamını keser. O andan itibaren Rahmânî feyiz ve bereket kalbe inmez. Böylece o kimsenin sıfatı değişir. İnsan midesine giren her haram şey¸ insan karakteri üzerinde olumsuz tesir yapar ve ruh ya da beden sağlığının bozulmasına sebep olur. O halde insan yaşadığı sürece haramdan âzamî ölçüde sakınmalı ve daima helâle talip olmalıdır.<br />
<br />
Her haram bir hakkın zayi olmasına sebep olur. Böylece haram¸ toplumda haksızlığa yol açar¸ insanlar arasında güveni sarsar ve toplum yapısında huzur­suzluk doğurur.<br />
<br />
Hayatın canlılık kazanmasının¸ insanın ataletten kurtulmasının bir sebebi de içimizdeki ve dışımızdaki karşıt kuvvetlerin çarpışıp tartışması¸ sürtüşüp itişmesidir. İçimizde iman ve irfan ile şekillenmiş vicdanımızı melek destekler. Kötülüğe ve günaha meyyal olan nefsimize ise¸ şeytan yardım eder. Haram ve murdara doğru yönelme hevesini taşı­yan nefsimizi¸ akıl¸ iman ve irademizin denetimine vermeyecek olursak¸ mutlaka o şeytanla birleşip¸ onun olumsuz yönde etkileyen sinyallerine hedef olarak kötü arzularının yerine gelmesini sağlar. Böylece insanın şe­hevî duygusu hareket ve canlılık kazanır; o yüzden bir takım hakların çiğ­nenmesine¸ ahlâk ve faziletin çökmesine yol acar. Çünkü nefis bu vaâdîde şeytana adım ve ayak uydurmuştur. Hâlbuki şeytan insana apaçık bir düşmandır; o ancak kötülük ve hayâsızlığı emreder.[18]<br />
<br />
Haram lokma ile beslenen insanın dua ve ibadeti Allah katında kabul edilmez. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Adam saç sakalı karışık tozlu bir vaziyette yolculuğunu uzatır da elini göğe kaldırıp: Ya Rabbi! Ya Rabbi! der; halbuki yediği haram¸ içti­ği haram¸ giydiği haramdır; haramla beslenmiştir; artık onun duası ne­rede ve nasıl kabul olur?"[19]<br />
<br />
Netice olarak diyebiliriz ki İslâm dini¸ insanı temiz ve helâle yönlendirmekte¸ murdar¸ pis ve haram şeylerden uzak durmasını istemektedir.<br />
<br />
İslâm'ın haram ve helâl kıldığı hususlar açık olup ikisi arasında kalan şüpheli fiillerin bulunduğu bir saha daha vardır. Hz. Peygamber¸ bunlardan uzak durmanın din ve namusu korumak için daha emin bir yol olduğunu¸ bunları yapan kimselerin ise haram işlemeye çok yaklaşmış olacağını söylemiş[20] ve haramlara yol açabilecek şüpheli şeylerden kaçınmanın faziletli bir davranış olduğunu bildirmiştir.[21]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helâl ve haram hususunda İslâm'ın getirdiği temel kaideleri şöyle sıralayabiliriz:</span></span><br />
<br />
1.  Helâl¸ eşyanın aslındadır.<br />
<br />
2.  Yasaklanmamış her şey mubah ve helâldir.<br />
<br />
3.  Helâl ve haram kılma hakkı yalnız Allah ve Resulüne aittir.<br />
<br />
4.  Helâli haramlaştırmak¸ haramı helâlleştirmek Allah'a ortak koşma gibidir.<br />
<br />
5.  Harama muhtaç etmeyecek kadar helâl vardır.<br />
<br />
6.  Haram olan bir şeyde mutlaka çirkinlik ve zarar vardır.<br />
<br />
7.  Harama götüren her şey haramdır.<br />
<br />
8.  Haramı helâlleştirmek için hile yapmak haramdır.<br />
<br />
9.  Şüpheli olan her şeyden kaçınmak esastır.<br />
<br />
10. Haram herkes için haramdır.<br />
<br />
11. Zaruretler mahzurları mubah kılar. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DiPNOTLAR</span></span><br />
<br />
<br />
[1] 2/Bakara¸ 173.<br />
[2] 6/En'âm¸ 145.<br />
[3] 5/Mâide¸ 90.<br />
[4] 17/İsrâ¸ 32.<br />
[5] 4/Nisâ¸ 23.<br />
[6] 4/Nisâ¸ 48.<br />
[7] 31/Lokmân¸ 13.<br />
[8] 17/İsrâ¸ 23.<br />
[9] 4/Nisâ¸ 93.<br />
[10] 5/Mâide¸ 33.<br />
[11] 5/Mâide¸ 38.<br />
[12] 33/Ahzâb¸ 70-71.<br />
[13] 49/Hucurât¸ 12.<br />
[14] 49/Hucurât¸ 11.<br />
[15] 49/Hucurât¸ 12.<br />
[16] 2/Bakara¸ 275.<br />
[17] 83/Mutaffifîn¸ 1-6.<br />
[18] Celal Yıldırım¸ İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri¸ Anadolu Yayınları¸ I¸ 427.<br />
[19] Müslim¸ Zekât¸ 65; Tirmizî¸ Tefsir¸ 2/36¸ Edeb¸ 41; Dârimî¸ Rikak¸ 9; Ahmed b.Hanbel¸ age.¸ II¸ 328.<br />
[20] Buharî¸ Îmân¸ 39.<br />
[21] Müslim¸ Müsakat¸ 107-108; Ebû Dâvûd¸ Buyû'¸ 3.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslâmda Yapılması Yasak Şeyler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=503</link>
			<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:37:11 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=503</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslâmda Yapılması Yasak Şeyler</span></span><br />
<br />
<br />
Ferdlerin ve cemiyetlerin selâmetine, selâmet ve mutluluğuna aykırı olan şeyler, İslâm dininde yasaktır, haramdır. Bunların yapılması, hem dünyaca, hem de âhiretçe sorumluluğu gerektirir. Bunlara: "Günah, masiyet, ism" denir.<br />
<br />
Günah olan şeyleri bizzat yapmak caiz olmadığı gibi, o gibi şeylere razı olmak ve bir zorlama olmadıkça yardım etmek de caiz değildir. Misal: Bir kimse, bir eşya çalamaz, bu haramdır, cezayı gerektirir. Bir kimse bir şeyin çalınmasına razı da olamaz, ona yardım da edemez. Bu da haramdır, yasaktır.<br />
<br />
Günah olan şeylere razı olmak veya yardım etmek, yerine göre ya haram, ya da mekruh olur. Bu, dinde bir esastır. Bunun üzerine çeşitli binlerce mesele bina edilebilir.<br />
<br />
Misal: Bir kimse, herhangi bir haksızlığı geçerli kılmak için bir kimseden bir mal alamaz. Bu rüşvettir, haramdır. Onun için bir haksızlığı geçerli kılmak için bir insan bir mal veremez ve böyle bir malın verilmesine aracı da olamaz. Bunlar da haramdır, yasaktır. Çünkü böyle alınması yasak olan birşeyin, verilmesi de, verilmesine aracı olunması da haramdır, yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "Yüce Allah rüşvet alana da, rüşvet verene de, bunların arasında rüşvete aracı olana da lânet etsin."<br />
<br />
Bir kimse, murisinin (miras bırakanının) gayr-i meşru bir sebeble elde etmiş olduğu malından veraset hissesi almamalıdır, iyi olan budur. Bu bir takva ve zühd faziletidir. Böyle bir hisseyi almak, helal olmayan bir harekete razı olmak demektir.<br />
