<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Sevablar Günahlar]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 13:54:54 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Günâh Kavramı Nedir - Büyük Günâhlar - Günahı Kebâir Nelerdir]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1325</link>
			<pubDate>Sun, 11 Oct 2020 16:56:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1325</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">islamda Büyük Günâh Kavramı Nedir - Büyük Günâhlar - Günahı Kebâir Nelerdir</span><br />
 <br />
 <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Büyük Günah Kavramı</span><br />
 <br />
 Günahların hepsi eşit olmadığından, inançtan günlük davranışlara doğru uzanan bir çizgide, büyük günahlar ve küçük günahlar diye ikiye ayrılırlar. Büyük günahlara Kebîre (ç. Kebâir), küçük günahlara Sagîre (ç. Sagâir) adı verilir.<br />
 <br />
 Büyük günahlar, yanlış ve bozuk inançlar, imandan ve dinden çıkma, bireysel ve toplumsal huzursuzluğa, bozgunculuğa, sapmaya, anomiye ve çürümeye sebep olan, hakkında tehdit edici âyet veya hadis bulunan, işleyenin dünyada ve âhirette ceza görmesine yol açan dinî, bireysel ve toplumsal büyük suçlar ve davranışlardır.<br />
 <br />
 Gerçek bir mü'min, büyük küçük bütün günahlardan sakınmaya çalışır. Ama sorumluluğu ve sonuçları daha ağır olduğundan özellikle büyük günahlara yaklaşmamalıdır. Yüce Allah, şöyle buyuruyor: "Size yasak edilen büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli/övgün bir yere sokarız." (Nisa, 4/31)<br />
 <br />
 İnançlar ve helal-haramın kabulüyle ilgili olan günahlar dışında ve işlediği günahı helal saymıyorsa, büyük ya da küçük günah işleyenler dinden çıkmazlar, ama günahkâr olurlar. Şirk ve küfür dışındaki büyük günahları işleyene Mürtekib-i Kebîre, Fâsık veya Fâcir adı verilir.<br />
 <br />
 Günah işleyenlerin, günahkâr mü'min olmaları dolayısıyla kusurlarından kurtulmaları için çaba göstermesi gerekir. Bunun da başlangıcı pişman olup şirk ve küfür derecesindeki büyük günahlardan imana dönmek, diğer büyük günahlardan ise tövbe istiğfar edip yeniden günah işlememektir. Yüce Allah, şöyle buyurur: "Ufak tefek kusurları (:lemem) dışında günahın büyüklerinden (:kebâiru'l-ism) ve çirkin işlerden (:fevâhiş) sakınanlara, rabbinin affı şüphesiz boldur." (Necm, 53/32); "De ki: Ey kendileri aleyhine aşırı giden/sınırları aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Doğrusu O, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir." (Zümer, 39/53)<br />
 <br />
 Büyük günahlar ; itikat, iman, ibadetler ya da günlük hayatın akışıyla ilgili hususlarda yapılması haram, terkedilmesi farz olup, mü'minin bilmesi gereken temel esaslardandır. Geleneksel dinî kitaplarda gelişigüzel sıralanan 72 büyük günahı, 32 ve 54 farzın sistematiğine yaklaştırarak paralellik gösteren tarzda sıralamaya çalışacağız:<br />
 <br />
 "Büyük Günahlar" önemli ölçüde 54 Farz olarak sayılan durumlardan terk edilmesi istenenleri yapmak ya da yapılması istenenleri terk etmek suretiyle ortaya çıkar. Büyük günahlar konusunu, bu Pazar yazısından itibaren belirli ölçüde ayrıntılarıyla ele almaya çalışacağız.<br />
 <br />
 Büyük günahların sayısı çoktur. Ancak geleneksel dinî kitaplar, pedagojik bir dehayla öğrenme ve akılda kalma kolaylığı açısından, büyük günahların başlıcalarını toplayan "72 Büyük Günah" kavramını geliştirerek, şematik ve sistematik bir liste belirlemişlerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Büyük Günahlar (72 Büyük Günah)</span><br />
 <br />
 A- İmanın Şartlarıyla İlgili Büyük Günahlar<br />
 İmanın şartlarıyla ilgili büyük günahlar, iman esaslarının uzantısı durumundaki yanlış ve bozuk inançlardır:<br />
 <br />
 1- Allah'a şirk koşmak.<br />
 <br />
 2- Falcılara, kahinlere, sihirbazlara, gâipten (:gaybden) haber verdiklerini iddia edenlere inanmak ve kapılmak.<br />
 <br />
 3- Allah'tan başkasına yemin etmek.<br />
 <br />
 4- Dininden dönüp mürted olmak.<br />
 <br />
 5- Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip unutmak; okumasını öğrendikten sonra unutmak.<br />
 <br />
 6- Dünyaya muhabbet etmek/bağlanmak.Dünya muhabbetine düşüp âhireti unutmak, dinî vazifeleri terk etmek.<br />
 <br />
 7- Hz. Peygambere yalan/hilaf (:gerçek dışı) söz isnad etmek, onun söylemediği bir sözü söylemek.<br />
 <br />
 8- Hz. Peygamber'in (s.a) ashabına/sahabeye dil uzatmak/kötü söz söylemek ve onlara sövmek.<br />
 <br />
 9- Mukaddesata küfretmek, bunları alaya almak.<br />
 <br />
 B- İslâm'ın Şartlarıyla İlgili Büyük Günahlar<br />
 <br />
 İslâm'ın şartlarıyla ilgili büyük günahlar, İslâm'ın şartlarıyla ilgili olumsuz tutum ve davranıları hatırlatıcı ve açıklayıcı esaslardır:<br />
 <br />
 10- Bir namaz vaktini kaçıracak kadar cünüplükten temizlenmemek; cünüp gezmek.<br />
 <br />
 11- Vaktinden evvel ezan okumak ve namaz kılmak.<br />
 <br />
 12- Beş vakit namazı vakitlerinde kılmayıp kazaya bırakmak.<br />
 <br />
 13- Bir özür olmadığı halde, Ramazan orucu tutmamak, müslümanların önünde oruç yemek.<br />
 <br />
 14- Malının zekâtını ve mahsulünün öşürünü vermemek.<br />
 <br />
 C- Helal-Haramla İlgili Büyük Günahlar<br />
 <br />
 72 Büyük Günah'ın bir kısmı, inançtan uygulamaya helal-haram konularına dairdir:<br />
 <br />
 15- Helalı helal bilip itikat etmemek; haramı/haram olanı, haram bilip itikat etmemek.<br />
 <br />
 16- Erkekler ve kadınlar, şehveti tahrik edecek şekilde giyinmek.<br />
 <br />
 17- Erkekler ipekli giyinmek, âlâyişli/gösterişli bir şekilde süslenmek.<br />
 <br />
 18- Edep yerlerini/avret mahallini açmak, başkasına göstermek; başkasının avret yerine bakmak.<br />
 <br />
 19- Kadınlar erkek elbisesi giymek; erkekler kadın elbisesi giymek; karşı cinse benzemeye çalışmak.<br />
 <br />
 20- Karnı doyduktan sonra yemek/yemeğe devam etmek.<br />
 <br />
 21- Şarap ve alkollü içkiler içmek; Keyif verecek (esrar, eroin gibi uyuşturucu) şey yemek-içmek.<br />
 <br />
 22- Köpek artığını yemek.<br />
 <br />
 23- Domuz eti ve yağı yemek.<br />
 <br />
 24- Ölmüş hayvan (meyte:leş) eti yemek ve yedirmek.<br />
 <br />
 25- Birbirine nişan almak/nişan dökmek (dövme yaptırmak gibi).<br />
 <br />
 26- Faiz (riba) almak ve vermek, tefecilik yapmak.<br />
 <br />
 27- Hırsızlık etmek.<br />
 <br />
 28- Elin/başkasının malını zorla gasbetmek/cebren almak.<br />
 <br />
 D- Ahlâkla İlgili Büyük Günahlar 72 büyük günahın önemlice bir bölümü güzel ahlâkın (ahlâk-ı hamîde) zıddı olan kötü ahlâkla (ahlâk-ı zemîme/rezîil) ilgilidir:<br />
 <br />
 29- Anaya babaya asi olmak, onları dövmek.<br />
 <br />
 30- Sıla-i rahmi terk/kat-ı rahim etmek; akrabalarla bağlantıyı kesip, onları ziyaret etmemek, varsa hâcetlerini görmemek.<br />
 <br />
 31- Haset etmek.<br />
 <br />
 32- Emanete hıyanet etmek.<br />
 <br />
 33- Müslüman veya kâfir bütün insanlara hıyanet etmek.<br />
 <br />
 34- Mü'minin imana ve İslam'ın emirlerine itaate dair olan taraflarını alaya almak.<br />
 <br />
 35- Küfür ve fuhuş sözler konuşmak.<br />
 <br />
 36- Söz/laf taşımak, koğuculuk etmek (:nemîme).<br />
 <br />
 37- Gıybet/dedikodu etmek.<br />
 <br />
 38- Mü'min kardeşinin hatırını/gönlünü yıkmak/kalbini kırmak.<br />
 <br />
 39- Namuslu kadınlara dil uzatmak/bir saliha/namuslu hatuna fahişe demek, namuslu kadınlara ait aile sırlarını yaymak.<br />
 <br />
 40- Kadınlar, erkeklerinin yatağından kaçmak.<br />
 <br />
 41- Avretler (:kadınlar) erinin ziyanına varmak/kocasından izinsiz ziyarete gitmek.<br />
 <br />
 42- İki kızkardeşi birden nikâh altında tutmak<br />
 <br />
 43- Ehlinin (karısının) oyluğunu (:avret ve mahrem yerlerini) anasının oyluğuna benzetmek (zıhar yapmak:Türkçe'de 'anam avradım olsun' demek gibi).<br />
 <br />
 44- Ehlinin anasına sövmek.<br />
 <br />
 45- Cahil kalmak; dinî vazifeleri, farzları, vacipleri, sünnetleri öğrenmeyip, cahillikte ısrar etmek cahillikte ısrar etmek. (Dünya ve âhiret işlerine ve dinine ait bilgileri (farzları ve haramları) öğrenmemek, cahillikten sakınmamak. Dinî hükümleri öğrenmeyenler, rahatlıkla haram işleyebilir).<br />
 <br />
 46- Cahillik ne musibettir bilmemek (Bilmediğini bilmeyen de rahatlıkla harama düşebilir).<br />
 <br />
 47- Ölçüyü ve tartıyı düzgün ve adaletli yapmamak, hileli yapmak.<br />
 <br />
 48- Allah Teâlâ'nın azabından emin olmak/korkmamak; kurtuluşa ermiş özel kişilerden olduğu sanısına kapılmak.<br />
 <br />
 49- Allah'ın rahmetinden ümit kesmek.<br />
 <br />
 50- Zina etmek, meşru olmayan şehevi zevkler peşinde koşmak; kendine zina ettirmek.<br />
 <br />
 51- Eşcinsel ilişkiye girmek (livâta etmek, sevicilik yapmak, kendisine livâta ettirmek).<br />
 <br />
 52- Loğusa ve âdet halinde karısına yaklaşmak/cinsel ilişkiye girmek.<br />
 <br />
 53- Mecburiyet olmadan/özürsüz elin/başkasının avretine (avradına)/karısına kızına şehvetle bakmak.<br />
 <br />
 54- Kibirlenmek/tekebbür etmek(:büyüklük taslamak; kendini üstün görmek; tevazudan uzaklaşmak); Kibirlenip insanlara zulüm ve tahakküm etmek.<br />
 <br />
 55- Haksız yere yetim malı yemek. (* Nisa, 4/10)<br />
 <br />
 56- Ölüm döşeğindeyken varisten/mirasçıdan mal kaçırmak.<br />
 <br />
 57- Yalan söylemek,<br />
 <br />
 58- Yalan/boş yere yemin etmek, çok çok yemin etmek.<br />
 <br />
 59- Yalan yere/yalancı şahitlik yapmak; hak/doğru şahitliğe varmamak/gitmemek.<br />
 <br />
 60- Canlı bir hayvanı ateşe atmak.<br />
 <br />
 61- Cimrilik ve hasislik/nekeslik etmek (bul ve şuhh).<br />
 <br />
 62- Yapılan iyiliği başa kakmak/Bir adama iyilik edip sonra başına kakmak.<br />
 <br />
 63- Zorunlu olmayarak kahkahayla çok gülmek.<br />
 <br />
 64- Tegannî etmek (ahlâksız şarkılar söylemek).<br />
 <br />
 G- Günahlarla İlgili Büyük Günahlar<br />
 <br />
 72 büyük günahın birkaçı, günah işler yapmakla ilgilidir:<br />
 <br />
 65- Günah/küçük günah işlemekte ısrar etmek/Çok çok günahına musır olmak.<br />
 <br />
 66- Harem-i Kâbe'de günah işlemek.<br />
 <br />
 H- Toplum Hayatıyla İlgili Büyük Günahlar 72 Büyük Günah'ın son bölümü, toplumsal ve siyasî hayatla ilgilidir:<br />
 <br />
 67- Ülülemre (devletin meşru yönetimine ve kanunlarına) itaat etmemek; devlete, amirlere isyan etmek.<br />
 <br />
 68- Haksız yere, bilerek adam öldürmek.<br />
 <br />
 69- İntihar etmek.<br />
 <br />
 70- Harpte düşmandan korkup kaçmak; Allah yolunda cihadı terk etmek.<br />
 <br />
 71- Rüşvet almak ve vermek.<br />
 <br />
 72- Gücü yeten kimsenin münkeri/kötülüğü menetmemesi/engellememesi.<br />
 <br />
 " Allah`a şirk koşmak, içki içmek, kumar oynamak " (el-Bakara, 2/219); haram aylarda harbetmek (el-Bakara, 2/217); bakmakla yükümlü olduğu yetimin malınıkendi malına katarak O`nun rızası olmaksızın yemek (en-Nisa, 4/2; Isra, 17/34); fakirlik korkusuyla kendi çocuğunu öldürmek (Isra, 17/31); insanlar arasında fitne çıkarmak (el Bakara 2/217); faiz yemek (el-Bakara, 2/275); Allah`tan başkasına ibadet etmek (Isra,17/23); ana-babaya isyan etmek (Isra,17/23), akrabaya miras hakkını vermemek (en-Nisa, 4/7, 13; Isra, 17/26); malı gereksiz yere israf etmek (Isra, 17/27); zina yapmak (Isra 17/32; en-Nisa, 4/15-16); haksız yere adam öldürmek (Isra, 17/33); ölçü ve tartıyı tam yapmamak (Isra, 17/35); kibirlenmek (Isra, 17/37); iffetli kadına zina isnat etmek (en-Nisa, 4/23); tesettüre riayet etmemek (en-Nur, 24/31 ); yalan yere yemin; Peygamber`e (s.a.s.) yalan hadis uydurmak (Peygamber`e yalan yere hadis uydurmak, büyük günah olmanın ötesinde, küfür sayılabilir. Çünkü şerîat`ın temel kaynaklarından ikincisi "sünnettir". Sünnete yalan isnat etmek; bazı konularda Islâm`ı temelinden yıkabılir); insanları diliyle çekiştirmek; kaş göz hareketleriyle alay etmek (Hümeze, 104/1 ).<br />
 <br />
 İslâm inancında peygamberler dışında bütün insanlar günah işlerler. Günah, Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına aykırı söz ve davranışların din açısından suç sayılmasıdır. Yüce Allah'ın hem emrettiğini yapmamak, hem de yasakladığını yapmak, aynı şekilde günahtır. <br />
 <br />
 Kur'an-ı Kerim ve hadislerde Müslümanın sakınması gereken büyük günahlar sayılmıştır. Bu günahlardan birini işleyen Müslümanın mutlaka tövbe edip pişmanlık duyması gerekir.<br />
 <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bu büyük günahlardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz;</span><br />
 1- Allah'a ortak koşmak. (En büyük günahtır. Bunu işleyen Kelime-i Şehadet getirmeli yeniden dine dönmelidir.)<br />
 2- Zina<br />
 3- Haram para kazanmak.<br />
 4- İçki ve benzeri uyuşturucu maddeler (sıvı gaz veya katı olabilir) kullanmak.<br />
 5- Hırsızlık<br />
 6- Adam öldürmek.<br />
 7- Namuslu kadına zina iftirası atmak.<br />
 8- Yalan şahitlik yapmak.<br />
 9- Doğru şahitlikten kaçmak.<br />
 10- Yalan yere yemin etmek.<br />
 11- Gasp etmek.<br />
 12- Faiz yemek veya faiz vermek.<br />
 13- Rüşvet almak veya vermek.<br />
 14- Anne-babaya karşı gelmek. (Ancak anne ve baba dine aykırı bir emir verirlerse onları dinlemezsiniz.)<br />
 15- Akrabalarla ilişkiyi kesmek.<br />
 16- Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sözlerini reddetmek veya ona söz uydurmak.<br />
 17- Namazları kılmamak.<br />
 18- Oruç tutmamak.<br />
 19- Zekat vermemek.<br />
 20- Müsait olanın hacca gitmemesi.<br />
 21- Ölçü ve tartıda hile yapmak.<br />
 22- Sahabeye dil uzatmak.<br />
 23- Hz. Peygamber (s.a.v.)'in mucizelerini reddetmek.<br />
 24- Sihir ve büyü yapmak.<br />
 25- Hayvanlara eziyet etmek.<br />
 26- Domuz eti yemek.<br />
 27- Allah'tan gayrisi için kesilen hayvanı yemek. Leş yemek.<br />
 28- Gıybet, iftira etmek.<br />
 29- Yetim hakkı yemek.<br />
 30- Kul hakkı yemek.<br />
 31- Allah'tan ümit kesmek.<br />
 32- Kumar oynamak.<br />
 33- İsyan etmek.<br />
 34- Yol kesmek, eşkıyalık. Mafyacılık.<br />
 35- İntihar etmek.<br />
 36- İnsanların namus ve iffetine küfretmek.<br />
 37- Müslümana silah çevirmek. Bize silah çeviren bizden değildir buyurmuştur. Efendimiz.<br />
 38- Stokçuluk yapmak.<br />
 39- İnsanları aldatmak, kandırmak.<br />
 40- Kötü bir çığır açıp insanları şerre yönlendirmek.<br />
 <br />
 En büyük günah<br />
 <br />
 Sual: En kıymetli ibadet ve en büyük günah net olarak hangisidir? Hadis-i şeriflerde çok farklı bildiriliyor. Bir hadiste ana babaya itaat, başka birinde namaz deniyor. Günahlar için de aynı şekilde farklı hadis-i şerifler var. Yedi büyük günah bildiriliyor. Başka bir hadiste bu yedi günahın dışında olarak zina en büyük günah denirken, başka bir hadiste içki içmek en büyük günah olarak bildiriliyor. Bunların sebebi nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Hangi ibadet, Allahü teâlânın rızasına kavuşturursa, o en büyük ibadet olur. En büyük günah ise, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da biz bilemeyiz. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalıdır. Belki bizim büyük sanmadığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Nefsine yenilip günah işleyen de, korku içinde olmalıdır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (Pervasızca günah işleyen mümine Allahü teâlâ gazap eder.) [Ukaylî]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerin farklı olmasının sebebi ise şudur:<br />
 Suali soranların hallerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Kimisi için namazdır, kimisi için emri maruftur. Günahlar da öyledir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Bir de, zamana göre, uygun cevap verilmiştir. Mesela İslamiyet’in ilk zamanları cihad önemli idi. Günümüzde emr-i marufun, ehli sünnet itikadını yaymanın önemi büyüktür. Demek ki, kişilerin hallerine ve zamana göre büyüklük değişiyor. Zaten emredilen ibadetleri yapmak, yasak edilenlerden kaçınmak her Müslümanın her zaman vazifesidir.<br />
 <br />
 Sual: Şirk hariç, en büyük günah nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Günah, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak yani isyan etmek olduğu için, günahların hepsi de büyüktür. En büyük günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da insan bilemez. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalı. Belki bizim küçük sandığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Âlimlerimiz buyuruyor ki:<br />
 En büyük günah, bid’at itikadında olmaktır. Doğru iman bilgileri öğrenilmezse, yani iman bozuksa, yaptığı ibadetlerin hiç kıymeti olmaz.<br />
 <br />
 En büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan daha büyük günah ise, günahı ibadet olarak yapmaktır. Bid’at işleyenler böyledir. Bid’ati, dinin emri gibi yapar.<br />
 <br />
 En büyük günah, kalb kırmaktır.<br />
 En büyük günah, kibirdir.<br />
 En büyük günah, gıybettir.<br />
 <br />
 En büyük günah, namazı özürsüz kazaya bırakmaktır. Farzları, vazife bilip, kaza etmeyi, ödemeyi düşünmek şartı ile, tembellikle yapmamak, en büyük günahtır. Vazife bilmemek, önem vermemek ise, küfür olur. Namaz kılmamak, diğer bütün günahlara yol açacağı için, en büyük günah namaz kılmamak denebilir. Namaz kılan, diğer günahlardan korunur. Çünkü Kur’an-ı kerimde, namazın bütün kötülükleri önleyeceği bildiriliyor.<br />
 <br />
 Büyük günahlarla ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:<br />
 (En büyük günah, katillik, ana babaya zulüm, yalan yere şâhitliktir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (En büyük günah, yalan yere yemin etmektir.) [Buhari]<br />
 <br />
 (En büyük günah, dünya sevgisidir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır.) [Beyheki, İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (En büyük günah, zinadır.) [İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (En büyük günah, içki içmektir.) [Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, Allah hakkında suizan etmektir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (En büyük günah, haksız yere, bir Müslümanın malını almaktır.) [Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, faiz, iffetli kadına iftira, yetim malı yemektir.) [Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, kişinin, geçimi kendisine ait olanları ihmal etmesidir.) [Müslim]<br />
 <br />
 (En büyük günah, kişinin borcunu ödemek için mal bırakmadan ölmesidir.) [Ebu Davud]<br />
 <br />
 (Gıybet zinadan da büyük günahtır. Zinadan tevbe edeni Allahü teâlâ affeder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [Taberani]<br />
 <br />
 (Livata yapan mel’undur.) [İ. Ahmed]<br />
 <br />
 (Vasiyette vârislerden birini zarara sokmak büyük günahtır.) [İbni Cerir]<br />
 <br />
 (Avret yerlerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim]<br />
 <br />
 (Bir Müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R. Nasıhin]<br />
 <br />
 (Küçük günaha devam etmek, büyük günah olur.) [İ. Asakir]<br />
 <br />
 (Küçük görünen günahlar, toplanınca sahibini helak eder.) [Taberani]<br />
 <br />
 (Şu yedi büyük günahtan kaçının: 1- Allah’a şirk koşmak, 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek.) [Taberani]<br />
 <br />
 (İlmi gizlemekle yapılan hıyanet, malda yapılan hıyanetten daha büyük günahtır.) [Ebu Nuaym]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerde, suali soranların hâllerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Günahın büyüklüğü, kişilerin hâllerine ve zamana göre değişiyor.<br />
 <br />
 Sual: Şu hadisi bildirdiniz:<br />
 (Beş vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, zekatını veren ve yedi büyük günahtan kaçınana, Cennetin bütün kapıları açılır, selamet ve emniyet içinde gir denilir.) [Nesai]<br />
 Bu hadiste bildirilen yedi büyük hangileridir?<br />
 CEVAP<br />
 Yedi büyük günah şunlardır: 1- Allah’a şirk koşmak. 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek. (Buhari, Müslim) Başka bir hadis-i şerifte de, yedi büyük günah içinde Müslüman olan ana babaya asi olmak ifadesi geçiyor. Allah’a şirk koşmak küfürdür. Küfür de, bazen büyük günahlar arasında sayılır.<br />
 <br />
 Allah kimleri sevmez<br />
 Sual: Allah kimleri sevmez?<br />
 CEVAP<br />
 Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
 Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise, sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz. (1/266)<br />
 <br />
 Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
 (Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.) [Lokman 18]<br />
 <br />
 Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (“Allah’tan kork” denince, “Sen kendine bak” diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî]<br />
 <br />
 (Düşmanlıkta ileri gidenleri Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, kibirlileri sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, komşusuna sıkıntı vereni sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, eshabımı ve akrabamı incitenleri sevmez.) [Taberani]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ. Gazali]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, cimriliği sevmez.) [Berika]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, zalim zengini sevmez.) [Bezzar]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, taatten gafil olanı sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çalışmayan gençleri sevmez.) [Münavi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, hakkı kabul etmekte inat edeni sevmez.) [Buhari]<br />
 <br />
 En şiddetli azap<br />
 Sual: Müslüman olduğu hâlde, günahları çok gelerek Cehenneme düşen kimseler içinde, azabı en şiddetli olan kimlerdir? Yani hangi günah sebebiyle şiddetli azaba maruz kalırlar?<br />
 CEVAP<br />
 Bu, şahıslara göre değiştiği gibi, günahı işleyiş sebeplerine göre de değişir. Mesela bir kralın zulmü ile bir kölenin zulmü aynı olamaz. Put yapanla, resim çizenin, azapları aynı olmaz. Niyetlerine göre değişir. Peygamber efendimizin, bazı günahların önemini bildirmek için, (Şu günahları işleyen en şiddetli azaba mâruz kalacaktır) buyurduğu olmuştur. Bunlardan üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, canlı resmi yapandır.) [Buhârî]<br />
 <br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, zâlim hükümdardır.) [Beyheki]<br />
 <br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.) [Taberanî]<br />
 <br />
 “Allah’ın emirlerini yerine getirmeme ve yasakladığı şeyleri yapma şeklinde” tarif edilen günah, aynı zamanda insanı Allah’ın yolundan uzaklaştıran bir başkaldırı olarak da tanımlanır.<br />
 <br />
 Pek çok çeşidi olan ve din âlimlerince ayet ve hadislerden hareketle, büyük ve küçük günahlar diye ikiye ayrılmış.<br />
 Işık Yayınları’ndan İlahiyatçı yazar Murad Karasoy imzasıyla çıkan “Büyük Günahlar” isimli kitap günah kavramını, insanı günaha sevk eden nedenleri ve günah çeşitlerini ele alıyor.<br />
 <br />
 Büyük günah ile küçük günah arasındaki farkın detayları ile anlatıldığı kitapta günahı büyükleştiren kriterlere de geniş yer verilmiş. Kuran-ı Kerim’de geçen büyük günahların ayetlerle nasıl anlatıldığı “Büyük Günahlar” kitabının odak noktası ise; 76 büyük günah.<br />
 <br />
 Kitabın ön sözünde, "günah kavramı" için, “Büyük olsun, küçük olsun, her günah esasında Allah’a karşı yapılmış bir edepsizliktir, çizgi dışına çıkmaktır. Aynı zamanda büyüklerimizin ifadesiyle küfre doğkullanru bir adım atmadır. Çünkü her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.” Yorumunu yapan Murad Aksoy kaynak olarak ise, kıraat, hadis, cerh, tadil, tarih, hal tercümeleri, akait, fıkıh usulü hakkında yaklaşık 214 eser yazmış büyük İslam alimi İmam Zehebî’nin ölçülerine göre hareket etmiş. Bir anlamda İmam Zehebi'nin "Kitabu'l-Kebair" kitabını sadeleştiren Aksoy, büyük günahları 76 başlık altında ele almış.<br />
 <br />
 "Büyük günah işleyen birisinin dini statüsünün ne olduğuna dair" ve bu mihvalde en çok merak edilen sorulara, ayet ve hadis kaynaklı cevapların verildiği kitapta, günahtan korunmanın yolları da var.<br />
 <br />
 Kitapta ayrıca, Peygamber Efendimizin zina yapmak için kendisinden izin isteyen bir sahabeyi ikna etmesi konusuna da yer verilmiş.<br />
 <br />
 <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">”Büyük Günahlar” kitabına göre insanı helak eden 76 büyük günah şöyle:</span><br />
 <br />
 1. Büyük Günahların En Büyüğü: Allah’a Ortak Koşmak (Şirk)<br />
 2. Ana Babaya Asi Olmak, Onlara Eziyet Etmek<br />
 3. Yalan Yere Şahitlik Etmek<br />
 4. İnsan Öldürmek<br />
 5. Sihir (Büyü) Yapmak<br />
 6. Namazı Terk Etmek<br />
 7. Zekâtı Vermemek<br />
 8. Faiz Yemek<br />
 9. Yetim Malını Yemek ve Ona Zulmetmek<br />
 10. Allah’a ve Resûlü’ne Yalan İsnad Etmek<br />
 11. Özürsüz Olarak Ramazanda Bir Gün Bile Oruç Tutmamak<br />
 12. Savaş Meydanından Kaçmak<br />
 13. Zina Yapmak<br />
 14. İdarecinin Halkını Aldatması, Onlara Zulmedip Zorbalık Yapması<br />
 15. Haram Olan İçkiyi (Hamr) İçmek<br />
 16. Kibirlenmek, Kendini Beğenmek, Övünmek<br />
 17. Livata<br />
 18. İffetli Kadın veya Erkeğe İftirada Bulunmak<br />
 19. Kamu Malından, Ganimetten, Devletten ve Zekâttan Çalmak<br />
 20. Haksız Yollarla İnsanların Mallarına El Koymak, Haram Yemek, Haram Kazanç<br />
 21. Hırsızlık Yapmak<br />
 22. Yol Kesmek<br />
 23. Yalan Yere Yemin Etmek<br />
 24. Çok Yalan Söylemek, Sözlerinin Çoğu Yalan Olmak<br />
 25. İntihar Etmek<br />
 26. İdarecinin ve Hâkimin Adaletsiz Olması, Haksızlık Yapması, Rüşvet Almak<br />
 27. Deyyusluk, İki Kişi Arasında Bozgunculuk İçin Çalışmak<br />
 28. Karşı Cinse Özenmek (Erkeğin Kadına Kadının da Erkeğe Benzemesi)<br />
 29. Hulle Yapmak ve Yaptırmak<br />
 30. Ölü Eti, Leş, Kan ve Domuz Eti Yemek<br />
 31. İdrardan Sakınmamak<br />
 32. Haraç Toplamak<br />
 33. Riyakârlık Yapmak, Gösteriş, İkiyüzlülük<br />
 34. Allah ve Resûlüne İhanet Etmek, Emanete Hiyanet<br />
 35. İlmi Gizlemek ve Sadece Dünya İçin Öğrenmek<br />
 36. İyiliği Başa Kakmak<br />
 37. Kaderi Yalanlamak ve İnkâr Etmek<br />
 38. Başkalarının Söz ve Sırlarını Öğrenmeye Çalışmak<br />
 39. Lanet Etmek, Sövmek<br />
 40. Sözünde Durmamak, Ahde Vefasızlık<br />
 41. Kâhin, Büyücü ve Müneccimi Tasdik Etmek<br />
 42. Kadının Kocasına Haksız Yere Huysuzluk Yapması (Nüşûz)<br />
 43. Akrabaların Hakkını Gözetmemek, Onlarla İlişkiyi Kesmek<br />
 44. Resim Yapmak<br />
 45. Söz Taşımak, Koğuculuk<br />
 46. Ölenin Ardından Ağıtta Aşırı Gitmek<br />
 47. Nesebe ve Soya Sövmek<br />
 48. Baş Kaldırmak, İsyan Etmek, Haddi Aşmak, Başkalarının Hukukunu Çiğnemek, Serkeşlik Etmek<br />
 49. Gücü Yettiği Hâlde Haccı Terk Etmek<br />
 50. Müslüman’a Eziyet Etmek ve Ona Sövmek, Küfretmek<br />
 51. Allah Dostlarına Eziyet Etmek ve Onlara Düşman Olmak<br />
 52. Elbiseyi Kibir Maksatlı Uzatmak (Elbise ile Gösteriş Yapmak)<br />
 53. Erkeğin İpek Giymesi, Altın Kullanması<br />
 54. Kölenin Efendisinden Kaçması<br />
 55. Allah’tan Başkasının Adına Kurban Kesmek<br />
 56- İnsanlara Yol Gösteren Levhaların ve Hudut İşaretlerinin Yerini Değiştirmek ve Sökmek<br />
 57. Sahabe Efendilerimize Sövmek, Kötü Söz Söylemek<br />
 58. Ensardan Herhangi Birine Sövmek, Kötü Söz Söylemek<br />
 59. Dalalete Çağırmak, Bid’atçılık, Kötü Bir Çığır Açmak<br />
 60. Peruk Takmak, Dişlerin Arasını Seyreltmek ve Dövme Yaptırmak<br />
 61. Herhangi Bir Kesici Aleti, Silahı Kardeşine Doğru Tutarak Korkutmak<br />
 62. Bilerek Babasından Başkasına Baba Demek<br />
 63. Uğursuzluğa İnanmak<br />
 64. Altın ve Gümüş Kaptan Yemek İçmek ve Kullanmak<br />
 65. Cedelleşmek, Diyalektik, Kur’ân ve Dini Konularda Deliller Aramak<br />
 66. Eşine, Hizmetçilerine, Zayıflara ve Kölelere Haksızlık Edip Zulmetmek ve Eziyet Etmek<br />
 67. Tartıda ve Ölçüde Haksızlık Yapmak<br />
 68. Allah’ın Azabından (Mekr’inden) Emin Olmak<br />
 69. Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmek<br />
 70. İyiliğe Karşı Nankörlük Yapmak<br />
 71. Fazla Suyu Hapsedip Kimseye Vermemek<br />
 72. Hayvanın Yüzünü Dağlamak<br />
 73. Kumar Oynamak<br />
 74. Harem (Mekke) Bölgesinde Taşkınlık Yapmak<br />
 75. Özürsüz Cuma Namazını Terk Etmek, Bunda Israrcı Olmak<br />
 76. Müslümanları Gizlice İzlemek ve Mahremlerini Açığa Çıkarmak<br />
 <br />
 SORU:<br />
 <br />
 Büyük günahlar nelerdir? Büyük günah işleyenler kâfir mi olur?<br />
 <br />
 CEVAP:<br />
 <br />
 Büyük günahlara “kebâir” denilir. Onların belli başlıları şunlardır:<br />
 <br />
 Allah’a ortak koşmak, adam öldürmek, zina iftirasında bulunmak, zina etmek, cihattan kaçmak, sihir yapmak, yetimin malını yemek, ana-babaya karşı gelmek, kul hakkı yemek, Mekke’nin hareminde günâh işlemek, faiz yemek, hırsızlık yapmak, içki içmek, kumar oynamak.<br />
 <br />
 Bir Müslüman hafife almadan, kalbinde tasdik olduğu halde büyük günah işlerse, dinden çıkıp kâfir olmaz.<br />
 <br />
 Kebâirin (büyük günahların) en büyüğü Allah’ı ikinci sıraya koyarak Allah’ın bazı özelliklerine sahip sayılan bir varlığı öne almaktır. Bu, Allah’a şirk koşmak olur.. Buna ekberu’l-kebâir denir.<br />
 <br />
 “Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun altındaki günahı, bağışlama düzenine uyan için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, ona büyük bir iftirada bulunmuş olur.” (Nisâ, 4/48)<br />
 <br />
 Günahların büyük ve küçük diye ikiye ayrılması ayetler ve hadislerle sabittir. İlgili ayetler şunlardır:<br />
 <br />
 “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” (Nisâ, 4/31)<br />
 <br />
 “Onlar (mü’minler), büyük günahlardan ve hayâsızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.” (Şûrâ, 42/37)<br />
 <br />
 “Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.” (Necm, 53/32)<br />
 <br />
 De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını sıralayayım: Hiçbir şeyi Allah ile bir tutmayın, anaya babaya iyilikten geri durmayın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onların ve sizin rızkınızı veren Allah’tır. Fuhşun açığına da gizlisine de yaklaşmayın, Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın, haklı sebeple olursa başka. İşte bunlar, Allah’ın size yüklediği görevlerdir, belki aklınızı kullanırsınız.<br />
 <br />
 Rüşt çağına ulaşıncaya kadar yetimin malına yaklaşmayın, onun iyiliğine olan bir yolla olursa başka. Ölçü ve tartı işlemlerini tam ve dengeli yapın. Biz kimseyi gücünden fazlasıyla yükümlü tutmayız. Yakınınız da olsa söz söylediğinizde adaletli olun. Allah’a verdiğiniz sözü tam olarak yerine getirin. İşte Allah sizden bir de bunları istemiştir, belki aklınızı başınıza alırsınız.<br />
 <br />
 İşte bu benim dosdoğru yolumdur; onu takip edin, başka yolları takip etmeyin, yoksa o takip sizi benim yolumdan ayırır. Bunlar da Allah’ın sizden istekleridir, belki korunursunuz. (En’âm, 6/151-153)<br />
 <br />
 “Rabbin kararını vermiştir; ondan başkasına kulluk etmeyeceksiniz ve anaya babaya iyilikte bulunacaksınız. Onlardan biri, ya da ikisi yanında ihtiyarlayacak olursa sen onlara of! deme ve ilgisiz davranma, ikisine de saygı dolu sözler söyle.<br />
 <br />
 Onları merhamet kanatlarının altına al. De ki; “Rabbim! Küçükken onlar bana nasıl iyilikte bulundularsa sen de onlara o şekilde iyilikte bulun.”<br />
 <br />
 Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Siz iyi davranırsanız o, yanlıştan dönenleri bağışlar.<br />
 <br />
 Yakınlarına, yoksullara ve yolda kalanlara hakkını ver ama saçıp savurma.<br />
 <br />
 Saçıp savuranlar şeytanların yoldaşlarıdır. Şeytan Rabbine karşı çok nankördür.<br />
 <br />
 Rabbinden beklediğin bir ikramın peşinde olduğun için uzak durursan onlara teselli edici sözler söyle.<br />
 <br />
 Ne eli sıkı ol, ne de onu büsbütün aç. Yoksa hem dile düşmüş, hem de açıkta bırakılmış olarak oturur kalırsın.<br />
 <br />
 Senin Rabbin, düzenine uyan ve gerekli güce sahip olan için rızkı yayar. O, kullarının içini bilir ve her şeyi görür.<br />
 <br />
 Yoksulluk korkusuyla evladınızı öldürmeyin. Onların rızkını biz veririz; sizinkini de. Onları öldürmek büyük bir yanlıştır.<br />
 <br />
 Zinaya yaklaşmayın; o, çirkin bir iştir, kötü bir yoldur.<br />
 <br />
 Allah’ın dokunulmaz kıldığı insanı öldürmeyin; haklı sebeple olursa başka. Kim haksız yere öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da katili öldürme işinde aşırıya kaçmasın. Çünkü o yardım görmüştür.<br />
 <br />
 Güçlü haline ulaşıncaya kadar yetimin malına el sürmeyin; daha iyi bir sebeple olursa başka. Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluk doğurur.<br />
 <br />
 Ölçerken tam ölçün ve doğru tartıyla tartın. Böylesi hem hayırlıdır, hem de sonu daha güzel olur.<br />
 <br />
 Bilgi sahibi olmadığın şeye körü körüne uyma. Kulak, göz ve gönül; bütün bunlar ondan sorumlu tutulur.<br />
 <br />
 Yeryüzünde şımarık şımarık yürüme. Çünkü ne yeri yarabilirsin ne de dağların boyuna ulaşabilirsin.<br />
 <br />
 Buradakiler kötü olanları Rabbin katında çirkin görülmüştür.<br />
 <br />
 Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetler, doğru hükümlerdir. Allah’ın yanında bir başka tanrı oluşturma; yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak Cehennem’e atılırsın. (İsrâ, 17/23-39)<br />
 <br />
 Allah’ın Elçisi şöyle demiştir:<br />
 <br />
 “Felâkete sürükleyen yedi şeyden sakınınız.”<br />
 <br />
 -Ey Allah’ın Elçisi nelerdir onlar?<br />
 <br />
 –Allah’a ortak koşmak, sihir, haklı sebeple olması bir yana Allah’ın dokunulmaz kıldığı bir canı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana toplu hücum yapılacağı sırada savaştan kaçmak ve kötü yolla ilgisi olmayan namuslu mümin kadınlara zina iftirasında bulunmaktır.” (Buhârî, Vesâyâ, 23; Müslim, İman 145 (89)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">islamda Büyük Günâh Kavramı Nedir - Büyük Günâhlar - Günahı Kebâir Nelerdir</span><br />
 <br />
 <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Büyük Günah Kavramı</span><br />
 <br />
 Günahların hepsi eşit olmadığından, inançtan günlük davranışlara doğru uzanan bir çizgide, büyük günahlar ve küçük günahlar diye ikiye ayrılırlar. Büyük günahlara Kebîre (ç. Kebâir), küçük günahlara Sagîre (ç. Sagâir) adı verilir.<br />
 <br />
 Büyük günahlar, yanlış ve bozuk inançlar, imandan ve dinden çıkma, bireysel ve toplumsal huzursuzluğa, bozgunculuğa, sapmaya, anomiye ve çürümeye sebep olan, hakkında tehdit edici âyet veya hadis bulunan, işleyenin dünyada ve âhirette ceza görmesine yol açan dinî, bireysel ve toplumsal büyük suçlar ve davranışlardır.<br />
 <br />
 Gerçek bir mü'min, büyük küçük bütün günahlardan sakınmaya çalışır. Ama sorumluluğu ve sonuçları daha ağır olduğundan özellikle büyük günahlara yaklaşmamalıdır. Yüce Allah, şöyle buyuruyor: "Size yasak edilen büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli/övgün bir yere sokarız." (Nisa, 4/31)<br />
 <br />
 İnançlar ve helal-haramın kabulüyle ilgili olan günahlar dışında ve işlediği günahı helal saymıyorsa, büyük ya da küçük günah işleyenler dinden çıkmazlar, ama günahkâr olurlar. Şirk ve küfür dışındaki büyük günahları işleyene Mürtekib-i Kebîre, Fâsık veya Fâcir adı verilir.<br />
 <br />
 Günah işleyenlerin, günahkâr mü'min olmaları dolayısıyla kusurlarından kurtulmaları için çaba göstermesi gerekir. Bunun da başlangıcı pişman olup şirk ve küfür derecesindeki büyük günahlardan imana dönmek, diğer büyük günahlardan ise tövbe istiğfar edip yeniden günah işlememektir. Yüce Allah, şöyle buyurur: "Ufak tefek kusurları (:lemem) dışında günahın büyüklerinden (:kebâiru'l-ism) ve çirkin işlerden (:fevâhiş) sakınanlara, rabbinin affı şüphesiz boldur." (Necm, 53/32); "De ki: Ey kendileri aleyhine aşırı giden/sınırları aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Doğrusu O, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir." (Zümer, 39/53)<br />
 <br />
 Büyük günahlar ; itikat, iman, ibadetler ya da günlük hayatın akışıyla ilgili hususlarda yapılması haram, terkedilmesi farz olup, mü'minin bilmesi gereken temel esaslardandır. Geleneksel dinî kitaplarda gelişigüzel sıralanan 72 büyük günahı, 32 ve 54 farzın sistematiğine yaklaştırarak paralellik gösteren tarzda sıralamaya çalışacağız:<br />
 <br />
 "Büyük Günahlar" önemli ölçüde 54 Farz olarak sayılan durumlardan terk edilmesi istenenleri yapmak ya da yapılması istenenleri terk etmek suretiyle ortaya çıkar. Büyük günahlar konusunu, bu Pazar yazısından itibaren belirli ölçüde ayrıntılarıyla ele almaya çalışacağız.<br />
 <br />
 Büyük günahların sayısı çoktur. Ancak geleneksel dinî kitaplar, pedagojik bir dehayla öğrenme ve akılda kalma kolaylığı açısından, büyük günahların başlıcalarını toplayan "72 Büyük Günah" kavramını geliştirerek, şematik ve sistematik bir liste belirlemişlerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Büyük Günahlar (72 Büyük Günah)</span><br />
 <br />
 A- İmanın Şartlarıyla İlgili Büyük Günahlar<br />
 İmanın şartlarıyla ilgili büyük günahlar, iman esaslarının uzantısı durumundaki yanlış ve bozuk inançlardır:<br />
 <br />
 1- Allah'a şirk koşmak.<br />
 <br />
 2- Falcılara, kahinlere, sihirbazlara, gâipten (:gaybden) haber verdiklerini iddia edenlere inanmak ve kapılmak.<br />
 <br />
 3- Allah'tan başkasına yemin etmek.<br />
 <br />
 4- Dininden dönüp mürted olmak.<br />
 <br />
 5- Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip unutmak; okumasını öğrendikten sonra unutmak.<br />
 <br />
 6- Dünyaya muhabbet etmek/bağlanmak.Dünya muhabbetine düşüp âhireti unutmak, dinî vazifeleri terk etmek.<br />
 <br />
 7- Hz. Peygambere yalan/hilaf (:gerçek dışı) söz isnad etmek, onun söylemediği bir sözü söylemek.<br />
 <br />
 8- Hz. Peygamber'in (s.a) ashabına/sahabeye dil uzatmak/kötü söz söylemek ve onlara sövmek.<br />
 <br />
 9- Mukaddesata küfretmek, bunları alaya almak.<br />
 <br />
 B- İslâm'ın Şartlarıyla İlgili Büyük Günahlar<br />
 <br />
 İslâm'ın şartlarıyla ilgili büyük günahlar, İslâm'ın şartlarıyla ilgili olumsuz tutum ve davranıları hatırlatıcı ve açıklayıcı esaslardır:<br />
 <br />
 10- Bir namaz vaktini kaçıracak kadar cünüplükten temizlenmemek; cünüp gezmek.<br />
 <br />
 11- Vaktinden evvel ezan okumak ve namaz kılmak.<br />
 <br />
 12- Beş vakit namazı vakitlerinde kılmayıp kazaya bırakmak.<br />
 <br />
 13- Bir özür olmadığı halde, Ramazan orucu tutmamak, müslümanların önünde oruç yemek.<br />
 <br />
 14- Malının zekâtını ve mahsulünün öşürünü vermemek.<br />
 <br />
 C- Helal-Haramla İlgili Büyük Günahlar<br />
 <br />
 72 Büyük Günah'ın bir kısmı, inançtan uygulamaya helal-haram konularına dairdir:<br />
 <br />
 15- Helalı helal bilip itikat etmemek; haramı/haram olanı, haram bilip itikat etmemek.<br />
 <br />
 16- Erkekler ve kadınlar, şehveti tahrik edecek şekilde giyinmek.<br />
 <br />
 17- Erkekler ipekli giyinmek, âlâyişli/gösterişli bir şekilde süslenmek.<br />
 <br />
 18- Edep yerlerini/avret mahallini açmak, başkasına göstermek; başkasının avret yerine bakmak.<br />
 <br />
 19- Kadınlar erkek elbisesi giymek; erkekler kadın elbisesi giymek; karşı cinse benzemeye çalışmak.<br />
 <br />
 20- Karnı doyduktan sonra yemek/yemeğe devam etmek.<br />
 <br />
 21- Şarap ve alkollü içkiler içmek; Keyif verecek (esrar, eroin gibi uyuşturucu) şey yemek-içmek.<br />
 <br />
 22- Köpek artığını yemek.<br />
 <br />
 23- Domuz eti ve yağı yemek.<br />
 <br />
 24- Ölmüş hayvan (meyte:leş) eti yemek ve yedirmek.<br />
 <br />
 25- Birbirine nişan almak/nişan dökmek (dövme yaptırmak gibi).<br />
 <br />
 26- Faiz (riba) almak ve vermek, tefecilik yapmak.<br />
 <br />
 27- Hırsızlık etmek.<br />
 <br />
 28- Elin/başkasının malını zorla gasbetmek/cebren almak.<br />
 <br />
 D- Ahlâkla İlgili Büyük Günahlar 72 büyük günahın önemlice bir bölümü güzel ahlâkın (ahlâk-ı hamîde) zıddı olan kötü ahlâkla (ahlâk-ı zemîme/rezîil) ilgilidir:<br />
 <br />
 29- Anaya babaya asi olmak, onları dövmek.<br />
 <br />
 30- Sıla-i rahmi terk/kat-ı rahim etmek; akrabalarla bağlantıyı kesip, onları ziyaret etmemek, varsa hâcetlerini görmemek.<br />
 <br />
 31- Haset etmek.<br />
 <br />
 32- Emanete hıyanet etmek.<br />
 <br />
 33- Müslüman veya kâfir bütün insanlara hıyanet etmek.<br />
 <br />
 34- Mü'minin imana ve İslam'ın emirlerine itaate dair olan taraflarını alaya almak.<br />
 <br />
 35- Küfür ve fuhuş sözler konuşmak.<br />
 <br />
 36- Söz/laf taşımak, koğuculuk etmek (:nemîme).<br />
 <br />
 37- Gıybet/dedikodu etmek.<br />
 <br />
 38- Mü'min kardeşinin hatırını/gönlünü yıkmak/kalbini kırmak.<br />
 <br />
 39- Namuslu kadınlara dil uzatmak/bir saliha/namuslu hatuna fahişe demek, namuslu kadınlara ait aile sırlarını yaymak.<br />
 <br />
 40- Kadınlar, erkeklerinin yatağından kaçmak.<br />
 <br />
 41- Avretler (:kadınlar) erinin ziyanına varmak/kocasından izinsiz ziyarete gitmek.<br />
 <br />
 42- İki kızkardeşi birden nikâh altında tutmak<br />
 <br />
 43- Ehlinin (karısının) oyluğunu (:avret ve mahrem yerlerini) anasının oyluğuna benzetmek (zıhar yapmak:Türkçe'de 'anam avradım olsun' demek gibi).<br />
 <br />
 44- Ehlinin anasına sövmek.<br />
 <br />
 45- Cahil kalmak; dinî vazifeleri, farzları, vacipleri, sünnetleri öğrenmeyip, cahillikte ısrar etmek cahillikte ısrar etmek. (Dünya ve âhiret işlerine ve dinine ait bilgileri (farzları ve haramları) öğrenmemek, cahillikten sakınmamak. Dinî hükümleri öğrenmeyenler, rahatlıkla haram işleyebilir).<br />
 <br />
 46- Cahillik ne musibettir bilmemek (Bilmediğini bilmeyen de rahatlıkla harama düşebilir).<br />
 <br />
 47- Ölçüyü ve tartıyı düzgün ve adaletli yapmamak, hileli yapmak.<br />
 <br />
 48- Allah Teâlâ'nın azabından emin olmak/korkmamak; kurtuluşa ermiş özel kişilerden olduğu sanısına kapılmak.<br />
 <br />
 49- Allah'ın rahmetinden ümit kesmek.<br />
 <br />
 50- Zina etmek, meşru olmayan şehevi zevkler peşinde koşmak; kendine zina ettirmek.<br />
 <br />
 51- Eşcinsel ilişkiye girmek (livâta etmek, sevicilik yapmak, kendisine livâta ettirmek).<br />
 <br />
 52- Loğusa ve âdet halinde karısına yaklaşmak/cinsel ilişkiye girmek.<br />
 <br />
 53- Mecburiyet olmadan/özürsüz elin/başkasının avretine (avradına)/karısına kızına şehvetle bakmak.<br />
 <br />
 54- Kibirlenmek/tekebbür etmek(:büyüklük taslamak; kendini üstün görmek; tevazudan uzaklaşmak); Kibirlenip insanlara zulüm ve tahakküm etmek.<br />
 <br />
 55- Haksız yere yetim malı yemek. (* Nisa, 4/10)<br />
 <br />
 56- Ölüm döşeğindeyken varisten/mirasçıdan mal kaçırmak.<br />
 <br />
 57- Yalan söylemek,<br />
 <br />
 58- Yalan/boş yere yemin etmek, çok çok yemin etmek.<br />
 <br />
 59- Yalan yere/yalancı şahitlik yapmak; hak/doğru şahitliğe varmamak/gitmemek.<br />
 <br />
 60- Canlı bir hayvanı ateşe atmak.<br />
 <br />
 61- Cimrilik ve hasislik/nekeslik etmek (bul ve şuhh).<br />
 <br />
 62- Yapılan iyiliği başa kakmak/Bir adama iyilik edip sonra başına kakmak.<br />
 <br />
 63- Zorunlu olmayarak kahkahayla çok gülmek.<br />
 <br />
 64- Tegannî etmek (ahlâksız şarkılar söylemek).<br />
 <br />
 G- Günahlarla İlgili Büyük Günahlar<br />
 <br />
 72 büyük günahın birkaçı, günah işler yapmakla ilgilidir:<br />
 <br />
 65- Günah/küçük günah işlemekte ısrar etmek/Çok çok günahına musır olmak.<br />
 <br />
 66- Harem-i Kâbe'de günah işlemek.<br />
 <br />
 H- Toplum Hayatıyla İlgili Büyük Günahlar 72 Büyük Günah'ın son bölümü, toplumsal ve siyasî hayatla ilgilidir:<br />
 <br />
 67- Ülülemre (devletin meşru yönetimine ve kanunlarına) itaat etmemek; devlete, amirlere isyan etmek.<br />
 <br />
 68- Haksız yere, bilerek adam öldürmek.<br />
 <br />
 69- İntihar etmek.<br />
 <br />
 70- Harpte düşmandan korkup kaçmak; Allah yolunda cihadı terk etmek.<br />
 <br />
 71- Rüşvet almak ve vermek.<br />
 <br />
 72- Gücü yeten kimsenin münkeri/kötülüğü menetmemesi/engellememesi.<br />
 <br />
 " Allah`a şirk koşmak, içki içmek, kumar oynamak " (el-Bakara, 2/219); haram aylarda harbetmek (el-Bakara, 2/217); bakmakla yükümlü olduğu yetimin malınıkendi malına katarak O`nun rızası olmaksızın yemek (en-Nisa, 4/2; Isra, 17/34); fakirlik korkusuyla kendi çocuğunu öldürmek (Isra, 17/31); insanlar arasında fitne çıkarmak (el Bakara 2/217); faiz yemek (el-Bakara, 2/275); Allah`tan başkasına ibadet etmek (Isra,17/23); ana-babaya isyan etmek (Isra,17/23), akrabaya miras hakkını vermemek (en-Nisa, 4/7, 13; Isra, 17/26); malı gereksiz yere israf etmek (Isra, 17/27); zina yapmak (Isra 17/32; en-Nisa, 4/15-16); haksız yere adam öldürmek (Isra, 17/33); ölçü ve tartıyı tam yapmamak (Isra, 17/35); kibirlenmek (Isra, 17/37); iffetli kadına zina isnat etmek (en-Nisa, 4/23); tesettüre riayet etmemek (en-Nur, 24/31 ); yalan yere yemin; Peygamber`e (s.a.s.) yalan hadis uydurmak (Peygamber`e yalan yere hadis uydurmak, büyük günah olmanın ötesinde, küfür sayılabilir. Çünkü şerîat`ın temel kaynaklarından ikincisi "sünnettir". Sünnete yalan isnat etmek; bazı konularda Islâm`ı temelinden yıkabılir); insanları diliyle çekiştirmek; kaş göz hareketleriyle alay etmek (Hümeze, 104/1 ).<br />
 <br />
 İslâm inancında peygamberler dışında bütün insanlar günah işlerler. Günah, Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına aykırı söz ve davranışların din açısından suç sayılmasıdır. Yüce Allah'ın hem emrettiğini yapmamak, hem de yasakladığını yapmak, aynı şekilde günahtır. <br />
 <br />
 Kur'an-ı Kerim ve hadislerde Müslümanın sakınması gereken büyük günahlar sayılmıştır. Bu günahlardan birini işleyen Müslümanın mutlaka tövbe edip pişmanlık duyması gerekir.<br />
 <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bu büyük günahlardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz;</span><br />
 1- Allah'a ortak koşmak. (En büyük günahtır. Bunu işleyen Kelime-i Şehadet getirmeli yeniden dine dönmelidir.)<br />
 2- Zina<br />
 3- Haram para kazanmak.<br />
 4- İçki ve benzeri uyuşturucu maddeler (sıvı gaz veya katı olabilir) kullanmak.<br />
 5- Hırsızlık<br />
 6- Adam öldürmek.<br />
 7- Namuslu kadına zina iftirası atmak.<br />
 8- Yalan şahitlik yapmak.<br />
 9- Doğru şahitlikten kaçmak.<br />
 10- Yalan yere yemin etmek.<br />
 11- Gasp etmek.<br />
 12- Faiz yemek veya faiz vermek.<br />
 13- Rüşvet almak veya vermek.<br />
 14- Anne-babaya karşı gelmek. (Ancak anne ve baba dine aykırı bir emir verirlerse onları dinlemezsiniz.)<br />
 15- Akrabalarla ilişkiyi kesmek.<br />
 16- Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sözlerini reddetmek veya ona söz uydurmak.<br />
 17- Namazları kılmamak.<br />
 18- Oruç tutmamak.<br />
 19- Zekat vermemek.<br />
 20- Müsait olanın hacca gitmemesi.<br />
 21- Ölçü ve tartıda hile yapmak.<br />
 22- Sahabeye dil uzatmak.<br />
 23- Hz. Peygamber (s.a.v.)'in mucizelerini reddetmek.<br />
 24- Sihir ve büyü yapmak.<br />
 25- Hayvanlara eziyet etmek.<br />
 26- Domuz eti yemek.<br />
 27- Allah'tan gayrisi için kesilen hayvanı yemek. Leş yemek.<br />
 28- Gıybet, iftira etmek.<br />
 29- Yetim hakkı yemek.<br />
 30- Kul hakkı yemek.<br />
 31- Allah'tan ümit kesmek.<br />
 32- Kumar oynamak.<br />
 33- İsyan etmek.<br />
 34- Yol kesmek, eşkıyalık. Mafyacılık.<br />
 35- İntihar etmek.<br />
 36- İnsanların namus ve iffetine küfretmek.<br />
 37- Müslümana silah çevirmek. Bize silah çeviren bizden değildir buyurmuştur. Efendimiz.<br />
 38- Stokçuluk yapmak.<br />
 39- İnsanları aldatmak, kandırmak.<br />
 40- Kötü bir çığır açıp insanları şerre yönlendirmek.<br />
 <br />
 En büyük günah<br />
 <br />
 Sual: En kıymetli ibadet ve en büyük günah net olarak hangisidir? Hadis-i şeriflerde çok farklı bildiriliyor. Bir hadiste ana babaya itaat, başka birinde namaz deniyor. Günahlar için de aynı şekilde farklı hadis-i şerifler var. Yedi büyük günah bildiriliyor. Başka bir hadiste bu yedi günahın dışında olarak zina en büyük günah denirken, başka bir hadiste içki içmek en büyük günah olarak bildiriliyor. Bunların sebebi nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Hangi ibadet, Allahü teâlânın rızasına kavuşturursa, o en büyük ibadet olur. En büyük günah ise, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da biz bilemeyiz. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalıdır. Belki bizim büyük sanmadığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Nefsine yenilip günah işleyen de, korku içinde olmalıdır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (Pervasızca günah işleyen mümine Allahü teâlâ gazap eder.) [Ukaylî]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerin farklı olmasının sebebi ise şudur:<br />
 Suali soranların hallerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Kimisi için namazdır, kimisi için emri maruftur. Günahlar da öyledir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Bir de, zamana göre, uygun cevap verilmiştir. Mesela İslamiyet’in ilk zamanları cihad önemli idi. Günümüzde emr-i marufun, ehli sünnet itikadını yaymanın önemi büyüktür. Demek ki, kişilerin hallerine ve zamana göre büyüklük değişiyor. Zaten emredilen ibadetleri yapmak, yasak edilenlerden kaçınmak her Müslümanın her zaman vazifesidir.<br />
 <br />
 Sual: Şirk hariç, en büyük günah nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Günah, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak yani isyan etmek olduğu için, günahların hepsi de büyüktür. En büyük günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da insan bilemez. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalı. Belki bizim küçük sandığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Âlimlerimiz buyuruyor ki:<br />
 En büyük günah, bid’at itikadında olmaktır. Doğru iman bilgileri öğrenilmezse, yani iman bozuksa, yaptığı ibadetlerin hiç kıymeti olmaz.<br />
 <br />
 En büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan daha büyük günah ise, günahı ibadet olarak yapmaktır. Bid’at işleyenler böyledir. Bid’ati, dinin emri gibi yapar.<br />
 <br />
 En büyük günah, kalb kırmaktır.<br />
 En büyük günah, kibirdir.<br />
 En büyük günah, gıybettir.<br />
 <br />
 En büyük günah, namazı özürsüz kazaya bırakmaktır. Farzları, vazife bilip, kaza etmeyi, ödemeyi düşünmek şartı ile, tembellikle yapmamak, en büyük günahtır. Vazife bilmemek, önem vermemek ise, küfür olur. Namaz kılmamak, diğer bütün günahlara yol açacağı için, en büyük günah namaz kılmamak denebilir. Namaz kılan, diğer günahlardan korunur. Çünkü Kur’an-ı kerimde, namazın bütün kötülükleri önleyeceği bildiriliyor.<br />
 <br />
 Büyük günahlarla ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:<br />
 (En büyük günah, katillik, ana babaya zulüm, yalan yere şâhitliktir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (En büyük günah, yalan yere yemin etmektir.) [Buhari]<br />
 <br />
 (En büyük günah, dünya sevgisidir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır.) [Beyheki, İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (En büyük günah, zinadır.) [İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (En büyük günah, içki içmektir.) [Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, Allah hakkında suizan etmektir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (En büyük günah, haksız yere, bir Müslümanın malını almaktır.) [Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, faiz, iffetli kadına iftira, yetim malı yemektir.) [Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, kişinin, geçimi kendisine ait olanları ihmal etmesidir.) [Müslim]<br />
 <br />
 (En büyük günah, kişinin borcunu ödemek için mal bırakmadan ölmesidir.) [Ebu Davud]<br />
 <br />
 (Gıybet zinadan da büyük günahtır. Zinadan tevbe edeni Allahü teâlâ affeder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [Taberani]<br />
 <br />
 (Livata yapan mel’undur.) [İ. Ahmed]<br />
 <br />
 (Vasiyette vârislerden birini zarara sokmak büyük günahtır.) [İbni Cerir]<br />
 <br />
 (Avret yerlerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim]<br />
 <br />
 (Bir Müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R. Nasıhin]<br />
 <br />
 (Küçük günaha devam etmek, büyük günah olur.) [İ. Asakir]<br />
 <br />
 (Küçük görünen günahlar, toplanınca sahibini helak eder.) [Taberani]<br />
 <br />
 (Şu yedi büyük günahtan kaçının: 1- Allah’a şirk koşmak, 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek.) [Taberani]<br />
 <br />
 (İlmi gizlemekle yapılan hıyanet, malda yapılan hıyanetten daha büyük günahtır.) [Ebu Nuaym]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerde, suali soranların hâllerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Günahın büyüklüğü, kişilerin hâllerine ve zamana göre değişiyor.<br />
 <br />
 Sual: Şu hadisi bildirdiniz:<br />
 (Beş vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, zekatını veren ve yedi büyük günahtan kaçınana, Cennetin bütün kapıları açılır, selamet ve emniyet içinde gir denilir.) [Nesai]<br />
 Bu hadiste bildirilen yedi büyük hangileridir?<br />
 CEVAP<br />
 Yedi büyük günah şunlardır: 1- Allah’a şirk koşmak. 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek. (Buhari, Müslim) Başka bir hadis-i şerifte de, yedi büyük günah içinde Müslüman olan ana babaya asi olmak ifadesi geçiyor. Allah’a şirk koşmak küfürdür. Küfür de, bazen büyük günahlar arasında sayılır.<br />
 <br />
 Allah kimleri sevmez<br />
 Sual: Allah kimleri sevmez?<br />
 CEVAP<br />
 Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
 Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise, sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz. (1/266)<br />
 <br />
 Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
 (Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.) [Lokman 18]<br />
 <br />
 Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (“Allah’tan kork” denince, “Sen kendine bak” diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî]<br />
 <br />
 (Düşmanlıkta ileri gidenleri Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, kibirlileri sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, komşusuna sıkıntı vereni sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, eshabımı ve akrabamı incitenleri sevmez.) [Taberani]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ. Gazali]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, cimriliği sevmez.) [Berika]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, zalim zengini sevmez.) [Bezzar]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, taatten gafil olanı sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çalışmayan gençleri sevmez.) [Münavi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, hakkı kabul etmekte inat edeni sevmez.) [Buhari]<br />
 <br />
 En şiddetli azap<br />
 Sual: Müslüman olduğu hâlde, günahları çok gelerek Cehenneme düşen kimseler içinde, azabı en şiddetli olan kimlerdir? Yani hangi günah sebebiyle şiddetli azaba maruz kalırlar?<br />
 CEVAP<br />
 Bu, şahıslara göre değiştiği gibi, günahı işleyiş sebeplerine göre de değişir. Mesela bir kralın zulmü ile bir kölenin zulmü aynı olamaz. Put yapanla, resim çizenin, azapları aynı olmaz. Niyetlerine göre değişir. Peygamber efendimizin, bazı günahların önemini bildirmek için, (Şu günahları işleyen en şiddetli azaba mâruz kalacaktır) buyurduğu olmuştur. Bunlardan üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, canlı resmi yapandır.) [Buhârî]<br />
 <br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, zâlim hükümdardır.) [Beyheki]<br />
 <br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.) [Taberanî]<br />
 <br />
 “Allah’ın emirlerini yerine getirmeme ve yasakladığı şeyleri yapma şeklinde” tarif edilen günah, aynı zamanda insanı Allah’ın yolundan uzaklaştıran bir başkaldırı olarak da tanımlanır.<br />
 <br />
 Pek çok çeşidi olan ve din âlimlerince ayet ve hadislerden hareketle, büyük ve küçük günahlar diye ikiye ayrılmış.<br />
 Işık Yayınları’ndan İlahiyatçı yazar Murad Karasoy imzasıyla çıkan “Büyük Günahlar” isimli kitap günah kavramını, insanı günaha sevk eden nedenleri ve günah çeşitlerini ele alıyor.<br />
 <br />
 Büyük günah ile küçük günah arasındaki farkın detayları ile anlatıldığı kitapta günahı büyükleştiren kriterlere de geniş yer verilmiş. Kuran-ı Kerim’de geçen büyük günahların ayetlerle nasıl anlatıldığı “Büyük Günahlar” kitabının odak noktası ise; 76 büyük günah.<br />
 <br />
 Kitabın ön sözünde, "günah kavramı" için, “Büyük olsun, küçük olsun, her günah esasında Allah’a karşı yapılmış bir edepsizliktir, çizgi dışına çıkmaktır. Aynı zamanda büyüklerimizin ifadesiyle küfre doğkullanru bir adım atmadır. Çünkü her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.” Yorumunu yapan Murad Aksoy kaynak olarak ise, kıraat, hadis, cerh, tadil, tarih, hal tercümeleri, akait, fıkıh usulü hakkında yaklaşık 214 eser yazmış büyük İslam alimi İmam Zehebî’nin ölçülerine göre hareket etmiş. Bir anlamda İmam Zehebi'nin "Kitabu'l-Kebair" kitabını sadeleştiren Aksoy, büyük günahları 76 başlık altında ele almış.<br />
 <br />
 "Büyük günah işleyen birisinin dini statüsünün ne olduğuna dair" ve bu mihvalde en çok merak edilen sorulara, ayet ve hadis kaynaklı cevapların verildiği kitapta, günahtan korunmanın yolları da var.<br />
 <br />
 Kitapta ayrıca, Peygamber Efendimizin zina yapmak için kendisinden izin isteyen bir sahabeyi ikna etmesi konusuna da yer verilmiş.<br />
 <br />
 <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">”Büyük Günahlar” kitabına göre insanı helak eden 76 büyük günah şöyle:</span><br />
 <br />
 1. Büyük Günahların En Büyüğü: Allah’a Ortak Koşmak (Şirk)<br />
 2. Ana Babaya Asi Olmak, Onlara Eziyet Etmek<br />
 3. Yalan Yere Şahitlik Etmek<br />
 4. İnsan Öldürmek<br />
 5. Sihir (Büyü) Yapmak<br />
 6. Namazı Terk Etmek<br />
 7. Zekâtı Vermemek<br />
 8. Faiz Yemek<br />
 9. Yetim Malını Yemek ve Ona Zulmetmek<br />
 10. Allah’a ve Resûlü’ne Yalan İsnad Etmek<br />
 11. Özürsüz Olarak Ramazanda Bir Gün Bile Oruç Tutmamak<br />
 12. Savaş Meydanından Kaçmak<br />
 13. Zina Yapmak<br />
 14. İdarecinin Halkını Aldatması, Onlara Zulmedip Zorbalık Yapması<br />
 15. Haram Olan İçkiyi (Hamr) İçmek<br />
 16. Kibirlenmek, Kendini Beğenmek, Övünmek<br />
 17. Livata<br />
 18. İffetli Kadın veya Erkeğe İftirada Bulunmak<br />
 19. Kamu Malından, Ganimetten, Devletten ve Zekâttan Çalmak<br />
 20. Haksız Yollarla İnsanların Mallarına El Koymak, Haram Yemek, Haram Kazanç<br />
 21. Hırsızlık Yapmak<br />
 22. Yol Kesmek<br />
 23. Yalan Yere Yemin Etmek<br />
 24. Çok Yalan Söylemek, Sözlerinin Çoğu Yalan Olmak<br />
 25. İntihar Etmek<br />
 26. İdarecinin ve Hâkimin Adaletsiz Olması, Haksızlık Yapması, Rüşvet Almak<br />
 27. Deyyusluk, İki Kişi Arasında Bozgunculuk İçin Çalışmak<br />
 28. Karşı Cinse Özenmek (Erkeğin Kadına Kadının da Erkeğe Benzemesi)<br />
 29. Hulle Yapmak ve Yaptırmak<br />
 30. Ölü Eti, Leş, Kan ve Domuz Eti Yemek<br />
 31. İdrardan Sakınmamak<br />
 32. Haraç Toplamak<br />
 33. Riyakârlık Yapmak, Gösteriş, İkiyüzlülük<br />
 34. Allah ve Resûlüne İhanet Etmek, Emanete Hiyanet<br />
 35. İlmi Gizlemek ve Sadece Dünya İçin Öğrenmek<br />
 36. İyiliği Başa Kakmak<br />
 37. Kaderi Yalanlamak ve İnkâr Etmek<br />
 38. Başkalarının Söz ve Sırlarını Öğrenmeye Çalışmak<br />
 39. Lanet Etmek, Sövmek<br />
 40. Sözünde Durmamak, Ahde Vefasızlık<br />
 41. Kâhin, Büyücü ve Müneccimi Tasdik Etmek<br />
 42. Kadının Kocasına Haksız Yere Huysuzluk Yapması (Nüşûz)<br />
 43. Akrabaların Hakkını Gözetmemek, Onlarla İlişkiyi Kesmek<br />
 44. Resim Yapmak<br />
 45. Söz Taşımak, Koğuculuk<br />
 46. Ölenin Ardından Ağıtta Aşırı Gitmek<br />
 47. Nesebe ve Soya Sövmek<br />
 48. Baş Kaldırmak, İsyan Etmek, Haddi Aşmak, Başkalarının Hukukunu Çiğnemek, Serkeşlik Etmek<br />
 49. Gücü Yettiği Hâlde Haccı Terk Etmek<br />
 50. Müslüman’a Eziyet Etmek ve Ona Sövmek, Küfretmek<br />
 51. Allah Dostlarına Eziyet Etmek ve Onlara Düşman Olmak<br />
 52. Elbiseyi Kibir Maksatlı Uzatmak (Elbise ile Gösteriş Yapmak)<br />
 53. Erkeğin İpek Giymesi, Altın Kullanması<br />
 54. Kölenin Efendisinden Kaçması<br />
 55. Allah’tan Başkasının Adına Kurban Kesmek<br />
 56- İnsanlara Yol Gösteren Levhaların ve Hudut İşaretlerinin Yerini Değiştirmek ve Sökmek<br />
 57. Sahabe Efendilerimize Sövmek, Kötü Söz Söylemek<br />
 58. Ensardan Herhangi Birine Sövmek, Kötü Söz Söylemek<br />
 59. Dalalete Çağırmak, Bid’atçılık, Kötü Bir Çığır Açmak<br />
 60. Peruk Takmak, Dişlerin Arasını Seyreltmek ve Dövme Yaptırmak<br />
 61. Herhangi Bir Kesici Aleti, Silahı Kardeşine Doğru Tutarak Korkutmak<br />
 62. Bilerek Babasından Başkasına Baba Demek<br />
 63. Uğursuzluğa İnanmak<br />
 64. Altın ve Gümüş Kaptan Yemek İçmek ve Kullanmak<br />
 65. Cedelleşmek, Diyalektik, Kur’ân ve Dini Konularda Deliller Aramak<br />
 66. Eşine, Hizmetçilerine, Zayıflara ve Kölelere Haksızlık Edip Zulmetmek ve Eziyet Etmek<br />
 67. Tartıda ve Ölçüde Haksızlık Yapmak<br />
 68. Allah’ın Azabından (Mekr’inden) Emin Olmak<br />
 69. Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmek<br />
 70. İyiliğe Karşı Nankörlük Yapmak<br />
 71. Fazla Suyu Hapsedip Kimseye Vermemek<br />
 72. Hayvanın Yüzünü Dağlamak<br />
 73. Kumar Oynamak<br />
 74. Harem (Mekke) Bölgesinde Taşkınlık Yapmak<br />
 75. Özürsüz Cuma Namazını Terk Etmek, Bunda Israrcı Olmak<br />
 76. Müslümanları Gizlice İzlemek ve Mahremlerini Açığa Çıkarmak<br />
 <br />
 SORU:<br />
 <br />
 Büyük günahlar nelerdir? Büyük günah işleyenler kâfir mi olur?<br />
 <br />
 CEVAP:<br />
 <br />
 Büyük günahlara “kebâir” denilir. Onların belli başlıları şunlardır:<br />
 <br />
 Allah’a ortak koşmak, adam öldürmek, zina iftirasında bulunmak, zina etmek, cihattan kaçmak, sihir yapmak, yetimin malını yemek, ana-babaya karşı gelmek, kul hakkı yemek, Mekke’nin hareminde günâh işlemek, faiz yemek, hırsızlık yapmak, içki içmek, kumar oynamak.<br />
 <br />
 Bir Müslüman hafife almadan, kalbinde tasdik olduğu halde büyük günah işlerse, dinden çıkıp kâfir olmaz.<br />
 <br />
 Kebâirin (büyük günahların) en büyüğü Allah’ı ikinci sıraya koyarak Allah’ın bazı özelliklerine sahip sayılan bir varlığı öne almaktır. Bu, Allah’a şirk koşmak olur.. Buna ekberu’l-kebâir denir.<br />
 <br />
 “Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun altındaki günahı, bağışlama düzenine uyan için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, ona büyük bir iftirada bulunmuş olur.” (Nisâ, 4/48)<br />
 <br />
 Günahların büyük ve küçük diye ikiye ayrılması ayetler ve hadislerle sabittir. İlgili ayetler şunlardır:<br />
 <br />
 “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” (Nisâ, 4/31)<br />
 <br />
 “Onlar (mü’minler), büyük günahlardan ve hayâsızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.” (Şûrâ, 42/37)<br />
 <br />
 “Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.” (Necm, 53/32)<br />
 <br />
 De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını sıralayayım: Hiçbir şeyi Allah ile bir tutmayın, anaya babaya iyilikten geri durmayın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onların ve sizin rızkınızı veren Allah’tır. Fuhşun açığına da gizlisine de yaklaşmayın, Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın, haklı sebeple olursa başka. İşte bunlar, Allah’ın size yüklediği görevlerdir, belki aklınızı kullanırsınız.<br />
 <br />
 Rüşt çağına ulaşıncaya kadar yetimin malına yaklaşmayın, onun iyiliğine olan bir yolla olursa başka. Ölçü ve tartı işlemlerini tam ve dengeli yapın. Biz kimseyi gücünden fazlasıyla yükümlü tutmayız. Yakınınız da olsa söz söylediğinizde adaletli olun. Allah’a verdiğiniz sözü tam olarak yerine getirin. İşte Allah sizden bir de bunları istemiştir, belki aklınızı başınıza alırsınız.<br />
 <br />
 İşte bu benim dosdoğru yolumdur; onu takip edin, başka yolları takip etmeyin, yoksa o takip sizi benim yolumdan ayırır. Bunlar da Allah’ın sizden istekleridir, belki korunursunuz. (En’âm, 6/151-153)<br />
 <br />
 “Rabbin kararını vermiştir; ondan başkasına kulluk etmeyeceksiniz ve anaya babaya iyilikte bulunacaksınız. Onlardan biri, ya da ikisi yanında ihtiyarlayacak olursa sen onlara of! deme ve ilgisiz davranma, ikisine de saygı dolu sözler söyle.<br />
 <br />
 Onları merhamet kanatlarının altına al. De ki; “Rabbim! Küçükken onlar bana nasıl iyilikte bulundularsa sen de onlara o şekilde iyilikte bulun.”<br />
 <br />
 Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Siz iyi davranırsanız o, yanlıştan dönenleri bağışlar.<br />
 <br />
 Yakınlarına, yoksullara ve yolda kalanlara hakkını ver ama saçıp savurma.<br />
 <br />
 Saçıp savuranlar şeytanların yoldaşlarıdır. Şeytan Rabbine karşı çok nankördür.<br />
 <br />
 Rabbinden beklediğin bir ikramın peşinde olduğun için uzak durursan onlara teselli edici sözler söyle.<br />
 <br />
 Ne eli sıkı ol, ne de onu büsbütün aç. Yoksa hem dile düşmüş, hem de açıkta bırakılmış olarak oturur kalırsın.<br />
 <br />
 Senin Rabbin, düzenine uyan ve gerekli güce sahip olan için rızkı yayar. O, kullarının içini bilir ve her şeyi görür.<br />
 <br />
 Yoksulluk korkusuyla evladınızı öldürmeyin. Onların rızkını biz veririz; sizinkini de. Onları öldürmek büyük bir yanlıştır.<br />
 <br />
 Zinaya yaklaşmayın; o, çirkin bir iştir, kötü bir yoldur.<br />
 <br />
 Allah’ın dokunulmaz kıldığı insanı öldürmeyin; haklı sebeple olursa başka. Kim haksız yere öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da katili öldürme işinde aşırıya kaçmasın. Çünkü o yardım görmüştür.<br />
 <br />
 Güçlü haline ulaşıncaya kadar yetimin malına el sürmeyin; daha iyi bir sebeple olursa başka. Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluk doğurur.<br />
 <br />
 Ölçerken tam ölçün ve doğru tartıyla tartın. Böylesi hem hayırlıdır, hem de sonu daha güzel olur.<br />
 <br />
 Bilgi sahibi olmadığın şeye körü körüne uyma. Kulak, göz ve gönül; bütün bunlar ondan sorumlu tutulur.<br />
 <br />
 Yeryüzünde şımarık şımarık yürüme. Çünkü ne yeri yarabilirsin ne de dağların boyuna ulaşabilirsin.<br />
 <br />
 Buradakiler kötü olanları Rabbin katında çirkin görülmüştür.<br />
 <br />
 Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetler, doğru hükümlerdir. Allah’ın yanında bir başka tanrı oluşturma; yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak Cehennem’e atılırsın. (İsrâ, 17/23-39)<br />
 <br />
 Allah’ın Elçisi şöyle demiştir:<br />
 <br />
 “Felâkete sürükleyen yedi şeyden sakınınız.”<br />
 <br />
 -Ey Allah’ın Elçisi nelerdir onlar?<br />
 <br />
 –Allah’a ortak koşmak, sihir, haklı sebeple olması bir yana Allah’ın dokunulmaz kıldığı bir canı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana toplu hücum yapılacağı sırada savaştan kaçmak ve kötü yolla ilgisi olmayan namuslu mümin kadınlara zina iftirasında bulunmaktır.” (Buhârî, Vesâyâ, 23; Müslim, İman 145 (89)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Müslümanın Dikkatle Kaçınması Gereken Hususlar]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1324</link>
