<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Namaz ve Dua]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 01 May 2026 01:21:31 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Regaib Berat Mirac gibi Kandil Gecelerinde Kılınabilcek 12 Rekatlı Nafile Namaz]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2782</link>
			<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 02:11:43 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2782</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Regaib Berat Mirac gibi Kandil Gecelerinde Kılınabilcek 12 Rekatlı Nafile Namaz</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Nafile Namaz</span></span><br />
<br />
1. iki rek’atta bir selâm vermek üzere oniki rek’at nafile namaz kılınacaktır. Her rek’atta Fâtiha’dan sonra üç kere “Kadir” sûresi ve üç kere “İhlâs” sûresi okunur.<br />
<br />
2. Namaz tamam olduğunda selam verdikten sonra oturulur yedi kere:<br />
<br />
اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد<br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Seyyidina Muhammedin ve alâ eâli seyyidina Muhammed"<br />
<br />
“Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e salât u selâm eyle,  ve âline de salât u selâm eyle!” duâsı okunacakdır. <br />
<br />
3. Sonra  Otururken onbir kere:<br />
<br />
Arapça Yazılışı:<br />
<br />
سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلَائِكَةِ وَالرُّوحِ<br />
<br />
Türkçe Okunuşu (Harfen):<br />
<br />
"Sübbûhun, kuddûsun, rabbunâ ve rabbu'l-melâiketi ve'r-rûh."<br />
<br />
“Bizim Rabbimiz, Rûh’un ve melâike-i kirâmın Rabbi, bütün kusurlardan münezzeh ve cümle eksikliklerden pâk ve yücedir.”<br />
<br />
<br />
4. Sonra otururken  11 kere<br />
<br />
سُبْحاَنَ اللّهِ وَ الْحَمْدُ لِلهِ و لاآاِلَاهَ الا اللهُ وَللهُ اَكْبَرْ وَلا حَوْلَ ولا قُوَّةَ اِلاَّباِللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمُ<br />
<br />
Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber, ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim<br />
<br />
"Allah noksan sıfatlardan uzaktır, hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka (hak) ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Yüce ve Azim olan Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvet kaynağı yoktur."<br />
<br />
5. Sonra otururken 3 kere<br />
<br />
لاَأِلَاهَ اِلاَّ اللّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يحي ويميت وَهُوَو هو حيّ لا يموت بيده الخيروَهُوَو عَلىَ كُلِّ شَيْءِِقَدِيرُ<br />
<br />
<br />
Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü yühyî ve yümîtu ve hüve hayyün lâ yemûtu biyedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr<br />
<br />
"Allah'tan başka (hak) ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'na mahsustur. O diriltir ve öldürür. O, hiç ölmeyecek olan diri (Hayy) dir. Her türlü hayır O'nun elindedir ve O, her şeye hakkıyla gücü yetendir."<br />
<br />
6. Sonrada otururken 3 kere Tevbe edilir<br />
<br />
استغفر الله اللذي لا الاه الاهو الحي القيوم واتوب اِليْهِ<br />
<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh.<br />
<br />
"Kendisinden başka (hak) ilah olmayan, Hayy (diri) ve Kayyum (her şeyi ayakta tutan) olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve O'na tevbe ederim."<br />
<br />
7. Sonrada otururken 71 Defa Tevbe  duâsı okunacak.<br />
<br />
استغفر الله العظيم واتوب اِليْهِ<br />
<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh .<br />
<br />
"Ulu ve yüce (Azîm) olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve O'na tevbe ederim."<br />
<br />
8. ve Sonra Otururken   bir defa  bu büyük Salavat okuncak<br />
<br />
اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَاَصْحَابِهِ وَاَتْبَاعِهِ اَجْمَعِينَ وَسَلَامٌ عَلَى جِبْرَائِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَاِسْرَافِيلَ وَعَزْرَائِيلَ وَالْمَلَائِكَةِ الْحَامِلِ الْعَرْشِ وَالْمُنْكَرِ وَالنَّكِيرِ وَسَلَامٌ عَلَى الْمَلَائِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ وَالنَّبِيِّ وَالرَّسُولِ اَجْمَعِينَ وَسَلَامٌ عَلَى الْاَوْلِيَاءِ وَالصَّالِحِينَ سَلَامُ اللَّهِ وَصَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ<br />
<br />
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Allahümme salli ala Muhammedin ve ala elihi ve eshabihi ve etbaihi ecmaiyn ve selamün ala cebrail ve mikail ve israfil ve azrail vel melaiketül hamelei arş vel münker nekir ve selamün alel melaiketül mükarrebin vennebiyi verresulu ecmaiyn ve selamün alel evliyai vessalihin selamüllahi ve selavatullahi aleyhim ecmaiyn.<br />
<br />
velhamdülillahi rabbil alemiyne Aamiyn.<br />
<br />
"Allah'ım! Muhammed'e, onun ailesine, ashâbına ve bütün takipçilerine salât et (rahmet ve bereketini gönder). Selam olsun Cebrail'e, Mikâil'e, İsrâfil'e ve Azrail'e, Arş'ı taşıyan meleklere, Münker ve Nekir'e. Selam olsun yakınlaştırılmış (mukarreb) meleklere, bütün nebîlere ve peygamberlere. Selam olsun velîlere ve sâlih kimselere. Allah'ın selamı ve salâtı (rahmeti) hepsinin üzerine olsun."<br />
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.<br />
<br />
9. Ve sonra oturarak el açıp Amiin denilcek dua edilcek ve  dünyevî ve uhrevî ne haceti varsa Hak celle ve alâ Hazretleri’nden niyaz edilecek istenilcektir. <br />
<br />
Sonra Allahuekber Diyerek iki secde daha edip secdeden başını kaldırıp <br />
<br />
şu dua edilcek<br />
<br />
Duanın Arapçası<br />
<br />
تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْعَلِيمُ، وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ<br />
<br />
Okunuşu<br />
<br />
Tekabbel minnâ, inneke ente’s-semîu’l-basîru’l-alîm. Ve tüb aleynâ, inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm.<br />
<br />
Türkçe Anlamı<br />
<br />
    "Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz Sen her şeyi işiten, her şeyi gören ve her şeyi bilensin. Tövbemizi kabul et; şüphesiz Sen tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olansın." <br />
<br />
<br />
10. sonra  bu dua okuncak<br />
<br />
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بدُعَاء رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب دعاءنا برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين<br />
<br />
Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.<br />
<br />
"Rabbimiz, duamı kabul eyle. Rabbimiz, hesabın görüleceği günde beni, anamı-babamı ve tüm müminleri bağışla. Ey merhametlilerin en merhametlisi, duamızı rahmetinle kabul buyur. Selâm, tüm peygamberlerin üzerine olsun. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun."<br />
<br />
deyip elini yüzüne sürecek ve  namaz ve duâsı tamam olmuş olur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Regaib Berat Mirac gibi Kandil Gecelerinde Kılınabilcek 12 Rekatlı Nafile Namaz</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Nafile Namaz</span></span><br />
<br />
1. iki rek’atta bir selâm vermek üzere oniki rek’at nafile namaz kılınacaktır. Her rek’atta Fâtiha’dan sonra üç kere “Kadir” sûresi ve üç kere “İhlâs” sûresi okunur.<br />
<br />
2. Namaz tamam olduğunda selam verdikten sonra oturulur yedi kere:<br />
<br />
اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد<br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Seyyidina Muhammedin ve alâ eâli seyyidina Muhammed"<br />
<br />
“Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e salât u selâm eyle,  ve âline de salât u selâm eyle!” duâsı okunacakdır. <br />
<br />
3. Sonra  Otururken onbir kere:<br />
<br />
Arapça Yazılışı:<br />
<br />
سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلَائِكَةِ وَالرُّوحِ<br />
<br />
Türkçe Okunuşu (Harfen):<br />
<br />
"Sübbûhun, kuddûsun, rabbunâ ve rabbu'l-melâiketi ve'r-rûh."<br />
<br />
“Bizim Rabbimiz, Rûh’un ve melâike-i kirâmın Rabbi, bütün kusurlardan münezzeh ve cümle eksikliklerden pâk ve yücedir.”<br />
<br />
<br />
4. Sonra otururken  11 kere<br />
<br />
سُبْحاَنَ اللّهِ وَ الْحَمْدُ لِلهِ و لاآاِلَاهَ الا اللهُ وَللهُ اَكْبَرْ وَلا حَوْلَ ولا قُوَّةَ اِلاَّباِللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمُ<br />
<br />
Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber, ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim<br />
<br />
"Allah noksan sıfatlardan uzaktır, hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka (hak) ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Yüce ve Azim olan Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvet kaynağı yoktur."<br />
<br />
5. Sonra otururken 3 kere<br />
<br />
لاَأِلَاهَ اِلاَّ اللّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يحي ويميت وَهُوَو هو حيّ لا يموت بيده الخيروَهُوَو عَلىَ كُلِّ شَيْءِِقَدِيرُ<br />
<br />
<br />
Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü yühyî ve yümîtu ve hüve hayyün lâ yemûtu biyedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr<br />
<br />
"Allah'tan başka (hak) ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'na mahsustur. O diriltir ve öldürür. O, hiç ölmeyecek olan diri (Hayy) dir. Her türlü hayır O'nun elindedir ve O, her şeye hakkıyla gücü yetendir."<br />
<br />
6. Sonrada otururken 3 kere Tevbe edilir<br />
<br />
استغفر الله اللذي لا الاه الاهو الحي القيوم واتوب اِليْهِ<br />
<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh.<br />
<br />
"Kendisinden başka (hak) ilah olmayan, Hayy (diri) ve Kayyum (her şeyi ayakta tutan) olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve O'na tevbe ederim."<br />
<br />
7. Sonrada otururken 71 Defa Tevbe  duâsı okunacak.<br />
<br />
استغفر الله العظيم واتوب اِليْهِ<br />
<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh .<br />
<br />
"Ulu ve yüce (Azîm) olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve O'na tevbe ederim."<br />
<br />
8. ve Sonra Otururken   bir defa  bu büyük Salavat okuncak<br />
<br />
اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَاَصْحَابِهِ وَاَتْبَاعِهِ اَجْمَعِينَ وَسَلَامٌ عَلَى جِبْرَائِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَاِسْرَافِيلَ وَعَزْرَائِيلَ وَالْمَلَائِكَةِ الْحَامِلِ الْعَرْشِ وَالْمُنْكَرِ وَالنَّكِيرِ وَسَلَامٌ عَلَى الْمَلَائِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ وَالنَّبِيِّ وَالرَّسُولِ اَجْمَعِينَ وَسَلَامٌ عَلَى الْاَوْلِيَاءِ وَالصَّالِحِينَ سَلَامُ اللَّهِ وَصَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ<br />
<br />
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Allahümme salli ala Muhammedin ve ala elihi ve eshabihi ve etbaihi ecmaiyn ve selamün ala cebrail ve mikail ve israfil ve azrail vel melaiketül hamelei arş vel münker nekir ve selamün alel melaiketül mükarrebin vennebiyi verresulu ecmaiyn ve selamün alel evliyai vessalihin selamüllahi ve selavatullahi aleyhim ecmaiyn.<br />
<br />
velhamdülillahi rabbil alemiyne Aamiyn.<br />
<br />
"Allah'ım! Muhammed'e, onun ailesine, ashâbına ve bütün takipçilerine salât et (rahmet ve bereketini gönder). Selam olsun Cebrail'e, Mikâil'e, İsrâfil'e ve Azrail'e, Arş'ı taşıyan meleklere, Münker ve Nekir'e. Selam olsun yakınlaştırılmış (mukarreb) meleklere, bütün nebîlere ve peygamberlere. Selam olsun velîlere ve sâlih kimselere. Allah'ın selamı ve salâtı (rahmeti) hepsinin üzerine olsun."<br />
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.<br />
<br />
9. Ve sonra oturarak el açıp Amiin denilcek dua edilcek ve  dünyevî ve uhrevî ne haceti varsa Hak celle ve alâ Hazretleri’nden niyaz edilecek istenilcektir. <br />
<br />
Sonra Allahuekber Diyerek iki secde daha edip secdeden başını kaldırıp <br />
<br />
şu dua edilcek<br />
<br />
Duanın Arapçası<br />
<br />
تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْعَلِيمُ، وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ<br />
<br />
Okunuşu<br />
<br />
Tekabbel minnâ, inneke ente’s-semîu’l-basîru’l-alîm. Ve tüb aleynâ, inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm.<br />
<br />
Türkçe Anlamı<br />
<br />
    "Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz Sen her şeyi işiten, her şeyi gören ve her şeyi bilensin. Tövbemizi kabul et; şüphesiz Sen tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olansın." <br />
<br />
<br />
10. sonra  bu dua okuncak<br />
<br />
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بدُعَاء رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب دعاءنا برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين<br />
<br />
Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.<br />
<br />
"Rabbimiz, duamı kabul eyle. Rabbimiz, hesabın görüleceği günde beni, anamı-babamı ve tüm müminleri bağışla. Ey merhametlilerin en merhametlisi, duamızı rahmetinle kabul buyur. Selâm, tüm peygamberlerin üzerine olsun. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun."<br />
<br />
deyip elini yüzüne sürecek ve  namaz ve duâsı tamam olmuş olur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namazların Farzları - Vacibleri - Sünnetleri - Müstehabları - Mekruhları..]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=32</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 16:12:35 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=32</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazların Farzları - Namazın Vacibleri - Namazların Sünnetleri - Namazın Müstehabları - Namazın Mekruhları -Namazın Âdâbı - Namazı Bozan Şeyler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazların Farzları, Şartları, Rükünleri</span><br />
<br />
Namazların farzları on ikidir. Bunlardan altısı, daha namaza başlamadan önce yapılması gereken farzlardır ki, şunlardır:<br />
1) Hadesten taharet,<br />
2) Necasetten taharet,<br />
3) Setr-i avret,<br />
4) Kıbleye yönelmek,<br />
5) Vakit,<br />
6) Niyet.<br />
Diğer altısı da, namazın başlangıcından itibaren bulunması gereken farzlardır ve şunlardır:<br />
1) İftitah (namaza girme) tekbiri,<br />
2) Kıyam,<br />
3) Kıraat,<br />
4) Rükû,<br />
5) Sücud,<br />
6) Kaide-i ahire (son oturuş).<br />
Bunlara da "Namazın rükünleri" denir. Bunlar namazın aslını ve temelini teşkil ederler.<br />
Yukarda sayılan on iki farzdan başka, namazda "Tadil-i Erkan"a riayet edilmesi, İmam Ebû Yusuf ile üç İmama göre, farz olduğu gibi, namazlardan kendi iradesi ile çıkmak da İmam Azam'a göre bir farzdır. Buna "Huruç bisun'ihi = Kendi isteği ile çıkmak" denir. Bunlarla namazın rükünleri sekiz olmuş olur. Bunlar da sırası ile açıklanacaktır.<br />
<br />
1. Guslü gerektiren bir hâl olursa, yıkanmak; yoksa, abdest almak; su bulunmadığı veya meşru bir mazeret olduğu zaman teyemmüm etmek<br />
2. Bedeni, elbiseyi, namaz kılınacak yeri her türlü pisliklerden temizlemek.<br />
3. Açılması, görülmesi şer’an caiz olmayan edep yerlerini örtmek.<br />
4. Kıbleye (Kâbe’ye) karşı dönmek,<br />
5. Kılınacak namaz, hangi vaktin namazı ise onu kılmaya niyet etmek.<br />
6. Namazı vakti girince kılmak<br />
7. Kıbleye döndükten sonra, namaza,Alalhü Ekber diyerek başlamak.<br />
<br />
1. Namazda ayakta durmak (kıyam)<br />
2. Namazda Kur’an okumak (kıraat)<br />
3. Kur’an okuduktan sonra eğilmek (rükû)<br />
4. Secdeye kapanmak<br />
5. Namazın sonunda oturmak.<br />
<br />
·Namaz Allah-û Teala’ya yapılan en büyük ibadet ve niyazdır.<br />
·Allah’ın huzuruna çıkılırken maddi-manevi, görünür-görünmez bütün pisliklerden, kirlerden bedenimizi, elbisemizi, namaz kılacağımız yeri temizlemek şarttır.<br />
·Kadın erkek her müslümanın karanlıkta ve tek başına da olsa, namaz için örtünmeleri farzdır. Erkeklerin örtmeye mecbur oldukları edep yerleri göbek altından diz kapaklarına kadardır.<br />
·Kadınlar namazda yüz, el ve ayaklardan başka her yerlerini örterler.<br />
·Namazda kıbleye dönmek farzdır. Zaruret olmadıkça, namaz içinde göğsü kıbleden başka tarafa çevirmek namazı bozar.<br />
·Kıblenin hangi tarafta olduğunu tayinde şüpheye düşen ve şüphesini gideremeyen kimse, en çok kıble sandığı tafa dönüp namazını kılar.<br />
·Namaz içinde kıblenin farkına varırsa, yüzünü o cihete çevirerek namazı tamamlar.<br />
·Her namazın belli bir vakti vardır. Vakit girmeden namaz kılınamaz.<br />
·Namaza başlarken niyet etmek de farzdır. Niyetsiz namaz sahih olmaz.<br />
· Niyet, namaza başlamadan önce, kılınacak namazın farzlarından hangisi olduğunun hatıra getirilerek Alalh rızası için edâsının ve vakti çıkmış ise kazasının kastedilmesidir.Bunu ayrıca dil ile de söylemek müstehabdır.<br />
· Cemaatle kılınırken imama uymaya da niyetlenmek icabet eder.<br />
· Farz ve vacip olmayan namazlarda, “Alalh rızası için namaz kılmaya” şeklinde niyetlenmek kafidir.<br />
· Niyetle namaza giriş tekbiri arasında namazla ilgisi olmayan hiçbir şeyle uğraşmamak, hemen Alalhü Ekber diyerek namaza girmek lazımdır.<br />
· Namaza Allah’ı anarak başlamak farz, tekbir ile başlamak ayrıca vaciptir. Tekbir alınırken baş dik tutulur, parmaklar sıkılmamak ve avuç içleri kıbleye karşı gelmek üzere başparmak uçları kulaklarının yumuşağına değecek kadar eller kaldırılır; tekbir bitince, eller yanlara bırakılmadan sağ el sol elin üzerine gelmek suretiyle göbeğin altında bağlanır.<br />
Kadınlar ellerini, parmaklarının uçları omuz başına gelecek kadar kaldırır ve göğüsleri üzerine bağlarlar.<br />
Namaza giriş tekbiri ayakta ve yavaşça alınır. Bu tekbirden sonra namazı bozan bir şey yapmak haramdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazın Vacibleri</span><br />
<br />
Namazların farzları olduğu gibi, bir kısım vacibleri de vardır. Bu vacibleri yerine getirmekle namazın farzları tamamlanıp noksanları giderilmiş olur. Şöyle ki:<br />
1) Namaza başlarken yalnız "Allah" ismi ile yetinmeyip büyüklüğü ifade eden "Ekber" sözünü de ilave ederek "Allahü Ekber" demek vacibdir.<br />
2) Namazlarda "Fatiha" süresini okumak vacibdir. Üç İmama göre ise, bunu okumak farzdır.<br />
3) Namazlarda farz olan Kur'an okuyuşunun ilk iki rekata bağlı kılınması vacibdir.<br />
4) İlk iki rekatın her birinde bir defa Fatiha suresi okunup tekrarlanmaması vacibdir.<br />
5) Fatiha suresini diğer okunacak sure ve ayetlerden önce okumak vacibdir.<br />
6) Fatiha suresine başka bir sure veya bir sure yerini tutacak kadar ayet ilavesi vacibdir. Şöyle ki: Farz namazların önceki ilk iki rekatlarında Fatiha'dan sonra diğer bir sure veya bir sureye denk bir mikdar ayet okunması vacib olduğu gibi, vitir namazı ile nafile namazların her rekatında Fatiha ve Fatiha'dan sonra bir sure veya ona denk bir ayet okunması da vacibdir.<br />
(Fatihaya başka bir sure veya ayetin eklenmesi üç İmama göre sünnettir.)<br />
7) Yalnız başına namaz kılan kimse, sabah, akşam ve yatsı namazlarını dilerse aşikare bir okuyuşla ve dilerse gizli bir okuyuşla kılar. Geceleyin kılacağı nafile namazlarda da hüküm böyledir. Fakat öğle ile ikindi namazlarında ve gündüz kılacağı nafile namazlarda gizli olarak okuması vacibdir.<br />
8 ) Cemaatla kılınan namazlardan sabah, cuma, bayram, teravih, vitir namazlarının her rekatında; akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rekatlarında aşikare Kur'an okumak, öğle ile ikindi namazlarının bütün rekatlarında, akşam namazının üçüncü ve yatsının son iki rekatlarında gizli olarak kıraat yapmak vacibdir.<br />
9) Vitir namazında kunut (dua) okumak ve kunut tekbiri almak vacibdir. Bu İmam Azam'a göredir. İki imama (İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e) göre ise, bunlar sünnettir.<br />
10) Kazaya kalan bir namaz, gündüzün cemaatla kılındığı takdirde, eğer sabah namazı gibi aşikare kıraat yapılması gereken bir namaz ise, yine aşikare kıraet yapılır. Gizli kıraat yapılması gereken bir namaz ise, gizli kıraet yapılır. Tek başına namaz kılan ise, aşikare kıraet yapılması gereken bir namazı kaza ederken dilerse hem aşikare, hem de gizli okuyabilir. Bir rivayete göre de, gündüz kaza edeceği herhangi bir namazda gizli okuması vacibdir; gizli veya aşikare okuma serbestisi yoktur.<br />
11) Secde yaparken yalnız alınla yetinmeyip alınla beraber burnu da yere koymak vacibdir.<br />
12) Üç ve dört rekatlı namazlarda birinci oturuş vacibdir.<br />
13) Namazların her oturuşunda teşehhüdde bulunmak (Tahiyyatı okumak) vacibdir.<br />
14) Namaz içinde okunan secde ayetinden dolayı tilavet secdesinde bulunmak vacibdir.<br />
15) İki bayram namazının üçer ziyade tekbirleri vacibdir. Bu namazların birinci rekatlarındaki rükû ve secde tekbirleri sünnettir. İkinci rekatlarının rükû tekbirleri ise, vacib olan ziyade tekbirlere yakın olduğu için o da vacibdir.<br />
16) Namazların farzlarında sıraya riayet edilmesi, iki farz arasına, farz olmayan bir şeyin girmesine meydan verilmemesi vacibdir. Farz olan kıyamdan (ayakta duruşdan) sonra rükûa gidilmesi, rükûdan sonra da secdeye varılması gibi...<br />
17) Vaciblerin her birini de yerinde yapmak ve sonraya bırakmamak vacibdir. Kur'an okuduktan sonra bir zaman bekleyip sehven düşünceye dalmak ve sonra rükûa varmak gibi.<br />
18 ) Namazların sonunda selam vermek. Önce sağ tarafa, sonra sol tarafa yüz çevirerek "Esselâm" demek vacibdir. "Esselâmu aleyküm ve Rahmetullah" (*) denilmesinin vacib olduğu açık olarak belirtilmemiştir.<br />
Bir görüşe göre, sol tarafa selam verilmesi sünnettir. Namazdan çıkılması ise, bütün imamlara göre yalnız bir selam ile olur, bununla namaz biter. Bu selamı vermiş olana, artık uyulmaz. Meşhur olan görüş budur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazların Sünnetleri</span><br />
<br />
Namazların sünnetleri de vardır. Bu sünnetler, namazların vaciblerini tamamlar. Onlardaki noksanlıkları giderir ve fazla sevab kazanmaya sebeb olur. Sünnetlere riayet edip devam etmek Allah'ın peygamberine sevgi alametidir. Bununla beraber bu sünnetleri terk etmek, namazın bozulmasını ve tekrar kılınmasını gerektirmez. Fakat küçümsemeksizin kasden terk edilmesi bir hata ve bir mahrumiyettir. Fakat sünnetin hak görülmemesi, boş ve hikmetten uzak sayılarak küçümsenmesi, -Allah korusun- küfürdür. Çünkü Sünnet de şer'î hükümlerden ve esaslardan biridir.<br />
Namazlardan önce veya namazların içinde başlıca sünnetler şunlardır:<br />
1) Beş vakit namaz için ve cuma namazı için ezan okumak ve ikamet etmek sünnettir. Şöyle ki: Vaktinde cemaatle yerine getirilen her farz namaz için ezan ve ikamet sünnet olduğu gibi, kazaya kalıp da cemaatle kılınacak farz namazlar için de sünnettir. Birçok namaz cemaatle kaza edileceği zaman, bunlardan yalnız ilk kılınacak namaz için ezan okunur. Sonra gerek bu namaz için ve gerek bunun arkasından kılınacak diğer kaza namazları için birer ikametle yetinilir.<br />
Kendi evlerinde yalnız başına namaz kılacak erkekler için ezan ve ikamet müstahabdır. Gerek yolcular için, gerek cemaatle namaz kılacaklar için ezan ve ikameti terk etmek mekruhtur.<br />
Cuma günü şehirde bulundukları halde, özürlerinden dolayı cuma namazını kılamayanlara, öğle namazını kılarlarken ezan ve ikamet gerekmez. Kadınlar için de ezan ve ikamet sünnet değildir. Ezan ve ikamet bahsine bakılsın!..<br />
2) İftitah (başlangıç) tekbirini alırken elleri yukarıya kaldırmak sünnettir. Şöyle ki: Erkekler ellerini, baş parmaklar kulak yumuşaklarına değecek kadar, kadınlar da parmaklarının ucları omuzlarına kavuşacak kadar ellerini göğüslerinin hizasına kaldırıp o vaziyette: "Allahü Ekber" derler. Ellerin içleri kıbleye yönelik bulunmalıdır. Birbirine karşı da bulunabilir.<br />
(Üç İmama göre, erkekler de ellerini ancak omuzlarının hizasına kadar kaldırırlar.)<br />
3) Tekbir için eller kaldırılırken parmakların aralarının zorlamaksızın biraz açık bulundurulması sünnettir.<br />
4) İmam olan kimsenin, tekbirleri ve rükûdan kıyama kalkarken "Semiallahu limen hamideh" sözünü ve namazın sonunda her iki tarafa vereceği selamı ihtiyaç mikdarı aşikâre yapması sünnet olduğu gibi, cemaatın da rükûdan kalkarken: "Allahumme Rabbena ve lekelhamd" sözü ile tekbirleri ve selamı gizlice yapmaları sünnettir.<br />
Yalnız başına namaz kılan rükûdan kalkarken bunların ikisini de söyler (*).<br />
5) İlk tekbirden sonra namazın başında gizlice "Sübhanekâllahümme" okunması, bundan sonra Fatiha'dan önce yine gizlice "Eûzü Besmele" okunması ve diğer rekatlarda da Fatiha'dan önce besmele çekilip Fatiha'ların sonunda amîn denilmesi sünnettir. Burada imam ile cemaat ve yalnız başına kılanlar arasında bir fark yoktur. Yalnız cemaat Fatiha'yı okumayacakları için "Eûzü Besmele" okumaları gerekmez.<br />
"Amîn" sözünün manası, dualarımızı kabul et, demektir.<br />
Her rekatta Fatiha'dan önce Besmele'yi okumak, sahih sayılan bir görüşe göre vacibdir. Fatiha'dan sonra okunacak surelerin başlarında Besmele okunmaz. Yalnız İmam Muhammed'e göre, sessizce kılınacak namazlarda bu surelerin başlarında da besmele okunur. (**)<br />
6) Namazda erkeklerin, göbeklerinin altında tutmak üzere sağ ellerini sol elleri üzerine koyup sağ ellerinin baş parmak ve serçe parmağı ile sol bileği kavramaları ve sağ elin diğer üç parmağını sol kol üzerine uzatmaları sünnettir. Kadınların da sağ ellerini sol elleri üzerine koyarak halka yapmaksızın göğüsleri üzerinde bulundurmaları sünnettir.<br />
7) Namaz aralarında kıyamdan rükûa ve secdelere giderken "Allahü Ekber" denilmesi, rükûdan kıyama kalkarken "Semiallahü limen hamideh" denmesi, secdeden kalkıp yine secdeye giderken "Allahü Ekber" denilmesi sünnettir.<br />
8 ) Rükû ve secde tesbihleri, rükû halinde en az üç kere: "Sübhane Rabbiye'l-azîm" denilmesi, secde halinde de en az üç kere: "Sübhane Rabbiye'l-alâ" denilmesi sünnettir.<br />
9) Rükû halinde, erkeklerin ellerinin parmakları açık olacak şekilde elleriyle dizlerini tutmaları sünnettir. Kadınlar bu halde parmaklarını açık tutmazlar ve dizlerini kavramazlar, ellerini dizleri üzerine koyarlar.<br />
10) Bir özür yoksa, kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak sünnettir.<br />
11) Ka'de (Tahiyyata oturuş) ve celse (secdeden doğrulup bekleme) hallerinde erkeklerin sol ayaklarını döşeyerek üzerlerine oturmaları ve sağ ayaklarını güçleri yettiğince kıbleye doğru dikmeleri, kadınların da sol ayaklarını sağ taraflarına yatık bulundurarak yere oturmaları sünnettir. Bu oturuşa "Teverrük" denir.<br />
12) Rükûda erkeklerin inciklerini dik tutmaları, kadınların da dizlerini bükük bulundurmaları sünnettir. Bu halde erkeklerin sırtları düz bulunur. Kadınların sırtları ise yukarıya doğru meyilli olur.<br />
13) Secdeye varılırken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak ve secdeden kalkarken de önce yüzü, sonra elleri dizlerin üzerine koyduktan sonra dizleri yerden kaldırmak sünnettir. Buna güç yetmezse, el ile yere dayanarak kalkılabilir.<br />
14) Ka'delerde (Tahiyyatlara oturuşlarda) ve celselerde (secdeler arasındaki bekleyişlerde) ellerin kıbleye yönelik olarak oyluklar üzerine konulup dizlerin tutulması sünnettir.<br />
15) Ka'delerdeki Teşehhüdlerde "La İlâhe" denirken, sağ elin şehadet parmağı kaldınhp "İllallah" denirken indirilmesi sünnettir. Bunu yaparken baş parmak ile orta parmak halka edilip diğer iki parmak bükülmelidir. Birçok kimseler bu sünneti gereği üzere yapamayacaklarından dolayı bunun terk edilmesini uygun görenler vardır.<br />
16) Farz namazların, vitir namazının ve müekked sünnetlerin son oturuşlarında, gayr-i müekked sünnetlerle diğer nafilelerin her oturuşunda Tahiyyattan sonra Peygamber Efendimize Salat ve Selam okumak sünnettir. (***)<br />
17) Bütün namazların son oturuşlarında Salat ve Selamdan sonra iki tarafa selam vermeden önce dua edilmesi sünnettir. Bu dua, Kur'an-ı Kerîm'in mübarek dua ayetlerinden biri ile yapılması veya bunlara benzer bulunmalıdır. Kullardan istenebilecek şeyler hakkında olan: "Ya Rabbi! Bana şu kadar para ver", şeklinde namazda dua edilmesi caiz görülmemektedir. Namazların sonunda adet edinilen dua: "Rabbenâ âtina fi'd dünya haseneten ve fi'lahireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nar" (****)<br />
18 ) Namazların sonunda selam verirken yüzün önce sağ tarafa, sonra sola çevrilmesi sünnettir.<br />
19) Sütre edinilmesi sünnettir. Şöyle ki: Sahra ve benzeri açık yerlerde namaz kılan kimse, önünden başkasının geçmesini umuyorsa sağ veya sol kaşının hizasına en az bir arşın boyunda secde yerinin önüne kaim veya ince bir ağaç diker. Dikilemiyorsa, ağacı boyunca uzatır veya önüne uzunlamasına böyle bir çizgi çizer. Enine yarım daire şeklinde bir çizgi çizilmesi de caizdir. Direk ve sandalye gibi şeyler de sütre işini görürler.<br />
Cemaatle kılınan namazlarda yalnız imamın önünde sütre bulunması kafidir. Namaz kılanın önünden geçilmesi edebe aykırıdır. Günahı gerektirdiğinden bundan kaçınılması lazımdır. Namaz kılan kimse, önünden geçmek isteyeni engellemek için "Sübhanellah" diyebilir. Eli ile, gözü ile yahut başı ile hafifçe işaret edebilir. Sütrenin bulunması, namaz kılanın dağınık düşüncelerini kaldırıp ibadet için bir araya toplamaya ve gönlünü bir çerçeve içinde tutmaya yardımcı olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Namazın Müstehabları</span><br />
<br />
·Namaza duranların, Alalh’ın huzurunda bulunduklarını düşünerek ona göre derlenip topralanarak, ayakta dikilirken secde yerine eğilince, ayakların üzerine; secdede burun ucuna; oturulunca kucağa ve selamda omuz başlarına bakması<br />
·Öksürmek, geğirmek ve esnemek gibi şeyleri ekden geldiği kadar yapmamaya ve önlemeye çalışmak.<br />
·İkamette Hayye ale’l-felah denirken imam ve cemaatin namaza kalkması<br />
·Kad kameti’s-salah denirken imamın namaza başlaması,<br />
·Namaza durulurken, niyeti dil ile de yapmak...Namazın müstehablarından ve adabındandır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazların Mekruhları</span><br />
<br />
Namaz içinde yapılması veya yapılmaması mekruh olan şeyler tahrîmî (harama yakın) ve tenzihi (helâla yakın) olmak üzere iki kısımdır. Şöyle ki: Bir vacibin terkini taşıyan bir iş tahrimen mekruhtur. Bir sünnetin terkini taşıyan bir iş de, tenzihen mekruhtur. Bununla beraber tenzihen mekruh olanlar da, önemleri bakımından ve tahrimen mekruhlara yakınlıkları yönünden birbirlerinden farklıdırlar. Örnek: Müekked bir sünneti terk etmek, bir vacibi terk etmek derecesine yakın bir keraheti taşır. Farzların, vaciblerin ve müstahabların ve bunların zıdlarının değişik olması gibi...<br />
Namazda mekruh olan şeylerin başlıcaları şunlardır:<br />
1) Namaz kılarken bir özür bulunmaksızın bir direğe, duvara veya sopaya dayanmak mekruhtur.<br />
2) Namazda bir sağa ve bir sola doğru meyletmek mekruhtur. Çünkü böyle bir hareket gereksiz ve huzura aykırıdır.<br />
3) Bir özür olmaksızın namazda birbiri peşine olmamak üzere birkaç adım yürümek mekruhtur. Fakat görülen bir yılanı veya bir akrebi öldürmek gibi bir özür sebebiyle atılacak birkaç adım mekruh değildir. Bununla beraber bunları öldürmek, biraz yürümeye ve birkaç kez çarpmaya muhtaç olursa, bununla namaz bozulur. Ancak bu halde namazı bozmaya dinde izin vardır. Çünkü herhangi bir zararı kaldırmak için namazı bozmak caizdir. Bir kimseyi ölümden kurtarmak için veya bir malı, değeri bir dirhem olsa bile, zayi olmaktan kurtarmak için namaz bozulabilir; bu mal ister namaz kılana ve ister başkasına ait olsun farketmez.<br />
4) Namazda bit veya pire tutmak ve öldürmek veya kovalamak mekruhtur. Karınca ve pire gibi bir şeyin ısırmasından rahatsız olan kimsenin namaz içinde bunları yalnız tutup atmasında kerahet yoktur.<br />
5) Namazda hoş bir kokuyu koklamak, tükrüğü atmak veya elbise ile bir iki kez yelpazelenmek, namazdan önce veya namaz içinde erkek için kolları dirseklere doğru toplamak mekruhtur.<br />
6) Namazın kıyam, rükû ve secde hallerinde, bir özür bulunmaksızın elleri sünnet olduğu üzere konulması gereken yerler üzerine koymamak mekruhtur. Kıyam halinde elleri yanlara salıvermek gibi...<br />
7) Namazda dizleri yere koymadan önce elleri yere koymak ve secdeden kalkarken dizleri ellerden önce kaldırmak mekruhtur. Ancak bir özür sebebiyle yapılabilir.<br />
8 ) Namazda kıç üzerine oturup but ve bacakları yukarıya dikmek mekruhtur.<br />
9) Erkeklerin secde ederken kolları tamamiyle yere döşemeleri mekruhtur.<br />
10) Rükû veya secde yaparken, başlangıç tekbirinde olduğu gibi elleri yukarıya kaldırmak mekruhtur.<br />
11) Namaz içinde bir özür olmaksızın bağdaş kurmak veya dizleri dikip oturmak mekruhtur.<br />
12) Rükûda ve secdede, kavme ile celsede sükûneti terk etmek (duraklama yapmaksızın hareket halinde bulunmak) ve çok acele rükû ile secde yapmak mekruhtur.<br />
13) Namazda gerinmek, esnemek ve el ile ağzı kapamak mekruhtur. Çünkü gerinmek bir gaflet ve tenbellik eseridir. Esnemek de bir gevşeklik nişanıdır. Eğer esneme halinde ağız yumulabiliyorsa, bu mekruh olmaz. Buna güç yetmiyorsa, namaz içinde sağ elin arkası ile, namaz dışında da sol elin arkası ile ağız kapatılmalıdır.<br />
14) Namazda bir zaruret olmaksızın kendi arzusu ile öksürmek mekruhtur. Öksürüğü mümkün olduğu kadar gidermek, edebi gözetmek bakımından pek güzeldir.<br />
15) Namazda sesi işitilmeyecek derecede üfürmek mekruhtur. Bu üfürme halinde, en az iki harften ibaret bir ses işitilecek olursa, namaz bozulur.<br />
16) Namaz içinde verilen selâmı el ile veya baş işareti ile almak mekruhtur.<br />
17) Namazda okumaya engel olmayacak miktarda ağıza altın, gümüş, inci ve benzeri erimez bir şey almak mekruhtur. Bunlar okumaya engel olursa namaz bozulur. Ağızda eriyen şeyler de böyledir.<br />
18 ) Namazda, dişlerin arasında bulunan nohut tanesinden küçük bir yemek parçasını yutmak mekruhtur. Nohut tanesinden büyük olursa, namazı bozar.<br />
19) Yenmesi yasak olmayan bir yemek hazır olduğu halde namaza başlamak mekruhtur. Bu yemek ister iştah çekici olsun, ister olmasın eşittir. Ancak vaktin çıkmasından korkulursa, o zaman önce namaz kılınır.<br />
20) Namazda gözleri yummak, gözleri semaya doğru kaldırmak veya sağa-sola bakmak veya boynunu çevirerek sağa-sola bakmak mekruhtur. Bakılması caiz olmayan bir şeyi görmemek için veya tam bir saygı ile Yüce Allah'ın huzurunda bulunmaktan dolayı gözleri yummakta kerahet yoktur.<br />
21) Namazda iki elin parmaklarını birbirine çatmak, parmak çıtlatmak veya çıtlayacak şekilde sıkmak ve elleri böğrüne koymak mekruhtur.<br />
22) Namazda daha selâm vermeden terleri veya yüze dokunmuş olan toprakları silmek mekruhtur. Ancak bir zararı kaldırmak ve bir yarar sağlamak için silinebilir. Göze girip zahmet veren bir teri silmek gibi...<br />
23) Rükû halinde sünnet üzere olan duruma aykırı bir şekilde başı yukarı tutmak veya aşağıya indirmek, imamdan önce rükûa veya secdeye gitmek ve ondan önce rükûdan veya secdeden baş kaldırmak mekruhtur. Fakat imam daha rükûa veya secdeye gitmeden, muktedi (imama uyan) rükûa veya secdeye gidip başını kaldırsa namazı bozulur. Ancak İmam daha selâm vermeden bu rükûu veya secdeyi imam ile veya ondan sonra iade ederse, bozulmaz.<br />
24) Rükûda veya secdede tesbihleri terk etmek veya üçden az okumak mekruhtur.<br />
25) Kıyamdan rükûa, rükûdan secdeye, secdeden kıyama geçiş hallerinde meşru olan tekbirleri ve zikirleri, bu intikallerden sonra okumak mekruhtur. Kıyamdan rükûa vardıktan sonra "Allahü Ekber" demek ve rükûdan kıyama tam döndükten sonra "Semi'allahü limen hamideh" demek gibi. Bu şekilde bu zikirlerin yeri kaybedilmiş olur.<br />
26) Kırda namaz kılarken çakıl taşlarını el ile düzeltmek mekruhtur. Ancak üzerlerinde secde etmek mümkün değilse, yapılabilir. Bu durumda iki defalık bir düzeltme caizdir.<br />
27) Başkasına ait olan bir yerde, sahibinin rızası olmaksızın kılanan namaz mekruhtur. Bir görüşe göre böyle bir yer, bir müslümana ait olup ekilmemiş ise, üzerinde namaz kılmakta kerahet yoktur.<br />
28 ) Bir kimse başkasına ait olan bir yer ile herkese ait bir yol üzerinde namaz kılmak mecburiyetinde kalsa, bakılır: Eğer şahsa ait yer ekilmiş veya gayri müslime ait ise, o yol üzerinde kılması daha iyidir. Gayri müslimin bu namaza razı olmayacağı bilinen şeydir.<br />
29) Namazı huzuru bozacak ve kalbi meşgul edecek şeylerin bulunduğu yerlerde kılmak mekruhtur. Çalgı ve eğlencelerin bulunduğu yerlerde namaz kılmak gibi. Mescidlerde çalınması düşünülecek olan ayakkabılar da arka tarafa bırakmak, huzuru bozacağından mekruh sayılmıştır.<br />
30) Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namaz kılmak mekruhtur. Muma, kandile, lâmbaya karşı namaz kılmak ise, mekruh değildir. Yine asılı bulunan Mushaf-ı Şerife veya bir kılıca karşı namaz kılmak da mekruh değildir. Çükü bunlara hiçbir kimse tarafından tapılmamıştır.<br />
31) Bir insanın yüzüne karşı, arada engel olmaksızın namaz kılmak mekruhtur. Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmak mekruh değildir. Ancak bu adamın konuşmasından dolayı şaşırmak umuluyorsa, mekruh olur.<br />
32) Temiz olmayan şeylere karşı ve temiz olmayan şeyler yakınında namaz kılmak mekruhtur. Bunlar namaza olan saygıya aykırı hallerdir. Mezarlıkta, yol ortasında, hamamda, hayvan boğazlanan yerlerde namaz kılmak da böyledir. Fakat mezarlıkta veya hamam gibi yerde namaz için bir yer ayrılmışsa, kerahet olmaz.<br />
33) Namazda bir gerek bulunmaksızın bir çocuğu yüklenmek veya kendisini meşgul edecek bir eşya taşımak mekruhtur.<br />
34) Helaya (tuvalet) gitmek sıkıntısı olduğu halde namaza başlamak mekruhtur. Öyle ki, namaz içinde böyle fazla bir sıkıntısı gelip kalbi meşgul edecek olursa, vakit müsait olduğu takdirde namazı bırakmalıdır. Böylece namaz kalb huzuru ile kemal üzere kılınmış olur. Aksi halde namaz sahih olursa da, günah işlenmiş sayılır.<br />
35) Namaz engel olmayacak mikdardan az bir pisliğin elbisede, bedende ve namaz yerinde bulunması mekruhtur.<br />
36) Kirli elbiselerle, ev işlerinde giyilen elbiselerle namaz kılmak mekruhtur. Çünkü süs sayılan temiz elbiselerle namaz kılınması emrolunmuştur. Ancak başka elbise yoksa, bunlarla kılınabilir.<br />
37) Bir özür olmaksızın elbiseyi giymeyip omuzlar üzerine alarak salıvermek suretiyle namaz kılmak mekruhtur.<br />
38 ) Namazda, elleri çıkaracak bir aralık bırakmaksızın ihram gibi bir şeyin içine bürünmek mekruhtur.<br />
39) Bir özür olmadan yalnız tek bir elbise ile (bir entari ile) namaz kılmak mekruhtur. Erkeklerin sıcak bölgelerde gömlek giymeyip yalnız şalvar ile namaz kılmaları da böyle mekruhtur.<br />
40) Bir zaruret olmaksızın erkeklerin ipek elbise ile namaz kılması mekruhtur. (Kerahet ve İstihsan bölümüne bakılsın).<br />
41) Elbiseyi topraktan veya diz yerinin belirmesinden korumak için rükûa veya secdeye giderken "az bir hareketle" yukarıya çekmek mekruhtur. Bilindiği gibi "çok hareket" namazı bozar.<br />
42) Namazı gasbedilmiş bir elbise ile kılmak mekruhtur. Başka bir elbise bulunmasa, yine hüküm aynıdır. Çünkü başkasının malından sahibinin izni olmaksızın yararlanmak caiz değildir.<br />
43) Erkeklerin secde ederken yere değmesin diye, bütün saçlarını arka tarafa toplayıp bağlamaları mekruhtur.<br />
44) Erkeklerin uzatmış oldukları saçlarını, kadınlar gibi bağlayıp başlarının üzerinde bağlamış veya başlarının etrafına sarmış oldukları halde namaz kılmaları mekruhtur. Böyle bir şeyin namaz içinde kasden yapılması ise "çok hareket" olacağından namazı bozar.<br />
45) Namaz içinde az bir hareketle insanın üzerinde elbise çıkarması, başındaki sarığı çıkarması veya böylece bir şeyi giyinmesi veya başını sarması mekruhtur. Fakat böyle bir şey, fazla bir hareketle yapılırsa, namaz bozulur. Namazda elbise ile veya vücudun organları ile gereksiz olarak oynamak da mekruhtur.<br />
46) Namazda başın etrafına mendil gibi bir şey bağlayıp tepesini açık bırakmak mekruhtur.<br />
47) Namazda tenbellikten ve gevşeklikten dolayı başı açık bulundurmak mekruhtur. Tenbellikten maksad, baş örtmeyi bir ağırlık saymaktır. Gevşeklikten maksad da, namazda baş örtmeyi önemsememektir. Halbuki bu bir sünnettir. Böyle olmayıp da özürden dolayı olursa, başın açık bulunmasında bir kerahet yoktur. Sadece sıcaktan veya hafiflemekten dolayı başı açık bırakmak ise, mekruh görülmüştür, bu bir özür sayılmaz.<br />
Bir de namazda tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmakda bir kerahet yoktur, denilmiştir. Bununla beraber deniliyor ki, tevazu ve huşu bir kalb işidir. O halde kalb ile tevazu ve huşuda bulunup başı örtmek daha iyidir. Yine denebilir ki, tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmak, kalbdeki tevazu ve teslimiyetin bîr dış görüntüsüdür. Bunun için iyidir. Şu kadar var ki, namaza başlarken sadece tevazu ve huşu maksadı ile başları açık bırakacak kimseler pek az bulunur.<br />
Şunu da ilâve edelim ki, biz namazlarımızı Peygamber Efendimizin kıldığı gibi kılmakla emrolunmuşuz. Çünkü bir hadîs-i şerîfde Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız siz de öyle namaz kılın." Peygamber Efendimiz ise, namazlarını mübarek başları örtülü olarak kılmışlardır. Bu bir âdet işi değildir. Doğrusu namazda peygamberimizin uyguladığı sünnet işine uymak ve başkalarına benzemekten sakınmak meselesidir. İhramda başların açık bulundurulması başka bir hikmete bağlıdır. O, mahşer hayatının bir örneğidir. Namaz buna kıyas edilmez. İbadetlerde kıyas geçerli olmaz. Artık gerçek bir özür bulunmadıkça, başı güzel bir şekilde secdeye engel olmayan bir giysi ile örtmenin daha faziletli olduğu kesindir. Öyle ki, secde esnasında baştan düşen bir giysiyi (tek el ile) başa yerleştirmek faziletli görülmüştür. Fakat iki elle (çok hareket ile) yapılmaz.<br />
Bu konuda kerahet ve fazilet erkeklere göredir. Kadınlara göre ise, başlarının namazda örtülü olması her halde şarttır. Başlarının açık bulunması, namazlarını bozar. Bu konu, din kitablarımızın bir çoğunda, özellikle "Bahr-i Raik" ile "Reddü'l-Muhtar" adlı eserlere ayrıntılı olarak yazılmıştır.<br />
48 ) Namaz kılanın başı üstünde veya kendisine yakın olarak ön tarafında veya kendisine yakın olmasa da, sağ ve sol tarafından hizasındaki duvar veya tavan üzerine çizilmiş veya asılmış büstümsü canlı yaratık şekillerin bulunması mekruhtur. Arka tarafda bulunması da çoğunlukça mekruh saymıştır. Fakat bunun keraheti nisbeten azdır.<br />
Namaz kılanın ayakları altında veya oturduğu yerde bulunan veya karşıdan organları seçilemeycek kadar küçük olan veya başları kesilmiş veya yüzleri büsbütün silinmiş veya örtülüp yok edilmiş bulunan bir resmin bulunması, namaz bakımından keraheti gerektirmez.<br />
Yine, kese ve cüzdan gibi şeyler içinde bulunan paralar üzerinde basılı bulunan resimler veya bir organda dövme suretiyle çizilip elbise ile örtülen şekiller veya yüzük taşına oyulup belirsiz halde kalan resimler namazın kerahetini gerektirmez.<br />
Canlılara ait olmayan resimlerde de kerahet yoktur. Ağaç, bina, ay ve güneş resimleri bu kısımdandır. Çünkü bunların resimlerine ibadet edilmemiştir. Ancak namaz kılınan zihnini meşgul edecek bir durum bulunursa, kerahet olur. Bir de kuştan daha küçük olan bir şekil veya bir yerde bulunduğu halde ayakta iken bakılınca organlarının ayrımı belirsiz olan resim, namaz kılanın yanında bulunsa, keraheti gerektirmez.<br />
49) Üzerinde canlı resimleri bulunan bir elbise ile namaz kılınması ve canlıya ait bir resim üzerine secde edilmesi mekruhtur. Fakat böyle bir elbisenin üzerine başka bir elbise giyerlerse, onunla namaz kılınmasında kerahet yoktur.<br />
Bir de yere serili olup üzerinde böyle resimler bulunan bir serginin, resim bulunmayan kısmında namaz kılınması ve secde edilmesi mekruh değildir.<br />
Bilindiği gibi, öteden beri birçok kavimler, yalnız bir olan Allah'a iman inancını bırakıp şirke düşmüşler ve tasarladıkları canlı tanrılarının resim ve heykellerini yaparak onlara tapınmışlar, hürmet göstermişler ve ibadethanelerini onlarla doldurmuşlardır.<br />
Bugün madde yönünden pek yüksek görülen nice milletler de henüz kendilerini böyle putlara tapmaktan kurtaramıyorlar. İslâm dini ise, insanlara tevhid (yalnız bir Allah'a ibadet) inancını tebliğ edip öğretmiştir. Allah'a ortak koşan kavimlerin bu putlara tapma hallerini çok fazla kötülemiştir. Artık ezelî ve ebedî olan, her şeye hakim bulunan bir yaratıcının varlığına inanan ve yalnız O'na ibadetle şeref kazanan İslâm toplumunun bu putlara tapanlara karşı bir ayrılık nişanı göstermesi gerekir. Yalnız bir Allah'a iman (tevhid) inancını daima göstermek için mabedlerini ve namaz kılacakları yerleri, bu gibi puta tapanları taklit ve onlara saygı anlamına gelecek şeylerden uzak bulundurmaları bir görev gereğidir.<br />
Gerçekten hiç bir müslümanın bu gibi resim ve heykellere tapınmak hatırından geçmez. Fakat şu putperest milletlere karşı bir ayrılık eseri göstermek ve zihni az çok meşgul edecek şeylerden namazgahlarını uzak bulundurmak dinimizin yüksek hikmetleri gereğidir.<br />
50) Namazın mekruhlarının bir kısmı "İmamet ve Cemaat" konusunda, bir kısmı da "Kıraat ve Evkat-ı Salât" bölümünde ve diğer konularında yeri geldikçe anlatılmıştır.<br />
51) Yanılma olmaksızın ve sehiv secdelerini gerektirmeksizin keraheti tahrimiye ile kılınan namazların iade edilmesi vacibdir. Fatiha sûresi yerine kasden başka bir ayet okunarak kılınan namaz gibi...<br />
Tercih edilen görüşe göre, kerahetle kılınan önceki namazla farz yerine getirilmiş olup iade sureti ile kılınan namaz ise onun eksiklerini tamamlayıcı yerine geçmiş bulunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazda Mekruh Olmayan Şeyler</span><br />
<br />
Namazda çözülen kuşağı bağlamak<br />
<br />
2.Meşgul etmemek şartıyla boyuna kılıç vb. takılı olması<br />
<br />
3.Cepken giyenlerin, kollarını geçirmeksizin namaza durması<br />
<br />
4.Mushafa veya kılıca karşı namaz kılmak<br />
<br />
5.Muma veya kandile veyahut fanusa karşı namaz kılmak<br />
<br />
6.Başın secdede üzerine gelmemesi şartıyla üzerinde canlı resim bulunan yaygıda namaz kılmak<br />
<br />
7.Namazda yılan,akrep gibi tehlikeli hayvanları öldürmek<br />
<br />
8.Rükuda vücuda yapışan elbiseyi,azanın belli olmaması için azıcık hareketle silkmek ve elbiseyi tozdan topraktan sakınmak<br />
<br />
9.Gerektiğinde, yüz çevirmeksizin göz ucuyla bakmak<br />
<br />
10.Yer pek ve sert olunca namazı döşek ve yaygı üzerinde kılmak<br />
<br />
11.Sıcaklıktan veya soğukluktan veya zarar verici şeylerden korunmak için bir bez serip onun üzerinde secde yapmak<br />
<br />
12.Nafile namazların iki rekatında da aynı sureyi okumak...mekruh olmaz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazı Bozan ve Bozmayan Şeyler</span><br />
<br />
"Fesad" bozulma ve "İfsad" da, bozma demektir. Bunların karşıtı "Salâh (Sıhhat)" ve "Islah" dır. İbadetlerde fesad ile "butlan" birdir. Fasid olan bir ibadete "batıl" da denir. Bir şeyi bozan sıhhat halinden çıkaran şeye de, "müfsid" denir. Çoğuluna "müfsidat" denir.<br />
Bir namazın şart ve rükünlerinden biri bulunmamakla o namaz fasid olacağı gibi, bu şart ve rükünler üzere başlanıldıktan sonra bazı şeylerin bulunmasından dolayı da fasid olabilir. Namazı böyle bozan şeylere "Müfsidat-ı Salât" adı verilir. Bunların bir kısmı daha önce yeri geldiğinde anlatılmıştı.<br />
Biz burada şart ve rükünleri ile başlanmış bir namazı bozacak şeylerin başlıcalarını yazacağız. Şöyle ki:<br />
1) Namazda iki harfden ibaret dahi olsa, namaz kılanın işiteceği derecede söz söylemek namazı bozar. Bu hususta kasıd, yanılma, uyuma ve hata halleri eşittir.<br />
2) Bir hastalık sebebiyle veya bir malın ve bir arkadaşın kaybolması gibi musibetten dolayı harfler belirecek şekilde sesle ağlamak veya "ah, uh, eh" diye inlemek, "öf demek, yahut bir toza üflemek veya bir şeyden bezginlik göstermek için "uf, tuh" demek namazı bozar.<br />
Yüce Allah'ın korkusundan, cennet veya cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak, ah ve iniltide bulunmak namazı bozmaz. Kendini tutamayacak derecede şiddetli hastalıktan dolayı bir ah ve inilti de namazı bozmaz.<br />
3) Cemaattan biri, imamın okuduğu Kur'andan duygulanarak ağlasa veya "evet" dese, bakılır: Eğer bu bir huzur ve huşu eseri ise, namazı bozulmaz. Fakat sadece ses güzelliğinden lezzet duyma eseri ise namazı bozulur.<br />
4) Bir özür veya makbul bir sebeb bulunmaksızın "eh, eh..." diye boğazı gürültü çıkararak temizlemek namazı bozar. Fakat zorlamayarak kendiliğinden gelen bir öksürme, bir özür sayıldığından namazı bozmaz. Sesi düzeltip güzelleştirmek için veya namazda bulunduğunu bildirmek için veya kendi imamının bir kıraat hatasını düzeltmek için bunun yapılmasında namaz bozulmaz. Çünkü bu boğaz temizliği doğru bir maksada dayanmaktadır. Sahih olan görüş budur.<br />
5) Aksıran kimseye namazda "Yerhamükallah" denilmesi ve başkasının "Rahimekallah" demesi üzerine namazda "amin" denilmesi namazı bozar. Fakat aksıranın kendi nefsine karşı "Yerhamükallah" demesi namazı bozmaz. Yine, aksıran kimseye hamd etmesini hatırlatmak için namazda "Elhamdü lillâh" denilmesi, sahih olan görüşe göre namazı bozmaz. Çünkü bu sözün cevab yerinde olması benimsenmiş değildir. Bu yalnız bir hatırlatmadan ibarettir.<br />
6) Namazda "Allah" ismi işitilmekle "Celle Celâlüh" denilse veya Peygamber Efendimizin şerefli ismi işitilmekle "sallallahu aleyhi ve sellem" denilse, bakılır: Eğer bununla bir cevap kastedilmiş ise namaz bozulur. Fakat yalnız bir övgü ve yüceltme kasdedilmişse, bozulmaz. Çünkü bu, namaza aykırı olmayan bir zikir olmuş olur.<br />
7) Namazda şeytani bir vesveseden dolayı "Lâ havle ve la kuvvete illâ billah" denilse, bakılır: Eğer bu vesvese ahiretle ilgili bir şey ise, namaz bozulmaz. Fakat dünya ile ilgili bir şey ise, namaz bozulur. Çünkü vesvese bir acıdır. Bu durumda dünyaya ait bir acıdan dolayı bu "Lâ havle" sözü söylenmiş olur.<br />
8 ) Namaz kılmakta olan kimse, kendisini çağırana veya içeriye girmek için izin isteyene, namazda olduğunu anlatmak için "Elhamdü lillâh" veya "Sübhanellah" dese veya okuyuşunu aşikâr yapsa, bununla namaz bozulmaz.<br />
9) Kur'an-ı Kerim'in içinde veya hadis-i şeriflerde bulunan bir duayı namaz içinde okumak, namazı bozmaz. Namazda: "Allahümme Ekremnî, Allahümme en'im aleyye, Allahümme aslih emri, Allahümmerzuknî'l-afıyete, Allahümmağfir lî ve livalideyye ve lilmüminine velmüminat" denilmesi gibi...<br />
Fakat: "Allahümmeğfir liammî, Allahümmeğfir lihalî" gibi bir dua, namazı bozar. Çünkü, böyle bir dua Kur'anda ve hadislerde yoktur.<br />
10) Namazda, insanların sözlerine benzer bir şekilde dua edilmesi ve insanlardan istenilmesi imkansız olmayan bir şeyin Yüce Allah'dan istenilmesi, namazı bozar. Allahümme at'imnî lahmen = Allah'ım bana et yedir." , "Allahümmekzi deyni = Allah'ım borcumu Öde," ve "Allahümmerzuknî zevceten = Allah'ım beni zevceyle rızıklandır" diye dua edilmesi gibi...<br />
11) Namazda bir kimseye dil ile selam vermek veya başkasının selamını dil ile almak veya tokalaşarak selamlaşmak namazı bozar. Sadece Aleyküm denilmesi veya yanılarak selam alınması da böyledir.<br />
12) Namazda el ile veya baş ile selam alınsa, sorulan veya istenilen bir şey için baş, göz ve kaş ile işarette bulunulsa, namaz bozulmaz. Fakat bir namaz kılana: "ileri git, yanında namaz kılacak kimseye yer ver" denilip, o da bu emre uyarak hareket etse, namazı bozulur. Çünkü namaz içinde Allah'dan başkasının emrine uymuş olur. Fakat kendiliğinden biraz çekilerek namaz kılacak kimseye safda yer vermesi namazı bozmaz.<br />
13) Namaz içinde çok sayılan iş ve hareket, namazı bozar. Az sayılan iş bozmaz. Şöyle ki: Namaza ve namazı düzeltmeye ait olmayan ve çok hareket sayılan bir hareket namazı bozar. Çok iş ve hareket o işdir ki, onu işleyen kimseyi dışardan bir kimse gördüğü zaman, namazda olmadığından şübhe etmez. Bunun karşıtı az iştir ki, sahibini gören, onun namazda olup olmadığından şübheye düşer.<br />
Örnek: Namaz kılmakta olan bir kimse, yerden bir taş alarak kuş veya benzeri bir şeye atacak olsa, namazı bozulur. Çünkü bu hareketi çok harekettir. Fakat yanında bulunan bir taşı bir eliyle atacak olsa, namazı bozulmaz. Çünkü bu bir az işdir. Ancak namaz içinde başka bir şey ile uğraştığından dolayı günah işlemiş olur.<br />
14) Bir kimse namazda, kendi imamından başka bir kimsenin okuduğu Kur'andaki yanlışlığı veya takıldığı yeri düzeltse namazı bozulur. Çünkü bu hareket bir öğretme ve öğrenme sayılır. Öğretme ve öğrenme ise, çok harekettir. Fakat kıraat maksadı ile okuyup da bunun sonunda o kimse için düzelme hasıl olsa, namazı bozulmaz.<br />
Yine, kendi imamı için düzeltme yapsa, namazı bozulmaz. İmamın yeteri kadar Kur'an okumuş olması fark etmez. Çünkü bu aynı namazı düzeltmeye aitir. Fakat namaz kılan bir kimse, kendisi ile beraber aynı namazda olmayan kimsenin okuyuşunu düzeltirse, namazı bozulur, çünkü bu bir öğretme sayılır.<br />
15) Bir kimse namazda iken vücudunu bir kere veya arka arkaya iki kere veya değişik rekatlarda birer, ikişer kere kaşısa, namazı bozulmaz. Fakat bir rekatta birbiri ardınca üç defa kaşısa, bozulur. Ancak bir organını, elini tekrar kaldırmadan birkaç defa kaşıması, bir defa kaşıma sayılır.<br />
16) Namazda bir özür olmaksızın birbiri ardınca hiç durmadan en az üç adım atmak namazı bozar. Yine, bir şahsın çarpması üzerine, namaz kılanın elinde olmayarak yerden üç adım kadar yürümesi de namazı bozar. Namaz kılınan yerden tutup çıkarılmak da böyledir, namaz bozulur.<br />
17) Namazda tekrarlama yapılmaksızın bir el ile baştan sarığı veya giysiyi kaldırıp yere koymak veya bunları yerden kaldırıp başa koymak, namazı bozmaz. Fakat bunları yerden kaldırıp başa koymak çok iş ve harekete muhtaç olursa, namazı bozar.<br />
18 ) Namaz kılmakta olanın bir kimseye bir el veya bir kamçı ile vurması, namazı bozar. Çünkü bu, çok iş ve harekettir. Fakat hayvan üzerinde namaz kılanın bu hayvana arka arkaya üç defa vurması, namazını bozarsa da, bir veya iki defa vurması bozmaz. Sahih olan görüş budur.<br />
Yine, hayvanın yürümesi için, bir ayağı iki defa hareket ettirmek namazı bozmaz. Fakat iki ayağı hareket ettirmek bozar, iki ayak, iki el yerinde sayılır.<br />
19) Namazda iken hayvana binmek, namazı bozar, fakat namazda iken hayvandan inmek bozmaz.<br />
20) Namaz içinde bir ayakkabıyı iki el ile giyinmek, namazı bozar. Fakat ayağındaki ayakkabılarını ayaktan kolayca çıkarıvermek, namazı bozmaz.<br />
21) Bir kimse yanılarak veya kasden bir buğday tanesi yese, bir damla su içse, gözüne sürme çekse, bedeninin herhangi bir yerine yağ sürse, baş ve sakalının saçlarını tarasa veya örse namazı bozulur. Çünkü bunlar birer çok iştir. Fakat bir elinde bulunan yağı veya benzerini diğer eline almaksızın başına veya başka bir organına sürse, bununla namazı bozulmaz. Çünkü bu az bir iştir.<br />
22) Namazda çocuğu alıp emzirmek namazı bozar. Namaz kılmakta olan bir kadının memesini çocuk kendi başına tutup emecek olsa bakılır: Eğer süt çıkmaksızın bir iki defa emmiş olursa, namaz bozulmaz. Fakat süt çıkarsa veya süt çıkmaksızın iki defadan çok emerse, namaz bozulur.<br />
23) Namaz içinde bulunan bir erkeği, zevcesinin öpmesi veya okşaması ile namazı bozulmaz. Ancak erkeğin şehveti uyanırsa, bozulur. Fakat bir kadının namazı, kocasının kendisini şehvetle okşaması ile veya ister şehvet olsun, ister olmasın öpmesiyle bozulur. Çünkü cinsel yaklaşma konusunda kocanın hareketi asıldır.<br />
24) Bir kimse namazda iken, gözüne karşı gelen bir kitaba yalnız baksa yahut ne yazılmış olduğunu anlamak için bir göz atsa, sahih olan görüşe göre, namazı bozulmaz. Fakat karşısında bulunan bir Kur'an"ı Kerim'den yahut yazıları bulunan bir mihrabdan Kur'an-ı Kerim ayetlerini okuyacak olsa, bakılır: Eğer okuduğu ayetler, onun ezberinde idi ise, namazı bozulmaz. Fakat ezberinde yoktu ise, en az bir ayet okuyunca namaz bozulur; çünkü bu, bir öğrenme demektir. Bu mesele İmamı Azam'a göredir, iki imama göre, ziyade okumakla da bozulmaz. Ancak böyle bir okuma mekruhtur. Bunda, kitab ehline (Yahudi veya Hıristiyanlara) bir benzeyiş vardır.<br />
25) Bir maksada bağlı olmayarak kalbe gelen kuruntular ve işler namazı bozmaz. Onun için, bir kimse namaz içinde dili ile söylemeksizin düşüncesi ile bir şiir veya bir hutbe düzenleyecek olsa, günah işlemiş olur. Çünkü böyle yapan kimsenin kalbi, namazda başka şeyle uğraşmış olur. Bununla beraber namazı bozulmaz.<br />
26) Namaz kılmakta olan bir kimse, kaç rekat namaz kıldığına dair olan bir soruya cevab olarak elinin parmaklarını gösterecek olsa, namazı bozulmaz. Yine üç kelimeden az olmak üzere yazı yazsa, namazı bozulmaz. Ancak görenler, onun namazda olmadığını sanırlarsa, namazı bozulur.<br />
27) Cemaatle namaz kılan kimse, bir özür sebebiyle, diğer bir görüşe göre de özürsüz de olsa, ön tarafa, sağ veya sol tarafa yahut kıbleden yüzünü çevirmeksizin arka tarafa bir rükün mikdarı, dura dura birer saf kadar gitse, mescidden çıkmadıkça veya kırda ise, saflardan ayrılmadıkça namazı bozulmaz. Çünkü mescidde ve sahrada safların bulunduğu kısım, tek bir yer sayılır. Bunun için kırda namaz kılanın ön tarafında saf bulunmazsa, secde yerinin önüne geçmesi ile namazı bozulur. Yine tek başına namaz kılanın da, secde yerini geçmesi ile namazı bozulur. Kadınlar için evleri, bir görüşe göre mescid, diğer bir görüşe göre kır hükmündedir.<br />
28 ) Ağız dolusundan az olan bir kusuntu, elde olmayarak yutulursa, bununla namaz bozulmaz.<br />
29) Namazda olan bir kimse, göğsünü özürsüz olarak kıbleden döndürse, namazı bozulur. Fakat bir organdan kan çıkmak gibi bir sebeble abdestsizlik meydana geldiğini yanlışlıkla zannetse de kıbleye arka çevirecek olsa, mescidden çıkmadıkça namazı bozulmaz. Fakat bu adam imam olur da yerine başkasını geçirirse, namaz bozulmuş olur.<br />
30) Namazda bulunan kimseden burun kanaması veya kusuntu gibi, istekle olmayan abdesti bozacak bir şey meydana gelse, o kimse serbest olur: Dilerse abdest alıp yeniden namaz kılar. Buna namaza yeniden başlama (istinaf-ı salât) denir. Faziletli olan da budur. Dilerse, namaza aykırı hiç bir şeyle uğraşmaksızın en yakın yerdeki su ile abdest alır ve tek başına idiyse, bu abdest aldığı yerde veya evvelce namaza başlamış bulunduğu yerde namazının geri kalan kısmını tamamlar. Bir imama uymuş idiyse, evvelki yerine dönüp orada namazını tamamlar. İmama uymanın sıhhatine engel olacak bir yerde durup oradan tekrar imama uyamaz. Ancak cemaatla kılınan namaz bitmiş olursa, o zaman yalnız başına namaz kılan gibi hareket eder. Bu namaz kılışa da, başlanan namaza devam (bina-i salât) denir. Böyle bir kimse abdest almak için yakın suyu bırakıp uzağa gitse veya gidip gelirken Kur'an okusa veya bu arada avret yeri açılsa, artık namazı bina edemez (başladığı namazdan geri kalan kısmı kılamaz). Yeniden namaz kılması gerekir. (Lâhik bölümüne bakılsın.)<br />
31) Namazı bozulan bir imamın, kendi yerine başkasını geçirmesi ittifakla caizdir. Şöyle ki: Bir imama, namaz kılarken burnu kanamak gibi (semavî) bir abdestsizlik gelse, cemaat içinden imam olmaya elverişli bir kimseyi işaretle veya elbisesinden tutarak mihraba geçirir. İmamla beraber yalnız bir kişi bulunmuş olsa, bu kimse imamete ehil ise, imamlığa geçmesi kararlaşmış olur. İmam böyle yerine bir adam geçirmeksizin mescidden çıksa veya sahrada ise safları geçmiş olsa, cemaatın namazı bozulur, imam tek başına namaz kılan hükmünde kalır. Dilerse abdest alıp namazı bina eder (bıraktığı yerden tamamlar), dilerse yeniden namazını kılar. Bu istihlâf (yerine başkasını geçirme) konusunda cemaatın bilgisi yoksa, istihlâf cihetine gidilmeyip namazın yeniden kılınması daha faziletlidir. Çünkü bu durumda namazın bozulmasını gerektiren bazı haller olabilir.<br />
32) Dişlerin arasında kalmış olan bir kırıntı namaz içinde yutulsa, bakılır: Eğer en az nohut mikdarı ise namazı bozar. Bundan küçük ise namazı bozmaz.<br />
33) Ağızda bulunan bir şeker parçasının, namazda çiğnenmediği halde tadı boğaza gitse, namazı bozar. Fakat namazdan önce yenmiş bir yemeğin ağızda kalmış olan tadı, namaz içinde tükürükle boğaza gitse, bununla namaz bozulmaz.<br />
34) Namazda sakız veya Hindistan cevizi gibi bir şey, arka arkaya üç kez çiğnenecek olsa, namaz bozulur. Yutulmasa da böyledir. Fakat çiğnenmediği halde bunun küçük bir parçası boğaza gidecek olsa, bundan namaz bozulmaz.<br />
35) Namaz içinde bayılma ve çıldırma halleri namazı bozar.<br />
36) Dört rekatlı bir namazı bilmemezlikle iki rekat sanarak birinci oturuştan sonra selam veren kimsenin namazı bozulur. Yatsının farzını teravih, öğlenin farzını cuma veya sabah namazı zannederek birinci oturuşta selam verilmesi de böyledir. Fakat yanılarak böyle bir selam vermekle namaz bozulmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sehiv (Yanılma) Secdeleri ile İlgili Meseleler</span><br />
<br />
-Sehiv secdeleri, bir namazın ( farzların geciktirilmesinden),vaciblerinden birini yanılarak terk etmekten veya geciktirmekten dolayı, o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile teşehhüdden, salavat ve duaları okumaktan ibarettir. Şöyle yapılır: Son oturuşta yalnız "Tahiyyat" okunduktan sonra iki tarafa selam verilir. Ondan sonra "Allahü Ekber" denilerek secdeye varılıp üç kez "Sübhane Rabbiye'l-ala" okunur. Ondan sonra "Allahü Ekber" denilerek kalkılır. Bir tesbih mikdarı duraklamadan sonra tekrar "Allahü Ekber" deyip ikinci secdeye varılır. Yine üç kez "Sübhane Rabbiye'l-ala" okunduktan sonra "Allahü Ekber" denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat ve Salavatlarla "Rabbena atina" okunup önce sağ tarafa, sonra sol tarafa selam verilir.<br />
Yalnız sağ tarafa selam verdikten sonra sehiv secdelerinin yapılması daha faziletlidir, ihtiyata uygundur. Bundan dolayı cemaatla kılınan namazlarda cemaatın yanlışlıkla dağılmaması için, yalnız sağ tarafa selam verdikten sonra sehiv secdesi yapılması tercih edilmiştir.<br />
-Sehiv secdeleri vacibdir. Bilindiği gibi, gerek farz, gerek vacib veya sünnet olan herhangi bir namazın kıraat, rükü ve sücud gibi farzları ve Fatiha, Sure ilavesi, sırayı gözetme gibi vacibleri, Kadelerde (oturuşlarda) salavatları okumak gibi sünnetleri vardır. Bunun için bunları gözetmek gerekir ki, namaz tam olarak kılınmış olsun.<br />
O halde farz olsun, olmasın herhangi bir namazda bir farzın kasden veya sehven terk edilmesi, o namazın yeniden kılınmasını gerektirir. Böyle büyük bir noksanı gidermek için sehiv secdeleri yeterli değildir.<br />
Bir vacibin kasden terki veya geciktirilmesi bir günahtır. Bundan dolayı sehiv secdeleri gerekmez, böyle bir namazı iade etmek uygundur. Bir vacibin sehven terk edilmesi veya geciktirilmesi, sehiv secdelerini gerektirir. Bu şekilde o noksan düzeltilmiş olur. Bir sünnetin kasden veya sehven terk edilmesi, sehiv secdelerini gerektirmez. Fakat kasden terk edilmesi bir kusurdur. Sevab ve faziletten mahrum olmayı gerektirir.<br />
(Malikilere göre sehiv secdeleri sünnettir. Şafiî'lere göre de sünnettir. Ancak imam sehiv secdelerini yaparsa, cemaatın imama uyması vaciptir. Hanbelilere göre sehiv secdeleri bazan vacib, bazan sünnet ve bazan da mubah olur. Namazın terk edilen bir sünnetinden dolayı yapılacak sehiv secdelerinin mubah olması gibi...<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazların Farzları - Namazın Vacibleri - Namazların Sünnetleri - Namazın Müstehabları - Namazın Mekruhları -Namazın Âdâbı - Namazı Bozan Şeyler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazların Farzları, Şartları, Rükünleri</span><br />
<br />
Namazların farzları on ikidir. Bunlardan altısı, daha namaza başlamadan önce yapılması gereken farzlardır ki, şunlardır:<br />
1) Hadesten taharet,<br />
2) Necasetten taharet,<br />
3) Setr-i avret,<br />
4) Kıbleye yönelmek,<br />
5) Vakit,<br />
6) Niyet.<br />
Diğer altısı da, namazın başlangıcından itibaren bulunması gereken farzlardır ve şunlardır:<br />
1) İftitah (namaza girme) tekbiri,<br />
2) Kıyam,<br />
3) Kıraat,<br />
4) Rükû,<br />
5) Sücud,<br />
6) Kaide-i ahire (son oturuş).<br />
Bunlara da "Namazın rükünleri" denir. Bunlar namazın aslını ve temelini teşkil ederler.<br />
Yukarda sayılan on iki farzdan başka, namazda "Tadil-i Erkan"a riayet edilmesi, İmam Ebû Yusuf ile üç İmama göre, farz olduğu gibi, namazlardan kendi iradesi ile çıkmak da İmam Azam'a göre bir farzdır. Buna "Huruç bisun'ihi = Kendi isteği ile çıkmak" denir. Bunlarla namazın rükünleri sekiz olmuş olur. Bunlar da sırası ile açıklanacaktır.<br />
<br />
1. Guslü gerektiren bir hâl olursa, yıkanmak; yoksa, abdest almak; su bulunmadığı veya meşru bir mazeret olduğu zaman teyemmüm etmek<br />
2. Bedeni, elbiseyi, namaz kılınacak yeri her türlü pisliklerden temizlemek.<br />
3. Açılması, görülmesi şer’an caiz olmayan edep yerlerini örtmek.<br />
4. Kıbleye (Kâbe’ye) karşı dönmek,<br />
5. Kılınacak namaz, hangi vaktin namazı ise onu kılmaya niyet etmek.<br />
6. Namazı vakti girince kılmak<br />
7. Kıbleye döndükten sonra, namaza,Alalhü Ekber diyerek başlamak.<br />
<br />
1. Namazda ayakta durmak (kıyam)<br />
2. Namazda Kur’an okumak (kıraat)<br />
3. Kur’an okuduktan sonra eğilmek (rükû)<br />
4. Secdeye kapanmak<br />
5. Namazın sonunda oturmak.<br />
<br />
·Namaz Allah-û Teala’ya yapılan en büyük ibadet ve niyazdır.<br />
·Allah’ın huzuruna çıkılırken maddi-manevi, görünür-görünmez bütün pisliklerden, kirlerden bedenimizi, elbisemizi, namaz kılacağımız yeri temizlemek şarttır.<br />
·Kadın erkek her müslümanın karanlıkta ve tek başına da olsa, namaz için örtünmeleri farzdır. Erkeklerin örtmeye mecbur oldukları edep yerleri göbek altından diz kapaklarına kadardır.<br />
·Kadınlar namazda yüz, el ve ayaklardan başka her yerlerini örterler.<br />
·Namazda kıbleye dönmek farzdır. Zaruret olmadıkça, namaz içinde göğsü kıbleden başka tarafa çevirmek namazı bozar.<br />
·Kıblenin hangi tarafta olduğunu tayinde şüpheye düşen ve şüphesini gideremeyen kimse, en çok kıble sandığı tafa dönüp namazını kılar.<br />
·Namaz içinde kıblenin farkına varırsa, yüzünü o cihete çevirerek namazı tamamlar.<br />
·Her namazın belli bir vakti vardır. Vakit girmeden namaz kılınamaz.<br />
·Namaza başlarken niyet etmek de farzdır. Niyetsiz namaz sahih olmaz.<br />
· Niyet, namaza başlamadan önce, kılınacak namazın farzlarından hangisi olduğunun hatıra getirilerek Alalh rızası için edâsının ve vakti çıkmış ise kazasının kastedilmesidir.Bunu ayrıca dil ile de söylemek müstehabdır.<br />
· Cemaatle kılınırken imama uymaya da niyetlenmek icabet eder.<br />
· Farz ve vacip olmayan namazlarda, “Alalh rızası için namaz kılmaya” şeklinde niyetlenmek kafidir.<br />
· Niyetle namaza giriş tekbiri arasında namazla ilgisi olmayan hiçbir şeyle uğraşmamak, hemen Alalhü Ekber diyerek namaza girmek lazımdır.<br />
· Namaza Allah’ı anarak başlamak farz, tekbir ile başlamak ayrıca vaciptir. Tekbir alınırken baş dik tutulur, parmaklar sıkılmamak ve avuç içleri kıbleye karşı gelmek üzere başparmak uçları kulaklarının yumuşağına değecek kadar eller kaldırılır; tekbir bitince, eller yanlara bırakılmadan sağ el sol elin üzerine gelmek suretiyle göbeğin altında bağlanır.<br />
Kadınlar ellerini, parmaklarının uçları omuz başına gelecek kadar kaldırır ve göğüsleri üzerine bağlarlar.<br />
Namaza giriş tekbiri ayakta ve yavaşça alınır. Bu tekbirden sonra namazı bozan bir şey yapmak haramdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazın Vacibleri</span><br />
<br />
Namazların farzları olduğu gibi, bir kısım vacibleri de vardır. Bu vacibleri yerine getirmekle namazın farzları tamamlanıp noksanları giderilmiş olur. Şöyle ki:<br />
1) Namaza başlarken yalnız "Allah" ismi ile yetinmeyip büyüklüğü ifade eden "Ekber" sözünü de ilave ederek "Allahü Ekber" demek vacibdir.<br />
2) Namazlarda "Fatiha" süresini okumak vacibdir. Üç İmama göre ise, bunu okumak farzdır.<br />
3) Namazlarda farz olan Kur'an okuyuşunun ilk iki rekata bağlı kılınması vacibdir.<br />
4) İlk iki rekatın her birinde bir defa Fatiha suresi okunup tekrarlanmaması vacibdir.<br />
5) Fatiha suresini diğer okunacak sure ve ayetlerden önce okumak vacibdir.<br />
6) Fatiha suresine başka bir sure veya bir sure yerini tutacak kadar ayet ilavesi vacibdir. Şöyle ki: Farz namazların önceki ilk iki rekatlarında Fatiha'dan sonra diğer bir sure veya bir sureye denk bir mikdar ayet okunması vacib olduğu gibi, vitir namazı ile nafile namazların her rekatında Fatiha ve Fatiha'dan sonra bir sure veya ona denk bir ayet okunması da vacibdir.<br />
(Fatihaya başka bir sure veya ayetin eklenmesi üç İmama göre sünnettir.)<br />
7) Yalnız başına namaz kılan kimse, sabah, akşam ve yatsı namazlarını dilerse aşikare bir okuyuşla ve dilerse gizli bir okuyuşla kılar. Geceleyin kılacağı nafile namazlarda da hüküm böyledir. Fakat öğle ile ikindi namazlarında ve gündüz kılacağı nafile namazlarda gizli olarak okuması vacibdir.<br />
8 ) Cemaatla kılınan namazlardan sabah, cuma, bayram, teravih, vitir namazlarının her rekatında; akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rekatlarında aşikare Kur'an okumak, öğle ile ikindi namazlarının bütün rekatlarında, akşam namazının üçüncü ve yatsının son iki rekatlarında gizli olarak kıraat yapmak vacibdir.<br />
9) Vitir namazında kunut (dua) okumak ve kunut tekbiri almak vacibdir. Bu İmam Azam'a göredir. İki imama (İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e) göre ise, bunlar sünnettir.<br />
10) Kazaya kalan bir namaz, gündüzün cemaatla kılındığı takdirde, eğer sabah namazı gibi aşikare kıraat yapılması gereken bir namaz ise, yine aşikare kıraet yapılır. Gizli kıraat yapılması gereken bir namaz ise, gizli kıraet yapılır. Tek başına namaz kılan ise, aşikare kıraet yapılması gereken bir namazı kaza ederken dilerse hem aşikare, hem de gizli okuyabilir. Bir rivayete göre de, gündüz kaza edeceği herhangi bir namazda gizli okuması vacibdir; gizli veya aşikare okuma serbestisi yoktur.<br />
11) Secde yaparken yalnız alınla yetinmeyip alınla beraber burnu da yere koymak vacibdir.<br />
12) Üç ve dört rekatlı namazlarda birinci oturuş vacibdir.<br />
13) Namazların her oturuşunda teşehhüdde bulunmak (Tahiyyatı okumak) vacibdir.<br />
14) Namaz içinde okunan secde ayetinden dolayı tilavet secdesinde bulunmak vacibdir.<br />
15) İki bayram namazının üçer ziyade tekbirleri vacibdir. Bu namazların birinci rekatlarındaki rükû ve secde tekbirleri sünnettir. İkinci rekatlarının rükû tekbirleri ise, vacib olan ziyade tekbirlere yakın olduğu için o da vacibdir.<br />
16) Namazların farzlarında sıraya riayet edilmesi, iki farz arasına, farz olmayan bir şeyin girmesine meydan verilmemesi vacibdir. Farz olan kıyamdan (ayakta duruşdan) sonra rükûa gidilmesi, rükûdan sonra da secdeye varılması gibi...<br />
17) Vaciblerin her birini de yerinde yapmak ve sonraya bırakmamak vacibdir. Kur'an okuduktan sonra bir zaman bekleyip sehven düşünceye dalmak ve sonra rükûa varmak gibi.<br />
18 ) Namazların sonunda selam vermek. Önce sağ tarafa, sonra sol tarafa yüz çevirerek "Esselâm" demek vacibdir. "Esselâmu aleyküm ve Rahmetullah" (*) denilmesinin vacib olduğu açık olarak belirtilmemiştir.<br />
Bir görüşe göre, sol tarafa selam verilmesi sünnettir. Namazdan çıkılması ise, bütün imamlara göre yalnız bir selam ile olur, bununla namaz biter. Bu selamı vermiş olana, artık uyulmaz. Meşhur olan görüş budur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazların Sünnetleri</span><br />
<br />
Namazların sünnetleri de vardır. Bu sünnetler, namazların vaciblerini tamamlar. Onlardaki noksanlıkları giderir ve fazla sevab kazanmaya sebeb olur. Sünnetlere riayet edip devam etmek Allah'ın peygamberine sevgi alametidir. Bununla beraber bu sünnetleri terk etmek, namazın bozulmasını ve tekrar kılınmasını gerektirmez. Fakat küçümsemeksizin kasden terk edilmesi bir hata ve bir mahrumiyettir. Fakat sünnetin hak görülmemesi, boş ve hikmetten uzak sayılarak küçümsenmesi, -Allah korusun- küfürdür. Çünkü Sünnet de şer'î hükümlerden ve esaslardan biridir.<br />
Namazlardan önce veya namazların içinde başlıca sünnetler şunlardır:<br />
1) Beş vakit namaz için ve cuma namazı için ezan okumak ve ikamet etmek sünnettir. Şöyle ki: Vaktinde cemaatle yerine getirilen her farz namaz için ezan ve ikamet sünnet olduğu gibi, kazaya kalıp da cemaatle kılınacak farz namazlar için de sünnettir. Birçok namaz cemaatle kaza edileceği zaman, bunlardan yalnız ilk kılınacak namaz için ezan okunur. Sonra gerek bu namaz için ve gerek bunun arkasından kılınacak diğer kaza namazları için birer ikametle yetinilir.<br />
Kendi evlerinde yalnız başına namaz kılacak erkekler için ezan ve ikamet müstahabdır. Gerek yolcular için, gerek cemaatle namaz kılacaklar için ezan ve ikameti terk etmek mekruhtur.<br />
Cuma günü şehirde bulundukları halde, özürlerinden dolayı cuma namazını kılamayanlara, öğle namazını kılarlarken ezan ve ikamet gerekmez. Kadınlar için de ezan ve ikamet sünnet değildir. Ezan ve ikamet bahsine bakılsın!..<br />
2) İftitah (başlangıç) tekbirini alırken elleri yukarıya kaldırmak sünnettir. Şöyle ki: Erkekler ellerini, baş parmaklar kulak yumuşaklarına değecek kadar, kadınlar da parmaklarının ucları omuzlarına kavuşacak kadar ellerini göğüslerinin hizasına kaldırıp o vaziyette: "Allahü Ekber" derler. Ellerin içleri kıbleye yönelik bulunmalıdır. Birbirine karşı da bulunabilir.<br />
(Üç İmama göre, erkekler de ellerini ancak omuzlarının hizasına kadar kaldırırlar.)<br />
3) Tekbir için eller kaldırılırken parmakların aralarının zorlamaksızın biraz açık bulundurulması sünnettir.<br />
4) İmam olan kimsenin, tekbirleri ve rükûdan kıyama kalkarken "Semiallahu limen hamideh" sözünü ve namazın sonunda her iki tarafa vereceği selamı ihtiyaç mikdarı aşikâre yapması sünnet olduğu gibi, cemaatın da rükûdan kalkarken: "Allahumme Rabbena ve lekelhamd" sözü ile tekbirleri ve selamı gizlice yapmaları sünnettir.<br />
Yalnız başına namaz kılan rükûdan kalkarken bunların ikisini de söyler (*).<br />
5) İlk tekbirden sonra namazın başında gizlice "Sübhanekâllahümme" okunması, bundan sonra Fatiha'dan önce yine gizlice "Eûzü Besmele" okunması ve diğer rekatlarda da Fatiha'dan önce besmele çekilip Fatiha'ların sonunda amîn denilmesi sünnettir. Burada imam ile cemaat ve yalnız başına kılanlar arasında bir fark yoktur. Yalnız cemaat Fatiha'yı okumayacakları için "Eûzü Besmele" okumaları gerekmez.<br />
"Amîn" sözünün manası, dualarımızı kabul et, demektir.<br />
Her rekatta Fatiha'dan önce Besmele'yi okumak, sahih sayılan bir görüşe göre vacibdir. Fatiha'dan sonra okunacak surelerin başlarında Besmele okunmaz. Yalnız İmam Muhammed'e göre, sessizce kılınacak namazlarda bu surelerin başlarında da besmele okunur. (**)<br />
6) Namazda erkeklerin, göbeklerinin altında tutmak üzere sağ ellerini sol elleri üzerine koyup sağ ellerinin baş parmak ve serçe parmağı ile sol bileği kavramaları ve sağ elin diğer üç parmağını sol kol üzerine uzatmaları sünnettir. Kadınların da sağ ellerini sol elleri üzerine koyarak halka yapmaksızın göğüsleri üzerinde bulundurmaları sünnettir.<br />
7) Namaz aralarında kıyamdan rükûa ve secdelere giderken "Allahü Ekber" denilmesi, rükûdan kıyama kalkarken "Semiallahü limen hamideh" denmesi, secdeden kalkıp yine secdeye giderken "Allahü Ekber" denilmesi sünnettir.<br />
8 ) Rükû ve secde tesbihleri, rükû halinde en az üç kere: "Sübhane Rabbiye'l-azîm" denilmesi, secde halinde de en az üç kere: "Sübhane Rabbiye'l-alâ" denilmesi sünnettir.<br />
9) Rükû halinde, erkeklerin ellerinin parmakları açık olacak şekilde elleriyle dizlerini tutmaları sünnettir. Kadınlar bu halde parmaklarını açık tutmazlar ve dizlerini kavramazlar, ellerini dizleri üzerine koyarlar.<br />
10) Bir özür yoksa, kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak sünnettir.<br />
11) Ka'de (Tahiyyata oturuş) ve celse (secdeden doğrulup bekleme) hallerinde erkeklerin sol ayaklarını döşeyerek üzerlerine oturmaları ve sağ ayaklarını güçleri yettiğince kıbleye doğru dikmeleri, kadınların da sol ayaklarını sağ taraflarına yatık bulundurarak yere oturmaları sünnettir. Bu oturuşa "Teverrük" denir.<br />
12) Rükûda erkeklerin inciklerini dik tutmaları, kadınların da dizlerini bükük bulundurmaları sünnettir. Bu halde erkeklerin sırtları düz bulunur. Kadınların sırtları ise yukarıya doğru meyilli olur.<br />
13) Secdeye varılırken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak ve secdeden kalkarken de önce yüzü, sonra elleri dizlerin üzerine koyduktan sonra dizleri yerden kaldırmak sünnettir. Buna güç yetmezse, el ile yere dayanarak kalkılabilir.<br />
14) Ka'delerde (Tahiyyatlara oturuşlarda) ve celselerde (secdeler arasındaki bekleyişlerde) ellerin kıbleye yönelik olarak oyluklar üzerine konulup dizlerin tutulması sünnettir.<br />
15) Ka'delerdeki Teşehhüdlerde "La İlâhe" denirken, sağ elin şehadet parmağı kaldınhp "İllallah" denirken indirilmesi sünnettir. Bunu yaparken baş parmak ile orta parmak halka edilip diğer iki parmak bükülmelidir. Birçok kimseler bu sünneti gereği üzere yapamayacaklarından dolayı bunun terk edilmesini uygun görenler vardır.<br />
16) Farz namazların, vitir namazının ve müekked sünnetlerin son oturuşlarında, gayr-i müekked sünnetlerle diğer nafilelerin her oturuşunda Tahiyyattan sonra Peygamber Efendimize Salat ve Selam okumak sünnettir. (***)<br />
17) Bütün namazların son oturuşlarında Salat ve Selamdan sonra iki tarafa selam vermeden önce dua edilmesi sünnettir. Bu dua, Kur'an-ı Kerîm'in mübarek dua ayetlerinden biri ile yapılması veya bunlara benzer bulunmalıdır. Kullardan istenebilecek şeyler hakkında olan: "Ya Rabbi! Bana şu kadar para ver", şeklinde namazda dua edilmesi caiz görülmemektedir. Namazların sonunda adet edinilen dua: "Rabbenâ âtina fi'd dünya haseneten ve fi'lahireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nar" (****)<br />
18 ) Namazların sonunda selam verirken yüzün önce sağ tarafa, sonra sola çevrilmesi sünnettir.<br />
19) Sütre edinilmesi sünnettir. Şöyle ki: Sahra ve benzeri açık yerlerde namaz kılan kimse, önünden başkasının geçmesini umuyorsa sağ veya sol kaşının hizasına en az bir arşın boyunda secde yerinin önüne kaim veya ince bir ağaç diker. Dikilemiyorsa, ağacı boyunca uzatır veya önüne uzunlamasına böyle bir çizgi çizer. Enine yarım daire şeklinde bir çizgi çizilmesi de caizdir. Direk ve sandalye gibi şeyler de sütre işini görürler.<br />
Cemaatle kılınan namazlarda yalnız imamın önünde sütre bulunması kafidir. Namaz kılanın önünden geçilmesi edebe aykırıdır. Günahı gerektirdiğinden bundan kaçınılması lazımdır. Namaz kılan kimse, önünden geçmek isteyeni engellemek için "Sübhanellah" diyebilir. Eli ile, gözü ile yahut başı ile hafifçe işaret edebilir. Sütrenin bulunması, namaz kılanın dağınık düşüncelerini kaldırıp ibadet için bir araya toplamaya ve gönlünü bir çerçeve içinde tutmaya yardımcı olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Namazın Müstehabları</span><br />
<br />
·Namaza duranların, Alalh’ın huzurunda bulunduklarını düşünerek ona göre derlenip topralanarak, ayakta dikilirken secde yerine eğilince, ayakların üzerine; secdede burun ucuna; oturulunca kucağa ve selamda omuz başlarına bakması<br />
·Öksürmek, geğirmek ve esnemek gibi şeyleri ekden geldiği kadar yapmamaya ve önlemeye çalışmak.<br />
·İkamette Hayye ale’l-felah denirken imam ve cemaatin namaza kalkması<br />
·Kad kameti’s-salah denirken imamın namaza başlaması,<br />
·Namaza durulurken, niyeti dil ile de yapmak...Namazın müstehablarından ve adabındandır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazların Mekruhları</span><br />
<br />
Namaz içinde yapılması veya yapılmaması mekruh olan şeyler tahrîmî (harama yakın) ve tenzihi (helâla yakın) olmak üzere iki kısımdır. Şöyle ki: Bir vacibin terkini taşıyan bir iş tahrimen mekruhtur. Bir sünnetin terkini taşıyan bir iş de, tenzihen mekruhtur. Bununla beraber tenzihen mekruh olanlar da, önemleri bakımından ve tahrimen mekruhlara yakınlıkları yönünden birbirlerinden farklıdırlar. Örnek: Müekked bir sünneti terk etmek, bir vacibi terk etmek derecesine yakın bir keraheti taşır. Farzların, vaciblerin ve müstahabların ve bunların zıdlarının değişik olması gibi...<br />
Namazda mekruh olan şeylerin başlıcaları şunlardır:<br />
1) Namaz kılarken bir özür bulunmaksızın bir direğe, duvara veya sopaya dayanmak mekruhtur.<br />
2) Namazda bir sağa ve bir sola doğru meyletmek mekruhtur. Çünkü böyle bir hareket gereksiz ve huzura aykırıdır.<br />
3) Bir özür olmaksızın namazda birbiri peşine olmamak üzere birkaç adım yürümek mekruhtur. Fakat görülen bir yılanı veya bir akrebi öldürmek gibi bir özür sebebiyle atılacak birkaç adım mekruh değildir. Bununla beraber bunları öldürmek, biraz yürümeye ve birkaç kez çarpmaya muhtaç olursa, bununla namaz bozulur. Ancak bu halde namazı bozmaya dinde izin vardır. Çünkü herhangi bir zararı kaldırmak için namazı bozmak caizdir. Bir kimseyi ölümden kurtarmak için veya bir malı, değeri bir dirhem olsa bile, zayi olmaktan kurtarmak için namaz bozulabilir; bu mal ister namaz kılana ve ister başkasına ait olsun farketmez.<br />
4) Namazda bit veya pire tutmak ve öldürmek veya kovalamak mekruhtur. Karınca ve pire gibi bir şeyin ısırmasından rahatsız olan kimsenin namaz içinde bunları yalnız tutup atmasında kerahet yoktur.<br />
5) Namazda hoş bir kokuyu koklamak, tükrüğü atmak veya elbise ile bir iki kez yelpazelenmek, namazdan önce veya namaz içinde erkek için kolları dirseklere doğru toplamak mekruhtur.<br />
6) Namazın kıyam, rükû ve secde hallerinde, bir özür bulunmaksızın elleri sünnet olduğu üzere konulması gereken yerler üzerine koymamak mekruhtur. Kıyam halinde elleri yanlara salıvermek gibi...<br />
7) Namazda dizleri yere koymadan önce elleri yere koymak ve secdeden kalkarken dizleri ellerden önce kaldırmak mekruhtur. Ancak bir özür sebebiyle yapılabilir.<br />
8 ) Namazda kıç üzerine oturup but ve bacakları yukarıya dikmek mekruhtur.<br />
9) Erkeklerin secde ederken kolları tamamiyle yere döşemeleri mekruhtur.<br />
10) Rükû veya secde yaparken, başlangıç tekbirinde olduğu gibi elleri yukarıya kaldırmak mekruhtur.<br />
11) Namaz içinde bir özür olmaksızın bağdaş kurmak veya dizleri dikip oturmak mekruhtur.<br />
12) Rükûda ve secdede, kavme ile celsede sükûneti terk etmek (duraklama yapmaksızın hareket halinde bulunmak) ve çok acele rükû ile secde yapmak mekruhtur.<br />