<br />
Bunun için insan helal olan hisse ile yetinmeli. O malın asıl sahibi biliniyorsa, ona geri verilmelidir. Bilinmiyorsa, fakirlere sadaka olarak dağıtılmalıdır. Çünkü böyle kötü bir maldan kurtulmanın çaresi, sahibine çevrilme imkânı olmayınca, sadaka olarak vermektir.<br />
<br />
Alacağı bir gıda maddesini haram hale getireceği veya alacağı genç bir köleye fena muamelede bulunacağı veya satın alacağı silâhı kötülükte kullanacâğı anlaşılan bir kimseye bunları satmamalıdır. Bu satış tenzihen mekruh olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yenilip İçilmesi Helal Olan ve Olmayan Şeyler</span></span><br />
<br />
Eşyada yenip içilme bakımından asıl olan mübah olmaktır. Bütün eşya, aslında insanların yararlanmaları, için yaratılmıştır. Onun için aslında temiz olan, akla ve sağlığa zararlı olmayan bir kısım hayvan etleri ve buğday, arpa, pirinç gibi ürünler, sebzeler, meyveler ve sıvılar helaldır. Bunlar yenip içilebilir.<br />
<br />
Fakat bazı şeyleri yeyip içmek, insanlara zararlı, hikmet ve ihtiyaca aykırı olduğu için İslâm dininde haramdır:<br />
<br />
Hayvanlardan yaratılış gereği iğrenç olanların, dişleri veya tırnakları ile kendilerini savunup başkalarına saldıranların etleri haramdır. (Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar bölümüne bakılsın.)<br />
<br />
Bitkilerden insanı öldüren veya aklını gideren, vücudu zehirleyen veya herhangi bir şekilde sağlığa zararlı olan şeyleri yemek haramdır.<br />
<br />
Misal: Afyon, haşhaş, penç gibi sarhoşluk veren ve aklı bozan şeyleri yemek caiz değildir. Bunlardan sarhoş olanlar için, İslâm ahkâmına göre, tazir cezası gerekir. Tazir ise, yetkili hakim tarafından uygulanacak hapis, döğme, azarlama ve uyarı gibi cezalardır.<br />
<br />
Sıvılardan bedene zararlı olan, insana sarhoşluk veren şeyleri içmek haramdır. Çünkü sarhoşluk veren bir sıvının azı da, çoğu da müçtehidlerin çoğunluğuna göre haramdır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır."</span></span><br />
<br />
Bu gibi sıvıların içilmesindeki zararlar, herkes tarafından bilinmektedir. Bu içkilerin cemiyet bünyesinde açtığı yaralar çok acıdır. Bunların âhiretteki sorumlulukları ise çok daha büyüktür. Hele hamr (şarab) denilen içkinin bir damlasını bile içmek ittifakla haram olup dinde had denilen cezayı gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
<br />
Bu pek zararlı olan şeylerden kaçınmalıdır. Bunlardan kaçınmak, gerek ferdler, gerekse cemiyet için selâmettir.<br />
<br />
Temiz olan içilecek bir sıvı, bedene zarar verecek bir hale gelmedikçe bozulması ile haram olmaz. Fakat etler kokunca yenmesi haram olur. Süt, tereyağı, zeytinyağı kokmakla haram olmaz. Yiyeceklere gelince, bunlar bozulur da keskinleşirse temizliklerini yitirir. Onun için yenmeleri haram olur;<br />
<br />
Hamamların ve benzeri yerlerin pis sularını sebze bahçelerine akıtmak mekruhtur. Fakat bu gibi pis sularla sulanan bostanların sebzelerini yemek haram değildir. Birçok alimlere göre, mekruh da değildir.<br />
<br />
İnsan pisliğini satmak mekruhtur; fakat başka maddelerle karıştırılmış olan pislikleri ve herhangi bir hayvan gübresini satmak mekruh değildir.<br />
<br />
Pâk olmayan, kokmuş et gibi şeyleri yiyebilecek olan hayvanlara yedirmek caiz değildir.<br />
<br />
İçine temiz olmayan bir şey düşen veya akıtılan belli bir ölçüdeki sıvı temizliğini kaybederek içilmesi haram olur. Belli bir ölçünün üstünde bulunan geniş havuzlarda da, içine düşen pisliğin kad, koku ve renginden biri kendini gösterirse yine temiz olmaktan çıkar. Artık içilmesi haram olur. (İkinci Kitaba bakılsın.)<br />
<br />
Yukarıda haram oldukları yazılan şeyler zatları bakımından haram (haram liaynihi)dir. Bir de başka bir sebeble haram olan (haram ligayrihi) şeyler vardır ki, onlar da başkalarına ait olan mallardır. Şöyle ki: Başkasının malını rızası olmaksızın haksız yere almak haramdır. Aksi halde mal hürriyeti kalmaz, insanların mülkiyet ve tasarruf haklarına sahib olarak cemiyette yaşanmaz.<br />
<br />
Bir baba, muhtaç olmadıkça, yaratılışta kötü davranışlı olan evlâdının malını kendi kendine yiyemez. Fakat bir ihtiyaç bulunmasa bile, iyi olan evladının malını alıp yiyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir hadisi-i şerifde buyurulmuştur:</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
"Sen de, senin malın da babanındır."<br />
<br />
Tedavi için temiz olan ilâçları yiyip içmek ve kullanmak caizdir. Çünkü Peygamber efendimiz buyurmuştur.<br />
<br />
"Ey Allah´ın kulları! Tedavî olunuz; çünkü Yüce Allah yarattığı her hastalık için bir deva (ilaç) yaratmıştır. Yalnız bir tane müstesnadır ki, o da ihtiyarlıktır."<br />
<br />
Onun için birçok hastalıklar tedavi sebebiyle giderilir. Allah´ın düzeni böyle devam edegelmiştir. Bununla beraber şifayı ilâçtan değil, yüce Allah´dan bilmelidir.<br />
<br />
Helal ve temiz olmayan şeylerle tedavide bulunmak esas olarak caiz değildir. Ancak bazı fıkıh alimlerine göre, başka bir ilâç bulunmayınca, müslüman ve ehliyet sahibi bir doktorun göstereceği lüzum üzerine caiz olabilir. Şöyle ki:<br />
<br />
Bir hastalığın veya bir hastalığa sürükleyecek bir halsizliğin tedavisi için mübah (helal) bir ilâç bulunmazsa böyle bir doktorun "şifa ümidi vardır" diye tavsiyesi üzerine, aslında haram olan bir şeyle zaruret miktarı tedavi caiz olur.<br />
<br />
Fakat yalnız görünüşte yararı olan semizleme gibi bir şey için böyle bir ilâcı kullanmak caiz değildir. Bunda tedavi mahiyeti yoktur. Onun için bunun haram olduğunda ittifak vardır.<br />
<br />
Görülen lüzum üzerine, bir organında ameliyat yapılacak olan bir kimseye, aklını giderecek temiz bir ilâç içirilmesinde bir sakınca görükmemektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yiyip İçme Miktarı ve Bunların Edebleri</span></span><br />
<br />