			<pubDate>Sun, 11 Oct 2020 16:56:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1324</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müslümanın Dikkatle Kaçınması Gereken Hususlar </span></span><br />
 <br />
 Ehl-i Sünnete uymayan bozuk i’tikatlar,<br />
 Ameli terk etmek,<br />
 Niyette ve işlerinde doğruluktan ayrılmak,<br />
 Günahta israr etmek,<br />
 İslâm ni’metine şükrü terk etmek,<br />
 Îmansız gitmekten korkmamak,<br />
 Başkalarına zulmetmek,<br />
 Sünnet üzere okunan ezana icâbet etmemek,<br />
 Dine aykırı olmayan yerlerde, Anne ve babasına âsi olmak,<br />
 Çok yemin etmek.<br />
 Namazı hafife almak, tadîl-i erkânı terk etmek,<br />
 Haram olan içkileri içmek,<br />
 Müslümanlara eziyet vermek,<br />
 Velî olmadığı halde velilik iddiasında bulunmak,<br />
 Günahını unutmak,<br />
 Kendini beğenmek, kendisini çok âlim görmek,<br />
 Koğuculuk ve gıybet etmek,<br />
 Mümin kardeşine hased etmek, çekememek,<br />
 Ülü’l-emre itaat etmemek,<br />
 Bir adama, tecrübe etmeden, iyi veya kötüdür diye peşin hükümde bulunmak,<br />
 Yalan söylemek,<br />
 Dîni öğrenmekten kaçınmak,<br />
 Erkeklerin kadınlara, kadınların erkeklere benzemeye çalışması,<br />
 Din düşmanlarına sevgi beslemek,<br />
 Hakîki din âlimlerine düşman olmak<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helal ve Harmalar </span></span><br />
 <br />
 Haram demek yapılması bizzat Allah tarafından yasaklanmış eylemler demektir. Allah’ın peygamberleri aracılığıyla kullarına yasak ettiği, izin vermediği davranışların bile bile yapılması demektir. Yapıldığı takdirde günah vardır. Örneğin; içki içmek, kumar oynamak, zina yapmak.<br />
 <br />
 Helal ise, Allah tarafından serbest bırakılmış, yapılmasına izin verilen eylemlerdir.<br />
 <br />
 Haram kılınmış bir şey herkes tarafından zamanla helal bir davranış gibi algılanıp yapılsa da, bu konuda getirilmiş ayetler hiçbir zaman değişmez. Allah yasak kıldığı şeyleri yapan kulları sevmez. Ancak zamanla haramdan uzaklaşıp tövbe eden kulların affedileceği bizlere Kuran’da müjdelenmiştir. Aynı şey, Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram kabul edenlerin yolundan gidenler için de geçerlidir.<br />
 <br />
 Kuran-ı Kerim’deki Maide Suresi’nin 87. Ayetinde konuyla ilgili şu sözler bulunmaktadır: “Ey İman edenler! Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri ( kendi kendinize) haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez.”<br />
 <br />
 Bazı insanlar süs eşyalarının haram olduğu konusunda gayet emindir. Üstelik Allah’tan gelen böyle bir ayet olmadığı halde. Bakın Mümin Suresi’nin 56. Ayeti’nde ne yazılıdır: “Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir.”<br />
 <br />
 Ve Yunus Suresi’nin 59. Ayetinden de bir alıntı yaparak konumuzu zenginleştirelim: “Ne oldu size de Allah’ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”<br />
 <br />
 Öncelikle şunu bilmemiz gerekiyor ki İslamiyet’te haramların ve helallerin ne olduğunu sadece Allah belirler.<br />
 <br />
 Peygamberlerin bile herhangi bir şeyi haram kılma ya da helal sayma gibi bir yetkisi yoktur. Onlar sadece Allah’ın emir ve yasaklarını, koyduğu haramları ve helalleri yer yüzünde yaşayan insanlara bildirmek için birer aracıdır. İslamiyet’te Allah’tan başka hiç kimsenin de helalin ya da haramın ne olacağını belirleme yetkisi yoktur ve olamaz.<br />
 <br />
 Hatta Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi “haram” ilan etmek ya da Allah’ın helal kabul etmediği bir şeyi “helal” kabul etmek son derece çirkin bir davranış olarak görülmüş, haddi aşmak olarak kabul edilmiştir. Bunların ötesinde günah olarak kabul edilmiştir. Helal ve haram son derece önemli konular ve hassas dengelerdir. Allah’ın haram kıldığı bir şeyi helal kabul edenlerin yolundan gitmek “şirk” olarak görülmüştür. ( Hangi Davranışlar Şirke Girer?) Yani Allah’tan başkasını ilah edinmek. Ve bu da Allah’ın affetmeyeceği iki günahtan birisidir. Diğeri kul hakkına girmektir. Elbette ki tövbe edip hal ve davranışlarını düzeltenlerin affolunacağını Allah insanlara Kuran – ı Kerim’de bildirmiştir.<br />
 <br />
 Muhammed ( SAV)’in ölmeden kısa bir süre önce yaptığı “Veda Hutbesi”’nde en çok vurguladığı haramlara değinmek istiyoruz.<br />
 <br />
 Putperestlik ve Cinayet Hutbesi; Peygamber Efendimiz ( SAV)’in Veda Hutbesi’nde ilk olarak dile getirdiği haram; putperestlik ve insanların birbirini haksız yere öldürmesidir. Bakın Peygamber Efendimiz ( SAV)’in bu konuyla ilgili sözleri nasıldır: “Sakın benden sonra eski sapıklıklarınıza dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!”<br />
 <br />
 Faiz; İkinci olarak vurguladığı haram, faizdir. Her kim ki bir diğer kişiden faiz amacıyla bir şey aldıysa onu hemen sahibine vermesini emrediyor. Faizin her türlüsünün kaldırıldığını belirtiyor ve kaldırmış olduğu ilk faizin de amcası Abbas’ın faizi olduğunu belirtiyor. Elbette ki faiz amacıyla verilmiş ana paraların helal kabul edilip geri alınabileceğini de ekliyor. Sadece faiz kısmını haram ilan ediyor.<br />
 <br />
 Cahillik Adetleri ve Kan Davaları; Peygamberimizin üçüncü olarak vurguladığı haram ise cahillik adetleri ve kan davalarıdır. Cahillik dönemindeki adetlerin hepsini ayağının altına aldığını belirtiyor ve bütün kan davalarını kaldırıyor. Ve ilk başta da kendi akrabalarının kan davasını kaldırıyor. Ve şeytana her ne olursa olsun uyulmamasını orada bulunan Müslümanlara buyuruyor.<br />
 <br />
 Kadın Haklarına Uymamak; Daha sonrasında Peygamber Efendimiz ( SAV)’in üzerinde durduğu en büyük haram, kadın haklarının gözetilmemesidir. Onların hakkının yenmesidir. Erkeklerin, eşlerini Allah’ın bir emaneti olarak aldığını belirtiyor ve de bu emanete çok iyi bakılması gerektiğini emrediyor. Hem erkeklerin kadınlar üzerinde hakkı olduğunu açıklıyor hem de kadınların erkekler üzerinde hak sahibi olduğu konulara değiniyor.<br />
 <br />
 Eşlerin Birbirine Karşı Görevi; Kadınların erkeklere karşı görevinin yataklarına bir yabancıyı almamaları ve kocalarının hoşnut olmadığı, sevmediği kişileri onların izni olmadan eve almamalarıdır. Erkeklerin kadınlara karşı görevi ise, yukarıda sayılan kadın görevlerini yapmadıkları sürece onlarla yatağa girmemeleri ve onları bu yoldan sakındırmaya çalışmalarıdır. Ve onlara yiyeceklerini, giyeceklerini temin etmektir. Müslümanlara Kuran – ı Kerim’i ve Peygamber sünnetlerini emanet olarak bıraktığını, Müslümanların bunlara uydukça asla yoldan şaşırmayacaklarını açıklıyor.<br />
 <br />
 Cinayet ve Hırsızlık; Müslümanlara Müslüman’ın kanının ve malının haram olduğunu belirtiyor. Elbette ki gönül rızasıyla alıp verdiğiniz mallar bu haram kategorisine girmemektedir.<br />
 <br />
 Miras; Her miras sahibine, mirastan kalan hakkın tas tamam verilmesini de emretmiştir. Elbette burada belirtilen bütün haram ve helaller Peygamber Efendimiz ( SAV)’e Hz. Cebrail aracılığıyla bildirmiştir. Hz. Muhammed ( SAV) bu haram ve helalleri insanlara duyuran bir aracıdır.<br />
 <br />
 Soyunu İnkar Etmek veya Kendi Soyunu Üstün Kabul Etmek; Ayrıca, insanın kendi babasını, soyunu inkar etmesini de yasaklamış; bunu yapanları lanetlenmekle korkutmuştur. Ve bu kimselerin şahitliğinin kabul edilmeyeceğini bildirmiştir. Ayrıca bu kimselerin tövbesinin de kabul olunmayacağını söylemiştir. Bunun dışında üzerinde en çok durduğu haramlardan biri de kendi soyunu, ırkını, sülale veya aileni diğerlerinden üstün tutmaktır. Bu konuda insanları çok dikkatli bir şekilde uyarmış ve hiç kimsenin bir diğerinden zenginlik, köken, ırk vb. sebeplerle üstün olamayacağını ilan etmiştir. Asıl üstünlüğün, din ve takva yönünden olduğunu belirtmiştir. Arap’ın Türk’e ya da Türk’ün Kürt’e karşı bir üstünlüğü yoktur. Elbette ki kimin dini inancı daha kuvvetli ise ve kim Allah’ın emir ve yasaklarına daha iyi uyuyorsa asıl üstün olan odur dinimize göre.<br />
 <br />
 Hiç Kimse İşlemediği Bir Günahtan Yargılanamaz; Peygamber Efendimiz ( SAV)’in üzerinde durduğu en önemli noktalardan birisi de, hiç kimsenin kendi işlemediği bir suçtan ceza alamayacağıdır. Bir babanın işlediği suçun cezasını evladı dahi çekemez. Çünkü o cehalet döneminde insanlar başkalarının suçlarından ceza alabiliyorlardı ve Hz. Muhammed ( SAV), Veda Hutbesi’nde bu konunun yasak olduğunu bildirmiştir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Sayılan En Büyük Günahlar Nelerdir? </span></span><br />
 <br />
 Kuran –ı Kerim’deki bütün haram ve helalleri burada tek tek sayamayacağımız için, Peygamber Efendimiz ( SAV)’in ölmeden önce bir “veda” manasında verdiği hutbeden helal ve haramları özenle seçerek, helaller ve haramlar konusunda sizlere yardımcı olmaya çalıştık. Haram sayılan bu günahların içerisinde bazıları vardır ki Hz. Muhammed ( SAV) onlara özellikle değinmiş ve kullarının bu günahlardan uzak durmasını emretmiştir.<br />
 <br />
 Büyük günah sayılan bu davranışların başında ise şirk, cinayet, adam öldürmek ve hırsızlık gelmektedir. Haram sayılan diğer bazı büyük günahlar ise şu şekilde sıralanmıştır;<br />
 <br />
 <br />
 Allah’a şirk koşmak<br />
 İnsan canına kıymak<br />
 Başkasının malına, mülküne göz dikmek, hırsızlık yapmak<br />
 Faiz yemek<br />
 Zina yapmak<br />
 Livata yapmak<br />
 Duaların kabul olmayacağını zannedip, Allah’tan ümidi kesmek<br />
 Kul hakkı yemek<br />
 Emanete hıyanet etmek<br />
 Yalan yere yemin etmek<br />
 İnsanları Allah yolundan ayırmak.<br />
 <br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslam'da Helal Olan ve Olmayan Yiyecekler </span></span><br />
 <br />
 Yiyecekler ve içecekler konusunda tarih boyunca milletlerin ve dinlerin düşünce ve tavırları farklı olmuştur. Bunları ifrat, tefrit ve îtidal ölçüleri içinde toplamak mümkündür.<br />
 <br />
 a. Hayvanların da insanlar gibi can taşıdığını, onları öldürmeye hakkımız olmadığını ileri sürerek et yemeyi haram sayan Brehmenler bu konuda tefrite düşmüşlerdir.<br />
 <br />
 Halbuki bitki ve hayvanlar, insanlara hizmet için yaratılmış; insanlar ise Allah'a kulluk ile vazifelendirilmiştir. Kâinata konulan nizam bunu gerektirmektedir.<br />
 <br />
 b. Allah, deniz ve kara hayvanlarından bir çoğunu Yahudilere haram kılmıştır. Kur'an, En'âm sûresi 146. âyette bu hususa işaret buyurmaktadır. Ancak bu haramlaştırmanın sebebi, Yahudilerin işledikleri zulüm ve günahlar olmuştur. Allah da ceza olarak bâzı helâl yiyecek ve içecekleri onlara haram kılmıştır.<br />
 <br />
 c. Hıristiyanlar ise, yeme ve içme konusunda ifrata sapmışlardır. Pavlos bu konuda, "ağızdan giren değil, çıkan onu pisler" diyerek, yeme ve içmenin sınırını son derece geniş tutmuştur.<br />
 <br />
 d. Cahiliye Arapları da bazı hayvanları ibâdet ve putlara yakınlaşmak niyetiyle haram kılarken; ölmüş hayvan, akan kan gibi İslâm'ın haram saydığı bâzı maddeleri de helâl saymışlardır.<br />
 <br />
 İslâmiyet bu konuda mutedil bir yol tutmuştur.<br />
 <br />
 İslâm'a göre, eşyada, yiyilip içilme itibariyle asıl olan ibâhe'dir. Yani bütün eşya, insanların istifadesi için yaratılmıştır.<br />
 <br />
 Ancak yenilip içilen eşyanın bir kısmı temiz olmaktan uzak, insan aklına ve sıhhatine muzırdır.<br />
 <br />
 İslâmiyet, bu gibi temiz olmayan, insana zararı dokunan maddeleri haram kılmıştır...<br />
 <br />
 Kur'an'da bu hususta şöyle buyurulmaktadır:<br />
 <br />
 "Ey insanlar! Yeryüzündeki temiz ve helâl şeylerden yeyin..." ( el-Bakara, 168 ).<br />
 <br />
 "Ey îman edenler! Sizi rızıklandırdıklarımızın temizlerinden yeyin. Ve yalnızca Allah'a şükredin"<br />
 <br />
 ( el-Bakara, 172).<br />
 <br />
 Görüldüğü gibi âyette yalnızca temiz ve helâl maddelerin yenilmesi emredilmektedir.<br />
 Yiyecekler<br />
 <br />
 İslâm'ın Yenilmesini Haram Kıldığı Maddeler:<br />
 <br />
 İslâmın yenilmesini haram kıldığı maddeler şunlardır:<br />
 1. Meyte ( leş):<br />
 <br />
 Kur'ân'ın yenilmesini haram kıldığı maddelerin başında "meyte" tabir edilen "leş" gelmektedir.<br />
 <br />
 Leş, insan tarafından yenilmek üzere boğazlanmış veya avlanmış olmayıp, kendi kendine ölmüş bulunan hayvan veya kuşa denir. Böyle bir hayvan temiz değildir, yenilmez.<br />
 <br />
 Leşlerin haram kılınışındaki sır ve hikmete gelince:<br />
 <br />
 a. Tarih boyunca insanlar, bu gibi ölü hayvanlardan tiksinmişler, bütün semavî din mensubları da böyle hayvanları yememişlerdir.<br />
 <br />
 b. Müdahalesiz ölen hayvanlar, genellikle şiddetli zayıflık, zehirlenme ve mikrobik hastalıklar sebebiyle ölürler. Onların yenmesi sıhhî yönden tehlikeli neticeler doğurabilir.<br />
 <br />
 c. insanlar bu hayvanları yemeyince, yaşayan kuşlar ve diğer hayvanlar gıda bulma imkânına kavuşurlar. Gerçekten de leşler, diğer hayvanların fıtrî gıdalarıdır.<br />
 <br />
 d. Murdar ölen hayvanı yiyemiyeceğini bilen sâhibi, onun bakım ve tedavisine dikkat eder, kendi hâline bırakmaz.<br />
 <br />
 * Kendi kendine ölürse, kara hayvanlarının dışında su hayvanları da leş sayılırlar.<br />
 <br />
 * Şu hayvanlar da leş hükmündedirler. Etleri yenilmez:<br />
 <br />
 * Boğazlanmadan boğularak öldürülen hayvanlar,<br />
 <br />
 * Sopa veya herhangi bir şey ile bir yerine vurulmak suretiyle öldürülmüş hayvanlar,<br />
 <br />
 * Yüksek bir yerden düşüp ölen hayvanlar,<br />
 <br />
 * Başka bir hayvanın boynuzuyla, kafasıyla veya tekmesiyle vurulması neticesi ölen hayvanlar,<br />
 <br />
 * Bir yırtıcı hayvan tarafından parçalanmak suretiyle ölen hayvanlar...<br />
 <br />
 Ancak bu saydığımız hayvanlara, henüz kendisinde az çok bir hayat emâresi varken yetişilir,<br />
 <br />
 besmele ile boğazlanırsa, leş olmaktan çıkarlar, etleri yenilir hâle gelir.<br />
 <br />
 * Leşlerin haram oluşundan maksad, onun etinin yenmesidir. Onların boynuzlarından, kemiğinden ve kılından faydalanmak mübahtır.<br />
 <br />
 * Leşin derisinden faydalanmak ise, deriyi tabaklamak suretiyle mümkün olur. Peygamberimiz;<br />
 <br />
 "Tabaklanan herhangi bir deri, temizlenmiş olur" buyurmuştur.<br />
 <br />
 Bundan sadece domuz derisi istisnadır. Domuz derisi tabaklanmakla temizlenmiş olmaz.<br />
 <br />
 * Eti yenen bir hayvanın etinden, daha kendisi hayatta iken kopan bir uzvu ve parçası da leş<br />
 <br />
 hükmündedir.<br />
 <br />
 Bir hayvanın kesildikten sonra, henüz kendisinde hayat eseri varken kopan parçası ise, leş sayılmaz. Ancak böyle bir parçayı yemek mekruhtur.<br />
 <br />
 2. Akmış kan:<br />
 <br />
 Hayvanlar kesilince vücuttaki kanın büyük bir kısmı dışarı akar, az bir miktar da ince damarlarda kalır. İşte bu dışarıya akan kanı yemek, içmek haramdır.<br />
 <br />
 İnce damarın içinde kalan veya dalak ve ciğer gibi âzalarda bulunan kan ise, akmış sayılmadığından et ve sakatat ile birlikte yenilmesi mübahtır.<br />
 <br />
 Kan yemenin haram oluş hikmeti, akan kanın pis oluşu ve insan tabiatının onu kabûl etmeyişidir.<br />
 <br />
 Câhiliye Arabları acıktıkları zaman ellerine sivri uçlu keskin bir kemik veya benzeri bir şey alır,<br />
 <br />
 onunla hayvanı yaralar, akan kanını toplayarak içerlerdi. Kur'an bu kötü âdeti men'etmiştir.<br />
 3. Domuz:<br />
 <br />
 Domuz, tabiatı icabı, ekşimiş ve kokuşmuş maddeler yiyen ve pislik içinde yüzen bir hayvandır. Bu sebeble eti, başta trişin ve tenya olmak üzere birçok mikroba yuvalık yapmaktadır.<br />
 <br />
 Domuz etinin insan sağlığına büyük zararları dokunduğu gibi, insan ahlâkına da menfî te'sirleri olduğu belirlenmiştir. Bilhassa domuz yemenin kıskançlığı, namus duygularını yıprattığı ileri sürülmüştür.<br />
 4. Allah'tan başkası adına kesilenler:<br />
 <br />
 İnsan hayatına ancak Allah Teâlâ son verir. Hayvanların hayatına son vermek ise, yine Allah'ın iradesiyle olmakla beraber, insanlar da etinden, derisinden, yününden faydalanmak için hayvanları öldürmektedirler. Bu fiile izin veren Allah Teâlâ'dır. İşte hayvanı öldürürken, Allah'ın ismini anmak, Allah'ın insana verdiği bu izni tazelemek; ölümün ancak O'nun kudret ve iradesiyle olduğunu hatırlamak içindir.<br />
 <br />
 Hayvanın kesimi sırasında Allah'tan başkasının ismi zikredilince, Allah'ın bu izni ve rızası iptal edilmiş; böylece kesilen hayvandan mahrumiyeti gerektiren büyük bir nankörlük içine girilmiş olur.<br />
 <br />
 Hayvanları Allah'tan başkası adına kesme yasağı, aynı zamanda putperestliğin kökünü kazımak, tevhid inancını perçinlemek hikmetini de taşır.<br />
 5. Diğer kara hayvanlarından yenmesi helâl ve haram olanlar:<br />
 <br />
 * Etinin yenmesi helâl olan hayvanlar şunlardır:<br />
 <br />
 a. Tab'an çirkin, iğrenç ve kötü olmayan ehlî hayvanların etleri, şer'î usule uygun olarak kesilirlerse, dînen helâldir, yenebilir. Koyun, keçi, sığır, manda, deve, geyik, tavuk, hindi, kaz, ördek, devekuşu, bıldırcın, güvercin, keklik ve avlandığını bildiğimiz diğer kuş ve hayvanlar, bu kısma girer.<br />
 <br />
 b. Suda yaşayan balık cinsinden bütün hayvanların da etleri helâldir, yenebilir. Kalkan, sazan, yılan balıkları da bu kısımdandır.<br />
 <br />
 Balık sınıfına giren hayvanların kanları akıcı olmadığı için boğazlama işlemi yapılmaz. Bu hayvanlar, denizde kendi başlarına ölmüşlerse etleri yenmez. Dış te'sirlerden ölmüşlerse ( fırtına, sıcaklık, soğukluk, v.s.) etleri helâldir, yenebilir.<br />
 <br />
 * Etlerinin yenmesi helâl olmayan hayvanlar ise şunlardır:<br />
 <br />
 1. Azı dişleri ve pençesiyle avını tutup parçalayan ve dövüşen vahşî ve yırtıcı hayvanların etleri haramdır, yenmez. Kurt, ayı, aslan, kaplan, sırtlan, pars, sansar, sincap, fil, maymun, tilki, gelincik, kedi, köpek gibi...<br />
 <br />
 2. Tırnaklarıyla avını kapıp avlayan ve tab'an kerih görülen kuşların da etleri haramdır veya tahrimen mekruhtur.<br />
 <br />
 Bunlar; çaylak, kuzgun, kartal, akbaba, yarasa, atmaca, şahin, alacakarga gibi hayvanlardır.<br />
 <br />
 3. Tab'an habis ve iğrenç olan hayvanların etleri de yenmez. Fare, köstebek, kirpi, kertenkele, akrep, yılan, kurbağa, kaplumbağa, salyangoz, solucan, arı, sinek, kurt, böcek, v.s.<br />
 <br />
 4. Temiz olmayan şeyleri yemiş olan tavuk, koyun, sığır gibi hayvanların etleri de, bir temizlik<br />
 <br />
 süresi geçmeden yenilemezler. Bunun için böyle necasetle gıdalanan hayvanlar hapsedilir, temiz gıda ile beslenirler. Bu hapis süresi tavukta üç gün, sığır ve deve için 10 gün, koyun için de 4 gündür.<br />
 <br />
 Domuz sütüyle beslenen hayvanların etleri helâldir.<br />
 <br />
 5. Atlar, cihada yarayan hayvanlar olduğundan İmam-ı A'zam'a göre etleri yenmesi mekruhtur.<br />
 <br />
 İmam-ı Şâfiî ve Ahmed bin Hanbel'e göre ise yenebilir.<br />
 6. Zâruret hâli:<br />
 <br />
 Yukarıda zikrettiğimiz bütün bu haramlar, normal durumlar içindir. Zaruret hâlinin ise, kendisine mahsus hükümleri vardır.<br />
 <br />
 Zaruret hâlinden maksad, açlık ve susuzluğu giderecek, hastalığı tedavi edebilecek helâl bir nesnenin bulunmaması hâlidir.<br />
 <br />
 a. Açlık ve susuzluk:<br />
 <br />
 Ölmeyecek kadar yeyip içmek her insan için farzdır. İnsan bu sayede oruç tutmaya, namaz kılmaya muvaffak olur. İnsan yiyecek ve içecek helâl bir şey bulamazsa, harâm olan şeyden de yeyip içebilir.<br />
 <br />
 Bu yeyişin ve içişin ölçüsü ise, ölmeyecek, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlasını yeyip içmek helâl olmaz. Çünkü zaruretler kendi miktarlarıyla takdir olunurlar. ( Helâl yiyecek ve içeceklerden ise, kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yeyip içmek mübahtır.)<br />
 <br />
 b. Tedavi zarureti:<br />
 <br />
 Tedavi için temiz olan ilâçları yeyip içmek, kullanmak câizdir. Peygamber Efendimiz:<br />
 <br />
 "Ey Allah'ın kulları, tedavide bulununuz. Çünkü Allah Teâlâ, hiçbir illet yaratmamıştır ki, onun için bir deva ve ilâç da yaratmamış olsun. Yalnız bir illet müstesnadır. O da ihtiyarlıktır" buyurmuştur.<br />
 <br />
 Helâl, temiz olmayan şeyler ile tedavide bulunmak, esasen câiz değildir. Ancak bâzı fakihler, ilâcın da gıda gibi zarurî bir ihtiyaç olduğunu ileri sürerek, darda kalındığında haram ile tedaviye cevaz vermişlerdir.<br />
 <br />
 Nitekim, Peygamberimiz erkeklere ipek giymeyi haram kıldığı halde, cild hastalığı sebebiyle<br />
 <br />
 Abdurrahman bin Avf ve Zübeyr bin Avvâm gibi bâzı sahabîlerin giymesine müsaade etmiştir.<br />
 <br />
 Harâm olan bir şey'i ilâç olarak kullanmanın bâzı şartları vardır:<br />
 <br />
 1. Bu ilâç kullanılmadığı takdirde, insan hayatının ve sıhhatının hakikî bir tehlike içinde olması...<br />
 <br />
 2. Onun yerini tutacak helâl bir ilacın bulunmaması...<br />
 <br />
 3. Bu ilâcı, dindarlığına ve ihtisasına güvenilir bir müslüman doktorun tavsiye etmesi...<br />
 <br />
 Bu üç şartın bulunması hâlinde, haram maddelerle de tedavi câiz olur.<br />
 <br />
 Görülen lüzum üzerine bir uzvuna ameliyat yapılacak bir kimseye aklını giderip bayıltacak bir ilâç içirilmesinde de ( narkoz) bir beis yoktur.<br />
 <br />
 c. Zaruretler, başkasının malını da helâl kılar.<br />
 <br />
 Helâl yiyecek ve içeceği olmayan bir müslüman, bunu çevresinde mensubu bulunduğu toplum içinde bulabiliyorsa, onunla ihtiyacını gidermek kendisine mübah olur. İslâmiyet özel mülkiyeti tanımış ve korumuştur. Ancak, bu hak, sınırsız değildir. Nitekim bu sınırlamalardan biri de zaruret hâlidir. Yanında kendi ihtiyacından fazla yiyecek ve içeceği olan kimse, bunu darda kalmış kimseye vermek zorundadır. Vermezse, karşı taraf zorla alabilir. Bundan dolayı da, hiçbir mes'uliyet altına girmez. Tabiî ki başkasının malından bu ihtiyacını karşılama hâli, ölmeyecek kadar, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlası helâl olmaz.<br />
 Av ( Sayd)<br />
 <br />
 Tab'an vahşî olup insandan kaçan, eti yenilen veya yenilmeyen her türlü hayvana av, arabça ifadesiyle sayd denir.<br />
 <br />
 Böyle bir hayvanı kaçamaz hâle getirip ele geçirmek, ancak avlamak yoluyla olur.<br />
 <br />
 slâmdan önce Arablarda ve diğer milletlerde avlanmak âdeti olduğu ve insanlık bu âdetten gıda<br />
 <br />
 te'mini, spor ve eğlence vasıtası olarak faydalandığı için, İslâmiyet avı bazı kayıt ve şartlarla câiz ve helâl kılmıştır. Bu şartlar şunlardır:<br />
 Avcıda Bulunması Gereken Şartlar:<br />
 <br />
 1. Av yapanın ehlî hayvanları kesmeye ehil bir müslüman veya kitabî olması şarttır. Bu bakımdan mecusî, putperest ve mürtedin avladığı hayvan eti haramdır, yenilmez. Besmeleyi bilen ve avlanma kasdı taşıyan gayr-i mümeyyiz çocuğun veya mecnunun yahut da sarhoşun avladığı av ise sahihtir.<br />
 <br />
 Hac ve umre için ihramda bulunan bir müslümanın Harem dahilinde ve haricinde avlanması helâl olmaz. Kur'an'da şöyle buyurulmuştur:<br />
 <br />
 "İhramda olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılınmıştır." ( el-Mâide, 96).<br />
 <br />
 2. Avcılığı maişetini te'min maksadı ile yapmalıdır.<br />
 <br />
 Vahşî hayvanları avlayarak maişetini te'min etmek, İslâm'da meşrû' olan kazanç yollarından biridir. Fakat diğer kazanç yolları bundan daha faziletlidir. Telehhi, yani, keyf ve eğlence için, sadece spor olarak avlanmak ise, İslâm'da hoş karşılanmamıştır. Çünkü bu niyetle yapılan avlanma, kalbe kasvet ve gaflet verir, hayvanlara karşı şefkat ve acıma duygularını azaltır. Neseî ve İbn-i Hibbân'ın rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:<br />
 <br />
 "Bir kuşu boşuna öldürenler için, kıyâmet gününde o kuş bağırarak: 'Ya Rabbi, falan faydalanmak niyeti olmadan beni boşuna öldürdü' diye şikâyet edecektir..."<br />
 <br />
 Neseî'nin rivayet ettiği bir diğer hadîste de şöyle denilmektedir:<br />
 <br />
 "Bir kuş öldürüp de hakkını vermiyen kimse, kıyamet gününde ondan mes'ul olacaktır.<br />
 <br />
 - Kuşun hakkı nedir ya Resûlâllah diye sordular. Buyurdu ki:<br />
 <br />
 - Onu boğazlayıp yemesi ve sadece başını kesip atmamasıdır."<br />
 <br />
 Şu halde, yemek veya kendisinden faydalanmak niyeti olmadan sırf zevk için avlanmak İslâmda câiz görülmemiştir.<br />
 Av İle İlgili Şartlar:<br />
 <br />
 1 - Av, şer'an eti yenilebilen hayvanlardan olmalıdır.<br />
 <br />
 2 - Av hayvanı, ehlî olmamak, boğaz ve boynundan boğazlanması imkânı olmayan yabanî bir hayvan olmalıdır. Av âletleriyle yaralanan hayvana yetişildiği zaman hâlâ yaşıyor ise, şer'î usûle göre boğazlanması gerekir. Aksi takdirde eti helâl olmaz.<br />
 <br />
 Avlanan hayvana canı çıkmak üzere iken yetişilirse boğazlanması gerekmez. Bununla beraber, boğazlamayı evlâ görenler de vardır.<br />
 Av âletleri ile ilgili şartlar:<br />
 <br />
 Av âletleri 2 kısımdır:<br />
 <br />
 1. Kesici ve delici âletler: Mızrak, ok, bıçak, kılıç, tüfek, tabanca v.s. gibi âletler.<br />
 <br />
 2. Dört ayaklı yırtıcı hayvanlardan köpek, pars gibi; yırtıcı kuşlardan atmaca, şahin, doğan gibi av için eğitilmiş hayvanlar...<br />
 <br />
 * Keskin âletlerle av: Bu avın iki şartı vardır:<br />
 <br />
 a. Aletin, ağırlığıyla değil, kesmek ve delmek suretiyle avı öldürmesi.<br />
 <br />
 Av malzemesinin vücûdü delip veya kesip girmesi şarttır. Ezme veya şiddetli darbe sonucu ölen hayvanların eti yenmez. Bunlara mevkuze denir. ( Bk.: el-Mâide, 3).<br />
 <br />
 Binaenaleyh, taş, sopa, v.s. gibi şeylerle vurularak öldürülen hayvanların etleri yenmez.<br />
 <br />
 Adiy bin Hâtem, İslâm'a girişi sırasında Peygamber Efendimize:<br />
 <br />
 - Ben avı mirad ile vuruyor ve düşürüyorum, bunun hükmü nedir? diye sormuştu. ( Mirad, ortası kalın ve enine isabet eden tüysüz bir ok çeşididir.)<br />
 <br />
 Peygamberimiz ona cevaben:<br />
 <br />
 - Mirad, attığın zaman eğer vücuda giriyorsa ye, aksi halde eğer eni ile isabet ediyor ve vücuda nüfuz etmiyorsa yeme..." buyurmuştu.<br />
 <br />
 Hadîs-i şerîf'ten de anlaşıldığına göre, av âletinin avın vücudunu yarması ve içine girmesi şarttır. Şu halde tabanca, tüfek gibi ateşli silâhların kurşun ve saçmalarıyla vurulan avlar helâldır. Zira kurşun; ok, mızrak ve kılıçtan daha kuvvetli şekilde vücuda nüfuz etmektedir.<br />
 <br />
 b. Av âletini atış veya vuruş esnasında besmele çekilmelidir. Besmele'yi unutarak terkeden bir avcı, hükmen besmele çekmiş sayılır. Besmele kasden terkedilirse, avlanan avın eti yenmez, haram olur.<br />
 <br />
 İmam-ı Şâfiî'ye göre, avlanırken besmele çekilmesi şart değildir. Fakat terki de mekruhtur.<br />
 Av hayvanlarıyla avcılık:<br />
 <br />
 Avlanma; köpek, pars, v.b. hayvanlarla; doğan, şahin, v.b. kuşlarla yapılıyorsa, bu avın câiz olması için şu şartların bulunması gerekir:<br />
 <br />
 a. Hayvanın muallem, yani özel eğitimle ava alıştırılmış olması.<br />
 <br />
 b. Avı kendisi için değil, sâhibi için yakalaması.<br />
 <br />
 c. Hayvan, avın üzerine, Allah'ın adı anılarak ( besmele ile) bırakılmış olması...<br />
 <br />
 Av hayvanlarının öğretilmiş olması; sâhibinin arzu ettiği şekilde hareket etmesi, yakaladığını yemeyip sahibine getirmesi, sâhibi saldığı zaman avın arkasından gitmesi, çağırdığı zaman da geri gelmesi demektir.<br />
 <br />
 Av hususunda talime kabiliyeti olmayan aslan, kaplan, ayı gibi hayvanlar ile ve necis-i ayn olan domuz ile avlanmak câiz değildir.<br />
 <br />
 Sahibi için avlanmanın ölçüsü, hayvanın avdan hiçbir şey yememesidir. Peygamberimiz bu hususta:<br />
 <br />
 "Köpeği saldığın zaman avdan yerse, ondan yeme. Çünkü o, kendi nefsi için yakalamıştır. Onu saldığın zaman avı öldürür ve yemezse, onu ye. Zira onu, sâhibi için yakalamıştır" buyurmuştur.<br />
 <br />
 Avın arkasından gönderilen öğretilmiş hayvanın yanında bir başka hayvanın bulunmaması da şarttır. Mesela; Besmele çekilerek gönderilen köpeğe avı yakalamakta başka bir köpek yardım ederse, bu avın yenmesi câiz olmaz.<br />
 <br />
 Adiy bin Hâtem Peygamberimize:<br />
 <br />
 - Ben köpeğimi salıyorum, fakat onunla beraber, başka bir köpek daha görüyorum. Hangisinin avı yakaladığını bilmiyorum" diye sorduğunda ondan şu cevabı almıştır:<br />
 <br />
 - O avdan yeme, çünkü sen başkasının değil, ancak kendi köpeğinin üzerine besmele çektin..."<br />
 <br />
 Avcı silâh ile vurduğu veya av hayvanı ile tutturduğu avını elde etmek için durmaksızın hemen koşmalıdır. Çünkü bu halde avı daha ölmeden elde edip boğazlamak mümkündür. Binaenaleyh, av sırasında yaralanan hayvan, avcının sebebsiz gecikmesi yüzünden boğazlanmaksızın ölecek olsa eti yenmez. Fakat, avcı hiç durmadan koştuğu halde, avını aldığı yaradan ölmüş olarak bulursa, artık onu boğazlamaya ihtiyaç yoktur.<br />
 Avın ölü bulunması:<br />
 <br />
 Bâzan avcı avı vurur, fakat onu kaybederek bir müddet sonra ölü<br />
 <br />
 olarak bulur. Bu takdirde şu şartlarla av helâldır:<br />
 <br />
 a. Avın ölümüne av sırasında aldığı yaradan başka bir darbenin sebeb olmaması...<br />
 <br />
 b. Avın kokmak suretiyle bozulacak dereceye ulaşmaması...<br />
 <br />
 * Muhtelif avlar için bir besmele kâfidir. Avcı silâh atarken veya hayvanını salarken bir defa bismillâh dese, neticede birden fazla hayvan avlasa, bu avlar helâldir. Hepsinin de eti yenilebilir.<br />
 <br />
 Bir kimse, muayyen bir ava, besmele ile attığı ok veya kurşun başka bir avı yaralayarak öldürse, bu av sahihdir. Çünkü besmele muayyen ava değil, atılan âlete, salınan hayvana aittir.<br />
 <br />
 * Ünsiyet peyda etmiş av hayvanlarını, boğazlayarak kesmek lâzımdır. Evde beslenen geyik gibi...<br />
 <br />
 * Koyun, deve gibi ehlî bir hayvan vahşîleşip elde edilmesi müşkül hâle gelse bu hayvanı av yoluyla öldürmek câiz olur.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zaruretler haramı helal yapar mı? İslam'da gerekirse haram için farzın terk edilmesi ya da farz için haram işlenmesi diye bir şey olabilir mi; olursa hangi durumlarda olabilir? </span></span><br />
 <br />
 Helal, dînen yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan şey demektir. Allâh ve Rasulü’nün ( asm), bir şeyin helal olduğunu belirtmesi veya işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi o fiilin helal olduğunu gösterdiği gibi, o fiil veya şeyin yasaklandığına dair bir delil bulunmaması da helal olduğunu gösterir. Zira eşyada aslolan helal oluşudur. Buna göre bir şey, dînin açık bir hükmüne, yasağına ve ilkesine aykırı olmadıkça helaldir, meşrudur.<br />
 <br />
 Haram, dîni bir terim olarak, kat’î bir delille, açık bir şekilde, Allah ve Peygamber ( asm)'inin yapılmasını kesin ve bağlayıcı bir üslûpla yasakladığı fiildir. Yasaklama açık ve kesin bir üslûp ve delille olmuşsa haram; daha esnek ve yumuşak bir üslûpla veya daha zayıf bir delille olmuşsa mekruh söz konusudur.<br />
 <br />
 Yüce Allâh, iyi, temiz ve insan sağlığına yararlı olan şeyleri helal; kötü, pis ve zararlı olan şeyleri de haram kılmıştır. Haram kılma yetkisi ise sadece Allâh’a aittir. Kur’ân’da;<br />
 <br />
 “De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.”( A'raf, 7/36)<br />
 <br />
 buyurulmuştur. Peygamber de, Kur’ân’a ve Kur’ân’ın dışında Allâh’tan aldığı bilgiye dayanarak bazı şeyleri haram kılmıştır. Ancak bu da, Allâh’ın denetimi altında yaptığı için, Allâh’ın haram kılması içerisinde mütalaa edilir. Bu nedenle, Allâh’ın helal kıldığına haram; haram kıldığına helal demek küfürdür.<br />
 <br />
 Haramdan ve harama yol açan vasıtalardan kaçınmak gerektiği gibi, haram şüphesi taşıyan işlerden ve kazançlardan da uzak durmak tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber ( asm) buyurmuştur:<br />
 <br />
 “Haram apaçık bellidir, helal de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli olanlar vardır. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini korumuş olur.”( bk. Buhârî, Îmân 39, Büyû' 2; Müslim, Müsâkat 107, 108 )<br />
 <br />
 Haramı işleme ve harama ulaşma konusunda iyi niyet, dolaylı yollar ve vasıtalar haramı helal kılmaz. Ancak zaruret halinde, haramlar helal olur. Kur’an’da,<br />
 <br />
 “De ki: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış birşey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim ( bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.”( En'am, 6/145) buyurulmaktadır.<br />
 <br />
 Allah’a ortak koşmak, küfür ve nifak haramların başında gelmekte olup günahların en büyüğüdür. Kişi tövbe etmedikçe Allâh bu günahları bağışlamaz. İnsan canına kıymak da büyük günahlardandır. Kur’an’da haksız yere cana kıymanın bütün insanlığı öldürmek gibi olduğu belirtilmektedir. İnsan canına kıymak haram olduğu gibi, malını haksız yollarla almak da haramdır. Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır:<br />
 <br />
 “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, bâtıl ( haksız ve haram yollar) ile aranızda ( alıp vererek)<br />
 yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.”( Nisa, 4/29)<br />
 <br />
 İslam dininde, zina haram olduğu gibi, zinaya zemin hazırlayan söz, iş ve davranışlar da haramdır. Kur'ân’da,<br />
 <br />
 “Zinaya yaklaşmayın; çünkü o, pek çirkin ve çok kötü bir yoldur.”( İsra, 17/32)<br />
 <br />
 buyrulmaktadır. Faiz, tefecilik ve başkasının malını haksız yere yemek yasaklanmıştır. Kur’an’da “Allah alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır.” buyurulmaktadır. Fal bakmak veya baktırmak, alkollü içkileri içmek haram olduğu gibi, kumar oynamak, kumar yoluyla kazanç elde etmek, piyango, spor-toto, loto, müşterek bahis vb. şans oyunlarını oynamak da haramdır. Kumarın yanında fert, aile ve toplum açısından maddî ve manevî pek çok zararı bulunan alkollü içkiler ve uyuşturucu maddeler de haram kılınmıştır.<br />
 <br />
 Bunların yanında; namaz, oruç, hac, zekat gibi farz görevleri terk etmek; anne ve babaya isyan etmek, hırsızlık, yalan söylemek, yalancı şahitlik, iftira, zulüm, emanete ihanet, rüşvet alıp vermek, ölçü ve tartıda hile yapmak, israf, gıybet, koğuculuk, haksız yere yetim malı yemek haramdır.<br />
 <br />
 İslami hükümlerde her konunun ayrı bir yeri ve değeri vardır. Bu nedenle zaruret olmadıkça hiç bir farz terk edilmez ve hiç bir haram işlenmez. Ancak zaruret durumlarında bunlara izin verilebilir. Neyin, ne zaman zaruret olacağı da, belli şartlara bağlıdır.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin, Kur'an'da açıkça belirtilmeyen bir konuda haram koyma yetkisi yok mu? </span></span><br />
 <br />
 “Peygamberimiz ( sav) Kur’ân’da açıkça belirtilmeyen bir konuda haram koyma yetkisi yoktur” diyen bir kimse, bu ifadesiyle Kur’ân’ı öncelediğini anlatmaya çalışmaktadır. Şu halde kendisine karşı yine Kur’ân’dan âyetlerle cevap vermemizin yeterli geleceğini düşünmekteyiz.<br />
 <br />
 Haşir Sûresi 7. Âyette “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.” buyurulmaktadır.<br />
 <br />
 Bu hususta başka pek çok âyetlerden de misaller getirmek mümkün olmakla birlikte, bir hususun bir âyette zikredilmesi mü’minler için kâfi gelmelidir. Zira nihayetinde, bu âyetin de, öteki diğer bütün âyetlerin de sahibi Allah’tır. Allah’in bir emrinin bir âyette zikredilmesi ile bin âyette zikredilmesinin hükmü aynıdır. Bu hususta genel kural budur.<br />
 <br />
 Haşir Sûresi 7. Âyet açıkça, Allah’ın Peygamberi olan Hazreti Muhammed’e ( asm) helal ve haram kılma yetkisini verdiğini ifade etmektedir. Zira yine Allah’ın ifadesiyle Necm Sûresi 3. ve 4. Âyette “O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor. Söyledikleri kendisine indirilen bir vahiydir.” buyurulmaktadır. Kur’ân vahyi metlûv, Sünnet ise vahyi gayri metlûvdur.<br />
 <br />
 Sorudaki iddialara gelince;<br />
 <br />
 “Peygamber belli bir süre yasak koymuştur” denmektedir. Peki o halde bile olsa, Peygamberin koyduğu yasağın müddetini belirleme yetkisi kime ait olacaktır? Yani bu iddiaya göre Peygamber yasak koyacak, birileri de o yasağı hükümsüz kılacaktır. Böyle bir din anlayışı olabilir mi?<br />
 <br />
 Haşir Sûresi 7. Âyet bunun yanlışlığını açıkça beyan etmektedir.<br />
 <br />
 “Haram olsaydı kadınlara da haram olması lazımdı” ifadesi ise çok anlamsızdır. Zira, İslâm’da bazı hususlarda erkek ve kadınlara farklı hükümler getirilmiştir. Mesela bebeği emzirmesi anneye farzdır, babaya böyle bir vazife farz kılınmamıştır. Bakara Sûresi 233. Âyette bu husus “Anneler bebeklerini emzirirler” şeklinde zikredilmektedir.<br />
 <br />
 Altın yüzük hususunda ise bazı sahabilerin uygulamalarının örnek getirilmesi yetersiz kalmaktadır. Zira, Allah Resûlünce “gökteki yıldızlar” şeklinde vasfedilen sahabi efendilerimizin bizzat Allah Resûlünün emir ve yasaklarına karşı durduklarını varsaymak muhaldir. Onların bu uygulamaları bu hususlarda getirilen hükümlerin öncesi dönemlere ait olmalıdır. Yani, bir husus emir veya nehiy edilmeden önceki dönemlerde doğal olarak o hususta serbestlik olmuş, insanlar da bu serbestlik içinde hareket etmişlerdir. Bu ve benzer husustaki rivayetlerin bu bağlamda değerlendirilmeleri gerekmektedir.<br />
 <br />
 İpek giyme hususunda bir sahabenin Allah Resûlünden izin isteyerek bunu yapmış olması, yine Allah Resûlünün helal ve haram kılma yetkisi ile açıklanabilir. Ancak fıkıh usûlü açısından buradaki önemli husus, hükümlerin belli illetlere ve sebeplere bağlı olduğunun anlaşılmasıdır. Yine zaruret meselesine bağlı olarak hükümlerin kişiden kişiye değişebileceğinin anlaşılmasıdır. Çünkü zaruret olunca, haram helal olur.<br />
 <br />
 “Kur'ânî haramlarda Rasullullah'ın buna benzer durumlarda asla taviz vermediğini iyi biliyoruz” ifadesi ise çok saygısızcadır. Zira bu kabule göre Allah Resûlü bazı kişilere karşı tavizkârca yaklaşmış olmalıdır. Hakka Sûresi 44. ve 45. Âyetlerde böyle bir hususun katiyen gerçekleşemeyeceği beyan edilmiş olmaktadır:<br />
 <br />
 "Eğer ( Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık."<br />
 <br />
 Allah Resûlü Rabbinin kendisine tebliğ etmesini emrettiğini tebliğ eder, yine Allah’ın kendisine verdiği yetkiler dahilinde hareket eder, bunun aksi mümkün değildir. İslâmı reformist bir mantık ile değil, içtihâdî bir muhakeme ile anlamaya çalışmak gerekir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalan söylemek haramdır; ancak zor durumda kaldığımızda ne yapmalıyız? Yalan söylemenin haram olmadığı yerler var mıdır? Savaşta yalan söylemek aldatmak olmaz mı? </span></span><br />
 <br />
 “Yalan” kelimesini ve taşımış olduğu mânâyı duyup da rahatsız olmayan var mıdır? Evet, bazı çirkin sıfatlar, esasında ve hakikat-ı halde herkesi rahatsız eder.<br />
 <br />
 Doğruluğun, istikametin, ahde vefanın zıddı olan yalan, hemen hemen her insanın nefret ettiği kötü bir alışkanlıktır. Bununla birlikte, acaba bazı hallerde yalan söylemek, yalan beyanda bulunmak caiz midir?<br />
 <br />
 Önce, bazı sebeplerden dolayı yalana benzeyen beyanda bulunmaya cevaz veren hadis ve rivayetlere ve bu konuyla ilgili İslâm ulemâsının görüşlerine müracaat edelim:<br />
 <br />
 Buharî ve Müslim Sahihlerinde şöyle bir hadis zikrederler:<br />
 <br />
 “Halkın arasını düzelten ve bunun için hayır niyetiyle söz ulaştıran veya hayır kasdıyla yalan söyleyen, yalancı değildir.” ( Buharî, Sulh 2; Müslim, Birr 101)<br />
 <br />
 Yine Müslim, bu hadisin devamında Ümmü Gülsüm’den ( r.a.) şu meâlde bir rivayeti de kaydetmektedir:<br />
 <br />
 “İnsanların söylediklerinden hiçbir şeyde yalana ruhsat verildiğini işitmedim; ancak şu üç durum müstesna: 1) Harpte, 2) İnsanlarını arasını bulmada, 3) Kadının kocasına, kocanın da karısına karşı -ailenin düzeni için söylediklerinde-...” ( Müslim, age.)<br />
 <br />
 Kâmil Miras merhumun, hadis âlimlerinin izahları ışığında bu rivayetlerin şerh ve açıklamasını özetlersek şunlar söylenebilir:<br />
 <br />
 Hadiste, “insanların arasını bulmak için yalan söylemek yalancılık değildir” sözünün mânâsı, bu yalanda günâh yoktur mânâsındadır. Çünkü hadiste yalan, yalan olarak çıkarılmamakta, sadece bu çeşit yalana terettüp eden günahın olmadığı bildirilmektedir. Şüphe yok ki, yalan, gerek arayı düzeltmek için, gerekse başka bir maksatla söylensin, yine mahiyeti itibariyle yalandır.<br />
 <br />
 Yalana üç yerde ruhsat verilmesi hususunda âlimler arasında farklı görüşte olanlar bulunmakta ise de, hadis ulemasının ekserisinin görüşü şu merkezdedir:<br />
 <br />
 Yalanı ve olmayan bir şeyi haber vermek mutlak sûrette yasaklanmıştır. Yalan hususundaki hadisteki müsaade ise “tevriye” ve “îhâm” yoluyla söylenmesi halindedir. Tevriye: Birkaç mânâsı olan bir kelimeyi kullanan kimsenin en uzak mânâyı kasdederek söylemesidir. Îhâm ise: İki mânâsı olan bir kelimenin en uzak kullanılan mânâsını kasdederek söylemesidir.<br />
 <br />
 Bu iki söz sanatını bu meseleye getirecek olursak şu şekilde misaller verilebilir:<br />
 <br />
 Meselâ savaş esnasında düşman askerine “Kralınız öldü” denilirken, bununla düşmanın daha önceki krallarından birisi kasdedilmesi gibi.<br />
 <br />
 Yine İslâm'ın ve Müslümanların zarara düşebileceği bir halde konuşmak ve fikir beyan etmek icap ettiğinde, doğrudan yalana varmadan dolaylı cümleler kullanmak da bu kabildendir.<br />
 <br />
 Aynı şekilde hanımın ve kızının gönlünü almak isteyen bir insan onlara bir şey vâdederken, “İnşaallah-Allah dilerse” gibi bir ifade kullanır da, söz verdiği şeyi hemencecik almazsa, bu durumda da yalan söylemiş olmaz. Çünkü bu vaâd istikbale mâtuftur.<br />
 <br />
 Ayrıca birbirine dargın olan iki kişinin arasını bulurken, “Falan adam senin için duâ ediyor.” dese de, bununla o adamın “Allah’ım, bütün Müslümanları affet.” demiş olduğunu kasdetse, yalan bir beyanda bulunmuş olmaz. ( Tecrid-i Sarih Tercemesi, VIII/111-112) Dolaysıyla yalan söylemenin mes’uliyetinden kurtularak rahatlar. İmam-ı Beyhakî’nin rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz ( a.s.m.)<br />
 <br />
 “Tevriyeli, kinâî ifadelerle yalandan kurtulup rahatlama vardır.” ( et-Tâc, V/55)<br />
 <br />
 buyurarak bu meseleye açıklık getirmişlerdir.<br />
 <br />
 Ancak, bilhassa günümüzde her sahada yalana fazla yer verildiğinden, buna meydan açmamak için bu çeşit meselelerde hassas ve dikkatli davranılmasını isteyen Bediüzzaman şöyle der:<br />
 <br />
 “...Maslahat için kizb ( yalan) ise zaman onu neshetmiştir ( hükmünü kaldırmıştır). Maslahat ve zaruret için bazı âlim ‘muvakkat’ fetvası vermiş. Bu zamanda o fetva verilmez. Çünkü o kadar su-i istimal edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez."<br />
 <br />
 “Meselâ: seferde namazı kasretmenin sebebi meşakkattır. Fakat illet olmaz. Çünkü muayyen bir haddi yok. Su-i istimale düşebilir. Belki illet yalnız sefer olabilir.”<br />
 <br />
 Yâni yolculuk esnasında dört rekâtlı farz namazları iki kılarak kasretmenin illeti, esas sebebi, “yolculuk”, yolculuğa çıkmaktır. Meşakkat olmasa dayanamaz kısaltılabilir. Eğer meşakkat gerçek sebep olarak görülürse, bu hükmü herkes kendisine göre değiştirip uygulayabilir. “Ben hiçbir zorluk çekmedim, öyleyse namazları dört rekât kılarım” gibi bir suistimale düşebilir. Bunun önüne geçmek için, meşakkat olsa da, olmasa da namaz kasredilir.<br />
 <br />
 Bu misâlden sonra Üstad, son olarak şu meseleye temas eder:<br />
 <br />
 “Aynen öyle de, maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz. Çünkü muayyen bir haddi yok, su-i istimale müsait bir bataklıktır. Hükm-ü fetva ona bina edilmez. Öyle ise ‘imme’s-sıdk ve imme’s-sükût ( ya doğru söylemeli yahut susmalı) Yani yol ikidir, üç değildir. Ya doğru, ya yalan, ya sükût değildir.”<br />
 <br />
 “Evet, her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değildir. Bazan zarar verse sükût etmek. Yoksa yalana hiç fetva yok.” ( bk. Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)<br />
 <br />
 Soru: Yalan söylemek çok kötü olduğu halde, Peygamberimiz ( asm) savaşta yalan söylemeye neden ruhsat vermiştir, bu aldatmak anlamına gelmez mi? Ayrıca bu hile ile savaş kazanmaktır, insanlığa yakışmamaktadır, hatta bundan sonra hiçbir savaşan bu Müslümanlara inanmayacaktır?<br />
 <br />
 a. İslam’a göre yalan büyük bir vebaldir.<br />
 <br />
 “Pis putlara tapmaktan sakının, bir de yalan söz söylemekten sakının.” ( Hac, 22/30)<br />
 <br />
 mealindeki ayette şirkten sonra yalana yer verilmesi dikkate değer bir vurgudur.<br />
 <br />
 b. İslam dini doğruluk üzerine kurulmuştur. Kur’an’da bir çok yerde Kur’an’ın hak/doğruyu söyleyen bir kitap olduğu, Hz. Peygamber ( a.s.m)’in hak/ doğru sözlü bir peygamber olduğuna işaret edildiği gibi, vahyin, dinin sahibi olan Rabbimizin doğru sözlü olduğu vurgulanmış ve<br />
 <br />
 “Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir ki?!.” ( Nisa, 4/122)<br />
 <br />
 mealindeki ayette olduğu gibi, en gafil kafaları uyandırmak maksadıyla soru sitiliyle konunun ifade edilmesi tercih edilmiştir.<br />
 <br />
 c. İman doğruluk üzerine, küfür ise yalan üzerine kuruludur. Zaruret olmadan, “bir lafza-i kâfir olan yalana” izin vermesi düşülebilir mi?<br />
 <br />
 İslam dininin Peygamberi ( a.s.m)’in çocukluğundan beri çevresinde “Muhammedü’l-Emin=sözüyle, özüyle, fiiliyle emin, güvenilir Muhammed” unvanıyla meşhur olması bize çok şey anlatmaktadır. Böyle bir zat bazı konularda yalan söylemeye ruhsat vermişse, bunun hikmetini kavramaya çalışmak gerekir.<br />
 <br />
 d. “Aksine bu hile ile savaş kazanmaktır, insanlığa yakışmamaktadır, hatta bundan sonra hiçbir savaşan bu Müslümanlara inanmayacaktır da” yargısı gerçekten ilginçtir. “Savaş mertçe yapılır…” anlamına gelen bu hamasî söylemlerin savaş sözlüğünde asla yeri yoktur.<br />
 <br />
 İnsanlık tarihinde savaşların başladığı günden bu güne dek yapılan bütün savaşlar, karşı taraf olan düşmanı öldürmeye yönelik bir sanattır. Düşmanı öldürmek için meydana çıkacaksınız, fakat fırsat elinize geçtiği halde, “bu mertliğe yakışmaz” diye öldürmekten vazgeçeceksiniz; böyle budalalık olur mu? Bu davranış, vatan hainliği çerçevesinde idama bile götürebilir.<br />
 <br />
 e. Bugün her ülke tarafından kullanılan “savaş stratejisi, savaş taktiği, savaş manevrası, savaş senaryosu” gibi sözcüklerle ifade edilen bütün savaş taktikleri, karşı tarafı aldatmaya, hedef saptırmaya yönelik birer hiledir, birer aldatmacadır, birer fiilî yalandır. Savaşta “arkadan vurmamak, mertçe savaşmak” gibi yaveler, sadece filimlerde yer bulan sözcüklerdir.<br />
 <br />
 Nitekim, Peygamberimiz ( a.s.m) de;<br />
 <br />
 “Harb hud’adır/savaş karşı tarafı yanıltma taktiğidir." ( Buharî, Cihad,157; Müslim, Cihad, 18-19)<br />
 <br />
 diye buyurmuştur. En sahih hadis kaynaklarında Resulüllah ( asm)’ın bu ifadesi ortada iken, mümin olan bir kimsenin -bunun hikmetini öğrenmek yerine-, yanlışlığını ortaya çıkarmaya çalışmak, dinî açıdan çok ciddi risk taşımaktadır.<br />
 <br />
 f.<br />
 <br />
 “Muhakkak ki doğruluk, insanı iyiliğe, güzelliğe yöneltir, iyilik ise, cennete iletir. Kişi doğru konuşa konuşa nihayet -Allah katında- sıddîk/çok dürüst olarak yazılır. Şüphesiz yalan fücura, kötülüğe yönlendirir, fücur ise, ateşe/cehenneme iletir. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet -Allah katında- kezzap/çok yalancı olarak yazılır.”( Müslim, Birr, 103-105).<br />
 <br />
 Şimdi insafla düşünelim, yalancılığı “kötülüğün anahtarı, cehennemin rehberi” olarak gösteren Hz. Peygamber ( a.s.m) bu hükümden bazı istisnaları yapmışsa, bir mümine düşen onu saygıyla karşılamaktır. ( Zaten mümin olmayan kimse ile bu konu en son konuşulması gereken bir detaydır).<br />
 <br />
 g. Bu tür konularda aşağıdaki ayet-i celile bizim rehberimiz olmalıdır. Tavrımız, niyetimiz, üslubumuz, bu ilahî mesajın çerçevesinde şekillenmelidir.<br />
 <br />
 “Hayır, hayır! Senin Rabbin hakkı için, onlar aralarında ihtilâf ettikleri meselelerde seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın sana tam bir teslimiyetle bağlanmadıkça iman etmiş olmazlar.”( Nisa, 4/65).<br />
 <br />
 h. Tarih boyunca ( bir emir değil, adece bir tolerans olan) bu ruhsat maalesef, çok suistimale uğradı. Nebevî ruhsatın olması gereken çerçevenin dışına çıkıldı. Heva ve hevesler karıştı. Ruhsat çizgisi amacının dışında kullanıldı. Adeta, verilen ruhsattan beklenen yarar, bu suistimaller sonucunda zarar hanesine yazılmaya başladı. Bu sebeple, bu gün artık bu ruhsattan yararlanma işini askıya almakta fayda vardır.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helaller ile haramlar arasındaki şüpheliler nelerdir? Neler bizi tehlikeye sürükler? </span></span><br />
 <br />
 “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” ( Tirmizî, Kıyâmet, 60)<br />
 <br />
 Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- harâma düşmemek ve ondan tamamen uzaklaşmak gayesiyle, şüpheli şeylerden titizlikle kaçındığı gibi, ümmetini de bundan sakındırır ve şöyle buyururdu:<br />
 <br />
 “Helâl olan şeyler belli, harâm olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, harâm mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Bunlardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Sakınmayanlar ise zamanla harâma düşerler. Tıpkı, sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Allâh'ın yasak arâzisi de harâm kıldığı şeylerdir.” ( Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)<br />
 <br />
 Açık bir hüküm olmaması sebebiyle bazı konuların, helâl mi yoksa harâm mı olduğu ilk bakışta bilinemeyebilir. Peygamber Efendimiz ( asm), insanların birçoğunun bunları bilemeyebileceğini ifâde etmiştir. İslâm âlimleri bunları, bilinen benzeri konulara kıyas ederek açıklığa kavuşturmuşlardır. Dolayısıyla, durumu böyle şüpheli olanlardan kaçınmak gerekmektedir. Çünkü kaçınılan şey, harâm ise ona bulaşmaktan korunmuş olur. Helâl ise, takvâ niyetiyle terkedilmiş olur ki bunun bir zararı olmaz.<br />
 <br />
 Şüpheli şeyler, bir konuda ya delillerin teâruzuyla veya âlimlerin ihtilafıyla ortaya çıkar. Bunlar “mekrûh” veya “mübâh” olan şeylerdir.<br />
 <br />
 Mekrûh, kul ile harâm arasında bulunan bir eşiktir. Hayâtında mekrûha çokça yer veren kimse, harâma düşme tehlikesi ile yüz yüzedir. Mübâh da, kul ile mekrûh arasında yer alan bir eşiktir ki buna çokça yer veren de mekrûha düşer. Dolayısıyla helal bile olsa, kişiyi mekrûha veya harâma düşüreceğinden korkulan işleri yapmaktan kaçınmak gerekir.<br />
 <br />
 Mekruhu işleme alışkanlığı kişiyi, aynı cinsteki harâm olan veya bir şüphe bulunan yasağı işlemeye sev keder. Bu ise, verâ nurunu eksilterek kalbin kararmasına sebep olur. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulmuştur:<br />
 <br />
 "...Kim şüpheli olduğunu sezdiği bir şeyi terkederse, harâmlığı belli olan şeyi daha çok terk eder. Kim de şüphelendiği şeyi yapmada cü'retkâr olursa, harâmlığı açık olan şeye düşmesi daha kolaydır.” ( Buhârî, Buyû, 2)<br />
 <br />
 Şüpheli konular etrâfında dolaşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu Peygamber Efendimiz ( asm), çoban ve koruluk misâliyle en güzel şekilde beyân etmiştir. Efendimizin ( asm) şüpheli şeylerden sakınmasıyla alâkalı pek güzel misâller vardır. Bir defâsında yolda bir hurma bulmuş ve:<br />
 <br />
 “Bu hurmanın sadaka olması ihtimâlinden korkmasaydım, onu yerdim.” buyurmuştur. ( Buhârî, Büyû, 4; Müslim, Zekât, 164)<br />
 <br />
 Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi'nin şahsına münhasır husûsiyetlerinden biri de, zekât ve sadaka kabul etmemesidir. Çünkü zekât, Peygamberimiz ( asm) ve onun temiz Ehl-i beyti için haram kılınmıştı.<br />
 <br />
 Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem -'in , yolda bulduğu bir hurmayı, belki birinin sadaka vermek üzere ayırdığı hurmalardan düşmüştür, düşüncesiyle yemediğini görüyoruz. Bu durum, onun bizzat toplumda yerleştirmek istediği kâidelere dikkatle uyduğunu ve şüpheli şeylerden büyük bir titizlikle sakındığını göstermektedir. Burada dikkat çeken nüktelerden birisi de, Efendimiz'in ( asm) yere düşen bir hurmanın bile zâyi olmasına rızâ göstermeyerek isrâfı engelleme gayreti içinde bulunmasıdır.<br />
 <br />
 Allâh Teâlâ'nın bize helâl kıldığı nimetler sayılamayacak kadar çoktur. Bunlarla yetinmeyip harâm olma ihtimâli bulunan şeylere yönelmek, kulluğa yakışmayan bir davranıştır.<br />
 <br />
 Öte yandan kullanılması şüpheli olan şeylerden sakınacağım diye helâl olan nimetlerden uzak durmak veya helâl olan nimetler hakkında vesveseye düşüp gereksiz tereddütlere kapılmak ve böylece Müslümanları sıkıntıya sokmak da doğru değildir.<br />
 <br />
 Müslümanın bozulmamış selim vicdânı iyilikle kötülüğü, şüpheli olan şeyle şüpheli olmayanı ayırabilecek bir özelliğe sâhiptir. Mü'min, içinde çınlayan bu ilâhî sese kulak vermelidir. Bu gerçeğe işaret eden şu hâdise ne kadar mühimdir:<br />
 <br />
 Vâbisa bin Ma'bed -radıyallâhü anh- diyor ki, birgün Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-' in huzûruna varmıştım. Bana:<br />
 <br />
 “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu.<br />
 "Evet!" dedim. O zaman şunları söyledi:<br />
 “Kalbine danış. İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günâh ise içini tırmalayan ve başkaları sana «Yap!» diye fetvâlar verseler bile, içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” ( İbn-i Hanbel, IV, 227-228; Dârimî, Büyû, 2)<br />
 <br />
 Yapılan bir iş gönülde huzûrsuzluk doğuruyor ve o işin başkaları tarafından duyulması istenmiyorsa, o hareket mutlaka şüphelidir, çirkindir ve yapılmaması gerekir. Çünkü insanların çoğu, yaptıkları iyiliğin duyulmasını, bu sebeple kendilerine gıpta ve hayranlıkla bakılmasını isterler. Bu, herkesin rahatlıkla kullanabileceği şaşmaz bir ölçüdür. Dolayısıyla, yapılan bir hareketin günâh olup olmadığı husûsunda şüpheye düşmek bile, o hareketi terk etmek için yeterli bir sebeptir. Bu ölçüden hareketle mü'min, herhangi bir işi yapmaktan dolayı gönlünde bir rahatsızlık hissediyor, içini bir şüphe ve tedirginlik kemirip duruyorsa, derhal o işten vazgeçmelidir.<br />
 <br />
 Peygamber Efendimiz ( asm), bu sahâbîye iyiliğin ne olduğunu kalbine danışarak öğrenmesini tavsiye ederek, günâh ve ihtiraslarla zedelenmemiş bir kalbin iyiyi kötüden ayırt edebileceğini söylemiştir. Göğsünde İslâm sevgisi bulunan kimsenin, Allâh'ın lûtfettiği ilâhî bir nûra sâhip olduğunu ifâde eden âyet-i kerîme de ( Zümer 39/22) bu gerçeği tasdik etmektedir. Peygamber Efendimizin ( asm) mübârek parmaklarıyla Vâbisa'nın göğsüne vurarak ısrarla; “Gönlüne sor, kalbine danış!” buyurması, herkesin kendi problemini daha iyi bileceğini göstermekte, içinde bir şüphe ve tereddüt uyanınca da, o işten süratle uzaklaşması gerektiğini belirtmektedir.<br />
 <br />
 Ashâb-ı kirâmdan Ukbe bin Hâris -raddıyallâhü anh-'ın başından geçen şu olay, şüpheli işlerden uzak durma mevzuunda Allâh Resûlü'nün ( asm) kesin tavrını en açık bir şekilde ortaya koymaktadır:<br />
 <br />
 Ukbe bin Hâris, Ebû İhâb bin Azîz'in kızı ile evlenmişti. Bu olay üzerine bir kadın geldi ve:<br />
 "Ben Ukbe'yi de, evlendiği kadını da emzirmiştim." dedi. Ukbe o kadına:<br />
 "Beni emzirdiğini bilmiyorum. Üstelik bunu bana daha önce de hiç söylemedin." dedi. Sonra da bineğine atlayıp Resûlullâh Efendimize ( asm) danışmak üzere Medine'ye geldi. Meseleyi hemen Efendimize ( asm) açtı. Allâh Resûlü:<br />
 “Mâdem ki böyle deniyor, o kadınla nasıl evli kalabilirsin?” buyurunca, Ukbe ile karısı ayrıldı ve kadın bir başkasıyla evlendi. ( Buhârî, İlim, 26)<br />
 <br />
 İslâm, süt kardeşle evlenmeyi, aynen kan kardeşle evlenmek gibi haram kılmıştır. Evlenecek kimselerin bunu iyice tetkik etmeleri ve şüpheye düşürecek ihtimallerden uzak durmaları gerekmektedir. Hadîs-i şerîf, şüphe kıskacının insanı devamlı surette huzûrsuz edeceğini, böyle yaşamaktansa bu evliliğe son verip gönlü huzûra kavuşturmanın daha isâbetli olacağını söylemektedir. Bu bakımdan, Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, ümmetini harâmlardan uzak tutabilmek için, onlara şüpheli şeylerden de sakınmalarını tavsiye eder ve:<br />
 <br />
 “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” buyururdu. ( Tirmizî, Kıyâmet, 60)<br />
 <br />
 Şüpheli şeylerden sakınmanın insan mâneviyâtına tesîrini ortaya koyan şu hadîs-i şerîf ne kadar mühimdir:<br />
 <br />
 “Bir kul günâha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bâzı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz.” ( Tirmizî, Kıyâmet, 19)<br />
 <br />
 Bir Müslümanın hedefi, muttakî olabilmektir. Yani, Allâh'a derin bir saygı duyan ve O'nun rızasını kaybetmekten sakınan kimseler seviyesine ulaşmak ve dünyâya vedâ edip giderken de Allâh Teâlâ'nın rızâsını kazanmış olabilmektir. Bu hedefe varabilmek için, "acaba bilerek veya bilmeyerek bir günâh işler de, Allâh katındaki değerimi kaybeder miyim" diye dikkatli ve titiz davranması gerekir. Efendimizin ( asm) buyurduğu gibi, yapılması ilk planda sakıncalı görünmeyen bâzı davranışlardan bile, günâha girme endişesiyle uzak durmalıdır. Bu konularda en büyük hassâsiyeti gösterenlerden biri Hz. Ebûbekir ( ra) idi. Hz. Âişe ( ra) şöyle anlatıyor:<br />
 <br />
 “Ebûbekir es-Sıddîk'ın bir kölesi vardı. Bu köle kazancının belli bir kısmını Ebûbekir'e verir, o da bundan yerdi. Yine bir gün, köle kazandığı bir şeyi getirdi, Ebûbekir de onu yemeğe başladı. Köle Ebûbekir'e:<br />
 "Yediğin şeyin ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ebûbekir:<br />
 "Söyle bakalım, neymiş?" diye açıklamasını istedi. Köle şunları söyledi:<br />
 "Falcılıktan anlamadığım halde, câhiliye devrinde falcılık yaparak birini aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe karşılık, işte bu yediğin şeyi verdi."<br />
 Bunun üzerine Ebûbekir, parmağını ağzına götürerek yediklerinin hepsini dışarı çıkardı. ( Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 26)<br />
 <br />
 Bir mü'min harâmlardan şiddetle sakınır. Kendisinin ve ailesinin midesine harâm lokma koymanın büyük bir günâh olduğunu bilir. Hatta bununla da yetinmeyip Hz. Ebûbekir ( ra)'in yaptığı gibi, harâm olması ihtimâli bulunan şeylerden uzak durur. Zîrâ o iyi bilir ki, harâm bir gıdanın sağladığı kuvvetle yapılan ibâdetler ve duâlar kabul edilmez.<br />
 <br />
 Hulefâ-i Râşidîn'in adaletiyle mâruf sîması Hz. Ömer -radıyallâhü anh-'ın şu tavrı da bu konuya güzel bir örnektir. O, ilk hicret eden sahâbîlere dörder bin, oğlu Abdullâh'a da üç bin beş yüz dirhem maaş bağlamıştı. Hz. Ömer'e:<br />
 <br />
 "Oğlun da ilk hicret edenlerden biridir. Onun hakkını niçin kıstın?" diye sordular. Hz. Ömer şunları söyledi:<br />
 "Oğlum babasıyla birlikte hicret etti. Bu sebeple yalnız başına hicret edenlerle bir tutulamaz." ( Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 45)<br />
 <br />
 Burada İslâm'ın âdil halifesi Hz. Ömer ( ra)'in, devlet malını dağıtırken ne kadar titiz davrandığı görülmektedir. İlk muhâcirlerden olmasına rağmen, on bir yaşında anne ve babasıyla birlikte hicret ettiği için, kendi oğluna beş yüz dirhem daha az para veriyordu. Normalde diğerleri ile oğlunu eşit tutması gerekirdi. Çünkü onlar içinde de anne babasıyla birlikte hicret edenler vardı. Fakat o böyle yapmadı, şüpheli şeylerden uzak durma veya helâl olanların bir kısmından vaz geçme kâidesine uyarak, oğluna az verdi.<br />
 <br />
 Şüpheli şeyler husûsundaki bu hassâsiyet, çağlar boyu Allâh dostları vasıtasıyla süregelmiştir. Bu mümtaz şahsiyetler, geriden gelenlere çok güzel hakkaniyet hâtıraları bırakmışlardır.<br />
 <br />
 Bir kimsenin temiz gönüllü, ihlâs sâhibi ve ehl-i istikâmet olduğunu anlamak için, onun yaptığı ibâdetlerinden ziyade kalbî seviyesine, muâmelâttaki harâm helâl titizliğine ve şüpheli şeylerden uzak durma gayretine bakılmalıdır.<br />
 <br />
 Namazın mekruhları<br />
 <br />
 Sual: Namazda genel olarak işlenen mekruhlar nelerdir?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh; kerih, çirkin, beğenilmeyen iş demektir.Namazda müekked sünneti ve vacibi terk etmek, tahrimen mekruh, müekked olmayan sünneti terk, tenzihen mekruh olur. Mekruh olarak kılınan namaz sahih olursa da, sevabı çok az olur.<br />
 <br />
 Daha çok işlenen mekruhlardan bazıları şunlardır:<br />
 1- Namazda tadil-i erkanı terk etmek.<br />
 <br />
 2- Başı döndürüp bakmak.<br />
 <br />
 3- Secdede iki kolu yere döşemek. [Kadınlar döşer.]<br />
 <br />
 4- Başı bir tarafa eğmek.<br />
 <br />
 5- Esnerken ağzı kapatmamak.<br />
 <br />
 6- Özürsüz gözleri yummak.<br />
 <br />
 7- Öndeki safta boş yer varken, geri safta kılmak.<br />
 <br />
 8- Üzerinde canlı resmi bulunan elbise ile namaz kılmak.<br />
 <br />
 9- Canlı resmi asılı odada namaz kılmak.<br />
 <br />
 10- İş elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkamayacak elbise ile veya kötü kokulu çorap ile kılmak.<br />
 <br />
 11- Abdest sıkıştırırken kılmak.<br />
 <br />
 12- Tekbir alırken ve teşehhüdde otururken parmakları açık veya kapalı tutmak. [Kendi haline bırakılır. Secdede parmaklar kapalı, rükuda ise açık tutulur.]<br />
 <br />
 13- Secdeye inerken pantolonunu yukarı çekmek.<br />
 <br />
 14- Başı açık kılmak. [Mekke’de, ihramlı iken, namaz baş açık kılınır.]<br />
 <br />
 15- Namazda ağırlığı, bir ayağa çok, diğerine az vermek.<br />
 <br />
 16- İmam namaza durunca, sabahın sünnetini caminin girişinde veya direk arkasında kılmayıp, saf arasında veya başka yerde kılmak. [İmam namaza az sonra duracaksa, öğle, ikindi ve yatsının sünnetlerine durulmaz, hemen imama uyulur.]<br />
 <br />
 17- İmam, açıktan yani sesli okurken Sübhanekeyi okumak.<br />
 <br />
 18- Secdeye veya rükuya, imamdan önce başını koymak veya kaldırmak.<br />
 <br />
 19- Çıplak ayakla namaz kılmak. [Şafii’de çıplak ayakla kılınır.]<br />
 <br />
 20- Kolu sığalı veya kısa kollu gömlekle namaz kılmak.<br />
 <br />
 21- Sağa-sola eğilmek, sallanmak.<br />
 <br />
 22- Secdede burnu yere değmemek.<br />
 <br />
 23- Secdede bir ayağı kaldırmak. [İki ayak kalkarsa, bazı âlimlere göre namaz bozulur.]<br />
 <br />
 24- Kıyamda okuduğunu rükuda, rükuda okuduğunu kıyamda tamamlamak.<br />
 <br />
 25- Bir rükünde iki defa bir yeri kaşımak. [Bir rükünde, üç defa ayrı kaşımak bozar.]<br />
 <br />
 26- Namazda 4-5 kişi duyacak kadar yüksek sesli okumak. [Kendi işitmeyecek kadar sessiz okunursa namaz sahih olmaz.]<br />
 <br />
 27- İkinci rekâtta, birincide okuduğu âyeti tekrar okumak veya ondan evvelki bir âyeti okumak. [Unutarak okumak mekruh olmaz.] İkinci rekâtta birinciden üç âyet uzun okumak.<br />
 <br />
 28- Özürsüz teşehhüdde, sünnete uygun oturmamak. Kıyamda sünnete uygun olarak ayakları dört parmak kadar açmamak. [Şafii’de bir karış kadar açmak sünnettir.]<br />
 <br />
 29- Özürsüz bir şeye dayanıp kalkmak.<br />
 <br />
 30- Farzdan sonra hemen son sünnete kalkmamak. Yahut konuşmak veya bir şey okumak.<br />
 <br />
 31- Namaz kılanın önünden geçmek veya önünden geçilebilecek yere namaza durmak.<br />
 <br />
 32- Namazın sünnetlerinden birini terk etmek. Sünnet iki kısımdır: Birincisi Sünen-i hüda. Bunlar, müekked sünnetlerdir. İkincisi Sünen-i zevaid. Bunlar, müekked olmayan sünnetlerdir.<br />
 <br />
 Namazda müekked sünneti ve vacibi terk etmek, tahrimen mekruh olur. Müekked olmayan sünneti terk, tenzihen mekruh olur. Müstehabı terk, mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Tenzihi mekruh helale, tahrimi mekruh harama yakındır. Mekruh olarak kılınan namaz sahih ise de, sevabı çok az olur. ( İmad-ül-islam)<br />
 <br />
 Başı, kolları ve ayakları açık kılmak<br />
 Sual: Erkeklerin, baş, kol ve ayakları açık olarak namaz kılmaları mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet mekruhtur. Mekruh olan namaz sahih ise de, sevabı olmaz. Bir erkek, namazda başı örtmeye önem vermediği için açık kılarsa, mekruh olur. Namaza önem vermediği için açarsa, kâfir olur. Kendini Allahü teâlâya karşı, küçük göstermek için, başı açık kılmak zarar vermez ise de, yine örtmek efdaldir. Harareti teskin ve rahatlık için açmak da mekruhtur. ( Redd-ül-muhtar)<br />
 <br />
 Önemli kimselerin huzuruna çıkan kimsenin şık, temiz elbise giymesi gerekir. Allahü teâlânın huzuruna durulduğu zaman buna daha çok dikkat etmeli, büyüklerin karşısına çıkılamayan elbise ile namaz kılmamalıdır! Kur'an-ı kerimde ( Her namaz kılarken, süslü [temiz, sevilen] elbiselerinizi giyiniz) buyuruluyor. ( Araf 31)<br />
 <br />
 Peygamber efendimiz başı açık kılmazdı. Sarıkla kılmanın önemini bildirerek buyuruyor ki:<br />
 ( Sarıkla kılınan namaz, sarıksız kılınan yetmiş rekat namazdan efdaldir.) [Ebu Nuaym]<br />
 Namazda başı hiç olmazsa, herhangi bir renkte olan takke ile örtmelidir!<br />
 <br />
 ( Nimet-i İslam)da namazın mekruhlarının onbeşincisinin dipnotunda ( Başı açık namaz kılmak mekruhtur) buyuruluyor. 57.sinde de mekruh olduğu yine bildiriliyor. Namazın mekruhlarının onbirincisinde ise, kolları açık namaz kılmanın mekruh olduğu bildiriliyor.<br />
 <br />
 Namaz kılarken düşen başlığı tek el ile alıp giyerek başı örtülü kılması o haliyle kılmasından daha iyidir. ( Gurer ve Dürer)<br />
 <br />
 İbni Abidin hazretleri, namazın mekruhları sonunda buyuruyor ki:<br />
 Namazı, nalın veya mest ile kılmak, çıplak ayakla kılmaktan efdaldir. Böylece, Yahudilere uyulmamış olur. Hadis-i şerifte, ( Yahudilere benzememek için namazları, nalın [bir cins ayakkabı] ile kılın) buyuruldu. Resulullah ve Eshab-ı kiram, sokakta giydikleri nalın ile kılarlardı. Nalınları temiz idi ve Mescid-i Nebi kum döşeli idi. Kirli nalınla girilmezdi. ( Redd-ül-muhtar)<br />
 <br />
 Ayakları herhangi bir şey ile örterek namaz kılmayı bildiren üç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 ( Yahudiler, namaz kılarken nalın veya mest ile ayaklarını örtmezler. Siz onlara muhalefet edin, nalın veya mest giyinin!) [Müslim, Ebu Davud, Hakim, Taberani]<br />
 <br />
 ( Müşriklere muhalefet edin, namaz kılarken mestlerinizi giyin.) [Hakim]<br />
 <br />
 ( Nalını olmayan, mestlerini giysin.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Ahmed]<br />
 <br />
 Temiz olmayan mest, nalın vesaire ile mescide girilmezdi. Şimdi çorap giyerek bu sünnet yerine getirilir.<br />
 <br />
 Eshab-ı kiram kamis denilen ayağa kadar uzun olan gömlek ile, yani entari ile namaz kıldıkları için ayakları örtülmüş olurdu. Ayaklar örtülü kılınan namazın çok sevap olduğu Halebi, Berika ve Hadika kitaplarında da yazılıdır.<br />
 <br />
 Müslüman olmayanlar, kiliselerinde başı açık, ayağı çıplak tapınıyor, onlar gibi, uygar ibadet etmeli diyerek, başı açık, ayağı çıplak kılmak, sandalyede veya yükseğe secde etmek caiz değildir.<br />
 <br />
 Kadınların ayaklarının açık olmasında iki kavil vardır. Birinci kavle göre mekruh, ikinci kavle göre namaz bozulur. Kadınlar, ya çorapla veya ayaklara kadar uzun etek veya entari giyerek namaz kılmalıdır! ( M.Erbea)<br />
 <br />
 Takkenin alnı kapatması<br />
 Sual: Secde ederken, kadınların başörtüsü, erkeklerin saçı veya takkesi alınlarına gelse, mahzuru olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, tenzihen mekruh olur. Alın, çıplak olarak secdeye değmelidir.<br />
 <br />
 Sual: Namazda kıraati bitirmeden elleri aşağıya bırakmak uygun mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Uygun değildir, sünnete aykırıdır, kıraat bitene kadar ellerin bağlı kalması sünnettir.<br />
 <br />