13) Namazda gerinmek, esnemek ve el ile ağzı kapamak mekruhtur. Çünkü gerinmek bir gaflet ve tenbellik eseridir. Esnemek de bir gevşeklik nişanıdır. Eğer esneme halinde ağız yumulabiliyorsa, bu mekruh olmaz. Buna güç yetmiyorsa, namaz içinde sağ elin arkası ile, namaz dışında da sol elin arkası ile ağız kapatılmalıdır.<br />
14) Namazda bir zaruret olmaksızın kendi arzusu ile öksürmek mekruhtur. Öksürüğü mümkün olduğu kadar gidermek, edebi gözetmek bakımından pek güzeldir.<br />
15) Namazda sesi işitilmeyecek derecede üfürmek mekruhtur. Bu üfürme halinde, en az iki harften ibaret bir ses işitilecek olursa, namaz bozulur.<br />
16) Namaz içinde verilen selâmı el ile veya baş işareti ile almak mekruhtur.<br />
17) Namazda okumaya engel olmayacak miktarda ağıza altın, gümüş, inci ve benzeri erimez bir şey almak mekruhtur. Bunlar okumaya engel olursa namaz bozulur. Ağızda eriyen şeyler de böyledir.<br />
18 ) Namazda, dişlerin arasında bulunan nohut tanesinden küçük bir yemek parçasını yutmak mekruhtur. Nohut tanesinden büyük olursa, namazı bozar.<br />
19) Yenmesi yasak olmayan bir yemek hazır olduğu halde namaza başlamak mekruhtur. Bu yemek ister iştah çekici olsun, ister olmasın eşittir. Ancak vaktin çıkmasından korkulursa, o zaman önce namaz kılınır.<br />
20) Namazda gözleri yummak, gözleri semaya doğru kaldırmak veya sağa-sola bakmak veya boynunu çevirerek sağa-sola bakmak mekruhtur. Bakılması caiz olmayan bir şeyi görmemek için veya tam bir saygı ile Yüce Allah'ın huzurunda bulunmaktan dolayı gözleri yummakta kerahet yoktur.<br />
21) Namazda iki elin parmaklarını birbirine çatmak, parmak çıtlatmak veya çıtlayacak şekilde sıkmak ve elleri böğrüne koymak mekruhtur.<br />
22) Namazda daha selâm vermeden terleri veya yüze dokunmuş olan toprakları silmek mekruhtur. Ancak bir zararı kaldırmak ve bir yarar sağlamak için silinebilir. Göze girip zahmet veren bir teri silmek gibi...<br />
23) Rükû halinde sünnet üzere olan duruma aykırı bir şekilde başı yukarı tutmak veya aşağıya indirmek, imamdan önce rükûa veya secdeye gitmek ve ondan önce rükûdan veya secdeden baş kaldırmak mekruhtur. Fakat imam daha rükûa veya secdeye gitmeden, muktedi (imama uyan) rükûa veya secdeye gidip başını kaldırsa namazı bozulur. Ancak İmam daha selâm vermeden bu rükûu veya secdeyi imam ile veya ondan sonra iade ederse, bozulmaz.<br />
24) Rükûda veya secdede tesbihleri terk etmek veya üçden az okumak mekruhtur.<br />
25) Kıyamdan rükûa, rükûdan secdeye, secdeden kıyama geçiş hallerinde meşru olan tekbirleri ve zikirleri, bu intikallerden sonra okumak mekruhtur. Kıyamdan rükûa vardıktan sonra "Allahü Ekber" demek ve rükûdan kıyama tam döndükten sonra "Semi'allahü limen hamideh" demek gibi. Bu şekilde bu zikirlerin yeri kaybedilmiş olur.<br />
26) Kırda namaz kılarken çakıl taşlarını el ile düzeltmek mekruhtur. Ancak üzerlerinde secde etmek mümkün değilse, yapılabilir. Bu durumda iki defalık bir düzeltme caizdir.<br />
27) Başkasına ait olan bir yerde, sahibinin rızası olmaksızın kılanan namaz mekruhtur. Bir görüşe göre böyle bir yer, bir müslümana ait olup ekilmemiş ise, üzerinde namaz kılmakta kerahet yoktur.<br />
28 ) Bir kimse başkasına ait olan bir yer ile herkese ait bir yol üzerinde namaz kılmak mecburiyetinde kalsa, bakılır: Eğer şahsa ait yer ekilmiş veya gayri müslime ait ise, o yol üzerinde kılması daha iyidir. Gayri müslimin bu namaza razı olmayacağı bilinen şeydir.<br />
29) Namazı huzuru bozacak ve kalbi meşgul edecek şeylerin bulunduğu yerlerde kılmak mekruhtur. Çalgı ve eğlencelerin bulunduğu yerlerde namaz kılmak gibi. Mescidlerde çalınması düşünülecek olan ayakkabılar da arka tarafa bırakmak, huzuru bozacağından mekruh sayılmıştır.<br />
30) Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namaz kılmak mekruhtur. Muma, kandile, lâmbaya karşı namaz kılmak ise, mekruh değildir. Yine asılı bulunan Mushaf-ı Şerife veya bir kılıca karşı namaz kılmak da mekruh değildir. Çükü bunlara hiçbir kimse tarafından tapılmamıştır.<br />
31) Bir insanın yüzüne karşı, arada engel olmaksızın namaz kılmak mekruhtur. Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmak mekruh değildir. Ancak bu adamın konuşmasından dolayı şaşırmak umuluyorsa, mekruh olur.<br />
32) Temiz olmayan şeylere karşı ve temiz olmayan şeyler yakınında namaz kılmak mekruhtur. Bunlar namaza olan saygıya aykırı hallerdir. Mezarlıkta, yol ortasında, hamamda, hayvan boğazlanan yerlerde namaz kılmak da böyledir. Fakat mezarlıkta veya hamam gibi yerde namaz için bir yer ayrılmışsa, kerahet olmaz.<br />
33) Namazda bir gerek bulunmaksızın bir çocuğu yüklenmek veya kendisini meşgul edecek bir eşya taşımak mekruhtur.<br />
34) Helaya (tuvalet) gitmek sıkıntısı olduğu halde namaza başlamak mekruhtur. Öyle ki, namaz içinde böyle fazla bir sıkıntısı gelip kalbi meşgul edecek olursa, vakit müsait olduğu takdirde namazı bırakmalıdır. Böylece namaz kalb huzuru ile kemal üzere kılınmış olur. Aksi halde namaz sahih olursa da, günah işlenmiş sayılır.<br />
35) Namaz engel olmayacak mikdardan az bir pisliğin elbisede, bedende ve namaz yerinde bulunması mekruhtur.<br />
36) Kirli elbiselerle, ev işlerinde giyilen elbiselerle namaz kılmak mekruhtur. Çünkü süs sayılan temiz elbiselerle namaz kılınması emrolunmuştur. Ancak başka elbise yoksa, bunlarla kılınabilir.<br />
37) Bir özür olmaksızın elbiseyi giymeyip omuzlar üzerine alarak salıvermek suretiyle namaz kılmak mekruhtur.<br />
38 ) Namazda, elleri çıkaracak bir aralık bırakmaksızın ihram gibi bir şeyin içine bürünmek mekruhtur.<br />
39) Bir özür olmadan yalnız tek bir elbise ile (bir entari ile) namaz kılmak mekruhtur. Erkeklerin sıcak bölgelerde gömlek giymeyip yalnız şalvar ile namaz kılmaları da böyle mekruhtur.<br />
40) Bir zaruret olmaksızın erkeklerin ipek elbise ile namaz kılması mekruhtur. (Kerahet ve İstihsan bölümüne bakılsın).<br />
41) Elbiseyi topraktan veya diz yerinin belirmesinden korumak için rükûa veya secdeye giderken "az bir hareketle" yukarıya çekmek mekruhtur. Bilindiği gibi "çok hareket" namazı bozar.<br />
42) Namazı gasbedilmiş bir elbise ile kılmak mekruhtur. Başka bir elbise bulunmasa, yine hüküm aynıdır. Çünkü başkasının malından sahibinin izni olmaksızın yararlanmak caiz değildir.<br />
43) Erkeklerin secde ederken yere değmesin diye, bütün saçlarını arka tarafa toplayıp bağlamaları mekruhtur.<br />
44) Erkeklerin uzatmış oldukları saçlarını, kadınlar gibi bağlayıp başlarının üzerinde bağlamış veya başlarının etrafına sarmış oldukları halde namaz kılmaları mekruhtur. Böyle bir şeyin namaz içinde kasden yapılması ise "çok hareket" olacağından namazı bozar.<br />
45) Namaz içinde az bir hareketle insanın üzerinde elbise çıkarması, başındaki sarığı çıkarması veya böylece bir şeyi giyinmesi veya başını sarması mekruhtur. Fakat böyle bir şey, fazla bir hareketle yapılırsa, namaz bozulur. Namazda elbise ile veya vücudun organları ile gereksiz olarak oynamak da mekruhtur.<br />
46) Namazda başın etrafına mendil gibi bir şey bağlayıp tepesini açık bırakmak mekruhtur.<br />
47) Namazda tenbellikten ve gevşeklikten dolayı başı açık bulundurmak mekruhtur. Tenbellikten maksad, baş örtmeyi bir ağırlık saymaktır. Gevşeklikten maksad da, namazda baş örtmeyi önemsememektir. Halbuki bu bir sünnettir. Böyle olmayıp da özürden dolayı olursa, başın açık bulunmasında bir kerahet yoktur. Sadece sıcaktan veya hafiflemekten dolayı başı açık bırakmak ise, mekruh görülmüştür, bu bir özür sayılmaz.<br />
Bir de namazda tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmakda bir kerahet yoktur, denilmiştir. Bununla beraber deniliyor ki, tevazu ve huşu bir kalb işidir. O halde kalb ile tevazu ve huşuda bulunup başı örtmek daha iyidir. Yine denebilir ki, tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmak, kalbdeki tevazu ve teslimiyetin bîr dış görüntüsüdür. Bunun için iyidir. Şu kadar var ki, namaza başlarken sadece tevazu ve huşu maksadı ile başları açık bırakacak kimseler pek az bulunur.<br />
Şunu da ilâve edelim ki, biz namazlarımızı Peygamber Efendimizin kıldığı gibi kılmakla emrolunmuşuz. Çünkü bir hadîs-i şerîfde Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız siz de öyle namaz kılın." Peygamber Efendimiz ise, namazlarını mübarek başları örtülü olarak kılmışlardır. Bu bir âdet işi değildir. Doğrusu namazda peygamberimizin uyguladığı sünnet işine uymak ve başkalarına benzemekten sakınmak meselesidir. İhramda başların açık bulundurulması başka bir hikmete bağlıdır. O, mahşer hayatının bir örneğidir. Namaz buna kıyas edilmez. İbadetlerde kıyas geçerli olmaz. Artık gerçek bir özür bulunmadıkça, başı güzel bir şekilde secdeye engel olmayan bir giysi ile örtmenin daha faziletli olduğu kesindir. Öyle ki, secde esnasında baştan düşen bir giysiyi (tek el ile) başa yerleştirmek faziletli görülmüştür. Fakat iki elle (çok hareket ile) yapılmaz.<br />
Bu konuda kerahet ve fazilet erkeklere göredir. Kadınlara göre ise, başlarının namazda örtülü olması her halde şarttır. Başlarının açık bulunması, namazlarını bozar. Bu konu, din kitablarımızın bir çoğunda, özellikle "Bahr-i Raik" ile "Reddü'l-Muhtar" adlı eserlere ayrıntılı olarak yazılmıştır.<br />
48 ) Namaz kılanın başı üstünde veya kendisine yakın olarak ön tarafında veya kendisine yakın olmasa da, sağ ve sol tarafından hizasındaki duvar veya tavan üzerine çizilmiş veya asılmış büstümsü canlı yaratık şekillerin bulunması mekruhtur. Arka tarafda bulunması da çoğunlukça mekruh saymıştır. Fakat bunun keraheti nisbeten azdır.<br />
Namaz kılanın ayakları altında veya oturduğu yerde bulunan veya karşıdan organları seçilemeycek kadar küçük olan veya başları kesilmiş veya yüzleri büsbütün silinmiş veya örtülüp yok edilmiş bulunan bir resmin bulunması, namaz bakımından keraheti gerektirmez.<br />
Yine, kese ve cüzdan gibi şeyler içinde bulunan paralar üzerinde basılı bulunan resimler veya bir organda dövme suretiyle çizilip elbise ile örtülen şekiller veya yüzük taşına oyulup belirsiz halde kalan resimler namazın kerahetini gerektirmez.<br />
Canlılara ait olmayan resimlerde de kerahet yoktur. Ağaç, bina, ay ve güneş resimleri bu kısımdandır. Çünkü bunların resimlerine ibadet edilmemiştir. Ancak namaz kılınan zihnini meşgul edecek bir durum bulunursa, kerahet olur. Bir de kuştan daha küçük olan bir şekil veya bir yerde bulunduğu halde ayakta iken bakılınca organlarının ayrımı belirsiz olan resim, namaz kılanın yanında bulunsa, keraheti gerektirmez.<br />
49) Üzerinde canlı resimleri bulunan bir elbise ile namaz kılınması ve canlıya ait bir resim üzerine secde edilmesi mekruhtur. Fakat böyle bir elbisenin üzerine başka bir elbise giyerlerse, onunla namaz kılınmasında kerahet yoktur.<br />
Bir de yere serili olup üzerinde böyle resimler bulunan bir serginin, resim bulunmayan kısmında namaz kılınması ve secde edilmesi mekruh değildir.<br />
Bilindiği gibi, öteden beri birçok kavimler, yalnız bir olan Allah'a iman inancını bırakıp şirke düşmüşler ve tasarladıkları canlı tanrılarının resim ve heykellerini yaparak onlara tapınmışlar, hürmet göstermişler ve ibadethanelerini onlarla doldurmuşlardır.<br />
Bugün madde yönünden pek yüksek görülen nice milletler de henüz kendilerini böyle putlara tapmaktan kurtaramıyorlar. İslâm dini ise, insanlara tevhid (yalnız bir Allah'a ibadet) inancını tebliğ edip öğretmiştir. Allah'a ortak koşan kavimlerin bu putlara tapma hallerini çok fazla kötülemiştir. Artık ezelî ve ebedî olan, her şeye hakim bulunan bir yaratıcının varlığına inanan ve yalnız O'na ibadetle şeref kazanan İslâm toplumunun bu putlara tapanlara karşı bir ayrılık nişanı göstermesi gerekir. Yalnız bir Allah'a iman (tevhid) inancını daima göstermek için mabedlerini ve namaz kılacakları yerleri, bu gibi puta tapanları taklit ve onlara saygı anlamına gelecek şeylerden uzak bulundurmaları bir görev gereğidir.<br />
Gerçekten hiç bir müslümanın bu gibi resim ve heykellere tapınmak hatırından geçmez. Fakat şu putperest milletlere karşı bir ayrılık eseri göstermek ve zihni az çok meşgul edecek şeylerden namazgahlarını uzak bulundurmak dinimizin yüksek hikmetleri gereğidir.<br />
50) Namazın mekruhlarının bir kısmı "İmamet ve Cemaat" konusunda, bir kısmı da "Kıraat ve Evkat-ı Salât" bölümünde ve diğer konularında yeri geldikçe anlatılmıştır.<br />
51) Yanılma olmaksızın ve sehiv secdelerini gerektirmeksizin keraheti tahrimiye ile kılınan namazların iade edilmesi vacibdir. Fatiha sûresi yerine kasden başka bir ayet okunarak kılınan namaz gibi...<br />
Tercih edilen görüşe göre, kerahetle kılınan önceki namazla farz yerine getirilmiş olup iade sureti ile kılınan namaz ise onun eksiklerini tamamlayıcı yerine geçmiş bulunur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazda Mekruh Olmayan Şeyler</span><br />
<br />
Namazda çözülen kuşağı bağlamak<br />
<br />
2.Meşgul etmemek şartıyla boyuna kılıç vb. takılı olması<br />
<br />
3.Cepken giyenlerin, kollarını geçirmeksizin namaza durması<br />
<br />
4.Mushafa veya kılıca karşı namaz kılmak<br />
<br />
5.Muma veya kandile veyahut fanusa karşı namaz kılmak<br />
<br />
6.Başın secdede üzerine gelmemesi şartıyla üzerinde canlı resim bulunan yaygıda namaz kılmak<br />
<br />
7.Namazda yılan,akrep gibi tehlikeli hayvanları öldürmek<br />
<br />
8.Rükuda vücuda yapışan elbiseyi,azanın belli olmaması için azıcık hareketle silkmek ve elbiseyi tozdan topraktan sakınmak<br />
<br />
9.Gerektiğinde, yüz çevirmeksizin göz ucuyla bakmak<br />
<br />
10.Yer pek ve sert olunca namazı döşek ve yaygı üzerinde kılmak<br />
<br />
11.Sıcaklıktan veya soğukluktan veya zarar verici şeylerden korunmak için bir bez serip onun üzerinde secde yapmak<br />
<br />
12.Nafile namazların iki rekatında da aynı sureyi okumak...mekruh olmaz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazı Bozan ve Bozmayan Şeyler</span><br />
<br />
"Fesad" bozulma ve "İfsad" da, bozma demektir. Bunların karşıtı "Salâh (Sıhhat)" ve "Islah" dır. İbadetlerde fesad ile "butlan" birdir. Fasid olan bir ibadete "batıl" da denir. Bir şeyi bozan sıhhat halinden çıkaran şeye de, "müfsid" denir. Çoğuluna "müfsidat" denir.<br />
Bir namazın şart ve rükünlerinden biri bulunmamakla o namaz fasid olacağı gibi, bu şart ve rükünler üzere başlanıldıktan sonra bazı şeylerin bulunmasından dolayı da fasid olabilir. Namazı böyle bozan şeylere "Müfsidat-ı Salât" adı verilir. Bunların bir kısmı daha önce yeri geldiğinde anlatılmıştı.<br />
Biz burada şart ve rükünleri ile başlanmış bir namazı bozacak şeylerin başlıcalarını yazacağız. Şöyle ki:<br />
1) Namazda iki harfden ibaret dahi olsa, namaz kılanın işiteceği derecede söz söylemek namazı bozar. Bu hususta kasıd, yanılma, uyuma ve hata halleri eşittir.<br />
2) Bir hastalık sebebiyle veya bir malın ve bir arkadaşın kaybolması gibi musibetten dolayı harfler belirecek şekilde sesle ağlamak veya "ah, uh, eh" diye inlemek, "öf demek, yahut bir toza üflemek veya bir şeyden bezginlik göstermek için "uf, tuh" demek namazı bozar.<br />
Yüce Allah'ın korkusundan, cennet veya cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak, ah ve iniltide bulunmak namazı bozmaz. Kendini tutamayacak derecede şiddetli hastalıktan dolayı bir ah ve inilti de namazı bozmaz.<br />
3) Cemaattan biri, imamın okuduğu Kur'andan duygulanarak ağlasa veya "evet" dese, bakılır: Eğer bu bir huzur ve huşu eseri ise, namazı bozulmaz. Fakat sadece ses güzelliğinden lezzet duyma eseri ise namazı bozulur.<br />
4) Bir özür veya makbul bir sebeb bulunmaksızın "eh, eh..." diye boğazı gürültü çıkararak temizlemek namazı bozar. Fakat zorlamayarak kendiliğinden gelen bir öksürme, bir özür sayıldığından namazı bozmaz. Sesi düzeltip güzelleştirmek için veya namazda bulunduğunu bildirmek için veya kendi imamının bir kıraat hatasını düzeltmek için bunun yapılmasında namaz bozulmaz. Çünkü bu boğaz temizliği doğru bir maksada dayanmaktadır. Sahih olan görüş budur.<br />
5) Aksıran kimseye namazda "Yerhamükallah" denilmesi ve başkasının "Rahimekallah" demesi üzerine namazda "amin" denilmesi namazı bozar. Fakat aksıranın kendi nefsine karşı "Yerhamükallah" demesi namazı bozmaz. Yine, aksıran kimseye hamd etmesini hatırlatmak için namazda "Elhamdü lillâh" denilmesi, sahih olan görüşe göre namazı bozmaz. Çünkü bu sözün cevab yerinde olması benimsenmiş değildir. Bu yalnız bir hatırlatmadan ibarettir.<br />
6) Namazda "Allah" ismi işitilmekle "Celle Celâlüh" denilse veya Peygamber Efendimizin şerefli ismi işitilmekle "sallallahu aleyhi ve sellem" denilse, bakılır: Eğer bununla bir cevap kastedilmiş ise namaz bozulur. Fakat yalnız bir övgü ve yüceltme kasdedilmişse, bozulmaz. Çünkü bu, namaza aykırı olmayan bir zikir olmuş olur.<br />
7) Namazda şeytani bir vesveseden dolayı "Lâ havle ve la kuvvete illâ billah" denilse, bakılır: Eğer bu vesvese ahiretle ilgili bir şey ise, namaz bozulmaz. Fakat dünya ile ilgili bir şey ise, namaz bozulur. Çünkü vesvese bir acıdır. Bu durumda dünyaya ait bir acıdan dolayı bu "Lâ havle" sözü söylenmiş olur.<br />
8 ) Namaz kılmakta olan kimse, kendisini çağırana veya içeriye girmek için izin isteyene, namazda olduğunu anlatmak için "Elhamdü lillâh" veya "Sübhanellah" dese veya okuyuşunu aşikâr yapsa, bununla namaz bozulmaz.<br />
9) Kur'an-ı Kerim'in içinde veya hadis-i şeriflerde bulunan bir duayı namaz içinde okumak, namazı bozmaz. Namazda: "Allahümme Ekremnî, Allahümme en'im aleyye, Allahümme aslih emri, Allahümmerzuknî'l-afıyete, Allahümmağfir lî ve livalideyye ve lilmüminine velmüminat" denilmesi gibi...<br />
Fakat: "Allahümmeğfir liammî, Allahümmeğfir lihalî" gibi bir dua, namazı bozar. Çünkü, böyle bir dua Kur'anda ve hadislerde yoktur.<br />
10) Namazda, insanların sözlerine benzer bir şekilde dua edilmesi ve insanlardan istenilmesi imkansız olmayan bir şeyin Yüce Allah'dan istenilmesi, namazı bozar. Allahümme at'imnî lahmen = Allah'ım bana et yedir." , "Allahümmekzi deyni = Allah'ım borcumu Öde," ve "Allahümmerzuknî zevceten = Allah'ım beni zevceyle rızıklandır" diye dua edilmesi gibi...<br />
11) Namazda bir kimseye dil ile selam vermek veya başkasının selamını dil ile almak veya tokalaşarak selamlaşmak namazı bozar. Sadece Aleyküm denilmesi veya yanılarak selam alınması da böyledir.<br />
12) Namazda el ile veya baş ile selam alınsa, sorulan veya istenilen bir şey için baş, göz ve kaş ile işarette bulunulsa, namaz bozulmaz. Fakat bir namaz kılana: "ileri git, yanında namaz kılacak kimseye yer ver" denilip, o da bu emre uyarak hareket etse, namazı bozulur. Çünkü namaz içinde Allah'dan başkasının emrine uymuş olur. Fakat kendiliğinden biraz çekilerek namaz kılacak kimseye safda yer vermesi namazı bozmaz.<br />
13) Namaz içinde çok sayılan iş ve hareket, namazı bozar. Az sayılan iş bozmaz. Şöyle ki: Namaza ve namazı düzeltmeye ait olmayan ve çok hareket sayılan bir hareket namazı bozar. Çok iş ve hareket o işdir ki, onu işleyen kimseyi dışardan bir kimse gördüğü zaman, namazda olmadığından şübhe etmez. Bunun karşıtı az iştir ki, sahibini gören, onun namazda olup olmadığından şübheye düşer.<br />
Örnek: Namaz kılmakta olan bir kimse, yerden bir taş alarak kuş veya benzeri bir şeye atacak olsa, namazı bozulur. Çünkü bu hareketi çok harekettir. Fakat yanında bulunan bir taşı bir eliyle atacak olsa, namazı bozulmaz. Çünkü bu bir az işdir. Ancak namaz içinde başka bir şey ile uğraştığından dolayı günah işlemiş olur.<br />
14) Bir kimse namazda, kendi imamından başka bir kimsenin okuduğu Kur'andaki yanlışlığı veya takıldığı yeri düzeltse namazı bozulur. Çünkü bu hareket bir öğretme ve öğrenme sayılır. Öğretme ve öğrenme ise, çok harekettir. Fakat kıraat maksadı ile okuyup da bunun sonunda o kimse için düzelme hasıl olsa, namazı bozulmaz.<br />
Yine, kendi imamı için düzeltme yapsa, namazı bozulmaz. İmamın yeteri kadar Kur'an okumuş olması fark etmez. Çünkü bu aynı namazı düzeltmeye aitir. Fakat namaz kılan bir kimse, kendisi ile beraber aynı namazda olmayan kimsenin okuyuşunu düzeltirse, namazı bozulur, çünkü bu bir öğretme sayılır.<br />
15) Bir kimse namazda iken vücudunu bir kere veya arka arkaya iki kere veya değişik rekatlarda birer, ikişer kere kaşısa, namazı bozulmaz. Fakat bir rekatta birbiri ardınca üç defa kaşısa, bozulur. Ancak bir organını, elini tekrar kaldırmadan birkaç defa kaşıması, bir defa kaşıma sayılır.<br />
16) Namazda bir özür olmaksızın birbiri ardınca hiç durmadan en az üç adım atmak namazı bozar. Yine, bir şahsın çarpması üzerine, namaz kılanın elinde olmayarak yerden üç adım kadar yürümesi de namazı bozar. Namaz kılınan yerden tutup çıkarılmak da böyledir, namaz bozulur.<br />
17) Namazda tekrarlama yapılmaksızın bir el ile baştan sarığı veya giysiyi kaldırıp yere koymak veya bunları yerden kaldırıp başa koymak, namazı bozmaz. Fakat bunları yerden kaldırıp başa koymak çok iş ve harekete muhtaç olursa, namazı bozar.<br />
18 ) Namaz kılmakta olanın bir kimseye bir el veya bir kamçı ile vurması, namazı bozar. Çünkü bu, çok iş ve harekettir. Fakat hayvan üzerinde namaz kılanın bu hayvana arka arkaya üç defa vurması, namazını bozarsa da, bir veya iki defa vurması bozmaz. Sahih olan görüş budur.<br />
Yine, hayvanın yürümesi için, bir ayağı iki defa hareket ettirmek namazı bozmaz. Fakat iki ayağı hareket ettirmek bozar, iki ayak, iki el yerinde sayılır.<br />
19) Namazda iken hayvana binmek, namazı bozar, fakat namazda iken hayvandan inmek bozmaz.<br />
20) Namaz içinde bir ayakkabıyı iki el ile giyinmek, namazı bozar. Fakat ayağındaki ayakkabılarını ayaktan kolayca çıkarıvermek, namazı bozmaz.<br />
21) Bir kimse yanılarak veya kasden bir buğday tanesi yese, bir damla su içse, gözüne sürme çekse, bedeninin herhangi bir yerine yağ sürse, baş ve sakalının saçlarını tarasa veya örse namazı bozulur. Çünkü bunlar birer çok iştir. Fakat bir elinde bulunan yağı veya benzerini diğer eline almaksızın başına veya başka bir organına sürse, bununla namazı bozulmaz. Çünkü bu az bir iştir.<br />
22) Namazda çocuğu alıp emzirmek namazı bozar. Namaz kılmakta olan bir kadının memesini çocuk kendi başına tutup emecek olsa bakılır: Eğer süt çıkmaksızın bir iki defa emmiş olursa, namaz bozulmaz. Fakat süt çıkarsa veya süt çıkmaksızın iki defadan çok emerse, namaz bozulur.<br />
23) Namaz içinde bulunan bir erkeği, zevcesinin öpmesi veya okşaması ile namazı bozulmaz. Ancak erkeğin şehveti uyanırsa, bozulur. Fakat bir kadının namazı, kocasının kendisini şehvetle okşaması ile veya ister şehvet olsun, ister olmasın öpmesiyle bozulur. Çünkü cinsel yaklaşma konusunda kocanın hareketi asıldır.<br />
24) Bir kimse namazda iken, gözüne karşı gelen bir kitaba yalnız baksa yahut ne yazılmış olduğunu anlamak için bir göz atsa, sahih olan görüşe göre, namazı bozulmaz. Fakat karşısında bulunan bir Kur'an"ı Kerim'den yahut yazıları bulunan bir mihrabdan Kur'an-ı Kerim ayetlerini okuyacak olsa, bakılır: Eğer okuduğu ayetler, onun ezberinde idi ise, namazı bozulmaz. Fakat ezberinde yoktu ise, en az bir ayet okuyunca namaz bozulur; çünkü bu, bir öğrenme demektir. Bu mesele İmamı Azam'a göredir, iki imama göre, ziyade okumakla da bozulmaz. Ancak böyle bir okuma mekruhtur. Bunda, kitab ehline (Yahudi veya Hıristiyanlara) bir benzeyiş vardır.<br />
25) Bir maksada bağlı olmayarak kalbe gelen kuruntular ve işler namazı bozmaz. Onun için, bir kimse namaz içinde dili ile söylemeksizin düşüncesi ile bir şiir veya bir hutbe düzenleyecek olsa, günah işlemiş olur. Çünkü böyle yapan kimsenin kalbi, namazda başka şeyle uğraşmış olur. Bununla beraber namazı bozulmaz.<br />
26) Namaz kılmakta olan bir kimse, kaç rekat namaz kıldığına dair olan bir soruya cevab olarak elinin parmaklarını gösterecek olsa, namazı bozulmaz. Yine üç kelimeden az olmak üzere yazı yazsa, namazı bozulmaz. Ancak görenler, onun namazda olmadığını sanırlarsa, namazı bozulur.<br />
27) Cemaatle namaz kılan kimse, bir özür sebebiyle, diğer bir görüşe göre de özürsüz de olsa, ön tarafa, sağ veya sol tarafa yahut kıbleden yüzünü çevirmeksizin arka tarafa bir rükün mikdarı, dura dura birer saf kadar gitse, mescidden çıkmadıkça veya kırda ise, saflardan ayrılmadıkça namazı bozulmaz. Çünkü mescidde ve sahrada safların bulunduğu kısım, tek bir yer sayılır. Bunun için kırda namaz kılanın ön tarafında saf bulunmazsa, secde yerinin önüne geçmesi ile namazı bozulur. Yine tek başına namaz kılanın da, secde yerini geçmesi ile namazı bozulur. Kadınlar için evleri, bir görüşe göre mescid, diğer bir görüşe göre kır hükmündedir.<br />
28 ) Ağız dolusundan az olan bir kusuntu, elde olmayarak yutulursa, bununla namaz bozulmaz.<br />
29) Namazda olan bir kimse, göğsünü özürsüz olarak kıbleden döndürse, namazı bozulur. Fakat bir organdan kan çıkmak gibi bir sebeble abdestsizlik meydana geldiğini yanlışlıkla zannetse de kıbleye arka çevirecek olsa, mescidden çıkmadıkça namazı bozulmaz. Fakat bu adam imam olur da yerine başkasını geçirirse, namaz bozulmuş olur.<br />
30) Namazda bulunan kimseden burun kanaması veya kusuntu gibi, istekle olmayan abdesti bozacak bir şey meydana gelse, o kimse serbest olur: Dilerse abdest alıp yeniden namaz kılar. Buna namaza yeniden başlama (istinaf-ı salât) denir. Faziletli olan da budur. Dilerse, namaza aykırı hiç bir şeyle uğraşmaksızın en yakın yerdeki su ile abdest alır ve tek başına idiyse, bu abdest aldığı yerde veya evvelce namaza başlamış bulunduğu yerde namazının geri kalan kısmını tamamlar. Bir imama uymuş idiyse, evvelki yerine dönüp orada namazını tamamlar. İmama uymanın sıhhatine engel olacak bir yerde durup oradan tekrar imama uyamaz. Ancak cemaatla kılınan namaz bitmiş olursa, o zaman yalnız başına namaz kılan gibi hareket eder. Bu namaz kılışa da, başlanan namaza devam (bina-i salât) denir. Böyle bir kimse abdest almak için yakın suyu bırakıp uzağa gitse veya gidip gelirken Kur'an okusa veya bu arada avret yeri açılsa, artık namazı bina edemez (başladığı namazdan geri kalan kısmı kılamaz). Yeniden namaz kılması gerekir. (Lâhik bölümüne bakılsın.)<br />
31) Namazı bozulan bir imamın, kendi yerine başkasını geçirmesi ittifakla caizdir. Şöyle ki: Bir imama, namaz kılarken burnu kanamak gibi (semavî) bir abdestsizlik gelse, cemaat içinden imam olmaya elverişli bir kimseyi işaretle veya elbisesinden tutarak mihraba geçirir. İmamla beraber yalnız bir kişi bulunmuş olsa, bu kimse imamete ehil ise, imamlığa geçmesi kararlaşmış olur. İmam böyle yerine bir adam geçirmeksizin mescidden çıksa veya sahrada ise safları geçmiş olsa, cemaatın namazı bozulur, imam tek başına namaz kılan hükmünde kalır. Dilerse abdest alıp namazı bina eder (bıraktığı yerden tamamlar), dilerse yeniden namazını kılar. Bu istihlâf (yerine başkasını geçirme) konusunda cemaatın bilgisi yoksa, istihlâf cihetine gidilmeyip namazın yeniden kılınması daha faziletlidir. Çünkü bu durumda namazın bozulmasını gerektiren bazı haller olabilir.<br />
32) Dişlerin arasında kalmış olan bir kırıntı namaz içinde yutulsa, bakılır: Eğer en az nohut mikdarı ise namazı bozar. Bundan küçük ise namazı bozmaz.<br />
33) Ağızda bulunan bir şeker parçasının, namazda çiğnenmediği halde tadı boğaza gitse, namazı bozar. Fakat namazdan önce yenmiş bir yemeğin ağızda kalmış olan tadı, namaz içinde tükürükle boğaza gitse, bununla namaz bozulmaz.<br />
34) Namazda sakız veya Hindistan cevizi gibi bir şey, arka arkaya üç kez çiğnenecek olsa, namaz bozulur. Yutulmasa da böyledir. Fakat çiğnenmediği halde bunun küçük bir parçası boğaza gidecek olsa, bundan namaz bozulmaz.<br />
35) Namaz içinde bayılma ve çıldırma halleri namazı bozar.<br />
36) Dört rekatlı bir namazı bilmemezlikle iki rekat sanarak birinci oturuştan sonra selam veren kimsenin namazı bozulur. Yatsının farzını teravih, öğlenin farzını cuma veya sabah namazı zannederek birinci oturuşta selam verilmesi de böyledir. Fakat yanılarak böyle bir selam vermekle namaz bozulmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sehiv (Yanılma) Secdeleri ile İlgili Meseleler</span><br />
<br />
-Sehiv secdeleri, bir namazın ( farzların geciktirilmesinden),vaciblerinden birini yanılarak terk etmekten veya geciktirmekten dolayı, o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile teşehhüdden, salavat ve duaları okumaktan ibarettir. Şöyle yapılır: Son oturuşta yalnız "Tahiyyat" okunduktan sonra iki tarafa selam verilir. Ondan sonra "Allahü Ekber" denilerek secdeye varılıp üç kez "Sübhane Rabbiye'l-ala" okunur. Ondan sonra "Allahü Ekber" denilerek kalkılır. Bir tesbih mikdarı duraklamadan sonra tekrar "Allahü Ekber" deyip ikinci secdeye varılır. Yine üç kez "Sübhane Rabbiye'l-ala" okunduktan sonra "Allahü Ekber" denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat ve Salavatlarla "Rabbena atina" okunup önce sağ tarafa, sonra sol tarafa selam verilir.<br />
Yalnız sağ tarafa selam verdikten sonra sehiv secdelerinin yapılması daha faziletlidir, ihtiyata uygundur. Bundan dolayı cemaatla kılınan namazlarda cemaatın yanlışlıkla dağılmaması için, yalnız sağ tarafa selam verdikten sonra sehiv secdesi yapılması tercih edilmiştir.<br />
-Sehiv secdeleri vacibdir. Bilindiği gibi, gerek farz, gerek vacib veya sünnet olan herhangi bir namazın kıraat, rükü ve sücud gibi farzları ve Fatiha, Sure ilavesi, sırayı gözetme gibi vacibleri, Kadelerde (oturuşlarda) salavatları okumak gibi sünnetleri vardır. Bunun için bunları gözetmek gerekir ki, namaz tam olarak kılınmış olsun.<br />
O halde farz olsun, olmasın herhangi bir namazda bir farzın kasden veya sehven terk edilmesi, o namazın yeniden kılınmasını gerektirir. Böyle büyük bir noksanı gidermek için sehiv secdeleri yeterli değildir.<br />
Bir vacibin kasden terki veya geciktirilmesi bir günahtır. Bundan dolayı sehiv secdeleri gerekmez, böyle bir namazı iade etmek uygundur. Bir vacibin sehven terk edilmesi veya geciktirilmesi, sehiv secdelerini gerektirir. Bu şekilde o noksan düzeltilmiş olur. Bir sünnetin kasden veya sehven terk edilmesi, sehiv secdelerini gerektirmez. Fakat kasden terk edilmesi bir kusurdur. Sevab ve faziletten mahrum olmayı gerektirir.<br />
(Malikilere göre sehiv secdeleri sünnettir. Şafiî'lere göre de sünnettir. Ancak imam sehiv secdelerini yaparsa, cemaatın imama uyması vaciptir. Hanbelilere göre sehiv secdeleri bazan vacib, bazan sünnet ve bazan da mubah olur. Namazın terk edilen bir sünnetinden dolayı yapılacak sehiv secdelerinin mubah olması gibi...<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuran-ı Kerimdeki Namazla ilgili Ayetler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=31</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 15:59:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=31</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://islamiforum.de/islamiForum-image-1/Kuran-%C4%B1%20Kerimdeki%20Namazla%20ilgili%20Ayetler.png" loading="lazy"  alt="[Resim: Kuran-%C4%B1%20Kerimdeki%20Namazla%20ilg...yetler.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazla ilgili Kur'an Ayetleri</span><br />
<br />
1. "Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar."<br />
<br />
Ankebût sûresi (29), 45<br />
<br />
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ<br />
<br />
Âyet-i kerîmenin tamamının anlamı şöyledir: "Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir."<br />
<br />
Âyette hayasızlık ve kötülük diye tercüme edilen "fahşâ" ve "münker" kelimelerinin anlamı daha kapsamlıdır. Fuhşiyat, açıktan ve alenî işlenilen bütün çirkinlikleri, edepsizlikleri ve ahlâk dışı davranışları ifade eden bir kelimedir. Münker de, aklın ve şerîatın beğenmediği bütün uygunsuz davranışları ve günahları ifade için kullanılır. Öncelikle namaz içinde böyle şeyler yapılmaz, onun gerektirdiği bütün edeplere uyularak namaz kılınır. Gerçekten şuurla ve hakikatına erilerek, farkında olunarak, ne olduğu bilinerek kılınan bir namaz, namaz dışında da insanı her türlü çirkinlikten, uygunsuz davranıştan, edep dışı hareketlerden alıkoyar. Onun için Resûl-i Ekrem Efendimiz: "Kim namaz kılar da o namaz kendisini hayasızlıktan ve kötülükten alıkoymazsa, o namaz olsa olsa onun Allah'tan daha fazla uzaklaşmasını sağlar" buyurmuştur (Münâvî, Feyzü'l-kadîr, VI, 221). Kur'an'ın namazla ilgili birçok âyeti vardır. Nevevî'nin konuyla ilgili olarak sadece bu âyetle yetinmesinin sebebi, onun kapsayıcılığından olsa gerektir.<br />
<br />
2. "Namazlara, özellikle orta namaza devam ediniz."<br />
<br />
Bakara sûresi (2), 238<br />
<br />
حَافِظُواْ عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُواْ لِلّهِ قَانِتِينَ<br />
<br />
Beş vakit namazı eksiksiz kılmak ve bunu ara vermeksizin yapmak gerekir. Çünkü âyetteki muhafaza kelimesi namazların eksiksiz, en mükemmel şekilde ve vaktinde kılınması gibi özellikleri kapsamına alır. Ayrıca bütün rükünlerini ve şartlarını da yerine getirerek namaz kılmamız icap eder. Zira âyetin devamındaki "Allah için boyun eğerek kalkın namaza durun" emri bunu gerektirir. Burada geçen kunut tabiri, taati, huşûu, boyun eğmeyi ve ayakta durmayı ifade eder ki, dilimizde buna divan durmak denir. Peygamberimiz: "Namazın en faziletlisi kunutu uzun olandır" buyurmuştur (Müslim, Müsâfirîn 164-165).<br />
<br />
Orta namaz dediğimiz salât-ı vustânın hangi vaktin namazı olduğu hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de, genel kabul gören ikindi namazı olduğudur. Sahâbeden Hz.Ali, İbni Mes'ûd, Ebû Eyyûb, İbni Ömer, Semüre İbni Cündeb, Ebû Hüreyre, İbni Abbas, Ebû Saîd el-Hudrî, Hz.Âişe ve daha birçokları salât-ı vustânın ikindi namazı olduğu görüşündedir. Ebû Hanîfe, İmam Mâlik, bir görüşünde İmam Şâfiî ve Ahmed İbni Hanbel de aynı kanaattedirler. Hz.Ömer, Ebû Mûsa ve Muâz'ın da aralarında bulunduğu bazı sahâbîler ise sabah namazı olduğunu söylemişlerdir. Bazı sahâbîlerin öğle namazı, bazılarının akşam, bazılarının da yatsı namazı dedikleri nakledilir. Hatta bu görüşler cuma namazından bayram namazına kadar uzanan bir çerçeveye oturtulmaya çalışılır. Bunların her biri üzerinde duracak değiliz. Fakat Peygamber Efendimiz'in: "Orta namaz ikindi namazıdır" hadisi (Tirmizî, Salât 19) ve Ahzab harbi gününde: "Bizi orta namazdan, ikindi namazından alıkoydular. Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun" (Müslim, Mesâcid 205) buyurması,"ikindi namazıdır" diyenlerin delilini teşkil etmektedir. Ayrı namazlar olduğunun ifade edilmesi de, bütün namazların korunması ve hiçbirinin ihmal edilmemesi gerektiğini ortaya koyar. Nitekim âyetin başında bütün namazları muhafaza ediniz emrinin yer alması bunun en kesin delilidir.<br />
<br />
3. "Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse onları serbest bırakın."<br />
<br />
Tevbe sûresi (9), 5<br />
<br />
فَإِذَا انسَلَخَ الأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُواْ الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُواْ لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ فَخَلُّواْ سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
<br />
Bu ayetin tamamının anlamı şöyledir: "Haram ayları çıkınca Allah'a ortak koşanları nerede bulursanız öldürün; onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah bağışlayan, esirgeyendir."<br />
<br />
İnsanın mü'min olmasının en önemli göstergelerinden biri namazdır. Namaz kılan insana âyette geçen muamelelerin hiçbiri yapılmaz. Bu âyetin hükmü müşrik Arapları kapsamaktadır. Onlar iman edip namaz kılmayı ve zekât vermeyi kabul edince, daha önce yapmış oldukları şeyler, küfür ve haksızlıklar bağışlanır. Çünkü İslam insanın geçmişini örter, kişi âdeta hayata yeni başlamış ve dünyaya yeni gelmiş gibi muamele görür.<br />
<br />
4. "Cuma namazı kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz."<br />
<br />
Cum'a sûresi (62), 10<br />
<br />
فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ<br />
<br />
Cuma namazından önce ve sonra kılınacak sünnet namazlar hakkında 101 numaralı hadiste bilgi verilmiştir. Bu âyet-i kerîmenin bulunduğu Cuma sûresinin dokuzuncu âyetinde cuma ezanı okununca, işi gücü bırakıp Allah'ı anmak üzere cuma namazı kılınması gerektiği belirtilmekte, açıklamakta olduğumuz yukarıdaki onuncu âyette de cuma namazını kıldıktan sonra herkesin tamamen serbest olduğu, dilediği şekilde hareket edebileceği ifade edilmektedir. Diğer bir söyleyişle, cuma namazını kılan kimsenin bu görevini yerine getirmiş olduğu, şayet ticaretinin başına dönmek istiyorsa dönebileceği, ilim öğrenmek istiyorsa tekrar kitaplarının başına oturabileceği, ibadet etmek istiyorsa dilediği şekilde ibadet edebileceği, hatta dinlenmek istiyorsa dinlenebileceği ortaya konmaktadır. Âyet-i kerîmedeki "yeryüzüne dağılın" ifadesi kesin bir emir değildir. Artık herkesin dilediğini yapmakta serbest olduğu yönünde bir açıklamadır.<br />
<br />
Âyet-i kerîmenin devamındaki "Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz" buyruğu, cuma namazı kılanlara bir hatırlatma ve uyarı mâhiyetindedir. Yüce Rabbimiz bu kısa ve özlü tavsiyesi ile bize şöyle demektedir:<br />
<br />
Siz cuma namazını kılmakla bir görevi yerine getirdiniz, artık dağılıp gidebilirsiniz; ama kendinizi büsbütün dünyaya kaptırmayın. Kalbinizi devamlı surette canlı ve uyanık tutabilmek için işinizin başında veya evinizde iken yahut bir yere gelip giderken Allah'ın adını anıp zikrederek, zaman zaman Kur'an okuyarak, nâfile namazlar kılarak, Allah'ın kullarına ve diğer mahlûkatına iyi davranıp hizmet ederek, O'nun size esirgemeden verdiği lütufları düşünerek Cenâb-ı Hakk'ı her fırsatta anıp zikredin. Böyle davranırsanız Allah'ın rızâsını kazanabilir ve dolayısıyla kurtuluşa erebilirsiniz.<br />
<br />
5. "Gecenin bir bölümünde de uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere, nâfile namaz kıl; ola ki bu sâyede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır."<br />
<br />
İsrâ sûresi (17), 79<br />
<br />
وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا<br />
<br />
Âyet-i kerîmede Peygamber Efendimiz'den, gecenin bir kısmında uykudan kalkması ve namaz kılması istenmektedir. Arapçada geceleyin uykudan uyanarak namaz kılmaya teheccüt dendiği için bu namaza da teheccüt namazı adı verilmiştir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz bütün gece uyumayıp namaz kılan sahâbîlerini ikaz etmiş, bunun vücudu yorgun düşüreceğini dikkate alarak bütün gece ibadet etmeyi doğru bulmamıştır. 152 numaralı hadiste geniş bir şekilde ele alındığı üzere, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem genç sahâbîsi Abdullah İbni Amr İbni Âs'ın kendini hırpalarcasına ibadet etmesini yasaklamıştır.<br />
<br />
Âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre teheccüt namazı sadece Peygamber Efendimiz'in şahsına mahsus bir ibadettir. Bu ibadetin Resûlullah için fazladan bir fazilet yani mendup ve nâfile olduğunu söyleyen âlimler vardır. Onları böyle düşünmeye sevk eden, Peygamber aleyhisselâm'ın geçmişte kalan ve ileride işlenmesi mümkün görülen bütün günahlarının bağışlanmasıdır. Ümmeti için durum elbette farklıdır. Gece namazı onların günahlarına kefâret ve bağışlanmalarına sebep olur. Bazı âlimler ise teheccüt namazı denilen gece namazının Peygamber Efendimiz için beş vakit namaz üzerine ilâve edilmiş fazladan bir farz olduğunu söylemişler, bu özel farz ile onun ümmetine olan üstünlüğünün bir kere daha pekiştirildiğini belirtmişlerdir.<br />
<br />
Âyette "Ola ki bu sâyede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır" diye belirtilen makâm-ı mahmûd, hamd, minnet ve teşekkürlerini sunma makamı demektir. Bu yüce makam Resûl-i Ekrem Efendimiz'e mahsustur. Kıyamet gününde her ümmet, diğer bir ifadeyle bütün beşeriyet Resûlullah'ın şefaatıyla mahşerdeki o korkunç bekleyişten bir an önce kurtulmak isteyecekler, kurtulur kurtulmaz da ona bu lütuf ve şefâatinden dolayı şükranlarını sunacaklardır. Makâm-ı mahmûd'un, makâm-ı şefaat olduğu söylenebilir.<br />
<br />
6. "Vücutları yatak yüzü görmez."<br />
<br />
Secde sûresi (32), 16<br />
<br />
تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ<br />
<br />
Vücutlarının yatak yüzü görmediği belirtilen kimseler, geceleyin kalkıp Allah rızâsı için ibadet eden, namaz kılan, dua eden kimselerdir. Bu âyet-i kerîmenin tamamı şöyledir:<br />
<br />
"Korkuyla ve ümitle Rablerine yalvarıp ibadet ettikleri için vücutları yatak yüzü görmez. Kendilerine verdiğimiz nimetlerden Allah yolunda harcarlar."<br />
<br />
Geceleri kalkıp ibadet eden kimselerin mükâfatı yukarıdaki âyetin devamında (17 numaralı âyette) şöyle belirtilmektedir:<br />
<br />
"Yaptıklarına karşılık olarak onlar için kendilerini mutlu edecek ne güzel nimetler hazırlanıp saklandığını bilemezler."<br />
<br />
Âyet-i kerîmede bu mükâfatın büyüklüğünü hiç kimsenin tahmin ve hayal edemeyeceği belirtilmektedir. Onun ne muazzam ve erişilmez bir mükâfat olduğunu sadece Cenâb-ı Hak bilir. 1884 numaralı hadiste geleceği üzere Peygamber Efendimiz Allah Teâlâ'nın has kulları için hazırladığı bu mükâfatı hiçbir gözün görmediğini, hiçbir kulağın duymadığını, bu büyük lutfun hiçbir insanın hatır ve hayalinden geçmediğini söylemiştir.<br />
<br />
İbadet ve tâatla meşgul oldukları için vücutları yatak yüzü görmeyen bu bahtiyar insanlardan, aşağıdaki âyette şöyle söz edilmektedir:<br />
<br />
7. "Geceleri pek az uyurlar."<br />
<br />
Zâriyât sûresi (51), 17<br />
<br />
كَانُوا قَلِيلًا مِّنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ<br />
<br />
Âyet-i kerîmenin baş tarafından itibaren cenneti kazanmış muttakî insanların özellikleri sayılmakta, bu özelliklerden birinin, dünyada iken geceleri teheccüt namazı kılmak için pek az uyumaları, zamanlarını Allah'a ibadet ve dua ile geçirmeleri olduğu belirtilmektedir. Bir sonraki âyette onların bu ibadetlerinin seher vakitlerine kadar devam ettiğine işaretle "seher vakitlerinde bağışlanma diledikleri" söylenmektedir.<br />
<br />
Hayatın fâni, ömrün kısa, dünyanın gelip geçici olduğu unutulmamalı, sağlığın ve gençliğin pek çabuk tükenen birer sermâye olduğu göz ardı edilmemelidir. Geceleri kalkıp ibadet ve dua etmek nefsimize hoş gelmediğinden, tembelliğimize kılıf bulmak için bin dereden su getirmekteyiz. Halbuki bize ömür sermayesini lütfeden Allah Teâlâ, başka âyetlere bakmasak bile, yukarıdaki üç âyette, iyi kullarının özelliklerinden birinin geceleri ibadet etmek için yatağını terk etmek olduğunu ifade buyurmaktadır. Rabbim hepimize ibadet zevki nasip eylesin (âmin).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span><br />
<br />
“Dinin başı İslam (Kelime-i şehadet getirerek Allah’a teslim olmak),<br />
direği ise namazdır.”<br />
(Tirmizî, Îmân, 8; İbn Hanbel, V, 231)<br />
<br />
İslamiyet’in 5 şartından birisi olan namaz hakkında çok sayıda ayet-i kerime ve hadis-i şerif mevcuttur.<br />
<br />
Namaz ibadeti aynı zamanda, kul ile Allah’ın (c.c.) arasında olan en güzel iletişimlerdendir. Namazın İslam dinindeki yeri ve önemi pek çok ayette vurgulanmış, namazın Müslümanın hayatında her daim var olması gerektiğinin sık sık altı çizilmiştir.<br />
<br />
Allahuteala (c.c.) namaz kılanın mükafatlandırılacağını, namazı terk edenlerin ise (bilerek ve isteyerek) cezalandırılacağını bildirmiştir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim ve sahih hadisler, namaz ile ilgili apaçık bir şekilde mü’minlere yol göstermektedir.<br />
<br />
"Yüce Allah şöyle buyurdu: <br />
‘Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde <br />
ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda <br />
vaad ettim. Namazları düzenli kılmayanlar için ise <br />
katımda böyle bir vaad yoktur.’ "<br />
(Ebû Dâvûd, Salât, 9)<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim Namaz İçin Neler Söylüyor?<br />
<br />
Kur’an’da namaz ile ilgili çok fazla ayet-i kerime vardır. Bunlardan bazıları direkt olarak namaz ile ilgili deği, namazın da içinde geçtiği ayetlerdir. Aşağıda direkt olarak namaz ile ilgili ayet-i kerimelerden bir kısmı vardır.<br />
<br />
“Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.”<br />
Bakara Suresi, 3. Ayet<br />
<br />
“Namazı kılın, zekatı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.”<br />
Bakara Suresi, 43. Ayet<br />
<br />
“Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.”<br />
Bakara Suresi, 45. Ayet<br />
<br />
“Hani İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin” diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz.”<br />
Bakara Suresi, 83. Ayet<br />
<br />
“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.”<br />
Bakara Suresi, 110. Ayet<br />
<br />
“Hani Evi (Ka’be’yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. “İbrahim’in makamını namaz yeri edinin”, İbrahim ve İsmail’e de, “Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin” diye ahid verdik.”<br />
Bakara Suresi, 125. Ayet<br />
<br />
“Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.”<br />
Bakara Suresi, 153. Ayet<br />
<br />
“Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır. “<br />
Bakara Suresi, 277. Ayet<br />
<br />
“Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana; kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler.”<br />
Al-i İmran Suresi, 39. Ayet<br />
<br />
“Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.”<br />
Nisâ Suresi, 103. Ayet<br />
<br />
“Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.”<br />
Nisâ Suresi, 142. Ayet<br />
<br />
“Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.”<br />
Nisâ Suresi, 162. Ayet<br />
<br />
“Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.”<br />
Maide Suresi, 6. Ayet<br />
<br />
“Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.”<br />
Maide Suresi, 55. Ayet<br />
<br />
“Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?”<br />
Maide Suresi, 91. Ayet<br />
<br />
“Bir de, bize, “Namazı dosdoğru kılın ve Allah’a karşı gelmekten sakının” diye emrolundu. O, huzurunda toplanacağınız Allah’tır.”<br />
En’âm Suresi, 72. Ayet<br />
<br />
“İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilahi kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar.Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.”<br />
En’âm Suresi, 92. Ayet<br />
<br />
“De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.”<br />
En’am Suresi, 162. Ayet<br />
<br />
“Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz Biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz.”<br />
Araf Suresi, 170. Ayet<br />
<br />
“Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.”<br />
Enfal Suresi, 3. Ayet<br />
<br />
“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”<br />
Tevbe Suresi, 18. Ayet<br />
<br />
“Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Rasûlünü inkar etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.”<br />
Tevbe Suresi, 54. Ayet<br />
<br />
“(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.”<br />
Hûd Suresi, 114. Ayet<br />
<br />
“Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.”<br />
Ra’d Suresi, 22. Ayet<br />
<br />
“İman etmiş kullarıma söyle: “Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.”<br />
İbrahim Suresi, 31. Ayet<br />
<br />
“Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur.”<br />
İbrahim Suresi, 40. Ayet<br />
<br />
“Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur’an’ı, işte o, şahid olunandır. Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın. ”<br />
İsra Suresi, 78. – 79. Ayetler<br />
<br />
“De ki: “Allah, diye çağırın, ‘Rahman’ diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.”<br />
İsra Suresi, 110. Ayet<br />
<br />
“Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emir) etti.”<br />
Meryem Suresi, 31. Ayet<br />
<br />
“Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.”<br />
Meryem Suresi, 59. Ayet<br />
<br />
“Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”<br />
Taha Suresi, 14. Ayet<br />
<br />
“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır. “<br />
Taha Suresi, 132. Ayet<br />
<br />
“Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.”<br />
Enbiya Suresi, 73. Ayet<br />
<br />
“Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.”<br />
Hac Suresi, 26. Ayet<br />
<br />
“Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.”<br />
Hac Suresi, 35. Ayet<br />
<br />
“Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur’an’da) da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.”<br />
Hac Suresi, 78. Ayet<br />
<br />
“Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.”<br />
Mü’minûn Suresi, 2. Ayet<br />
<br />
“Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler.”<br />
Mü’minûn Suresi, 9. Ayet<br />
<br />
“Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resüle itaat edin ki size merhamet edilsin.”<br />
Nûr Suresi, 56. Ayet<br />
<br />
“Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.”<br />
Furkan Suresi, 64. Ayet<br />
<br />
“Namaza kalktığında seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et.”<br />
Şuarâ Suresi, 217. Ayet<br />
<br />
“Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.”<br />
Neml Suresi, 2. – 3. Ayetler<br />
<br />
“(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.”<br />
Ankebût Suresi, 45. Ayet<br />
<br />
“Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.”<br />
Rûm Suresi, 31. Ayet<br />
<br />
“Onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar.”<br />
Lokman Suresi, 4. Ayet<br />
<br />
“Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”<br />
Cum’a Suresi, 9. Ayet<br />
<br />
“(Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O halde, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. ”<br />
Müzzemmil Suresi, 20. Ayet<br />
<br />
“Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.”<br />
A’lâ Suresi, 14. Ayet<br />
<br />
“O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.”<br />
Kevser Suresi, 2. Ayet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span><br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color">Kuranda namaz</span><br />
<br />
Güzel Kurani kerimimizde geçen namaz ile ilgili ayetler. Kuranda geçen namaz ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.<br />
Kuranda namaz ile alakali tahmini 86 ayet geçiyor<br />
2:3 - 	Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.<br />
2:43 - 	Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.<br />
2:45 - 	Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah'a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir.<br />
2:83 - 	Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz.<br />
2:110 - 	Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.<br />
2:125 - 	Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail'e şöyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!"<br />
2:153 - 	Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.<br />
2:177 - 	Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitabave bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.<br />
2:238 - 	Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun.<br />
2:239 - 	Eğer bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken kılın, (korkudan) emin olduğunuz zaman da böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı zikredin (namazlarınızı yine her zamanki gibi huşû ile kılın).<br />
2:277 - 	İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.<br />
3:39 - 	Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler." diye ünlediler.<br />
4:43 - 	Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.<br />
4:77 - 	Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez."<br />
4:101 - 	Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.<br />
4:102 - 	Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.<br />
4:103 - 	O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır.<br />
4:142 - 	Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.<br />
4:162 - 	Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.<br />
5:6 - 	Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.<br />
5:12 - 	Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.<br />
5:55 - 	Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.<br />
5:58 - 	Namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır.<br />
5:91 - 	Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?<br />
5:106 - 	Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: "Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz".<br />
6:4 - 	Onlara Rab'lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.<br />
6:72 - 	Bize: "Namazı dosdoğru kılın, Allah'a karşı gelmekten sakının" (diye emredildi), toplanacağınız yer O'nun huzurudur.<br />
6:92 - 	Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.<br />
6:162 - 	De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.<br />
7:170 - 	Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.<br />
8:3 - 	Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.<br />
9:5 - 	Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.<br />
9:11 - 	Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme açıklarız.<br />
9:18 - 	Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır.<br />
9:54 - 	İnfakların onlardan kabul olunmamasına sebep, gerçekte Allah'a ve Resulüne inanmamaları, namaza ancak üşene üşene gelmeleri, verdiklerini de ancak istemeye istemeye vermeleridir.<br />
9:71 - 	Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir.<br />
9:84 - 	Ve onlardan biri ölürse asla namazını kılma ve kabirinin başına gidip durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü tanımadılar. Ve fasık olarak can verdiler.<br />
10:87 - 	Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için Mısır'da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin."<br />
11:87 - 	Dediler ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın."<br />
11:114 - 	Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.<br />
13:22 - 	Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır.<br />
14:31 - 	(Ey Muhammed!) İman eden kullarıma söyle: "Namazı dosdoğru kılsınlar, alış-veriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli (Allah için) harcasınlar."<br />
14:37 - 	"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.<br />
14:40 - 	"Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et!<br />
17:78 - 	Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.<br />
17:79 - 	Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makam-ı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir.<br />
17:110 - 	(Sen onlara) de ki: İster "Allah" deyin, ister "Rahmân" deyin, nasıl çağırırsanız çağırın. En güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da gizli okuma, orta yolu seç.<br />
19:31 - 	"Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti."<br />
19:55 - 	Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.<br />
19:59 - 	Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.)<br />
20:14 - 	Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.<br />
20:132 - 	(Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir.<br />
21:73 - 	Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir.<br />
22:35 - 	Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.<br />
22:41 - 	Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir.<br />
22:78 - 	Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!<br />
23:2 - 	Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,<br />
23:9 - 	Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler,<br />
24:37 - 	Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.<br />
24:56 - 	Hem namazı kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz.<br />
24:58 - 	Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için, ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.<br />
27:3 - 	Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.<br />
29:45 - 	Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.<br />
30:31 - 	Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşrilerden olmayın.<br />
31:4 - 	Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.<br />
31:17 - 	"Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."<br />
32:16 - 	Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.<br />
33:33 - 	Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.<br />
35:18 - 	Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen ancak o kimseleri sakındırısın ki, gaybda Rablerinin korkusunu duyarlar, namazı dürüst kılarlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah'adır.<br />
35:29 - 	Allah'ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.<br />
42:38 - 	Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.<br />
58:13 - 	Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.<br />
62:9 - 	Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah'ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.<br />
62:10 - 	Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.<br />
70:22 - 	Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.<br />
70:23 - 	Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.<br />
70:34 - 	Namazlarına devam ederler.<br />
73:20 - 	Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.<br />
74:43 - 	Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."<br />
75:31 - 	Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.<br />
87:15 - 	Rabbinin adını anıp namaz kılan.<br />
96:10 - 	Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?<br />
98:5 - 	Halbuki onlar, dini sadece Allah'a tahsis ederek, Allah'ı birleyerek, ancak Allah'a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.<br />
107:4 - 	Vay haline o namaz kılanların ki,<br />
107:5 - 	Kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.<br />
108:2 - 	Öyleyse Rabb'in için namaz kıl ve kurban kes.<br />
<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://islamiforum.de/islamiForum-image-1/Kuran-%C4%B1%20Kerimdeki%20Namazla%20ilgili%20Ayetler.png" loading="lazy"  alt="[Resim: Kuran-%C4%B1%20Kerimdeki%20Namazla%20ilg...yetler.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazla ilgili Kur'an Ayetleri</span><br />
<br />
1. "Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar."<br />
<br />
Ankebût sûresi (29), 45<br />
<br />
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ<br />
<br />
Âyet-i kerîmenin tamamının anlamı şöyledir: "Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir."<br />
<br />
Âyette hayasızlık ve kötülük diye tercüme edilen "fahşâ" ve "münker" kelimelerinin anlamı daha kapsamlıdır. Fuhşiyat, açıktan ve alenî işlenilen bütün çirkinlikleri, edepsizlikleri ve ahlâk dışı davranışları ifade eden bir kelimedir. Münker de, aklın ve şerîatın beğenmediği bütün uygunsuz davranışları ve günahları ifade için kullanılır. Öncelikle namaz içinde böyle şeyler yapılmaz, onun gerektirdiği bütün edeplere uyularak namaz kılınır. Gerçekten şuurla ve hakikatına erilerek, farkında olunarak, ne olduğu bilinerek kılınan bir namaz, namaz dışında da insanı her türlü çirkinlikten, uygunsuz davranıştan, edep dışı hareketlerden alıkoyar. Onun için Resûl-i Ekrem Efendimiz: "Kim namaz kılar da o namaz kendisini hayasızlıktan ve kötülükten alıkoymazsa, o namaz olsa olsa onun Allah'tan daha fazla uzaklaşmasını sağlar" buyurmuştur (Münâvî, Feyzü'l-kadîr, VI, 221). Kur'an'ın namazla ilgili birçok âyeti vardır. Nevevî'nin konuyla ilgili olarak sadece bu âyetle yetinmesinin sebebi, onun kapsayıcılığından olsa gerektir.<br />
<br />
2. "Namazlara, özellikle orta namaza devam ediniz."<br />
<br />
Bakara sûresi (2), 238<br />
<br />
حَافِظُواْ عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُواْ لِلّهِ قَانِتِينَ<br />
<br />
Beş vakit namazı eksiksiz kılmak ve bunu ara vermeksizin yapmak gerekir. Çünkü âyetteki muhafaza kelimesi namazların eksiksiz, en mükemmel şekilde ve vaktinde kılınması gibi özellikleri kapsamına alır. Ayrıca bütün rükünlerini ve şartlarını da yerine getirerek namaz kılmamız icap eder. Zira âyetin devamındaki "Allah için boyun eğerek kalkın namaza durun" emri bunu gerektirir. Burada geçen kunut tabiri, taati, huşûu, boyun eğmeyi ve ayakta durmayı ifade eder ki, dilimizde buna divan durmak denir. Peygamberimiz: "Namazın en faziletlisi kunutu uzun olandır" buyurmuştur (Müslim, Müsâfirîn 164-165).<br />
<br />
Orta namaz dediğimiz salât-ı vustânın hangi vaktin namazı olduğu hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de, genel kabul gören ikindi namazı olduğudur. Sahâbeden Hz.Ali, İbni Mes'ûd, Ebû Eyyûb, İbni Ömer, Semüre İbni Cündeb, Ebû Hüreyre, İbni Abbas, Ebû Saîd el-Hudrî, Hz.Âişe ve daha birçokları salât-ı vustânın ikindi namazı olduğu görüşündedir. Ebû Hanîfe, İmam Mâlik, bir görüşünde İmam Şâfiî ve Ahmed İbni Hanbel de aynı kanaattedirler. Hz.Ömer, Ebû Mûsa ve Muâz'ın da aralarında bulunduğu bazı sahâbîler ise sabah namazı olduğunu söylemişlerdir. Bazı sahâbîlerin öğle namazı, bazılarının akşam, bazılarının da yatsı namazı dedikleri nakledilir. Hatta bu görüşler cuma namazından bayram namazına kadar uzanan bir çerçeveye oturtulmaya çalışılır. Bunların her biri üzerinde duracak değiliz. Fakat Peygamber Efendimiz'in: "Orta namaz ikindi namazıdır" hadisi (Tirmizî, Salât 19) ve Ahzab harbi gününde: "Bizi orta namazdan, ikindi namazından alıkoydular. Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun" (Müslim, Mesâcid 205) buyurması,"ikindi namazıdır" diyenlerin delilini teşkil etmektedir. Ayrı namazlar olduğunun ifade edilmesi de, bütün namazların korunması ve hiçbirinin ihmal edilmemesi gerektiğini ortaya koyar. Nitekim âyetin başında bütün namazları muhafaza ediniz emrinin yer alması bunun en kesin delilidir.<br />
<br />
3. "Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse onları serbest bırakın."<br />
<br />
Tevbe sûresi (9), 5<br />
<br />
فَإِذَا انسَلَخَ الأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُواْ الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُواْ لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ فَخَلُّواْ سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ<br />
<br />
Bu ayetin tamamının anlamı şöyledir: "Haram ayları çıkınca Allah'a ortak koşanları nerede bulursanız öldürün; onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah bağışlayan, esirgeyendir."<br />
<br />
İnsanın mü'min olmasının en önemli göstergelerinden biri namazdır. Namaz kılan insana âyette geçen muamelelerin hiçbiri yapılmaz. Bu âyetin hükmü müşrik Arapları kapsamaktadır. Onlar iman edip namaz kılmayı ve zekât vermeyi kabul edince, daha önce yapmış oldukları şeyler, küfür ve haksızlıklar bağışlanır. Çünkü İslam insanın geçmişini örter, kişi âdeta hayata yeni başlamış ve dünyaya yeni gelmiş gibi muamele görür.<br />
<br />
4. "Cuma namazı kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz."<br />
<br />
Cum'a sûresi (62), 10<br />
<br />
فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ<br />
<br />
Cuma namazından önce ve sonra kılınacak sünnet namazlar hakkında 101 numaralı hadiste bilgi verilmiştir. Bu âyet-i kerîmenin bulunduğu Cuma sûresinin dokuzuncu âyetinde cuma ezanı okununca, işi gücü bırakıp Allah'ı anmak üzere cuma namazı kılınması gerektiği belirtilmekte, açıklamakta olduğumuz yukarıdaki onuncu âyette de cuma namazını kıldıktan sonra herkesin tamamen serbest olduğu, dilediği şekilde hareket edebileceği ifade edilmektedir. Diğer bir söyleyişle, cuma namazını kılan kimsenin bu görevini yerine getirmiş olduğu, şayet ticaretinin başına dönmek istiyorsa dönebileceği, ilim öğrenmek istiyorsa tekrar kitaplarının başına oturabileceği, ibadet etmek istiyorsa dilediği şekilde ibadet edebileceği, hatta dinlenmek istiyorsa dinlenebileceği ortaya konmaktadır. Âyet-i kerîmedeki "yeryüzüne dağılın" ifadesi kesin bir emir değildir. Artık herkesin dilediğini yapmakta serbest olduğu yönünde bir açıklamadır.<br />
<br />
Âyet-i kerîmenin devamındaki "Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz" buyruğu, cuma namazı kılanlara bir hatırlatma ve uyarı mâhiyetindedir. Yüce Rabbimiz bu kısa ve özlü tavsiyesi ile bize şöyle demektedir:<br />
<br />
Siz cuma namazını kılmakla bir görevi yerine getirdiniz, artık dağılıp gidebilirsiniz; ama kendinizi büsbütün dünyaya kaptırmayın. Kalbinizi devamlı surette canlı ve uyanık tutabilmek için işinizin başında veya evinizde iken yahut bir yere gelip giderken Allah'ın adını anıp zikrederek, zaman zaman Kur'an okuyarak, nâfile namazlar kılarak, Allah'ın kullarına ve diğer mahlûkatına iyi davranıp hizmet ederek, O'nun size esirgemeden verdiği lütufları düşünerek Cenâb-ı Hakk'ı her fırsatta anıp zikredin. Böyle davranırsanız Allah'ın rızâsını kazanabilir ve dolayısıyla kurtuluşa erebilirsiniz.<br />
<br />
5. "Gecenin bir bölümünde de uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere, nâfile namaz kıl; ola ki bu sâyede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır."<br />
<br />
İsrâ sûresi (17), 79<br />
<br />
وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا<br />
<br />
Âyet-i kerîmede Peygamber Efendimiz'den, gecenin bir kısmında uykudan kalkması ve namaz kılması istenmektedir. Arapçada geceleyin uykudan uyanarak namaz kılmaya teheccüt dendiği için bu namaza da teheccüt namazı adı verilmiştir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz bütün gece uyumayıp namaz kılan sahâbîlerini ikaz etmiş, bunun vücudu yorgun düşüreceğini dikkate alarak bütün gece ibadet etmeyi doğru bulmamıştır. 152 numaralı hadiste geniş bir şekilde ele alındığı üzere, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem genç sahâbîsi Abdullah İbni Amr İbni Âs'ın kendini hırpalarcasına ibadet etmesini yasaklamıştır.<br />
<br />
Âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre teheccüt namazı sadece Peygamber Efendimiz'in şahsına mahsus bir ibadettir. Bu ibadetin Resûlullah için fazladan bir fazilet yani mendup ve nâfile olduğunu söyleyen âlimler vardır. Onları böyle düşünmeye sevk eden, Peygamber aleyhisselâm'ın geçmişte kalan ve ileride işlenmesi mümkün görülen bütün günahlarının bağışlanmasıdır. Ümmeti için durum elbette farklıdır. Gece namazı onların günahlarına kefâret ve bağışlanmalarına sebep olur. Bazı âlimler ise teheccüt namazı denilen gece namazının Peygamber Efendimiz için beş vakit namaz üzerine ilâve edilmiş fazladan bir farz olduğunu söylemişler, bu özel farz ile onun ümmetine olan üstünlüğünün bir kere daha pekiştirildiğini belirtmişlerdir.<br />
<br />
Âyette "Ola ki bu sâyede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır" diye belirtilen makâm-ı mahmûd, hamd, minnet ve teşekkürlerini sunma makamı demektir. Bu yüce makam Resûl-i Ekrem Efendimiz'e mahsustur. Kıyamet gününde her ümmet, diğer bir ifadeyle bütün beşeriyet Resûlullah'ın şefaatıyla mahşerdeki o korkunç bekleyişten bir an önce kurtulmak isteyecekler, kurtulur kurtulmaz da ona bu lütuf ve şefâatinden dolayı şükranlarını sunacaklardır. Makâm-ı mahmûd'un, makâm-ı şefaat olduğu söylenebilir.<br />
<br />
6. "Vücutları yatak yüzü görmez."<br />
<br />
Secde sûresi (32), 16<br />
<br />
تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ<br />
<br />
Vücutlarının yatak yüzü görmediği belirtilen kimseler, geceleyin kalkıp Allah rızâsı için ibadet eden, namaz kılan, dua eden kimselerdir. Bu âyet-i kerîmenin tamamı şöyledir:<br />
<br />
"Korkuyla ve ümitle Rablerine yalvarıp ibadet ettikleri için vücutları yatak yüzü görmez. Kendilerine verdiğimiz nimetlerden Allah yolunda harcarlar."<br />
<br />
Geceleri kalkıp ibadet eden kimselerin mükâfatı yukarıdaki âyetin devamında (17 numaralı âyette) şöyle belirtilmektedir:<br />
<br />
"Yaptıklarına karşılık olarak onlar için kendilerini mutlu edecek ne güzel nimetler hazırlanıp saklandığını bilemezler."<br />
<br />
Âyet-i kerîmede bu mükâfatın büyüklüğünü hiç kimsenin tahmin ve hayal edemeyeceği belirtilmektedir. Onun ne muazzam ve erişilmez bir mükâfat olduğunu sadece Cenâb-ı Hak bilir. 1884 numaralı hadiste geleceği üzere Peygamber Efendimiz Allah Teâlâ'nın has kulları için hazırladığı bu mükâfatı hiçbir gözün görmediğini, hiçbir kulağın duymadığını, bu büyük lutfun hiçbir insanın hatır ve hayalinden geçmediğini söylemiştir.<br />
<br />
İbadet ve tâatla meşgul oldukları için vücutları yatak yüzü görmeyen bu bahtiyar insanlardan, aşağıdaki âyette şöyle söz edilmektedir:<br />
<br />
7. "Geceleri pek az uyurlar."<br />
<br />
Zâriyât sûresi (51), 17<br />
<br />
كَانُوا قَلِيلًا مِّنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ<br />
<br />
Âyet-i kerîmenin baş tarafından itibaren cenneti kazanmış muttakî insanların özellikleri sayılmakta, bu özelliklerden birinin, dünyada iken geceleri teheccüt namazı kılmak için pek az uyumaları, zamanlarını Allah'a ibadet ve dua ile geçirmeleri olduğu belirtilmektedir. Bir sonraki âyette onların bu ibadetlerinin seher vakitlerine kadar devam ettiğine işaretle "seher vakitlerinde bağışlanma diledikleri" söylenmektedir.<br />
<br />
Hayatın fâni, ömrün kısa, dünyanın gelip geçici olduğu unutulmamalı, sağlığın ve gençliğin pek çabuk tükenen birer sermâye olduğu göz ardı edilmemelidir. Geceleri kalkıp ibadet ve dua etmek nefsimize hoş gelmediğinden, tembelliğimize kılıf bulmak için bin dereden su getirmekteyiz. Halbuki bize ömür sermayesini lütfeden Allah Teâlâ, başka âyetlere bakmasak bile, yukarıdaki üç âyette, iyi kullarının özelliklerinden birinin geceleri ibadet etmek için yatağını terk etmek olduğunu ifade buyurmaktadır. Rabbim hepimize ibadet zevki nasip eylesin (âmin).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span><br />
<br />
“Dinin başı İslam (Kelime-i şehadet getirerek Allah’a teslim olmak),<br />
direği ise namazdır.”<br />
(Tirmizî, Îmân, 8; İbn Hanbel, V, 231)<br />
<br />
İslamiyet’in 5 şartından birisi olan namaz hakkında çok sayıda ayet-i kerime ve hadis-i şerif mevcuttur.<br />
<br />
Namaz ibadeti aynı zamanda, kul ile Allah’ın (c.c.) arasında olan en güzel iletişimlerdendir. Namazın İslam dinindeki yeri ve önemi pek çok ayette vurgulanmış, namazın Müslümanın hayatında her daim var olması gerektiğinin sık sık altı çizilmiştir.<br />
<br />
Allahuteala (c.c.) namaz kılanın mükafatlandırılacağını, namazı terk edenlerin ise (bilerek ve isteyerek) cezalandırılacağını bildirmiştir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim ve sahih hadisler, namaz ile ilgili apaçık bir şekilde mü’minlere yol göstermektedir.<br />
<br />
"Yüce Allah şöyle buyurdu: <br />
‘Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde <br />
ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda <br />
vaad ettim. Namazları düzenli kılmayanlar için ise <br />
katımda böyle bir vaad yoktur.’ "<br />
(Ebû Dâvûd, Salât, 9)<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim Namaz İçin Neler Söylüyor?<br />
<br />
Kur’an’da namaz ile ilgili çok fazla ayet-i kerime vardır. Bunlardan bazıları direkt olarak namaz ile ilgili deği, namazın da içinde geçtiği ayetlerdir. Aşağıda direkt olarak namaz ile ilgili ayet-i kerimelerden bir kısmı vardır.<br />
<br />
“Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.”<br />
Bakara Suresi, 3. Ayet<br />
<br />
“Namazı kılın, zekatı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.”<br />
Bakara Suresi, 43. Ayet<br />
<br />
“Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.”<br />
Bakara Suresi, 45. Ayet<br />
<br />
“Hani İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin” diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz.”<br />
Bakara Suresi, 83. Ayet<br />
<br />
“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.”<br />
Bakara Suresi, 110. Ayet<br />
<br />
“Hani Evi (Ka’be’yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. “İbrahim’in makamını namaz yeri edinin”, İbrahim ve İsmail’e de, “Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin” diye ahid verdik.”<br />
Bakara Suresi, 125. Ayet<br />
<br />
“Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.”<br />
Bakara Suresi, 153. Ayet<br />
<br />
“Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır. “<br />
Bakara Suresi, 277. Ayet<br />
<br />
“Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana; kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler.”<br />
Al-i İmran Suresi, 39. Ayet<br />
<br />
“Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.”<br />
Nisâ Suresi, 103. Ayet<br />
<br />
“Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.”<br />
Nisâ Suresi, 142. Ayet<br />
<br />
“Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.”<br />
Nisâ Suresi, 162. Ayet<br />
<br />
“Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.”<br />
Maide Suresi, 6. Ayet<br />
<br />
“Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.”<br />
Maide Suresi, 55. Ayet<br />
<br />
“Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?”<br />
Maide Suresi, 91. Ayet<br />
<br />
“Bir de, bize, “Namazı dosdoğru kılın ve Allah’a karşı gelmekten sakının” diye emrolundu. O, huzurunda toplanacağınız Allah’tır.”<br />
En’âm Suresi, 72. Ayet<br />
<br />
“İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilahi kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar.Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.”<br />
En’âm Suresi, 92. Ayet<br />
<br />
“De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.”<br />
En’am Suresi, 162. Ayet<br />
<br />
“Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz Biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz.”<br />
Araf Suresi, 170. Ayet<br />
<br />
“Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.”<br />
Enfal Suresi, 3. Ayet<br />
<br />
“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”<br />
Tevbe Suresi, 18. Ayet<br />
<br />
“Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Rasûlünü inkar etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.”<br />
Tevbe Suresi, 54. Ayet<br />
<br />
“(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.”<br />
Hûd Suresi, 114. Ayet<br />
<br />
“Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.”<br />
Ra’d Suresi, 22. Ayet<br />
<br />
“İman etmiş kullarıma söyle: “Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.”<br />
İbrahim Suresi, 31. Ayet<br />
<br />
“Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur.”<br />
İbrahim Suresi, 40. Ayet<br />
<br />
“Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur’an’ı, işte o, şahid olunandır. Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın. ”<br />
İsra Suresi, 78. – 79. Ayetler<br />
<br />
“De ki: “Allah, diye çağırın, ‘Rahman’ diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.”<br />
İsra Suresi, 110. Ayet<br />
<br />
“Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emir) etti.”<br />
Meryem Suresi, 31. Ayet<br />
<br />
“Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.”<br />
Meryem Suresi, 59. Ayet<br />
<br />
“Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”<br />
Taha Suresi, 14. Ayet<br />
<br />
“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır. “<br />
Taha Suresi, 132. Ayet<br />
<br />
“Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.”<br />
Enbiya Suresi, 73. Ayet<br />
<br />
“Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.”<br />
Hac Suresi, 26. Ayet<br />
<br />
“Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.”<br />
Hac Suresi, 35. Ayet<br />
<br />
“Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur’an’da) da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.”<br />
Hac Suresi, 78. Ayet<br />
<br />
“Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.”<br />
Mü’minûn Suresi, 2. Ayet<br />
<br />
“Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler.”<br />
Mü’minûn Suresi, 9. Ayet<br />
<br />
“Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resüle itaat edin ki size merhamet edilsin.”<br />
Nûr Suresi, 56. Ayet<br />
<br />
“Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.”<br />
Furkan Suresi, 64. Ayet<br />
<br />
“Namaza kalktığında seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et.”<br />
Şuarâ Suresi, 217. Ayet<br />
<br />
“Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.”<br />
Neml Suresi, 2. – 3. Ayetler<br />
<br />
“(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.”<br />
Ankebût Suresi, 45. Ayet<br />
<br />
“Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.”<br />
Rûm Suresi, 31. Ayet<br />
<br />
“Onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar.”<br />
Lokman Suresi, 4. Ayet<br />
<br />
“Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”<br />
Cum’a Suresi, 9. Ayet<br />
<br />
“(Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O halde, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. ”<br />
Müzzemmil Suresi, 20. Ayet<br />
<br />
“Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.”<br />
A’lâ Suresi, 14. Ayet<br />
<br />
“O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.”<br />
Kevser Suresi, 2. Ayet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span><br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color">Kuranda namaz</span><br />
<br />
Güzel Kurani kerimimizde geçen namaz ile ilgili ayetler. Kuranda geçen namaz ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.<br />
Kuranda namaz ile alakali tahmini 86 ayet geçiyor<br />
2:3 - 	Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.<br />
2:43 - 	Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.<br />
2:45 - 	Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah'a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir.<br />
2:83 - 	Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz.<br />
2:110 - 	Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.<br />
2:125 - 	Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail'e şöyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!"<br />
2:153 - 	Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.<br />
2:177 - 	Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitabave bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.<br />
2:238 - 	Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun.<br />
2:239 - 	Eğer bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken kılın, (korkudan) emin olduğunuz zaman da böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı zikredin (namazlarınızı yine her zamanki gibi huşû ile kılın).<br />
2:277 - 	İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.<br />
3:39 - 	Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler." diye ünlediler.<br />
4:43 - 	Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.<br />
4:77 - 	Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez."<br />
4:101 - 	Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.<br />
4:102 - 	Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.<br />
4:103 - 	O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır.<br />
4:142 - 	Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.<br />
4:162 - 	Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.<br />
5:6 - 	Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.<br />
5:12 - 	Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.<br />
5:55 - 	Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.<br />
5:58 - 	Namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır.<br />
5:91 - 	Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?<br />
5:106 - 	Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: "Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz".<br />
6:4 - 	Onlara Rab'lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.<br />
6:72 - 	Bize: "Namazı dosdoğru kılın, Allah'a karşı gelmekten sakının" (diye emredildi), toplanacağınız yer O'nun huzurudur.<br />
6:92 - 	Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.<br />
6:162 - 	De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.<br />
7:170 - 	Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.<br />
8:3 - 	Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.<br />
9:5 - 	Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.<br />
9:11 - 	Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme açıklarız.<br />
9:18 - 	Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır.<br />
9:54 - 	İnfakların onlardan kabul olunmamasına sebep, gerçekte Allah'a ve Resulüne inanmamaları, namaza ancak üşene üşene gelmeleri, verdiklerini de ancak istemeye istemeye vermeleridir.<br />
9:71 - 	Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir.<br />
9:84 - 	Ve onlardan biri ölürse asla namazını kılma ve kabirinin başına gidip durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü tanımadılar. Ve fasık olarak can verdiler.<br />
10:87 - 	Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için Mısır'da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin."<br />
11:87 - 	Dediler ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın."<br />
11:114 - 	Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.<br />
13:22 - 	Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır.<br />
14:31 - 	(Ey Muhammed!) İman eden kullarıma söyle: "Namazı dosdoğru kılsınlar, alış-veriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli (Allah için) harcasınlar."<br />
14:37 - 	"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.<br />
14:40 - 	"Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et!<br />
17:78 - 	Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.<br />
17:79 - 	Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makam-ı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir.<br />
17:110 - 	(Sen onlara) de ki: İster "Allah" deyin, ister "Rahmân" deyin, nasıl çağırırsanız çağırın. En güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da gizli okuma, orta yolu seç.<br />
19:31 - 	"Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti."<br />
19:55 - 	Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.<br />