Ölmeyecek kadar yiyip içmek farzdır. Çünkü böyle bir yemekle insan oruç tutmaya ve ayakta namaz kılmaya güç kazanabilir. Öyle ki, insan canını helâk olmaktan kurtaramayacak kadar helal bir şey bulamazsa, haram olan bir şeyden ölmeyecek kadar yiyebilir. Yine, boğazında kalan bir lokmayı gidermek için başka bir su bulamayınca, yeteri kadar haram bir içkiden içebilir. Fakat fazlasını yiyip içemez. Çünkü zaruretler, kendi miktarlarına göre değerlendirilir.<br />
<br />
Bir insan kuvvetlenmek ve kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yiyip içebilir, bu mübahtır. Bundan daha çok yiyip içme ise haramdır. Bunun ölçüsü, mideyi bozacağına üstün kanaat hasıl; olacağı miktardır. Bununla beraber ikram için veya ertesi gün tutacağı oruca kuvvet kazanmak için biraz fazla yiyip içmekte bir sakınca yoktur.<br />
<br />
Misafir için veya her birinden bir miktar yemek suretiyle ihtiyaca yetecek şekilde gıda alabilmek için, sofrada çeşitli yemek bulunmasında bir sakınca yoktur. Bununla beraber gereğinden fazlası israf sayılacağından uygun olmaz.<br />
<br />
Sofrada çeşitli yemişlerin bulunmasında da bir sakınca yoktur. Fakat yapılmaması daha iyidir. Fazla çeşitli şeyler mideyi bozabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
<br />
Mübah olan şeyleri bir gerek olmaksızın çoğaltmak da israf sayılır, bundan kaçınılmalıdır. Sofra üzerinde gereğinden fazla ekmek bulundurmak da böyledir.<br />
<br />
Ayakta su içilmemesi daha iyidir. Fakat yürürken su içilmesi zararlı olduğundan uygun olmaz. Suyu bir nefeste içmek sağlık bakımından zararlı görülmektedir.<br />
<br />
Farz olan ibadetleri yapamayacak şekilde yiyip içmeyi azaltıp riyazette bulunmak caiz değildir. Fakat orta bir şekilde yapılacak bir riyazet mübahtır.<br />
<br />
Yiyip içmenin edeblerine gelince: Yemekten önce ve sonra eller yıkanmalıdır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "Yemekten önce el yıkamak bir hasenedir. Yemekten sonra ise iki hasenedir, iki kat sevabdır."<br />
<br />
Cünüb olan erkekler ve kadınlar için, ellerini ve ağızlarını yıkamadan yiyip içmek mekruhtur. Adet görmekte olan kadınların da yemekten önce ellerini ve ağızlarını yıkamaları iyidir.<br />
<br />
Yemeklerin başinda "Besmele" okumalı, sonunda da "Elhamdülillâh" demelidir. Bu nimeti bize veren, bu nimetten yararlanma kuvvetini bize ihsan eden merhameti geniş ve ikramı bol olan Allah´ımıza bu sebeble hamd ederek şükretmelidir. Yemeğin başında Besmele unutulursa, hatırlanınca "Bismillâhi alâ evvelihi ve ahirihi" denilmelidir.<br />
<br />
Yemeğe başlarken, Besmeleyi sofra başında bulunanların işitebileceği şekilde okumalıdir. Bu bir uyarma ve hatırlatma olur. Fakat yemek sonunda işitilecek bir sesle "Elhamdülillâh" denilmesi uygun değildir. Ancak sofradakilerin hepsi yemeklerini tamamlamış ise söylenir.<br />
<br />
Yemeklere az bir tuzla başlamak ve tuz ile tamamlamak yararlıdır, sünnettir. Ekmek parçalarına hürmet etmeli, bunların üzerine bir eşya koymamalı, bunlara parmakları, ağzı ve bıçakları silip atmamalıdır. Yemekler pek sıcak olarak yenmemelidir. Yemekler koklanmamalı, yemeklere ve sulara üflenmemelidir. Bunları yapmak edebe aykırıdır.<br />
<br />
Yemek yerken konuşulmaması mekruhtur. Yemek yerken iyi kimselerin hallerini anlatmalıdır. Güzel bir şekilde konuşmalıdır. Hele misafirlerin yanında ev sahibinin susması hiç doğru değildir. Ev sahibi misafirlerin yanından ayrılmamalı, bizzat onlara hizmet gayretinde bulunmalı ve hizmetçisini misafirlerin yanında azarlamamalıdır. Yemek arasında israr etmeksizin "buyurunuz" demekle yetinmelidir. Böyle davranmak müstahabdır.<br />
<br />
Ev sahibi, misafirlerine ağırlık verecek olan kimseleri, misafirlerle beraber bulundurmamalıdır. Misafirler de, ev sahibinin rızası bilinmedikçe başkalarını beraberlerinde davete getirmemelidirler. Ziyafetten sonra ev sahibinden izin istemeden ve "Allah´a ısmarladık, Allah´a emanet olunuz" gibi sözler söylemeden çıkıp gitmemelidirler.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Giyilmesi ve Kullanılması Gerekli ve Caiz Olup Olmayan Şeyler</span></span><br />
<br />
Her müslüman için avret yerlerini örtecek şekilde sıcaktan ve soğuktan korunacak kadar elbise giymek farzdır. Bu elbiselerin etekleri, erkeklerde bacakların yarısına kadar, kadınlarda ayaklarının yüzlerine kadar uzamalı, kollar da parmak uçlarına kadar uzun bulunmalıdır.<br />
<br />
Erkeklerin elbisesi kırmızı veya sarı olmamalı, siyah veya beyaz renkte olmalıdır. Bu renkler müstahabdır. Yeşil renk de sünnete uygundur.<br />
<br />
Elbise ne çok yüksek, ne de çok bayağı olmalı, orta derecede bulunmalıdır. Çünkü her şeyin hayırlısı orta halde olanıdır. Bununla beraber Yüce Allah´ın verdiği nimeti gösterip şükretmek için süs olarak yeterinden fazla elbise edinmek müstahabdır. Peygamber Efendimiz buyurmuştur:<br />
<br />
<br />
<br />
"Allah sana ihsan edip nimet verdiği gibi, sen de nefsine ikramda bulun."<br />
<br />
Diğer bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:<br />
<br />
<br />
<br />
"Şüphe yok ki Yüce Allah nimetinin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever."<br />
<br />
Cuma ve bayram günlerinde, toplantılarda iyi ve güzel elbise giymek mübahtır. Fakat böyle elbiselerle daima bezenip durmak uygun değildir. Bu bir gurur eseri olur ve çok kere muhtaç durumda olanların kinini çeker. Böbürlenmek ve büyüklenmek için elbise giymek ise mekruhtur.<br />
<br />
Büyüklenmek maksadı ile yapılan her şey mekruhtur. İnsaniyete yakışmaz. Onun için başkalarına karşı böbürlenmek ve zorba kılığına girmek maksadı ile pek kıymetli elbiseler giyilmesi ve pek yüksek binalar yaptırılması mekruhtur. Hele böyle bir davranış israf derecesine varırsa harama dönmüş olur. Aklı kemal üzere olan kimse, yalnız gururlanmak için ve yalnız gösteriş için israfa düşmez. Parasını boş şeylere harcayarak tutuma ve tedbire aykırı hareket etmez. Başkalarına kötü örnek olacak şekilde, cemiyet hayatında gedikler açılmasına sebebiyet vermez.<br />