 Sual: Parmakları birbirine geçirmek caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Namazda tahrimen, hariçte tenzihen mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Mezarlıkta camiler var. Kabre karşı namaz kılınır mı?<br />
 CEVAP<br />
 Önünde perde, duvar gibi bir şey olmazsa, kabre karşı namaz kılmak mekruhtur. ( Marifetname)<br />
 <br />
 Mescidin kıblesi ile kabir arasında, perde, duvar olursa veya kabir yanda ise, namaz mekruh olmaz. ( Hindiyye)<br />
 <br />
 Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
 ( Kabre karşı namaz kılmayın!) [Nesai]<br />
 <br />
 Sual: Çalgı aleti, tv, içki bulunan yere rahmet melekleri girer mi?<br />
 CEVAP<br />
 Kumar ve çalgı aleti, tv, canlı resmi, haç resmi, köpek, cünüp, içki ve sarhoş bulunan yere rahmet melekleri girmez. Böyle yerlerde namaz kılmak mekruh olur ve edilen dua da makbul değildir.<br />
 <br />
 Sual: Kumar ve çalgı aleti, tv, canlı resmi, haç resmi, köpek, cünüp, içki ve sarhoş bulunan yere rahmet melekleri girmezse, ne kaybımız olur?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olarak kılınan namaz sahih olur. Yani o kimse, namaz borcundan kurtulursa da, namaz kılmakla hasıl olacak büyük sevaba kavuşamaz. Eğer evde odada meleklerin girmesine mani olan bir şey varsa, o kişi meleklerin yapacağı bu duadan mahrum kalır. [Duanın Önemi maddesinde, Meleklerin duasından mahrum kalmak kısmına bakınız.]<br />
 <br />
 Sual: Yatak odasında namaz kılmadığımız için, odanın duvarlarına ana-babamın ve diğer akrabalarımın resimlerini koydum. Bir mahzuru var mı?<br />
 CEVAP<br />
 İki mahzuru vardır. Birincisi, insan ve hayvan resmini, belden yukarı asmak haramdır. Bitki ve cansızların resmini asmakta mahzur yoktur. İkincisi, canlı resmi bulunan odaya rahmet melekleri girmez. Resimli gazete bile bulunsa girmez. Gazeteyi okuduktan sonra kapalı bir yere koymalıdır! Kapalı olursa girer.<br />
 <br />
 Namaz kılınmayan yerlere, mesela banyoya, mutfağa, yatak odasına, çeşitli canlı resimlerini, mesela ana babamızın resimlerini, bir evliyanın resimlerini veya artist resimlerini koymanın günah olmadığını zannedenler var. Bir zaruret olmadıkça, her türlü canlı resmini belden yukarı asmak haramdır. Her türlü resmi albümde saklamalıdır.<br />
 <br />
 Ana babamızın veya bir evliyanın da olsa, resmini duvara asmak haramdır. Resmini duvara astığımız evliya, bu hareketimizden dolayı bizi sevmez. Aksine günah işlediğimiz için üzülür.<br />
 <br />
 Sual: Müzik dinlediğimiz televizyon veya radyo bulunun odada namaz kılmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 İçki, kumar, çalgı aletleri bulunan mahalde namaz kılmanın mekruh olduğu ve buraya rahmet meleklerinin girmeyeceği ve burada yapılan duanın kabul olmayacağı ( Tergib-üs-salât)da ve ( Nisabül-ahbâr)da yazılıdır. Çalgı da dinlenen ve bakması haram olan resimlerine de bakılan şeyler, çalgı aleti gibidir. Televizyon kapalı da olsa orada namaz kılmak mekruh olur. Bir evde bağlama bulunsa çalınmasa bile o odada namaz kılmak mekruh olur. İçki içilmese bile, içki bulunan odada namaz kılmak mekruh olur. Duvardaki resme tapılmasa bile, canlı resmi bulunan evde namaz kılmak mekruh olur. Bilgisayarda günah işleniyorsa o da dahildir, müzik çalınıyorsa o da dahildir.<br />
 <br />
 Sual: Bir odada namaz kılarken o odada herhangi büyüklükte ve herhangi içerikte bir veya daha fazla resim bulunması caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Resim, namaz kılanın ayağı altında, oturduğu yerde veya secde ettiği yerde olmazsa, böyle resimli battaniye, seccade üzerinde namaz kılmak mekruh olmaz. Resim, yerlerde bulunduğu için ona hakaret edilmiş olur. Fakat secde edilen yerde ise, yahut basılan ve oturulan yerde ise sanki insan vücudunda bulunmuş gibidir. Namaz mekruh olur. Onun için üzerinde resim bulunan elbise ile namaz kılmamalıdır! Canlı resimleri göbekten yukarıda bulunursa, orada namaz kılmak mekruh olur. Canlı resmi, basılan, oturulan yerde ise mekruh olmaz. Namaz kılanın arkasında göbekten yukarıda olursa tenzihen mekruh olur.<br />
 <br />
 İnsan ve hayvan resmini, belden yukarı asmak haramdır. Bitki ve cansızların resmini asmakta mahzur yoktur. Canlı resmi bulunan odaya rahmet melekleri girmez. Resimli gazete bile bulunsa girmez. Gazeteyi okuduktan sonra kapalı bir yere koymalıdır! Namaz kılanın başında, önünde, sağ ve sol hizasında, duvara çizilmiş veya beze, kağıda yapılarak asılmış veya konmuş ise, mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Bir odada namaz kılarken o odada bulunan resimleri ters çevirmek veya üstünü örtmek, namazın mekruh olmaması için çözüm olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet. Ters çevrilirse veya üstü örtülürse mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namazda gözleriyle başka yerlere bakmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, tenzihen mekruh olur.<br />
 <br />
 Sual: İdrar sıkıştırırken namaz kılmak uygun mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olur. Selam verip namazdan çıkmalı, abdest alıp yeniden kılmak gerekir.<br />
 <br />
 Sual: Abdesti sıkışık iken, yel sıkıştırırken, idrar sıkıştırırken namaz kılmak mekruh olur deniyor. Bu sıkışıklığın ölçüsü nedir? Mesela gaz sıkıştırıyor, bir süre sonra geçiyor, o zaman namaz kılsam mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olmaz. Gelip geçen sıkışıklık mekruh etmez. Abdest sıkışıklığının, idrar sıkışıklığının ve yel sıkışıklığının ölçüsü şudur:<br />
 Namaza durunca hatırına sıkışıklık gelmezse, huzura mani olmazsa, namaz mekruh olmaz. Hep hatırımızda, namazı kılar kılmaz hemen tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorsak, o zaman namaz mekruh olur.<br />
 <br />
 Sual: Şafii mezhebinde de takkesiz namaz kılmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Aynanın önünde namaz kılmak günah mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Eğer bakınca aynada şeklimiz görülüyorsa, dikkati çektiği için namaz mekruh olur. Ayna üstüne bir şey asmalı, suretimiz görülmemelidir.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılana anahtar nerede dense, o da parmakla gösterebilir mi?<br />
 CEVAP<br />
 Parmakla göstermesi mekruhtur. Fakat ona uyabilmek için farz kılıyorsan parmağını kaldır dese, yahut kaç rekat kıldın dese o da parmağı ile iki üç diye gösterse mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Bazı kimseler, nafile bir namaz olan tesbih namazını cemaatle kılıyorlar. Nafile namazları cemaatle kılmanın mekruh olduğunu söyleyince, ( Biz önce tesbih namazı kılmayı adıyoruz. Adayınca tesbih namazını kılmak vacip oluyor. Vacibi de cemaatle kılıyoruz. Bazen de, cemaatle namaza duruyoruz. Sonra da bozuyoruz. Tekrar kılması vacip olacağı için cemaatle kılıyoruz) dediler. Böyle vacip yaparak cemaatle kılmak caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Tesbih namazı, nafile olduğu için cemaatle kılınmaz. Dürerde deniyor ki:<br />
 Ramazanın dışında, vitir de cemaat ile kılınmaz. Bu husus icma ile sabittir. Ramazanda teravihten başka, cemaat ile nafile kılınmaz. Ancak çağrılmadan gelen bir kişi, birine iktida eder veya iki kişi, bir kişiye uyarsa, mekruh olmaz. 3 kişide ihtilaf vardır. 4 kişi olursa, ittifakla mekruh olur. Bir defa vacip de olsa cemaatle kılınmaz. Vitir vacip olduğu halde, Ramazan haricinde cemaatle kılınmaz. Tesbih namazı nasıl cemaatle kılınabilir?<br />
 <br />
 Sual: Namazda bir sure atlayarak okumak mekruh mu? Aradaki sure uzun olsa yine mekruh olur mu? Mesela ( Vettini)yi, sonra ( İnna enzelna)yı okumak mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Her namazda, ikinci rekatta birinci rekatta okuduğundan üç âyet uzun okumak mekruhtur. İkinci rekatta, birinci rekatta okuduğundan sonraki bir kısa sureyi atlayarak daha sonrakini okumak da mekruhtur.<br />
 <br />
 Buna göre, ( Eraeytellezi)yi birinci rekatta okuyan kimsenin, ikinci rekatta ( Kulya)yı okuması mekruh olur. Çünkü bir küçük sure olan ( İnna ateyna) atlanmıştır. ( Vettini)den sonra ( İnna enzelna)yı okumak mekruh değildir. Çünkü bu iki sure arasında uzun bir sure olan ( İkra) diye başlayan sure bulunmaktadır.<br />
 <br />
 Sual: Yeşil ağaca doğru namaz kılmak gibi, ormanda ağaçları sütre edip namaz kılmak da mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Yeşil ağaca karşı kılmayı kastederek namaz kılmak mekruhtur. Başka niyetle, mesela sütre için kılmak mekruh değildir.<br />
 <br />
 Sual: Namazda çocuk bir resmi karşıma koydu. Mekruh oldu mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır.<br />
 <br />
 Sual: Önümdeki cemaatten birinin gömleğinde resim var idi. Namazım mekruh oldu mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır.<br />
 <br />
 Sual: Bir erkek, dirsek ile bileği arasının dörtte birini açarak namaz kılsa, mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet. Bir uzvun dörtte biri tamamı hükmündedir. Dirseğe kadar açılmasının mekruh oluşunda âlimlerin ittifakı vardır. Ama dörtte birinin açılmasında ittifak yoktur.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken, bir yazıya bakıp ne olduğu veya saate bakıp kaç olduğu anlaşılınca, namaz mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet.<br />
 <br />
 Sual: Vitir vacip namazını kılarken 3. rekatta zammı sure olarak 2.rekatta okunan zammı surenin devamı olmayıp bir veya iki sure öncesi okunursa ne olur veya 3. rekat müstakil olarak kabul edilip bir önceki okunana bakılmaz mı?<br />
 CEVAP<br />
 Üçüncü rekat müstakil değildir. İkinci rekatta okunandan sonrakini veya daha aşağıdakilerini okumak gerekir. Kasten öncekileri okunursa mekruh olur, unutularak okunursa mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken secde yerine iki metre uzakta kuş resmi olsa mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Genelde kuş resimleri net olmuyor, bunun için mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: ( Canlı resmi insanın başında ise mekruh olur) ifadesindeki baş neresidir?<br />
 CEVAP<br />
 Tavandır.<br />
 <br />
 Sual: ( Secde edilmeyen yerlerinde resim bulunan seccadede namaz kılmak caizdir, fakat resim, ayak basılan veya oturulan yerde ise mekruh olur) ifadesinden kasıt nedir?.<br />
 CEVAP<br />
 Oturunca, basınca resim bedeninde sayılır. Oturulan, basılan yer de, secde edilen yer olur.<br />
 <br />
 Sual: Vitirde sıra ile Felak, Nas, Fil suresini okumak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken, ağırlığı bir ayak üzerine vermek caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Kazaların kılındığını göstermek caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh ise de, bu zamanda belli olması hiç mahzur teşkil etmez. Herkesin kazasının olmadığı zamanlarda uygun değildi.<br />
 <br />
 Sual: Maliki’de namazda Euzü okumak mekruh yazıyor, Maliki’yi taklit edenler ne yapacak, Euzüyü okuyacak mı?<br />
 CEVAP<br />
 Mezhep taklit edilirken sadece taklit ettiği mezhebin farzlarına uyar bir de müfsitlerinden kaçar. Mekruhlarına riayet etmez. Yani Euzü okuyacağız. Çünkü kendi mezhebimizden çıkmış olmuyoruz.<br />
 <br />
 Sual: Herhangi bir sebeple namaz mekruh olursa bu namazı iade etmek vacip mi?<br />
 CEVAP<br />
 İki türlü mekruh var: Bir sünneti terk etmekle meydana gelen mekruh, bunun iadesi vacip değildir, vacibin terki ile meydana gelen mekruh var bunun iadesi vaciptir. İadesi vacip olan namazın vakti çıktı ise kaza edilir. Mekruh vakitte namaz kılınca bunun iadesi vacip olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kıldıktan sonra namazı mekruh yapacak bir resim gördüm. Namaz mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Kasıtlı olmayınca mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Resmin namazı mekruh etmesi niyete bağlı değil mi? Biz zaten Allah’ın huzuruna duruyoruz, kalbimiz bununla dolu, yani yine de mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Burada niyetin rolü yok. Yani hiç kimse resme tapmaz. Bunu Allah biliyordu elbette. Ama yine yasaklamış. Resme karşı durmayın diye. Hatta aynada kendi görüntümüz olsa yine mekruh oluyor. Bazıları da Araplar pis olduğu için abdest ve yıkanma emri getirilmiştir, bizim yıkanmaya ihtiyacımız yok diyorlar. Halbuki dinimizde toprağa elimizi sürmekle de cünüplükten kurtuluyoruz. Demek ki esas mesele temizlik değil emre uymaktır. Bu resim işi de öyle tapmakla falan ilgisi yok, resme karşı kılma denmiş bize düşen de emre uymak<br />
 <br />
 Sual: Paltoyla namaz kılarken paltonun eteklerinin secdede dizlerin altında kalması mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh değildir.<br />
 <br />
 Sual: Maliki mezhebini taklit ediyorum. Secdede ellerimin üstüne secde ediyorum. Bir sakıncası var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Hanefi’de mekruhtur. Diğer üç mezhepte sahih değildir. Bu bakımdan el üstüne secde etmemeli.<br />
 <br />
 Sual: Havalar soğuk olduğu için genelde eldiven takıyorum. Mescit de bayağı soğuktu, dalgınlıkla eldivenleri çıkarmadan namaza durdum. Eldiven ile namaz kılmak uygun mu?<br />
 CEVAP<br />
 Özürsüz eldivenle namaz kılmak mekruh olur. Soğuk olunca veya başka özür varsa mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Âyet-el Kürsi'yi, tesbihleri ve duayı, Cuma namazında ve normal vakitlerde de son sünnetten sonra mı yapmalı yoksa farzdan sonra mı yapmalı, bir mecburiyet var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Son sünnetten sonra yapma mecburiyeti vardır. Son sünnetten önce okunursa mekruh olur.<br />
 <br />
 Sual: Gömlek kolları uzun olduğu zaman kolları geri kıvırıyoruz, fakat namaz kılarken düzeltiyoruz. Gömleğin kollarını içeri kıvırdığımız zaman ne olur böyle namaz kılınır mı bir sakıncası var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Gömleğin kolunu içine veya dışına bükmekte mahzur olmaz. Mahzurlu olanı, sıyırıp etin görünmesidir. Et görünmüyorsa sıyrılmanın mahzuru olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namazda Asrdan sonra Hümeze veya Kureyş, Kevserden sonra Kâfirun veya Tebbet okunur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Okuma sırası yukarıdan aşağıya doğrudur, ters okumak mekruh olur, kasten olmayıp da unutarak ters okunursa mekruh olmaz. Bir de okuduğumuz sureden sonraki sureyi atlayıp ondan sonrakini okumamız mekruh olur. En az iki sure atlamamız gerekir. Yahut hiç atlamayıp sıra ile okunur. Bir de ikinci okuduğumuz sure birinci sureden üç âyet miktarı fazla olmamalıdır, olursa namaz mekruh olur. Şimdi buna göre, Asrdan sonra Hümeze okunmaz çünkü Hümeze 3 âyetten daha fazladır hepsi 9 âyet, Asr ise üç âyet. Kevserden sonra Kâfirun suresi de okunmaz, çünkü Kâfirun suresi Kevser suresinden üç âyet uzundur. Kevserden sonra Tebbet okunur çünkü üç âyet uzun değil iki âyet uzun.<br />
 <br />
 Sual: Yurt dışında yaşıyoruz. Caminin bulunmadığı yerlerde mecbur kalırsak, kilise, sinagog gibi yerlerde veya budist tapınağında da namaz kılabilir miyiz?<br />
 CEVAP<br />
 İslamiyet’te namaz her yerde kılınır, illa cami olması gerekmez. Dağda, bağda, ovada, bahçede, sokakta her yerde namaz kılınır. Kilisede bile kılınır. Fakat kilisede resim falan olduğu için mecbur kalmadıkça kılmamalı, namaz mekruh olur. Resim olmazsa kilisede de kılınır.<br />
 <br />
 Sual: Teşehhüdde parmak kaldırmanın hükmü nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Şafii’de sünnettir. Hanefi’de ise, sünnet, mekruh ve haram diyenler olduğu için kaldırmamalıdır.<br />
 <br />
 Sual: Bir hoca diyor ki, ( Namazı başı açık kılmanın mekruh olmasının sebebi fıkıh kitaplarına göre şudur: Padişahın karşısına bile başı açık çıkmak edepsizliktir. Allah’ın huzurunda hiç başı açık durulur mu? Ama artık günümüzde devlet başkanlarının huzuruna başı açık çıkılabildiğine göre, namazdaki mekruhluk da kalkmalıdır) Gerçekten mekruhluğun sebebi bu zatın söylediği gibi mi?<br />
 CEVAP<br />
 Din zamana göre değişmez. Başı kapatmak da söylenilen gerekçeye dayanmaz. Peygamber efendimiz namaz kılmazken de başını kapatırdı. Padişahlar değişir ama, padişahlar padişahı Allah değişmez.<br />
 <br />
 Sual: İlk rekatta İhlas, ikinci rekatta unutup Kevseri okumak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olmaz. Çünkü yanılmak özürdür.<br />
 <br />
 Sual: Esnemeye mani olmalı mı?<br />
 CEVAP<br />
 Dudağı ısırarak mani olmalı. Namazda ise, esnemeye böyle mani olma imkanı var iken, el ile kapatmak mekruhtur<br />
 <br />
 Sual: Hanım yanında otururken, beyi namaza dursa mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet mekruh olur. Arada bir insan geçecek kadar boşluk olursa mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Arkası dönük mahrem kadına doğru, namaz kılmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Celsede durmanın azami müddeti var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Vardır. Rükünleri geciktirmek mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Yan yana iki odanın birinde resim var. Odaların kapısı açıktır. Resimsiz odada namaz kılmak mekruhsuz caiz olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken yanlışlık yapan, mesela dört yerine üç rekat kılan bir arkadaşa namazdan sonra söylememek mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet.<br />
 <br />
 Sual: Kolçak takarak namaz kılmak mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır.<br />
 <br />
 Sual: Bazı camilerin kıble tarafındaki camlarda gece, ayna gibi yansıma oluyor, huşumuz bozuluyor. Ayna önünde namaz gibi mekruh oluyor mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet mekruh olur. Bunun çaresine bakılmalıdır. Kıble duvarlarını süslemek, huşuyu bozacak levhalar asmak da bu bakımdan mekruhtur. İşlenmiş süslü seccadelerde bile namaz kılmak huşuya mani olacağı için mekruhtur. Mekruha önem vermemek veya hafife almak tehlikelidir.<br />
 <br />
 Sual: Cünüp veya hayzlı iken giyilen elbise ile namaz kılmakta bir mahzur var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır, hiçbir mahzur yoktur.<br />
 <br />
 Sual<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/sad.png" alt="Sad" title="Sad" class="smilie smilie_8" /> Yağlı kirli boyacı elbisesi ile namaz kılmak caizdir. Çünkü ruhsatlardan istifade etmek gerekir) deniyor. Yanımızda temiz elbise varken de böyle ruhsatlardan faydalanmak caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Yağlı kirli iş elbisesi ile namaz kılmak mekruh olur. Burada ruhsatlık bir iş yoktur. Değiştirmek için elbisesi yoksa veya uzakta olan elbisesini giymek için gidince, namaz vakti çıkma tehlikesi varsa, kirli elbise ile namaz kılmak caiz olur. Yanında temiz elbisesi olanın kirli elbise ile namaz kılması, mekruh olur.<br />
 <br />
 Sual: Namazda Fatihanın son kısmını veya ondan sonra okunan surenin son kısmını rükuda bitirsek mahzuru olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Zamm-ı sureleri rükuda tamamlamak, dört mezhepte de mekruhtur. Fatihayı tamamlamak ise, hanefide mekruhtur. Diğer üç mezhepte, namazı bozar.<br />
 <br />
 Sual: Sünneti ayrı yerde, farzı ayrı yerde ve son sünneti ayrı yerde kılmak daha fazla sevap mı olur?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, farklı yerlerde kılmak müstehaptır. Namaz kılınan yer şahitlik edecektir. Bunun için değişik yerlerde namaz kılmak daha sevaptır. Farz kıldığı yerden biraz solda veya arkada kılmak daha iyidir. ( Şir’a)<br />
 <br />
 İmamın, farz kıldığı yerde, son sünneti kılması mekruhtur. Cemaatin kılması mekruh değil ise de, başka yerde kılmaları müstehaptır. Son sünneti başka yerde, hatta yolda kimseyle konuşmayacaksa evde kılmak daha iyidir. ( İmdad)<br />
 <br />
 Cami kalabalık olunca, farzdan sonra aynı yerde son sünneti kılmak zorunda kalan, müstehap işlemek için yanındakini rahatsız ederek onu kendi yerine çekip, kendisi onun yerine geçmemelidir.<br />
 <br />
 Safları doldurmak<br />
 Sual: Genelde bir saf cemaat oluyor. Birinci safın ortalarında bir iki kişilik boşluklar oluyor. İmam ikaz ediyor. Herkes yan yana gelerek bu boşlukları doldurmaya çalışıyor. Vakit kayboluyor, imam da namaza başlamış oluyor. Tek başına duran olmuyor, herkesin yanında birkaç kişi oluyor. Arada boşlukların kalması mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Tek başına duran yoksa mekruh olmaz. Müezzin veya başkaları, bir veya birkaç kişiyle arkada dursalar da mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Akşam namazı hariç, imam boşlukları doldurun diye ikaz etmemeli; çünkü Hanefi mezhebinde, sünnetle farz arasında konuşulmaz, hatta dua ve zikir bile yapılmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namazda mazeretsiz gözleri yummak caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 Tenzihen mekruhtur. Zihni dağılmasın diye yummak mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Pis kokan çorapla veya pis kokan başka bir şey ile camiye gidilirse, kul hakkı geçer mi?<br />
 CEVAP<br />
 Başkalarını herhangi bir şekilde rahatsız edince kul hakkı geçer. Pis kokulu şeylerle camiye girilmemeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 ( Sarımsak, soğan, pırasa ve turp gibi kötü kokan bir şey yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın.) [Taberani]<br />
 <br />
 Sual: Bazıları, Nimet-i İslam kitabında, pijama ve gecelikle namaz kılmanın caiz olmadığı yazılı diyorlar. Doğru mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Pijama ile kılmak mekruh değildir. Fakat yağlı, kirli iş elbisesi ile, büyüklerin yanına çıkamayacak kıyafet ile, pis kokulu elbise ve çorap ile namaz kılmak mekruhtur. Başka elbisesi yoksa, mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Nimet-i İslam kitabında, mekruhların 56. sında, ( Kirli iş elbisesi ile kılmak) dendikten sonra, dip notunda, ( Gecelikler, mutat elbise olmakla, o kılıkta namaz kılmakta kerahet yoktur) denilmektedir. Görüldüğü gibi, Nimet-i İslam kitabına iftira edilmektedir.<br />
 <br />
 Çalgı bulunan yerde<br />
 Sual: Çalgı aleti veya bilgisayar bulunan odada namaz kılmak caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 Din kitaplarımızda deniyor ki:<br />
 Çalgı aleti bulunan odada namaz kılmak mekruh olur. ( Tergib-üs-salat, Nisab-ül-ahbar)<br />
 <br />
 Çalgı da dinlenen ve bakması haram olan resimlere de bakılan cihazlar çalgı aleti gibidir. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Şu halde, radyo, TV, bilgisayar, video gibi aletlerde çalgı çalınıyorsa veya bakması haram olan resimler, görüntüler bulunuyorsa çalgı aleti gibidir. Orada kılınan namaz mekruh olur.<br />
 <br />
 Bu aletlerle hiç çalgı çalınmıyorsa veya bakması haram olan resimler bulunmuyorsa, bu aletlerin bulunduğu odada namaz kılmak mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Halı üzerinde namaz kılmak mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır. Secdenin toprak üzerine yapılması evlâdır. Ancak soğuktan ve sıcaktan korumak yahut elbiseyi tozdan korumak maksadıyla herhangi bir sergi serilmesinde mahzur yoktur. Sırf toprağa secde etmemek için, sergi sermek mekruh olur. İslâm âlimlerinin çoğuna göre, halı, pösteki gibi bir şey üzerine secde etmekte mahzur yoktur. İmâm-ı Mâlik hazretlerine göre, halı, pösteki gibi yer cinsinden olmayan bir şey üzerine secde edilmesi mekruhtur. İmâm-ı a’zam ve diğer imamlara göre mekruh değildir. Hanefi olup, Maliki’yi taklit eden için de, mekruh olmaz. Keten, kenevir ve pamuk gibi yer cinsinden olan sergiler üzerinde, namaz kılmakta mahzur yoktur.<br />
 <br />
 Sual: Pirinç veya buğday çuvalları üzerine namaz kılmak mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır; çünkü serttir.<br />
 <br />
 Sual: Bütün namazlarda aynı sureleri okumak caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 İmâmın aynı namazların aynı rekatlarında, aynı âyetleri okumayı âdet edinmesi mekruhtur. Yalnız kılanlar için de, her namaz için böyledir denildi. Ara sıra başka âyet okumalıdır.<br />
 <br />
 Sual: Üstünde yazı bulunan elbiseyi, çorabı, namazda veya namaz dışında giymek, uygun mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mümkün mertebe, yazısız olanları tercih etmeye çalışmalı. Çorabın altında yazı varsa, cemaatle namaz kılarken, arkamızda duranın gözüne takılabilir. Ne yazıyor diye okursa, okuyanın namazı mekruh olur. Namazda, elbisedeki yazı, dışarıdan görünecek şekilde ise, namaz mekruh olur. İçeride ise, yani görünmüyorsa, namaz mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Uzun pantolon<br />
 Sual: Paçaları yere değen pantolonla veya pijamayla namaz kılmak mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır. Eğer paçalar çok uzunsa, topuklara kadar kıvrılabilir.<br />
 <br />
 Namazda burnu silmek<br />
 Sual: Alerjik nezle olduğum için, özellikle sabah namazlarında burnum akıyor. Camide halıya bulaşmaması için silmem mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Namazda faydalı hareketin zararı olmaz, Mesela, eliyle, alnındaki teri silmek veya burnundaki akıntıyı silmek mekruh değildir. Yalnız, bir rükünde el üç kere kaldırılırsa namaz bozulur.<br />
 <br />
 Takkeyi unutmak<br />
 Sual: Unutarak, takkesiz namaza duran kimse, namazda hatırlasa, namazını bozup takkesini giymesi gerekir mi?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır. Takkesiz namaz kılmak mekruhtur. Namazı özürsüz bozmaksa haramdır. Mekruhtan kaçmak yani takke giymek için haram işlenmez.<br />
 <br />
 Yalınayak, başıkabak<br />
 Sual: Şafii bir arkadaş, ( Erkeklerin namazda yalınayak, başıkabak olmaları gerekir. Nitekim Hacda da böyle yapılıyor) diyerek takke takmıyor. Bu doğru mu?<br />
 CEVAP<br />
 Şafii’de namazda ayakların açık olması sünnettir; fakat başı kapalı olmalı. Haccın durumuysa farklıdır.<br />
 <br />
 Tembellikle veya başı kapalı kılmanın önemini düşünmeden, başı açık namaz kılmak mekruhtur. Kendini aciz, zavallı göstermek, Allahü teâlâdan korktuğu için başını örtmemek mekruh olmaz. [Yani, Allahü teâlânın korkusundan rengi sararıp, vücudu titreyip, kendini ve her şeyi unutan kimse, başını örtmezse, mekruh olmaz.] Fakat bunların da örtmesi, daha iyi olur; çünkü başı açmak, ( Namazda ziynetli elbisenizi alınız, örtünüz) âyet-i kerimesine uymamak olur. Namaz kılarken düşen başlığı, az hareketle yerden alıp örtmek iyi olur. Harareti teskin ve rahatlık için başı açmak da mekruhtur. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Namazda başı hiç olmazsa, herhangi bir renkte olan takkeyle örtmelidir. Siyah başlık sünnettir. Takke, yün başlık, külah, kalensüve, kapüşon gibi başlıklar, sarığın yerini tutmazsa da, hiç olmazsa, başı örtmek sünneti, bunlarla yerine getirilmiş olur.<br />
 <br />
 Tek başına imama uymak<br />
 Sual: Müezzinin arka kısımda yeri var. Orada tek başına veya bir iki kişiyle imama uyması mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Büyük veya küçük camilerde, müezzinin yanında bir kişi varsa namazı mekruh olmaz. Tek başına durması mekruh olur.<br />
 <br />
 Kıraati sessiz okumak<br />
 Sual: Namazda kıraatin sahih olması için Kur’anı sesli mi, sessiz mi okumak gerekir?<br />
 CEVAP<br />
 Kendi işitemeyeceği kadar sessiz okunursa namaz sahih olmaz. Dua ve diğer zikirler de böyledir. Namazda, yüksek sesle okunması caiz olan yerler hariç, yüksek sesle okumak mekruhtur. Başkalarının huşuuna mani olacak veya onları şaşırtacak kadar yüksek sesle okumamalıdır. Sesli ve sessiz okumanın ölçüsü şöyle bildiriliyor:<br />
 Ağızla okumaya kıraat denir. Kendi kulakları işitecek kadar sesli okumaya, hafif okumak denir. Yanında olan kimselerin de işitecekleri kadar sesli okumaya, yüksek sesle okumak denir. Hafif sesle okuyanı, bir iki kişinin işitmesi mekruh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demektir. ( Bezzâziyye)<br />
 <br />
 Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 ( Yüksek sesle dua etmek mekruhtur.) [Abdurrezzâk]<br />
 <br />
 Peygamber efendimiz, yavaş sesle namaz kılan hazret-i Ebu Bekir’e, niye çok hafif sesle namaz kıldığını sordu. O da, ( Ya Resulallah, yalvardığım zat ne kadar yavaş okusam duyacağı için, hafif sesle okuyorum) dedi. Hazret-i Ömer’e de, niçin yüksek sesle okuduğunu sordu. O da, ( Uyuyanları uyandırıyor, şeytanı kovuyorum) dedi. Bunun üzerine Resulallah efendimiz buyurdu ki:<br />
 ( Ya Eba Bekir, sen sesini biraz yükselt! Ya Ömer, sen de, sesini biraz kıs!) [Tirmizi, Ebu Davud]<br />
 <br />
 İki âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
 ( İçinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam Rabbini an! Gafillerden olma!) [Araf 205]<br />
 <br />
 ( Namazda, sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut!) [İsra 110]<br />
 <br />
 Sessiz okumak<br />
 Sual: Namazda sessiz okunması gereken yerde, başkaları da duyacak şekilde okumak uygun mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Sadece kendisi işitecek kadar sesli okumaya, hafif okumak denir. Yanındakilerin de işitecekleri kadar sesli okumaya, yüksek sesle okumak denir. Hafif okunacak yerde, diğerleri de duyacak kadar sesli okunursa, mekruh olur. Bir iki kişinin işitmesi, mekruh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demektir. Başkalarının huşuuna mani olacak veya onları şaşırtacak kadar yüksek sesle okumamalıdır.<br />
 <br />
 Vakit çıkarken<br />
 Sual: Namaz vaktinin çıkmasına az zaman kalsa, fakat abdestimiz sıkıştırsa, bu hâldeyken namaz kılmak mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Küçük veya büyük abdesti sıkıştırırken yahut yel zorlarken namaza durmak mekruhtur. Namaz vaktini veya cenaze namazını kaçırmamak için olursa mekruh olmaz. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken yel sıkıştırmasının ölçüsü nedir? Hangi durumda abdest tazelemelidir?<br />
 CEVAP<br />
 Devamlı ise yeniden abdest almak gerekir, gelip giden yel ise bozmak gerekmez.<br />
 <br />
 Boynunu bükmek<br />
 Sual: Namaz kılarken boynu bir tarafa bükmek caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruhtur.<br />
 <br />
 Resimli yerde namaz kılmak<br />
 Sual: Namaz kılınan yerde, resim nerede olursa namazı mekruh eder?<br />
 CEVAP<br />
 Canlı resmi, namaz kılanın başında, önünde, sağ ve sol hizasında, duvarda ise, mekruhtur. Namaz kılanın arkasındaki duvarlarda ve tavanda ise, hafif mekruhtur. Resim, namaz kılanın ayağı altında, oturduğu yerde, elbisesinde, elindeyse, mekruh olur; çünkü bastığı, oturduğu yer, bedenindeki elbise gibidir. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Bir yerdeki resim, küçük olursa, yani yere koyunca, ayakta duran kimse, uzuvlarını ayırt edemezse, namaz mekruh olmaz. Namaz kılarken, oyuncak bebeklerden kıble tarafında olanların üstünü örtmelidir. Battaniye üzerinde, gözü net olmayan aslan resmi varsa, bu resim hükmünde değildir, fakat böyle resimli eşya almamaya dikkat etmeli. Şüpheli şeylerle çok meşgul olmak haram işlemeye sebep olur. Resimli çocuk elbiselerini satmak ve çocuklara giydirmek de mahzurludur. Mümkün olduğu kadar, resimsiz olanları tercih etmelidir. Resimli gazete, açık olarak yerde de olsa, yine oraya rahmet melekleri girmez.<br />
 <br />
 Celsede çok durmak<br />
 Sual: Cemaatle namaz kılarken imamın tesbihleri üçten yani sünnetten fazla söylemesi de mekruh olduğu halde, Mekke’deki vehhabi imamları rükû ve secdeleri uzatıyorlar. Celsede sünnetten çok durmaları mekruh olmuyor mu?<br />
 CEVAP<br />
 Onların itikadı bozuktur. İtikadı bozuk olanın, mekruh işlemesinin ne önemi olur ki? Namazın makbul olması için, önce imanın, itikadın doğru olması gerekir. Bunlar bozuksa, namazın bütün şartlarına riayet edilse de, yine faydası olmaz.<br />
 <br />
 Takkesiz namaz kılmak<br />
 Sual: S. Ebediyye'de, ( Tembellikle veya başı kapalı kılmanın ehemmiyetini düşünmeyerek, başı açık namaz kılmak mekruhtur. Namaza ehemmiyet vermemekse küfürdür) deniyor. Başı kapatmak sünnettir. Sünnete önem vermemek küfür iken, niye burada mekruh deniyor?<br />
 CEVAP<br />
 Burada başı kapatmak sünnetine önem vermemek değil, tembellikle veya başı kapalı kılmanın, yani sünnetin önemini düşünmemek mekruh oluyor. Takkenin sünnet olduğunu bilerek, kasten, ( Sünnet de olsa başıma bir şey koymam) denirse, yani sünneti hafif görürse elbette küfür olur.<br />
 <br />
 Sünneti de, farzı da tembellikle yapmamak küfür olmaz. Bir farzı yapmamak küfür olmadığına göre, başı kapatma sünnetine riayet etmemeye de küfür denmez. Haram işlemeye de küfür denmez. Mesela bir kimse alışkanlık sebebiyle veya haramın tehlikesini düşünmeden gıybet etse, buna kâfir denmez. Yani haram veya mekruh işleyene, bunlara önem vermiyor denmez.<br />
 <br />
 Parmak çıtlatmak<br />
 Sual: Parmak çıtlatmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Camide, namaz için safa girerken, namaza dururken ve namaz içinde parmakları çıtlatmak mekruhtur.<br />
 <br />
 Haç resimli oda<br />
 Sual: Hristiyanlarla çok samimi olan bir arkadaşımın evinin duvarında haç resmi var. Burada namaz kılmanın mahzuru olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hristiyan kâfirlerin dini âyinlerini beğenmek ve zaruret yokken zünnar ve haç gibi küfür alametlerini kullanmak, bir de bunlara sevgi beslemek küfürdür. Haç resmi de canlı resmi gibidir. O odada zaruretsiz namaz kılmak mekruh olur.<br />
 <br />
 Namazı mekruh eden resimler<br />
 Sual: Hangi resimler, namazı mekruh etmez? Battaniyede, duvara asılan halıda, dayanılan yastıkta, aslan veya kedi sureti oluyor. Böyle suretler resim hükmünde midir?<br />
 CEVAP<br />
 Net olmayınca resim hükmünde olmaz. Din kitaplarında deniyor ki:<br />
 Canlı resmi, basılan, oturulan, dayanılan şeyde ise, namazı mekruh olmaz. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Paradaki, yüzükteki ve her yerdeki resim, küçük olursa, yani yere koyunca, ayakta duran kimse, uzuvlarını ayırt edemezse, namaz mekruh olmaz. ( Redd-ül muhtar)<br />
 <br />
 Kalbi meşgul etmeyen canlı resmi, nerede bulunursa bulunsun, Şâfiî’de namazı mekruh yapmaz. ( İslam Ahlakı)<br />
 <br />
 Namazda meşgul eden renkli şey, nakış, [nakışlı seccade], resim, yazı ve benzerleri mekruhtur. ( Kıyamet ve Âhiret)<br />
 <br />
 Canlı resimli elbise<br />
 Sual: Canlı resmi bulunan elbise giymek ve bununla namaz kılmakta mahzur var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Resim çok küçükse, belirgin değilse mahzuru olmaz.<br />
 <br />
 Üzerinde canlı, yani insan veya hayvan resmi bulunan elbiseyle namaz kılmak tahrimen mekruhtur. ( Redd-ül muhtar)<br />
 <br />
 Namazda giyilmese de, üzerinde canlı resmi bulunan elbise giymek, her zaman mekruhtur. ( Hadika)<br />
 <br />
 Üzerinde yazı bulunan elbiseyi de resimli elbise gibi, namazda ve namaz dışında giymek mekruhtur. ( İslam Ahlakı)<br />
 <br />
 Çoraptaki yazı<br />
 Sual: Çorap altındaki yazı namazı mekruh eder mi?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, mekruh eder; çünkü bedeninde, yani elbisesindedir.<br />
 <br />
 Resim, namaz kılan kimsenin ayağı altında, oturduğu yerde, bedeninde, elinde ise, mekruh olur. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 İmamın sarığını kullanmak<br />
 Sual: Takkesini unutan kimse, camiye girince, takke bulamasa, açıkta duran imamın sarığını kullanması caiz olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Caiz olur.<br />
 <br />
 Göz ucuyla bakmak<br />
 Sual: Namazda yüzü döndürmeden göz ucuyla sağa sola bakmak caiz midir? Hindiyye’de beis yoktur yazıyor.<br />
 CEVAP<br />
 Dürr-ül-muhtar’da ( Göz ucuyla bakmak tenzihen mekruhtur) yazıyor. İbni Abidin hazretleri burayı açıklarken buyuruyor ki:<br />
 Namazda bakınmak yasaktır. İki hadis-i şerif şu mealdedir:<br />
 ( Sakın namazda bakınmayın; çünkü namazda bakınmak helak olmaktır. Mutlaka bakınmak lazımsa, farzda değil de, hiç olmazsa nafile kılarken bakılabilir.) [Tirmizi]<br />
 <br />
 ( Namazda bakınmak bir hırsızlıktır. Şeytan onu kulun namazından çalar.) [Buhari]<br />
 <br />
 Bu hadis-i şeriflerde özürsüz bakmak bildiriliyor. Bu da tahrimen mekruh olur. ( Bahr)<br />
 <br />
 Zeylai ile Bakani’nin Mülteka şerhinde bildirildiğine göre, yüz hiç çevrilmezse, göz ucuyla bakmak mubahtır. Çünkü Peygamber efendimiz, namazında gözünün ucuyla eshabına bakardı. Bu ise evlanın hilafıdır. ( İbni Abidin)<br />
 <br />
 Burada mubah, tenzihi ve tahrimi mekruh olarak üç kavil bildirilmektedir. Ancak âlimlerin çoğu, yüzü çevirmeden göz ucuyla bakmanın tenzihi mekruh olmasını tercih etmişlerdir.<br />
 <br />
 Televizyon bulunan oda<br />
 Sual: Televizyon bulunan odada namaz kılınır mı?<br />
 CEVAP<br />
 Aletin suçu yoktur. Alete günah işletiliyorsa, o zaman suçlu olur. Eğer o televizyonla uygunsuz şeyler seyrediliyorsa, çalgı dinleniyorsa, televizyon kapalı da olsa, bulunduğu odada namaz kılmak mekruh olur. Çalgı gibi günahlar yapılmıyorsa, o zaman mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Maskeyle namaz<br />
 Sual: Domuz gribinden dolayı veya başka sebeple maskeyle namaz kılmak caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 Caizdir.<br />
 <br />
 Son sünnete kalkarken<br />
 Sual: Farzı kılıp son sünneti kılmadan önce, bir şey okuyarak veya okumadan, sessizce beklemenin mahzuru var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Farzdan sonra, son sünnete hemen kalkmamak mekruhtur. ( Tergib-üs-salât)<br />
 <br />
 Latin yazısı ve resim<br />
 Sual: Kıble istikametindeki duvarda, okunacak şekilde Latin harfleriyle yazılı yazılar bulunsa, bunlar resim hükmünde midir? Bu yazılara karşı namaz kılmak mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Resim hükmünde değildir, namazı mekruh etmez. Fakat yazı huşuyu bozabilir. Yazılara karşı namaz kılmamaya çalışmalı.<br />
 <br />
 Yatsının sünnetleri<br />
 Sual: Yatsının farzını, gece yarısına kadar geciktirmek mekruh olduğu gibi, sünnetleri de, geciktirmek mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Sadece farzı geciktirmek mekruhtur. Gecikse de sünnetleri kılmak mekruh olmaz, çünkü gece yarısından, sabah namazına kadar, yatsının ilk ve son sünneti dâhil, her çeşit nafile kılmak mekruh değildir.<br />
 <br />
 Salona açılan kapılar<br />
 Sual: Salonumuz evin ortasındadır. Salona açılan kapılar var. Diğer odalarda çalgı aleti ve duvarlarda resimler var. Salonun kapısı açıkken, salonda kılınan namaz mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Kapılar açık olsa da mekruh olmaz. Yine bunun gibi, tuvaletin önünde lavabolar oluyor. Tuvaletin kapısı açıkken tuvaletin önündeki lavaboda abdest almakta da mahzur olmaz. Hattâ açıkta pislik yoksa, tuvaletin içindeki lavabodan da, abdest almanın mahzuru olmaz.<br />
 <br />
 İki secde-i sehv yapmak<br />
 Sual: Yatsının farzını kılarken, yanılıp birinci oturuşta Salli Bârikleri okudum. Hatırlayınca ayağa kalkıp devam ettim. Son oturuşta Salli Bârikleri okudum, secde-i sehv yaptıktan sonra, üçüncü rekâtta oturduğumu hatırladım. Bir rekât daha kılıp oturdum. Ettehıyyatü'yü okuyup secde-i sehv yaptım. Bir namazda, birçok hata edilse de, bir kere secde-i sehv yapılıyor. Ben iki kere yapmış oldum. Namazım mekruh oldu mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır, peş peşe iki secde-i sehv yapılmadığı için mekruh olmaz. Yapılması gerekeni yapmışsınız.<br />
 <br />
 Namazda Estagfirullah demek<br />
 Sual: Alışkanlık hâline getirdiğim için her zaman Estagfirullah diyorum. Bazen unutup namaz kılarken de söylüyorum. Namazım mekruh oluyor mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır.<br />
 <br />
 Çoraptaki yazı<br />
 Sual: Çorapta resim veya yazı olunca namaz mekruh oluyor. Çorabı ters çevirip giysek yine mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Ters çevirince resim veya yazı görülmüyorsa mekruh olmaz. Cepteki para gibi olur. Ama mübarek bir isim veya resim varsa yine üstüne basmamalıdır.<br />
 <br />
 Sütre ve namaz<br />
 Sual: S. Ebediyye’de, ( Bir insanın yüzüne karşı namaz kılmak mekruhtur. Arada, namaz kılana sırtı dönük biri varsa, mekruh olmaz) deniyor. O kimse yatarak bize baksa veya gözleri yumuk olsa, uyusa, fakat yüzü bize dönük olsa, yine mekruh olur mu? Eğer önümüzde sütre varsa mekruh olmaz mı?<br />
 CEVAP<br />
 Uyusa da, yüzü bize dönükse mekruh olur. Eğer sütre varsa, yüzü bize dönük olsa da mekruh olmaz. Sütre, bir arşın yani yaklaşık yarım metre boyunda bir şeydir. Sütre; direk, sandalye, sehpa, koltuk gibi herhangi bir eşya olabilir.<br />
 <br />
 İmam, namazı kılıp cemaate dönünce, hâlâ namaz kılan biri varsa, fakat namaz kılanın önünde biri ona sırtı dönük oturuyorsa, o kişi sütre sayılacağı için, imamın yüzüne karşı namaz kılmak mekruh olmaz. Namaz kılan kıyama kalkınca, imamla yüz yüze, göz göze gelseler de mekruh olmadığı İbni Âbidin'de yazılıdır.<br />
 <br />
 Çalgı aleti bulunan yerde namaz<br />
 Sual: ( Haber dinlenen veya belgesel izlenen bir TV’de, ara sıra şarkı da dinlense müzik aleti sayılmaz. Orada namaz kılmak mekruh olmaz) deniyor. TV müzik aleti değil mi? Orada kılınan namaz mekruh olmaz mı?<br />
 CEVAP<br />
 Tam İlmihâl’de deniyor ki: Her türlü ses çıkaran aletlere ( Mizmar) denir. Davul, def, ney, zurna, keman, ud, hoparlör, teyp, televizyon, birer mizmardır. İçki, kumar, çalgı aletleri bulunan yerde namaz kılmak mekruhtur, buraya rahmet melekleri girmez. Çalgı da dinlenen ve bakması haram olan resimlerine de bakılan şeyler, çalgı aleti gibidir. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Demek ki çalgı da çalınıyorsa veya açık kadınlar da varsa, o alet çalgı aleti sayılıyor.<br />
 <br />
 Bir evde, bir müzik aleti bulunsa, çalınmasa bile, orada namaz kılmak mekruh olduğu gibi, TV kapalı da olsa, o odada namaz kılmak mekruh olur.<br />
 <br />
 Yazılı eşarpla namaz<br />
 Sual: Yazılı eşarpla kılınan namazı, iade etmenin farz olduğu söyleniyor. Böyle bir şey var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Yazılı veya resimli eşarpla namaz kılmak mekruhtur. Namazın sevabı azalırsa da, iade etmek farz değildir.<br />
 <br />
 Eşarbın yazılı yeri, içte kalıp görünmezse mekruh da olmaz.<br />
 <br />
 Yanılıp başka sûre okumak<br />
 Sual: Namaz kılarken, birinci rekâtta İhlas sûresini okuyan kimse, ikinci rekâtta Felak sûresini okuyacakken yanlışlıkla Kevser sûresini okumaya başlasa, Kevser’i bırakıp Felak sûresini okusa mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, mekruh olur. Fıkıh kitaplarında diyor ki:<br />
 Namaz kılan kimse, bir sûreyi okumaya başladıktan sonra, başka bir sûreyi okumak gerektiğini anlasa, başladığı sûreden bir harf bile okumuş olsa, bunu bırakıp, öteki sûreyi okuması mekruhtur. Başladığı sûreyi okumaya devam etmelidir. Kasten böyle yapmadığı için mekruh da olmaz. ( Fetâva-i Hindiyye)<br />
 <br />
 Yazıya karşı namaz kılmak<br />
 Sual: Latin harfleriyle olan yazılara karşı namaz kılmak, resme karşı namaz kılmak gibi mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır, mekruh olmaz. Çünkü yazı, resim hükmünde değildir. Ama karşımızda bulunan yazılar, süsler veya şekiller, huşuya mâni olursa mekruh olur. Onun için kıble duvarında tablo, dikkati çekecek süs veya yazılar bulunmamalı. Namaz kılınan halılar ve seccadeler de, sade olmalı, üzerinde dikkati çekecek işlemeler, çiçekler ve süsler bulunmamalıdır. Seccadeler sade olmalı veya ön yüzü süslüyse ters çevirip kılmalıdır.<br />
 <br />
 Zihni meşgul eden şeyler mekruh olur. Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olmaları mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. ( Redd-ül-muhtar)<br />
 <br />
 Resimli, nakışlı seccadeler zihni meşgul ediyorsa kullanmamalıdır. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Kıble duvarını sade yapmalı, levha gibi hiçbir şey asmamalı, yazı da yazmamalıdır.<br />
 <br />
 Geçen gördüm. Kubbeli bir camide, mihrabın sağ ve soluna kocaman iki saat konmuş. Namaz kılan gayri ihtiyari saate bakabilir. Saatin kaç olduğunu öğrenince veya başka bir yazıyı okuyunca namazı mekruh olur. Saatler caminin yan duvarlarına konabilir.<br />
 <br />
 Şimdi bazı camilerde şekilli halılar görülmektedir. Düz halı sermelidir. Caminin veya namaz kıldığımız odanın kıble duvarında da âyet, hadis, dînî levha bulunmamalı. Levhaları, âyetleri caminin sağ ve sol duvarına asmalıdır.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Kaynak : </span></span> Cesitli internet Sayfalari</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müslümanın Dikkatle Kaçınması Gereken Hususlar </span></span><br />
 <br />
 Ehl-i Sünnete uymayan bozuk i’tikatlar,<br />
 Ameli terk etmek,<br />
 Niyette ve işlerinde doğruluktan ayrılmak,<br />
 Günahta israr etmek,<br />
 İslâm ni’metine şükrü terk etmek,<br />
 Îmansız gitmekten korkmamak,<br />
 Başkalarına zulmetmek,<br />
 Sünnet üzere okunan ezana icâbet etmemek,<br />
 Dine aykırı olmayan yerlerde, Anne ve babasına âsi olmak,<br />
 Çok yemin etmek.<br />
 Namazı hafife almak, tadîl-i erkânı terk etmek,<br />
 Haram olan içkileri içmek,<br />
 Müslümanlara eziyet vermek,<br />
 Velî olmadığı halde velilik iddiasında bulunmak,<br />
 Günahını unutmak,<br />
 Kendini beğenmek, kendisini çok âlim görmek,<br />
 Koğuculuk ve gıybet etmek,<br />
 Mümin kardeşine hased etmek, çekememek,<br />
 Ülü’l-emre itaat etmemek,<br />
 Bir adama, tecrübe etmeden, iyi veya kötüdür diye peşin hükümde bulunmak,<br />
 Yalan söylemek,<br />
 Dîni öğrenmekten kaçınmak,<br />
 Erkeklerin kadınlara, kadınların erkeklere benzemeye çalışması,<br />
 Din düşmanlarına sevgi beslemek,<br />
 Hakîki din âlimlerine düşman olmak<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helal ve Harmalar </span></span><br />
 <br />
 Haram demek yapılması bizzat Allah tarafından yasaklanmış eylemler demektir. Allah’ın peygamberleri aracılığıyla kullarına yasak ettiği, izin vermediği davranışların bile bile yapılması demektir. Yapıldığı takdirde günah vardır. Örneğin; içki içmek, kumar oynamak, zina yapmak.<br />
 <br />
 Helal ise, Allah tarafından serbest bırakılmış, yapılmasına izin verilen eylemlerdir.<br />
 <br />
 Haram kılınmış bir şey herkes tarafından zamanla helal bir davranış gibi algılanıp yapılsa da, bu konuda getirilmiş ayetler hiçbir zaman değişmez. Allah yasak kıldığı şeyleri yapan kulları sevmez. Ancak zamanla haramdan uzaklaşıp tövbe eden kulların affedileceği bizlere Kuran’da müjdelenmiştir. Aynı şey, Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram kabul edenlerin yolundan gidenler için de geçerlidir.<br />
 <br />
 Kuran-ı Kerim’deki Maide Suresi’nin 87. Ayetinde konuyla ilgili şu sözler bulunmaktadır: “Ey İman edenler! Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri ( kendi kendinize) haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez.”<br />
 <br />
 Bazı insanlar süs eşyalarının haram olduğu konusunda gayet emindir. Üstelik Allah’tan gelen böyle bir ayet olmadığı halde. Bakın Mümin Suresi’nin 56. Ayeti’nde ne yazılıdır: “Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir.”<br />
 <br />
 Ve Yunus Suresi’nin 59. Ayetinden de bir alıntı yaparak konumuzu zenginleştirelim: “Ne oldu size de Allah’ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”<br />
 <br />
 Öncelikle şunu bilmemiz gerekiyor ki İslamiyet’te haramların ve helallerin ne olduğunu sadece Allah belirler.<br />
 <br />
 Peygamberlerin bile herhangi bir şeyi haram kılma ya da helal sayma gibi bir yetkisi yoktur. Onlar sadece Allah’ın emir ve yasaklarını, koyduğu haramları ve helalleri yer yüzünde yaşayan insanlara bildirmek için birer aracıdır. İslamiyet’te Allah’tan başka hiç kimsenin de helalin ya da haramın ne olacağını belirleme yetkisi yoktur ve olamaz.<br />
 <br />
 Hatta Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi “haram” ilan etmek ya da Allah’ın helal kabul etmediği bir şeyi “helal” kabul etmek son derece çirkin bir davranış olarak görülmüş, haddi aşmak olarak kabul edilmiştir. Bunların ötesinde günah olarak kabul edilmiştir. Helal ve haram son derece önemli konular ve hassas dengelerdir. Allah’ın haram kıldığı bir şeyi helal kabul edenlerin yolundan gitmek “şirk” olarak görülmüştür. ( Hangi Davranışlar Şirke Girer?) Yani Allah’tan başkasını ilah edinmek. Ve bu da Allah’ın affetmeyeceği iki günahtan birisidir. Diğeri kul hakkına girmektir. Elbette ki tövbe edip hal ve davranışlarını düzeltenlerin affolunacağını Allah insanlara Kuran – ı Kerim’de bildirmiştir.<br />
 <br />
 Muhammed ( SAV)’in ölmeden kısa bir süre önce yaptığı “Veda Hutbesi”’nde en çok vurguladığı haramlara değinmek istiyoruz.<br />
 <br />
 Putperestlik ve Cinayet Hutbesi; Peygamber Efendimiz ( SAV)’in Veda Hutbesi’nde ilk olarak dile getirdiği haram; putperestlik ve insanların birbirini haksız yere öldürmesidir. Bakın Peygamber Efendimiz ( SAV)’in bu konuyla ilgili sözleri nasıldır: “Sakın benden sonra eski sapıklıklarınıza dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!”<br />
 <br />
 Faiz; İkinci olarak vurguladığı haram, faizdir. Her kim ki bir diğer kişiden faiz amacıyla bir şey aldıysa onu hemen sahibine vermesini emrediyor. Faizin her türlüsünün kaldırıldığını belirtiyor ve kaldırmış olduğu ilk faizin de amcası Abbas’ın faizi olduğunu belirtiyor. Elbette ki faiz amacıyla verilmiş ana paraların helal kabul edilip geri alınabileceğini de ekliyor. Sadece faiz kısmını haram ilan ediyor.<br />
 <br />
 Cahillik Adetleri ve Kan Davaları; Peygamberimizin üçüncü olarak vurguladığı haram ise cahillik adetleri ve kan davalarıdır. Cahillik dönemindeki adetlerin hepsini ayağının altına aldığını belirtiyor ve bütün kan davalarını kaldırıyor. Ve ilk başta da kendi akrabalarının kan davasını kaldırıyor. Ve şeytana her ne olursa olsun uyulmamasını orada bulunan Müslümanlara buyuruyor.<br />
 <br />
 Kadın Haklarına Uymamak; Daha sonrasında Peygamber Efendimiz ( SAV)’in üzerinde durduğu en büyük haram, kadın haklarının gözetilmemesidir. Onların hakkının yenmesidir. Erkeklerin, eşlerini Allah’ın bir emaneti olarak aldığını belirtiyor ve de bu emanete çok iyi bakılması gerektiğini emrediyor. Hem erkeklerin kadınlar üzerinde hakkı olduğunu açıklıyor hem de kadınların erkekler üzerinde hak sahibi olduğu konulara değiniyor.<br />
 <br />
 Eşlerin Birbirine Karşı Görevi; Kadınların erkeklere karşı görevinin yataklarına bir yabancıyı almamaları ve kocalarının hoşnut olmadığı, sevmediği kişileri onların izni olmadan eve almamalarıdır. Erkeklerin kadınlara karşı görevi ise, yukarıda sayılan kadın görevlerini yapmadıkları sürece onlarla yatağa girmemeleri ve onları bu yoldan sakındırmaya çalışmalarıdır. Ve onlara yiyeceklerini, giyeceklerini temin etmektir. Müslümanlara Kuran – ı Kerim’i ve Peygamber sünnetlerini emanet olarak bıraktığını, Müslümanların bunlara uydukça asla yoldan şaşırmayacaklarını açıklıyor.<br />
 <br />
 Cinayet ve Hırsızlık; Müslümanlara Müslüman’ın kanının ve malının haram olduğunu belirtiyor. Elbette ki gönül rızasıyla alıp verdiğiniz mallar bu haram kategorisine girmemektedir.<br />
 <br />
 Miras; Her miras sahibine, mirastan kalan hakkın tas tamam verilmesini de emretmiştir. Elbette burada belirtilen bütün haram ve helaller Peygamber Efendimiz ( SAV)’e Hz. Cebrail aracılığıyla bildirmiştir. Hz. Muhammed ( SAV) bu haram ve helalleri insanlara duyuran bir aracıdır.<br />
 <br />
 Soyunu İnkar Etmek veya Kendi Soyunu Üstün Kabul Etmek; Ayrıca, insanın kendi babasını, soyunu inkar etmesini de yasaklamış; bunu yapanları lanetlenmekle korkutmuştur. Ve bu kimselerin şahitliğinin kabul edilmeyeceğini bildirmiştir. Ayrıca bu kimselerin tövbesinin de kabul olunmayacağını söylemiştir. Bunun dışında üzerinde en çok durduğu haramlardan biri de kendi soyunu, ırkını, sülale veya aileni diğerlerinden üstün tutmaktır. Bu konuda insanları çok dikkatli bir şekilde uyarmış ve hiç kimsenin bir diğerinden zenginlik, köken, ırk vb. sebeplerle üstün olamayacağını ilan etmiştir. Asıl üstünlüğün, din ve takva yönünden olduğunu belirtmiştir. Arap’ın Türk’e ya da Türk’ün Kürt’e karşı bir üstünlüğü yoktur. Elbette ki kimin dini inancı daha kuvvetli ise ve kim Allah’ın emir ve yasaklarına daha iyi uyuyorsa asıl üstün olan odur dinimize göre.<br />
 <br />
 Hiç Kimse İşlemediği Bir Günahtan Yargılanamaz; Peygamber Efendimiz ( SAV)’in üzerinde durduğu en önemli noktalardan birisi de, hiç kimsenin kendi işlemediği bir suçtan ceza alamayacağıdır. Bir babanın işlediği suçun cezasını evladı dahi çekemez. Çünkü o cehalet döneminde insanlar başkalarının suçlarından ceza alabiliyorlardı ve Hz. Muhammed ( SAV), Veda Hutbesi’nde bu konunun yasak olduğunu bildirmiştir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Sayılan En Büyük Günahlar Nelerdir? </span></span><br />
 <br />
 Kuran –ı Kerim’deki bütün haram ve helalleri burada tek tek sayamayacağımız için, Peygamber Efendimiz ( SAV)’in ölmeden önce bir “veda” manasında verdiği hutbeden helal ve haramları özenle seçerek, helaller ve haramlar konusunda sizlere yardımcı olmaya çalıştık. Haram sayılan bu günahların içerisinde bazıları vardır ki Hz. Muhammed ( SAV) onlara özellikle değinmiş ve kullarının bu günahlardan uzak durmasını emretmiştir.<br />
 <br />
 Büyük günah sayılan bu davranışların başında ise şirk, cinayet, adam öldürmek ve hırsızlık gelmektedir. Haram sayılan diğer bazı büyük günahlar ise şu şekilde sıralanmıştır;<br />
 <br />
 <br />
 Allah’a şirk koşmak<br />
 İnsan canına kıymak<br />
 Başkasının malına, mülküne göz dikmek, hırsızlık yapmak<br />
 Faiz yemek<br />
 Zina yapmak<br />
 Livata yapmak<br />
 Duaların kabul olmayacağını zannedip, Allah’tan ümidi kesmek<br />
 Kul hakkı yemek<br />
 Emanete hıyanet etmek<br />
 Yalan yere yemin etmek<br />
 İnsanları Allah yolundan ayırmak.<br />
 <br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslam'da Helal Olan ve Olmayan Yiyecekler </span></span><br />
 <br />
 Yiyecekler ve içecekler konusunda tarih boyunca milletlerin ve dinlerin düşünce ve tavırları farklı olmuştur. Bunları ifrat, tefrit ve îtidal ölçüleri içinde toplamak mümkündür.<br />
 <br />
 a. Hayvanların da insanlar gibi can taşıdığını, onları öldürmeye hakkımız olmadığını ileri sürerek et yemeyi haram sayan Brehmenler bu konuda tefrite düşmüşlerdir.<br />
 <br />
 Halbuki bitki ve hayvanlar, insanlara hizmet için yaratılmış; insanlar ise Allah'a kulluk ile vazifelendirilmiştir. Kâinata konulan nizam bunu gerektirmektedir.<br />
 <br />
 b. Allah, deniz ve kara hayvanlarından bir çoğunu Yahudilere haram kılmıştır. Kur'an, En'âm sûresi 146. âyette bu hususa işaret buyurmaktadır. Ancak bu haramlaştırmanın sebebi, Yahudilerin işledikleri zulüm ve günahlar olmuştur. Allah da ceza olarak bâzı helâl yiyecek ve içecekleri onlara haram kılmıştır.<br />
 <br />
 c. Hıristiyanlar ise, yeme ve içme konusunda ifrata sapmışlardır. Pavlos bu konuda, "ağızdan giren değil, çıkan onu pisler" diyerek, yeme ve içmenin sınırını son derece geniş tutmuştur.<br />
 <br />
 d. Cahiliye Arapları da bazı hayvanları ibâdet ve putlara yakınlaşmak niyetiyle haram kılarken; ölmüş hayvan, akan kan gibi İslâm'ın haram saydığı bâzı maddeleri de helâl saymışlardır.<br />
 <br />
 İslâmiyet bu konuda mutedil bir yol tutmuştur.<br />
 <br />
 İslâm'a göre, eşyada, yiyilip içilme itibariyle asıl olan ibâhe'dir. Yani bütün eşya, insanların istifadesi için yaratılmıştır.<br />
 <br />
 Ancak yenilip içilen eşyanın bir kısmı temiz olmaktan uzak, insan aklına ve sıhhatine muzırdır.<br />
 <br />
 İslâmiyet, bu gibi temiz olmayan, insana zararı dokunan maddeleri haram kılmıştır...<br />
 <br />
 Kur'an'da bu hususta şöyle buyurulmaktadır:<br />
 <br />
 "Ey insanlar! Yeryüzündeki temiz ve helâl şeylerden yeyin..." ( el-Bakara, 168 ).<br />
 <br />
 "Ey îman edenler! Sizi rızıklandırdıklarımızın temizlerinden yeyin. Ve yalnızca Allah'a şükredin"<br />
 <br />
 ( el-Bakara, 172).<br />
 <br />
 Görüldüğü gibi âyette yalnızca temiz ve helâl maddelerin yenilmesi emredilmektedir.<br />
 Yiyecekler<br />
 <br />
 İslâm'ın Yenilmesini Haram Kıldığı Maddeler:<br />
 <br />
 İslâmın yenilmesini haram kıldığı maddeler şunlardır:<br />
 1. Meyte ( leş):<br />
 <br />
 Kur'ân'ın yenilmesini haram kıldığı maddelerin başında "meyte" tabir edilen "leş" gelmektedir.<br />
 <br />
 Leş, insan tarafından yenilmek üzere boğazlanmış veya avlanmış olmayıp, kendi kendine ölmüş bulunan hayvan veya kuşa denir. Böyle bir hayvan temiz değildir, yenilmez.<br />
 <br />
 Leşlerin haram kılınışındaki sır ve hikmete gelince:<br />
 <br />
 a. Tarih boyunca insanlar, bu gibi ölü hayvanlardan tiksinmişler, bütün semavî din mensubları da böyle hayvanları yememişlerdir.<br />
 <br />
 b. Müdahalesiz ölen hayvanlar, genellikle şiddetli zayıflık, zehirlenme ve mikrobik hastalıklar sebebiyle ölürler. Onların yenmesi sıhhî yönden tehlikeli neticeler doğurabilir.<br />
 <br />
 c. insanlar bu hayvanları yemeyince, yaşayan kuşlar ve diğer hayvanlar gıda bulma imkânına kavuşurlar. Gerçekten de leşler, diğer hayvanların fıtrî gıdalarıdır.<br />
 <br />
 d. Murdar ölen hayvanı yiyemiyeceğini bilen sâhibi, onun bakım ve tedavisine dikkat eder, kendi hâline bırakmaz.<br />
 <br />
 * Kendi kendine ölürse, kara hayvanlarının dışında su hayvanları da leş sayılırlar.<br />
 <br />
 * Şu hayvanlar da leş hükmündedirler. Etleri yenilmez:<br />
 <br />
 * Boğazlanmadan boğularak öldürülen hayvanlar,<br />
 <br />
 * Sopa veya herhangi bir şey ile bir yerine vurulmak suretiyle öldürülmüş hayvanlar,<br />
 <br />
 * Yüksek bir yerden düşüp ölen hayvanlar,<br />
 <br />
 * Başka bir hayvanın boynuzuyla, kafasıyla veya tekmesiyle vurulması neticesi ölen hayvanlar,<br />
 <br />
 * Bir yırtıcı hayvan tarafından parçalanmak suretiyle ölen hayvanlar...<br />
 <br />
 Ancak bu saydığımız hayvanlara, henüz kendisinde az çok bir hayat emâresi varken yetişilir,<br />
 <br />
 besmele ile boğazlanırsa, leş olmaktan çıkarlar, etleri yenilir hâle gelir.<br />
 <br />
 * Leşlerin haram oluşundan maksad, onun etinin yenmesidir. Onların boynuzlarından, kemiğinden ve kılından faydalanmak mübahtır.<br />
 <br />
 * Leşin derisinden faydalanmak ise, deriyi tabaklamak suretiyle mümkün olur. Peygamberimiz;<br />
 <br />
 "Tabaklanan herhangi bir deri, temizlenmiş olur" buyurmuştur.<br />
 <br />
 Bundan sadece domuz derisi istisnadır. Domuz derisi tabaklanmakla temizlenmiş olmaz.<br />
 <br />
 * Eti yenen bir hayvanın etinden, daha kendisi hayatta iken kopan bir uzvu ve parçası da leş<br />
 <br />
 hükmündedir.<br />
 <br />
 Bir hayvanın kesildikten sonra, henüz kendisinde hayat eseri varken kopan parçası ise, leş sayılmaz. Ancak böyle bir parçayı yemek mekruhtur.<br />
 <br />
 2. Akmış kan:<br />
 <br />
 Hayvanlar kesilince vücuttaki kanın büyük bir kısmı dışarı akar, az bir miktar da ince damarlarda kalır. İşte bu dışarıya akan kanı yemek, içmek haramdır.<br />
 <br />
 İnce damarın içinde kalan veya dalak ve ciğer gibi âzalarda bulunan kan ise, akmış sayılmadığından et ve sakatat ile birlikte yenilmesi mübahtır.<br />
 <br />
 Kan yemenin haram oluş hikmeti, akan kanın pis oluşu ve insan tabiatının onu kabûl etmeyişidir.<br />
 <br />
 Câhiliye Arabları acıktıkları zaman ellerine sivri uçlu keskin bir kemik veya benzeri bir şey alır,<br />
 <br />
 onunla hayvanı yaralar, akan kanını toplayarak içerlerdi. Kur'an bu kötü âdeti men'etmiştir.<br />
 3. Domuz:<br />
 <br />
 Domuz, tabiatı icabı, ekşimiş ve kokuşmuş maddeler yiyen ve pislik içinde yüzen bir hayvandır. Bu sebeble eti, başta trişin ve tenya olmak üzere birçok mikroba yuvalık yapmaktadır.<br />
 <br />
 Domuz etinin insan sağlığına büyük zararları dokunduğu gibi, insan ahlâkına da menfî te'sirleri olduğu belirlenmiştir. Bilhassa domuz yemenin kıskançlığı, namus duygularını yıprattığı ileri sürülmüştür.<br />
 4. Allah'tan başkası adına kesilenler:<br />
 <br />
 İnsan hayatına ancak Allah Teâlâ son verir. Hayvanların hayatına son vermek ise, yine Allah'ın iradesiyle olmakla beraber, insanlar da etinden, derisinden, yününden faydalanmak için hayvanları öldürmektedirler. Bu fiile izin veren Allah Teâlâ'dır. İşte hayvanı öldürürken, Allah'ın ismini anmak, Allah'ın insana verdiği bu izni tazelemek; ölümün ancak O'nun kudret ve iradesiyle olduğunu hatırlamak içindir.<br />
 <br />
 Hayvanın kesimi sırasında Allah'tan başkasının ismi zikredilince, Allah'ın bu izni ve rızası iptal edilmiş; böylece kesilen hayvandan mahrumiyeti gerektiren büyük bir nankörlük içine girilmiş olur.<br />
 <br />
 Hayvanları Allah'tan başkası adına kesme yasağı, aynı zamanda putperestliğin kökünü kazımak, tevhid inancını perçinlemek hikmetini de taşır.<br />
 5. Diğer kara hayvanlarından yenmesi helâl ve haram olanlar:<br />
 <br />
 * Etinin yenmesi helâl olan hayvanlar şunlardır:<br />
 <br />
 a. Tab'an çirkin, iğrenç ve kötü olmayan ehlî hayvanların etleri, şer'î usule uygun olarak kesilirlerse, dînen helâldir, yenebilir. Koyun, keçi, sığır, manda, deve, geyik, tavuk, hindi, kaz, ördek, devekuşu, bıldırcın, güvercin, keklik ve avlandığını bildiğimiz diğer kuş ve hayvanlar, bu kısma girer.<br />
 <br />
 b. Suda yaşayan balık cinsinden bütün hayvanların da etleri helâldir, yenebilir. Kalkan, sazan, yılan balıkları da bu kısımdandır.<br />
 <br />
 Balık sınıfına giren hayvanların kanları akıcı olmadığı için boğazlama işlemi yapılmaz. Bu hayvanlar, denizde kendi başlarına ölmüşlerse etleri yenmez. Dış te'sirlerden ölmüşlerse ( fırtına, sıcaklık, soğukluk, v.s.) etleri helâldir, yenebilir.<br />
 <br />
 * Etlerinin yenmesi helâl olmayan hayvanlar ise şunlardır:<br />
 <br />
 1. Azı dişleri ve pençesiyle avını tutup parçalayan ve dövüşen vahşî ve yırtıcı hayvanların etleri haramdır, yenmez. Kurt, ayı, aslan, kaplan, sırtlan, pars, sansar, sincap, fil, maymun, tilki, gelincik, kedi, köpek gibi...<br />
 <br />
 2. Tırnaklarıyla avını kapıp avlayan ve tab'an kerih görülen kuşların da etleri haramdır veya tahrimen mekruhtur.<br />
 <br />
 Bunlar; çaylak, kuzgun, kartal, akbaba, yarasa, atmaca, şahin, alacakarga gibi hayvanlardır.<br />
 <br />
 3. Tab'an habis ve iğrenç olan hayvanların etleri de yenmez. Fare, köstebek, kirpi, kertenkele, akrep, yılan, kurbağa, kaplumbağa, salyangoz, solucan, arı, sinek, kurt, böcek, v.s.<br />
 <br />
 4. Temiz olmayan şeyleri yemiş olan tavuk, koyun, sığır gibi hayvanların etleri de, bir temizlik<br />
 <br />
 süresi geçmeden yenilemezler. Bunun için böyle necasetle gıdalanan hayvanlar hapsedilir, temiz gıda ile beslenirler. Bu hapis süresi tavukta üç gün, sığır ve deve için 10 gün, koyun için de 4 gündür.<br />
 <br />
 Domuz sütüyle beslenen hayvanların etleri helâldir.<br />
 <br />
 5. Atlar, cihada yarayan hayvanlar olduğundan İmam-ı A'zam'a göre etleri yenmesi mekruhtur.<br />
 <br />
 İmam-ı Şâfiî ve Ahmed bin Hanbel'e göre ise yenebilir.<br />
 6. Zâruret hâli:<br />
 <br />
 Yukarıda zikrettiğimiz bütün bu haramlar, normal durumlar içindir. Zaruret hâlinin ise, kendisine mahsus hükümleri vardır.<br />
 <br />
 Zaruret hâlinden maksad, açlık ve susuzluğu giderecek, hastalığı tedavi edebilecek helâl bir nesnenin bulunmaması hâlidir.<br />
 <br />
 a. Açlık ve susuzluk:<br />
 <br />
 Ölmeyecek kadar yeyip içmek her insan için farzdır. İnsan bu sayede oruç tutmaya, namaz kılmaya muvaffak olur. İnsan yiyecek ve içecek helâl bir şey bulamazsa, harâm olan şeyden de yeyip içebilir.<br />
 <br />
 Bu yeyişin ve içişin ölçüsü ise, ölmeyecek, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlasını yeyip içmek helâl olmaz. Çünkü zaruretler kendi miktarlarıyla takdir olunurlar. ( Helâl yiyecek ve içeceklerden ise, kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yeyip içmek mübahtır.)<br />
 <br />
 b. Tedavi zarureti:<br />
 <br />
 Tedavi için temiz olan ilâçları yeyip içmek, kullanmak câizdir. Peygamber Efendimiz:<br />
 <br />
 "Ey Allah'ın kulları, tedavide bulununuz. Çünkü Allah Teâlâ, hiçbir illet yaratmamıştır ki, onun için bir deva ve ilâç da yaratmamış olsun. Yalnız bir illet müstesnadır. O da ihtiyarlıktır" buyurmuştur.<br />
 <br />
 Helâl, temiz olmayan şeyler ile tedavide bulunmak, esasen câiz değildir. Ancak bâzı fakihler, ilâcın da gıda gibi zarurî bir ihtiyaç olduğunu ileri sürerek, darda kalındığında haram ile tedaviye cevaz vermişlerdir.<br />
 <br />
 Nitekim, Peygamberimiz erkeklere ipek giymeyi haram kıldığı halde, cild hastalığı sebebiyle<br />
 <br />
 Abdurrahman bin Avf ve Zübeyr bin Avvâm gibi bâzı sahabîlerin giymesine müsaade etmiştir.<br />
 <br />
 Harâm olan bir şey'i ilâç olarak kullanmanın bâzı şartları vardır:<br />
 <br />
 1. Bu ilâç kullanılmadığı takdirde, insan hayatının ve sıhhatının hakikî bir tehlike içinde olması...<br />
 <br />
 2. Onun yerini tutacak helâl bir ilacın bulunmaması...<br />
 <br />
 3. Bu ilâcı, dindarlığına ve ihtisasına güvenilir bir müslüman doktorun tavsiye etmesi...<br />
 <br />
 Bu üç şartın bulunması hâlinde, haram maddelerle de tedavi câiz olur.<br />
 <br />
 Görülen lüzum üzerine bir uzvuna ameliyat yapılacak bir kimseye aklını giderip bayıltacak bir ilâç içirilmesinde de ( narkoz) bir beis yoktur.<br />
 <br />
 c. Zaruretler, başkasının malını da helâl kılar.<br />
 <br />
 Helâl yiyecek ve içeceği olmayan bir müslüman, bunu çevresinde mensubu bulunduğu toplum içinde bulabiliyorsa, onunla ihtiyacını gidermek kendisine mübah olur. İslâmiyet özel mülkiyeti tanımış ve korumuştur. Ancak, bu hak, sınırsız değildir. Nitekim bu sınırlamalardan biri de zaruret hâlidir. Yanında kendi ihtiyacından fazla yiyecek ve içeceği olan kimse, bunu darda kalmış kimseye vermek zorundadır. Vermezse, karşı taraf zorla alabilir. Bundan dolayı da, hiçbir mes'uliyet altına girmez. Tabiî ki başkasının malından bu ihtiyacını karşılama hâli, ölmeyecek kadar, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlası helâl olmaz.<br />
 Av ( Sayd)<br />
 <br />
 Tab'an vahşî olup insandan kaçan, eti yenilen veya yenilmeyen her türlü hayvana av, arabça ifadesiyle sayd denir.<br />
 <br />
 Böyle bir hayvanı kaçamaz hâle getirip ele geçirmek, ancak avlamak yoluyla olur.<br />
 <br />
 slâmdan önce Arablarda ve diğer milletlerde avlanmak âdeti olduğu ve insanlık bu âdetten gıda<br />
 <br />
 te'mini, spor ve eğlence vasıtası olarak faydalandığı için, İslâmiyet avı bazı kayıt ve şartlarla câiz ve helâl kılmıştır. Bu şartlar şunlardır:<br />
 Avcıda Bulunması Gereken Şartlar:<br />
 <br />
 1. Av yapanın ehlî hayvanları kesmeye ehil bir müslüman veya kitabî olması şarttır. Bu bakımdan mecusî, putperest ve mürtedin avladığı hayvan eti haramdır, yenilmez. Besmeleyi bilen ve avlanma kasdı taşıyan gayr-i mümeyyiz çocuğun veya mecnunun yahut da sarhoşun avladığı av ise sahihtir.<br />
 <br />
 Hac ve umre için ihramda bulunan bir müslümanın Harem dahilinde ve haricinde avlanması helâl olmaz. Kur'an'da şöyle buyurulmuştur:<br />
 <br />
 "İhramda olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılınmıştır." ( el-Mâide, 96).<br />
 <br />
 2. Avcılığı maişetini te'min maksadı ile yapmalıdır.<br />
 <br />