19:59 - 	Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.)<br />
20:14 - 	Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.<br />
20:132 - 	(Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir.<br />
21:73 - 	Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir.<br />
22:35 - 	Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.<br />
22:41 - 	Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir.<br />
22:78 - 	Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!<br />
23:2 - 	Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,<br />
23:9 - 	Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler,<br />
24:37 - 	Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.<br />
24:56 - 	Hem namazı kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz.<br />
24:58 - 	Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için, ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.<br />
27:3 - 	Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.<br />
29:45 - 	Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.<br />
30:31 - 	Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşrilerden olmayın.<br />
31:4 - 	Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.<br />
31:17 - 	"Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."<br />
32:16 - 	Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.<br />
33:33 - 	Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.<br />
35:18 - 	Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen ancak o kimseleri sakındırısın ki, gaybda Rablerinin korkusunu duyarlar, namazı dürüst kılarlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah'adır.<br />
35:29 - 	Allah'ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.<br />
42:38 - 	Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.<br />
58:13 - 	Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.<br />
62:9 - 	Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah'ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.<br />
62:10 - 	Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.<br />
70:22 - 	Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.<br />
70:23 - 	Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.<br />
70:34 - 	Namazlarına devam ederler.<br />
73:20 - 	Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.<br />
74:43 - 	Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."<br />
75:31 - 	Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.<br />
87:15 - 	Rabbinin adını anıp namaz kılan.<br />
96:10 - 	Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?<br />
98:5 - 	Halbuki onlar, dini sadece Allah'a tahsis ederek, Allah'ı birleyerek, ancak Allah'a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.<br />
107:4 - 	Vay haline o namaz kılanların ki,<br />
107:5 - 	Kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.<br />
108:2 - 	Öyleyse Rabb'in için namaz kıl ve kurban kes.<br />
<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namazda Denge Ve Düzen Yani Tadil-i Erkan Ne Demektir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=30</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 15:53:18 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=30</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=907" target="_blank" title="">Namazda Denge Ve Düzen Yani Tadil-i Erkan Ne Demektir.png</a> (Dosya Boyutu: 265.99 KB / İndirme Sayısı: 234)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Namazda Denge Ve Düzen Yani Tadil-i Erkan Ne Demektir? Tadil-i Erkana Riayet Etmek Nasıl Olur?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">SORU:</span> Namazda tadil-i erkan ne demektir? Tadil-i erkana riayet etmek nasıl olur?<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">CEVAP:</span> Tadil-i erkan, Namaz kılarken acele etmeden, hareketleri yavaş ve sakince yapmaktır. Yani namazda rükû, rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, tam bir sukûnet içinde ve yerli yerinde tam olarak yapmak demektir.<br />
<br />
Örneğin rükuya eğilir eğilmez hemen kalkılmaz. Rükudan kalkınca biraz beklemek belini dik tutmak gerekir. Secdeden kalkınca da öyle. Bunlara tadil-i erkan denir.<br />
<br />
Tadil-i erkan’a riayet’in ölçüsü rüknler arasında Sübhânallah diyecek kadar durmaktan ibarettir. Buna göre, meselâ rükûdan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhânallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhânallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.<br />
<br />
Namazda, özellikle rükûdan sonra ayakta durma ve secdeden sonra oturma konusunda dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bunlar hafif olarak hemen geçiştiriverilen yerlerdir. Buralarda hiçbir şey okunmasa dahi, bir tesbîha miktarı susarak durulmalıdır. Bu kadar durulmaz ise, namazı bozulmamakla beraber kişi günahkâr olur (Tahtâvî, a.g.e., s. 201).<br />
<br />
Allah Teâlâ Kur’an’da, Hz. Peygamber (s.a.s) de hadislerinde namazların gerektiği gibi kılınmasını özellikle belirtmiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu:<br />
“Namaza kalktığın zaman önce güzelce abdestini al. Sonra Kıble’ye dön, tekbir al ve sonra Kur’an’dan bildiklerinden kolayına geleni oku. Sonra tatmin (âzâların sâkin) oluncaya kadar rükû yap. Sonra rükûdan kalk ve (âzâların sâkin oluncaya kadar) dimdik ayakta dur. Sonra tatmin oluncaya kadar secde yap, sonra secdeden kalk ve tatmin oluncaya kadar (iki secde arasında) otur. Sonra namazlarının hepsini bu şekilde kıl. (Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd-Tirmizî-Nesâî-İbni Mâce)<br />
<br />
---------------<br />
Namazda rükû,rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, tam bir sukûnet içinde ve yerli yerinde mutmain olarak yapmaya Tadili Erkan denir.<br />
<br />
Ta’dil, düzeltmek, kuvvetlendirmek demektir. Erkân ise “rükn” ün çoğuludur. Kelime anlamlarıyla ta’dil-i erkân, rükünlerin yerli yerinde yapılmasını ifade etmektedir.<br />
<br />
Allah Teâlâ Kur’an’da, Hz. Peygamber’de hadislerinde namazların gerektiği gibi kılınmasını özellikle belirtmiştir. Kur’an, namaz kılmayı ifade için “namaz kılmak” anlamına gelen “salla” fiili yerine “ekame” fiilini tercih etmiştir ki, bu kelime “hakkını vererek yapmak” anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber de pek çok hadisinde bu konuyu işlemiştir.<br />
<br />
Ebû Hureyre’in rivâyetine göre bir gün Hz. Peygamber mescide girdi. O arada bir adam daha mescide girdi ve namaz kıldı. Sonra Hz. Peygambere gelerek selâm verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Dön ve namazını kıl; çünkü sen namaz kılmadın” buyurdu. Bir başka hadisinde Hz. Peygamber: Rükû ve secdeleri tamamlayın” buyrulmuştur. Diğer bir rivâyette de “Rükû ve secdelerinizi güzel yapın” buyurulmuştur.<br />
<br />
Teberanî’nin el-Kebr’indeki bir hadise göre Hz. Peygamber namaz kılarken rükûyu tam yapmayın, secdeye de yatıp kalkan bir adamı görünce: “Şu adam bu hal,i üzere ölse Muhammed milleti dışında ölmüş olurdu” buyurdu. Huzeyfe rükû ve secdelerini tam yapmayan bir adamı gördü ve adam namazı bitirince, namazının olmadığını, eğer ölmül olsa, sünnet üzere ölmeyeceğini; bir başka rivâyette de, Hz. Muhammed’in yaratıldığı fıtratın dışında bir fıtrat üzere ölmüş olcağını hatırlattı. Ayrıca Hz. Peygamber ahrette kişinin ilk sorguya çekileceği ibadetin namaz olduğunu haber vermektedir. Eğer namazı düzgün ise felah bulmuş, kurtulmuştur. Eğer namaz konusunda başarısız olmuş ise, hüsrana uğramıştır.<br />
<br />
Delâleti zannî olsa da, bu hadislerin bütünü ele alındığında, neredeyse delâleti kat’î gibi görünmektedir. Bu nasslardan yola çıkan İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Ahöed b. Hanbel, İmam Ebû Yûsuf gibi fukahanın çoğunluğu ta’dil-i erkanın farz olduğu görüşündedirler. İmam Ebû Yusuf gibi fukahanın çoğunluğu tadili erkanın farz olduğu görüşündedir.İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre ise, tadili erkan vaciptir.Muhakkik fukaha da bu görüşü tercih etmiştir.Bir gruba göre de tadili erkan vacibe yakın sünnet-i müekkededir.<br />
<br />
Ancak İbnül Hümam’ın naklettiğine göre, İmam Muhammed ve Ebu Hanife’nin bu konudaki görüşlerinin Ebu Yusuf’un görüşüne benzediğini bildiren bir rivayeti vardır.Nitekim İmam Muhammed’e rüku ve sücudda itidalin terki sorulduğunda “namazın caiz olmadığından korkarım” diye cevap vermiştir.Tercih edilen ve muteber olan görüş İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre tadili erkanın vacip olduğu olduğudur.<br />
<br />
Tadili erkanın farz olduğunu söyleyen fukahaya göre bunun terki halinde namaz batıl olur ve tadili erkana riayet ederek yeniden kılmak gerekir.Vacip olduğunu söyleyenlere göre ise sehv secdesi gerekmektedir.<br />
<br />
Tadili erkana riayetin ölçüsü rüknler arasında Sübhanallah diyecek kadar durmaktan ibarettir.Buna göre, mesela rükudan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhanallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhanallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.<br />
<br />
Hanefilerden bazıları rüku ve secdelerde i’tidale riayet etmeyenin namazını iade etmesi gerektiği görüşündedir.Diğer bazısı da tadili erkanın sehven terki halinde sehiv secdesi,kasten terki halinde ise namazın iadesi gerektiği görüşündedir.<br />
<br />
Tadili erkana riayet etmeksizin kılınan namaz,sıfatındaki noksanlık sebebiyle kasır(eksik) edadır.Kasır eda ile ödenmiş yükümlülükteki eksiklik, misli varsa misliyle telafi edilir.Eğer yoksa noksan olanın hükmü sakıt olur ve noksanlıktan dolayı günah terettüp eder.Tadili erkanın misli olmadığından misli ile telafisi mümkün değildir.<br />
<br />
Namazda, özellikle rükudan sonra ayakta durma ve secdeden sonra oturma konusunda dikkatli olmak gerekmektedir.Çünkü bunlar hafif olarak hemen geçiştiriverilen yerlerdir.Buralarda hiçbir şey okunmasa dahi, bir tesbiha miktarı susarak durulmalıdır.Bu kadar durulmaz ise, namazı bozulmamakla beraber kişi günahkar olur.<br />
<br />
-------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Tadili Erkan ne demek ve nasıl yapılır</span><br />
<br />
Namazın rükunlarını birbirine eşit ve denk bir şekilde yapmaya ta'dîl, namazın içindeki farzlara rükun ve çoğuluna erkân denir.<br />
<br />
Ta'dil-i erkân, namazın rükünlerini yerli yerinde ve sırasına uygun yapmaktır. Başka bir söyleyişle kıyamda iken dosdoğru, rükûda iken dümdüz, rükûdan kalkınca beli iyice doğrultup “sübhanallah” diyecek kadar durmak, iki secde arasında yine bir teşbih miktarı kadar oturmak, kısacası her rüknü gerektirdiği gibi yapmaktır.<br />
<br />
Öyleyse Allah'ın huzurunda olduğumuzu düşünerek. Acele etmeden sükûnet içerisinde namazlarımızı kılmalıyız.<br />
<br />
Allah Teâlâ: "Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler" (Mü"minûn 23/ 2) buyurur.<br />
<br />
Ta'dîl-i erkân nasıl yapılır?<br />
<br />
Namazın içinde beş yerde ta'dîl-i erkân vardır; 1-Rükûda 2-Kavmede 3-Birinci secdede 4-Celsede 5-İkinci secdede. Namazı ta'dîl-i erkân ile güzelce kılabilmek için,<br />
<br />
Rükû ve secdelerde acele etmeyip âzâların tam sakinleşmesini beklemeli ve en az bir defa tesbih edecek kadar beklemelidir. Rükûdan doğrulup ayağa kalkmaya kavme ve iki secde arasında biraz oturmaya da celse denir. Kavmede acele etmeyip ayakta biraz dimdik durmalı ve celsede de biraz oturup iki secdeyi hemen peşi peşine yapmamalıdır.<br />
<br />
Daha fazla yük taşıyacağı için, çok katlı binaların direkleri daha kalın demirlerle ve daha kaliteli betonlarla güçlendirildiği gibi, dinin direği olan ve dini taşıyacak olan namazın da ta'dîl-i erkân ile daha fazla güçlendirilmesi zorunludur. Aksi halde binalar çöktüğü gibi din de çöker ve altında kalan insanların hem mânevî hayatı hem de gelecekleri söner.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ta'dil-i Erkan ile ilgili Hadisler</span><br />
<br />
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Sizden biri, rükü ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz.'<br />
Ravi: Ebu Mes'ud el-Bedri<br />
<br />
<br />
Tadili Erkan rükûnları düzgün yapmak anlamına gelir. Namazla ilgili bir terim olarak Tadil-i Erkan; rükûnların hakkını vermek, itminan halinde bulunmak, hareketten sonra durmak yahut kalkması eğilmesinden ayrılacak şekilde iki hareket arasında sükunet bulmaktır. Namazda Tadil-i Erkan; rükûda, rükûdan doğrulmada, secdede iki secde arasındaki oturuşta söz konusu olur. Mesela rükûdan kıyam doğrulurken vücut dimdik bir hale gelmeli ve sükunet bulmalı, en az bir kere "Sübhânallahi'l azîm" (Yüce olan Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih ederim) diyecek kadar ayakta durup sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında bu şekilde bir tespih miktarı durmalıdır. Nitekim Hadîs-i Şerîfte; "Sizden biri, rükû ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz" buyurudur (1) Diğer bir Hadîs-i Şerîfte de rükû ve secdelerin tadil-i erkana uygun olarak yapılması emredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır: "Rükû ve secdeleri yerine getirin, Allah'a yemin olsun, siz secde ve rükû ettikçe ben arkamda olanları da görüyorum" (2). Tadil-i Erkan İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed'e göre vaciptir. Bu iki ayrı görüşten birincisine göre, tadil-i erkan yapılmaksızın kılınan bir namazı yeniden kılmak (iade etmek) gerekir. İkinci görüşe göre ise, Bu durumda yalnız sehiv secdesi etmek yeterlidir. Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha uygundur. Böylece insanlar itilaftan kurtulmuş olur. Namazdan manevi feyiz ve zevk almak isteyenler, namazda tadil-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi saygıya ve edebe aykırı görürler. Ebu Hüreyre -radıyallahü anh- 'den rivayet edildiğine göre; Bir adam mescide gelip rükû ve secdelerinde tadil-i erkana riayet etmeden bir namaz kıldı. Nebi -sallallahü aleyhi ve sellem- de onu gözetliyordu. Adam namazını bitirip geldi, selam verdi ve Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- : -Git tekrar kıl, çünkü sen namaz kılmadın,buyurdu. Adam gidip tekrar kıldı. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tadil-i erkana riayet edinceye kadar, onu üç defa geri çevirdi. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- , bu adama sonunda şöyle demiştir: -Namazı kalktığın zaman, güzelce abdest al, sonra kıbleye ve tekbir al, sonra Kur'an'dan bildiğin sonra kolayına gelen bir yeri oku, sonra rükû et ve organların yatışıncaya kadar rükûda kal, sonra başını kaldırarak iyice doğrul! sonra secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde halinde kal, sonra başını kaldır ve organların yatışıncaya kadar otur! sonra tekrar secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde hakinde kal, sonra bütün namazlarda aynen yap. (3) Tirmizi'nin rivayetinde şu ifade vardır: "Bunu yaptığın zaman, namazın tamam olur; eğer bunlardan noksan yaparsan, namazını da noksan yapmış olursun. " (4) Bir gün Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin yanında hırsızlıktan söz edildi, Efendimiz sordu; - Hırsızlığın hangi çeşidi daha çirkindir? Sahabeler: -Allah ve Resulü daha iyi bilir, diye cevap verdiler. Bunun üzerine İki Cihan Güneşi Efendimiz şöyle buyurdu: -Hırsızların en kötüsü namazdan çalandır. Yani rükûunu, secdesini, hûşu ve kıraatini tam yapmayarak çalandır. -Bu hırsızın eli kesilir mi? dediler. Efendimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- de: -Bilakis kesilir, buyurdular, orada hazır bulunanlar güldüler. (5) Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, namaz kılan fakat kıyam rükû ve celsesinin ahkamını yerine getirmeyen birini gördüğünde şöyle buyurmuştu: -Eğer bu hal üzere ölürsen, kıyamet gününde sana Ümmet-i Muhammed demezler. Rükû ve secdeleri düzgün yapılmayan namaza Allah değer vermez. Nitekim Fahr-i Kainat -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: -Altmış sene namaz kıldığı halde bir tanesi kabul olmaz. Çünkü güzel rükû etse de, secdesini güzel etmez. Secdesi düzgün olsa, Rükûu düzgün olmaz. Zeyd Bin Vehb anlatıyor: Huzeyfe -radıyallahu anh-namaz kılarken sücut ve rükûunu yerine getirmeyen bir kimseyi gördü ve onu çağırıp: -Ne vakitten beri bu şekilde namaz kılarsın? dedi. O kimse de: -Kırk senedir, dedi. Huzeyfe -radıyallahu anh- Buyurdu ki: -Öyleyse sen kırk senedir namaz kılmadın, eğer vefat edersen Muhammed Rasulullah sünneti üzere ölmezsin. (6) Müslüman tadil-i erkana riayet etmeli, namazını acele etmeden ağır ağır, Ruhuna sindirerek, huzur sükun ve hûşu içinde kılmaya çalışmalıdır. 1) Ebu Davud, Salat, 148 2) Buhari, Eyman, 3 3) Müslim, Salat, 45 4) Tirmizi, Mevakit, 110 5) Darimi, Salat, 78 6)Buhari, Ezan, 119<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Tadil-i Erkan’a göre namaz nasıl kılınır?</span><br />
<br />
Namazda rükû, rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, tam bir sukûnet içinde ve yerli yerinde mutmain olarak yapmak.<br />
<br />
Ta’dîl, düzeltmek, kuvvetlendirmek demektir (İbn Manzûr, Lisânü’lArab, XI, 432). Erkân ise “rükn”ün çoğuludur. Kelime anlamlarıyla ta’dîl-i erkân, rükünlerin yerli yerinde yapılmasını ifade etmektedir. loading...<br />
<br />
Allah Teâlâ Kur’an’da, Hz. Peygamber (s.a.s) de hadislerinde namazların gerektiği gibi kılınmasını özellikle belirtmiştir. Kur’an, namaz kılmayı ifade için “namaz kılmak” anlamına gelen “sallâ” fiili yerine “ekame” fiilini tercih etmiştir ki, bu kelime “hakkını vererek yapmak” anlamına gelmektedir. Hz. Paygamber de pek çok hadisinde bu konuyu işlemiştir.<br />
<br />
Ebû Hureyre (r.a)’ın rivâyetine göre bir gün Hz. Peygamber (s.a.s) mescide girdi. O arada bir adam daha mescide girdi ve namaz kıldı. Sonra Hz. Peygambere gelerek selâm verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Dön ve namazını kıl; çünkü sen namaz kılmadın” buyurdu (Buhârî, Eymn, 15; Tirmizî, Salat, 110, İsti’zân, 4; Nesâî, İstiftâh, 7, Tatbîk, 15, Sehv, 67; İbn Mâce, İkâme, 72). Bir başka hadisinde Hz. Peygamber: Rükû ve secdeleri tamamlayın” buyurmuştur (Buharî, Eymân, 3; Müslim, Salât, III; Nesâî, Tatbîk, 16, 60). Diğer bir rivâyette de “Rükû ve secdelerinizi güzel yapın” (Ahmed b. Hanbel Müsned, II, 234, 319, 505) buyurulmuştur.<br />
<br />
Teberanî’nin el-Kebr’indeki bir hadise göre Hz. Peygamber (s.a.s) namaz kılarken rükûyu tam yapmayan, secdeye de yatıp kalkan bir adamı görünce: “Şu adam bu hali üzere ölse Muhammed milleti dışında ölmüş olurdu” buyurdu. Huzeyfe (r.a) rükû ve secdelerini tam yapmayan bir adamı gördü ve adam namazı bitirince, namazının olmadığını, eğer ölmüş olsa, sünnet üzere ölmeyeceğini; bir başka rivâyette de, Hz. Muhammed (s.a.s)’in yaratıldığı fıtratın dışında bir fıtrat üzere ölmüş olacağını hatırlattı (Buhârî, Ezan 119; Nesâî, Sehv, 66; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 384). Ayrıca Hz. Peygamber ahirette kişinin ilk sorguya çekileceği ibadetin namaz olduğunu haber vermektedir. Eğer namazı düzgün ise felah bulmuş, kurtulmuştur. Eğer namaz konusunda başarısız olmuş ise, hüsrana uğramıştır (Tirmizî, Salât, 188; Ebû Dâvud, Salât, 145; Nesâî, Salât, 9, Tahrîm, 2; İbn Mâce, İkâme, 202; Darimı, Salât, 91,…).<br />
<br />
Delâleti zannî olsa da, bu hadîslerin bütünü ele alındığında, neredeyse delâleti kat’î gibi görünmektedir. Bu nasslardan yola çıkan İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, İmam Ebû Yûsuf gibi fukahanın çoğunluğu ta’dîl-i erkanın farz olduğu görüşündedirler. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre ise, ta’dl-i erkân vâciptir. Muhakkîk fukaha da bu görüşü tercih etmiştir. Bir gruba göre de ta’dîl-i erkan vacibe yakın sünnet-i müekkededir (Ali el-Kâr, Risâle fi’l-hâs alâ ta’dîli’l-erkân fi’s-sâlât, Süleymaniye ktp, Es’ad Efendi, nr. 1690, vr. 127b; Tahtâvî, Hâşiye alâ Merâkı’l-felâh, İstanbul 1985, s. 202).<br />
loading...<br />
<br />
Ancak İbnü’l-Hümâm’ın naklettiğine göre, İmam Muhammed ve Ebû Hanîfe’nin bu konudaki görüşlerinin Ebû Yusuf’un görüşüne benzediğini bildiren bir rivâyeti vardır. Nitekim İmam Muhammed’e rükû ve sücûdda i’tidâlin terki sorulduğunda “namazın câiz olmadığından korkarım” diye cevap vermiştir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 128a). Tercih edilen ve muteber olan görüş, İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre ta’dîl-i erkânın vacip olduğu olduğudur (Tahtâvî, Haşiye alâ Merâkı’l-felâh, İstanbul 1985, s. 201).<br />
<br />
Ta’dl-i erkân’ın farz olduğunu söyleyen fukahaya göre, bunun terki halinde namaz bâtıl olur ve ta’dîl-i erkâna riayet ederek yeniden kılmak gerekir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 127b,128a). Vacip olduğunu söyleyenlere göre ise sehv secdesi gerekmektedir.<br />
<br />
Ta’dl-i erkân’a riayet’in ölçüsü rüknler arasında Sübhânallah diyecek kadar durmaktan ibarettir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 128a; Tahtâvî, Hâşiye alâ Merâkı’l felâh, İstanbul, 1985, s. 201). Buna göre, meselâ rükûdan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhânallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhânallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.<br />
<br />
Hanefilerden bazıları rükû ve secdelerde i’tidâle riayet etmeyenin namazını iade etmesi gerektiği görüşündedir. Diğer bazısı da ta’dîl-i erkânın sehven terki halinde sehiv secdesi, kasden terki halinde ise namazın iadesi gerektiği görüşündedir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 128a, 130a-b).<br />
<br />
Ta’dîl-i erkâna riayet etmeksizin kılınan namaz, sıfatındaki noksanlık sebebiyle kâsır (eksik) edâdır. Kasır eda ile ödenmiş yükümlülükteki eksiklik, misli varsa misliyle telâfi edilir. Eğer yoksa noksan olanın hükmü sâkıt olur ve noksanlıktan dolayı günah terettüp eder. Ta’dil-i erkânın misli olmadığından misli ile telâfisi mümkün değildir (Şâşı, el-Usûl, Beyrut 1402/1982, s. 150).<br />
<br />
Namazda, özellikle rükûdan sonra ayakta durma ve secdeden sonra oturma konusunda dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bunlar hafif olarak hemen geçiştiriverilen yerlerdir. Buralarda hiçbir şey okunmasa dahi, bir tesbîha miktarı susarak durulmalıdır. Bu kadar durulmaz ise, namazı bozulmamakla beraber kişi günahkâr olur (Tahtâvî, a.g.e., s. 201).<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=907" target="_blank" title="">Namazda Denge Ve Düzen Yani Tadil-i Erkan Ne Demektir.png</a> (Dosya Boyutu: 265.99 KB / İndirme Sayısı: 234)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Namazda Denge Ve Düzen Yani Tadil-i Erkan Ne Demektir? Tadil-i Erkana Riayet Etmek Nasıl Olur?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">SORU:</span> Namazda tadil-i erkan ne demektir? Tadil-i erkana riayet etmek nasıl olur?<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">CEVAP:</span> Tadil-i erkan, Namaz kılarken acele etmeden, hareketleri yavaş ve sakince yapmaktır. Yani namazda rükû, rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, tam bir sukûnet içinde ve yerli yerinde tam olarak yapmak demektir.<br />
<br />
Örneğin rükuya eğilir eğilmez hemen kalkılmaz. Rükudan kalkınca biraz beklemek belini dik tutmak gerekir. Secdeden kalkınca da öyle. Bunlara tadil-i erkan denir.<br />
<br />
Tadil-i erkan’a riayet’in ölçüsü rüknler arasında Sübhânallah diyecek kadar durmaktan ibarettir. Buna göre, meselâ rükûdan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhânallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhânallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.<br />
<br />
Namazda, özellikle rükûdan sonra ayakta durma ve secdeden sonra oturma konusunda dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bunlar hafif olarak hemen geçiştiriverilen yerlerdir. Buralarda hiçbir şey okunmasa dahi, bir tesbîha miktarı susarak durulmalıdır. Bu kadar durulmaz ise, namazı bozulmamakla beraber kişi günahkâr olur (Tahtâvî, a.g.e., s. 201).<br />
<br />
Allah Teâlâ Kur’an’da, Hz. Peygamber (s.a.s) de hadislerinde namazların gerektiği gibi kılınmasını özellikle belirtmiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu:<br />
“Namaza kalktığın zaman önce güzelce abdestini al. Sonra Kıble’ye dön, tekbir al ve sonra Kur’an’dan bildiklerinden kolayına geleni oku. Sonra tatmin (âzâların sâkin) oluncaya kadar rükû yap. Sonra rükûdan kalk ve (âzâların sâkin oluncaya kadar) dimdik ayakta dur. Sonra tatmin oluncaya kadar secde yap, sonra secdeden kalk ve tatmin oluncaya kadar (iki secde arasında) otur. Sonra namazlarının hepsini bu şekilde kıl. (Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd-Tirmizî-Nesâî-İbni Mâce)<br />
<br />
---------------<br />
Namazda rükû,rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, tam bir sukûnet içinde ve yerli yerinde mutmain olarak yapmaya Tadili Erkan denir.<br />
<br />
Ta’dil, düzeltmek, kuvvetlendirmek demektir. Erkân ise “rükn” ün çoğuludur. Kelime anlamlarıyla ta’dil-i erkân, rükünlerin yerli yerinde yapılmasını ifade etmektedir.<br />
<br />
Allah Teâlâ Kur’an’da, Hz. Peygamber’de hadislerinde namazların gerektiği gibi kılınmasını özellikle belirtmiştir. Kur’an, namaz kılmayı ifade için “namaz kılmak” anlamına gelen “salla” fiili yerine “ekame” fiilini tercih etmiştir ki, bu kelime “hakkını vererek yapmak” anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber de pek çok hadisinde bu konuyu işlemiştir.<br />
<br />
Ebû Hureyre’in rivâyetine göre bir gün Hz. Peygamber mescide girdi. O arada bir adam daha mescide girdi ve namaz kıldı. Sonra Hz. Peygambere gelerek selâm verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Dön ve namazını kıl; çünkü sen namaz kılmadın” buyurdu. Bir başka hadisinde Hz. Peygamber: Rükû ve secdeleri tamamlayın” buyrulmuştur. Diğer bir rivâyette de “Rükû ve secdelerinizi güzel yapın” buyurulmuştur.<br />
<br />
Teberanî’nin el-Kebr’indeki bir hadise göre Hz. Peygamber namaz kılarken rükûyu tam yapmayın, secdeye de yatıp kalkan bir adamı görünce: “Şu adam bu hal,i üzere ölse Muhammed milleti dışında ölmüş olurdu” buyurdu. Huzeyfe rükû ve secdelerini tam yapmayan bir adamı gördü ve adam namazı bitirince, namazının olmadığını, eğer ölmül olsa, sünnet üzere ölmeyeceğini; bir başka rivâyette de, Hz. Muhammed’in yaratıldığı fıtratın dışında bir fıtrat üzere ölmüş olcağını hatırlattı. Ayrıca Hz. Peygamber ahrette kişinin ilk sorguya çekileceği ibadetin namaz olduğunu haber vermektedir. Eğer namazı düzgün ise felah bulmuş, kurtulmuştur. Eğer namaz konusunda başarısız olmuş ise, hüsrana uğramıştır.<br />
<br />
Delâleti zannî olsa da, bu hadislerin bütünü ele alındığında, neredeyse delâleti kat’î gibi görünmektedir. Bu nasslardan yola çıkan İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Ahöed b. Hanbel, İmam Ebû Yûsuf gibi fukahanın çoğunluğu ta’dil-i erkanın farz olduğu görüşündedirler. İmam Ebû Yusuf gibi fukahanın çoğunluğu tadili erkanın farz olduğu görüşündedir.İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre ise, tadili erkan vaciptir.Muhakkik fukaha da bu görüşü tercih etmiştir.Bir gruba göre de tadili erkan vacibe yakın sünnet-i müekkededir.<br />
<br />
Ancak İbnül Hümam’ın naklettiğine göre, İmam Muhammed ve Ebu Hanife’nin bu konudaki görüşlerinin Ebu Yusuf’un görüşüne benzediğini bildiren bir rivayeti vardır.Nitekim İmam Muhammed’e rüku ve sücudda itidalin terki sorulduğunda “namazın caiz olmadığından korkarım” diye cevap vermiştir.Tercih edilen ve muteber olan görüş İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre tadili erkanın vacip olduğu olduğudur.<br />
<br />
Tadili erkanın farz olduğunu söyleyen fukahaya göre bunun terki halinde namaz batıl olur ve tadili erkana riayet ederek yeniden kılmak gerekir.Vacip olduğunu söyleyenlere göre ise sehv secdesi gerekmektedir.<br />
<br />
Tadili erkana riayetin ölçüsü rüknler arasında Sübhanallah diyecek kadar durmaktan ibarettir.Buna göre, mesela rükudan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhanallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhanallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.<br />
<br />
Hanefilerden bazıları rüku ve secdelerde i’tidale riayet etmeyenin namazını iade etmesi gerektiği görüşündedir.Diğer bazısı da tadili erkanın sehven terki halinde sehiv secdesi,kasten terki halinde ise namazın iadesi gerektiği görüşündedir.<br />
<br />
Tadili erkana riayet etmeksizin kılınan namaz,sıfatındaki noksanlık sebebiyle kasır(eksik) edadır.Kasır eda ile ödenmiş yükümlülükteki eksiklik, misli varsa misliyle telafi edilir.Eğer yoksa noksan olanın hükmü sakıt olur ve noksanlıktan dolayı günah terettüp eder.Tadili erkanın misli olmadığından misli ile telafisi mümkün değildir.<br />
<br />
Namazda, özellikle rükudan sonra ayakta durma ve secdeden sonra oturma konusunda dikkatli olmak gerekmektedir.Çünkü bunlar hafif olarak hemen geçiştiriverilen yerlerdir.Buralarda hiçbir şey okunmasa dahi, bir tesbiha miktarı susarak durulmalıdır.Bu kadar durulmaz ise, namazı bozulmamakla beraber kişi günahkar olur.<br />
<br />
-------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Tadili Erkan ne demek ve nasıl yapılır</span><br />
<br />
Namazın rükunlarını birbirine eşit ve denk bir şekilde yapmaya ta'dîl, namazın içindeki farzlara rükun ve çoğuluna erkân denir.<br />
<br />
Ta'dil-i erkân, namazın rükünlerini yerli yerinde ve sırasına uygun yapmaktır. Başka bir söyleyişle kıyamda iken dosdoğru, rükûda iken dümdüz, rükûdan kalkınca beli iyice doğrultup “sübhanallah” diyecek kadar durmak, iki secde arasında yine bir teşbih miktarı kadar oturmak, kısacası her rüknü gerektirdiği gibi yapmaktır.<br />
<br />
Öyleyse Allah'ın huzurunda olduğumuzu düşünerek. Acele etmeden sükûnet içerisinde namazlarımızı kılmalıyız.<br />
<br />
Allah Teâlâ: "Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler" (Mü"minûn 23/ 2) buyurur.<br />
<br />
Ta'dîl-i erkân nasıl yapılır?<br />
<br />
Namazın içinde beş yerde ta'dîl-i erkân vardır; 1-Rükûda 2-Kavmede 3-Birinci secdede 4-Celsede 5-İkinci secdede. Namazı ta'dîl-i erkân ile güzelce kılabilmek için,<br />
<br />
Rükû ve secdelerde acele etmeyip âzâların tam sakinleşmesini beklemeli ve en az bir defa tesbih edecek kadar beklemelidir. Rükûdan doğrulup ayağa kalkmaya kavme ve iki secde arasında biraz oturmaya da celse denir. Kavmede acele etmeyip ayakta biraz dimdik durmalı ve celsede de biraz oturup iki secdeyi hemen peşi peşine yapmamalıdır.<br />
<br />
Daha fazla yük taşıyacağı için, çok katlı binaların direkleri daha kalın demirlerle ve daha kaliteli betonlarla güçlendirildiği gibi, dinin direği olan ve dini taşıyacak olan namazın da ta'dîl-i erkân ile daha fazla güçlendirilmesi zorunludur. Aksi halde binalar çöktüğü gibi din de çöker ve altında kalan insanların hem mânevî hayatı hem de gelecekleri söner.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ta'dil-i Erkan ile ilgili Hadisler</span><br />
<br />
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Sizden biri, rükü ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz.'<br />
Ravi: Ebu Mes'ud el-Bedri<br />
<br />
<br />
Tadili Erkan rükûnları düzgün yapmak anlamına gelir. Namazla ilgili bir terim olarak Tadil-i Erkan; rükûnların hakkını vermek, itminan halinde bulunmak, hareketten sonra durmak yahut kalkması eğilmesinden ayrılacak şekilde iki hareket arasında sükunet bulmaktır. Namazda Tadil-i Erkan; rükûda, rükûdan doğrulmada, secdede iki secde arasındaki oturuşta söz konusu olur. Mesela rükûdan kıyam doğrulurken vücut dimdik bir hale gelmeli ve sükunet bulmalı, en az bir kere "Sübhânallahi'l azîm" (Yüce olan Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih ederim) diyecek kadar ayakta durup sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında bu şekilde bir tespih miktarı durmalıdır. Nitekim Hadîs-i Şerîfte; "Sizden biri, rükû ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz" buyurudur (1) Diğer bir Hadîs-i Şerîfte de rükû ve secdelerin tadil-i erkana uygun olarak yapılması emredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır: "Rükû ve secdeleri yerine getirin, Allah'a yemin olsun, siz secde ve rükû ettikçe ben arkamda olanları da görüyorum" (2). Tadil-i Erkan İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed'e göre vaciptir. Bu iki ayrı görüşten birincisine göre, tadil-i erkan yapılmaksızın kılınan bir namazı yeniden kılmak (iade etmek) gerekir. İkinci görüşe göre ise, Bu durumda yalnız sehiv secdesi etmek yeterlidir. Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha uygundur. Böylece insanlar itilaftan kurtulmuş olur. Namazdan manevi feyiz ve zevk almak isteyenler, namazda tadil-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi saygıya ve edebe aykırı görürler. Ebu Hüreyre -radıyallahü anh- 'den rivayet edildiğine göre; Bir adam mescide gelip rükû ve secdelerinde tadil-i erkana riayet etmeden bir namaz kıldı. Nebi -sallallahü aleyhi ve sellem- de onu gözetliyordu. Adam namazını bitirip geldi, selam verdi ve Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- : -Git tekrar kıl, çünkü sen namaz kılmadın,buyurdu. Adam gidip tekrar kıldı. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tadil-i erkana riayet edinceye kadar, onu üç defa geri çevirdi. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- , bu adama sonunda şöyle demiştir: -Namazı kalktığın zaman, güzelce abdest al, sonra kıbleye ve tekbir al, sonra Kur'an'dan bildiğin sonra kolayına gelen bir yeri oku, sonra rükû et ve organların yatışıncaya kadar rükûda kal, sonra başını kaldırarak iyice doğrul! sonra secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde halinde kal, sonra başını kaldır ve organların yatışıncaya kadar otur! sonra tekrar secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde hakinde kal, sonra bütün namazlarda aynen yap. (3) Tirmizi'nin rivayetinde şu ifade vardır: "Bunu yaptığın zaman, namazın tamam olur; eğer bunlardan noksan yaparsan, namazını da noksan yapmış olursun. " (4) Bir gün Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin yanında hırsızlıktan söz edildi, Efendimiz sordu; - Hırsızlığın hangi çeşidi daha çirkindir? Sahabeler: -Allah ve Resulü daha iyi bilir, diye cevap verdiler. Bunun üzerine İki Cihan Güneşi Efendimiz şöyle buyurdu: -Hırsızların en kötüsü namazdan çalandır. Yani rükûunu, secdesini, hûşu ve kıraatini tam yapmayarak çalandır. -Bu hırsızın eli kesilir mi? dediler. Efendimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- de: -Bilakis kesilir, buyurdular, orada hazır bulunanlar güldüler. (5) Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, namaz kılan fakat kıyam rükû ve celsesinin ahkamını yerine getirmeyen birini gördüğünde şöyle buyurmuştu: -Eğer bu hal üzere ölürsen, kıyamet gününde sana Ümmet-i Muhammed demezler. Rükû ve secdeleri düzgün yapılmayan namaza Allah değer vermez. Nitekim Fahr-i Kainat -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: -Altmış sene namaz kıldığı halde bir tanesi kabul olmaz. Çünkü güzel rükû etse de, secdesini güzel etmez. Secdesi düzgün olsa, Rükûu düzgün olmaz. Zeyd Bin Vehb anlatıyor: Huzeyfe -radıyallahu anh-namaz kılarken sücut ve rükûunu yerine getirmeyen bir kimseyi gördü ve onu çağırıp: -Ne vakitten beri bu şekilde namaz kılarsın? dedi. O kimse de: -Kırk senedir, dedi. Huzeyfe -radıyallahu anh- Buyurdu ki: -Öyleyse sen kırk senedir namaz kılmadın, eğer vefat edersen Muhammed Rasulullah sünneti üzere ölmezsin. (6) Müslüman tadil-i erkana riayet etmeli, namazını acele etmeden ağır ağır, Ruhuna sindirerek, huzur sükun ve hûşu içinde kılmaya çalışmalıdır. 1) Ebu Davud, Salat, 148 2) Buhari, Eyman, 3 3) Müslim, Salat, 45 4) Tirmizi, Mevakit, 110 5) Darimi, Salat, 78 6)Buhari, Ezan, 119<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Tadil-i Erkan’a göre namaz nasıl kılınır?</span><br />
<br />
Namazda rükû, rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, tam bir sukûnet içinde ve yerli yerinde mutmain olarak yapmak.<br />
<br />
Ta’dîl, düzeltmek, kuvvetlendirmek demektir (İbn Manzûr, Lisânü’lArab, XI, 432). Erkân ise “rükn”ün çoğuludur. Kelime anlamlarıyla ta’dîl-i erkân, rükünlerin yerli yerinde yapılmasını ifade etmektedir. loading...<br />
<br />
Allah Teâlâ Kur’an’da, Hz. Peygamber (s.a.s) de hadislerinde namazların gerektiği gibi kılınmasını özellikle belirtmiştir. Kur’an, namaz kılmayı ifade için “namaz kılmak” anlamına gelen “sallâ” fiili yerine “ekame” fiilini tercih etmiştir ki, bu kelime “hakkını vererek yapmak” anlamına gelmektedir. Hz. Paygamber de pek çok hadisinde bu konuyu işlemiştir.<br />
<br />
Ebû Hureyre (r.a)’ın rivâyetine göre bir gün Hz. Peygamber (s.a.s) mescide girdi. O arada bir adam daha mescide girdi ve namaz kıldı. Sonra Hz. Peygambere gelerek selâm verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Dön ve namazını kıl; çünkü sen namaz kılmadın” buyurdu (Buhârî, Eymn, 15; Tirmizî, Salat, 110, İsti’zân, 4; Nesâî, İstiftâh, 7, Tatbîk, 15, Sehv, 67; İbn Mâce, İkâme, 72). Bir başka hadisinde Hz. Peygamber: Rükû ve secdeleri tamamlayın” buyurmuştur (Buharî, Eymân, 3; Müslim, Salât, III; Nesâî, Tatbîk, 16, 60). Diğer bir rivâyette de “Rükû ve secdelerinizi güzel yapın” (Ahmed b. Hanbel Müsned, II, 234, 319, 505) buyurulmuştur.<br />
<br />
Teberanî’nin el-Kebr’indeki bir hadise göre Hz. Peygamber (s.a.s) namaz kılarken rükûyu tam yapmayan, secdeye de yatıp kalkan bir adamı görünce: “Şu adam bu hali üzere ölse Muhammed milleti dışında ölmüş olurdu” buyurdu. Huzeyfe (r.a) rükû ve secdelerini tam yapmayan bir adamı gördü ve adam namazı bitirince, namazının olmadığını, eğer ölmüş olsa, sünnet üzere ölmeyeceğini; bir başka rivâyette de, Hz. Muhammed (s.a.s)’in yaratıldığı fıtratın dışında bir fıtrat üzere ölmüş olacağını hatırlattı (Buhârî, Ezan 119; Nesâî, Sehv, 66; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 384). Ayrıca Hz. Peygamber ahirette kişinin ilk sorguya çekileceği ibadetin namaz olduğunu haber vermektedir. Eğer namazı düzgün ise felah bulmuş, kurtulmuştur. Eğer namaz konusunda başarısız olmuş ise, hüsrana uğramıştır (Tirmizî, Salât, 188; Ebû Dâvud, Salât, 145; Nesâî, Salât, 9, Tahrîm, 2; İbn Mâce, İkâme, 202; Darimı, Salât, 91,…).<br />
<br />
Delâleti zannî olsa da, bu hadîslerin bütünü ele alındığında, neredeyse delâleti kat’î gibi görünmektedir. Bu nasslardan yola çıkan İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, İmam Ebû Yûsuf gibi fukahanın çoğunluğu ta’dîl-i erkanın farz olduğu görüşündedirler. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre ise, ta’dl-i erkân vâciptir. Muhakkîk fukaha da bu görüşü tercih etmiştir. Bir gruba göre de ta’dîl-i erkan vacibe yakın sünnet-i müekkededir (Ali el-Kâr, Risâle fi’l-hâs alâ ta’dîli’l-erkân fi’s-sâlât, Süleymaniye ktp, Es’ad Efendi, nr. 1690, vr. 127b; Tahtâvî, Hâşiye alâ Merâkı’l-felâh, İstanbul 1985, s. 202).<br />
loading...<br />
<br />
Ancak İbnü’l-Hümâm’ın naklettiğine göre, İmam Muhammed ve Ebû Hanîfe’nin bu konudaki görüşlerinin Ebû Yusuf’un görüşüne benzediğini bildiren bir rivâyeti vardır. Nitekim İmam Muhammed’e rükû ve sücûdda i’tidâlin terki sorulduğunda “namazın câiz olmadığından korkarım” diye cevap vermiştir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 128a). Tercih edilen ve muteber olan görüş, İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre ta’dîl-i erkânın vacip olduğu olduğudur (Tahtâvî, Haşiye alâ Merâkı’l-felâh, İstanbul 1985, s. 201).<br />
<br />
Ta’dl-i erkân’ın farz olduğunu söyleyen fukahaya göre, bunun terki halinde namaz bâtıl olur ve ta’dîl-i erkâna riayet ederek yeniden kılmak gerekir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 127b,128a). Vacip olduğunu söyleyenlere göre ise sehv secdesi gerekmektedir.<br />
<br />
Ta’dl-i erkân’a riayet’in ölçüsü rüknler arasında Sübhânallah diyecek kadar durmaktan ibarettir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 128a; Tahtâvî, Hâşiye alâ Merâkı’l felâh, İstanbul, 1985, s. 201). Buna göre, meselâ rükûdan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhânallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhânallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.<br />
<br />
Hanefilerden bazıları rükû ve secdelerde i’tidâle riayet etmeyenin namazını iade etmesi gerektiği görüşündedir. Diğer bazısı da ta’dîl-i erkânın sehven terki halinde sehiv secdesi, kasden terki halinde ise namazın iadesi gerektiği görüşündedir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 128a, 130a-b).<br />
<br />
Ta’dîl-i erkâna riayet etmeksizin kılınan namaz, sıfatındaki noksanlık sebebiyle kâsır (eksik) edâdır. Kasır eda ile ödenmiş yükümlülükteki eksiklik, misli varsa misliyle telâfi edilir. Eğer yoksa noksan olanın hükmü sâkıt olur ve noksanlıktan dolayı günah terettüp eder. Ta’dil-i erkânın misli olmadığından misli ile telâfisi mümkün değildir (Şâşı, el-Usûl, Beyrut 1402/1982, s. 150).<br />
<br />
Namazda, özellikle rükûdan sonra ayakta durma ve secdeden sonra oturma konusunda dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bunlar hafif olarak hemen geçiştiriverilen yerlerdir. Buralarda hiçbir şey okunmasa dahi, bir tesbîha miktarı susarak durulmalıdır. Bu kadar durulmaz ise, namazı bozulmamakla beraber kişi günahkâr olur (Tahtâvî, a.g.e., s. 201).<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[islamda Vakit ve Önemi ve Namaz Vakitleri Hakkında Önemli Bilgiler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=29</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 11:32:34 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=29</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">islamda Vakit ve Önemi ve Namaz Vakitleri Hakkında Önemli Bilgiler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">VAKIT</span><br />
<br />
Arapça "vekate-yekıtu" fiilinden "vakt" mastarı vakit koymak, vakit tayın etmek demektir. Vakt bir isim olarak vakit, zaman, süreç anlamına gelir. Çoğulu "evkât" tır.<br />
<br />
Vakit bazı ibadetlerin yükümlünün üzerine farz olması için bir sebeptir. Vakit girmedikçe farz da meydana gelmez. Mesela Ramazan ayının girmesi orucun farz olmasına sebeptir. Hadiste, " Ramazan hilâlini görünce oruç tutunuz, Şevval hilâlini görünce de oruç yeyiniz" (Buhârî, Savm, II; Müslim, Sıyâm, 4,18) buyurulur. Diğer yandan Kur`ân-ı Kerîm`de; "Sizden kim Ramazan ayına yetişirse, onu oruçlu geçirsin" (el-Bakara, 2/185) buyurularak, farz olan orucun vakti belirlenmiştir. Diğer yandan günlük tutulan orucun da kendi vakti, ikinci fecirden güneşin batmasına kadar olan süredir. Bu süre Kur`ân`da "Ramazan gecesinde ak iplik kara iplikten ayırdedilinceye kadar yeyin için, sonra geceye kadar yani güneş batıncaya kadar orucu tamamlayın" (el-Bakara, 2/187) âyetiyle belirlenir.<br />
<br />
Hac ibadetinde diğer şartların bulunması yanında Zilhicce ayının girmesi ve Arefe günü ihramlı olarak Arafat`ta vakfede hazır bulunulması şarttır. Bu yüzden Hicaz`a gitme imkânı bulduğu halde hac günlerinden önce vefat eden kimseye hac farz olmaz.<br />
<br />
Zekât bakımından da, Müslüman, akıllı, ergin olma ve asl ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip bulunma yanında bir kamerî yılın da vakit olarak geçmesi gerekir. Bu süre geçmeden yoksul düşme veya vefat etme durumunda zekât farz olmaz.<br />
<br />
Vakit, namazın şartlarından bir tanesidir. Namaza başlamadan önce bulunması gereken farzlar altı tane olup şunlardır: a) Hadaten temizlenme, b) Necasetten temizlenme, c) Avret yerini örtmek, d) Kabeye yönelmek, e) Vakit, f) Niyet. Bunlara "namazın şartları" da denir.<br />
<br />
Farz namazlar ile bunların sünnetleri, vitir namazı, teravih ve bayram namazları için belirli vakitler konulmuştur. Farz namazları sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı namazlarıdır. Cuma namazı da öğle namazı yerine geçer. Vaktinden önce kılınacak farz namaz sahih olmadığı gibi, vaktinden sonraya bırakılan namaz da kazaya kalmış olur. Kur`ân-ı Kerîm`de şöyle buyurulur: "Şüphesiz namaz, mü`minler üzerine vakit ile belirlenmiş olarak farz kılınmıştır" (en-Nisâ, 4/103).<br />
<br />
Cebrâil aleyhisselâm, Hz. Peygamber`e beş vakit farz namazların başlangıç ve sonunu şöyle belirlemiştir: "Câbir (r.a)`ten rivayete göre şöyle demiştir: "Cebrail (a.s) Allah elçisine gelerek "Kalk namaz kıl" demiştir. Hz. Peygamber güneş tepe noktasından batıya meylettiği zaman öğle namazı kılmıştır. Sonra Cebrâil (a.s) yine ikindi vaktinde gelerek, namaz kılmasını istemiş, Rasûlüllah (s.a.s) kalkıp ikindi namazını kalmıştır. Sonra akşam vaktinde gelip, namaz kılmasını söylemiş, Hz. Peygamber de güneş batınca akşam namazını kılmıştır. Sonra yatsı vaktinde gelip, namaz kılmasını söylemiş ve Hz. Peygamber aydınlık kaybolunca yatsı namazını kılmıştır. Sonra Cebrâil (a.s) sabah vaktinde gelerek, namaz kılmasını söylemiş, Hz. Peygamber de fecr-i sadığın hemen ardından sabah namazını kılmıştır. Sonra ertesi gün öğle vaktinde gelerek, namaz kılmasını söylemiş, Hz. Peygamber, her şeyin gölgesi bir misli uzadığı bir sırada öğle namazını kılmıştır. Sonra ikindi vaktinde gelip, namaz kılmasını söylemiş, o da ikindi namazını her şeyin gölgesini iki katına uzadığı bir sırada kılmıştır. Sonra akşamleyin aynı vakitte geldi ve önceki günün vaktinde kıldırdı. Sonra yatsı vaktinde gecenin yarısı geçtikten sonra veya gecenin üçte biri geçtikten sonra geldi ve Hz. Peygamber yatsı namazını kıldı. Sonra ortalık iyice aydınlanınca geldi ve namaz kılmasını söyledi. O da sabah namazını kıldı. Sonra Cebrâil (a.s) şöyle dedi: "Bu iki vaktin arası sabah vaktidir" (Buhârî, Mevâkît, 24, Ezan,162; Tirmizî, Salât,1; Ahmed b. Hanbpl, I, 382, III, 330, 331, 352, IV, 416; eş-Şevkânî; Neylü`l Evtâr, I, 300). Buhârı, bu hadisin namazların vakitleri konusunda en sağlam hadis olduğunu söylemiştir. Hadis, akşam namazı dışındaki namazların iki vakti olduğuna, başka bir deyimle iki vakit arasında kılınabileceğine delâlet etmektedir (eş-Şevkânî, a.g.e., I, 300).<br />
<br />
-------------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zaman nasıl kullanılır, zaman tanzimi konusunda bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Boş yere geçen her ânın, pek çok fırsatları da beraberinde götürdüğü kabul etmemiz gereken bir gerçektir. Çünkü insanın vakti dünyanın ömrüne nisbetle çok az ve kısadır. Bu bakımdan, tek bir saniyesi dahi altından daha kıymetli olan zamanın, ebedî hayata nur ve ışık tutacak meşguliyetlerle geçmesi gerekir. Bunun için, mü’minin ibadeti ve işi bir hayır üzere olduğu gibi, geriye kalan zamanı da mânâsız olmamalı, meşru dairede yaşanmalıdır. Tâ ki, bir taraftan kazanırken, diğer yandan kaybetmiş olmasın.<br />
<br />
Zamanımızda, insanın zamanını katleden o kadar lüzumsuz meşguliyetler vardır ki, bunlardan birçoğu maddî ve mânevî gelişmeye bir sahip olmadığı gibi, insanı yaratılış hikmetinden uzaklaştırdığı da bir gerçektir. İşte, insan bu çeşit gayesiz ve hedefsiz şeylerden kendisini ne kadar çekip çevirse o derece kâr içinde olur.<br />
<br />
    “İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit.”(Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Hayata atılan bir kimsenin başarılı olmasında onun “zaman” anlayışının büyük önemi vardır. Zaman konusunda araştırma yapan sosyologlar ileri ve geri memleketler arasında zaman kavramının farklı telakki edildiği müşahede edilmiştir. Onlara göre ileri memleketlerde işlerin, önceden, zamana göre tanzimi ve her işin, ona tahsis edilen zaman dilimi içinde yapılması şarttır. Takvime göre hareket, hayatın disipline edilmesi, insan ömrünün azami şekilde verimli kılınması demektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KUR'AN'DA ZAMAN</span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim, üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır. Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir. Hatta asıl gaye budur denilebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli:</span><br />
<br />
“Zaman” lügat açısından “uzun veya kısa vakit” anlamına gelir. Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır. Bu kelime lügat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti” demektir. Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir. Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır.<br />
<br />
Arapçada “Leyl” (gece) kelimesi güneşin batması ile, sabahleyin fecr-i sadık denilen ikinci fecrin doğuşuna kadar geçen zamanı ifade eder. Geri kalan müddete de nehar (gündüz) denir. Kur 'an-ı Kerim'de gündüz (nehar) 57, gece (leyl) 92 kere zikredilir. Gece müddeti, yıllık olarak ele alınınca günün tam yarısı eder. Bu nedenle azami ölçüde değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Farz namazların mühim gayelerinden biri, Müslüman kimseye, günlük zamanı taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır. Kıyamu'l-leyl (gece kalkışı)'e Kur'an-ı Kerim önem vermektedir. Büyük İslam medeniyetlerinin parlama dönemlerini hazırlayanların hayatında gece kalkışı önemli yer tutar. Kıyamu'l-leyl Peygamber Efendimiz'e (asm) farzdı, fakat ümmetine nafiledir. Bu sünnet Kur'an-ı Kerim'in emridir.<br />
<br />
    “Rabbin adını sabah-akşam an (zikret). Geceleyin O'na secde et. O'nu geceleri uzun uzun tesbih et.” (İnsan, 76/26).<br />
<br />
    “Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetinden dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu?” (Zümer, 39/9).<br />
<br />
Fakat daha sonra (8 ayda 10 yıl arasında değişen bir müddet sonra geldiği belirtilir). Kur'an-ı Kerim'de gece kalkışıyla alakalı hafifletmeler ifade edilmiştir. Hastalar, cihada çıkanlar gibi mazeretliler muaf tutulmuştur. Gece kalkılacak müddet enaz gecenin dörtte biri, en fazla dörtte üçü olarak belirtilmiştir. Bu farklılık gecenin uzunluğundan dolayıdır. Kıyamu'l-leyl öncelikle ibadet, yani namaz ve tilavet-i Kur'an içindir. İlimle de meşgul olunabilir. Kıyamu'l-leyli Kur'an-ı Kerim'de gece kelimesinin gündüz kelimesinden çok zikredilmesi ve bu emrin Pegamber Efendimize (asm)'e peygamberliğinin ilk yıllarında verilmesi önemli kılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ZAMANLA İLGİLİ TELAKKİ VE TEDBİRLER</span><br />
<br />
Vicdani tedbirleri almaya telakki diyoruz. İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için, ömrünün her gününü aynı tarzda geçirmemelidir. Bazı aylar, bazı saatler diğerlerine nazaran farklı olmalıdır. Dinimizdeki mübarek aylar ve günlerle bu sağlanmaktadır. Bu farklı değerdeki aylar, günler sayesinde insanda hasıl olabilecek monotonluk kırılmaktadır. Ahirete inanan, her gününden, her saatinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde duyan bir kimse için zaman değerlendirmede mühim bir telakki, ömrünü içinde bulunduğu gün bilmesidir. Birçok fenalıkların kaynağı tûl-i emel denilen uzun yaşama vehmi kabul edilmiştir.<br />
<br />
İslam dini günlük zamanı üç ana maksada uygun olarak programa bağlamamızı emreder;<br />
<br />
1. İbadet<br />
<br />
2. Rızkın kazanılması<br />
<br />
3. Hayatımızı murakabe ve tefekkür<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (asm) günlere göre haftalık, vakitlere göre günlük programlara tabi kılmıştır. Peygamber Efendimiz (asm) haftalık belli günlerde aynı işleri yapmaktadır. Günlük ise muvakkat işler ki bunlar önceden programlanmaksızın zuhur eden işlerdir. Bir heyetin kabulü, bir yabancının müracaatı , bir ihtiyacın zuhuru gibi. Bunlar imkan nisbetinde tanzime çalışılmıştır. Mutad işlerse aynı günlerde aynı vakitlerde yapılmaktadır. Her işe belli müddet vardır. O iş hergün aynı müddet içinde tamamlanmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İSLAMDA TATİL VE İSTİRAHAT</span><br />
<br />
Tatil kelimesi boş vakit anlamında kullanılacaktır. İslam tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz. Kur'an-ı Kerim'de bize meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir. Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz. Müslümanlar, Yahudiler ve Hrıstiyanlar gibi tamamen “işsiz” geçirilecek bir haftalık tatil anlayışından uzak olmalıdır. Eğlencede şehvet duyma ve fitne çıkarma ihtimali halinde, nazarın haram olduğunda ittifak vardır.<br />
<br />
“İslam boş zaman kabul etmez.” derken, istirahatı reddeder manası çıkarılmamalıdır. Kur'an-ı Kerim'de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir.<br />
<br />
    “Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır.” (Furkan, 25/47).<br />
<br />
    “Allah sizin için meskenlerinizi huzur ve sükun yeri kıldı...” (Nahl, 16/80).<br />
<br />
Yasak oyun ve eğlenceler; kumar oyunları, hayvanlarla oynamak, içkili, çalgılı, kadınlı eğlencelerdir. Bazı oyunların faydalılık yani cihada hazırlık yönü galebe çalar. Bu yüzden Hz. Peygamber (asm) onları ısrarla teşvik etmiştir. Bu gruba yüzme, atma, binme, koşma ve güreş girer.<br />
<br />
Meşru eğlence fırsatları ise çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ</span><br />
<br />
İslam alimlerinin zaman konusundaki müşterek telakkileri şöyledir: “Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybdadır, öyleyse mevcut olan senin içinde bulunduğun şu andır.” İslam alimleri yemek-zaman, insanlarla münasebet, her an meşguliyet, son nefese kadar gayret ilişkisine vermiştir. Yemek-zaman ilişkisini minimum azaltmak için, ufalayıp tirit şeklinde ekmek yemekle, normal ekmek yemek arasındaki farkı bile hesaplamışlardır. Davut et-Tai bu zamanda 50 ayet okunacak kadar fark olduğunu tespit etmiştir. İmam Ebu Yusuf ise son nefesine kadar ilmi meşguliyette bulunmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">SONUÇ:</span><br />
<br />
Her şey imanda düğümlenmektedir. Bu sebeple, dinimiz kuru iman ve tatbikatı olmayan ilme itibar etmemiştir. Tatbikatı olmayan ilme “faydasız ilim” demiştir.<br />
<br />
Gençliğin daha sağlıklı, daha verimli kılınması için zamanla ilgili bazı prensipler şunlardır.<br />
<br />
1. Gençliğe zaman şuuru verilmelidir.<br />
<br />
2. Yıllık, aylık, haftalık, günlük planlar yapma, bu planlara uyma.<br />
<br />
3. Gecenin değerlendirilmesi ayrı bir mesele olarak ele alınmalı, uyku miktarı iyice öğretilmelidir.<br />
<br />
4. Devlet, yaş safhalarına göre kazandırılması gereken telakki ve alışkanlıkları tesbit etmelidir.<br />
<br />
5. Devlet ve ebeveyn gençlik devresi üzerinde dikkatle durmalı, problemleri tesbit edip ısrarla üzerine gitmelidir.<br />
<br />
-------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namaz Vakitleri Hakkında Kısaca Bilgi</span><br />
<br />
    Kur’аn’dа namaz vаkitlerine işaret eden birçok ayet vаrdır. Her bir namaz vaktinin başlangıç ve sonu açıkça belіrtіlmemіştіr. Yerkürenin şekline göre namaz vаkitleri hеr yеrdе fаrklılık arzеtmеktеdir. Namaz vakitlerinin başlangıç vе ѕonu Peygamberimiz’in uygulamalarından öğrenilmiştir. Peygаmberimiz bu vakitleri, kendiѕine Kabe’de iki gün imamlık yaрan Cebrаil as’den öğrenmiştir.<br />
<br />
    1. Sabah namazının vaktі, ikinci fеcrin mеydana gelmesіyle, yani tan yerinin ağarmasıyla başlar, güneşin doğmаsıylа son bulur. Fecir, sabaha karşı dоğu ufkuna уaуılmaуa başlayan bir аydınlıktаn ibarettir.<br />
    Bununla sаbаh namazının vаkti gіrmіş olur. Güneşin dоğmaуa bаşlаmаsıуlа sаbаh nаmаzının vakti biter.<br />
<br />
    2. Öğle namazının vaktі, güneşin gökyüzünde çıktığı en yüksek noktadan batıya dоğru meуletmesіуle başlar. Bu vаktin ѕonu іle іlgіlі іkі görüş vardır. Ebu Yusuf, İmam Muhammed, Şafii, Malik ve Ahmed b. Hanbel’e göre öğle vakti, сisimlerin gölgеsi bіr misli uzаyıncаyа kadar devam eder. Cisimlerin, günеş tepe noktаsındа іken уere düşen gölgesіne fеy-i zeval denіr.<br />
    Öğlen namazının ѕоn vаkti hеsap edilirken fеy-i zеval dikkatе alınmaz. Böylеcе, fey-i zeval hariç, cisimlеrin gölgesi kendіlerіnіn bir miѕli olunса öğle vakti çıkmış, іkіndі vakti girmiş olur.<br />
    Bunа “asr-ı evvel” bіrіncі ikindi denіr. Ebu Hanife’ye göre isе öğle vakti, fey-i zеval dışında, сisimlerin gölgеsi iki katına uzayıncaya kadar dеvаm eder. Bunа da “asr-ı sаni” ikinci ikindi<br />
    dеnir. Bu görüş farklılığı dikkatе аlınаrаk, öğle namazı “asr-ı evvel”den öncе, іkіndі namazı ise “asr-ı sаni”dеn sonra kılınmalıdır.<br />
<br />
    3. İkindi nаmаzının vаkti, öğle vаktinin çıktığı аndаn itibаren başlar vе güneşіn batmaѕı<br />
    іle son bulur. Ülkemizdeki namaz vakitleri çizеlgеlеrindе ve takvіmlerde asr-ı еvvеl esas аlınmаktаdır.<br />
    Bu namazın, kеrahеt vаkti olarak bilinen güneşin sararıp gözlerі kamaştırmayacağı vаkte kаdаr geсiktirilmemesine dіkkat edilmelidir. Ancak ikindi namazının farzı kılınmamış ise güneş batıncaуa kadar kılınmalıdır.<br />
<br />
    4. Akşam namazının vaktі, günеşіn batmasıyla başlar, bаtı ufkunda mеydаnа gelen “şafak”ın kаybolmаsıylа ѕona erer. Ebu Hanife’уe görе, “şafak” akşam batı ufkundаki kızıllıktan ѕonra meydana gelen aydınlıktır. Ebu Yuѕuf, İmаm Muhammed ve diğer üç mezhebe göre, “şafak” ufukta mеydana gеlеn kızıllıktır. Bu kızıllık gіdіncе аkşаm namazının vakti çıkmış, yatsı vаkti girmiş olur. tercіh edіlen görüş de budur.<br />
<br />
    5. Yatѕı nаmаzının vaktі, batı ufkunda beliren şаfаğın kаybolmаsındаn itibаren başlar, ikinci feсrin oluşumuna kadar devаm eder.<br />
<br />
    Vitir namazının vaktі, yаtsı nаmаzının kılınmаsındаn sonradır. Yatѕıyı ilk vaktindе kılanların kаlkаcаklаrındаn emin olurlаrsа vitri, gece vаktine ertelemeleri müstehаptır.<br />
<br />
<br />
Sahab namazı vakti __; imsaktan, güneş çıkana kadar<br />
Öğle Namazı vakti ____; takvimlerde "öğle" başlangıcından sonra, ikindi vakti girene kadar<br />
İkindi namazı vakti____; Akşam güneş batana kadar<br />
Akşam Namzı vakti____; Yatsı vakti girene kadar<br />
Yatsı Namazı vakti____; Sabaha kadar / imsaka kadar<br />
<br />
Günde beş vakit namaz vardır Bunlar: Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır Bu namazların her birinin belirli vakitleri vardır Her namazın kendi vaktinde kılınması şarttır Vaktinden önce bir namazı kılmak caiz olmadığı gibi özürsüz olarak namazı vaktinden sonraya bırakmak da büyük günahtır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:<br />
<br />
“Şüphesiz namaz; mü’minler üzerine belirli vakitlerde farz kılınmıştır” (43)<br />
Sabah Namazının Vakti: Sabaha karşı tan yerinin ağarmaya başlamasından, güneşin doğmasına kadar olan zamandır<br />
Öğle Namazının vakti : Güneş tam tepemize gelip, gölge, doğu tarafına uzanmaya başladığı vakitten itibaren -güneş tepe noktasında iken var olan gölge müstesna- herşeyin gölgesinin bir veya iki misli oluncaya kadar devam eden zamandır<br />
İkindi Namazının Vakti: Öğle namazı vaktinin bitiminden güneş batıncaya kadar olan zamandır<br />
Akşam Namazının Vakti: Güneş battıktan sonra başlayıp güneşin battığı yerde meydana gelen kızıllık kayboluncaya kadar olan zamandır<br />
Yatsı Namazının Vakti: Akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlayıp sabah namazının vakti girinceye kadar devam eden zamandır<br />
Vitir Namazının Vakti: Vitir namazının vakti de yatsı namazının vaktidir Ancak vitir namazı, yatsı kılındıktan sonra kılınır<br />
Cuma Namazının Vakti: Öğle namazının vaktidir<br />
Teravih Namazının Vakti: Yatsı namazının vaktidir<br />
Bayram Namazının Vakti: Bayram günleri sabahleyin güneşin doğuşundan yaklaşık 50 dakika geçtikten sonra başlayıp güneşin tepe noktasına gelmesine kadar devam eden zamandır<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namaz Kılınmayan Vakitler</span><br />
Günün bazı vakitlerinde hiçbir namaz kılınmaz Namaz kılınması câiz olmayan vakitler üçtür:<br />
1) Güneş doğarken<br />
2) Güneş tam tepe noktasına gelip batı tarafına geçmeden<br />
3) Güneş batarken<br />
Sadece o günün ikindi namazının farzı kılınmamış ise güneş batarken de kılınır<br />
<br />
--------------------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Takvimlerde imsak vakti diye yazıyor; bu imsak vakti nedir?</span><br />
<br />
Takvimlerde yazan "imsak vakti", oruç tutmak isteyenler için yeme içmenin kesilip oruca başlama zamanını gösterdiği gibi, sabah namazının da girme vaktini bildirir. Bu vakit girdikten sonra sabah namazı da kılınabilir.<br />
<br />
Buna göre sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak Hanefilere göre hafif ışıyıncaya kadar bırakmak, Şafilere göre ise erken, karanlık iken kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa Hanefilere göre namaz bozulur. Kerahet vakti çıktıktan sonra kazasını kılmak gerekir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Yatsı namazı ne zamana kadar kılınabilir?</span><br />
<br />
Yatsı namazı imsak vaktine kadar kılınabilir.<br />
<br />
Yatsı Namazının Vakti:<br />
<br />
Yatsı vakti, Hanefîlerde fetvaya esas olan görüşe ve diğer mezheplere göre, batı ufkunda kırmızı şafağın kaybolduğu andan itibaren başlar ve fecr-i sadığın doğmasından biraz önceki zamana kadar devam eder. Delil Abdullah b. Ömer'den nakledilen şu hadistir:<br />
<br />
    "Şafak kırmızılıktır. Şafak kaybolunca yatsı namazını kılmak farz olur."(es-San'ânî, Subulu's-Selam, I/114).<br />
<br />
Diğer yandan yatsı namazı için tercih edilen vakit, gecenin üçte biri veya yarısı geçinceye kadar devam eder. Çünkü Allah Elçisi (asm) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Ümmetime zorluk vermesem, yatsı namazını gecenin üçte birine veya yarısına kadar geciktirmelerini onlara emrederdim."(eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, II/11).<br />
<br />
Enes (r.a), Hz. Peygamber (asm)'in yatsı namazını gecenin yarısına kadar geciktirip, sonra kıldığını bildirmiştir (bk. a.g.e., II/12). Hz. Aişe (r.anhâ)'den de şöyle dediği nakledilmiştir:<br />
<br />
"Hz. Peygamber bir gece yatsı namazını geciktirdi. O kadar ki mescidde bulununlar uyumuştu. Sonra çıkıp namaz kıldı ve şöyle buyurdu:<br />
<br />
    'Eğer ümmetime zorluk vermesem bu vakit yatsı namazının vaktidir.' " (Buhârî, Mevâkît, 24; eş-Şevkânî, a.g.e., I/12).<br />
<br />
Vitir namazının başlangıcı yatsı namazından sonradır, vaktinin sonu ise, sabah vakti girmeden hemen öncesine kadar olan zamandır<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teheccüd namazı ne zaman ve nasıl kılınır; nasıl niyet edilir?<br />
</span><br />
Teheccüt namazı, yatsı namazından sonra geceleyin kılınır. Bir süre uyuduktan sonra kalkılarak kılındığı için "teheccüd" denmiştir. Yorgunluk sebebiyle gece kalkamayacağından korkan kimsenin uykudan önce kılması da mümkündür. İki, dört veya sekiz rekât olarak kılınabilir. Çok faziletlidir ve ümmete sünnettir. Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz’e (asm) bu namazı şu âyetle emretmiştir:<br />
<br />
    “Ey Resûlüm. Gece vakti de uyanıp, sadece sana mahsus fazladan bir ibadet olarak teheccüd namazını kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makam olan en büyük şefaat makamına çıkarır.” (İsra, 17/79)<br />
<br />
Teheccüt namazına, “Niyet ettim Allah rızası için teheccüt namazını kılmaya” diye niyet edilir.<br />
<br />
Eğer gece teheccüt namazına kalkacak isek, vitir namazını geciktirip teheccüdün ardından gecenin son namazı olarak kılmamız daha faziletlidir.<br />
<br />
Teheccüd ve vitir namazları geceye bırakıldığı zaman, namaz tesbihatını yatsı namazından sonra yapmak gerekir. Vitir namazından sonra ayrıca muhtelif dualar ve virdler yapılabilir.<br />
<br />
Teheccüd namazı, gece boyunca sabah namazı vaktinin girmesine kadar kılınabilir. Peki, sabah namazı vakti girdiği hâlde teheccüd namazını kılmayan ne yapmalı?<br />
<br />
Hazret-i Âişe (ra) diyor ki:<br />
<br />
    “Resûlullah Efendimiz (asm) ağrı, sızı veya başka bir sebeple gece namazını kılamadığında, gündüzün on iki rekât kılardı.” (Müslim, Müsâfirîn, 140)<br />
<br />
Bir diğer rivayet de Hazret-i Ömer’den (ra):<br />
<br />
    Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu ki:<br />
<br />
    “Kim devam ettiği gece ibadetini veya virdini yapmadan uyuya kalırsa, onu sabah namazı ile öğle namazı arasında ifa ettiğinde, geceleyin ifa etmişçesine sevap yazılır.” (Müslim, Müsâfirîn, 142)<br />
<br />
Hazır söz geceden açılmışken, geceleyin dileklerin kabul edildiği bir saatle ilgili bir hadîsi de buraya almadan geçmeyelim. Cabir (ra) rivayet etmiştir ki:<br />
<br />
    Allah Resulü (asm) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    “Gecede bir saat vardır ki, bir Müslüman o saate rastlar da Cenâb-ı Allah’tan dünya ve âhiret işinden bir hayır isterse, Allah o kimsenin dileğini muhakkak verir. Bu her gece böyledir.” (Müslim, Müsâfirîn, 166, 167)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sabah namazının vakti ne zaman başlar ne zaman sona erer; ezan neden imsaktan bir saat sonra okunuyor?</span><br />
<br />
Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak Hanefilere göre hafif ışıyıncaya kadar bırakmak, Şafiilere göre ise erken, karanlık iken kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Hanefi mezhebinde sabah namazının geç kılınması daha faziletli olduğu için, imsaktan hemen sonra kılınmamaktadır.<br />
<br />
Ayrıca ezan imsak vaktinde değil de namaza başlanacağı vakit ezan okunur ki, insanlar namazın kılındığı vakti bilip cemaate gelsinler diye namazdan önce okunmaktadır.<br />
<br />
İmsak girer girmez de namaz kılınabilir; ezanı beklemek şart değildir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa, Hanefilere göre namaz bozulur. Bu namazı kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir.<br />
<br />
Zamanında sabah namazını kılamayan bir Müslüman, güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra öğlen namazı girmeden (kerahet vaktinden önce) kılarsa, hem sünnetini hem de farzını beraber kaza eder.<br />
<br />
Namazları bilerek kazaya bırakmak büyük günahtır... Bu durmda hem tövbe etmek hem de ilk fırsatta kaza etmek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sabah namazının vakti ne zamandır? İmsak vakti girince, ezandan önce sabah namazı kılınabilir mi? Sabah namazının kazası?..</span><br />
<br />
Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Yani namazınızı takviminizde "imsak" yazan süreden itibaren "güneş" yazan süreye kadar kılabilirsiniz. Sabah namazının vakti bu iki süre arasıdır. Ancak Hanefilere göre güneşin doğmasına yakın, Şafilere göre ise imsaktan biraz sonra kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa Hanifilere göre namaz bozulur; kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir.<br />
<br />
Zamanında sabah namazını kılamayan bir kişi, güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra, öğlen namazı girmeden kılarsa, hem sünnetini hemde farzını beraber kaza eder.<br />
<br />
Sabah namazı kazaya kalmışsa ve o gün öğleye kadar kılındığı zaman hem sünnet hem de farzın kazası kılınır. Daha sonra kılındığı zaman sadece farzının kazası kılınır.<br />
<br />
İkindi namazının vakti, akşam namazının vaktinin girmesine kadar devam eder. Ancak akşam namazından önceki 45 dakikalık vakit "kerahet vakti" olduğu için, bu zamandan önce kılınmasına dikkat etmek gerekir. Eğer kerahet vaktine kadar kılınmamışsa, kerahet vaktinde ikindinin sünneti terk edilerek sadece farzı kılınır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazı vaktin sonunda kılmanın bir günahı var mıdır? Ezan okunduğunda hemen namaz kılınabilir mi?</span><br />
<br />
    Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam, en faziletli amelin hangisi olduğunu soran sahabiye: "Vaktinde veya vaktinin başlangıcında kılınan namazdır." buyurmuştur. (Buhari, Mevâkît 162)<br />
<br />
    "Namazların ilk vaktinde Allah'ın rızası, son vaktinde ise Allah'ın affı vardır." (Tirmizi, Mevâkît 13)<br />
<br />
Aslında genel olarak yukarıdaki hadislerden de anlaşılacağı üzere, namazları ilk vaktinde kılmanın müstehap olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte, Resülüllah (asm)'ın sünnetinde, bazı namazların mevsim, iklim, v.s. gibi bazı değişik durumlar nazara alınarak, vaktin evvelinden geciktirilerek kılınması daha faziletli sayılmıştır. Bununla ilgili olarak örneğin yatsı namazının vaktiyle ilgili gelen rivayetlerden bazıları şu şekildedir:<br />
<br />
    "Şüphesiz ki, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ateme (gecenin ilk üçte biri geçtiği vakit) diye söyledikleri vakte kadar yatsı namazını geciktirirdi ve yatsıdan önce uyumayı, ondan sonra konuşmayı (oturup sohbet etmeyi) hoş karşılamaz mekruh sayardı." (Buhari, Mevakit 13-20;  Müslim, Mesacid 218-225; Nesâi, Mevakıyt 20)<br />
<br />
    "Bir gece, yatsıyı gece yarısına kadar (şatru'l-leyl) tehir etti. Sonra yüzü bize dönmüş olarak yanımıza geldi -sanki şu anda yüzüğünün parıltısını görüyor gibiyim- ve şöyle dedi:<br />
<br />
    "İnsanlar namazlarını kıldılar ve yattılar. Siz ise, namazı beklediğiniz müddetçe namaz kılma (sevabını alma)ktasınız." (Buhârî, Mevâkît 25, 40; Müslim, Mesâcid 223)<br />
<br />
    "Eğer ümmetime sıkıntı vermeseydim, yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmelerini emrederdim." (Tirmizi, Mevâkît 10)<br />
<br />
Buna göre Hanefiler, yatsı namazını gecenin ilk üçte birine kadar geciktirmeyi müstehap, yarısına kadar geciktirmeyi mubah, gecenin yarısından sonra kılınacak yatsı namazı için ise, mekruh demişlerdir. Hanefi ulemasından bazısı buna tahrimen mekruh derken, diğer bazıları bunu tenzihen mekruh olarak görmüşlerdir. Fakat şunu ifade etmek gerekir ki, bu müstehaplık kış mevsimindedir. Yaza gelince zaten bu mevsimde geceler kısa olduğundan, yatsı namazının önce kılınması müstehaptır.<br />
<br />
Soruda geçen diğer konuya gelince:<br />
<br />
Bir vakit girdikten sonra önceki vakitlerin namazı kazaya kalmış olur. Kılınan namaz da kaza namazı olarak kılınır. Yani vakit çıkınca namaz vakti de çıkmış olur.<br />
<br />
Namazın farzlarından biri de vaktin girmiş olmasıdır. Mesela öğle namazı vakti girmeden öğle namazını kılamayız. Namazların kılınma vakitleri ise vaktin girmesiyle başlar, öbür vaktin girmesiyle biter. Bu iki vakit arası namazlarımızı kılabiliriz.<br />
<br />
Diyelim ki öğle namazınızı geciktirdiniz. İkindi yakın. Hemen namaza durdunuz. Daha birinci rekatta iken ikindi vakti girdi. Ne yapacağız? Hemen devam edip namazı tamamlayacağız, namazımız olur. Çünkü bir hadiste “Namazın bir rekatına yetişen hepsine yetişmiş gibidir.” buyurulur.<br />
<br />
Hanefi ve Hanbeli mezhebine göre, kendisine tahsis edilen vakit içinde bir namazın iftitah tekbirine yetişmekle bu namazın tamamı eda olur. (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, I/400)<br />
<br />
Yalnız sabah namazı ile ikindi namazı biraz dikkatli kılınması lazımdır. Sabah güneş doğarken ve akşam güneş batarken namaz kılmak güneşe tapanlara benzememek için caiz değildir. Bu sebeple sabah namazı güneş doğmadan bir iki dakika önce, ikindi namazını da güneş batmadan önce bitirmek gerekiyor.<br />
<br />
İşte ikindi namazını akşam güneş batımına sarkıtmamak için dikkatli olmak lazımdır. Güneşin batmasına yakın kılmak bu sebeple mekruhtur. Hoş olmasa bile yine namazımız caizdir, kabul edilir.<br />
<br />
Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak hanefilere göre güneşin doğmasına yakın, şafilere göre ise imsaktan biraz sonra kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa Hanifilere göre namaz bozulur. Kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir.<br />
<br />
Vaktin son on dakikasında namaz kılıp, arkasından öbür namaz vakti girerse onu kılmak meselesi, öğle namazı ile akşam namazı için olabilir. Zor durumlarda böyle bir çareye başvursak namazımız olur. Peygamberimiz (asm) bir yolculukta öğle namazını geç kılmış, hemen arkasından ikindi girmiş ve ikindiyi kılmıştır.<br />
<br />
Fakat namazların vaktin başında kılınması daha faziletlidir. Vaktin sonu da olsa kazaya bırakmadan kılmak gerekir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sabah ve ikindi namazından sonra kaza kılınmaz mı?</span><br />
<br />
 Sabah namazından sonra, güneş doğana kadar ve ikindi namazından sonra kerahet vakti girene kadar kaza namazı kılınır.<br />
<br />
Kaza namazı kılınmayan vakit sabah namazının çıkış vakti olan güneşin doğuş esnası ile ikindi vaktinin çıkışı olan güneşin batış vaktinde kaza namazı kılınmaz.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Kerahet vakitleri hakkında bilgi verir misiniz? Kerahet vakitlerinde kılınan farz ve nafile namazlar geçerli midir?</span><br />
Beş vakit vardır ki, onlara "Mekrûh Vakitler" denir. <br />
<br />
Birincisi: Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır.<br />
<br />
İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu vakittir.<br />
<br />
Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Dördüncüsü: Fecr-i Sadık'ın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir.<br />
<br />
Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Evvelki üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacib olan namazlar, ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir; ne de evvelce okunmuş bir secde âyeti için tilâvet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılırsa, iadeleri gerekir.<br />
<br />
Bu üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa, kerahetle caiz olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet, nafile namazların sağlıklı olmasına engel değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine rastlayan bir nafile namazı bozup kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha faziletlidir.<br />
<br />
Bu üç vakit, ateşe tapanların ibadet zamanlarıdır. Onlara benzemekten kaçınmak, hak dine saygının gereğidir. <br />
<br />
Diğer iki kerahet vaktinde ise, yalnız nafile namaz kılmak mekruhtur. Farz ve vacib namaz mekruh değildir. Cenaze namazı, tilâvet secdesi de mekruh değildir. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile namazı, kerahetten kurtulması için bozulmuş olursa, sonradan onu kaza etmek gerekir.<br />
<br />
Güneşin batışı halinde yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınmaz. Çünkü kamil bir vakitte vacip olan bir ibadet, nakıs olan ( keraheti bulunan) bir vakitte kaza edilemez. Kerahet vakti ise ibadetlerin noksanlığına sebebdir. <br />
<br />
Güneşin doğuşuna rastlayan her hangi bir namaz ise bozulmuş olur. Bunun için bir kimse daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa namazı bozulmaz. Fakat sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa, namazı bozulur. Çünkü birinci halde, yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise, namaz vakti çıkmış; fakat yeni bir namaz vakti girmemiş olur. <br />
<br />
Tam zeval anına rastlayan bir namaz farz veya vacip ise bozulur. Eğer nafile ise mekruh olmuş olur. Yalnız İmam Ebu Yusuf'a göre cuma günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir ve keraheti yoktur. Zeval vakti son bulup da güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca artık ittifakla kerahet vakti çıkmış olur.<br />
<br />
Kerahet vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı secde yapılabilir. Ancak kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerahet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı o vakitte kılınabilir. Öyleki faziletli olan bu namazı geciktirmeyip hemen kılmaktır. Çünkü cenazelerde acele etmek menduptur.<br />
<br />
Güneşin batışından sonra daha akşam namazının farzını kılmadan nafile namaz kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı geciktirilmiş olur. Oysa ki, akşam namazında acele etmekte fazilet vardır. <br />
<br />
Cuma günü, imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet getirildikten sonra namaza başlamak mekruhtur. <br />
<br />
İki bayram namazından önce ve bayram hutbeleri arasdında ve bu hutbelerden sonra, bayram namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi, güneş tutulması, yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri dinlemek lazımdır.<br />
<br />
Mekruh olmayan bir vakitte başlanmış olan nafile bir namaz bozulmuş olsa, (bunu kaza etmek vacip olduğundan) ikindi namazından sonra güneşin batışına kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselmesine kadar kaza edilmez, mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih olur. Diğer kerahet vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet vakti böyle değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz. Yeniden kaza edilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaza namazını kılmanın mekruh olduğu vakitler nelerdir? İkindi namazının farzından sonra kaza namazı kılınır mı?</span><br />
<br />
<br />
Kaza namazı borcu olduğunu tahmin eden kimse, bunları kaza ederken kaza namazı kılıyordur. Borcu olmadığında bunun nafileye dönüşeceğini düşünüp kerahet vakitlerini sünnet namaza göre ayarlamaz. Bunu kıldığı kaza namazına göre ayarlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Farz - Nafile Bütün Namazların Kılınmasının Mekruh Olduğu Vakitler Üçtür:</span><br />
<br />
1. Güneşin doğuşundan itibaren ışınları gözleri kamaştırır hâle gelinceye kadarki sabah vakti, kerahet zamanıdır. Bu vakit, güneşin doğuşundan sonraki takriben 45-50 dakikalık bir zamandır.<br />
<br />
2. İkinci kerahet vakti, istiva vakti ile zeval vakti arasıdır. Yani güneşin göğün tam ortasına dikilmesi ânından batı tarafına doğru açılmaya başladığı âna kadar geçen süredir.<br />
<br />
3. İkindiden sonra, güneşin sarararak göz kamaştırmaz duruma geldiği andan başlayıp güneş batıncaya kadar süren vakit de kerahet vaktidir. Demek oluyor ki ikindi namazını güneş ışınlarının sararmakta olduğu sıralara kadar geciktirmemeli, kerahet vaktine bırakmamalıdır.<br />
<br />
İkindi namazı kerahet vaktine kadar geciktirilmişse, namaz kazaya bırakılmaz, sünneti terkedilerek sadece farzı kılınır. Hattâ güneş batmadan evvel iftitah tekbiri alınarak ikindinin farzına durulsa, namazda iken güneş batsa, bu bile sahih olur. Namaz kazaya kalmış olmaz, vaktinde edâ edilmiş sayılır. Bu ikindi namazına has bir durumdur.<br />
<br />
Bu üç vaktin kerahet vakti olma hikmeti, ateşperestlerin ibâdet zamanı olmasıdır. Bu üç vakitte salâvat getirmek, dua ve tesbihte bulunmak, Kur'an okumaktan efdaldir.<br />
<br />
Netice: İkindi namazının arkasından, güneş batımına kırk beş dakika kalana kadar kaza namazları kılabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sabah namazından sonra kaza ya da nafile namazı kılınır mı? Kerahet vakitleri hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Sabah namazından sonra güneş doğana kadarki vakitte nafile namaz kılmak mekruhtur; ancak kaza namazı kılınabilir.<br />
<br />
Sabah namazından sonra kaza kılınması mekruh olan vakit güneş doğarkenki vakittir. Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır. Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalinde bu şekilde geçmektedir.<br />
<br />
Beş vakit vardır ki, onlara "Mekrûh Vakitler" denir.<br />
<br />
Birincisi: Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır.<br />
<br />
İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu vakittir.<br />
<br />
Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Dördüncüsü: Fecr-i Sadık'ın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir.<br />
<br />
Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Evvelki üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacib olan namazlar, ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir; ne de evvelce okunmuş bir secde âyeti için tilâvet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılırsa, iadeleri gerekir.<br />
<br />
Bu üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa, kerahetle caiz olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet, nafile namazların sağlıklı olmasına engel değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine rastlayan bir nafile namazı bozup kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha faziletlidir.<br />
<br />
Bu üç vakit, ateşe tapanların ibadet zamanlarıdır. Onlara benzemekten kaçınmak, hak dine saygının gereğidir.<br />
<br />
Diğer iki kerahet vaktinde ise, yalnız nafile namaz kılmak mekruhtur. Farz ve vacib namaz mekruh değildir. Cenaze namazı, tilâvet secdesi de mekruh değildir. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile namazı, kerahetten kurtulması için bozulmuş olursa, sonradan onu kaza etmek gerekir.<br />
<br />
Güneşin batışı halinde yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınmaz. Çünkü kamil bir vakitte vacip olan bir ibadet, nakıs olan ( keraheti bulunan) bir vakitte kaza edilemez. Kerahet vakti ise ibadetlerin noksanlığına sebebdir.<br />
<br />
Güneşin doğuşuna rastlayan her hangi bir namaz ise bozulmuş olur. Bunun için bir kimse daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa namazı bozulmaz. Fakat sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa, namazı bozulur. Çünkü birinci halde, yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise, namaz vakti çıkmış; fakat yeni bir namaz vakti girmemiş olur.<br />
<br />
Tam zeval anına rastlayan bir namaz farz veya vacip ise bozulur. Eğer nafile ise mekruh olmuş olur. Yalnız İmam Ebu Yusuf'a göre cuma günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir ve keraheti yoktur. Zeval vakti son bulup da güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca artık ittifakla kerahet vakti çıkmış olur.<br />
<br />
Kerahet vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı secde yapılabilir. Ancak kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerahet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı o vakitte kılınabilir. Öyleki faziletli olan bu namazı geciktirmeyip hemen kılmaktır. Çünkü cenazelerde acele etmek menduptur.<br />
<br />
Güneşin batışından sonra daha akşam namazının farzını kılmadan nafile namaz kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı geciktirilmiş olur. Oysa ki, akşam namazında acele etmekte fazilet vardır.<br />
<br />
Cuma günü, imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet getirildikten sonra namaza başlamak mekruhtur.<br />