<br />
Fakirlerin veya geçimleri orta halde olanların büyük zenginleri taklid ederek israfa düşmeleri caiz degildir. Bu çok acınacak bir haldir. Bir zengin için giyilmesi mübah olan bir elbise, bir fakir için mekruhtur, hatta haram olabilir. Herkes haline ve servetine göre hareket etmeli, takdire rıza göstermelidir. Din ölçüleri içinde hayatını düzenlemeye çalışmalıdır.<br />
<br />
İpek kumaşlardan elbise giymek kadinlar için caizdir; erkekler için caiz degildir. Beden ile elbise arasında bir engel bulunsun veya bulunmasın eşittir. Fakat yalniz uzatma iplikleri ipek olan veya üzerinde dört parmak eninde ipek işlemeler, saçaklar ve kenarlar bulunan kumaşlardan elbise giymek erkekler için de caizdir. Bir de erkeklerin savaş halinde ipekli elbise giymeleri, iki İmama göre caizdir. Bu gibi elbiseler mücahidleri düşmana karşı heybetli gösterir ve kiliç darbelerine karşı dayanikli bulunur.<br />
<br />
Erkekler için ipek kumaşlar ve ipek takkeler mekruhtur. Erkek çocuklara da, ipekli ve altın sirmali kumaşlar giydirmek kerahetten kurtulmaz. Fakat bir erkek ağrıyan gözüne ipekli bir mendil bağlayabilir, bunda bir sakınca yoktur.<br />
<br />
İpekli eşyadan başka bir şekilde yararlanılabilir. İbrişimden dokunmuş bir seccade üzerine namaz kılınabilir, bunda bir kerahet yoktur. Yine evin iç kısmını ipekli kumaşlarla süslemek de caizdir. Fakat bunlar bir övünme için olmamalıdır.<br />
<br />
Yüzleri ipek kumaştan yapılan minderler üzerine oturmak ve böyle yataklarda yatmak da İmam Azam´a göre helaldir.<br />
<br />
Üzerinde "Maşallah" veya "Elhamdülillâh" gibi bir yazı işlenmiş bir seccadeyi veya herhangi bir döşemeyi yere sermek mekruhtur. Yazıların araları açılmış ve bazı harflerin üzerine örgü örülmüş olsa bile fark etmez, keraheti vardir. Çünkü tek başına yazılan harflere de saygı göstermek gerekir. Harflerdeki bitişikliği kaldırmak keraheti gidermez.<br />
<br />
Altin-gümüş ve diğer mücevherat ile kadınların süslenmeleri caizdir. Erkekler ancak süs maksadı olmaksizin gümüşten halkalı mühür kullanabilirler. Süs için olsa bile, gümüşlü kemer, altın yaldızlı ve işlemeli kılıç kullanabilirler. Fakat altından, demirden, tunçtan, şişeden ve taştan halkalı mühür kullanamazlar; bu haramdir.<br />
<br />
Mühürde kaşa değil, halkaya itibar edilir. Mühürün kaşı taştan akikden, yakuttan ve diğer şeylerden olabilir. Ancak ihtiyaç olmadıkça mühür kullanılmaması daha iyidir.<br />
<br />
Yalnız süs maksadi ile evlerde altın ve gümüş kaplar, tabla ve benzeri şeyler bulundurmak caizdir. Fakat altın ve gümüş kaplardan yemek yenmesi, su içilmesi, yağlanılması ve koku sürünülmesi hem erkeklere, hem de kadınlara mekruhtur. Gümüş veya altın çatal-kaşıkla yemek yenmesi de böyledir. Gümüş veya altın kalem veya hokka kullanmak da kerahetten boş değildir. Ancak altın veya gümüş bir kap içinde bulunan bir yiyeceği başka bir kaba aktararak sonra yemek, içmek ve kullanmakta bir kerahet yoktur.<br />
<br />
Yine gümüşle süslenmiş kaplardan su içilmesi de mekruh değildir. Yeter ki gümüşlü tarafı ağza alınmasın.<br />
<br />
Kalaylanmamış bakır ve tunç kaplardan yemek yenmesi mekruhtur. En iyi olan porselen cinsi kaplardır. Şişeden, billurdan ve akîkden yapılmış kapların kullanılmasında bir kerahet yoktur. Bunların temizlenmesi kolaydır. Bunlar, sağlık yönünden madenî kaplardan daha iyidirler.<br />
<br />
Sallanan bir dişi gümüş bir tel ile baglamak caizdir. Fakat altın bir tel ile bağlamak, İmam Azam´a göre caiz değildir. İmam Muhammed´e göre, her ikisi ile de bağlamak caizdir, bunda bir kerahet yoktur. Bir rivayete göre, İmam Ebû Yusuf´un içtihadı da böyledir<br />
<br />
Yine, çıkan bir dişi yerine koyarak gümüş veya altın bir tel ile bağlamak, İmam Azam´dan bir rivayete göre mekruhtur; çünkü bu diş ölünün dişi hükmündedir. Bunun yerine besmele ile boğazlanmış bir koyunun dişi gümüş bir tel ile bağlanabilir. Bunun yerine gümüşten bir diş de edinilebilir.<br />
<br />
Fakat İmam Ebû Yusuf´a göre, çıkan bir dişi yerine koyarak gümüş veya altın bir tel ile bağlamakta veya onun yerine gümüşten bir diş edinilmesinde bir sakınca yoktur. Çıkan bir dişin yerine konulmasına İmam Azam´ında katıldığı, İmam Ebû Yusuf´dan rivayet edilmiştir. İmam Muhammed´e göre ise, çıkan dişin yerine gümüşten de, altından da diş konulabilir.<br />
<br />
Düşmüş veya kesilmiş bir burun yerine altından burun yapılabilir. Fena kokacağı için gümüşten yapılmaz.<br />
<br />
Nazar değmesin diye, çocukların elbisesine boncuk işlenmesi ve nazarlıklar takılması caiz değildir. Bunlar cahiliyet devrine ait âdetlerdir.<br />
<br />
Fakat ekin tarlalarında ve bostanlarda birer değnek üzerine hayvan kafası takılmasında bir sakınca yoktur. Bunlar hem birer korkuluktur, bazı zararlı kuş ve hayvanların buralara sokulmasına engel olur, hem de göz değmemesine sebeb olabilir. Çünkü göz değmesi, çok kez olagelen bir afettir. İnsana da, hayvana da, mala da değebilir. Onun için tarlaya ve bostana bakacak kimselerin gözleri, önce bu yüksek korkuluklara değer. Artık ondan sonra ekin ve diğer şeylere dokunmasında bir zarar kalmayabilir.<br />
<br />
Nazardan (göz değmesinden) Yüce Allah´a sığınmalıdır. Peygamber Efendimiz (sallallahü aieyhi ve sellem) buyurmuştur: "Bir kimsenin kendisinin veya kardeşinin bir şeyi hoşuna giderse, bereketle ona dua etsin çünkü göz değmesi hakdır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bereketle dua ise şöyle yapılır;</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
"Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne yücedir! Allah´ım, buna bereket ver."<br />
<br />
Bizlerce: "Maşaallah Tebarekallah" denilmesi âdet olmuştur.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifde de: "Her kim hoşuna giden bir şeyi görünce, "Maşaallah lâ kuvvete illâ billâh" derse, ona göz zarar vermez," diye buyurulmuştur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslâmda Yapılması Yasak Şeyler</span></span><br />