 Vahşî hayvanları avlayarak maişetini te'min etmek, İslâm'da meşrû' olan kazanç yollarından biridir. Fakat diğer kazanç yolları bundan daha faziletlidir. Telehhi, yani, keyf ve eğlence için, sadece spor olarak avlanmak ise, İslâm'da hoş karşılanmamıştır. Çünkü bu niyetle yapılan avlanma, kalbe kasvet ve gaflet verir, hayvanlara karşı şefkat ve acıma duygularını azaltır. Neseî ve İbn-i Hibbân'ın rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:<br />
 <br />
 "Bir kuşu boşuna öldürenler için, kıyâmet gününde o kuş bağırarak: 'Ya Rabbi, falan faydalanmak niyeti olmadan beni boşuna öldürdü' diye şikâyet edecektir..."<br />
 <br />
 Neseî'nin rivayet ettiği bir diğer hadîste de şöyle denilmektedir:<br />
 <br />
 "Bir kuş öldürüp de hakkını vermiyen kimse, kıyamet gününde ondan mes'ul olacaktır.<br />
 <br />
 - Kuşun hakkı nedir ya Resûlâllah diye sordular. Buyurdu ki:<br />
 <br />
 - Onu boğazlayıp yemesi ve sadece başını kesip atmamasıdır."<br />
 <br />
 Şu halde, yemek veya kendisinden faydalanmak niyeti olmadan sırf zevk için avlanmak İslâmda câiz görülmemiştir.<br />
 Av İle İlgili Şartlar:<br />
 <br />
 1 - Av, şer'an eti yenilebilen hayvanlardan olmalıdır.<br />
 <br />
 2 - Av hayvanı, ehlî olmamak, boğaz ve boynundan boğazlanması imkânı olmayan yabanî bir hayvan olmalıdır. Av âletleriyle yaralanan hayvana yetişildiği zaman hâlâ yaşıyor ise, şer'î usûle göre boğazlanması gerekir. Aksi takdirde eti helâl olmaz.<br />
 <br />
 Avlanan hayvana canı çıkmak üzere iken yetişilirse boğazlanması gerekmez. Bununla beraber, boğazlamayı evlâ görenler de vardır.<br />
 Av âletleri ile ilgili şartlar:<br />
 <br />
 Av âletleri 2 kısımdır:<br />
 <br />
 1. Kesici ve delici âletler: Mızrak, ok, bıçak, kılıç, tüfek, tabanca v.s. gibi âletler.<br />
 <br />
 2. Dört ayaklı yırtıcı hayvanlardan köpek, pars gibi; yırtıcı kuşlardan atmaca, şahin, doğan gibi av için eğitilmiş hayvanlar...<br />
 <br />
 * Keskin âletlerle av: Bu avın iki şartı vardır:<br />
 <br />
 a. Aletin, ağırlığıyla değil, kesmek ve delmek suretiyle avı öldürmesi.<br />
 <br />
 Av malzemesinin vücûdü delip veya kesip girmesi şarttır. Ezme veya şiddetli darbe sonucu ölen hayvanların eti yenmez. Bunlara mevkuze denir. ( Bk.: el-Mâide, 3).<br />
 <br />
 Binaenaleyh, taş, sopa, v.s. gibi şeylerle vurularak öldürülen hayvanların etleri yenmez.<br />
 <br />
 Adiy bin Hâtem, İslâm'a girişi sırasında Peygamber Efendimize:<br />
 <br />
 - Ben avı mirad ile vuruyor ve düşürüyorum, bunun hükmü nedir? diye sormuştu. ( Mirad, ortası kalın ve enine isabet eden tüysüz bir ok çeşididir.)<br />
 <br />
 Peygamberimiz ona cevaben:<br />
 <br />
 - Mirad, attığın zaman eğer vücuda giriyorsa ye, aksi halde eğer eni ile isabet ediyor ve vücuda nüfuz etmiyorsa yeme..." buyurmuştu.<br />
 <br />
 Hadîs-i şerîf'ten de anlaşıldığına göre, av âletinin avın vücudunu yarması ve içine girmesi şarttır. Şu halde tabanca, tüfek gibi ateşli silâhların kurşun ve saçmalarıyla vurulan avlar helâldır. Zira kurşun; ok, mızrak ve kılıçtan daha kuvvetli şekilde vücuda nüfuz etmektedir.<br />
 <br />
 b. Av âletini atış veya vuruş esnasında besmele çekilmelidir. Besmele'yi unutarak terkeden bir avcı, hükmen besmele çekmiş sayılır. Besmele kasden terkedilirse, avlanan avın eti yenmez, haram olur.<br />
 <br />
 İmam-ı Şâfiî'ye göre, avlanırken besmele çekilmesi şart değildir. Fakat terki de mekruhtur.<br />
 Av hayvanlarıyla avcılık:<br />
 <br />
 Avlanma; köpek, pars, v.b. hayvanlarla; doğan, şahin, v.b. kuşlarla yapılıyorsa, bu avın câiz olması için şu şartların bulunması gerekir:<br />
 <br />
 a. Hayvanın muallem, yani özel eğitimle ava alıştırılmış olması.<br />
 <br />
 b. Avı kendisi için değil, sâhibi için yakalaması.<br />
 <br />
 c. Hayvan, avın üzerine, Allah'ın adı anılarak ( besmele ile) bırakılmış olması...<br />
 <br />
 Av hayvanlarının öğretilmiş olması; sâhibinin arzu ettiği şekilde hareket etmesi, yakaladığını yemeyip sahibine getirmesi, sâhibi saldığı zaman avın arkasından gitmesi, çağırdığı zaman da geri gelmesi demektir.<br />
 <br />
 Av hususunda talime kabiliyeti olmayan aslan, kaplan, ayı gibi hayvanlar ile ve necis-i ayn olan domuz ile avlanmak câiz değildir.<br />
 <br />
 Sahibi için avlanmanın ölçüsü, hayvanın avdan hiçbir şey yememesidir. Peygamberimiz bu hususta:<br />
 <br />
 "Köpeği saldığın zaman avdan yerse, ondan yeme. Çünkü o, kendi nefsi için yakalamıştır. Onu saldığın zaman avı öldürür ve yemezse, onu ye. Zira onu, sâhibi için yakalamıştır" buyurmuştur.<br />
 <br />
 Avın arkasından gönderilen öğretilmiş hayvanın yanında bir başka hayvanın bulunmaması da şarttır. Mesela; Besmele çekilerek gönderilen köpeğe avı yakalamakta başka bir köpek yardım ederse, bu avın yenmesi câiz olmaz.<br />
 <br />
 Adiy bin Hâtem Peygamberimize:<br />
 <br />
 - Ben köpeğimi salıyorum, fakat onunla beraber, başka bir köpek daha görüyorum. Hangisinin avı yakaladığını bilmiyorum" diye sorduğunda ondan şu cevabı almıştır:<br />
 <br />
 - O avdan yeme, çünkü sen başkasının değil, ancak kendi köpeğinin üzerine besmele çektin..."<br />
 <br />
 Avcı silâh ile vurduğu veya av hayvanı ile tutturduğu avını elde etmek için durmaksızın hemen koşmalıdır. Çünkü bu halde avı daha ölmeden elde edip boğazlamak mümkündür. Binaenaleyh, av sırasında yaralanan hayvan, avcının sebebsiz gecikmesi yüzünden boğazlanmaksızın ölecek olsa eti yenmez. Fakat, avcı hiç durmadan koştuğu halde, avını aldığı yaradan ölmüş olarak bulursa, artık onu boğazlamaya ihtiyaç yoktur.<br />
 Avın ölü bulunması:<br />
 <br />
 Bâzan avcı avı vurur, fakat onu kaybederek bir müddet sonra ölü<br />
 <br />
 olarak bulur. Bu takdirde şu şartlarla av helâldır:<br />
 <br />
 a. Avın ölümüne av sırasında aldığı yaradan başka bir darbenin sebeb olmaması...<br />
 <br />
 b. Avın kokmak suretiyle bozulacak dereceye ulaşmaması...<br />
 <br />
 * Muhtelif avlar için bir besmele kâfidir. Avcı silâh atarken veya hayvanını salarken bir defa bismillâh dese, neticede birden fazla hayvan avlasa, bu avlar helâldir. Hepsinin de eti yenilebilir.<br />
 <br />
 Bir kimse, muayyen bir ava, besmele ile attığı ok veya kurşun başka bir avı yaralayarak öldürse, bu av sahihdir. Çünkü besmele muayyen ava değil, atılan âlete, salınan hayvana aittir.<br />
 <br />
 * Ünsiyet peyda etmiş av hayvanlarını, boğazlayarak kesmek lâzımdır. Evde beslenen geyik gibi...<br />
 <br />
 * Koyun, deve gibi ehlî bir hayvan vahşîleşip elde edilmesi müşkül hâle gelse bu hayvanı av yoluyla öldürmek câiz olur.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zaruretler haramı helal yapar mı? İslam'da gerekirse haram için farzın terk edilmesi ya da farz için haram işlenmesi diye bir şey olabilir mi; olursa hangi durumlarda olabilir? </span></span><br />
 <br />
 Helal, dînen yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan şey demektir. Allâh ve Rasulü’nün ( asm), bir şeyin helal olduğunu belirtmesi veya işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi o fiilin helal olduğunu gösterdiği gibi, o fiil veya şeyin yasaklandığına dair bir delil bulunmaması da helal olduğunu gösterir. Zira eşyada aslolan helal oluşudur. Buna göre bir şey, dînin açık bir hükmüne, yasağına ve ilkesine aykırı olmadıkça helaldir, meşrudur.<br />
 <br />
 Haram, dîni bir terim olarak, kat’î bir delille, açık bir şekilde, Allah ve Peygamber ( asm)'inin yapılmasını kesin ve bağlayıcı bir üslûpla yasakladığı fiildir. Yasaklama açık ve kesin bir üslûp ve delille olmuşsa haram; daha esnek ve yumuşak bir üslûpla veya daha zayıf bir delille olmuşsa mekruh söz konusudur.<br />
 <br />
 Yüce Allâh, iyi, temiz ve insan sağlığına yararlı olan şeyleri helal; kötü, pis ve zararlı olan şeyleri de haram kılmıştır. Haram kılma yetkisi ise sadece Allâh’a aittir. Kur’ân’da;<br />
 <br />
 “De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.”( A'raf, 7/36)<br />
 <br />
 buyurulmuştur. Peygamber de, Kur’ân’a ve Kur’ân’ın dışında Allâh’tan aldığı bilgiye dayanarak bazı şeyleri haram kılmıştır. Ancak bu da, Allâh’ın denetimi altında yaptığı için, Allâh’ın haram kılması içerisinde mütalaa edilir. Bu nedenle, Allâh’ın helal kıldığına haram; haram kıldığına helal demek küfürdür.<br />
 <br />
 Haramdan ve harama yol açan vasıtalardan kaçınmak gerektiği gibi, haram şüphesi taşıyan işlerden ve kazançlardan da uzak durmak tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber ( asm) buyurmuştur:<br />
 <br />
 “Haram apaçık bellidir, helal de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli olanlar vardır. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini korumuş olur.”( bk. Buhârî, Îmân 39, Büyû' 2; Müslim, Müsâkat 107, 108 )<br />
 <br />
 Haramı işleme ve harama ulaşma konusunda iyi niyet, dolaylı yollar ve vasıtalar haramı helal kılmaz. Ancak zaruret halinde, haramlar helal olur. Kur’an’da,<br />
 <br />
 “De ki: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış birşey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim ( bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.”( En'am, 6/145) buyurulmaktadır.<br />
 <br />
 Allah’a ortak koşmak, küfür ve nifak haramların başında gelmekte olup günahların en büyüğüdür. Kişi tövbe etmedikçe Allâh bu günahları bağışlamaz. İnsan canına kıymak da büyük günahlardandır. Kur’an’da haksız yere cana kıymanın bütün insanlığı öldürmek gibi olduğu belirtilmektedir. İnsan canına kıymak haram olduğu gibi, malını haksız yollarla almak da haramdır. Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır:<br />
 <br />
 “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, bâtıl ( haksız ve haram yollar) ile aranızda ( alıp vererek)<br />
 yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.”( Nisa, 4/29)<br />
 <br />
 İslam dininde, zina haram olduğu gibi, zinaya zemin hazırlayan söz, iş ve davranışlar da haramdır. Kur'ân’da,<br />
 <br />
 “Zinaya yaklaşmayın; çünkü o, pek çirkin ve çok kötü bir yoldur.”( İsra, 17/32)<br />
 <br />
 buyrulmaktadır. Faiz, tefecilik ve başkasının malını haksız yere yemek yasaklanmıştır. Kur’an’da “Allah alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır.” buyurulmaktadır. Fal bakmak veya baktırmak, alkollü içkileri içmek haram olduğu gibi, kumar oynamak, kumar yoluyla kazanç elde etmek, piyango, spor-toto, loto, müşterek bahis vb. şans oyunlarını oynamak da haramdır. Kumarın yanında fert, aile ve toplum açısından maddî ve manevî pek çok zararı bulunan alkollü içkiler ve uyuşturucu maddeler de haram kılınmıştır.<br />
 <br />
 Bunların yanında; namaz, oruç, hac, zekat gibi farz görevleri terk etmek; anne ve babaya isyan etmek, hırsızlık, yalan söylemek, yalancı şahitlik, iftira, zulüm, emanete ihanet, rüşvet alıp vermek, ölçü ve tartıda hile yapmak, israf, gıybet, koğuculuk, haksız yere yetim malı yemek haramdır.<br />
 <br />
 İslami hükümlerde her konunun ayrı bir yeri ve değeri vardır. Bu nedenle zaruret olmadıkça hiç bir farz terk edilmez ve hiç bir haram işlenmez. Ancak zaruret durumlarında bunlara izin verilebilir. Neyin, ne zaman zaruret olacağı da, belli şartlara bağlıdır.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin, Kur'an'da açıkça belirtilmeyen bir konuda haram koyma yetkisi yok mu? </span></span><br />
 <br />
 “Peygamberimiz ( sav) Kur’ân’da açıkça belirtilmeyen bir konuda haram koyma yetkisi yoktur” diyen bir kimse, bu ifadesiyle Kur’ân’ı öncelediğini anlatmaya çalışmaktadır. Şu halde kendisine karşı yine Kur’ân’dan âyetlerle cevap vermemizin yeterli geleceğini düşünmekteyiz.<br />
 <br />
 Haşir Sûresi 7. Âyette “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.” buyurulmaktadır.<br />
 <br />
 Bu hususta başka pek çok âyetlerden de misaller getirmek mümkün olmakla birlikte, bir hususun bir âyette zikredilmesi mü’minler için kâfi gelmelidir. Zira nihayetinde, bu âyetin de, öteki diğer bütün âyetlerin de sahibi Allah’tır. Allah’in bir emrinin bir âyette zikredilmesi ile bin âyette zikredilmesinin hükmü aynıdır. Bu hususta genel kural budur.<br />
 <br />
 Haşir Sûresi 7. Âyet açıkça, Allah’ın Peygamberi olan Hazreti Muhammed’e ( asm) helal ve haram kılma yetkisini verdiğini ifade etmektedir. Zira yine Allah’ın ifadesiyle Necm Sûresi 3. ve 4. Âyette “O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor. Söyledikleri kendisine indirilen bir vahiydir.” buyurulmaktadır. Kur’ân vahyi metlûv, Sünnet ise vahyi gayri metlûvdur.<br />
 <br />
 Sorudaki iddialara gelince;<br />
 <br />
 “Peygamber belli bir süre yasak koymuştur” denmektedir. Peki o halde bile olsa, Peygamberin koyduğu yasağın müddetini belirleme yetkisi kime ait olacaktır? Yani bu iddiaya göre Peygamber yasak koyacak, birileri de o yasağı hükümsüz kılacaktır. Böyle bir din anlayışı olabilir mi?<br />
 <br />
 Haşir Sûresi 7. Âyet bunun yanlışlığını açıkça beyan etmektedir.<br />
 <br />
 “Haram olsaydı kadınlara da haram olması lazımdı” ifadesi ise çok anlamsızdır. Zira, İslâm’da bazı hususlarda erkek ve kadınlara farklı hükümler getirilmiştir. Mesela bebeği emzirmesi anneye farzdır, babaya böyle bir vazife farz kılınmamıştır. Bakara Sûresi 233. Âyette bu husus “Anneler bebeklerini emzirirler” şeklinde zikredilmektedir.<br />
 <br />
 Altın yüzük hususunda ise bazı sahabilerin uygulamalarının örnek getirilmesi yetersiz kalmaktadır. Zira, Allah Resûlünce “gökteki yıldızlar” şeklinde vasfedilen sahabi efendilerimizin bizzat Allah Resûlünün emir ve yasaklarına karşı durduklarını varsaymak muhaldir. Onların bu uygulamaları bu hususlarda getirilen hükümlerin öncesi dönemlere ait olmalıdır. Yani, bir husus emir veya nehiy edilmeden önceki dönemlerde doğal olarak o hususta serbestlik olmuş, insanlar da bu serbestlik içinde hareket etmişlerdir. Bu ve benzer husustaki rivayetlerin bu bağlamda değerlendirilmeleri gerekmektedir.<br />
 <br />
 İpek giyme hususunda bir sahabenin Allah Resûlünden izin isteyerek bunu yapmış olması, yine Allah Resûlünün helal ve haram kılma yetkisi ile açıklanabilir. Ancak fıkıh usûlü açısından buradaki önemli husus, hükümlerin belli illetlere ve sebeplere bağlı olduğunun anlaşılmasıdır. Yine zaruret meselesine bağlı olarak hükümlerin kişiden kişiye değişebileceğinin anlaşılmasıdır. Çünkü zaruret olunca, haram helal olur.<br />
 <br />
 “Kur'ânî haramlarda Rasullullah'ın buna benzer durumlarda asla taviz vermediğini iyi biliyoruz” ifadesi ise çok saygısızcadır. Zira bu kabule göre Allah Resûlü bazı kişilere karşı tavizkârca yaklaşmış olmalıdır. Hakka Sûresi 44. ve 45. Âyetlerde böyle bir hususun katiyen gerçekleşemeyeceği beyan edilmiş olmaktadır:<br />
 <br />
 "Eğer ( Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık."<br />
 <br />
 Allah Resûlü Rabbinin kendisine tebliğ etmesini emrettiğini tebliğ eder, yine Allah’ın kendisine verdiği yetkiler dahilinde hareket eder, bunun aksi mümkün değildir. İslâmı reformist bir mantık ile değil, içtihâdî bir muhakeme ile anlamaya çalışmak gerekir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yalan söylemek haramdır; ancak zor durumda kaldığımızda ne yapmalıyız? Yalan söylemenin haram olmadığı yerler var mıdır? Savaşta yalan söylemek aldatmak olmaz mı? </span></span><br />
 <br />
 “Yalan” kelimesini ve taşımış olduğu mânâyı duyup da rahatsız olmayan var mıdır? Evet, bazı çirkin sıfatlar, esasında ve hakikat-ı halde herkesi rahatsız eder.<br />
 <br />
 Doğruluğun, istikametin, ahde vefanın zıddı olan yalan, hemen hemen her insanın nefret ettiği kötü bir alışkanlıktır. Bununla birlikte, acaba bazı hallerde yalan söylemek, yalan beyanda bulunmak caiz midir?<br />
 <br />
 Önce, bazı sebeplerden dolayı yalana benzeyen beyanda bulunmaya cevaz veren hadis ve rivayetlere ve bu konuyla ilgili İslâm ulemâsının görüşlerine müracaat edelim:<br />
 <br />
 Buharî ve Müslim Sahihlerinde şöyle bir hadis zikrederler:<br />
 <br />
 “Halkın arasını düzelten ve bunun için hayır niyetiyle söz ulaştıran veya hayır kasdıyla yalan söyleyen, yalancı değildir.” ( Buharî, Sulh 2; Müslim, Birr 101)<br />
 <br />
 Yine Müslim, bu hadisin devamında Ümmü Gülsüm’den ( r.a.) şu meâlde bir rivayeti de kaydetmektedir:<br />
 <br />
 “İnsanların söylediklerinden hiçbir şeyde yalana ruhsat verildiğini işitmedim; ancak şu üç durum müstesna: 1) Harpte, 2) İnsanlarını arasını bulmada, 3) Kadının kocasına, kocanın da karısına karşı -ailenin düzeni için söylediklerinde-...” ( Müslim, age.)<br />
 <br />
 Kâmil Miras merhumun, hadis âlimlerinin izahları ışığında bu rivayetlerin şerh ve açıklamasını özetlersek şunlar söylenebilir:<br />
 <br />
 Hadiste, “insanların arasını bulmak için yalan söylemek yalancılık değildir” sözünün mânâsı, bu yalanda günâh yoktur mânâsındadır. Çünkü hadiste yalan, yalan olarak çıkarılmamakta, sadece bu çeşit yalana terettüp eden günahın olmadığı bildirilmektedir. Şüphe yok ki, yalan, gerek arayı düzeltmek için, gerekse başka bir maksatla söylensin, yine mahiyeti itibariyle yalandır.<br />
 <br />
 Yalana üç yerde ruhsat verilmesi hususunda âlimler arasında farklı görüşte olanlar bulunmakta ise de, hadis ulemasının ekserisinin görüşü şu merkezdedir:<br />
 <br />
 Yalanı ve olmayan bir şeyi haber vermek mutlak sûrette yasaklanmıştır. Yalan hususundaki hadisteki müsaade ise “tevriye” ve “îhâm” yoluyla söylenmesi halindedir. Tevriye: Birkaç mânâsı olan bir kelimeyi kullanan kimsenin en uzak mânâyı kasdederek söylemesidir. Îhâm ise: İki mânâsı olan bir kelimenin en uzak kullanılan mânâsını kasdederek söylemesidir.<br />
 <br />
 Bu iki söz sanatını bu meseleye getirecek olursak şu şekilde misaller verilebilir:<br />
 <br />
 Meselâ savaş esnasında düşman askerine “Kralınız öldü” denilirken, bununla düşmanın daha önceki krallarından birisi kasdedilmesi gibi.<br />
 <br />
 Yine İslâm'ın ve Müslümanların zarara düşebileceği bir halde konuşmak ve fikir beyan etmek icap ettiğinde, doğrudan yalana varmadan dolaylı cümleler kullanmak da bu kabildendir.<br />
 <br />
 Aynı şekilde hanımın ve kızının gönlünü almak isteyen bir insan onlara bir şey vâdederken, “İnşaallah-Allah dilerse” gibi bir ifade kullanır da, söz verdiği şeyi hemencecik almazsa, bu durumda da yalan söylemiş olmaz. Çünkü bu vaâd istikbale mâtuftur.<br />
 <br />
 Ayrıca birbirine dargın olan iki kişinin arasını bulurken, “Falan adam senin için duâ ediyor.” dese de, bununla o adamın “Allah’ım, bütün Müslümanları affet.” demiş olduğunu kasdetse, yalan bir beyanda bulunmuş olmaz. ( Tecrid-i Sarih Tercemesi, VIII/111-112) Dolaysıyla yalan söylemenin mes’uliyetinden kurtularak rahatlar. İmam-ı Beyhakî’nin rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz ( a.s.m.)<br />
 <br />
 “Tevriyeli, kinâî ifadelerle yalandan kurtulup rahatlama vardır.” ( et-Tâc, V/55)<br />
 <br />
 buyurarak bu meseleye açıklık getirmişlerdir.<br />
 <br />
 Ancak, bilhassa günümüzde her sahada yalana fazla yer verildiğinden, buna meydan açmamak için bu çeşit meselelerde hassas ve dikkatli davranılmasını isteyen Bediüzzaman şöyle der:<br />
 <br />
 “...Maslahat için kizb ( yalan) ise zaman onu neshetmiştir ( hükmünü kaldırmıştır). Maslahat ve zaruret için bazı âlim ‘muvakkat’ fetvası vermiş. Bu zamanda o fetva verilmez. Çünkü o kadar su-i istimal edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez."<br />
 <br />
 “Meselâ: seferde namazı kasretmenin sebebi meşakkattır. Fakat illet olmaz. Çünkü muayyen bir haddi yok. Su-i istimale düşebilir. Belki illet yalnız sefer olabilir.”<br />
 <br />
 Yâni yolculuk esnasında dört rekâtlı farz namazları iki kılarak kasretmenin illeti, esas sebebi, “yolculuk”, yolculuğa çıkmaktır. Meşakkat olmasa dayanamaz kısaltılabilir. Eğer meşakkat gerçek sebep olarak görülürse, bu hükmü herkes kendisine göre değiştirip uygulayabilir. “Ben hiçbir zorluk çekmedim, öyleyse namazları dört rekât kılarım” gibi bir suistimale düşebilir. Bunun önüne geçmek için, meşakkat olsa da, olmasa da namaz kasredilir.<br />
 <br />
 Bu misâlden sonra Üstad, son olarak şu meseleye temas eder:<br />
 <br />
 “Aynen öyle de, maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz. Çünkü muayyen bir haddi yok, su-i istimale müsait bir bataklıktır. Hükm-ü fetva ona bina edilmez. Öyle ise ‘imme’s-sıdk ve imme’s-sükût ( ya doğru söylemeli yahut susmalı) Yani yol ikidir, üç değildir. Ya doğru, ya yalan, ya sükût değildir.”<br />
 <br />
 “Evet, her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değildir. Bazan zarar verse sükût etmek. Yoksa yalana hiç fetva yok.” ( bk. Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)<br />
 <br />
 Soru: Yalan söylemek çok kötü olduğu halde, Peygamberimiz ( asm) savaşta yalan söylemeye neden ruhsat vermiştir, bu aldatmak anlamına gelmez mi? Ayrıca bu hile ile savaş kazanmaktır, insanlığa yakışmamaktadır, hatta bundan sonra hiçbir savaşan bu Müslümanlara inanmayacaktır?<br />
 <br />
 a. İslam’a göre yalan büyük bir vebaldir.<br />
 <br />
 “Pis putlara tapmaktan sakının, bir de yalan söz söylemekten sakının.” ( Hac, 22/30)<br />
 <br />
 mealindeki ayette şirkten sonra yalana yer verilmesi dikkate değer bir vurgudur.<br />
 <br />
 b. İslam dini doğruluk üzerine kurulmuştur. Kur’an’da bir çok yerde Kur’an’ın hak/doğruyu söyleyen bir kitap olduğu, Hz. Peygamber ( a.s.m)’in hak/ doğru sözlü bir peygamber olduğuna işaret edildiği gibi, vahyin, dinin sahibi olan Rabbimizin doğru sözlü olduğu vurgulanmış ve<br />
 <br />
 “Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir ki?!.” ( Nisa, 4/122)<br />
 <br />
 mealindeki ayette olduğu gibi, en gafil kafaları uyandırmak maksadıyla soru sitiliyle konunun ifade edilmesi tercih edilmiştir.<br />
 <br />
 c. İman doğruluk üzerine, küfür ise yalan üzerine kuruludur. Zaruret olmadan, “bir lafza-i kâfir olan yalana” izin vermesi düşülebilir mi?<br />
 <br />
 İslam dininin Peygamberi ( a.s.m)’in çocukluğundan beri çevresinde “Muhammedü’l-Emin=sözüyle, özüyle, fiiliyle emin, güvenilir Muhammed” unvanıyla meşhur olması bize çok şey anlatmaktadır. Böyle bir zat bazı konularda yalan söylemeye ruhsat vermişse, bunun hikmetini kavramaya çalışmak gerekir.<br />
 <br />
 d. “Aksine bu hile ile savaş kazanmaktır, insanlığa yakışmamaktadır, hatta bundan sonra hiçbir savaşan bu Müslümanlara inanmayacaktır da” yargısı gerçekten ilginçtir. “Savaş mertçe yapılır…” anlamına gelen bu hamasî söylemlerin savaş sözlüğünde asla yeri yoktur.<br />
 <br />
 İnsanlık tarihinde savaşların başladığı günden bu güne dek yapılan bütün savaşlar, karşı taraf olan düşmanı öldürmeye yönelik bir sanattır. Düşmanı öldürmek için meydana çıkacaksınız, fakat fırsat elinize geçtiği halde, “bu mertliğe yakışmaz” diye öldürmekten vazgeçeceksiniz; böyle budalalık olur mu? Bu davranış, vatan hainliği çerçevesinde idama bile götürebilir.<br />
 <br />
 e. Bugün her ülke tarafından kullanılan “savaş stratejisi, savaş taktiği, savaş manevrası, savaş senaryosu” gibi sözcüklerle ifade edilen bütün savaş taktikleri, karşı tarafı aldatmaya, hedef saptırmaya yönelik birer hiledir, birer aldatmacadır, birer fiilî yalandır. Savaşta “arkadan vurmamak, mertçe savaşmak” gibi yaveler, sadece filimlerde yer bulan sözcüklerdir.<br />
 <br />
 Nitekim, Peygamberimiz ( a.s.m) de;<br />
 <br />
 “Harb hud’adır/savaş karşı tarafı yanıltma taktiğidir." ( Buharî, Cihad,157; Müslim, Cihad, 18-19)<br />
 <br />
 diye buyurmuştur. En sahih hadis kaynaklarında Resulüllah ( asm)’ın bu ifadesi ortada iken, mümin olan bir kimsenin -bunun hikmetini öğrenmek yerine-, yanlışlığını ortaya çıkarmaya çalışmak, dinî açıdan çok ciddi risk taşımaktadır.<br />
 <br />
 f.<br />
 <br />
 “Muhakkak ki doğruluk, insanı iyiliğe, güzelliğe yöneltir, iyilik ise, cennete iletir. Kişi doğru konuşa konuşa nihayet -Allah katında- sıddîk/çok dürüst olarak yazılır. Şüphesiz yalan fücura, kötülüğe yönlendirir, fücur ise, ateşe/cehenneme iletir. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet -Allah katında- kezzap/çok yalancı olarak yazılır.”( Müslim, Birr, 103-105).<br />
 <br />
 Şimdi insafla düşünelim, yalancılığı “kötülüğün anahtarı, cehennemin rehberi” olarak gösteren Hz. Peygamber ( a.s.m) bu hükümden bazı istisnaları yapmışsa, bir mümine düşen onu saygıyla karşılamaktır. ( Zaten mümin olmayan kimse ile bu konu en son konuşulması gereken bir detaydır).<br />
 <br />
 g. Bu tür konularda aşağıdaki ayet-i celile bizim rehberimiz olmalıdır. Tavrımız, niyetimiz, üslubumuz, bu ilahî mesajın çerçevesinde şekillenmelidir.<br />
 <br />
 “Hayır, hayır! Senin Rabbin hakkı için, onlar aralarında ihtilâf ettikleri meselelerde seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın sana tam bir teslimiyetle bağlanmadıkça iman etmiş olmazlar.”( Nisa, 4/65).<br />
 <br />
 h. Tarih boyunca ( bir emir değil, adece bir tolerans olan) bu ruhsat maalesef, çok suistimale uğradı. Nebevî ruhsatın olması gereken çerçevenin dışına çıkıldı. Heva ve hevesler karıştı. Ruhsat çizgisi amacının dışında kullanıldı. Adeta, verilen ruhsattan beklenen yarar, bu suistimaller sonucunda zarar hanesine yazılmaya başladı. Bu sebeple, bu gün artık bu ruhsattan yararlanma işini askıya almakta fayda vardır.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helaller ile haramlar arasındaki şüpheliler nelerdir? Neler bizi tehlikeye sürükler? </span></span><br />
 <br />
 “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” ( Tirmizî, Kıyâmet, 60)<br />
 <br />
 Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- harâma düşmemek ve ondan tamamen uzaklaşmak gayesiyle, şüpheli şeylerden titizlikle kaçındığı gibi, ümmetini de bundan sakındırır ve şöyle buyururdu:<br />
 <br />
 “Helâl olan şeyler belli, harâm olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, harâm mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Bunlardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Sakınmayanlar ise zamanla harâma düşerler. Tıpkı, sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Allâh'ın yasak arâzisi de harâm kıldığı şeylerdir.” ( Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)<br />
 <br />
 Açık bir hüküm olmaması sebebiyle bazı konuların, helâl mi yoksa harâm mı olduğu ilk bakışta bilinemeyebilir. Peygamber Efendimiz ( asm), insanların birçoğunun bunları bilemeyebileceğini ifâde etmiştir. İslâm âlimleri bunları, bilinen benzeri konulara kıyas ederek açıklığa kavuşturmuşlardır. Dolayısıyla, durumu böyle şüpheli olanlardan kaçınmak gerekmektedir. Çünkü kaçınılan şey, harâm ise ona bulaşmaktan korunmuş olur. Helâl ise, takvâ niyetiyle terkedilmiş olur ki bunun bir zararı olmaz.<br />
 <br />
 Şüpheli şeyler, bir konuda ya delillerin teâruzuyla veya âlimlerin ihtilafıyla ortaya çıkar. Bunlar “mekrûh” veya “mübâh” olan şeylerdir.<br />
 <br />
 Mekrûh, kul ile harâm arasında bulunan bir eşiktir. Hayâtında mekrûha çokça yer veren kimse, harâma düşme tehlikesi ile yüz yüzedir. Mübâh da, kul ile mekrûh arasında yer alan bir eşiktir ki buna çokça yer veren de mekrûha düşer. Dolayısıyla helal bile olsa, kişiyi mekrûha veya harâma düşüreceğinden korkulan işleri yapmaktan kaçınmak gerekir.<br />
 <br />
 Mekruhu işleme alışkanlığı kişiyi, aynı cinsteki harâm olan veya bir şüphe bulunan yasağı işlemeye sev keder. Bu ise, verâ nurunu eksilterek kalbin kararmasına sebep olur. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulmuştur:<br />
 <br />
 "...Kim şüpheli olduğunu sezdiği bir şeyi terkederse, harâmlığı belli olan şeyi daha çok terk eder. Kim de şüphelendiği şeyi yapmada cü'retkâr olursa, harâmlığı açık olan şeye düşmesi daha kolaydır.” ( Buhârî, Buyû, 2)<br />
 <br />
 Şüpheli konular etrâfında dolaşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu Peygamber Efendimiz ( asm), çoban ve koruluk misâliyle en güzel şekilde beyân etmiştir. Efendimizin ( asm) şüpheli şeylerden sakınmasıyla alâkalı pek güzel misâller vardır. Bir defâsında yolda bir hurma bulmuş ve:<br />
 <br />
 “Bu hurmanın sadaka olması ihtimâlinden korkmasaydım, onu yerdim.” buyurmuştur. ( Buhârî, Büyû, 4; Müslim, Zekât, 164)<br />
 <br />
 Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi'nin şahsına münhasır husûsiyetlerinden biri de, zekât ve sadaka kabul etmemesidir. Çünkü zekât, Peygamberimiz ( asm) ve onun temiz Ehl-i beyti için haram kılınmıştı.<br />
 <br />
 Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem -'in , yolda bulduğu bir hurmayı, belki birinin sadaka vermek üzere ayırdığı hurmalardan düşmüştür, düşüncesiyle yemediğini görüyoruz. Bu durum, onun bizzat toplumda yerleştirmek istediği kâidelere dikkatle uyduğunu ve şüpheli şeylerden büyük bir titizlikle sakındığını göstermektedir. Burada dikkat çeken nüktelerden birisi de, Efendimiz'in ( asm) yere düşen bir hurmanın bile zâyi olmasına rızâ göstermeyerek isrâfı engelleme gayreti içinde bulunmasıdır.<br />
 <br />
 Allâh Teâlâ'nın bize helâl kıldığı nimetler sayılamayacak kadar çoktur. Bunlarla yetinmeyip harâm olma ihtimâli bulunan şeylere yönelmek, kulluğa yakışmayan bir davranıştır.<br />
 <br />
 Öte yandan kullanılması şüpheli olan şeylerden sakınacağım diye helâl olan nimetlerden uzak durmak veya helâl olan nimetler hakkında vesveseye düşüp gereksiz tereddütlere kapılmak ve böylece Müslümanları sıkıntıya sokmak da doğru değildir.<br />
 <br />
 Müslümanın bozulmamış selim vicdânı iyilikle kötülüğü, şüpheli olan şeyle şüpheli olmayanı ayırabilecek bir özelliğe sâhiptir. Mü'min, içinde çınlayan bu ilâhî sese kulak vermelidir. Bu gerçeğe işaret eden şu hâdise ne kadar mühimdir:<br />
 <br />
 Vâbisa bin Ma'bed -radıyallâhü anh- diyor ki, birgün Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-' in huzûruna varmıştım. Bana:<br />
 <br />
 “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu.<br />
 "Evet!" dedim. O zaman şunları söyledi:<br />
 “Kalbine danış. İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günâh ise içini tırmalayan ve başkaları sana «Yap!» diye fetvâlar verseler bile, içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” ( İbn-i Hanbel, IV, 227-228; Dârimî, Büyû, 2)<br />
 <br />
 Yapılan bir iş gönülde huzûrsuzluk doğuruyor ve o işin başkaları tarafından duyulması istenmiyorsa, o hareket mutlaka şüphelidir, çirkindir ve yapılmaması gerekir. Çünkü insanların çoğu, yaptıkları iyiliğin duyulmasını, bu sebeple kendilerine gıpta ve hayranlıkla bakılmasını isterler. Bu, herkesin rahatlıkla kullanabileceği şaşmaz bir ölçüdür. Dolayısıyla, yapılan bir hareketin günâh olup olmadığı husûsunda şüpheye düşmek bile, o hareketi terk etmek için yeterli bir sebeptir. Bu ölçüden hareketle mü'min, herhangi bir işi yapmaktan dolayı gönlünde bir rahatsızlık hissediyor, içini bir şüphe ve tedirginlik kemirip duruyorsa, derhal o işten vazgeçmelidir.<br />
 <br />
 Peygamber Efendimiz ( asm), bu sahâbîye iyiliğin ne olduğunu kalbine danışarak öğrenmesini tavsiye ederek, günâh ve ihtiraslarla zedelenmemiş bir kalbin iyiyi kötüden ayırt edebileceğini söylemiştir. Göğsünde İslâm sevgisi bulunan kimsenin, Allâh'ın lûtfettiği ilâhî bir nûra sâhip olduğunu ifâde eden âyet-i kerîme de ( Zümer 39/22) bu gerçeği tasdik etmektedir. Peygamber Efendimizin ( asm) mübârek parmaklarıyla Vâbisa'nın göğsüne vurarak ısrarla; “Gönlüne sor, kalbine danış!” buyurması, herkesin kendi problemini daha iyi bileceğini göstermekte, içinde bir şüphe ve tereddüt uyanınca da, o işten süratle uzaklaşması gerektiğini belirtmektedir.<br />
 <br />
 Ashâb-ı kirâmdan Ukbe bin Hâris -raddıyallâhü anh-'ın başından geçen şu olay, şüpheli işlerden uzak durma mevzuunda Allâh Resûlü'nün ( asm) kesin tavrını en açık bir şekilde ortaya koymaktadır:<br />
 <br />
 Ukbe bin Hâris, Ebû İhâb bin Azîz'in kızı ile evlenmişti. Bu olay üzerine bir kadın geldi ve:<br />
 "Ben Ukbe'yi de, evlendiği kadını da emzirmiştim." dedi. Ukbe o kadına:<br />
 "Beni emzirdiğini bilmiyorum. Üstelik bunu bana daha önce de hiç söylemedin." dedi. Sonra da bineğine atlayıp Resûlullâh Efendimize ( asm) danışmak üzere Medine'ye geldi. Meseleyi hemen Efendimize ( asm) açtı. Allâh Resûlü:<br />
 “Mâdem ki böyle deniyor, o kadınla nasıl evli kalabilirsin?” buyurunca, Ukbe ile karısı ayrıldı ve kadın bir başkasıyla evlendi. ( Buhârî, İlim, 26)<br />
 <br />
 İslâm, süt kardeşle evlenmeyi, aynen kan kardeşle evlenmek gibi haram kılmıştır. Evlenecek kimselerin bunu iyice tetkik etmeleri ve şüpheye düşürecek ihtimallerden uzak durmaları gerekmektedir. Hadîs-i şerîf, şüphe kıskacının insanı devamlı surette huzûrsuz edeceğini, böyle yaşamaktansa bu evliliğe son verip gönlü huzûra kavuşturmanın daha isâbetli olacağını söylemektedir. Bu bakımdan, Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, ümmetini harâmlardan uzak tutabilmek için, onlara şüpheli şeylerden de sakınmalarını tavsiye eder ve:<br />
 <br />
 “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” buyururdu. ( Tirmizî, Kıyâmet, 60)<br />
 <br />
 Şüpheli şeylerden sakınmanın insan mâneviyâtına tesîrini ortaya koyan şu hadîs-i şerîf ne kadar mühimdir:<br />
 <br />
 “Bir kul günâha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bâzı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz.” ( Tirmizî, Kıyâmet, 19)<br />
 <br />
 Bir Müslümanın hedefi, muttakî olabilmektir. Yani, Allâh'a derin bir saygı duyan ve O'nun rızasını kaybetmekten sakınan kimseler seviyesine ulaşmak ve dünyâya vedâ edip giderken de Allâh Teâlâ'nın rızâsını kazanmış olabilmektir. Bu hedefe varabilmek için, "acaba bilerek veya bilmeyerek bir günâh işler de, Allâh katındaki değerimi kaybeder miyim" diye dikkatli ve titiz davranması gerekir. Efendimizin ( asm) buyurduğu gibi, yapılması ilk planda sakıncalı görünmeyen bâzı davranışlardan bile, günâha girme endişesiyle uzak durmalıdır. Bu konularda en büyük hassâsiyeti gösterenlerden biri Hz. Ebûbekir ( ra) idi. Hz. Âişe ( ra) şöyle anlatıyor:<br />
 <br />
 “Ebûbekir es-Sıddîk'ın bir kölesi vardı. Bu köle kazancının belli bir kısmını Ebûbekir'e verir, o da bundan yerdi. Yine bir gün, köle kazandığı bir şeyi getirdi, Ebûbekir de onu yemeğe başladı. Köle Ebûbekir'e:<br />
 "Yediğin şeyin ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ebûbekir:<br />
 "Söyle bakalım, neymiş?" diye açıklamasını istedi. Köle şunları söyledi:<br />
 "Falcılıktan anlamadığım halde, câhiliye devrinde falcılık yaparak birini aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe karşılık, işte bu yediğin şeyi verdi."<br />
 Bunun üzerine Ebûbekir, parmağını ağzına götürerek yediklerinin hepsini dışarı çıkardı. ( Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 26)<br />
 <br />
 Bir mü'min harâmlardan şiddetle sakınır. Kendisinin ve ailesinin midesine harâm lokma koymanın büyük bir günâh olduğunu bilir. Hatta bununla da yetinmeyip Hz. Ebûbekir ( ra)'in yaptığı gibi, harâm olması ihtimâli bulunan şeylerden uzak durur. Zîrâ o iyi bilir ki, harâm bir gıdanın sağladığı kuvvetle yapılan ibâdetler ve duâlar kabul edilmez.<br />
 <br />
 Hulefâ-i Râşidîn'in adaletiyle mâruf sîması Hz. Ömer -radıyallâhü anh-'ın şu tavrı da bu konuya güzel bir örnektir. O, ilk hicret eden sahâbîlere dörder bin, oğlu Abdullâh'a da üç bin beş yüz dirhem maaş bağlamıştı. Hz. Ömer'e:<br />
 <br />
 "Oğlun da ilk hicret edenlerden biridir. Onun hakkını niçin kıstın?" diye sordular. Hz. Ömer şunları söyledi:<br />
 "Oğlum babasıyla birlikte hicret etti. Bu sebeple yalnız başına hicret edenlerle bir tutulamaz." ( Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 45)<br />
 <br />
 Burada İslâm'ın âdil halifesi Hz. Ömer ( ra)'in, devlet malını dağıtırken ne kadar titiz davrandığı görülmektedir. İlk muhâcirlerden olmasına rağmen, on bir yaşında anne ve babasıyla birlikte hicret ettiği için, kendi oğluna beş yüz dirhem daha az para veriyordu. Normalde diğerleri ile oğlunu eşit tutması gerekirdi. Çünkü onlar içinde de anne babasıyla birlikte hicret edenler vardı. Fakat o böyle yapmadı, şüpheli şeylerden uzak durma veya helâl olanların bir kısmından vaz geçme kâidesine uyarak, oğluna az verdi.<br />
 <br />
 Şüpheli şeyler husûsundaki bu hassâsiyet, çağlar boyu Allâh dostları vasıtasıyla süregelmiştir. Bu mümtaz şahsiyetler, geriden gelenlere çok güzel hakkaniyet hâtıraları bırakmışlardır.<br />
 <br />
 Bir kimsenin temiz gönüllü, ihlâs sâhibi ve ehl-i istikâmet olduğunu anlamak için, onun yaptığı ibâdetlerinden ziyade kalbî seviyesine, muâmelâttaki harâm helâl titizliğine ve şüpheli şeylerden uzak durma gayretine bakılmalıdır.<br />
 <br />
 Namazın mekruhları<br />
 <br />
 Sual: Namazda genel olarak işlenen mekruhlar nelerdir?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh; kerih, çirkin, beğenilmeyen iş demektir.Namazda müekked sünneti ve vacibi terk etmek, tahrimen mekruh, müekked olmayan sünneti terk, tenzihen mekruh olur. Mekruh olarak kılınan namaz sahih olursa da, sevabı çok az olur.<br />
 <br />
 Daha çok işlenen mekruhlardan bazıları şunlardır:<br />
 1- Namazda tadil-i erkanı terk etmek.<br />
 <br />
 2- Başı döndürüp bakmak.<br />
 <br />
 3- Secdede iki kolu yere döşemek. [Kadınlar döşer.]<br />
 <br />
 4- Başı bir tarafa eğmek.<br />
 <br />
 5- Esnerken ağzı kapatmamak.<br />
 <br />
 6- Özürsüz gözleri yummak.<br />
 <br />
 7- Öndeki safta boş yer varken, geri safta kılmak.<br />
 <br />
 8- Üzerinde canlı resmi bulunan elbise ile namaz kılmak.<br />
 <br />
 9- Canlı resmi asılı odada namaz kılmak.<br />
 <br />
 10- İş elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkamayacak elbise ile veya kötü kokulu çorap ile kılmak.<br />
 <br />
 11- Abdest sıkıştırırken kılmak.<br />
 <br />
 12- Tekbir alırken ve teşehhüdde otururken parmakları açık veya kapalı tutmak. [Kendi haline bırakılır. Secdede parmaklar kapalı, rükuda ise açık tutulur.]<br />
 <br />
 13- Secdeye inerken pantolonunu yukarı çekmek.<br />
 <br />
 14- Başı açık kılmak. [Mekke’de, ihramlı iken, namaz baş açık kılınır.]<br />
 <br />
 15- Namazda ağırlığı, bir ayağa çok, diğerine az vermek.<br />
 <br />
 16- İmam namaza durunca, sabahın sünnetini caminin girişinde veya direk arkasında kılmayıp, saf arasında veya başka yerde kılmak. [İmam namaza az sonra duracaksa, öğle, ikindi ve yatsının sünnetlerine durulmaz, hemen imama uyulur.]<br />
 <br />
 17- İmam, açıktan yani sesli okurken Sübhanekeyi okumak.<br />
 <br />
 18- Secdeye veya rükuya, imamdan önce başını koymak veya kaldırmak.<br />
 <br />
 19- Çıplak ayakla namaz kılmak. [Şafii’de çıplak ayakla kılınır.]<br />
 <br />
 20- Kolu sığalı veya kısa kollu gömlekle namaz kılmak.<br />
 <br />
 21- Sağa-sola eğilmek, sallanmak.<br />
 <br />
 22- Secdede burnu yere değmemek.<br />
 <br />
 23- Secdede bir ayağı kaldırmak. [İki ayak kalkarsa, bazı âlimlere göre namaz bozulur.]<br />
 <br />
 24- Kıyamda okuduğunu rükuda, rükuda okuduğunu kıyamda tamamlamak.<br />
 <br />
 25- Bir rükünde iki defa bir yeri kaşımak. [Bir rükünde, üç defa ayrı kaşımak bozar.]<br />
 <br />
 26- Namazda 4-5 kişi duyacak kadar yüksek sesli okumak. [Kendi işitmeyecek kadar sessiz okunursa namaz sahih olmaz.]<br />
 <br />
 27- İkinci rekâtta, birincide okuduğu âyeti tekrar okumak veya ondan evvelki bir âyeti okumak. [Unutarak okumak mekruh olmaz.] İkinci rekâtta birinciden üç âyet uzun okumak.<br />
 <br />
 28- Özürsüz teşehhüdde, sünnete uygun oturmamak. Kıyamda sünnete uygun olarak ayakları dört parmak kadar açmamak. [Şafii’de bir karış kadar açmak sünnettir.]<br />
 <br />
 29- Özürsüz bir şeye dayanıp kalkmak.<br />
 <br />
 30- Farzdan sonra hemen son sünnete kalkmamak. Yahut konuşmak veya bir şey okumak.<br />
 <br />
 31- Namaz kılanın önünden geçmek veya önünden geçilebilecek yere namaza durmak.<br />
 <br />
 32- Namazın sünnetlerinden birini terk etmek. Sünnet iki kısımdır: Birincisi Sünen-i hüda. Bunlar, müekked sünnetlerdir. İkincisi Sünen-i zevaid. Bunlar, müekked olmayan sünnetlerdir.<br />
 <br />
 Namazda müekked sünneti ve vacibi terk etmek, tahrimen mekruh olur. Müekked olmayan sünneti terk, tenzihen mekruh olur. Müstehabı terk, mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Tenzihi mekruh helale, tahrimi mekruh harama yakındır. Mekruh olarak kılınan namaz sahih ise de, sevabı çok az olur. ( İmad-ül-islam)<br />
 <br />
 Başı, kolları ve ayakları açık kılmak<br />
 Sual: Erkeklerin, baş, kol ve ayakları açık olarak namaz kılmaları mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet mekruhtur. Mekruh olan namaz sahih ise de, sevabı olmaz. Bir erkek, namazda başı örtmeye önem vermediği için açık kılarsa, mekruh olur. Namaza önem vermediği için açarsa, kâfir olur. Kendini Allahü teâlâya karşı, küçük göstermek için, başı açık kılmak zarar vermez ise de, yine örtmek efdaldir. Harareti teskin ve rahatlık için açmak da mekruhtur. ( Redd-ül-muhtar)<br />
 <br />
 Önemli kimselerin huzuruna çıkan kimsenin şık, temiz elbise giymesi gerekir. Allahü teâlânın huzuruna durulduğu zaman buna daha çok dikkat etmeli, büyüklerin karşısına çıkılamayan elbise ile namaz kılmamalıdır! Kur'an-ı kerimde ( Her namaz kılarken, süslü [temiz, sevilen] elbiselerinizi giyiniz) buyuruluyor. ( Araf 31)<br />
 <br />
 Peygamber efendimiz başı açık kılmazdı. Sarıkla kılmanın önemini bildirerek buyuruyor ki:<br />
 ( Sarıkla kılınan namaz, sarıksız kılınan yetmiş rekat namazdan efdaldir.) [Ebu Nuaym]<br />
 Namazda başı hiç olmazsa, herhangi bir renkte olan takke ile örtmelidir!<br />
 <br />
 ( Nimet-i İslam)da namazın mekruhlarının onbeşincisinin dipnotunda ( Başı açık namaz kılmak mekruhtur) buyuruluyor. 57.sinde de mekruh olduğu yine bildiriliyor. Namazın mekruhlarının onbirincisinde ise, kolları açık namaz kılmanın mekruh olduğu bildiriliyor.<br />
 <br />
 Namaz kılarken düşen başlığı tek el ile alıp giyerek başı örtülü kılması o haliyle kılmasından daha iyidir. ( Gurer ve Dürer)<br />
 <br />
 İbni Abidin hazretleri, namazın mekruhları sonunda buyuruyor ki:<br />
 Namazı, nalın veya mest ile kılmak, çıplak ayakla kılmaktan efdaldir. Böylece, Yahudilere uyulmamış olur. Hadis-i şerifte, ( Yahudilere benzememek için namazları, nalın [bir cins ayakkabı] ile kılın) buyuruldu. Resulullah ve Eshab-ı kiram, sokakta giydikleri nalın ile kılarlardı. Nalınları temiz idi ve Mescid-i Nebi kum döşeli idi. Kirli nalınla girilmezdi. ( Redd-ül-muhtar)<br />
 <br />
 Ayakları herhangi bir şey ile örterek namaz kılmayı bildiren üç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 ( Yahudiler, namaz kılarken nalın veya mest ile ayaklarını örtmezler. Siz onlara muhalefet edin, nalın veya mest giyinin!) [Müslim, Ebu Davud, Hakim, Taberani]<br />
 <br />
 ( Müşriklere muhalefet edin, namaz kılarken mestlerinizi giyin.) [Hakim]<br />
 <br />
 ( Nalını olmayan, mestlerini giysin.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Ahmed]<br />
 <br />
 Temiz olmayan mest, nalın vesaire ile mescide girilmezdi. Şimdi çorap giyerek bu sünnet yerine getirilir.<br />
 <br />
 Eshab-ı kiram kamis denilen ayağa kadar uzun olan gömlek ile, yani entari ile namaz kıldıkları için ayakları örtülmüş olurdu. Ayaklar örtülü kılınan namazın çok sevap olduğu Halebi, Berika ve Hadika kitaplarında da yazılıdır.<br />
 <br />
 Müslüman olmayanlar, kiliselerinde başı açık, ayağı çıplak tapınıyor, onlar gibi, uygar ibadet etmeli diyerek, başı açık, ayağı çıplak kılmak, sandalyede veya yükseğe secde etmek caiz değildir.<br />
 <br />
 Kadınların ayaklarının açık olmasında iki kavil vardır. Birinci kavle göre mekruh, ikinci kavle göre namaz bozulur. Kadınlar, ya çorapla veya ayaklara kadar uzun etek veya entari giyerek namaz kılmalıdır! ( M.Erbea)<br />
 <br />
 Takkenin alnı kapatması<br />
 Sual: Secde ederken, kadınların başörtüsü, erkeklerin saçı veya takkesi alınlarına gelse, mahzuru olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, tenzihen mekruh olur. Alın, çıplak olarak secdeye değmelidir.<br />
 <br />
 Sual: Namazda kıraati bitirmeden elleri aşağıya bırakmak uygun mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Uygun değildir, sünnete aykırıdır, kıraat bitene kadar ellerin bağlı kalması sünnettir.<br />
 <br />
 Sual: Parmakları birbirine geçirmek caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Namazda tahrimen, hariçte tenzihen mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Mezarlıkta camiler var. Kabre karşı namaz kılınır mı?<br />
 CEVAP<br />
 Önünde perde, duvar gibi bir şey olmazsa, kabre karşı namaz kılmak mekruhtur. ( Marifetname)<br />
 <br />
 Mescidin kıblesi ile kabir arasında, perde, duvar olursa veya kabir yanda ise, namaz mekruh olmaz. ( Hindiyye)<br />
 <br />
 Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
 ( Kabre karşı namaz kılmayın!) [Nesai]<br />
 <br />
 Sual: Çalgı aleti, tv, içki bulunan yere rahmet melekleri girer mi?<br />
 CEVAP<br />
 Kumar ve çalgı aleti, tv, canlı resmi, haç resmi, köpek, cünüp, içki ve sarhoş bulunan yere rahmet melekleri girmez. Böyle yerlerde namaz kılmak mekruh olur ve edilen dua da makbul değildir.<br />
 <br />
 Sual: Kumar ve çalgı aleti, tv, canlı resmi, haç resmi, köpek, cünüp, içki ve sarhoş bulunan yere rahmet melekleri girmezse, ne kaybımız olur?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olarak kılınan namaz sahih olur. Yani o kimse, namaz borcundan kurtulursa da, namaz kılmakla hasıl olacak büyük sevaba kavuşamaz. Eğer evde odada meleklerin girmesine mani olan bir şey varsa, o kişi meleklerin yapacağı bu duadan mahrum kalır. [Duanın Önemi maddesinde, Meleklerin duasından mahrum kalmak kısmına bakınız.]<br />
 <br />
 Sual: Yatak odasında namaz kılmadığımız için, odanın duvarlarına ana-babamın ve diğer akrabalarımın resimlerini koydum. Bir mahzuru var mı?<br />
 CEVAP<br />
 İki mahzuru vardır. Birincisi, insan ve hayvan resmini, belden yukarı asmak haramdır. Bitki ve cansızların resmini asmakta mahzur yoktur. İkincisi, canlı resmi bulunan odaya rahmet melekleri girmez. Resimli gazete bile bulunsa girmez. Gazeteyi okuduktan sonra kapalı bir yere koymalıdır! Kapalı olursa girer.<br />
 <br />
 Namaz kılınmayan yerlere, mesela banyoya, mutfağa, yatak odasına, çeşitli canlı resimlerini, mesela ana babamızın resimlerini, bir evliyanın resimlerini veya artist resimlerini koymanın günah olmadığını zannedenler var. Bir zaruret olmadıkça, her türlü canlı resmini belden yukarı asmak haramdır. Her türlü resmi albümde saklamalıdır.<br />
 <br />
 Ana babamızın veya bir evliyanın da olsa, resmini duvara asmak haramdır. Resmini duvara astığımız evliya, bu hareketimizden dolayı bizi sevmez. Aksine günah işlediğimiz için üzülür.<br />
 <br />
 Sual: Müzik dinlediğimiz televizyon veya radyo bulunun odada namaz kılmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 İçki, kumar, çalgı aletleri bulunan mahalde namaz kılmanın mekruh olduğu ve buraya rahmet meleklerinin girmeyeceği ve burada yapılan duanın kabul olmayacağı ( Tergib-üs-salât)da ve ( Nisabül-ahbâr)da yazılıdır. Çalgı da dinlenen ve bakması haram olan resimlerine de bakılan şeyler, çalgı aleti gibidir. Televizyon kapalı da olsa orada namaz kılmak mekruh olur. Bir evde bağlama bulunsa çalınmasa bile o odada namaz kılmak mekruh olur. İçki içilmese bile, içki bulunan odada namaz kılmak mekruh olur. Duvardaki resme tapılmasa bile, canlı resmi bulunan evde namaz kılmak mekruh olur. Bilgisayarda günah işleniyorsa o da dahildir, müzik çalınıyorsa o da dahildir.<br />
 <br />
 Sual: Bir odada namaz kılarken o odada herhangi büyüklükte ve herhangi içerikte bir veya daha fazla resim bulunması caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Resim, namaz kılanın ayağı altında, oturduğu yerde veya secde ettiği yerde olmazsa, böyle resimli battaniye, seccade üzerinde namaz kılmak mekruh olmaz. Resim, yerlerde bulunduğu için ona hakaret edilmiş olur. Fakat secde edilen yerde ise, yahut basılan ve oturulan yerde ise sanki insan vücudunda bulunmuş gibidir. Namaz mekruh olur. Onun için üzerinde resim bulunan elbise ile namaz kılmamalıdır! Canlı resimleri göbekten yukarıda bulunursa, orada namaz kılmak mekruh olur. Canlı resmi, basılan, oturulan yerde ise mekruh olmaz. Namaz kılanın arkasında göbekten yukarıda olursa tenzihen mekruh olur.<br />
 <br />
 İnsan ve hayvan resmini, belden yukarı asmak haramdır. Bitki ve cansızların resmini asmakta mahzur yoktur. Canlı resmi bulunan odaya rahmet melekleri girmez. Resimli gazete bile bulunsa girmez. Gazeteyi okuduktan sonra kapalı bir yere koymalıdır! Namaz kılanın başında, önünde, sağ ve sol hizasında, duvara çizilmiş veya beze, kağıda yapılarak asılmış veya konmuş ise, mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Bir odada namaz kılarken o odada bulunan resimleri ters çevirmek veya üstünü örtmek, namazın mekruh olmaması için çözüm olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet. Ters çevrilirse veya üstü örtülürse mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namazda gözleriyle başka yerlere bakmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, tenzihen mekruh olur.<br />
 <br />
 Sual: İdrar sıkıştırırken namaz kılmak uygun mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olur. Selam verip namazdan çıkmalı, abdest alıp yeniden kılmak gerekir.<br />
 <br />
 Sual: Abdesti sıkışık iken, yel sıkıştırırken, idrar sıkıştırırken namaz kılmak mekruh olur deniyor. Bu sıkışıklığın ölçüsü nedir? Mesela gaz sıkıştırıyor, bir süre sonra geçiyor, o zaman namaz kılsam mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olmaz. Gelip geçen sıkışıklık mekruh etmez. Abdest sıkışıklığının, idrar sıkışıklığının ve yel sıkışıklığının ölçüsü şudur:<br />
 Namaza durunca hatırına sıkışıklık gelmezse, huzura mani olmazsa, namaz mekruh olmaz. Hep hatırımızda, namazı kılar kılmaz hemen tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorsak, o zaman namaz mekruh olur.<br />
 <br />
 Sual: Şafii mezhebinde de takkesiz namaz kılmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Aynanın önünde namaz kılmak günah mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Eğer bakınca aynada şeklimiz görülüyorsa, dikkati çektiği için namaz mekruh olur. Ayna üstüne bir şey asmalı, suretimiz görülmemelidir.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılana anahtar nerede dense, o da parmakla gösterebilir mi?<br />
 CEVAP<br />
 Parmakla göstermesi mekruhtur. Fakat ona uyabilmek için farz kılıyorsan parmağını kaldır dese, yahut kaç rekat kıldın dese o da parmağı ile iki üç diye gösterse mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Bazı kimseler, nafile bir namaz olan tesbih namazını cemaatle kılıyorlar. Nafile namazları cemaatle kılmanın mekruh olduğunu söyleyince, ( Biz önce tesbih namazı kılmayı adıyoruz. Adayınca tesbih namazını kılmak vacip oluyor. Vacibi de cemaatle kılıyoruz. Bazen de, cemaatle namaza duruyoruz. Sonra da bozuyoruz. Tekrar kılması vacip olacağı için cemaatle kılıyoruz) dediler. Böyle vacip yaparak cemaatle kılmak caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Tesbih namazı, nafile olduğu için cemaatle kılınmaz. Dürerde deniyor ki:<br />
 Ramazanın dışında, vitir de cemaat ile kılınmaz. Bu husus icma ile sabittir. Ramazanda teravihten başka, cemaat ile nafile kılınmaz. Ancak çağrılmadan gelen bir kişi, birine iktida eder veya iki kişi, bir kişiye uyarsa, mekruh olmaz. 3 kişide ihtilaf vardır. 4 kişi olursa, ittifakla mekruh olur. Bir defa vacip de olsa cemaatle kılınmaz. Vitir vacip olduğu halde, Ramazan haricinde cemaatle kılınmaz. Tesbih namazı nasıl cemaatle kılınabilir?<br />
 <br />
 Sual: Namazda bir sure atlayarak okumak mekruh mu? Aradaki sure uzun olsa yine mekruh olur mu? Mesela ( Vettini)yi, sonra ( İnna enzelna)yı okumak mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Her namazda, ikinci rekatta birinci rekatta okuduğundan üç âyet uzun okumak mekruhtur. İkinci rekatta, birinci rekatta okuduğundan sonraki bir kısa sureyi atlayarak daha sonrakini okumak da mekruhtur.<br />
 <br />
 Buna göre, ( Eraeytellezi)yi birinci rekatta okuyan kimsenin, ikinci rekatta ( Kulya)yı okuması mekruh olur. Çünkü bir küçük sure olan ( İnna ateyna) atlanmıştır. ( Vettini)den sonra ( İnna enzelna)yı okumak mekruh değildir. Çünkü bu iki sure arasında uzun bir sure olan ( İkra) diye başlayan sure bulunmaktadır.<br />
 <br />
 Sual: Yeşil ağaca doğru namaz kılmak gibi, ormanda ağaçları sütre edip namaz kılmak da mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Yeşil ağaca karşı kılmayı kastederek namaz kılmak mekruhtur. Başka niyetle, mesela sütre için kılmak mekruh değildir.<br />
 <br />
 Sual: Namazda çocuk bir resmi karşıma koydu. Mekruh oldu mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır.<br />
 <br />
 Sual: Önümdeki cemaatten birinin gömleğinde resim var idi. Namazım mekruh oldu mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır.<br />
 <br />
 Sual: Bir erkek, dirsek ile bileği arasının dörtte birini açarak namaz kılsa, mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet. Bir uzvun dörtte biri tamamı hükmündedir. Dirseğe kadar açılmasının mekruh oluşunda âlimlerin ittifakı vardır. Ama dörtte birinin açılmasında ittifak yoktur.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken, bir yazıya bakıp ne olduğu veya saate bakıp kaç olduğu anlaşılınca, namaz mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet.<br />
 <br />
 Sual: Vitir vacip namazını kılarken 3. rekatta zammı sure olarak 2.rekatta okunan zammı surenin devamı olmayıp bir veya iki sure öncesi okunursa ne olur veya 3. rekat müstakil olarak kabul edilip bir önceki okunana bakılmaz mı?<br />
 CEVAP<br />
 Üçüncü rekat müstakil değildir. İkinci rekatta okunandan sonrakini veya daha aşağıdakilerini okumak gerekir. Kasten öncekileri okunursa mekruh olur, unutularak okunursa mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken secde yerine iki metre uzakta kuş resmi olsa mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Genelde kuş resimleri net olmuyor, bunun için mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: ( Canlı resmi insanın başında ise mekruh olur) ifadesindeki baş neresidir?<br />
 CEVAP<br />
 Tavandır.<br />
 <br />
 Sual: ( Secde edilmeyen yerlerinde resim bulunan seccadede namaz kılmak caizdir, fakat resim, ayak basılan veya oturulan yerde ise mekruh olur) ifadesinden kasıt nedir?.<br />
 CEVAP<br />
 Oturunca, basınca resim bedeninde sayılır. Oturulan, basılan yer de, secde edilen yer olur.<br />
 <br />
 Sual: Vitirde sıra ile Felak, Nas, Fil suresini okumak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken, ağırlığı bir ayak üzerine vermek caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Kazaların kılındığını göstermek caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh ise de, bu zamanda belli olması hiç mahzur teşkil etmez. Herkesin kazasının olmadığı zamanlarda uygun değildi.<br />
 <br />
 Sual: Maliki’de namazda Euzü okumak mekruh yazıyor, Maliki’yi taklit edenler ne yapacak, Euzüyü okuyacak mı?<br />
 CEVAP<br />
 Mezhep taklit edilirken sadece taklit ettiği mezhebin farzlarına uyar bir de müfsitlerinden kaçar. Mekruhlarına riayet etmez. Yani Euzü okuyacağız. Çünkü kendi mezhebimizden çıkmış olmuyoruz.<br />
 <br />
 Sual: Herhangi bir sebeple namaz mekruh olursa bu namazı iade etmek vacip mi?<br />
 CEVAP<br />
 İki türlü mekruh var: Bir sünneti terk etmekle meydana gelen mekruh, bunun iadesi vacip değildir, vacibin terki ile meydana gelen mekruh var bunun iadesi vaciptir. İadesi vacip olan namazın vakti çıktı ise kaza edilir. Mekruh vakitte namaz kılınca bunun iadesi vacip olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kıldıktan sonra namazı mekruh yapacak bir resim gördüm. Namaz mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Kasıtlı olmayınca mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Resmin namazı mekruh etmesi niyete bağlı değil mi? Biz zaten Allah’ın huzuruna duruyoruz, kalbimiz bununla dolu, yani yine de mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Burada niyetin rolü yok. Yani hiç kimse resme tapmaz. Bunu Allah biliyordu elbette. Ama yine yasaklamış. Resme karşı durmayın diye. Hatta aynada kendi görüntümüz olsa yine mekruh oluyor. Bazıları da Araplar pis olduğu için abdest ve yıkanma emri getirilmiştir, bizim yıkanmaya ihtiyacımız yok diyorlar. Halbuki dinimizde toprağa elimizi sürmekle de cünüplükten kurtuluyoruz. Demek ki esas mesele temizlik değil emre uymaktır. Bu resim işi de öyle tapmakla falan ilgisi yok, resme karşı kılma denmiş bize düşen de emre uymak<br />
 <br />
 Sual: Paltoyla namaz kılarken paltonun eteklerinin secdede dizlerin altında kalması mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh değildir.<br />
 <br />
 Sual: Maliki mezhebini taklit ediyorum. Secdede ellerimin üstüne secde ediyorum. Bir sakıncası var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Hanefi’de mekruhtur. Diğer üç mezhepte sahih değildir. Bu bakımdan el üstüne secde etmemeli.<br />
 <br />
 Sual: Havalar soğuk olduğu için genelde eldiven takıyorum. Mescit de bayağı soğuktu, dalgınlıkla eldivenleri çıkarmadan namaza durdum. Eldiven ile namaz kılmak uygun mu?<br />
 CEVAP<br />
 Özürsüz eldivenle namaz kılmak mekruh olur. Soğuk olunca veya başka özür varsa mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Âyet-el Kürsi'yi, tesbihleri ve duayı, Cuma namazında ve normal vakitlerde de son sünnetten sonra mı yapmalı yoksa farzdan sonra mı yapmalı, bir mecburiyet var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Son sünnetten sonra yapma mecburiyeti vardır. Son sünnetten önce okunursa mekruh olur.<br />
 <br />
 Sual: Gömlek kolları uzun olduğu zaman kolları geri kıvırıyoruz, fakat namaz kılarken düzeltiyoruz. Gömleğin kollarını içeri kıvırdığımız zaman ne olur böyle namaz kılınır mı bir sakıncası var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Gömleğin kolunu içine veya dışına bükmekte mahzur olmaz. Mahzurlu olanı, sıyırıp etin görünmesidir. Et görünmüyorsa sıyrılmanın mahzuru olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namazda Asrdan sonra Hümeze veya Kureyş, Kevserden sonra Kâfirun veya Tebbet okunur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Okuma sırası yukarıdan aşağıya doğrudur, ters okumak mekruh olur, kasten olmayıp da unutarak ters okunursa mekruh olmaz. Bir de okuduğumuz sureden sonraki sureyi atlayıp ondan sonrakini okumamız mekruh olur. En az iki sure atlamamız gerekir. Yahut hiç atlamayıp sıra ile okunur. Bir de ikinci okuduğumuz sure birinci sureden üç âyet miktarı fazla olmamalıdır, olursa namaz mekruh olur. Şimdi buna göre, Asrdan sonra Hümeze okunmaz çünkü Hümeze 3 âyetten daha fazladır hepsi 9 âyet, Asr ise üç âyet. Kevserden sonra Kâfirun suresi de okunmaz, çünkü Kâfirun suresi Kevser suresinden üç âyet uzundur. Kevserden sonra Tebbet okunur çünkü üç âyet uzun değil iki âyet uzun.<br />
 <br />
 Sual: Yurt dışında yaşıyoruz. Caminin bulunmadığı yerlerde mecbur kalırsak, kilise, sinagog gibi yerlerde veya budist tapınağında da namaz kılabilir miyiz?<br />
 CEVAP<br />
 İslamiyet’te namaz her yerde kılınır, illa cami olması gerekmez. Dağda, bağda, ovada, bahçede, sokakta her yerde namaz kılınır. Kilisede bile kılınır. Fakat kilisede resim falan olduğu için mecbur kalmadıkça kılmamalı, namaz mekruh olur. Resim olmazsa kilisede de kılınır.<br />
 <br />
 Sual: Teşehhüdde parmak kaldırmanın hükmü nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Şafii’de sünnettir. Hanefi’de ise, sünnet, mekruh ve haram diyenler olduğu için kaldırmamalıdır.<br />
 <br />
 Sual: Bir hoca diyor ki, ( Namazı başı açık kılmanın mekruh olmasının sebebi fıkıh kitaplarına göre şudur: Padişahın karşısına bile başı açık çıkmak edepsizliktir. Allah’ın huzurunda hiç başı açık durulur mu? Ama artık günümüzde devlet başkanlarının huzuruna başı açık çıkılabildiğine göre, namazdaki mekruhluk da kalkmalıdır) Gerçekten mekruhluğun sebebi bu zatın söylediği gibi mi?<br />
 CEVAP<br />
 Din zamana göre değişmez. Başı kapatmak da söylenilen gerekçeye dayanmaz. Peygamber efendimiz namaz kılmazken de başını kapatırdı. Padişahlar değişir ama, padişahlar padişahı Allah değişmez.<br />
 <br />
 Sual: İlk rekatta İhlas, ikinci rekatta unutup Kevseri okumak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olmaz. Çünkü yanılmak özürdür.<br />
 <br />
 Sual: Esnemeye mani olmalı mı?<br />
 CEVAP<br />
 Dudağı ısırarak mani olmalı. Namazda ise, esnemeye böyle mani olma imkanı var iken, el ile kapatmak mekruhtur<br />
 <br />
 Sual: Hanım yanında otururken, beyi namaza dursa mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet mekruh olur. Arada bir insan geçecek kadar boşluk olursa mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Arkası dönük mahrem kadına doğru, namaz kılmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Celsede durmanın azami müddeti var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Vardır. Rükünleri geciktirmek mekruhtur.<br />
 <br />
 Sual: Yan yana iki odanın birinde resim var. Odaların kapısı açıktır. Resimsiz odada namaz kılmak mekruhsuz caiz olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet.<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken yanlışlık yapan, mesela dört yerine üç rekat kılan bir arkadaşa namazdan sonra söylememek mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet.<br />
 <br />
 Sual: Kolçak takarak namaz kılmak mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır.<br />
 <br />
 Sual: Bazı camilerin kıble tarafındaki camlarda gece, ayna gibi yansıma oluyor, huşumuz bozuluyor. Ayna önünde namaz gibi mekruh oluyor mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet mekruh olur. Bunun çaresine bakılmalıdır. Kıble duvarlarını süslemek, huşuyu bozacak levhalar asmak da bu bakımdan mekruhtur. İşlenmiş süslü seccadelerde bile namaz kılmak huşuya mani olacağı için mekruhtur. Mekruha önem vermemek veya hafife almak tehlikelidir.<br />
 <br />
 Sual: Cünüp veya hayzlı iken giyilen elbise ile namaz kılmakta bir mahzur var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır, hiçbir mahzur yoktur.<br />
 <br />
 Sual<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/sad.png" alt="Sad" title="Sad" class="smilie smilie_8" /> Yağlı kirli boyacı elbisesi ile namaz kılmak caizdir. Çünkü ruhsatlardan istifade etmek gerekir) deniyor. Yanımızda temiz elbise varken de böyle ruhsatlardan faydalanmak caiz mi?<br />
 CEVAP<br />
 Yağlı kirli iş elbisesi ile namaz kılmak mekruh olur. Burada ruhsatlık bir iş yoktur. Değiştirmek için elbisesi yoksa veya uzakta olan elbisesini giymek için gidince, namaz vakti çıkma tehlikesi varsa, kirli elbise ile namaz kılmak caiz olur. Yanında temiz elbisesi olanın kirli elbise ile namaz kılması, mekruh olur.<br />
 <br />
 Sual: Namazda Fatihanın son kısmını veya ondan sonra okunan surenin son kısmını rükuda bitirsek mahzuru olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Zamm-ı sureleri rükuda tamamlamak, dört mezhepte de mekruhtur. Fatihayı tamamlamak ise, hanefide mekruhtur. Diğer üç mezhepte, namazı bozar.<br />
 <br />
 Sual: Sünneti ayrı yerde, farzı ayrı yerde ve son sünneti ayrı yerde kılmak daha fazla sevap mı olur?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, farklı yerlerde kılmak müstehaptır. Namaz kılınan yer şahitlik edecektir. Bunun için değişik yerlerde namaz kılmak daha sevaptır. Farz kıldığı yerden biraz solda veya arkada kılmak daha iyidir. ( Şir’a)<br />
 <br />
 İmamın, farz kıldığı yerde, son sünneti kılması mekruhtur. Cemaatin kılması mekruh değil ise de, başka yerde kılmaları müstehaptır. Son sünneti başka yerde, hatta yolda kimseyle konuşmayacaksa evde kılmak daha iyidir. ( İmdad)<br />
 <br />
 Cami kalabalık olunca, farzdan sonra aynı yerde son sünneti kılmak zorunda kalan, müstehap işlemek için yanındakini rahatsız ederek onu kendi yerine çekip, kendisi onun yerine geçmemelidir.<br />
 <br />
 Safları doldurmak<br />
 Sual: Genelde bir saf cemaat oluyor. Birinci safın ortalarında bir iki kişilik boşluklar oluyor. İmam ikaz ediyor. Herkes yan yana gelerek bu boşlukları doldurmaya çalışıyor. Vakit kayboluyor, imam da namaza başlamış oluyor. Tek başına duran olmuyor, herkesin yanında birkaç kişi oluyor. Arada boşlukların kalması mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Tek başına duran yoksa mekruh olmaz. Müezzin veya başkaları, bir veya birkaç kişiyle arkada dursalar da mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Akşam namazı hariç, imam boşlukları doldurun diye ikaz etmemeli; çünkü Hanefi mezhebinde, sünnetle farz arasında konuşulmaz, hatta dua ve zikir bile yapılmaz.<br />
 <br />
 Sual: Namazda mazeretsiz gözleri yummak caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 Tenzihen mekruhtur. Zihni dağılmasın diye yummak mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Pis kokan çorapla veya pis kokan başka bir şey ile camiye gidilirse, kul hakkı geçer mi?<br />
 CEVAP<br />
 Başkalarını herhangi bir şekilde rahatsız edince kul hakkı geçer. Pis kokulu şeylerle camiye girilmemeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 ( Sarımsak, soğan, pırasa ve turp gibi kötü kokan bir şey yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın.) [Taberani]<br />
 <br />
 Sual: Bazıları, Nimet-i İslam kitabında, pijama ve gecelikle namaz kılmanın caiz olmadığı yazılı diyorlar. Doğru mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Pijama ile kılmak mekruh değildir. Fakat yağlı, kirli iş elbisesi ile, büyüklerin yanına çıkamayacak kıyafet ile, pis kokulu elbise ve çorap ile namaz kılmak mekruhtur. Başka elbisesi yoksa, mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Nimet-i İslam kitabında, mekruhların 56. sında, ( Kirli iş elbisesi ile kılmak) dendikten sonra, dip notunda, ( Gecelikler, mutat elbise olmakla, o kılıkta namaz kılmakta kerahet yoktur) denilmektedir. Görüldüğü gibi, Nimet-i İslam kitabına iftira edilmektedir.<br />
 <br />
 Çalgı bulunan yerde<br />
 Sual: Çalgı aleti veya bilgisayar bulunan odada namaz kılmak caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 Din kitaplarımızda deniyor ki:<br />
 Çalgı aleti bulunan odada namaz kılmak mekruh olur. ( Tergib-üs-salat, Nisab-ül-ahbar)<br />
 <br />
 Çalgı da dinlenen ve bakması haram olan resimlere de bakılan cihazlar çalgı aleti gibidir. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Şu halde, radyo, TV, bilgisayar, video gibi aletlerde çalgı çalınıyorsa veya bakması haram olan resimler, görüntüler bulunuyorsa çalgı aleti gibidir. Orada kılınan namaz mekruh olur.<br />
 <br />
 Bu aletlerle hiç çalgı çalınmıyorsa veya bakması haram olan resimler bulunmuyorsa, bu aletlerin bulunduğu odada namaz kılmak mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Sual: Halı üzerinde namaz kılmak mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır. Secdenin toprak üzerine yapılması evlâdır. Ancak soğuktan ve sıcaktan korumak yahut elbiseyi tozdan korumak maksadıyla herhangi bir sergi serilmesinde mahzur yoktur. Sırf toprağa secde etmemek için, sergi sermek mekruh olur. İslâm âlimlerinin çoğuna göre, halı, pösteki gibi bir şey üzerine secde etmekte mahzur yoktur. İmâm-ı Mâlik hazretlerine göre, halı, pösteki gibi yer cinsinden olmayan bir şey üzerine secde edilmesi mekruhtur. İmâm-ı a’zam ve diğer imamlara göre mekruh değildir. Hanefi olup, Maliki’yi taklit eden için de, mekruh olmaz. Keten, kenevir ve pamuk gibi yer cinsinden olan sergiler üzerinde, namaz kılmakta mahzur yoktur.<br />