<br />
İki bayram namazından önce ve bayram hutbeleri arasdında ve bu hutbelerden sonra, bayram namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi, güneş tutulması, yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri dinlemek lazımdır.<br />
<br />
Mekruh olmayan bir vakitte başlanmış olan nafile bir namaz bozulmuş olsa, (bunu kaza etmek vacip olduğundan) ikindi namazından sonra güneşin batışına kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselmesine kadar kaza edilmez, mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih olur. Diğer kerahet vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet vakti böyle değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz. Yeniden kaza edilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kerahat vaktinde sabah namazını kılmak: Kerahat vaktinde kılınan sabah namazı kaza yerine geçer deniliyor...</span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Kerahat vakitlerini şöyle sıralayabiliriz:</span><br />
<br />
1. Sabah Kerâheti: Güneş doğarken başlar, kırk beş dk. sonra sona erer.<br />
<br />
2. Öğle Kerâheti: Güneş tepedeyken, öğle namazı vaktinden yaklaşık kırk beş dk. önce başlar, öğle ezanı okununca sona erer.<br />
<br />
3. Akşam Kerâheti: Güneş batarken, yani akşam namazından kırk beş dk. önce başlar, akşam ezanı okununca sona erer.<br />
<br />
Kısaca güneş doğarken, tepedeyken ve batarken namaz kılınmaz. Bu vakitlerde namaz kılınması tahrîmen (harama yakın) mekruhtur.<br />
<br />
Kerâhet vaktinde kılınan farz namaz geçerli değildir. Nâfileler sahih olsa da, usûlen mekruh olur. Bu üç vakitte başlanan nâfileleri bozmalı, ancak başka bir zamanda kazâ etmelidir.<br />
<br />
Akşam kerâhat vaktinde ikindi namazının farzı hariç, bir farz namaz kılınsa dahi sahih (doğru) olmaz. Bu yüzden kerâhat vaktinde kılınan farz namazın, kerâhat vakti çıktıktan sonra o namazın tekrar kılınması daha doğru olur.<br />
<br />
Tilavet secdesi vaciptir ve kerahat vakti kılınmaz. Kılınsa dahi sahih değildir. Kısacası kerâhat vakti hiçbir şekilde namaz ve secde yapılmaz. Yalnızca o günün ikindi namazının farzına izin vardır.<br />
<br />
Sahabiden Ukbe b. Amir r.a. şöyle anlatmıştır:<br />
<br />
    "Rasulullah (s.a.v.) üç vakitte namaz kılmamızı ve cenazemizi defnetmemizi yasakladı. Bu vakitler:<br />
<br />
    * Güneş doğmaya başladığı andan yükselinceye kadar.<br />
    * Öğleyin güneş tepe noktasına gelince, batıya meyledinceye kadar.<br />
    * Güneş batmaya meylettiği andan batıncaya kadar."(Müslim, Müsâfirîn 293; Ebû Dâvud, Cenâiz 55; Tirmizî, Cenâiz 41; Nesâî, Mevâkît 31).<br />
<br />
Konuyla ilgili diğer hadisler ve açıklamalar için bk. Prof. Dr.İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, VII/427-446.<br />
<br />
Hadiste zikredilen üç vakit, gündüzün uzunluk ve kısalığına göre değişmekle birlikte, yaklaşık olarak kırk beşer dakikalık sürelerdir. Bu vakitlerde namaz kılınması, yukarıdaki hadis ve aynı anlamda olan daha başka hadisler dolayısıyla mekruh görülmüştür.<br />
<br />
Şuna da dikkat çekmek lazımdır: Bir kimsenin ikindi namazını kerahet vaktine bırakmaması esastır. Fakat her nasılsa kerahet vaktine kalmışsa, güneş batıncaya kadar ikindi namazını yine de mutlaka kılmalıdır. Çünkü namazı kerahet vaktine bırakmak mekruh, kazaya bırakmak ise haramdır.<br />
<br />
Bu üç vaktin dışında iki vakit daha vardır ki, o vakitlerde nafile namaz kılınması mekruh görülmüştür.<br />
<br />
* Sabah namazının vakti girdikten sonra güneş doğuncaya kadar sadece sabah namazının iki rek'at sünneti kılınabilir. Bunun dışında nafile bir namaz kılınması mekruh görülmüştür.<br />
<br />
* İkindi namazı kılındıktan sonra güneş batıncaya kadar nafile namaz kılınması mekruhtur.<br />
<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, bu vakitlerde vaktin namazının dışında namaz kılmayı yasaklamıştır.<br />
<br />
Buna göre sabah namazını kerahet vaktinde kılan bir kimse yeniden kılmalıdır. Eğer o günün öğle vakti olmadan kaza ederse, sünnetiyle beraber kaza eder. Başka zamana kalırsa sadece farzını kaza eder.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
İkindi namazı en son ne zamana kadar kılınır?</span><br />
<br />
Farz - Nafile Bütün Namazların Kılınmasının Mekruh Olduğu Vakitler Üçtür:<br />
<br />
1. Güneşin doğuşundan itibaren ışınları gözleri kamaştırır hâle gelinceye kadarki sabah vakti, kerahet zamanıdır. Bu vakit, güneşin doğuşundan sonraki takriben 45-50 dakikalık bir zamandır.<br />
<br />
2. İkinci kerahet vakti, istiva vakti ile zeval vakti arasıdır. Yani güneşin göğün tam ortasına dikilmesi ânından batı tarafına doğru açılmaya başladığı ana kadar geçen süredir.<br />
<br />
3. İkindiden sonra, güneşin sarararak göz kamaştırmaz duruma geldiği andan başlayıp, güneş batıncaya kadar süren vakit de kerahet vaktidir. Demek oluyor ki ikindi namazını güneş ışınlarının sararmakta olduğu sıralara kadar geciktirmemeli, kerahet vaktine bırakmamalıdır.<br />
<br />
* İkindi namazı kerahet vaktine kadar geciktirilmişse, namaz kazaya bırakılmaz, sünneti terkedilerek sadece farzı kılınır. Hatta güneş batmadan evvel iftitah tekbiri alınarak ikindinin farzına durulsa, namazda iken güneş batsa, bu bile sahih olur. Namaz kazaya kalmış olmaz, vaktinde edâ edilmiş sayılır. Bu ikindi namazına has bir durumdur.<br />
<br />
* Bu üç vaktin kerahet vakti olma hikmeti, ateşperestlerin ibâdet zamanı olmasıdır.<br />
<br />
* Bu üç vakitte salâvat getirmek, dua ve tesbihte bulunmak, Kur'an okumaktan efdaldir.<br />
<br />
-------------------<br />
<br />
Her namazın belli bir vakti vardır. İleride de söyleneceği gibi vakit namazın şartıdır. Hangi vakit girmişse o vaktin namazını kılmak gereklidir. Bir namaz, vaktinden önce kılınamaz. Vakti geçtikten sonra da artık edâ olarak kılınması mümkün değildir. Vakti geçmiş namazın da kılınması gereklidir, buna kaza denir.<br />
Kaza edilen namazlar vaktinde kılınan edâ namazları gibi değildir. Namazı imkân olduğu müddetçe kazaya bırakmadan vakti içinde kılmak gereklidir.148 Şimdi namazların vakitlerini sırayla söyleyelim.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sabah Namazı</span><br />
İki rek'at önce kılınan sünnet ve iki rek'at farz olmak üzere dört rek'attan meydana gelen sabah namazının vakti, ikinci fecrin doğmasından, güneş doğana kadar olan vakittir. Sabah vaktine yaklaştıkça gökyüzünde her zaman görülmemekle beraber iki tarafı karanlık ortası aydınlık bir olay meydana gelir. Bir süre sonra bu aydınlık kaybolur ve yerini yine karanlık alır. Bu geçici aydınlığa yalancı tan, fecr-i kazib veya geçici tan olayı denir. Bu olaydan bir müddet sonra doğu tarafından yayılan bir aydınlık başlar. Buna da hakiki tan, fecri sadık adı verilir. İşte sabah namazının vakti gerçek tan ile başlar, güneş doğana kadar devam eder, güneşin doğması ile biter. Sabah namazının vakti konusunda sevgili Peygamberimiz (sav): "Sabah namazını tan ışığı yayılmaya başladığı zaman kılınız. Çünkü bu vakitte kılmakta daha çok sevap vardır" buyurmuşlardır. Bir başka hadîsi şerifte de "İlk vaktinde kılınan namazda Allah'ın rızası, vaktin sonunda kılananda Allah'ın afvı vardır" buyrulmuştur.<br />
Şafiîler sabah namazını daha gerçek tan başlar başlamaz, ortalık aydınlanmadan kılarlar. Hanefîler ise ortalığın biraz aydınlanmasını beklerler. Yurdumuzun coğrafi konumuna göre takvimlerde yazılı olan imsak vaktinden ortalama 20-30 dakika sonra Şafiî vakti nazara alınarak sabah namazı kılınabilir (Hadîse göre imsak vaktinin başlangıcı sabah namazı vaktinin de girişidir. Burada geçen 20-30 dakika ihtiyat için olmalıdır).<br />
Yatsı vaktinin teşekkül etmediği kuzey enlemlerdeki ülkelerde bu vaktin girmediği aylarda hakiki gece yarısından149 35 dakika sonra sabah namazı kılınabilir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Öğle Namazı:</span><br />
Önce kılınan dört rek'at sünnet, dört rek'at ve sonra kılınan iki rek'at son sünnet olmak üzere toplam on rek'attan meydana gelen öğle namazının vakti zeval denilen güneşin tam tepe noktasından geçtiği andan150 başlar ve zeval anındaki gölge hariç her şeyin gölgesi bir misli olana kadar devam eder. Eşyanın gölgesinin bir misli olduğu zamana asr-ı evvel, birinci ikindi zamanı adı verilir. Mümkün mertebe öğle namazını bu vakit içinde kılmalıdır. Bu zaman zarfında yetiştirilemezse yine her şeyin gölgesi, zeval gölgesi hariç, kendisinin iki katı olana kadar da kılınabilir. Bu ikinci vakte de asr-ı sani, ikinci ikindi adı verilir. Bütün müctehid imamlar öğle namazı vaktinin birinci ikindi vaktine kadar olan kısmında ittifak etmişlerdir. Bir kısım müctehid imamlar da ikinci ikindi vaktine kadar devam edeceğine kail olmuşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İkindi Namazı:</span><br />
Önce kılınan dört rek'at sünnet ve dört rek'at farz olmak üzere toplam sekiz rek'attan meydana gelen ikindi namazının vakti yukarıda anlatılan öğle vaktinin bitiminden başlar ve güneşin batacağı zamana kadar devam eder. Bir hadîs-i şerifte sevgili Peygamberimiz (sav): "....Güneş batmadan önce ikindi namazının bir rek'atına yetişen kimse ikindiye yetişmiş ve onu eda olarak kılmıştır..." buyurmuşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Akşam Namazı:</span><br />
Üç rek'at farz ve iki rek'at son sünnetten meydana gelen akşam namazının vakti güneşin batışından itibaren başlar, batı tarafındaki aydınlığın tamamen kaybolmasına kadar devam eder. Güneş battıktan sonra batı bölgesinde şafak denilen bir kızıllık meydana gelir. Bir süre sonra bu kızıllık renk değiştirerek beyaz aydınlık halini alır. İşte bu ana ışâ-ı evvel, birinci yatsı vakti denir. Bir müddet sonra batı tarafındaki bu aydınlık da tamamen kaybolarak yıldızlar grup grup ortaya çıkar ve ortalık tamamen kararır. İşte bu ana da ışâ-ı sani, ikinci yatsı denir. Akşam namazını ilk vakti içinde yani ışâ-ı evvelden önce kılmalıdır. Bu mümkün olmazsa ışâ-ı saniye kadar da kılınabilir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Yatsı Namazı:</span><br />
Dört rek'at önce kılınan sünnet, dört rek'at farz ve iki rek'at son sünnet olarak toplam on rek'attan meydana gelen yatsı namazının vakti akşam namazının vakti çıktığı zaman başlar, sabah namazının vakti girene kadar devam eder.<br />
Yatsı namazını geciktirmek, namazı kıldıktan sonra yatmak daha sevaptır.<br />
Yatsı namazı vakti girmeden kılınamaz. Yurdumuzda yaygın yanlış bilgiye dayanan yanlış tatbikat görülmektedir. Bazı bölgelerde yaz-kış her zaman yatsı namazının akşamdan bir buçuk saat sonra kılınabileceği zannedilmektedir. Bu, Hicaz bölgesinde ve yakın çevresinde böyle olduğu halde daha kuzeyde kalan yurdumuzda mevsimlere göre bu aralık büyük farklılıklar göstermektedir. Akşam ile yatsının arasının iki saati geçtiği mevsimler ve bölgelerimiz vardır. Bu bölgelerde akşamdan birbuçuk saat sonra yatsı kılınırsa vakti girmeden kılınmış olur.<br />
Kuzey enlemlerde bulunan bazı memleketlerde yılın bazı aylarında yatsı namazı vakti girmemektedir. Yani yukarıda bahsedilen ve güneş battıktan sonra batı tarafında meydana gelen aydınlık, güneş doğana kadar kaybolmamaktadır. Bu durumda o bölgelerde ve o aylarda hakiki gece yarısından beş dakika önce yatsı namazı kılınmalıdır. Aynı bölgelerde aynı aylarda imsak vakti de olmadığından itibarî olarak hakiki gece yarısından beş dakika sonra imsakı başlatmak ve bundan ortalama yarım saat sonra da sabah namazını kılmak uygun olur. Böylece yatsı namazının kılınabilmesi için on dakikalık bir zaman kalmış olur ki, bu kısa zaman içinde namazın tamamı yetiştirilemezse sünnetler terkedilerek sadece farz kılınabilir.151 Diyanet İşleri Başkanlığı bu bölgeleri de içine alan bir Dünya Namaz Vakitleri Takvimi hazırlamış ve bastırmış bulunmaktadır. Bu takvim hazırlanırken Peygamber Efendimiz'in (sav) namaz vakitleri konusundaki hadîsi şerifleri, müctehid imamlarımızın görüşleri gözönüne alınarak hesaplamalar ve tesbitler yapılmıştır.152<br />
Yeri gelmişken bir konunun daha aydınlanmasında zarûret vardır. Yurdumuzda, müslüman vatandaşlarımız namazlarını takvimlere göre kılmaktadırlar. Yakın zamana kadar bütün il ve ilçelerimizde uygulanabilecek nitelikte bir takvim mevcut değildi. Diyanet İşleri Başkanlığı ilk olarak bu takvimi 1973 yılında bastırmış ve her yıl daha da geliştirmiştir. Başkanlığın hazırladığı bu takvimler, bütün il ve ilçe müftülüklerinde bulunmaktadır. Bu takvimden elde edememiş olan kimselerin İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerimiz için hazırlanmış takvimleri, bulundukları bölgeler ile bu şehirler arasındaki saat farklarını ilâve veya çıkarmak suretiyle kullanmaları mümkün değildir. Çünkü namaz vakitleri arasındaki süreler ancak belli bir enlem, arz dairesi üzerinde bulunan şehirlerde eşittir. Bu enlemin daha kuzeyinde veya daha güneyinde bulunan bölgelerde aynı gün için iki namaz vakti arasındaki süre ya daha kısa veya daha uzundur. Bu duruma göre mesela İstanbul takvimini, ancak, İstanbul'un bulunduğu 41 derece arz dairesi üzerinde bulunan şehirler, İstanbul'a göre saat farklarını ilâve ederek veya çıkararak kullanabilirler. İstanbul'a göre daha güneyde veya daha kuzeyde bulunan şehirler bu metodla İstanbul takvimini kullanamazlar. Daha kuzeye veya daha güneye gittikçe aynı gün içindeki namazlar arasındaki sürelerin İstanbul'a göre farkı, mevsime göre, arz dairesine göre ve her vakit için ayrı ayrıdır. Saat farkları tul dairelerine, boylamlara göre hesaplanır. Halbuki namaz vakitlerinin tesbitinde arz daireleri, enlemler büyük rol oynar. Kuzey-Güney istikametinde aynı anda girdiği halde birbirlerine göre diğer vakitler arasındaki fark, yurdumuzda 30-35 dakikayı bulmaktadır. Bu duruma göre en doğru uygulama Diyanet İşleri Başkanlığı'nca hazırlanmış bulunan namaz vakitleri takvimine göre yapılan uygulamadır.<br />
Bu arada bir başka konunun da nazarı dikkate alınmasında faydalar vardır. Güneşin hareketleri dört yıl içinde farklılıklar göstermekte ve dört yıl sonra yine aynı noktaya gelmektedir. Ayrıca arz daireleri arasındaki yarım derecelik bölgelerde, çeşitli yükseliklerde ve çeşitli mevsimlerdeki değişik durumlar namaz vakitlerinin kronometrik bir hassasiyetle tesbitine engel teşkil etmektedir. Yurdumuz için bu farklılıklar azami 8-9 dakikayı bulmaktadır. Hem bu farkları gidermek ve hem de takvimi kullananın saat hatalarını düşünerek namazı tam vakti içinde kıldırabilmek için vakitlere "temkin" denilen bir süre eklenmektedir. Son yüz yıl içinde Türkiye'deki uygulamada bütün takvimlerde bu temkin mevcuttur. Bu bakımdan namazların zarûret olmadıkça ilk vaktinde kılınmasında, bilhassa son dakikalara bırakılmamasında zorunluluk vardır.<br />
Vakitlere ilâve edilen temkinler, namaz ve oruç için ayrı karakterdedir. İmsak vaktinin temkini -10 dakikadır. Yani oruç tutan bir kimsenin vaktinde oruca başlamasını garantilemek için hesaplanan imsak vaktinden 10 dakika öncesi, takvimlerde imsak vakti olarak gösterilmiştir. Buna mukabil sabah namazının temkini +10 dakika olmak zorundadır. Vakit girmeden, yani fecri sadık doğmadan namaz kılmış olmamak için, hesaplanan imsak vaktinden 10 dakika sonrası sabah namazının en erken kılanabileceği vakit olarak ele alınmıştır. Bu da takvimlerde gösterilen imsak vaktinden 20 dakika sonraya tekabül eder.<br />
Güneşin doğuşu için temkin 5 dakika olarak alınmıştır. Bu, şu demektir. Bazı bölgelerde güneş gerçekte takvimde gösterilen saatten 5 dakika önce de doğmuş olabilir. Bu yüzden sabah namazının kılınması her hâlükârda takvimdeki güneşin doğuş saatinden beş dakika öncesine kadar bitirilmelidir.<br />
Öğle vakti için ilave edilen temkin 10 dakikadır. Hesaplanan zeval vaktine 10 dakika temkin ilâve edilerek bulunan zaman, takvimlerde öğle vakti olarak gösterilmiştir. Bu temkin öğle namazının vakti girmeden kılınmamasını garanti ettiği halde, herhangi bir sebeple geciktirilen sabah namazının en geç takvimdeki öğle vaktinden 10 dakika öncesine kadar edâ edilmiş olması gerektiğini ifade eder.<br />
İkindi vakti için de durum aynıdır. Takvimdeki ikindi vaktinde, ikindi namazının vakti kesinlikle girmiş olduğu halde, o vakitten takriben 10 dakika önce öğle namazının vakti çıkmıştır.<br />
Akşam namazının vaktine esas olan güneş batışında da temkin +10 dakikadır. Vakti girmeden akşam namazını kıldırmamak, oruç tutan kimsenin vaktinden önce iftar etmesini önlemek bakımından hesaplanan güneş batışına 10 dakika ilâvesiyle bulunan zaman takvimlerde akşam vakti olarak gösterilmiştir. Herhangi bir sebeple ikindi namazını geciktirmiş olan bir kimse için ise, takvimdeki akşam vaktinden takriben 10 dakika önce ikindi namazının vakti çıkmıştır.<br />
Yatsı namazının vaktinde ise durum farklıdır. Akşam namazı vaktinin bitişinin kesin sınırının çizilmesi, hem dinî ve hem de teknik sebeplerle mümkün olmadığından takvimde gösterilen yatsı vaktine kadar kılınan akşam namazı (zarûret hallerinde) vakti içinde edâ edilmiş olur...<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Vitir Namazı:</span><br />
Vitir namazı üç rek'atlı vacip bir namazdır. Vitir namazı yatsı namazının vakti içinde kılınır. Yatsı namazı kılındıktan sonra vitir namazının vakti girer, sabah namazı vaktine kadar devam eder. Yani vitrin vakti yatsı namazının kılınmasına bağlıdır. Yatsı namazını kılmamış olan bir kimse için vitrin vakti girmemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teravih Namazı:</span><br />
Sünnet olan teravih namazının vakti de Ramazan ayında olmak üzere yatsı namazından sonradır. Vitir namazından önce veya sonra kılınabilir. Yatsı namazından önce kılınamaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cuma Namazı:</span><br />
Dört rek'at önce kılınan sünnet, iki rek'at farz ve dört rek'at son sünnet olmak üzere toplam on rek'at olan Cuma namazının vakti Cuma günleri öğlenin ilk vaktidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bayram Namazları:</span><br />
İki rek'atlı vacip bir namaz olan bayram namazları güneşin doğuşundan 50 dakika sonra başlamak üzere öğle namazı vaktine kadar kılınabilir. Ramazan bayramında birinci gün bu vakitte kılınamazsa ikinci gün aynı vakitte kılınabilir, üçüncü gün kılınamaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Mekrûh Vakitler:</span><br />
Bazı vakitlerde namaz kılmak mekrûhtur. Bu vakitleri şöyle sıralamak mümkündür:<br />
1- Güneşin doğma anından itibaren 50 dakika zarfında namaz kılınamaz. Bu süre içinde farz ve vacip namazlar kılınamaz, kılınırsa sonra yeniden kılmak gerekir. Bu süre içinde nafile namaz kılmak da mekrûhtur. Başlanmış bir nafile namazı bozup sonradan kaza etmek daha iyidir.<br />
2- Güneş zevalde, yani tam tepe noktasında iken.<br />
3- Güneş batarken. Bu iki vakitte de yine farz ve vacip namazlar kılınamaz. Sadece ikindi namazının farzına başlanmış iken güneş batmaya başlarsa o namazı tamamlamak gerekir. Bu namaz edâ edilmiş sayılır, sonra yeniden kılınmaz.<br />
4- Sabah namazının vakti içinde sabah namazının sünnetinden başka nafile namaz kılmak mekrûhtur.<br />
5- İkindi namazının farzından sonra, güneş batana kadar nafile namaz kılmak mekrûhtur.<br />
6- Güneş battıktan sonra akşam namazının farzından önce nafile namaz kılınması mekrûhtur.<br />
II- Din İşleri Yüksek Kurulu'nun<br />
Temkin Hakkındaki Kararı:<br />
Yurtiçi için hazırlanacak "Diyanet Takvimi"ne konacak namaz vakitleri ve imsak vaktinin hesaplanmasında esas alınacak ölçüler ile hangi vakitlere ne kadar temkin süresi eklenmesinin uygun olacağına dair 18.12.1981 gün ve DHYİ 31.916 sayılı onay; Kurulumuzun, Diyanet İşleri Başkanı Tayyar ALTIKULAÇ'ın başkanlığında, Başkanlık Vakit Hesaplama Uzmanı Harita Yük. Müh. Emekli Alb. Arif ÇÖKLÜ'nün de müşahit olarak katıldığı 28.12.1981 ve 21.11.1982 tarihli toplantılarında ele alındı. Konu ile ilgili Türkçe (Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın Riyazü'l-Muhtar ve Islahü't-takvim adlı eserleri) ve yabancı dille yazılmış (Explanatory Suplement To The Astronomical Ephemeris And Nautical Almanac) eserlerinin ışığında, Vakit Hesaplama Uzmanlığı'nca hazırlanan 21.1.1982 tarihli rapor ve fıkhî ölçüler incelenip değerlendirildi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yapılan müzakere sonunda:</span><br />
1- Beş vakit namaz, belirli vakitlerde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır. Namaz vakitlerinin başlama ve son bulma sınırları, Cibril (a.s)'in talimine göre Rasulullah (sav)'ın kavlî, fiilî ve takrirî sünnetleriyle belirlenmiştir. Bu belirlemede, "tulû, gurup, fecr, zeval, zuhur-ı şafak, gaybubet-i şafak, zıllü şey'in mislüh...." gibi, güneşin hareketinden (daha doğrusu dünyanın kendi ekseni etrafındaki günlük hareketi ile güneş etrafındaki yıllık hareketinden) meydana gelen özel durumlar esas alınmıştır. Güneşin hareketi sonucu meydana gelen tulû, gurup, zeval, fecr, şafak.... gibi durumlar ve bunlar arasındaki süreler sabit olmayıp mevsimlere ve bulunulan yere göre daima değişmektedir. Ayrıca bu olayların tesbitinde, havanın açık veya kapalı, berrak yahut sisli, su buharının yoğun veya az oluşu... gibi durumların da önemli tesirleri bulunmaktadır.<br />
2- İslâm, kolaylık dinidir. İbadet vakitlerini tayin için müslümanları ince hesaplar yapmak ve hassas aletler kullanmakla mükellef kılmamıştır. Müslümanlar, sünnetin tayin ettiği alâmetleri, hesap yapmadan ve herhangi bir alet kullanmadan da tesbit edip namazlarını kılabilirler. Nitekim, takvim ve saatin bulunmadığı devirlerde böyle yapılmıştır.<br />
Ancak, günümüzde saat ve takvimle namaz ve imsak vakitlerinin tayini, şafak ve fecr gibi işaretleri gözlemekten çok daha kolay hale gelmiştir. Ayrıca, aynı yerde yaşayan müslümanlar arasında birlik ve huzurun sağlanması bakımından da buna kesin zarûret bulunmaktadır.<br />
Bilindiği üzere namaz vakitlerinin hesapla tesbitinde fecr ve şafak olaylarının, güneşin ufuk düzleminin kaç derece altında iken başladığının doğru olarak bilinmesine ihtiyaç vardır. Konu ile ilgili eski kitaplarda bu hususta verilen bilgiler, 16°'den 21°'ye kadar değişmekte ve kesinlik arzetmemektedir. Bu konudaki en son ilmî araştırma ve incelemeleri gösteren "Explanatory Suplement To The Astronomical Ephemeris and Nautical Almanac" adlı eserde (sh.399) tan ışınlarının (fecr ve şafak) olaylarındaki kızıllık üst sınırının ufukta kaybolma zamanı, güneşin alçalma açısı 15 olduğu an başlamakta, bazı atmosfer şartlarında bu durum 16 oluncaya kadar devam etmektedir. 16'da ise bütün atmosferik şartlar altında kızıllığın tamamen kaybolduğu anlaşılmaktadır.<br />
Başkanlığımız Vakit Hesaplama Uzmanı Harita Yük. Müh. Emekli Alb. Arif ÇÖKLÜ de, "20 seneden fazla GEODEZİK ASTRONOMİ çalışmalarını arazi üzerinde bizzat yürüttüğü esnadaki özel araştırma ve gözlemlerde daima aynı sonuca ulaştığını; güneş ufkun 16° altında olduğu zaman, kızıllığın kaybolduğunu" raporunda ifade etmektedir.<br />
Bilindiği üzere, güneşin hareketlerinde dört yıl içinde bazı değişmeler olmakta, dört yıl sonra güneş tekrar aynı noktaya gelmektedir. Bu sebeple, her yıl için ayrı hesap yapmadan, bu değişiklikten doğan farkı karşılamak üzere, namaz vakitleri hesaplanırken, tesbit edilen vakitlere belirli bir "temkin süresi"nin ilavesi zarûri görülmüştür.<br />
Ancak, eskiden hergün (sık sık) saat ayarlama imkânı olmadığı gibi, her il ve ilçenin ayrı ayrı namaz vakitlerini gösteren takvimleri de yoktu. Takvimlerde, bazı büyük şehirlere göre hazırlanmış olan namaz vakitleri çok geniş bir bölgede uygulanıyordu. Bu durumlar da dikkate alınarak, vakit girmeden ibadete başlanmasın düşüncesiyle, ilâve edilen temkin süresi, oldukça geniş tutuluyordu.<br />
Diyanet Takvimi'nde her il ve ilçenin namaz vakitleri ayrı ayrı gösterilmektedir. Günümüzde, her gün birkaç defa saat ayarlama imkânı vardır. Bu itibarla, güneşin dört yılda bir değişen hareketlerinden doğan fark ile 1-2 dakikalık ihtiyat payı dışında uzunca bir temkin süresine artık gerek bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca temkin süresinin uzun tutulması, bazı ihmalkâr müslümanların, namazlarını vakit çıktıktan sonra kılmalarına yol açmaktadır.<br />
<br />
Bu mülâhazaların ışığı altında:<br />
a) Öğle vaktinin güneşin meridyenden geçişine; ikindi vaktinin ise, "asr-ı evvel"in girdiği zamana "dörder" dakikalık temkin süreleri eklenmek suretiyle tesbitine;<br />
b) Yatsı, imsak ve sabah namazı vakitlerinin tesbitinde, güneşin 16° ufkun altında bulunmasının esas alınmasına ve buna -"dört" dakika temkin (yatsı ve sabah namazı vakitleri için +4 dakika, imsak vakti için- 4 dakika) süresi ilave edilmesine;<br />
c) Güneşin doğuşu ve akşam namazı vakitleri için, Diyanet Takvimi'ndeki vakit hesaplarında herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek bulunmadığına ve keyfiyetin Başkanlık Makamına arzına karar verildi.<br />
<br />
III- 45. Enlem dairesinin kuzeyinde namaz vakitleri:<br />
A) Brüksel toplantısı:<br />
45. Arz (enlem) dairesinin kuzeyinde yer alan ülkelerde bazı namaz vakitlerinin geç teşekkül etmesi veya namaz vaktinin girdiğini gösteren atmosfer alâmetinin hiç meydana gelmemesi sebebiyle buralarda yaşayan müslümanlar problemlerle karşılaşıyor ve çözüm arıyorlardı. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ile Suudi Arabistan'daki Râbıtatu'l-Âlemi'l-İslâmî'nin ortak teşebbüs ve tertibi ile 1980 Haziran ayının 23-27 günleri arasında Brüksel İslâm Merkezi'nde bu maksatla bir ilmî toplantı yapıldı. Masrafını Rabıta'nın yüklendiği toplantı bilhassa mezkûr problemi yaşayan ülkeler başta olmak üzere İslâm ülkeleri çapında tertip edilmiş ve kongreye kısmen din âlimi, kısmen kozmografya ve takvim mütehassısı olmak üzere kırkın üzerinde delege katılmıştır. Kongrenin Brüksel'de yapılmasının sebebi, burasının, yılın bazı günlerinde yatsı ve imsak vakitlerinin (alâmetlerinin) bulunmadığı halde, çok sayıda Türk ve Marok müslümanın içinde yaşadığı bir memleket olması idi. Nitekim ilmî kongrenin yapıldığı günlerde Brüksel'de akşam şafağı (beyaz şafak) kaybolmuyor, güneş battıktan sonra batıdaki aydınlık devam ediyor ve bir müddet sonra doğu aydınlanıyor, yani fecir başlıyordu. Toplantıda daha ziyade yatsı ve imsak vakitleri üzerinde duruldu. Yatsı namazı mevzuunda iki farklı problem vardı:<br />
a) Şafağın kaybolmadığı yer ve zamanlarda yatsı namazı hangi vakitte kılınacaktır?<br />
(Bilindiği üzere normal bölgelerde şafak kaybolup batı ufku kararınca yatsı vakti girmektedir).<br />
b) Şafağın çok geç kaybolduğu ve mesela güneşin batması ile yatsı vaktinin girmesi arasında üç saat ve daha fazla müddetin geçmesi gerektiği yer ve zamanlarda, gece istirahat edip sabah işbaşı yapmak mecburiyetinde olan işçiler yatsıyı ne zaman kılacaklardır?<br />
İşte bu iki problem ilmî ve dinî yönlerden ele alınarak uzun uzadıya incelendi, tebliğler tartışıldı ve 45. arz dairesinin kuzeyinde kalan memleketlerde yaşayan müslümanlar için şu çözümler getirildi.<br />
a) Şafağın kaybolmadığı veya işçilerin bekleyemeyeceği kadar geç kaybolduğu yerlerde müslümanlar akşam ile yatsı namazlarını arka arkaya kılabilirler (cem'u's-salâteyn)<br />
b) Bunu yapmak istemeyenler Mekke arzına veya normal bölgenin, akşam ile yatsı arası en kısa olan devresine tâbî olup, yatsı namazlarını buna göre kılarlar; yani güneş battıktan sonra akşam namazlarını kılar; sonra guruba, Mekke arzındaki akşam ile yatsı arasındaki müddeti ekleyerek buldukları saatte de yatsı namazını kılarlar..<br />
İmsak mevzuuna gelince: Ramazan orucu yılda bir ay olduğu ve fecrin imsak vaktinin alâmeti olması hususu da kat'i nass ile sabit bulunduğu için şafağın kaybolduğu ve fecrin (tanyerinin ağarması) bulunduğu yerlerde alâmetlere göre hareket edilmesi zaruri bulundu.<br />
Daha kuzeye gidildikçe alâmetlerin bulunmadığı veya gece vaktinin çok kısa olduğu bölgelerde, normal mıntıkalara göre takdir esası kabul edildi.<br />
Özetlemeye çalıştığımız bu esaslara göre mütehassısların Ankara'da toplanarak mezkûr bölgeler için takvimler hazırlamaları ve bunu, içinde bulunduğumuz yılın ramazanına yetiştirmeleri karar altına alındı.<br />
Gurbet illerinde rızık arayan, anormal şartlar içinde Allah'a karşı vazifelerini unutmayan din kardeşlerimizin sevinçle karşıladıkları bu hasbî ve ilmî faaliyetin hayırlı neticeler doğurmasını Mevlay-ı Mütealden diliyoruz.<br />
<br />
B) Fıkıh açısından meseleye kısa bir bakış:<br />
Yazıların telifi:<br />
Buraya kadar, namaz vakitleri hakkında toplu bir bilgi ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nın temkinler ile ilgili bir açıklamasını ve 45. enlem dairesinin kuzeyinde kalan bölgede namaz vakitlerini bildiren alâmetlerin ya hiç bulunmadığı, yahut da çok geç veya kısa müddetler içinde gerçekleştiği mıntıkalarda namaz ve oruç ibadetlerinde esas alınacak zaman ölçüsünü tesbit için yapılmış bir toplantının karar özetini arzetmiş olduk. Sayın Yeprem'in "Namaz Vakitleri" ile ilgili cevabında geçen temkin ile, Başkanlığın yeni yayınladığı kararda bahis mevzûu temkin arasında önemli ölçüde fark bulunduğu görülmektedir. Ancak bu farkın sebebi, yine aynı yazılarda açıklanmıştır; cevabî yazı, Sayın Yeprem'in Başkanlıkta bulunduğu zaman hazırlanan takvimlerde esas alınan ölçülere göredir. Şimdiki kararda ise şafak ve fecir için onaltı derece ölçüsü alınmış, ayrıca boylam ve enlem bakımlarından dar bölge esasından hareket edilmiştir. Böylece gerek dört yıllık peryodik değişmeler ve gerekse yerleşim bölgeleri (enlem ve boylamlar) arasındaki farklardan kaynaklanan temkin dört dakikaya indirilmiştir.<br />
Yine Sayın Yeprem'in cevabında geçen "şafağın kaybolmadığı yerlerde yatsı için hakiki gece yarısından beş dakika önce, imsak için yine gece yarısından beş dakika sonra ve sabah namazı için de yarım saat sonra ölçüleri, Brüksel toplantısından öncesine ait düşünce ve uygulamaları aksettirmektedir. Brüksel toplantısı daha başka kriterlere göre takdir esasını kabul ettiği ve takvimler de buna göre hazırlandığı için uygulamanın yine Diyanet takvimlerine göre olması gerekecektir.<br />
Mezkur yazıların ve kararların daha iyi anlaşılabilmesi ve bir müslümanın gönlüne yatabilmesi için meseleye bir de fıkıh açısından bakmak, fukahânın görüş ve delillerini hulasa etmek faydalı olacaktır.<br />
Fıkıh kitaplarında meselemiz:<br />
45. Enlemin kuzeyinde kalan bölgelerin müslümanlar tarafından fethi ve buralarda ibadetin, müslümanların meselesi haline gelmesi müctehid imamlar devrinden sonra olmuştur. Bu sebeple fukahânın meselemizi ele almaları hicrî altıncı asır dolaylarında başlamıştır. O devrin Hanefî fukahâsından Burhaneddin el-Kebir Ebû Muhammed Abdülaziz b. Ömer el-Mervezî, böyle yerlerde alâmetler bulunmasa dahi namazın kılınması gerektiğini; es-Sadru'l Kebir Burhanu'l-Eimme ise vakit bulunmadığı için buna bağlı mükellefiyetin de bulunmayacağını ve dolayısıyla hangi namazın vakti bulunmuyorsa, onun mükelleften düşeceğini, kılınmayacağını ifade ve iddia etmişler, daha sonra gelenler de bu iki görüşten birini tutagelmişlerdir. Meselemizle ilgili -Fıkıh kitaplarının namaz ve vakit bahislerinde- kısa bilgiler ve bazı risaleler153 bulunmakla beraber bu mevzûuda en doyurucu eseri kaleme alan ve bütün görüşleri delilleriyle beraber vererek tahlîl eden, sonunda bir neticeye varan zat, geçen asrın müctehidlerinden Kazanlı Şihabüddin Harun b. Behauddin el-Mercanî olmuştur. Kitabının adı Nazuratu'l hak fi fardiyetti'l-işâ ve inlem yegibış-şefak. 1870 Yılında Kazan'da tabedilen bu eser Hindistan'ın Pehüpal eyaletinden Sıddık b. Hasen Han tarafından hicrî 1291 yılında ihtisar edilmiş ve bu özet de, S. b. Hasen'in, Luktatu'l-aclân isimli eserinin içinde tabedilmiştir. (İst. 1296, s. 190 vd.).<br />
Mezkur eserlerden faydalanarak meselenin bir özetini vermeden önce, bilhassa bu bölgelerde takdir esasına dayanılarak namazın kılınması gerektiğini müdafaa eden fukahânın dayandığı deliller arasında yer alan ve dikkat çekici bulunan bir naklî delili (hadîs-i şerifi) mealen vermek istiyoruz. Mezkur hadîs, meşhur altı hadîs kitabından (kütüb es-sitte) Müslim'in, "Fitneler ve kıyamet alâmetleri" bölümünde yer almıştır. Kıyamet alâmetleri içinde Deccal'den bahseden ve oldukça uzun olan hadîsin, mevzûumuzla ilgili kısmı şöyledir:<br />
"...ashâb-ı kiram soruyorlar:<br />
- Deccal yeryüzünde ne kadar kalacaktır ey Allah'ın Rasülü (sav)?<br />
<br />
Cevap:<br />
- Kırk gün (kalacaktır). Bu kırk günün bir günü bir yıl gibi, bir günü bir cuma (hafta) gibi, diğer günleri ise (normal) günleriniz gibidir.<br />
<br />
Soru:<br />
- Ey Allah'ın Rasülü! Şu bir yıl gibi olan günde bize, -normal günlerimizde kıldığımız- bir günlük namaz kafi gelecek midir?<br />
<br />
Cevap:<br />
- Hayır (bir yıl sürecek olan bir günde, normal bir günlük namaz size kafi gelmez); onun için miktarını takdir edeceksiniz (yani normal bir gününüzde kıldığınız namazların aralıklarını tahminen ölçerek o bir yıllık bir günde, 365 günlük namaz kılacaksınız)." (Müslim, Kitab nu. 52, hadîs nu.110).<br />
Ondört asır önce, başka bir münasebetle bile olsa Rasül-i Ekrem (sav)'in bu mucize açıklaması, kendilerinden beş asır sonrasından başlayarak günümüze kadar, bahsimize ışık tutmuş, diğer deliller yanında, 45. enlem dairesinden kutuplara kadar olan bölgede nasıl ibadet edileceğinin en muknî delilini teşkil etmiştir. Hadîsten anlaşıldığına göre güneşin doğudan çıkıp batıda kaybolması, bugün 24 saatle ifade ettiğimiz günlerle 365 gün (bir yıl) sürse, bu bir yıl içinde yalnızca beş vakit namaz kılmak yetmeyecek, eldeki imkânlara göre ölçülerek ve güneşin doğması, gölgenin bir veya iki misli olması, güneşin batması, şafağın kaybolması gibi alâmetlere bakılmaksızın, normal günlerde ve mıntıkalardaki gibi -24 saatlik gün içinde beş vakit- namaz hesabiyle vazife yerine getirilecektir.<br />
Mezkûr alâmetler bulunmadıkça namazın da farz olmayacağını söyleyenler, "namazın şartı olan vaktin bulunmamasını, abdest uzvunun bulunmamasına kıyas etmişler ve nasıl kolu olmayanın elini yıkaması farz değilse, vakti olmayanın; yani bulunduğu yerde namaz vakti bulunmayanın namaz kılması da farz olmaz" demişlerdir. Haklı olarak bu sakat kıyasa karşı çıkan ve onu reddeden fukahâ, bir yandan Müslim hadîsine dayanırken, diğer yandan şu delilleri ileri sürmüşlerdir.<br />
1- Namaz ibadeti güneşe, güneşin doğup batmasına, gölge ve şafağa değil, sonsuz nimetlerine şükran olmak üzere Allah Teala'ya yapılır. Başka bir ifade ile namazın sebebi, ardı arkası kesilmeden her an mazhar olduğumuz ilahi nimetlerdir; şükran için bu nimetleri bir ölçü içinde zaptetmek ve ifade etmek zor olduğundan, içinde nimetlere mazhar olduğumuz vakit (zarf), nimetin yerine konmuş ve namaz ibadetinin teknik (fıkhî) sebebi kılınmıştır.<br />
2- Vakit başka, vakti ifade etmek ve kullanmak için ihtiyaç duyulan alâmet başkadır. Vakit, sınırsız zaman içinde belli bir miktardır. Belli bir zamanı yaşayan insan vakti yaşamıştır, onun vakti olmuştur. Alâmetler ise güneşin doğması, batması, tepe noktasına gelmesi, gölgenin boyu, şafak, fecir gibi olaylardır; bunlar bulunsun bulunmasın vakit vardır. Ve onu yaşayan, onun içinde Allah'ın nimetlerine mazhar olan insan, çeşitli ibadetler ve bu arada namaz ile Allah'a kulluk edecek, şükran vazifesini yerine getirecektir.<br />
3- Vakit ve alâmet, namaz ibadetinin gerçek sebebi olmadığı için gerçek sebep ve maksat uğruna gerektiği zaman hemen terkedilmektedir: Nitekim Arafat ve Müzdelife'de, müctehidlerin çoğuna göre seferde ve bazı mazeretler sebebiyle hazarda namazlar birleştirilerek kılınmakta ve vaktin alâmetlerine riayet edilmemektedir. Kuzey ve güneye doğru ilerledikçe hadîste geçen gölge ölçüsüne de uymak mümkün olamamaktadır; çünkü bazı yerlerde güneş zeval vaktine geldiğinde gölge eşyanın bir mislidir; bu sebepledir ki fukahâ sonradan "zeval gölgesi hariç" kaydını koymuşlardır. Şu halde vakitleri tarif eden hadîslerde zikredilen alâmetlerden maksad, her hal ü kârda bu alâmetlerin bulunması, görülmesi değildir; maksad iki namaz arasında geçmesi gereken müddeti tayin etmektir; mesala "güneşin batması ile akşam, şafağın kaybolması ile yatsı vakitleri girer" denilince, herhangi bir sebeple şafak görülmez veya kaybolmazsa namaz vakti girmez, namaz kılınmaz denilmek istenmemiştir. Normal şartlarda güneşin batması ile şafağın kaybolması arasında geçen zaman (süre) geçince durum ne olursa olsun (şafak kaybolmasa da) yatsının vakti girmiş olur.<br />
4- Bir hadîsten anlaşıldığına göre namaz önce 50 vakit olarak farz kılınmış, sonra ümmete fazla yük bindirmemek için Allah tarafından beş vakte indirilmiş, o zaman mevcut bulunan ve sonra gelecek olan bütün müslümanlara beş vakit namaz farz olmuştur. Bu hadîs, namaz vakitlerini tarif eden hadîs ve Deccal hadîsi bir arada düşünüldüğü zaman varılacak sonuç şudur: İnsanın çalışma, istirahat ve ibadet hayatına - güneşe bağlı- alâmetlerin uygun düştüğü mıntıkalarda ve zamanlarda, hadîslerde geçen alâmetlere göre vakitleri girdikçe namazlar eda edilecektir. Alametlerin bulunmadığı veya hayata uygun düşmediği yer ve zamanlarda ise, normal yerlerdeki namazlar arası müddetler esas alınarak eda edilecektir ki, bu ikinci yola Deccal hadîsindeki ifadeye bağlı olarak "takdir yolu" denilmektedir.154<br />
Fukahânın bu güçlü delilleri, alâmetler bulunmasa dahi namazın farz olduğunu ve normal mıntıkaların vakitlerine göre kılınması gerektiğini isbata yeterlidir. Ancak 45. enlem dairesinden kuzeye doğru gidildikçe müslümanların bulunduğu mıntıkalarda, mesela Belçika ve daha kuzeydeki bölgelerde güneş doğup batmakla beraber, yılın bazı günlerinde, güneşin batışını takip eden ve kırmızı şafaktan sonra gelen beyaz şafak kaybolmamakta, batı ufku aydınlık iken doğudan güneş doğmaktadır. Katılma imkânı bulduğumuz Brüksel toplantısının asıl mevzûunu işte bu mesele teşkil ediyordu. Normal mıntıkalarda akşam namazı vaktinin çıkması ve yatsı vaktinin girmesi için şafağın kaybolması ve batı ufkunun kararması bir kısım fukahâya göre şarttır. Keza orucun başlaması ve sabah namazının vaktinin girmesi için de fecir denilen ve karanlıktan sonra doğudan başlayan yaygın aydınlığın teşekkül etmesi gerekir. Mezkür yerlerde akşam şafağı kaybolmadığına göre yatsı vakti ne zaman girecek, oruç ve sabah namazı vakti ne zaman başlayacaktır?<br />
Bu sualin cevabı üzerine düşünmüş ve görüş beyan etmiş ulemanın ifadelerini ve farklı görüşlerini yine Mercânî'nin eserinden takip edebiliriz:<br />
1. Yukarıda zikredildiği üzere bazılarına göre âlemetler bulunmayınca ibadet mükellefiyeti de bulunmaz.<br />
2. Bazıları bütün görüşleri sahih, mûteber telâkki etmekte, fakat en ihtiyatlı yolu tutmakta, namaz ve oruç ibadetini yapmaktadır.<br />
3. Bazıları iki namazı birleştirerek kılma yolunu tercih etmektedirler.<br />
4. Bir kısım fukahâya göre akşam namazının vaktinin çıkması ve yatsının vaktinin girmesini belirleyen şafak, beyaz şafak değil, kırmızı şafaktır; yani güneşin batışının hemen arkasından batı ufkunda görülen kırmızılıktır; bu ise, beyaz şafağın aksine o mıntıkalarda da kaybolmaktadır; şu halde buna göre yatsı kılanabilir. Hemen işaret edelim ki, şafağın kırmızılık olduğunu ileri süren fukahâ çoğunluktadır ve Hanefîlerde Ebû Yûsuf ve Muhammed'in görüşleri de bu istikamettedir.155<br />
5. Bazılarına göre hakiki gece yarısında- yani dünyanın devrine göre gecenin tam ortasına varıldığı zaman şafak kaybolmuş sayılır, geri kalan zamanki aydınlık fecir (tan) olarak kabul edilir.<br />
6. Bazılarına göre her gün, bir gün önceki yatsı namazının kazasına niyet edilerek namaz kılınır.<br />
7. Yatsı gece yarısından sonra kılınır.<br />
8. Mıntıkaya en yakın normal yerin vakti esas alınarak takdir yoluyla vakit girdi sayılır ve namaz kılınır.<br />
Mercânî'nin bu görüşleri verip, her birini tenkit ettikten sonra kendi görüşünü şöyle açıklıyor: Alâmetlerin bulunduğu yerde onlara riayet etmek ihtiyata uygundur. Bunlar bulunmuyor veya uymakta güçlükler zuhur ediyorsa, normal mıntıkaların, düzenli günlerinin takvimine göre hareket edilir. Eğer herhangi bir sebeple bu da mümkün olmuyorsa o mıntıkada, güneşin batması ile şafağın kaybolması arasındaki en kısa uygun müddet esas alınarak hareket edilir. Nihayet -bazı yerlerde- öyle bir zaman gelir ki, güneşin batması ile doğması bir olur; işte o zaman alâmetler tamamen bir tarafa bırakılarak takdir yoluna gidilir.156<br />
Mercânî'nin, kendi tercih ettiği görüşü müdafaa ederken verdiği bir nakil oldukça ilgi çekicidir: Serahsî zamanında (vefatı H. 500) civarındadır) Buharalı bazı tembellerin, şafak kaybolmadan yatsıyı kılıp yattıkları, Zahiruddin el-Merginânî tarafından Serahsî'ye intikal ettirilmiş ve ne diyeceği sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: "Onları bundan menetme, çünkü menedersen hiç kılmazlar, bu haliyle kılmayı hiç değilse bazı müctehidler caiz görmektedirler"157<br />
İşte buraya kadar verdiğimiz nakiller ve özellikle Deccâl hadîsi, namazların yağmur, soğuk, karanlık, korku gibi sebeplerle -yolculuk hali dışında da- cemedilerek kılınmasını tecviz eden hadîsler ve ictihadlar, İslâm'ın kolaylık prensibi, alâmetlerin vakitleri düzenlemek için birer vasıtadan ibaret olduğu ve asıl maksadın ibadeti yapmaktan ibaret bulunduğu ... esaslarının ışığı altında hareket eden mütehassıslar, Brüksel'de yapılan toplantıda, daha önce bir özetini takdim ettiğimiz kararları almışlardır.158<br />
Yazdıklarımız kendilerine karışık gelen ve açık, seçik, pratik bir cevap isteyenlere söyleyebileceğimiz husus, Brüksel'de alınan kararlar istikametinde takvim hazırlamaya devam ettikleri müddetçe Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı takvimine göre hareket etmeleri, oruç, bayram ve namaz vakitlerini bu kaynaktan öğrenip uygulamalarıdır.<br />
<br />
148. Namaz vakitlerinin başlangıç ve sonları, Cibril hadîsi ile belirlenmiştir. Cibril hadîsi şöyledir: "Rivâyet olunur ki, Ebu Mes'ud (Ukbe b. Amr) Ensarî (-i Bedri r.a) Irak'ta iken bir gün Muğîre b. Şu'be'nin (r.a) yanına girdi ki, o gün Muğîre nasılsa ikindi namazını geç vakte bırakmıştı. Ona dedi ki: Ya Muğire, bu (yaptığın) nedir? Bilmiyor musun ki, Cibril (a.s) inip namaz kıldı. Rasûllullah (sav) da (ardında ) kıldı. Sonra (bir daha) kıldı. Rasûlullah (sav) da (ardında bir daha) kıldı. Sonra (bir daha) kıldı. Rasûlullah (sav) da (ardından bir daha) kıldı. Sonra (bir daha) kıldı. Rasulullah (sav) da (ardında bir daha) kıldı. Sonra (işte) bununla emrolundum, dedi...." (Bkz. Tecrid-i Sarih Tercemesi, II/ 460-464, Ank. 1972)<br />
Bir başka hadîste Rasul-i Ekrem (sav) şöyle buyuruyor. "Cibril aleyhisselam iki defa (yani iki gün) Beyt-i Muazzam'ın yanında bana imam oldu. İlk defasında zeval vaktinde güneşin verdiği gölge bir nalın tasması kadar uzandığında bana Öğle, her şeyin gölgesi birer misli uzadığında İkindi, oruçlu orucu bozduğu vakitte Akşam, şafak kaybolduğunda Yatsı, oruçluya yemek içmek haram olduğu vakitte Sabah namazlarını kıldırdı. Ertesi gün Öğle namazını her şeyin gölgesi bir misli, ikindi namazını iki misli olduğu, Akşam namazını oruçlu iftar ettiği zamanda, Yatsı namazını gecenin üçte birine doğru, Sabah namazını da ortalık iyice aydınlandığı vakit kıldırdı. Sonra bana döndü ve: Ya Muhammed, bu senden evvelki enbiyanın vaktidir. Namaz vakti işte bu ikişer vakit arasındadır, dedi." (Sünen-i Ebû Davud ile Nesâî ve Tirmizî'den naklen: Tecrid-i Sarih Tercemesi, 11/462, 2 no'lu dipnot: Ank. 1972)<br />
Bu konudaki Ebu Berze hadîsi de şöyledir: "Ebu Berze'den (r.a), şöyle demiştir: Nebiyyi Ekrem (sav) Sabah namazını, her birimiz yanında oturanı tanıyacak kadar aydınlık olduğu zaman kıldırır, bu namazda altmıştan yüz ayete kadar okurdu. Öğle namazını güneş (mağribe doğru) meylettiği vakitte kıldırırdı. İkindiyi de (öyle bir saate kaldırırdı ki) kimimiz (namazdan sonra mescidden) Medine'nin en uzak yerine gider (evine) dönerdi de, güneş henüz dipdiri bulunurdu"<br />
Râvi akşam namazı hakkında Ebu Berze'nin (r.a) ne dediğini unutmuş. Ebu Berze demiş ki: "Rasûlullah (sav) Yatsı namazını gecenin ilk üçte birine -sonradan deyişine göre yarısına- kadar geciktirmekte beis görmezdi. (Bkz. Tecrid-i Sarih Tercemesi, 11/485, Ank, 1972)<br />
149. Hakiki Gece Yarısı: Güneşin o bölge meridyeninden alt geçişi vaktidir. Pratik olarak Öğle namazının takvimde gösterilen vaktine 11 saat 50 dakika ilave etmek suretiyle bulunur.<br />
150. Zeval Vakti: Güneşin o bölge meridyeninden üst geçişi vaktidir. Bölgedeki gerçek saatin (memleket saat ayarı değil) 12.00 olduğu zamandır. Pratik olarak öğle namazının takvimde gösterilen vaktinden 10 dakika çıkarmak suretiyle bulunur. Bir şakul ipinin, yahut düzgün köşe duvarlarının gölgesinin tam kuzey-güney doğrultusunda olduğu andır.<br />
151. Burada bir hadîs'e temas etmek gerekmektedir. İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: "Nebiyyi Ekrem (sav) öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı (birlikte) yedi (rek'at) ve sekiz (rek'at) olarak kıldırırdı." (Tecrid-i Sarih Tercemesi, 11/ 487, Ank, 1972)<br />
Bu hadîs-i şerife dayanarak öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı bir arada kılmaya cem'i 'beyne's salâteyn denmektedir. Peygamber Efendimiz'in (sav) Veda haccında Arafat'ta öğle ile ikindiyi, Müzdelife'de ise akşam ile yatsıyı birleştirerek kıldırdığında ittifak vardır. Yılın başka zamanlarında ve başka bölgelerde cemi' yapılması konusunda müctehidler ihtilaf etmişlerdir.<br />
Hanefî imamları ile İmam Evzaî'ye göre cemi' sadece Hacc mevsiminde Arafat ve Müzdelife'de yapılır.<br />
İbn Ömer, Urve b. Zübeyr (r.a), Said b. el-Müseyyeb, Ömer b. Abdülaziz, Ebu Bekr b. Abdurrahman, Zührî, Ebu Seleme, Medine fakîhlerinin hepsi, İmam Mâlik, İmam Şâfiî, İmam Ahmed b. Hanbel gibi zevat, korku, sefer, şiddetli yağmur gibi şer'i özürler bulunduğu takdirde her zaman ve her yerde cemi' yapmak caizdir, demişlerdir.<br />
Cem'i caiz görmeyenler, öğle namazını son vaktine kadar geciktirip ikindiyi de ilk vaktinde; akşamı son vaktine kadar geciktirip yatsıyı da ilk vaktinde kılan Rasûlullah'ın (sav) bu amelinin iki namazı birleştirmiş gibi göründüğünü, aslında Cem'in bulunmadığını ifade etmektedirler.<br />
Buna mukabil Cem'in var olduğunu savunanlar, ayrıca bu Cem'in sadece Hacc Mevsimine ve Arafat'la Müzdelife'ye mahsus olmadığını, bunun meşakkat halinde her zaman ve her yerde caiz olduğunu söylemekte, bu konuda Rasulullah (sav)'ın müteaddit hadîslerini delil olarak zikretmektedirler. (Geniş bilgi için bkz. Tecrid-i Sarih Tercemesi, 11/487-489. Ank. 1972)<br />
Bütün bu bilgilerin ışığı altında, yatsı vaktinin teşekkül etmediği veya çok geç saatlerde teşekkül ettiği memleketlerin durumuna bir göz atalım. Bu bölgelerde yatsı namazının gece yarısına kadar beklendikten sonra kılınması, eğer iş hayatında telâfisi güç, büyük aksamalara yol açıyorsa, işçinin sıhhatinde önemli mahzurları varsa, çok geç saatlere kadar beklemek namazı terke sebep oluyorsa; bu gibi durumlarda, ibadette aksamaları önlemek ve meşakkatten kurtulmak için, akşam namazından sonra yatsıyı da cem' etmek yolunu tercih eden büyük müctehidleri taklid etmek imkanı her zaman açık bulunmaktadır.<br />
152. Kuzeydeki ülkelerde namaz vakitleri üç numaralı yazıda genişçe incelenmiştir. İki numaralı karar yazısında da "temkin" süreleri yeniden belirlenmiştir, uygulama bunlara göre yapılmalıdır. Sayın Yeprem'in verdiği bilgiler bu çalışmalardan öncesine aittir. (H.K)<br />
153. Eskiler Ural dağları ile Adriyatik denizi arasında kalan bölgeye "ardu'l-bulgâr" dedikleri için, meselemizi de "bu bölgede namaz" başlığı altında incelemişlerdir.<br />
154. Mercânî, age., s. 128, 99, 112.<br />
155. Serahsî el-Mebsût'da, beyaz şafağın bazı yerlerde geç kaybolduğunu, bu sebeple yatsı vaktini beklemekte güçlük çekildiğini, dolayısıyle kırmızı şafağın esas alınmasının uygun olacağını ifade etmiştir. C. I, s. 145.<br />
156. s. 117 vd., 144 vd. 112 vd.<br />
157. s. 117. Tahâvî, Câbir'den, Hz. Peygamber'in (sav) de şafak kaybolmadan yatsı namazını kıldığını nakletmiş, sonra da bu "kaybolmadan" denilen şafağı "beyaz şafak" olarak tevil etmiştir. Bkz. Şerhu-ma'âni'l-âsâr, Kahire 1968, s. I, s. 156.<br />
158. Brüksel toplantısına bir tebliğ ile katılan Prof. Dr. M. Hamîdullah'ın tebliğinde yer alan bazı kısımları burada zikretmekte fayda görüyorum; "...kutba yakın enlemlerde yer alan bölgelerde, Deccâlin vakitlerine benzer vakitler bulunmaktadır. Peygamberimiz (sav) oralarda ne yapacağımızı açıkça ifade buyurarak "takdir ediniz" demiştir; yani güneşin hareketine göre değil, zaman ölçme âleti olan saate göre haraket ediniz, buyurmuştur. 72nci enlem derecesinde -normal bölgelerdeki günlere göre- üç aylık fark olunca, kutup bölgesine doğru bu farkın daha da büyüyeceği tabiîdir. Buralarda, eskilerden Mes'ûdî ve Bîrûnî'nin haber verdikleri ve modern ilmin de yalanlamadığı üzere altı ay süren gündüz ve altı ay süren gece vardır.<br />
Ancak Deccâl hadîsi, takdirin hangi esasa göre yapılacağını açıklamamıştır; bu takdir Medine enleminin vakitlerine göre mi olacaktır, ekvatordaki vakitlere göre mi olacaktır, yoksa daha başka bir ölçüye göre mi olacaktır? Eski ulemâdan bazıları, bu bölgelere en yakın normal bölgenin vakitlerine göre hareket edilir, demişlerdir; fakat bunlar meseleyi yeterince incelemedikleri ve kendileri o bölgelerin hayatını yaşamadıkları için bundan fazlasını söylememişlerdir.<br />
Bildiğime göre asrımızda bu meseleyi ilk defa ele alanlar, Haydarâbâd eyâleti âlimler meclisi olmuştur. Güzel bir nasib sebebiyle ben de o mecliste bulunmuştum. Bu meclis ittifakla şu kararı aldı: Güneşin hareketine göre vakitleri ayarlama ve amel etmenin nihâî sınırı 45inci enlem dairesi olacaktır... Buradan itibaren 90'ıncı dereceye kadar ise 45inci derecenin vakitleri uygulanacaktır. Bu kararın, Haydarâbâd gazetelerinde neşredilen gerekçeleri özetle şöyle idi:<br />
1. Kuzeye ve güneye doğru 45'er derece, görünüşte dünyayı iki eşit parçaya ayırmaktadır; gerçekte ise bu bölge, insanların imar ederek yerleştikleri bütün bölgelerin dörtte üçünü teşkil etmektedir.<br />
2. Ashâb-ı kirâmın bir kısmı, bu bölgede (kuzey ve güneye doğru 45'er derecelik bölgede) bulunmuş, ibâdetlerini Medine vakitlerine veya başka vakitlere göre değil, buraların vakitlerine göre yapmışlardır..." (Arapça teksir nüshası, s. 4-5). </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">islamda Vakit ve Önemi ve Namaz Vakitleri Hakkında Önemli Bilgiler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">VAKIT</span><br />
<br />
Arapça "vekate-yekıtu" fiilinden "vakt" mastarı vakit koymak, vakit tayın etmek demektir. Vakt bir isim olarak vakit, zaman, süreç anlamına gelir. Çoğulu "evkât" tır.<br />
<br />
Vakit bazı ibadetlerin yükümlünün üzerine farz olması için bir sebeptir. Vakit girmedikçe farz da meydana gelmez. Mesela Ramazan ayının girmesi orucun farz olmasına sebeptir. Hadiste, " Ramazan hilâlini görünce oruç tutunuz, Şevval hilâlini görünce de oruç yeyiniz" (Buhârî, Savm, II; Müslim, Sıyâm, 4,18) buyurulur. Diğer yandan Kur`ân-ı Kerîm`de; "Sizden kim Ramazan ayına yetişirse, onu oruçlu geçirsin" (el-Bakara, 2/185) buyurularak, farz olan orucun vakti belirlenmiştir. Diğer yandan günlük tutulan orucun da kendi vakti, ikinci fecirden güneşin batmasına kadar olan süredir. Bu süre Kur`ân`da "Ramazan gecesinde ak iplik kara iplikten ayırdedilinceye kadar yeyin için, sonra geceye kadar yani güneş batıncaya kadar orucu tamamlayın" (el-Bakara, 2/187) âyetiyle belirlenir.<br />
<br />
Hac ibadetinde diğer şartların bulunması yanında Zilhicce ayının girmesi ve Arefe günü ihramlı olarak Arafat`ta vakfede hazır bulunulması şarttır. Bu yüzden Hicaz`a gitme imkânı bulduğu halde hac günlerinden önce vefat eden kimseye hac farz olmaz.<br />
<br />
Zekât bakımından da, Müslüman, akıllı, ergin olma ve asl ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip bulunma yanında bir kamerî yılın da vakit olarak geçmesi gerekir. Bu süre geçmeden yoksul düşme veya vefat etme durumunda zekât farz olmaz.<br />
<br />
Vakit, namazın şartlarından bir tanesidir. Namaza başlamadan önce bulunması gereken farzlar altı tane olup şunlardır: a) Hadaten temizlenme, b) Necasetten temizlenme, c) Avret yerini örtmek, d) Kabeye yönelmek, e) Vakit, f) Niyet. Bunlara "namazın şartları" da denir.<br />
<br />
Farz namazlar ile bunların sünnetleri, vitir namazı, teravih ve bayram namazları için belirli vakitler konulmuştur. Farz namazları sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı namazlarıdır. Cuma namazı da öğle namazı yerine geçer. Vaktinden önce kılınacak farz namaz sahih olmadığı gibi, vaktinden sonraya bırakılan namaz da kazaya kalmış olur. Kur`ân-ı Kerîm`de şöyle buyurulur: "Şüphesiz namaz, mü`minler üzerine vakit ile belirlenmiş olarak farz kılınmıştır" (en-Nisâ, 4/103).<br />
<br />
Cebrâil aleyhisselâm, Hz. Peygamber`e beş vakit farz namazların başlangıç ve sonunu şöyle belirlemiştir: "Câbir (r.a)`ten rivayete göre şöyle demiştir: "Cebrail (a.s) Allah elçisine gelerek "Kalk namaz kıl" demiştir. Hz. Peygamber güneş tepe noktasından batıya meylettiği zaman öğle namazı kılmıştır. Sonra Cebrâil (a.s) yine ikindi vaktinde gelerek, namaz kılmasını istemiş, Rasûlüllah (s.a.s) kalkıp ikindi namazını kalmıştır. Sonra akşam vaktinde gelip, namaz kılmasını söylemiş, Hz. Peygamber de güneş batınca akşam namazını kılmıştır. Sonra yatsı vaktinde gelip, namaz kılmasını söylemiş ve Hz. Peygamber aydınlık kaybolunca yatsı namazını kılmıştır. Sonra Cebrâil (a.s) sabah vaktinde gelerek, namaz kılmasını söylemiş, Hz. Peygamber de fecr-i sadığın hemen ardından sabah namazını kılmıştır. Sonra ertesi gün öğle vaktinde gelerek, namaz kılmasını söylemiş, Hz. Peygamber, her şeyin gölgesi bir misli uzadığı bir sırada öğle namazını kılmıştır. Sonra ikindi vaktinde gelip, namaz kılmasını söylemiş, o da ikindi namazını her şeyin gölgesini iki katına uzadığı bir sırada kılmıştır. Sonra akşamleyin aynı vakitte geldi ve önceki günün vaktinde kıldırdı. Sonra yatsı vaktinde gecenin yarısı geçtikten sonra veya gecenin üçte biri geçtikten sonra geldi ve Hz. Peygamber yatsı namazını kıldı. Sonra ortalık iyice aydınlanınca geldi ve namaz kılmasını söyledi. O da sabah namazını kıldı. Sonra Cebrâil (a.s) şöyle dedi: "Bu iki vaktin arası sabah vaktidir" (Buhârî, Mevâkît, 24, Ezan,162; Tirmizî, Salât,1; Ahmed b. Hanbpl, I, 382, III, 330, 331, 352, IV, 416; eş-Şevkânî; Neylü`l Evtâr, I, 300). Buhârı, bu hadisin namazların vakitleri konusunda en sağlam hadis olduğunu söylemiştir. Hadis, akşam namazı dışındaki namazların iki vakti olduğuna, başka bir deyimle iki vakit arasında kılınabileceğine delâlet etmektedir (eş-Şevkânî, a.g.e., I, 300).<br />
<br />
-------------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zaman nasıl kullanılır, zaman tanzimi konusunda bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Boş yere geçen her ânın, pek çok fırsatları da beraberinde götürdüğü kabul etmemiz gereken bir gerçektir. Çünkü insanın vakti dünyanın ömrüne nisbetle çok az ve kısadır. Bu bakımdan, tek bir saniyesi dahi altından daha kıymetli olan zamanın, ebedî hayata nur ve ışık tutacak meşguliyetlerle geçmesi gerekir. Bunun için, mü’minin ibadeti ve işi bir hayır üzere olduğu gibi, geriye kalan zamanı da mânâsız olmamalı, meşru dairede yaşanmalıdır. Tâ ki, bir taraftan kazanırken, diğer yandan kaybetmiş olmasın.<br />
<br />
Zamanımızda, insanın zamanını katleden o kadar lüzumsuz meşguliyetler vardır ki, bunlardan birçoğu maddî ve mânevî gelişmeye bir sahip olmadığı gibi, insanı yaratılış hikmetinden uzaklaştırdığı da bir gerçektir. İşte, insan bu çeşit gayesiz ve hedefsiz şeylerden kendisini ne kadar çekip çevirse o derece kâr içinde olur.<br />
<br />
    “İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit.”(Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Hayata atılan bir kimsenin başarılı olmasında onun “zaman” anlayışının büyük önemi vardır. Zaman konusunda araştırma yapan sosyologlar ileri ve geri memleketler arasında zaman kavramının farklı telakki edildiği müşahede edilmiştir. Onlara göre ileri memleketlerde işlerin, önceden, zamana göre tanzimi ve her işin, ona tahsis edilen zaman dilimi içinde yapılması şarttır. Takvime göre hareket, hayatın disipline edilmesi, insan ömrünün azami şekilde verimli kılınması demektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KUR'AN'DA ZAMAN</span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim, üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır. Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir. Hatta asıl gaye budur denilebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli:</span><br />
<br />
“Zaman” lügat açısından “uzun veya kısa vakit” anlamına gelir. Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır. Bu kelime lügat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti” demektir. Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir. Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır.<br />
<br />
Arapçada “Leyl” (gece) kelimesi güneşin batması ile, sabahleyin fecr-i sadık denilen ikinci fecrin doğuşuna kadar geçen zamanı ifade eder. Geri kalan müddete de nehar (gündüz) denir. Kur 'an-ı Kerim'de gündüz (nehar) 57, gece (leyl) 92 kere zikredilir. Gece müddeti, yıllık olarak ele alınınca günün tam yarısı eder. Bu nedenle azami ölçüde değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Farz namazların mühim gayelerinden biri, Müslüman kimseye, günlük zamanı taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır. Kıyamu'l-leyl (gece kalkışı)'e Kur'an-ı Kerim önem vermektedir. Büyük İslam medeniyetlerinin parlama dönemlerini hazırlayanların hayatında gece kalkışı önemli yer tutar. Kıyamu'l-leyl Peygamber Efendimiz'e (asm) farzdı, fakat ümmetine nafiledir. Bu sünnet Kur'an-ı Kerim'in emridir.<br />
<br />
    “Rabbin adını sabah-akşam an (zikret). Geceleyin O'na secde et. O'nu geceleri uzun uzun tesbih et.” (İnsan, 76/26).<br />
<br />
    “Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetinden dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu?” (Zümer, 39/9).<br />
<br />
Fakat daha sonra (8 ayda 10 yıl arasında değişen bir müddet sonra geldiği belirtilir). Kur'an-ı Kerim'de gece kalkışıyla alakalı hafifletmeler ifade edilmiştir. Hastalar, cihada çıkanlar gibi mazeretliler muaf tutulmuştur. Gece kalkılacak müddet enaz gecenin dörtte biri, en fazla dörtte üçü olarak belirtilmiştir. Bu farklılık gecenin uzunluğundan dolayıdır. Kıyamu'l-leyl öncelikle ibadet, yani namaz ve tilavet-i Kur'an içindir. İlimle de meşgul olunabilir. Kıyamu'l-leyli Kur'an-ı Kerim'de gece kelimesinin gündüz kelimesinden çok zikredilmesi ve bu emrin Pegamber Efendimize (asm)'e peygamberliğinin ilk yıllarında verilmesi önemli kılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ZAMANLA İLGİLİ TELAKKİ VE TEDBİRLER</span><br />
<br />
Vicdani tedbirleri almaya telakki diyoruz. İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için, ömrünün her gününü aynı tarzda geçirmemelidir. Bazı aylar, bazı saatler diğerlerine nazaran farklı olmalıdır. Dinimizdeki mübarek aylar ve günlerle bu sağlanmaktadır. Bu farklı değerdeki aylar, günler sayesinde insanda hasıl olabilecek monotonluk kırılmaktadır. Ahirete inanan, her gününden, her saatinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde duyan bir kimse için zaman değerlendirmede mühim bir telakki, ömrünü içinde bulunduğu gün bilmesidir. Birçok fenalıkların kaynağı tûl-i emel denilen uzun yaşama vehmi kabul edilmiştir.<br />
<br />
İslam dini günlük zamanı üç ana maksada uygun olarak programa bağlamamızı emreder;<br />
<br />
1. İbadet<br />
<br />
2. Rızkın kazanılması<br />
<br />
3. Hayatımızı murakabe ve tefekkür<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (asm) günlere göre haftalık, vakitlere göre günlük programlara tabi kılmıştır. Peygamber Efendimiz (asm) haftalık belli günlerde aynı işleri yapmaktadır. Günlük ise muvakkat işler ki bunlar önceden programlanmaksızın zuhur eden işlerdir. Bir heyetin kabulü, bir yabancının müracaatı , bir ihtiyacın zuhuru gibi. Bunlar imkan nisbetinde tanzime çalışılmıştır. Mutad işlerse aynı günlerde aynı vakitlerde yapılmaktadır. Her işe belli müddet vardır. O iş hergün aynı müddet içinde tamamlanmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İSLAMDA TATİL VE İSTİRAHAT</span><br />
<br />
Tatil kelimesi boş vakit anlamında kullanılacaktır. İslam tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz. Kur'an-ı Kerim'de bize meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir. Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz. Müslümanlar, Yahudiler ve Hrıstiyanlar gibi tamamen “işsiz” geçirilecek bir haftalık tatil anlayışından uzak olmalıdır. Eğlencede şehvet duyma ve fitne çıkarma ihtimali halinde, nazarın haram olduğunda ittifak vardır.<br />
<br />
“İslam boş zaman kabul etmez.” derken, istirahatı reddeder manası çıkarılmamalıdır. Kur'an-ı Kerim'de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir.<br />
<br />
    “Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır.” (Furkan, 25/47).<br />
<br />
    “Allah sizin için meskenlerinizi huzur ve sükun yeri kıldı...” (Nahl, 16/80).<br />
<br />
Yasak oyun ve eğlenceler; kumar oyunları, hayvanlarla oynamak, içkili, çalgılı, kadınlı eğlencelerdir. Bazı oyunların faydalılık yani cihada hazırlık yönü galebe çalar. Bu yüzden Hz. Peygamber (asm) onları ısrarla teşvik etmiştir. Bu gruba yüzme, atma, binme, koşma ve güreş girer.<br />
<br />
Meşru eğlence fırsatları ise çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ</span><br />
<br />
İslam alimlerinin zaman konusundaki müşterek telakkileri şöyledir: “Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybdadır, öyleyse mevcut olan senin içinde bulunduğun şu andır.” İslam alimleri yemek-zaman, insanlarla münasebet, her an meşguliyet, son nefese kadar gayret ilişkisine vermiştir. Yemek-zaman ilişkisini minimum azaltmak için, ufalayıp tirit şeklinde ekmek yemekle, normal ekmek yemek arasındaki farkı bile hesaplamışlardır. Davut et-Tai bu zamanda 50 ayet okunacak kadar fark olduğunu tespit etmiştir. İmam Ebu Yusuf ise son nefesine kadar ilmi meşguliyette bulunmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">SONUÇ:</span><br />
<br />
Her şey imanda düğümlenmektedir. Bu sebeple, dinimiz kuru iman ve tatbikatı olmayan ilme itibar etmemiştir. Tatbikatı olmayan ilme “faydasız ilim” demiştir.<br />
<br />
Gençliğin daha sağlıklı, daha verimli kılınması için zamanla ilgili bazı prensipler şunlardır.<br />
<br />
1. Gençliğe zaman şuuru verilmelidir.<br />
<br />
2. Yıllık, aylık, haftalık, günlük planlar yapma, bu planlara uyma.<br />
<br />
3. Gecenin değerlendirilmesi ayrı bir mesele olarak ele alınmalı, uyku miktarı iyice öğretilmelidir.<br />
<br />
4. Devlet, yaş safhalarına göre kazandırılması gereken telakki ve alışkanlıkları tesbit etmelidir.<br />
<br />
5. Devlet ve ebeveyn gençlik devresi üzerinde dikkatle durmalı, problemleri tesbit edip ısrarla üzerine gitmelidir.<br />
<br />
-------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namaz Vakitleri Hakkında Kısaca Bilgi</span><br />
<br />
    Kur’аn’dа namaz vаkitlerine işaret eden birçok ayet vаrdır. Her bir namaz vaktinin başlangıç ve sonu açıkça belіrtіlmemіştіr. Yerkürenin şekline göre namaz vаkitleri hеr yеrdе fаrklılık arzеtmеktеdir. Namaz vakitlerinin başlangıç vе ѕonu Peygamberimiz’in uygulamalarından öğrenilmiştir. Peygаmberimiz bu vakitleri, kendiѕine Kabe’de iki gün imamlık yaрan Cebrаil as’den öğrenmiştir.<br />
<br />
    1. Sabah namazının vaktі, ikinci fеcrin mеydana gelmesіyle, yani tan yerinin ağarmasıyla başlar, güneşin doğmаsıylа son bulur. Fecir, sabaha karşı dоğu ufkuna уaуılmaуa başlayan bir аydınlıktаn ibarettir.<br />
    Bununla sаbаh namazının vаkti gіrmіş olur. Güneşin dоğmaуa bаşlаmаsıуlа sаbаh nаmаzının vakti biter.<br />
<br />
    2. Öğle namazının vaktі, güneşin gökyüzünde çıktığı en yüksek noktadan batıya dоğru meуletmesіуle başlar. Bu vаktin ѕonu іle іlgіlі іkі görüş vardır. Ebu Yusuf, İmam Muhammed, Şafii, Malik ve Ahmed b. Hanbel’e göre öğle vakti, сisimlerin gölgеsi bіr misli uzаyıncаyа kadar devam eder. Cisimlerin, günеş tepe noktаsındа іken уere düşen gölgesіne fеy-i zeval denіr.<br />
    Öğlen namazının ѕоn vаkti hеsap edilirken fеy-i zеval dikkatе alınmaz. Böylеcе, fey-i zeval hariç, cisimlеrin gölgesi kendіlerіnіn bir miѕli olunса öğle vakti çıkmış, іkіndі vakti girmiş olur.<br />
    Bunа “asr-ı evvel” bіrіncі ikindi denіr. Ebu Hanife’ye göre isе öğle vakti, fey-i zеval dışında, сisimlerin gölgеsi iki katına uzayıncaya kadar dеvаm eder. Bunа da “asr-ı sаni” ikinci ikindi<br />
    dеnir. Bu görüş farklılığı dikkatе аlınаrаk, öğle namazı “asr-ı evvel”den öncе, іkіndі namazı ise “asr-ı sаni”dеn sonra kılınmalıdır.<br />
<br />
    3. İkindi nаmаzının vаkti, öğle vаktinin çıktığı аndаn itibаren başlar vе güneşіn batmaѕı<br />
    іle son bulur. Ülkemizdeki namaz vakitleri çizеlgеlеrindе ve takvіmlerde asr-ı еvvеl esas аlınmаktаdır.<br />
    Bu namazın, kеrahеt vаkti olarak bilinen güneşin sararıp gözlerі kamaştırmayacağı vаkte kаdаr geсiktirilmemesine dіkkat edilmelidir. Ancak ikindi namazının farzı kılınmamış ise güneş batıncaуa kadar kılınmalıdır.<br />
<br />
    4. Akşam namazının vaktі, günеşіn batmasıyla başlar, bаtı ufkunda mеydаnа gelen “şafak”ın kаybolmаsıylа ѕona erer. Ebu Hanife’уe görе, “şafak” akşam batı ufkundаki kızıllıktan ѕonra meydana gelen aydınlıktır. Ebu Yuѕuf, İmаm Muhammed ve diğer üç mezhebe göre, “şafak” ufukta mеydana gеlеn kızıllıktır. Bu kızıllık gіdіncе аkşаm namazının vakti çıkmış, yatsı vаkti girmiş olur. tercіh edіlen görüş de budur.<br />
<br />
    5. Yatѕı nаmаzının vaktі, batı ufkunda beliren şаfаğın kаybolmаsındаn itibаren başlar, ikinci feсrin oluşumuna kadar devаm eder.<br />
<br />
    Vitir namazının vaktі, yаtsı nаmаzının kılınmаsındаn sonradır. Yatѕıyı ilk vaktindе kılanların kаlkаcаklаrındаn emin olurlаrsа vitri, gece vаktine ertelemeleri müstehаptır.<br />
<br />
<br />
Sahab namazı vakti __; imsaktan, güneş çıkana kadar<br />
Öğle Namazı vakti ____; takvimlerde "öğle" başlangıcından sonra, ikindi vakti girene kadar<br />
İkindi namazı vakti____; Akşam güneş batana kadar<br />
Akşam Namzı vakti____; Yatsı vakti girene kadar<br />
Yatsı Namazı vakti____; Sabaha kadar / imsaka kadar<br />
<br />
Günde beş vakit namaz vardır Bunlar: Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır Bu namazların her birinin belirli vakitleri vardır Her namazın kendi vaktinde kılınması şarttır Vaktinden önce bir namazı kılmak caiz olmadığı gibi özürsüz olarak namazı vaktinden sonraya bırakmak da büyük günahtır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:<br />
<br />
“Şüphesiz namaz; mü’minler üzerine belirli vakitlerde farz kılınmıştır” (43)<br />
Sabah Namazının Vakti: Sabaha karşı tan yerinin ağarmaya başlamasından, güneşin doğmasına kadar olan zamandır<br />
Öğle Namazının vakti : Güneş tam tepemize gelip, gölge, doğu tarafına uzanmaya başladığı vakitten itibaren -güneş tepe noktasında iken var olan gölge müstesna- herşeyin gölgesinin bir veya iki misli oluncaya kadar devam eden zamandır<br />
İkindi Namazının Vakti: Öğle namazı vaktinin bitiminden güneş batıncaya kadar olan zamandır<br />
Akşam Namazının Vakti: Güneş battıktan sonra başlayıp güneşin battığı yerde meydana gelen kızıllık kayboluncaya kadar olan zamandır<br />
Yatsı Namazının Vakti: Akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlayıp sabah namazının vakti girinceye kadar devam eden zamandır<br />
Vitir Namazının Vakti: Vitir namazının vakti de yatsı namazının vaktidir Ancak vitir namazı, yatsı kılındıktan sonra kılınır<br />
Cuma Namazının Vakti: Öğle namazının vaktidir<br />
Teravih Namazının Vakti: Yatsı namazının vaktidir<br />
Bayram Namazının Vakti: Bayram günleri sabahleyin güneşin doğuşundan yaklaşık 50 dakika geçtikten sonra başlayıp güneşin tepe noktasına gelmesine kadar devam eden zamandır<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namaz Kılınmayan Vakitler</span><br />
Günün bazı vakitlerinde hiçbir namaz kılınmaz Namaz kılınması câiz olmayan vakitler üçtür:<br />
1) Güneş doğarken<br />
2) Güneş tam tepe noktasına gelip batı tarafına geçmeden<br />
3) Güneş batarken<br />
Sadece o günün ikindi namazının farzı kılınmamış ise güneş batarken de kılınır<br />
<br />
--------------------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Takvimlerde imsak vakti diye yazıyor; bu imsak vakti nedir?</span><br />
<br />
Takvimlerde yazan "imsak vakti", oruç tutmak isteyenler için yeme içmenin kesilip oruca başlama zamanını gösterdiği gibi, sabah namazının da girme vaktini bildirir. Bu vakit girdikten sonra sabah namazı da kılınabilir.<br />
<br />
Buna göre sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak Hanefilere göre hafif ışıyıncaya kadar bırakmak, Şafilere göre ise erken, karanlık iken kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa Hanefilere göre namaz bozulur. Kerahet vakti çıktıktan sonra kazasını kılmak gerekir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Yatsı namazı ne zamana kadar kılınabilir?</span><br />
<br />
Yatsı namazı imsak vaktine kadar kılınabilir.<br />
<br />
Yatsı Namazının Vakti:<br />
<br />
Yatsı vakti, Hanefîlerde fetvaya esas olan görüşe ve diğer mezheplere göre, batı ufkunda kırmızı şafağın kaybolduğu andan itibaren başlar ve fecr-i sadığın doğmasından biraz önceki zamana kadar devam eder. Delil Abdullah b. Ömer'den nakledilen şu hadistir:<br />
<br />
    "Şafak kırmızılıktır. Şafak kaybolunca yatsı namazını kılmak farz olur."(es-San'ânî, Subulu's-Selam, I/114).<br />
<br />
Diğer yandan yatsı namazı için tercih edilen vakit, gecenin üçte biri veya yarısı geçinceye kadar devam eder. Çünkü Allah Elçisi (asm) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Ümmetime zorluk vermesem, yatsı namazını gecenin üçte birine veya yarısına kadar geciktirmelerini onlara emrederdim."(eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, II/11).<br />
<br />
Enes (r.a), Hz. Peygamber (asm)'in yatsı namazını gecenin yarısına kadar geciktirip, sonra kıldığını bildirmiştir (bk. a.g.e., II/12). Hz. Aişe (r.anhâ)'den de şöyle dediği nakledilmiştir:<br />
<br />
"Hz. Peygamber bir gece yatsı namazını geciktirdi. O kadar ki mescidde bulununlar uyumuştu. Sonra çıkıp namaz kıldı ve şöyle buyurdu:<br />
<br />
    'Eğer ümmetime zorluk vermesem bu vakit yatsı namazının vaktidir.' " (Buhârî, Mevâkît, 24; eş-Şevkânî, a.g.e., I/12).<br />
<br />
Vitir namazının başlangıcı yatsı namazından sonradır, vaktinin sonu ise, sabah vakti girmeden hemen öncesine kadar olan zamandır<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teheccüd namazı ne zaman ve nasıl kılınır; nasıl niyet edilir?<br />
</span><br />
Teheccüt namazı, yatsı namazından sonra geceleyin kılınır. Bir süre uyuduktan sonra kalkılarak kılındığı için "teheccüd" denmiştir. Yorgunluk sebebiyle gece kalkamayacağından korkan kimsenin uykudan önce kılması da mümkündür. İki, dört veya sekiz rekât olarak kılınabilir. Çok faziletlidir ve ümmete sünnettir. Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz’e (asm) bu namazı şu âyetle emretmiştir:<br />
<br />
    “Ey Resûlüm. Gece vakti de uyanıp, sadece sana mahsus fazladan bir ibadet olarak teheccüd namazını kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makam olan en büyük şefaat makamına çıkarır.” (İsra, 17/79)<br />
<br />
Teheccüt namazına, “Niyet ettim Allah rızası için teheccüt namazını kılmaya” diye niyet edilir.<br />
<br />
Eğer gece teheccüt namazına kalkacak isek, vitir namazını geciktirip teheccüdün ardından gecenin son namazı olarak kılmamız daha faziletlidir.<br />
<br />
Teheccüd ve vitir namazları geceye bırakıldığı zaman, namaz tesbihatını yatsı namazından sonra yapmak gerekir. Vitir namazından sonra ayrıca muhtelif dualar ve virdler yapılabilir.<br />
<br />
Teheccüd namazı, gece boyunca sabah namazı vaktinin girmesine kadar kılınabilir. Peki, sabah namazı vakti girdiği hâlde teheccüd namazını kılmayan ne yapmalı?<br />
<br />
Hazret-i Âişe (ra) diyor ki:<br />
<br />
    “Resûlullah Efendimiz (asm) ağrı, sızı veya başka bir sebeple gece namazını kılamadığında, gündüzün on iki rekât kılardı.” (Müslim, Müsâfirîn, 140)<br />
<br />
Bir diğer rivayet de Hazret-i Ömer’den (ra):<br />
<br />
    Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu ki:<br />
<br />
    “Kim devam ettiği gece ibadetini veya virdini yapmadan uyuya kalırsa, onu sabah namazı ile öğle namazı arasında ifa ettiğinde, geceleyin ifa etmişçesine sevap yazılır.” (Müslim, Müsâfirîn, 142)<br />
<br />
Hazır söz geceden açılmışken, geceleyin dileklerin kabul edildiği bir saatle ilgili bir hadîsi de buraya almadan geçmeyelim. Cabir (ra) rivayet etmiştir ki:<br />
<br />
    Allah Resulü (asm) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    “Gecede bir saat vardır ki, bir Müslüman o saate rastlar da Cenâb-ı Allah’tan dünya ve âhiret işinden bir hayır isterse, Allah o kimsenin dileğini muhakkak verir. Bu her gece böyledir.” (Müslim, Müsâfirîn, 166, 167)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sabah namazının vakti ne zaman başlar ne zaman sona erer; ezan neden imsaktan bir saat sonra okunuyor?</span><br />
<br />
Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak Hanefilere göre hafif ışıyıncaya kadar bırakmak, Şafiilere göre ise erken, karanlık iken kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Hanefi mezhebinde sabah namazının geç kılınması daha faziletli olduğu için, imsaktan hemen sonra kılınmamaktadır.<br />
<br />
Ayrıca ezan imsak vaktinde değil de namaza başlanacağı vakit ezan okunur ki, insanlar namazın kılındığı vakti bilip cemaate gelsinler diye namazdan önce okunmaktadır.<br />
<br />
İmsak girer girmez de namaz kılınabilir; ezanı beklemek şart değildir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa, Hanefilere göre namaz bozulur. Bu namazı kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir.<br />
<br />
Zamanında sabah namazını kılamayan bir Müslüman, güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra öğlen namazı girmeden (kerahet vaktinden önce) kılarsa, hem sünnetini hem de farzını beraber kaza eder.<br />
<br />
Namazları bilerek kazaya bırakmak büyük günahtır... Bu durmda hem tövbe etmek hem de ilk fırsatta kaza etmek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sabah namazının vakti ne zamandır? İmsak vakti girince, ezandan önce sabah namazı kılınabilir mi? Sabah namazının kazası?..</span><br />
<br />
Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Yani namazınızı takviminizde "imsak" yazan süreden itibaren "güneş" yazan süreye kadar kılabilirsiniz. Sabah namazının vakti bu iki süre arasıdır. Ancak Hanefilere göre güneşin doğmasına yakın, Şafilere göre ise imsaktan biraz sonra kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa Hanifilere göre namaz bozulur; kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir.<br />
<br />
Zamanında sabah namazını kılamayan bir kişi, güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra, öğlen namazı girmeden kılarsa, hem sünnetini hemde farzını beraber kaza eder.<br />
<br />
Sabah namazı kazaya kalmışsa ve o gün öğleye kadar kılındığı zaman hem sünnet hem de farzın kazası kılınır. Daha sonra kılındığı zaman sadece farzının kazası kılınır.<br />
<br />
İkindi namazının vakti, akşam namazının vaktinin girmesine kadar devam eder. Ancak akşam namazından önceki 45 dakikalık vakit "kerahet vakti" olduğu için, bu zamandan önce kılınmasına dikkat etmek gerekir. Eğer kerahet vaktine kadar kılınmamışsa, kerahet vaktinde ikindinin sünneti terk edilerek sadece farzı kılınır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazı vaktin sonunda kılmanın bir günahı var mıdır? Ezan okunduğunda hemen namaz kılınabilir mi?</span><br />
<br />
    Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam, en faziletli amelin hangisi olduğunu soran sahabiye: "Vaktinde veya vaktinin başlangıcında kılınan namazdır." buyurmuştur. (Buhari, Mevâkît 162)<br />
<br />
    "Namazların ilk vaktinde Allah'ın rızası, son vaktinde ise Allah'ın affı vardır." (Tirmizi, Mevâkît 13)<br />
<br />
Aslında genel olarak yukarıdaki hadislerden de anlaşılacağı üzere, namazları ilk vaktinde kılmanın müstehap olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte, Resülüllah (asm)'ın sünnetinde, bazı namazların mevsim, iklim, v.s. gibi bazı değişik durumlar nazara alınarak, vaktin evvelinden geciktirilerek kılınması daha faziletli sayılmıştır. Bununla ilgili olarak örneğin yatsı namazının vaktiyle ilgili gelen rivayetlerden bazıları şu şekildedir:<br />
<br />
    "Şüphesiz ki, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ateme (gecenin ilk üçte biri geçtiği vakit) diye söyledikleri vakte kadar yatsı namazını geciktirirdi ve yatsıdan önce uyumayı, ondan sonra konuşmayı (oturup sohbet etmeyi) hoş karşılamaz mekruh sayardı." (Buhari, Mevakit 13-20;  Müslim, Mesacid 218-225; Nesâi, Mevakıyt 20)<br />
<br />
    "Bir gece, yatsıyı gece yarısına kadar (şatru'l-leyl) tehir etti. Sonra yüzü bize dönmüş olarak yanımıza geldi -sanki şu anda yüzüğünün parıltısını görüyor gibiyim- ve şöyle dedi:<br />
<br />
    "İnsanlar namazlarını kıldılar ve yattılar. Siz ise, namazı beklediğiniz müddetçe namaz kılma (sevabını alma)ktasınız." (Buhârî, Mevâkît 25, 40; Müslim, Mesâcid 223)<br />
<br />
    "Eğer ümmetime sıkıntı vermeseydim, yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmelerini emrederdim." (Tirmizi, Mevâkît 10)<br />
<br />
Buna göre Hanefiler, yatsı namazını gecenin ilk üçte birine kadar geciktirmeyi müstehap, yarısına kadar geciktirmeyi mubah, gecenin yarısından sonra kılınacak yatsı namazı için ise, mekruh demişlerdir. Hanefi ulemasından bazısı buna tahrimen mekruh derken, diğer bazıları bunu tenzihen mekruh olarak görmüşlerdir. Fakat şunu ifade etmek gerekir ki, bu müstehaplık kış mevsimindedir. Yaza gelince zaten bu mevsimde geceler kısa olduğundan, yatsı namazının önce kılınması müstehaptır.<br />
<br />
Soruda geçen diğer konuya gelince:<br />
<br />
Bir vakit girdikten sonra önceki vakitlerin namazı kazaya kalmış olur. Kılınan namaz da kaza namazı olarak kılınır. Yani vakit çıkınca namaz vakti de çıkmış olur.<br />
<br />
Namazın farzlarından biri de vaktin girmiş olmasıdır. Mesela öğle namazı vakti girmeden öğle namazını kılamayız. Namazların kılınma vakitleri ise vaktin girmesiyle başlar, öbür vaktin girmesiyle biter. Bu iki vakit arası namazlarımızı kılabiliriz.<br />
<br />
Diyelim ki öğle namazınızı geciktirdiniz. İkindi yakın. Hemen namaza durdunuz. Daha birinci rekatta iken ikindi vakti girdi. Ne yapacağız? Hemen devam edip namazı tamamlayacağız, namazımız olur. Çünkü bir hadiste “Namazın bir rekatına yetişen hepsine yetişmiş gibidir.” buyurulur.<br />
<br />
Hanefi ve Hanbeli mezhebine göre, kendisine tahsis edilen vakit içinde bir namazın iftitah tekbirine yetişmekle bu namazın tamamı eda olur. (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, I/400)<br />
<br />
Yalnız sabah namazı ile ikindi namazı biraz dikkatli kılınması lazımdır. Sabah güneş doğarken ve akşam güneş batarken namaz kılmak güneşe tapanlara benzememek için caiz değildir. Bu sebeple sabah namazı güneş doğmadan bir iki dakika önce, ikindi namazını da güneş batmadan önce bitirmek gerekiyor.<br />
<br />
İşte ikindi namazını akşam güneş batımına sarkıtmamak için dikkatli olmak lazımdır. Güneşin batmasına yakın kılmak bu sebeple mekruhtur. Hoş olmasa bile yine namazımız caizdir, kabul edilir.<br />
<br />
Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak hanefilere göre güneşin doğmasına yakın, şafilere göre ise imsaktan biraz sonra kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa Hanifilere göre namaz bozulur. Kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir.<br />
<br />
Vaktin son on dakikasında namaz kılıp, arkasından öbür namaz vakti girerse onu kılmak meselesi, öğle namazı ile akşam namazı için olabilir. Zor durumlarda böyle bir çareye başvursak namazımız olur. Peygamberimiz (asm) bir yolculukta öğle namazını geç kılmış, hemen arkasından ikindi girmiş ve ikindiyi kılmıştır.<br />
<br />
Fakat namazların vaktin başında kılınması daha faziletlidir. Vaktin sonu da olsa kazaya bırakmadan kılmak gerekir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sabah ve ikindi namazından sonra kaza kılınmaz mı?</span><br />
<br />
 Sabah namazından sonra, güneş doğana kadar ve ikindi namazından sonra kerahet vakti girene kadar kaza namazı kılınır.<br />
<br />
Kaza namazı kılınmayan vakit sabah namazının çıkış vakti olan güneşin doğuş esnası ile ikindi vaktinin çıkışı olan güneşin batış vaktinde kaza namazı kılınmaz.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Kerahet vakitleri hakkında bilgi verir misiniz? Kerahet vakitlerinde kılınan farz ve nafile namazlar geçerli midir?</span><br />
Beş vakit vardır ki, onlara "Mekrûh Vakitler" denir. <br />
<br />
Birincisi: Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır.<br />
<br />
İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu vakittir.<br />
<br />
Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Dördüncüsü: Fecr-i Sadık'ın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir.<br />
<br />
Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Evvelki üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacib olan namazlar, ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir; ne de evvelce okunmuş bir secde âyeti için tilâvet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılırsa, iadeleri gerekir.<br />
<br />
Bu üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa, kerahetle caiz olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet, nafile namazların sağlıklı olmasına engel değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine rastlayan bir nafile namazı bozup kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha faziletlidir.<br />