<br />
<br />
Ferdlerin ve cemiyetlerin selâmetine, selâmet ve mutluluğuna aykırı olan şeyler, İslâm dininde yasaktır, haramdır. Bunların yapılması, hem dünyaca, hem de âhiretçe sorumluluğu gerektirir. Bunlara: "Günah, masiyet, ism" denir.<br />
<br />
Günah olan şeyleri bizzat yapmak caiz olmadığı gibi, o gibi şeylere razı olmak ve bir zorlama olmadıkça yardım etmek de caiz değildir. Misal: Bir kimse, bir eşya çalamaz, bu haramdır, cezayı gerektirir. Bir kimse bir şeyin çalınmasına razı da olamaz, ona yardım da edemez. Bu da haramdır, yasaktır.<br />
<br />
Günah olan şeylere razı olmak veya yardım etmek, yerine göre ya haram, ya da mekruh olur. Bu, dinde bir esastır. Bunun üzerine çeşitli binlerce mesele bina edilebilir.<br />
<br />
Misal: Bir kimse, herhangi bir haksızlığı geçerli kılmak için bir kimseden bir mal alamaz. Bu rüşvettir, haramdır. Onun için bir haksızlığı geçerli kılmak için bir insan bir mal veremez ve böyle bir malın verilmesine aracı da olamaz. Bunlar da haramdır, yasaktır. Çünkü böyle alınması yasak olan birşeyin, verilmesi de, verilmesine aracı olunması da haramdır, yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "Yüce Allah rüşvet alana da, rüşvet verene de, bunların arasında rüşvete aracı olana da lânet etsin."<br />
<br />
Bir kimse, murisinin (miras bırakanının) gayr-i meşru bir sebeble elde etmiş olduğu malından veraset hissesi almamalıdır, iyi olan budur. Bu bir takva ve zühd faziletidir. Böyle bir hisseyi almak, helal olmayan bir harekete razı olmak demektir.<br />
<br />
Bunun için insan helal olan hisse ile yetinmeli. O malın asıl sahibi biliniyorsa, ona geri verilmelidir. Bilinmiyorsa, fakirlere sadaka olarak dağıtılmalıdır. Çünkü böyle kötü bir maldan kurtulmanın çaresi, sahibine çevrilme imkânı olmayınca, sadaka olarak vermektir.<br />
<br />
Alacağı bir gıda maddesini haram hale getireceği veya alacağı genç bir köleye fena muamelede bulunacağı veya satın alacağı silâhı kötülükte kullanacâğı anlaşılan bir kimseye bunları satmamalıdır. Bu satış tenzihen mekruh olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yenilip İçilmesi Helal Olan ve Olmayan Şeyler</span></span><br />
<br />
Eşyada yenip içilme bakımından asıl olan mübah olmaktır. Bütün eşya, aslında insanların yararlanmaları, için yaratılmıştır. Onun için aslında temiz olan, akla ve sağlığa zararlı olmayan bir kısım hayvan etleri ve buğday, arpa, pirinç gibi ürünler, sebzeler, meyveler ve sıvılar helaldır. Bunlar yenip içilebilir.<br />
<br />
Fakat bazı şeyleri yeyip içmek, insanlara zararlı, hikmet ve ihtiyaca aykırı olduğu için İslâm dininde haramdır:<br />
<br />
Hayvanlardan yaratılış gereği iğrenç olanların, dişleri veya tırnakları ile kendilerini savunup başkalarına saldıranların etleri haramdır. (Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar bölümüne bakılsın.)<br />
<br />
Bitkilerden insanı öldüren veya aklını gideren, vücudu zehirleyen veya herhangi bir şekilde sağlığa zararlı olan şeyleri yemek haramdır.<br />
<br />
Misal: Afyon, haşhaş, penç gibi sarhoşluk veren ve aklı bozan şeyleri yemek caiz değildir. Bunlardan sarhoş olanlar için, İslâm ahkâmına göre, tazir cezası gerekir. Tazir ise, yetkili hakim tarafından uygulanacak hapis, döğme, azarlama ve uyarı gibi cezalardır.<br />
<br />
Sıvılardan bedene zararlı olan, insana sarhoşluk veren şeyleri içmek haramdır. Çünkü sarhoşluk veren bir sıvının azı da, çoğu da müçtehidlerin çoğunluğuna göre haramdır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır."</span></span><br />
<br />
Bu gibi sıvıların içilmesindeki zararlar, herkes tarafından bilinmektedir. Bu içkilerin cemiyet bünyesinde açtığı yaralar çok acıdır. Bunların âhiretteki sorumlulukları ise çok daha büyüktür. Hele hamr (şarab) denilen içkinin bir damlasını bile içmek ittifakla haram olup dinde had denilen cezayı gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
<br />
Bu pek zararlı olan şeylerden kaçınmalıdır. Bunlardan kaçınmak, gerek ferdler, gerekse cemiyet için selâmettir.<br />
<br />
Temiz olan içilecek bir sıvı, bedene zarar verecek bir hale gelmedikçe bozulması ile haram olmaz. Fakat etler kokunca yenmesi haram olur. Süt, tereyağı, zeytinyağı kokmakla haram olmaz. Yiyeceklere gelince, bunlar bozulur da keskinleşirse temizliklerini yitirir. Onun için yenmeleri haram olur;<br />
<br />
Hamamların ve benzeri yerlerin pis sularını sebze bahçelerine akıtmak mekruhtur. Fakat bu gibi pis sularla sulanan bostanların sebzelerini yemek haram değildir. Birçok alimlere göre, mekruh da değildir.<br />
<br />
İnsan pisliğini satmak mekruhtur; fakat başka maddelerle karıştırılmış olan pislikleri ve herhangi bir hayvan gübresini satmak mekruh değildir.<br />
<br />
Pâk olmayan, kokmuş et gibi şeyleri yiyebilecek olan hayvanlara yedirmek caiz değildir.<br />
<br />
İçine temiz olmayan bir şey düşen veya akıtılan belli bir ölçüdeki sıvı temizliğini kaybederek içilmesi haram olur. Belli bir ölçünün üstünde bulunan geniş havuzlarda da, içine düşen pisliğin kad, koku ve renginden biri kendini gösterirse yine temiz olmaktan çıkar. Artık içilmesi haram olur. (İkinci Kitaba bakılsın.)<br />
<br />
Yukarıda haram oldukları yazılan şeyler zatları bakımından haram (haram liaynihi)dir. Bir de başka bir sebeble haram olan (haram ligayrihi) şeyler vardır ki, onlar da başkalarına ait olan mallardır. Şöyle ki: Başkasının malını rızası olmaksızın haksız yere almak haramdır. Aksi halde mal hürriyeti kalmaz, insanların mülkiyet ve tasarruf haklarına sahib olarak cemiyette yaşanmaz.<br />
<br />