 <br />
 Sual: Pirinç veya buğday çuvalları üzerine namaz kılmak mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır; çünkü serttir.<br />
 <br />
 Sual: Bütün namazlarda aynı sureleri okumak caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 İmâmın aynı namazların aynı rekatlarında, aynı âyetleri okumayı âdet edinmesi mekruhtur. Yalnız kılanlar için de, her namaz için böyledir denildi. Ara sıra başka âyet okumalıdır.<br />
 <br />
 Sual: Üstünde yazı bulunan elbiseyi, çorabı, namazda veya namaz dışında giymek, uygun mu?<br />
 CEVAP<br />
 Mümkün mertebe, yazısız olanları tercih etmeye çalışmalı. Çorabın altında yazı varsa, cemaatle namaz kılarken, arkamızda duranın gözüne takılabilir. Ne yazıyor diye okursa, okuyanın namazı mekruh olur. Namazda, elbisedeki yazı, dışarıdan görünecek şekilde ise, namaz mekruh olur. İçeride ise, yani görünmüyorsa, namaz mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Uzun pantolon<br />
 Sual: Paçaları yere değen pantolonla veya pijamayla namaz kılmak mekruh mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır. Eğer paçalar çok uzunsa, topuklara kadar kıvrılabilir.<br />
 <br />
 Namazda burnu silmek<br />
 Sual: Alerjik nezle olduğum için, özellikle sabah namazlarında burnum akıyor. Camide halıya bulaşmaması için silmem mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Namazda faydalı hareketin zararı olmaz, Mesela, eliyle, alnındaki teri silmek veya burnundaki akıntıyı silmek mekruh değildir. Yalnız, bir rükünde el üç kere kaldırılırsa namaz bozulur.<br />
 <br />
 Takkeyi unutmak<br />
 Sual: Unutarak, takkesiz namaza duran kimse, namazda hatırlasa, namazını bozup takkesini giymesi gerekir mi?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır. Takkesiz namaz kılmak mekruhtur. Namazı özürsüz bozmaksa haramdır. Mekruhtan kaçmak yani takke giymek için haram işlenmez.<br />
 <br />
 Yalınayak, başıkabak<br />
 Sual: Şafii bir arkadaş, ( Erkeklerin namazda yalınayak, başıkabak olmaları gerekir. Nitekim Hacda da böyle yapılıyor) diyerek takke takmıyor. Bu doğru mu?<br />
 CEVAP<br />
 Şafii’de namazda ayakların açık olması sünnettir; fakat başı kapalı olmalı. Haccın durumuysa farklıdır.<br />
 <br />
 Tembellikle veya başı kapalı kılmanın önemini düşünmeden, başı açık namaz kılmak mekruhtur. Kendini aciz, zavallı göstermek, Allahü teâlâdan korktuğu için başını örtmemek mekruh olmaz. [Yani, Allahü teâlânın korkusundan rengi sararıp, vücudu titreyip, kendini ve her şeyi unutan kimse, başını örtmezse, mekruh olmaz.] Fakat bunların da örtmesi, daha iyi olur; çünkü başı açmak, ( Namazda ziynetli elbisenizi alınız, örtünüz) âyet-i kerimesine uymamak olur. Namaz kılarken düşen başlığı, az hareketle yerden alıp örtmek iyi olur. Harareti teskin ve rahatlık için başı açmak da mekruhtur. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Namazda başı hiç olmazsa, herhangi bir renkte olan takkeyle örtmelidir. Siyah başlık sünnettir. Takke, yün başlık, külah, kalensüve, kapüşon gibi başlıklar, sarığın yerini tutmazsa da, hiç olmazsa, başı örtmek sünneti, bunlarla yerine getirilmiş olur.<br />
 <br />
 Tek başına imama uymak<br />
 Sual: Müezzinin arka kısımda yeri var. Orada tek başına veya bir iki kişiyle imama uyması mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Büyük veya küçük camilerde, müezzinin yanında bir kişi varsa namazı mekruh olmaz. Tek başına durması mekruh olur.<br />
 <br />
 Kıraati sessiz okumak<br />
 Sual: Namazda kıraatin sahih olması için Kur’anı sesli mi, sessiz mi okumak gerekir?<br />
 CEVAP<br />
 Kendi işitemeyeceği kadar sessiz okunursa namaz sahih olmaz. Dua ve diğer zikirler de böyledir. Namazda, yüksek sesle okunması caiz olan yerler hariç, yüksek sesle okumak mekruhtur. Başkalarının huşuuna mani olacak veya onları şaşırtacak kadar yüksek sesle okumamalıdır. Sesli ve sessiz okumanın ölçüsü şöyle bildiriliyor:<br />
 Ağızla okumaya kıraat denir. Kendi kulakları işitecek kadar sesli okumaya, hafif okumak denir. Yanında olan kimselerin de işitecekleri kadar sesli okumaya, yüksek sesle okumak denir. Hafif sesle okuyanı, bir iki kişinin işitmesi mekruh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demektir. ( Bezzâziyye)<br />
 <br />
 Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 ( Yüksek sesle dua etmek mekruhtur.) [Abdurrezzâk]<br />
 <br />
 Peygamber efendimiz, yavaş sesle namaz kılan hazret-i Ebu Bekir’e, niye çok hafif sesle namaz kıldığını sordu. O da, ( Ya Resulallah, yalvardığım zat ne kadar yavaş okusam duyacağı için, hafif sesle okuyorum) dedi. Hazret-i Ömer’e de, niçin yüksek sesle okuduğunu sordu. O da, ( Uyuyanları uyandırıyor, şeytanı kovuyorum) dedi. Bunun üzerine Resulallah efendimiz buyurdu ki:<br />
 ( Ya Eba Bekir, sen sesini biraz yükselt! Ya Ömer, sen de, sesini biraz kıs!) [Tirmizi, Ebu Davud]<br />
 <br />
 İki âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
 ( İçinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam Rabbini an! Gafillerden olma!) [Araf 205]<br />
 <br />
 ( Namazda, sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut!) [İsra 110]<br />
 <br />
 Sessiz okumak<br />
 Sual: Namazda sessiz okunması gereken yerde, başkaları da duyacak şekilde okumak uygun mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Sadece kendisi işitecek kadar sesli okumaya, hafif okumak denir. Yanındakilerin de işitecekleri kadar sesli okumaya, yüksek sesle okumak denir. Hafif okunacak yerde, diğerleri de duyacak kadar sesli okunursa, mekruh olur. Bir iki kişinin işitmesi, mekruh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demektir. Başkalarının huşuuna mani olacak veya onları şaşırtacak kadar yüksek sesle okumamalıdır.<br />
 <br />
 Vakit çıkarken<br />
 Sual: Namaz vaktinin çıkmasına az zaman kalsa, fakat abdestimiz sıkıştırsa, bu hâldeyken namaz kılmak mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Küçük veya büyük abdesti sıkıştırırken yahut yel zorlarken namaza durmak mekruhtur. Namaz vaktini veya cenaze namazını kaçırmamak için olursa mekruh olmaz. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Sual: Namaz kılarken yel sıkıştırmasının ölçüsü nedir? Hangi durumda abdest tazelemelidir?<br />
 CEVAP<br />
 Devamlı ise yeniden abdest almak gerekir, gelip giden yel ise bozmak gerekmez.<br />
 <br />
 Boynunu bükmek<br />
 Sual: Namaz kılarken boynu bir tarafa bükmek caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 Mekruhtur.<br />
 <br />
 Resimli yerde namaz kılmak<br />
 Sual: Namaz kılınan yerde, resim nerede olursa namazı mekruh eder?<br />
 CEVAP<br />
 Canlı resmi, namaz kılanın başında, önünde, sağ ve sol hizasında, duvarda ise, mekruhtur. Namaz kılanın arkasındaki duvarlarda ve tavanda ise, hafif mekruhtur. Resim, namaz kılanın ayağı altında, oturduğu yerde, elbisesinde, elindeyse, mekruh olur; çünkü bastığı, oturduğu yer, bedenindeki elbise gibidir. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Bir yerdeki resim, küçük olursa, yani yere koyunca, ayakta duran kimse, uzuvlarını ayırt edemezse, namaz mekruh olmaz. Namaz kılarken, oyuncak bebeklerden kıble tarafında olanların üstünü örtmelidir. Battaniye üzerinde, gözü net olmayan aslan resmi varsa, bu resim hükmünde değildir, fakat böyle resimli eşya almamaya dikkat etmeli. Şüpheli şeylerle çok meşgul olmak haram işlemeye sebep olur. Resimli çocuk elbiselerini satmak ve çocuklara giydirmek de mahzurludur. Mümkün olduğu kadar, resimsiz olanları tercih etmelidir. Resimli gazete, açık olarak yerde de olsa, yine oraya rahmet melekleri girmez.<br />
 <br />
 Celsede çok durmak<br />
 Sual: Cemaatle namaz kılarken imamın tesbihleri üçten yani sünnetten fazla söylemesi de mekruh olduğu halde, Mekke’deki vehhabi imamları rükû ve secdeleri uzatıyorlar. Celsede sünnetten çok durmaları mekruh olmuyor mu?<br />
 CEVAP<br />
 Onların itikadı bozuktur. İtikadı bozuk olanın, mekruh işlemesinin ne önemi olur ki? Namazın makbul olması için, önce imanın, itikadın doğru olması gerekir. Bunlar bozuksa, namazın bütün şartlarına riayet edilse de, yine faydası olmaz.<br />
 <br />
 Takkesiz namaz kılmak<br />
 Sual: S. Ebediyye'de, ( Tembellikle veya başı kapalı kılmanın ehemmiyetini düşünmeyerek, başı açık namaz kılmak mekruhtur. Namaza ehemmiyet vermemekse küfürdür) deniyor. Başı kapatmak sünnettir. Sünnete önem vermemek küfür iken, niye burada mekruh deniyor?<br />
 CEVAP<br />
 Burada başı kapatmak sünnetine önem vermemek değil, tembellikle veya başı kapalı kılmanın, yani sünnetin önemini düşünmemek mekruh oluyor. Takkenin sünnet olduğunu bilerek, kasten, ( Sünnet de olsa başıma bir şey koymam) denirse, yani sünneti hafif görürse elbette küfür olur.<br />
 <br />
 Sünneti de, farzı da tembellikle yapmamak küfür olmaz. Bir farzı yapmamak küfür olmadığına göre, başı kapatma sünnetine riayet etmemeye de küfür denmez. Haram işlemeye de küfür denmez. Mesela bir kimse alışkanlık sebebiyle veya haramın tehlikesini düşünmeden gıybet etse, buna kâfir denmez. Yani haram veya mekruh işleyene, bunlara önem vermiyor denmez.<br />
 <br />
 Parmak çıtlatmak<br />
 Sual: Parmak çıtlatmak mekruh mu?<br />
 CEVAP<br />
 Camide, namaz için safa girerken, namaza dururken ve namaz içinde parmakları çıtlatmak mekruhtur.<br />
 <br />
 Haç resimli oda<br />
 Sual: Hristiyanlarla çok samimi olan bir arkadaşımın evinin duvarında haç resmi var. Burada namaz kılmanın mahzuru olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hristiyan kâfirlerin dini âyinlerini beğenmek ve zaruret yokken zünnar ve haç gibi küfür alametlerini kullanmak, bir de bunlara sevgi beslemek küfürdür. Haç resmi de canlı resmi gibidir. O odada zaruretsiz namaz kılmak mekruh olur.<br />
 <br />
 Namazı mekruh eden resimler<br />
 Sual: Hangi resimler, namazı mekruh etmez? Battaniyede, duvara asılan halıda, dayanılan yastıkta, aslan veya kedi sureti oluyor. Böyle suretler resim hükmünde midir?<br />
 CEVAP<br />
 Net olmayınca resim hükmünde olmaz. Din kitaplarında deniyor ki:<br />
 Canlı resmi, basılan, oturulan, dayanılan şeyde ise, namazı mekruh olmaz. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Paradaki, yüzükteki ve her yerdeki resim, küçük olursa, yani yere koyunca, ayakta duran kimse, uzuvlarını ayırt edemezse, namaz mekruh olmaz. ( Redd-ül muhtar)<br />
 <br />
 Kalbi meşgul etmeyen canlı resmi, nerede bulunursa bulunsun, Şâfiî’de namazı mekruh yapmaz. ( İslam Ahlakı)<br />
 <br />
 Namazda meşgul eden renkli şey, nakış, [nakışlı seccade], resim, yazı ve benzerleri mekruhtur. ( Kıyamet ve Âhiret)<br />
 <br />
 Canlı resimli elbise<br />
 Sual: Canlı resmi bulunan elbise giymek ve bununla namaz kılmakta mahzur var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Resim çok küçükse, belirgin değilse mahzuru olmaz.<br />
 <br />
 Üzerinde canlı, yani insan veya hayvan resmi bulunan elbiseyle namaz kılmak tahrimen mekruhtur. ( Redd-ül muhtar)<br />
 <br />
 Namazda giyilmese de, üzerinde canlı resmi bulunan elbise giymek, her zaman mekruhtur. ( Hadika)<br />
 <br />
 Üzerinde yazı bulunan elbiseyi de resimli elbise gibi, namazda ve namaz dışında giymek mekruhtur. ( İslam Ahlakı)<br />
 <br />
 Çoraptaki yazı<br />
 Sual: Çorap altındaki yazı namazı mekruh eder mi?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, mekruh eder; çünkü bedeninde, yani elbisesindedir.<br />
 <br />
 Resim, namaz kılan kimsenin ayağı altında, oturduğu yerde, bedeninde, elinde ise, mekruh olur. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 İmamın sarığını kullanmak<br />
 Sual: Takkesini unutan kimse, camiye girince, takke bulamasa, açıkta duran imamın sarığını kullanması caiz olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Caiz olur.<br />
 <br />
 Göz ucuyla bakmak<br />
 Sual: Namazda yüzü döndürmeden göz ucuyla sağa sola bakmak caiz midir? Hindiyye’de beis yoktur yazıyor.<br />
 CEVAP<br />
 Dürr-ül-muhtar’da ( Göz ucuyla bakmak tenzihen mekruhtur) yazıyor. İbni Abidin hazretleri burayı açıklarken buyuruyor ki:<br />
 Namazda bakınmak yasaktır. İki hadis-i şerif şu mealdedir:<br />
 ( Sakın namazda bakınmayın; çünkü namazda bakınmak helak olmaktır. Mutlaka bakınmak lazımsa, farzda değil de, hiç olmazsa nafile kılarken bakılabilir.) [Tirmizi]<br />
 <br />
 ( Namazda bakınmak bir hırsızlıktır. Şeytan onu kulun namazından çalar.) [Buhari]<br />
 <br />
 Bu hadis-i şeriflerde özürsüz bakmak bildiriliyor. Bu da tahrimen mekruh olur. ( Bahr)<br />
 <br />
 Zeylai ile Bakani’nin Mülteka şerhinde bildirildiğine göre, yüz hiç çevrilmezse, göz ucuyla bakmak mubahtır. Çünkü Peygamber efendimiz, namazında gözünün ucuyla eshabına bakardı. Bu ise evlanın hilafıdır. ( İbni Abidin)<br />
 <br />
 Burada mubah, tenzihi ve tahrimi mekruh olarak üç kavil bildirilmektedir. Ancak âlimlerin çoğu, yüzü çevirmeden göz ucuyla bakmanın tenzihi mekruh olmasını tercih etmişlerdir.<br />
 <br />
 Televizyon bulunan oda<br />
 Sual: Televizyon bulunan odada namaz kılınır mı?<br />
 CEVAP<br />
 Aletin suçu yoktur. Alete günah işletiliyorsa, o zaman suçlu olur. Eğer o televizyonla uygunsuz şeyler seyrediliyorsa, çalgı dinleniyorsa, televizyon kapalı da olsa, bulunduğu odada namaz kılmak mekruh olur. Çalgı gibi günahlar yapılmıyorsa, o zaman mekruh olmaz.<br />
 <br />
 Maskeyle namaz<br />
 Sual: Domuz gribinden dolayı veya başka sebeple maskeyle namaz kılmak caiz midir?<br />
 CEVAP<br />
 Caizdir.<br />
 <br />
 Son sünnete kalkarken<br />
 Sual: Farzı kılıp son sünneti kılmadan önce, bir şey okuyarak veya okumadan, sessizce beklemenin mahzuru var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Farzdan sonra, son sünnete hemen kalkmamak mekruhtur. ( Tergib-üs-salât)<br />
 <br />
 Latin yazısı ve resim<br />
 Sual: Kıble istikametindeki duvarda, okunacak şekilde Latin harfleriyle yazılı yazılar bulunsa, bunlar resim hükmünde midir? Bu yazılara karşı namaz kılmak mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Resim hükmünde değildir, namazı mekruh etmez. Fakat yazı huşuyu bozabilir. Yazılara karşı namaz kılmamaya çalışmalı.<br />
 <br />
 Yatsının sünnetleri<br />
 Sual: Yatsının farzını, gece yarısına kadar geciktirmek mekruh olduğu gibi, sünnetleri de, geciktirmek mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Sadece farzı geciktirmek mekruhtur. Gecikse de sünnetleri kılmak mekruh olmaz, çünkü gece yarısından, sabah namazına kadar, yatsının ilk ve son sünneti dâhil, her çeşit nafile kılmak mekruh değildir.<br />
 <br />
 Salona açılan kapılar<br />
 Sual: Salonumuz evin ortasındadır. Salona açılan kapılar var. Diğer odalarda çalgı aleti ve duvarlarda resimler var. Salonun kapısı açıkken, salonda kılınan namaz mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Kapılar açık olsa da mekruh olmaz. Yine bunun gibi, tuvaletin önünde lavabolar oluyor. Tuvaletin kapısı açıkken tuvaletin önündeki lavaboda abdest almakta da mahzur olmaz. Hattâ açıkta pislik yoksa, tuvaletin içindeki lavabodan da, abdest almanın mahzuru olmaz.<br />
 <br />
 İki secde-i sehv yapmak<br />
 Sual: Yatsının farzını kılarken, yanılıp birinci oturuşta Salli Bârikleri okudum. Hatırlayınca ayağa kalkıp devam ettim. Son oturuşta Salli Bârikleri okudum, secde-i sehv yaptıktan sonra, üçüncü rekâtta oturduğumu hatırladım. Bir rekât daha kılıp oturdum. Ettehıyyatü'yü okuyup secde-i sehv yaptım. Bir namazda, birçok hata edilse de, bir kere secde-i sehv yapılıyor. Ben iki kere yapmış oldum. Namazım mekruh oldu mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır, peş peşe iki secde-i sehv yapılmadığı için mekruh olmaz. Yapılması gerekeni yapmışsınız.<br />
 <br />
 Namazda Estagfirullah demek<br />
 Sual: Alışkanlık hâline getirdiğim için her zaman Estagfirullah diyorum. Bazen unutup namaz kılarken de söylüyorum. Namazım mekruh oluyor mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır.<br />
 <br />
 Çoraptaki yazı<br />
 Sual: Çorapta resim veya yazı olunca namaz mekruh oluyor. Çorabı ters çevirip giysek yine mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Ters çevirince resim veya yazı görülmüyorsa mekruh olmaz. Cepteki para gibi olur. Ama mübarek bir isim veya resim varsa yine üstüne basmamalıdır.<br />
 <br />
 Sütre ve namaz<br />
 Sual: S. Ebediyye’de, ( Bir insanın yüzüne karşı namaz kılmak mekruhtur. Arada, namaz kılana sırtı dönük biri varsa, mekruh olmaz) deniyor. O kimse yatarak bize baksa veya gözleri yumuk olsa, uyusa, fakat yüzü bize dönük olsa, yine mekruh olur mu? Eğer önümüzde sütre varsa mekruh olmaz mı?<br />
 CEVAP<br />
 Uyusa da, yüzü bize dönükse mekruh olur. Eğer sütre varsa, yüzü bize dönük olsa da mekruh olmaz. Sütre, bir arşın yani yaklaşık yarım metre boyunda bir şeydir. Sütre; direk, sandalye, sehpa, koltuk gibi herhangi bir eşya olabilir.<br />
 <br />
 İmam, namazı kılıp cemaate dönünce, hâlâ namaz kılan biri varsa, fakat namaz kılanın önünde biri ona sırtı dönük oturuyorsa, o kişi sütre sayılacağı için, imamın yüzüne karşı namaz kılmak mekruh olmaz. Namaz kılan kıyama kalkınca, imamla yüz yüze, göz göze gelseler de mekruh olmadığı İbni Âbidin'de yazılıdır.<br />
 <br />
 Çalgı aleti bulunan yerde namaz<br />
 Sual: ( Haber dinlenen veya belgesel izlenen bir TV’de, ara sıra şarkı da dinlense müzik aleti sayılmaz. Orada namaz kılmak mekruh olmaz) deniyor. TV müzik aleti değil mi? Orada kılınan namaz mekruh olmaz mı?<br />
 CEVAP<br />
 Tam İlmihâl’de deniyor ki: Her türlü ses çıkaran aletlere ( Mizmar) denir. Davul, def, ney, zurna, keman, ud, hoparlör, teyp, televizyon, birer mizmardır. İçki, kumar, çalgı aletleri bulunan yerde namaz kılmak mekruhtur, buraya rahmet melekleri girmez. Çalgı da dinlenen ve bakması haram olan resimlerine de bakılan şeyler, çalgı aleti gibidir. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Demek ki çalgı da çalınıyorsa veya açık kadınlar da varsa, o alet çalgı aleti sayılıyor.<br />
 <br />
 Bir evde, bir müzik aleti bulunsa, çalınmasa bile, orada namaz kılmak mekruh olduğu gibi, TV kapalı da olsa, o odada namaz kılmak mekruh olur.<br />
 <br />
 Yazılı eşarpla namaz<br />
 Sual: Yazılı eşarpla kılınan namazı, iade etmenin farz olduğu söyleniyor. Böyle bir şey var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Yazılı veya resimli eşarpla namaz kılmak mekruhtur. Namazın sevabı azalırsa da, iade etmek farz değildir.<br />
 <br />
 Eşarbın yazılı yeri, içte kalıp görünmezse mekruh da olmaz.<br />
 <br />
 Yanılıp başka sûre okumak<br />
 Sual: Namaz kılarken, birinci rekâtta İhlas sûresini okuyan kimse, ikinci rekâtta Felak sûresini okuyacakken yanlışlıkla Kevser sûresini okumaya başlasa, Kevser’i bırakıp Felak sûresini okusa mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet, mekruh olur. Fıkıh kitaplarında diyor ki:<br />
 Namaz kılan kimse, bir sûreyi okumaya başladıktan sonra, başka bir sûreyi okumak gerektiğini anlasa, başladığı sûreden bir harf bile okumuş olsa, bunu bırakıp, öteki sûreyi okuması mekruhtur. Başladığı sûreyi okumaya devam etmelidir. Kasten böyle yapmadığı için mekruh da olmaz. ( Fetâva-i Hindiyye)<br />
 <br />
 Yazıya karşı namaz kılmak<br />
 Sual: Latin harfleriyle olan yazılara karşı namaz kılmak, resme karşı namaz kılmak gibi mekruh olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır, mekruh olmaz. Çünkü yazı, resim hükmünde değildir. Ama karşımızda bulunan yazılar, süsler veya şekiller, huşuya mâni olursa mekruh olur. Onun için kıble duvarında tablo, dikkati çekecek süs veya yazılar bulunmamalı. Namaz kılınan halılar ve seccadeler de, sade olmalı, üzerinde dikkati çekecek işlemeler, çiçekler ve süsler bulunmamalıdır. Seccadeler sade olmalı veya ön yüzü süslüyse ters çevirip kılmalıdır.<br />
 <br />
 Zihni meşgul eden şeyler mekruh olur. Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olmaları mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. ( Redd-ül-muhtar)<br />
 <br />
 Resimli, nakışlı seccadeler zihni meşgul ediyorsa kullanmamalıdır. ( S. Ebediyye)<br />
 <br />
 Kıble duvarını sade yapmalı, levha gibi hiçbir şey asmamalı, yazı da yazmamalıdır.<br />
 <br />
 Geçen gördüm. Kubbeli bir camide, mihrabın sağ ve soluna kocaman iki saat konmuş. Namaz kılan gayri ihtiyari saate bakabilir. Saatin kaç olduğunu öğrenince veya başka bir yazıyı okuyunca namazı mekruh olur. Saatler caminin yan duvarlarına konabilir.<br />
 <br />
 Şimdi bazı camilerde şekilli halılar görülmektedir. Düz halı sermelidir. Caminin veya namaz kıldığımız odanın kıble duvarında da âyet, hadis, dînî levha bulunmamalı. Levhaları, âyetleri caminin sağ ve sol duvarına asmalıdır.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Kaynak : </span></span> Cesitli internet Sayfalari</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Helaller - Haramlar ve Helaller ile haramlar arasındaki şüphelile]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1323</link>
			<pubDate>Sun, 11 Oct 2020 16:55:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1323</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helaller - Haramlar ve Helaller ile haramlar arasındaki şüpheliler nelerdir? </span></span><br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSLAMDA HELAL VE HARAMLAR NELERDİR ? </span></span><br />
 <br />
 İslam tevhid dinidir..! Zatında ve sıfatlarında Allahu Teala’nın bir ve <br />
 tek olduğunu, O’ndan başka hiçbir varlığının ibadete layık bulunmadığını<br />
 ilan etmiş, bu birliği dinin temeli kılmıştır. Bu temel inanca aykırı <br />
 inançlar küfür, davranışlar ise en azından haram’dır. Haram ve Helal <br />
 Mefhumu dinin özü ve şekli, dindarların Allah’a kulluk nizamnamesi ile <br />
 yakından ilgilidir. Nizam fikri ile mutlak serbestlik fikri bir arada <br />
 düşünülemez. Bir yerde nizam varsa mutlak hürriyeti kayıt altına alan, <br />
 sınırlayan kaideler, emir ve yasaklarda var demektir.<br />
 <br />
 İslam, kulun kendini ve Rabbini bilmesi, O’ na kulluk edebilmesi, <br />
 böylece ebedi saadete erebilmesi için Allah’ ın lütfettiği son din, <br />
 irşad ve nizam olduğuna göre onda helal ve haramı birbirinden ayıran <br />
 sınırların bulunması tabiidir. Bir hadis-i şerifte ifade buyrulan <br />
 teşbihe göre, haram sınırının ötesi Allah’ ın korusudur; o sınırı aşmak <br />
 bir yana, oraya yaklaşmak bile tehlikelidir. Hemen bütün din, hukuk ve <br />
 ahlak sistemlerinde yasaklar, çirkin ve yakışıksız telakki edilen <br />
 davranışlar vardır. Semavi dinlerin sonuncusu ve en mütekamili olan <br />
 İslam da, fert ve cemiyet halinde insanlığın hayrına olmak üzere <br />
 getirdiği mükellefiyetler manzumesi içinde yasaklara yer vermiştir. <br />
 Yasaklar menfi ( yapılmaması istenen) mükellefiyetlerdir. <br />
 Mükellefiyetler ise gökler, düzlükler ve dağların yüklenemediği, insan <br />
 denilen “kemale namzet” müstesna varlığın boyuna göre biçilmiş “emanet” <br />
 lerdir. Bu “emanet” mükellefiyetler, dıştaki kirleri, pasları silerek <br />
 cevheri ortaya çıkaran, kimin neye layık olduğunu meydana koyan imtihan <br />
 ve deneme vasıtalarıdır. İnsan ne taş ne hayvandır, ne de melek; o, <br />
 büyük kabiliyetler ihtiva eden, eşsiz meyvelerin planını saklayan bir <br />
 çekirdektir.<br />
 <br />
 Dünya zemininde, ömür denilen mevsimler içinde, en son ilahi dinin <br />
 rahmet ve terbiyesine kendisini teslim ederse ( mükellefiyetlerini <br />
 yerine getirirse) melekleri kendine hayran bırakır. Aynı zeminde nefis <br />
 ve şeytanın arzularına boyun eğer, onların pembe bardakta sundukları <br />
 zehiri gıda zannederse özünü zayi eder, taş – toprak ve gübre arasında <br />
 çürüyüp gider. İşte, insanoğlunun ferdi hayatında, haramlara riayetin de<br />
 dahi bulunduğu mükellefiyetlerin böylesine önemli bir rolü vardır.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖZENLE DİKKAT ETMEMİZ GEREKEN HELAL VE HARAM ESASLARI </span></span><br />
 <br />
 Helal, yasak olmayan, serbest sahayı ifade eder; bunun tabanında “yapana<br />
 sevap, yapmayana günah olmayan” mubah vardır, sonra sırasıyla müstehap,<br />
 vacip, farz gelir. Helal, mübahın sınırında son bulur. Bundan sonra <br />
 mekruh ve haram vardır. Bunların ikisinin de yapılmaması Şafii <br />
 tarafından istenmiştir. Ancak mekruhta kesinlik yoktur, Haramda ise <br />
 kesinlik vardır; Haram ve mekruh işleyen dünyada kınanır, bazı cezalara <br />
 müstehak olur, ahrette ise azaba uğrar. Mekruhu haramdan ayıran ölçü <br />
 hanifilere göre delilin haramda kat’i ( kesin), mekruhta zanni <br />
 olmasıdır. ( İmam Muhammed’e göre) Diğer müctehidlere göre yasaklama <br />
 iradesinin mekruhta sert ve kesin olmaması, haram da ise sert ve kesin <br />
 olmasıdır. Haram kılınan şey veya fiil, kendisinde bulunan, hiç <br />
 ayrılmayan bir zarar, kötülük ve pislik sebebi ile haram kılınmış ise <br />
 buna “Li –aynihi haram” denir. Kendi tabiat ve vasfından değil de <br />
 kazanma şekli ve yolu gibi dıştan bir sebep ile haram ise “Li-gayrihi <br />
 haram” denir. Domuz ve şarap birincisine, çalınmış ekmek, gasp edilmiş <br />
 para ikincisine örnektir.<br />
 <br />
 Haram, haramın dereceleri, haram olan her şey ve her davranış kötü, <br />
 çirkin ve yasak olmakla beraber kötüden daha kötüye doğru bir sıralanış <br />
 da bahis mevzudur.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Dürüst ( Adil) Mü’minlerin Sakındığı Haramlar: </span></span><br />
 <br />
 Bunlar fıkıh ve fetva kitaplarında haram olduğu kaydedilen şeyler ve <br />
 davranışlardır. Bunlardan sakınanlara “Adl” ( cem’i “udul”), <br />
 sakınmayanlara “fasık, günahkar, asi” denir. Ve bunlar için kısmen <br />
 dünyada, kül halinde ahrette verilecek çeşitli cezalar vardır.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Salih kulların sakındığı Şeyler: </span></span><br />
 <br />
 Müftüler kaideye ve zahire bakarak ruhsat verdikleri, caiz ve helaldir <br />
 dedikleri halde haram ihtimali ve şüphesi bulunduğu için iyi ( Salih) <br />
 kulların sakındığı şeyler vardır:<br />
 <br />
 a) Şüphe kuvvetli, haram ihtimali galip ise onu haram kabul etmek gerekir.<br />
 <br />
 b) Helal ihtimali galip ise onu helal saymak gerekir; zayıf bir <br />
 ihtimal ve şüphe yüzünden çekinmek insanı ve vesveseye götürür; vurduğu <br />
 bir avı “belki bunu birisi yakalamış, sahip olmuştur da sonra onun <br />
 elinden kaçmıştır” diye yemeyen kimsenin hali vesvesedir.<br />
 <br />
 c) Kaçınmak, uzak durmak gerekli olmamakla beraber müstehab ve iyi <br />
 olan şüpheli durumlar vardır ki Resul-i Ekrem ( s.a.v.)’in “Sana şüpheli<br />
 geleni bırak, şüpheli gelmeyeni al…!” ( Buhari, Tirmizi) buyruğu bana <br />
 işarettir. Ancak burada kaçınmak müstehab olduğuna göre işlemek ve <br />
 kaçınmamak haram değil, tenzihen mekruh olur.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Muttakilerin Kaçırdığı Şeyler ve Davranışlar </span></span><br />
 <br />
 Bu derecedekilerin uzak durdukları şeyler içinde şüpheli olan ve <br />
 hakkında haramdır fetvası bulunanlar vardır; ayrıca takva sahibi kul, <br />
 ihtiyata riayet olsun ve nefis haram konusunda gevşekliğe alışmasın diye<br />
 bazı şeyleri yiyip içmeyi, bazı davranışlarda bulunmayı terk <br />
 etmektedir. Nitekim Hatemü’l-Enbiya ( s.a.v.) şöyle buyurmuştur. <br />
 “Mahzurlu olana düşmek korkusu ile mahsursuz olanı da terk etmedikçe <br />
 kul, muttakiler derecesine ulaşamaz” ( Tirmizi. K.El Kıyamet,19) Hz. <br />
 Ömer’inde “Harama düşmemek için helalin onda dokuzunu bıraktığımız <br />
 olurdu” dediği rivayet edilmiştir.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sıddıkların Haramı: </span></span><br />
 <br />
 Nihayet ortada hiçbir şüphe, harama düşme korku ve ihtimali bulunmadığı <br />
 halde ya elde ediliş yolunda kerahat bulunduğu için, yahut da Allah’a <br />
 ibadet ve O’nun rızasını elde etme manası taşımadığı için ter edilen şey<br />
 ve davranışlar vardır ki bu derecelerin terk ancak sıddıyklerın <br />
 karıdır. Bu derecede bulunan Allah kulları yalnızca haram ve <br />
 mekruhlardan değil, nefislerine ait mübah, zevk ve isteklerden de <br />
 sıyrılmışlardır; onların her hareket ve duruşları Allah içindir; <br />
 yaşamalarının tek mana ve sebebi de O’na kulluk edebilmektir. Yalnız <br />
 Allah’a kulluk etmek, şirkin açık ve gizli bütün nevilerinden kurtulmuş <br />
 olmak, tasarruflarında nefsin nasibini ortadan kaldırmak has kulluktur. <br />
 Ve bu kulluk, rütbe, devlet ve saadetlerin en büyüğüdür.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A) Haram Kılınan Naslar ve Hikmeti: </span></span><br />
 <br />
 Kur’ an – ı Kerim’ de haram olan yiyecekler bazı ayetlerde <br />
 özetlenerek, bazısında ise teferruata girilerek ifade edilmiştir. <br />
 Birinci nevi ayetlerde “Boğazlanmadan ölmüş hayvan, vücuttan akmış kan, <br />
 domuz ve Allah’ tan başkası adına kesilmiş hayvanlar” olmak üzere haram <br />
 yiyecekler dört adettir. ( El Bakara 2/172-173, El- En, am 6/145)<br />
 <br />
 “Leş, kan, domuz eti, Allah’ tan başkası adına kesilenler – canları <br />
 çıkmadan önce kesememişseniz – boğulmuş, bir yerine vurularak <br />
 öldürülmüş, düşüp yaralanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, <br />
 yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olanlar, dikili taşlar üzerine <br />
 boğazlananlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı; <br />
 bunlar fasıklıktır.” ( El-Maide 5/3) mealindeki ayette etleri haram <br />
 olan hayvanların on çeşit olduğunu görüyoruz. Ancak bunlardan 5. ile 9. <br />
 hayvanlar “boğazlanmadan ölmüş hayvan” mefhumuna dahildir. Dördüncü ve <br />
 onuncu ise “Allah’ tan başkası adına kesilen” nevi içinde yer <br />
 almaktadır.<br />
 <br />
 Bunların haram kılınmalarının sır ve hikmetine gelince, önce bütün <br />
 haramlara şamil bir parantez açmak, sonra mevzuumuza dönmek uygun <br />
 olacaktır. Allah ve Rasulü ve dolayısı ile hak dinler bazı yiyecek, <br />
 içecek şeyleri, bir kısım iş ve davranışları haram kılmış, <br />
 yasaklamışlardır. Bunların bir kısmının hikmetini, haram kılınış <br />
 sebeplerini açıklamışlar, bazılarını ise açıklamamışlardır. Açıklanan ve<br />
 deneyerek anladığımız yüzlerce haram ve yasağın, fert ve cemiyet <br />
 halinde insanların faydasına, iyiliğine olduğunu, ebedi saadetlerini <br />
 hedef aldığını görünce insaflı bir düşüncenin şu neticeye varması zaruri<br />
 oluyor: “Aklımızın ve bilgimizin kavrayabildiği bunca haramda, bu <br />
 ölçüde büyük hikmet faydalı olduğuna göre, aynı kaynaktan gelen diğer <br />
 yasaklarında – şimdilik bilgimiz dışında kalan – hikmetleri olacaktır” <br />
 İnsanlar yasaklama ve engellemeleri – en azından başlangıçta – zararı <br />
 çekmeden önce değil, zararı denedikten ve ayıcı çektikten sonra <br />
 olabilmektedir. İnsanın ruh beden sağlığı üzerindeki çalışmalar, <br />
 insanlık tarihi kadar eskidir. Mesela bin yıllık amiyane tecrübe ve otuz<br />
 yıllık da ilmi araştırma sonunda bir yiyecek veya içeceğin insan <br />
 sağlığı için zararlı olduğu anlaşılırsa, bu zarar bu kadar uzun bir <br />
 zaman sineye çekilmiş olmaktadır. Daha önce aynı şekilde bilmek imkanı <br />
 olsaydı elbette tedbirler de o zaman başlayacak, zarar asgari ye <br />
 inecekti. Durum böyle olunca ihtimaliyet hesabı – ilmi ölçülere göre <br />
 zararını bilemediğimiz fakat – ciddi bir kaynağın ( Din kaynağı) zararlı<br />
 veya haram olduğunu bildirdiği şeylerden çekinmemizi gerektirir. Böyle <br />
 bir ihtimali hiçe saymak ve zararını ilmen bilemediğimiz bir şeyi <br />
 sakınmadan yemek için insanlığın, bilinebilecek her şeyi bilmiş, meçhulü<br />
 kalmamış olması gerekir. Halbuki doğu ve batının ilim adamları, <br />
 insanlığın bildiğinin, bilmediği yanında denizden bir damla, güneşten <br />
 bir ışıncık kadar olduğunu itiraf etmektedirler.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B) Haram Kılınan Yiyecekler </span></span><br />
 <br />
 1. Kendiliğinden Ölmüş Hayvan ( Meyte)<br />
 <br />
 “Meyte” den maksat, insanlar tarafından yenilmek üzere kesilmiş ve <br />
 öldürülmüş olmayıp müdahalesiz ölen kara hayvanıdır. Haram kılınış <br />
 hikmeti için şunlar kaydedilebilir:<br />
 <br />
 a) Tarih boyunca insanlar bundan tiksinmiş ve bütün semavi din salikleri böyle hayvanları yememişlerdir.<br />
 <br />
 b) Müdahalesiz ölen hayvanlar genellikle şiddetli zayıflık, zehirlenme <br />
 ve mikrobik hastalıklar sebebi ile ölürler. Bunların yenmesi tehlikeli <br />
 neticeler doğurabilir.<br />
 <br />
 c) İnsanlar bu hayvanları yemeyince yaşayan kuşlar ve hayvanlar gıda bulma imkanına kavuşurlar.<br />
 <br />
 d) Murdar ölen hayvanı yiyemeyeceğini bilen sahibi onun bakım ve tedavisine dikkat eder, kendi haline bırakmaz.<br />
 <br />
 2. Akmış Kan<br />
 <br />
 Hayvan şer’ i usulüne göre boğazlanınca vücuttaki kanın büyük bir kısmı <br />
 dışarıya akar, az bir miktar da ince damarlarda kalır. İşte bu dışarıya <br />
 akan kanı yemek, içmek haramdır. İnce damarın içinde, dalak, ciğer gibi <br />
 uzular da kalan kan ise akmış sayılmadığından, et ve sakatat ile <br />
 birlikte yenir.<br />
 <br />
 3. Domuz<br />
 <br />
 Domuz tabiatı icabı pislik, ekşimiş, kokuşmuş nesneler yiyen, pislik <br />
 içinde yüzen bir havyadır. Bu sebeple de eti, başta trişin ve tenya <br />
 olmak üzere bir çok mikroba yuvalık etmektedir. Bu hayvanı özel bakıma <br />
 tabi tutmak ve etini tıbbi kontrolden geçirmek sureti ile muhtemel <br />
 zararın önlenebileceği iddiasına karşı iki şey söylenebilir.<br />
 <br />
 a) Bu tedbirler her zaman, her yerde ve her yiyen tarafından alınamaz, alınamamıştır.<br />
 <br />
 b) Umumi mütalaada da işaret ettiğimiz üzere domuzun haram kılınmasının <br />
 hikmeti bizim bu güne kadar bildiklerimizden ibaret değildir. Dün <br />
 bilinmeyenler bugün biliniyor; yarınlarda bugünün meçhullerini – kısmen <br />
 de olsa – aydınlığa kavuşturacaktır.<br />
 <br />
 4. Allah’ tan Başkası Adına Kesilenler<br />
 <br />
 İnsan hayatına ancak Allahu Teala son verir. Hayvanların hayatına son<br />
 vermek, yine Allah’ın kudreti ve iradesi ile olmakla beraber insanlar, <br />
 faydalanmak için öldürme fi’ilini işlerler. Bu fi’ilie izin veren de <br />
 Allahu Teala’dır. Hayvanı öldürürken O’nun ismini anmak bu izni <br />
 tazelemek, ölümün O’nun kudret ve iradesi ile olduğunu hatırlamaktır. <br />
 Putlara, uydurma mabutlara kesilen, bunların adı anılarak boğazlanan <br />
 hayvanlar yenmez; çünkü yaratan ve öldüren Allah’tır, halbuki kesim <br />
 O’nun iznine ve ismine dayanmamıştır. Bu yasak aynı zamanda <br />
 putperesliğin önünü kazımak ve tevhidi perçinlemek hikmetini taşır.<br />
 <br />
 5. Meyte Sayılanlar<br />
 <br />
 İlgili ayet, boğazlanmadan, başka sebeplerle öldürülen ve ölen <br />
 hayvanların da yenmeyeceğini ifade ediyor. Bunların haram oluş hikmeti <br />
 meytenin ki ile ortaktır. Ayrıca hayvan artığını yemek insanın yüce <br />
 vasıflarına ters düşmektedir.<br />
 <br />
 6. Diğer Kara Hayvanlarında Helal Ve Haram Olanlar<br />
 <br />
 Yukarıda mealini verdiğimiz ayet sarih ve kesin olduğu için fukaha <br />
 meskür dört şeyin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunların dışında <br />
 kalan hayvanlara gelince: Kur’an-ı Kerim’de Resul-ü Ekrem ( s.a.v.)’i <br />
 kasdederek “Onlara temiz şeyleri helal kılar, pis şeyleri de haram <br />
 kılar.” ( El-A’raf 7/157) buyuruyor. Burada pis şeyler diye tercüme <br />
 ettiğimiz “el habais” ın tefsirinde müctehidler ihtilaf etmişlerdir.<br />
 <br />
 Bazı müctehidlere göre, Allah ve Resülü’nün haram kıldıklarıdır, yani <br />
 haram oldukları hakkında ayet veya hadis bulunan şeylerdir: Bu sebeple <br />
 haşerat, kurbağa, yengeç, kaplumbağa gibi hayvanlar haram değildir.<br />
 <br />
 Ebu Hanife, Şafii gibi müctehidlere göre ise “habis” umumiyetle <br />
 insanların ( veya Kur’an-i Kerim nazil olduğu sırada arap toplumunun) <br />
 tiksindiği, iğrendiği şeylerdir; dolayısı ile yukarıda sayılan canlılar <br />
 ve benzerleri haramdır. Pislik ve leş yiyen hayvanlarda “habisler” <br />
 içinde mütalaa edilmiştir.<br />
 <br />
 Hz.Peygamber ( s.a.v.) hayber günü ehli eşek etini yasaklamıştır. ( <br />
 Buhari, Müslim) Bu nas sebebiyle cumhura göre ehli eşek ve katır <br />
 haramdır. At, Ebu Hanife’ye göre helal değildir. İmameyne ve Şafii’ye <br />
 göre helaldır.<br />
 <br />
 Resulullah ( s.a.v.)’in bütün köpek dişli yırtıcılar ile yırtıcı pençesi<br />
 olan kuşları yemeği yasakladığı rivayet edilmiştir. ( Müslim, Ebu <br />
 Davud, Tirmizi) Hanifiler bu hadiste geçen “siba” kelimesini “et <br />
 yiyenler” şeklinde anlamışlar ve bu nevi hayvanları haram saymışlardır. <br />
 İmam Şafii “insanlara saldıran ve parçalayan”, şeklinde anladığı için <br />
 tilki ve çakalı istisna etmiştir. İmam Malik yırtıcılar için haram <br />
 yerine “mekruh” tabirini kullanmıştır.<br />
 <br />
 7. Deniz Hayvanları<br />
 <br />
 Ulemanın ekseriyeti deniz hayvanlarının helal olduğu görüşündedirler. <br />
 Ancak karada yaşayan ve yenmesi haram olan insan, domuz, köpek, ayı gibi<br />
 hayvanların ismini taşıyan deniz hayvanlarında ihtilaf etmişlerdir; <br />
 bazıları bunların helal olmadığını ifade etmişlerdir. İmam Malike göre <br />
 yalnızca deniz domuzu mekruhtur.<br />
 <br />
 Deniz hayvanları için helal sınırını çok geniş tutan bu görüşün delili <br />
 ayetlerdir: “Taze ete yemeniz, takındığınız süsleri edinmeniz ve <br />
 Allah’ın bol nimetlerinden faydalanmanız için denize-ki gemilerin onu <br />
 yara yara gittiğini görürsün-boyun eğdiren de O’dur…” ( el-Maide 5/96)<br />
 <br />
 Hanifilere göre deniz hayvanlarından yalnızca-bütün ne-vileri de-balık <br />
 helaldır. Bu hayvanın boğazlanması gerekmez, kendiliğinden ölen yenmez. <br />
 Dalga, taş, havasızlık, avlanma gibi sebeplerle öleni yenir. Diğer deniz<br />
 hayvanları da iğrençtir, yahut da-boğazlanmadığı için-meyte <br />
 hükmündedir. ( el-ihtiyar, cüz:V, s.13 vd)<br />
 <br />
 C ) İstisnalar<br />
 <br />
 1. Balık ve çekirge:<br />
 <br />
 Balık ve benzeri deniz hayvanları ile kara hayvanlarında çekirge <br />
 boğazlanmaz; bunların boğazlanmadan ölenlerini yemek helaldir. <br />
 Peygamberimiz ( s.a.v.)’den deniz suyu sorulunca: “Onun suyu temiz, <br />
 meytesi de helaldir” buyurmuşlardır. ( Ebu Davud, Nesai, Tirmizi) “Deniz<br />
 avı ve onu yemek size helal kılındı” ayetinde geçen “taan” kelimesini <br />
 HZ.Ömer ve İbn Abbas “boğazlanmadan ölen deniz hayvanı” diye tefsir <br />
 etmişlerdir. Boğazlanmasında güçlük bulunduğu için çekirge de <br />
 boğazlanmada yenir. İbn Ebi Evfa’n“Resulullah ile beraber çekirge <br />
 yiyerek yedi gazve yaptık” sözü bu hükmün nakli delilidir. ( Tirmizi, <br />
 Buhari, Nesai)<br />
 <br />
 2. Meytenin derisi kemiği ve kılı:<br />
 <br />
 Murdar ölen hayvanın etini yemek haram olmaklşa beraber deri, boynuz, <br />
 kemik, kıl gibi kısımlarında faydalanmak mübahtır. İbn Abbas’ın <br />
 rivayetine göre Hz.Meymune validemizin bir azatlısına bir koyun <br />
 verilmiş, oda ölmüştü. Hadisenin üzerine gelen Resulullah ( s.a.v.) <br />
 “Derisini alıp tabaklayarak ondan faydalansaydınız ya!” buyurunca: “O <br />
 murdar ölmüştir” dediler. Peygamberimiz ( s.a.v.)’de “yalnızca yenmesi <br />
 haram kılındı” yalnızca yenmesi haram kılındı” buyurdular. ( Müslim, Ebu<br />
 Davud, Nesai, Tirmizi)<br />
 <br />
 “Hangi deri tabaklansa temiz olur hadisi de ( Müslim, K.el-Hayz,25) <br />
 tabaklanan bütün derilerin temiz olduğunu ifade etmektedir. Zahiriler bu<br />
 hadise dayanarak domuz ve köpek derisini de tabaklamanın temiz <br />
 kılınacağını kabul etmişlerdir. Ebu Yusuf’tan aynı görüş nakledilmiş, <br />
 Şevkani de bunu tercih etmiştir. Cumhura göre domuz derisini tabaklamak <br />
 da temiz kılmaz.<br />
 <br />
 3. Zaruret hali :<br />
 <br />
 Zaruret halinden maksat açlık ve susuzluğu giderecek, hastalığı tedavi edebilecek helal bir nesnenin bulunmaması halidir. <br />
<br />
 a) Açlık ve susuzluk :<br />
 <br />
 Daha önce mealini verdiğimiz ayet ( el Maide-3) açlığa doğrudan temas <br />
 ettiği için fukuha gıda zaruretini ittifakla kabul etmiştir. Bazıları <br />
 darda kalma müddetini 24 saatle sınırlandırmışlardır; buna göre 24 saat <br />
 helal yiyecek ve içecek bulamayan kimse haram yiyebilir. İmam Malik’e <br />
 göre doyuncaya kadar yer ve yanına da bir miktar alır. Diğerlerine göre <br />
 ancak hayatını devam ettirecek kadar yiyebilir.<br />
 <br />
 b) Tedavi zarureti :<br />
 <br />
 Kullanılması haram olan ilaçları, başkası bulunmadığı zaman kullanmanın <br />
 caiz olup olmadığı konusunda iki görüş vardır: “Allah şifanızı, size <br />
 haram kıldığı şeylerde kılmadı.” ( Buhari, K.el-Eşribe:15) Hadisine <br />
 dayananlara göre haram ile tedavi caiz değildir. İlacın da gıda gibi <br />
 hayatın zaruri ihtiyacı olduğunu ileri sürenlere göre darda kalan haram <br />
 ile tedavi görür. Resul-i Ekrem ( s.a.v.) erkeklere ipek giymeyi haram <br />
 kıldığı halde, cilt hastalığı dolayısı ile bazı sahabilere izin <br />
 vermişlerdir. ( Buhari el-Libas,29;K. El-cihat,91.) yukarıdaki hadis <br />
 helal ilacın bulunması haline aittir. Helal bulunmayınca, tedavi için <br />
 kullanılan ilaç mübah olduğu için hadisin şumülüne girmez.<br />
 <br />
 Bu nevi ilaçları kullanma ruhsatının şartları vardır:<br />
 <br />
 aa) Kullanılmadığı taktirde sıhhati tehdit eden gerçek bir hastalık bulunacak. <br />
 <br />
 ab) Yerine geçen helal bir ilaç bulunmayacak. <br />
 <br />
 ac) Dindarlığına ve ihtisasına güvenilir, bir doktor tavsiye etmiş <br />
 olacak. Organ nakli, karı-koca arasında olmak şartı ile sun-i aşılama ( <br />
 tüp bebeği), otopsi vb. de tedavi zarureti sebebiyle caiz olmaktadır. <br />
 <br />
 c) Başkasında varsa<br />
 <br />
 Helal yiyecek ve içeceği olmayan Müslüman bunu çevresinde, mensup <br />
 bulunduğu toplum parçasında bulabiliyorsa darda kalmış sayılmaz. İslam <br />
 hususi mülkiyeti tanımış ve korumuştur; ancak bu hak sınırsız değildir. <br />
 Sınırlardan biriside zaruret halinde kendini gösterir. Yanında kendi <br />
 ihtiyacından fazla yiyecek ve içeceği olan Müslüman bunu darda kalana <br />
 vermek mecburiyetindedir. Vermez ise karşı taraf zorla alabilir, doğacak<br />
 mes’uliyet vermeyene aittir. ( İbn Hazım, el-Muhalaa, C.VI, s.159)<br />
 <br />
 d) Boğazlama ( Zebh ve Nahr):<br />
 <br />
 Eti yenen kara hayvanları, insanların kolayca tutup kesebilecekleri ehli<br />
 hayvanlar ve kolay yakalanamayan vahşi hayvanlar olmak üzere iki gruba <br />
 ayrılır. Birinci gruptakilerin yenebilmeleri için usulüne uygun <br />
 boğazlamanın bazı şartları vardır:<br />
 <br />
 1) Kesim, kanı akıtacak ve kesilmesi gereken yerleri kesecek şekilde <br />
 keskin bir aletle yapılacak; bunun demir, ağaç, taş…. olması mümkündür; <br />
 önemli olan keskinliktir. Resul’i Ekrem ( s.a.v.)’nin Adiy Bin Hateme <br />
 hitaben “Kanı istediğin şekilde akıt ve üzerine besmele çek!” buyurması <br />
 bu hükmün delilidir. ( Ebu Davud, İbn Mace, Ahmed, Müsned 4/256) <br />
 <br />
 2) Eksiksiz bir boğazlamada ( Zebh) nefes borusu, bunun iki yanındaki<br />
 iki atardamar ve yemek borusunun kesilmesi gerekmektedir. Hanifilere <br />
 göre üçünün kesilmesi yeterlidir. Peygamberimiz ( s.a.v.), bulunduğu bir<br />
 yerden kaçan ve yakalanmayan bir deve oklanmış, Resulullah bunu tasvip <br />
 ettiği gibi, böyle durumlarda aynı şeyin yapılmasını emir buyurmuştur. (<br />
 Buhari, K.ez-Zebaih, 15-18-23) <br />
 <br />
 3) Kesim sırasında Allah’tan başkasının ismini anmamak ve O’ndan başkası için ( kurban olarak) kesmemek.<br />
 <br />
 4) Keserken Allah’ın adını anmak. “Eğer O’nun ayetlerine iman etmiş <br />
 iseniz, üzerine Allah’ın ismi anılan şeylerden yiyiniz.”( el-En’am 6/118<br />
 ) “Üzerine Allah’ın ismi anılmayan şeyden yemeyin…….” ( el-En’am 6/121)<br />
 ayetleri ile “Kanı akıtılan ve üzerine besmele çekileni yiyiniz” ( <br />
 Buhari ez-Zebaih,15) mealindeki hadisler bunu gerekli kılmaktadır. <br />
 <br />
 Fukaha besmelenin şart olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir.<br />
 <br />
 a) Zahirilere göre hakkındaki nasslar sebebiyle Allah’ı anmak kayıtsız şartsız gereklidir. <br />
 <br />
 b) Ebu Hanife, Malik, Sevri gibi müctehidlere göre unutulmadığı <br />
 taktirde besmele şarttır; unutularak terk edilmiş ise kesilen yenir; <br />
 Çünkü “Ümmetimden yanılma, unutma ve zorla yaptıklarının mes’ulüyetleri <br />
 kaldırılmıştır.” hadisi vardır. ( İbn Mace, Buhari, Ebu Davud, Tirmizi) <br />
 <br />
 c) İmam Şafii’ye göre keserken besmele farz ve şart olmayıp <br />
 mendubtur; Çünkü Resul-i Ekrem ( s.a.v.)’e : “Bize et getiriyorlar; <br />
 keserken besmele çekip çekmediklerini bilmiyoruz; bunu yiyelim mi? <br />
 Yemiyelim mi? Diye sorulmuş; “Allah’ın adını anın ve yiyin” <br />
 buyurmuşlardır. ( Buhari, ez-Zebaih) <br />
 <br />
 d) Boğazlama da aranan şartların hikmeti hayvana fazla acı çektirmeden <br />
 ölmesini sağlamak olsa gerektir. Peygamberimiz ( s.a.v.)’in tabii <br />
 halinde boynuz ve diş ile kesmeyi men etmesi, kesim aletini hayvanın <br />
 görmediği bir yerde bilemeyi ve ona şevkatle davranmayı tavsiye eden <br />
 ifadeleri de bunu göstermektedir. ( El-Kardavi el-Helal ve’l Haram)<br />
 <br />
 5. Keseni Müslüman veya ehl-i kitap olması: Ehl-i kitap, Yahudi ve <br />
 hristiyanlar gibi aslında bir hak dine bağlı ve peygamberlerine tabi <br />
 iken, zaman içinde hak dinden uzaklaşan ve son peygamber ( s.a.v.) <br />
 bağlanmayan kimselerdir. Bunlar, temelinde hak dine inanmamış olan <br />
 müşrik ve putperestlerden farklı tutulmuş, yiyecekleri Müslümanlara da <br />
 helal kılınmıştır. “Bugün size temiz ve faydalı şeyler helal kılındı, <br />
 kitap verilenlerin yiyecekleri size, sizin yiyecekleriniz de onlara <br />
 helaldir” ( el-Maide 5/5) Bu ayet umumi manadadır; Domuz, şaraf, meyte <br />
 gibi aslı haram kılınmış yiyecekler dışında kalanların hepsine şamildir.<br />
 <br />
 Ancak burada birkaç noktayı aydınlatmak gerekir.<br />
 <br />
 a) Yahudi ve hristiyanların dışında kalanlardan Mecusiler fukahanın çoğuna göre müşrik sayılır ve kestikleri yenmez.<br />
 <br />
 b) Kesicinin hayvanı keserken ne söylediği anlaşılmaz ve duyulmazsa <br />
 kestiği hayvanın eti yenilebilir kabul edildiği gibi, keserken Allah’tan<br />
 başka birinin ( mesala Mesih’in) adı anılarak kesilirse bunu duyan <br />
 kesilen hayvanın etini yiyemez.<br />
 <br />
 c) İslam alimlerinin çoğuna göre ehl-i kitabın boğazlama şekli, <br />
 Müslümanların ki gibi olacak, yani keskin bir aletle boğaz kesilecek. <br />
 <br />
 -------------------<br />
 <br />
 Öncelikle şunu bilmemiz gerekiyor ki İslamiyet’te haramların ve helallerin ne olduğunu sadece Allah belirler.<br />
 <br />
 Peygamberlerin bile herhangi bir şeyi haram kılma ya da helal sayma gibi<br />
 bir yetkisi yoktur. Onlar sadece Allah’ın emir ve yasaklarını, koyduğu <br />
 haramları ve helalleri yer yüzünde yaşayan insanlara bildirmek için <br />
 birer aracıdır. İslamiyet’te Allah’tan başka hiç kimsenin de helalin ya <br />
 da haramın ne olacağını belirleme yetkisi yoktur ve olamaz.<br />
<br />
 <br />
 Hatta Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi “haram” ilan etmek ya da <br />
 Allah’ın helal kabul etmediği bir şeyi “helal” kabul etmek son derece <br />
 çirkin bir davranış olarak görülmüş, haddi aşmak olarak kabul <br />
 edilmiştir. Bunların ötesinde günah olarak kabul edilmiştir. Helal ve <br />
 haram son derece önemli konular ve hassas dengelerdir. Allah’ın haram <br />
 kıldığı bir şeyi helal kabul edenlerin yolundan gitmek “şirk” olarak <br />
 görülmüştür. ( Hangi Davranışlar Şirke Girer?) Yani Allah’tan başkasını <br />
 ilah edinmek. Ve bu da Allah’ın affetmeyeceği iki günahtan birisidir. <br />
 Diğeri kul hakkına girmektir. Elbette ki tövbe edip hal ve <br />
 davranışlarını düzeltenlerin affolunacağını Allah insanlara Kuran – ı <br />
 Kerim’de bildirmiştir.<br />
 <br />
 Haram demek yapılması bizzat Allah tarafından yasaklanmış eylemler <br />
 demektir. Allah’ın peygamberleri aracılığıyla kullarına yasak ettiği, <br />
 izin vermediği davranışların bile bile yapılması demektir. Yapıldığı <br />
 takdirde günah vardır. Örneğin; içki içmek, kumar oynamak, zina yapmak.<br />
 <br />
 Helal ise, Allah tarafından serbest bırakılmış, yapılmasına izin verilen eylemlerdir.<br />
 <br />
 Haram kılınmış bir şey herkes tarafından zamanla helal bir davranış gibi<br />
 algılanıp yapılsa da, bu konuda getirilmiş ayetler hiçbir zaman <br />
 değişmez. Allah yasak kıldığı şeyleri yapan kulları sevmez. Ancak <br />
 zamanla haramdan uzaklaşıp tövbe eden kulların affedileceği bizlere <br />
 Kuran’da müjdelenmiştir. Aynı şey, Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram<br />
 kabul edenlerin yolundan gidenler için de geçerlidir.<br />
 <br />
 Kuran-ı Kerim’deki Maide Suresi’nin 87. Ayetinde konuyla ilgili şu <br />
 sözler bulunmaktadır: “Ey İman edenler! Allah’ın sizin için helal <br />
 kıldığı güzel şeyleri ( kendi kendinize) haram kılmayın ve haddi <br />
 aşmayın. Şüphesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez.”<br />
 <br />
 Bazı insanlar süs eşyalarının haram olduğu konusunda gayet emindir. <br />
 Üstelik Allah’tan gelen böyle bir ayet olmadığı halde. Bakın Mümin <br />
 Suresi’nin 56. Ayeti’nde ne yazılıdır: “Allah’ın kulları için yarattığı <br />
 süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, <br />
 özellikle kıyamet gününde müminlerindir.”<br />
 <br />
 Ve Yunus Suresi’nin 59. Ayetinden de bir alıntı yaparak konumuzu <br />
 zenginleştirelim: “Ne oldu size de Allah’ın size rızık olarak indirdiği <br />
 şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?” De ki: “Allah mı size izin <br />
 verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”<br />
 <br />
 Allah’ın bizlere Kuran’da belirttiği haram ve helallerin sayısı bu <br />
 makalemize sığamayacak kadar çoktur. İşte bu yüzden, Hz. Muhammed ( <br />
 SAV)’in ölmeden kısa bir süre önce yaptığı “Veda Hutbesi”’nde en çok <br />
 vurguladığı haramlara değinmek istiyoruz.<br />
 <br />
 <br />
 Putperestlik ve Cinayet Hutbesi; Peygamber Efendimiz ( SAV)’in Veda <br />
 Hutbesi’nde ilk olarak dile getirdiği haram; putperestlik ve insanların <br />
 birbirini haksız yere öldürmesidir. Bakın Peygamber Efendimiz ( SAV)’in <br />
 bu konuyla ilgili sözleri nasıldır: “Sakın benden sonra eski <br />
 sapıklıklarınıza dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!”<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Faiz; İkinci olarak vurguladığı haram, faizdir. Her kim ki bir diğer<br />
 kişiden faiz amacıyla bir şey aldıysa onu hemen sahibine vermesini <br />
 emrediyor. Faizin her türlüsünün kaldırıldığını belirtiyor ve kaldırmış <br />
 olduğu ilk faizin de amcası Abbas’ın faizi olduğunu belirtiyor. Elbette <br />
 ki faiz amacıyla verilmiş ana paraların helal kabul edilip geri <br />
 alınabileceğini de ekliyor. Sadece faiz kısmını haram ilan ediyor.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Cahillik Adetleri ve Kan Davaları; Peygamberimizin üçüncü olarak <br />
 vurguladığı haram ise cahillik adetleri ve kan davalarıdır. Cahillik <br />
 dönemindeki adetlerin hepsini ayağının altına aldığını belirtiyor ve <br />
 bütün kan davalarını kaldırıyor. Ve ilk başta da kendi akrabalarının kan<br />
 davasını kaldırıyor. Ve şeytana her ne olursa olsun uyulmamasını orada <br />
 bulunan Müslümanlara buyuruyor.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Kadın Haklarına Uymamak; Daha sonrasında Peygamber Efendimiz ( <br />
 SAV)’in üzerinde durduğu en büyük haram, kadın haklarının <br />
 gözetilmemesidir. Onların hakkının yenmesidir. Erkeklerin, eşlerini <br />
 Allah’ın bir emaneti olarak aldığını belirtiyor ve de bu emanete çok iyi<br />
 bakılması gerektiğini emrediyor. Hem erkeklerin kadınlar üzerinde hakkı<br />
 olduğunu açıklıyor hem de kadınların erkekler üzerinde hak sahibi <br />
 olduğu konulara değiniyor.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Eşlerin Birbirine Karşı Görevi; Kadınların erkeklere karşı görevinin<br />
 yataklarına bir yabancıyı almamaları ve kocalarının hoşnut olmadığı, <br />
 sevmediği kişileri onların izni olmadan eve almamalarıdır. Erkeklerin <br />
 kadınlara karşı görevi ise, yukarıda sayılan kadın görevlerini <br />
 yapmadıkları sürece onlarla yatağa girmemeleri ve onları bu yoldan <br />
 sakındırmaya çalışmalarıdır. Ve onlara yiyeceklerini, giyeceklerini <br />
 temin etmektir. Müslümanlara Kuran – ı Kerim’i ve Peygamber sünnetlerini<br />
 emanet olarak bıraktığını, Müslümanların bunlara uydukça asla yoldan <br />
 şaşırmayacaklarını açıklıyor.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Cinayet ve Hırsızlık; Müslümanlara Müslüman’ın kanının ve malının <br />
 haram olduğunu belirtiyor. Elbette ki gönül rızasıyla alıp verdiğiniz <br />
 mallar bu haram kategorisine girmemektedir.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Miras; Her miras sahibine, mirastan kalan hakkın tas tamam <br />
 verilmesini de emretmiştir. Elbette burada belirtilen bütün haram ve <br />
 helaller Peygamber Efendimiz ( SAV)’e Hz. Cebrail aracılığıyla <br />
 bildirmiştir. Hz. Muhammed ( SAV) bu haram ve helalleri insanlara <br />
 duyuran bir aracıdır.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Soyunu İnkar Etmek veya Kendi Soyunu Üstün Kabul Etmek; Ayrıca, <br />
 insanın kendi babasını, soyunu inkar etmesini de yasaklamış; bunu <br />
 yapanları lanetlenmekle korkutmuştur. Ve bu kimselerin şahitliğinin <br />
 kabul edilmeyeceğini bildirmiştir. Ayrıca bu kimselerin tövbesinin de <br />
 kabul olunmayacağını söylemiştir. Bunun dışında üzerinde en çok durduğu <br />
 haramlardan biri de kendi soyunu, ırkını, sülale veya aileni <br />
 diğerlerinden üstün tutmaktır. Bu konuda insanları çok dikkatli bir <br />
 şekilde uyarmış ve hiç kimsenin bir diğerinden zenginlik, köken, ırk vb.<br />
 sebeplerle üstün olamayacağını ilan etmiştir. Asıl üstünlüğün, din ve <br />
 takva yönünden olduğunu belirtmiştir. Arap’ın Türk’e ya da Türk’ün <br />
 Kürt’e karşı bir üstünlüğü yoktur. Elbette ki kimin dini inancı daha <br />
 kuvvetli ise ve kim Allah’ın emir ve yasaklarına daha iyi uyuyorsa asıl <br />
 üstün olan odur dinimize göre.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Hiç Kimse İşlemediği Bir Günahtan Yargılanamaz; Peygamber Efendimiz (<br />
 SAV)’in üzerinde durduğu en önemli noktalardan birisi de, hiç kimsenin <br />
 kendi işlemediği bir suçtan ceza alamayacağıdır. Bir babanın işlediği <br />
 suçun cezasını evladı dahi çekemez. Çünkü o cehalet döneminde insanlar <br />
 başkalarının suçlarından ceza alabiliyorlardı ve Hz. Muhammed ( SAV), <br />
 Veda Hutbesi’nde bu konunun yasak olduğunu bildirmiştir.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Sayılan En Büyük Günahlar Nelerdir? </span></span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Kuran –ı Kerim’deki bütün haram ve helalleri burada tek tek <br />
 sayamayacağımız için, Peygamber Efendimiz ( SAV)’in ölmeden önce bir <br />
 “veda” manasında verdiği hutbeden helal ve haramları özenle seçerek, <br />
 helaller ve haramlar konusunda sizlere yardımcı olmaya çalıştık. Haram <br />
 sayılan bu günahların içerisinde bazıları vardır ki Hz. Muhammed ( SAV) <br />
 onlara özellikle değinmiş ve kullarının bu günahlardan uzak durmasını <br />
 emretmiştir.<br />
 <br />
 <br />
 Büyük günah sayılan bu davranışların başında ise şirk, cinayet, adam <br />
 öldürmek ve hırsızlık gelmektedir. Haram sayılan diğer bazı büyük <br />
 günahlar ise şu şekilde sıralanmıştır;<br />
 <br />
 <br />
 Allah’a şirk koşmak<br />
 <br />
 İnsan canına kıymak<br />
 <br />
 Başkasının malına, mülküne göz dikmek, hırsızlık yapmak<br />
 <br />
 Faiz yemek<br />
 <br />
 Zina yapmak<br />
 <br />
 Livata yapmak<br />
 <br />
 Duaların kabul olmayacağını zannedip, Allah’tan ümidi kesmek<br />
 <br />
 Kul hakkı yemek<br />
 <br />
 Emanete hıyanet etmek<br />
 <br />
 Yalan yere yemin etmek<br />
 <br />
 İnsanları Allah yolundan ayırmak<br />
 <br />
 <br />
 ---------------------------<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helaller ile haramlar arasındaki şüpheliler nelerdir? Neler bizi tehlikeye sürükler? </span></span><br />
 <br />
 <br />
 “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” ( Tirmizî, Kıyâmet, 60)<br />
 <br />
 Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- harâma düşmemek ve ondan <br />
 tamamen uzaklaşmak gayesiyle, şüpheli şeylerden titizlikle kaçındığı <br />
 gibi, ümmetini de bundan sakındırır ve şöyle buyururdu:<br />
 <br />
 “Helâl olan şeyler belli, harâm olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin<br />
 arasında, halkın birçoğunun helâl mi, harâm mı olduğunu bilmediği <br />
 şüpheli şeyler vardır. Bunlardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş <br />
 olur. Sakınmayanlar ise zamanla harâma düşerler. Tıpkı, sürüsünü <br />
 başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu <br />
 arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi <br />
 yasak bir arâzisi vardır. Allâh'ın yasak arâzisi de harâm kıldığı <br />
 şeylerdir.” ( Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)<br />
 <br />
 Açık bir hüküm olmaması sebebiyle bazı konuların, helâl mi yoksa harâm <br />
 mı olduğu ilk bakışta bilinemeyebilir. Peygamber Efendimiz ( asm), <br />
 insanların birçoğunun bunları bilemeyebileceğini ifâde etmiştir. İslâm <br />
 âlimleri bunları, bilinen benzeri konulara kıyas ederek açıklığa <br />
 kavuşturmuşlardır. Dolayısıyla, durumu böyle şüpheli olanlardan kaçınmak<br />
 gerekmektedir. Çünkü kaçınılan şey, harâm ise ona bulaşmaktan korunmuş <br />
 olur. Helâl ise, takvâ niyetiyle terkedilmiş olur ki bunun bir zararı <br />
 olmaz.<br />
 <br />
 Şüpheli şeyler, bir konuda ya delillerin teâruzuyla veya âlimlerin <br />
 ihtilafıyla ortaya çıkar. Bunlar “mekrûh” veya “mübâh” olan şeylerdir.<br />
 <br />
 Mekrûh, kul ile harâm arasında bulunan bir eşiktir. Hayâtında mekrûha <br />
 çokça yer veren kimse, harâma düşme tehlikesi ile yüz yüzedir. Mübâh da,<br />
 kul ile mekrûh arasında yer alan bir eşiktir ki buna çokça yer veren de<br />
 mekrûha düşer. Dolayısıyla helal bile olsa, kişiyi mekrûha veya harâma <br />
 düşüreceğinden korkulan işleri yapmaktan kaçınmak gerekir.<br />
 <br />
 Mekruhu işleme alışkanlığı kişiyi, aynı cinsteki harâm olan veya bir <br />
 şüphe bulunan yasağı işlemeye sev keder. Bu ise, verâ nurunu eksilterek <br />
 kalbin kararmasına sebep olur. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulmuştur:<br />
 <br />
 "...Kim şüpheli olduğunu sezdiği bir şeyi terkederse, harâmlığı <br />
 belli olan şeyi daha çok terk eder. Kim de şüphelendiği şeyi yapmada <br />
 cü'retkâr olursa, harâmlığı açık olan şeye düşmesi daha kolaydır.” ( <br />
 Buhârî, Buyû, 2)<br />
 <br />
 Şüpheli konular etrâfında dolaşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu <br />
 Peygamber Efendimiz ( asm), çoban ve koruluk misâliyle en güzel şekilde <br />
 beyân etmiştir. Efendimizin ( asm) şüpheli şeylerden sakınmasıyla <br />
 alâkalı pek güzel misâller vardır. Bir defâsında yolda bir hurma bulmuş <br />
 ve:<br />
 <br />
 “Bu hurmanın sadaka olması ihtimâlinden korkmasaydım, onu yerdim.” buyurmuştur. ( Buhârî, Büyû, 4; Müslim, Zekât, 164)<br />
 <br />
 Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi'nin şahsına münhasır husûsiyetlerinden biri de, <br />
 zekât ve sadaka kabul etmemesidir. Çünkü zekât, Peygamberimiz ( asm) ve <br />
 onun temiz Ehl-i beyti için haram kılınmıştı.<br />
 <br />
 Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem -'in , yolda bulduğu bir <br />
 hurmayı, belki birinin sadaka vermek üzere ayırdığı hurmalardan <br />
 düşmüştür, düşüncesiyle yemediğini görüyoruz. Bu durum, onun bizzat <br />
 toplumda yerleştirmek istediği kâidelere dikkatle uyduğunu ve şüpheli <br />
 şeylerden büyük bir titizlikle sakındığını göstermektedir. Burada dikkat<br />
 çeken nüktelerden birisi de, Efendimiz'in ( asm) yere düşen bir <br />
 hurmanın bile zâyi olmasına rızâ göstermeyerek isrâfı engelleme gayreti <br />
 içinde bulunmasıdır.<br />
 <br />
 Allâh Teâlâ'nın bize helâl kıldığı nimetler sayılamayacak kadar çoktur. <br />
 Bunlarla yetinmeyip harâm olma ihtimâli bulunan şeylere yönelmek, <br />
 kulluğa yakışmayan bir davranıştır.<br />
 <br />
 Öte yandan kullanılması şüpheli olan şeylerden sakınacağım diye helâl <br />
 olan nimetlerden uzak durmak veya helâl olan nimetler hakkında vesveseye<br />
 düşüp gereksiz tereddütlere kapılmak ve böylece Müslümanları sıkıntıya <br />
 sokmak da doğru değildir.<br />
<br />
 Müslümanın bozulmamış selim vicdânı iyilikle kötülüğü, şüpheli olan <br />
 şeyle şüpheli olmayanı ayırabilecek bir özelliğe sâhiptir. Mü'min, <br />
 içinde çınlayan bu ilâhî sese kulak vermelidir. Bu gerçeğe işaret eden <br />
 şu hâdise ne kadar mühimdir:<br />
 <br />
 Vâbisa bin Ma'bed -radıyallâhü anh- diyor ki, birgün Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-' in huzûruna varmıştım. Bana:<br />
 <br />
 “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu.<br />
 <br />
 "Evet!" dedim. O zaman şunları söyledi:<br />
 <br />
 “Kalbine danış. İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını tasdik <br />
 ettiği şeydir. Günâh ise içini tırmalayan ve başkaları sana «Yap!» diye <br />
 fetvâlar verseler bile, içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” ( <br />
 İbn-i Hanbel, IV, 227-228; Dârimî, Büyû, 2)<br />
 <br />
 Yapılan bir iş gönülde huzûrsuzluk doğuruyor ve o işin başkaları <br />
 tarafından duyulması istenmiyorsa, o hareket mutlaka şüphelidir, <br />
 çirkindir ve yapılmaması gerekir. Çünkü insanların çoğu, yaptıkları <br />
 iyiliğin duyulmasını, bu sebeple kendilerine gıpta ve hayranlıkla <br />
 bakılmasını isterler. Bu, herkesin rahatlıkla kullanabileceği şaşmaz bir<br />
 ölçüdür. Dolayısıyla, yapılan bir hareketin günâh olup olmadığı <br />
 husûsunda şüpheye düşmek bile, o hareketi terk etmek için yeterli bir <br />
 sebeptir. Bu ölçüden hareketle mü'min, herhangi bir işi yapmaktan dolayı<br />
 gönlünde bir rahatsızlık hissediyor, içini bir şüphe ve tedirginlik <br />
 kemirip duruyorsa, derhal o işten vazgeçmelidir.<br />
 <br />
 Peygamber Efendimiz ( asm), bu sahâbîye iyiliğin ne olduğunu kalbine <br />
 danışarak öğrenmesini tavsiye ederek, günâh ve ihtiraslarla zedelenmemiş<br />
 bir kalbin iyiyi kötüden ayırt edebileceğini söylemiştir. Göğsünde <br />
 İslâm sevgisi bulunan kimsenin, Allâh'ın lûtfettiği ilâhî bir nûra sâhip<br />
 olduğunu ifâde eden âyet-i kerîme de ( Zümer 39/22) bu gerçeği tasdik <br />
 etmektedir. Peygamber Efendimizin ( asm) mübârek parmaklarıyla <br />
 Vâbisa'nın göğsüne vurarak ısrarla; “Gönlüne sor, kalbine danış!” <br />
 buyurması, herkesin kendi problemini daha iyi bileceğini göstermekte, <br />
 içinde bir şüphe ve tereddüt uyanınca da, o işten süratle uzaklaşması <br />
 gerektiğini belirtmektedir.<br />
 <br />
 Ashâb-ı kirâmdan Ukbe bin Hâris -raddıyallâhü anh-'ın başından geçen şu <br />
 olay, şüpheli işlerden uzak durma mevzuunda Allâh Resûlü'nün ( asm) <br />
 kesin tavrını en açık bir şekilde ortaya koymaktadır:<br />
 <br />
 Ukbe bin Hâris, Ebû İhâb bin Azîz'in kızı ile evlenmişti. Bu olay üzerine bir kadın geldi ve:<br />
 <br />
 "Ben Ukbe'yi de, evlendiği kadını da emzirmiştim." dedi. Ukbe o kadına:<br />
 <br />
 "Beni emzirdiğini bilmiyorum. Üstelik bunu bana daha önce de hiç <br />
 söylemedin." dedi. Sonra da bineğine atlayıp Resûlullâh Efendimize ( <br />
 asm) danışmak üzere Medine'ye geldi. Meseleyi hemen Efendimize ( asm) <br />
 açtı. Allâh Resûlü:<br />
 <br />
 “Mâdem ki böyle deniyor, o kadınla nasıl evli kalabilirsin?” <br />
 buyurunca, Ukbe ile karısı ayrıldı ve kadın bir başkasıyla evlendi. ( <br />
 Buhârî, İlim, 26)<br />
 <br />
 İslâm, süt kardeşle evlenmeyi, aynen kan kardeşle evlenmek gibi haram <br />
 kılmıştır. Evlenecek kimselerin bunu iyice tetkik etmeleri ve şüpheye <br />
 düşürecek ihtimallerden uzak durmaları gerekmektedir. Hadîs-i şerîf, <br />
 şüphe kıskacının insanı devamlı surette huzûrsuz edeceğini, böyle <br />
 yaşamaktansa bu evliliğe son verip gönlü huzûra kavuşturmanın daha <br />
 isâbetli olacağını söylemektedir. Bu bakımdan, Resûlullâh -sallallâhu <br />
 aleyhi ve sellem-, ümmetini harâmlardan uzak tutabilmek için, onlara <br />
 şüpheli şeylerden de sakınmalarını tavsiye eder ve:<br />
 <br />
 “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” buyururdu. ( Tirmizî, Kıyâmet, 60)<br />
 <br />
 Şüpheli şeylerden sakınmanın insan mâneviyâtına tesîrini ortaya koyan şu hadîs-i şerîf ne kadar mühimdir:<br />
 <br />
 “Bir kul günâha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bâzı<br />
 şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz.” ( <br />
 Tirmizî, Kıyâmet, 19)<br />
 <br />
 Bir Müslümanın hedefi, muttakî olabilmektir. Yani, Allâh'a derin bir <br />
 saygı duyan ve O'nun rızasını kaybetmekten sakınan kimseler seviyesine <br />
 ulaşmak ve dünyâya vedâ edip giderken de Allâh Teâlâ'nın rızâsını <br />
 kazanmış olabilmektir. Bu hedefe varabilmek için, "acaba bilerek veya <br />
 bilmeyerek bir günâh işler de, Allâh katındaki değerimi kaybeder miyim" <br />
 diye dikkatli ve titiz davranması gerekir. Efendimizin ( asm) buyurduğu <br />
 gibi, yapılması ilk planda sakıncalı görünmeyen bâzı davranışlardan <br />
 bile, günâha girme endişesiyle uzak durmalıdır. Bu konularda en büyük <br />
 hassâsiyeti gösterenlerden biri Hz. Ebûbekir ( ra) idi. Hz. Âişe ( ra) <br />
 şöyle anlatıyor:<br />
 <br />
 “Ebûbekir es-Sıddîk'ın bir kölesi vardı. Bu köle kazancının belli <br />
 bir kısmını Ebûbekir'e verir, o da bundan yerdi. Yine bir gün, köle <br />
 kazandığı bir şeyi getirdi, Ebûbekir de onu yemeğe başladı. Köle <br />
 Ebûbekir'e:<br />
 <br />
 "Yediğin şeyin ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ebûbekir:<br />
 <br />
 "Söyle bakalım, neymiş?" diye açıklamasını istedi. Köle şunları söyledi:<br />
 <br />
 "Falcılıktan anlamadığım halde, câhiliye devrinde falcılık yaparak <br />