<br />
Bu üç vakit, ateşe tapanların ibadet zamanlarıdır. Onlara benzemekten kaçınmak, hak dine saygının gereğidir. <br />
<br />
Diğer iki kerahet vaktinde ise, yalnız nafile namaz kılmak mekruhtur. Farz ve vacib namaz mekruh değildir. Cenaze namazı, tilâvet secdesi de mekruh değildir. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile namazı, kerahetten kurtulması için bozulmuş olursa, sonradan onu kaza etmek gerekir.<br />
<br />
Güneşin batışı halinde yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınmaz. Çünkü kamil bir vakitte vacip olan bir ibadet, nakıs olan ( keraheti bulunan) bir vakitte kaza edilemez. Kerahet vakti ise ibadetlerin noksanlığına sebebdir. <br />
<br />
Güneşin doğuşuna rastlayan her hangi bir namaz ise bozulmuş olur. Bunun için bir kimse daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa namazı bozulmaz. Fakat sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa, namazı bozulur. Çünkü birinci halde, yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise, namaz vakti çıkmış; fakat yeni bir namaz vakti girmemiş olur. <br />
<br />
Tam zeval anına rastlayan bir namaz farz veya vacip ise bozulur. Eğer nafile ise mekruh olmuş olur. Yalnız İmam Ebu Yusuf'a göre cuma günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir ve keraheti yoktur. Zeval vakti son bulup da güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca artık ittifakla kerahet vakti çıkmış olur.<br />
<br />
Kerahet vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı secde yapılabilir. Ancak kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerahet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı o vakitte kılınabilir. Öyleki faziletli olan bu namazı geciktirmeyip hemen kılmaktır. Çünkü cenazelerde acele etmek menduptur.<br />
<br />
Güneşin batışından sonra daha akşam namazının farzını kılmadan nafile namaz kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı geciktirilmiş olur. Oysa ki, akşam namazında acele etmekte fazilet vardır. <br />
<br />
Cuma günü, imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet getirildikten sonra namaza başlamak mekruhtur. <br />
<br />
İki bayram namazından önce ve bayram hutbeleri arasdında ve bu hutbelerden sonra, bayram namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi, güneş tutulması, yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri dinlemek lazımdır.<br />
<br />
Mekruh olmayan bir vakitte başlanmış olan nafile bir namaz bozulmuş olsa, (bunu kaza etmek vacip olduğundan) ikindi namazından sonra güneşin batışına kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselmesine kadar kaza edilmez, mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih olur. Diğer kerahet vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet vakti böyle değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz. Yeniden kaza edilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaza namazını kılmanın mekruh olduğu vakitler nelerdir? İkindi namazının farzından sonra kaza namazı kılınır mı?</span><br />
<br />
<br />
Kaza namazı borcu olduğunu tahmin eden kimse, bunları kaza ederken kaza namazı kılıyordur. Borcu olmadığında bunun nafileye dönüşeceğini düşünüp kerahet vakitlerini sünnet namaza göre ayarlamaz. Bunu kıldığı kaza namazına göre ayarlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Farz - Nafile Bütün Namazların Kılınmasının Mekruh Olduğu Vakitler Üçtür:</span><br />
<br />
1. Güneşin doğuşundan itibaren ışınları gözleri kamaştırır hâle gelinceye kadarki sabah vakti, kerahet zamanıdır. Bu vakit, güneşin doğuşundan sonraki takriben 45-50 dakikalık bir zamandır.<br />
<br />
2. İkinci kerahet vakti, istiva vakti ile zeval vakti arasıdır. Yani güneşin göğün tam ortasına dikilmesi ânından batı tarafına doğru açılmaya başladığı âna kadar geçen süredir.<br />
<br />
3. İkindiden sonra, güneşin sarararak göz kamaştırmaz duruma geldiği andan başlayıp güneş batıncaya kadar süren vakit de kerahet vaktidir. Demek oluyor ki ikindi namazını güneş ışınlarının sararmakta olduğu sıralara kadar geciktirmemeli, kerahet vaktine bırakmamalıdır.<br />
<br />
İkindi namazı kerahet vaktine kadar geciktirilmişse, namaz kazaya bırakılmaz, sünneti terkedilerek sadece farzı kılınır. Hattâ güneş batmadan evvel iftitah tekbiri alınarak ikindinin farzına durulsa, namazda iken güneş batsa, bu bile sahih olur. Namaz kazaya kalmış olmaz, vaktinde edâ edilmiş sayılır. Bu ikindi namazına has bir durumdur.<br />
<br />
Bu üç vaktin kerahet vakti olma hikmeti, ateşperestlerin ibâdet zamanı olmasıdır. Bu üç vakitte salâvat getirmek, dua ve tesbihte bulunmak, Kur'an okumaktan efdaldir.<br />
<br />
Netice: İkindi namazının arkasından, güneş batımına kırk beş dakika kalana kadar kaza namazları kılabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sabah namazından sonra kaza ya da nafile namazı kılınır mı? Kerahet vakitleri hakkında bilgi verir misiniz?</span><br />
<br />
Sabah namazından sonra güneş doğana kadarki vakitte nafile namaz kılmak mekruhtur; ancak kaza namazı kılınabilir.<br />
<br />
Sabah namazından sonra kaza kılınması mekruh olan vakit güneş doğarkenki vakittir. Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır. Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalinde bu şekilde geçmektedir.<br />
<br />
Beş vakit vardır ki, onlara "Mekrûh Vakitler" denir.<br />
<br />
Birincisi: Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır.<br />
<br />
İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu vakittir.<br />
<br />
Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Dördüncüsü: Fecr-i Sadık'ın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir.<br />
<br />
Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Evvelki üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacib olan namazlar, ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir; ne de evvelce okunmuş bir secde âyeti için tilâvet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılırsa, iadeleri gerekir.<br />
<br />
Bu üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa, kerahetle caiz olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet, nafile namazların sağlıklı olmasına engel değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine rastlayan bir nafile namazı bozup kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha faziletlidir.<br />
<br />
Bu üç vakit, ateşe tapanların ibadet zamanlarıdır. Onlara benzemekten kaçınmak, hak dine saygının gereğidir.<br />
<br />
Diğer iki kerahet vaktinde ise, yalnız nafile namaz kılmak mekruhtur. Farz ve vacib namaz mekruh değildir. Cenaze namazı, tilâvet secdesi de mekruh değildir. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile namazı, kerahetten kurtulması için bozulmuş olursa, sonradan onu kaza etmek gerekir.<br />
<br />
Güneşin batışı halinde yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınmaz. Çünkü kamil bir vakitte vacip olan bir ibadet, nakıs olan ( keraheti bulunan) bir vakitte kaza edilemez. Kerahet vakti ise ibadetlerin noksanlığına sebebdir.<br />
<br />
Güneşin doğuşuna rastlayan her hangi bir namaz ise bozulmuş olur. Bunun için bir kimse daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa namazı bozulmaz. Fakat sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa, namazı bozulur. Çünkü birinci halde, yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise, namaz vakti çıkmış; fakat yeni bir namaz vakti girmemiş olur.<br />
<br />
Tam zeval anına rastlayan bir namaz farz veya vacip ise bozulur. Eğer nafile ise mekruh olmuş olur. Yalnız İmam Ebu Yusuf'a göre cuma günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir ve keraheti yoktur. Zeval vakti son bulup da güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca artık ittifakla kerahet vakti çıkmış olur.<br />
<br />
Kerahet vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı secde yapılabilir. Ancak kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerahet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı o vakitte kılınabilir. Öyleki faziletli olan bu namazı geciktirmeyip hemen kılmaktır. Çünkü cenazelerde acele etmek menduptur.<br />
<br />
Güneşin batışından sonra daha akşam namazının farzını kılmadan nafile namaz kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı geciktirilmiş olur. Oysa ki, akşam namazında acele etmekte fazilet vardır.<br />
<br />
Cuma günü, imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet getirildikten sonra namaza başlamak mekruhtur.<br />
<br />
İki bayram namazından önce ve bayram hutbeleri arasdında ve bu hutbelerden sonra, bayram namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi, güneş tutulması, yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri dinlemek lazımdır.<br />
<br />
Mekruh olmayan bir vakitte başlanmış olan nafile bir namaz bozulmuş olsa, (bunu kaza etmek vacip olduğundan) ikindi namazından sonra güneşin batışına kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselmesine kadar kaza edilmez, mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih olur. Diğer kerahet vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet vakti böyle değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz. Yeniden kaza edilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kerahat vaktinde sabah namazını kılmak: Kerahat vaktinde kılınan sabah namazı kaza yerine geçer deniliyor...</span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Kerahat vakitlerini şöyle sıralayabiliriz:</span><br />
<br />
1. Sabah Kerâheti: Güneş doğarken başlar, kırk beş dk. sonra sona erer.<br />
<br />
2. Öğle Kerâheti: Güneş tepedeyken, öğle namazı vaktinden yaklaşık kırk beş dk. önce başlar, öğle ezanı okununca sona erer.<br />
<br />
3. Akşam Kerâheti: Güneş batarken, yani akşam namazından kırk beş dk. önce başlar, akşam ezanı okununca sona erer.<br />
<br />
Kısaca güneş doğarken, tepedeyken ve batarken namaz kılınmaz. Bu vakitlerde namaz kılınması tahrîmen (harama yakın) mekruhtur.<br />
<br />
Kerâhet vaktinde kılınan farz namaz geçerli değildir. Nâfileler sahih olsa da, usûlen mekruh olur. Bu üç vakitte başlanan nâfileleri bozmalı, ancak başka bir zamanda kazâ etmelidir.<br />
<br />
Akşam kerâhat vaktinde ikindi namazının farzı hariç, bir farz namaz kılınsa dahi sahih (doğru) olmaz. Bu yüzden kerâhat vaktinde kılınan farz namazın, kerâhat vakti çıktıktan sonra o namazın tekrar kılınması daha doğru olur.<br />
<br />
Tilavet secdesi vaciptir ve kerahat vakti kılınmaz. Kılınsa dahi sahih değildir. Kısacası kerâhat vakti hiçbir şekilde namaz ve secde yapılmaz. Yalnızca o günün ikindi namazının farzına izin vardır.<br />
<br />
Sahabiden Ukbe b. Amir r.a. şöyle anlatmıştır:<br />
<br />
    "Rasulullah (s.a.v.) üç vakitte namaz kılmamızı ve cenazemizi defnetmemizi yasakladı. Bu vakitler:<br />
<br />
    * Güneş doğmaya başladığı andan yükselinceye kadar.<br />
    * Öğleyin güneş tepe noktasına gelince, batıya meyledinceye kadar.<br />
    * Güneş batmaya meylettiği andan batıncaya kadar."(Müslim, Müsâfirîn 293; Ebû Dâvud, Cenâiz 55; Tirmizî, Cenâiz 41; Nesâî, Mevâkît 31).<br />
<br />
Konuyla ilgili diğer hadisler ve açıklamalar için bk. Prof. Dr.İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, VII/427-446.<br />
<br />
Hadiste zikredilen üç vakit, gündüzün uzunluk ve kısalığına göre değişmekle birlikte, yaklaşık olarak kırk beşer dakikalık sürelerdir. Bu vakitlerde namaz kılınması, yukarıdaki hadis ve aynı anlamda olan daha başka hadisler dolayısıyla mekruh görülmüştür.<br />
<br />
Şuna da dikkat çekmek lazımdır: Bir kimsenin ikindi namazını kerahet vaktine bırakmaması esastır. Fakat her nasılsa kerahet vaktine kalmışsa, güneş batıncaya kadar ikindi namazını yine de mutlaka kılmalıdır. Çünkü namazı kerahet vaktine bırakmak mekruh, kazaya bırakmak ise haramdır.<br />
<br />
Bu üç vaktin dışında iki vakit daha vardır ki, o vakitlerde nafile namaz kılınması mekruh görülmüştür.<br />
<br />
* Sabah namazının vakti girdikten sonra güneş doğuncaya kadar sadece sabah namazının iki rek'at sünneti kılınabilir. Bunun dışında nafile bir namaz kılınması mekruh görülmüştür.<br />
<br />
* İkindi namazı kılındıktan sonra güneş batıncaya kadar nafile namaz kılınması mekruhtur.<br />
<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, bu vakitlerde vaktin namazının dışında namaz kılmayı yasaklamıştır.<br />
<br />
Buna göre sabah namazını kerahet vaktinde kılan bir kimse yeniden kılmalıdır. Eğer o günün öğle vakti olmadan kaza ederse, sünnetiyle beraber kaza eder. Başka zamana kalırsa sadece farzını kaza eder.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
İkindi namazı en son ne zamana kadar kılınır?</span><br />
<br />
Farz - Nafile Bütün Namazların Kılınmasının Mekruh Olduğu Vakitler Üçtür:<br />
<br />
1. Güneşin doğuşundan itibaren ışınları gözleri kamaştırır hâle gelinceye kadarki sabah vakti, kerahet zamanıdır. Bu vakit, güneşin doğuşundan sonraki takriben 45-50 dakikalık bir zamandır.<br />
<br />
2. İkinci kerahet vakti, istiva vakti ile zeval vakti arasıdır. Yani güneşin göğün tam ortasına dikilmesi ânından batı tarafına doğru açılmaya başladığı ana kadar geçen süredir.<br />
<br />
3. İkindiden sonra, güneşin sarararak göz kamaştırmaz duruma geldiği andan başlayıp, güneş batıncaya kadar süren vakit de kerahet vaktidir. Demek oluyor ki ikindi namazını güneş ışınlarının sararmakta olduğu sıralara kadar geciktirmemeli, kerahet vaktine bırakmamalıdır.<br />
<br />
* İkindi namazı kerahet vaktine kadar geciktirilmişse, namaz kazaya bırakılmaz, sünneti terkedilerek sadece farzı kılınır. Hatta güneş batmadan evvel iftitah tekbiri alınarak ikindinin farzına durulsa, namazda iken güneş batsa, bu bile sahih olur. Namaz kazaya kalmış olmaz, vaktinde edâ edilmiş sayılır. Bu ikindi namazına has bir durumdur.<br />
<br />
* Bu üç vaktin kerahet vakti olma hikmeti, ateşperestlerin ibâdet zamanı olmasıdır.<br />
<br />
* Bu üç vakitte salâvat getirmek, dua ve tesbihte bulunmak, Kur'an okumaktan efdaldir.<br />
<br />
-------------------<br />
<br />
Her namazın belli bir vakti vardır. İleride de söyleneceği gibi vakit namazın şartıdır. Hangi vakit girmişse o vaktin namazını kılmak gereklidir. Bir namaz, vaktinden önce kılınamaz. Vakti geçtikten sonra da artık edâ olarak kılınması mümkün değildir. Vakti geçmiş namazın da kılınması gereklidir, buna kaza denir.<br />
Kaza edilen namazlar vaktinde kılınan edâ namazları gibi değildir. Namazı imkân olduğu müddetçe kazaya bırakmadan vakti içinde kılmak gereklidir.148 Şimdi namazların vakitlerini sırayla söyleyelim.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sabah Namazı</span><br />
İki rek'at önce kılınan sünnet ve iki rek'at farz olmak üzere dört rek'attan meydana gelen sabah namazının vakti, ikinci fecrin doğmasından, güneş doğana kadar olan vakittir. Sabah vaktine yaklaştıkça gökyüzünde her zaman görülmemekle beraber iki tarafı karanlık ortası aydınlık bir olay meydana gelir. Bir süre sonra bu aydınlık kaybolur ve yerini yine karanlık alır. Bu geçici aydınlığa yalancı tan, fecr-i kazib veya geçici tan olayı denir. Bu olaydan bir müddet sonra doğu tarafından yayılan bir aydınlık başlar. Buna da hakiki tan, fecri sadık adı verilir. İşte sabah namazının vakti gerçek tan ile başlar, güneş doğana kadar devam eder, güneşin doğması ile biter. Sabah namazının vakti konusunda sevgili Peygamberimiz (sav): "Sabah namazını tan ışığı yayılmaya başladığı zaman kılınız. Çünkü bu vakitte kılmakta daha çok sevap vardır" buyurmuşlardır. Bir başka hadîsi şerifte de "İlk vaktinde kılınan namazda Allah'ın rızası, vaktin sonunda kılananda Allah'ın afvı vardır" buyrulmuştur.<br />
Şafiîler sabah namazını daha gerçek tan başlar başlamaz, ortalık aydınlanmadan kılarlar. Hanefîler ise ortalığın biraz aydınlanmasını beklerler. Yurdumuzun coğrafi konumuna göre takvimlerde yazılı olan imsak vaktinden ortalama 20-30 dakika sonra Şafiî vakti nazara alınarak sabah namazı kılınabilir (Hadîse göre imsak vaktinin başlangıcı sabah namazı vaktinin de girişidir. Burada geçen 20-30 dakika ihtiyat için olmalıdır).<br />
Yatsı vaktinin teşekkül etmediği kuzey enlemlerdeki ülkelerde bu vaktin girmediği aylarda hakiki gece yarısından149 35 dakika sonra sabah namazı kılınabilir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Öğle Namazı:</span><br />
Önce kılınan dört rek'at sünnet, dört rek'at ve sonra kılınan iki rek'at son sünnet olmak üzere toplam on rek'attan meydana gelen öğle namazının vakti zeval denilen güneşin tam tepe noktasından geçtiği andan150 başlar ve zeval anındaki gölge hariç her şeyin gölgesi bir misli olana kadar devam eder. Eşyanın gölgesinin bir misli olduğu zamana asr-ı evvel, birinci ikindi zamanı adı verilir. Mümkün mertebe öğle namazını bu vakit içinde kılmalıdır. Bu zaman zarfında yetiştirilemezse yine her şeyin gölgesi, zeval gölgesi hariç, kendisinin iki katı olana kadar da kılınabilir. Bu ikinci vakte de asr-ı sani, ikinci ikindi adı verilir. Bütün müctehid imamlar öğle namazı vaktinin birinci ikindi vaktine kadar olan kısmında ittifak etmişlerdir. Bir kısım müctehid imamlar da ikinci ikindi vaktine kadar devam edeceğine kail olmuşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İkindi Namazı:</span><br />
Önce kılınan dört rek'at sünnet ve dört rek'at farz olmak üzere toplam sekiz rek'attan meydana gelen ikindi namazının vakti yukarıda anlatılan öğle vaktinin bitiminden başlar ve güneşin batacağı zamana kadar devam eder. Bir hadîs-i şerifte sevgili Peygamberimiz (sav): "....Güneş batmadan önce ikindi namazının bir rek'atına yetişen kimse ikindiye yetişmiş ve onu eda olarak kılmıştır..." buyurmuşlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Akşam Namazı:</span><br />
Üç rek'at farz ve iki rek'at son sünnetten meydana gelen akşam namazının vakti güneşin batışından itibaren başlar, batı tarafındaki aydınlığın tamamen kaybolmasına kadar devam eder. Güneş battıktan sonra batı bölgesinde şafak denilen bir kızıllık meydana gelir. Bir süre sonra bu kızıllık renk değiştirerek beyaz aydınlık halini alır. İşte bu ana ışâ-ı evvel, birinci yatsı vakti denir. Bir müddet sonra batı tarafındaki bu aydınlık da tamamen kaybolarak yıldızlar grup grup ortaya çıkar ve ortalık tamamen kararır. İşte bu ana da ışâ-ı sani, ikinci yatsı denir. Akşam namazını ilk vakti içinde yani ışâ-ı evvelden önce kılmalıdır. Bu mümkün olmazsa ışâ-ı saniye kadar da kılınabilir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Yatsı Namazı:</span><br />
Dört rek'at önce kılınan sünnet, dört rek'at farz ve iki rek'at son sünnet olarak toplam on rek'attan meydana gelen yatsı namazının vakti akşam namazının vakti çıktığı zaman başlar, sabah namazının vakti girene kadar devam eder.<br />
Yatsı namazını geciktirmek, namazı kıldıktan sonra yatmak daha sevaptır.<br />
Yatsı namazı vakti girmeden kılınamaz. Yurdumuzda yaygın yanlış bilgiye dayanan yanlış tatbikat görülmektedir. Bazı bölgelerde yaz-kış her zaman yatsı namazının akşamdan bir buçuk saat sonra kılınabileceği zannedilmektedir. Bu, Hicaz bölgesinde ve yakın çevresinde böyle olduğu halde daha kuzeyde kalan yurdumuzda mevsimlere göre bu aralık büyük farklılıklar göstermektedir. Akşam ile yatsının arasının iki saati geçtiği mevsimler ve bölgelerimiz vardır. Bu bölgelerde akşamdan birbuçuk saat sonra yatsı kılınırsa vakti girmeden kılınmış olur.<br />
Kuzey enlemlerde bulunan bazı memleketlerde yılın bazı aylarında yatsı namazı vakti girmemektedir. Yani yukarıda bahsedilen ve güneş battıktan sonra batı tarafında meydana gelen aydınlık, güneş doğana kadar kaybolmamaktadır. Bu durumda o bölgelerde ve o aylarda hakiki gece yarısından beş dakika önce yatsı namazı kılınmalıdır. Aynı bölgelerde aynı aylarda imsak vakti de olmadığından itibarî olarak hakiki gece yarısından beş dakika sonra imsakı başlatmak ve bundan ortalama yarım saat sonra da sabah namazını kılmak uygun olur. Böylece yatsı namazının kılınabilmesi için on dakikalık bir zaman kalmış olur ki, bu kısa zaman içinde namazın tamamı yetiştirilemezse sünnetler terkedilerek sadece farz kılınabilir.151 Diyanet İşleri Başkanlığı bu bölgeleri de içine alan bir Dünya Namaz Vakitleri Takvimi hazırlamış ve bastırmış bulunmaktadır. Bu takvim hazırlanırken Peygamber Efendimiz'in (sav) namaz vakitleri konusundaki hadîsi şerifleri, müctehid imamlarımızın görüşleri gözönüne alınarak hesaplamalar ve tesbitler yapılmıştır.152<br />
Yeri gelmişken bir konunun daha aydınlanmasında zarûret vardır. Yurdumuzda, müslüman vatandaşlarımız namazlarını takvimlere göre kılmaktadırlar. Yakın zamana kadar bütün il ve ilçelerimizde uygulanabilecek nitelikte bir takvim mevcut değildi. Diyanet İşleri Başkanlığı ilk olarak bu takvimi 1973 yılında bastırmış ve her yıl daha da geliştirmiştir. Başkanlığın hazırladığı bu takvimler, bütün il ve ilçe müftülüklerinde bulunmaktadır. Bu takvimden elde edememiş olan kimselerin İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerimiz için hazırlanmış takvimleri, bulundukları bölgeler ile bu şehirler arasındaki saat farklarını ilâve veya çıkarmak suretiyle kullanmaları mümkün değildir. Çünkü namaz vakitleri arasındaki süreler ancak belli bir enlem, arz dairesi üzerinde bulunan şehirlerde eşittir. Bu enlemin daha kuzeyinde veya daha güneyinde bulunan bölgelerde aynı gün için iki namaz vakti arasındaki süre ya daha kısa veya daha uzundur. Bu duruma göre mesela İstanbul takvimini, ancak, İstanbul'un bulunduğu 41 derece arz dairesi üzerinde bulunan şehirler, İstanbul'a göre saat farklarını ilâve ederek veya çıkararak kullanabilirler. İstanbul'a göre daha güneyde veya daha kuzeyde bulunan şehirler bu metodla İstanbul takvimini kullanamazlar. Daha kuzeye veya daha güneye gittikçe aynı gün içindeki namazlar arasındaki sürelerin İstanbul'a göre farkı, mevsime göre, arz dairesine göre ve her vakit için ayrı ayrıdır. Saat farkları tul dairelerine, boylamlara göre hesaplanır. Halbuki namaz vakitlerinin tesbitinde arz daireleri, enlemler büyük rol oynar. Kuzey-Güney istikametinde aynı anda girdiği halde birbirlerine göre diğer vakitler arasındaki fark, yurdumuzda 30-35 dakikayı bulmaktadır. Bu duruma göre en doğru uygulama Diyanet İşleri Başkanlığı'nca hazırlanmış bulunan namaz vakitleri takvimine göre yapılan uygulamadır.<br />
Bu arada bir başka konunun da nazarı dikkate alınmasında faydalar vardır. Güneşin hareketleri dört yıl içinde farklılıklar göstermekte ve dört yıl sonra yine aynı noktaya gelmektedir. Ayrıca arz daireleri arasındaki yarım derecelik bölgelerde, çeşitli yükseliklerde ve çeşitli mevsimlerdeki değişik durumlar namaz vakitlerinin kronometrik bir hassasiyetle tesbitine engel teşkil etmektedir. Yurdumuz için bu farklılıklar azami 8-9 dakikayı bulmaktadır. Hem bu farkları gidermek ve hem de takvimi kullananın saat hatalarını düşünerek namazı tam vakti içinde kıldırabilmek için vakitlere "temkin" denilen bir süre eklenmektedir. Son yüz yıl içinde Türkiye'deki uygulamada bütün takvimlerde bu temkin mevcuttur. Bu bakımdan namazların zarûret olmadıkça ilk vaktinde kılınmasında, bilhassa son dakikalara bırakılmamasında zorunluluk vardır.<br />
Vakitlere ilâve edilen temkinler, namaz ve oruç için ayrı karakterdedir. İmsak vaktinin temkini -10 dakikadır. Yani oruç tutan bir kimsenin vaktinde oruca başlamasını garantilemek için hesaplanan imsak vaktinden 10 dakika öncesi, takvimlerde imsak vakti olarak gösterilmiştir. Buna mukabil sabah namazının temkini +10 dakika olmak zorundadır. Vakit girmeden, yani fecri sadık doğmadan namaz kılmış olmamak için, hesaplanan imsak vaktinden 10 dakika sonrası sabah namazının en erken kılanabileceği vakit olarak ele alınmıştır. Bu da takvimlerde gösterilen imsak vaktinden 20 dakika sonraya tekabül eder.<br />
Güneşin doğuşu için temkin 5 dakika olarak alınmıştır. Bu, şu demektir. Bazı bölgelerde güneş gerçekte takvimde gösterilen saatten 5 dakika önce de doğmuş olabilir. Bu yüzden sabah namazının kılınması her hâlükârda takvimdeki güneşin doğuş saatinden beş dakika öncesine kadar bitirilmelidir.<br />
Öğle vakti için ilave edilen temkin 10 dakikadır. Hesaplanan zeval vaktine 10 dakika temkin ilâve edilerek bulunan zaman, takvimlerde öğle vakti olarak gösterilmiştir. Bu temkin öğle namazının vakti girmeden kılınmamasını garanti ettiği halde, herhangi bir sebeple geciktirilen sabah namazının en geç takvimdeki öğle vaktinden 10 dakika öncesine kadar edâ edilmiş olması gerektiğini ifade eder.<br />
İkindi vakti için de durum aynıdır. Takvimdeki ikindi vaktinde, ikindi namazının vakti kesinlikle girmiş olduğu halde, o vakitten takriben 10 dakika önce öğle namazının vakti çıkmıştır.<br />
Akşam namazının vaktine esas olan güneş batışında da temkin +10 dakikadır. Vakti girmeden akşam namazını kıldırmamak, oruç tutan kimsenin vaktinden önce iftar etmesini önlemek bakımından hesaplanan güneş batışına 10 dakika ilâvesiyle bulunan zaman takvimlerde akşam vakti olarak gösterilmiştir. Herhangi bir sebeple ikindi namazını geciktirmiş olan bir kimse için ise, takvimdeki akşam vaktinden takriben 10 dakika önce ikindi namazının vakti çıkmıştır.<br />
Yatsı namazının vaktinde ise durum farklıdır. Akşam namazı vaktinin bitişinin kesin sınırının çizilmesi, hem dinî ve hem de teknik sebeplerle mümkün olmadığından takvimde gösterilen yatsı vaktine kadar kılınan akşam namazı (zarûret hallerinde) vakti içinde edâ edilmiş olur...<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Vitir Namazı:</span><br />
Vitir namazı üç rek'atlı vacip bir namazdır. Vitir namazı yatsı namazının vakti içinde kılınır. Yatsı namazı kılındıktan sonra vitir namazının vakti girer, sabah namazı vaktine kadar devam eder. Yani vitrin vakti yatsı namazının kılınmasına bağlıdır. Yatsı namazını kılmamış olan bir kimse için vitrin vakti girmemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teravih Namazı:</span><br />
Sünnet olan teravih namazının vakti de Ramazan ayında olmak üzere yatsı namazından sonradır. Vitir namazından önce veya sonra kılınabilir. Yatsı namazından önce kılınamaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cuma Namazı:</span><br />
Dört rek'at önce kılınan sünnet, iki rek'at farz ve dört rek'at son sünnet olmak üzere toplam on rek'at olan Cuma namazının vakti Cuma günleri öğlenin ilk vaktidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bayram Namazları:</span><br />
İki rek'atlı vacip bir namaz olan bayram namazları güneşin doğuşundan 50 dakika sonra başlamak üzere öğle namazı vaktine kadar kılınabilir. Ramazan bayramında birinci gün bu vakitte kılınamazsa ikinci gün aynı vakitte kılınabilir, üçüncü gün kılınamaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Mekrûh Vakitler:</span><br />
Bazı vakitlerde namaz kılmak mekrûhtur. Bu vakitleri şöyle sıralamak mümkündür:<br />
1- Güneşin doğma anından itibaren 50 dakika zarfında namaz kılınamaz. Bu süre içinde farz ve vacip namazlar kılınamaz, kılınırsa sonra yeniden kılmak gerekir. Bu süre içinde nafile namaz kılmak da mekrûhtur. Başlanmış bir nafile namazı bozup sonradan kaza etmek daha iyidir.<br />
2- Güneş zevalde, yani tam tepe noktasında iken.<br />
3- Güneş batarken. Bu iki vakitte de yine farz ve vacip namazlar kılınamaz. Sadece ikindi namazının farzına başlanmış iken güneş batmaya başlarsa o namazı tamamlamak gerekir. Bu namaz edâ edilmiş sayılır, sonra yeniden kılınmaz.<br />
4- Sabah namazının vakti içinde sabah namazının sünnetinden başka nafile namaz kılmak mekrûhtur.<br />
5- İkindi namazının farzından sonra, güneş batana kadar nafile namaz kılmak mekrûhtur.<br />
6- Güneş battıktan sonra akşam namazının farzından önce nafile namaz kılınması mekrûhtur.<br />
II- Din İşleri Yüksek Kurulu'nun<br />
Temkin Hakkındaki Kararı:<br />
Yurtiçi için hazırlanacak "Diyanet Takvimi"ne konacak namaz vakitleri ve imsak vaktinin hesaplanmasında esas alınacak ölçüler ile hangi vakitlere ne kadar temkin süresi eklenmesinin uygun olacağına dair 18.12.1981 gün ve DHYİ 31.916 sayılı onay; Kurulumuzun, Diyanet İşleri Başkanı Tayyar ALTIKULAÇ'ın başkanlığında, Başkanlık Vakit Hesaplama Uzmanı Harita Yük. Müh. Emekli Alb. Arif ÇÖKLÜ'nün de müşahit olarak katıldığı 28.12.1981 ve 21.11.1982 tarihli toplantılarında ele alındı. Konu ile ilgili Türkçe (Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın Riyazü'l-Muhtar ve Islahü't-takvim adlı eserleri) ve yabancı dille yazılmış (Explanatory Suplement To The Astronomical Ephemeris And Nautical Almanac) eserlerinin ışığında, Vakit Hesaplama Uzmanlığı'nca hazırlanan 21.1.1982 tarihli rapor ve fıkhî ölçüler incelenip değerlendirildi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yapılan müzakere sonunda:</span><br />
1- Beş vakit namaz, belirli vakitlerde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır. Namaz vakitlerinin başlama ve son bulma sınırları, Cibril (a.s)'in talimine göre Rasulullah (sav)'ın kavlî, fiilî ve takrirî sünnetleriyle belirlenmiştir. Bu belirlemede, "tulû, gurup, fecr, zeval, zuhur-ı şafak, gaybubet-i şafak, zıllü şey'in mislüh...." gibi, güneşin hareketinden (daha doğrusu dünyanın kendi ekseni etrafındaki günlük hareketi ile güneş etrafındaki yıllık hareketinden) meydana gelen özel durumlar esas alınmıştır. Güneşin hareketi sonucu meydana gelen tulû, gurup, zeval, fecr, şafak.... gibi durumlar ve bunlar arasındaki süreler sabit olmayıp mevsimlere ve bulunulan yere göre daima değişmektedir. Ayrıca bu olayların tesbitinde, havanın açık veya kapalı, berrak yahut sisli, su buharının yoğun veya az oluşu... gibi durumların da önemli tesirleri bulunmaktadır.<br />
2- İslâm, kolaylık dinidir. İbadet vakitlerini tayin için müslümanları ince hesaplar yapmak ve hassas aletler kullanmakla mükellef kılmamıştır. Müslümanlar, sünnetin tayin ettiği alâmetleri, hesap yapmadan ve herhangi bir alet kullanmadan da tesbit edip namazlarını kılabilirler. Nitekim, takvim ve saatin bulunmadığı devirlerde böyle yapılmıştır.<br />
Ancak, günümüzde saat ve takvimle namaz ve imsak vakitlerinin tayini, şafak ve fecr gibi işaretleri gözlemekten çok daha kolay hale gelmiştir. Ayrıca, aynı yerde yaşayan müslümanlar arasında birlik ve huzurun sağlanması bakımından da buna kesin zarûret bulunmaktadır.<br />
Bilindiği üzere namaz vakitlerinin hesapla tesbitinde fecr ve şafak olaylarının, güneşin ufuk düzleminin kaç derece altında iken başladığının doğru olarak bilinmesine ihtiyaç vardır. Konu ile ilgili eski kitaplarda bu hususta verilen bilgiler, 16°'den 21°'ye kadar değişmekte ve kesinlik arzetmemektedir. Bu konudaki en son ilmî araştırma ve incelemeleri gösteren "Explanatory Suplement To The Astronomical Ephemeris and Nautical Almanac" adlı eserde (sh.399) tan ışınlarının (fecr ve şafak) olaylarındaki kızıllık üst sınırının ufukta kaybolma zamanı, güneşin alçalma açısı 15 olduğu an başlamakta, bazı atmosfer şartlarında bu durum 16 oluncaya kadar devam etmektedir. 16'da ise bütün atmosferik şartlar altında kızıllığın tamamen kaybolduğu anlaşılmaktadır.<br />
Başkanlığımız Vakit Hesaplama Uzmanı Harita Yük. Müh. Emekli Alb. Arif ÇÖKLÜ de, "20 seneden fazla GEODEZİK ASTRONOMİ çalışmalarını arazi üzerinde bizzat yürüttüğü esnadaki özel araştırma ve gözlemlerde daima aynı sonuca ulaştığını; güneş ufkun 16° altında olduğu zaman, kızıllığın kaybolduğunu" raporunda ifade etmektedir.<br />
Bilindiği üzere, güneşin hareketlerinde dört yıl içinde bazı değişmeler olmakta, dört yıl sonra güneş tekrar aynı noktaya gelmektedir. Bu sebeple, her yıl için ayrı hesap yapmadan, bu değişiklikten doğan farkı karşılamak üzere, namaz vakitleri hesaplanırken, tesbit edilen vakitlere belirli bir "temkin süresi"nin ilavesi zarûri görülmüştür.<br />
Ancak, eskiden hergün (sık sık) saat ayarlama imkânı olmadığı gibi, her il ve ilçenin ayrı ayrı namaz vakitlerini gösteren takvimleri de yoktu. Takvimlerde, bazı büyük şehirlere göre hazırlanmış olan namaz vakitleri çok geniş bir bölgede uygulanıyordu. Bu durumlar da dikkate alınarak, vakit girmeden ibadete başlanmasın düşüncesiyle, ilâve edilen temkin süresi, oldukça geniş tutuluyordu.<br />
Diyanet Takvimi'nde her il ve ilçenin namaz vakitleri ayrı ayrı gösterilmektedir. Günümüzde, her gün birkaç defa saat ayarlama imkânı vardır. Bu itibarla, güneşin dört yılda bir değişen hareketlerinden doğan fark ile 1-2 dakikalık ihtiyat payı dışında uzunca bir temkin süresine artık gerek bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca temkin süresinin uzun tutulması, bazı ihmalkâr müslümanların, namazlarını vakit çıktıktan sonra kılmalarına yol açmaktadır.<br />
<br />
Bu mülâhazaların ışığı altında:<br />
a) Öğle vaktinin güneşin meridyenden geçişine; ikindi vaktinin ise, "asr-ı evvel"in girdiği zamana "dörder" dakikalık temkin süreleri eklenmek suretiyle tesbitine;<br />
b) Yatsı, imsak ve sabah namazı vakitlerinin tesbitinde, güneşin 16° ufkun altında bulunmasının esas alınmasına ve buna -"dört" dakika temkin (yatsı ve sabah namazı vakitleri için +4 dakika, imsak vakti için- 4 dakika) süresi ilave edilmesine;<br />
c) Güneşin doğuşu ve akşam namazı vakitleri için, Diyanet Takvimi'ndeki vakit hesaplarında herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek bulunmadığına ve keyfiyetin Başkanlık Makamına arzına karar verildi.<br />
<br />
III- 45. Enlem dairesinin kuzeyinde namaz vakitleri:<br />
A) Brüksel toplantısı:<br />
45. Arz (enlem) dairesinin kuzeyinde yer alan ülkelerde bazı namaz vakitlerinin geç teşekkül etmesi veya namaz vaktinin girdiğini gösteren atmosfer alâmetinin hiç meydana gelmemesi sebebiyle buralarda yaşayan müslümanlar problemlerle karşılaşıyor ve çözüm arıyorlardı. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ile Suudi Arabistan'daki Râbıtatu'l-Âlemi'l-İslâmî'nin ortak teşebbüs ve tertibi ile 1980 Haziran ayının 23-27 günleri arasında Brüksel İslâm Merkezi'nde bu maksatla bir ilmî toplantı yapıldı. Masrafını Rabıta'nın yüklendiği toplantı bilhassa mezkûr problemi yaşayan ülkeler başta olmak üzere İslâm ülkeleri çapında tertip edilmiş ve kongreye kısmen din âlimi, kısmen kozmografya ve takvim mütehassısı olmak üzere kırkın üzerinde delege katılmıştır. Kongrenin Brüksel'de yapılmasının sebebi, burasının, yılın bazı günlerinde yatsı ve imsak vakitlerinin (alâmetlerinin) bulunmadığı halde, çok sayıda Türk ve Marok müslümanın içinde yaşadığı bir memleket olması idi. Nitekim ilmî kongrenin yapıldığı günlerde Brüksel'de akşam şafağı (beyaz şafak) kaybolmuyor, güneş battıktan sonra batıdaki aydınlık devam ediyor ve bir müddet sonra doğu aydınlanıyor, yani fecir başlıyordu. Toplantıda daha ziyade yatsı ve imsak vakitleri üzerinde duruldu. Yatsı namazı mevzuunda iki farklı problem vardı:<br />
a) Şafağın kaybolmadığı yer ve zamanlarda yatsı namazı hangi vakitte kılınacaktır?<br />
(Bilindiği üzere normal bölgelerde şafak kaybolup batı ufku kararınca yatsı vakti girmektedir).<br />
b) Şafağın çok geç kaybolduğu ve mesela güneşin batması ile yatsı vaktinin girmesi arasında üç saat ve daha fazla müddetin geçmesi gerektiği yer ve zamanlarda, gece istirahat edip sabah işbaşı yapmak mecburiyetinde olan işçiler yatsıyı ne zaman kılacaklardır?<br />
İşte bu iki problem ilmî ve dinî yönlerden ele alınarak uzun uzadıya incelendi, tebliğler tartışıldı ve 45. arz dairesinin kuzeyinde kalan memleketlerde yaşayan müslümanlar için şu çözümler getirildi.<br />
a) Şafağın kaybolmadığı veya işçilerin bekleyemeyeceği kadar geç kaybolduğu yerlerde müslümanlar akşam ile yatsı namazlarını arka arkaya kılabilirler (cem'u's-salâteyn)<br />
b) Bunu yapmak istemeyenler Mekke arzına veya normal bölgenin, akşam ile yatsı arası en kısa olan devresine tâbî olup, yatsı namazlarını buna göre kılarlar; yani güneş battıktan sonra akşam namazlarını kılar; sonra guruba, Mekke arzındaki akşam ile yatsı arasındaki müddeti ekleyerek buldukları saatte de yatsı namazını kılarlar..<br />
İmsak mevzuuna gelince: Ramazan orucu yılda bir ay olduğu ve fecrin imsak vaktinin alâmeti olması hususu da kat'i nass ile sabit bulunduğu için şafağın kaybolduğu ve fecrin (tanyerinin ağarması) bulunduğu yerlerde alâmetlere göre hareket edilmesi zaruri bulundu.<br />
Daha kuzeye gidildikçe alâmetlerin bulunmadığı veya gece vaktinin çok kısa olduğu bölgelerde, normal mıntıkalara göre takdir esası kabul edildi.<br />
Özetlemeye çalıştığımız bu esaslara göre mütehassısların Ankara'da toplanarak mezkûr bölgeler için takvimler hazırlamaları ve bunu, içinde bulunduğumuz yılın ramazanına yetiştirmeleri karar altına alındı.<br />
Gurbet illerinde rızık arayan, anormal şartlar içinde Allah'a karşı vazifelerini unutmayan din kardeşlerimizin sevinçle karşıladıkları bu hasbî ve ilmî faaliyetin hayırlı neticeler doğurmasını Mevlay-ı Mütealden diliyoruz.<br />
<br />
B) Fıkıh açısından meseleye kısa bir bakış:<br />
Yazıların telifi:<br />
Buraya kadar, namaz vakitleri hakkında toplu bir bilgi ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nın temkinler ile ilgili bir açıklamasını ve 45. enlem dairesinin kuzeyinde kalan bölgede namaz vakitlerini bildiren alâmetlerin ya hiç bulunmadığı, yahut da çok geç veya kısa müddetler içinde gerçekleştiği mıntıkalarda namaz ve oruç ibadetlerinde esas alınacak zaman ölçüsünü tesbit için yapılmış bir toplantının karar özetini arzetmiş olduk. Sayın Yeprem'in "Namaz Vakitleri" ile ilgili cevabında geçen temkin ile, Başkanlığın yeni yayınladığı kararda bahis mevzûu temkin arasında önemli ölçüde fark bulunduğu görülmektedir. Ancak bu farkın sebebi, yine aynı yazılarda açıklanmıştır; cevabî yazı, Sayın Yeprem'in Başkanlıkta bulunduğu zaman hazırlanan takvimlerde esas alınan ölçülere göredir. Şimdiki kararda ise şafak ve fecir için onaltı derece ölçüsü alınmış, ayrıca boylam ve enlem bakımlarından dar bölge esasından hareket edilmiştir. Böylece gerek dört yıllık peryodik değişmeler ve gerekse yerleşim bölgeleri (enlem ve boylamlar) arasındaki farklardan kaynaklanan temkin dört dakikaya indirilmiştir.<br />
Yine Sayın Yeprem'in cevabında geçen "şafağın kaybolmadığı yerlerde yatsı için hakiki gece yarısından beş dakika önce, imsak için yine gece yarısından beş dakika sonra ve sabah namazı için de yarım saat sonra ölçüleri, Brüksel toplantısından öncesine ait düşünce ve uygulamaları aksettirmektedir. Brüksel toplantısı daha başka kriterlere göre takdir esasını kabul ettiği ve takvimler de buna göre hazırlandığı için uygulamanın yine Diyanet takvimlerine göre olması gerekecektir.<br />
Mezkur yazıların ve kararların daha iyi anlaşılabilmesi ve bir müslümanın gönlüne yatabilmesi için meseleye bir de fıkıh açısından bakmak, fukahânın görüş ve delillerini hulasa etmek faydalı olacaktır.<br />
Fıkıh kitaplarında meselemiz:<br />
45. Enlemin kuzeyinde kalan bölgelerin müslümanlar tarafından fethi ve buralarda ibadetin, müslümanların meselesi haline gelmesi müctehid imamlar devrinden sonra olmuştur. Bu sebeple fukahânın meselemizi ele almaları hicrî altıncı asır dolaylarında başlamıştır. O devrin Hanefî fukahâsından Burhaneddin el-Kebir Ebû Muhammed Abdülaziz b. Ömer el-Mervezî, böyle yerlerde alâmetler bulunmasa dahi namazın kılınması gerektiğini; es-Sadru'l Kebir Burhanu'l-Eimme ise vakit bulunmadığı için buna bağlı mükellefiyetin de bulunmayacağını ve dolayısıyla hangi namazın vakti bulunmuyorsa, onun mükelleften düşeceğini, kılınmayacağını ifade ve iddia etmişler, daha sonra gelenler de bu iki görüşten birini tutagelmişlerdir. Meselemizle ilgili -Fıkıh kitaplarının namaz ve vakit bahislerinde- kısa bilgiler ve bazı risaleler153 bulunmakla beraber bu mevzûuda en doyurucu eseri kaleme alan ve bütün görüşleri delilleriyle beraber vererek tahlîl eden, sonunda bir neticeye varan zat, geçen asrın müctehidlerinden Kazanlı Şihabüddin Harun b. Behauddin el-Mercanî olmuştur. Kitabının adı Nazuratu'l hak fi fardiyetti'l-işâ ve inlem yegibış-şefak. 1870 Yılında Kazan'da tabedilen bu eser Hindistan'ın Pehüpal eyaletinden Sıddık b. Hasen Han tarafından hicrî 1291 yılında ihtisar edilmiş ve bu özet de, S. b. Hasen'in, Luktatu'l-aclân isimli eserinin içinde tabedilmiştir. (İst. 1296, s. 190 vd.).<br />
Mezkur eserlerden faydalanarak meselenin bir özetini vermeden önce, bilhassa bu bölgelerde takdir esasına dayanılarak namazın kılınması gerektiğini müdafaa eden fukahânın dayandığı deliller arasında yer alan ve dikkat çekici bulunan bir naklî delili (hadîs-i şerifi) mealen vermek istiyoruz. Mezkur hadîs, meşhur altı hadîs kitabından (kütüb es-sitte) Müslim'in, "Fitneler ve kıyamet alâmetleri" bölümünde yer almıştır. Kıyamet alâmetleri içinde Deccal'den bahseden ve oldukça uzun olan hadîsin, mevzûumuzla ilgili kısmı şöyledir:<br />
"...ashâb-ı kiram soruyorlar:<br />
- Deccal yeryüzünde ne kadar kalacaktır ey Allah'ın Rasülü (sav)?<br />
<br />
Cevap:<br />
- Kırk gün (kalacaktır). Bu kırk günün bir günü bir yıl gibi, bir günü bir cuma (hafta) gibi, diğer günleri ise (normal) günleriniz gibidir.<br />
<br />
Soru:<br />
- Ey Allah'ın Rasülü! Şu bir yıl gibi olan günde bize, -normal günlerimizde kıldığımız- bir günlük namaz kafi gelecek midir?<br />
<br />
Cevap:<br />
- Hayır (bir yıl sürecek olan bir günde, normal bir günlük namaz size kafi gelmez); onun için miktarını takdir edeceksiniz (yani normal bir gününüzde kıldığınız namazların aralıklarını tahminen ölçerek o bir yıllık bir günde, 365 günlük namaz kılacaksınız)." (Müslim, Kitab nu. 52, hadîs nu.110).<br />
Ondört asır önce, başka bir münasebetle bile olsa Rasül-i Ekrem (sav)'in bu mucize açıklaması, kendilerinden beş asır sonrasından başlayarak günümüze kadar, bahsimize ışık tutmuş, diğer deliller yanında, 45. enlem dairesinden kutuplara kadar olan bölgede nasıl ibadet edileceğinin en muknî delilini teşkil etmiştir. Hadîsten anlaşıldığına göre güneşin doğudan çıkıp batıda kaybolması, bugün 24 saatle ifade ettiğimiz günlerle 365 gün (bir yıl) sürse, bu bir yıl içinde yalnızca beş vakit namaz kılmak yetmeyecek, eldeki imkânlara göre ölçülerek ve güneşin doğması, gölgenin bir veya iki misli olması, güneşin batması, şafağın kaybolması gibi alâmetlere bakılmaksızın, normal günlerde ve mıntıkalardaki gibi -24 saatlik gün içinde beş vakit- namaz hesabiyle vazife yerine getirilecektir.<br />
Mezkûr alâmetler bulunmadıkça namazın da farz olmayacağını söyleyenler, "namazın şartı olan vaktin bulunmamasını, abdest uzvunun bulunmamasına kıyas etmişler ve nasıl kolu olmayanın elini yıkaması farz değilse, vakti olmayanın; yani bulunduğu yerde namaz vakti bulunmayanın namaz kılması da farz olmaz" demişlerdir. Haklı olarak bu sakat kıyasa karşı çıkan ve onu reddeden fukahâ, bir yandan Müslim hadîsine dayanırken, diğer yandan şu delilleri ileri sürmüşlerdir.<br />
1- Namaz ibadeti güneşe, güneşin doğup batmasına, gölge ve şafağa değil, sonsuz nimetlerine şükran olmak üzere Allah Teala'ya yapılır. Başka bir ifade ile namazın sebebi, ardı arkası kesilmeden her an mazhar olduğumuz ilahi nimetlerdir; şükran için bu nimetleri bir ölçü içinde zaptetmek ve ifade etmek zor olduğundan, içinde nimetlere mazhar olduğumuz vakit (zarf), nimetin yerine konmuş ve namaz ibadetinin teknik (fıkhî) sebebi kılınmıştır.<br />
2- Vakit başka, vakti ifade etmek ve kullanmak için ihtiyaç duyulan alâmet başkadır. Vakit, sınırsız zaman içinde belli bir miktardır. Belli bir zamanı yaşayan insan vakti yaşamıştır, onun vakti olmuştur. Alâmetler ise güneşin doğması, batması, tepe noktasına gelmesi, gölgenin boyu, şafak, fecir gibi olaylardır; bunlar bulunsun bulunmasın vakit vardır. Ve onu yaşayan, onun içinde Allah'ın nimetlerine mazhar olan insan, çeşitli ibadetler ve bu arada namaz ile Allah'a kulluk edecek, şükran vazifesini yerine getirecektir.<br />
3- Vakit ve alâmet, namaz ibadetinin gerçek sebebi olmadığı için gerçek sebep ve maksat uğruna gerektiği zaman hemen terkedilmektedir: Nitekim Arafat ve Müzdelife'de, müctehidlerin çoğuna göre seferde ve bazı mazeretler sebebiyle hazarda namazlar birleştirilerek kılınmakta ve vaktin alâmetlerine riayet edilmemektedir. Kuzey ve güneye doğru ilerledikçe hadîste geçen gölge ölçüsüne de uymak mümkün olamamaktadır; çünkü bazı yerlerde güneş zeval vaktine geldiğinde gölge eşyanın bir mislidir; bu sebepledir ki fukahâ sonradan "zeval gölgesi hariç" kaydını koymuşlardır. Şu halde vakitleri tarif eden hadîslerde zikredilen alâmetlerden maksad, her hal ü kârda bu alâmetlerin bulunması, görülmesi değildir; maksad iki namaz arasında geçmesi gereken müddeti tayin etmektir; mesala "güneşin batması ile akşam, şafağın kaybolması ile yatsı vakitleri girer" denilince, herhangi bir sebeple şafak görülmez veya kaybolmazsa namaz vakti girmez, namaz kılınmaz denilmek istenmemiştir. Normal şartlarda güneşin batması ile şafağın kaybolması arasında geçen zaman (süre) geçince durum ne olursa olsun (şafak kaybolmasa da) yatsının vakti girmiş olur.<br />
4- Bir hadîsten anlaşıldığına göre namaz önce 50 vakit olarak farz kılınmış, sonra ümmete fazla yük bindirmemek için Allah tarafından beş vakte indirilmiş, o zaman mevcut bulunan ve sonra gelecek olan bütün müslümanlara beş vakit namaz farz olmuştur. Bu hadîs, namaz vakitlerini tarif eden hadîs ve Deccal hadîsi bir arada düşünüldüğü zaman varılacak sonuç şudur: İnsanın çalışma, istirahat ve ibadet hayatına - güneşe bağlı- alâmetlerin uygun düştüğü mıntıkalarda ve zamanlarda, hadîslerde geçen alâmetlere göre vakitleri girdikçe namazlar eda edilecektir. Alametlerin bulunmadığı veya hayata uygun düşmediği yer ve zamanlarda ise, normal yerlerdeki namazlar arası müddetler esas alınarak eda edilecektir ki, bu ikinci yola Deccal hadîsindeki ifadeye bağlı olarak "takdir yolu" denilmektedir.154<br />
Fukahânın bu güçlü delilleri, alâmetler bulunmasa dahi namazın farz olduğunu ve normal mıntıkaların vakitlerine göre kılınması gerektiğini isbata yeterlidir. Ancak 45. enlem dairesinden kuzeye doğru gidildikçe müslümanların bulunduğu mıntıkalarda, mesela Belçika ve daha kuzeydeki bölgelerde güneş doğup batmakla beraber, yılın bazı günlerinde, güneşin batışını takip eden ve kırmızı şafaktan sonra gelen beyaz şafak kaybolmamakta, batı ufku aydınlık iken doğudan güneş doğmaktadır. Katılma imkânı bulduğumuz Brüksel toplantısının asıl mevzûunu işte bu mesele teşkil ediyordu. Normal mıntıkalarda akşam namazı vaktinin çıkması ve yatsı vaktinin girmesi için şafağın kaybolması ve batı ufkunun kararması bir kısım fukahâya göre şarttır. Keza orucun başlaması ve sabah namazının vaktinin girmesi için de fecir denilen ve karanlıktan sonra doğudan başlayan yaygın aydınlığın teşekkül etmesi gerekir. Mezkür yerlerde akşam şafağı kaybolmadığına göre yatsı vakti ne zaman girecek, oruç ve sabah namazı vakti ne zaman başlayacaktır?<br />
Bu sualin cevabı üzerine düşünmüş ve görüş beyan etmiş ulemanın ifadelerini ve farklı görüşlerini yine Mercânî'nin eserinden takip edebiliriz:<br />
1. Yukarıda zikredildiği üzere bazılarına göre âlemetler bulunmayınca ibadet mükellefiyeti de bulunmaz.<br />
2. Bazıları bütün görüşleri sahih, mûteber telâkki etmekte, fakat en ihtiyatlı yolu tutmakta, namaz ve oruç ibadetini yapmaktadır.<br />
3. Bazıları iki namazı birleştirerek kılma yolunu tercih etmektedirler.<br />
4. Bir kısım fukahâya göre akşam namazının vaktinin çıkması ve yatsının vaktinin girmesini belirleyen şafak, beyaz şafak değil, kırmızı şafaktır; yani güneşin batışının hemen arkasından batı ufkunda görülen kırmızılıktır; bu ise, beyaz şafağın aksine o mıntıkalarda da kaybolmaktadır; şu halde buna göre yatsı kılanabilir. Hemen işaret edelim ki, şafağın kırmızılık olduğunu ileri süren fukahâ çoğunluktadır ve Hanefîlerde Ebû Yûsuf ve Muhammed'in görüşleri de bu istikamettedir.155<br />
5. Bazılarına göre hakiki gece yarısında- yani dünyanın devrine göre gecenin tam ortasına varıldığı zaman şafak kaybolmuş sayılır, geri kalan zamanki aydınlık fecir (tan) olarak kabul edilir.<br />
6. Bazılarına göre her gün, bir gün önceki yatsı namazının kazasına niyet edilerek namaz kılınır.<br />
7. Yatsı gece yarısından sonra kılınır.<br />
8. Mıntıkaya en yakın normal yerin vakti esas alınarak takdir yoluyla vakit girdi sayılır ve namaz kılınır.<br />
Mercânî'nin bu görüşleri verip, her birini tenkit ettikten sonra kendi görüşünü şöyle açıklıyor: Alâmetlerin bulunduğu yerde onlara riayet etmek ihtiyata uygundur. Bunlar bulunmuyor veya uymakta güçlükler zuhur ediyorsa, normal mıntıkaların, düzenli günlerinin takvimine göre hareket edilir. Eğer herhangi bir sebeple bu da mümkün olmuyorsa o mıntıkada, güneşin batması ile şafağın kaybolması arasındaki en kısa uygun müddet esas alınarak hareket edilir. Nihayet -bazı yerlerde- öyle bir zaman gelir ki, güneşin batması ile doğması bir olur; işte o zaman alâmetler tamamen bir tarafa bırakılarak takdir yoluna gidilir.156<br />
Mercânî'nin, kendi tercih ettiği görüşü müdafaa ederken verdiği bir nakil oldukça ilgi çekicidir: Serahsî zamanında (vefatı H. 500) civarındadır) Buharalı bazı tembellerin, şafak kaybolmadan yatsıyı kılıp yattıkları, Zahiruddin el-Merginânî tarafından Serahsî'ye intikal ettirilmiş ve ne diyeceği sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: "Onları bundan menetme, çünkü menedersen hiç kılmazlar, bu haliyle kılmayı hiç değilse bazı müctehidler caiz görmektedirler"157<br />
İşte buraya kadar verdiğimiz nakiller ve özellikle Deccâl hadîsi, namazların yağmur, soğuk, karanlık, korku gibi sebeplerle -yolculuk hali dışında da- cemedilerek kılınmasını tecviz eden hadîsler ve ictihadlar, İslâm'ın kolaylık prensibi, alâmetlerin vakitleri düzenlemek için birer vasıtadan ibaret olduğu ve asıl maksadın ibadeti yapmaktan ibaret bulunduğu ... esaslarının ışığı altında hareket eden mütehassıslar, Brüksel'de yapılan toplantıda, daha önce bir özetini takdim ettiğimiz kararları almışlardır.158<br />
Yazdıklarımız kendilerine karışık gelen ve açık, seçik, pratik bir cevap isteyenlere söyleyebileceğimiz husus, Brüksel'de alınan kararlar istikametinde takvim hazırlamaya devam ettikleri müddetçe Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı takvimine göre hareket etmeleri, oruç, bayram ve namaz vakitlerini bu kaynaktan öğrenip uygulamalarıdır.<br />
<br />
148. Namaz vakitlerinin başlangıç ve sonları, Cibril hadîsi ile belirlenmiştir. Cibril hadîsi şöyledir: "Rivâyet olunur ki, Ebu Mes'ud (Ukbe b. Amr) Ensarî (-i Bedri r.a) Irak'ta iken bir gün Muğîre b. Şu'be'nin (r.a) yanına girdi ki, o gün Muğîre nasılsa ikindi namazını geç vakte bırakmıştı. Ona dedi ki: Ya Muğire, bu (yaptığın) nedir? Bilmiyor musun ki, Cibril (a.s) inip namaz kıldı. Rasûllullah (sav) da (ardında ) kıldı. Sonra (bir daha) kıldı. Rasûlullah (sav) da (ardında bir daha) kıldı. Sonra (bir daha) kıldı. Rasûlullah (sav) da (ardından bir daha) kıldı. Sonra (bir daha) kıldı. Rasulullah (sav) da (ardında bir daha) kıldı. Sonra (işte) bununla emrolundum, dedi...." (Bkz. Tecrid-i Sarih Tercemesi, II/ 460-464, Ank. 1972)<br />
Bir başka hadîste Rasul-i Ekrem (sav) şöyle buyuruyor. "Cibril aleyhisselam iki defa (yani iki gün) Beyt-i Muazzam'ın yanında bana imam oldu. İlk defasında zeval vaktinde güneşin verdiği gölge bir nalın tasması kadar uzandığında bana Öğle, her şeyin gölgesi birer misli uzadığında İkindi, oruçlu orucu bozduğu vakitte Akşam, şafak kaybolduğunda Yatsı, oruçluya yemek içmek haram olduğu vakitte Sabah namazlarını kıldırdı. Ertesi gün Öğle namazını her şeyin gölgesi bir misli, ikindi namazını iki misli olduğu, Akşam namazını oruçlu iftar ettiği zamanda, Yatsı namazını gecenin üçte birine doğru, Sabah namazını da ortalık iyice aydınlandığı vakit kıldırdı. Sonra bana döndü ve: Ya Muhammed, bu senden evvelki enbiyanın vaktidir. Namaz vakti işte bu ikişer vakit arasındadır, dedi." (Sünen-i Ebû Davud ile Nesâî ve Tirmizî'den naklen: Tecrid-i Sarih Tercemesi, 11/462, 2 no'lu dipnot: Ank. 1972)<br />
Bu konudaki Ebu Berze hadîsi de şöyledir: "Ebu Berze'den (r.a), şöyle demiştir: Nebiyyi Ekrem (sav) Sabah namazını, her birimiz yanında oturanı tanıyacak kadar aydınlık olduğu zaman kıldırır, bu namazda altmıştan yüz ayete kadar okurdu. Öğle namazını güneş (mağribe doğru) meylettiği vakitte kıldırırdı. İkindiyi de (öyle bir saate kaldırırdı ki) kimimiz (namazdan sonra mescidden) Medine'nin en uzak yerine gider (evine) dönerdi de, güneş henüz dipdiri bulunurdu"<br />
Râvi akşam namazı hakkında Ebu Berze'nin (r.a) ne dediğini unutmuş. Ebu Berze demiş ki: "Rasûlullah (sav) Yatsı namazını gecenin ilk üçte birine -sonradan deyişine göre yarısına- kadar geciktirmekte beis görmezdi. (Bkz. Tecrid-i Sarih Tercemesi, 11/485, Ank, 1972)<br />
149. Hakiki Gece Yarısı: Güneşin o bölge meridyeninden alt geçişi vaktidir. Pratik olarak Öğle namazının takvimde gösterilen vaktine 11 saat 50 dakika ilave etmek suretiyle bulunur.<br />
150. Zeval Vakti: Güneşin o bölge meridyeninden üst geçişi vaktidir. Bölgedeki gerçek saatin (memleket saat ayarı değil) 12.00 olduğu zamandır. Pratik olarak öğle namazının takvimde gösterilen vaktinden 10 dakika çıkarmak suretiyle bulunur. Bir şakul ipinin, yahut düzgün köşe duvarlarının gölgesinin tam kuzey-güney doğrultusunda olduğu andır.<br />
151. Burada bir hadîs'e temas etmek gerekmektedir. İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: "Nebiyyi Ekrem (sav) öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı (birlikte) yedi (rek'at) ve sekiz (rek'at) olarak kıldırırdı." (Tecrid-i Sarih Tercemesi, 11/ 487, Ank, 1972)<br />
Bu hadîs-i şerife dayanarak öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı bir arada kılmaya cem'i 'beyne's salâteyn denmektedir. Peygamber Efendimiz'in (sav) Veda haccında Arafat'ta öğle ile ikindiyi, Müzdelife'de ise akşam ile yatsıyı birleştirerek kıldırdığında ittifak vardır. Yılın başka zamanlarında ve başka bölgelerde cemi' yapılması konusunda müctehidler ihtilaf etmişlerdir.<br />
Hanefî imamları ile İmam Evzaî'ye göre cemi' sadece Hacc mevsiminde Arafat ve Müzdelife'de yapılır.<br />
İbn Ömer, Urve b. Zübeyr (r.a), Said b. el-Müseyyeb, Ömer b. Abdülaziz, Ebu Bekr b. Abdurrahman, Zührî, Ebu Seleme, Medine fakîhlerinin hepsi, İmam Mâlik, İmam Şâfiî, İmam Ahmed b. Hanbel gibi zevat, korku, sefer, şiddetli yağmur gibi şer'i özürler bulunduğu takdirde her zaman ve her yerde cemi' yapmak caizdir, demişlerdir.<br />
Cem'i caiz görmeyenler, öğle namazını son vaktine kadar geciktirip ikindiyi de ilk vaktinde; akşamı son vaktine kadar geciktirip yatsıyı da ilk vaktinde kılan Rasûlullah'ın (sav) bu amelinin iki namazı birleştirmiş gibi göründüğünü, aslında Cem'in bulunmadığını ifade etmektedirler.<br />
Buna mukabil Cem'in var olduğunu savunanlar, ayrıca bu Cem'in sadece Hacc Mevsimine ve Arafat'la Müzdelife'ye mahsus olmadığını, bunun meşakkat halinde her zaman ve her yerde caiz olduğunu söylemekte, bu konuda Rasulullah (sav)'ın müteaddit hadîslerini delil olarak zikretmektedirler. (Geniş bilgi için bkz. Tecrid-i Sarih Tercemesi, 11/487-489. Ank. 1972)<br />
Bütün bu bilgilerin ışığı altında, yatsı vaktinin teşekkül etmediği veya çok geç saatlerde teşekkül ettiği memleketlerin durumuna bir göz atalım. Bu bölgelerde yatsı namazının gece yarısına kadar beklendikten sonra kılınması, eğer iş hayatında telâfisi güç, büyük aksamalara yol açıyorsa, işçinin sıhhatinde önemli mahzurları varsa, çok geç saatlere kadar beklemek namazı terke sebep oluyorsa; bu gibi durumlarda, ibadette aksamaları önlemek ve meşakkatten kurtulmak için, akşam namazından sonra yatsıyı da cem' etmek yolunu tercih eden büyük müctehidleri taklid etmek imkanı her zaman açık bulunmaktadır.<br />
152. Kuzeydeki ülkelerde namaz vakitleri üç numaralı yazıda genişçe incelenmiştir. İki numaralı karar yazısında da "temkin" süreleri yeniden belirlenmiştir, uygulama bunlara göre yapılmalıdır. Sayın Yeprem'in verdiği bilgiler bu çalışmalardan öncesine aittir. (H.K)<br />
153. Eskiler Ural dağları ile Adriyatik denizi arasında kalan bölgeye "ardu'l-bulgâr" dedikleri için, meselemizi de "bu bölgede namaz" başlığı altında incelemişlerdir.<br />
154. Mercânî, age., s. 128, 99, 112.<br />
155. Serahsî el-Mebsût'da, beyaz şafağın bazı yerlerde geç kaybolduğunu, bu sebeple yatsı vaktini beklemekte güçlük çekildiğini, dolayısıyle kırmızı şafağın esas alınmasının uygun olacağını ifade etmiştir. C. I, s. 145.<br />
156. s. 117 vd., 144 vd. 112 vd.<br />
157. s. 117. Tahâvî, Câbir'den, Hz. Peygamber'in (sav) de şafak kaybolmadan yatsı namazını kıldığını nakletmiş, sonra da bu "kaybolmadan" denilen şafağı "beyaz şafak" olarak tevil etmiştir. Bkz. Şerhu-ma'âni'l-âsâr, Kahire 1968, s. I, s. 156.<br />
158. Brüksel toplantısına bir tebliğ ile katılan Prof. Dr. M. Hamîdullah'ın tebliğinde yer alan bazı kısımları burada zikretmekte fayda görüyorum; "...kutba yakın enlemlerde yer alan bölgelerde, Deccâlin vakitlerine benzer vakitler bulunmaktadır. Peygamberimiz (sav) oralarda ne yapacağımızı açıkça ifade buyurarak "takdir ediniz" demiştir; yani güneşin hareketine göre değil, zaman ölçme âleti olan saate göre haraket ediniz, buyurmuştur. 72nci enlem derecesinde -normal bölgelerdeki günlere göre- üç aylık fark olunca, kutup bölgesine doğru bu farkın daha da büyüyeceği tabiîdir. Buralarda, eskilerden Mes'ûdî ve Bîrûnî'nin haber verdikleri ve modern ilmin de yalanlamadığı üzere altı ay süren gündüz ve altı ay süren gece vardır.<br />
Ancak Deccâl hadîsi, takdirin hangi esasa göre yapılacağını açıklamamıştır; bu takdir Medine enleminin vakitlerine göre mi olacaktır, ekvatordaki vakitlere göre mi olacaktır, yoksa daha başka bir ölçüye göre mi olacaktır? Eski ulemâdan bazıları, bu bölgelere en yakın normal bölgenin vakitlerine göre hareket edilir, demişlerdir; fakat bunlar meseleyi yeterince incelemedikleri ve kendileri o bölgelerin hayatını yaşamadıkları için bundan fazlasını söylememişlerdir.<br />
Bildiğime göre asrımızda bu meseleyi ilk defa ele alanlar, Haydarâbâd eyâleti âlimler meclisi olmuştur. Güzel bir nasib sebebiyle ben de o mecliste bulunmuştum. Bu meclis ittifakla şu kararı aldı: Güneşin hareketine göre vakitleri ayarlama ve amel etmenin nihâî sınırı 45inci enlem dairesi olacaktır... Buradan itibaren 90'ıncı dereceye kadar ise 45inci derecenin vakitleri uygulanacaktır. Bu kararın, Haydarâbâd gazetelerinde neşredilen gerekçeleri özetle şöyle idi:<br />
1. Kuzeye ve güneye doğru 45'er derece, görünüşte dünyayı iki eşit parçaya ayırmaktadır; gerçekte ise bu bölge, insanların imar ederek yerleştikleri bütün bölgelerin dörtte üçünü teşkil etmektedir.<br />
2. Ashâb-ı kirâmın bir kısmı, bu bölgede (kuzey ve güneye doğru 45'er derecelik bölgede) bulunmuş, ibâdetlerini Medine vakitlerine veya başka vakitlere göre değil, buraların vakitlerine göre yapmışlardır..." (Arapça teksir nüshası, s. 4-5). </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beş vakit namazı vaktin hangi kısmında kılmak daha faziletlidir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=28</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 08:42:52 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=28</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=908" target="_blank" title="">Beş vakit namazı vaktin hangi kısmında kılmak daha faziletlidir.png</a> (Dosya Boyutu: 264.29 KB / İndirme Sayısı: 212)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Beş vakit namazı vaktin hangi kısmında kılmak daha faziletlidir?</span><br />
<br />
Beş vakit namazı vaktin hangi kısmında kılmak daha faziletlidir? Vaktin evvelinde namazı kılmayıp, vakit çıkmadan ölen kimse mesul olur mu? Vaktin çıkmasına yeterli süre varsa ve o kişinin kalbinde vakit çıkmadan kılmak gibi bir niyet varsa,..<br />
<br />
Vakit çıkmadan, namaz kılacak kadar zaman olduğu halde ölen kimse, namazı kılmamışsa sorumlu olmaz. Namazı, vakit girer girmez hemen kılmak farz değildir.<br />
<br />
Beş vakit namazı vaktin hangi kısmında kılmak daha faziletlidir?<br />
<br />
Sabah Namazının Faziletli Vakti:<br />
<br />
Sabah namazını ortalık ağarıncaya kadar geciktirmek müstehabdır. Bunun ölçüsü: Kılınan namazın iadesi gerektiğinde bunu edâ edecek kadar bir zamanın kalmasıdır. (Et-Tebyyin - Nasburraye / Zeylai : 1/225.) Bu ölçü, hac menasikini yapanların Müzdelife'de Bayramın birinci günü sabah namazı müstesna, yılın her mevsiminde muteberdir. Ancak Müzdelife'de bulunan mü'minler sabah namazını fecir doğunca kılar ve öylece Mina'ya hareket ederler. (El-Muhit / Radiyüddin Sarahsî.)<br />
<br />
Resûlullah (A.S.) Efendimizden bu konuda şu hadis rivayet edilmiş ve sahih kabul edilmiştir:<br />
<br />
    "Sabah namazını ortalık ağarıncaya kadar geciktirin! Çünkü bunun sevabı daha büyüktür." (Ebû Dâvud - Tirmizî - îbn Mace, Nesâi : Rafi' b, Hudayc'den.)<br />
<br />
Ayrıca Davud bin Yezîd El-Evdî'nin babasından yaptığı rivayete göre, El-Evdî'nin babası diyor ki:<br />
<br />
    "Hazret-i Ali (R.A.) bize sabah namazım kıldırıyordu, namaz bitmeden güneşin doğacağını endişe ediyorduk."<br />
<br />
Abdurrahman bin Yezîd ise şöyle nakletmiştir:<br />
<br />
    «Biz, ortalık ağarınca sabah namazını İbn Mes'ud ile birlikte kılardık.» (Tahavi: Mevakit-i Salât - Nasburraye / Zeylai.)<br />
<br />
Öğle Namazının Faziletli Vakti:<br />
<br />
Öğle namazı vakit girince, diğer namazlar gibi kılınabilir. Ancak yazın sıcak aylarında onu biraz geciktirmek, kışın kısa ve soğuk günlerinde vakit olunca kılmak müstehabdır. (Mecmau'l-Enhür - Bedayi' - El-Kâfi.)<br />
<br />
Öğle namazının yazın çok sıcak aylarında geciktirilmesinin müstehab oluşu, sıkıntıya düşmeden havanın serinlemesini bekleyerek öylece rahat kılınmasına matuftur. Bu ve benzeri nedenleri dışında namazı vaktinde kılmak ve fazla geciktirmemek daha iyidir. Nitekim Resûlullah (A.S.) Efendimize soruldu:<br />
<br />
    "Ya Resûlullah! Amellerin hangisi daha iyidir?"<br />
<br />
    "Namazı ilk vaktinde kılmak." diye cevap vermişlerdir. (Tirmizi – Dare - Kutnî : Abdullah bin Ömer (R.A.)'dan.)<br />
<br />
Yazın sıcak günlerinde ise ortalığın biraz serinlemeye başlamasına kadar geciktirilmesi hususu şu hadise dayandırılmaktadır:<br />
<br />
«Ebû Zerr-i Gıffarî (R.A.) diyor ki: Resûlullah (A.S.) Efendimizle birlikte bir seferde bulunuyorduk. Müezzin vakit girince ezan okumak istediğinde, Resûlullah (A.S.) ona:<br />
<br />
«Havanın biraz serinlemesine kadar bekle!» buyurdu. Bir süre sonra o yine ezan okumak istediyse de Resûlullah (A.S.) yine aynı şekilde onu uyardı. Bu ya iki ya da üç defa tekrarlandı; o kadar ki çevremizdeki tepeciklerin gölgesini görmeye başladık. Sonra Resûlullah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu:<br />
<br />
    «Doğrusu sıcaklığın şiddetli, cehennemin kaynayıp hararetinin yükselmesindendir. Sıcaklık, şiddetlenince, öğle namazını havanın serinlemesine kadar geciktirin.» (Buharî - Müslim : Ebû Zer (R.A.)'den.<br />
<br />
Burada, şiddetli sıcak, cehennemin kaynayıp yükselen hararetine benzetilerek, oradaki ateşin şiddeti hatırlatılmak istenilmiştir. Allah (C.C.) daha iyisini bilir.)<br />
<br />
Öğle namazını sözü edilen mevsimde yalnız başına kılan da, cemaatle edâ eden de aynı müstehab vakte geciktirebilirler. (Şer-i Mecma' / îbn Melek.)<br />
<br />
İkindi Namazının Müstehab Vakti:<br />
<br />
İkindi namazını, güneşin parlaklığının değişmediği vakte kadar geciktirmek müstehabdır. Bu da daha çok, her şeyin gölgesi -fey-i zeval hariç- iki mislini bulup aştığı vakte rastlar. Buradaki değişiklikten maksat, çoğu fakihlere göre, ışınların parlaklığı değil, güneş cirminin gözle rahatlıkla bakılmayacak kadar parlak bulunmasıdır. (El-Hidâye - Fetavâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Bu konuda Rafi’ bin Hadîs veya Hudaye (R.A.)'den şu rivayet yapılmıştır:<br />
<br />
    "Biz, Resûlullah (A.S.) Efendimizle birlikte ikindi namazını kıldıktan sonra deve boğazlayıp onu kısımlara ayırır ve henüz güneş batmadan pişirilen etinden yenilirdi." (Buharî - Müslim : Rafi' bin Hadic'den.)<br />
<br />
Bu konuda Rafi' bin Hadîs veya Hudaye (R.A.)'den şu rivayet, nitekim müctehid imamların yukarıda naklettiğimiz görüş ve tespitleri de bu ölçüdedir.<br />
<br />
Güneşin cirmi henüz parlaklığını sürdürürken namaza başlanır da namazın bitmesine doğru bu parlaklığını kaybederse, namaz kerahetle kılınmış sayılmaz.<br />
<br />
Akşam Namazının Müstehab Vakti:<br />
<br />
Genellikle akşam namazını vaktin evvelinde kılmak müstehab sayılmıştır. Çünkü bu konudaki tavsiye anlamındaki hadisler çeşitli rivayet yollarıyla nakledilmiş ve çoğu sahih kabul edilmiştir.<br />
<br />
    «Ümmetim, akşam namazını (vakit girdiğinde) acele ettiği, yatsı namazını da geciktirdiği sürece hayır üzere olacaktır.» (Ebû Dâvud - Nasburraye / Zeylaî: Hadisün garibün.)<br />
<br />
    «Ümmetim, akşam namazını, yıldızlar belirgin duruma gelinceye kadar geciktirmediği sürece fıtrat üzere olacaktır.» (İbn Mâce : Abbas bin Abdilmüttalib'den.)<br />
<br />
Yatsı Namazının Müstehab Vakti:<br />
<br />
Yatsı namazını -yorgun ve uykusuz olmayanların- gecenin üçte birine geciktirmeleri müstehabdır.<br />
<br />
Bu konuda yapılan sahih rivayette şöyle buyurulmuştur.<br />
<br />
    «Ümmetime meşakkat vermemiş olsaydım, her namazda misvak kullanmalarını emreder ve yatsı namazını da gecenin üçte birine geciktirirdim.» (Tirmizi / Taharet bahsinde, Nesâi / Oruç teatisinde.)<br />
<br />
Vitir namazını da -uyanacağına güveni olan kimse için- gecenin sonuna geciktirmek müstehabdır. Kendine güveni olmayanın uyumadan önce kılması müstehabdır. (Et-Tebyin - Fetavâ-yi Hindiyye - İbn Abidin.)<br />
<br />
Hava Kapalı (Bulutlu) Olduğu Günlerde:<br />
<br />
Sabah namazını fecrin iyice aydınlanmasıyla kılma, öğle namazını biraz geciktirerek eda etmek, ikindi namazını vakit girince hemen kılmak ve akşam namazını da biraz geciktirerek kılmak; daha uygun olur. Ne var ki, bu yanlarında dakik saatleri olmayanlar için böyledir.<br />
<br />
Vakitleri güneşe göre ayarlayanlar için yukarıda belirttiğimiz husus müstehab sayılmıştır. Çünkü öğleyi zevalden önce, ikindiyi kerahet vaktinde, akşamı güneş batmadan kılma ihtimali olabilir. Günümüzde ise her gün verilen saat ayarı ile vakitleri takvimlere göre belirlemek mümkündür.<br />
<br />
Yağmurlu ve karlı havalarda ise, yatsı namazını vakit girince hemen kılmak müstehabdır. Çünkü bu durumda cemaate gitmek -geciktiği takdirde- biraz zorlaşır. (El-Muhit / Radiyüddin Sarahsi.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazı vaktin sonunda kılmanın bir günahı var mıdır? Ezan okunduğunda hemen namaz kılınabilir mi?</span><br />
<br />
    Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam, en faziletli amelin hangisi olduğunu soran sahabiye: "Vaktinde veya vaktinin başlangıcında kılınan namazdır." buyurmuştur. (Buhari, Mevâkît 162)<br />
<br />
    "Namazların ilk vaktinde Allah'ın rızası, son vaktinde ise Allah'ın affı vardır." (Tirmizi, Mevâkît 13)<br />
<br />
Aslında genel olarak yukarıdaki hadislerden de anlaşılacağı üzere, namazları ilk vaktinde kılmanın müstehap olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte, Resülüllah (asm)'ın sünnetinde, bazı namazların mevsim, iklim, v.s. gibi bazı değişik durumlar nazara alınarak, vaktin evvelinden geciktirilerek kılınması daha faziletli sayılmıştır. Bununla ilgili olarak örneğin yatsı namazının vaktiyle ilgili gelen rivayetlerden bazıları şu şekildedir:<br />
<br />
    "Şüphesiz ki, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ateme (gecenin ilk üçte biri geçtiği vakit) diye söyledikleri vakte kadar yatsı namazını geciktirirdi ve yatsıdan önce uyumayı, ondan sonra konuşmayı (oturup sohbet etmeyi) hoş karşılamaz mekruh sayardı." (Buhari, Mevakit 13-20;  Müslim, Mesacid 218-225; Nesâi, Mevakıyt 20)<br />
<br />
    "Bir gece, yatsıyı gece yarısına kadar (şatru'l-leyl) tehir etti. Sonra yüzü bize dönmüş olarak yanımıza geldi -sanki şu anda yüzüğünün parıltısını görüyor gibiyim- ve şöyle dedi:<br />
<br />
    "İnsanlar namazlarını kıldılar ve yattılar. Siz ise, namazı beklediğiniz müddetçe namaz kılma (sevabını alma)ktasınız." (Buhârî, Mevâkît 25, 40; Müslim, Mesâcid 223)<br />
<br />
    "Eğer ümmetime sıkıntı vermeseydim, yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmelerini emrederdim." (Tirmizi, Mevâkît 10)<br />
<br />
Buna göre Hanefiler, yatsı namazını gecenin ilk üçte birine kadar geciktirmeyi müstehap, yarısına kadar geciktirmeyi mubah, gecenin yarısından sonra kılınacak yatsı namazı için ise, mekruh demişlerdir. Hanefi ulemasından bazısı buna tahrimen mekruh derken, diğer bazıları bunu tenzihen mekruh olarak görmüşlerdir. Fakat şunu ifade etmek gerekir ki, bu müstehaplık kış mevsimindedir. Yaza gelince zaten bu mevsimde geceler kısa olduğundan, yatsı namazının önce kılınması müstehaptır.<br />
<br />
Soruda geçen diğer konuya gelince:<br />
<br />
Bir vakit girdikten sonra önceki vakitlerin namazı kazaya kalmış olur. Kılınan namaz da kaza namazı olarak kılınır. Yani vakit çıkınca namaz vakti de çıkmış olur.<br />
<br />
Namazın farzlarından biri de vaktin girmiş olmasıdır. Mesela öğle namazı vakti girmeden öğle namazını kılamayız. Namazların kılınma vakitleri ise vaktin girmesiyle başlar, öbür vaktin girmesiyle biter. Bu iki vakit arası namazlarımızı kılabiliriz.<br />
<br />
Diyelim ki öğle namazınızı geciktirdiniz. İkindi yakın. Hemen namaza durdunuz. Daha birinci rekatta iken ikindi vakti girdi. Ne yapacağız? Hemen devam edip namazı tamamlayacağız, namazımız olur. Çünkü bir hadiste “Namazın bir rekatına yetişen hepsine yetişmiş gibidir.” buyurulur.<br />
<br />
Hanefi ve Hanbeli mezhebine göre, kendisine tahsis edilen vakit içinde bir namazın iftitah tekbirine yetişmekle bu namazın tamamı eda olur. (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, I/400)<br />
<br />
Yalnız sabah namazı ile ikindi namazı biraz dikkatli kılınması lazımdır. Sabah güneş doğarken ve akşam güneş batarken namaz kılmak güneşe tapanlara benzememek için caiz değildir. Bu sebeple sabah namazı güneş doğmadan bir iki dakika önce, ikindi namazını da güneş batmadan önce bitirmek gerekiyor.<br />
<br />
İşte ikindi namazını akşam güneş batımına sarkıtmamak için dikkatli olmak lazımdır. Güneşin batmasına yakın kılmak bu sebeple mekruhtur. Hoş olmasa bile yine namazımız caizdir, kabul edilir.<br />
<br />
Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak hanefilere göre güneşin doğmasına yakın, şafilere göre ise imsaktan biraz sonra kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa Hanifilere göre namaz bozulur. Kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir.<br />
<br />
Vaktin son on dakikasında namaz kılıp, arkasından öbür namaz vakti girerse onu kılmak meselesi, öğle namazı ile akşam namazı için olabilir. Zor durumlarda böyle bir çareye başvursak namazımız olur. Peygamberimiz (asm) bir yolculukta öğle namazını geç kılmış, hemen arkasından ikindi girmiş ve ikindiyi kılmıştır.<br />
<br />
Fakat namazların vaktin başında kılınması daha faziletlidir. Vaktin sonu da olsa kazaya bırakmadan kılmak gerekir.<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=908" target="_blank" title="">Beş vakit namazı vaktin hangi kısmında kılmak daha faziletlidir.png</a> (Dosya Boyutu: 264.29 KB / İndirme Sayısı: 212)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Beş vakit namazı vaktin hangi kısmında kılmak daha faziletlidir?</span><br />
<br />
Beş vakit namazı vaktin hangi kısmında kılmak daha faziletlidir? Vaktin evvelinde namazı kılmayıp, vakit çıkmadan ölen kimse mesul olur mu? Vaktin çıkmasına yeterli süre varsa ve o kişinin kalbinde vakit çıkmadan kılmak gibi bir niyet varsa,..<br />
<br />
Vakit çıkmadan, namaz kılacak kadar zaman olduğu halde ölen kimse, namazı kılmamışsa sorumlu olmaz. Namazı, vakit girer girmez hemen kılmak farz değildir.<br />
<br />
Beş vakit namazı vaktin hangi kısmında kılmak daha faziletlidir?<br />
<br />
Sabah Namazının Faziletli Vakti:<br />
<br />
Sabah namazını ortalık ağarıncaya kadar geciktirmek müstehabdır. Bunun ölçüsü: Kılınan namazın iadesi gerektiğinde bunu edâ edecek kadar bir zamanın kalmasıdır. (Et-Tebyyin - Nasburraye / Zeylai : 1/225.) Bu ölçü, hac menasikini yapanların Müzdelife'de Bayramın birinci günü sabah namazı müstesna, yılın her mevsiminde muteberdir. Ancak Müzdelife'de bulunan mü'minler sabah namazını fecir doğunca kılar ve öylece Mina'ya hareket ederler. (El-Muhit / Radiyüddin Sarahsî.)<br />
<br />
Resûlullah (A.S.) Efendimizden bu konuda şu hadis rivayet edilmiş ve sahih kabul edilmiştir:<br />
<br />
    "Sabah namazını ortalık ağarıncaya kadar geciktirin! Çünkü bunun sevabı daha büyüktür." (Ebû Dâvud - Tirmizî - îbn Mace, Nesâi : Rafi' b, Hudayc'den.)<br />
<br />
Ayrıca Davud bin Yezîd El-Evdî'nin babasından yaptığı rivayete göre, El-Evdî'nin babası diyor ki:<br />
<br />
    "Hazret-i Ali (R.A.) bize sabah namazım kıldırıyordu, namaz bitmeden güneşin doğacağını endişe ediyorduk."<br />
<br />
Abdurrahman bin Yezîd ise şöyle nakletmiştir:<br />
<br />
    «Biz, ortalık ağarınca sabah namazını İbn Mes'ud ile birlikte kılardık.» (Tahavi: Mevakit-i Salât - Nasburraye / Zeylai.)<br />
<br />
Öğle Namazının Faziletli Vakti:<br />
<br />
Öğle namazı vakit girince, diğer namazlar gibi kılınabilir. Ancak yazın sıcak aylarında onu biraz geciktirmek, kışın kısa ve soğuk günlerinde vakit olunca kılmak müstehabdır. (Mecmau'l-Enhür - Bedayi' - El-Kâfi.)<br />
<br />
Öğle namazının yazın çok sıcak aylarında geciktirilmesinin müstehab oluşu, sıkıntıya düşmeden havanın serinlemesini bekleyerek öylece rahat kılınmasına matuftur. Bu ve benzeri nedenleri dışında namazı vaktinde kılmak ve fazla geciktirmemek daha iyidir. Nitekim Resûlullah (A.S.) Efendimize soruldu:<br />
<br />
    "Ya Resûlullah! Amellerin hangisi daha iyidir?"<br />
<br />
    "Namazı ilk vaktinde kılmak." diye cevap vermişlerdir. (Tirmizi – Dare - Kutnî : Abdullah bin Ömer (R.A.)'dan.)<br />
<br />
Yazın sıcak günlerinde ise ortalığın biraz serinlemeye başlamasına kadar geciktirilmesi hususu şu hadise dayandırılmaktadır:<br />
<br />
«Ebû Zerr-i Gıffarî (R.A.) diyor ki: Resûlullah (A.S.) Efendimizle birlikte bir seferde bulunuyorduk. Müezzin vakit girince ezan okumak istediğinde, Resûlullah (A.S.) ona:<br />
<br />
«Havanın biraz serinlemesine kadar bekle!» buyurdu. Bir süre sonra o yine ezan okumak istediyse de Resûlullah (A.S.) yine aynı şekilde onu uyardı. Bu ya iki ya da üç defa tekrarlandı; o kadar ki çevremizdeki tepeciklerin gölgesini görmeye başladık. Sonra Resûlullah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu:<br />
<br />
    «Doğrusu sıcaklığın şiddetli, cehennemin kaynayıp hararetinin yükselmesindendir. Sıcaklık, şiddetlenince, öğle namazını havanın serinlemesine kadar geciktirin.» (Buharî - Müslim : Ebû Zer (R.A.)'den.<br />
<br />
Burada, şiddetli sıcak, cehennemin kaynayıp yükselen hararetine benzetilerek, oradaki ateşin şiddeti hatırlatılmak istenilmiştir. Allah (C.C.) daha iyisini bilir.)<br />
<br />
Öğle namazını sözü edilen mevsimde yalnız başına kılan da, cemaatle edâ eden de aynı müstehab vakte geciktirebilirler. (Şer-i Mecma' / îbn Melek.)<br />
<br />
İkindi Namazının Müstehab Vakti:<br />
<br />
İkindi namazını, güneşin parlaklığının değişmediği vakte kadar geciktirmek müstehabdır. Bu da daha çok, her şeyin gölgesi -fey-i zeval hariç- iki mislini bulup aştığı vakte rastlar. Buradaki değişiklikten maksat, çoğu fakihlere göre, ışınların parlaklığı değil, güneş cirminin gözle rahatlıkla bakılmayacak kadar parlak bulunmasıdır. (El-Hidâye - Fetavâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Bu konuda Rafi’ bin Hadîs veya Hudaye (R.A.)'den şu rivayet yapılmıştır:<br />
<br />
    "Biz, Resûlullah (A.S.) Efendimizle birlikte ikindi namazını kıldıktan sonra deve boğazlayıp onu kısımlara ayırır ve henüz güneş batmadan pişirilen etinden yenilirdi." (Buharî - Müslim : Rafi' bin Hadic'den.)<br />
<br />
Bu konuda Rafi' bin Hadîs veya Hudaye (R.A.)'den şu rivayet, nitekim müctehid imamların yukarıda naklettiğimiz görüş ve tespitleri de bu ölçüdedir.<br />
<br />
Güneşin cirmi henüz parlaklığını sürdürürken namaza başlanır da namazın bitmesine doğru bu parlaklığını kaybederse, namaz kerahetle kılınmış sayılmaz.<br />
<br />
Akşam Namazının Müstehab Vakti:<br />
<br />
Genellikle akşam namazını vaktin evvelinde kılmak müstehab sayılmıştır. Çünkü bu konudaki tavsiye anlamındaki hadisler çeşitli rivayet yollarıyla nakledilmiş ve çoğu sahih kabul edilmiştir.<br />
<br />
    «Ümmetim, akşam namazını (vakit girdiğinde) acele ettiği, yatsı namazını da geciktirdiği sürece hayır üzere olacaktır.» (Ebû Dâvud - Nasburraye / Zeylaî: Hadisün garibün.)<br />
<br />
    «Ümmetim, akşam namazını, yıldızlar belirgin duruma gelinceye kadar geciktirmediği sürece fıtrat üzere olacaktır.» (İbn Mâce : Abbas bin Abdilmüttalib'den.)<br />
<br />
Yatsı Namazının Müstehab Vakti:<br />
<br />
Yatsı namazını -yorgun ve uykusuz olmayanların- gecenin üçte birine geciktirmeleri müstehabdır.<br />
<br />
Bu konuda yapılan sahih rivayette şöyle buyurulmuştur.<br />
<br />
    «Ümmetime meşakkat vermemiş olsaydım, her namazda misvak kullanmalarını emreder ve yatsı namazını da gecenin üçte birine geciktirirdim.» (Tirmizi / Taharet bahsinde, Nesâi / Oruç teatisinde.)<br />
<br />
Vitir namazını da -uyanacağına güveni olan kimse için- gecenin sonuna geciktirmek müstehabdır. Kendine güveni olmayanın uyumadan önce kılması müstehabdır. (Et-Tebyin - Fetavâ-yi Hindiyye - İbn Abidin.)<br />
<br />
Hava Kapalı (Bulutlu) Olduğu Günlerde:<br />
<br />
Sabah namazını fecrin iyice aydınlanmasıyla kılma, öğle namazını biraz geciktirerek eda etmek, ikindi namazını vakit girince hemen kılmak ve akşam namazını da biraz geciktirerek kılmak; daha uygun olur. Ne var ki, bu yanlarında dakik saatleri olmayanlar için böyledir.<br />
<br />
Vakitleri güneşe göre ayarlayanlar için yukarıda belirttiğimiz husus müstehab sayılmıştır. Çünkü öğleyi zevalden önce, ikindiyi kerahet vaktinde, akşamı güneş batmadan kılma ihtimali olabilir. Günümüzde ise her gün verilen saat ayarı ile vakitleri takvimlere göre belirlemek mümkündür.<br />
<br />
Yağmurlu ve karlı havalarda ise, yatsı namazını vakit girince hemen kılmak müstehabdır. Çünkü bu durumda cemaate gitmek -geciktiği takdirde- biraz zorlaşır. (El-Muhit / Radiyüddin Sarahsi.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazı vaktin sonunda kılmanın bir günahı var mıdır? Ezan okunduğunda hemen namaz kılınabilir mi?</span><br />
<br />
    Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam, en faziletli amelin hangisi olduğunu soran sahabiye: "Vaktinde veya vaktinin başlangıcında kılınan namazdır." buyurmuştur. (Buhari, Mevâkît 162)<br />
<br />
    "Namazların ilk vaktinde Allah'ın rızası, son vaktinde ise Allah'ın affı vardır." (Tirmizi, Mevâkît 13)<br />
<br />
Aslında genel olarak yukarıdaki hadislerden de anlaşılacağı üzere, namazları ilk vaktinde kılmanın müstehap olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte, Resülüllah (asm)'ın sünnetinde, bazı namazların mevsim, iklim, v.s. gibi bazı değişik durumlar nazara alınarak, vaktin evvelinden geciktirilerek kılınması daha faziletli sayılmıştır. Bununla ilgili olarak örneğin yatsı namazının vaktiyle ilgili gelen rivayetlerden bazıları şu şekildedir:<br />
<br />
    "Şüphesiz ki, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ateme (gecenin ilk üçte biri geçtiği vakit) diye söyledikleri vakte kadar yatsı namazını geciktirirdi ve yatsıdan önce uyumayı, ondan sonra konuşmayı (oturup sohbet etmeyi) hoş karşılamaz mekruh sayardı." (Buhari, Mevakit 13-20;  Müslim, Mesacid 218-225; Nesâi, Mevakıyt 20)<br />
<br />
    "Bir gece, yatsıyı gece yarısına kadar (şatru'l-leyl) tehir etti. Sonra yüzü bize dönmüş olarak yanımıza geldi -sanki şu anda yüzüğünün parıltısını görüyor gibiyim- ve şöyle dedi:<br />
<br />
    "İnsanlar namazlarını kıldılar ve yattılar. Siz ise, namazı beklediğiniz müddetçe namaz kılma (sevabını alma)ktasınız." (Buhârî, Mevâkît 25, 40; Müslim, Mesâcid 223)<br />
<br />
    "Eğer ümmetime sıkıntı vermeseydim, yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmelerini emrederdim." (Tirmizi, Mevâkît 10)<br />
<br />
Buna göre Hanefiler, yatsı namazını gecenin ilk üçte birine kadar geciktirmeyi müstehap, yarısına kadar geciktirmeyi mubah, gecenin yarısından sonra kılınacak yatsı namazı için ise, mekruh demişlerdir. Hanefi ulemasından bazısı buna tahrimen mekruh derken, diğer bazıları bunu tenzihen mekruh olarak görmüşlerdir. Fakat şunu ifade etmek gerekir ki, bu müstehaplık kış mevsimindedir. Yaza gelince zaten bu mevsimde geceler kısa olduğundan, yatsı namazının önce kılınması müstehaptır.<br />
<br />
Soruda geçen diğer konuya gelince:<br />
<br />
Bir vakit girdikten sonra önceki vakitlerin namazı kazaya kalmış olur. Kılınan namaz da kaza namazı olarak kılınır. Yani vakit çıkınca namaz vakti de çıkmış olur.<br />
<br />
Namazın farzlarından biri de vaktin girmiş olmasıdır. Mesela öğle namazı vakti girmeden öğle namazını kılamayız. Namazların kılınma vakitleri ise vaktin girmesiyle başlar, öbür vaktin girmesiyle biter. Bu iki vakit arası namazlarımızı kılabiliriz.<br />
<br />
Diyelim ki öğle namazınızı geciktirdiniz. İkindi yakın. Hemen namaza durdunuz. Daha birinci rekatta iken ikindi vakti girdi. Ne yapacağız? Hemen devam edip namazı tamamlayacağız, namazımız olur. Çünkü bir hadiste “Namazın bir rekatına yetişen hepsine yetişmiş gibidir.” buyurulur.<br />
<br />
Hanefi ve Hanbeli mezhebine göre, kendisine tahsis edilen vakit içinde bir namazın iftitah tekbirine yetişmekle bu namazın tamamı eda olur. (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, I/400)<br />
<br />