Bir baba, muhtaç olmadıkça, yaratılışta kötü davranışlı olan evlâdının malını kendi kendine yiyemez. Fakat bir ihtiyaç bulunmasa bile, iyi olan evladının malını alıp yiyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir hadisi-i şerifde buyurulmuştur:</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
"Sen de, senin malın da babanındır."<br />
<br />
Tedavi için temiz olan ilâçları yiyip içmek ve kullanmak caizdir. Çünkü Peygamber efendimiz buyurmuştur.<br />
<br />
"Ey Allah´ın kulları! Tedavî olunuz; çünkü Yüce Allah yarattığı her hastalık için bir deva (ilaç) yaratmıştır. Yalnız bir tane müstesnadır ki, o da ihtiyarlıktır."<br />
<br />
Onun için birçok hastalıklar tedavi sebebiyle giderilir. Allah´ın düzeni böyle devam edegelmiştir. Bununla beraber şifayı ilâçtan değil, yüce Allah´dan bilmelidir.<br />
<br />
Helal ve temiz olmayan şeylerle tedavide bulunmak esas olarak caiz değildir. Ancak bazı fıkıh alimlerine göre, başka bir ilâç bulunmayınca, müslüman ve ehliyet sahibi bir doktorun göstereceği lüzum üzerine caiz olabilir. Şöyle ki:<br />
<br />
Bir hastalığın veya bir hastalığa sürükleyecek bir halsizliğin tedavisi için mübah (helal) bir ilâç bulunmazsa böyle bir doktorun "şifa ümidi vardır" diye tavsiyesi üzerine, aslında haram olan bir şeyle zaruret miktarı tedavi caiz olur.<br />
<br />
Fakat yalnız görünüşte yararı olan semizleme gibi bir şey için böyle bir ilâcı kullanmak caiz değildir. Bunda tedavi mahiyeti yoktur. Onun için bunun haram olduğunda ittifak vardır.<br />
<br />
Görülen lüzum üzerine, bir organında ameliyat yapılacak olan bir kimseye, aklını giderecek temiz bir ilâç içirilmesinde bir sakınca görükmemektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yiyip İçme Miktarı ve Bunların Edebleri</span></span><br />
<br />
Ölmeyecek kadar yiyip içmek farzdır. Çünkü böyle bir yemekle insan oruç tutmaya ve ayakta namaz kılmaya güç kazanabilir. Öyle ki, insan canını helâk olmaktan kurtaramayacak kadar helal bir şey bulamazsa, haram olan bir şeyden ölmeyecek kadar yiyebilir. Yine, boğazında kalan bir lokmayı gidermek için başka bir su bulamayınca, yeteri kadar haram bir içkiden içebilir. Fakat fazlasını yiyip içemez. Çünkü zaruretler, kendi miktarlarına göre değerlendirilir.<br />
<br />
Bir insan kuvvetlenmek ve kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yiyip içebilir, bu mübahtır. Bundan daha çok yiyip içme ise haramdır. Bunun ölçüsü, mideyi bozacağına üstün kanaat hasıl; olacağı miktardır. Bununla beraber ikram için veya ertesi gün tutacağı oruca kuvvet kazanmak için biraz fazla yiyip içmekte bir sakınca yoktur.<br />
<br />
Misafir için veya her birinden bir miktar yemek suretiyle ihtiyaca yetecek şekilde gıda alabilmek için, sofrada çeşitli yemek bulunmasında bir sakınca yoktur. Bununla beraber gereğinden fazlası israf sayılacağından uygun olmaz.<br />
<br />
Sofrada çeşitli yemişlerin bulunmasında da bir sakınca yoktur. Fakat yapılmaması daha iyidir. Fazla çeşitli şeyler mideyi bozabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
<br />
Mübah olan şeyleri bir gerek olmaksızın çoğaltmak da israf sayılır, bundan kaçınılmalıdır. Sofra üzerinde gereğinden fazla ekmek bulundurmak da böyledir.<br />
<br />
Ayakta su içilmemesi daha iyidir. Fakat yürürken su içilmesi zararlı olduğundan uygun olmaz. Suyu bir nefeste içmek sağlık bakımından zararlı görülmektedir.<br />
<br />
Farz olan ibadetleri yapamayacak şekilde yiyip içmeyi azaltıp riyazette bulunmak caiz değildir. Fakat orta bir şekilde yapılacak bir riyazet mübahtır.<br />
<br />
Yiyip içmenin edeblerine gelince: Yemekten önce ve sonra eller yıkanmalıdır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "Yemekten önce el yıkamak bir hasenedir. Yemekten sonra ise iki hasenedir, iki kat sevabdır."<br />
<br />
Cünüb olan erkekler ve kadınlar için, ellerini ve ağızlarını yıkamadan yiyip içmek mekruhtur. Adet görmekte olan kadınların da yemekten önce ellerini ve ağızlarını yıkamaları iyidir.<br />
<br />
Yemeklerin başinda "Besmele" okumalı, sonunda da "Elhamdülillâh" demelidir. Bu nimeti bize veren, bu nimetten yararlanma kuvvetini bize ihsan eden merhameti geniş ve ikramı bol olan Allah´ımıza bu sebeble hamd ederek şükretmelidir. Yemeğin başında Besmele unutulursa, hatırlanınca "Bismillâhi alâ evvelihi ve ahirihi" denilmelidir.<br />
<br />
Yemeğe başlarken, Besmeleyi sofra başında bulunanların işitebileceği şekilde okumalıdir. Bu bir uyarma ve hatırlatma olur. Fakat yemek sonunda işitilecek bir sesle "Elhamdülillâh" denilmesi uygun değildir. Ancak sofradakilerin hepsi yemeklerini tamamlamış ise söylenir.<br />
<br />
Yemeklere az bir tuzla başlamak ve tuz ile tamamlamak yararlıdır, sünnettir. Ekmek parçalarına hürmet etmeli, bunların üzerine bir eşya koymamalı, bunlara parmakları, ağzı ve bıçakları silip atmamalıdır. Yemekler pek sıcak olarak yenmemelidir. Yemekler koklanmamalı, yemeklere ve sulara üflenmemelidir. Bunları yapmak edebe aykırıdır.<br />
<br />
Yemek yerken konuşulmaması mekruhtur. Yemek yerken iyi kimselerin hallerini anlatmalıdır. Güzel bir şekilde konuşmalıdır. Hele misafirlerin yanında ev sahibinin susması hiç doğru değildir. Ev sahibi misafirlerin yanından ayrılmamalı, bizzat onlara hizmet gayretinde bulunmalı ve hizmetçisini misafirlerin yanında azarlamamalıdır. Yemek arasında israr etmeksizin "buyurunuz" demekle yetinmelidir. Böyle davranmak müstahabdır.<br />
<br />
Ev sahibi, misafirlerine ağırlık verecek olan kimseleri, misafirlerle beraber bulundurmamalıdır. Misafirler de, ev sahibinin rızası bilinmedikçe başkalarını beraberlerinde davete getirmemelidirler. Ziyafetten sonra ev sahibinden izin istemeden ve "Allah´a ısmarladık, Allah´a emanet olunuz" gibi sözler söylemeden çıkıp gitmemelidirler.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Giyilmesi ve Kullanılması Gerekli ve Caiz Olup Olmayan Şeyler</span></span><br />
<br />