 birini aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe <br />
 karşılık, işte bu yediğin şeyi verdi."<br />
 <br />
 Bunun üzerine Ebûbekir, parmağını ağzına götürerek yediklerinin hepsini dışarı çıkardı. ( Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 26)<br />
 <br />
 Bir mü'min harâmlardan şiddetle sakınır. Kendisinin ve ailesinin <br />
 midesine harâm lokma koymanın büyük bir günâh olduğunu bilir. Hatta <br />
 bununla da yetinmeyip Hz. Ebûbekir ( ra)'in yaptığı gibi, harâm olması <br />
 ihtimâli bulunan şeylerden uzak durur. Zîrâ o iyi bilir ki, harâm bir <br />
 gıdanın sağladığı kuvvetle yapılan ibâdetler ve duâlar kabul edilmez.<br />
 <br />
 Hulefâ-i Râşidîn'in adaletiyle mâruf sîması Hz. Ömer -radıyallâhü <br />
 anh-'ın şu tavrı da bu konuya güzel bir örnektir. O, ilk hicret eden <br />
 sahâbîlere dörder bin, oğlu Abdullâh'a da üç bin beş yüz dirhem maaş <br />
 bağlamıştı. Hz. Ömer'e:<br />
 <br />
 "Oğlun da ilk hicret edenlerden biridir. Onun hakkını niçin kıstın?" diye sordular. Hz. Ömer şunları söyledi:<br />
 <br />
 "Oğlum babasıyla birlikte hicret etti. Bu sebeple yalnız başına <br />
 hicret edenlerle bir tutulamaz." ( Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 45)<br />
 <br />
 Burada İslâm'ın âdil halifesi Hz. Ömer ( ra)'in, devlet malını <br />
 dağıtırken ne kadar titiz davrandığı görülmektedir. İlk muhâcirlerden <br />
 olmasına rağmen, on bir yaşında anne ve babasıyla birlikte hicret ettiği<br />
 için, kendi oğluna beş yüz dirhem daha az para veriyordu. Normalde <br />
 diğerleri ile oğlunu eşit tutması gerekirdi. Çünkü onlar içinde de anne <br />
 babasıyla birlikte hicret edenler vardı. Fakat o böyle yapmadı, şüpheli <br />
 şeylerden uzak durma veya helâl olanların bir kısmından vaz geçme <br />
 kâidesine uyarak, oğluna az verdi.<br />
 <br />
 Şüpheli şeyler husûsundaki bu hassâsiyet, çağlar boyu Allâh dostları <br />
 vasıtasıyla süregelmiştir. Bu mümtaz şahsiyetler, geriden gelenlere çok <br />
 güzel hakkaniyet hâtıraları bırakmışlardır.<br />
 <br />
 <br />
 Bir kimsenin temiz gönüllü, ihlâs sâhibi ve ehl-i istikâmet olduğunu <br />
 anlamak için, onun yaptığı ibâdetlerinden ziyade kalbî seviyesine, <br />
 muâmelâttaki harâm helâl titizliğine ve şüpheli şeylerden uzak durma <br />
 gayretine bakılmalıdır.<br />
 <br />
 ---------------------------<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar : </span></span><br />
 <br />
 Prof.Dr.İlahiyatçı Hayreddin KARAMAN <br />
 <br />
 bilgihanem com<br />
 <br />
 Sorularla İslamiyet</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helaller - Haramlar ve Helaller ile haramlar arasındaki şüpheliler nelerdir? </span></span><br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSLAMDA HELAL VE HARAMLAR NELERDİR ? </span></span><br />
 <br />
 İslam tevhid dinidir..! Zatında ve sıfatlarında Allahu Teala’nın bir ve <br />
 tek olduğunu, O’ndan başka hiçbir varlığının ibadete layık bulunmadığını<br />
 ilan etmiş, bu birliği dinin temeli kılmıştır. Bu temel inanca aykırı <br />
 inançlar küfür, davranışlar ise en azından haram’dır. Haram ve Helal <br />
 Mefhumu dinin özü ve şekli, dindarların Allah’a kulluk nizamnamesi ile <br />
 yakından ilgilidir. Nizam fikri ile mutlak serbestlik fikri bir arada <br />
 düşünülemez. Bir yerde nizam varsa mutlak hürriyeti kayıt altına alan, <br />
 sınırlayan kaideler, emir ve yasaklarda var demektir.<br />
 <br />
 İslam, kulun kendini ve Rabbini bilmesi, O’ na kulluk edebilmesi, <br />
 böylece ebedi saadete erebilmesi için Allah’ ın lütfettiği son din, <br />
 irşad ve nizam olduğuna göre onda helal ve haramı birbirinden ayıran <br />
 sınırların bulunması tabiidir. Bir hadis-i şerifte ifade buyrulan <br />
 teşbihe göre, haram sınırının ötesi Allah’ ın korusudur; o sınırı aşmak <br />
 bir yana, oraya yaklaşmak bile tehlikelidir. Hemen bütün din, hukuk ve <br />
 ahlak sistemlerinde yasaklar, çirkin ve yakışıksız telakki edilen <br />
 davranışlar vardır. Semavi dinlerin sonuncusu ve en mütekamili olan <br />
 İslam da, fert ve cemiyet halinde insanlığın hayrına olmak üzere <br />
 getirdiği mükellefiyetler manzumesi içinde yasaklara yer vermiştir. <br />
 Yasaklar menfi ( yapılmaması istenen) mükellefiyetlerdir. <br />
 Mükellefiyetler ise gökler, düzlükler ve dağların yüklenemediği, insan <br />
 denilen “kemale namzet” müstesna varlığın boyuna göre biçilmiş “emanet” <br />
 lerdir. Bu “emanet” mükellefiyetler, dıştaki kirleri, pasları silerek <br />
 cevheri ortaya çıkaran, kimin neye layık olduğunu meydana koyan imtihan <br />
 ve deneme vasıtalarıdır. İnsan ne taş ne hayvandır, ne de melek; o, <br />
 büyük kabiliyetler ihtiva eden, eşsiz meyvelerin planını saklayan bir <br />
 çekirdektir.<br />
 <br />
 Dünya zemininde, ömür denilen mevsimler içinde, en son ilahi dinin <br />
 rahmet ve terbiyesine kendisini teslim ederse ( mükellefiyetlerini <br />
 yerine getirirse) melekleri kendine hayran bırakır. Aynı zeminde nefis <br />
 ve şeytanın arzularına boyun eğer, onların pembe bardakta sundukları <br />
 zehiri gıda zannederse özünü zayi eder, taş – toprak ve gübre arasında <br />
 çürüyüp gider. İşte, insanoğlunun ferdi hayatında, haramlara riayetin de<br />
 dahi bulunduğu mükellefiyetlerin böylesine önemli bir rolü vardır.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖZENLE DİKKAT ETMEMİZ GEREKEN HELAL VE HARAM ESASLARI </span></span><br />
 <br />
 Helal, yasak olmayan, serbest sahayı ifade eder; bunun tabanında “yapana<br />
 sevap, yapmayana günah olmayan” mubah vardır, sonra sırasıyla müstehap,<br />
 vacip, farz gelir. Helal, mübahın sınırında son bulur. Bundan sonra <br />
 mekruh ve haram vardır. Bunların ikisinin de yapılmaması Şafii <br />
 tarafından istenmiştir. Ancak mekruhta kesinlik yoktur, Haramda ise <br />
 kesinlik vardır; Haram ve mekruh işleyen dünyada kınanır, bazı cezalara <br />
 müstehak olur, ahrette ise azaba uğrar. Mekruhu haramdan ayıran ölçü <br />
 hanifilere göre delilin haramda kat’i ( kesin), mekruhta zanni <br />
 olmasıdır. ( İmam Muhammed’e göre) Diğer müctehidlere göre yasaklama <br />
 iradesinin mekruhta sert ve kesin olmaması, haram da ise sert ve kesin <br />
 olmasıdır. Haram kılınan şey veya fiil, kendisinde bulunan, hiç <br />
 ayrılmayan bir zarar, kötülük ve pislik sebebi ile haram kılınmış ise <br />
 buna “Li –aynihi haram” denir. Kendi tabiat ve vasfından değil de <br />
 kazanma şekli ve yolu gibi dıştan bir sebep ile haram ise “Li-gayrihi <br />
 haram” denir. Domuz ve şarap birincisine, çalınmış ekmek, gasp edilmiş <br />
 para ikincisine örnektir.<br />
 <br />
 Haram, haramın dereceleri, haram olan her şey ve her davranış kötü, <br />
 çirkin ve yasak olmakla beraber kötüden daha kötüye doğru bir sıralanış <br />
 da bahis mevzudur.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Dürüst ( Adil) Mü’minlerin Sakındığı Haramlar: </span></span><br />
 <br />
 Bunlar fıkıh ve fetva kitaplarında haram olduğu kaydedilen şeyler ve <br />
 davranışlardır. Bunlardan sakınanlara “Adl” ( cem’i “udul”), <br />
 sakınmayanlara “fasık, günahkar, asi” denir. Ve bunlar için kısmen <br />
 dünyada, kül halinde ahrette verilecek çeşitli cezalar vardır.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Salih kulların sakındığı Şeyler: </span></span><br />
 <br />
 Müftüler kaideye ve zahire bakarak ruhsat verdikleri, caiz ve helaldir <br />
 dedikleri halde haram ihtimali ve şüphesi bulunduğu için iyi ( Salih) <br />
 kulların sakındığı şeyler vardır:<br />
 <br />
 a) Şüphe kuvvetli, haram ihtimali galip ise onu haram kabul etmek gerekir.<br />
 <br />
 b) Helal ihtimali galip ise onu helal saymak gerekir; zayıf bir <br />
 ihtimal ve şüphe yüzünden çekinmek insanı ve vesveseye götürür; vurduğu <br />
 bir avı “belki bunu birisi yakalamış, sahip olmuştur da sonra onun <br />
 elinden kaçmıştır” diye yemeyen kimsenin hali vesvesedir.<br />
 <br />
 c) Kaçınmak, uzak durmak gerekli olmamakla beraber müstehab ve iyi <br />
 olan şüpheli durumlar vardır ki Resul-i Ekrem ( s.a.v.)’in “Sana şüpheli<br />
 geleni bırak, şüpheli gelmeyeni al…!” ( Buhari, Tirmizi) buyruğu bana <br />
 işarettir. Ancak burada kaçınmak müstehab olduğuna göre işlemek ve <br />
 kaçınmamak haram değil, tenzihen mekruh olur.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Muttakilerin Kaçırdığı Şeyler ve Davranışlar </span></span><br />
 <br />
 Bu derecedekilerin uzak durdukları şeyler içinde şüpheli olan ve <br />
 hakkında haramdır fetvası bulunanlar vardır; ayrıca takva sahibi kul, <br />
 ihtiyata riayet olsun ve nefis haram konusunda gevşekliğe alışmasın diye<br />
 bazı şeyleri yiyip içmeyi, bazı davranışlarda bulunmayı terk <br />
 etmektedir. Nitekim Hatemü’l-Enbiya ( s.a.v.) şöyle buyurmuştur. <br />
 “Mahzurlu olana düşmek korkusu ile mahsursuz olanı da terk etmedikçe <br />
 kul, muttakiler derecesine ulaşamaz” ( Tirmizi. K.El Kıyamet,19) Hz. <br />
 Ömer’inde “Harama düşmemek için helalin onda dokuzunu bıraktığımız <br />
 olurdu” dediği rivayet edilmiştir.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sıddıkların Haramı: </span></span><br />
 <br />
 Nihayet ortada hiçbir şüphe, harama düşme korku ve ihtimali bulunmadığı <br />
 halde ya elde ediliş yolunda kerahat bulunduğu için, yahut da Allah’a <br />
 ibadet ve O’nun rızasını elde etme manası taşımadığı için ter edilen şey<br />
 ve davranışlar vardır ki bu derecelerin terk ancak sıddıyklerın <br />
 karıdır. Bu derecede bulunan Allah kulları yalnızca haram ve <br />
 mekruhlardan değil, nefislerine ait mübah, zevk ve isteklerden de <br />
 sıyrılmışlardır; onların her hareket ve duruşları Allah içindir; <br />
 yaşamalarının tek mana ve sebebi de O’na kulluk edebilmektir. Yalnız <br />
 Allah’a kulluk etmek, şirkin açık ve gizli bütün nevilerinden kurtulmuş <br />
 olmak, tasarruflarında nefsin nasibini ortadan kaldırmak has kulluktur. <br />
 Ve bu kulluk, rütbe, devlet ve saadetlerin en büyüğüdür.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A) Haram Kılınan Naslar ve Hikmeti: </span></span><br />
 <br />
 Kur’ an – ı Kerim’ de haram olan yiyecekler bazı ayetlerde <br />
 özetlenerek, bazısında ise teferruata girilerek ifade edilmiştir. <br />
 Birinci nevi ayetlerde “Boğazlanmadan ölmüş hayvan, vücuttan akmış kan, <br />
 domuz ve Allah’ tan başkası adına kesilmiş hayvanlar” olmak üzere haram <br />
 yiyecekler dört adettir. ( El Bakara 2/172-173, El- En, am 6/145)<br />
 <br />
 “Leş, kan, domuz eti, Allah’ tan başkası adına kesilenler – canları <br />
 çıkmadan önce kesememişseniz – boğulmuş, bir yerine vurularak <br />
 öldürülmüş, düşüp yaralanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, <br />
 yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olanlar, dikili taşlar üzerine <br />
 boğazlananlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı; <br />
 bunlar fasıklıktır.” ( El-Maide 5/3) mealindeki ayette etleri haram <br />
 olan hayvanların on çeşit olduğunu görüyoruz. Ancak bunlardan 5. ile 9. <br />
 hayvanlar “boğazlanmadan ölmüş hayvan” mefhumuna dahildir. Dördüncü ve <br />
 onuncu ise “Allah’ tan başkası adına kesilen” nevi içinde yer <br />
 almaktadır.<br />
 <br />
 Bunların haram kılınmalarının sır ve hikmetine gelince, önce bütün <br />
 haramlara şamil bir parantez açmak, sonra mevzuumuza dönmek uygun <br />
 olacaktır. Allah ve Rasulü ve dolayısı ile hak dinler bazı yiyecek, <br />
 içecek şeyleri, bir kısım iş ve davranışları haram kılmış, <br />
 yasaklamışlardır. Bunların bir kısmının hikmetini, haram kılınış <br />
 sebeplerini açıklamışlar, bazılarını ise açıklamamışlardır. Açıklanan ve<br />
 deneyerek anladığımız yüzlerce haram ve yasağın, fert ve cemiyet <br />
 halinde insanların faydasına, iyiliğine olduğunu, ebedi saadetlerini <br />
 hedef aldığını görünce insaflı bir düşüncenin şu neticeye varması zaruri<br />
 oluyor: “Aklımızın ve bilgimizin kavrayabildiği bunca haramda, bu <br />
 ölçüde büyük hikmet faydalı olduğuna göre, aynı kaynaktan gelen diğer <br />
 yasaklarında – şimdilik bilgimiz dışında kalan – hikmetleri olacaktır” <br />
 İnsanlar yasaklama ve engellemeleri – en azından başlangıçta – zararı <br />
 çekmeden önce değil, zararı denedikten ve ayıcı çektikten sonra <br />
 olabilmektedir. İnsanın ruh beden sağlığı üzerindeki çalışmalar, <br />
 insanlık tarihi kadar eskidir. Mesela bin yıllık amiyane tecrübe ve otuz<br />
 yıllık da ilmi araştırma sonunda bir yiyecek veya içeceğin insan <br />
 sağlığı için zararlı olduğu anlaşılırsa, bu zarar bu kadar uzun bir <br />
 zaman sineye çekilmiş olmaktadır. Daha önce aynı şekilde bilmek imkanı <br />
 olsaydı elbette tedbirler de o zaman başlayacak, zarar asgari ye <br />
 inecekti. Durum böyle olunca ihtimaliyet hesabı – ilmi ölçülere göre <br />
 zararını bilemediğimiz fakat – ciddi bir kaynağın ( Din kaynağı) zararlı<br />
 veya haram olduğunu bildirdiği şeylerden çekinmemizi gerektirir. Böyle <br />
 bir ihtimali hiçe saymak ve zararını ilmen bilemediğimiz bir şeyi <br />
 sakınmadan yemek için insanlığın, bilinebilecek her şeyi bilmiş, meçhulü<br />
 kalmamış olması gerekir. Halbuki doğu ve batının ilim adamları, <br />
 insanlığın bildiğinin, bilmediği yanında denizden bir damla, güneşten <br />
 bir ışıncık kadar olduğunu itiraf etmektedirler.<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B) Haram Kılınan Yiyecekler </span></span><br />
 <br />
 1. Kendiliğinden Ölmüş Hayvan ( Meyte)<br />
 <br />
 “Meyte” den maksat, insanlar tarafından yenilmek üzere kesilmiş ve <br />
 öldürülmüş olmayıp müdahalesiz ölen kara hayvanıdır. Haram kılınış <br />
 hikmeti için şunlar kaydedilebilir:<br />
 <br />
 a) Tarih boyunca insanlar bundan tiksinmiş ve bütün semavi din salikleri böyle hayvanları yememişlerdir.<br />
 <br />
 b) Müdahalesiz ölen hayvanlar genellikle şiddetli zayıflık, zehirlenme <br />
 ve mikrobik hastalıklar sebebi ile ölürler. Bunların yenmesi tehlikeli <br />
 neticeler doğurabilir.<br />
 <br />
 c) İnsanlar bu hayvanları yemeyince yaşayan kuşlar ve hayvanlar gıda bulma imkanına kavuşurlar.<br />
 <br />
 d) Murdar ölen hayvanı yiyemeyeceğini bilen sahibi onun bakım ve tedavisine dikkat eder, kendi haline bırakmaz.<br />
 <br />
 2. Akmış Kan<br />
 <br />
 Hayvan şer’ i usulüne göre boğazlanınca vücuttaki kanın büyük bir kısmı <br />
 dışarıya akar, az bir miktar da ince damarlarda kalır. İşte bu dışarıya <br />
 akan kanı yemek, içmek haramdır. İnce damarın içinde, dalak, ciğer gibi <br />
 uzular da kalan kan ise akmış sayılmadığından, et ve sakatat ile <br />
 birlikte yenir.<br />
 <br />
 3. Domuz<br />
 <br />
 Domuz tabiatı icabı pislik, ekşimiş, kokuşmuş nesneler yiyen, pislik <br />
 içinde yüzen bir havyadır. Bu sebeple de eti, başta trişin ve tenya <br />
 olmak üzere bir çok mikroba yuvalık etmektedir. Bu hayvanı özel bakıma <br />
 tabi tutmak ve etini tıbbi kontrolden geçirmek sureti ile muhtemel <br />
 zararın önlenebileceği iddiasına karşı iki şey söylenebilir.<br />
 <br />
 a) Bu tedbirler her zaman, her yerde ve her yiyen tarafından alınamaz, alınamamıştır.<br />
 <br />
 b) Umumi mütalaada da işaret ettiğimiz üzere domuzun haram kılınmasının <br />
 hikmeti bizim bu güne kadar bildiklerimizden ibaret değildir. Dün <br />
 bilinmeyenler bugün biliniyor; yarınlarda bugünün meçhullerini – kısmen <br />
 de olsa – aydınlığa kavuşturacaktır.<br />
 <br />
 4. Allah’ tan Başkası Adına Kesilenler<br />
 <br />
 İnsan hayatına ancak Allahu Teala son verir. Hayvanların hayatına son<br />
 vermek, yine Allah’ın kudreti ve iradesi ile olmakla beraber insanlar, <br />
 faydalanmak için öldürme fi’ilini işlerler. Bu fi’ilie izin veren de <br />
 Allahu Teala’dır. Hayvanı öldürürken O’nun ismini anmak bu izni <br />
 tazelemek, ölümün O’nun kudret ve iradesi ile olduğunu hatırlamaktır. <br />
 Putlara, uydurma mabutlara kesilen, bunların adı anılarak boğazlanan <br />
 hayvanlar yenmez; çünkü yaratan ve öldüren Allah’tır, halbuki kesim <br />
 O’nun iznine ve ismine dayanmamıştır. Bu yasak aynı zamanda <br />
 putperesliğin önünü kazımak ve tevhidi perçinlemek hikmetini taşır.<br />
 <br />
 5. Meyte Sayılanlar<br />
 <br />
 İlgili ayet, boğazlanmadan, başka sebeplerle öldürülen ve ölen <br />
 hayvanların da yenmeyeceğini ifade ediyor. Bunların haram oluş hikmeti <br />
 meytenin ki ile ortaktır. Ayrıca hayvan artığını yemek insanın yüce <br />
 vasıflarına ters düşmektedir.<br />
 <br />
 6. Diğer Kara Hayvanlarında Helal Ve Haram Olanlar<br />
 <br />
 Yukarıda mealini verdiğimiz ayet sarih ve kesin olduğu için fukaha <br />
 meskür dört şeyin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunların dışında <br />
 kalan hayvanlara gelince: Kur’an-ı Kerim’de Resul-ü Ekrem ( s.a.v.)’i <br />
 kasdederek “Onlara temiz şeyleri helal kılar, pis şeyleri de haram <br />
 kılar.” ( El-A’raf 7/157) buyuruyor. Burada pis şeyler diye tercüme <br />
 ettiğimiz “el habais” ın tefsirinde müctehidler ihtilaf etmişlerdir.<br />
 <br />
 Bazı müctehidlere göre, Allah ve Resülü’nün haram kıldıklarıdır, yani <br />
 haram oldukları hakkında ayet veya hadis bulunan şeylerdir: Bu sebeple <br />
 haşerat, kurbağa, yengeç, kaplumbağa gibi hayvanlar haram değildir.<br />
 <br />
 Ebu Hanife, Şafii gibi müctehidlere göre ise “habis” umumiyetle <br />
 insanların ( veya Kur’an-i Kerim nazil olduğu sırada arap toplumunun) <br />
 tiksindiği, iğrendiği şeylerdir; dolayısı ile yukarıda sayılan canlılar <br />
 ve benzerleri haramdır. Pislik ve leş yiyen hayvanlarda “habisler” <br />
 içinde mütalaa edilmiştir.<br />
 <br />
 Hz.Peygamber ( s.a.v.) hayber günü ehli eşek etini yasaklamıştır. ( <br />
 Buhari, Müslim) Bu nas sebebiyle cumhura göre ehli eşek ve katır <br />
 haramdır. At, Ebu Hanife’ye göre helal değildir. İmameyne ve Şafii’ye <br />
 göre helaldır.<br />
 <br />
 Resulullah ( s.a.v.)’in bütün köpek dişli yırtıcılar ile yırtıcı pençesi<br />
 olan kuşları yemeği yasakladığı rivayet edilmiştir. ( Müslim, Ebu <br />
 Davud, Tirmizi) Hanifiler bu hadiste geçen “siba” kelimesini “et <br />
 yiyenler” şeklinde anlamışlar ve bu nevi hayvanları haram saymışlardır. <br />
 İmam Şafii “insanlara saldıran ve parçalayan”, şeklinde anladığı için <br />
 tilki ve çakalı istisna etmiştir. İmam Malik yırtıcılar için haram <br />
 yerine “mekruh” tabirini kullanmıştır.<br />
 <br />
 7. Deniz Hayvanları<br />
 <br />
 Ulemanın ekseriyeti deniz hayvanlarının helal olduğu görüşündedirler. <br />
 Ancak karada yaşayan ve yenmesi haram olan insan, domuz, köpek, ayı gibi<br />
 hayvanların ismini taşıyan deniz hayvanlarında ihtilaf etmişlerdir; <br />
 bazıları bunların helal olmadığını ifade etmişlerdir. İmam Malike göre <br />
 yalnızca deniz domuzu mekruhtur.<br />
 <br />
 Deniz hayvanları için helal sınırını çok geniş tutan bu görüşün delili <br />
 ayetlerdir: “Taze ete yemeniz, takındığınız süsleri edinmeniz ve <br />
 Allah’ın bol nimetlerinden faydalanmanız için denize-ki gemilerin onu <br />
 yara yara gittiğini görürsün-boyun eğdiren de O’dur…” ( el-Maide 5/96)<br />
 <br />
 Hanifilere göre deniz hayvanlarından yalnızca-bütün ne-vileri de-balık <br />
 helaldır. Bu hayvanın boğazlanması gerekmez, kendiliğinden ölen yenmez. <br />
 Dalga, taş, havasızlık, avlanma gibi sebeplerle öleni yenir. Diğer deniz<br />
 hayvanları da iğrençtir, yahut da-boğazlanmadığı için-meyte <br />
 hükmündedir. ( el-ihtiyar, cüz:V, s.13 vd)<br />
 <br />
 C ) İstisnalar<br />
 <br />
 1. Balık ve çekirge:<br />
 <br />
 Balık ve benzeri deniz hayvanları ile kara hayvanlarında çekirge <br />
 boğazlanmaz; bunların boğazlanmadan ölenlerini yemek helaldir. <br />
 Peygamberimiz ( s.a.v.)’den deniz suyu sorulunca: “Onun suyu temiz, <br />
 meytesi de helaldir” buyurmuşlardır. ( Ebu Davud, Nesai, Tirmizi) “Deniz<br />
 avı ve onu yemek size helal kılındı” ayetinde geçen “taan” kelimesini <br />
 HZ.Ömer ve İbn Abbas “boğazlanmadan ölen deniz hayvanı” diye tefsir <br />
 etmişlerdir. Boğazlanmasında güçlük bulunduğu için çekirge de <br />
 boğazlanmada yenir. İbn Ebi Evfa’n“Resulullah ile beraber çekirge <br />
 yiyerek yedi gazve yaptık” sözü bu hükmün nakli delilidir. ( Tirmizi, <br />
 Buhari, Nesai)<br />
 <br />
 2. Meytenin derisi kemiği ve kılı:<br />
 <br />
 Murdar ölen hayvanın etini yemek haram olmaklşa beraber deri, boynuz, <br />
 kemik, kıl gibi kısımlarında faydalanmak mübahtır. İbn Abbas’ın <br />
 rivayetine göre Hz.Meymune validemizin bir azatlısına bir koyun <br />
 verilmiş, oda ölmüştü. Hadisenin üzerine gelen Resulullah ( s.a.v.) <br />
 “Derisini alıp tabaklayarak ondan faydalansaydınız ya!” buyurunca: “O <br />
 murdar ölmüştir” dediler. Peygamberimiz ( s.a.v.)’de “yalnızca yenmesi <br />
 haram kılındı” yalnızca yenmesi haram kılındı” buyurdular. ( Müslim, Ebu<br />
 Davud, Nesai, Tirmizi)<br />
 <br />
 “Hangi deri tabaklansa temiz olur hadisi de ( Müslim, K.el-Hayz,25) <br />
 tabaklanan bütün derilerin temiz olduğunu ifade etmektedir. Zahiriler bu<br />
 hadise dayanarak domuz ve köpek derisini de tabaklamanın temiz <br />
 kılınacağını kabul etmişlerdir. Ebu Yusuf’tan aynı görüş nakledilmiş, <br />
 Şevkani de bunu tercih etmiştir. Cumhura göre domuz derisini tabaklamak <br />
 da temiz kılmaz.<br />
 <br />
 3. Zaruret hali :<br />
 <br />
 Zaruret halinden maksat açlık ve susuzluğu giderecek, hastalığı tedavi edebilecek helal bir nesnenin bulunmaması halidir. <br />
<br />
 a) Açlık ve susuzluk :<br />
 <br />
 Daha önce mealini verdiğimiz ayet ( el Maide-3) açlığa doğrudan temas <br />
 ettiği için fukuha gıda zaruretini ittifakla kabul etmiştir. Bazıları <br />
 darda kalma müddetini 24 saatle sınırlandırmışlardır; buna göre 24 saat <br />
 helal yiyecek ve içecek bulamayan kimse haram yiyebilir. İmam Malik’e <br />
 göre doyuncaya kadar yer ve yanına da bir miktar alır. Diğerlerine göre <br />
 ancak hayatını devam ettirecek kadar yiyebilir.<br />
 <br />
 b) Tedavi zarureti :<br />
 <br />
 Kullanılması haram olan ilaçları, başkası bulunmadığı zaman kullanmanın <br />
 caiz olup olmadığı konusunda iki görüş vardır: “Allah şifanızı, size <br />
 haram kıldığı şeylerde kılmadı.” ( Buhari, K.el-Eşribe:15) Hadisine <br />
 dayananlara göre haram ile tedavi caiz değildir. İlacın da gıda gibi <br />
 hayatın zaruri ihtiyacı olduğunu ileri sürenlere göre darda kalan haram <br />
 ile tedavi görür. Resul-i Ekrem ( s.a.v.) erkeklere ipek giymeyi haram <br />
 kıldığı halde, cilt hastalığı dolayısı ile bazı sahabilere izin <br />
 vermişlerdir. ( Buhari el-Libas,29;K. El-cihat,91.) yukarıdaki hadis <br />
 helal ilacın bulunması haline aittir. Helal bulunmayınca, tedavi için <br />
 kullanılan ilaç mübah olduğu için hadisin şumülüne girmez.<br />
 <br />
 Bu nevi ilaçları kullanma ruhsatının şartları vardır:<br />
 <br />
 aa) Kullanılmadığı taktirde sıhhati tehdit eden gerçek bir hastalık bulunacak. <br />
 <br />
 ab) Yerine geçen helal bir ilaç bulunmayacak. <br />
 <br />
 ac) Dindarlığına ve ihtisasına güvenilir, bir doktor tavsiye etmiş <br />
 olacak. Organ nakli, karı-koca arasında olmak şartı ile sun-i aşılama ( <br />
 tüp bebeği), otopsi vb. de tedavi zarureti sebebiyle caiz olmaktadır. <br />
 <br />
 c) Başkasında varsa<br />
 <br />
 Helal yiyecek ve içeceği olmayan Müslüman bunu çevresinde, mensup <br />
 bulunduğu toplum parçasında bulabiliyorsa darda kalmış sayılmaz. İslam <br />
 hususi mülkiyeti tanımış ve korumuştur; ancak bu hak sınırsız değildir. <br />
 Sınırlardan biriside zaruret halinde kendini gösterir. Yanında kendi <br />
 ihtiyacından fazla yiyecek ve içeceği olan Müslüman bunu darda kalana <br />
 vermek mecburiyetindedir. Vermez ise karşı taraf zorla alabilir, doğacak<br />
 mes’uliyet vermeyene aittir. ( İbn Hazım, el-Muhalaa, C.VI, s.159)<br />
 <br />
 d) Boğazlama ( Zebh ve Nahr):<br />
 <br />
 Eti yenen kara hayvanları, insanların kolayca tutup kesebilecekleri ehli<br />
 hayvanlar ve kolay yakalanamayan vahşi hayvanlar olmak üzere iki gruba <br />
 ayrılır. Birinci gruptakilerin yenebilmeleri için usulüne uygun <br />
 boğazlamanın bazı şartları vardır:<br />
 <br />
 1) Kesim, kanı akıtacak ve kesilmesi gereken yerleri kesecek şekilde <br />
 keskin bir aletle yapılacak; bunun demir, ağaç, taş…. olması mümkündür; <br />
 önemli olan keskinliktir. Resul’i Ekrem ( s.a.v.)’nin Adiy Bin Hateme <br />
 hitaben “Kanı istediğin şekilde akıt ve üzerine besmele çek!” buyurması <br />
 bu hükmün delilidir. ( Ebu Davud, İbn Mace, Ahmed, Müsned 4/256) <br />
 <br />
 2) Eksiksiz bir boğazlamada ( Zebh) nefes borusu, bunun iki yanındaki<br />
 iki atardamar ve yemek borusunun kesilmesi gerekmektedir. Hanifilere <br />
 göre üçünün kesilmesi yeterlidir. Peygamberimiz ( s.a.v.), bulunduğu bir<br />
 yerden kaçan ve yakalanmayan bir deve oklanmış, Resulullah bunu tasvip <br />
 ettiği gibi, böyle durumlarda aynı şeyin yapılmasını emir buyurmuştur. (<br />
 Buhari, K.ez-Zebaih, 15-18-23) <br />
 <br />
 3) Kesim sırasında Allah’tan başkasının ismini anmamak ve O’ndan başkası için ( kurban olarak) kesmemek.<br />
 <br />
 4) Keserken Allah’ın adını anmak. “Eğer O’nun ayetlerine iman etmiş <br />
 iseniz, üzerine Allah’ın ismi anılan şeylerden yiyiniz.”( el-En’am 6/118<br />
 ) “Üzerine Allah’ın ismi anılmayan şeyden yemeyin…….” ( el-En’am 6/121)<br />
 ayetleri ile “Kanı akıtılan ve üzerine besmele çekileni yiyiniz” ( <br />
 Buhari ez-Zebaih,15) mealindeki hadisler bunu gerekli kılmaktadır. <br />
 <br />
 Fukaha besmelenin şart olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir.<br />
 <br />
 a) Zahirilere göre hakkındaki nasslar sebebiyle Allah’ı anmak kayıtsız şartsız gereklidir. <br />
 <br />
 b) Ebu Hanife, Malik, Sevri gibi müctehidlere göre unutulmadığı <br />
 taktirde besmele şarttır; unutularak terk edilmiş ise kesilen yenir; <br />
 Çünkü “Ümmetimden yanılma, unutma ve zorla yaptıklarının mes’ulüyetleri <br />
 kaldırılmıştır.” hadisi vardır. ( İbn Mace, Buhari, Ebu Davud, Tirmizi) <br />
 <br />
 c) İmam Şafii’ye göre keserken besmele farz ve şart olmayıp <br />
 mendubtur; Çünkü Resul-i Ekrem ( s.a.v.)’e : “Bize et getiriyorlar; <br />
 keserken besmele çekip çekmediklerini bilmiyoruz; bunu yiyelim mi? <br />
 Yemiyelim mi? Diye sorulmuş; “Allah’ın adını anın ve yiyin” <br />
 buyurmuşlardır. ( Buhari, ez-Zebaih) <br />
 <br />
 d) Boğazlama da aranan şartların hikmeti hayvana fazla acı çektirmeden <br />
 ölmesini sağlamak olsa gerektir. Peygamberimiz ( s.a.v.)’in tabii <br />
 halinde boynuz ve diş ile kesmeyi men etmesi, kesim aletini hayvanın <br />
 görmediği bir yerde bilemeyi ve ona şevkatle davranmayı tavsiye eden <br />
 ifadeleri de bunu göstermektedir. ( El-Kardavi el-Helal ve’l Haram)<br />
 <br />
 5. Keseni Müslüman veya ehl-i kitap olması: Ehl-i kitap, Yahudi ve <br />
 hristiyanlar gibi aslında bir hak dine bağlı ve peygamberlerine tabi <br />
 iken, zaman içinde hak dinden uzaklaşan ve son peygamber ( s.a.v.) <br />
 bağlanmayan kimselerdir. Bunlar, temelinde hak dine inanmamış olan <br />
 müşrik ve putperestlerden farklı tutulmuş, yiyecekleri Müslümanlara da <br />
 helal kılınmıştır. “Bugün size temiz ve faydalı şeyler helal kılındı, <br />
 kitap verilenlerin yiyecekleri size, sizin yiyecekleriniz de onlara <br />
 helaldir” ( el-Maide 5/5) Bu ayet umumi manadadır; Domuz, şaraf, meyte <br />
 gibi aslı haram kılınmış yiyecekler dışında kalanların hepsine şamildir.<br />
 <br />
 Ancak burada birkaç noktayı aydınlatmak gerekir.<br />
 <br />
 a) Yahudi ve hristiyanların dışında kalanlardan Mecusiler fukahanın çoğuna göre müşrik sayılır ve kestikleri yenmez.<br />
 <br />
 b) Kesicinin hayvanı keserken ne söylediği anlaşılmaz ve duyulmazsa <br />
 kestiği hayvanın eti yenilebilir kabul edildiği gibi, keserken Allah’tan<br />
 başka birinin ( mesala Mesih’in) adı anılarak kesilirse bunu duyan <br />
 kesilen hayvanın etini yiyemez.<br />
 <br />
 c) İslam alimlerinin çoğuna göre ehl-i kitabın boğazlama şekli, <br />
 Müslümanların ki gibi olacak, yani keskin bir aletle boğaz kesilecek. <br />
 <br />
 -------------------<br />
 <br />
 Öncelikle şunu bilmemiz gerekiyor ki İslamiyet’te haramların ve helallerin ne olduğunu sadece Allah belirler.<br />
 <br />
 Peygamberlerin bile herhangi bir şeyi haram kılma ya da helal sayma gibi<br />
 bir yetkisi yoktur. Onlar sadece Allah’ın emir ve yasaklarını, koyduğu <br />
 haramları ve helalleri yer yüzünde yaşayan insanlara bildirmek için <br />
 birer aracıdır. İslamiyet’te Allah’tan başka hiç kimsenin de helalin ya <br />
 da haramın ne olacağını belirleme yetkisi yoktur ve olamaz.<br />
<br />
 <br />
 Hatta Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi “haram” ilan etmek ya da <br />
 Allah’ın helal kabul etmediği bir şeyi “helal” kabul etmek son derece <br />
 çirkin bir davranış olarak görülmüş, haddi aşmak olarak kabul <br />
 edilmiştir. Bunların ötesinde günah olarak kabul edilmiştir. Helal ve <br />
 haram son derece önemli konular ve hassas dengelerdir. Allah’ın haram <br />
 kıldığı bir şeyi helal kabul edenlerin yolundan gitmek “şirk” olarak <br />
 görülmüştür. ( Hangi Davranışlar Şirke Girer?) Yani Allah’tan başkasını <br />
 ilah edinmek. Ve bu da Allah’ın affetmeyeceği iki günahtan birisidir. <br />
 Diğeri kul hakkına girmektir. Elbette ki tövbe edip hal ve <br />
 davranışlarını düzeltenlerin affolunacağını Allah insanlara Kuran – ı <br />
 Kerim’de bildirmiştir.<br />
 <br />
 Haram demek yapılması bizzat Allah tarafından yasaklanmış eylemler <br />
 demektir. Allah’ın peygamberleri aracılığıyla kullarına yasak ettiği, <br />
 izin vermediği davranışların bile bile yapılması demektir. Yapıldığı <br />
 takdirde günah vardır. Örneğin; içki içmek, kumar oynamak, zina yapmak.<br />
 <br />
 Helal ise, Allah tarafından serbest bırakılmış, yapılmasına izin verilen eylemlerdir.<br />
 <br />
 Haram kılınmış bir şey herkes tarafından zamanla helal bir davranış gibi<br />
 algılanıp yapılsa da, bu konuda getirilmiş ayetler hiçbir zaman <br />
 değişmez. Allah yasak kıldığı şeyleri yapan kulları sevmez. Ancak <br />
 zamanla haramdan uzaklaşıp tövbe eden kulların affedileceği bizlere <br />
 Kuran’da müjdelenmiştir. Aynı şey, Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram<br />
 kabul edenlerin yolundan gidenler için de geçerlidir.<br />
 <br />
 Kuran-ı Kerim’deki Maide Suresi’nin 87. Ayetinde konuyla ilgili şu <br />
 sözler bulunmaktadır: “Ey İman edenler! Allah’ın sizin için helal <br />
 kıldığı güzel şeyleri ( kendi kendinize) haram kılmayın ve haddi <br />
 aşmayın. Şüphesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez.”<br />
 <br />
 Bazı insanlar süs eşyalarının haram olduğu konusunda gayet emindir. <br />
 Üstelik Allah’tan gelen böyle bir ayet olmadığı halde. Bakın Mümin <br />
 Suresi’nin 56. Ayeti’nde ne yazılıdır: “Allah’ın kulları için yarattığı <br />
 süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, <br />
 özellikle kıyamet gününde müminlerindir.”<br />
 <br />
 Ve Yunus Suresi’nin 59. Ayetinden de bir alıntı yaparak konumuzu <br />
 zenginleştirelim: “Ne oldu size de Allah’ın size rızık olarak indirdiği <br />
 şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?” De ki: “Allah mı size izin <br />
 verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”<br />
 <br />
 Allah’ın bizlere Kuran’da belirttiği haram ve helallerin sayısı bu <br />
 makalemize sığamayacak kadar çoktur. İşte bu yüzden, Hz. Muhammed ( <br />
 SAV)’in ölmeden kısa bir süre önce yaptığı “Veda Hutbesi”’nde en çok <br />
 vurguladığı haramlara değinmek istiyoruz.<br />
 <br />
 <br />
 Putperestlik ve Cinayet Hutbesi; Peygamber Efendimiz ( SAV)’in Veda <br />
 Hutbesi’nde ilk olarak dile getirdiği haram; putperestlik ve insanların <br />
 birbirini haksız yere öldürmesidir. Bakın Peygamber Efendimiz ( SAV)’in <br />
 bu konuyla ilgili sözleri nasıldır: “Sakın benden sonra eski <br />
 sapıklıklarınıza dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!”<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Faiz; İkinci olarak vurguladığı haram, faizdir. Her kim ki bir diğer<br />
 kişiden faiz amacıyla bir şey aldıysa onu hemen sahibine vermesini <br />
 emrediyor. Faizin her türlüsünün kaldırıldığını belirtiyor ve kaldırmış <br />
 olduğu ilk faizin de amcası Abbas’ın faizi olduğunu belirtiyor. Elbette <br />
 ki faiz amacıyla verilmiş ana paraların helal kabul edilip geri <br />
 alınabileceğini de ekliyor. Sadece faiz kısmını haram ilan ediyor.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Cahillik Adetleri ve Kan Davaları; Peygamberimizin üçüncü olarak <br />
 vurguladığı haram ise cahillik adetleri ve kan davalarıdır. Cahillik <br />
 dönemindeki adetlerin hepsini ayağının altına aldığını belirtiyor ve <br />
 bütün kan davalarını kaldırıyor. Ve ilk başta da kendi akrabalarının kan<br />
 davasını kaldırıyor. Ve şeytana her ne olursa olsun uyulmamasını orada <br />
 bulunan Müslümanlara buyuruyor.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Kadın Haklarına Uymamak; Daha sonrasında Peygamber Efendimiz ( <br />
 SAV)’in üzerinde durduğu en büyük haram, kadın haklarının <br />
 gözetilmemesidir. Onların hakkının yenmesidir. Erkeklerin, eşlerini <br />
 Allah’ın bir emaneti olarak aldığını belirtiyor ve de bu emanete çok iyi<br />
 bakılması gerektiğini emrediyor. Hem erkeklerin kadınlar üzerinde hakkı<br />
 olduğunu açıklıyor hem de kadınların erkekler üzerinde hak sahibi <br />
 olduğu konulara değiniyor.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Eşlerin Birbirine Karşı Görevi; Kadınların erkeklere karşı görevinin<br />
 yataklarına bir yabancıyı almamaları ve kocalarının hoşnut olmadığı, <br />
 sevmediği kişileri onların izni olmadan eve almamalarıdır. Erkeklerin <br />
 kadınlara karşı görevi ise, yukarıda sayılan kadın görevlerini <br />
 yapmadıkları sürece onlarla yatağa girmemeleri ve onları bu yoldan <br />
 sakındırmaya çalışmalarıdır. Ve onlara yiyeceklerini, giyeceklerini <br />
 temin etmektir. Müslümanlara Kuran – ı Kerim’i ve Peygamber sünnetlerini<br />
 emanet olarak bıraktığını, Müslümanların bunlara uydukça asla yoldan <br />
 şaşırmayacaklarını açıklıyor.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Cinayet ve Hırsızlık; Müslümanlara Müslüman’ın kanının ve malının <br />
 haram olduğunu belirtiyor. Elbette ki gönül rızasıyla alıp verdiğiniz <br />
 mallar bu haram kategorisine girmemektedir.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Miras; Her miras sahibine, mirastan kalan hakkın tas tamam <br />
 verilmesini de emretmiştir. Elbette burada belirtilen bütün haram ve <br />
 helaller Peygamber Efendimiz ( SAV)’e Hz. Cebrail aracılığıyla <br />
 bildirmiştir. Hz. Muhammed ( SAV) bu haram ve helalleri insanlara <br />
 duyuran bir aracıdır.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Soyunu İnkar Etmek veya Kendi Soyunu Üstün Kabul Etmek; Ayrıca, <br />
 insanın kendi babasını, soyunu inkar etmesini de yasaklamış; bunu <br />
 yapanları lanetlenmekle korkutmuştur. Ve bu kimselerin şahitliğinin <br />
 kabul edilmeyeceğini bildirmiştir. Ayrıca bu kimselerin tövbesinin de <br />
 kabul olunmayacağını söylemiştir. Bunun dışında üzerinde en çok durduğu <br />
 haramlardan biri de kendi soyunu, ırkını, sülale veya aileni <br />
 diğerlerinden üstün tutmaktır. Bu konuda insanları çok dikkatli bir <br />
 şekilde uyarmış ve hiç kimsenin bir diğerinden zenginlik, köken, ırk vb.<br />
 sebeplerle üstün olamayacağını ilan etmiştir. Asıl üstünlüğün, din ve <br />
 takva yönünden olduğunu belirtmiştir. Arap’ın Türk’e ya da Türk’ün <br />
 Kürt’e karşı bir üstünlüğü yoktur. Elbette ki kimin dini inancı daha <br />
 kuvvetli ise ve kim Allah’ın emir ve yasaklarına daha iyi uyuyorsa asıl <br />
 üstün olan odur dinimize göre.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Hiç Kimse İşlemediği Bir Günahtan Yargılanamaz; Peygamber Efendimiz (<br />
 SAV)’in üzerinde durduğu en önemli noktalardan birisi de, hiç kimsenin <br />
 kendi işlemediği bir suçtan ceza alamayacağıdır. Bir babanın işlediği <br />
 suçun cezasını evladı dahi çekemez. Çünkü o cehalet döneminde insanlar <br />
 başkalarının suçlarından ceza alabiliyorlardı ve Hz. Muhammed ( SAV), <br />
 Veda Hutbesi’nde bu konunun yasak olduğunu bildirmiştir.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Sayılan En Büyük Günahlar Nelerdir? </span></span><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 Kuran –ı Kerim’deki bütün haram ve helalleri burada tek tek <br />
 sayamayacağımız için, Peygamber Efendimiz ( SAV)’in ölmeden önce bir <br />
 “veda” manasında verdiği hutbeden helal ve haramları özenle seçerek, <br />
 helaller ve haramlar konusunda sizlere yardımcı olmaya çalıştık. Haram <br />
 sayılan bu günahların içerisinde bazıları vardır ki Hz. Muhammed ( SAV) <br />
 onlara özellikle değinmiş ve kullarının bu günahlardan uzak durmasını <br />
 emretmiştir.<br />
 <br />
 <br />
 Büyük günah sayılan bu davranışların başında ise şirk, cinayet, adam <br />
 öldürmek ve hırsızlık gelmektedir. Haram sayılan diğer bazı büyük <br />
 günahlar ise şu şekilde sıralanmıştır;<br />
 <br />
 <br />
 Allah’a şirk koşmak<br />
 <br />
 İnsan canına kıymak<br />
 <br />
 Başkasının malına, mülküne göz dikmek, hırsızlık yapmak<br />
 <br />
 Faiz yemek<br />
 <br />
 Zina yapmak<br />
 <br />
 Livata yapmak<br />
 <br />
 Duaların kabul olmayacağını zannedip, Allah’tan ümidi kesmek<br />
 <br />
 Kul hakkı yemek<br />
 <br />
 Emanete hıyanet etmek<br />
 <br />
 Yalan yere yemin etmek<br />
 <br />
 İnsanları Allah yolundan ayırmak<br />
 <br />
 <br />
 ---------------------------<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Helaller ile haramlar arasındaki şüpheliler nelerdir? Neler bizi tehlikeye sürükler? </span></span><br />
 <br />
 <br />
 “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” ( Tirmizî, Kıyâmet, 60)<br />
 <br />
 Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- harâma düşmemek ve ondan <br />
 tamamen uzaklaşmak gayesiyle, şüpheli şeylerden titizlikle kaçındığı <br />
 gibi, ümmetini de bundan sakındırır ve şöyle buyururdu:<br />
 <br />
 “Helâl olan şeyler belli, harâm olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin<br />
 arasında, halkın birçoğunun helâl mi, harâm mı olduğunu bilmediği <br />
 şüpheli şeyler vardır. Bunlardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş <br />
 olur. Sakınmayanlar ise zamanla harâma düşerler. Tıpkı, sürüsünü <br />
 başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu <br />
 arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi <br />
 yasak bir arâzisi vardır. Allâh'ın yasak arâzisi de harâm kıldığı <br />
 şeylerdir.” ( Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)<br />
 <br />
 Açık bir hüküm olmaması sebebiyle bazı konuların, helâl mi yoksa harâm <br />
 mı olduğu ilk bakışta bilinemeyebilir. Peygamber Efendimiz ( asm), <br />
 insanların birçoğunun bunları bilemeyebileceğini ifâde etmiştir. İslâm <br />
 âlimleri bunları, bilinen benzeri konulara kıyas ederek açıklığa <br />
 kavuşturmuşlardır. Dolayısıyla, durumu böyle şüpheli olanlardan kaçınmak<br />
 gerekmektedir. Çünkü kaçınılan şey, harâm ise ona bulaşmaktan korunmuş <br />
 olur. Helâl ise, takvâ niyetiyle terkedilmiş olur ki bunun bir zararı <br />
 olmaz.<br />
 <br />
 Şüpheli şeyler, bir konuda ya delillerin teâruzuyla veya âlimlerin <br />
 ihtilafıyla ortaya çıkar. Bunlar “mekrûh” veya “mübâh” olan şeylerdir.<br />
 <br />
 Mekrûh, kul ile harâm arasında bulunan bir eşiktir. Hayâtında mekrûha <br />
 çokça yer veren kimse, harâma düşme tehlikesi ile yüz yüzedir. Mübâh da,<br />
 kul ile mekrûh arasında yer alan bir eşiktir ki buna çokça yer veren de<br />
 mekrûha düşer. Dolayısıyla helal bile olsa, kişiyi mekrûha veya harâma <br />
 düşüreceğinden korkulan işleri yapmaktan kaçınmak gerekir.<br />
 <br />
 Mekruhu işleme alışkanlığı kişiyi, aynı cinsteki harâm olan veya bir <br />
 şüphe bulunan yasağı işlemeye sev keder. Bu ise, verâ nurunu eksilterek <br />
 kalbin kararmasına sebep olur. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulmuştur:<br />
 <br />
 "...Kim şüpheli olduğunu sezdiği bir şeyi terkederse, harâmlığı <br />
 belli olan şeyi daha çok terk eder. Kim de şüphelendiği şeyi yapmada <br />
 cü'retkâr olursa, harâmlığı açık olan şeye düşmesi daha kolaydır.” ( <br />
 Buhârî, Buyû, 2)<br />
 <br />
 Şüpheli konular etrâfında dolaşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu <br />
 Peygamber Efendimiz ( asm), çoban ve koruluk misâliyle en güzel şekilde <br />
 beyân etmiştir. Efendimizin ( asm) şüpheli şeylerden sakınmasıyla <br />
 alâkalı pek güzel misâller vardır. Bir defâsında yolda bir hurma bulmuş <br />
 ve:<br />
 <br />
 “Bu hurmanın sadaka olması ihtimâlinden korkmasaydım, onu yerdim.” buyurmuştur. ( Buhârî, Büyû, 4; Müslim, Zekât, 164)<br />
 <br />
 Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi'nin şahsına münhasır husûsiyetlerinden biri de, <br />
 zekât ve sadaka kabul etmemesidir. Çünkü zekât, Peygamberimiz ( asm) ve <br />
 onun temiz Ehl-i beyti için haram kılınmıştı.<br />
 <br />
 Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem -'in , yolda bulduğu bir <br />
 hurmayı, belki birinin sadaka vermek üzere ayırdığı hurmalardan <br />
 düşmüştür, düşüncesiyle yemediğini görüyoruz. Bu durum, onun bizzat <br />
 toplumda yerleştirmek istediği kâidelere dikkatle uyduğunu ve şüpheli <br />
 şeylerden büyük bir titizlikle sakındığını göstermektedir. Burada dikkat<br />
 çeken nüktelerden birisi de, Efendimiz'in ( asm) yere düşen bir <br />
 hurmanın bile zâyi olmasına rızâ göstermeyerek isrâfı engelleme gayreti <br />
 içinde bulunmasıdır.<br />
 <br />
 Allâh Teâlâ'nın bize helâl kıldığı nimetler sayılamayacak kadar çoktur. <br />
 Bunlarla yetinmeyip harâm olma ihtimâli bulunan şeylere yönelmek, <br />
 kulluğa yakışmayan bir davranıştır.<br />
 <br />
 Öte yandan kullanılması şüpheli olan şeylerden sakınacağım diye helâl <br />
 olan nimetlerden uzak durmak veya helâl olan nimetler hakkında vesveseye<br />
 düşüp gereksiz tereddütlere kapılmak ve böylece Müslümanları sıkıntıya <br />
 sokmak da doğru değildir.<br />
<br />
 Müslümanın bozulmamış selim vicdânı iyilikle kötülüğü, şüpheli olan <br />
 şeyle şüpheli olmayanı ayırabilecek bir özelliğe sâhiptir. Mü'min, <br />
 içinde çınlayan bu ilâhî sese kulak vermelidir. Bu gerçeğe işaret eden <br />
 şu hâdise ne kadar mühimdir:<br />
 <br />
 Vâbisa bin Ma'bed -radıyallâhü anh- diyor ki, birgün Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-' in huzûruna varmıştım. Bana:<br />
 <br />
 “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu.<br />
 <br />
 "Evet!" dedim. O zaman şunları söyledi:<br />
 <br />
 “Kalbine danış. İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını tasdik <br />
 ettiği şeydir. Günâh ise içini tırmalayan ve başkaları sana «Yap!» diye <br />
 fetvâlar verseler bile, içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” ( <br />
 İbn-i Hanbel, IV, 227-228; Dârimî, Büyû, 2)<br />
 <br />
 Yapılan bir iş gönülde huzûrsuzluk doğuruyor ve o işin başkaları <br />
 tarafından duyulması istenmiyorsa, o hareket mutlaka şüphelidir, <br />
 çirkindir ve yapılmaması gerekir. Çünkü insanların çoğu, yaptıkları <br />
 iyiliğin duyulmasını, bu sebeple kendilerine gıpta ve hayranlıkla <br />
 bakılmasını isterler. Bu, herkesin rahatlıkla kullanabileceği şaşmaz bir<br />
 ölçüdür. Dolayısıyla, yapılan bir hareketin günâh olup olmadığı <br />
 husûsunda şüpheye düşmek bile, o hareketi terk etmek için yeterli bir <br />
 sebeptir. Bu ölçüden hareketle mü'min, herhangi bir işi yapmaktan dolayı<br />
 gönlünde bir rahatsızlık hissediyor, içini bir şüphe ve tedirginlik <br />
 kemirip duruyorsa, derhal o işten vazgeçmelidir.<br />
 <br />
 Peygamber Efendimiz ( asm), bu sahâbîye iyiliğin ne olduğunu kalbine <br />
 danışarak öğrenmesini tavsiye ederek, günâh ve ihtiraslarla zedelenmemiş<br />
 bir kalbin iyiyi kötüden ayırt edebileceğini söylemiştir. Göğsünde <br />
 İslâm sevgisi bulunan kimsenin, Allâh'ın lûtfettiği ilâhî bir nûra sâhip<br />
 olduğunu ifâde eden âyet-i kerîme de ( Zümer 39/22) bu gerçeği tasdik <br />
 etmektedir. Peygamber Efendimizin ( asm) mübârek parmaklarıyla <br />
 Vâbisa'nın göğsüne vurarak ısrarla; “Gönlüne sor, kalbine danış!” <br />
 buyurması, herkesin kendi problemini daha iyi bileceğini göstermekte, <br />
 içinde bir şüphe ve tereddüt uyanınca da, o işten süratle uzaklaşması <br />
 gerektiğini belirtmektedir.<br />
 <br />
 Ashâb-ı kirâmdan Ukbe bin Hâris -raddıyallâhü anh-'ın başından geçen şu <br />
 olay, şüpheli işlerden uzak durma mevzuunda Allâh Resûlü'nün ( asm) <br />
 kesin tavrını en açık bir şekilde ortaya koymaktadır:<br />
 <br />
 Ukbe bin Hâris, Ebû İhâb bin Azîz'in kızı ile evlenmişti. Bu olay üzerine bir kadın geldi ve:<br />
 <br />
 "Ben Ukbe'yi de, evlendiği kadını da emzirmiştim." dedi. Ukbe o kadına:<br />
 <br />
 "Beni emzirdiğini bilmiyorum. Üstelik bunu bana daha önce de hiç <br />
 söylemedin." dedi. Sonra da bineğine atlayıp Resûlullâh Efendimize ( <br />
 asm) danışmak üzere Medine'ye geldi. Meseleyi hemen Efendimize ( asm) <br />
 açtı. Allâh Resûlü:<br />
 <br />
 “Mâdem ki böyle deniyor, o kadınla nasıl evli kalabilirsin?” <br />
 buyurunca, Ukbe ile karısı ayrıldı ve kadın bir başkasıyla evlendi. ( <br />
 Buhârî, İlim, 26)<br />
 <br />
 İslâm, süt kardeşle evlenmeyi, aynen kan kardeşle evlenmek gibi haram <br />
 kılmıştır. Evlenecek kimselerin bunu iyice tetkik etmeleri ve şüpheye <br />
 düşürecek ihtimallerden uzak durmaları gerekmektedir. Hadîs-i şerîf, <br />
 şüphe kıskacının insanı devamlı surette huzûrsuz edeceğini, böyle <br />
 yaşamaktansa bu evliliğe son verip gönlü huzûra kavuşturmanın daha <br />
 isâbetli olacağını söylemektedir. Bu bakımdan, Resûlullâh -sallallâhu <br />
 aleyhi ve sellem-, ümmetini harâmlardan uzak tutabilmek için, onlara <br />
 şüpheli şeylerden de sakınmalarını tavsiye eder ve:<br />
 <br />
 “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” buyururdu. ( Tirmizî, Kıyâmet, 60)<br />
 <br />
 Şüpheli şeylerden sakınmanın insan mâneviyâtına tesîrini ortaya koyan şu hadîs-i şerîf ne kadar mühimdir:<br />
 <br />
 “Bir kul günâha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bâzı<br />
 şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz.” ( <br />
 Tirmizî, Kıyâmet, 19)<br />
 <br />
 Bir Müslümanın hedefi, muttakî olabilmektir. Yani, Allâh'a derin bir <br />
 saygı duyan ve O'nun rızasını kaybetmekten sakınan kimseler seviyesine <br />
 ulaşmak ve dünyâya vedâ edip giderken de Allâh Teâlâ'nın rızâsını <br />
 kazanmış olabilmektir. Bu hedefe varabilmek için, "acaba bilerek veya <br />
 bilmeyerek bir günâh işler de, Allâh katındaki değerimi kaybeder miyim" <br />
 diye dikkatli ve titiz davranması gerekir. Efendimizin ( asm) buyurduğu <br />
 gibi, yapılması ilk planda sakıncalı görünmeyen bâzı davranışlardan <br />
 bile, günâha girme endişesiyle uzak durmalıdır. Bu konularda en büyük <br />
 hassâsiyeti gösterenlerden biri Hz. Ebûbekir ( ra) idi. Hz. Âişe ( ra) <br />
 şöyle anlatıyor:<br />
 <br />
 “Ebûbekir es-Sıddîk'ın bir kölesi vardı. Bu köle kazancının belli <br />
 bir kısmını Ebûbekir'e verir, o da bundan yerdi. Yine bir gün, köle <br />
 kazandığı bir şeyi getirdi, Ebûbekir de onu yemeğe başladı. Köle <br />
 Ebûbekir'e:<br />
 <br />
 "Yediğin şeyin ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ebûbekir:<br />
 <br />
 "Söyle bakalım, neymiş?" diye açıklamasını istedi. Köle şunları söyledi:<br />
 <br />
 "Falcılıktan anlamadığım halde, câhiliye devrinde falcılık yaparak <br />
 birini aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe <br />
 karşılık, işte bu yediğin şeyi verdi."<br />
 <br />
 Bunun üzerine Ebûbekir, parmağını ağzına götürerek yediklerinin hepsini dışarı çıkardı. ( Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 26)<br />
 <br />
 Bir mü'min harâmlardan şiddetle sakınır. Kendisinin ve ailesinin <br />
 midesine harâm lokma koymanın büyük bir günâh olduğunu bilir. Hatta <br />
 bununla da yetinmeyip Hz. Ebûbekir ( ra)'in yaptığı gibi, harâm olması <br />
 ihtimâli bulunan şeylerden uzak durur. Zîrâ o iyi bilir ki, harâm bir <br />
 gıdanın sağladığı kuvvetle yapılan ibâdetler ve duâlar kabul edilmez.<br />
 <br />
 Hulefâ-i Râşidîn'in adaletiyle mâruf sîması Hz. Ömer -radıyallâhü <br />
 anh-'ın şu tavrı da bu konuya güzel bir örnektir. O, ilk hicret eden <br />
 sahâbîlere dörder bin, oğlu Abdullâh'a da üç bin beş yüz dirhem maaş <br />
 bağlamıştı. Hz. Ömer'e:<br />
 <br />
 "Oğlun da ilk hicret edenlerden biridir. Onun hakkını niçin kıstın?" diye sordular. Hz. Ömer şunları söyledi:<br />
 <br />
 "Oğlum babasıyla birlikte hicret etti. Bu sebeple yalnız başına <br />
 hicret edenlerle bir tutulamaz." ( Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 45)<br />
 <br />
 Burada İslâm'ın âdil halifesi Hz. Ömer ( ra)'in, devlet malını <br />
 dağıtırken ne kadar titiz davrandığı görülmektedir. İlk muhâcirlerden <br />
 olmasına rağmen, on bir yaşında anne ve babasıyla birlikte hicret ettiği<br />
 için, kendi oğluna beş yüz dirhem daha az para veriyordu. Normalde <br />
 diğerleri ile oğlunu eşit tutması gerekirdi. Çünkü onlar içinde de anne <br />
 babasıyla birlikte hicret edenler vardı. Fakat o böyle yapmadı, şüpheli <br />
 şeylerden uzak durma veya helâl olanların bir kısmından vaz geçme <br />
 kâidesine uyarak, oğluna az verdi.<br />
 <br />
 Şüpheli şeyler husûsundaki bu hassâsiyet, çağlar boyu Allâh dostları <br />
 vasıtasıyla süregelmiştir. Bu mümtaz şahsiyetler, geriden gelenlere çok <br />
 güzel hakkaniyet hâtıraları bırakmışlardır.<br />
 <br />
 <br />
 Bir kimsenin temiz gönüllü, ihlâs sâhibi ve ehl-i istikâmet olduğunu <br />
 anlamak için, onun yaptığı ibâdetlerinden ziyade kalbî seviyesine, <br />
 muâmelâttaki harâm helâl titizliğine ve şüpheli şeylerden uzak durma <br />
 gayretine bakılmalıdır.<br />
 <br />
 ---------------------------<br />
 <br />
   <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar : </span></span><br />
 <br />
 Prof.Dr.İlahiyatçı Hayreddin KARAMAN <br />
 <br />
 bilgihanem com<br />
 <br />
 Sorularla İslamiyet</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dinimizde Sevablar ve Mübahlar Nelerdir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1322</link>
			<pubDate>Sun, 11 Oct 2020 16:52:48 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=1322</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dinimizde Sevablar ve Mübahlar Nelerdir? </span></span><br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sevap nedir? </span></span><br />
 <br />
 İyi bir davranışa karşı Allah tarafından verilecek mükafat; Allah'ın rızasına uygun ve ahiret mükafatına layık iyi iş İslam dinine uygun olarak girişilen iyi davranışlara karşı Allah'tan umulan mükafatların tamamını dile getiren "sevab"ın karşıtı olarak dilimizde günah ve azap kelimeleri kullanılmaktadır.<br />
 <br />
 Buna göre ahirette sevabı günahından yüksek olanlar ebedi saadete kavuşacak, cennete gönderilecek, günahı sevabından çok olanlarsa azap ile karşılacaklardır. Ehl-i Sünnette genel kanı Mü'min kişinin günahı sevabından çoksa bile, azabının ebedi olmayacağı, günahlarının cezasını bir süre azap çekerek gördükten sonra cennete alınacağı yolundadır. Haricilikte ise günahkar kişi dinden çıkmış sayılabilir ve bu sebeple öldüğünde ebedi azap görebilir.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">En büyük sevaplar nelerdir? </span></span><br />
 <br />
 1- Bir İnsanın hayatını kurtarmak.<br />
 <br />
 2- Evlat edinmek.<br />
 <br />
 3- Doğru ve dürüst olmak.<br />
 <br />
 4- Daima ileri götüren yolları tanımak ve tanıtmak.<br />
 <br />
 5- Fakirleri okutmak.<br />
 <br />
 6- Ailen için harcama yapmak.<br />
 <br />
 7- Elden ayaktan düşenlere, engellilere, aciz durumda olan canlılara yardım etmek.<br />
 <br />
 8- İnsanlık için iyi şeyler yapmak.<br />
 <br />
 9- Bir başkasının hayatı için kendi hayatını feda etmek.<br />
 İslam açısından sevap<br />
 <br />
 İslam açısından sevap, müslümanlar arasında dayanışma ve sevgi bağlarının kuvvetlenmesini sağlayan güzel bir davranıştır Sevap duygusu ve sevap işleme aşkı, Allah ile kulların birbirlerine bağlanmasını sağlayan en güzel bir köprüdür Bu bakımdan dilimizde, "sevaba girmek", "sevap işlemek" ve "sevap kazanmak" vb deyimler hayır işleri ve hayırlı teşebbüslerde daima hatırımıza ilk gelen cümleler olmuştur.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslam'a göre sevap kavramını iki ana grupta toplamak mümkündür: </span></span><br />
 <br />
 1- Kullar için sevap.<br />
 <br />
 2- Allah için sevap.<br />
 <br />
 Ancak kullar ve Allah için olan sevapların kesin hududunu çizmek de kolay değildir Daha umumi bir açıdan İslam'a göre sevabı, dinin kesinlikle vazife saydığı faaliyetler dışında kalan ve insanın kendi arzusuyla yaptığı fiiller diye tarif etmek mümkündür.<br />
 Diğer dinlerde sevap<br />
 <br />
 Sevap ve günah terimleri bütün dinlerde, özellikle İslam'dan önceki Musevilik ve Hıristiyanlıkta da mevcuttur içerik ve kapsam farklı olmakla beraber, bu iki dinde de sevap, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve insanlara yararlı olmak için girişilen her türlü iyi davranışları ifade için kullanılmaktadır. Kitab-ı Mukaddes'in genel esprisi, insanları sevaba teşvik ederek günahlardan sakındırmaktır. İslam'ın zina, hırsızlık, haksız yere adam öldürme gibi haram ve günah saydığı hususlar, tahriften korunabilmiş tevrat ve İncil metinlerinde de haram ve günah olarak kabul edilmiştir.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sözlükte sevap ne anlama gelmektedir? </span></span><br />
 <br />
 1- Hayırlı bir davranış karşısında tanrı tarafından verileceğine inanılan ödül.<br />
 <br />
 2- Tanrı tarafından ödüllendirileceğine inanılan davranış.<br />
 <br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MÜBAH NEDİR </span></span><br />
 <br />
 Mübah, yapılması veya yapılmaması dini yönden hiçbir sakıncası bulunmayan, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu eylemlerdir.<br />
 <br />
 Mübah olan eylemlerin ne yapılmasında sevab vardır, ne de yapılmamasında günah vardır.<br />
 <br />
 Bir şeyin mübah olması, yapılabilir olduğu anlamına geldiği için, eylem caizdir. Bu sebeple mübah yerine caiz sözcüğünün de kullanıldığı olur.<br />
 <br />
 İslam'a göre mübah olan eylemler, iyi niyetle yapılırsa sevap olur. Kötü niyetle yapılırsa, günah olur. Önemli olan kişinin niyetidir.<br />
 <br />
 Örneğin, Yemek yemek mübahtır, ama haram yemeklerden yemek mübah değil haramdır. Haram bir şeyi yemek haramken, eğer kişi can tehlikesiyle karşı karşıyaysa, açlıktan ölmek üzere iken yanındaki tek şey olan haram bir şeyi yemesi mübah sayılır. Burada haram yemek, içki içmek mübah değildir haramdır, fakat can tehlikesi gibi unsurlar, eylemi mübah kılabilir.<br />
 <br />
 Mübah nedir yani mübah ne demek? İşte mübah nedir kısaca anlamı ve mübah örnekleri hakkında bilgi.<br />
 <br />
 Mübah مباح , yapılmasında veya terkinde dinî yönden hiçbir mahzûr bulunmayan, yani, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu işlerdir. Diğer bir değişle Mübah; yapılıp, yapılmamasında günah olmayan şeylerdir. Tekrar belirtmek gerekirse, yapılması veya yapılmaması dini yönden hiçbir sakıncası bulunmayan, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu eylemlerdir<br />
 <br />
 Oturmak, yemek, içmek, uyumak gibi.. Mübah olan bu gibi işlerin ne yapılmasında sevab vardır, ne de terkinde günah.. Ancak bu fiilleri işlerken, mümin Peygamber Efendimiz'e bağlılığını düşünerek bu fıtrî fiillerini 0'nun sünnetine uygun yapmayı düşünerek, o niyetle hareket ederse o vakit sünnet sevabını kazanır. Yani İslam'a göre mübah olan eylemler, iyi niyetle yapılırsa sevap olur. Kötü niyetle yapılırsa, günah olur. Önemli olan kişinin niyetidir.<br />
 <br />
 Helâl ise yapılması câiz görülen, işlenmesinde dinî yönden hiçbir mahzur bulunmayan şeydir. Helalin her türlü şâibeden uzak, saf ve temiz olan kısmına “tayyib” denir. Her tayyib şey; helâl, fakat her helâl olan şey tayyib değildir.<br />
 <br />
 Örneğin, Yemek yemek mübahtır, ama haram yemeklerden yemek mübah değil haramdır. Haram bir şeyi yemek haramken, eğer kişi can tehlikesiyle karşı karşıyaysa, açlıktan ölmek üzere iken yanındaki tek şey olan haram bir şeyi yemesi mübah sayılır. Burada haram yemek, içki içmek mübah değildir haramdır, fakat can tehlikesi gibi unsurlar, eylemi mübah kılabilir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Mübah işlere örnekler </span></span><br />
 Yemek yemek<br />
 Su içmek<br />
 Spor yamak<br />
 Gezmek<br />
 Elbise rengi seçmek<br />
 Bilgisayar kullanmak<br />
 Banyo yapmak<br />
 Tıraş olmak<br />
 Telefon kullanmak<br />
 Doğayı seyretmek<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ef’âl-i mükellefîn </span></span><br />
 <br />
 Sual: Ef’âl-i mükellefîn ne demektir?<br />
 CEVAP<br />
 Müslümanın yapması ve sakınması gereken, İslam dininin bildirdiği emir ve yasakların hepsine Ef’âl-i mükellefîn denir. Buna İslamî hükümler de denir.<br />
 <br />
 Bir müslümanın dinde yapması ve sakınması gereken işler sekiz çeşittir: Bunlar:<br />
 Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsid.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- FARZ </span></span><br />
 Yapılması açıkça ve kesin olarak bildirilen dinin emirlerine farz denir. Farzları terk etmek haramdır, yani büyük günahtır.<br />
 <br />
 Farz iki çeşittir:<br />
 Farzı Ayn: Her Müslümanın bizzat kendisinin yapması lazım olan farzdır. Mesela, iman etmek, beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oruç tutmak, zengin ise zekat vermek ve hacca gitmek, farzı ayndır. [32 farz ve 54 farz meşhurdur.]<br />
 <br />
 Farzı Kifaye: Bir veya birkaç Müslümanın yapması ile diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır. Verilen selamı almak, cenazeyi yıkamak, cenaze namazı kılmak, sanatına, ticaretine lazım olandan fazla din ve fen bilgilerini öğrenmek gibi farzlar böyledir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- VACİP </span></span><br />
 Yapılması farz gibi kesin olan emirlere denir. Bunların delilleri farz gibi açık ve kesin değildir. Vitir namazını ve Bayram namazlarını kılmak, zengin olunca kurban kesmek, sadaka-i fıtr vermek vaciptir. Vacibin hükmü farz gibidir. Vacibi terk etmek, tahrimen mekruhtur. Vacip olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Fakat, yapmayan azaba layık olur.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- SÜNNET </span></span><br />
 Peygamber efendimizin yapılmasını övdüğü, yahut devam üzere kendisinin yaptığı veyahut yapılırken görüp de mani olmadığı şeylere “Sünnet” denir. Sünneti beğenmemek küfürdür. Beğenip de yapmayana azap olmaz.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Sünnet iki çeşittir: </span></span><br />
 Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terk ettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rekat sünneti böyledir. Bu sünnetler, asla özürsüz terk olunmaz.<br />
 <br />
 Sünnet-i gayri müekkede: Peygamber efendimizin, ibadet maksadı ile ara sıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kere terk olunursa, bir şey lazım gelmez. Beş-on kimseden biri işlese, diğer Müslümanlardan sakıt olan sünnetlere de “Sünnet-i alel-kifaye” denir. Selam vermek, ezan okumak gibi.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- MÜSTEHAP </span></span><br />
 Peygamber efendimizin sevdiği, beğendiği hususlardır. Doğan çocuk için akika hayvanı kesmek, güzel giyinmek, güzel koku sürünmek müstehaptır. Bunları yapana sevap verilir, yapmayan günaha girmez.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- MUBAH </span></span><br />
 Yapılması emir olunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere mubah denir. İyi niyetle işlenmesinde sevap, kötü niyetle işlenmesinde azap vardır. Uyumak, helalinden çeşitli şeyler yiyip içmek, helalinden çeşitli elbiseler giyinmek gibi işler, mubahtır. Bunlar, İslamiyet'e uymak, emirlere sarılmak niyetiyle yapılırsa sevap olur. Sıhhatli olup, ibadet yapmaya niyet ederek, yemek içmek böyledir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- HARAM </span></span><br />
 Dinimizde “yapmayınız” diye açıkça yasak edilen şeylerdir. Haramların yapılması ve kullanılması kesinlikle yasaklanmıştır. Haram olan şeyleri terk etmek, onlardan sakınmak farzdır ve çok sevaptır.<br />
 <br />
 Haram iki çeşittir:<br />
 Haram li-aynihi: Adam öldürmek, kumar oynamak, şarap ve her türlü alkollü içki içmek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, domuz eti, kan ve leş yemek gibi şeyler haram olup, büyük günahtır.<br />
 <br />
 Haram li-gayrihi: Bunlar asılları itibariyle helal olup, başkasının haklarından dolayı haram olan şeylerdir. Mesela bir kişinin bağına girip, sahibinin izni yok iken meyvesini koparıp yemek, ev eşyasını ve parasını çalıp kullanmak, emanete hıyanet etmek, rüşvet, faiz ve kumar ile mal, para kazanmak gibi. Haramlardan kaçınmak, ibadet yapmaktan daha çok sevaptır. Onun için haramları öğrenip, kaçınmak lazımdır.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 7- MEKRUH </span></span><br />
 İbadetlerin sevabını gideren şeylere mekruh denir.<br />
 <br />
 Mekruh iki çeşittir:<br />
 Tahrimen mekruh: Vacibin terkidir. Harama yakın olan mekruhlardır. Bunları yapmak azabı gerektirir. Güneş doğarken, tam tepede iken ve batarken namaz kılmak gibi. Bunları kasıtla işleyen asi ve günahkâr olur. Cehennem azabına layık olur. Namazda vacipleri terk edenin, tahrimen mekruhları işleyenin, o namazı iade etmesi vaciptir. Eğer unutarak işlerse, secde-i sehv, yani unutma secdesi gerekir.<br />
 <br />
 Tenzihen mekruh: Mubah, yani helal olan işlere yakın olan, yahut, yapılmaması yapılmasından daha iyi olan işlerdir. Gayri müekked sünnetleri veya müstehapları yapmamak gibi.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- MÜFSİD </span></span><br />
 Dinimizde, meşru olan bir işi veya başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylerdir. İmanı ve namazı, nikahı ve haccı, zekatı, alış ve satışı bozmak gibi. Mesela, dine imana sövmek küfür olup, imanı bozar. Namazda gülmek, abdesti ve namazı bozar. Oruçlu iken bilerek yemek, içmek orucu bozar.<br />
 <br />
 Farzları, vacipleri ve sünnetleri yapana ve haramdan, mekruhtan sakınana sevap verilir. Haramları, mekruhları yapan ve farzları, vacipleri yapmayana günah yazılır. Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. Bir farzın sevabı, bir mekruhtan sakınmanın sevabından çoktur. Mekruhtan sakınmanın sevabı da, sünnetin sevabından çoktur.<br />
 <br />
 Dinin delilleri<br />
 Sual: Ef’âl-i mükellefin, yani, farz, vacib, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsid olan hükümler, âyet ve hadisten nasıl çıkartılıyor?<br />
 CEVAP<br />
 Ahkam-ı İslamiye’yi bildiren deliller dörttür:<br />
 1- Sübutu [sabit olması] ve delaleti [işareti] kati [kesin] olanlar. Açık anlaşılan âyetler ve tevatürle [sözbirliği ile] bildirilmiş açıkça anlaşılan hadis-i şerifler böyledir. Bunlar farz ile haramları bildirir. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hac etmek gibi farzlar, âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmiştir. Namazın beş vakit olduğu ve nasıl kılınacağı da, mütevatir hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Leş, domuz, kan, şarap gibi haramlar âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmektedir. Köpek, aslan gibi hayvanların haram olması da, mütevatir hadis-i şeriflerle bildirilmiştir.<br />
 <br />
 2- Sübutu kati olup, delaleti zanni olanlar. Açıkça anlaşılamayan âyetler böyledir. Bunlar vacib ile tahrimen mekruhu bildirirler. Mesela (Kurban kes) âyet-i kerimesinin sübutu katidir, fakat delaleti [herkesin kurban kesmesi gerektiğinin bildirilmesi] zannidir. Bunun için kurban kesmek vaciptir.<br />
 <br />
 3- Sübutu zanni, delaleti kati olanlar. Bir sahabinin bildirdiği açık hadisler böyledir. Bunlar da vacib ile tahrimen mekruhu bildirirler.<br />
 <br />
 4- Sübutu de, delaleti de zannidir. Bir sahabinin bildirdiği, açık anlaşılamayan hadisler böyledir. Sünnet ile müstehabı ve tenzihi mekruhu bildirir. (Tam İlmihal)<br />
 <br />
 Bülüğ çağı<br />
 Sual: Erkek çocukları için büluğ çağına girmenin minimum ve maksimum yaşı var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Maksimum yaş 15 tir, 15 ini doldurduğu halde, büluğa ermese de ermiş kabul edilir, dini emirlerini yapmakla yükümlüdür. Eğer daha aşağı yaşlarda büluğa ermişse, büluğa ermiş demektir. Bu iklime ve beslenmeye bağlıdır. Bu yaş genelde 12 dir. Erkeklerde daha aşağısında olmaz. 12 yaşında olan oğlan ve 9 yaşında olan kız, bâlig olduğunu söyleyince kabul edilir.<br />
 <br />
 Gençlik ve yaşlılık<br />
 Sual: Gençlik ve ihtiyarlık dönemi hangi yaşlar arasındadır?<br />
 CEVAP<br />
 Otuz yaşından küçük olana genç,<br />
 otuz ile elli arasında olana yetişkin,<br />
 elli yaşından yukarı olana ihtiyar,<br />
 yetmişten sonra ise pir-i fâni denir.<br />
 <br />
 Herkes aklı nispetinde sorumlu olur<br />
 Sual: İslam dininin emirleri herkese hitap ediyor; fakat herkesin aklı aynı olmadığına, kimi akılsız olduğuna göre, herkesin aynı şeylerden sorumlu tutulması doğru olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Herkes aklı nispetinde sorumlu olur. Aklı hiç yoksa yani deliyse, hiç sorumlu olmaz. Aklı azsa, anladığı kadar sorumlu olur. Allahü teâlâ hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını sorumlu tutmaz. İki âyet-i kerime meali:<br />
 (Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez.) [Bekara 185]<br />
 <br />
 (Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri yükleme!) [Bekara 286]<br />
 <br />
 Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (İnsanların yaptıkları hayırların mükâfatı, akılları nispetinde verilir.) [Ebu-ş-şeyh]<br />
 <br />
 Sual: Sağır ve dilsiz kimse mükellef midir?<br />
 CEVAP<br />
 Mükellef değildir. Eğer anlar ise ve öğrenirse mükellef olur. Şimdi okulları var, öğrenmeleri mümkün olabilir. Anlamak öğrenmek esastır.<br />
 <br />
 Büluğa ermeyen çocuk<br />
 Sual: Büluğa ermemiş bir çocuk, yaptığı ibadetlerin sevabına kavuşur mu ve işlediği günahlar yazılır mı?<br />
 CEVAP<br />