Yalnız sabah namazı ile ikindi namazı biraz dikkatli kılınması lazımdır. Sabah güneş doğarken ve akşam güneş batarken namaz kılmak güneşe tapanlara benzememek için caiz değildir. Bu sebeple sabah namazı güneş doğmadan bir iki dakika önce, ikindi namazını da güneş batmadan önce bitirmek gerekiyor.<br />
<br />
İşte ikindi namazını akşam güneş batımına sarkıtmamak için dikkatli olmak lazımdır. Güneşin batmasına yakın kılmak bu sebeple mekruhtur. Hoş olmasa bile yine namazımız caizdir, kabul edilir.<br />
<br />
Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak hanefilere göre güneşin doğmasına yakın, şafilere göre ise imsaktan biraz sonra kılmak faziletlidir.<br />
<br />
Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa Hanifilere göre namaz bozulur. Kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir.<br />
<br />
Vaktin son on dakikasında namaz kılıp, arkasından öbür namaz vakti girerse onu kılmak meselesi, öğle namazı ile akşam namazı için olabilir. Zor durumlarda böyle bir çareye başvursak namazımız olur. Peygamberimiz (asm) bir yolculukta öğle namazını geç kılmış, hemen arkasından ikindi girmiş ve ikindiyi kılmıştır.<br />
<br />
Fakat namazların vaktin başında kılınması daha faziletlidir. Vaktin sonu da olsa kazaya bırakmadan kılmak gerekir.<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[4 Önemli Nafile Namaz "işrak,Duha,Evvabin,Teheccüd" Namazları Nedir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=27</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 08:34:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=27</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=909" target="_blank" title="">4 Önemli Nafile Namaz -işrak-Duha-Evvabin-Teheccüd- Namazları Nedir.png</a> (Dosya Boyutu: 315.38 KB / İndirme Sayısı: 218)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak (Kuşluk) Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
İşrak namazı, Güneş bir iki mızrak boyu yükseldikten, yani güneş doğduktan kırk-elli dakikalı zaman geçtikten sonra kılınır.<br />
<br />
Saati olmayan bir kimse, çenesini göğsüne yapıştırarak güneşe bakar, şayet güneşi bu vaziyetteyken göremiyorsa, kerahat vakti çıkmıştır. Bundan sonra artık İşrak namazı kılınabilir.<br />
İşrak (Kuşluk) Namazı<br />
İşrak namazı iki rekatır. Bu namazın fazileti hakkında Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur.<br />
<br />
"Bir kimse sabah namazını cemâatle kıldıktan sonra oturup güneş doğuncaya kadar zikir ile meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat (İşrak) namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur." (İhyâ, I. 336)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık İşrak (Kuşluk) Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat işrak namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Duha Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Kuşluk vaktinden sonra kılınır.yani sabah saat dokuz sıraları gibidir, 2 rekat ile 8 rekat arasında kılınabilir.<br />
<br />
Duhâ namazının vakti: Güneşin bir mızrak boyu yükselmesinden, yani Güneş doğduktan 45 dakika sonra başlar, öğle namazına 45 dakika kalıncaya kadar devam eder. Nitekim bir hadîs-i Şerîfte:<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Duhâ namazının vakti, deve yavrusunun ayakları sıcaktan kızdığı zamandır." Buyurulur. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Müslim, Misâfirîn, 143)</span><br />
<br />
Duhâ namazı dediğimiz nafile namaz bu andan itibaren kılınır. Zeval vaktine yarım saat kalıncaya kadar devam eder. iki veya dört veya sekiz veya on iki rek‘at kılınabilirse de, en faziletlisi sekiz rek‘at kılmaktır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Duha namazı nasıl kılınır?</span><br />
<br />
Hz. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Duha namazını her kılışında mutlaka ben de kıldım." <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî)</span><br />
<br />
Ümmü Hânî dedi ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Fetih günü, benim eve geldi, yıkandı ve sekiz rek'at namaz kıldı. Ben bundan daha hafif bir namazı hiç görmedim. Ancak rüku ve secdeleri tam yapıyordu." <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-'den rivayete göre Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu : </span><br />
<br />
Duha namazını ikişer ikişer dört rekat olarak kılar, (bazen) dilediğince de arttırırdı. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Müslim. Müsafirin, 78)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:</span><br />
<br />
“Dostum Aleyhissalatu vesselam, bana her ay 3 gün oruç tutmamı, iki rekât kuşluk namazı, Duhâ namazi, ve yatmadan önce de vitir namazı kılmamı tavsiye etti.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurur: </span><br />
<br />
"Her gün sizin her bir mafsalınız için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmîd bir sadakadır. Her bir tehlîl bir sadakadır. Emr-i bi'l-ma'ruf bir sadakadır. Nehy-i ani'l-münker de bir sadakadır. Bütün bunlara kişinin kuşlukta kılacağı iki rek'at Duhâ namaz kâfi gelir."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
(Müslim, Ebû Dâvud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebû Zer-radıyallahü Anhâ-'den rivayete göre Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: </span><br />
<br />
"Bir kimse Duhâ namazının iki rekatına devam etse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affolunur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Tirmizi, Vitr, 15)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Duhâ namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Duhâ Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Duha namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Evvabin Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Evvabin namazı: Evvâb( Veya Tevvab) "tevbe eden, sığınan" anlamına gelir. Evvabin, evvab kelimesinin çoğulu olup, tevbe ve istiğfar ederek Allah Teâlâ'ya çokca yönelen kişi demektir. Bu namaz altı rekât olup akşam namazından sonra, bir iki veya üç selâmla kılınır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ammâr b. Yâsir (r. anhümâ)'den şu hadis rivayet edilmiştir:</span><br />
<br />
"Her kim akşam namazından sonra altı rekat namaz kılarsa denizin köpükleri kadar da olsa Allah Teâlâ onun günahlarını mağfiret eder."<br />
<br />
Akşam namazının sünnetinden sonra iki ilâ altı rekat arasında kılınan nafile namaza da "evvabin" denilmiştir. Hz. Peygamber, akşam namazından sonra altı rekat nafile namaz kılanın evvâbinden (günah işleyip, arkasından hemen tövbe eden kimselerden) sayılacağını bildirmiş ve arkasından da şu ayeti okumuştur: "Rabbiniz, içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer salih kimseler olursanız, şüphesiz Allah tövbe edenleri affedicidir"<br />
<br />
(el-İsrâ, 17/25 ; bk. İbn Kesir, Tefsir, İstanbul 1985, V, 64, 65; Şürünbülâli, Şerhu Nüri'l-İzah, İstanbul 1984. s.74) <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ إِن تَكُونُواْ صَالِحِينَ فَإِنَّهُ كَانَ لِلأَوَّابِينَ غَفُورًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Rabbiniz, nefslerinizde olanı (niyetinizi) daha iyi bilir. Eğer salihler olursanız, o taktirde muhakkak ki O Allah, evvab olanlar (O’na yönelip, tövbe edenleri) avf ve mağfiret edici çok bağışlayıcıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 25. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Altı Rekatlık Evvabin Namazının kılınışı</span><br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için Altı rekat evvabin namazını kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu okuruz<br />
<br />
3. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
4. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu okuruz<br />
<br />
5. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
6. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teheccüd Namazı (Gece Namazı) Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Yatsı namazından sonra, vitir’i kılmadan bir miktar uyuduktan sonra, uykudan kalkılıp kılınacak nafile namaza "Teheccüd" veya "gece namazı" denir. Teheccüd namazı iki rekattan oniki rekata kadardır. İki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. Teheccüd namazına başlarken "Niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya" şeklinde niyet ederiz. Teheccüd namazının iki rekat ile sekiz rekat arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. Bununla birlikte, isteyen kimse daha fazla da kılabilir. Bu durumda iki rekatta bir selam vermek daha faziletli olmakla birlikte, dört rekatta bir de selam verilebilir. İki rekattan fazla kılındığında arada konuşma, yeme içme gibi namaza aykırı davranışlarda bulunulmamış ise, tekrar niyet etmek gerekmez. Dört rekat olarak kılındığında, ikinci rekat sonunda teşehhüd için oturulduğunda "tahiyyat"tan sonra "Allahumme salli" ve "Allahumme barik" okunur. Üçüncü rekat için ayağa kalkındığında önce "Subhaneke" okunur, Euzu besmele çekilir ve Fatiha suresi okunur. Teheccüd namazı, Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimize vacip yani farz hükmündeydi. Bu namaz O'nun ümmeti için sünnet-i müekkededir.<br />
"Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah'a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır." (Tirmizi, Deavât, 101)<br />
<br />
Allâh Teâlâ çok sevdiği rasulüne lütuflarda bulunmak için teheccüd namazını ona farz kılmıştı. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve minel leyli fe tehecced bihî nâfileten lek(leke), asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a (Cok Övülen bir makama) ulaştırsın.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
(Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 79. ayet)</span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah'a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Tirmizi, Deavât, 101)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Sabah namazından önce kılınan iki rek'at nâfile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
( Hadis-i Şerif , Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn, 96)</span><br />
<br />
Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem- Efendimiz gece namazını hiç terk etmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. (Ebû Dâvûd, Tatavvu', 18) "Sabah namazından önce kılınan iki rek'at nâfile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır." (Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn, 96) buyururdu. Gözümün nûru diye tavsif ettiği namazı geceleri daha bir iştiyak ve arzû ile kılardı. Ayakları şişecek kadar kendinde geçerek kıldığı teheccüd namazına olan iştihâsını şöyle dile getirmişti: <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Allâh her peygamberde belirli birşeye karşı aşırı bir istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibâdetidir..."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Heysemî, Mecmau'z-zevâid, II, 271)</span><br />
<br />
Allâh'a yaklaştıran en mühim ibâdet olması hasebiyle ümmetinin de bu nimetten nasiblenmelerini arzû ederlerdi. Öncelikle yakın akrabasından tebliğe başlayan Efendimiz, bir gece Ali ile Fâtımâ -radıyallâhu anhümâ-'nın kapısını çalmış ve onlara:<br />
<br />
- "Namaz kılmayacak mısınız?" <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Teheccüd, 5)</span> buyurarak geceyi boş geçirmemelerini istemişti.<br />
<br />
Diğer ashâbına da: <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Aman gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve Allah'a yakınlıktır. (Bu ibâdet) günahlardan alı kor, hatalara kefâret olur ve bedenden dertleri giderir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Tirmizî, De'avât, 101)</span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah rahmet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah rahmet etsin."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvud, Tatavvu, 18, Vitir, 13)<br />
</span><br />
<br />
Hz. Peygamber, gece namazlarında bazen kıraati kısa yapar; zaman zaman da uzatırdı. “Hz. Peygamber (S.A.V.) her gece namaz kılarken (îsrâ) ve (Zümer) surelerini okurdu.” Daha uzun ya da daha kısa sureler okuduğunu da bilinmektedir. <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Teheccüd (Gece) Namazının vakti</span><br />
<br />
Teheccüd namazının vaktiyle ilgili olarak Peygamberimizden (asm) gelen rivayetlerde, gecenin ortası veya son kısmının namaz, dua ve istiğfarla ihya edilmesi tavsiye edilmektedir.<br />
<br />
Konuyla ilgili fiili sünneti anlatan çok sayıdaki rivayetlerde, <br />
<br />
Peygamberimizin (asm) (yatsı namazını kılıp vitir’i kılmadan) uyuduktan sonra, gecenin ortalarına doğru veya ortasından hemen sonra uyandığı, ondan sonra ibadete başladığı, bir süre namaz kıldıktan sonra vitir namazını ve sonra da sabah namazının sünnetini kıldığı ifade edilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sünnet olan bu sıralama şu şekilde özetlenebilir:</span><br />
1. Yatsı namazı<br />
2. Bir miktar uyuyup uyanma<br />
3. Teheccüd namazı<br />
4. Vitir namazı<br />
5. Sabah namazı <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teheccüd (Gece) Namazının kılınışı</span><br />
2 Rekatlık Teheccüd (Gece) Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Teheccüd (Gece) namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
Teheccüd namazı iki rekattan oniki rekata kadardır. İki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. Yukarıdaki tarifte olduğu gibi ikişer ikişer kılınabilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu Dört Önemli Nafile Namazdan Başka Nafile Namazlarda Şunlardır :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gusl ve Abdeste şükür Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit müsaitse, yaşlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden iki rekat namaz kılınması menduptur. Bu, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir. Çünkü abdest almak Allah'a yaklaştırıcı bir ibadettir, hedefi ise namazdır. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Her kim şu benim aldığım gibi abdest alır ve aklından bir şey geçirmeyerek iki rekat namaz kılarsa geçmiş günahları af olunur." (Buhari, Vudû, 14)<br />
<br />
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, diğer insanların dayanamayacağı kadar çok ibadet ettiği halde, yine de Cenâb-ı Hakk'ı en fazla hoşnut edecek, dolayısıyla insana en çok sevap kazandıracak ibadetleri araştırmaktan geri durmamıştır. Onun bu davranışı, yapılan ibadetleri ve hayırları hiçbir zaman yeterli görmemek, daha çok sevap getirecek hayırları ve ibadetleri öğrenmek ve onları yapmaya çalışmak gerektiğini göstermektedir. <br />
<br />
Peygamber aleyhisselâm'ın, tıpkı bir öğretmenin öğrencisini yanına çağırıp onun dersleriyle ilgilenmesi ve durumunu beğenince onu takdir ve teşvik etmesi gibi, sahâbîlerinin ibadetleriyle de ilgilenmesi ve onları bu konuda cesaretlendirmesi ne hoş ve teşvik edici bir davranıştır. Efendimiz'in bu nevi hareketleri, onun ne güzel bir mürşid ve eğitimci olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Bilâl-i Habeşî hazretleri, 77 numaralı hadiste kendisinden kısaca sözedildiği üzere, İslam uğrunda büyük sıkıntılara katlanan faziletli bir insandı. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz'in etrafında pervâne olan, onun buyurduklarını yapmaya, onun istediği gibi yaşamaya gayret eden samimi müslümanlardan biriydi. Her abdest veya boy abdesti aldığında en az iki rek`at namaz kılmak suretiyle, kendisine İslam nimetini ve abdest alma devletini lutfeden Cenâb-ı Hakk'a şükretme usûlünü, Efendimiz aleyhisselâm'ın ibadetlerine bakarak ilk defa o keşfetmişti. Abdesti bozulunca hemen abdest aldığını, abdest alınca da hemen iki rek`at namaz kıldığını gösteren rivayetler vardır (İbn Hacer, Fethü'l-bârî, III, 42, Teheccüd 17). Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerifiyle, Bilâl-i Habeşî'yi cennetle müjdelemekte, ona âhirette de beraber olacaklarını haber vermektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir sabah Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem müezzini Bilâl'i çağırdı ve ona:</span><br />
<br />
-"Bilâl! Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin? Dün gece cennette, senin ayakkabılarının tıkırtısını önümde duydum" diye sordu. Bilâl -radıyallâhu anh- de:<br />
<br />
- Yâ Rasûlallâh! Ne zaman bir günah işlesem arkasından hemen kalkıp iki rek'at namaz kılarım, abdestim bozulduğunda da vakit geçirmeden hemen abdest alırım. (Her abdest aldığımda da Allâh'ın üzerimde iki rek'ât namaz hakkı olduğunu düşünürüm ve kılarım) dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem -aleyhi's-salâtü ve's-selâm-:<br />
<br />
- "İşte bunun sâyesinde" buyurdular. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(İbn Huzeyme, Sahîh, II, 213 (1209)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Gusl ve Abdeste Şükür Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Abdest Şükür Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Abdest Şükür namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Tahiyyetü'l Mescid Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Tahiyye; selam vermek demektir. Tahiyyetü'l-mescid, mescidin selâmlanması, saygı gösterilmesi demek ise de esasında mescidlerin sahibi olan Allah'a saygı ve tâzim anlamını içermektedir. Bu bakımdan Peygamberimiz "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rek‘at namaz kılsın" buyurmuştur (Müslim, “Salâtü'l müsâfirîn”, 11).<br />
<br />
Kuranı kerimde mescitlere "Allah'ın Evleri" denilmiştir. Bir eve giren kimsenin, önce ev sahibini selamlaması kadar tabi bir şey olamaz. Bu halde Allah'ın Evine girenin de Onu selamlaması gerekir. Selamlamanın en mükemmel ve en güzel şekli namazla olur. Camiye giren kimsenin tahiyyetü'l mescid kılmak suretiyle Allah Teala'yı bir nevi selamlamış, ona bağlılığını saygısını ve kulluğunu sunmuş olur.<br />
<br />
Bir mescide sadece ziyaret için veya öğretmek veya öğrenmek gibi bir maksatla giren kimse orada nafile olarak iki rekat namaz kılar. Dileyen daha fazla kılabilir. Mescide günde birden fazla girilmesi halinde bir kere tahiyyetü'l-mescid kılmak yeterlidir. Mescide girildikten sonra tahiyyetü'l-mescid kılmadan oturulursa, Hanefî ve Mâlikîler'e göre bu namaz, yine de kılınabilir; ancak oturmadan önce kılmak daha faziletlidir. Şâfiîler'e göre ise eğer kişi kasten oturmuşsa bu namaz sâkıt olur.<br />
Tahiyyetü'l mescid namazı<br />
<br />
Tahiyyetü'l mescid namazı, mescide girildiğinde daha oturmadan kılınmalıdır. Faziletli olan da budur. Oturulduktan sonra da kılınır. Bazıları; oturmadan kılınırsa eda, oturduktan sonra kılınırsa kaza olur, demişlerdir.<br />
<br />
Şâfiî mezhebine göre mescide ne zaman girilirse girilsin bu namazın kılınması müstehaptır. Hanefîler'e ve Mâlikîler'e göre ise kerâhet vakitlerinde mescide giren kimsenin bu namazı kılması mekruhtur. Kişi bunun yerine tesbih ve tehlîlde bulunarak ve salavat getirerek mescidi selâmlamış olur. Normal vakitlerde mescide girdiği halde tahiyyetü'l-mescid kılamayan kimsenin, bunun yerine dört defa "Subhânellahi ve'l-hamdu lillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber" demesi menduptur.<br />
<br />
Cuma vakti hatip hutbedeyken mescide giren kimse Hanefî ve Mâlikîler'e göre tahiyyetü'l-mescid kılamaz. Şâfiîler'e ve Hanbelîler’e göre ise uzatmamak ve iki rek‘atı geçmemek şartıyla bu durumda tahiyyetü'l-mescid kılınır.<br />
<br />
Bir mescide, herhangi bir namazı kılmak için veya farz kılmak ve imama uymak niyetiyle girmek ve oturmadan o namaza başlamak da tahiyyetü'l mescid yerine geçer. <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Tahiyyetü'l-mescid Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Tahiyyetü'l-mescid Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Tahiyyetü'l-mescid namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuk (Sefer namazı) Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Sefere çıkan kimseye, abdest alıp iki rekat namaz kılmak menduptur. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz sefere çıkarken abdest alır, iki rekat namaz kılar, aynı şekilde de seferden dönüşünde eve uğramadan mescide girip iki rekat namaz kılardı. Ümmetine yolda tembihte bulunarak şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Bir kimse sefere çıkmayı isterken çoluk çocuğunun yanında kılacağı iki rekat namazdan daha üstün bir şey bırakmış olmaz. -Namaz onun yerine hayru'l Halef olur.-"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Tebarâni)</span><br />
<br />
Kâ'b bin Mâlik -radıyallahü Anh- diyor ki:<br />
<br />
Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- seferden dönüşünde (Medine'ye) gündüz kuşluk vakti girer, önce mescide uğrar, orada iki rekat namaz kıldıktan sonra evine giderdi. Bazen de eve gitmeyip mescitte otururdu.<br />
Yolculuk Namazının kılınışı<br />
2 Rekatlık Yolculuk Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Yolculuk namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Küsûf ve Husuf ( Güneş ve Ay tutulması) Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Küsûf Namazı: Güneş tutulmasından sonra kılınan nafile bir namazdır. Yaşandığı zaman, Cumayı kıldıran imam, ezansız ve kametsiz en az iki rekat namaz kıldırır. Kıraati gizli veya açıktan olabilir.<br />
<br />
Husuf namazı: Ay tutulmasından sonra kişinin kendi evinde tek başına kıldığı nafile bir namazdır.<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in zamân-ı saâdetlerinde güneş tutulmuştu. Zât-ı Risâletleri kalkıp insanlara namaz kıldırdılar. Kıyâmda o kadar çok kaldılar ki, âdetâ rükûya varmayacak da hep ayakta duracak zannedildi. Sonra rükûya vardılar ve uzun müddet başlarını kaldırmadılar. Arkasından doğruldular, fakat mûtadın üzerinde ayakta durdukları için secde etmeyecekleri intibâını verdi. Nihâyet birinci secdeye vardılar. Lakin başlarını secdeden hiç kaldırmayacakları zannediliyordu. Daha sonra doğrulup oturdular. Bu oturuşları da uzun sürdü. Mübârek başlarını kaldırmayacakmışcasına kapandıkları ikinci secdeye vardıklarında, acı acı nefes alıp veriyor ve göz yaşları dökerek ağlıyordu:<br />
<br />
"Yâ Rabbî! Ben aralarında olduğum müddetçe ümmetime azâb etmeyeceğini bana vâdetmedin mi?! Yâ Rabbî! Onlar sana tevbe ve istiğfâredip yalvardıkları müddetçe ümmetime azâb etmeyeceğin husûsunda bana söz vermedin mi?! İşte bizler kapına geldik senden affımızı diliyor ve sana yalvarıyoruz!"<br />
<br />
Bu minval üzere iki rek'at namaz kılıp bitirince güneş bütün parlaklığıyla gözüktü. Arkasından Hz. Peygamber minbere çıkarak ashâbına vecîz bir konuşma yaptı. Konuşmasında Allâh Teâlâ'ya hamd ü senâ ettikten sonra şöyle buyurdular:<br />
<br />
"Güneş ve ay Allâh'ın varlık ve birliğine delâlet eden alâmetlerden sâdece ikisidir. Şâyet bunlar tutulursa, duâ edin, Cenâb-ı Hakk'a yönelip ona ilticâ edin, Allâh'ın büyüklüğünü hatırlayın, namaza durup Allâh'ı zikretmeye koyulun ve sadaka verin..." (Bkz. Buhârî, Küsûf, 2, 4)<br />
Küsûf (Güneş Tutulması) Namazının kılınışı<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem-, güneş ve ayı Allâh'ın âyetlerinden bir âyet olarak görür ve onların tutulmalarını her hangi bir kimsenin ölümü veya doğumu sebebiyle olmadığını ashâbına bildirirdi. Ancak gaybı ve kaderi bilmek Allâh'a mahsus olduğundan, her an kıyâmetin vukû bulabileceğini veyâ kendi ecelinin gelmiş olabileceğini düşünerek devâmlı olarak Allâh'a iltca hâlinde bulunmayı isterdi. Hava kararmaya başlayınca, yağmur yağarken, gök gürlerken ve güneş veya ay tutulurken hep bu duygularla hareket eder ve huzûr-ı ilâhîde durarak ümmetinin selâmeti için yalvarırdı.<br />
<br />
İbn-i Hibban'da bulunan bir rivayete göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- ayın tutukluğu geçinceye kadar, müslümanlara ay tutulması namazı kıldırmıştır. (A. Köksal, XI, 220)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Husuf (Ay Tutulması) Namazının kılınışı</span><br />
<br />
Güneş ve ay tutulması namazı sünnettir. İki rek'attır. Güneş açılıncaya kadar duâ ile meşgul olunur. İmam'ın güneş tutulması namazını cemaatla kıldırmasında bir mahzur yoktur. Ay tutulma namazı ise cemaatsız kılınır. Bu namazların mescidde kılınması da sünnettir. Ezan ve kamet okunmaz. Sadece güneş tutulması namazı için es-Salâtü câmiatün, namaz için cem olunuz diye seslenilir. (A. Köksal, XI, 221)<br />
Küsûf ve Husuf Namazının kılınışı<br />
2 Rekatlık Küsûf ve Husuf Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Küsûf veya Husuf Namazı namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Şükür Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Allâh Teâlâ'nın ihsân etmiş olduğu sayısız nimetlere şükretmek bütün insanların yerine getirmesi gereken bir borçtur. Şükür, verilen nimeti artırdığı gibi, şükürsüzlük de onun zevâline ve hatta sâhibinin şiddetli bir azâba mâruz kalmasına sebeb olur. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem- sevindiğinde veya sevindirici bir haber aldığı zaman Allâh'a şükretmek için secdeye kapanır ve namaz kılardı. Nitekim İslam'ın azılı düşmanı Ebû Cehil'in başının kesildiği kendisine müjdelendiği zaman iki rek'at şükür namazı kılmıştı <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(İbn-i Mâce, İkâmetü's-salât, 192)</span><br />
Şükür Namazının kılınışı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- de şöyle anlatmaktadır: </span><br />
<br />
"Nebiyy-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve selem-, bir ihtiyacının görüldüğü hususunda müjdelenmişti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı." <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(İbn-i Mâce, İkâmetü's-salât, 192)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Şükür Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Şükür Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Şükür namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
İstihâre "hayırlı olanı istemek" anlamına gelir. İnsanlar, kendileri için önemli olan bir karar verecekleri veya bir seçim yapacakları zaman, bazan belki eldeki verilerin yetersizliği sebebiyle veya çeşitli sebeplerle dünya ve âhiret bakımından kendileri için hangi seçimin hayırlı olacağını kestiremezler ve bunu bilmek için çeşitli çarelere başvururlar. Meselâ, Peygamberimiz’in nübüvvetle görevlendirildiği sıralarda Araplar'dan bir kimse yolculuğa çıkmak istediğinde, bu yolculuğun kendisi için hayırlı olup olmadığını anlamak için fal oklarına başvururdu. Peygamberimiz bu âdeti kaldırarak onun yerine istihâreyi getirmiştir.<br />
<br />
Bir şeyin kendisi hakkında hayırlı olup olmadığına dair. Manevi bir işarete kavuşmak için kılınan iki rekatlık bir namazdır. Birinci rekatta "Kafirun Suresini" İkinci rekatta "İhlâs Suresini" okumak mustahaptır. Namazdan sonra İstihâre Duası okunur (İstihare duası için bakınız: Delilleriyle İslam İlmihali, Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN, s. 350), sonra da abdestli olarak kıbleye yönelip yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görülmesi hayır ve iyiliğe; siyah veya kırmızı görülmesi ise şerre işarettir.<br />
İstihare namazı kılınışı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare Duasının Arapça Yazılışı</span><br />
<br />
اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ، وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ ﴿١﴾ فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ، وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ، وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ ﴿٢﴾ اَللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ -وَيُسَمِّي حَاجَتَهُ- خَيْرٌ ليِ فيِ دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي عَاجِلِهِ وَآجِلِهِ ﴿٣﴾ فَاقْدُرْهُ ليِ وَيَسِّرْهُ ليِ ثُمَّ بَارِكْ ليِ فِيهِ ﴿٤﴾ وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأمْرَ شَرٌّ ليِ فيِ دِينيِ وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي عَاجِلِهِ وَآجِلِهِ- فَاصْرِفْهُ عَنيِّ وَاصْرِفْنيِ عَنْهُ وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنيِ بِهِ﴿٦<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare Duasının Türkçe Okunuşu</span><br />
<br />
"Allâhumme estehiruke bi ilmike ve estakdiruke bi kudretike ve es'eluke min fadlike'l-azim. Fe inneke takdiru ve lâ akdiru ve ta'lemu ve lâ a'lemu ve ente allâmu'l guyûb. Allâhumme inkunte ta'lemu enne hâza'l-emre hayrun li fi dini ve meâşi ve âkıbeti emri ve âcili emri ve âcilihi. Fekdurhu li ve yessirhu li summe bârik li fihi. Ve in kunte ta'lemu enne hâza'l-emre şerrun li fi dini ve maâşi ve âkıbeti emri ve âcili emri ve âcilihi f'asrifhu anni va'srifni anhu ve'kdur li el-Hayra haysu kâne. Summe ardihi bih." (Buharî, Teheccüd, 25, Deavât, 49, Tevhid, 10; Tirmizi, Vitr, 18; İbn Mace, Akâme, 188; Ahmet b. Hanbel, III/344).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare Duasının Anlamı</span><br />
<br />
Ey Allahım, ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Sınırsız lutfundan bana ihsan etmeni istiyorum. Ben bilmiyorum, ama sen biliyorsun, ben güç yetiremem ama sen güç yetirirsin. Ey Allahım! Yapmayı düşündüğüm bu iş, benim dinim, dünyam ve geleceğim açısından hayırlı olacaksa, bu işi benim hakkımda takdir buyur, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle. Yok eğer benim dinim, dünyam ve geleceğim için kötü ise, onu benden, beni ondan uzaklaştır. Ve hayırlı olan her ne ise sen onu takdir et ve beni hoşnut ve mutlu eyle!”<br />
<br />
Peygamberimiz’in öğrettiği duanın anlamından da anlaşılacağı gibi istihâre, bir bakıma yapılacak işin hayırlı olmasını veya hayırlı ise gerçekleşmesini Allah'tan dilemek ve O'na danışmak demektir. İstihâre yapmak isteyen kişi, kalbinden her şeyi atarak ve kalbini bütünüyle bu işe teksif ederek iki rek‘at namaz kılmalı ve ardından Peygamberimiz’in öğrettiği bu duayı yapmalıdır. Samimi olarak yapıldığı takdirde Allah'ın hayırlısını lutfedeceğine ümit bağlanır, kalbe doğuş olabilir. İstihârenin sonucunda bir rahatlık ve ferahlık hissedilirse o işin hayırlı olacağına, buna karşılık sıkıntı ve darlık hissedilirse, olumsuz olacağına yorulur. İstihâre gündüz yapılabileceği gibi tam konsantre olmak, iyice yoğunlaşmak için geceleyin hemen yatmadan önce yapılması tavsiye edilir. İstihâre namazını kılıp yattıktan sonra, Allah bunu samimi olarak isteyenlere bir işaret veya ipucu verir. Birinci defada sonuç alınamazsa üç kere veya yedi defa tekrarlanabilir. Kişi bu duanın Arapça'sını okuyabileceği gibi Türkçe anlamını da okuyabilir. İstihâre için uykuya yatma ve rüya bekleme şartı yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık İstihare Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat İstihare namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Subhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
Kafirun Suresini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
İhlas suresini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hacet Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Hacet Namazı (Dilek istek namazı): Dünyası ya da ahireti için bir isteği, dileği bulunan kişinin kıldığı dört rekatlık bir namazdır.<br />
<br />
Hâcet namazı dört veya on iki rek‘at olarak kılınır. Dört rek‘at olarak kılındığı takdirde birinci rek‘atında Fatiha'dan sonra üç Âyetu'l-kursî, diğer üç rek‘atında ise Fâtiha'dan sonra birer kere İhlas, Felak ve Nas sûreleri okunur.<br />
<br />
Her ihtiyâcını Allâh'a arzeden ve her fırsatta O'nu zikredip yücelten Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve selem- her hangi bir ihtiyacı olan kimselere iki rek'at namaz kılmalarını tavsiye etmiştir:<br />
<br />
"Kimin Allâh'a veya her hangi bir insana ihtiyâcı hâsıl olursa önce abdest alsın, abdestini de güzelce alsın, iki rek'at namaz kılsın, sonra Allâh Teâlâ Hazretlerine senâda bulunsun, Rasûlullâh -aleyhi's-salâtü ve's-selâm-'a salât okusun, daha sonra da şu duâyı yapsın:<br />
<br />
Lâ ilâhe illallâhu'l-halîmu'l-kerîm. Subhânallâhi Rabbi'l-arşi'l-azîm. Elhamdu lillâhi rabbi‘l-âlemîn; Es'eluke mucîbâti rahmetike ve azâime mağfiretik; ve'l-ismete min kulli zenbin ve'l-ganîmete min kulli birrin ve'sselâmete min kulli ism. Lâ teda' lî zenben illâ gaferteh; ve lâ hemmen illâ ferrecteh; velâ hâceten hiye leke rıdan illâ kadaytehâ. Yâ Erhame'r-râhimîn!" (Tirmizî, “Salât”, 140, 348).<br />
<br />
'Halîm ve kerim olan Allâh'tan başka ilâh yoktur. Arş-ı A'zam'ın rabbi noksan sıfatlardan münezzehtir. Âlemlerin Rabbi'ne hamd olsun. Allâhım! Rahmetine vesile olacak amelleri, mağfiretini celbedecek esbâbı taleb ediyor, her çeşit günahtan koruman için yalvarıyorum. Her çeşit iyilikten zenginlik, her çeşit günahtan selâmet diliyorum. Rabbim! Affetmediğin hiçbir günâhımı, kaldırmadığın hiçbir sıkıntımı bırakma! Rızâna uygun olan her türlü dileğimi yerine getir! Hangi amelden râzı isen onu ver, ey Rahîm olan, bana en ziyâde rahmet gösteren Rabbim!' bundan sonra dünyevî veya uhrevî her ne dilerse taleb eder, çünkü o dilek takdir edilir." (İbn-i Mâce, İkâme, 189; Tirmizî, Vitr, 17)<br />
Hacet namazı kılınışı<br />
<br />
Allâh Rasûlü'nün hâcet namazı tavsiyesine sıkıca sarılan ashâbı, herhangi bir ihtiyaçları olduğunda Allâh'a ilticâ eder ve murâdlarına nâil olurlardı. Bir yaz günü bahçıvanı Enes -radıyallâhu anh-'e gelerek yağmur yağmadığından ve bahçenin kuruduğundan yakındı. Hz. Enes su getirterek abdest alıp namaza durdu. Selâm verdikten sonra bahçıvanına:<br />
<br />
- Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sordu. Bahçıvan:<br />
<br />
- Göremiyorum, dedi. Enes -radıyallâhu anh- tekrar içeri girip namaz kıldı. Üçüncü yahut dördüncü kez bahçıvanına:<br />
<br />
- Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sorunca adam:<br />
<br />
- Kuş kanadı gibi bir bulut görüyorum, dedi. Bunun üzerine Enes -radıyallâhu anh- namazını ve duâsını sürdürdü. Az sonra adam yanına girdi ve:<br />
<br />
- Gök bulutla kaplandı ve yağmur yağdı, dedi. Hz. Enes:<br />
<br />
- Haydi Bişr bin Şegaf'ın gönderdiği ata bin de yağmurun nerelere kadar yağdığını araştır, dedi.<br />
<br />
Bahçivan ata binip etrâfı dolaştığında yağmurun Müseyyerîn köşkleriyle Gadbân sarayından öteye geçmediğini gördü ki Enes -radıyallâhu anh-'ın bahçesi de bu sınırlar dâhilindeydi. (İbn-i Sa'd, et-Tabakâtü'l-kübrâ, VII, 21-22)<br />
<br />
Ashâb-ı kirâm'ın hâcet namazı ile Allâh'a yönelip yalvarmalarına bir başka misâli de Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:<br />
<br />
Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem-'in ashâbından Ebû Mı'lâk adında biri vardı. Bu zat başkaları ile ortaklık kurarak ticaret yapardı. Dürüst ve takvâ sâhibi biri idi. Bir defasında yine yola çıkmıştı.<br />
<br />
Karşısına çıkan silahlı bir hırsız:<br />
<br />
- Neyin varsa çıkar seni öldüreceğim, dedi. Ebu Mı'lâk:<br />
<br />
- Maksadın mal almaksa al, dedi. Hırsız:<br />
<br />
- Ben sâdece senin canını istiyorum, dedi. Ebu Mı'lâk:<br />
<br />
- Öyleyse bana müsaade et de namaz kılayım dedi. Hırsız:<br />
<br />
- İstediğin kadar namaz kıl, dedi. Ebu Mı'lâk namaz kıldıktan sonra üç defa şöyle duâ etti:<br />
<br />
- Ey gönüllerin sevgilisi (Yâ Vedûd), ey yüce arşın sâhibi, ey dilediğini yapan Allâhım! Ulaşılmayan izzetin, kavuşulmayan saltanatın ve arşını kaplayan nûrun için beni şu hırsızın şerrinden korumanı istiyorum! Ey imdâda koşan Allâhım! Yetiş imdâdıma.<br />
<br />
Ebu Mı'lâk duasını bitirir bitirmez, elindeki kargıyı kulakları hizâsında tutan bir süvârî peydâ oldu! Süvâri mızrağı hırsıza saplayıp onu öldürdü. Sonra da tâcire döndü. Tacir:<br />
<br />
- Kimsin sen? Kimsin sen? Allâh seni vasıta kılarak bana yardım etti, diye sorunca süvari:<br />
<br />
- Ben dördüncü kat semâ ehlindenim. İlk duânı yapınca semânın kapılarının çatırdadığını işittim. İkinci defa duâ edince gök ehlinin gürültüsünü işittim. Üçüncü defa dua edince, zorda kalan biri dua ediyor, denildi. Bunu duyunca Allâh'tan, onu öldürmeye beni memur etmesini istedim. Allâh Teâlâ da kabul etti ve geldim. Şunu bil ki, abdest alıp dört rek'at namaz kılan ve bu duayı yapan kimsenin, zorda olsun veya olmasın duası kabul edilir, dedi. (İbn-i Hacer, el-İsabe, IV, 182)<br />
<br />
<br />
Hacet (Dilek) namazının kılınışı<br />
Dört Rekatlık Hacet Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için Hacet namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
3 defa Âyetu'l-kursî okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
Sırasıyla İhlas suresi, Felak ve Nas sûrelerini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu okuruz<br />
<br />
3. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
Sırasıyla İhlas suresi, Felak ve Nas surelerini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
4. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
Sırasıyla İhlas suresi, Felak ve Nas surelerini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Tevbe Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Allâh'a karşı bir gaflet eseri olarak veya nefse uyarak günah işlendiğinde onun kefâreti olarak büyük bir nedâmet içerisinde O'na teveccüh etmek gerekmektedir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"Şeytan seni bir kötülüğe sevketme girişiminde bulunursa, hemen Allah'a sığın." <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Fussilet (41), 36)</span><br />
<br />
Kötülük yapan bir kimsenin bunun yerine iyilik yapması, kötülüğü iyilikle defetmesi istenmektedir. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Tevbe Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Tevbe Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Tevbe namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teravih Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus yirmi rekattan ibaret bir müekked sünnettir. Bu namaza Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile dört halife (Hulefa-i Raşidîn) devam etmişlerdir. Bu namazın cemaatla kılınması da, bir kifaye sünnettir. Bunun için bütün bir mahalle insanları, teravih namazını cemaatla kılmayıp evlerinde yalnız başlarına kılacak olsalar, sünneti terk edip hata işlemiş olurlar.<br />
<br />
Teravih namazının her dört rekatı sonunda bir mikdar oturup istirahat edildiği için bu dört rekata bir "Terviha" denilmiştir. Bu teravih namazında beş "Terviha" vardır. Bu söz, Tervîh kelimesinden bir masdardır. Tervih ise, nefsi rahatlandırmak anlamındadır. Çoğulu Teravih" dir. <br />
<br />
Mescidlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde, bir özrü olmaksızın cemaatı terk edip bu namazı evinde kılan kimse, günah işlemiş olmazsa da fazileti terk etmiş olur. Bu kimse evinde cemaatla kılsa, cemaat sevabını alırsa da, mesciddeki cemaatın faziletine eremez. Çünkü mescidlerin fazileti fazladır. <br />
<br />
Teravih namazını kılacak kimsenin, teravih namazına veya vaktin sünnetine veya gece ibadetine niyet etmesi ihtiyat bakımından daha uygundur. Kayıtsız olarak "namaza" veya "nafile namazına" niyet edilmesi de birçok fıkıh alimlerine göre caizdir.<br />
<br />
Teravih namazını, her iki rekatta bir selam vererek on selam ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekatta bir selam da verilebilir. Sekizde, onda veya yirmi rekatta bir selam vererek bitirmek de caizdir. Fakat böyle kılmak mekruh sayılmaktadır.<br />
<br />
Teravih namazı, iki rekatta bir selam verilince, tam akşam namazının iki rekat sünneti gibi kılınır. Dört rekatta bir selam verilince, tam yatsı namazının dört rekat sünneti gibi kılınır. Cemaatla kılındığı zaman, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet eder. İmam da tekbirleri, tesmi'leri ve kıraati aşikare yapar.<br />
<br />
İmam için teravih namazının her iki rekatinde eşit derece Kur'an okumak ve böylece iki veya dört rekatta bir selam vermek faziletlidir. Çünkü böyle yapılması, ruhu düşünceden kurtarır.<br />
<br />
Teravihin her rekatında on ayet okunması müstahabdır. Çünkü bu şekilde devam edilirse, bir Ramazanda bir hatim yapılmış olur. Böyle bir defa hatim ile Teravih namazı kılınması sünnettir. Bazı alimlere göre, bu hatimin yirmi yedinci geceye (Kadir Gecesine) raslatılması müstahabdır.<br />
<br />
Teravih namazı kıldıracak zatın güzel sesli olmasından ziyade, okuyuşunun düzgün olmasına özen gösterilmelidir. Güzel ses, kalbi meşgul ederek düşünce ve huzura engel olabilir. Okuyuşunda noksanlık ve hata olan bir imamın mescidini bırakarak düzgün okuyan bir imamın bulunduğu mescide gidilmesinde bir sakınca yoktur.<br />
<br />
İmamın teravihde cemaatı usandıracak mikdar Kur'an okuması uygun değildir. Bununla beraber Fatiha suresinden sonra okunacak ayetler, bir sureden veya ayetten noksan olmamalıdır. Teravihin ka'delerinde Teşehhüdden sonra Salavatlar terk edilmemelidir.<br />
<br />
Teravih namazını özürsüz olarak otururken kılmak veya uykunun bastırdığı bir halde iken kılmak mekruhtur, imamın rüküa varmasına kadar bekleyip de ondan sonra imama uymak mekruhtur.<br />
<br />
Teravih namazının bir kısmı kılındıktan sonra imama uyan kimse, Teravih son bulunca noksan kalan rekatları tamamlar. Sonra da vitir namazını kendi başına kılar, iyi olan budur. Bununla beraber imamla vitri kılıp sonra teravih namazını tamamlaması da caiz görülmüştür.<br />
<br />
Yatsı namazında cemaatı terk etmiş olan kimse, Teravih ve vitir namazlarında imama uyabilir. Bunun için bir kimse, imam yatsı namazını kıldırıp Teravihe başlamış olduğu sırada mescide gelse, önce yatsı namazını kendi başına kılar sonra Teravih için imama uyar. Noksan kalan rekatları da sonra kendi başına tamamlar. Yine Teravih namazını imam ile kılmayan kimse, Vitir namazını imam ile kılabilir. Sahih olan görüş budur. Fakat hem imam, hem de cemaat, yatsı namazını cemaatla kılmamış olursa, yalnız Teravih namazını cemaatla kılamazlar. Çünkü teravihin cemaatı, farzın cemaatına bağlıdır. Teravihin müstakil olarak cemaatla kılınması nafileler hakkındaki din esaslarına uygun düşmez.<br />
<br />
İmam, Teravih namazının ilk birinci rekatından sonra yanılarak otursa ve selam verdikten sonra yeniden iki rekat kılmadan geri kalan rekatları usulüne göre kıldıracak olsa, bir görüşe göre namazı caiz olur; ancak ilk iki rekatı kaza etmesi gerekir. Diğer bir görüşe göre, geri kalan namazlar caiz olmaz. Hepsini kaza etmesi gerekir. Çünkü Teravih, bir namazdır. Yapılan teşehhüdler ve selamlar yerinde yapılmamış olur.<br />
<br />
Teravih vaktin sünnetidir; yoksa orucun sünneti değildir. Onun için hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de Teravih namazını kılmak sünnettir. Akşam üzeri hayızdan veya nifastan temizlenen bir müslüman kadın veya İslam dinini kabul eden bir kimse hakkında da o gece teravih namazını kılmak sünnettir.<br />
<br />
Kaynak: Büyük İslam İlmihâli, Türkiye Cumhuriyetinin beşinci Diyanet İşleri Başkanı, Ömer Nasuhi Bilmen<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teravih namazının kılınışı<br />
</span><br />
İki Rekatlık Teravih Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Teravih namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
Dört Rekatlık Teravih namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için dört rekat Teravih namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allahumme salli ve Allâhumme Barik dualarını okuruz<br />
<br />
3. Rekat<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
4. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=909" target="_blank" title="">4 Önemli Nafile Namaz -işrak-Duha-Evvabin-Teheccüd- Namazları Nedir.png</a> (Dosya Boyutu: 315.38 KB / İndirme Sayısı: 218)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak (Kuşluk) Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
İşrak namazı, Güneş bir iki mızrak boyu yükseldikten, yani güneş doğduktan kırk-elli dakikalı zaman geçtikten sonra kılınır.<br />
<br />
Saati olmayan bir kimse, çenesini göğsüne yapıştırarak güneşe bakar, şayet güneşi bu vaziyetteyken göremiyorsa, kerahat vakti çıkmıştır. Bundan sonra artık İşrak namazı kılınabilir.<br />
İşrak (Kuşluk) Namazı<br />
İşrak namazı iki rekatır. Bu namazın fazileti hakkında Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur.<br />
<br />
"Bir kimse sabah namazını cemâatle kıldıktan sonra oturup güneş doğuncaya kadar zikir ile meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat (İşrak) namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur." (İhyâ, I. 336)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık İşrak (Kuşluk) Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat işrak namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Duha Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Kuşluk vaktinden sonra kılınır.yani sabah saat dokuz sıraları gibidir, 2 rekat ile 8 rekat arasında kılınabilir.<br />
<br />
Duhâ namazının vakti: Güneşin bir mızrak boyu yükselmesinden, yani Güneş doğduktan 45 dakika sonra başlar, öğle namazına 45 dakika kalıncaya kadar devam eder. Nitekim bir hadîs-i Şerîfte:<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Duhâ namazının vakti, deve yavrusunun ayakları sıcaktan kızdığı zamandır." Buyurulur. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Müslim, Misâfirîn, 143)</span><br />
<br />
Duhâ namazı dediğimiz nafile namaz bu andan itibaren kılınır. Zeval vaktine yarım saat kalıncaya kadar devam eder. iki veya dört veya sekiz veya on iki rek‘at kılınabilirse de, en faziletlisi sekiz rek‘at kılmaktır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Duha namazı nasıl kılınır?</span><br />
<br />
Hz. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Duha namazını her kılışında mutlaka ben de kıldım." <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî)</span><br />
<br />
Ümmü Hânî dedi ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Fetih günü, benim eve geldi, yıkandı ve sekiz rek'at namaz kıldı. Ben bundan daha hafif bir namazı hiç görmedim. Ancak rüku ve secdeleri tam yapıyordu." <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-'den rivayete göre Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu : </span><br />
<br />
Duha namazını ikişer ikişer dört rekat olarak kılar, (bazen) dilediğince de arttırırdı. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Müslim. Müsafirin, 78)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:</span><br />
<br />
“Dostum Aleyhissalatu vesselam, bana her ay 3 gün oruç tutmamı, iki rekât kuşluk namazı, Duhâ namazi, ve yatmadan önce de vitir namazı kılmamı tavsiye etti.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurur: </span><br />
<br />
"Her gün sizin her bir mafsalınız için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmîd bir sadakadır. Her bir tehlîl bir sadakadır. Emr-i bi'l-ma'ruf bir sadakadır. Nehy-i ani'l-münker de bir sadakadır. Bütün bunlara kişinin kuşlukta kılacağı iki rek'at Duhâ namaz kâfi gelir."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
(Müslim, Ebû Dâvud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebû Zer-radıyallahü Anhâ-'den rivayete göre Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: </span><br />
<br />
"Bir kimse Duhâ namazının iki rekatına devam etse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affolunur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Tirmizi, Vitr, 15)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Duhâ namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Duhâ Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Duha namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Evvabin Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Evvabin namazı: Evvâb( Veya Tevvab) "tevbe eden, sığınan" anlamına gelir. Evvabin, evvab kelimesinin çoğulu olup, tevbe ve istiğfar ederek Allah Teâlâ'ya çokca yönelen kişi demektir. Bu namaz altı rekât olup akşam namazından sonra, bir iki veya üç selâmla kılınır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ammâr b. Yâsir (r. anhümâ)'den şu hadis rivayet edilmiştir:</span><br />
<br />
"Her kim akşam namazından sonra altı rekat namaz kılarsa denizin köpükleri kadar da olsa Allah Teâlâ onun günahlarını mağfiret eder."<br />
<br />
Akşam namazının sünnetinden sonra iki ilâ altı rekat arasında kılınan nafile namaza da "evvabin" denilmiştir. Hz. Peygamber, akşam namazından sonra altı rekat nafile namaz kılanın evvâbinden (günah işleyip, arkasından hemen tövbe eden kimselerden) sayılacağını bildirmiş ve arkasından da şu ayeti okumuştur: "Rabbiniz, içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer salih kimseler olursanız, şüphesiz Allah tövbe edenleri affedicidir"<br />
<br />
(el-İsrâ, 17/25 ; bk. İbn Kesir, Tefsir, İstanbul 1985, V, 64, 65; Şürünbülâli, Şerhu Nüri'l-İzah, İstanbul 1984. s.74) <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ إِن تَكُونُواْ صَالِحِينَ فَإِنَّهُ كَانَ لِلأَوَّابِينَ غَفُورًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Rabbiniz, nefslerinizde olanı (niyetinizi) daha iyi bilir. Eğer salihler olursanız, o taktirde muhakkak ki O Allah, evvab olanlar (O’na yönelip, tövbe edenleri) avf ve mağfiret edici çok bağışlayıcıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 25. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Altı Rekatlık Evvabin Namazının kılınışı</span><br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için Altı rekat evvabin namazını kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu okuruz<br />
<br />
3. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
4. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu okuruz<br />
<br />
5. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
6. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teheccüd Namazı (Gece Namazı) Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Yatsı namazından sonra, vitir’i kılmadan bir miktar uyuduktan sonra, uykudan kalkılıp kılınacak nafile namaza "Teheccüd" veya "gece namazı" denir. Teheccüd namazı iki rekattan oniki rekata kadardır. İki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. Teheccüd namazına başlarken "Niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya" şeklinde niyet ederiz. Teheccüd namazının iki rekat ile sekiz rekat arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. Bununla birlikte, isteyen kimse daha fazla da kılabilir. Bu durumda iki rekatta bir selam vermek daha faziletli olmakla birlikte, dört rekatta bir de selam verilebilir. İki rekattan fazla kılındığında arada konuşma, yeme içme gibi namaza aykırı davranışlarda bulunulmamış ise, tekrar niyet etmek gerekmez. Dört rekat olarak kılındığında, ikinci rekat sonunda teşehhüd için oturulduğunda "tahiyyat"tan sonra "Allahumme salli" ve "Allahumme barik" okunur. Üçüncü rekat için ayağa kalkındığında önce "Subhaneke" okunur, Euzu besmele çekilir ve Fatiha suresi okunur. Teheccüd namazı, Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimize vacip yani farz hükmündeydi. Bu namaz O'nun ümmeti için sünnet-i müekkededir.<br />
"Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah'a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır." (Tirmizi, Deavât, 101)<br />
<br />
Allâh Teâlâ çok sevdiği rasulüne lütuflarda bulunmak için teheccüd namazını ona farz kılmıştı. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve minel leyli fe tehecced bihî nâfileten lek(leke), asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a (Cok Övülen bir makama) ulaştırsın.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
(Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 79. ayet)</span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah'a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Tirmizi, Deavât, 101)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Sabah namazından önce kılınan iki rek'at nâfile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
( Hadis-i Şerif , Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn, 96)</span><br />
<br />
Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem- Efendimiz gece namazını hiç terk etmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. (Ebû Dâvûd, Tatavvu', 18) "Sabah namazından önce kılınan iki rek'at nâfile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır." (Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn, 96) buyururdu. Gözümün nûru diye tavsif ettiği namazı geceleri daha bir iştiyak ve arzû ile kılardı. Ayakları şişecek kadar kendinde geçerek kıldığı teheccüd namazına olan iştihâsını şöyle dile getirmişti: <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Allâh her peygamberde belirli birşeye karşı aşırı bir istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibâdetidir..."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Heysemî, Mecmau'z-zevâid, II, 271)</span><br />
<br />
Allâh'a yaklaştıran en mühim ibâdet olması hasebiyle ümmetinin de bu nimetten nasiblenmelerini arzû ederlerdi. Öncelikle yakın akrabasından tebliğe başlayan Efendimiz, bir gece Ali ile Fâtımâ -radıyallâhu anhümâ-'nın kapısını çalmış ve onlara:<br />
<br />
- "Namaz kılmayacak mısınız?" <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Teheccüd, 5)</span> buyurarak geceyi boş geçirmemelerini istemişti.<br />
<br />
Diğer ashâbına da: <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Aman gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve Allah'a yakınlıktır. (Bu ibâdet) günahlardan alı kor, hatalara kefâret olur ve bedenden dertleri giderir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Tirmizî, De'avât, 101)</span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah rahmet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah rahmet etsin."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvud, Tatavvu, 18, Vitir, 13)<br />
</span><br />
<br />
Hz. Peygamber, gece namazlarında bazen kıraati kısa yapar; zaman zaman da uzatırdı. “Hz. Peygamber (S.A.V.) her gece namaz kılarken (îsrâ) ve (Zümer) surelerini okurdu.” Daha uzun ya da daha kısa sureler okuduğunu da bilinmektedir. <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Teheccüd (Gece) Namazının vakti</span><br />
<br />
Teheccüd namazının vaktiyle ilgili olarak Peygamberimizden (asm) gelen rivayetlerde, gecenin ortası veya son kısmının namaz, dua ve istiğfarla ihya edilmesi tavsiye edilmektedir.<br />
<br />
Konuyla ilgili fiili sünneti anlatan çok sayıdaki rivayetlerde, <br />
<br />
Peygamberimizin (asm) (yatsı namazını kılıp vitir’i kılmadan) uyuduktan sonra, gecenin ortalarına doğru veya ortasından hemen sonra uyandığı, ondan sonra ibadete başladığı, bir süre namaz kıldıktan sonra vitir namazını ve sonra da sabah namazının sünnetini kıldığı ifade edilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sünnet olan bu sıralama şu şekilde özetlenebilir:</span><br />
1. Yatsı namazı<br />
2. Bir miktar uyuyup uyanma<br />
3. Teheccüd namazı<br />
4. Vitir namazı<br />
5. Sabah namazı <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teheccüd (Gece) Namazının kılınışı</span><br />
2 Rekatlık Teheccüd (Gece) Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Teheccüd (Gece) namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
Teheccüd namazı iki rekattan oniki rekata kadardır. İki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. Yukarıdaki tarifte olduğu gibi ikişer ikişer kılınabilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu Dört Önemli Nafile Namazdan Başka Nafile Namazlarda Şunlardır :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gusl ve Abdeste şükür Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit müsaitse, yaşlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden iki rekat namaz kılınması menduptur. Bu, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir. Çünkü abdest almak Allah'a yaklaştırıcı bir ibadettir, hedefi ise namazdır. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Her kim şu benim aldığım gibi abdest alır ve aklından bir şey geçirmeyerek iki rekat namaz kılarsa geçmiş günahları af olunur." (Buhari, Vudû, 14)<br />
<br />
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, diğer insanların dayanamayacağı kadar çok ibadet ettiği halde, yine de Cenâb-ı Hakk'ı en fazla hoşnut edecek, dolayısıyla insana en çok sevap kazandıracak ibadetleri araştırmaktan geri durmamıştır. Onun bu davranışı, yapılan ibadetleri ve hayırları hiçbir zaman yeterli görmemek, daha çok sevap getirecek hayırları ve ibadetleri öğrenmek ve onları yapmaya çalışmak gerektiğini göstermektedir. <br />
<br />
Peygamber aleyhisselâm'ın, tıpkı bir öğretmenin öğrencisini yanına çağırıp onun dersleriyle ilgilenmesi ve durumunu beğenince onu takdir ve teşvik etmesi gibi, sahâbîlerinin ibadetleriyle de ilgilenmesi ve onları bu konuda cesaretlendirmesi ne hoş ve teşvik edici bir davranıştır. Efendimiz'in bu nevi hareketleri, onun ne güzel bir mürşid ve eğitimci olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Bilâl-i Habeşî hazretleri, 77 numaralı hadiste kendisinden kısaca sözedildiği üzere, İslam uğrunda büyük sıkıntılara katlanan faziletli bir insandı. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz'in etrafında pervâne olan, onun buyurduklarını yapmaya, onun istediği gibi yaşamaya gayret eden samimi müslümanlardan biriydi. Her abdest veya boy abdesti aldığında en az iki rek`at namaz kılmak suretiyle, kendisine İslam nimetini ve abdest alma devletini lutfeden Cenâb-ı Hakk'a şükretme usûlünü, Efendimiz aleyhisselâm'ın ibadetlerine bakarak ilk defa o keşfetmişti. Abdesti bozulunca hemen abdest aldığını, abdest alınca da hemen iki rek`at namaz kıldığını gösteren rivayetler vardır (İbn Hacer, Fethü'l-bârî, III, 42, Teheccüd 17). Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerifiyle, Bilâl-i Habeşî'yi cennetle müjdelemekte, ona âhirette de beraber olacaklarını haber vermektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir sabah Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem müezzini Bilâl'i çağırdı ve ona:</span><br />
<br />
-"Bilâl! Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin? Dün gece cennette, senin ayakkabılarının tıkırtısını önümde duydum" diye sordu. Bilâl -radıyallâhu anh- de:<br />
<br />
- Yâ Rasûlallâh! Ne zaman bir günah işlesem arkasından hemen kalkıp iki rek'at namaz kılarım, abdestim bozulduğunda da vakit geçirmeden hemen abdest alırım. (Her abdest aldığımda da Allâh'ın üzerimde iki rek'ât namaz hakkı olduğunu düşünürüm ve kılarım) dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem -aleyhi's-salâtü ve's-selâm-:<br />
<br />
- "İşte bunun sâyesinde" buyurdular. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(İbn Huzeyme, Sahîh, II, 213 (1209)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Gusl ve Abdeste Şükür Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Abdest Şükür Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Abdest Şükür namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Tahiyyetü'l Mescid Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Tahiyye; selam vermek demektir. Tahiyyetü'l-mescid, mescidin selâmlanması, saygı gösterilmesi demek ise de esasında mescidlerin sahibi olan Allah'a saygı ve tâzim anlamını içermektedir. Bu bakımdan Peygamberimiz "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rek‘at namaz kılsın" buyurmuştur (Müslim, “Salâtü'l müsâfirîn”, 11).<br />
<br />
Kuranı kerimde mescitlere "Allah'ın Evleri" denilmiştir. Bir eve giren kimsenin, önce ev sahibini selamlaması kadar tabi bir şey olamaz. Bu halde Allah'ın Evine girenin de Onu selamlaması gerekir. Selamlamanın en mükemmel ve en güzel şekli namazla olur. Camiye giren kimsenin tahiyyetü'l mescid kılmak suretiyle Allah Teala'yı bir nevi selamlamış, ona bağlılığını saygısını ve kulluğunu sunmuş olur.<br />
<br />
Bir mescide sadece ziyaret için veya öğretmek veya öğrenmek gibi bir maksatla giren kimse orada nafile olarak iki rekat namaz kılar. Dileyen daha fazla kılabilir. Mescide günde birden fazla girilmesi halinde bir kere tahiyyetü'l-mescid kılmak yeterlidir. Mescide girildikten sonra tahiyyetü'l-mescid kılmadan oturulursa, Hanefî ve Mâlikîler'e göre bu namaz, yine de kılınabilir; ancak oturmadan önce kılmak daha faziletlidir. Şâfiîler'e göre ise eğer kişi kasten oturmuşsa bu namaz sâkıt olur.<br />
Tahiyyetü'l mescid namazı<br />
<br />
Tahiyyetü'l mescid namazı, mescide girildiğinde daha oturmadan kılınmalıdır. Faziletli olan da budur. Oturulduktan sonra da kılınır. Bazıları; oturmadan kılınırsa eda, oturduktan sonra kılınırsa kaza olur, demişlerdir.<br />
<br />
Şâfiî mezhebine göre mescide ne zaman girilirse girilsin bu namazın kılınması müstehaptır. Hanefîler'e ve Mâlikîler'e göre ise kerâhet vakitlerinde mescide giren kimsenin bu namazı kılması mekruhtur. Kişi bunun yerine tesbih ve tehlîlde bulunarak ve salavat getirerek mescidi selâmlamış olur. Normal vakitlerde mescide girdiği halde tahiyyetü'l-mescid kılamayan kimsenin, bunun yerine dört defa "Subhânellahi ve'l-hamdu lillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber" demesi menduptur.<br />
<br />
Cuma vakti hatip hutbedeyken mescide giren kimse Hanefî ve Mâlikîler'e göre tahiyyetü'l-mescid kılamaz. Şâfiîler'e ve Hanbelîler’e göre ise uzatmamak ve iki rek‘atı geçmemek şartıyla bu durumda tahiyyetü'l-mescid kılınır.<br />
<br />
Bir mescide, herhangi bir namazı kılmak için veya farz kılmak ve imama uymak niyetiyle girmek ve oturmadan o namaza başlamak da tahiyyetü'l mescid yerine geçer. <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Tahiyyetü'l-mescid Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Tahiyyetü'l-mescid Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Tahiyyetü'l-mescid namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuk (Sefer namazı) Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Sefere çıkan kimseye, abdest alıp iki rekat namaz kılmak menduptur. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz sefere çıkarken abdest alır, iki rekat namaz kılar, aynı şekilde de seferden dönüşünde eve uğramadan mescide girip iki rekat namaz kılardı. Ümmetine yolda tembihte bulunarak şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Bir kimse sefere çıkmayı isterken çoluk çocuğunun yanında kılacağı iki rekat namazdan daha üstün bir şey bırakmış olmaz. -Namaz onun yerine hayru'l Halef olur.-"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Tebarâni)</span><br />
<br />
Kâ'b bin Mâlik -radıyallahü Anh- diyor ki:<br />
<br />
Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- seferden dönüşünde (Medine'ye) gündüz kuşluk vakti girer, önce mescide uğrar, orada iki rekat namaz kıldıktan sonra evine giderdi. Bazen de eve gitmeyip mescitte otururdu.<br />
Yolculuk Namazının kılınışı<br />
2 Rekatlık Yolculuk Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Yolculuk namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Küsûf ve Husuf ( Güneş ve Ay tutulması) Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Küsûf Namazı: Güneş tutulmasından sonra kılınan nafile bir namazdır. Yaşandığı zaman, Cumayı kıldıran imam, ezansız ve kametsiz en az iki rekat namaz kıldırır. Kıraati gizli veya açıktan olabilir.<br />
<br />
Husuf namazı: Ay tutulmasından sonra kişinin kendi evinde tek başına kıldığı nafile bir namazdır.<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in zamân-ı saâdetlerinde güneş tutulmuştu. Zât-ı Risâletleri kalkıp insanlara namaz kıldırdılar. Kıyâmda o kadar çok kaldılar ki, âdetâ rükûya varmayacak da hep ayakta duracak zannedildi. Sonra rükûya vardılar ve uzun müddet başlarını kaldırmadılar. Arkasından doğruldular, fakat mûtadın üzerinde ayakta durdukları için secde etmeyecekleri intibâını verdi. Nihâyet birinci secdeye vardılar. Lakin başlarını secdeden hiç kaldırmayacakları zannediliyordu. Daha sonra doğrulup oturdular. Bu oturuşları da uzun sürdü. Mübârek başlarını kaldırmayacakmışcasına kapandıkları ikinci secdeye vardıklarında, acı acı nefes alıp veriyor ve göz yaşları dökerek ağlıyordu:<br />
<br />
"Yâ Rabbî! Ben aralarında olduğum müddetçe ümmetime azâb etmeyeceğini bana vâdetmedin mi?! Yâ Rabbî! Onlar sana tevbe ve istiğfâredip yalvardıkları müddetçe ümmetime azâb etmeyeceğin husûsunda bana söz vermedin mi?! İşte bizler kapına geldik senden affımızı diliyor ve sana yalvarıyoruz!"<br />
<br />
Bu minval üzere iki rek'at namaz kılıp bitirince güneş bütün parlaklığıyla gözüktü. Arkasından Hz. Peygamber minbere çıkarak ashâbına vecîz bir konuşma yaptı. Konuşmasında Allâh Teâlâ'ya hamd ü senâ ettikten sonra şöyle buyurdular:<br />
<br />
"Güneş ve ay Allâh'ın varlık ve birliğine delâlet eden alâmetlerden sâdece ikisidir. Şâyet bunlar tutulursa, duâ edin, Cenâb-ı Hakk'a yönelip ona ilticâ edin, Allâh'ın büyüklüğünü hatırlayın, namaza durup Allâh'ı zikretmeye koyulun ve sadaka verin..." (Bkz. Buhârî, Küsûf, 2, 4)<br />
Küsûf (Güneş Tutulması) Namazının kılınışı<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem-, güneş ve ayı Allâh'ın âyetlerinden bir âyet olarak görür ve onların tutulmalarını her hangi bir kimsenin ölümü veya doğumu sebebiyle olmadığını ashâbına bildirirdi. Ancak gaybı ve kaderi bilmek Allâh'a mahsus olduğundan, her an kıyâmetin vukû bulabileceğini veyâ kendi ecelinin gelmiş olabileceğini düşünerek devâmlı olarak Allâh'a iltca hâlinde bulunmayı isterdi. Hava kararmaya başlayınca, yağmur yağarken, gök gürlerken ve güneş veya ay tutulurken hep bu duygularla hareket eder ve huzûr-ı ilâhîde durarak ümmetinin selâmeti için yalvarırdı.<br />
<br />
İbn-i Hibban'da bulunan bir rivayete göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- ayın tutukluğu geçinceye kadar, müslümanlara ay tutulması namazı kıldırmıştır. (A. Köksal, XI, 220)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Husuf (Ay Tutulması) Namazının kılınışı</span><br />
<br />
Güneş ve ay tutulması namazı sünnettir. İki rek'attır. Güneş açılıncaya kadar duâ ile meşgul olunur. İmam'ın güneş tutulması namazını cemaatla kıldırmasında bir mahzur yoktur. Ay tutulma namazı ise cemaatsız kılınır. Bu namazların mescidde kılınması da sünnettir. Ezan ve kamet okunmaz. Sadece güneş tutulması namazı için es-Salâtü câmiatün, namaz için cem olunuz diye seslenilir. (A. Köksal, XI, 221)<br />
Küsûf ve Husuf Namazının kılınışı<br />
2 Rekatlık Küsûf ve Husuf Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Küsûf veya Husuf Namazı namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Şükür Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Allâh Teâlâ'nın ihsân etmiş olduğu sayısız nimetlere şükretmek bütün insanların yerine getirmesi gereken bir borçtur. Şükür, verilen nimeti artırdığı gibi, şükürsüzlük de onun zevâline ve hatta sâhibinin şiddetli bir azâba mâruz kalmasına sebeb olur. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem- sevindiğinde veya sevindirici bir haber aldığı zaman Allâh'a şükretmek için secdeye kapanır ve namaz kılardı. Nitekim İslam'ın azılı düşmanı Ebû Cehil'in başının kesildiği kendisine müjdelendiği zaman iki rek'at şükür namazı kılmıştı <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(İbn-i Mâce, İkâmetü's-salât, 192)</span><br />
Şükür Namazının kılınışı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- de şöyle anlatmaktadır: </span><br />
<br />
"Nebiyy-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve selem-, bir ihtiyacının görüldüğü hususunda müjdelenmişti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı." <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(İbn-i Mâce, İkâmetü's-salât, 192)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Şükür Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Şükür Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Şükür namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
İstihâre "hayırlı olanı istemek" anlamına gelir. İnsanlar, kendileri için önemli olan bir karar verecekleri veya bir seçim yapacakları zaman, bazan belki eldeki verilerin yetersizliği sebebiyle veya çeşitli sebeplerle dünya ve âhiret bakımından kendileri için hangi seçimin hayırlı olacağını kestiremezler ve bunu bilmek için çeşitli çarelere başvururlar. Meselâ, Peygamberimiz’in nübüvvetle görevlendirildiği sıralarda Araplar'dan bir kimse yolculuğa çıkmak istediğinde, bu yolculuğun kendisi için hayırlı olup olmadığını anlamak için fal oklarına başvururdu. Peygamberimiz bu âdeti kaldırarak onun yerine istihâreyi getirmiştir.<br />
<br />
Bir şeyin kendisi hakkında hayırlı olup olmadığına dair. Manevi bir işarete kavuşmak için kılınan iki rekatlık bir namazdır. Birinci rekatta "Kafirun Suresini" İkinci rekatta "İhlâs Suresini" okumak mustahaptır. Namazdan sonra İstihâre Duası okunur (İstihare duası için bakınız: Delilleriyle İslam İlmihali, Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN, s. 350), sonra da abdestli olarak kıbleye yönelip yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görülmesi hayır ve iyiliğe; siyah veya kırmızı görülmesi ise şerre işarettir.<br />
İstihare namazı kılınışı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare Duasının Arapça Yazılışı</span><br />
<br />
اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ، وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ ﴿١﴾ فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ، وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ، وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ ﴿٢﴾ اَللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ -وَيُسَمِّي حَاجَتَهُ- خَيْرٌ ليِ فيِ دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي عَاجِلِهِ وَآجِلِهِ ﴿٣﴾ فَاقْدُرْهُ ليِ وَيَسِّرْهُ ليِ ثُمَّ بَارِكْ ليِ فِيهِ ﴿٤﴾ وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأمْرَ شَرٌّ ليِ فيِ دِينيِ وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي عَاجِلِهِ وَآجِلِهِ- فَاصْرِفْهُ عَنيِّ وَاصْرِفْنيِ عَنْهُ وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنيِ بِهِ﴿٦<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare Duasının Türkçe Okunuşu</span><br />
<br />
"Allâhumme estehiruke bi ilmike ve estakdiruke bi kudretike ve es'eluke min fadlike'l-azim. Fe inneke takdiru ve lâ akdiru ve ta'lemu ve lâ a'lemu ve ente allâmu'l guyûb. Allâhumme inkunte ta'lemu enne hâza'l-emre hayrun li fi dini ve meâşi ve âkıbeti emri ve âcili emri ve âcilihi. Fekdurhu li ve yessirhu li summe bârik li fihi. Ve in kunte ta'lemu enne hâza'l-emre şerrun li fi dini ve maâşi ve âkıbeti emri ve âcili emri ve âcilihi f'asrifhu anni va'srifni anhu ve'kdur li el-Hayra haysu kâne. Summe ardihi bih." (Buharî, Teheccüd, 25, Deavât, 49, Tevhid, 10; Tirmizi, Vitr, 18; İbn Mace, Akâme, 188; Ahmet b. Hanbel, III/344).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare Duasının Anlamı</span><br />
<br />
Ey Allahım, ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Sınırsız lutfundan bana ihsan etmeni istiyorum. Ben bilmiyorum, ama sen biliyorsun, ben güç yetiremem ama sen güç yetirirsin. Ey Allahım! Yapmayı düşündüğüm bu iş, benim dinim, dünyam ve geleceğim açısından hayırlı olacaksa, bu işi benim hakkımda takdir buyur, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle. Yok eğer benim dinim, dünyam ve geleceğim için kötü ise, onu benden, beni ondan uzaklaştır. Ve hayırlı olan her ne ise sen onu takdir et ve beni hoşnut ve mutlu eyle!”<br />
<br />
Peygamberimiz’in öğrettiği duanın anlamından da anlaşılacağı gibi istihâre, bir bakıma yapılacak işin hayırlı olmasını veya hayırlı ise gerçekleşmesini Allah'tan dilemek ve O'na danışmak demektir. İstihâre yapmak isteyen kişi, kalbinden her şeyi atarak ve kalbini bütünüyle bu işe teksif ederek iki rek‘at namaz kılmalı ve ardından Peygamberimiz’in öğrettiği bu duayı yapmalıdır. Samimi olarak yapıldığı takdirde Allah'ın hayırlısını lutfedeceğine ümit bağlanır, kalbe doğuş olabilir. İstihârenin sonucunda bir rahatlık ve ferahlık hissedilirse o işin hayırlı olacağına, buna karşılık sıkıntı ve darlık hissedilirse, olumsuz olacağına yorulur. İstihâre gündüz yapılabileceği gibi tam konsantre olmak, iyice yoğunlaşmak için geceleyin hemen yatmadan önce yapılması tavsiye edilir. İstihâre namazını kılıp yattıktan sonra, Allah bunu samimi olarak isteyenlere bir işaret veya ipucu verir. Birinci defada sonuç alınamazsa üç kere veya yedi defa tekrarlanabilir. Kişi bu duanın Arapça'sını okuyabileceği gibi Türkçe anlamını da okuyabilir. İstihâre için uykuya yatma ve rüya bekleme şartı yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İstihare namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık İstihare Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat İstihare namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Subhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
Kafirun Suresini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
İhlas suresini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hacet Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Hacet Namazı (Dilek istek namazı): Dünyası ya da ahireti için bir isteği, dileği bulunan kişinin kıldığı dört rekatlık bir namazdır.<br />
<br />
Hâcet namazı dört veya on iki rek‘at olarak kılınır. Dört rek‘at olarak kılındığı takdirde birinci rek‘atında Fatiha'dan sonra üç Âyetu'l-kursî, diğer üç rek‘atında ise Fâtiha'dan sonra birer kere İhlas, Felak ve Nas sûreleri okunur.<br />
<br />
Her ihtiyâcını Allâh'a arzeden ve her fırsatta O'nu zikredip yücelten Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve selem- her hangi bir ihtiyacı olan kimselere iki rek'at namaz kılmalarını tavsiye etmiştir:<br />
<br />
"Kimin Allâh'a veya her hangi bir insana ihtiyâcı hâsıl olursa önce abdest alsın, abdestini de güzelce alsın, iki rek'at namaz kılsın, sonra Allâh Teâlâ Hazretlerine senâda bulunsun, Rasûlullâh -aleyhi's-salâtü ve's-selâm-'a salât okusun, daha sonra da şu duâyı yapsın:<br />
<br />
Lâ ilâhe illallâhu'l-halîmu'l-kerîm. Subhânallâhi Rabbi'l-arşi'l-azîm. Elhamdu lillâhi rabbi‘l-âlemîn; Es'eluke mucîbâti rahmetike ve azâime mağfiretik; ve'l-ismete min kulli zenbin ve'l-ganîmete min kulli birrin ve'sselâmete min kulli ism. Lâ teda' lî zenben illâ gaferteh; ve lâ hemmen illâ ferrecteh; velâ hâceten hiye leke rıdan illâ kadaytehâ. Yâ Erhame'r-râhimîn!" (Tirmizî, “Salât”, 140, 348).<br />
<br />
'Halîm ve kerim olan Allâh'tan başka ilâh yoktur. Arş-ı A'zam'ın rabbi noksan sıfatlardan münezzehtir. Âlemlerin Rabbi'ne hamd olsun. Allâhım! Rahmetine vesile olacak amelleri, mağfiretini celbedecek esbâbı taleb ediyor, her çeşit günahtan koruman için yalvarıyorum. Her çeşit iyilikten zenginlik, her çeşit günahtan selâmet diliyorum. Rabbim! Affetmediğin hiçbir günâhımı, kaldırmadığın hiçbir sıkıntımı bırakma! Rızâna uygun olan her türlü dileğimi yerine getir! Hangi amelden râzı isen onu ver, ey Rahîm olan, bana en ziyâde rahmet gösteren Rabbim!' bundan sonra dünyevî veya uhrevî her ne dilerse taleb eder, çünkü o dilek takdir edilir." (İbn-i Mâce, İkâme, 189; Tirmizî, Vitr, 17)<br />
Hacet namazı kılınışı<br />
<br />
Allâh Rasûlü'nün hâcet namazı tavsiyesine sıkıca sarılan ashâbı, herhangi bir ihtiyaçları olduğunda Allâh'a ilticâ eder ve murâdlarına nâil olurlardı. Bir yaz günü bahçıvanı Enes -radıyallâhu anh-'e gelerek yağmur yağmadığından ve bahçenin kuruduğundan yakındı. Hz. Enes su getirterek abdest alıp namaza durdu. Selâm verdikten sonra bahçıvanına:<br />
<br />
- Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sordu. Bahçıvan:<br />
<br />
- Göremiyorum, dedi. Enes -radıyallâhu anh- tekrar içeri girip namaz kıldı. Üçüncü yahut dördüncü kez bahçıvanına:<br />
<br />
- Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sorunca adam:<br />
<br />
- Kuş kanadı gibi bir bulut görüyorum, dedi. Bunun üzerine Enes -radıyallâhu anh- namazını ve duâsını sürdürdü. Az sonra adam yanına girdi ve:<br />
<br />
- Gök bulutla kaplandı ve yağmur yağdı, dedi. Hz. Enes:<br />
<br />
- Haydi Bişr bin Şegaf'ın gönderdiği ata bin de yağmurun nerelere kadar yağdığını araştır, dedi.<br />
<br />
Bahçivan ata binip etrâfı dolaştığında yağmurun Müseyyerîn köşkleriyle Gadbân sarayından öteye geçmediğini gördü ki Enes -radıyallâhu anh-'ın bahçesi de bu sınırlar dâhilindeydi. (İbn-i Sa'd, et-Tabakâtü'l-kübrâ, VII, 21-22)<br />
<br />
Ashâb-ı kirâm'ın hâcet namazı ile Allâh'a yönelip yalvarmalarına bir başka misâli de Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:<br />
<br />
Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem-'in ashâbından Ebû Mı'lâk adında biri vardı. Bu zat başkaları ile ortaklık kurarak ticaret yapardı. Dürüst ve takvâ sâhibi biri idi. Bir defasında yine yola çıkmıştı.<br />
<br />
Karşısına çıkan silahlı bir hırsız:<br />
<br />
- Neyin varsa çıkar seni öldüreceğim, dedi. Ebu Mı'lâk:<br />
<br />
- Maksadın mal almaksa al, dedi. Hırsız:<br />
<br />
- Ben sâdece senin canını istiyorum, dedi. Ebu Mı'lâk:<br />
<br />
- Öyleyse bana müsaade et de namaz kılayım dedi. Hırsız:<br />
<br />
- İstediğin kadar namaz kıl, dedi. Ebu Mı'lâk namaz kıldıktan sonra üç defa şöyle duâ etti:<br />
<br />
- Ey gönüllerin sevgilisi (Yâ Vedûd), ey yüce arşın sâhibi, ey dilediğini yapan Allâhım! Ulaşılmayan izzetin, kavuşulmayan saltanatın ve arşını kaplayan nûrun için beni şu hırsızın şerrinden korumanı istiyorum! Ey imdâda koşan Allâhım! Yetiş imdâdıma.<br />
<br />
Ebu Mı'lâk duasını bitirir bitirmez, elindeki kargıyı kulakları hizâsında tutan bir süvârî peydâ oldu! Süvâri mızrağı hırsıza saplayıp onu öldürdü. Sonra da tâcire döndü. Tacir:<br />
<br />
- Kimsin sen? Kimsin sen? Allâh seni vasıta kılarak bana yardım etti, diye sorunca süvari:<br />
<br />
- Ben dördüncü kat semâ ehlindenim. İlk duânı yapınca semânın kapılarının çatırdadığını işittim. İkinci defa duâ edince gök ehlinin gürültüsünü işittim. Üçüncü defa dua edince, zorda kalan biri dua ediyor, denildi. Bunu duyunca Allâh'tan, onu öldürmeye beni memur etmesini istedim. Allâh Teâlâ da kabul etti ve geldim. Şunu bil ki, abdest alıp dört rek'at namaz kılan ve bu duayı yapan kimsenin, zorda olsun veya olmasın duası kabul edilir, dedi. (İbn-i Hacer, el-İsabe, IV, 182)<br />
<br />
<br />
Hacet (Dilek) namazının kılınışı<br />
Dört Rekatlık Hacet Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için Hacet namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
3 defa Âyetu'l-kursî okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
Sırasıyla İhlas suresi, Felak ve Nas sûrelerini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu okuruz<br />
<br />
3. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
Sırasıyla İhlas suresi, Felak ve Nas surelerini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
4. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha okuruz<br />
Sırasıyla İhlas suresi, Felak ve Nas surelerini okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Tevbe Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Allâh'a karşı bir gaflet eseri olarak veya nefse uyarak günah işlendiğinde onun kefâreti olarak büyük bir nedâmet içerisinde O'na teveccüh etmek gerekmektedir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"Şeytan seni bir kötülüğe sevketme girişiminde bulunursa, hemen Allah'a sığın." <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Fussilet (41), 36)</span><br />
<br />
Kötülük yapan bir kimsenin bunun yerine iyilik yapması, kötülüğü iyilikle defetmesi istenmektedir. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Tevbe Namazının kılınışı</span><br />
<br />
2 Rekatlık Tevbe Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Tevbe namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teravih Namazı Nedir? Vakitleri Ne Zamandır? Kaç Rekattırlar? Nasıl Kılınır?</span><br />
<br />
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus yirmi rekattan ibaret bir müekked sünnettir. Bu namaza Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile dört halife (Hulefa-i Raşidîn) devam etmişlerdir. Bu namazın cemaatla kılınması da, bir kifaye sünnettir. Bunun için bütün bir mahalle insanları, teravih namazını cemaatla kılmayıp evlerinde yalnız başlarına kılacak olsalar, sünneti terk edip hata işlemiş olurlar.<br />
<br />
Teravih namazının her dört rekatı sonunda bir mikdar oturup istirahat edildiği için bu dört rekata bir "Terviha" denilmiştir. Bu teravih namazında beş "Terviha" vardır. Bu söz, Tervîh kelimesinden bir masdardır. Tervih ise, nefsi rahatlandırmak anlamındadır. Çoğulu Teravih" dir. <br />
<br />
Mescidlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde, bir özrü olmaksızın cemaatı terk edip bu namazı evinde kılan kimse, günah işlemiş olmazsa da fazileti terk etmiş olur. Bu kimse evinde cemaatla kılsa, cemaat sevabını alırsa da, mesciddeki cemaatın faziletine eremez. Çünkü mescidlerin fazileti fazladır. <br />
<br />
Teravih namazını kılacak kimsenin, teravih namazına veya vaktin sünnetine veya gece ibadetine niyet etmesi ihtiyat bakımından daha uygundur. Kayıtsız olarak "namaza" veya "nafile namazına" niyet edilmesi de birçok fıkıh alimlerine göre caizdir.<br />
<br />
Teravih namazını, her iki rekatta bir selam vererek on selam ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekatta bir selam da verilebilir. Sekizde, onda veya yirmi rekatta bir selam vererek bitirmek de caizdir. Fakat böyle kılmak mekruh sayılmaktadır.<br />
<br />
Teravih namazı, iki rekatta bir selam verilince, tam akşam namazının iki rekat sünneti gibi kılınır. Dört rekatta bir selam verilince, tam yatsı namazının dört rekat sünneti gibi kılınır. Cemaatla kılındığı zaman, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet eder. İmam da tekbirleri, tesmi'leri ve kıraati aşikare yapar.<br />
<br />
İmam için teravih namazının her iki rekatinde eşit derece Kur'an okumak ve böylece iki veya dört rekatta bir selam vermek faziletlidir. Çünkü böyle yapılması, ruhu düşünceden kurtarır.<br />
<br />
Teravihin her rekatında on ayet okunması müstahabdır. Çünkü bu şekilde devam edilirse, bir Ramazanda bir hatim yapılmış olur. Böyle bir defa hatim ile Teravih namazı kılınması sünnettir. Bazı alimlere göre, bu hatimin yirmi yedinci geceye (Kadir Gecesine) raslatılması müstahabdır.<br />