Her müslüman için avret yerlerini örtecek şekilde sıcaktan ve soğuktan korunacak kadar elbise giymek farzdır. Bu elbiselerin etekleri, erkeklerde bacakların yarısına kadar, kadınlarda ayaklarının yüzlerine kadar uzamalı, kollar da parmak uçlarına kadar uzun bulunmalıdır.<br />
<br />
Erkeklerin elbisesi kırmızı veya sarı olmamalı, siyah veya beyaz renkte olmalıdır. Bu renkler müstahabdır. Yeşil renk de sünnete uygundur.<br />
<br />
Elbise ne çok yüksek, ne de çok bayağı olmalı, orta derecede bulunmalıdır. Çünkü her şeyin hayırlısı orta halde olanıdır. Bununla beraber Yüce Allah´ın verdiği nimeti gösterip şükretmek için süs olarak yeterinden fazla elbise edinmek müstahabdır. Peygamber Efendimiz buyurmuştur:<br />
<br />
<br />
<br />
"Allah sana ihsan edip nimet verdiği gibi, sen de nefsine ikramda bulun."<br />
<br />
Diğer bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:<br />
<br />
<br />
<br />
"Şüphe yok ki Yüce Allah nimetinin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever."<br />
<br />
Cuma ve bayram günlerinde, toplantılarda iyi ve güzel elbise giymek mübahtır. Fakat böyle elbiselerle daima bezenip durmak uygun değildir. Bu bir gurur eseri olur ve çok kere muhtaç durumda olanların kinini çeker. Böbürlenmek ve büyüklenmek için elbise giymek ise mekruhtur.<br />
<br />
Büyüklenmek maksadı ile yapılan her şey mekruhtur. İnsaniyete yakışmaz. Onun için başkalarına karşı böbürlenmek ve zorba kılığına girmek maksadı ile pek kıymetli elbiseler giyilmesi ve pek yüksek binalar yaptırılması mekruhtur. Hele böyle bir davranış israf derecesine varırsa harama dönmüş olur. Aklı kemal üzere olan kimse, yalnız gururlanmak için ve yalnız gösteriş için israfa düşmez. Parasını boş şeylere harcayarak tutuma ve tedbire aykırı hareket etmez. Başkalarına kötü örnek olacak şekilde, cemiyet hayatında gedikler açılmasına sebebiyet vermez.<br />
<br />
Fakirlerin veya geçimleri orta halde olanların büyük zenginleri taklid ederek israfa düşmeleri caiz degildir. Bu çok acınacak bir haldir. Bir zengin için giyilmesi mübah olan bir elbise, bir fakir için mekruhtur, hatta haram olabilir. Herkes haline ve servetine göre hareket etmeli, takdire rıza göstermelidir. Din ölçüleri içinde hayatını düzenlemeye çalışmalıdır.<br />
<br />
İpek kumaşlardan elbise giymek kadinlar için caizdir; erkekler için caiz degildir. Beden ile elbise arasında bir engel bulunsun veya bulunmasın eşittir. Fakat yalniz uzatma iplikleri ipek olan veya üzerinde dört parmak eninde ipek işlemeler, saçaklar ve kenarlar bulunan kumaşlardan elbise giymek erkekler için de caizdir. Bir de erkeklerin savaş halinde ipekli elbise giymeleri, iki İmama göre caizdir. Bu gibi elbiseler mücahidleri düşmana karşı heybetli gösterir ve kiliç darbelerine karşı dayanikli bulunur.<br />
<br />
Erkekler için ipek kumaşlar ve ipek takkeler mekruhtur. Erkek çocuklara da, ipekli ve altın sirmali kumaşlar giydirmek kerahetten kurtulmaz. Fakat bir erkek ağrıyan gözüne ipekli bir mendil bağlayabilir, bunda bir sakınca yoktur.<br />
<br />
İpekli eşyadan başka bir şekilde yararlanılabilir. İbrişimden dokunmuş bir seccade üzerine namaz kılınabilir, bunda bir kerahet yoktur. Yine evin iç kısmını ipekli kumaşlarla süslemek de caizdir. Fakat bunlar bir övünme için olmamalıdır.<br />
<br />
Yüzleri ipek kumaştan yapılan minderler üzerine oturmak ve böyle yataklarda yatmak da İmam Azam´a göre helaldir.<br />
<br />
Üzerinde "Maşallah" veya "Elhamdülillâh" gibi bir yazı işlenmiş bir seccadeyi veya herhangi bir döşemeyi yere sermek mekruhtur. Yazıların araları açılmış ve bazı harflerin üzerine örgü örülmüş olsa bile fark etmez, keraheti vardir. Çünkü tek başına yazılan harflere de saygı göstermek gerekir. Harflerdeki bitişikliği kaldırmak keraheti gidermez.<br />
<br />
Altin-gümüş ve diğer mücevherat ile kadınların süslenmeleri caizdir. Erkekler ancak süs maksadı olmaksizin gümüşten halkalı mühür kullanabilirler. Süs için olsa bile, gümüşlü kemer, altın yaldızlı ve işlemeli kılıç kullanabilirler. Fakat altından, demirden, tunçtan, şişeden ve taştan halkalı mühür kullanamazlar; bu haramdir.<br />
<br />
Mühürde kaşa değil, halkaya itibar edilir. Mühürün kaşı taştan akikden, yakuttan ve diğer şeylerden olabilir. Ancak ihtiyaç olmadıkça mühür kullanılmaması daha iyidir.<br />
<br />
Yalnız süs maksadi ile evlerde altın ve gümüş kaplar, tabla ve benzeri şeyler bulundurmak caizdir. Fakat altın ve gümüş kaplardan yemek yenmesi, su içilmesi, yağlanılması ve koku sürünülmesi hem erkeklere, hem de kadınlara mekruhtur. Gümüş veya altın çatal-kaşıkla yemek yenmesi de böyledir. Gümüş veya altın kalem veya hokka kullanmak da kerahetten boş değildir. Ancak altın veya gümüş bir kap içinde bulunan bir yiyeceği başka bir kaba aktararak sonra yemek, içmek ve kullanmakta bir kerahet yoktur.<br />
<br />
Yine gümüşle süslenmiş kaplardan su içilmesi de mekruh değildir. Yeter ki gümüşlü tarafı ağza alınmasın.<br />
<br />
Kalaylanmamış bakır ve tunç kaplardan yemek yenmesi mekruhtur. En iyi olan porselen cinsi kaplardır. Şişeden, billurdan ve akîkden yapılmış kapların kullanılmasında bir kerahet yoktur. Bunların temizlenmesi kolaydır. Bunlar, sağlık yönünden madenî kaplardan daha iyidirler.<br />
<br />
Sallanan bir dişi gümüş bir tel ile baglamak caizdir. Fakat altın bir tel ile bağlamak, İmam Azam´a göre caiz değildir. İmam Muhammed´e göre, her ikisi ile de bağlamak caizdir, bunda bir kerahet yoktur. Bir rivayete göre, İmam Ebû Yusuf´un içtihadı da böyledir<br />
<br />
Yine, çıkan bir dişi yerine koyarak gümüş veya altın bir tel ile bağlamak, İmam Azam´dan bir rivayete göre mekruhtur; çünkü bu diş ölünün dişi hükmündedir. Bunun yerine besmele ile boğazlanmış bir koyunun dişi gümüş bir tel ile bağlanabilir. Bunun yerine gümüşten bir diş de edinilebilir.<br />
<br />