 Çocuğa hiçbir ibadet farz değildir. Hiçbir şey haram değildir. İbadetlerinin sevablarına kavuşur. Bir kimse, bir çocuğa imam olunca, cemaat sevabı hâsıl olur. (Uyun-ül-besair)<br />
 <br />
 Çocukların işledikleri sevabların babalarına yazılacağını bildiren âlimler de vardır.<br />
 <br />
 Sual: Haram ve helal hükümlerini, âlimler mi koymuştur?<br />
 Cevap: Her şeyin sahibi, yaratanı, maliki Allahü teâlâdır. Kullanmamız için izin verdiği şeylere helal, izin vermediği şeylere de haram denir. Haram demek, sahip ve yaratan olan Allahü teâlânın, bir şeyi kullanmaya izin vermemesi demektir. Helal ise, o yasak düğümünü çözmek demektir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yedi büyük günah olduğu gibi, yedi büyük sevap var mıdır? 54 farz ne demektir? </span></span><br />
 <br />
 Her bir günahı terk etmek de farzdır. Günahları Allah yasakladığı için, terk etmek bir farz sevabı almak demektir. Buna göre en büyük günahları terk etmek de, en büyük sevaplar arasına girebilir.<br />
 <br />
 Sevapların yolları çok olduğu için, özel bir “yedi büyük sevap” listesi verilmemiştir. İslam’da değişik mülahazalarla, bazı hususlarda konunun makamına göre farklı öncelikler söz konusu olmuştur. Biz de İslam’ın ruhuna uygun olduğunu düşündüğümüz şöyle bir listeyi sunabiliriz.<br />
 <br />
 1.    Başta  marifetullah olmak üzere iman esaslarında derinleşmek.<br />
 2.    Beş vakit namaz başta olmak üzere, İslam’ın temel esaslarını yerine getirmek.<br />
 3.    Malla, canla Allah yolunda cihat etmek. Yani Allah’ın mesajlarını anlamaya ve anlatmaya bütün benliğiyle gayret etmek.<br />
 4.    Kur’an’a hizmet etmeyi hayatının gayesi olarak telakki etmek, ona göre davranmak.<br />
 5.    Müslümanların kardeşlik duygularını pekiştirmeye, birlik şuuru sağlamaya çalışmak.<br />
 6.    Fikir ve bilgi planında İslam’ı lekelemeye çalışan Ehl-i bid’a ile mücadele etmek.<br />
 7.    Kalbin ışığı olan dinî ilimlerle, aklın nuru olan fen ilimlerini birlikte öğrenmek ve kendi çocuklarını ve yeni nesli ona göre eğitmek.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mü'minlerin Özellikleri ve (54) elli dört farz </span></span><br />
 <br />
 Bu konuda Kur'an ayetleri ve hadisler taranmış olsa yüzlerce özellik çıkabilir. Örneğin imanın yetmiş küsur şube olduğunun bildiren hadisi esas alan Beyhaki, on (10) cilt olan eserinin içerisinde bu şubeleri tek tek sayarak, her şubenin hadislerin altına yerleştirmiştir. Sadece imana ait özellikler bu kadar olursa diğerlerini bir düşünelim.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Burada bazı ayetlerden birkaç misal vereceğiz. </span></span><br />
 <br />
 "1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;<br />
 2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;<br />
 3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;<br />
 4. Onlar ki, zekâtı verirler;<br />
 5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;<br />
 6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.<br />
 7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.<br />
 8. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;<br />
 9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.<br />
 10. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;<br />
 11. (Evet) Firdevs'e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar." (Müminün Suresi, 23/1-11)<br />
 <br />
 "Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!<br />
 <br />
 O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.<br />
 <br />
 Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.<br />
 <br />
 İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!<br />
 <br />
 Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah'ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!<br />
 <br />
 Bu (Kur'an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.<br />
 <br />
 Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz." (Ali İmran, 3/133-139)<br />
 <br />
 <br />
 İnanç, ibadet, muamelat, ahlak gibi konuları içine alan İlmihaller vardır.  Temel dinî bilgileri içeren ilmihaller yanında akaid, ibadet, insanlar arası münasebet gibi konulardan yalnız birini veya sadece bir mezhebin, bir tarikatın esaslarını yahut bir zümreyi ilgilendiren bilgileri ihtiva eden özel ilmihaller de yazılmıştır.<br />
 <br />
 İlmihaller konularına göre tasnif edildiği gibi hacimleri dikkate alınarak ansiklopedik, mufassal, muhtasar ilmihal ve cep ilmihali tarzında da gruplandırılır.<br />
 <br />
 Diğer taraftan akaid ve ibadet konularını özetleyen "otuz iki farz", ahlâk ve görgü kuralları başta olmak üzere ilmihal konularını kısaca içeren "elli dört farz" adlı el kitapları da oldukça yaygındır. Bunlar okunması ve ezberlenmesi kolay olması için yapılmıştır. Bunlardan başka farzın olmadığı anlamına gelmez.<br />
 <br />
 İlmihaller, yazıldıkları dönemin din anlayışını yansıtmaları ve dinî bilgilerin günlük hayata uygulanmasını temin edip din kültürünün toplumun çeşitli kesimlerine yayılmasını sağlamaları bakımından önem taşır.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Meşhur olmuş ve her müminde bulunması gereken 54 farz şunlardır: </span></span><br />
 <br />
 1. Allah'ı daima hatırlamak.<br />
 2. Helal kazanılmış elbise giymek<br />
 3. Abdest almak.<br />
 4. Beş vakit namaz kılmak.<br />
 5. Cünüplükten gusletmek.<br />
 6. Rızk için Allah'a tevekkül (itimad) etmek.<br />
 7. Helalden yeyip içmek.<br />
 8. Allah'ın taksimine kanaat etmek.<br />
 9. Tevekkül etmek.<br />
 10. Kazaya (yani Allah'ın hükmüne) razı olmak.<br />
 11. Nimete karşılık şükretmek.<br />
 12. Belaya sabretmek.<br />
 13. Günahlara tövbe etmek.<br />
 14. İbadetleri ihlas ile yapmak.<br />
 15. Şeytanı düşman bilmek.<br />
 16. Kur'an'ı delil tanımak.<br />
 17. Ölüme hazırlıklı olmak.<br />
 18. İyiliği emredip kötülükten alıkoymak.<br />
 19. Gıybet etmemek, kötü şeyleri dinlememek.<br />
 20. Anaya babaya iyilik ve itaat etmek.<br />
 21. Akrabayı ziyaret etmek.<br />
 22. Emanete hıyanet etmemek.<br />
 23. Dinin kabul etmeyeceği latifeyi (şakayı) terk etmek.<br />
 24. Allah ve Resulüne (asv) itaat etmek.<br />
 25. Günahtan kaçınıp Allah'a sığınmak.<br />
 26. Allah için sevmek, Allah için buğz etmek.<br />
 27. Her şeye ibretle bakmak.<br />
 28. Tefekkür etmek. (Cenab-ı Hakk'ın kudretini, azametini ve insanın yaratılışdaki gayeyi düşünmek)<br />
 29. İlim öğrenmeye çalışmak<br />
 30. Kötü zandan sakınmak<br />
 31. İstihza (alay) etmemek<br />
 32. Harama bakmamak<br />
 33. Daima doğru olmak<br />
 34. Esef ve ferahı, yani şımarıklık ve azgınlığı terketmek<br />
 35. Sihir yapmamak<br />
 36. Ölçü ve terazisini doğru tartmak<br />
 37. Allah'ın azabından korkmak<br />
 38. Bir günlük nafakası (yiyeceği.içeceği) olmayana sadaka vermek<br />
 39. Allah'ın rahmetinden ümid kesmemek<br />
 40. Nefsinin kötü arzularına tabi olmamak<br />
 41. İçki kullanmamak<br />
 42. Allah'a ve mü'minlere suizan etmekten sakınmak<br />
 43. Zekat vermek ve mali cihatta bulunmak<br />
 44. Hayız (adet) zamanlarında ve nifas halinde hanımı ile cinsel ilişkide bulunmamak<br />
 45. Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tutmak<br />
 46. Yetimin malını haksız olarak yememek, onlara iyilik etmek<br />
 47. Kibirlilik etmemek<br />
 48. Livata (erkekle cinsi münasebet) ve zina yapmamak<br />
 49. Beş vakit namazı muhafaza etmek<br />
 50. Zulm ile halkın malını yememek<br />
 51. Allah'a şirk (ortak) koşmamak<br />
 52. Riyadan (gösterişten) sakınmak<br />
 53. Yalan yere yemin etmemek<br />
 54. Verdiği sadakayı başa kakmamak<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Kuran’da Geçen 10 Büyük Sevap </span></span><br />
 <br />
 Sevab: Hayır; hayırlı iş; Allah (c.c) tarafından mükâfatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı; Allah (c.c)ın rızasını kazanmaya mahsus iyi amel demektir.<br />
 <br />
 Anne ve babanın hayır duasını almak. Yani aileye her zaman iyi davranmak, onlara karşı gelmemek ve onlara hayırlı bir evlat olmak.<br />
 <br />
 Hakikî müminin özelliklerinden biri de boş ve faydasız işlerden uzak durmasıdır. Bir ayette bu açıkça belirtilir: “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Din ve dünyaya faydası olmayan şeyi (malayaniyi) terk etmek, kişinin müslümanlığının güzelliğindendir.”<br />
 <br />
 Namaz kılarlar; kıldıkları namazlardan aldıkları lezzet başlarını döndürür.<br />
 <br />
 (Namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak ancak müminlere kolay gelir. Kur’an-ı kerimde, (İman ve ibadet etmek, müşriklere güç gelir)<br />
 <br />
 Sadaka ver mek Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
 (Şeytan, fakirleşirsiniz diye korkutup, size cimriliği, çirkin şeyleri emreder, sadaka verdirmek istemez. Allah ise kendi lütfundan size mağfiret ve bol nimet vadediyor. Allah’ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilendir.)<br />
 [Bakara 268] <br />
 <br />
 ALLAH’a ibadet eden Genç !<br />
 Efendimiz (s.a.v) ALLAH Teala’nın ibadet eden genç ile meleklerine övünüp “Bakınız benim kuluma, kendi şehvet (ve nefsani heveslerini) benim için terk etmiştir” buyurduğunu haber verir. Rabbimiz’in meleklerine karşı övündüğü ibadet eden genç, yeni bir hayat coşkusu elde eder. Uçsuz bucaksız gibi görünen evren, onu tedirgin edemez. Gelecek endişesi gönlünü daraltamaz.<br />
 <br />
 Bozuşan, dargın duran iki kişinin arasını bulmak. Birbirine dargın olanları barıştırmak gerekir.<br />
 <br />
 Hazret-i Musa, (Ya Rabbi, dargın olanları barıştırana ne ecir verirsin? diye sordu. Hak teâlâ, (Kıyamet gününde selamet verir, korktuğu şeylerden emin eder, umduğu şeylerle şereflendiririm) buyurdu.<br />
 <br />
 İyiliği emredip kötülükten men etmek müminin özelliklerindendir. Nitekim, “Emri b-i’lmaruf, nehyi ani’lmünker yani iyiliği emretmek, kötülükten menetmek” de farz-i kifayedir.<br />
 <br />
 Bütün mahlûkata karşı şefkat vemerhametle muamele etmek Allah Teâlâ’nın emridir. İnsan olsun, hayvan olsun, mutî olsun, âsî olsun herkese karşı merhametli olmak, dinimizin emridir.<br />
 <br />
 İnsanlara şefkat ve merhamet göstermeyen kimseye Cenâb-ı Hakk merhamet etmez. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:<br />
 <br />
 “Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.” buyurulmuştur. (Buhârî)<br />
 <br />
 Doğru sözlülük. “Ey inananlar! Allah’a karşı saygılı olun ve özü-sözü doğru olanlarla beraber bulunun.” Tevbe sûresi (9)<br />
 <br />
 Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
 <br />
 Müslüman hayatı boyunca hata edebilir, yanılabilir, şeytana uyabilir, günah işleyebilir ama asla yalancı olamaz. Her işinde ve her hareketinde doğru ve dürüsttür, yalana asla bulaşmaz.<br />
 <br />
 Allah (c.c) yolunda cihad etmek ve o’nun uğruna şehit düşmek. Allah yolunda  ölmenin ön şartı, Allah yolunda olmaktır, Alah yolunda yaşamaktır.<br />
 <br />
 Cihad etmek sadece savaşmak değilidr. *Kimin ayakları Allah yolunda tozlanırsa, Allahü Teâlâ onu ateşe haram kılar* diyor Allah rasülü.Allah rızasına niyet edip çıkılan yolların hepsi cihad kapsamına girer.<br />
 Hasta ziyareti, akraba ziyareti, küs olanları barıştırmak gibi girişimlerde bulunmak. Sevaplar içinde ALLAH cc sevdiği Ameller kapsamına giriyor.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">En büyük günah </span></span><br />
 <br />
 Sual: En kıymetli ibadet ve en büyük günah net olarak hangisidir? Hadis-i şeriflerde çok farklı bildiriliyor. Bir hadiste ana babaya itaat, başka birisinde namaz deniyor. Günahlar için de aynı şekilde farklı hadis-i şerifler var. Yedi büyük günah bildiriliyor. Başka bir hadiste bu yedi günahın dışında olarak zina en büyük günah denirken, başka bir hadiste içki içmek en büyük günah olarak bildiriliyor. Bunların sebebi nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Hangi ibadet, Allahü teâlânın rızasına kavuşturursa, o en büyük ibadet olur. En büyük günah ise, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da biz bilemeyiz. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalıdır. Belki bizim büyük sanmadığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Nefsine yenilip günah işleyen de, korku içinde olmalıdır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (Pervasızca günah işleyen mümine Allahü teâlâ gazap eder.)[Ukaylî]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerin farklı olmasının sebebi ise şudur:<br />
 Suali soranların hallerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Kimisi için namazdır, kimisi için emri maruftur. Günahlar da öyledir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Bir de, zamana göre, uygun cevap verilmiştir. Mesela İslamiyet’in ilk zamanları cihad önemli idi. Günümüzde emr-i marufun, ehli sünnet itikadını yaymanın önemi büyüktür. Demek ki, kişilerin hallerine ve zamana göre büyüklük değişiyor. Zaten emredilen ibadetleri yapmak, yasak edilenlerden kaçınmak her Müslümanın her zaman vazifesidir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Şirk hariç, en büyük günah nedir? </span></span><br />
 CEVAP<br />
 Günah, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak yani isyan etmek olduğu için, günahların hepsi de büyüktür. En büyük günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da insan bilemez. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalı. Belki bizim küçük sandığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Âlimlerimiz buyuruyor ki:<br />
 En büyük günah, bid’at itikadında olmaktır. Doğru iman bilgileri öğrenilmezse, yani iman bozuksa, yaptığı ibadetlerin hiç kıymeti olmaz.<br />
 <br />
 En büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan daha büyük günah ise, günahı ibadet olarak yapmaktır. Bid’at işleyenler böyledir. Bid’ati, dinin emri gibi yapar.<br />
 <br />
 En büyük günah, kalb kırmaktır.<br />
 En büyük günah, kibirdir.<br />
 En büyük günah, gıybettir.<br />
 <br />
 En büyük günah, namazı özürsüz kazaya bırakmaktır. Farzları, vazife bilip, kaza etmeyi, ödemeyi düşünmek şartı ile, tembellikle yapmamak, en büyük günahtır. Vazife bilmemek, önem vermemek ise, küfür olur. Namaz kılmamak, diğer bütün günahlara yol açacağı için, en büyük günah namaz kılmamak denebilir. Namaz kılan, diğer günahlardan korunur. Çünkü Kur’an-ı kerimde, namazın bütün kötülükleri önleyeceği bildiriliyor.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük günahlarla ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: </span></span><br />
 (En büyük günah, katillik, ana babaya zulüm, yalan yere şâhitliktir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (En büyük günah, yalan yere yemin etmektir.) [Buhari]<br />
 <br />
 (En büyük günah, dünya sevgisidir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır.) [Beyheki, İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (En büyük günah, zinadır.) [İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (En büyük günah, içki içmektir.) [Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, Allah hakkında suizan etmektir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (En büyük günah, haksız yere, bir Müslümanın malını almaktır.)[Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, faiz, iffetli kadına iftira, yetim malı yemektir.)[Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, kişinin, geçimi kendisine ait olanları ihmal etmesidir.) [Müslim]<br />
 <br />
 (En büyük günah, kişinin borcunu ödemek için mal bırakmadan ölmesidir.) [Ebu Davud]<br />
 <br />
 (Gıybet zinadan da büyük günahtır. Zinadan tevbe edeni Allahü teâlâ affeder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [Taberani]<br />
 <br />
 (Livata yapan mel’undur.) [İ. Ahmed]<br />
 <br />
 (Vasiyette vârislerden birini zarara sokmak büyük günahtır.) [İbni Cerir]<br />
 <br />
 (Avret yerlerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim]<br />
 <br />
 (Bir Müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R. Nasıhin]<br />
 <br />
 (Küçük günaha devam etmek, büyük günah olur.) [İ. Asakir]<br />
 <br />
 (Küçük görünen günahlar, toplanınca sahibini helak eder.)[Taberani]<br />
 <br />
 (Şu yedi büyük günahtan kaçının: 1- Allah’a şirk koşmak, 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek.) [Taberani]<br />
 <br />
 (İlmi gizlemekle yapılan hıyanet, malda yapılan hıyanetten daha büyük günahtır.) [Ebu Nuaym]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerde, suali soranların hâllerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Günahın büyüklüğü, kişilerin hâllerine ve zamana göre değişiyor.<br />
 <br />
 Sual: Şu hadisi bildirdiniz:<br />
 (Beş vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, zekatını veren ve yedi büyük günahtan kaçınana, Cennetin bütün kapıları açılır, selamet ve emniyet içinde gir denilir.) [Nesai]<br />
 Bu hadiste bildirilen yedi büyük hangileridir?<br />
 CEVAP<br />
 Yedi büyük günah şunlardır: 1- Allah’a şirk koşmak. 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek. (Buhari, Müslim) Başka bir hadis-i şerifte de, yedi büyük günah içinde Müslüman olan ana babaya asi olmak ifadesi geçiyor. Allah’a şirk koşmak küfürdür. Küfür de, bazen büyük günahlar arasında sayılır.<br />
 <br />
 Allah kimleri sevmez<br />
 Sual: Allah kimleri sevmez?<br />
 CEVAP<br />
 Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
 Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise, sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz.(1/266)<br />
 <br />
 Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
 (Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.)[Lokman 18]<br />
 <br />
 Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (“Allah’tan kork” denince, “Sen kendine bak” diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî]<br />
 <br />
 (Düşmanlıkta ileri gidenleri Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, kibirlileri sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, komşusuna sıkıntı vereni sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, eshabımı ve akrabamı incitenleri sevmez.)[Taberani]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ. Gazali]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, cimriliği sevmez.) [Berika]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, zalim zengini sevmez.) [Bezzar]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, taatten gafil olanı sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çalışmayan gençleri sevmez.) [Münavi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, hakkı kabul etmekte inat edeni sevmez.) [Buhari]<br />
 <br />
 En şiddetli azap<br />
 Sual: Müslüman olduğu hâlde, günahları çok gelerek Cehenneme düşen kimseler içinde, azabı en şiddetli olan kimlerdir? Yani hangi günah sebebiyle şiddetli azaba maruz kalırlar?<br />
 CEVAP<br />
 Bu, şahıslara göre değiştiği gibi, günahı işleyiş sebeplerine göre de değişir. Mesela bir kralın zulmü ile bir kölenin zulmü aynı olamaz. Put yapanla, resim çizenin, azapları aynı olmaz. Niyetlerine göre değişir. Peygamber efendimizin, bazı günahların önemini bildirmek için, (Şu günahları işleyen en şiddetli azaba mâruz kalacaktır) buyurduğu olmuştur. Bunlardan üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, canlı resmi yapandır.) [Buhârî]<br />
 <br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, zâlim hükümdardır.) [Beyheki]<br />
 <br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.) [Taberanî]<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALINTI BiR SORU Ve CEVABI: </span></span><br />
 <br />
 Bende kafama takılan birkaç şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum..<br />
 Dinimizle ilgili hep bu tarz sözler duymuşumdur yada okumuşumdur hayatım boyunca:<br />
 Şu gecede ibadet edersen tüm günahlarından arınırsın..Bu gece namaz kılarsan 1000 defa hacca gitme sevabı kazanırsın vs..Bunlar kitabımızdamı yazıyor yoksa birtakım kişilerin uydurdukları hurafelermi bilmiyorum,açıkcası fazla bilgim yok bu konularda ama inançlı biriyim genel olarak..<br />
 Benim garibime giden şeyde bu tür şartların bazı kişiler için adil olmaması durumu.Yani adam ömrü boyunca günah işlesin,yapmadığı kötülük kalmasın.Ve bir gecede tüm günahlarından arınsın ve hatta hacca gitmiş gibi olsun.Peki ömür boyu iyilik yapmış lakin sadece ibadetini aksatmış birinin öbür dünyadaki durumu gözönünde bulundurulduğunda adaletli bir durummudur sizce bu?Şahsen benim için değildir..Dini adaletin biraz daha ince kurallarla donatılması gerektiğini düşünüyorum ben.Kötünün hakkı kötüye,iyinin hakkıda iyiye verilmelidir.Evet ibadettee etmelidir her mümin ama bazende affediciliğin bir sınırı olması beklenir vicdani açıdan bakıldığında.Misal siz ailenizi katleden bir adamı affedermisiniz?Merhamette bir yere kadardır..<br />
 Mesela şöyle:<br />
 "Her kim haram aydan, üçgün , Perşembe, Cuma ve Cumartesini tutarsa, ALLAH C.C. ona 900 sene ibadet (sevabı) yazar."<br />
 <br />
 Receb ayının son üç günü içinde bir gün varki, o günü oruç ile yakalayan 100 sene gündüz oruç tutmuş ve gece namaz kılmış sevabı alır.<br />
 Recep ayının (Regaib Kandili) 15'inde tutulan oruç 30 yıllık oruca denktir. Ayrıca Receb ayında tutulan bir gün oruç 600 sene ibadetten efdaldir.<br />
 <br />
 Arefe günü orucu ise geçen ve gelecek senenin günahlarını örter.<br />
 <br />
 İnsanın aklınada şöyle birşey geliyor.Misal Receb ayında tutulan birgün oruç 600 sene ibadetten efdaldir.O zaman birgünlük ibadet hatta insan ömrü düşünüldüğünde 70 yıllık ibadet bunun yanında nedirki?Sen zaten bu şartı yaptığın zaman 600 sene ibadet yapmış gibi oluyorsun.Bunuda yaptığın kadarıyla çarparsan çok büyük bir rakam çıkıyor..<br />
 <br />
 Derdimi anlatabildimmi bilmiyorum..İnşallah bununla ilgili tatmin edici cevaplar alırım ve dine bir adım daha yaklaşma konumum olur bu sayede..<br />
 <br />
 NOT:İnancım hatrı sayılır derecede iyidir lakin fazla bilgim olmadığı için bu tür olaylara daha felsefi açıdan yaklaşma tarzımı sakıncalı bulduysanız mazur görün.. <br />
 <br />
 Sizin bu söylediklerinizi eminim çoğu insanda düşünmüş kafa yormuştur buna.Söylediğiniz şeyler aslında bizleri ibadet yapmaya teşvik için söylenmiştir.Allahın sonsuz merhamet sahibi olduğunu anlatmak,yapılan samimi bir tövbenin Allah tarafından kabul edileceğini hatırlatmak içindir.<br />
 Burada adaletsiz bir durum olduğunu söylemek yanlış olur sanırım.Allah kullarına karşı adaletsiz davranmaz,birinin yaptığı ibadetin sevabını alıp bi başkasına vermez.Bu mümkün değil.Herkes iyi yada kötü az yada çok yaptığı amellerin,işlediği kötülüklerin karşılığını alacaktır inşallah...<br />
 <br />
 YApılan ibadetlerinde,işlenen iyi yada kötü amellerinde bir olmadığı ayetlerde yazar.Yapılan iyi bir amelin karşılığının en az bire on olacağını bildiren ayetlerde var.Bunun ucu açıktır sonsuz merhamet sahibi olan Allah bunu dilediği kadar artıırır...Yapılan bir kötülüğün karşılığıda sadece bire bir dir.Yani sevaplarda olduğu gibi yapılan kötülüğün cezasını artımaz Allah...<br />
 <br />
 Belli gün ve gecelerde,süresi belli olan aylarda yapılan ibadetlerin diğer zamanlarda yapılan ibadetlere göre daha üstün olduğu,haliylede bunların mükafatınında diğrelerinden daha çok olacağını düşünmek çokta yanlış olmaz.Örnek;Vaktinde kılınan namazla kazaya kalmış bir namaza verilen sevabın bir olmayacağı gibi.bAşka bi örnek daha;Ramazan ayında olduğu bilinen ama hangi günün gecesinde olduğu net olmayan,Allahın bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirdiği Kadir gecesinin gizli tutulması bizleri bütün bir ayı ibadetle geçirmemiz için teşviktir. <br />
 Bu tip sevap bildirimleri genellikle hadisi şeriflerden kaynaklanmaktadır.<br />
 Bazı gün ve gecelerin hususi sevapları da vardır.<br />
 Ancak bilinmelidir ki, bu tip özel sevap kazanılmasına sebep olan, özel gün ve gecelerde yapılan ibadetler, o tip (aynı cins) ibadetten, farz borcu olmayan insanlar için müjdelenmiştir.<br />
 Farklı boyutlar var bu tip bildirimlerde.<br />
 Bizim için en önemli ibadetler, bize farz olan ibadetlerdir. Bunlar Allahü Teala tarafından bize verilen vazifelerdir. Bunları yapmaktan sorumluyuz. Yapmazsak azab olduğu bildirilmektedir. Yaparsak ta mutlaka karşılığı var.<br />
 Farz olan ibadetlerin en önemlisi namazdır. Ölürken Azrail a.s. insanın hayatında kıldığı namazlara bakarak, o insanın canını alacaktır.<br />
 Kabirde de aynı şekilde.<br />
 Ahıret aleminde ise yine bize ilk sorulacak şey namazdır. Eğer namaz hesabını verebilirsek, diğer hesapların çok kolay verileceği bildirilmektedir.<br />
 Sırat köprüsünde de aynı şekilde.<br />
 Hiç bir ibadet farz olan ibadetlerle kıyas teşkil edemez. Farz ibadetin yanında diğer ibadetlerin, denizin yanında bir damla bile olmadığı bildirilmektedir.<br />
 Farz ve vacibleri emredildiği şekilde yapmalı, haramlardan da kaçınmalıyız.<br />
 Ancak ibadetler bizi kurtarmaz, cennete götürmez. İbadetleri vazifemiz olduğu için yapmalıyız. Öbür tarafta hesabını vermemek için.<br />
 Ahırette hesap kitapta, Allahü Teala dilerse hiç bir ibadetimizi kabul etmeyebilir. Veya yaptığımız ibadetlerin tamamı, layıkıyla yapılmadığından veya sadece göz nimetinin karşılığını vermeye bile yetmediğinden, mizan tartısında, günahlartımızdan hafif gelebilir.<br />
 Cenete sadece Allahü Teala'nın rahmeti ile girilir, ibadetlerle değil.<br />
 Yine söylüyorum, farz olan ibadetleri borcumuz olduğu için mutlaka yapmalıyız. Sünnet ve nafile olanlarda ise ileride bize çok büyük hususi fayda sağlayacak özellikler vardır. Bu yüzden nafilelerde de gevşek davranmamamız gerekir.<br />
 İslam alimleri buyuruyorlar ki, önemli olan ahıret için azık toplamak değildir.<br />
 Önemli olan Allahü Teala'nın rızasına uygun şekilde yaşamak, bu dünyada iken onun rızasını almak gerekir. <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Kurtarıcı Sevaplar Nelerdir? </span></span><br />
 <br />
 Sevab: Hayır; hayırlı iş; Allah (c.c) tarafından mükafatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı; Allah (c.c)ın rızasını kazanmaya mahsus iyi amel demektir. 1. Kitap ve sünnete sarılmak. 2. Allah için faydalı ilim tahsil etmek ve onunla amel etmek. 3. Bedeni, elbiseyi, oturulan yeri temiz tutmak. 4. Namazı hakkıyla kılmak. 5. Namazdan hemen sonra dua ve zikirde bulunmak. 6. Allah (c.c)rızası için imamlık ve müezzinlik yapmak. 7. Namazda birinci safta bulunmak. 8. Akşamla yatsı namazı arasında altı rekatlık evvabin namazı kılmak. 9. İki ile on iki rekat gece namazı (teheccüd) kılmak 10. İki ile on iki rekat kuşluk namazı (satât-ı duha) kılmak. 11. Cuma namazı kılmak. 12. Zekat ve sadaka vermek. 13. Faizsiz ödünç vermek. 14. Yemek yedirmek ve su içirmek. 15. Nimetten dolayı şükretmek. 16. Oruç tutmak 17. Kadir gecesini ibadetle ihya etmek 18. Arefe günü oruç tutmak ve sadaka vermek. 19. aşure günü oruç tutmak. 20. Şaban ayını ve berat kandilini ibadetle geçirmek. 21. Pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak. 22. Oruçluya iftar yemeği ikram etmek 23. Zaman zaman ve özellikle ramazan’ın son on gününde itikafa girmek 24. İki bayram gecesini ibadetle ihya etmek. 25. Allah (c.c) rızası için kurban kesmek. 26. Şartlarına uygun helal kazanç ile hac ibadeti yapmak. 27. Allah (c.c) yolunda cihad etmek ve o’nun uğruna şehit düşmek. 28. Kur’an öğrenmek ve öğretmek. 29. Allah (c.c)ı anmak ve o’na dua etmek. 30. Alın teri, el emeği ile geçinmek. 31. Alım satımda kolaylık göstermek. 32. İyilikle emredip kötülükten men etmek. 33. Müslüman’ın sıkıntı ve üzüntüsünü gidermek. 34. Ana – babaya saygı gösterip, iyilik etmek. 35. Yakın ve uzak akraba ile ilgi kurmak. 36. Yetimi, dulu ve yoksulu himaye etmek. 37. Komşu haklarına saygı göstermek. 38. Dost ve arkadaşları ziyaret etmek. 39. Misafirperverlik ve misafire ikram. 40. Ağaç dikmek ve ormanı korumak. 41. Edep, haya, nezaket, saygı sahibi ve güzel ahlaklı davranmak. 42. Nezaket, incelik ve yumuşaklık. 43. Selam vermek, selam almak, ve onu yaygınlaştırmak. 44. Güler yüz gösterip, el sıkışmak. 45. Bozuşan, dargın duran iki kişinin arasını bulmak. 46. Hayırlı söz söylemek, değilse susmak. 47. Doğru sözlülük. 48. Gelip geçenleri rahatsız eden şeyleri yoldan gidermek. 49. Ahde vefa, emanete riayet etmek. 50. Allah (c.c) için sevmek ve allah (c.c) için sevmemek. 51. Salih kişilerle oturup sohbet etmek. 52. Din kardeşine gıyabında dua etmek. 53. Tevbekar olup, günahlardan arınmak. 54. Allah (c.c) korkusundan ağlamak. 55. Başa gelen musibetlere sabretmek. 56. Hasta olan din kardeşlerimizi, ziyaret etmek. 57. Ölüyü yıkamak kefenlemek 58. Adil olup, adaletli davranmak. 59. İnsanlara ve diğer mahlukata karşı merhametli ve şefkatli olmak. 60. Evlenip mutlu bir aile yuvası kurmak. 61. Çoluk çocuğa şefkatli davranmak. Kaynak: Kurtarıcı Sevaplar Nelerdir? <br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İki kat sevap alanlar<br />
  </span></span><br />
 Sual: Bir ibadeti yapınca herkes bir sevap alırken iki sevap alan kimseler de olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet vardır. Aynı ameli işleyen kimseden Eshab-ı kiram daha çok sevap alır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 (Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.) [Buhari]<br />
 <br />
 İhlası çok olanın aldığı sevap da çok olur. İki kat sevap alanlar çoktur. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:<br />
 (Şunlar amellerine karşılık iki sevap alırlar:<br />
 1- Resulullahın ezvâc-ı tahiratı [müslümanların anneleri olan temiz hanımları],<br />
 2- Ehl-i kitap [kitaplı kâfir] iken tevbe edip müslüman olanlar,<br />
 3- Köle olan, hem Allahü teâlânın hem de efendisinin hakkını ödediği için.) [Buhari]<br />
 <br />
 (Akrabaya verilen sadakanın sevabı iki kat olarak verilir. Yani hem sadaka ve hem da sıla-i rahim sevabı kazandırır.) [Taberani]<br />
 <br />
 (İkindi namazı, sizden önceki ümmetlere de farz idi, fakat onlar bunu terk ettiler. Bu namaza devam edene iki kat ecir vardır.) [Müslim, Nesai]<br />
 <br />
 Cuma günü yapılan ibadetlere en az, iki kat sevap verilir. Cuma günü işlenen günahlar da, iki kat yazılır. (Riyad-ün-nasihın)<br />
 <br />
 Her günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi bir saat kadar geciktirince, günah iki kat olur. (Hak Sözün Vesikaları)<br />
 <br />
 Resulullah efendimize verilecek sevaplar, diğer Peygamberlere verilecek sevaplardan kat kat fazladır. Makbul bir ibadet ve hayırlı bir iş işleyene verilen sevap kadar bunun hocasına da verilir. Hocasının hocasına dört misli, onun hocasına sekiz misli, onun da hocasına onaltı misli olmak üzere, Resulullaha kadar her hocaya talebesinin iki misli sevap verilir. Mesela, yirminci hocasına 524288 sevap verilir. Resulullaha, ümmetinin her iyi işi için sevap verilir. Muhammed aleyhisselama verilecek olan sevapların sayısı, bu hesaba göre düşünülürse, hepsinin miktarını Allahü teâlâdan başka kimse bilmez. Selefi salihinin, sonra gelenlerden daha efdal, daha üstün oldukları bildirildi. Sevap sayısı bakımından bu üstünlük meydandadır. (Herkese Lazım Olan İman)<br />
 <br />
 (Bir hayrın yapılmasına yol gösteren onu yapan gibidir) mealindeki hadis-i şerife göre, sadakayı açıktan vermek, iyiliği açıkça yapmak iki kat sevap olur. Biri, sadaka sevabı, ikincisi ise, başkalarını teşvik etmek sevabıdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
 (Sadakayı gizli vermek, açıktan vermekten efdaldir. Ancak, örnek olmak için, teşvik etmek için açıktan verilen sadaka gizli sadakadan efdaldir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 Riya korkusu olursa sadakayı gizli vermek daha sevaptır. (Ya Resulallah, hangi sadaka daha faziletlidir?) diye sorulunca, (Az maldan gizli verilen sadaka) buyurup, (Eğer sadakayı açık verirseniz güzel olur, gizli verirseniz, sizin için daha hayırlıdır) mealindeki âyet-i kerimeyi okudu. (Taberani)<br />
 <br />
 Bir iyiliğe çok sevab<br />
 Sual: S. Ebediyye’de, (Cuma günü yapılan ibadetlere, en az iki kat sevab verilir. Cuma günü işlenen günahlar da, iki kat yazılır) deniyor. Günahlar niye iki kat yazılıyor?<br />
 CEVAP<br />
 Bu, cuma gününün faziletindendir. Bir şeyin kıymeti ne kadar çoksa, ona saygısızlığın günahı o kadar büyük olur. Bir hadis-i şerif:<br />
 (Allah katında, cuma günü işlenen sevabdan daha kıymetlisi olmadığı gibi, o gün işlenen günahtan daha kötüsü yoktur.) [Cami-üs-sagir]<br />
 <br />
 Sokakta günah işlemek günahtır, camide işlenirse daha çirkin olur. Hele Kâbe’de işlenirse daha büyük olur. İşlenen aynı günah, işleyene ve işlenen yere göre de değişir. Bir hadis-i şerif:<br />
 (Komşu kadına, arkadaş hanımına şehvetle bakmak, yabancı kadına bakmaktan on kat daha günahtır. Evli kadınlara bakmak, kızlara bakmaktan bin kat daha günahtır. Zina günahları da böyledir.) [Taberanî]<br />
 <br />
 Demek ki aynı günah, yapılan yere ve şahıslara göre değişiyor. Bunun dışında ise, Cenab-ı Hak iyiliklere kat kat sevab verirken günahlara kat kat vermiyor, bir günahı bir günah olarak yazıyor. Dört hadis-i şerif:<br />
 (Müslümanın her iyiliği için, on katından yedi yüz katına kadar sevab yazılır. Her günahı için ise bir misli yazılır.) [Müslim]<br />
 <br />
 (Her iyilik için on mislinden yedi yüze kadar sevab yazılır. Her kötülük ise, bir misli yazılır. Allah onu affederse hiç yazılmaz.) [Buhârî]<br />
 <br />
 (Rabbiniz rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevab yazar. Yapana on mislinden yedi yüz misli veya daha fazla sevab yazar. Kötülüğü isteyip de yapmayana bir sevab, yapana ise bir günah yazar, dilerse onu affeder.) [Taberanî]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Bir iyilik yapmak isteyip de, yapamayan kuluma, bir sevab yazarım. Yaparsa on mislinden yedi yüz misline kadar sevab yazarım. Bir kötülük düşünüp de yapmayana bir şey yazmam. Yaparsa sadece bir günah yazarım.) [Buhârî]<br />
 <br />
 Dört âyet-i kerime meali:<br />
 (Hasene ile [salih amelle] gelene, [en az] on kat sevab verilir. Seyyie ile [günahla] gelen de, misliyle cezalanır. Hiçbiri haksızlığa uğratılmaz.) [Enam 160]<br />
 <br />
 (Hasene ile [salih amelle] gelene, ondan daha iyi bir mükâfat verilir. Seyyie ile [günahla] gelen de, sadece yaptığı kadar ceza görür.) [Kasas 84]<br />
 <br />
 (Malını Allah yolunda harcayanın hâli, her başağında yüz tane bulunan yedi başaklı bir tohuma benzer. Allah dilediğine daha fazla da verir.) [Bekara 261]<br />
 <br />
 (Allah, [kötülüğün cezasını adaletle verir] zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar iyiliğin sevabını da kat kat artırır ve ayrıca büyük mükâfat verir.) [Nisa 40]<br />
 <br />
 Allahü teâlâ, sevabı kat kat vermekle ve günahları affetmekle kalmıyor. Günahlarını sevaba çevirdikleri de vardır. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
 (Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevablara çeviririm. Allah gafur-ür-rahimdir, çok affedici ve çok merhametlidir.) [Furkan 70]<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bire yediyüz sevap<br />
  </span></span><br />
 Sual: Yapılan iyilik ve ibadetlere, en çok ne kadar sevap verilir?<br />
 CEVAP<br />
 Allah rızası için yapılan iyiliklerin, sadakanın, zekatın karşılığı verenin ihlas derecesine göre, bire ondan bire yediyüze, hatta daha fazla olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
 (Mallarını Allah yolunda harcayan kimselerin hâli, yedi başak bitiren ve her başağında yüz tane bulunan bir tohuma benzer. Allahü teâlâ, dilediğine daha fazla da verir. O vâsi ve âlimdir.) [Bekara 260]<br />
 <br />
 [Vâsi, takat ve kudret sahibidir, ihsan ettiği şeyler Ona darlık vermez.<br />
 Âlim, her şeyi, haliyle, hakikat ve özüyle bilicidir. İnfak edenin niyetini, ihlaslı olup olmadığını ve infak kudretini bilir.<br />
 İnfak, harcama, ihtiyaç karşılamadır.]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerde ise buyuruldu ki:<br />
 (Bir iyiliğe on mislinden 700 misline kadar sevap verilir. Ancak oruç hariç, Allahü teâlâ, onun mükafatını ben [hesapsız] veririm buyurdu.) [İbni Huzeyme]<br />
 <br />
 (Rabbiniz, rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevap verir. Yapana on mislinden 700 misline kadar veya daha fazla sevap yazar. Kötülük yapmak isteyip de yapmayana bir sevap, yaparsa bir günah yazar.) [Taberani]<br />
 <br />
 Allahü teâlânın rahmeti, ihsanı boldur. Zerre kadar bir iyiliğe dağ kadar sevap verir. Mülk Onundur, dilediğine dilediği kadar ihsan eder. Kimse Ondan hesap soramaz.<br />
 <br />
 Sevap-günah miktarını, göklerin büyüklüğünü, uzaklıkları ve ahiretteki zamanları ve dünyanın yaratılışını ve mahlukların sayısını bildiren rakamlar, miktar sayısını göstermek için değil, miktarın çokluğunu anlatmak içindir. <br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sevabı en büyük olan beş hayırlı amel </span></span><br />
 <br />
 Peygamberimiz'in (sav) hadislerinde de en hayırlı amel konusunda değişik ameller zikredilmiştir. Önemli olan niyettir. Peygamberimiz (sav) "Ameller niyetlere göredir." buyuruyor. İnsanın bir amelde niyeti ve ihlası önemlidir. Bazı zaman olur küçük gördüğümüz bir amel Allah'ın rızasına uygun olurken diğer taraftan çok büyük zannettiğimiz bir amel çeşitli sebeblerden dolayı insana hiç sevap getirmeyebilir.<br />
 <br />
 Amellerde dikkat edilecek en önemli husus, sevap hesabı yapmak yerine Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır.<br />
 <br />
 En çok sevap kazandıran ibadetler farz olanlar, sonra vacip olanlar, sonra da nafile olanlardır. Zor şartlarda nefsi zorlayarak yapılan ibadetlerin, özellikle gençlikteki ibadetlerin sevapları fazladır. Mübarek gecelerde, kutsal topraklarda ,mescitlerdeki dua ve ibadetlerin sevabıda fazladır.<br />
 <br />
 HADİS-İ ŞERİFLERDE BİLDİRİLEN EN FAZİLETLİ AMELLER:<br />
 <br />
 Hz. Peygamber (sav)'ın bir hasırı vardı, geceleri perde yapıp gerisinde namaz kılardı, gündüzleri de yayıp üzerine otururdu. Halk da Resulullah (sav)'ın yanına dönüp (gelip) aynen onun gibi namaz kılmaya başladılar. Sayı gittikçe arttı. Bunun üzerine Resulullah (sav) onlara yönelerek şunu söyledi:<br />
 <br />
    "Ey insanlar, takat getireceğiniz işleri yapın. Zira siz (dua etmekten) usanmadıkça Allah da sevap yazmaktan usanmaz. Allah'a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır."<br />
 <br />
 Ravi der ki: Muhammed (sav)'ın ailesi bir iş yapınca onu sabit kılardı (artık terketmez devamlı yapardı). Buhari'nin Ebu Hüreyre (ra)'den yaptığı bir rivayette:<br />
 <br />
    "Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın, sabah vaktinde, akşam vaktinde, bir miktar da gecenin son kısmında yürüyün (ibadet edin), ağır ağır hedefe varabilirsiniz. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, cenneti kazandırmayacaktır." buyurdu.<br />
 <br />
    "Sen de mi (amelinle cennete gidemiyeceksin) ey Allah'ın Resulü?" dediler.<br />
 <br />
    "Evet, ben de. Allah affı ve rahmeti ile muamele etmezse ben de!"<br />
 <br />
 Buhari ve Nesai'de gelen bir başka rivayette:<br />
 <br />
 "Bu din kolaylıktır. Kimse (aşırı gayretle) dini geçmeye çalışmasın, (başa çıkamaz, yine de yapamadığı eksiklikleri kalır ve) galibiyet dinde kalır." buyrulmuştur.<br />
 <br />
 [Buhari, İman 16-29, Ezan 81, Rikak 18; Müslim, Salat 283, (782); Muvatta, Salatu'l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 1, (3, 218); Ebu Davud, Salat 317, (1368)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
    Yanımda Beni Esed kabilesinden bir kadın vardı. Bu sırada Hz. Peygamber (sav) içeri girdi ve:<br />
 <br />
    "Bu kimdir?" buyurdu.<br />
 <br />
    "Falancadır, geceleri hiç uyumaz, (ibadet yapar)" dedim. Resulullah (sav):<br />
 <br />
    "Sus, yeter! Size, takat getirebileceğiniz amel yaraşır. Siz (ibadet yapmaktan) usanmadıkça, Allah da (sevab vermekten) usanmaz. Allah'a en hoş gelen dini amel, kişinin devamlı olarak yaptığı ameldir." buyurdu.<br />
 <br />
    [Buhari, İman 32, Teheccüd 18; Müslim, Salatu'l-Musafirin 220-221 (785); Muvatta, Salatu'l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Salatu'l-Leyl 17 (3, 218)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resul-i Ekrem (sav), (bir gün) sordu:<br />
 <br />
    "En hayırlı olan ve derecenizi en ziyade artıran, melikinizin yanında en temiz, sizin için gümüş ve altın paralar bağışlamaktan daha sevaplı, düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanız veya boyunlarınızı vurmalarından sizin için daha hayırlı olan amelinizin hangisi olduğunu haber vereyim mi?"<br />
 <br />
    "Evet! Ey Allah'ın Resulü!.." dediler.<br />
 <br />
    "Allah'ın zikridir!" buyurdu.[Tirmizi, Da'avat 6, (3374); Muvatta, Kur'an 24]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Allah Teala Hazretleri şöyle ferman buyurdu:<br />
 <br />
    "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (ayni veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim. O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." (Buhari, Rikak 38)<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
    Bir seferde Resulullah (sav)'la beraberdik. Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük.<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü, beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!" ddim.<br />
 <br />
    "Mühim bir şey sordun. Bu, Allah'ın kolaylık nasib ettiği kimseye kolaydır; Allah'a ibadet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekat verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullah'a hacc yaparsın!" buyurdular ve devamla:<br />
 <br />
    "Sana hayır kapılarını göstereyim mi?" dediler.<br />
 <br />
    "Evet ey Allah'ın Resulü!.." dedim.<br />
 <br />
    "Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır." buyurdular ve şu ayeti okudular. (Mealen):<br />
 <br />
    "Onlar ibadet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rabblerinin azabından korkarak ve rahmetini ümid ederek O'na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar." (Secde,32/16).<br />
 <br />
    Sonra sordu:<br />
 <br />
    "Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?"<br />
 <br />
    "Evet, ey Allah'ın Resulü!.." dedim. "Dinle öyleyse" buyurdu ve açıkladı:<br />
 <br />
    "Bu dinin başı İslam'dır, direği namazdır, zirvesi cihaddır!" Sonra şöyle devam buyurdu:<br />
 <br />
    "Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?"<br />
 <br />
    "Evet ey Allah'ın Resulü!.." dedim.<br />
 <br />
    "Şuna sahip ol!" dedi ve eliyle diline işaret etti. Ben tekrar sordum:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?"<br />
 <br />
    "Anasız kalasıca Muaz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?" buyurdular. [Tirmizi, İman 8, (2619)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim namazı kılar, zekatı verir ve Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölürse, ona mağfiret etmek Allah üzerine bir hak olur. Hicret etse veya doğduğu yerde ölse de!"<br />
 <br />
    Dedik ki:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Biz bunu halka anlatsak da sevinseler olmaz mı?"<br />
 <br />
    "Cennette yüz derece var. Her iki derece arasında arzla sema arasındaki kadar mesafe var. Allah onu kendi yolunda cihad edenlere hazırladı. Ben mü'minleri bindirebileceğim bir şey bulamamam sebebiyle onlar da (bu yüzden cihada iştirak edemedikleri için) benden geri kalmalarına üzülmeleri suretiyle mü'minlere meşakkat vermemiş olsaydım, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, (her birine) iştirak ederdim. Ben (cihad esnasında) öldürülüp, sonra tekrar diriltilmeyi, tekrar öldürülmeyi isterim." buyurdular. [Nesai, Cihad 18, (6, 20)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Üç şey vardır; her birine Allah garanti vermiştir:<br />
 <br />
    - Allah yolunda cihad etmek üzere yola çıkan kimse: Bu öldüğü takdirde cennete koyma hususunda, ölmeyip döndüğü takdirde ganimet ve sevapla gelme hususunda garantilidir.<br />
 <br />
    - Mescide giden kimseye, öldüğü takdirde, Allah cennete koyma hususunda garanti vermiştir.<br />
 <br />
    - Kişi (fitne zamanında bulaşmayıp) evine çekildiği takdirde Allah ona da garanti vermişti." [Ebu Davud, Cihad 10, (2494)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
    Nu'man İbnu Nevfel (bir gün) dedi ki:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Farz namazlarımı kılsam, Ramazan orucumu tutsam, helali helal bilip haramı da haram tanısam ve bunlara hiçbir ilave (hayır ve ibadet)de bulunmasam cennete gider miyim?"<br />
 <br />
    Resulullah (sav):<br />
 <br />
    "Evet!.." buyurdular.<br />
 <br />
    Nu'man:<br />
 <br />
    "Vallahi (bu farzlara) hiçbir ilavede bulunmayacağım!" dedi. [Müslim, İman 16, (15)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
 "Allah Teala Hazretleri, Yahya İbnu Zekeriyya aleyhimasselam'a, beş kelime söyleyip bunlarla amel etmesini ve onlarla amel etmelerini Beni İsrail'e de söylemesini emir buyurdu. Ancak O, bu hususta ağır aldı. İsa aleyhisselam kendisine:<br />
 <br />
 "Allah sana beş kelime öğretip onlarla amel etmeni ve Beni İsrail'e de onlarla amel etmelerini emretmeni söyledi. Ya sen bunları onlara emredersin veya bunları onlara ben emredeceğim." dedi.<br />
 <br />
 Yahya aleyhisselam:<br />
 <br />
 "Onları emretmede benden önce davranacak olursan yere batırılmam veya azab görmemden korkarım!" dedi ve halkı Beytu'l Makdis'te topladı. Mescid ağzına kadar doldu. Mahfillere de oturdular. (Söz alıp):<br />
 <br />
 "Allah bana beş kelime gönderdi ve onlarla amel etmemi ve size de amel etmenizi emretmemi bana emretti: Bunlardan birincisi Allah'a ibadet etmeniz, ona hiçbir ortak koşmamanızdır. Allah'a ortak koşanın misali şudur: Bir adam, kendi öz malından altın veya gümüş mukabilinde bir köle satın alır ve: "Bu benim evim, bu da işim (çalış kazandığını) bana öde!" der. Köle çalışır, fakat kazancını efendisinden başkasına öder. Kölenin böyle yapmasına hanginiz razı olur? Aynen bunun gibi, Allah da size namazı emretti. Namaz kılarken (sağa-sola) bakınmayın. Zira Allah yüzünü, namazda bulunan kulunun yüzüne karşı diker, o sağa sola bakmadığı müddetçe. Allah size orucu emretti. Bunun misali şu insanın misaline benzer: O bir grup içerisindedir. Beraberinde bir çıkın içinde misk var. Herkes onun kokusundan hoşlanmaktadır. Oruçlunun (ağzında hasıl olan) koku, Allah indinde miskin kokusundan daha hoştur. Allah size sadakayı emretti. Bunun misali de şu adamın misaline benzer: Düşmanlar onu esir edip ellerini boynuna bağlamışlar ve boynunu vurmaları için cellatlara teslim etmişlerdir. Adam: "Ben az veya çok (bütün malımı) vererek kendimi fidye mukabilinde kurtarmak istiyorum" der ve nefsini fidye ödeyerek kurtarır. Allah size, Allah'ı zikretmenizi de emretti. Bunun da misali, peşinden hızla düşmanın geldiği bir adamdır. Bu adam muhkem bir kaleye gelip, düşmandan kendini korur. Kul da böyledir. Şeytana karşı kendisini sadece zikrullahla koruyabilir."<br />
 <br />
 Resulullah (sav) (buraya hikayeyi tamamlayarak) dedi ki:<br />
 <br />
 "Ben de size beş şeyi emrediyorum: Allah onları bana emretti. Dinlemek, itaat etmek, cihad, hicret ve cemaat. Zira, kim cemaatten bir karışcık ayrılırsa boynundaki İslam bağını çıkarıp atmıştır, geri dönen hariç. Kim de cahiliye davası güderse o cehennem molozlarından biridir!" Bir adam:<br />
 <br />
 "Ey Allah'ın Resulü! O kimse namazını kılar, orucunu tutar idiyse (yine mi cehennemlik)?" diye sordu. Aleyhisselatu vesselam:<br />
 <br />
 "Evet, namaz kılsa, oruç tutsa da! Ey Allah'ın kulları! Sizi Müslümanlar, mü'minler diye tesmiye eden Allah'ın çağrısı ile çağırın!" buyurdular.[Tirmizi, Emsal 3, (2867)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Cennette bir takım odalar vardır. Dışları içlerinden, içleri de dışlarından görülür."<br />
 <br />
    Bunu işiten bir bedevi ayağa kalkıp:<br />
 <br />
    "Bu odalar kim(ler)e ait ey Allah'ın Resulü?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Sözü güzel yapan, yemek yediren, oruca devam eden, gece herkes uyurken namaz kılan kimse(lere) ait!" buyurdu.[Tirmizi, Birr 53, (1985)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Allah Teala Hazretleri diyor ki:<br />
 <br />
    "Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım."[Buhari, Tevhid 16, 35; Müslim, Zikr 2, (2675), Tevbe 1, (2675)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Allah Teala Hazretleri demiştir ki:<br />
 <br />
    "Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da. Kim bir günah işlerse bunun cezası, misli kadardır, veya affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım. Kim bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana hiçbir şeyi şirk koşmaksızın arz dolusu hata ile kavuşursa ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım."[Müslim, Zikr 22, (2687)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Abdest imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur; sübhanallah velhamdülillah arz ve sema arasını doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyadır; Kur'an ise lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarır kimisi de helak eder."[Müslim, Taharet 1, (223); Tirmizi, Da'avat 91, (3512); Nesai, Zekat 1, (5, 6)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) bir gün:<br />
 <br />
    "Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?" diye sordular. Hz. Ebu Bekir (ra):<br />
 <br />
    "Ben!.." dedi. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Bugün kim bir cenazeye katıldı?" dedi. Yine Hz. Ebu Bekir (ra):<br />
 <br />
    "Ben!.." dedi. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Bugün kim bir hastayı ziyaret etti?" dedi. Bu sefer de Hz. Ebu Bekir:<br />
 <br />
    "Ben!.." dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav):<br />
 <br />
    "Bunlar bir kimsede biraraya geldi mi, o kimse mutlaka cennete girer!" buyurdu.[Müslim, Zekat 87, (1028)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
    (Ashabtan bazıları):<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Zenginler ücretleriyle gittiler. Onlar da bizim gibi namaz kıldılar, bizim gibi oruç tuttular, mallarının artanından da sadaka verdiler!" dediler. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Allah size de tasadduk edeceğiniz şeyler verdi: Her bir tesbih sadakadır, her bir tekbir sadakadır, her bir tahmid sadakadır, her bir tehlil sadakadır, emr-i bil-ma'ruf sadakadır, nehy-i ani'l-münker sadakadır, herbirinizin (hanımıyla) ciması sadakadır!" buyurdu. Derken cemaatten:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Yani birimizin şehvetine mübaşeret etmesine ücret mi var?" diye soranlar oldu. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "İhtiyacını haramla görmüş olsaydı bundan ona bir vebal var mıydı, yok muydu ne dersiniz?" diye sual ettiler.<br />
 <br />
    "Evet vardı!.." demeleri üzerine:<br />
 <br />
    "Öyleyse, ihtiyacını helal yolla gördü mü bunda onun için ücret vardır!" buyurdular.[Müslim, Zekat 53, (1106)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle buyurulmuştur:<br />
 <br />
    "Kardeşine karşı izhar edeceğin tebessümün bir sadakadır. Emr-i bi'l-ma'rufun ve nehy-i ani'l-münkerin sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır."[Tirmizi, Birr 36, (1967)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resullullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Üç şey vardır, bunlar kimde bulunursa, Allah onun üzerine himayesini açar ve onu cennete koyar: Zayıflara rıfk, anne-babaya şefkat, kölelere ihsan."[Tirmizi, Kıyamet 49, (2496)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Üç kimse vardır ki, bunlara yardım Allah üzerine bir haktır: Allah yolunda cihad eden, borcunu ödemek isteyen mükateb, iffetini korumak niyetiyle evlenen kimse."[Tirmizi, Fezailu'l-Cihad 20, (1655); Nesai, Nikah 6, (6, 61)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Üç kişi vardır, Allah onları sever, üç kişi de vardır Allah onlara buğzeder.<br />
 <br />
    "Allah'ın sevdiği üç kişiye gelince: "Bir adam bir cemaate gelir, onlardan Allah adına birşeyler ister, kendisiyle onlar arasında mevcut bir karabet sebebiyle istemez. Onun başvurduğu kimseler, istediğini vermezler. İçlerinden biri cemaatin arkasına kayıp, isteyen kimseye gizlice ihsanda bulunur. (Öyle gizli verir ki) onun verdiğini sadece Allah'la ihsanda bulunduğu adam bilir. (ikinci adam ise<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> Bir cemaat yoldadır. Gece boyu da yürürler. Derken (yorulurlar ve) uyku her şeyden kıymetli bir hal alır. Konaklarlar, (başlarını koyup yatarlar). Bir adam kalkıp bana karşı tevazu ve tazarruda bulunur, ayetlerimi okur. (Üçüncü adama gelince<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> Seriyyeye katılmıştır. Seriyye düşmanla karşılaşır, hezimete uğrarlar. Ancak o ilerler, öldürülünceye veya başarıncaya kadar savaşmaya devam eder."<br />
 <br />
    "Allah'ın buğzettigi üç kişiye gelince: Bunlar zani ihtiyar, kibirli fakir, zalim zengindir."[Tirmizi, Cennet 26, (2671); Nesai, Zekat 76, (6, 84)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler; Adil imam, Allah'a ibadet içinde yetişen genç, tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse, Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için biraraya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi, güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde: 'Ben Allah'tan korkarım!..' de(yip icabet etme)yen kimse, sağ eliyle verdiğini sol eli görmeyecek kadar gizli bir şekilde sadaka veren kimse, Allah'ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse."[Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudud 19; Müslim, 91, (1031); Muvatta, 14, (962, 963); Tirmizi, Zühd 53, (2392); Nesai, Kudat 2, (8, 222, 223)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim bir hidayete davette bulunursa, buna uyanların sevaplarının bir misli ona gelir ve bu durum, onların ücretlerinden hiçbir şey eksiltmez. Kim bir dalalete çağrıda bulunursa, buna uyanların günahlarından bir misli de ona gelir ve bu onların günahlarından hiçbir eksiltme yapmaz."[Müslim, İlm 16, (2674); Tirmizi, İlm 15, (2676); Ebu Davud, Sünnet 7, (4609); Muvatta, Kur'an 41, (1, 218)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Hayra delalet eden onu yapan gibidir."[Tirmizi, İlm 14, (2672)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Allah Teala Hazretleri meleklerine şöyle emreder;<br />
 <br />
    'Kulum kötü bir amel yapmak isteyince, onu yapmadıkça yazmayın. Yapınca, onu aleyhine bir günah olarak yazın. Eğer benim rızamı düşünerek terketti ise bunu onun lehine bir sevap yazın. Kulum iyi bir iş yapmak arzu edince, yapmasa bile onu, lehine bir sevap yazın. Eğer onu yaparsa en az on misli olmak üzere yedi yüz misline kadar ona sevap yazın.' "[Buhari, Tevhed 35; Müslim, İman 203, 205, (128,129); Tirmizi, Tefsir, Enam (3075)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kulun gündüz veya gece amelini yazan hafaza melekleri, yazdıklarını Allah'a yükseltirler. Allah sahifenin baş ve son kısmını hayırlı bulursa, meleklere şöyle der:<br />
 <br />
    "Sizi şahid kılıyorum, ben kulumun sahifesinin iki tarafı arasında kalan kısmını mağfiret ettim."[Tirmizi, Cenaiz 9, (981)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim Müslüman olduğu halde, saçından bir kıl beyazlarsa, bu, kıyamet günü onun için bir nur olur. Kim Allah yolunda bir ok atarsa, bu düşmana değse de değmese de, atan için bir köle azadı yerine geçer. Kim mü'min bir köleyi azad ederse bu onun için cehennemden bir azadlık vesilesi olur: Her bir uzuv için bir uzvu ateşten kurtulur."[Tirmizi, Fezailu'l-Cihad, (1634); Nesai, Cihad 26, (6, 26); Ebu Davud, Itk 14, (3966)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kıyamet günü aziz ve celil olan Allah şöyle buyuracak:<br />
 <br />
    "Ey ademoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin."<br />
 <br />
    Kul diyecek:<br />
 <br />
    "Ey Rabbim, sen Rabbülalemin iken ben seni nasıl ziyaret ederim?"<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu etseydin, yanında beni bulacaktın?"<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim ama sen beni doyurmadın!"<br />
 <br />
    Kul diyecek:<br />
 <br />
    "Ey Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki Alemlerin Rabbisin?"<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin ben onu yanımda bulacaktım."<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Ey ademoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!"<br />
 <br />
    Kul diyecek:<br />
 <br />
    "Ey Rabbim, ben sana nasıl su içirebilirim, sen ki Alemlerin Rabbisin!"<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Kulum falan senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su vermiş olsaydın bunu benim yanımda bulacaktın!"[Müslim, Birr 43, (2569)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim temiz rızık yer ve sünnete uygun amelde bulunur, halk da kendisinden bir kötülük gelmeyeceği hususunda güven duyarsa cennete girdi demektir."<br />
 <br />
    Bir adam:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Bugün insanlar arasında böyleleri çoktur!" dedi.<br />
 <br />
    Aleyhissalatu vesselam da:<br />
 <br />
    "Benden sonraki zamanlarda da olacaklar!" buyurdu.[Tirmizi, Kıyamet 61, (2522)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim sağmal bir hayvanı veya parayı (karz-ı hasen olarak) iareten verirse veya yolunu kaybedene yolunu gösterirse veya amayı sokağına koyarsa kendisine bir köle azad edenin sevabı verilir."[Tirmizi, Birr 37, (1968)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Hz. Peygamber (sav)'e soruldu:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Bir adam gizli olarak hayırlı ameller yaparken bir de bakarsın halk buna muttali olmuştur da bu onun hoşuna gitmiştir?"<br />
 <br />
    Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Bu kimsenin iki ücreti vardır: Gizli yapmanın ücreti ve aleni yapmanın ücreti."[Tirmizi, Zühd 49, (2385)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav)'a soruldu:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Kişi hayır yapsa halk da bu sebeple onu övse (bunun hükmü nedir?)"<br />
 <br />
    "Bu mü'mine (Allah'ın razı olduğuna dair) peşin bir müjdedir." buyurdular.[Müslim, Birr 166, (2642)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki;<br />
 <br />
    "Allah için sefer yapanlar üçtür: Gazi, hacı, umreci."[Nesai, Hacc 4, (5,113)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsulatından bir kuş veya insan veya hayvan yiyecek olsa, bu onun için bir sadaka olur." [Buhari, Hars 1, Edeb 27; Müslim, Müsakat 12, (1553); Tirmizi, Ahkam 40, (1382)]<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Kaynaklar : </span></span><br />
 Dinimiz islam<br />
 Sorularla islamiyet<br />
 ve cesitli internet Sayfalari</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dinimizde Sevablar ve Mübahlar Nelerdir? </span></span><br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sevap nedir? </span></span><br />
 <br />
 İyi bir davranışa karşı Allah tarafından verilecek mükafat; Allah'ın rızasına uygun ve ahiret mükafatına layık iyi iş İslam dinine uygun olarak girişilen iyi davranışlara karşı Allah'tan umulan mükafatların tamamını dile getiren "sevab"ın karşıtı olarak dilimizde günah ve azap kelimeleri kullanılmaktadır.<br />
 <br />
 Buna göre ahirette sevabı günahından yüksek olanlar ebedi saadete kavuşacak, cennete gönderilecek, günahı sevabından çok olanlarsa azap ile karşılacaklardır. Ehl-i Sünnette genel kanı Mü'min kişinin günahı sevabından çoksa bile, azabının ebedi olmayacağı, günahlarının cezasını bir süre azap çekerek gördükten sonra cennete alınacağı yolundadır. Haricilikte ise günahkar kişi dinden çıkmış sayılabilir ve bu sebeple öldüğünde ebedi azap görebilir.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">En büyük sevaplar nelerdir? </span></span><br />
 <br />
 1- Bir İnsanın hayatını kurtarmak.<br />
 <br />
 2- Evlat edinmek.<br />
 <br />
 3- Doğru ve dürüst olmak.<br />
 <br />
 4- Daima ileri götüren yolları tanımak ve tanıtmak.<br />
 <br />
 5- Fakirleri okutmak.<br />
 <br />
 6- Ailen için harcama yapmak.<br />
 <br />
 7- Elden ayaktan düşenlere, engellilere, aciz durumda olan canlılara yardım etmek.<br />
 <br />
 8- İnsanlık için iyi şeyler yapmak.<br />
 <br />
 9- Bir başkasının hayatı için kendi hayatını feda etmek.<br />
 İslam açısından sevap<br />
 <br />
 İslam açısından sevap, müslümanlar arasında dayanışma ve sevgi bağlarının kuvvetlenmesini sağlayan güzel bir davranıştır Sevap duygusu ve sevap işleme aşkı, Allah ile kulların birbirlerine bağlanmasını sağlayan en güzel bir köprüdür Bu bakımdan dilimizde, "sevaba girmek", "sevap işlemek" ve "sevap kazanmak" vb deyimler hayır işleri ve hayırlı teşebbüslerde daima hatırımıza ilk gelen cümleler olmuştur.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslam'a göre sevap kavramını iki ana grupta toplamak mümkündür: </span></span><br />
 <br />
 1- Kullar için sevap.<br />
 <br />
 2- Allah için sevap.<br />
 <br />
 Ancak kullar ve Allah için olan sevapların kesin hududunu çizmek de kolay değildir Daha umumi bir açıdan İslam'a göre sevabı, dinin kesinlikle vazife saydığı faaliyetler dışında kalan ve insanın kendi arzusuyla yaptığı fiiller diye tarif etmek mümkündür.<br />
 Diğer dinlerde sevap<br />
 <br />
 Sevap ve günah terimleri bütün dinlerde, özellikle İslam'dan önceki Musevilik ve Hıristiyanlıkta da mevcuttur içerik ve kapsam farklı olmakla beraber, bu iki dinde de sevap, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve insanlara yararlı olmak için girişilen her türlü iyi davranışları ifade için kullanılmaktadır. Kitab-ı Mukaddes'in genel esprisi, insanları sevaba teşvik ederek günahlardan sakındırmaktır. İslam'ın zina, hırsızlık, haksız yere adam öldürme gibi haram ve günah saydığı hususlar, tahriften korunabilmiş tevrat ve İncil metinlerinde de haram ve günah olarak kabul edilmiştir.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sözlükte sevap ne anlama gelmektedir? </span></span><br />
 <br />
 1- Hayırlı bir davranış karşısında tanrı tarafından verileceğine inanılan ödül.<br />
 <br />
 2- Tanrı tarafından ödüllendirileceğine inanılan davranış.<br />
 <br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MÜBAH NEDİR </span></span><br />
 <br />
 Mübah, yapılması veya yapılmaması dini yönden hiçbir sakıncası bulunmayan, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu eylemlerdir.<br />
 <br />
 Mübah olan eylemlerin ne yapılmasında sevab vardır, ne de yapılmamasında günah vardır.<br />
 <br />
 Bir şeyin mübah olması, yapılabilir olduğu anlamına geldiği için, eylem caizdir. Bu sebeple mübah yerine caiz sözcüğünün de kullanıldığı olur.<br />
 <br />
 İslam'a göre mübah olan eylemler, iyi niyetle yapılırsa sevap olur. Kötü niyetle yapılırsa, günah olur. Önemli olan kişinin niyetidir.<br />
 <br />
 Örneğin, Yemek yemek mübahtır, ama haram yemeklerden yemek mübah değil haramdır. Haram bir şeyi yemek haramken, eğer kişi can tehlikesiyle karşı karşıyaysa, açlıktan ölmek üzere iken yanındaki tek şey olan haram bir şeyi yemesi mübah sayılır. Burada haram yemek, içki içmek mübah değildir haramdır, fakat can tehlikesi gibi unsurlar, eylemi mübah kılabilir.<br />
 <br />
 Mübah nedir yani mübah ne demek? İşte mübah nedir kısaca anlamı ve mübah örnekleri hakkında bilgi.<br />
 <br />
 Mübah مباح , yapılmasında veya terkinde dinî yönden hiçbir mahzûr bulunmayan, yani, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu işlerdir. Diğer bir değişle Mübah; yapılıp, yapılmamasında günah olmayan şeylerdir. Tekrar belirtmek gerekirse, yapılması veya yapılmaması dini yönden hiçbir sakıncası bulunmayan, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu eylemlerdir<br />
 <br />
 Oturmak, yemek, içmek, uyumak gibi.. Mübah olan bu gibi işlerin ne yapılmasında sevab vardır, ne de terkinde günah.. Ancak bu fiilleri işlerken, mümin Peygamber Efendimiz'e bağlılığını düşünerek bu fıtrî fiillerini 0'nun sünnetine uygun yapmayı düşünerek, o niyetle hareket ederse o vakit sünnet sevabını kazanır. Yani İslam'a göre mübah olan eylemler, iyi niyetle yapılırsa sevap olur. Kötü niyetle yapılırsa, günah olur. Önemli olan kişinin niyetidir.<br />
 <br />
 Helâl ise yapılması câiz görülen, işlenmesinde dinî yönden hiçbir mahzur bulunmayan şeydir. Helalin her türlü şâibeden uzak, saf ve temiz olan kısmına “tayyib” denir. Her tayyib şey; helâl, fakat her helâl olan şey tayyib değildir.<br />
 <br />
 Örneğin, Yemek yemek mübahtır, ama haram yemeklerden yemek mübah değil haramdır. Haram bir şeyi yemek haramken, eğer kişi can tehlikesiyle karşı karşıyaysa, açlıktan ölmek üzere iken yanındaki tek şey olan haram bir şeyi yemesi mübah sayılır. Burada haram yemek, içki içmek mübah değildir haramdır, fakat can tehlikesi gibi unsurlar, eylemi mübah kılabilir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Mübah işlere örnekler </span></span><br />
 Yemek yemek<br />
 Su içmek<br />
 Spor yamak<br />
 Gezmek<br />
 Elbise rengi seçmek<br />
 Bilgisayar kullanmak<br />
 Banyo yapmak<br />
 Tıraş olmak<br />
 Telefon kullanmak<br />
 Doğayı seyretmek<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ef’âl-i mükellefîn </span></span><br />
 <br />
 Sual: Ef’âl-i mükellefîn ne demektir?<br />
 CEVAP<br />
 Müslümanın yapması ve sakınması gereken, İslam dininin bildirdiği emir ve yasakların hepsine Ef’âl-i mükellefîn denir. Buna İslamî hükümler de denir.<br />
 <br />
 Bir müslümanın dinde yapması ve sakınması gereken işler sekiz çeşittir: Bunlar:<br />
 Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsid.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- FARZ </span></span><br />
 Yapılması açıkça ve kesin olarak bildirilen dinin emirlerine farz denir. Farzları terk etmek haramdır, yani büyük günahtır.<br />
 <br />
 Farz iki çeşittir:<br />
 Farzı Ayn: Her Müslümanın bizzat kendisinin yapması lazım olan farzdır. Mesela, iman etmek, beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oruç tutmak, zengin ise zekat vermek ve hacca gitmek, farzı ayndır. [32 farz ve 54 farz meşhurdur.]<br />
 <br />
 Farzı Kifaye: Bir veya birkaç Müslümanın yapması ile diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır. Verilen selamı almak, cenazeyi yıkamak, cenaze namazı kılmak, sanatına, ticaretine lazım olandan fazla din ve fen bilgilerini öğrenmek gibi farzlar böyledir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- VACİP </span></span><br />
 Yapılması farz gibi kesin olan emirlere denir. Bunların delilleri farz gibi açık ve kesin değildir. Vitir namazını ve Bayram namazlarını kılmak, zengin olunca kurban kesmek, sadaka-i fıtr vermek vaciptir. Vacibin hükmü farz gibidir. Vacibi terk etmek, tahrimen mekruhtur. Vacip olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Fakat, yapmayan azaba layık olur.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- SÜNNET </span></span><br />