<br />
Teravih namazı kıldıracak zatın güzel sesli olmasından ziyade, okuyuşunun düzgün olmasına özen gösterilmelidir. Güzel ses, kalbi meşgul ederek düşünce ve huzura engel olabilir. Okuyuşunda noksanlık ve hata olan bir imamın mescidini bırakarak düzgün okuyan bir imamın bulunduğu mescide gidilmesinde bir sakınca yoktur.<br />
<br />
İmamın teravihde cemaatı usandıracak mikdar Kur'an okuması uygun değildir. Bununla beraber Fatiha suresinden sonra okunacak ayetler, bir sureden veya ayetten noksan olmamalıdır. Teravihin ka'delerinde Teşehhüdden sonra Salavatlar terk edilmemelidir.<br />
<br />
Teravih namazını özürsüz olarak otururken kılmak veya uykunun bastırdığı bir halde iken kılmak mekruhtur, imamın rüküa varmasına kadar bekleyip de ondan sonra imama uymak mekruhtur.<br />
<br />
Teravih namazının bir kısmı kılındıktan sonra imama uyan kimse, Teravih son bulunca noksan kalan rekatları tamamlar. Sonra da vitir namazını kendi başına kılar, iyi olan budur. Bununla beraber imamla vitri kılıp sonra teravih namazını tamamlaması da caiz görülmüştür.<br />
<br />
Yatsı namazında cemaatı terk etmiş olan kimse, Teravih ve vitir namazlarında imama uyabilir. Bunun için bir kimse, imam yatsı namazını kıldırıp Teravihe başlamış olduğu sırada mescide gelse, önce yatsı namazını kendi başına kılar sonra Teravih için imama uyar. Noksan kalan rekatları da sonra kendi başına tamamlar. Yine Teravih namazını imam ile kılmayan kimse, Vitir namazını imam ile kılabilir. Sahih olan görüş budur. Fakat hem imam, hem de cemaat, yatsı namazını cemaatla kılmamış olursa, yalnız Teravih namazını cemaatla kılamazlar. Çünkü teravihin cemaatı, farzın cemaatına bağlıdır. Teravihin müstakil olarak cemaatla kılınması nafileler hakkındaki din esaslarına uygun düşmez.<br />
<br />
İmam, Teravih namazının ilk birinci rekatından sonra yanılarak otursa ve selam verdikten sonra yeniden iki rekat kılmadan geri kalan rekatları usulüne göre kıldıracak olsa, bir görüşe göre namazı caiz olur; ancak ilk iki rekatı kaza etmesi gerekir. Diğer bir görüşe göre, geri kalan namazlar caiz olmaz. Hepsini kaza etmesi gerekir. Çünkü Teravih, bir namazdır. Yapılan teşehhüdler ve selamlar yerinde yapılmamış olur.<br />
<br />
Teravih vaktin sünnetidir; yoksa orucun sünneti değildir. Onun için hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de Teravih namazını kılmak sünnettir. Akşam üzeri hayızdan veya nifastan temizlenen bir müslüman kadın veya İslam dinini kabul eden bir kimse hakkında da o gece teravih namazını kılmak sünnettir.<br />
<br />
Kaynak: Büyük İslam İlmihâli, Türkiye Cumhuriyetinin beşinci Diyanet İşleri Başkanı, Ömer Nasuhi Bilmen<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Teravih namazının kılınışı<br />
</span><br />
İki Rekatlık Teravih Namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için iki rekat Teravih namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
<br />
Dört Rekatlık Teravih namazı<br />
<br />
1. Rekat<br />
"Niyet ettim Allah rızası için dört rekat Teravih namazı kılmaya" diye niyet ederiz<br />
"Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
2. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allahumme salli ve Allâhumme Barik dualarını okuruz<br />
<br />
3. Rekat<br />
Sübhaneke'yi okuruz<br />
Euzü-besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
<br />
4. Rekat<br />
Ayağa kalkarak Kıyama dururuz<br />
Besmele çekeriz<br />
Fatiha Sûresini okuruz<br />
Kur'an'dan bir sure okuruz<br />
Rüku'ya gideriz<br />
Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz<br />
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz<br />
"Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namazlardaki Mudrik,  Mesbûk ve Lâhik Nedir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=26</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 08:23:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=26</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=910" target="_blank" title="">Namazdaki Mudrik Mesbuk ve Lahik Nedir.png</a> (Dosya Boyutu: 225.7 KB / İndirme Sayısı: 211)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazdaki Mudrik,  Mesbûk ve Lâhik Nedir?<br />
</span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Mudrik</span><br />
<br />
Mudrik, Namazın başından sonuna kadar fasılasız olarak imama uyan ve bütün rekatları imam ile beraber kılan kimsedir. İmama ilk rekatın rukûsunda yetişen, o rekata yetişmiş ve mudrik adını almış olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Lâhik</span><br />
<br />
Lâhik, namaza imam ile beraber başladığı halde kendisinde bir abdestsizlik hali arız olup da tekrar abdest alıp namaza yetişerek imâma uyan kimsedir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Mesbûk</span><br />
<br />
Mesbûk, bir rekat kılındıktan sonra imama uyan kimsedir ki, son oturuşta dahi imama uymuş olsa yine mesbûk sayılır.<br />
<br />
İmama birinci rekatte yetişemeyen ve daha sonraki rekatlerde ona uyan kimse. Namaza sonradan yetişen kimse birinci rekattan sonra ve son oturuşta imam selâm vermeden önce imama uyan kimse cemaatle kılınan namaza yetişmiş olur ve mesbûk hükümlerine tabi bulunur. Bu duruma göre mesbuk, iki rekatlı namazda ikinci rekât ve son oturuşta; dört rekâtlı namazda iki, üç ve dördüncü rekâtta veya son oturuşta üç rekâtlı namazda ise; iki ve üçüncü rekâtlarda veya son oturuşta imama uyan kimsedir.<br />
<br />
Mesbûk hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:<br />
<br />
Mesbûk, imama sesli okunan bir rekatta yetişmişse "Sübhaneke"yi okumaz, tekbir alıp, susar. İmam ile birlikte son oturuşta yalnız "et-Tehiyyât"ı okur, imam selâm verince kalkar, eûzû-besmeleden sonra, Fatiha ile bir miktar Kur`an okur ve geri kalan rek`atleri tamamlar. İmama rükûda veya secdelerde yetişirse; duruma bakar. Eğer "Sübhaneke"yi okuyunca, rükû veya secdeden bir bölümüne yetişebileceğine kanaat getirirse, bunu ayakta okur. Aksi halde imama uyar ve Sübhaneke`yi okumaz. İmama oturuşta yetişirse Sübhaneke`yi okumaz, başlangıç tekbiri alıp, oturur (el-Fetâvâl-Hindiyye, Beyrut 1400/1980, I, 90, 91).<br />
<br />
Mesbûk, son oturuşta teşehhüd miktarı oturduktan sonra, aşağıdaki durumlarda imamın selâm vermesini beklemeksizin ayağa kalkabılir:<br />
<br />
a) Mesbûkun, ayağındaki mestinin, mesih süresinin sona ermesinden korkması (bk. "mesh" mad.).<br />
<br />
b) Özür sahibi olan mesbûkun, namaz vaktinin çıkmasından korkması (bk. "özür" mad.).<br />
<br />
c) Cuma namazında, ikindi namazı vaktinin girmesinden korkması.<br />
<br />
d) Bayram namazlarında, öğle vaktinin girmesinden veya sabah namazında güneşin doğmasından korkması.<br />
<br />
e) Abdestinin bozulacağına kanaat getirirse, artık ne imamın selâmını ve ne de yanılma secdesini yapmasını beklemez.<br />
<br />
f) Mesbûk, imamın selâmını beklerse, önünden insanların geçeceği kanaatine varırsa yine teşehhüdden sonra kalkabılir.<br />
<br />
Bir sebep ve özür olmadığı halde teşehhüdden sonra kalkarsa, namaz geçerli olur. Fakat bu tahrimen mekruhtur. Teşehhüd miktarı oturmadan kalkarsa, caiz olmaz. Mesbûk, imamın selâmından önce, namazını tamamlasa ve selâmda imama uysa, mümkün ve caizdir (el-Fetâvâl-Hindiyye, I, 91).<br />
<br />
Namazların özelliğine göre, imama birinci rekâtten sonra uyân kimselerin, eksik kalan rekâtları tamamlarken karşılaşması mümkün olan durumları şöylece ifade edebiliriz.<br />
<br />
1) Sabah namazının ikinci rekâtında imama uyan kimse, tekbir alıp susar. Son oturuşta "et-Tehiyyâtü"yü okur, imam selâm verince ayağa kalkar ve imamla birlikte kılmadığı ilk rekâtı kılmaya başlar. Sübhaneke`den, Eûzü ile besmeleden sonra Fâtiha ile bir miktar daha Kur`an okur, rukû ve secdelerden sonra oturup et-Tehiyyât ile Salavatı ve Rabbenâ Âtinâ dualarını okuyarak selâm verir.<br />
<br />
2) Mesbûk, akşam namazının son rekâtında imama uysa; Sübhâneke`yi okur, imamla beraber o rekâtı kılıp teşehhütte oturur, sonra kalkar, Sübhaneke ile Eûzü ve Besmele`yi ve Fâtiha ile bir miktar daha Kur`an okur, rükû ve secdelerden sonra oturur, yalnız et-Tehiyyât`ı okur, sonra Allahü Ekber diyerek ayağa kalkar, sadece Besmele ile Fatiha ve bir miktar daha Kur`an okuyarak rükûya ve secdelere varır, bundan sonra son kadeyi (oturuş) yaparak selâm ile namazdan çıkar. Bu halde üç defa teşehhütte bulunmuş olur. Bununla beraber mesbûk, ikinci rekatın sonunda teşehhütte yanlışlıkla oturmayacak olsa kendisine sehiv (yanılma) secdeleri gerekmez. Çünkü bu rekât, onun yönünden birinci rekât mesabesindedir.<br />
<br />
3) Mesbûk, dört rekâtlı namazlardan birinin dördüncü rekâtında imama uysa, imam ile teşehhüde oturduktan sonra kalkar, Sübhaneke`yi, Eûzü ile Besmele`yi ve Fâtiha ile bir miktar daha Kur`an okur, rükû ve secdelerden sonra oturur, yalnız et-Tehiyyât`ı okur. Sonra kalkar, Besmele ile Fâtiha`yı ve bir miktar daha Kur`an okuyup rükûa, secdelere varır, oturmaksızın ayağa kalkar,sadece Besmele ve Fâtiha ile bir rekat daha kılarak son oturuşu yapar, et-Tehiyyât ile Salavat ve Rabbenâ Âtinâ dualarını okuyup selam verir.<br />
<br />
4) Mesbûk, dört rekatlı namazların üçüncü rekatından itibaren imama uysa onunla beraber son oturuşta yalnız et-Tehiyyât`ı okur, sonra kalkar, Sübhaneke`yi ve Eûzü ile Besmele ve Fâtiha ile bir miktar daha Kur`ân okuyup rükûa ve secdelere varır, sonra kalkar, yalnız Besmele`yi ve Fâtiha ile bir miktar daha âyet okuyarak yine rükûa, secdelere varır, teşehhüde oturur, et-Tehiyyât ile Salevâtı ve Rabbenâ Âtinâ duası okuyarak selâm ile namazını bitirir.<br />
<br />
5) Mesbûk, dört rekâtlı namazların ikinci rekâtında imama uyacak olsa, üç rekâtı imam ile beraber kılmış olur, teşehhütten sonra ayağa kalkar, Sübhaneke`yi ve Eûzü ile Besmele`yi ve Fâtiha ile bir miktar âyet okur, rükû ve secdeleri yapar, son kadeyi yaparak namazını selâm ile tamamlar.<br />
<br />
6) İmama rükûda iken uyan kişi, o rükûun ait olduğu rekâta yetişmiş sayılır. Fakat imamı secde halinde bulan kimse, hemen secdeye varırsa da bu secdenin ait olduğu rekâtı kaçırmış sayılır. Binaenaleyh o rekâtı yukardaki tariflere uygun olarak kazâ etmesi gerekir.<br />
<br />
7) Mesbûkun kazâ edeceği rekâtlarda başkasına uyması, başkasının da bu durumda mesbûka tabi olması caiz değildir. Mesbûk bu hususta tek başına namaz kılan sayılmaz. Fakat bir mesbûk, ne kadar rekât kazâ edeceğini unutup da kendisiyle beraber mesbûk bulunan bir şahsın ne kadar kazâ edeceğini mücerred olarak göz önüne alsa bununla namazının sıhhatine bir noksanlık gelmez.<br />
<br />
8) Mesbûk, namazını yeniden kılmak niyetiyle tekbir alacak olsa önceki tekbir ile başlamış olduğu namazı bozmuş olur. Tek başına kılan ise böyle değildir, başka bir namaz kılmaya niyet etmedikçe aynı namaza yeniden başlamak niyetiyle alacağı tekbir, bu namazını bozmaz. Çünkü her iki namaz, tek başına kılana göre birbirinin aynıdır. Mesbûk ise kendi yönünden münferit (tek başına kılan); imama uyması bakımından da onun hakkında bu aynı durum yoktur.<br />
<br />
9) Mesbûk, Ebû Hanîfe`ye göre de Kurban Bayramında teşrik tekbirlerini imam ile beraber alır, sonra ayağa kalkıp geri kalan rekâtları tamamlar. Halbuki Ebû Hanife`ye göre münferit, bu tekbirler ile mükellef (yükümlü) değildir. Binaenaleyh mesbûk, bu konuda münferit değil, muktedi (tabi olan, uyan) durumunda kabul edilmiştir.<br />
<br />
10) Mesbûk, imam daha selâm vermeden tahiyyâtı okuyup bitirmiş olsa bir görüşe göre şahâdet kelimesini tekrar eder, bir görüşe göre de susar. Bu hususta sahîh olan, mesbûkun tahiyyâtı yavaş yavaş okumasıdır. Birinci oturuşta imamdan önce teşehhüdü bitirmiş olan bir muktedi (imama uyan kişi) de susar, teşehhüdde bulunmaz.<br />
<br />
11) İmam yanlışlıkla beşinci rekâta kalktığı gibi mesbûk da kendisine tabi olarak ayağa kalksa, bakılır; eğer imam, dördüncü rekâtta oturmuş ise, mesbûkun namazı bu ayağa kalkışla bozulur; fakat imam, dördüncü rekâtta oturmamış ise, beşinci rekâtta secdeye varmadıkça mesbûkun namazı bozulmaz.<br />
<br />
12) Bir mesbûk, aynı zamanda lâhik de olabilir, Şöyle ki: İmama sonradan uyan kişi, uyku veya abdestsizlik meydana gelmesi gibi bir sebeple rükünlerden veya rekâtlardan bir kaçını imam ile kılamayıp geçirse hem mesbûk, hem de lâhik * olmuş olur. Bu halde önce, ulaşamadığı için geçirdiği rekâtları okumayarak kazâ eder, sonra mümkün ise geri kalan namazda imama uyar, daha sonra da imama uymadan önceki bir veya birden fazla rekatı okuyarak kazâ eder. Önce bunları kaza edip, sonra namaz arasında geçirmiş olduğu rükünleri veya rekâtları kaza etmesi de câizdir. Fakat bu takdirde meşrû tertibi gözetmemiş olacağından günaha girmiş olur (bk. "Lâhik" mad.).<br />
<br />
Sonuç olarak mesbuk ve lâhikle ilgili hükümlerin amacı, müslümanları cemaatle namaza teşvik etmek ve namaza vaktinde yetişemeyenlere veya namazın tümünü imamla birlikte kılamayanlara kolaylık sağlamaktadır. İslâm`da cemaatle namaza büyük önem verilmiş ve yalnız başına kılınacak bir farz namaza göre, cemaatle kılınacak böyle bir farz namaza yirmi yedi derece ecir olduğu haber verilmiştir (Mesbûk için bk. Molla Hüsrev, Durarul-Hukkâm, İstanbul 1307, I, 92 vd.; el-Fetâvâl-Hindiyye, Beyrut 1400/1980, I, 90 vd.; İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, Mısır 1389/1970, I, 377 vd.; Ö. Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul 1985, s. 186 vd.).<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Mesbûk Hakkında Meseleler</span><br />
<br />
Mesbûk hakkında aşağıdaki meseleler ortaya çıkar. Mesbûk, imam selam verdikten sonra edâ edeceği rekatlarda imam ile kılıyormuş gibi râbıtalı bir şekilde namazını tamamlar.<br />
Örnek: Bir kimse sabah namazının ikinci rekatında imama uyacak olsa, mesbûk olmuş olur.<br />
<br />
Mesbûk aldığı tekbirden sonra sukût eder. İmam ile beraber son oturuşta yalnız “ElTahiyyâtu” okur. İmam selam verince, kendisi ayağa kalkar ve imam ile kılmamış olduğu ilk rekatı imam ile kılıyormuş gibi râbıtalı bir şekilde kılmaya başlar. “Subhânake duâsı ve Eûzu-Besmela’dan” sonra ElFâtiha Sûresi ile bir miktar daha Gur’ân-ı Kerîm okur. Sonra rukû ve secde yapar. Secdeden kalkınca son oturuş’a(kâde-i âhire) durur ve ElTahiyyâtu, Salli-Bârik ve Rabbenâ Âtinâ ve Rabbenâ İğfirlî duâlarını okuyarak selâm verir.<br />
Akşam namazının ikinci rekatında imama uyan kimse de birinci rekat hakkında bu şekilde hareket eder.<br />
Mesbûk, dört rekatlı namazların üçüncü rekatından başlayarak imama uysa, imam ile beraber son oturuşta yalnız “ElTahiyyâtu” duâsını okur. İmam selam verdikten sonra kalkar, Subhânake, Eûzu-Besmela, ElFâtiha Sûresi ve bir miktar daha Gur’ân-ı Kerim’i okur. Rukû ve secdelere varır, sonra kalkar yalnız Eûzu-Besmela ile ElFâtiha Sûresini okur. Biraz daha Gur’ân-ı Kerîm okur. Yine rukû ve secdelere gider. Teşehhud’e(son oturuş) oturur. ElTahiyyâtu, Salli-Bârik ve Rabbenâ Âtinâ ve Rabbenâ İğfirlî duâlarını okuyarak selam ile namazını tamamlar.<br />
<br />
Mesbûk, dört rekatlı namazların ikinci rekatında imama uyacak olsa, üç rekatı imam ile kılmış olur. Teşehhüd’den(son oturuştan) sonra imam selam verince ayağa kalkar. Subhânake duâsını, Eûzu-Besmela’yı, ElFâtiha Sûresi ve ekleyeceği âyetleri okur. Rukû ve secdeye varıp son oturuşu yapar. Selâm verip namazını tamamlar.<br />
<br />
İmam rukûda iken, imama uyan kimse, o rukûya ait olan rekata yetişmiş olur. Fakat imamı secde halinde bulan kimse, hemen secdeye varırsa da o secdenin rekatına yetişmiş olmaz. Bunun için o rekatı yukarıda anlatıldığı şekilde edâ etmesi gerekir.<br />
<br />
Mesbûk, imam selâm verdikten sonra “Allâhu Ekbaru” diyerek ayağa kalkar ve noksan kalmış olan rekatları tamamlar. İmam selâm vermeden mesbûk’un kalkıp noksan kalan rekatları kılmaya başlaması uygun değildir.<br />
<br />
Bunun ile beraber imam, henüz selâm ile namazdan çıkmamış olunca, mesbûk’un teşehhüd(son oturuş) miktarı oturması lazımdır. Bundan önce kalkması caiz değildir.<br />
<br />
    Mesbûk(İmama sonradan yetişen kişi): İmam sağa ve sola selâm verdikten sonra “Allâhu Ekbaru” diyerek ayağa kalkar ve kalan rekatlarını sanki imam ile beraber kılıyormuş gibi devam eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">LAHİK KONUSU:</span><br />
<br />
Lahik: Namaza imam ile beraber başladığı halde kendisine gaflet, uyku veya cemaatin çokluğundan dolayı bir zahmet arız olup veya abdesti bozan bir durum ile karşılaşıp da namazın tamamını veya bir kısmını imam ile kılamayan kimse.<br />
<br />
Namazın başından sonuna kadar, aralıksız olarak imama uyan, bütün rek'atleri imam ile beraber kılan kimseye "müdrik", imama birinci rek'atın rükûundan sonra, imam selâm verinceye kadar, arada uyan kimseye de "mesbûk" adı verilir.<br />
<br />
Lâhik, imamla birlikte kılamadığı kısım için, imama uyan kimse gibidir. Bu yüzden kaçırdığı rek'atleri kaza ederken, Kur'ân-ı Kerim okumaz ve kendi başına kıldığı rek'atlerdeki yanılmasından dolayı "sehiv secdesi" yapması gerekmez. Çünkü imamın arkasında namaz kılan cemaat kendi yanılmasından dolayı sehiv secdesi yapmaz.<br />
<br />
İmama uyan cemaatten birisinin, namaz içinde abdesti bozulsa, meselâ, burnu kanasa, saftan ayrılır, namaza aykırı bir şeyle uğraşmaksızın hemen abdest alır, tekrar cemaate dönerek yetiştiği yerden imama uyar. Mümkün ise önce kaçırdığı rek'âtleri veya rükünleri kaza eder, sonra imama tabi olarak onunla selâm verir. Bir kimse, birinci rek'atın kıyamında uyuyup da imam secdeye vardığı anda uyansa, hemen rükûa varır, sonra secdeye vararak imama tabi olur. Bir yere dayanmaksızın vuku bulan, uyku hali gerçek uyku sayılmadığı için abdeste ve dolayısıyla namaza zarar vermez.<br />
<br />
Lâhik, imama yetişemeyeceğini anlarsa, hemen imama tabi olur, imam namazdan çıkınca kendisi kaçırmış olduğu rek'atleri veya rükünleri kaza eder. Ancak hükmen imamın arkasında namaz kılmakta olduğu kabul edilerek bir şey okumaksızın eksik kalan rek'atleri tamamlar.<br />
<br />
İmama ikinci rek'atte uyan bir kimse (mesbûk) abdesti bozulduğu için, bir veya daha fazla rek'atı kaçırsa, imam selâm verdikten sonra kaza edeceği ilk rek'atte kırâatte bulunması gerekir.<br />
<br />
İmam sehiv secdeleri yapsa, Lâhik namazını henüz tamamlamamış ise, onunla beraber bu secdeleri yapmaz. Önce namazı tamamlar, ondan sonra bu sehiv secdelerini yapar (İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 277 vd.; ez-Zeylaî, Tebyînul-Hakaik, el-Emîriyye, III,137 vd.; İbn Âbidîn, Reddül-Muhtâr,Mısır, t.y., I, 500-560; ez-Zühaylî, el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletuh, Dımaşk 1405/1980, II, 209, 210).<br />
<br />
Korku namazında, namazı imama uyarak kılmaya başlayan ve iki rek'atlı namazda ilk rek'atı, üç veya dört rek'atlı namazda ise, ilk iki rek'atı imam ile beraber kılan birinci grup, ikinci secdeden veya birinci oturuşta "tahiyyât"tan sonra düşman cephesine gider, ikinci grup gelerek, imam ile geri kalan re'katleri kılar, yeniden düşman karşısına gider. İmam kendi başına selâm verir. Birinci grup, döner gelir, namazını kıraatsız olarak tamamlar, selâm verir.<br />
<br />
İşte bu grup "lâhik" hükmündedir. İkinci grup namazlarını imamdan sonra kıraatle tamamlayıp düşman cephesine yeniden gider (bk. "Korku Namazı"). Bu ikinci grup ise "mesbûk" hükmünde olduğu için namazını kıraatla tamamlar.<br />
<br />
Ancak her lâhikin yukarıda açıklandığı şekilde namazı tamamlaması güç olduğu için, lâhiklerin eksik kalan namazlarına yeniden başlamaları daha uygun görülmüştür.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cemaatle namaz kılarken abdesti bozulan kimsenin, namazı kaldığı yerden kılabilmesi konusunda, bu meselenin cevâzıyla ilgili şartlar:</span><br />
<br />
a) Meydana gelen hadesin abdesti gerektirmesi,<br />
<br />
b) Nadir olaylardan olmaması,<br />
<br />
c) Hadesin meydana gelmesinde şahsın ihtiyar ve iradesinin bulunmaması, yani ihtiyarı dışında meydana gelmesi, (Bahr-i Râik / îbn  Nüceym.)<br />
<br />
O halde namazda iken kasten idrarını akıtır, ya da büyük abdestini bozar veya yellenir ya da buna benzer bir fiili kasten meydana getirirse, artık alacağı abdestle kılmakta olduğu namazı kaldığı yerden değil, yeniden kılması gerekir. Çünkü kasde dayalı abdest bozma namazı bozmuş sayılır.<br />
<br />
Kasden yapmaz da ancak meydana gelen hades guslü gerektirirse, o takdirde de namaz bozulmuştur, yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
Bunun gibi, meydana gelen hades, bir insanın fiiliyle oluşuyorsa, yine o namazı iade etmesi lâzımdır. Ebû Yusuf bu görüşe muhalefet etmiştir. Ona göre kaldığı yerden kılabilir. Çünkü kendi fiiliyle değil başkasının fiiliyle hades vaki olmuştur.<br />
<br />
Elinde olmayarak ağız dolusu kusuntu gelirse, abdest alıp kılmakta olduğu namazı kaldığı yerden tamamlar. Ancak bu arada konuşmaması gerekir.<br />
<br />
Namaz kılarken kendi fiili olmaksızın abdesti bozacak bir durum meydana gelirse, meselâ:<br />
<br />
Atılan bir taş başını yarıp kan akmasına neden olur veya hariçten birisi onun yüzündeki yaraya dokunarak irin akmasına sebep olursa, bu takdirde namaz bozulmuştur. Abdest alıp yeniden kılması gerekir. Bu, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göredir. (Şerh-i Tahavi.)<br />
<br />
Namaz kılarken damdan düşen bir taş başını yarıp kan akmasına neden olursa, bu taş oradan geçen bir kimsenin yürümesinden dolayı düşmüşse, o takdirde namazı iade etmesi gerekir. Taş kendiliğinden düşmüşse, abdest alıp kaldığı yerden kılıp tamamlayabilir.<br />
<br />
Bunun gibi ağacın altında namaz kılarken düşen bir meyve kan akmasına neden olursa, bu takdirde abdest alıp namazı kaldığı yerden kılabilir. Dilerse yeniden kılar.<br />
<br />
Ama namaz kılarken ayağına bir diken batması veya alnını secdeye korken yine keskin bir taş ya da dikenin batması sebebiyle kan akarsa, bunda adamın kastı olmasa bile yine de o namazı iade etmesi gerekir. Çünkü daha önce namaz kılacak yere dikkat edip ona göre durmalıydı. Namazda iken sivrisineğin ya da başka bir haşerenin ısırmasıyla çıkıp akan kan abdesti bozduğu gibi namazı da bozmuş sayılır, yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
Namazda iken aksırır ya da öksürürken yellenirse, abdesti bozulduğu gibi namazı da bozulur; abdest alıp yeniden kılması gerekir. Sahih olan da budur. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Kadın namaz kılarken tenasül cihazına yerleştirdiği bez kendiliğinden ıslak bir vaziyette düşerse imamların ittifakıyla kadın abdest alıp o namazı kaldığı yerden tamamlayabilir. Ama bezin düşmesini kendi hareketiyle sağlamışsa, o takdirde o namazı yeniden kılması gerekir. Ebû Yusuf'a göre, bu durumda da kaldığı yerden tamamlayabilir. (El-Tebyîn / Zeylai.)<br />
<br />
Namaz kılarken vücudundaki kanlı bir çıban patlar da kan ya da irin akacak olursa, abdest alıp kaldığı yerden namazını tamamlayabilir.<br />
<br />
Vücudundaki çıbanı sıkar veya dizindeki çıban rükû'a eğildiğinde ellerinin dokunmasıyla patlar ve kan akarsa, yeniden abdest alıp bozulan namazı iade etmesi gerekir. (El-Muhit / Radıyüddin Serahsî.)<br />
<br />
Namazda bayılır veya cinnet getirir ya da kahkaha ile gülerse, abdest alıp yeniden namaz kılması gerekir. Bunun gibi namazda uyur veya ihtilâm olursa abdest alıp yeniden namaz kılar. Bu, istihsanî bir hükümdür.<br />
<br />
Namazda iken elbisesine dirhem miktarı idrar serpilirse, abdest alıp yeniden namazını kılması gerekir. Zahir rivayet budur. (Şerh-i Tahavî.)<br />
<br />
d) Şartlarından biri de, abdesti bozulunca hemen ayrılması,<br />
<br />
Aksi halde bir rükün miktarı ya yerinde bekler, ya da bir rükün eda edip öylece ayrılırsa, namazı da bozulmuş sayılır. Yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
Bu durumda abdest almaya giderken veya dönerken Kur'ân'dan bir şeyler okursa, namazı yine de bozulur; iade etmesi vâcib olur. Sahih olan da bu görüştür. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Abdest almaya giderken ve ondan dönerken tesbihte bulunursa, bu namazı bozmaz, kaldığı yerden tamamlayabilir. En sahih olan görüş ve ictihâd budur. (El-Tebyîn / Zeylai.)<br />
<br />
İmam namaz kıldırırken, rükû'da abdesti bozulur, fakat o yine “Semiallahu limen hamidehu” diyerek başını kaldırır veya secdede abdesti bozulur, o bir rükün edâ etmeyi dileyerek Allahu Ekber diyerek başını kaldırırsa, hem kendisinin, hem cemaatin namazı bozulmuş olur. Ama bir rüknü yerine getirmeyi dilemeden böyle yaparsa, farklı iki görüş vardır. (El-Kâfi / El-Mervezi.)<br />
<br />
İmam secdede iken abdesti bozulur ve o da Allahu Ekber diyerek başını kaldırırsa, namazı bozulmuş olur. Tekbir getirmeden kaldırırsa namazı bozulmaz, yerine bir adam geçirerek namazın tamamlanmasını sağlar. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Uyuklayarak abdesti bozulur ve bir müddet sonra uyanırsa, yeniden abdest alıp namazı kaldığı yerden tamamlar. Ama uyandıktan sonra az da olsa bir süre beklerse, namazı bozulur. Yeniden iadesi gerekir. (Mi'racü'd-Diraye.)<br />
<br />
e) Şartlardan biri de, abdesti bozulduktan sonra namaza aykırı bir fiilde bulunmaması,<br />
<br />
O halde namazda abdesti bozulduktan sonra yürüyüp abdest almanın dışında başka bir harekette bulunur veya konuşur, güler veya bir şey yer ya da içerse namaz bozulur. Abdest aldıktan sonra yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
Namazda abdesti bozulduktan sonra yeniden abdest alırken avret yeri açılırsa, namazı bozulur, yeniden kılması gerekir. (El-Bedayiü1 / Kâsani.)<br />
<br />
Ancak abdest alırken elde olmayan sebeplerle avret yeri açılır ve bundan sakınması mümkün olmazsa, Kaadı Ebû Ali En-Nesefîye göre, namazı bozulmaz, kaldığı yerden tamamlayabilir. (En-Nihaye - Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Kadına gelince, namazda abdesti bozulduktan sonra abdest almak için kollarını sıvadığında namazı bozulur. Çünkü kollar avrettir. Sahih olan da budur.<br />
<br />
Abdest almak için kuyu, yakında; çeşme ise uzakta olursa, en az külfetli olanı seçer. Ancak kuyudan su çekerek abdest alırsa, sahih olan şudur ki, namazını yeniden kılar.  Muhtar olan kavi de budur.<br />
<br />
Namazda abdesti bozulduktan sonra çok yakın olan evine gitmeyip ondan biraz daha ötede olan çeşmeye giderek abdest alan kimsenin namazı bozulmuştur, yeniden kılması gerekir. Ama çeşmeyle evi arasında iki saf sığacak kadar az bir mesafe bulunursa, o takdirde namazı kaldığı yerden tamamlayabilir.<br />
<br />
Evinde su bulunduğunu unutarak biraz öteki çeşmeye kadar uzanıp abdest alırsa, aradaki mesafe belirttiğimizden fazla da olsa, namazı kaldığı yerden tamamlayabilir. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Abdest aldıktan sonra namaz kılmaya gelirken başını mesh etmediğini hatırlar da dönüp bunu yerine getirdikten sonra namazı kaldığı yerden tamamlayabilir. Ancak gelip namaza durduktan sonra bunu hatırlarsa, artık başını mesnettikten sonra o namazı yeniden kılar. (El-Hulasa - El-Mebsut / Serahsi.)<br />
<br />
Abdest alıp ayrıldıktan sonra elbisesini unuttuğunu hatırlayarak geri dönüp alırsa, artık namazı hükümsüz olmuştur, yeniden kılması gerekir. (Tatarhaniyye.)<br />
<br />
Abdesti mescidde namaz kılarken bozulur ve mescit içindeki su kabından abdest aldıktan sonra o kabı tek eliyle tutup namaz kılacağı yere taşırsa, namazı bozulmamış sayılır ve kaldığı yerden tamamlayabilir. Ama iki eliyle tutup taşıdığı takdirde namaz bozulmuştur, yeniden kılması gerekir. (El-Muhlt / Radıyüddin Sevahsî.)<br />
<br />
Abdest almak için kilitli bulunan evini, açar, abdest aldıktan sonra hırsızlık endişesiyle kapıyı tekrar kilitleyip öylece namazı tamamlamaya gelirse, kaldığı yerden kılabilir. Böyle bir endişe olmadığı halde kilitlerse, artık o ilk namaz bozulmuştur, yeniden kılması gerekir. (El-Cevheratü'n-Neyyire.)<br />
<br />
Namazda iken namaza mâni' olacak kadar necaset elbisesine dokunur, onu yıkarsa, bu necaset kendi bünyesinden meydana gelen bir necasetse namazı kaldığı yerden tamamlayabilir. Hariçten dokunmuşsa, namazı bozulmuştur, yeniden kılması gerekir. İmam Ebû Yusuf’a göre, hariçten de dokunmuş olsa, yine de namazı kaldığı, yerden tamamlayabilir.<br />
<br />
Elbisesine namazda iken necaset dokunursa, hemen oracıkta elbisesini değiştirme imkânı varsa değiştirip namazı kaldığı yerden tamamlar. Necaset dokunan elbiseyle namazın az bir bölümünü yerine getirecek olursa, namaz bozulmuş sayılır. Namazı olduğu yerde bırakır da bir süre o vaziyette beklerse, hüküm yine böyledir. (El-Muhit / Serahsi.)<br />
<br />
Namazda iken abdesti bozulduğu için abdest almak üzere ayrılır ve bu esnada kasten abdest bozacak bir fiilde bulunursa, artık o namaz bozulmuştur, yeniden kılınması gerekir. (Fetâvâ-yi Kaadıhan.)<br />
<br />
f) Şartlardan biri de, semavi bir hades arız olduktan sonra geçmiş bir hadesin ortaya çıkmaması,<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Buna bir misal verelim:</span><br />
<br />
Ayağında mest bulunduğu halde namaz kılarken abdesti bozulur, yeniden abdest almak için ayrıldığında mestlerin süresi dolarsa, artık o namazı yeniden kılması gerekir. Sahih olan da budur. (Bahr-i Râik / îbn Nüceym.)<br />
<br />
Bunun gibi teyemmümle namaz kılarken abdesti bozulduğu için yeniden abdest almak üzere ayrılır ve bu sırada suya rastlarsa, namazı bozulmuş sayılacağından onu yeniden kılması gerekir. (El:Muhit / Serahsi.)<br />
<br />
g) Şartlardan biri de, cemaat halinde namaz kılarken abdesti bozulmuşsa, yeniden abdest aldığında -imam namazı bitirmemişse- gelip imama uyması gerekir. İmam namazı bitirmişse, artık dönmesine gerek yoktur. Şayet dönüp eski yerine gelirse, namazı bozulmuş olur, yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
İmam henüz namazı bitirmemişse, muktedi abdest aldıktan sonra eski yerine gelmesine gerek yoktur, ara yerde bir engel yoksa bulunduğu yerden imama uyup namazını tamamlar. (Bahr-i Râik / İbn Nüceym.)<br />
<br />
Yalnız başına namaz kılarken abdesti bozulduğu, için yeniden abdest alan kimse, dilerse namazı evinde tamamlar, dilerse ilk namaz kıldığı yere döner. Dönmesi afdaldır. (El-Kâfî - Hâkim-i Şehid El-Mervezi.)<br />
<br />
Bu konuda imam da münferit gibidir. Abdesti bozulduğunda yerine birini geçirip kendisi abdest aldıktan sonra, yerine bıraktığı imam namazı bitirmişse o artık dönmeyip olduğu yerde namazını tamamlar. Bitirmemişse, dönüp ona uyarak namazını tamamlar. (Şerh-i Vikaaye / Sadrü'ş-Şeri'a Ubeydullah.)<br />
<br />
h) Namazda abdesti bozulduktan sonra üzerinde kazaya kalmış bir namazı hatırlamaması gerekir.<br />
<br />
Abdesti bozulan kimse tertip sahibi olur da abdest aldığında kazaya kalmış bir namazı hatırlarsa, ilk başladığı namaz bozulmuş sayılır, vakit dar değilse önce kazaya kalmış namazı, sonra o namazı yeniden kılar. (Bahr-i Râik / İbn Nüceym.)<br />
<br />
i) Şartlardan biri de, abdesti bozulan kimse imam olursa, yerine imamete elverişli olmayan bir kişiyi geçirmemesi gerekir. Meselâ:<br />
<br />
Yerine imanı olmak üzere bir kadını geçirirse, namazı bozulmuş olacağından abdest aldıktan sonra yeniden kılması gerekir. Bu durumda cemaatin de namazı bozulur. (Bahr-i Râik / İbn Nüceym.)</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=910" target="_blank" title="">Namazdaki Mudrik Mesbuk ve Lahik Nedir.png</a> (Dosya Boyutu: 225.7 KB / İndirme Sayısı: 211)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazdaki Mudrik,  Mesbûk ve Lâhik Nedir?<br />
</span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Mudrik</span><br />
<br />
Mudrik, Namazın başından sonuna kadar fasılasız olarak imama uyan ve bütün rekatları imam ile beraber kılan kimsedir. İmama ilk rekatın rukûsunda yetişen, o rekata yetişmiş ve mudrik adını almış olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Lâhik</span><br />
<br />
Lâhik, namaza imam ile beraber başladığı halde kendisinde bir abdestsizlik hali arız olup da tekrar abdest alıp namaza yetişerek imâma uyan kimsedir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Mesbûk</span><br />
<br />
Mesbûk, bir rekat kılındıktan sonra imama uyan kimsedir ki, son oturuşta dahi imama uymuş olsa yine mesbûk sayılır.<br />
<br />
İmama birinci rekatte yetişemeyen ve daha sonraki rekatlerde ona uyan kimse. Namaza sonradan yetişen kimse birinci rekattan sonra ve son oturuşta imam selâm vermeden önce imama uyan kimse cemaatle kılınan namaza yetişmiş olur ve mesbûk hükümlerine tabi bulunur. Bu duruma göre mesbuk, iki rekatlı namazda ikinci rekât ve son oturuşta; dört rekâtlı namazda iki, üç ve dördüncü rekâtta veya son oturuşta üç rekâtlı namazda ise; iki ve üçüncü rekâtlarda veya son oturuşta imama uyan kimsedir.<br />
<br />
Mesbûk hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:<br />
<br />
Mesbûk, imama sesli okunan bir rekatta yetişmişse "Sübhaneke"yi okumaz, tekbir alıp, susar. İmam ile birlikte son oturuşta yalnız "et-Tehiyyât"ı okur, imam selâm verince kalkar, eûzû-besmeleden sonra, Fatiha ile bir miktar Kur`an okur ve geri kalan rek`atleri tamamlar. İmama rükûda veya secdelerde yetişirse; duruma bakar. Eğer "Sübhaneke"yi okuyunca, rükû veya secdeden bir bölümüne yetişebileceğine kanaat getirirse, bunu ayakta okur. Aksi halde imama uyar ve Sübhaneke`yi okumaz. İmama oturuşta yetişirse Sübhaneke`yi okumaz, başlangıç tekbiri alıp, oturur (el-Fetâvâl-Hindiyye, Beyrut 1400/1980, I, 90, 91).<br />
<br />
Mesbûk, son oturuşta teşehhüd miktarı oturduktan sonra, aşağıdaki durumlarda imamın selâm vermesini beklemeksizin ayağa kalkabılir:<br />
<br />
a) Mesbûkun, ayağındaki mestinin, mesih süresinin sona ermesinden korkması (bk. "mesh" mad.).<br />
<br />
b) Özür sahibi olan mesbûkun, namaz vaktinin çıkmasından korkması (bk. "özür" mad.).<br />
<br />
c) Cuma namazında, ikindi namazı vaktinin girmesinden korkması.<br />
<br />
d) Bayram namazlarında, öğle vaktinin girmesinden veya sabah namazında güneşin doğmasından korkması.<br />
<br />
e) Abdestinin bozulacağına kanaat getirirse, artık ne imamın selâmını ve ne de yanılma secdesini yapmasını beklemez.<br />
<br />
f) Mesbûk, imamın selâmını beklerse, önünden insanların geçeceği kanaatine varırsa yine teşehhüdden sonra kalkabılir.<br />
<br />
Bir sebep ve özür olmadığı halde teşehhüdden sonra kalkarsa, namaz geçerli olur. Fakat bu tahrimen mekruhtur. Teşehhüd miktarı oturmadan kalkarsa, caiz olmaz. Mesbûk, imamın selâmından önce, namazını tamamlasa ve selâmda imama uysa, mümkün ve caizdir (el-Fetâvâl-Hindiyye, I, 91).<br />
<br />
Namazların özelliğine göre, imama birinci rekâtten sonra uyân kimselerin, eksik kalan rekâtları tamamlarken karşılaşması mümkün olan durumları şöylece ifade edebiliriz.<br />
<br />
1) Sabah namazının ikinci rekâtında imama uyan kimse, tekbir alıp susar. Son oturuşta "et-Tehiyyâtü"yü okur, imam selâm verince ayağa kalkar ve imamla birlikte kılmadığı ilk rekâtı kılmaya başlar. Sübhaneke`den, Eûzü ile besmeleden sonra Fâtiha ile bir miktar daha Kur`an okur, rukû ve secdelerden sonra oturup et-Tehiyyât ile Salavatı ve Rabbenâ Âtinâ dualarını okuyarak selâm verir.<br />
<br />
2) Mesbûk, akşam namazının son rekâtında imama uysa; Sübhâneke`yi okur, imamla beraber o rekâtı kılıp teşehhütte oturur, sonra kalkar, Sübhaneke ile Eûzü ve Besmele`yi ve Fâtiha ile bir miktar daha Kur`an okur, rükû ve secdelerden sonra oturur, yalnız et-Tehiyyât`ı okur, sonra Allahü Ekber diyerek ayağa kalkar, sadece Besmele ile Fatiha ve bir miktar daha Kur`an okuyarak rükûya ve secdelere varır, bundan sonra son kadeyi (oturuş) yaparak selâm ile namazdan çıkar. Bu halde üç defa teşehhütte bulunmuş olur. Bununla beraber mesbûk, ikinci rekatın sonunda teşehhütte yanlışlıkla oturmayacak olsa kendisine sehiv (yanılma) secdeleri gerekmez. Çünkü bu rekât, onun yönünden birinci rekât mesabesindedir.<br />
<br />
3) Mesbûk, dört rekâtlı namazlardan birinin dördüncü rekâtında imama uysa, imam ile teşehhüde oturduktan sonra kalkar, Sübhaneke`yi, Eûzü ile Besmele`yi ve Fâtiha ile bir miktar daha Kur`an okur, rükû ve secdelerden sonra oturur, yalnız et-Tehiyyât`ı okur. Sonra kalkar, Besmele ile Fâtiha`yı ve bir miktar daha Kur`an okuyup rükûa, secdelere varır, oturmaksızın ayağa kalkar,sadece Besmele ve Fâtiha ile bir rekat daha kılarak son oturuşu yapar, et-Tehiyyât ile Salavat ve Rabbenâ Âtinâ dualarını okuyup selam verir.<br />
<br />
4) Mesbûk, dört rekatlı namazların üçüncü rekatından itibaren imama uysa onunla beraber son oturuşta yalnız et-Tehiyyât`ı okur, sonra kalkar, Sübhaneke`yi ve Eûzü ile Besmele ve Fâtiha ile bir miktar daha Kur`ân okuyup rükûa ve secdelere varır, sonra kalkar, yalnız Besmele`yi ve Fâtiha ile bir miktar daha âyet okuyarak yine rükûa, secdelere varır, teşehhüde oturur, et-Tehiyyât ile Salevâtı ve Rabbenâ Âtinâ duası okuyarak selâm ile namazını bitirir.<br />
<br />
5) Mesbûk, dört rekâtlı namazların ikinci rekâtında imama uyacak olsa, üç rekâtı imam ile beraber kılmış olur, teşehhütten sonra ayağa kalkar, Sübhaneke`yi ve Eûzü ile Besmele`yi ve Fâtiha ile bir miktar âyet okur, rükû ve secdeleri yapar, son kadeyi yaparak namazını selâm ile tamamlar.<br />
<br />
6) İmama rükûda iken uyan kişi, o rükûun ait olduğu rekâta yetişmiş sayılır. Fakat imamı secde halinde bulan kimse, hemen secdeye varırsa da bu secdenin ait olduğu rekâtı kaçırmış sayılır. Binaenaleyh o rekâtı yukardaki tariflere uygun olarak kazâ etmesi gerekir.<br />
<br />
7) Mesbûkun kazâ edeceği rekâtlarda başkasına uyması, başkasının da bu durumda mesbûka tabi olması caiz değildir. Mesbûk bu hususta tek başına namaz kılan sayılmaz. Fakat bir mesbûk, ne kadar rekât kazâ edeceğini unutup da kendisiyle beraber mesbûk bulunan bir şahsın ne kadar kazâ edeceğini mücerred olarak göz önüne alsa bununla namazının sıhhatine bir noksanlık gelmez.<br />
<br />
8) Mesbûk, namazını yeniden kılmak niyetiyle tekbir alacak olsa önceki tekbir ile başlamış olduğu namazı bozmuş olur. Tek başına kılan ise böyle değildir, başka bir namaz kılmaya niyet etmedikçe aynı namaza yeniden başlamak niyetiyle alacağı tekbir, bu namazını bozmaz. Çünkü her iki namaz, tek başına kılana göre birbirinin aynıdır. Mesbûk ise kendi yönünden münferit (tek başına kılan); imama uyması bakımından da onun hakkında bu aynı durum yoktur.<br />
<br />
9) Mesbûk, Ebû Hanîfe`ye göre de Kurban Bayramında teşrik tekbirlerini imam ile beraber alır, sonra ayağa kalkıp geri kalan rekâtları tamamlar. Halbuki Ebû Hanife`ye göre münferit, bu tekbirler ile mükellef (yükümlü) değildir. Binaenaleyh mesbûk, bu konuda münferit değil, muktedi (tabi olan, uyan) durumunda kabul edilmiştir.<br />
<br />
10) Mesbûk, imam daha selâm vermeden tahiyyâtı okuyup bitirmiş olsa bir görüşe göre şahâdet kelimesini tekrar eder, bir görüşe göre de susar. Bu hususta sahîh olan, mesbûkun tahiyyâtı yavaş yavaş okumasıdır. Birinci oturuşta imamdan önce teşehhüdü bitirmiş olan bir muktedi (imama uyan kişi) de susar, teşehhüdde bulunmaz.<br />
<br />
11) İmam yanlışlıkla beşinci rekâta kalktığı gibi mesbûk da kendisine tabi olarak ayağa kalksa, bakılır; eğer imam, dördüncü rekâtta oturmuş ise, mesbûkun namazı bu ayağa kalkışla bozulur; fakat imam, dördüncü rekâtta oturmamış ise, beşinci rekâtta secdeye varmadıkça mesbûkun namazı bozulmaz.<br />
<br />
12) Bir mesbûk, aynı zamanda lâhik de olabilir, Şöyle ki: İmama sonradan uyan kişi, uyku veya abdestsizlik meydana gelmesi gibi bir sebeple rükünlerden veya rekâtlardan bir kaçını imam ile kılamayıp geçirse hem mesbûk, hem de lâhik * olmuş olur. Bu halde önce, ulaşamadığı için geçirdiği rekâtları okumayarak kazâ eder, sonra mümkün ise geri kalan namazda imama uyar, daha sonra da imama uymadan önceki bir veya birden fazla rekatı okuyarak kazâ eder. Önce bunları kaza edip, sonra namaz arasında geçirmiş olduğu rükünleri veya rekâtları kaza etmesi de câizdir. Fakat bu takdirde meşrû tertibi gözetmemiş olacağından günaha girmiş olur (bk. "Lâhik" mad.).<br />
<br />
Sonuç olarak mesbuk ve lâhikle ilgili hükümlerin amacı, müslümanları cemaatle namaza teşvik etmek ve namaza vaktinde yetişemeyenlere veya namazın tümünü imamla birlikte kılamayanlara kolaylık sağlamaktadır. İslâm`da cemaatle namaza büyük önem verilmiş ve yalnız başına kılınacak bir farz namaza göre, cemaatle kılınacak böyle bir farz namaza yirmi yedi derece ecir olduğu haber verilmiştir (Mesbûk için bk. Molla Hüsrev, Durarul-Hukkâm, İstanbul 1307, I, 92 vd.; el-Fetâvâl-Hindiyye, Beyrut 1400/1980, I, 90 vd.; İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, Mısır 1389/1970, I, 377 vd.; Ö. Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul 1985, s. 186 vd.).<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Mesbûk Hakkında Meseleler</span><br />
<br />
Mesbûk hakkında aşağıdaki meseleler ortaya çıkar. Mesbûk, imam selam verdikten sonra edâ edeceği rekatlarda imam ile kılıyormuş gibi râbıtalı bir şekilde namazını tamamlar.<br />
Örnek: Bir kimse sabah namazının ikinci rekatında imama uyacak olsa, mesbûk olmuş olur.<br />
<br />
Mesbûk aldığı tekbirden sonra sukût eder. İmam ile beraber son oturuşta yalnız “ElTahiyyâtu” okur. İmam selam verince, kendisi ayağa kalkar ve imam ile kılmamış olduğu ilk rekatı imam ile kılıyormuş gibi râbıtalı bir şekilde kılmaya başlar. “Subhânake duâsı ve Eûzu-Besmela’dan” sonra ElFâtiha Sûresi ile bir miktar daha Gur’ân-ı Kerîm okur. Sonra rukû ve secde yapar. Secdeden kalkınca son oturuş’a(kâde-i âhire) durur ve ElTahiyyâtu, Salli-Bârik ve Rabbenâ Âtinâ ve Rabbenâ İğfirlî duâlarını okuyarak selâm verir.<br />
Akşam namazının ikinci rekatında imama uyan kimse de birinci rekat hakkında bu şekilde hareket eder.<br />
Mesbûk, dört rekatlı namazların üçüncü rekatından başlayarak imama uysa, imam ile beraber son oturuşta yalnız “ElTahiyyâtu” duâsını okur. İmam selam verdikten sonra kalkar, Subhânake, Eûzu-Besmela, ElFâtiha Sûresi ve bir miktar daha Gur’ân-ı Kerim’i okur. Rukû ve secdelere varır, sonra kalkar yalnız Eûzu-Besmela ile ElFâtiha Sûresini okur. Biraz daha Gur’ân-ı Kerîm okur. Yine rukû ve secdelere gider. Teşehhud’e(son oturuş) oturur. ElTahiyyâtu, Salli-Bârik ve Rabbenâ Âtinâ ve Rabbenâ İğfirlî duâlarını okuyarak selam ile namazını tamamlar.<br />
<br />
Mesbûk, dört rekatlı namazların ikinci rekatında imama uyacak olsa, üç rekatı imam ile kılmış olur. Teşehhüd’den(son oturuştan) sonra imam selam verince ayağa kalkar. Subhânake duâsını, Eûzu-Besmela’yı, ElFâtiha Sûresi ve ekleyeceği âyetleri okur. Rukû ve secdeye varıp son oturuşu yapar. Selâm verip namazını tamamlar.<br />
<br />
İmam rukûda iken, imama uyan kimse, o rukûya ait olan rekata yetişmiş olur. Fakat imamı secde halinde bulan kimse, hemen secdeye varırsa da o secdenin rekatına yetişmiş olmaz. Bunun için o rekatı yukarıda anlatıldığı şekilde edâ etmesi gerekir.<br />
<br />
Mesbûk, imam selâm verdikten sonra “Allâhu Ekbaru” diyerek ayağa kalkar ve noksan kalmış olan rekatları tamamlar. İmam selâm vermeden mesbûk’un kalkıp noksan kalan rekatları kılmaya başlaması uygun değildir.<br />
<br />
Bunun ile beraber imam, henüz selâm ile namazdan çıkmamış olunca, mesbûk’un teşehhüd(son oturuş) miktarı oturması lazımdır. Bundan önce kalkması caiz değildir.<br />
<br />
    Mesbûk(İmama sonradan yetişen kişi): İmam sağa ve sola selâm verdikten sonra “Allâhu Ekbaru” diyerek ayağa kalkar ve kalan rekatlarını sanki imam ile beraber kılıyormuş gibi devam eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">LAHİK KONUSU:</span><br />
<br />
Lahik: Namaza imam ile beraber başladığı halde kendisine gaflet, uyku veya cemaatin çokluğundan dolayı bir zahmet arız olup veya abdesti bozan bir durum ile karşılaşıp da namazın tamamını veya bir kısmını imam ile kılamayan kimse.<br />
<br />
Namazın başından sonuna kadar, aralıksız olarak imama uyan, bütün rek'atleri imam ile beraber kılan kimseye "müdrik", imama birinci rek'atın rükûundan sonra, imam selâm verinceye kadar, arada uyan kimseye de "mesbûk" adı verilir.<br />
<br />
Lâhik, imamla birlikte kılamadığı kısım için, imama uyan kimse gibidir. Bu yüzden kaçırdığı rek'atleri kaza ederken, Kur'ân-ı Kerim okumaz ve kendi başına kıldığı rek'atlerdeki yanılmasından dolayı "sehiv secdesi" yapması gerekmez. Çünkü imamın arkasında namaz kılan cemaat kendi yanılmasından dolayı sehiv secdesi yapmaz.<br />
<br />
İmama uyan cemaatten birisinin, namaz içinde abdesti bozulsa, meselâ, burnu kanasa, saftan ayrılır, namaza aykırı bir şeyle uğraşmaksızın hemen abdest alır, tekrar cemaate dönerek yetiştiği yerden imama uyar. Mümkün ise önce kaçırdığı rek'âtleri veya rükünleri kaza eder, sonra imama tabi olarak onunla selâm verir. Bir kimse, birinci rek'atın kıyamında uyuyup da imam secdeye vardığı anda uyansa, hemen rükûa varır, sonra secdeye vararak imama tabi olur. Bir yere dayanmaksızın vuku bulan, uyku hali gerçek uyku sayılmadığı için abdeste ve dolayısıyla namaza zarar vermez.<br />
<br />
Lâhik, imama yetişemeyeceğini anlarsa, hemen imama tabi olur, imam namazdan çıkınca kendisi kaçırmış olduğu rek'atleri veya rükünleri kaza eder. Ancak hükmen imamın arkasında namaz kılmakta olduğu kabul edilerek bir şey okumaksızın eksik kalan rek'atleri tamamlar.<br />
<br />
İmama ikinci rek'atte uyan bir kimse (mesbûk) abdesti bozulduğu için, bir veya daha fazla rek'atı kaçırsa, imam selâm verdikten sonra kaza edeceği ilk rek'atte kırâatte bulunması gerekir.<br />
<br />
İmam sehiv secdeleri yapsa, Lâhik namazını henüz tamamlamamış ise, onunla beraber bu secdeleri yapmaz. Önce namazı tamamlar, ondan sonra bu sehiv secdelerini yapar (İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 277 vd.; ez-Zeylaî, Tebyînul-Hakaik, el-Emîriyye, III,137 vd.; İbn Âbidîn, Reddül-Muhtâr,Mısır, t.y., I, 500-560; ez-Zühaylî, el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletuh, Dımaşk 1405/1980, II, 209, 210).<br />
<br />
Korku namazında, namazı imama uyarak kılmaya başlayan ve iki rek'atlı namazda ilk rek'atı, üç veya dört rek'atlı namazda ise, ilk iki rek'atı imam ile beraber kılan birinci grup, ikinci secdeden veya birinci oturuşta "tahiyyât"tan sonra düşman cephesine gider, ikinci grup gelerek, imam ile geri kalan re'katleri kılar, yeniden düşman karşısına gider. İmam kendi başına selâm verir. Birinci grup, döner gelir, namazını kıraatsız olarak tamamlar, selâm verir.<br />
<br />
İşte bu grup "lâhik" hükmündedir. İkinci grup namazlarını imamdan sonra kıraatle tamamlayıp düşman cephesine yeniden gider (bk. "Korku Namazı"). Bu ikinci grup ise "mesbûk" hükmünde olduğu için namazını kıraatla tamamlar.<br />
<br />
Ancak her lâhikin yukarıda açıklandığı şekilde namazı tamamlaması güç olduğu için, lâhiklerin eksik kalan namazlarına yeniden başlamaları daha uygun görülmüştür.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cemaatle namaz kılarken abdesti bozulan kimsenin, namazı kaldığı yerden kılabilmesi konusunda, bu meselenin cevâzıyla ilgili şartlar:</span><br />
<br />
a) Meydana gelen hadesin abdesti gerektirmesi,<br />
<br />
b) Nadir olaylardan olmaması,<br />
<br />
c) Hadesin meydana gelmesinde şahsın ihtiyar ve iradesinin bulunmaması, yani ihtiyarı dışında meydana gelmesi, (Bahr-i Râik / îbn  Nüceym.)<br />
<br />
O halde namazda iken kasten idrarını akıtır, ya da büyük abdestini bozar veya yellenir ya da buna benzer bir fiili kasten meydana getirirse, artık alacağı abdestle kılmakta olduğu namazı kaldığı yerden değil, yeniden kılması gerekir. Çünkü kasde dayalı abdest bozma namazı bozmuş sayılır.<br />
<br />
Kasden yapmaz da ancak meydana gelen hades guslü gerektirirse, o takdirde de namaz bozulmuştur, yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
Bunun gibi, meydana gelen hades, bir insanın fiiliyle oluşuyorsa, yine o namazı iade etmesi lâzımdır. Ebû Yusuf bu görüşe muhalefet etmiştir. Ona göre kaldığı yerden kılabilir. Çünkü kendi fiiliyle değil başkasının fiiliyle hades vaki olmuştur.<br />
<br />
Elinde olmayarak ağız dolusu kusuntu gelirse, abdest alıp kılmakta olduğu namazı kaldığı yerden tamamlar. Ancak bu arada konuşmaması gerekir.<br />
<br />
Namaz kılarken kendi fiili olmaksızın abdesti bozacak bir durum meydana gelirse, meselâ:<br />
<br />
Atılan bir taş başını yarıp kan akmasına neden olur veya hariçten birisi onun yüzündeki yaraya dokunarak irin akmasına sebep olursa, bu takdirde namaz bozulmuştur. Abdest alıp yeniden kılması gerekir. Bu, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göredir. (Şerh-i Tahavi.)<br />
<br />
Namaz kılarken damdan düşen bir taş başını yarıp kan akmasına neden olursa, bu taş oradan geçen bir kimsenin yürümesinden dolayı düşmüşse, o takdirde namazı iade etmesi gerekir. Taş kendiliğinden düşmüşse, abdest alıp kaldığı yerden kılıp tamamlayabilir.<br />
<br />
Bunun gibi ağacın altında namaz kılarken düşen bir meyve kan akmasına neden olursa, bu takdirde abdest alıp namazı kaldığı yerden kılabilir. Dilerse yeniden kılar.<br />
<br />
Ama namaz kılarken ayağına bir diken batması veya alnını secdeye korken yine keskin bir taş ya da dikenin batması sebebiyle kan akarsa, bunda adamın kastı olmasa bile yine de o namazı iade etmesi gerekir. Çünkü daha önce namaz kılacak yere dikkat edip ona göre durmalıydı. Namazda iken sivrisineğin ya da başka bir haşerenin ısırmasıyla çıkıp akan kan abdesti bozduğu gibi namazı da bozmuş sayılır, yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
Namazda iken aksırır ya da öksürürken yellenirse, abdesti bozulduğu gibi namazı da bozulur; abdest alıp yeniden kılması gerekir. Sahih olan da budur. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Kadın namaz kılarken tenasül cihazına yerleştirdiği bez kendiliğinden ıslak bir vaziyette düşerse imamların ittifakıyla kadın abdest alıp o namazı kaldığı yerden tamamlayabilir. Ama bezin düşmesini kendi hareketiyle sağlamışsa, o takdirde o namazı yeniden kılması gerekir. Ebû Yusuf'a göre, bu durumda da kaldığı yerden tamamlayabilir. (El-Tebyîn / Zeylai.)<br />
<br />
Namaz kılarken vücudundaki kanlı bir çıban patlar da kan ya da irin akacak olursa, abdest alıp kaldığı yerden namazını tamamlayabilir.<br />
<br />
Vücudundaki çıbanı sıkar veya dizindeki çıban rükû'a eğildiğinde ellerinin dokunmasıyla patlar ve kan akarsa, yeniden abdest alıp bozulan namazı iade etmesi gerekir. (El-Muhit / Radıyüddin Serahsî.)<br />
<br />
Namazda bayılır veya cinnet getirir ya da kahkaha ile gülerse, abdest alıp yeniden namaz kılması gerekir. Bunun gibi namazda uyur veya ihtilâm olursa abdest alıp yeniden namaz kılar. Bu, istihsanî bir hükümdür.<br />
<br />
Namazda iken elbisesine dirhem miktarı idrar serpilirse, abdest alıp yeniden namazını kılması gerekir. Zahir rivayet budur. (Şerh-i Tahavî.)<br />
<br />
d) Şartlarından biri de, abdesti bozulunca hemen ayrılması,<br />
<br />
Aksi halde bir rükün miktarı ya yerinde bekler, ya da bir rükün eda edip öylece ayrılırsa, namazı da bozulmuş sayılır. Yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
Bu durumda abdest almaya giderken veya dönerken Kur'ân'dan bir şeyler okursa, namazı yine de bozulur; iade etmesi vâcib olur. Sahih olan da bu görüştür. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Abdest almaya giderken ve ondan dönerken tesbihte bulunursa, bu namazı bozmaz, kaldığı yerden tamamlayabilir. En sahih olan görüş ve ictihâd budur. (El-Tebyîn / Zeylai.)<br />
<br />
İmam namaz kıldırırken, rükû'da abdesti bozulur, fakat o yine “Semiallahu limen hamidehu” diyerek başını kaldırır veya secdede abdesti bozulur, o bir rükün edâ etmeyi dileyerek Allahu Ekber diyerek başını kaldırırsa, hem kendisinin, hem cemaatin namazı bozulmuş olur. Ama bir rüknü yerine getirmeyi dilemeden böyle yaparsa, farklı iki görüş vardır. (El-Kâfi / El-Mervezi.)<br />
<br />
İmam secdede iken abdesti bozulur ve o da Allahu Ekber diyerek başını kaldırırsa, namazı bozulmuş olur. Tekbir getirmeden kaldırırsa namazı bozulmaz, yerine bir adam geçirerek namazın tamamlanmasını sağlar. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Uyuklayarak abdesti bozulur ve bir müddet sonra uyanırsa, yeniden abdest alıp namazı kaldığı yerden tamamlar. Ama uyandıktan sonra az da olsa bir süre beklerse, namazı bozulur. Yeniden iadesi gerekir. (Mi'racü'd-Diraye.)<br />
<br />
e) Şartlardan biri de, abdesti bozulduktan sonra namaza aykırı bir fiilde bulunmaması,<br />
<br />
O halde namazda abdesti bozulduktan sonra yürüyüp abdest almanın dışında başka bir harekette bulunur veya konuşur, güler veya bir şey yer ya da içerse namaz bozulur. Abdest aldıktan sonra yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
Namazda abdesti bozulduktan sonra yeniden abdest alırken avret yeri açılırsa, namazı bozulur, yeniden kılması gerekir. (El-Bedayiü1 / Kâsani.)<br />
<br />
Ancak abdest alırken elde olmayan sebeplerle avret yeri açılır ve bundan sakınması mümkün olmazsa, Kaadı Ebû Ali En-Nesefîye göre, namazı bozulmaz, kaldığı yerden tamamlayabilir. (En-Nihaye - Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Kadına gelince, namazda abdesti bozulduktan sonra abdest almak için kollarını sıvadığında namazı bozulur. Çünkü kollar avrettir. Sahih olan da budur.<br />
<br />
Abdest almak için kuyu, yakında; çeşme ise uzakta olursa, en az külfetli olanı seçer. Ancak kuyudan su çekerek abdest alırsa, sahih olan şudur ki, namazını yeniden kılar.  Muhtar olan kavi de budur.<br />
<br />
Namazda abdesti bozulduktan sonra çok yakın olan evine gitmeyip ondan biraz daha ötede olan çeşmeye giderek abdest alan kimsenin namazı bozulmuştur, yeniden kılması gerekir. Ama çeşmeyle evi arasında iki saf sığacak kadar az bir mesafe bulunursa, o takdirde namazı kaldığı yerden tamamlayabilir.<br />
<br />
Evinde su bulunduğunu unutarak biraz öteki çeşmeye kadar uzanıp abdest alırsa, aradaki mesafe belirttiğimizden fazla da olsa, namazı kaldığı yerden tamamlayabilir. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
<br />
Abdest aldıktan sonra namaz kılmaya gelirken başını mesh etmediğini hatırlar da dönüp bunu yerine getirdikten sonra namazı kaldığı yerden tamamlayabilir. Ancak gelip namaza durduktan sonra bunu hatırlarsa, artık başını mesnettikten sonra o namazı yeniden kılar. (El-Hulasa - El-Mebsut / Serahsi.)<br />
<br />
Abdest alıp ayrıldıktan sonra elbisesini unuttuğunu hatırlayarak geri dönüp alırsa, artık namazı hükümsüz olmuştur, yeniden kılması gerekir. (Tatarhaniyye.)<br />
<br />
Abdesti mescidde namaz kılarken bozulur ve mescit içindeki su kabından abdest aldıktan sonra o kabı tek eliyle tutup namaz kılacağı yere taşırsa, namazı bozulmamış sayılır ve kaldığı yerden tamamlayabilir. Ama iki eliyle tutup taşıdığı takdirde namaz bozulmuştur, yeniden kılması gerekir. (El-Muhlt / Radıyüddin Sevahsî.)<br />
<br />
Abdest almak için kilitli bulunan evini, açar, abdest aldıktan sonra hırsızlık endişesiyle kapıyı tekrar kilitleyip öylece namazı tamamlamaya gelirse, kaldığı yerden kılabilir. Böyle bir endişe olmadığı halde kilitlerse, artık o ilk namaz bozulmuştur, yeniden kılması gerekir. (El-Cevheratü'n-Neyyire.)<br />
<br />
Namazda iken namaza mâni' olacak kadar necaset elbisesine dokunur, onu yıkarsa, bu necaset kendi bünyesinden meydana gelen bir necasetse namazı kaldığı yerden tamamlayabilir. Hariçten dokunmuşsa, namazı bozulmuştur, yeniden kılması gerekir. İmam Ebû Yusuf’a göre, hariçten de dokunmuş olsa, yine de namazı kaldığı, yerden tamamlayabilir.<br />
<br />
Elbisesine namazda iken necaset dokunursa, hemen oracıkta elbisesini değiştirme imkânı varsa değiştirip namazı kaldığı yerden tamamlar. Necaset dokunan elbiseyle namazın az bir bölümünü yerine getirecek olursa, namaz bozulmuş sayılır. Namazı olduğu yerde bırakır da bir süre o vaziyette beklerse, hüküm yine böyledir. (El-Muhit / Serahsi.)<br />
<br />
Namazda iken abdesti bozulduğu için abdest almak üzere ayrılır ve bu esnada kasten abdest bozacak bir fiilde bulunursa, artık o namaz bozulmuştur, yeniden kılınması gerekir. (Fetâvâ-yi Kaadıhan.)<br />
<br />
f) Şartlardan biri de, semavi bir hades arız olduktan sonra geçmiş bir hadesin ortaya çıkmaması,<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Buna bir misal verelim:</span><br />
<br />
Ayağında mest bulunduğu halde namaz kılarken abdesti bozulur, yeniden abdest almak için ayrıldığında mestlerin süresi dolarsa, artık o namazı yeniden kılması gerekir. Sahih olan da budur. (Bahr-i Râik / îbn Nüceym.)<br />
<br />
Bunun gibi teyemmümle namaz kılarken abdesti bozulduğu için yeniden abdest almak üzere ayrılır ve bu sırada suya rastlarsa, namazı bozulmuş sayılacağından onu yeniden kılması gerekir. (El:Muhit / Serahsi.)<br />
<br />
g) Şartlardan biri de, cemaat halinde namaz kılarken abdesti bozulmuşsa, yeniden abdest aldığında -imam namazı bitirmemişse- gelip imama uyması gerekir. İmam namazı bitirmişse, artık dönmesine gerek yoktur. Şayet dönüp eski yerine gelirse, namazı bozulmuş olur, yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
İmam henüz namazı bitirmemişse, muktedi abdest aldıktan sonra eski yerine gelmesine gerek yoktur, ara yerde bir engel yoksa bulunduğu yerden imama uyup namazını tamamlar. (Bahr-i Râik / İbn Nüceym.)<br />
<br />
Yalnız başına namaz kılarken abdesti bozulduğu, için yeniden abdest alan kimse, dilerse namazı evinde tamamlar, dilerse ilk namaz kıldığı yere döner. Dönmesi afdaldır. (El-Kâfî - Hâkim-i Şehid El-Mervezi.)<br />
<br />
Bu konuda imam da münferit gibidir. Abdesti bozulduğunda yerine birini geçirip kendisi abdest aldıktan sonra, yerine bıraktığı imam namazı bitirmişse o artık dönmeyip olduğu yerde namazını tamamlar. Bitirmemişse, dönüp ona uyarak namazını tamamlar. (Şerh-i Vikaaye / Sadrü'ş-Şeri'a Ubeydullah.)<br />
<br />
h) Namazda abdesti bozulduktan sonra üzerinde kazaya kalmış bir namazı hatırlamaması gerekir.<br />
<br />
Abdesti bozulan kimse tertip sahibi olur da abdest aldığında kazaya kalmış bir namazı hatırlarsa, ilk başladığı namaz bozulmuş sayılır, vakit dar değilse önce kazaya kalmış namazı, sonra o namazı yeniden kılar. (Bahr-i Râik / İbn Nüceym.)<br />
<br />
i) Şartlardan biri de, abdesti bozulan kimse imam olursa, yerine imamete elverişli olmayan bir kişiyi geçirmemesi gerekir. Meselâ:<br />
<br />
Yerine imanı olmak üzere bir kadını geçirirse, namazı bozulmuş olacağından abdest aldıktan sonra yeniden kılması gerekir. Bu durumda cemaatin de namazı bozulur. (Bahr-i Râik / İbn Nüceym.)</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sehiv (Yanılma) Secdesi Nedir - Ne Zaman ve Nasıl Yapılır - Gerektiren Haller?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=25</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 04:32:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=25</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=887" target="_blank" title="">Sehiv yanılma secdesi nedir ne zaman ve nasıl yapılır sehiv secdesi gerektiren haller.png</a> (Dosya Boyutu: 138.36 KB / İndirme Sayısı: 223)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color">Sehiv (Yanılma) Secdesi Nedir - Ne Zaman ve Nasıl Yapılır - Gerektiren Haller?</span><br />
<br />
<br />
Hanefi mezhebine göre sehiv secdesi, bir namazın kusurlu kılınması hâlinde, bu kusuru düzeltmek maksadı ile namazın sonunda (son oturuşta Tahiyyatı okuduktan sonra) yapılan secdedir. Kusur genellikle namazda farzın te'hiri, vâciblerden birinin unutularak yapılmaması (terki), yahut sonraya bırakılması (te'hiri), yahut da vaktinden önce yapılması (takdimi) suretiyle ortaya çıkar. Namaz içinde bu yanlışlıklar hatırlanırsa namaz sonunda sehiv secdesi yapılır. Sehiv secdeleri vâcibdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sehiv Secdesinin Yapılışı Nasıldır?</span><br />
<br />
Son oturuşta Tehıyyât okunduktan sonra, imam olan kimse sadece sağ tarafına, yalnız kılan ise iki tarafına da selâm verir ve hemen ardından "Allahü Ekber" diyerek iki defa secdeye varır. İkinci secdeden sonra doğrulup oturur ve yeniden Tehıyyâtı, salâvat ve duaları okuyarak selâm verir. Böylece sehiv secdesi yerine getirilmiş olur. Namaz kılan kimse şayet selâm verdikten sonra yanıldığını hatırlarsa, yönünü kıbleden çevirmemiş ve henüz konuşmamış ise, sehiv secdesini yapabilir. Fakat yerinden kalkmış, yönünü kıbleden çevirmiş veya konuşmuş ise, artık sehiv secdesi yapamaz. Namaz sahihtir, ancak sehiv secdesi yapılmadığı için sevabı noksandır. Vâciblerden biri, terkedilirse namaz geçerli olur. Ancak vacibi terketmekten dolayı günah işlemiş olur. Sehiv secdesi yapan imama iktida sahihtir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hanefi Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller:</span><br />
<br />
1. Fâtiha'dan sonra zamm-ı sûre okumadan rükû'a gitmek. Rükû'da iken hatırlarsa, doğrulup sûreyi okur, sonra tekrar rükû'a gider. Namazın sonunda da sehiv secdesi yapar.<br />
<br />
2. Unutarak Fâtiha'yı iki kere okumak.<br />
<br />
3. Vitir namazlarının tekbir ve kunut duasını unutmak. Rükû'da iken hatırlasa, doğrulup kunut okumaz. Sonunda sehiv secdesini yapmakla yetinir.<br />
<br />
4. Dört rek'atlı namazlarda, iki rek'at kıldıktan sonra oturmayı unutarak üçüncü rek'ata kalkmak, yani, ilk oturuşu terketmek. Bu durumda bakılır: Eğer namazı kılan kişi tamamen kalkmış veya kalkmaya daha yakın bir durumda ise, oturmaz; namazı bitirip sonunda sehiv secdesi yapar. Eğer oturmaya daha yakın bir halde ise, oturur; sonunda da sehiv secdesi yapmaz. Tam kalktıktan sonra oturmak ise, namazı bozar.<br />
<br />
5. Birinci oturuşta Tehıyyât'ı okuduktan sonra hemen kalkmayıp salâvatları ve duaları okumak yahut da bir rükün edâ edecek kadar gecikmek. Bu durumda eğer salâvattan okunan kısım bir cümle teşkil eder ise (Allahümme salli alâ Muhammedin demek gibi) namazın sonunda sehiv secdesi yapılır. Fakat okunan kısım bir cümle teşkil etmemişse, sehiv secdesine gerek yoktur.<br />
<br />
6. Dört rek'atlı farz namazlarda, son rek'atta oturmaksızın beşinci rek'ata kalkılacak olsa, beşinci rek'atın kıyam, kırâet ve rükû'u tamamlanıp secdeye gidilmedikçe, dönüp tekrar oturulur. Tehıyyâtdan sonra selâm verilip sehiv secdesi yapılır. Çünkü bu durumda farz olan son oturuş te'hire uğramıştır. Fakat beşinci rek'at için secde yapılmış olursa, bu namaz nâfileye döner. Artık buna bir rek'at daha ilâve ederek, altı rek'atlık bir nâfile namazı kılınmış olur. Dolayısıyla sehiv secdesi de gerekmez. O farzı yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
7. Dört rek'atlı bir farz namazın son ka'desinde teşehhüd miktarı oturduktan sonra kalkan kimse, hemen oturup selâm verir. Tekrar Tehıyyat okumasına gerek yoktur. Hâtta oturmadan ayakta bile selâm verebilir. Zira farz olan oturuşu yapmıştır. Yalnız ayakta selâm vermekle sünneti terketmiş olur. Sonunda ayrıca sehiv secdesi de lâzımdır. Çünkü selâm te'hire uğramıştır.<br />
<br />
8. İmama sonradan yetişen kimse, kendi kıldığı rek'atlar içinde hatâ yaparsa, o hatâsı için sehiv secdesi yapar.<br />
<br />
9. İmamın, açıktan okuması vâcib olan yerlerde gizli; gizli okuması vâcib olan yerlerde de açık okuması... Meselâ, öğle namazında Fâtiha ve zamm-ı sûreyi sesli okuması, akşam namazında da içinden okuması gibi. Namazdaki tesbih ve tekbirlerin cehren okunması, sehiv secdesini icab ettirmez.<br />
<br />
10. Namaz içinde Fâtiha okunduktan sonra, hangi âyet veya sûreyi okuyacağı bir müddet tefekkür edilse, sehiv secdesi icab eder. Çünkü vâcib te'hire uğramıştır. Bu süre bir ayet okuyacak kadar veya bir rükü ve ya secde yapacak kadar bekleme süresi esas alınır.<br />
<br />
Bir rüknü veya bir vacibi yerine getirirken meydana gelecek bir dalgınlık ve bir düşünce ise, sehiv secdesi gerektirmez.<br />
<br />
11. Ta'dîl-i erkânın terki, sehiv secdesini gerektirir.<br />
<br />
12. Namazda sehiv secdesini icab eden birkaç hatâdan dolayı tek sehiv secdesi yeterlidir.<br />
<br />
13. Herhangi bir namazın bir rüknünü tekrar etmek, sehiv secdelerini gerektirir. Bir rekatta iki defa rükü veya üç defa secde yapılması gibi. Birinci ve ikinci rekatlarda Fatiha'nın tekrarlanarak okunması veya arka arkaya okunması veya rüku, secde ve teşehhüdde Kur'an okunması da böyledir. Fakat üçüncü veya dördüncü rekatlarda Fatiha'nın iki defa okunması veya bunlarda Fatiha ile beraber başka bir surenin de okunması yahut yalnız başka bir sürenin okunması sehiv secdelerini gerektirmez. Çünkü bu takdirde bir vacib terk edilmiş veya geciktirilmiş ve Kur'an da meşru olan yerin başkasında okunmuş olmaz. Ancak bu halde rekatlar, önceki, rekatlarden daha fazla uzatılmış ve cemaata da ağırlık verilmiş olursa, kerahetten korunmuş olmaz.<br />
<br />
Sehiv secdesinde, iki secde ile Tehıyyât'ı okumak ve selâm vermek vâcibdir. Tehıyyât'dan sonraki salâvat ve dualar ve secdedeki tekbirler ve tesbihler ise sünnettir.<br />
<br />
* Bir namaz içinde, o namazın rek'atları sayısında şüphe etmek, namaz kılan kimse vesveseli biri değilse, kılınan namazı iptâl eder. Yeniden kılmak gerekir. Nitekim vakit varken, namazı kılıp kılmadığında tereddüd eden de o namazı kılar. Namazı tamamladıktan sonra rek'at sayısında şüpheye itibar yoktur. Ancak noksan kıldığını kesin olarak anlarsa, namazı yeniden kılar.<br />
<br />
<br />
--------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">SEHİV SECDESİ GEREKTİREN HALLER</span><br />
<br />
Sehiv secdesi, namazda yanılma, unutma veya dalgınlık gibi durumlar yüzünden namazın sonunda yapılan secdedir.<br />
<br />
Sehiv Secdesi Gerektiren Haller<br />
<br />
Namazda, unutarak bir rüknün geciktirilmesi, tekrarlanması veya öne alınması ya da bir vacibin terk edilmesi, geciktirilmesi veya değiştirilmesi halinde noksanlığın telafi edilmesi için sehiv secdesi yapılması vaciptir (Heyet, el-Fetâva’l-Hindiye, Dâru’l-Fikr, 1411/1991, I, 125-126).<br />
<br />
Sehiv secdesinin yapılış şekli şöyledir: Namazın son oturuşunda ‘tahiyyât’ okunarak sağ tarafa selam verilir ve hiç ara vermeksizin, ‘Allahü Ekber’ denilerek secdeye varılır. Burada üç kere ‘sübhâne Rabbiye’l-â’lâ’ denilir. Sonra ‘Allahü ekber’ denilerek oturulur, tekrar ‘Allahü ekber’ denilerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere ‘sübhâne Rabbiye’l-â’lâ’ denilir ve “Allahü ekber” denilerek oturulur. Bu oturuşta, “Ettehiyyâtü, Allahümme salli, Allahümme bârik ve Rabbenâ âtinâ…” duaları okunarak önce sağa, sonra sola selâm verilir.<br />
Sehiv secdesine gitmeden önceki oturuşta da salli-bârik ve diğer duaları okumak caizdir. Sehiv secdesinin, her iki tarafa selam verdikten sonra yapılabileceği görüşünde olanlar bulunmakla beraber; cumhur, sadece sağ tarafa selam verdikten sonra yapılmasını tercih etmektedir (Mevsîlî, İhtiyâr, İstanbul, ts. , I, 72; Heyet, el-Fetâva’l-Hindiye, Dâru’l-Fikr, 1411/1991, I, 125; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtar, Beyrut, 1421/2000, II, 78).<br />
<br />
Cemaatla kılınan namazlarda cemaatın yanlışlıkla dağılmaması için, yalnız sağ tarafa selam verdikten sonra sehiv secdesi yapılması daha faziletlidir, ihtiyata uygundur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Birinci oturuşu son oturuş sanarak selam veren kimse ne yapar?</span><br />
<br />
Dört rekatlı namaz kılmakta iken, son oturuşta olduğunu zannederek dalgınlık sonucu selam veren kişi, eğer bu selamdan sonra konuşmak, yönünü kıbleden çevirmek gibi namaza aykırı bir davranışta bulunmamışsa kaldığı yerden namaza devam eder ve dördüncü rekatın sonunda sehiv secdesi yapar. Aksi takdirde bu namazı yeniden kılar.<br />
<br />
İlk oturuşta selam verme hatası yanılmaya değil de, bilgi eksikliğine dayanıyorsa namaz iade edilir. Mesela seferi olmadığı halde seferi olduğu düşüncesi ile normalde dört rekat olarak kılması gereken bir namazı iki rekat olarak kılarsa bu namazın dört rekat olarak yeniden kılınması gerekir (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, II, 92).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazda kaç rekat kıldığı konusunda tereddüt eden kimse ne yapmalıdır?</span><br />
<br />
Yapılan ibadet ve amellerin her türlü şüpheden uzak olması gerekir. Şüphe ve tereddütler amelin değerini düşürür. Bu yüzden kıldığı namazın kaç rekat olduğunda ilk defa şüphe eden kimsenin bu namazı yeniden kılması gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri namazında kaç rekat kıldığı hususunda şüpheye düşerse namazı yeniden kılsın” (İbn Ebi Şeybe, Musannef, III, 435; bkz. Zeylai, Nasbu’r-raye, II, 173).<br />
<br />
Namazda zaman zaman şüpheye düşüp kaç rekat kıldığı hususunda kesin bir kanaate varamayan kimse, kıldığına emin olduğu en az rekat sayısını esas alarak namazına devam eder. Hz. Peygamber, (s.a.s.) “Sizden biri namazında şüphe eder de üç mü dört mü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve en az rekatı esas alarak namazına devam etsin” buyurmuştur (Nesai, Sehv, 24; İbn Mace, İkame, 132).<br />
<br />
Buna göre dört rekatlı bir namaza başlayan kimse, kıldığı rekatın birinci rekat mı ikinci rekat mı olduğunda kuşkuya düşüp, bir tarafı tercih edemezse, kendisini bir rekat kılmış sayar ve birinci sayılan rekatın ikinci; üçüncü sayılan rekatın da dördüncü rekat olma ihtimali bulunduğu için, her bir rekatın sonunda oturur ve tahiyyatı okur. Böylece dört oturuş yapmış olur ve sonunda sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, I, 165, 166).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Vitir namazının üçüncü rekatında tekbir almayı unutan kimse ne yapmalıdır?</span><br />
<br />
Vitir namazında kunut yapmak yani rekat içinde tekbir almak (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, II, 229) ve dua okumak vaciptir. Bir kimse kunut yapmayı unutur ve rükudan sonra hatırlarsa ondan kunut düşmüş olur (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, II, 234). Bunun yerine namazın sonunda sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar (Alauddin Abidin, el-Hediyyetu’l-Alaiyye, 108).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazda son oturuşu yapmadan ayağa kalkan kişi ne yapmalıdır?</span><br />
<br />
Namaz kılmakta olan birisi, son oturuşu yapmadan unutkanlıkla ayağa kalkarsa, secdeye varmadıkça geri oturup tahiyyat duasını okuduktan sonra sehiv secdesi yaparak namazı tamamlar.Eğer, kalktığı rekatın secdesini yapmışsa Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a göre artık bu namazın farz namaz olarak tamamlanması mümkün olmaz. Kılmakta olduğu namaz, iki veya dört rekatlı bir namaz ise bu durumda, bir rekat daha kılarak namazını tamamlar. Bu namaz nafileye dönüşmüş olur. Ardından bu farzı yeniden kılması gerekir.<br />
Yanlışlıkla kalkılan rekatın secdesi yapılmışsa buna bir rekatın eklenmesi nafile namazların çift sayılı rekatlar şeklinde kılınmasının meşru olmasından dolayıdır (İbn Nüceym, Bahru’r-raik, II, 112).<br />
Kılmakta olduğu namaz akşam namazı ise, kalktığı rekatın secdesini yapmamışsa, yukarıda olduğu gibi geri oturup sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar. Eğer kalktığı rekatın secdesini yapmışsa bu durumda bir rekat daha ilave ederek namazı dört rekata tamamlar. Kıldığı bu namaz nafileye dönüşmüş olacağından akşam namazının farzını yeniden kılar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Farz namazların ilk oturuşunda ‘Allahümme salli ala Muhammed’ demek sehiv secdesi gerektirir mi?</span><br />
<br />
Sehiv secdesi, namaz esnasındaki yanılmadan dolayı namazın sonunda yapılan secdedir. Namazda, unutarak bir rüknün geciktirilmesi, tekrarlanması, bir vacibin terk edilmesi veya geciktirilmesi halinde; noksanlığın telafi edilmesi için sehiv secdesi yapılması vaciptir. Farz namazların ilk oturuşunda tahiyyat okunduktan sonra kalkılması gereken bir namazda “Allahümme salli ala Muhammed” diyen kişi İmam’ı A’zama göre farz olan kıyamı geciktirdiği için sehiv secdesi yapar; böylece namazı tamam olur. Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre ise sehiv secdesi gerekmez (Ka’sani, Bedaiu’s-Sanai’, Beyrut, 1982, I, 213).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sehiv secdesini yapmayı unutan birine ne lazım gelir?</span><br />
<br />
Yapılması gereken sehiv secdesini yanılarak veya unutarak terk eden bir kimse, eğer selam verdikten sonra gülmek, konuşmak, yönünü kıbleden çevirmek gibi namaza aykırı bir işte bulunursa veya sehiv secdesi yapmaya vakit kalmaz ise, bu kimseden sehiv secdesi düşer.<br />
Namazı iade etmesi de gerekmez. Ancak namaza aykırı bir davranışta bulunmadan secdeyi hatırlarsa hemen secde eder (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, 1/409).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İmam farz namazların ilk iki rekatında fatiha’dan sonra bir sure veya ayet okumamışsa ne yapması gerekir?</span><br />
<br />
Namazların ilk iki rekatında Fatiha’dan sonra Kur’an’dan bir miktar daha okumak (zamm-ı sure) vaciptir. Vaciplerin kasten terk edilmesi günahtır, unutarak terk edilmesi veya geciktirilmesi ise günah olmaz, fakat namazın sonunda sehiv secdesi yapılması gerekir. Buna göre, bir imam dört veya üç rekatlı farz namazların ilk iki rekatında, Fatiha’dan sonra bir sure veya bir miktar ayet okumamışsa, bu sure veya ayetleri üçüncü ve dördüncü rekatlarda Fatiha’dan sonra okusa da okumasa da sehiv secdesi yapması gerekir. Çünkü namazdaki bir vacibi geciktirmiş veya terk etmiştir (Kasani, Bedai’u’s-Sanai’, I, 401; Merğinani, el-Hidaye, I, 53).<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Namazın dışında ve namazda tilavet secdesi nasıl yapılır?</span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim okunurken secde ayetlerini okuyan veya dinleyen kimsenin tilavet secdesi yapması vacibtir. Secde ayeti okuyan kişi namazda değilse, ister ayeti okur okumaz, ister daha sonra kalkıp secdeyi yapar (Mevsıli, İhtiyar, İstanbul, ts. I, 27).<br />
Namaz kılan kişinin namazda secde ayeti okuması halinde, secde ayetinden sonra üç ayetten daha fazla okumayıp, rüku’a eğilecekse, tilavet secdesine niyet ederek rüku’a gider. Yapmış olduğu bu rüku aynı zamanda tilavet secdesi yerine de geçer. Şayet üç ayetten daha fazla okuyacaksa, tilavet secdesine niyet ederek doğrudan secdeye gider ve bir defa secde yaptıktan sonra ayağa kalkıp kaldığı yerden kıraate devam eder (Hey’et, el-Fetava’l-Hindiyye, I, 133).<br />
Tilavet secdesi bir namaz olmasa da; taharet, kıbleye dönmek, niyet etmek, avret yerlerinin örtülü olması gibi namazda aranan şartlar tilavet secdesinde de aranır. Ancak tilavet secdesinde iftitah tekbiri sünnettir.<br />
Tilavet secdesi yapacak kişi, ellerini kaldırmadan doğrudan doğruya ‘Allahu Ekber’ diyerek bir kere secdeye gidip üç defa “Sübhane Rabbiye’l-ala” dedikten sonra yine ‘Allah’u Ekber’ diyerek başını secdeden kaldırır. Böylece tilavet secdesi tamamlanmış olur. Yani tilavet secdesinden sonra teşehhüt (et-Tahiyyatü) ve selam yoktur.<br />
Tilavet secdesini gerektiren ayetleri işiten kişi, hemen secde yapmaya fırsat bulamaz ise, “Semi’na ve eta’na ğufraneke Rabbena ve ileyke’l-masir” demesi müstehaptır. O anda yapamadığı secdeyi daha sonra yapar (Şürünbülali, Meraku’l-Felah, s. 203).<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=887" target="_blank" title="">Sehiv yanılma secdesi nedir ne zaman ve nasıl yapılır sehiv secdesi gerektiren haller.png</a> (Dosya Boyutu: 138.36 KB / İndirme Sayısı: 223)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color">Sehiv (Yanılma) Secdesi Nedir - Ne Zaman ve Nasıl Yapılır - Gerektiren Haller?</span><br />
<br />
<br />
Hanefi mezhebine göre sehiv secdesi, bir namazın kusurlu kılınması hâlinde, bu kusuru düzeltmek maksadı ile namazın sonunda (son oturuşta Tahiyyatı okuduktan sonra) yapılan secdedir. Kusur genellikle namazda farzın te'hiri, vâciblerden birinin unutularak yapılmaması (terki), yahut sonraya bırakılması (te'hiri), yahut da vaktinden önce yapılması (takdimi) suretiyle ortaya çıkar. Namaz içinde bu yanlışlıklar hatırlanırsa namaz sonunda sehiv secdesi yapılır. Sehiv secdeleri vâcibdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sehiv Secdesinin Yapılışı Nasıldır?</span><br />
<br />
Son oturuşta Tehıyyât okunduktan sonra, imam olan kimse sadece sağ tarafına, yalnız kılan ise iki tarafına da selâm verir ve hemen ardından "Allahü Ekber" diyerek iki defa secdeye varır. İkinci secdeden sonra doğrulup oturur ve yeniden Tehıyyâtı, salâvat ve duaları okuyarak selâm verir. Böylece sehiv secdesi yerine getirilmiş olur. Namaz kılan kimse şayet selâm verdikten sonra yanıldığını hatırlarsa, yönünü kıbleden çevirmemiş ve henüz konuşmamış ise, sehiv secdesini yapabilir. Fakat yerinden kalkmış, yönünü kıbleden çevirmiş veya konuşmuş ise, artık sehiv secdesi yapamaz. Namaz sahihtir, ancak sehiv secdesi yapılmadığı için sevabı noksandır. Vâciblerden biri, terkedilirse namaz geçerli olur. Ancak vacibi terketmekten dolayı günah işlemiş olur. Sehiv secdesi yapan imama iktida sahihtir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hanefi Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller:</span><br />
<br />
1. Fâtiha'dan sonra zamm-ı sûre okumadan rükû'a gitmek. Rükû'da iken hatırlarsa, doğrulup sûreyi okur, sonra tekrar rükû'a gider. Namazın sonunda da sehiv secdesi yapar.<br />
<br />
2. Unutarak Fâtiha'yı iki kere okumak.<br />
<br />
3. Vitir namazlarının tekbir ve kunut duasını unutmak. Rükû'da iken hatırlasa, doğrulup kunut okumaz. Sonunda sehiv secdesini yapmakla yetinir.<br />
<br />
4. Dört rek'atlı namazlarda, iki rek'at kıldıktan sonra oturmayı unutarak üçüncü rek'ata kalkmak, yani, ilk oturuşu terketmek. Bu durumda bakılır: Eğer namazı kılan kişi tamamen kalkmış veya kalkmaya daha yakın bir durumda ise, oturmaz; namazı bitirip sonunda sehiv secdesi yapar. Eğer oturmaya daha yakın bir halde ise, oturur; sonunda da sehiv secdesi yapmaz. Tam kalktıktan sonra oturmak ise, namazı bozar.<br />
<br />
5. Birinci oturuşta Tehıyyât'ı okuduktan sonra hemen kalkmayıp salâvatları ve duaları okumak yahut da bir rükün edâ edecek kadar gecikmek. Bu durumda eğer salâvattan okunan kısım bir cümle teşkil eder ise (Allahümme salli alâ Muhammedin demek gibi) namazın sonunda sehiv secdesi yapılır. Fakat okunan kısım bir cümle teşkil etmemişse, sehiv secdesine gerek yoktur.<br />
<br />
6. Dört rek'atlı farz namazlarda, son rek'atta oturmaksızın beşinci rek'ata kalkılacak olsa, beşinci rek'atın kıyam, kırâet ve rükû'u tamamlanıp secdeye gidilmedikçe, dönüp tekrar oturulur. Tehıyyâtdan sonra selâm verilip sehiv secdesi yapılır. Çünkü bu durumda farz olan son oturuş te'hire uğramıştır. Fakat beşinci rek'at için secde yapılmış olursa, bu namaz nâfileye döner. Artık buna bir rek'at daha ilâve ederek, altı rek'atlık bir nâfile namazı kılınmış olur. Dolayısıyla sehiv secdesi de gerekmez. O farzı yeniden kılması gerekir.<br />
<br />
7. Dört rek'atlı bir farz namazın son ka'desinde teşehhüd miktarı oturduktan sonra kalkan kimse, hemen oturup selâm verir. Tekrar Tehıyyat okumasına gerek yoktur. Hâtta oturmadan ayakta bile selâm verebilir. Zira farz olan oturuşu yapmıştır. Yalnız ayakta selâm vermekle sünneti terketmiş olur. Sonunda ayrıca sehiv secdesi de lâzımdır. Çünkü selâm te'hire uğramıştır.<br />
<br />
8. İmama sonradan yetişen kimse, kendi kıldığı rek'atlar içinde hatâ yaparsa, o hatâsı için sehiv secdesi yapar.<br />
<br />
9. İmamın, açıktan okuması vâcib olan yerlerde gizli; gizli okuması vâcib olan yerlerde de açık okuması... Meselâ, öğle namazında Fâtiha ve zamm-ı sûreyi sesli okuması, akşam namazında da içinden okuması gibi. Namazdaki tesbih ve tekbirlerin cehren okunması, sehiv secdesini icab ettirmez.<br />
<br />
10. Namaz içinde Fâtiha okunduktan sonra, hangi âyet veya sûreyi okuyacağı bir müddet tefekkür edilse, sehiv secdesi icab eder. Çünkü vâcib te'hire uğramıştır. Bu süre bir ayet okuyacak kadar veya bir rükü ve ya secde yapacak kadar bekleme süresi esas alınır.<br />
<br />
Bir rüknü veya bir vacibi yerine getirirken meydana gelecek bir dalgınlık ve bir düşünce ise, sehiv secdesi gerektirmez.<br />
<br />
11. Ta'dîl-i erkânın terki, sehiv secdesini gerektirir.<br />
<br />
12. Namazda sehiv secdesini icab eden birkaç hatâdan dolayı tek sehiv secdesi yeterlidir.<br />
<br />
13. Herhangi bir namazın bir rüknünü tekrar etmek, sehiv secdelerini gerektirir. Bir rekatta iki defa rükü veya üç defa secde yapılması gibi. Birinci ve ikinci rekatlarda Fatiha'nın tekrarlanarak okunması veya arka arkaya okunması veya rüku, secde ve teşehhüdde Kur'an okunması da böyledir. Fakat üçüncü veya dördüncü rekatlarda Fatiha'nın iki defa okunması veya bunlarda Fatiha ile beraber başka bir surenin de okunması yahut yalnız başka bir sürenin okunması sehiv secdelerini gerektirmez. Çünkü bu takdirde bir vacib terk edilmiş veya geciktirilmiş ve Kur'an da meşru olan yerin başkasında okunmuş olmaz. Ancak bu halde rekatlar, önceki, rekatlarden daha fazla uzatılmış ve cemaata da ağırlık verilmiş olursa, kerahetten korunmuş olmaz.<br />
<br />
Sehiv secdesinde, iki secde ile Tehıyyât'ı okumak ve selâm vermek vâcibdir. Tehıyyât'dan sonraki salâvat ve dualar ve secdedeki tekbirler ve tesbihler ise sünnettir.<br />
<br />
* Bir namaz içinde, o namazın rek'atları sayısında şüphe etmek, namaz kılan kimse vesveseli biri değilse, kılınan namazı iptâl eder. Yeniden kılmak gerekir. Nitekim vakit varken, namazı kılıp kılmadığında tereddüd eden de o namazı kılar. Namazı tamamladıktan sonra rek'at sayısında şüpheye itibar yoktur. Ancak noksan kıldığını kesin olarak anlarsa, namazı yeniden kılar.<br />
<br />
<br />
--------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">SEHİV SECDESİ GEREKTİREN HALLER</span><br />
<br />
Sehiv secdesi, namazda yanılma, unutma veya dalgınlık gibi durumlar yüzünden namazın sonunda yapılan secdedir.<br />
<br />
Sehiv Secdesi Gerektiren Haller<br />
<br />
Namazda, unutarak bir rüknün geciktirilmesi, tekrarlanması veya öne alınması ya da bir vacibin terk edilmesi, geciktirilmesi veya değiştirilmesi halinde noksanlığın telafi edilmesi için sehiv secdesi yapılması vaciptir (Heyet, el-Fetâva’l-Hindiye, Dâru’l-Fikr, 1411/1991, I, 125-126).<br />