Fakat İmam Ebû Yusuf´a göre, çıkan bir dişi yerine koyarak gümüş veya altın bir tel ile bağlamakta veya onun yerine gümüşten bir diş edinilmesinde bir sakınca yoktur. Çıkan bir dişin yerine konulmasına İmam Azam´ında katıldığı, İmam Ebû Yusuf´dan rivayet edilmiştir. İmam Muhammed´e göre ise, çıkan dişin yerine gümüşten de, altından da diş konulabilir.<br />
<br />
Düşmüş veya kesilmiş bir burun yerine altından burun yapılabilir. Fena kokacağı için gümüşten yapılmaz.<br />
<br />
Nazar değmesin diye, çocukların elbisesine boncuk işlenmesi ve nazarlıklar takılması caiz değildir. Bunlar cahiliyet devrine ait âdetlerdir.<br />
<br />
Fakat ekin tarlalarında ve bostanlarda birer değnek üzerine hayvan kafası takılmasında bir sakınca yoktur. Bunlar hem birer korkuluktur, bazı zararlı kuş ve hayvanların buralara sokulmasına engel olur, hem de göz değmemesine sebeb olabilir. Çünkü göz değmesi, çok kez olagelen bir afettir. İnsana da, hayvana da, mala da değebilir. Onun için tarlaya ve bostana bakacak kimselerin gözleri, önce bu yüksek korkuluklara değer. Artık ondan sonra ekin ve diğer şeylere dokunmasında bir zarar kalmayabilir.<br />
<br />
Nazardan (göz değmesinden) Yüce Allah´a sığınmalıdır. Peygamber Efendimiz (sallallahü aieyhi ve sellem) buyurmuştur: "Bir kimsenin kendisinin veya kardeşinin bir şeyi hoşuna giderse, bereketle ona dua etsin çünkü göz değmesi hakdır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bereketle dua ise şöyle yapılır;</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
"Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne yücedir! Allah´ım, buna bereket ver."<br />
<br />
Bizlerce: "Maşaallah Tebarekallah" denilmesi âdet olmuştur.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifde de: "Her kim hoşuna giden bir şeyi görünce, "Maşaallah lâ kuvvete illâ billâh" derse, ona göz zarar vermez," diye buyurulmuştur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bayram Günü Oruc Tutmak Harammidir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=502</link>
			<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:35:32 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=502</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bayram Günü Oruc Tutmak Harammidir?</span></span><br />
<br />
Bayramlarda oruç tutulurmu<br />
<br />
<br />
1— Senenin beş gününde oruç tutmak (tahrimen) mekruhtur. Yâni, harama yakın şekilde mekruh sayılmıştır. Bu günler Ramazan Bayramı’nın ilk günü ile Kurban Bayramı’nın ilk dört günüdür.<br />
Bu günlerde tutulan oruç yine oruç olmasına rağmen yenirse kazası lâzım gelmez. Zira kendisi mekruh olan şeyin borç olması makul olmaz.<br />
<br />
2— Tek başına cuma günü, yahut tek başına cumartesi günü de oruç tutmak (tenzihen) mekruhtur. Zira cuma bayramdır. Mü’minlerin bayramına iştirak etmenin gereği oruçlu olmamaktır. Cumartesi ise Yahudilerin özel günleridir. Onlara benzememek için yalnız o güne mahsus şekilde oruç tutmak münasip değildir.<br />
<br />
3— Muharrem ayının yalnız onuncu günü, yâni Âşura günü oruçlu bulunmak da aynı şekilde (tenzihen) mekruhtur. Yalnız o güne hasredilen oruç, mahzurdan hâli olmaz. Ancak bir gün önceden başlanırsa, yahutta devam edilen oruç tutulursa mahzur olmaz.<br />
<br />
4— (Nevruz) ve (Mehrican) denen ilkbahar günlerine mahsus olarak kasdi şekilde oruçlu olmak da aynı şekilde mekruhtur. Kasdî olmaksızın, mutad olan orucun bugünlere rastlamasında ise mahzur olmaz.<br />
Otuzuncu günü Ramazan mı, Şaban ayının son günü mü kestirilemeyen gündür. Böyle şek edilen günde niyette şüphe olduğundan mekruh olur.<br />
<br />
Niyette şüphe olmaz da Şaban’ın son günü olduğu bilinir, nafileye niyet edilerek tutulursa, bunda mahzur olmaz. Sonra o günün Ramazan olduğu bilinse o tek günlük nafile farz olan oruç yerine kâim olur.<br />
Ancak “bugün Ramazansa farz olan oruca, değilse nafileye niyet ediyorum şeklinde şek ile yapılan niyetle oruç tutulmaz. Buna dikkat etmek gerek.<br />
Yalnız pazar günü de oruçlu olmak mekruh değildir. Şayet bugüne tazim niyetiyle tutmuyorsa. </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bayram Günü Oruc Tutmak Harammidir?</span></span><br />
<br />
Bayramlarda oruç tutulurmu<br />
<br />
<br />
1— Senenin beş gününde oruç tutmak (tahrimen) mekruhtur. Yâni, harama yakın şekilde mekruh sayılmıştır. Bu günler Ramazan Bayramı’nın ilk günü ile Kurban Bayramı’nın ilk dört günüdür.<br />
Bu günlerde tutulan oruç yine oruç olmasına rağmen yenirse kazası lâzım gelmez. Zira kendisi mekruh olan şeyin borç olması makul olmaz.<br />
<br />
2— Tek başına cuma günü, yahut tek başına cumartesi günü de oruç tutmak (tenzihen) mekruhtur. Zira cuma bayramdır. Mü’minlerin bayramına iştirak etmenin gereği oruçlu olmamaktır. Cumartesi ise Yahudilerin özel günleridir. Onlara benzememek için yalnız o güne mahsus şekilde oruç tutmak münasip değildir.<br />
<br />
3— Muharrem ayının yalnız onuncu günü, yâni Âşura günü oruçlu bulunmak da aynı şekilde (tenzihen) mekruhtur. Yalnız o güne hasredilen oruç, mahzurdan hâli olmaz. Ancak bir gün önceden başlanırsa, yahutta devam edilen oruç tutulursa mahzur olmaz.<br />
<br />
4— (Nevruz) ve (Mehrican) denen ilkbahar günlerine mahsus olarak kasdi şekilde oruçlu olmak da aynı şekilde mekruhtur. Kasdî olmaksızın, mutad olan orucun bugünlere rastlamasında ise mahzur olmaz.<br />
Otuzuncu günü Ramazan mı, Şaban ayının son günü mü kestirilemeyen gündür. Böyle şek edilen günde niyette şüphe olduğundan mekruh olur.<br />
<br />
Niyette şüphe olmaz da Şaban’ın son günü olduğu bilinir, nafileye niyet edilerek tutulursa, bunda mahzur olmaz. Sonra o günün Ramazan olduğu bilinse o tek günlük nafile farz olan oruç yerine kâim olur.<br />
Ancak “bugün Ramazansa farz olan oruca, değilse nafileye niyet ediyorum şeklinde şek ile yapılan niyetle oruç tutulmaz. Buna dikkat etmek gerek.<br />
Yalnız pazar günü de oruçlu olmak mekruh değildir. Şayet bugüne tazim niyetiyle tutmuyorsa. </span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>