 Peygamber efendimizin yapılmasını övdüğü, yahut devam üzere kendisinin yaptığı veyahut yapılırken görüp de mani olmadığı şeylere “Sünnet” denir. Sünneti beğenmemek küfürdür. Beğenip de yapmayana azap olmaz.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Sünnet iki çeşittir: </span></span><br />
 Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terk ettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rekat sünneti böyledir. Bu sünnetler, asla özürsüz terk olunmaz.<br />
 <br />
 Sünnet-i gayri müekkede: Peygamber efendimizin, ibadet maksadı ile ara sıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kere terk olunursa, bir şey lazım gelmez. Beş-on kimseden biri işlese, diğer Müslümanlardan sakıt olan sünnetlere de “Sünnet-i alel-kifaye” denir. Selam vermek, ezan okumak gibi.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- MÜSTEHAP </span></span><br />
 Peygamber efendimizin sevdiği, beğendiği hususlardır. Doğan çocuk için akika hayvanı kesmek, güzel giyinmek, güzel koku sürünmek müstehaptır. Bunları yapana sevap verilir, yapmayan günaha girmez.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- MUBAH </span></span><br />
 Yapılması emir olunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere mubah denir. İyi niyetle işlenmesinde sevap, kötü niyetle işlenmesinde azap vardır. Uyumak, helalinden çeşitli şeyler yiyip içmek, helalinden çeşitli elbiseler giyinmek gibi işler, mubahtır. Bunlar, İslamiyet'e uymak, emirlere sarılmak niyetiyle yapılırsa sevap olur. Sıhhatli olup, ibadet yapmaya niyet ederek, yemek içmek böyledir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- HARAM </span></span><br />
 Dinimizde “yapmayınız” diye açıkça yasak edilen şeylerdir. Haramların yapılması ve kullanılması kesinlikle yasaklanmıştır. Haram olan şeyleri terk etmek, onlardan sakınmak farzdır ve çok sevaptır.<br />
 <br />
 Haram iki çeşittir:<br />
 Haram li-aynihi: Adam öldürmek, kumar oynamak, şarap ve her türlü alkollü içki içmek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, domuz eti, kan ve leş yemek gibi şeyler haram olup, büyük günahtır.<br />
 <br />
 Haram li-gayrihi: Bunlar asılları itibariyle helal olup, başkasının haklarından dolayı haram olan şeylerdir. Mesela bir kişinin bağına girip, sahibinin izni yok iken meyvesini koparıp yemek, ev eşyasını ve parasını çalıp kullanmak, emanete hıyanet etmek, rüşvet, faiz ve kumar ile mal, para kazanmak gibi. Haramlardan kaçınmak, ibadet yapmaktan daha çok sevaptır. Onun için haramları öğrenip, kaçınmak lazımdır.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 7- MEKRUH </span></span><br />
 İbadetlerin sevabını gideren şeylere mekruh denir.<br />
 <br />
 Mekruh iki çeşittir:<br />
 Tahrimen mekruh: Vacibin terkidir. Harama yakın olan mekruhlardır. Bunları yapmak azabı gerektirir. Güneş doğarken, tam tepede iken ve batarken namaz kılmak gibi. Bunları kasıtla işleyen asi ve günahkâr olur. Cehennem azabına layık olur. Namazda vacipleri terk edenin, tahrimen mekruhları işleyenin, o namazı iade etmesi vaciptir. Eğer unutarak işlerse, secde-i sehv, yani unutma secdesi gerekir.<br />
 <br />
 Tenzihen mekruh: Mubah, yani helal olan işlere yakın olan, yahut, yapılmaması yapılmasından daha iyi olan işlerdir. Gayri müekked sünnetleri veya müstehapları yapmamak gibi.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- MÜFSİD </span></span><br />
 Dinimizde, meşru olan bir işi veya başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylerdir. İmanı ve namazı, nikahı ve haccı, zekatı, alış ve satışı bozmak gibi. Mesela, dine imana sövmek küfür olup, imanı bozar. Namazda gülmek, abdesti ve namazı bozar. Oruçlu iken bilerek yemek, içmek orucu bozar.<br />
 <br />
 Farzları, vacipleri ve sünnetleri yapana ve haramdan, mekruhtan sakınana sevap verilir. Haramları, mekruhları yapan ve farzları, vacipleri yapmayana günah yazılır. Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. Bir farzın sevabı, bir mekruhtan sakınmanın sevabından çoktur. Mekruhtan sakınmanın sevabı da, sünnetin sevabından çoktur.<br />
 <br />
 Dinin delilleri<br />
 Sual: Ef’âl-i mükellefin, yani, farz, vacib, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsid olan hükümler, âyet ve hadisten nasıl çıkartılıyor?<br />
 CEVAP<br />
 Ahkam-ı İslamiye’yi bildiren deliller dörttür:<br />
 1- Sübutu [sabit olması] ve delaleti [işareti] kati [kesin] olanlar. Açık anlaşılan âyetler ve tevatürle [sözbirliği ile] bildirilmiş açıkça anlaşılan hadis-i şerifler böyledir. Bunlar farz ile haramları bildirir. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hac etmek gibi farzlar, âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmiştir. Namazın beş vakit olduğu ve nasıl kılınacağı da, mütevatir hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Leş, domuz, kan, şarap gibi haramlar âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmektedir. Köpek, aslan gibi hayvanların haram olması da, mütevatir hadis-i şeriflerle bildirilmiştir.<br />
 <br />
 2- Sübutu kati olup, delaleti zanni olanlar. Açıkça anlaşılamayan âyetler böyledir. Bunlar vacib ile tahrimen mekruhu bildirirler. Mesela (Kurban kes) âyet-i kerimesinin sübutu katidir, fakat delaleti [herkesin kurban kesmesi gerektiğinin bildirilmesi] zannidir. Bunun için kurban kesmek vaciptir.<br />
 <br />
 3- Sübutu zanni, delaleti kati olanlar. Bir sahabinin bildirdiği açık hadisler böyledir. Bunlar da vacib ile tahrimen mekruhu bildirirler.<br />
 <br />
 4- Sübutu de, delaleti de zannidir. Bir sahabinin bildirdiği, açık anlaşılamayan hadisler böyledir. Sünnet ile müstehabı ve tenzihi mekruhu bildirir. (Tam İlmihal)<br />
 <br />
 Bülüğ çağı<br />
 Sual: Erkek çocukları için büluğ çağına girmenin minimum ve maksimum yaşı var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Maksimum yaş 15 tir, 15 ini doldurduğu halde, büluğa ermese de ermiş kabul edilir, dini emirlerini yapmakla yükümlüdür. Eğer daha aşağı yaşlarda büluğa ermişse, büluğa ermiş demektir. Bu iklime ve beslenmeye bağlıdır. Bu yaş genelde 12 dir. Erkeklerde daha aşağısında olmaz. 12 yaşında olan oğlan ve 9 yaşında olan kız, bâlig olduğunu söyleyince kabul edilir.<br />
 <br />
 Gençlik ve yaşlılık<br />
 Sual: Gençlik ve ihtiyarlık dönemi hangi yaşlar arasındadır?<br />
 CEVAP<br />
 Otuz yaşından küçük olana genç,<br />
 otuz ile elli arasında olana yetişkin,<br />
 elli yaşından yukarı olana ihtiyar,<br />
 yetmişten sonra ise pir-i fâni denir.<br />
 <br />
 Herkes aklı nispetinde sorumlu olur<br />
 Sual: İslam dininin emirleri herkese hitap ediyor; fakat herkesin aklı aynı olmadığına, kimi akılsız olduğuna göre, herkesin aynı şeylerden sorumlu tutulması doğru olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Herkes aklı nispetinde sorumlu olur. Aklı hiç yoksa yani deliyse, hiç sorumlu olmaz. Aklı azsa, anladığı kadar sorumlu olur. Allahü teâlâ hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını sorumlu tutmaz. İki âyet-i kerime meali:<br />
 (Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez.) [Bekara 185]<br />
 <br />
 (Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri yükleme!) [Bekara 286]<br />
 <br />
 Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (İnsanların yaptıkları hayırların mükâfatı, akılları nispetinde verilir.) [Ebu-ş-şeyh]<br />
 <br />
 Sual: Sağır ve dilsiz kimse mükellef midir?<br />
 CEVAP<br />
 Mükellef değildir. Eğer anlar ise ve öğrenirse mükellef olur. Şimdi okulları var, öğrenmeleri mümkün olabilir. Anlamak öğrenmek esastır.<br />
 <br />
 Büluğa ermeyen çocuk<br />
 Sual: Büluğa ermemiş bir çocuk, yaptığı ibadetlerin sevabına kavuşur mu ve işlediği günahlar yazılır mı?<br />
 CEVAP<br />
 Çocuğa hiçbir ibadet farz değildir. Hiçbir şey haram değildir. İbadetlerinin sevablarına kavuşur. Bir kimse, bir çocuğa imam olunca, cemaat sevabı hâsıl olur. (Uyun-ül-besair)<br />
 <br />
 Çocukların işledikleri sevabların babalarına yazılacağını bildiren âlimler de vardır.<br />
 <br />
 Sual: Haram ve helal hükümlerini, âlimler mi koymuştur?<br />
 Cevap: Her şeyin sahibi, yaratanı, maliki Allahü teâlâdır. Kullanmamız için izin verdiği şeylere helal, izin vermediği şeylere de haram denir. Haram demek, sahip ve yaratan olan Allahü teâlânın, bir şeyi kullanmaya izin vermemesi demektir. Helal ise, o yasak düğümünü çözmek demektir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yedi büyük günah olduğu gibi, yedi büyük sevap var mıdır? 54 farz ne demektir? </span></span><br />
 <br />
 Her bir günahı terk etmek de farzdır. Günahları Allah yasakladığı için, terk etmek bir farz sevabı almak demektir. Buna göre en büyük günahları terk etmek de, en büyük sevaplar arasına girebilir.<br />
 <br />
 Sevapların yolları çok olduğu için, özel bir “yedi büyük sevap” listesi verilmemiştir. İslam’da değişik mülahazalarla, bazı hususlarda konunun makamına göre farklı öncelikler söz konusu olmuştur. Biz de İslam’ın ruhuna uygun olduğunu düşündüğümüz şöyle bir listeyi sunabiliriz.<br />
 <br />
 1.    Başta  marifetullah olmak üzere iman esaslarında derinleşmek.<br />
 2.    Beş vakit namaz başta olmak üzere, İslam’ın temel esaslarını yerine getirmek.<br />
 3.    Malla, canla Allah yolunda cihat etmek. Yani Allah’ın mesajlarını anlamaya ve anlatmaya bütün benliğiyle gayret etmek.<br />
 4.    Kur’an’a hizmet etmeyi hayatının gayesi olarak telakki etmek, ona göre davranmak.<br />
 5.    Müslümanların kardeşlik duygularını pekiştirmeye, birlik şuuru sağlamaya çalışmak.<br />
 6.    Fikir ve bilgi planında İslam’ı lekelemeye çalışan Ehl-i bid’a ile mücadele etmek.<br />
 7.    Kalbin ışığı olan dinî ilimlerle, aklın nuru olan fen ilimlerini birlikte öğrenmek ve kendi çocuklarını ve yeni nesli ona göre eğitmek.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mü'minlerin Özellikleri ve (54) elli dört farz </span></span><br />
 <br />
 Bu konuda Kur'an ayetleri ve hadisler taranmış olsa yüzlerce özellik çıkabilir. Örneğin imanın yetmiş küsur şube olduğunun bildiren hadisi esas alan Beyhaki, on (10) cilt olan eserinin içerisinde bu şubeleri tek tek sayarak, her şubenin hadislerin altına yerleştirmiştir. Sadece imana ait özellikler bu kadar olursa diğerlerini bir düşünelim.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Burada bazı ayetlerden birkaç misal vereceğiz. </span></span><br />
 <br />
 "1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;<br />
 2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;<br />
 3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;<br />
 4. Onlar ki, zekâtı verirler;<br />
 5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;<br />
 6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.<br />
 7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.<br />
 8. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;<br />
 9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.<br />
 10. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;<br />
 11. (Evet) Firdevs'e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar." (Müminün Suresi, 23/1-11)<br />
 <br />
 "Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!<br />
 <br />
 O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.<br />
 <br />
 Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.<br />
 <br />
 İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!<br />
 <br />
 Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah'ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!<br />
 <br />
 Bu (Kur'an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.<br />
 <br />
 Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz." (Ali İmran, 3/133-139)<br />
 <br />
 <br />
 İnanç, ibadet, muamelat, ahlak gibi konuları içine alan İlmihaller vardır.  Temel dinî bilgileri içeren ilmihaller yanında akaid, ibadet, insanlar arası münasebet gibi konulardan yalnız birini veya sadece bir mezhebin, bir tarikatın esaslarını yahut bir zümreyi ilgilendiren bilgileri ihtiva eden özel ilmihaller de yazılmıştır.<br />
 <br />
 İlmihaller konularına göre tasnif edildiği gibi hacimleri dikkate alınarak ansiklopedik, mufassal, muhtasar ilmihal ve cep ilmihali tarzında da gruplandırılır.<br />
 <br />
 Diğer taraftan akaid ve ibadet konularını özetleyen "otuz iki farz", ahlâk ve görgü kuralları başta olmak üzere ilmihal konularını kısaca içeren "elli dört farz" adlı el kitapları da oldukça yaygındır. Bunlar okunması ve ezberlenmesi kolay olması için yapılmıştır. Bunlardan başka farzın olmadığı anlamına gelmez.<br />
 <br />
 İlmihaller, yazıldıkları dönemin din anlayışını yansıtmaları ve dinî bilgilerin günlük hayata uygulanmasını temin edip din kültürünün toplumun çeşitli kesimlerine yayılmasını sağlamaları bakımından önem taşır.<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Meşhur olmuş ve her müminde bulunması gereken 54 farz şunlardır: </span></span><br />
 <br />
 1. Allah'ı daima hatırlamak.<br />
 2. Helal kazanılmış elbise giymek<br />
 3. Abdest almak.<br />
 4. Beş vakit namaz kılmak.<br />
 5. Cünüplükten gusletmek.<br />
 6. Rızk için Allah'a tevekkül (itimad) etmek.<br />
 7. Helalden yeyip içmek.<br />
 8. Allah'ın taksimine kanaat etmek.<br />
 9. Tevekkül etmek.<br />
 10. Kazaya (yani Allah'ın hükmüne) razı olmak.<br />
 11. Nimete karşılık şükretmek.<br />
 12. Belaya sabretmek.<br />
 13. Günahlara tövbe etmek.<br />
 14. İbadetleri ihlas ile yapmak.<br />
 15. Şeytanı düşman bilmek.<br />
 16. Kur'an'ı delil tanımak.<br />
 17. Ölüme hazırlıklı olmak.<br />
 18. İyiliği emredip kötülükten alıkoymak.<br />
 19. Gıybet etmemek, kötü şeyleri dinlememek.<br />
 20. Anaya babaya iyilik ve itaat etmek.<br />
 21. Akrabayı ziyaret etmek.<br />
 22. Emanete hıyanet etmemek.<br />
 23. Dinin kabul etmeyeceği latifeyi (şakayı) terk etmek.<br />
 24. Allah ve Resulüne (asv) itaat etmek.<br />
 25. Günahtan kaçınıp Allah'a sığınmak.<br />
 26. Allah için sevmek, Allah için buğz etmek.<br />
 27. Her şeye ibretle bakmak.<br />
 28. Tefekkür etmek. (Cenab-ı Hakk'ın kudretini, azametini ve insanın yaratılışdaki gayeyi düşünmek)<br />
 29. İlim öğrenmeye çalışmak<br />
 30. Kötü zandan sakınmak<br />
 31. İstihza (alay) etmemek<br />
 32. Harama bakmamak<br />
 33. Daima doğru olmak<br />
 34. Esef ve ferahı, yani şımarıklık ve azgınlığı terketmek<br />
 35. Sihir yapmamak<br />
 36. Ölçü ve terazisini doğru tartmak<br />
 37. Allah'ın azabından korkmak<br />
 38. Bir günlük nafakası (yiyeceği.içeceği) olmayana sadaka vermek<br />
 39. Allah'ın rahmetinden ümid kesmemek<br />
 40. Nefsinin kötü arzularına tabi olmamak<br />
 41. İçki kullanmamak<br />
 42. Allah'a ve mü'minlere suizan etmekten sakınmak<br />
 43. Zekat vermek ve mali cihatta bulunmak<br />
 44. Hayız (adet) zamanlarında ve nifas halinde hanımı ile cinsel ilişkide bulunmamak<br />
 45. Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tutmak<br />
 46. Yetimin malını haksız olarak yememek, onlara iyilik etmek<br />
 47. Kibirlilik etmemek<br />
 48. Livata (erkekle cinsi münasebet) ve zina yapmamak<br />
 49. Beş vakit namazı muhafaza etmek<br />
 50. Zulm ile halkın malını yememek<br />
 51. Allah'a şirk (ortak) koşmamak<br />
 52. Riyadan (gösterişten) sakınmak<br />
 53. Yalan yere yemin etmemek<br />
 54. Verdiği sadakayı başa kakmamak<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Kuran’da Geçen 10 Büyük Sevap </span></span><br />
 <br />
 Sevab: Hayır; hayırlı iş; Allah (c.c) tarafından mükâfatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı; Allah (c.c)ın rızasını kazanmaya mahsus iyi amel demektir.<br />
 <br />
 Anne ve babanın hayır duasını almak. Yani aileye her zaman iyi davranmak, onlara karşı gelmemek ve onlara hayırlı bir evlat olmak.<br />
 <br />
 Hakikî müminin özelliklerinden biri de boş ve faydasız işlerden uzak durmasıdır. Bir ayette bu açıkça belirtilir: “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Din ve dünyaya faydası olmayan şeyi (malayaniyi) terk etmek, kişinin müslümanlığının güzelliğindendir.”<br />
 <br />
 Namaz kılarlar; kıldıkları namazlardan aldıkları lezzet başlarını döndürür.<br />
 <br />
 (Namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak ancak müminlere kolay gelir. Kur’an-ı kerimde, (İman ve ibadet etmek, müşriklere güç gelir)<br />
 <br />
 Sadaka ver mek Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
 (Şeytan, fakirleşirsiniz diye korkutup, size cimriliği, çirkin şeyleri emreder, sadaka verdirmek istemez. Allah ise kendi lütfundan size mağfiret ve bol nimet vadediyor. Allah’ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilendir.)<br />
 [Bakara 268] <br />
 <br />
 ALLAH’a ibadet eden Genç !<br />
 Efendimiz (s.a.v) ALLAH Teala’nın ibadet eden genç ile meleklerine övünüp “Bakınız benim kuluma, kendi şehvet (ve nefsani heveslerini) benim için terk etmiştir” buyurduğunu haber verir. Rabbimiz’in meleklerine karşı övündüğü ibadet eden genç, yeni bir hayat coşkusu elde eder. Uçsuz bucaksız gibi görünen evren, onu tedirgin edemez. Gelecek endişesi gönlünü daraltamaz.<br />
 <br />
 Bozuşan, dargın duran iki kişinin arasını bulmak. Birbirine dargın olanları barıştırmak gerekir.<br />
 <br />
 Hazret-i Musa, (Ya Rabbi, dargın olanları barıştırana ne ecir verirsin? diye sordu. Hak teâlâ, (Kıyamet gününde selamet verir, korktuğu şeylerden emin eder, umduğu şeylerle şereflendiririm) buyurdu.<br />
 <br />
 İyiliği emredip kötülükten men etmek müminin özelliklerindendir. Nitekim, “Emri b-i’lmaruf, nehyi ani’lmünker yani iyiliği emretmek, kötülükten menetmek” de farz-i kifayedir.<br />
 <br />
 Bütün mahlûkata karşı şefkat vemerhametle muamele etmek Allah Teâlâ’nın emridir. İnsan olsun, hayvan olsun, mutî olsun, âsî olsun herkese karşı merhametli olmak, dinimizin emridir.<br />
 <br />
 İnsanlara şefkat ve merhamet göstermeyen kimseye Cenâb-ı Hakk merhamet etmez. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:<br />
 <br />
 “Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.” buyurulmuştur. (Buhârî)<br />
 <br />
 Doğru sözlülük. “Ey inananlar! Allah’a karşı saygılı olun ve özü-sözü doğru olanlarla beraber bulunun.” Tevbe sûresi (9)<br />
 <br />
 Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
 <br />
 Müslüman hayatı boyunca hata edebilir, yanılabilir, şeytana uyabilir, günah işleyebilir ama asla yalancı olamaz. Her işinde ve her hareketinde doğru ve dürüsttür, yalana asla bulaşmaz.<br />
 <br />
 Allah (c.c) yolunda cihad etmek ve o’nun uğruna şehit düşmek. Allah yolunda  ölmenin ön şartı, Allah yolunda olmaktır, Alah yolunda yaşamaktır.<br />
 <br />
 Cihad etmek sadece savaşmak değilidr. *Kimin ayakları Allah yolunda tozlanırsa, Allahü Teâlâ onu ateşe haram kılar* diyor Allah rasülü.Allah rızasına niyet edip çıkılan yolların hepsi cihad kapsamına girer.<br />
 Hasta ziyareti, akraba ziyareti, küs olanları barıştırmak gibi girişimlerde bulunmak. Sevaplar içinde ALLAH cc sevdiği Ameller kapsamına giriyor.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">En büyük günah </span></span><br />
 <br />
 Sual: En kıymetli ibadet ve en büyük günah net olarak hangisidir? Hadis-i şeriflerde çok farklı bildiriliyor. Bir hadiste ana babaya itaat, başka birisinde namaz deniyor. Günahlar için de aynı şekilde farklı hadis-i şerifler var. Yedi büyük günah bildiriliyor. Başka bir hadiste bu yedi günahın dışında olarak zina en büyük günah denirken, başka bir hadiste içki içmek en büyük günah olarak bildiriliyor. Bunların sebebi nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Hangi ibadet, Allahü teâlânın rızasına kavuşturursa, o en büyük ibadet olur. En büyük günah ise, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da biz bilemeyiz. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalıdır. Belki bizim büyük sanmadığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Nefsine yenilip günah işleyen de, korku içinde olmalıdır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (Pervasızca günah işleyen mümine Allahü teâlâ gazap eder.)[Ukaylî]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerin farklı olmasının sebebi ise şudur:<br />
 Suali soranların hallerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Kimisi için namazdır, kimisi için emri maruftur. Günahlar da öyledir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Bir de, zamana göre, uygun cevap verilmiştir. Mesela İslamiyet’in ilk zamanları cihad önemli idi. Günümüzde emr-i marufun, ehli sünnet itikadını yaymanın önemi büyüktür. Demek ki, kişilerin hallerine ve zamana göre büyüklük değişiyor. Zaten emredilen ibadetleri yapmak, yasak edilenlerden kaçınmak her Müslümanın her zaman vazifesidir.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Şirk hariç, en büyük günah nedir? </span></span><br />
 CEVAP<br />
 Günah, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak yani isyan etmek olduğu için, günahların hepsi de büyüktür. En büyük günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da insan bilemez. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalı. Belki bizim küçük sandığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Âlimlerimiz buyuruyor ki:<br />
 En büyük günah, bid’at itikadında olmaktır. Doğru iman bilgileri öğrenilmezse, yani iman bozuksa, yaptığı ibadetlerin hiç kıymeti olmaz.<br />
 <br />
 En büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan daha büyük günah ise, günahı ibadet olarak yapmaktır. Bid’at işleyenler böyledir. Bid’ati, dinin emri gibi yapar.<br />
 <br />
 En büyük günah, kalb kırmaktır.<br />
 En büyük günah, kibirdir.<br />
 En büyük günah, gıybettir.<br />
 <br />
 En büyük günah, namazı özürsüz kazaya bırakmaktır. Farzları, vazife bilip, kaza etmeyi, ödemeyi düşünmek şartı ile, tembellikle yapmamak, en büyük günahtır. Vazife bilmemek, önem vermemek ise, küfür olur. Namaz kılmamak, diğer bütün günahlara yol açacağı için, en büyük günah namaz kılmamak denebilir. Namaz kılan, diğer günahlardan korunur. Çünkü Kur’an-ı kerimde, namazın bütün kötülükleri önleyeceği bildiriliyor.<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük günahlarla ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: </span></span><br />
 (En büyük günah, katillik, ana babaya zulüm, yalan yere şâhitliktir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (En büyük günah, yalan yere yemin etmektir.) [Buhari]<br />
 <br />
 (En büyük günah, dünya sevgisidir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır.) [Beyheki, İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (En büyük günah, zinadır.) [İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (En büyük günah, içki içmektir.) [Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, Allah hakkında suizan etmektir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (En büyük günah, haksız yere, bir Müslümanın malını almaktır.)[Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, faiz, iffetli kadına iftira, yetim malı yemektir.)[Taberani]<br />
 <br />
 (En büyük günah, kişinin, geçimi kendisine ait olanları ihmal etmesidir.) [Müslim]<br />
 <br />
 (En büyük günah, kişinin borcunu ödemek için mal bırakmadan ölmesidir.) [Ebu Davud]<br />
 <br />
 (Gıybet zinadan da büyük günahtır. Zinadan tevbe edeni Allahü teâlâ affeder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [Taberani]<br />
 <br />
 (Livata yapan mel’undur.) [İ. Ahmed]<br />
 <br />
 (Vasiyette vârislerden birini zarara sokmak büyük günahtır.) [İbni Cerir]<br />
 <br />
 (Avret yerlerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim]<br />
 <br />
 (Bir Müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R. Nasıhin]<br />
 <br />
 (Küçük günaha devam etmek, büyük günah olur.) [İ. Asakir]<br />
 <br />
 (Küçük görünen günahlar, toplanınca sahibini helak eder.)[Taberani]<br />
 <br />
 (Şu yedi büyük günahtan kaçının: 1- Allah’a şirk koşmak, 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek.) [Taberani]<br />
 <br />
 (İlmi gizlemekle yapılan hıyanet, malda yapılan hıyanetten daha büyük günahtır.) [Ebu Nuaym]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerde, suali soranların hâllerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Günahın büyüklüğü, kişilerin hâllerine ve zamana göre değişiyor.<br />
 <br />
 Sual: Şu hadisi bildirdiniz:<br />
 (Beş vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, zekatını veren ve yedi büyük günahtan kaçınana, Cennetin bütün kapıları açılır, selamet ve emniyet içinde gir denilir.) [Nesai]<br />
 Bu hadiste bildirilen yedi büyük hangileridir?<br />
 CEVAP<br />
 Yedi büyük günah şunlardır: 1- Allah’a şirk koşmak. 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek. (Buhari, Müslim) Başka bir hadis-i şerifte de, yedi büyük günah içinde Müslüman olan ana babaya asi olmak ifadesi geçiyor. Allah’a şirk koşmak küfürdür. Küfür de, bazen büyük günahlar arasında sayılır.<br />
 <br />
 Allah kimleri sevmez<br />
 Sual: Allah kimleri sevmez?<br />
 CEVAP<br />
 Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
 Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise, sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz.(1/266)<br />
 <br />
 Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
 (Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.)[Lokman 18]<br />
 <br />
 Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
 (“Allah’tan kork” denince, “Sen kendine bak” diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî]<br />
 <br />
 (Düşmanlıkta ileri gidenleri Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, kibirlileri sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, komşusuna sıkıntı vereni sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, eshabımı ve akrabamı incitenleri sevmez.)[Taberani]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ. Gazali]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, cimriliği sevmez.) [Berika]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, zalim zengini sevmez.) [Bezzar]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, taatten gafil olanı sevmez.) [Deylemi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, çalışmayan gençleri sevmez.) [Münavi]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ, hakkı kabul etmekte inat edeni sevmez.) [Buhari]<br />
 <br />
 En şiddetli azap<br />
 Sual: Müslüman olduğu hâlde, günahları çok gelerek Cehenneme düşen kimseler içinde, azabı en şiddetli olan kimlerdir? Yani hangi günah sebebiyle şiddetli azaba maruz kalırlar?<br />
 CEVAP<br />
 Bu, şahıslara göre değiştiği gibi, günahı işleyiş sebeplerine göre de değişir. Mesela bir kralın zulmü ile bir kölenin zulmü aynı olamaz. Put yapanla, resim çizenin, azapları aynı olmaz. Niyetlerine göre değişir. Peygamber efendimizin, bazı günahların önemini bildirmek için, (Şu günahları işleyen en şiddetli azaba mâruz kalacaktır) buyurduğu olmuştur. Bunlardan üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, canlı resmi yapandır.) [Buhârî]<br />
 <br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, zâlim hükümdardır.) [Beyheki]<br />
 <br />
 (Kıyamette azabı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.) [Taberanî]<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALINTI BiR SORU Ve CEVABI: </span></span><br />
 <br />
 Bende kafama takılan birkaç şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum..<br />
 Dinimizle ilgili hep bu tarz sözler duymuşumdur yada okumuşumdur hayatım boyunca:<br />
 Şu gecede ibadet edersen tüm günahlarından arınırsın..Bu gece namaz kılarsan 1000 defa hacca gitme sevabı kazanırsın vs..Bunlar kitabımızdamı yazıyor yoksa birtakım kişilerin uydurdukları hurafelermi bilmiyorum,açıkcası fazla bilgim yok bu konularda ama inançlı biriyim genel olarak..<br />
 Benim garibime giden şeyde bu tür şartların bazı kişiler için adil olmaması durumu.Yani adam ömrü boyunca günah işlesin,yapmadığı kötülük kalmasın.Ve bir gecede tüm günahlarından arınsın ve hatta hacca gitmiş gibi olsun.Peki ömür boyu iyilik yapmış lakin sadece ibadetini aksatmış birinin öbür dünyadaki durumu gözönünde bulundurulduğunda adaletli bir durummudur sizce bu?Şahsen benim için değildir..Dini adaletin biraz daha ince kurallarla donatılması gerektiğini düşünüyorum ben.Kötünün hakkı kötüye,iyinin hakkıda iyiye verilmelidir.Evet ibadettee etmelidir her mümin ama bazende affediciliğin bir sınırı olması beklenir vicdani açıdan bakıldığında.Misal siz ailenizi katleden bir adamı affedermisiniz?Merhamette bir yere kadardır..<br />
 Mesela şöyle:<br />
 "Her kim haram aydan, üçgün , Perşembe, Cuma ve Cumartesini tutarsa, ALLAH C.C. ona 900 sene ibadet (sevabı) yazar."<br />
 <br />
 Receb ayının son üç günü içinde bir gün varki, o günü oruç ile yakalayan 100 sene gündüz oruç tutmuş ve gece namaz kılmış sevabı alır.<br />
 Recep ayının (Regaib Kandili) 15'inde tutulan oruç 30 yıllık oruca denktir. Ayrıca Receb ayında tutulan bir gün oruç 600 sene ibadetten efdaldir.<br />
 <br />
 Arefe günü orucu ise geçen ve gelecek senenin günahlarını örter.<br />
 <br />
 İnsanın aklınada şöyle birşey geliyor.Misal Receb ayında tutulan birgün oruç 600 sene ibadetten efdaldir.O zaman birgünlük ibadet hatta insan ömrü düşünüldüğünde 70 yıllık ibadet bunun yanında nedirki?Sen zaten bu şartı yaptığın zaman 600 sene ibadet yapmış gibi oluyorsun.Bunuda yaptığın kadarıyla çarparsan çok büyük bir rakam çıkıyor..<br />
 <br />
 Derdimi anlatabildimmi bilmiyorum..İnşallah bununla ilgili tatmin edici cevaplar alırım ve dine bir adım daha yaklaşma konumum olur bu sayede..<br />
 <br />
 NOT:İnancım hatrı sayılır derecede iyidir lakin fazla bilgim olmadığı için bu tür olaylara daha felsefi açıdan yaklaşma tarzımı sakıncalı bulduysanız mazur görün.. <br />
 <br />
 Sizin bu söylediklerinizi eminim çoğu insanda düşünmüş kafa yormuştur buna.Söylediğiniz şeyler aslında bizleri ibadet yapmaya teşvik için söylenmiştir.Allahın sonsuz merhamet sahibi olduğunu anlatmak,yapılan samimi bir tövbenin Allah tarafından kabul edileceğini hatırlatmak içindir.<br />
 Burada adaletsiz bir durum olduğunu söylemek yanlış olur sanırım.Allah kullarına karşı adaletsiz davranmaz,birinin yaptığı ibadetin sevabını alıp bi başkasına vermez.Bu mümkün değil.Herkes iyi yada kötü az yada çok yaptığı amellerin,işlediği kötülüklerin karşılığını alacaktır inşallah...<br />
 <br />
 YApılan ibadetlerinde,işlenen iyi yada kötü amellerinde bir olmadığı ayetlerde yazar.Yapılan iyi bir amelin karşılığının en az bire on olacağını bildiren ayetlerde var.Bunun ucu açıktır sonsuz merhamet sahibi olan Allah bunu dilediği kadar artıırır...Yapılan bir kötülüğün karşılığıda sadece bire bir dir.Yani sevaplarda olduğu gibi yapılan kötülüğün cezasını artımaz Allah...<br />
 <br />
 Belli gün ve gecelerde,süresi belli olan aylarda yapılan ibadetlerin diğer zamanlarda yapılan ibadetlere göre daha üstün olduğu,haliylede bunların mükafatınında diğrelerinden daha çok olacağını düşünmek çokta yanlış olmaz.Örnek;Vaktinde kılınan namazla kazaya kalmış bir namaza verilen sevabın bir olmayacağı gibi.bAşka bi örnek daha;Ramazan ayında olduğu bilinen ama hangi günün gecesinde olduğu net olmayan,Allahın bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirdiği Kadir gecesinin gizli tutulması bizleri bütün bir ayı ibadetle geçirmemiz için teşviktir. <br />
 Bu tip sevap bildirimleri genellikle hadisi şeriflerden kaynaklanmaktadır.<br />
 Bazı gün ve gecelerin hususi sevapları da vardır.<br />
 Ancak bilinmelidir ki, bu tip özel sevap kazanılmasına sebep olan, özel gün ve gecelerde yapılan ibadetler, o tip (aynı cins) ibadetten, farz borcu olmayan insanlar için müjdelenmiştir.<br />
 Farklı boyutlar var bu tip bildirimlerde.<br />
 Bizim için en önemli ibadetler, bize farz olan ibadetlerdir. Bunlar Allahü Teala tarafından bize verilen vazifelerdir. Bunları yapmaktan sorumluyuz. Yapmazsak azab olduğu bildirilmektedir. Yaparsak ta mutlaka karşılığı var.<br />
 Farz olan ibadetlerin en önemlisi namazdır. Ölürken Azrail a.s. insanın hayatında kıldığı namazlara bakarak, o insanın canını alacaktır.<br />
 Kabirde de aynı şekilde.<br />
 Ahıret aleminde ise yine bize ilk sorulacak şey namazdır. Eğer namaz hesabını verebilirsek, diğer hesapların çok kolay verileceği bildirilmektedir.<br />
 Sırat köprüsünde de aynı şekilde.<br />
 Hiç bir ibadet farz olan ibadetlerle kıyas teşkil edemez. Farz ibadetin yanında diğer ibadetlerin, denizin yanında bir damla bile olmadığı bildirilmektedir.<br />
 Farz ve vacibleri emredildiği şekilde yapmalı, haramlardan da kaçınmalıyız.<br />
 Ancak ibadetler bizi kurtarmaz, cennete götürmez. İbadetleri vazifemiz olduğu için yapmalıyız. Öbür tarafta hesabını vermemek için.<br />
 Ahırette hesap kitapta, Allahü Teala dilerse hiç bir ibadetimizi kabul etmeyebilir. Veya yaptığımız ibadetlerin tamamı, layıkıyla yapılmadığından veya sadece göz nimetinin karşılığını vermeye bile yetmediğinden, mizan tartısında, günahlartımızdan hafif gelebilir.<br />
 Cenete sadece Allahü Teala'nın rahmeti ile girilir, ibadetlerle değil.<br />
 Yine söylüyorum, farz olan ibadetleri borcumuz olduğu için mutlaka yapmalıyız. Sünnet ve nafile olanlarda ise ileride bize çok büyük hususi fayda sağlayacak özellikler vardır. Bu yüzden nafilelerde de gevşek davranmamamız gerekir.<br />
 İslam alimleri buyuruyorlar ki, önemli olan ahıret için azık toplamak değildir.<br />
 Önemli olan Allahü Teala'nın rızasına uygun şekilde yaşamak, bu dünyada iken onun rızasını almak gerekir. <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Kurtarıcı Sevaplar Nelerdir? </span></span><br />
 <br />
 Sevab: Hayır; hayırlı iş; Allah (c.c) tarafından mükafatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı; Allah (c.c)ın rızasını kazanmaya mahsus iyi amel demektir. 1. Kitap ve sünnete sarılmak. 2. Allah için faydalı ilim tahsil etmek ve onunla amel etmek. 3. Bedeni, elbiseyi, oturulan yeri temiz tutmak. 4. Namazı hakkıyla kılmak. 5. Namazdan hemen sonra dua ve zikirde bulunmak. 6. Allah (c.c)rızası için imamlık ve müezzinlik yapmak. 7. Namazda birinci safta bulunmak. 8. Akşamla yatsı namazı arasında altı rekatlık evvabin namazı kılmak. 9. İki ile on iki rekat gece namazı (teheccüd) kılmak 10. İki ile on iki rekat kuşluk namazı (satât-ı duha) kılmak. 11. Cuma namazı kılmak. 12. Zekat ve sadaka vermek. 13. Faizsiz ödünç vermek. 14. Yemek yedirmek ve su içirmek. 15. Nimetten dolayı şükretmek. 16. Oruç tutmak 17. Kadir gecesini ibadetle ihya etmek 18. Arefe günü oruç tutmak ve sadaka vermek. 19. aşure günü oruç tutmak. 20. Şaban ayını ve berat kandilini ibadetle geçirmek. 21. Pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak. 22. Oruçluya iftar yemeği ikram etmek 23. Zaman zaman ve özellikle ramazan’ın son on gününde itikafa girmek 24. İki bayram gecesini ibadetle ihya etmek. 25. Allah (c.c) rızası için kurban kesmek. 26. Şartlarına uygun helal kazanç ile hac ibadeti yapmak. 27. Allah (c.c) yolunda cihad etmek ve o’nun uğruna şehit düşmek. 28. Kur’an öğrenmek ve öğretmek. 29. Allah (c.c)ı anmak ve o’na dua etmek. 30. Alın teri, el emeği ile geçinmek. 31. Alım satımda kolaylık göstermek. 32. İyilikle emredip kötülükten men etmek. 33. Müslüman’ın sıkıntı ve üzüntüsünü gidermek. 34. Ana – babaya saygı gösterip, iyilik etmek. 35. Yakın ve uzak akraba ile ilgi kurmak. 36. Yetimi, dulu ve yoksulu himaye etmek. 37. Komşu haklarına saygı göstermek. 38. Dost ve arkadaşları ziyaret etmek. 39. Misafirperverlik ve misafire ikram. 40. Ağaç dikmek ve ormanı korumak. 41. Edep, haya, nezaket, saygı sahibi ve güzel ahlaklı davranmak. 42. Nezaket, incelik ve yumuşaklık. 43. Selam vermek, selam almak, ve onu yaygınlaştırmak. 44. Güler yüz gösterip, el sıkışmak. 45. Bozuşan, dargın duran iki kişinin arasını bulmak. 46. Hayırlı söz söylemek, değilse susmak. 47. Doğru sözlülük. 48. Gelip geçenleri rahatsız eden şeyleri yoldan gidermek. 49. Ahde vefa, emanete riayet etmek. 50. Allah (c.c) için sevmek ve allah (c.c) için sevmemek. 51. Salih kişilerle oturup sohbet etmek. 52. Din kardeşine gıyabında dua etmek. 53. Tevbekar olup, günahlardan arınmak. 54. Allah (c.c) korkusundan ağlamak. 55. Başa gelen musibetlere sabretmek. 56. Hasta olan din kardeşlerimizi, ziyaret etmek. 57. Ölüyü yıkamak kefenlemek 58. Adil olup, adaletli davranmak. 59. İnsanlara ve diğer mahlukata karşı merhametli ve şefkatli olmak. 60. Evlenip mutlu bir aile yuvası kurmak. 61. Çoluk çocuğa şefkatli davranmak. Kaynak: Kurtarıcı Sevaplar Nelerdir? <br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İki kat sevap alanlar<br />
  </span></span><br />
 Sual: Bir ibadeti yapınca herkes bir sevap alırken iki sevap alan kimseler de olur mu?<br />
 CEVAP<br />
 Evet vardır. Aynı ameli işleyen kimseden Eshab-ı kiram daha çok sevap alır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 (Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.) [Buhari]<br />
 <br />
 İhlası çok olanın aldığı sevap da çok olur. İki kat sevap alanlar çoktur. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:<br />
 (Şunlar amellerine karşılık iki sevap alırlar:<br />
 1- Resulullahın ezvâc-ı tahiratı [müslümanların anneleri olan temiz hanımları],<br />
 2- Ehl-i kitap [kitaplı kâfir] iken tevbe edip müslüman olanlar,<br />
 3- Köle olan, hem Allahü teâlânın hem de efendisinin hakkını ödediği için.) [Buhari]<br />
 <br />
 (Akrabaya verilen sadakanın sevabı iki kat olarak verilir. Yani hem sadaka ve hem da sıla-i rahim sevabı kazandırır.) [Taberani]<br />
 <br />
 (İkindi namazı, sizden önceki ümmetlere de farz idi, fakat onlar bunu terk ettiler. Bu namaza devam edene iki kat ecir vardır.) [Müslim, Nesai]<br />
 <br />
 Cuma günü yapılan ibadetlere en az, iki kat sevap verilir. Cuma günü işlenen günahlar da, iki kat yazılır. (Riyad-ün-nasihın)<br />
 <br />
 Her günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi bir saat kadar geciktirince, günah iki kat olur. (Hak Sözün Vesikaları)<br />
 <br />
 Resulullah efendimize verilecek sevaplar, diğer Peygamberlere verilecek sevaplardan kat kat fazladır. Makbul bir ibadet ve hayırlı bir iş işleyene verilen sevap kadar bunun hocasına da verilir. Hocasının hocasına dört misli, onun hocasına sekiz misli, onun da hocasına onaltı misli olmak üzere, Resulullaha kadar her hocaya talebesinin iki misli sevap verilir. Mesela, yirminci hocasına 524288 sevap verilir. Resulullaha, ümmetinin her iyi işi için sevap verilir. Muhammed aleyhisselama verilecek olan sevapların sayısı, bu hesaba göre düşünülürse, hepsinin miktarını Allahü teâlâdan başka kimse bilmez. Selefi salihinin, sonra gelenlerden daha efdal, daha üstün oldukları bildirildi. Sevap sayısı bakımından bu üstünlük meydandadır. (Herkese Lazım Olan İman)<br />
 <br />
 (Bir hayrın yapılmasına yol gösteren onu yapan gibidir) mealindeki hadis-i şerife göre, sadakayı açıktan vermek, iyiliği açıkça yapmak iki kat sevap olur. Biri, sadaka sevabı, ikincisi ise, başkalarını teşvik etmek sevabıdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
 (Sadakayı gizli vermek, açıktan vermekten efdaldir. Ancak, örnek olmak için, teşvik etmek için açıktan verilen sadaka gizli sadakadan efdaldir.) [Deylemi]<br />
 <br />
 Riya korkusu olursa sadakayı gizli vermek daha sevaptır. (Ya Resulallah, hangi sadaka daha faziletlidir?) diye sorulunca, (Az maldan gizli verilen sadaka) buyurup, (Eğer sadakayı açık verirseniz güzel olur, gizli verirseniz, sizin için daha hayırlıdır) mealindeki âyet-i kerimeyi okudu. (Taberani)<br />
 <br />
 Bir iyiliğe çok sevab<br />
 Sual: S. Ebediyye’de, (Cuma günü yapılan ibadetlere, en az iki kat sevab verilir. Cuma günü işlenen günahlar da, iki kat yazılır) deniyor. Günahlar niye iki kat yazılıyor?<br />
 CEVAP<br />
 Bu, cuma gününün faziletindendir. Bir şeyin kıymeti ne kadar çoksa, ona saygısızlığın günahı o kadar büyük olur. Bir hadis-i şerif:<br />
 (Allah katında, cuma günü işlenen sevabdan daha kıymetlisi olmadığı gibi, o gün işlenen günahtan daha kötüsü yoktur.) [Cami-üs-sagir]<br />
 <br />
 Sokakta günah işlemek günahtır, camide işlenirse daha çirkin olur. Hele Kâbe’de işlenirse daha büyük olur. İşlenen aynı günah, işleyene ve işlenen yere göre de değişir. Bir hadis-i şerif:<br />
 (Komşu kadına, arkadaş hanımına şehvetle bakmak, yabancı kadına bakmaktan on kat daha günahtır. Evli kadınlara bakmak, kızlara bakmaktan bin kat daha günahtır. Zina günahları da böyledir.) [Taberanî]<br />
 <br />
 Demek ki aynı günah, yapılan yere ve şahıslara göre değişiyor. Bunun dışında ise, Cenab-ı Hak iyiliklere kat kat sevab verirken günahlara kat kat vermiyor, bir günahı bir günah olarak yazıyor. Dört hadis-i şerif:<br />
 (Müslümanın her iyiliği için, on katından yedi yüz katına kadar sevab yazılır. Her günahı için ise bir misli yazılır.) [Müslim]<br />
 <br />
 (Her iyilik için on mislinden yedi yüze kadar sevab yazılır. Her kötülük ise, bir misli yazılır. Allah onu affederse hiç yazılmaz.) [Buhârî]<br />
 <br />
 (Rabbiniz rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevab yazar. Yapana on mislinden yedi yüz misli veya daha fazla sevab yazar. Kötülüğü isteyip de yapmayana bir sevab, yapana ise bir günah yazar, dilerse onu affeder.) [Taberanî]<br />
 <br />
 (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Bir iyilik yapmak isteyip de, yapamayan kuluma, bir sevab yazarım. Yaparsa on mislinden yedi yüz misline kadar sevab yazarım. Bir kötülük düşünüp de yapmayana bir şey yazmam. Yaparsa sadece bir günah yazarım.) [Buhârî]<br />
 <br />
 Dört âyet-i kerime meali:<br />
 (Hasene ile [salih amelle] gelene, [en az] on kat sevab verilir. Seyyie ile [günahla] gelen de, misliyle cezalanır. Hiçbiri haksızlığa uğratılmaz.) [Enam 160]<br />
 <br />
 (Hasene ile [salih amelle] gelene, ondan daha iyi bir mükâfat verilir. Seyyie ile [günahla] gelen de, sadece yaptığı kadar ceza görür.) [Kasas 84]<br />
 <br />
 (Malını Allah yolunda harcayanın hâli, her başağında yüz tane bulunan yedi başaklı bir tohuma benzer. Allah dilediğine daha fazla da verir.) [Bekara 261]<br />
 <br />
 (Allah, [kötülüğün cezasını adaletle verir] zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar iyiliğin sevabını da kat kat artırır ve ayrıca büyük mükâfat verir.) [Nisa 40]<br />
 <br />
 Allahü teâlâ, sevabı kat kat vermekle ve günahları affetmekle kalmıyor. Günahlarını sevaba çevirdikleri de vardır. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
 (Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevablara çeviririm. Allah gafur-ür-rahimdir, çok affedici ve çok merhametlidir.) [Furkan 70]<br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bire yediyüz sevap<br />
  </span></span><br />
 Sual: Yapılan iyilik ve ibadetlere, en çok ne kadar sevap verilir?<br />
 CEVAP<br />
 Allah rızası için yapılan iyiliklerin, sadakanın, zekatın karşılığı verenin ihlas derecesine göre, bire ondan bire yediyüze, hatta daha fazla olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
 (Mallarını Allah yolunda harcayan kimselerin hâli, yedi başak bitiren ve her başağında yüz tane bulunan bir tohuma benzer. Allahü teâlâ, dilediğine daha fazla da verir. O vâsi ve âlimdir.) [Bekara 260]<br />
 <br />
 [Vâsi, takat ve kudret sahibidir, ihsan ettiği şeyler Ona darlık vermez.<br />
 Âlim, her şeyi, haliyle, hakikat ve özüyle bilicidir. İnfak edenin niyetini, ihlaslı olup olmadığını ve infak kudretini bilir.<br />
 İnfak, harcama, ihtiyaç karşılamadır.]<br />
 <br />
 Hadis-i şeriflerde ise buyuruldu ki:<br />
 (Bir iyiliğe on mislinden 700 misline kadar sevap verilir. Ancak oruç hariç, Allahü teâlâ, onun mükafatını ben [hesapsız] veririm buyurdu.) [İbni Huzeyme]<br />
 <br />
 (Rabbiniz, rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevap verir. Yapana on mislinden 700 misline kadar veya daha fazla sevap yazar. Kötülük yapmak isteyip de yapmayana bir sevap, yaparsa bir günah yazar.) [Taberani]<br />
 <br />
 Allahü teâlânın rahmeti, ihsanı boldur. Zerre kadar bir iyiliğe dağ kadar sevap verir. Mülk Onundur, dilediğine dilediği kadar ihsan eder. Kimse Ondan hesap soramaz.<br />
 <br />
 Sevap-günah miktarını, göklerin büyüklüğünü, uzaklıkları ve ahiretteki zamanları ve dünyanın yaratılışını ve mahlukların sayısını bildiren rakamlar, miktar sayısını göstermek için değil, miktarın çokluğunu anlatmak içindir. <br />
 <br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sevabı en büyük olan beş hayırlı amel </span></span><br />
 <br />
 Peygamberimiz'in (sav) hadislerinde de en hayırlı amel konusunda değişik ameller zikredilmiştir. Önemli olan niyettir. Peygamberimiz (sav) "Ameller niyetlere göredir." buyuruyor. İnsanın bir amelde niyeti ve ihlası önemlidir. Bazı zaman olur küçük gördüğümüz bir amel Allah'ın rızasına uygun olurken diğer taraftan çok büyük zannettiğimiz bir amel çeşitli sebeblerden dolayı insana hiç sevap getirmeyebilir.<br />
 <br />
 Amellerde dikkat edilecek en önemli husus, sevap hesabı yapmak yerine Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır.<br />
 <br />
 En çok sevap kazandıran ibadetler farz olanlar, sonra vacip olanlar, sonra da nafile olanlardır. Zor şartlarda nefsi zorlayarak yapılan ibadetlerin, özellikle gençlikteki ibadetlerin sevapları fazladır. Mübarek gecelerde, kutsal topraklarda ,mescitlerdeki dua ve ibadetlerin sevabıda fazladır.<br />
 <br />
 HADİS-İ ŞERİFLERDE BİLDİRİLEN EN FAZİLETLİ AMELLER:<br />
 <br />
 Hz. Peygamber (sav)'ın bir hasırı vardı, geceleri perde yapıp gerisinde namaz kılardı, gündüzleri de yayıp üzerine otururdu. Halk da Resulullah (sav)'ın yanına dönüp (gelip) aynen onun gibi namaz kılmaya başladılar. Sayı gittikçe arttı. Bunun üzerine Resulullah (sav) onlara yönelerek şunu söyledi:<br />
 <br />
    "Ey insanlar, takat getireceğiniz işleri yapın. Zira siz (dua etmekten) usanmadıkça Allah da sevap yazmaktan usanmaz. Allah'a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır."<br />
 <br />
 Ravi der ki: Muhammed (sav)'ın ailesi bir iş yapınca onu sabit kılardı (artık terketmez devamlı yapardı). Buhari'nin Ebu Hüreyre (ra)'den yaptığı bir rivayette:<br />
 <br />
    "Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın, sabah vaktinde, akşam vaktinde, bir miktar da gecenin son kısmında yürüyün (ibadet edin), ağır ağır hedefe varabilirsiniz. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, cenneti kazandırmayacaktır." buyurdu.<br />
 <br />
    "Sen de mi (amelinle cennete gidemiyeceksin) ey Allah'ın Resulü?" dediler.<br />
 <br />
    "Evet, ben de. Allah affı ve rahmeti ile muamele etmezse ben de!"<br />
 <br />
 Buhari ve Nesai'de gelen bir başka rivayette:<br />
 <br />
 "Bu din kolaylıktır. Kimse (aşırı gayretle) dini geçmeye çalışmasın, (başa çıkamaz, yine de yapamadığı eksiklikleri kalır ve) galibiyet dinde kalır." buyrulmuştur.<br />
 <br />
 [Buhari, İman 16-29, Ezan 81, Rikak 18; Müslim, Salat 283, (782); Muvatta, Salatu'l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 1, (3, 218); Ebu Davud, Salat 317, (1368)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
    Yanımda Beni Esed kabilesinden bir kadın vardı. Bu sırada Hz. Peygamber (sav) içeri girdi ve:<br />
 <br />
    "Bu kimdir?" buyurdu.<br />
 <br />
    "Falancadır, geceleri hiç uyumaz, (ibadet yapar)" dedim. Resulullah (sav):<br />
 <br />
    "Sus, yeter! Size, takat getirebileceğiniz amel yaraşır. Siz (ibadet yapmaktan) usanmadıkça, Allah da (sevab vermekten) usanmaz. Allah'a en hoş gelen dini amel, kişinin devamlı olarak yaptığı ameldir." buyurdu.<br />
 <br />
    [Buhari, İman 32, Teheccüd 18; Müslim, Salatu'l-Musafirin 220-221 (785); Muvatta, Salatu'l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Salatu'l-Leyl 17 (3, 218)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resul-i Ekrem (sav), (bir gün) sordu:<br />
 <br />
    "En hayırlı olan ve derecenizi en ziyade artıran, melikinizin yanında en temiz, sizin için gümüş ve altın paralar bağışlamaktan daha sevaplı, düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanız veya boyunlarınızı vurmalarından sizin için daha hayırlı olan amelinizin hangisi olduğunu haber vereyim mi?"<br />
 <br />
    "Evet! Ey Allah'ın Resulü!.." dediler.<br />
 <br />
    "Allah'ın zikridir!" buyurdu.[Tirmizi, Da'avat 6, (3374); Muvatta, Kur'an 24]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Allah Teala Hazretleri şöyle ferman buyurdu:<br />
 <br />
    "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (ayni veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim. O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." (Buhari, Rikak 38)<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
    Bir seferde Resulullah (sav)'la beraberdik. Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük.<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü, beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!" ddim.<br />
 <br />
    "Mühim bir şey sordun. Bu, Allah'ın kolaylık nasib ettiği kimseye kolaydır; Allah'a ibadet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekat verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullah'a hacc yaparsın!" buyurdular ve devamla:<br />
 <br />
    "Sana hayır kapılarını göstereyim mi?" dediler.<br />
 <br />
    "Evet ey Allah'ın Resulü!.." dedim.<br />
 <br />
    "Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır." buyurdular ve şu ayeti okudular. (Mealen):<br />
 <br />
    "Onlar ibadet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rabblerinin azabından korkarak ve rahmetini ümid ederek O'na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar." (Secde,32/16).<br />
 <br />
    Sonra sordu:<br />
 <br />
    "Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?"<br />
 <br />
    "Evet, ey Allah'ın Resulü!.." dedim. "Dinle öyleyse" buyurdu ve açıkladı:<br />
 <br />
    "Bu dinin başı İslam'dır, direği namazdır, zirvesi cihaddır!" Sonra şöyle devam buyurdu:<br />
 <br />
    "Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?"<br />
 <br />
    "Evet ey Allah'ın Resulü!.." dedim.<br />
 <br />
    "Şuna sahip ol!" dedi ve eliyle diline işaret etti. Ben tekrar sordum:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?"<br />
 <br />
    "Anasız kalasıca Muaz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?" buyurdular. [Tirmizi, İman 8, (2619)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim namazı kılar, zekatı verir ve Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölürse, ona mağfiret etmek Allah üzerine bir hak olur. Hicret etse veya doğduğu yerde ölse de!"<br />
 <br />
    Dedik ki:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Biz bunu halka anlatsak da sevinseler olmaz mı?"<br />
 <br />
    "Cennette yüz derece var. Her iki derece arasında arzla sema arasındaki kadar mesafe var. Allah onu kendi yolunda cihad edenlere hazırladı. Ben mü'minleri bindirebileceğim bir şey bulamamam sebebiyle onlar da (bu yüzden cihada iştirak edemedikleri için) benden geri kalmalarına üzülmeleri suretiyle mü'minlere meşakkat vermemiş olsaydım, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, (her birine) iştirak ederdim. Ben (cihad esnasında) öldürülüp, sonra tekrar diriltilmeyi, tekrar öldürülmeyi isterim." buyurdular. [Nesai, Cihad 18, (6, 20)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Üç şey vardır; her birine Allah garanti vermiştir:<br />
 <br />
    - Allah yolunda cihad etmek üzere yola çıkan kimse: Bu öldüğü takdirde cennete koyma hususunda, ölmeyip döndüğü takdirde ganimet ve sevapla gelme hususunda garantilidir.<br />
 <br />
    - Mescide giden kimseye, öldüğü takdirde, Allah cennete koyma hususunda garanti vermiştir.<br />
 <br />
    - Kişi (fitne zamanında bulaşmayıp) evine çekildiği takdirde Allah ona da garanti vermişti." [Ebu Davud, Cihad 10, (2494)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
    Nu'man İbnu Nevfel (bir gün) dedi ki:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Farz namazlarımı kılsam, Ramazan orucumu tutsam, helali helal bilip haramı da haram tanısam ve bunlara hiçbir ilave (hayır ve ibadet)de bulunmasam cennete gider miyim?"<br />
 <br />
    Resulullah (sav):<br />
 <br />
    "Evet!.." buyurdular.<br />
 <br />
    Nu'man:<br />
 <br />
    "Vallahi (bu farzlara) hiçbir ilavede bulunmayacağım!" dedi. [Müslim, İman 16, (15)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
 "Allah Teala Hazretleri, Yahya İbnu Zekeriyya aleyhimasselam'a, beş kelime söyleyip bunlarla amel etmesini ve onlarla amel etmelerini Beni İsrail'e de söylemesini emir buyurdu. Ancak O, bu hususta ağır aldı. İsa aleyhisselam kendisine:<br />
 <br />
 "Allah sana beş kelime öğretip onlarla amel etmeni ve Beni İsrail'e de onlarla amel etmelerini emretmeni söyledi. Ya sen bunları onlara emredersin veya bunları onlara ben emredeceğim." dedi.<br />
 <br />
 Yahya aleyhisselam:<br />
 <br />
 "Onları emretmede benden önce davranacak olursan yere batırılmam veya azab görmemden korkarım!" dedi ve halkı Beytu'l Makdis'te topladı. Mescid ağzına kadar doldu. Mahfillere de oturdular. (Söz alıp):<br />
 <br />
 "Allah bana beş kelime gönderdi ve onlarla amel etmemi ve size de amel etmenizi emretmemi bana emretti: Bunlardan birincisi Allah'a ibadet etmeniz, ona hiçbir ortak koşmamanızdır. Allah'a ortak koşanın misali şudur: Bir adam, kendi öz malından altın veya gümüş mukabilinde bir köle satın alır ve: "Bu benim evim, bu da işim (çalış kazandığını) bana öde!" der. Köle çalışır, fakat kazancını efendisinden başkasına öder. Kölenin böyle yapmasına hanginiz razı olur? Aynen bunun gibi, Allah da size namazı emretti. Namaz kılarken (sağa-sola) bakınmayın. Zira Allah yüzünü, namazda bulunan kulunun yüzüne karşı diker, o sağa sola bakmadığı müddetçe. Allah size orucu emretti. Bunun misali şu insanın misaline benzer: O bir grup içerisindedir. Beraberinde bir çıkın içinde misk var. Herkes onun kokusundan hoşlanmaktadır. Oruçlunun (ağzında hasıl olan) koku, Allah indinde miskin kokusundan daha hoştur. Allah size sadakayı emretti. Bunun misali de şu adamın misaline benzer: Düşmanlar onu esir edip ellerini boynuna bağlamışlar ve boynunu vurmaları için cellatlara teslim etmişlerdir. Adam: "Ben az veya çok (bütün malımı) vererek kendimi fidye mukabilinde kurtarmak istiyorum" der ve nefsini fidye ödeyerek kurtarır. Allah size, Allah'ı zikretmenizi de emretti. Bunun da misali, peşinden hızla düşmanın geldiği bir adamdır. Bu adam muhkem bir kaleye gelip, düşmandan kendini korur. Kul da böyledir. Şeytana karşı kendisini sadece zikrullahla koruyabilir."<br />
 <br />
 Resulullah (sav) (buraya hikayeyi tamamlayarak) dedi ki:<br />
 <br />
 "Ben de size beş şeyi emrediyorum: Allah onları bana emretti. Dinlemek, itaat etmek, cihad, hicret ve cemaat. Zira, kim cemaatten bir karışcık ayrılırsa boynundaki İslam bağını çıkarıp atmıştır, geri dönen hariç. Kim de cahiliye davası güderse o cehennem molozlarından biridir!" Bir adam:<br />
 <br />
 "Ey Allah'ın Resulü! O kimse namazını kılar, orucunu tutar idiyse (yine mi cehennemlik)?" diye sordu. Aleyhisselatu vesselam:<br />
 <br />
 "Evet, namaz kılsa, oruç tutsa da! Ey Allah'ın kulları! Sizi Müslümanlar, mü'minler diye tesmiye eden Allah'ın çağrısı ile çağırın!" buyurdular.[Tirmizi, Emsal 3, (2867)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Cennette bir takım odalar vardır. Dışları içlerinden, içleri de dışlarından görülür."<br />
 <br />
    Bunu işiten bir bedevi ayağa kalkıp:<br />
 <br />
    "Bu odalar kim(ler)e ait ey Allah'ın Resulü?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Sözü güzel yapan, yemek yediren, oruca devam eden, gece herkes uyurken namaz kılan kimse(lere) ait!" buyurdu.[Tirmizi, Birr 53, (1985)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Allah Teala Hazretleri diyor ki:<br />
 <br />
    "Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım."[Buhari, Tevhid 16, 35; Müslim, Zikr 2, (2675), Tevbe 1, (2675)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Allah Teala Hazretleri demiştir ki:<br />
 <br />
    "Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da. Kim bir günah işlerse bunun cezası, misli kadardır, veya affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım. Kim bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana hiçbir şeyi şirk koşmaksızın arz dolusu hata ile kavuşursa ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım."[Müslim, Zikr 22, (2687)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Abdest imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur; sübhanallah velhamdülillah arz ve sema arasını doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyadır; Kur'an ise lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarır kimisi de helak eder."[Müslim, Taharet 1, (223); Tirmizi, Da'avat 91, (3512); Nesai, Zekat 1, (5, 6)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) bir gün:<br />
 <br />
    "Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?" diye sordular. Hz. Ebu Bekir (ra):<br />
 <br />
    "Ben!.." dedi. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Bugün kim bir cenazeye katıldı?" dedi. Yine Hz. Ebu Bekir (ra):<br />
 <br />
    "Ben!.." dedi. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Bugün kim bir hastayı ziyaret etti?" dedi. Bu sefer de Hz. Ebu Bekir:<br />
 <br />
    "Ben!.." dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav):<br />
 <br />
    "Bunlar bir kimsede biraraya geldi mi, o kimse mutlaka cennete girer!" buyurdu.[Müslim, Zekat 87, (1028)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
    (Ashabtan bazıları):<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Zenginler ücretleriyle gittiler. Onlar da bizim gibi namaz kıldılar, bizim gibi oruç tuttular, mallarının artanından da sadaka verdiler!" dediler. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Allah size de tasadduk edeceğiniz şeyler verdi: Her bir tesbih sadakadır, her bir tekbir sadakadır, her bir tahmid sadakadır, her bir tehlil sadakadır, emr-i bil-ma'ruf sadakadır, nehy-i ani'l-münker sadakadır, herbirinizin (hanımıyla) ciması sadakadır!" buyurdu. Derken cemaatten:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Yani birimizin şehvetine mübaşeret etmesine ücret mi var?" diye soranlar oldu. Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "İhtiyacını haramla görmüş olsaydı bundan ona bir vebal var mıydı, yok muydu ne dersiniz?" diye sual ettiler.<br />
 <br />
    "Evet vardı!.." demeleri üzerine:<br />
 <br />
    "Öyleyse, ihtiyacını helal yolla gördü mü bunda onun için ücret vardır!" buyurdular.[Müslim, Zekat 53, (1106)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle buyurulmuştur:<br />
 <br />
    "Kardeşine karşı izhar edeceğin tebessümün bir sadakadır. Emr-i bi'l-ma'rufun ve nehy-i ani'l-münkerin sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır."[Tirmizi, Birr 36, (1967)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resullullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Üç şey vardır, bunlar kimde bulunursa, Allah onun üzerine himayesini açar ve onu cennete koyar: Zayıflara rıfk, anne-babaya şefkat, kölelere ihsan."[Tirmizi, Kıyamet 49, (2496)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Üç kimse vardır ki, bunlara yardım Allah üzerine bir haktır: Allah yolunda cihad eden, borcunu ödemek isteyen mükateb, iffetini korumak niyetiyle evlenen kimse."[Tirmizi, Fezailu'l-Cihad 20, (1655); Nesai, Nikah 6, (6, 61)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Üç kişi vardır, Allah onları sever, üç kişi de vardır Allah onlara buğzeder.<br />
 <br />
    "Allah'ın sevdiği üç kişiye gelince: "Bir adam bir cemaate gelir, onlardan Allah adına birşeyler ister, kendisiyle onlar arasında mevcut bir karabet sebebiyle istemez. Onun başvurduğu kimseler, istediğini vermezler. İçlerinden biri cemaatin arkasına kayıp, isteyen kimseye gizlice ihsanda bulunur. (Öyle gizli verir ki) onun verdiğini sadece Allah'la ihsanda bulunduğu adam bilir. (ikinci adam ise<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> Bir cemaat yoldadır. Gece boyu da yürürler. Derken (yorulurlar ve) uyku her şeyden kıymetli bir hal alır. Konaklarlar, (başlarını koyup yatarlar). Bir adam kalkıp bana karşı tevazu ve tazarruda bulunur, ayetlerimi okur. (Üçüncü adama gelince<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> Seriyyeye katılmıştır. Seriyye düşmanla karşılaşır, hezimete uğrarlar. Ancak o ilerler, öldürülünceye veya başarıncaya kadar savaşmaya devam eder."<br />
 <br />
    "Allah'ın buğzettigi üç kişiye gelince: Bunlar zani ihtiyar, kibirli fakir, zalim zengindir."[Tirmizi, Cennet 26, (2671); Nesai, Zekat 76, (6, 84)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler; Adil imam, Allah'a ibadet içinde yetişen genç, tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse, Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için biraraya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi, güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde: 'Ben Allah'tan korkarım!..' de(yip icabet etme)yen kimse, sağ eliyle verdiğini sol eli görmeyecek kadar gizli bir şekilde sadaka veren kimse, Allah'ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse."[Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudud 19; Müslim, 91, (1031); Muvatta, 14, (962, 963); Tirmizi, Zühd 53, (2392); Nesai, Kudat 2, (8, 222, 223)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim bir hidayete davette bulunursa, buna uyanların sevaplarının bir misli ona gelir ve bu durum, onların ücretlerinden hiçbir şey eksiltmez. Kim bir dalalete çağrıda bulunursa, buna uyanların günahlarından bir misli de ona gelir ve bu onların günahlarından hiçbir eksiltme yapmaz."[Müslim, İlm 16, (2674); Tirmizi, İlm 15, (2676); Ebu Davud, Sünnet 7, (4609); Muvatta, Kur'an 41, (1, 218)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Hayra delalet eden onu yapan gibidir."[Tirmizi, İlm 14, (2672)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Allah Teala Hazretleri meleklerine şöyle emreder;<br />
 <br />
    'Kulum kötü bir amel yapmak isteyince, onu yapmadıkça yazmayın. Yapınca, onu aleyhine bir günah olarak yazın. Eğer benim rızamı düşünerek terketti ise bunu onun lehine bir sevap yazın. Kulum iyi bir iş yapmak arzu edince, yapmasa bile onu, lehine bir sevap yazın. Eğer onu yaparsa en az on misli olmak üzere yedi yüz misline kadar ona sevap yazın.' "[Buhari, Tevhed 35; Müslim, İman 203, 205, (128,129); Tirmizi, Tefsir, Enam (3075)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kulun gündüz veya gece amelini yazan hafaza melekleri, yazdıklarını Allah'a yükseltirler. Allah sahifenin baş ve son kısmını hayırlı bulursa, meleklere şöyle der:<br />
 <br />
    "Sizi şahid kılıyorum, ben kulumun sahifesinin iki tarafı arasında kalan kısmını mağfiret ettim."[Tirmizi, Cenaiz 9, (981)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim Müslüman olduğu halde, saçından bir kıl beyazlarsa, bu, kıyamet günü onun için bir nur olur. Kim Allah yolunda bir ok atarsa, bu düşmana değse de değmese de, atan için bir köle azadı yerine geçer. Kim mü'min bir köleyi azad ederse bu onun için cehennemden bir azadlık vesilesi olur: Her bir uzuv için bir uzvu ateşten kurtulur."[Tirmizi, Fezailu'l-Cihad, (1634); Nesai, Cihad 26, (6, 26); Ebu Davud, Itk 14, (3966)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kıyamet günü aziz ve celil olan Allah şöyle buyuracak:<br />
 <br />
    "Ey ademoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin."<br />
 <br />
    Kul diyecek:<br />
 <br />
    "Ey Rabbim, sen Rabbülalemin iken ben seni nasıl ziyaret ederim?"<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu etseydin, yanında beni bulacaktın?"<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim ama sen beni doyurmadın!"<br />
 <br />
    Kul diyecek:<br />
 <br />
    "Ey Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki Alemlerin Rabbisin?"<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin ben onu yanımda bulacaktım."<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Ey ademoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!"<br />
 <br />
    Kul diyecek:<br />
 <br />
    "Ey Rabbim, ben sana nasıl su içirebilirim, sen ki Alemlerin Rabbisin!"<br />
 <br />
    Rab Teala diyecek:<br />
 <br />
    "Kulum falan senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su vermiş olsaydın bunu benim yanımda bulacaktın!"[Müslim, Birr 43, (2569)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim temiz rızık yer ve sünnete uygun amelde bulunur, halk da kendisinden bir kötülük gelmeyeceği hususunda güven duyarsa cennete girdi demektir."<br />
 <br />
    Bir adam:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Bugün insanlar arasında böyleleri çoktur!" dedi.<br />
 <br />
    Aleyhissalatu vesselam da:<br />
 <br />
    "Benden sonraki zamanlarda da olacaklar!" buyurdu.[Tirmizi, Kıyamet 61, (2522)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Kim sağmal bir hayvanı veya parayı (karz-ı hasen olarak) iareten verirse veya yolunu kaybedene yolunu gösterirse veya amayı sokağına koyarsa kendisine bir köle azad edenin sevabı verilir."[Tirmizi, Birr 37, (1968)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Hz. Peygamber (sav)'e soruldu:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Bir adam gizli olarak hayırlı ameller yaparken bir de bakarsın halk buna muttali olmuştur da bu onun hoşuna gitmiştir?"<br />
 <br />
    Aleyhissalatu vesselam:<br />
 <br />
    "Bu kimsenin iki ücreti vardır: Gizli yapmanın ücreti ve aleni yapmanın ücreti."[Tirmizi, Zühd 49, (2385)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav)'a soruldu:<br />
 <br />
    "Ey Allah'ın Resulü! Kişi hayır yapsa halk da bu sebeple onu övse (bunun hükmü nedir?)"<br />
 <br />
    "Bu mü'mine (Allah'ın razı olduğuna dair) peşin bir müjdedir." buyurdular.[Müslim, Birr 166, (2642)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki;<br />
 <br />
    "Allah için sefer yapanlar üçtür: Gazi, hacı, umreci."[Nesai, Hacc 4, (5,113)]<br />
 <br />
 * * *<br />
 <br />
 Resulullah (sav) buyurdular ki:<br />
 <br />
    "Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsulatından bir kuş veya insan veya hayvan yiyecek olsa, bu onun için bir sadaka olur." [Buhari, Hars 1, Edeb 27; Müslim, Müsakat 12, (1553); Tirmizi, Ahkam 40, (1382)]<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
 Kaynaklar : </span></span><br />
 Dinimiz islam<br />
 Sorularla islamiyet<br />
 ve cesitli internet Sayfalari</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>