<br />
Sehiv secdesinin yapılış şekli şöyledir: Namazın son oturuşunda ‘tahiyyât’ okunarak sağ tarafa selam verilir ve hiç ara vermeksizin, ‘Allahü Ekber’ denilerek secdeye varılır. Burada üç kere ‘sübhâne Rabbiye’l-â’lâ’ denilir. Sonra ‘Allahü ekber’ denilerek oturulur, tekrar ‘Allahü ekber’ denilerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere ‘sübhâne Rabbiye’l-â’lâ’ denilir ve “Allahü ekber” denilerek oturulur. Bu oturuşta, “Ettehiyyâtü, Allahümme salli, Allahümme bârik ve Rabbenâ âtinâ…” duaları okunarak önce sağa, sonra sola selâm verilir.<br />
Sehiv secdesine gitmeden önceki oturuşta da salli-bârik ve diğer duaları okumak caizdir. Sehiv secdesinin, her iki tarafa selam verdikten sonra yapılabileceği görüşünde olanlar bulunmakla beraber; cumhur, sadece sağ tarafa selam verdikten sonra yapılmasını tercih etmektedir (Mevsîlî, İhtiyâr, İstanbul, ts. , I, 72; Heyet, el-Fetâva’l-Hindiye, Dâru’l-Fikr, 1411/1991, I, 125; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtar, Beyrut, 1421/2000, II, 78).<br />
<br />
Cemaatla kılınan namazlarda cemaatın yanlışlıkla dağılmaması için, yalnız sağ tarafa selam verdikten sonra sehiv secdesi yapılması daha faziletlidir, ihtiyata uygundur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Birinci oturuşu son oturuş sanarak selam veren kimse ne yapar?</span><br />
<br />
Dört rekatlı namaz kılmakta iken, son oturuşta olduğunu zannederek dalgınlık sonucu selam veren kişi, eğer bu selamdan sonra konuşmak, yönünü kıbleden çevirmek gibi namaza aykırı bir davranışta bulunmamışsa kaldığı yerden namaza devam eder ve dördüncü rekatın sonunda sehiv secdesi yapar. Aksi takdirde bu namazı yeniden kılar.<br />
<br />
İlk oturuşta selam verme hatası yanılmaya değil de, bilgi eksikliğine dayanıyorsa namaz iade edilir. Mesela seferi olmadığı halde seferi olduğu düşüncesi ile normalde dört rekat olarak kılması gereken bir namazı iki rekat olarak kılarsa bu namazın dört rekat olarak yeniden kılınması gerekir (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, II, 92).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazda kaç rekat kıldığı konusunda tereddüt eden kimse ne yapmalıdır?</span><br />
<br />
Yapılan ibadet ve amellerin her türlü şüpheden uzak olması gerekir. Şüphe ve tereddütler amelin değerini düşürür. Bu yüzden kıldığı namazın kaç rekat olduğunda ilk defa şüphe eden kimsenin bu namazı yeniden kılması gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri namazında kaç rekat kıldığı hususunda şüpheye düşerse namazı yeniden kılsın” (İbn Ebi Şeybe, Musannef, III, 435; bkz. Zeylai, Nasbu’r-raye, II, 173).<br />
<br />
Namazda zaman zaman şüpheye düşüp kaç rekat kıldığı hususunda kesin bir kanaate varamayan kimse, kıldığına emin olduğu en az rekat sayısını esas alarak namazına devam eder. Hz. Peygamber, (s.a.s.) “Sizden biri namazında şüphe eder de üç mü dört mü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve en az rekatı esas alarak namazına devam etsin” buyurmuştur (Nesai, Sehv, 24; İbn Mace, İkame, 132).<br />
<br />
Buna göre dört rekatlı bir namaza başlayan kimse, kıldığı rekatın birinci rekat mı ikinci rekat mı olduğunda kuşkuya düşüp, bir tarafı tercih edemezse, kendisini bir rekat kılmış sayar ve birinci sayılan rekatın ikinci; üçüncü sayılan rekatın da dördüncü rekat olma ihtimali bulunduğu için, her bir rekatın sonunda oturur ve tahiyyatı okur. Böylece dört oturuş yapmış olur ve sonunda sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, I, 165, 166).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Vitir namazının üçüncü rekatında tekbir almayı unutan kimse ne yapmalıdır?</span><br />
<br />
Vitir namazında kunut yapmak yani rekat içinde tekbir almak (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, II, 229) ve dua okumak vaciptir. Bir kimse kunut yapmayı unutur ve rükudan sonra hatırlarsa ondan kunut düşmüş olur (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, II, 234). Bunun yerine namazın sonunda sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar (Alauddin Abidin, el-Hediyyetu’l-Alaiyye, 108).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Namazda son oturuşu yapmadan ayağa kalkan kişi ne yapmalıdır?</span><br />
<br />
Namaz kılmakta olan birisi, son oturuşu yapmadan unutkanlıkla ayağa kalkarsa, secdeye varmadıkça geri oturup tahiyyat duasını okuduktan sonra sehiv secdesi yaparak namazı tamamlar.Eğer, kalktığı rekatın secdesini yapmışsa Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a göre artık bu namazın farz namaz olarak tamamlanması mümkün olmaz. Kılmakta olduğu namaz, iki veya dört rekatlı bir namaz ise bu durumda, bir rekat daha kılarak namazını tamamlar. Bu namaz nafileye dönüşmüş olur. Ardından bu farzı yeniden kılması gerekir.<br />
Yanlışlıkla kalkılan rekatın secdesi yapılmışsa buna bir rekatın eklenmesi nafile namazların çift sayılı rekatlar şeklinde kılınmasının meşru olmasından dolayıdır (İbn Nüceym, Bahru’r-raik, II, 112).<br />
Kılmakta olduğu namaz akşam namazı ise, kalktığı rekatın secdesini yapmamışsa, yukarıda olduğu gibi geri oturup sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar. Eğer kalktığı rekatın secdesini yapmışsa bu durumda bir rekat daha ilave ederek namazı dört rekata tamamlar. Kıldığı bu namaz nafileye dönüşmüş olacağından akşam namazının farzını yeniden kılar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Farz namazların ilk oturuşunda ‘Allahümme salli ala Muhammed’ demek sehiv secdesi gerektirir mi?</span><br />
<br />
Sehiv secdesi, namaz esnasındaki yanılmadan dolayı namazın sonunda yapılan secdedir. Namazda, unutarak bir rüknün geciktirilmesi, tekrarlanması, bir vacibin terk edilmesi veya geciktirilmesi halinde; noksanlığın telafi edilmesi için sehiv secdesi yapılması vaciptir. Farz namazların ilk oturuşunda tahiyyat okunduktan sonra kalkılması gereken bir namazda “Allahümme salli ala Muhammed” diyen kişi İmam’ı A’zama göre farz olan kıyamı geciktirdiği için sehiv secdesi yapar; böylece namazı tamam olur. Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre ise sehiv secdesi gerekmez (Ka’sani, Bedaiu’s-Sanai’, Beyrut, 1982, I, 213).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sehiv secdesini yapmayı unutan birine ne lazım gelir?</span><br />
<br />
Yapılması gereken sehiv secdesini yanılarak veya unutarak terk eden bir kimse, eğer selam verdikten sonra gülmek, konuşmak, yönünü kıbleden çevirmek gibi namaza aykırı bir işte bulunursa veya sehiv secdesi yapmaya vakit kalmaz ise, bu kimseden sehiv secdesi düşer.<br />
Namazı iade etmesi de gerekmez. Ancak namaza aykırı bir davranışta bulunmadan secdeyi hatırlarsa hemen secde eder (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, 1/409).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İmam farz namazların ilk iki rekatında fatiha’dan sonra bir sure veya ayet okumamışsa ne yapması gerekir?</span><br />
<br />
Namazların ilk iki rekatında Fatiha’dan sonra Kur’an’dan bir miktar daha okumak (zamm-ı sure) vaciptir. Vaciplerin kasten terk edilmesi günahtır, unutarak terk edilmesi veya geciktirilmesi ise günah olmaz, fakat namazın sonunda sehiv secdesi yapılması gerekir. Buna göre, bir imam dört veya üç rekatlı farz namazların ilk iki rekatında, Fatiha’dan sonra bir sure veya bir miktar ayet okumamışsa, bu sure veya ayetleri üçüncü ve dördüncü rekatlarda Fatiha’dan sonra okusa da okumasa da sehiv secdesi yapması gerekir. Çünkü namazdaki bir vacibi geciktirmiş veya terk etmiştir (Kasani, Bedai’u’s-Sanai’, I, 401; Merğinani, el-Hidaye, I, 53).<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Namazın dışında ve namazda tilavet secdesi nasıl yapılır?</span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim okunurken secde ayetlerini okuyan veya dinleyen kimsenin tilavet secdesi yapması vacibtir. Secde ayeti okuyan kişi namazda değilse, ister ayeti okur okumaz, ister daha sonra kalkıp secdeyi yapar (Mevsıli, İhtiyar, İstanbul, ts. I, 27).<br />
Namaz kılan kişinin namazda secde ayeti okuması halinde, secde ayetinden sonra üç ayetten daha fazla okumayıp, rüku’a eğilecekse, tilavet secdesine niyet ederek rüku’a gider. Yapmış olduğu bu rüku aynı zamanda tilavet secdesi yerine de geçer. Şayet üç ayetten daha fazla okuyacaksa, tilavet secdesine niyet ederek doğrudan secdeye gider ve bir defa secde yaptıktan sonra ayağa kalkıp kaldığı yerden kıraate devam eder (Hey’et, el-Fetava’l-Hindiyye, I, 133).<br />
Tilavet secdesi bir namaz olmasa da; taharet, kıbleye dönmek, niyet etmek, avret yerlerinin örtülü olması gibi namazda aranan şartlar tilavet secdesinde de aranır. Ancak tilavet secdesinde iftitah tekbiri sünnettir.<br />
Tilavet secdesi yapacak kişi, ellerini kaldırmadan doğrudan doğruya ‘Allahu Ekber’ diyerek bir kere secdeye gidip üç defa “Sübhane Rabbiye’l-ala” dedikten sonra yine ‘Allah’u Ekber’ diyerek başını secdeden kaldırır. Böylece tilavet secdesi tamamlanmış olur. Yani tilavet secdesinden sonra teşehhüt (et-Tahiyyatü) ve selam yoktur.<br />
Tilavet secdesini gerektiren ayetleri işiten kişi, hemen secde yapmaya fırsat bulamaz ise, “Semi’na ve eta’na ğufraneke Rabbena ve ileyke’l-masir” demesi müstehaptır. O anda yapamadığı secdeyi daha sonra yapar (Şürünbülali, Meraku’l-Felah, s. 203).<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İstihare Nedir Nasıl Yapılır - istihare Namazı - istihare Duası]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=24</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 04:10:21 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=24</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Nedir Nasıl Yapılır - istihare Namazı - istihare Duası</span></span><br />
<br />
İstihare, bir işin hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra istihare duasını okuyarak o işle ilgili rüya görmek üzere uykuya yatmaktır. İstihareye yatmadan işte kılının bu namaza İstihare Namazı denir.<br />
<br />
İstihare namazı iki rekat olarak kılınır. İmam Gazalî bu namazın birinci rekâtında Fatiha’dan sonra "Kul ya eyyühe’l-kâfirûne" ikinci rekatında da "Kul hüvellahu ehad" sûrelerinin okunmasını tavsiye eder.<br />
"Mutluluk, istihare namazı kılmakla gerçekleşir." ( Hâkim)<br />
<br />
İstihare nasıl yapılır :  "Yatmadan önce dua okunur ve abdestli olarak kıbleye yönelerek yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görülürse o işin hayır olduğuna, siyah ve kırmızı görülürse de şer olduğuna işaret eder. Şerli olandan kaçınmak icap eder." ( İbni Âbidin)<br />
<br />
Namazı kıldıktan sonra Peygamberimizden ( S.a.v.) rivayet edilen istihare duası olarak şu dua okunur : <br />
<br />
"Allâhümme estehiruke bi ilmike ve estakdiruke bi kudretike ve es'elüke min fadlike'l-azim. Fe inneke takdiru ve lâ akdiru ve ta'lemu ve lâ a'lemu ve ente allâmu'l guyûb. Allâhümme inkünte ta'lemu enne hâza'l-emre hayrun li fi dini ve meâşi ve âkıbeti emri tev âcili emri ve âcilihi. Fekdurhu li ve yessirhu li summe bârik li fihi. Ve in künte ta'lemu enne hâza'l-emre şerrun li fi dini ve maâşi ve âkıbeti emri ev âcili emri ve âcilihi f'asrifhu anni va'srifni anhu ve'kdur li el-Hayra haysü kâne. Sümme ardihi bihi" ( Buharî, Teheccüt, 25, Deavât, 49, Tevhid, 10; Tirmizi, Vitr, 18; İbn Mace, Akâme, 188; Ahmet b. Hanbel, III, 344).<br />
<br />
İstihare duasının anlamı :  "Allah'ım yapmayı düşündüğüm su işin işlenmesinden yahut terkinden hangisinin hayırlı olduğunu bana ilminle kolaylaştır. Kudretinle senden güç istiyorum. Senin büyük fazlından ihsan buyurmanı dilerim. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benim gücüm yetmez. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen şeyi çok iyi bilensin, Allah'ım. Eğer bu işi dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu bilirsen o işi bana takdir et, kolaylaştır ve onu bana mübarek kıl. Eğer bu işi; dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için şer olarak bilirsen, onu benden, beni de ondan uzak eyle. Nerede olursa olsun benim için hayır olanı takdir et. Sonra da beni bu hayırla hoşnut buyur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare nasıl yapılır</span></span><br />
<br />
Sual :  İstihare nedir ve istihare namazı nasıl kılınır?<br />
CEVAP<br />
İstihare, bir işin hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için abdest alıp iki rekât namaz kıldıktan sonra bu husustaki duayı okuyarak o işle ilgili rüya görmek üzere uykuya yatmaktır.<br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki : <br />
<br />
Dört şeyi yapan dört şeyden mahrum kalmaz : <br />
1- Şükreden, nimetin artmasından,<br />
2- Tevbe eden, kabulden,<br />
3- İstihare eden, hayırdan,<br />
4- İstişare eden, doğruyu bulmaktan, hakikate ulaşmaktan mahrum olmaz.<br />
<br />
Herhangi bir işe başlarken, mesela evlenirken, ev alırken istihare yapmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki : <br />
( Mutluluk, istihare namazı kılmakla gerçekleşir.) [Hâkim]<br />
<br />
Evlenmeden önce, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalıdır. Nefsin ve kötü kimselerin araya girmemesi için, yalvarmalıdır. Salih, güvenilir kimselerle istişareden sonra, istihare yapmalıdır.<br />
<br />
Bir işe başlayacağınız veya bir şeyden kurtulmak istediğiniz zaman, iki rekât nafile namaz kılıp [aşağıda bildirilen Arapça duayı okuyarak] "Eğer bu işim [Mesela şununla evlenmem veya şu evi almam] dünya ve ahiretim için hayırlı ise, bunu bana mübarek eyle. Eğer hakkımda hayırlı değilse, onu benden uzaklaştır ve hayırlı olanı bana kolaylaştır. Beni kazana rıza gösterenlerden eyle, Ya Erhamerrahimin" demelidir.<br />
<br />
Önce günahlardan tevbe edilir. Tevbe için kısaca, "Ya Rabbi! Buluğ anımdan şimdiye kadar yaptığım günahlara pişman oldum. Bundan sonra da, inşallah hiç günah işlememeye söz veriyorum" denir. Sonra gusledilir. Gusülden sonra, o gece ( istihareye niyet ettim) diyerek iki rekat nafile namaz kılınır. İlk rekâtta, Sübhaneke ve Fatiha’dan sonra, Kâfirun, ikinci rekâtta Fatiha’dan sonra İhlâs okunur. İstihare namazı bittikten sonra şu dua okunur : <br />
<br />
( Allahümme innî estehîrüke bi-ilmike ve estakdirüke bi-kudretike ve es’elüke min fadlikel azîm fe inneke takdirü ve lâ akdirü ve ta’lemü ve lâ a’lemü ve ente allâmül-guyûb.)<br />
<br />
Bu şekilde istihareye yedi gece devam edilir. [Gündüz de istihareye yatmak caizdir.] Gusül sadece ilk gün alınır. Diğer günler gusle gerek yoktur.<br />
<br />
İstihare başkasına yaptırılmaz. İstihareyi herkesin kendi yapması gerekir. İstihare yapmasını öğrenmeli, bu sünneti kendisi ifa etmelidir. Bedenle yapılan ibadetleri başkasına yaptırmak caiz değildir.<br />
<br />
İstihare namazını kılıp duasını ettikten sonra hiç konuşulmadan yatılmalı. İhtiyaç varsa konuşulabilir. Aslında her zaman, yatsı namazını kıldıktan sonra, ihtiyaç olmadıkça konuşmamak müstehabdır, iyi olur.<br />
<br />
İstihareden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rüya görse de, görmese de, 7 gün istihareye devam edilir. Rüyada beyaz veya yeşil görmek hayra, siyah veya kırmızı görmek şerre alamettir. Eğer, rüyada bir şey görülmezse, kalbe bakılır. O işi yapmak arzusu varsa, o işe karar verilir. Karar veremeyen, birkaç defa daha istihare yapmalıdır.<br />
<br />
Yapılacak her iş için istihare yapmak sünnettir ve mübarektir. Fakat istihare yaptıktan sonra, o işin yapılmasını veya yapılmamasını gösteren bir şeyin, uykuda veya rüyada yahut uyanık iken görünmesi şart değildir. İstihareden sonra, kalbine bakmak lazımdır. O işi yapmak arzusu, eskisinden daha çok olmuş ise, o işi yapmayı gösterir. Eğer arzu, çoğalmamış ve eskisinden daha da azalmamış ise, yine yasak olmaz. Böyle olunca, yapmak arzusu artıncıya kadar, istihareleri tekrar tekrar yapmalıdır. İstihareler yediye kadar tekrar olunur. İstihareden sonra, o işi yapmak arzusunun azaldığı anlaşılırsa, o işin yapılmamasını gösterir. Böyle olunca da, istihareler tekrarlanabilir, hatta nasıl olursa olsun, istihareleri her zaman tekrarlamak, daha uygun ve daha iyi olur. O işi yapmak veya yapmamakta ihtiyatlı davranılmış olur.<br />
<br />
Başka bir istihare<br />
Bir muradı olan kimse, abdest alır, temiz bir yere oturur, üç defa salevat-ı şerife okur, sonra her birine Besmele çekerek on Fatiha, sonra 11 İhlâs okur, sonra üç defa salevat okur. Sonra sağ yanı üzere, yüzü kıbleye karşı olarak ve sağ elini sağ yanağı altına koyarak yatar, niyet ettiği şeyin iyi veya kötü olacağını bi-iznillah rüyada görür. ( Fetava-i Karı-ül-hidaye)<br />
<br />
İstihareye uymak<br />
Sual :  İstihare yapınca, rüyada gördüğümüze uymak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
İstihare, bir işin, hakkımızda hayırlı olup olmadığını anlamak için yapılır. Bunun için, şartlarına uygun yapılmışsa, uymalıdır. İki hadis-i şerif meali : <br />
( İstiharede bulunmak ve kadere rıza göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun aksiyse, kişinin mutsuz olacağına alamettir.) [Tirmizi]<br />
<br />
( İstihare eden, mahrum kalmaz; istişare eden, pişman olmaz. İktisat eden, darlık çekmez.) [Taberani]<br />
<br />
İstihareye yatarken<br />
Sual :  İstihare için yatarken, kadınların kocalarından ayrı yatmaları gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır, gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalbin kararlılığı, rüya ve istihare</span></span><br />
<br />
“Ben evlilik namına o kişinin benim için hayırlı olup olmadığına niyet ederek istihare namazını kılarak ve duâsını ederek yattım. Yalnız rüyamda gördüklerimin hayır mı, şer mi olduğuna kendim karar veremediğim için bir bilene sormak istedim. Umarım bana yardımcı olabilirsiniz. Rüyamda kar yağmıştı ve yanımda küçük bir çocuk vardı onunla yürüyordum. Devamında gördüklerim biraz karışıktı tam olarak hatırlamıyorum. Ertesi günü tekrar aynı niyetle rüyaya yattım. Bu defa ise anneannemi ( anneannem yaşıyor) gördüm. Üzerinde beyaz elbise vardı ama güya hastalığı yüzünden ona şifa niyetine dudağına kırmızı ruj sürülmüştü. Sonrasında ise anneannemin dudağında ki ruj gitmiş cildi pamuk gibi olmuştu. Bu arada rüyama göre anneannemin çok az bir ömrü kalmış. Sizden ricam bilginiz dâhilinde ise, bu rüyayı Allah rızası için bana yorumlamanız. İnanın bu konuda çok acizim. Şimdiden teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun.”<br />
 <br />
Yasemin Hanım :  “Ben evlilik için istihareye yattım. Rüyamda beyaz çoğunlukta olmak üzere beyaz ve kahverengi gördüm. Sizce bu benim için hayırlı mıdır, değil midir? Teşekkürler.”<br />
 <br />
Yeşim Yeşil :  “İstihare namazında rüyaya yatınca yeşil ve beyaz mı görmek gerekiyor? Yoksa her renk görmek de mümkün mü? Ama çoğunluğu beyaz ve yeşil ise hayırlı mı?”<br />
<br />
Önce umumi bir yanlışı düzeltelim :  İstihare namazı kılındığında rüya için yatmak ve rüya görmek şart değildir, gelecekle ilgili kesin öngörülerde bulunmak şart değildir, istihareden geleceğin bizim arzumuz çerçevesinde şekillenmesini sağlamak murad değildir. İstihare yapmak, kehanette bulunmak ve geleceği görmek demek değildir.<br />
<br />
İstihareyi böyle anlamak dinî bir yaklaşım değildir. Geleceği görme muradı ile istihare yapılmaz. Yapılırsa doğru sonuç vermez. Bu hususu yüksek sesle dile getirmek ve bu telakkiyi, bu zannı, bu yanlış bilgiyi yıkmak istiyorum. Çünkü bu yanlış bilgi bizi istihare ruhundan koparıyor.<br />
<br />
İstihare, girişilen bir işte Allah’tan hayır umduğumuzu ifade etmek için yapılır. İstihare bu yönüyle bir çeşit duâdan başka bir şey değildir. İstiharede, hayırlı olana gönlümüzü yatıştırması için Allah’a duâ ederiz.<br />
<br />
Nitekim Peygamber Efendimiz ( asm), istihare için, “istihare namazından sonra kalpten geçen mânânın ve oluşan kararlılığın” önemli olduğunu bildirmişlerdir.1 İnsanda bu kalbî kararlılık rüya görmeden de pekâlâ oluşabilir. Diğer yandan rüyada beyaz ve yeşil görülen kimi zamanlar vardır ki, kalpte kararlılık meydana gelmemiştir.<br />
<br />
Her şart ve zeminde yapılacak istiharenin özünde, Allah’tan hayır ummak vardır. Yoksa fal gibi geleceği görme isteği yoktur. Zaten geleceği görmek, bize hayır da getirmez. Bunu baştan kabul etmeliyiz. Çünkü geleceği ilmek ilmek biz örüyoruz ve bu örgümüzü Allah’a olan tevekkülümüzle kaynaştırıyoruz. Gerekli şartları yerine getirdikten sonra gelecek hususunda yapmamız gereken tek şey, Allah’a güvenmek olmalıdır.<br />
<br />
Diğer bir husus; bu köşede rüya yorumlaması yapmıyoruz. Genel mânâda rüyalarınız için hayır dilemenizi öneriyoruz. Biz de hayır diliyor, hayır olsun diyoruz. Gün boyu olumlu şeyler düşünen, olumlu umutlar taşıyan, kalbinin kararlılığı bulunan ve karamsarlık yaşamayan kişi, rüyasında mutlu ve umutlu şeyler görür, beyaz renkler görür. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de, “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen güzel rüya görür” demiştir. İstihare ruhuyla baktığımızda, bu demektir ki, bizim kalbimiz bir tarafa yatışmış, bir kararlılığa ulaşmış, bir tarafa meyletmiş; bu durumda bize sadece hayır dileyip adım atmak kalıyor. Bu sırada kıldığımız istihare namazı ve yaptığımız duâ, kalbimizin yatıştığı işin hayırlı olmasını Cenâb-ı Allah’tan dilememizi sağlar. Çünkü hayır bizim arzumuzda değil; Cenâb-ı Allah’ın takdirindedir.<br />
<br />
Evleneceğimiz kişiyi dindar diye seçmişsek, huy güzelliği varsa, bize denkse ve onu beğenmişsek, onun üzerinde ailemizde bir fikir birliği ve temayül oluşmuşsa; artık Allah’tan hayır umulur, hayır istenir, Allah’a tevekkül edilir, her şey Allah’ın takdirine bırakılır ve evleneceğimiz kişiden Allah için razı olunur. Bu durumda iki rekât namaz kılınır ve Allah’tan hayır istenerek gerekli işlemler başlatılır. İstihare budur ve Tevhid inancı bunu gerektirir.<br />
<br />
Kalbinde kararlılık oluşmayıp kararsızlık devam ettiğinde, istihare namazını tekrar kılar ve Allah’a tekrar duâ eder. İhtiyaç duyduğu her an namaz ve duayı kesmez, devam ettirir. Namazdan ve duadan sonra, kalbinde umduğu şekilde her hangi bir yatkınlık bulursa; “Bismillah” der ve ilk adımı atar. Artık Allah’a tevekkül eder. Sünnet olan budur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evlilik İçin İstihare</span></span><br />
<br />
Evlililik için istihare :  Evlilik için yapılan istihare namazları ve duaları yüzyıllardır ve günümüzde halk arasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Evlilik için hayırlı olup olmadığını görmek isteyen kimse iki rekat istihare namazı kıldıktan sonra kendisi için bu evliliğin hayırlı olup olmadığı konusunda Allah'a dua eder. Kılınan bu namaza istihare namazı edilen duaya ise istihare duası adı verilmektedir. <br />
<br />
Evlilik için istihare yapılmadan önce yapılması gereken ilk iş istişaredir. İstişare bu konuda bilgi sahibi olan kişilerle ve onu tanıyan kişilerle evlilik hakkından enine boyuna uzun uzadıya yapılan konuşmalardır. Onların görüşlerini almaktır. Fakat istişare birkaç kişi ile yapıldığı için yanlış olma olasılığı oldukça düşüktür. Evlilik konusunda aklında şüpheler olan kimse kendini iyi hissetmek için evlilik için istihare namazına ve duasına başvurur.İlk başta günahlarının affı için tövbe edilir. Daha sonra namaz kılınıp dua edildikten sonra kişi sağ tarafına yatar ve derki  "Allahım eğer bu kişi benim için hayırlı ise bana yeşil ve beyaz rengi eğer benim için hayırlı değilse bana kırmızı veya siyahı göster" der. Abdestli bir şekilde olup hiç kimse ile konuşmadan kıbleye dönük şeklide uyunur. Kişiler daha sonra görmüş oldukları rüyaya göre kendilerine göre bir yorumlama yaparlar.<br />
<br />
Fakat görülen her rüya doğru olmayabilir. Görülen rüya şeytani yada rahmani bir rüya olabilir. <br />
<br />
Kişinin psikolojik durumuna göre görülmüş olabileceği için genelde yedi gün üst üste yapılmasını daha uygun görülür. Bu şeklide 7 gün boyunca görülen rüyalarda hangi renk daha baskın ise ona göre karar verilir. Fakat evlilik içi yapılan istiharelerde yapılacak ilk iş kişi hakkında araştırma yapmak en son istihare ye baş vurmak her zaman için çok daha doğru bir yöntem kabul edilmektedir. Çünkü görülen rüyalar, ve yapılan çok çeşitli istihare duaları insanı şaşkına çevirebilmektedir. Toplum içinde başkalarından sık miktarda istihare ile ilgili görüşler duymaktayız. bazı insanlar istihare de tanımadıkları halde evlenecekleri kişileri gördüklerini söylerler.  Fakat onlar gördü diye bizimde kesinlikle göreceğimiz anlamına gelmez. Görülen rüyanın yorumu da çok önemlidir. Bazen hayırlı gördüğümüz bir rüya şer olarak karşımıza çıkabilir. Bu tip durumlar da uyandığımız zaman hissettiklerimiz çok önemlidir. Kişi korku ve heyecan içinde uyanırsa rüya hayırsız mutlu bir biçimde uyanıyorsa hayırlı anlamına gelmektedir. Bu yüzden evlilik için istihare yapmadan önce her zaman ilk başka bilen insanlar ile konuşmak ve her şeyin hayırlısını Allah'tan istemekten başka çaremiz yoktur. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Namazı Genel Olarak</span></span><br />
<br />
Böylece istihare namazı kılınmış olur.  İstihâre namazından sonra şu duâ okunur İstihare Duası okunur.<br />
Yedi gece böyle istihâre yapılır. Sonra, kalbe gelen şey yapılır. İstihâreden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rü’yâda beyaz veya yeşil görmek hayra alâmettir. Siyah veya kırmızı görmek şerre alâmettir denildi. İstihâre namazını başkasına kıldırmak sünnet değildir. İstihâre yapmasını öğrenmeli, bu sünneti kendisi îfâ etmelidir.<br />
Bedenle yapılan ibâdetleri başkasına yaptırmak câiz değildir.İstihâreden istenilen neticenin sağlıklı bir şekilde alınabilmesi için, öncelikle düzgün bir itikada sahip olmakla beraber, guslün de şartlarına uygun alınmış olması lazımdır. Hanefi mezhebinde diş dolgusu ve kaplaması olanın guslü geçerli olmadığı için, böyle kimsenin Mâliki mezhebini taklid ederek gusletmesi gerekir.<br />
<br />
<br />
İstihare namazı, bir kişinin veya işin hayırlı olup olmadığını anlamak için abdest alınarak kılınan 2 rekat namazdır. Namaz kılındıktan sonra istihare duasını okuyup kimseyle konuşmayarak sağ tarafına yatıp istediği şeyi düşünerek uyumalıdır. Bir işe başlayacağınız veya bir işten ayrılacağınız zaman istihare duasını okuyup  Allah’ım istediğim düşündüğüm şey  dünya ve ahiretim için hayırlı ise bunu mübarek eyle denilmelidir. İstihare namazı haram bir iş yapılmaz. Rüyada renk görmenin de bir bağlayıcılığı yoktur.<br />
<br />
İstihare ile ilgili birkaç hadis yazmakta fayda var.<br />
<br />
( Mutluluk, istihare namazı kılmakla gerçekleşir.) ( hakim)<br />
<br />
( İstiharede bulunmak ve kadere rıza göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun aksi ise, kişinin mutsuz olacağına alamettir.) ( tirmizi)<br />
<br />
“Allah’a istihare, kişinin saadet vesilelerinden biridir.” ( Buhari)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare duası</span></span><br />
<br />
Allâhumme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bikudratike ve es’eluke min fadlike’l-azîm. Feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta’lemu vela â’lemu ve ente allâmu’l-ğuyûb. Allâhumme in kunte ta’lemu enne hâzâ’l, emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkibeti emrî âcili emrî ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte tâ’lemu enne hâza’l-emre şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emri âcili emrî ve acilihî fasrifhu annî vasrifnî anhu va’kir liyelhayra haysu kâne sume ardinî bih<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare duasının anlamı  : </span></span><br />
<br />
 Allah'ım! Senin ilmine göre hayrını diliyorum, kudretinden güç istiyorum, senin büyük fazlını diliyorum. Zira sen kadirsin, ben kadir değilim, sen bilirsin ben bilmem, sen gizlileri bilirsin. Allah'ım eğer sen bu işin benim dinim, geçmişim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan bunu bana takdir eyle, kolaylaştır. Eğer bu işim benim dinim, geçimim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında şerli olduğunu biliyorsan bunu benden, beni de bundan çevir, hayır nerede ise bana onu nasip eyle, sonra beni onunla hoşnud eyle.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare namazının kılınışı</span></span><br />
<br />
İstihare namazı sabah namazının sünneti gibi kılınır. Tek fark; 1 Rekatta zamlı sure olarak Kâfirun Suresi , 2 Rekatta zamlı sure olarak İhlas suresi  okunur.<br />
<br />
İlk rekatta Fâtiha  ve Kâfirun Suresi  okunur.İkinci rekatta sadece Fâtiha  ve İhlas suresi  okunur. Oturuşta ise diğer namazlarda olduğu gibi  :  Ettehiyyâtü  , Allâhümme Salli , Allâhümme Barik , Rabbenâ duaları okunur.Ardından istihare duası yapılır. Tesbih isteğe bağlı olarak yapılır.Namazı kıldıktan sonra dünya kelamı etmemek, sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmak, uyumaya çalışırken kalpten “Allah Allah” demek iyidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Duası</span></span><br />
<br />
İstihare duası,  sonucu hayır ve iyi olduğu tam anlamıyla bilinmeyen durumlarda, Allahtan hayır olanı göstermesi için edilen bir duadır. Eğer, kişi namazını kılamayacak halde ise, sadece duasını okuyup rüya’ya yatabilir. Burada makbul görülen duadır. Şüphesiz ki peygamber efendimiz ümmeti için zararlı olan hiçbir şeyi önermez! Resulü Ekrem sahabelerine istihare namazı öğretmiş ve kılmaları hususunda onları bilgiler vermiştir.<br />
<br />
İstihare Duası;<br />
‘‘Allâhumme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bikudratike ve es'eluke min fadlike'l-azîm. Feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta'lemu vela â'lemu ve ente allâmu'l-ğuyûb. Allâhumme in kunte ta'lemu enne hâzâ'l, emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkibeti emrî âcili emrî ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte tâ'lemu enne hâza'l-emre şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emri âcili emrî ve acilihî fasrifhu annî vasrifnî anhu va'kir liyelhayra haysu kâne sume ardinî bih. ’’<br />
<br />
İstihare duasının anlamı;<br />
<br />
“Allah’ım yapmayı düşündüğüm şu işin işlenmesinden yahut terkinden hangisinin hayırlı olduğunu bana ilminle kolaylaştır. Kudretinle senden güç istiyorum. Senin devasa fazlından hibe buyurmanı dilerim. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benim gücüm yetmez.<br />
<br />
. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen şeyi çok iyi bilensin, Allah’ım. Eğer bu işi dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahretimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu bilirsen o işi bana takdir et, kolaylaştır ve onu bana mukaddes kıl. Eğer bu işi; dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahretimin sonucu bakımından benim için fenalık olarak bilirsen, onu benden, beni de ondan uzak eyle. Nerede olursa olsun benim için iyilik olanı takdir et. Sonra da beni bu hayırla hoşnut eyle''<br />
<br />
İstihare ile ilgili hadisler;<br />
<br />
“İstihare yapan kimse hüsrana uğramaz, istihare eden pişman olmaz, iktisatlı davranan kimse de muhtaç duruma düşmez’’<br />
<br />
‘’ Allaha istihare, kişinin saadet vesilelerinden biridir’’<br />
<br />
‘’İstihare eden zarara düşmez’’<br />
<br />
‘’ istiharede bulunmak ve kadere razı göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun eksi ise, kişinin mutsuz olacağına alamettir’’<br />
<br />
‘’Allah’ım bana hayır ver ve benim için hayırlı olanı seç’’<br />
<br />
‘’Âdemoğlunun Allah’tan hayır dilemesi ( istiharesi) saadetindendir. Allah’ın hükmüne razı olması da saadetindendir. Allah’tan hayır istemeyi terk etmesi ise onun bedbaht olmasındandır. Allah’ın hükmüne razı olmaması da, Âdemoğlunun bedbahtlığındandır’’<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Duası Arapça</span></span><br />
<br />
İstihare Duasının Arapçası<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
اللَّهُمَّ إِنِّى أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ ، اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ خَيْرٌ لِى فِى دِينِى وَمَعَاشِى وَعَاقِبَةِ أَمْرِى - أَوْ قَالَ عَاجِلِ أَمْرِى وَآجِلِهِ - فَاقْدُرْهُ لِى وَيَسِّرْهُ لِى ثُمَّ بَارِكْ لِى فِيهِ ، وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ شَرٌّ لِى فِى دِينِى وَمَعَاشِى وَعَاقِبَةِ أَمْرِى - أَوْ قَالَ فِى عَاجِلِ أَمْرِى وَآجِلِهِ - فَاصْرِفْهُ عَنِّى وَاصْرِفْنِى عَنْهُ ، وَاقْدُرْ لِى الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنِى.<br />
</span></span><br />
<br />
İstihare Duası Arapça, Bir işe başlayacağınız veya bir şeyden kurtulmak istediğiniz zaman, iki rekat nafile namaz kılıp İstihare duasını, okuyarak "Eğer bu işim ( mesela şununla evlenmem) dünya ve ahiretim için hayırlı ise, bunu bana mübarek eyle. Eğer hakkımda hayırlı değilse, onu benden uzaklaştır ve hayırlı olanı bana kolaylaştır. Beni kazana rıza gösterenlerden eyle, Ya Erhamerrahimin" demelidir. İstihare başkasına yaptırılmaz. İstihareyi herkesin kendi yapması gerekir. İstihare yapmasını öğrenmeli, bu sünneti kendisi ifa etmelidir. Bedenle yapılan ibadetleri başkasına yaptırmak caiz değildir. İstihareden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görmek hayra, siyah veya kırmızı görmek şerre alamettir. 7 gün istihareden sonra, rüyada bir şey görülmezse, kalbe bakılır. O işi yapmak arzusu yapmak, o işe karar verilir. İstiharede bulunmak ve kadere rıza göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun aksi ise, kişinin mutsuz olacağına alamettir.<br />
<br />
İstihare Duası Arapça Okunuşu<br />
Allahümme inni estehiruke bi'ilmike ve estekdiruke bikudretike ve es'elüke min fazlikel'azimi feinneke takdiru vela ekdiru ve ta'lemü vela a'lemu ve ente allmü'l ğuyub.<br />
<br />
Allahümme in künte ta'lemü enne hazelemra hayrun li fidini ve meşai ve akibeti emri ev kale a'cili emri ve acilihi fakdirhu li ve yessirhuli sümme bariklifihi ev in künte ta'lemü enne hazelemra şerrun li fi dini meşai ve akibeti emri ve kale a'cili emri ve a'cilihi fasrifhu anni vasrifni anhü fakdurlil hayra haysu kane sümme erzıni bihi ( ve yüsemmi hacetehu)<br />
<br />
İstihare Duası Türkçe Anlamı<br />
<br />
"Allah'ım senin ilminle seçmeyi, doğru seçim yapmayı diliyorum, senin kudretini istiyor, senin büyük lütfundan niyaz ediyorum, çünkü sen kadirsin benim gücüm yetmez, sen bilirsin ben bilmem, sen gizlilerin tamamını bilensin! Eğer şu iş benim dünya hayatım ve dinim için hayırlı ise, onu bana yaz ve gerçekleştir, dünyam ve ahiretim için kötü ise, onu benden beni ondan uzaklaştır, hakkımda hayırlı olan ne ise, onu nasip et ve ondan hoşnut olmamı lütfeyle" Sonra dilediği şeyi zikreder.<br />
<br />
Rabbim herkesin dua'sını kabul etsin kalbindeki'ni kaderine yazsın. "Amin"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Rüyası</span></span><br />
<br />
İstihare rüyası, gelecek hakkında bilgi almak için, iyi bir niyetle, bilinmeyenleri öğrenmek, girişilecek yeni bir işin hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için, niyet edilen şeylerin hayrını öğrenmek için ilahi makamlardan dua yoluyla yardım isteyip, bu amaçla görülen rüyadır. Bu yöntem sadece İslamiyet'e has bir özellik değildir. Antik çağlardan itibaren kullanılmıştır. Latince 'de incubatio, Yunanca 'da  agkoimesis adını alan istiharede önemli olan bunun Allah'tan nasıl istendiği, nasıl dua edildiği ve namazın doğru olarak kılınmasıdır.<br />
<br />
İslamiyet'te istihare ve istihare rüyası<br />
<br />
İstihare, İslam'da hakkında hayırlı olanı istemek için, abdest alarak iki rekat namaz kılmak ve dua ederek, istediği işle alakalı rüya görmek için uykuya yatmak olarak bilinir. Hz Muhammed ( s.a.v.) mümin kulları fal gibi yöntemlerden vazgeçirmek için insanlara bu yolu önermiştir. Bu konuda şunu söylemiştir : <br />
<br />
 " Biriniz bir konuda bir iş yapmaya niyetlenirse, farzın dışında iki rekat namaz kılsın ve şöyle desin;<br />
<br />
Ey Allah'ım, senin ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısı olanı istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Sınırsız olan lütfundan bana da ihsan etmeni istiyorum. Ben hayırlı olanı bilmiyorum, ama sen bunu biliyorsun. Ben buna güç yetiremem, ama sen güç yetirirsin. Ey Allah'ım! yapmayı düşündüğüm iş, eğer dünyam, dinim ve geleceğim hakkında hayırlı olacaksa, bu işi bana takdir et, onu bana kolaylaştır, bereketli ve uğurlu eyle. Yok eğer dünyam, benim ve geleceğim için kötüyse, onu benden uzaklaştır. Hayırlı olan hangisi ise, sen onu bana takdir et. Beni mutlu ve hoşnut eyle!"  <br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretleri bu konuda buyuruyor ki : <br />
<br />
Bu dört şeyi yapan, diğer dört şeyden mahrum kalmaz;<br />
<br />
    Şükreden kişiler, nimetin artmasından,<br />
    Tövbe eden kişiler, kabulden,<br />
    İstihare eden kişiler, hayırdan,<br />
    İstişare eden kişiler, hakikate ulaşmaktan ve doğruyu bulmaktan mahrum kalmazlar.  <br />
<br />
Bu sebeplerle bir işe başlarken, evlilik yaparken, yeni bir ev alırken istihare yapılmalıdır. İstekler için Allah'a sığınmalı, istihare yapılmalıdır.<br />
<br />
İstihare rüyası görmek için ne yapılmalıdır?<br />
<br />
Bunun için kişi önce tövbe etmelidir<br />
Tövbe etmek için, "Ya Rabbi! Bugüne kadar yaptığım günahlardan pişmanım. Bundan sonra da inşallah günah işlememeye söz veriyorum" demelidir. Ardından gusül abdesti almalı, gece için istihareye niyet ettim demelidir. Bundan sonra iki rekat namaz kılmalıdır. Namazın ilk rekatında, Fatiha ve Sübhaneke' den sonra Kafirun, ikinci rekatında Fatiha'dan sonra İhlas okumalıdır. İstihare namazı kılındıktan sonra aşağıdaki duayı okumalıdır;<br />
<br />
"Allahümme inni estehirüke bi-ilmike ve estakdirüke bi-kudretike  ve es'elüke min fadikel azim fe inneke takdirü ve la akdirü ve ta'lemü ve la a'lemü ve ente allamül-guyüp."<br />
<br />
Bu şekilde yedi gece istihareye devam etmelidir. İsterse gündüz vakti de istihareye yatılabilir. Gusül abdesti sadece ilk gün alınır. <br />
<br />
İstihare rüyası için dikkat edilmesi gerekenler nedir?<br />
<br />
    Bu rüyayı görmek için yapılan ibadetleri kişinin kendisi yapmalıdır. Herkes istihareye kendisi yatmalıdır. Bunu nasıl yapacağını öğrenerek, kendi ifa etmelidir. Dinimizde bedenle yapılacak olan ibadetleri başkasına yaptırmak caiz olmaz.<br />
    İstihare için namaz kılınıp, dua edildikten sonra, kişinin hiç konuşmadan yatması gerekir. Ancak ihtiyaç olursa konuşmalıdır. Genellikle yatsı namazından sonra, istihare için namaz kılıp, konuşmadan yatmak iyidir.<br />
    İstihare yapıldıktan sonra, abdestli kıbleye doğru dönülerek yatılır. İlk gün rüya görülmese bile, yedi gün süreyle devam edilmelidir. İstihare rüyasında yeşil ya da beyaz görmek hayra yorulmalı, kırmızı ya da siyah görmek şerre yorulmalıdır. Rüyada hiç bir şey görülmediğinde, kalbe bakmak gerekir. İçinde o işi yapma arzusu bulunuyorsa, o işe karar verip yapmalıdır. Buna rağmen karar veremeyen olursa, istihareye devam edilmelidir.  <br />
<br />
Yapılması gereken her işte istihare yapılması sünnettir, mübarektir. İstihare öncesinde kişi mutlaka bu konuyu istişare etmelidir. Ancak işin yapılmasını ya da yapılmamasını rüyada görmek şart değildir. Kişi kalbine de bakmalıdır. İstihare sonrasında, o işi yapmayı önceye göre daha fazla istiyorsa, bu bir işarettir. Eğer isteğinde bir artış olmadıysa, tekrar istihare yapılmalıdır. İstihareyi tekrarlamak uygun olacaktır. Bu şekilde kişi daha ihtiyatlı davranmış olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiharede Beyaz Görmek</span></span><br />
<br />
Rüyalarda beyaz ve yeşil görmek hepimizin bildiği gibi hayra işarettir. İstiharede beyaz görmek de aynı şekilde hayra işaret olarak yorumlanır. İstihare yapmak Peygamber efendimiz ( sav.)'inde hadislerinde söz ettiği gibi dinimizde önemli bir yeri olan harekettir. Hareket diyoruz nitekim ibadet olmadığını biliyoruz. Kişi önce istihare namazı kılıp duasını eder ve niyetlenip kimseyle konuşmadan uykuya dalar. <br />
<br />
İstihare yapıp yatan herkesin rüya göreceği gibi biz durum elbetteki söz konusu değildir. Ancak Peygamber efendimiz ( sav.)'in görülen rüyanın alınacak kararlar konusunda yol gösterici özellikte olduğunu söylediği  ta o zamanlardan günümüze süregelmiş bir hadistir. İnsanlar yeni bir işe başlayacakları, hangi okula gidecekleri, bir ilişkiye başlayacakları gibi önemli konularda istihare yaparlar. Kişinin namazını kıldıktan kişinin kimseyle konuşmaması gerektiği söylense de bu konu hakkında bir kesinlik yoktur. İstiharenin dini kitaplardaki anlamı :  Hayırlı olanı Allah'tan hayırlısıyla istemek olarak açıklanır. <br />
<br />
<br />
Aslında istihare bir duadır. Allah'u Teala istiharenin nasıl yapılacağını Kur'an'ı Kerim'de biz Müslümanlara öğretmiştir. Hz. Muhammed ( sav.) efendimiz ise bunu uygulayarak bizlere öğretmiştir. Bu konu hakkında Cabir ( ra.)in bizlere aktardığı bir açıklamayla bu konuya açıklık getirmiştir. Demiştir ki : “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bütün işlerinde, Kur’an’dan sure öğretir gibi istihareyi de öğreterek şöyle derdi :  “Sizden biriniz bir işe niyetlendiği zaman farzın dışında iki rekât nafile namaz kılsın ve şöyle desin :  “Allah’ım! Senden, senin ilim ve kudretinden hayır beklerim. Senin büyük lütfundan talep ederim.<br />
 Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benim gücüm yetmez. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen bütün gizlilikleri bilensin. Allah’ım! Eğer bu işi dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu bilirsen o işi bana takdir et, kolaylaştır ve onu bana mübarek kıl. Eğer bu işi; dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için şer olarak bilirsen, onu benden, beni de ondan uzak eyle. Nerede olursa olsun benim için hayır olanı takdir et. Sonra da beni bu hayırdan memnun kıl.” ( Buharî, Teheccüd, 25, Deavât, 49, Tevhid, 10; İbn Mace, İkâme, 188; Ahmed b. Hanbel, 3/344)<br />
<br />
İstiharede beyaz görmek hayırlı ve olumlu işlerin olacağını işaret eder. Aynı şekilde yeşil görmekte hayırlı işlere delalet eder. Siyah ve kırmızı görmek ise yapılmak istenen işin sonunun hayırlı olmadığını gösterir. Rüyada illa her şeyin bembeyaz ya da simsiyah olması söz konusu değildir. Rüyanın belli yerinde onu görebilirsiniz ya da elinizdeki nesnenin rengi, üzerinizdeki kıyafetin rengi veya karşınızdaki kişinin kıyafetinin rengi gibi rüyanın herhangi bir yerinde geçen bir renk rüyanın yorumlanmasında yorumlayıcı kişiye yardımcı olur.<br />
<br />
Beyaz sadece istiharede değil diğer rüyalarda da hayırlı olarak tabir edilir. İstiharede beyaz görmek kişinin alacağı kararda yol gösterici bir yardımcıdır. Lakin hadislerde de mevcut olduğu gibi hayatınızı bu rüyadan hareketle çizmemeniz kendi kararınızı vermeniz gerekir. Nitekim unutulmamalıdır ki. Sizin başınıza gelecek olan her şey Allah tarafından daha siz doğmadan kaderinize yazılmıştır ve siz kaderinizde yazılandan başkasını yaşamazsınız.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiharede Yeşil Görmek</span></span><br />
<br />
İstiharede Yeşil Görmek, Manası itibari ile Allah'tan hayır talep etmek demektir. Yani istiharede görülen bir işin iyi mi, kötü mü olduğunu, anlamak için Allah'tan dilemek ve istemektir. İnsanın başına gelecek hadiselerin, Allah bildirmedikçe bilinemeyeceğini öğreten İslam dini, bu konuda Allah'tan hayır umduğumuzu ve hayırlı olana gönlümüzü yatıştırması için dua ederiz. Bundan sonrası Allah'a tevekküldür. Hadis-i şerifte istihare de evleneceğiniz kişiyi rüyada görmek için en güzel yol istihare rüyasıdır. İstihare eden kimse zarar görmez, istihare eden pişmanlık duymaz, istihare Peygamberimizin bir sünnetidir. Ümmetine tavsiye ettiği bir dua ve ibadet şeklidir. İstihare gerçeği üzerinde medyada anlatılan Erbakan'ın kızı İstihare rüyası sayesinde evleneceği kişiyi rüyasında görmüş ve bir gün ABD seyahatinde uçağa bindiğinde bu kişiyle karşılaştığını ve çok şaşırdığını ve daha sonrada evlendiklerini anlatmıştır. Esasen bu gibi hayati konularda evlenmeden önce birkaç defa istihare etmeli, Hak Teala'ya sığınmalıdır. Nefsin ve kötü kimselerin araya girmesinden koruması için, Allah'a yalvarmalıdır. Hadis-i şerifte der ki, sen sorunu sor Allah sana bir şekilde cevabı verecektir. Şayet 7 gece usulüne uygun istihare yapılmasına rağmen görmüyorsa ya konuya tam vakıf olmuyordur, ya da henüz sorunun cevabını görmek sizin için hayırlı değildir. Bunu uyumadan önce defalarca tekrarlayın, içten niyet edin ve öyle uykuya geçin.<br />
<br />
İstihare Namazı Kılındıktan Sonra Peygamberimizden ( a.s.m.) Rivayet Edilen Şu Dua Okunur;<br />
<br />
"Allah'ım, bu işimi hakkımda hayırlı olacağını yalnız Sen bildiğin için bana doğrusunu göstermeni niyaz ediyorum. Senin sonsuz kudretine iltica ediyor, yardım bekliyorum.<br />
<br />
Yüce lütfundan ihsan etmeni istiyorum. Muhakkak Senin her şeye gücün yeter, ben ise hiçbir şeye güç yetiremem. Sen her şeyi bilirsin, ben ise hiçbir şey bilmem. Sen bütün gaybları bilirsin, Allah'ım, bu iş benim dinim, yaşayışım, işimin akıbeti, dünyam ve ahiretim hakkımda hayırlı ise bunu bana nasip eyle. Sonra bunda benim için feyiz ve bereket vücuda getir. Şayet bu iş benim dinim, yaşayışım, işimin akıbeti, dünyam ve ahiretim hakkında hayırlı değilse, bunu benden, beni bundan vazgeçir. Bu hususta gönlümde bir meyil bırakma. Benim için hayırlısı ne ise onu kolaylaştır. Sonra da beni takdir buyurduğun bu hayırla hoşnut eyle."<br />
<br />
Her rengin bir anlamı vardır; İstiharede Yeşil Görmek, görülen renk temiz ve güzelse anlamı da o kadar iyiye yorulur. Beyaz renk, ferahlık ve mutluluğa, sarı renk hastalığa, mavi renk, ümide, yeşil renk dinin kuvvetine, kırmızı renk aşka ve sevdaya, pembe renk genç kızlığa ve ümide, mor renk şüpheye, siyah renk mutsuzluğa, kahverengi uzun yolculuğa işarettir. Renklerle görülecek rüya, rüyanın şekline ve rengine göre bu maddelere dayanılarak yorumlanır. Daha sonra kişinin isteğine bırakmak gerekir.<br />
<br />
Namazı kılınıp, duası yapılan, istihare rüyasında beyaz yada yeşil renkleri görmek hayra, yani kişinin istiharede kendisi için niyet ettiği şeyin hayırlı olduğuna delalet etmiştir. Siyah yada kırmızı renkler görmek ise şerre alamettir, yani kişinin istiharede kendisi için niyet ettiği şeyin kendisi hakkında hayırsız olduğunu gösterir. Eğer kişi 7 gün boyunca Rüya görmez ise kişinin kalbine bırakılır.<br />
<br />
"Allah dualarınızı kabul buyursun" Kısmet, kader, herşey, için Amin.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Duası Arapça</span></span><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=1760" target="_blank" title="">İstihare Duasının Arapçası.PNG</a> (Dosya Boyutu: 46.09 KB / İndirme Sayısı: 145)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
------------<br />
Dipnotlar : <br />
1- Tecrit Terc. 4/143</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Nedir Nasıl Yapılır - istihare Namazı - istihare Duası</span></span><br />
<br />
İstihare, bir işin hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra istihare duasını okuyarak o işle ilgili rüya görmek üzere uykuya yatmaktır. İstihareye yatmadan işte kılının bu namaza İstihare Namazı denir.<br />
<br />
İstihare namazı iki rekat olarak kılınır. İmam Gazalî bu namazın birinci rekâtında Fatiha’dan sonra "Kul ya eyyühe’l-kâfirûne" ikinci rekatında da "Kul hüvellahu ehad" sûrelerinin okunmasını tavsiye eder.<br />
"Mutluluk, istihare namazı kılmakla gerçekleşir." ( Hâkim)<br />
<br />
İstihare nasıl yapılır :  "Yatmadan önce dua okunur ve abdestli olarak kıbleye yönelerek yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görülürse o işin hayır olduğuna, siyah ve kırmızı görülürse de şer olduğuna işaret eder. Şerli olandan kaçınmak icap eder." ( İbni Âbidin)<br />
<br />
Namazı kıldıktan sonra Peygamberimizden ( S.a.v.) rivayet edilen istihare duası olarak şu dua okunur : <br />
<br />
"Allâhümme estehiruke bi ilmike ve estakdiruke bi kudretike ve es'elüke min fadlike'l-azim. Fe inneke takdiru ve lâ akdiru ve ta'lemu ve lâ a'lemu ve ente allâmu'l guyûb. Allâhümme inkünte ta'lemu enne hâza'l-emre hayrun li fi dini ve meâşi ve âkıbeti emri tev âcili emri ve âcilihi. Fekdurhu li ve yessirhu li summe bârik li fihi. Ve in künte ta'lemu enne hâza'l-emre şerrun li fi dini ve maâşi ve âkıbeti emri ev âcili emri ve âcilihi f'asrifhu anni va'srifni anhu ve'kdur li el-Hayra haysü kâne. Sümme ardihi bihi" ( Buharî, Teheccüt, 25, Deavât, 49, Tevhid, 10; Tirmizi, Vitr, 18; İbn Mace, Akâme, 188; Ahmet b. Hanbel, III, 344).<br />
<br />
İstihare duasının anlamı :  "Allah'ım yapmayı düşündüğüm su işin işlenmesinden yahut terkinden hangisinin hayırlı olduğunu bana ilminle kolaylaştır. Kudretinle senden güç istiyorum. Senin büyük fazlından ihsan buyurmanı dilerim. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benim gücüm yetmez. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen şeyi çok iyi bilensin, Allah'ım. Eğer bu işi dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu bilirsen o işi bana takdir et, kolaylaştır ve onu bana mübarek kıl. Eğer bu işi; dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için şer olarak bilirsen, onu benden, beni de ondan uzak eyle. Nerede olursa olsun benim için hayır olanı takdir et. Sonra da beni bu hayırla hoşnut buyur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare nasıl yapılır</span></span><br />
<br />
Sual :  İstihare nedir ve istihare namazı nasıl kılınır?<br />
CEVAP<br />
İstihare, bir işin hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için abdest alıp iki rekât namaz kıldıktan sonra bu husustaki duayı okuyarak o işle ilgili rüya görmek üzere uykuya yatmaktır.<br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki : <br />
<br />
Dört şeyi yapan dört şeyden mahrum kalmaz : <br />
1- Şükreden, nimetin artmasından,<br />
2- Tevbe eden, kabulden,<br />
3- İstihare eden, hayırdan,<br />
4- İstişare eden, doğruyu bulmaktan, hakikate ulaşmaktan mahrum olmaz.<br />
<br />
Herhangi bir işe başlarken, mesela evlenirken, ev alırken istihare yapmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki : <br />
( Mutluluk, istihare namazı kılmakla gerçekleşir.) [Hâkim]<br />
<br />
Evlenmeden önce, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalıdır. Nefsin ve kötü kimselerin araya girmemesi için, yalvarmalıdır. Salih, güvenilir kimselerle istişareden sonra, istihare yapmalıdır.<br />
<br />
Bir işe başlayacağınız veya bir şeyden kurtulmak istediğiniz zaman, iki rekât nafile namaz kılıp [aşağıda bildirilen Arapça duayı okuyarak] "Eğer bu işim [Mesela şununla evlenmem veya şu evi almam] dünya ve ahiretim için hayırlı ise, bunu bana mübarek eyle. Eğer hakkımda hayırlı değilse, onu benden uzaklaştır ve hayırlı olanı bana kolaylaştır. Beni kazana rıza gösterenlerden eyle, Ya Erhamerrahimin" demelidir.<br />
<br />
Önce günahlardan tevbe edilir. Tevbe için kısaca, "Ya Rabbi! Buluğ anımdan şimdiye kadar yaptığım günahlara pişman oldum. Bundan sonra da, inşallah hiç günah işlememeye söz veriyorum" denir. Sonra gusledilir. Gusülden sonra, o gece ( istihareye niyet ettim) diyerek iki rekat nafile namaz kılınır. İlk rekâtta, Sübhaneke ve Fatiha’dan sonra, Kâfirun, ikinci rekâtta Fatiha’dan sonra İhlâs okunur. İstihare namazı bittikten sonra şu dua okunur : <br />
<br />
( Allahümme innî estehîrüke bi-ilmike ve estakdirüke bi-kudretike ve es’elüke min fadlikel azîm fe inneke takdirü ve lâ akdirü ve ta’lemü ve lâ a’lemü ve ente allâmül-guyûb.)<br />
<br />
Bu şekilde istihareye yedi gece devam edilir. [Gündüz de istihareye yatmak caizdir.] Gusül sadece ilk gün alınır. Diğer günler gusle gerek yoktur.<br />
<br />
İstihare başkasına yaptırılmaz. İstihareyi herkesin kendi yapması gerekir. İstihare yapmasını öğrenmeli, bu sünneti kendisi ifa etmelidir. Bedenle yapılan ibadetleri başkasına yaptırmak caiz değildir.<br />
<br />
İstihare namazını kılıp duasını ettikten sonra hiç konuşulmadan yatılmalı. İhtiyaç varsa konuşulabilir. Aslında her zaman, yatsı namazını kıldıktan sonra, ihtiyaç olmadıkça konuşmamak müstehabdır, iyi olur.<br />
<br />
İstihareden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rüya görse de, görmese de, 7 gün istihareye devam edilir. Rüyada beyaz veya yeşil görmek hayra, siyah veya kırmızı görmek şerre alamettir. Eğer, rüyada bir şey görülmezse, kalbe bakılır. O işi yapmak arzusu varsa, o işe karar verilir. Karar veremeyen, birkaç defa daha istihare yapmalıdır.<br />
<br />
Yapılacak her iş için istihare yapmak sünnettir ve mübarektir. Fakat istihare yaptıktan sonra, o işin yapılmasını veya yapılmamasını gösteren bir şeyin, uykuda veya rüyada yahut uyanık iken görünmesi şart değildir. İstihareden sonra, kalbine bakmak lazımdır. O işi yapmak arzusu, eskisinden daha çok olmuş ise, o işi yapmayı gösterir. Eğer arzu, çoğalmamış ve eskisinden daha da azalmamış ise, yine yasak olmaz. Böyle olunca, yapmak arzusu artıncıya kadar, istihareleri tekrar tekrar yapmalıdır. İstihareler yediye kadar tekrar olunur. İstihareden sonra, o işi yapmak arzusunun azaldığı anlaşılırsa, o işin yapılmamasını gösterir. Böyle olunca da, istihareler tekrarlanabilir, hatta nasıl olursa olsun, istihareleri her zaman tekrarlamak, daha uygun ve daha iyi olur. O işi yapmak veya yapmamakta ihtiyatlı davranılmış olur.<br />
<br />
Başka bir istihare<br />
Bir muradı olan kimse, abdest alır, temiz bir yere oturur, üç defa salevat-ı şerife okur, sonra her birine Besmele çekerek on Fatiha, sonra 11 İhlâs okur, sonra üç defa salevat okur. Sonra sağ yanı üzere, yüzü kıbleye karşı olarak ve sağ elini sağ yanağı altına koyarak yatar, niyet ettiği şeyin iyi veya kötü olacağını bi-iznillah rüyada görür. ( Fetava-i Karı-ül-hidaye)<br />
<br />
İstihareye uymak<br />
Sual :  İstihare yapınca, rüyada gördüğümüze uymak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
İstihare, bir işin, hakkımızda hayırlı olup olmadığını anlamak için yapılır. Bunun için, şartlarına uygun yapılmışsa, uymalıdır. İki hadis-i şerif meali : <br />
( İstiharede bulunmak ve kadere rıza göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun aksiyse, kişinin mutsuz olacağına alamettir.) [Tirmizi]<br />
<br />
( İstihare eden, mahrum kalmaz; istişare eden, pişman olmaz. İktisat eden, darlık çekmez.) [Taberani]<br />
<br />
İstihareye yatarken<br />
Sual :  İstihare için yatarken, kadınların kocalarından ayrı yatmaları gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır, gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalbin kararlılığı, rüya ve istihare</span></span><br />
<br />
“Ben evlilik namına o kişinin benim için hayırlı olup olmadığına niyet ederek istihare namazını kılarak ve duâsını ederek yattım. Yalnız rüyamda gördüklerimin hayır mı, şer mi olduğuna kendim karar veremediğim için bir bilene sormak istedim. Umarım bana yardımcı olabilirsiniz. Rüyamda kar yağmıştı ve yanımda küçük bir çocuk vardı onunla yürüyordum. Devamında gördüklerim biraz karışıktı tam olarak hatırlamıyorum. Ertesi günü tekrar aynı niyetle rüyaya yattım. Bu defa ise anneannemi ( anneannem yaşıyor) gördüm. Üzerinde beyaz elbise vardı ama güya hastalığı yüzünden ona şifa niyetine dudağına kırmızı ruj sürülmüştü. Sonrasında ise anneannemin dudağında ki ruj gitmiş cildi pamuk gibi olmuştu. Bu arada rüyama göre anneannemin çok az bir ömrü kalmış. Sizden ricam bilginiz dâhilinde ise, bu rüyayı Allah rızası için bana yorumlamanız. İnanın bu konuda çok acizim. Şimdiden teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun.”<br />
 <br />
Yasemin Hanım :  “Ben evlilik için istihareye yattım. Rüyamda beyaz çoğunlukta olmak üzere beyaz ve kahverengi gördüm. Sizce bu benim için hayırlı mıdır, değil midir? Teşekkürler.”<br />
 <br />
Yeşim Yeşil :  “İstihare namazında rüyaya yatınca yeşil ve beyaz mı görmek gerekiyor? Yoksa her renk görmek de mümkün mü? Ama çoğunluğu beyaz ve yeşil ise hayırlı mı?”<br />
<br />
Önce umumi bir yanlışı düzeltelim :  İstihare namazı kılındığında rüya için yatmak ve rüya görmek şart değildir, gelecekle ilgili kesin öngörülerde bulunmak şart değildir, istihareden geleceğin bizim arzumuz çerçevesinde şekillenmesini sağlamak murad değildir. İstihare yapmak, kehanette bulunmak ve geleceği görmek demek değildir.<br />
<br />
İstihareyi böyle anlamak dinî bir yaklaşım değildir. Geleceği görme muradı ile istihare yapılmaz. Yapılırsa doğru sonuç vermez. Bu hususu yüksek sesle dile getirmek ve bu telakkiyi, bu zannı, bu yanlış bilgiyi yıkmak istiyorum. Çünkü bu yanlış bilgi bizi istihare ruhundan koparıyor.<br />
<br />
İstihare, girişilen bir işte Allah’tan hayır umduğumuzu ifade etmek için yapılır. İstihare bu yönüyle bir çeşit duâdan başka bir şey değildir. İstiharede, hayırlı olana gönlümüzü yatıştırması için Allah’a duâ ederiz.<br />
<br />
Nitekim Peygamber Efendimiz ( asm), istihare için, “istihare namazından sonra kalpten geçen mânânın ve oluşan kararlılığın” önemli olduğunu bildirmişlerdir.1 İnsanda bu kalbî kararlılık rüya görmeden de pekâlâ oluşabilir. Diğer yandan rüyada beyaz ve yeşil görülen kimi zamanlar vardır ki, kalpte kararlılık meydana gelmemiştir.<br />
<br />
Her şart ve zeminde yapılacak istiharenin özünde, Allah’tan hayır ummak vardır. Yoksa fal gibi geleceği görme isteği yoktur. Zaten geleceği görmek, bize hayır da getirmez. Bunu baştan kabul etmeliyiz. Çünkü geleceği ilmek ilmek biz örüyoruz ve bu örgümüzü Allah’a olan tevekkülümüzle kaynaştırıyoruz. Gerekli şartları yerine getirdikten sonra gelecek hususunda yapmamız gereken tek şey, Allah’a güvenmek olmalıdır.<br />
<br />
Diğer bir husus; bu köşede rüya yorumlaması yapmıyoruz. Genel mânâda rüyalarınız için hayır dilemenizi öneriyoruz. Biz de hayır diliyor, hayır olsun diyoruz. Gün boyu olumlu şeyler düşünen, olumlu umutlar taşıyan, kalbinin kararlılığı bulunan ve karamsarlık yaşamayan kişi, rüyasında mutlu ve umutlu şeyler görür, beyaz renkler görür. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de, “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen güzel rüya görür” demiştir. İstihare ruhuyla baktığımızda, bu demektir ki, bizim kalbimiz bir tarafa yatışmış, bir kararlılığa ulaşmış, bir tarafa meyletmiş; bu durumda bize sadece hayır dileyip adım atmak kalıyor. Bu sırada kıldığımız istihare namazı ve yaptığımız duâ, kalbimizin yatıştığı işin hayırlı olmasını Cenâb-ı Allah’tan dilememizi sağlar. Çünkü hayır bizim arzumuzda değil; Cenâb-ı Allah’ın takdirindedir.<br />
<br />
Evleneceğimiz kişiyi dindar diye seçmişsek, huy güzelliği varsa, bize denkse ve onu beğenmişsek, onun üzerinde ailemizde bir fikir birliği ve temayül oluşmuşsa; artık Allah’tan hayır umulur, hayır istenir, Allah’a tevekkül edilir, her şey Allah’ın takdirine bırakılır ve evleneceğimiz kişiden Allah için razı olunur. Bu durumda iki rekât namaz kılınır ve Allah’tan hayır istenerek gerekli işlemler başlatılır. İstihare budur ve Tevhid inancı bunu gerektirir.<br />
<br />
Kalbinde kararlılık oluşmayıp kararsızlık devam ettiğinde, istihare namazını tekrar kılar ve Allah’a tekrar duâ eder. İhtiyaç duyduğu her an namaz ve duayı kesmez, devam ettirir. Namazdan ve duadan sonra, kalbinde umduğu şekilde her hangi bir yatkınlık bulursa; “Bismillah” der ve ilk adımı atar. Artık Allah’a tevekkül eder. Sünnet olan budur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evlilik İçin İstihare</span></span><br />
<br />
Evlililik için istihare :  Evlilik için yapılan istihare namazları ve duaları yüzyıllardır ve günümüzde halk arasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Evlilik için hayırlı olup olmadığını görmek isteyen kimse iki rekat istihare namazı kıldıktan sonra kendisi için bu evliliğin hayırlı olup olmadığı konusunda Allah'a dua eder. Kılınan bu namaza istihare namazı edilen duaya ise istihare duası adı verilmektedir. <br />
<br />
Evlilik için istihare yapılmadan önce yapılması gereken ilk iş istişaredir. İstişare bu konuda bilgi sahibi olan kişilerle ve onu tanıyan kişilerle evlilik hakkından enine boyuna uzun uzadıya yapılan konuşmalardır. Onların görüşlerini almaktır. Fakat istişare birkaç kişi ile yapıldığı için yanlış olma olasılığı oldukça düşüktür. Evlilik konusunda aklında şüpheler olan kimse kendini iyi hissetmek için evlilik için istihare namazına ve duasına başvurur.İlk başta günahlarının affı için tövbe edilir. Daha sonra namaz kılınıp dua edildikten sonra kişi sağ tarafına yatar ve derki  "Allahım eğer bu kişi benim için hayırlı ise bana yeşil ve beyaz rengi eğer benim için hayırlı değilse bana kırmızı veya siyahı göster" der. Abdestli bir şekilde olup hiç kimse ile konuşmadan kıbleye dönük şeklide uyunur. Kişiler daha sonra görmüş oldukları rüyaya göre kendilerine göre bir yorumlama yaparlar.<br />
<br />
Fakat görülen her rüya doğru olmayabilir. Görülen rüya şeytani yada rahmani bir rüya olabilir. <br />
<br />
Kişinin psikolojik durumuna göre görülmüş olabileceği için genelde yedi gün üst üste yapılmasını daha uygun görülür. Bu şeklide 7 gün boyunca görülen rüyalarda hangi renk daha baskın ise ona göre karar verilir. Fakat evlilik içi yapılan istiharelerde yapılacak ilk iş kişi hakkında araştırma yapmak en son istihare ye baş vurmak her zaman için çok daha doğru bir yöntem kabul edilmektedir. Çünkü görülen rüyalar, ve yapılan çok çeşitli istihare duaları insanı şaşkına çevirebilmektedir. Toplum içinde başkalarından sık miktarda istihare ile ilgili görüşler duymaktayız. bazı insanlar istihare de tanımadıkları halde evlenecekleri kişileri gördüklerini söylerler.  Fakat onlar gördü diye bizimde kesinlikle göreceğimiz anlamına gelmez. Görülen rüyanın yorumu da çok önemlidir. Bazen hayırlı gördüğümüz bir rüya şer olarak karşımıza çıkabilir. Bu tip durumlar da uyandığımız zaman hissettiklerimiz çok önemlidir. Kişi korku ve heyecan içinde uyanırsa rüya hayırsız mutlu bir biçimde uyanıyorsa hayırlı anlamına gelmektedir. Bu yüzden evlilik için istihare yapmadan önce her zaman ilk başka bilen insanlar ile konuşmak ve her şeyin hayırlısını Allah'tan istemekten başka çaremiz yoktur. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Namazı Genel Olarak</span></span><br />
<br />
Böylece istihare namazı kılınmış olur.  İstihâre namazından sonra şu duâ okunur İstihare Duası okunur.<br />
Yedi gece böyle istihâre yapılır. Sonra, kalbe gelen şey yapılır. İstihâreden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rü’yâda beyaz veya yeşil görmek hayra alâmettir. Siyah veya kırmızı görmek şerre alâmettir denildi. İstihâre namazını başkasına kıldırmak sünnet değildir. İstihâre yapmasını öğrenmeli, bu sünneti kendisi îfâ etmelidir.<br />
Bedenle yapılan ibâdetleri başkasına yaptırmak câiz değildir.İstihâreden istenilen neticenin sağlıklı bir şekilde alınabilmesi için, öncelikle düzgün bir itikada sahip olmakla beraber, guslün de şartlarına uygun alınmış olması lazımdır. Hanefi mezhebinde diş dolgusu ve kaplaması olanın guslü geçerli olmadığı için, böyle kimsenin Mâliki mezhebini taklid ederek gusletmesi gerekir.<br />
<br />
<br />
İstihare namazı, bir kişinin veya işin hayırlı olup olmadığını anlamak için abdest alınarak kılınan 2 rekat namazdır. Namaz kılındıktan sonra istihare duasını okuyup kimseyle konuşmayarak sağ tarafına yatıp istediği şeyi düşünerek uyumalıdır. Bir işe başlayacağınız veya bir işten ayrılacağınız zaman istihare duasını okuyup  Allah’ım istediğim düşündüğüm şey  dünya ve ahiretim için hayırlı ise bunu mübarek eyle denilmelidir. İstihare namazı haram bir iş yapılmaz. Rüyada renk görmenin de bir bağlayıcılığı yoktur.<br />
<br />
İstihare ile ilgili birkaç hadis yazmakta fayda var.<br />
<br />
( Mutluluk, istihare namazı kılmakla gerçekleşir.) ( hakim)<br />
<br />
( İstiharede bulunmak ve kadere rıza göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun aksi ise, kişinin mutsuz olacağına alamettir.) ( tirmizi)<br />
<br />
“Allah’a istihare, kişinin saadet vesilelerinden biridir.” ( Buhari)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare duası</span></span><br />
<br />
Allâhumme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bikudratike ve es’eluke min fadlike’l-azîm. Feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta’lemu vela â’lemu ve ente allâmu’l-ğuyûb. Allâhumme in kunte ta’lemu enne hâzâ’l, emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkibeti emrî âcili emrî ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte tâ’lemu enne hâza’l-emre şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emri âcili emrî ve acilihî fasrifhu annî vasrifnî anhu va’kir liyelhayra haysu kâne sume ardinî bih<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare duasının anlamı  : </span></span><br />
<br />
 Allah'ım! Senin ilmine göre hayrını diliyorum, kudretinden güç istiyorum, senin büyük fazlını diliyorum. Zira sen kadirsin, ben kadir değilim, sen bilirsin ben bilmem, sen gizlileri bilirsin. Allah'ım eğer sen bu işin benim dinim, geçmişim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan bunu bana takdir eyle, kolaylaştır. Eğer bu işim benim dinim, geçimim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında şerli olduğunu biliyorsan bunu benden, beni de bundan çevir, hayır nerede ise bana onu nasip eyle, sonra beni onunla hoşnud eyle.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare namazının kılınışı</span></span><br />
<br />
İstihare namazı sabah namazının sünneti gibi kılınır. Tek fark; 1 Rekatta zamlı sure olarak Kâfirun Suresi , 2 Rekatta zamlı sure olarak İhlas suresi  okunur.<br />
<br />
İlk rekatta Fâtiha  ve Kâfirun Suresi  okunur.İkinci rekatta sadece Fâtiha  ve İhlas suresi  okunur. Oturuşta ise diğer namazlarda olduğu gibi  :  Ettehiyyâtü  , Allâhümme Salli , Allâhümme Barik , Rabbenâ duaları okunur.Ardından istihare duası yapılır. Tesbih isteğe bağlı olarak yapılır.Namazı kıldıktan sonra dünya kelamı etmemek, sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmak, uyumaya çalışırken kalpten “Allah Allah” demek iyidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Duası</span></span><br />
<br />
İstihare duası,  sonucu hayır ve iyi olduğu tam anlamıyla bilinmeyen durumlarda, Allahtan hayır olanı göstermesi için edilen bir duadır. Eğer, kişi namazını kılamayacak halde ise, sadece duasını okuyup rüya’ya yatabilir. Burada makbul görülen duadır. Şüphesiz ki peygamber efendimiz ümmeti için zararlı olan hiçbir şeyi önermez! Resulü Ekrem sahabelerine istihare namazı öğretmiş ve kılmaları hususunda onları bilgiler vermiştir.<br />
<br />
İstihare Duası;<br />
‘‘Allâhumme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bikudratike ve es'eluke min fadlike'l-azîm. Feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta'lemu vela â'lemu ve ente allâmu'l-ğuyûb. Allâhumme in kunte ta'lemu enne hâzâ'l, emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkibeti emrî âcili emrî ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte tâ'lemu enne hâza'l-emre şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emri âcili emrî ve acilihî fasrifhu annî vasrifnî anhu va'kir liyelhayra haysu kâne sume ardinî bih. ’’<br />
<br />
İstihare duasının anlamı;<br />
<br />
“Allah’ım yapmayı düşündüğüm şu işin işlenmesinden yahut terkinden hangisinin hayırlı olduğunu bana ilminle kolaylaştır. Kudretinle senden güç istiyorum. Senin devasa fazlından hibe buyurmanı dilerim. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benim gücüm yetmez.<br />
<br />
. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen şeyi çok iyi bilensin, Allah’ım. Eğer bu işi dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahretimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu bilirsen o işi bana takdir et, kolaylaştır ve onu bana mukaddes kıl. Eğer bu işi; dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahretimin sonucu bakımından benim için fenalık olarak bilirsen, onu benden, beni de ondan uzak eyle. Nerede olursa olsun benim için iyilik olanı takdir et. Sonra da beni bu hayırla hoşnut eyle''<br />
<br />
İstihare ile ilgili hadisler;<br />
<br />
“İstihare yapan kimse hüsrana uğramaz, istihare eden pişman olmaz, iktisatlı davranan kimse de muhtaç duruma düşmez’’<br />
<br />
‘’ Allaha istihare, kişinin saadet vesilelerinden biridir’’<br />
<br />
‘’İstihare eden zarara düşmez’’<br />
<br />
‘’ istiharede bulunmak ve kadere razı göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun eksi ise, kişinin mutsuz olacağına alamettir’’<br />
<br />
‘’Allah’ım bana hayır ver ve benim için hayırlı olanı seç’’<br />
<br />
‘’Âdemoğlunun Allah’tan hayır dilemesi ( istiharesi) saadetindendir. Allah’ın hükmüne razı olması da saadetindendir. Allah’tan hayır istemeyi terk etmesi ise onun bedbaht olmasındandır. Allah’ın hükmüne razı olmaması da, Âdemoğlunun bedbahtlığındandır’’<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Duası Arapça</span></span><br />
<br />
İstihare Duasının Arapçası<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
اللَّهُمَّ إِنِّى أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ ، اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ خَيْرٌ لِى فِى دِينِى وَمَعَاشِى وَعَاقِبَةِ أَمْرِى - أَوْ قَالَ عَاجِلِ أَمْرِى وَآجِلِهِ - فَاقْدُرْهُ لِى وَيَسِّرْهُ لِى ثُمَّ بَارِكْ لِى فِيهِ ، وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ شَرٌّ لِى فِى دِينِى وَمَعَاشِى وَعَاقِبَةِ أَمْرِى - أَوْ قَالَ فِى عَاجِلِ أَمْرِى وَآجِلِهِ - فَاصْرِفْهُ عَنِّى وَاصْرِفْنِى عَنْهُ ، وَاقْدُرْ لِى الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنِى.<br />
</span></span><br />
<br />
İstihare Duası Arapça, Bir işe başlayacağınız veya bir şeyden kurtulmak istediğiniz zaman, iki rekat nafile namaz kılıp İstihare duasını, okuyarak "Eğer bu işim ( mesela şununla evlenmem) dünya ve ahiretim için hayırlı ise, bunu bana mübarek eyle. Eğer hakkımda hayırlı değilse, onu benden uzaklaştır ve hayırlı olanı bana kolaylaştır. Beni kazana rıza gösterenlerden eyle, Ya Erhamerrahimin" demelidir. İstihare başkasına yaptırılmaz. İstihareyi herkesin kendi yapması gerekir. İstihare yapmasını öğrenmeli, bu sünneti kendisi ifa etmelidir. Bedenle yapılan ibadetleri başkasına yaptırmak caiz değildir. İstihareden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görmek hayra, siyah veya kırmızı görmek şerre alamettir. 7 gün istihareden sonra, rüyada bir şey görülmezse, kalbe bakılır. O işi yapmak arzusu yapmak, o işe karar verilir. İstiharede bulunmak ve kadere rıza göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun aksi ise, kişinin mutsuz olacağına alamettir.<br />
<br />
İstihare Duası Arapça Okunuşu<br />
Allahümme inni estehiruke bi'ilmike ve estekdiruke bikudretike ve es'elüke min fazlikel'azimi feinneke takdiru vela ekdiru ve ta'lemü vela a'lemu ve ente allmü'l ğuyub.<br />
<br />
Allahümme in künte ta'lemü enne hazelemra hayrun li fidini ve meşai ve akibeti emri ev kale a'cili emri ve acilihi fakdirhu li ve yessirhuli sümme bariklifihi ev in künte ta'lemü enne hazelemra şerrun li fi dini meşai ve akibeti emri ve kale a'cili emri ve a'cilihi fasrifhu anni vasrifni anhü fakdurlil hayra haysu kane sümme erzıni bihi ( ve yüsemmi hacetehu)<br />
<br />
İstihare Duası Türkçe Anlamı<br />
<br />
"Allah'ım senin ilminle seçmeyi, doğru seçim yapmayı diliyorum, senin kudretini istiyor, senin büyük lütfundan niyaz ediyorum, çünkü sen kadirsin benim gücüm yetmez, sen bilirsin ben bilmem, sen gizlilerin tamamını bilensin! Eğer şu iş benim dünya hayatım ve dinim için hayırlı ise, onu bana yaz ve gerçekleştir, dünyam ve ahiretim için kötü ise, onu benden beni ondan uzaklaştır, hakkımda hayırlı olan ne ise, onu nasip et ve ondan hoşnut olmamı lütfeyle" Sonra dilediği şeyi zikreder.<br />
<br />
Rabbim herkesin dua'sını kabul etsin kalbindeki'ni kaderine yazsın. "Amin"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Rüyası</span></span><br />
<br />
İstihare rüyası, gelecek hakkında bilgi almak için, iyi bir niyetle, bilinmeyenleri öğrenmek, girişilecek yeni bir işin hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için, niyet edilen şeylerin hayrını öğrenmek için ilahi makamlardan dua yoluyla yardım isteyip, bu amaçla görülen rüyadır. Bu yöntem sadece İslamiyet'e has bir özellik değildir. Antik çağlardan itibaren kullanılmıştır. Latince 'de incubatio, Yunanca 'da  agkoimesis adını alan istiharede önemli olan bunun Allah'tan nasıl istendiği, nasıl dua edildiği ve namazın doğru olarak kılınmasıdır.<br />
<br />
İslamiyet'te istihare ve istihare rüyası<br />
<br />
İstihare, İslam'da hakkında hayırlı olanı istemek için, abdest alarak iki rekat namaz kılmak ve dua ederek, istediği işle alakalı rüya görmek için uykuya yatmak olarak bilinir. Hz Muhammed ( s.a.v.) mümin kulları fal gibi yöntemlerden vazgeçirmek için insanlara bu yolu önermiştir. Bu konuda şunu söylemiştir : <br />
<br />
 " Biriniz bir konuda bir iş yapmaya niyetlenirse, farzın dışında iki rekat namaz kılsın ve şöyle desin;<br />
<br />
Ey Allah'ım, senin ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısı olanı istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Sınırsız olan lütfundan bana da ihsan etmeni istiyorum. Ben hayırlı olanı bilmiyorum, ama sen bunu biliyorsun. Ben buna güç yetiremem, ama sen güç yetirirsin. Ey Allah'ım! yapmayı düşündüğüm iş, eğer dünyam, dinim ve geleceğim hakkında hayırlı olacaksa, bu işi bana takdir et, onu bana kolaylaştır, bereketli ve uğurlu eyle. Yok eğer dünyam, benim ve geleceğim için kötüyse, onu benden uzaklaştır. Hayırlı olan hangisi ise, sen onu bana takdir et. Beni mutlu ve hoşnut eyle!"  <br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretleri bu konuda buyuruyor ki : <br />
<br />
Bu dört şeyi yapan, diğer dört şeyden mahrum kalmaz;<br />
<br />
    Şükreden kişiler, nimetin artmasından,<br />
    Tövbe eden kişiler, kabulden,<br />
    İstihare eden kişiler, hayırdan,<br />
    İstişare eden kişiler, hakikate ulaşmaktan ve doğruyu bulmaktan mahrum kalmazlar.  <br />
<br />
Bu sebeplerle bir işe başlarken, evlilik yaparken, yeni bir ev alırken istihare yapılmalıdır. İstekler için Allah'a sığınmalı, istihare yapılmalıdır.<br />
<br />
İstihare rüyası görmek için ne yapılmalıdır?<br />
<br />
Bunun için kişi önce tövbe etmelidir<br />
Tövbe etmek için, "Ya Rabbi! Bugüne kadar yaptığım günahlardan pişmanım. Bundan sonra da inşallah günah işlememeye söz veriyorum" demelidir. Ardından gusül abdesti almalı, gece için istihareye niyet ettim demelidir. Bundan sonra iki rekat namaz kılmalıdır. Namazın ilk rekatında, Fatiha ve Sübhaneke' den sonra Kafirun, ikinci rekatında Fatiha'dan sonra İhlas okumalıdır. İstihare namazı kılındıktan sonra aşağıdaki duayı okumalıdır;<br />
<br />
"Allahümme inni estehirüke bi-ilmike ve estakdirüke bi-kudretike  ve es'elüke min fadikel azim fe inneke takdirü ve la akdirü ve ta'lemü ve la a'lemü ve ente allamül-guyüp."<br />
<br />
Bu şekilde yedi gece istihareye devam etmelidir. İsterse gündüz vakti de istihareye yatılabilir. Gusül abdesti sadece ilk gün alınır. <br />
<br />
İstihare rüyası için dikkat edilmesi gerekenler nedir?<br />
<br />
    Bu rüyayı görmek için yapılan ibadetleri kişinin kendisi yapmalıdır. Herkes istihareye kendisi yatmalıdır. Bunu nasıl yapacağını öğrenerek, kendi ifa etmelidir. Dinimizde bedenle yapılacak olan ibadetleri başkasına yaptırmak caiz olmaz.<br />
    İstihare için namaz kılınıp, dua edildikten sonra, kişinin hiç konuşmadan yatması gerekir. Ancak ihtiyaç olursa konuşmalıdır. Genellikle yatsı namazından sonra, istihare için namaz kılıp, konuşmadan yatmak iyidir.<br />
    İstihare yapıldıktan sonra, abdestli kıbleye doğru dönülerek yatılır. İlk gün rüya görülmese bile, yedi gün süreyle devam edilmelidir. İstihare rüyasında yeşil ya da beyaz görmek hayra yorulmalı, kırmızı ya da siyah görmek şerre yorulmalıdır. Rüyada hiç bir şey görülmediğinde, kalbe bakmak gerekir. İçinde o işi yapma arzusu bulunuyorsa, o işe karar verip yapmalıdır. Buna rağmen karar veremeyen olursa, istihareye devam edilmelidir.  <br />
<br />
Yapılması gereken her işte istihare yapılması sünnettir, mübarektir. İstihare öncesinde kişi mutlaka bu konuyu istişare etmelidir. Ancak işin yapılmasını ya da yapılmamasını rüyada görmek şart değildir. Kişi kalbine de bakmalıdır. İstihare sonrasında, o işi yapmayı önceye göre daha fazla istiyorsa, bu bir işarettir. Eğer isteğinde bir artış olmadıysa, tekrar istihare yapılmalıdır. İstihareyi tekrarlamak uygun olacaktır. Bu şekilde kişi daha ihtiyatlı davranmış olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiharede Beyaz Görmek</span></span><br />
<br />
Rüyalarda beyaz ve yeşil görmek hepimizin bildiği gibi hayra işarettir. İstiharede beyaz görmek de aynı şekilde hayra işaret olarak yorumlanır. İstihare yapmak Peygamber efendimiz ( sav.)'inde hadislerinde söz ettiği gibi dinimizde önemli bir yeri olan harekettir. Hareket diyoruz nitekim ibadet olmadığını biliyoruz. Kişi önce istihare namazı kılıp duasını eder ve niyetlenip kimseyle konuşmadan uykuya dalar. <br />
<br />
İstihare yapıp yatan herkesin rüya göreceği gibi biz durum elbetteki söz konusu değildir. Ancak Peygamber efendimiz ( sav.)'in görülen rüyanın alınacak kararlar konusunda yol gösterici özellikte olduğunu söylediği  ta o zamanlardan günümüze süregelmiş bir hadistir. İnsanlar yeni bir işe başlayacakları, hangi okula gidecekleri, bir ilişkiye başlayacakları gibi önemli konularda istihare yaparlar. Kişinin namazını kıldıktan kişinin kimseyle konuşmaması gerektiği söylense de bu konu hakkında bir kesinlik yoktur. İstiharenin dini kitaplardaki anlamı :  Hayırlı olanı Allah'tan hayırlısıyla istemek olarak açıklanır. <br />
<br />
<br />
Aslında istihare bir duadır. Allah'u Teala istiharenin nasıl yapılacağını Kur'an'ı Kerim'de biz Müslümanlara öğretmiştir. Hz. Muhammed ( sav.) efendimiz ise bunu uygulayarak bizlere öğretmiştir. Bu konu hakkında Cabir ( ra.)in bizlere aktardığı bir açıklamayla bu konuya açıklık getirmiştir. Demiştir ki : “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bütün işlerinde, Kur’an’dan sure öğretir gibi istihareyi de öğreterek şöyle derdi :  “Sizden biriniz bir işe niyetlendiği zaman farzın dışında iki rekât nafile namaz kılsın ve şöyle desin :  “Allah’ım! Senden, senin ilim ve kudretinden hayır beklerim. Senin büyük lütfundan talep ederim.<br />
 Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benim gücüm yetmez. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen bütün gizlilikleri bilensin. Allah’ım! Eğer bu işi dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu bilirsen o işi bana takdir et, kolaylaştır ve onu bana mübarek kıl. Eğer bu işi; dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için şer olarak bilirsen, onu benden, beni de ondan uzak eyle. Nerede olursa olsun benim için hayır olanı takdir et. Sonra da beni bu hayırdan memnun kıl.” ( Buharî, Teheccüd, 25, Deavât, 49, Tevhid, 10; İbn Mace, İkâme, 188; Ahmed b. Hanbel, 3/344)<br />
<br />
İstiharede beyaz görmek hayırlı ve olumlu işlerin olacağını işaret eder. Aynı şekilde yeşil görmekte hayırlı işlere delalet eder. Siyah ve kırmızı görmek ise yapılmak istenen işin sonunun hayırlı olmadığını gösterir. Rüyada illa her şeyin bembeyaz ya da simsiyah olması söz konusu değildir. Rüyanın belli yerinde onu görebilirsiniz ya da elinizdeki nesnenin rengi, üzerinizdeki kıyafetin rengi veya karşınızdaki kişinin kıyafetinin rengi gibi rüyanın herhangi bir yerinde geçen bir renk rüyanın yorumlanmasında yorumlayıcı kişiye yardımcı olur.<br />
<br />
Beyaz sadece istiharede değil diğer rüyalarda da hayırlı olarak tabir edilir. İstiharede beyaz görmek kişinin alacağı kararda yol gösterici bir yardımcıdır. Lakin hadislerde de mevcut olduğu gibi hayatınızı bu rüyadan hareketle çizmemeniz kendi kararınızı vermeniz gerekir. Nitekim unutulmamalıdır ki. Sizin başınıza gelecek olan her şey Allah tarafından daha siz doğmadan kaderinize yazılmıştır ve siz kaderinizde yazılandan başkasını yaşamazsınız.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiharede Yeşil Görmek</span></span><br />
<br />
İstiharede Yeşil Görmek, Manası itibari ile Allah'tan hayır talep etmek demektir. Yani istiharede görülen bir işin iyi mi, kötü mü olduğunu, anlamak için Allah'tan dilemek ve istemektir. İnsanın başına gelecek hadiselerin, Allah bildirmedikçe bilinemeyeceğini öğreten İslam dini, bu konuda Allah'tan hayır umduğumuzu ve hayırlı olana gönlümüzü yatıştırması için dua ederiz. Bundan sonrası Allah'a tevekküldür. Hadis-i şerifte istihare de evleneceğiniz kişiyi rüyada görmek için en güzel yol istihare rüyasıdır. İstihare eden kimse zarar görmez, istihare eden pişmanlık duymaz, istihare Peygamberimizin bir sünnetidir. Ümmetine tavsiye ettiği bir dua ve ibadet şeklidir. İstihare gerçeği üzerinde medyada anlatılan Erbakan'ın kızı İstihare rüyası sayesinde evleneceği kişiyi rüyasında görmüş ve bir gün ABD seyahatinde uçağa bindiğinde bu kişiyle karşılaştığını ve çok şaşırdığını ve daha sonrada evlendiklerini anlatmıştır. Esasen bu gibi hayati konularda evlenmeden önce birkaç defa istihare etmeli, Hak Teala'ya sığınmalıdır. Nefsin ve kötü kimselerin araya girmesinden koruması için, Allah'a yalvarmalıdır. Hadis-i şerifte der ki, sen sorunu sor Allah sana bir şekilde cevabı verecektir. Şayet 7 gece usulüne uygun istihare yapılmasına rağmen görmüyorsa ya konuya tam vakıf olmuyordur, ya da henüz sorunun cevabını görmek sizin için hayırlı değildir. Bunu uyumadan önce defalarca tekrarlayın, içten niyet edin ve öyle uykuya geçin.<br />
<br />
İstihare Namazı Kılındıktan Sonra Peygamberimizden ( a.s.m.) Rivayet Edilen Şu Dua Okunur;<br />
<br />
"Allah'ım, bu işimi hakkımda hayırlı olacağını yalnız Sen bildiğin için bana doğrusunu göstermeni niyaz ediyorum. Senin sonsuz kudretine iltica ediyor, yardım bekliyorum.<br />
<br />
Yüce lütfundan ihsan etmeni istiyorum. Muhakkak Senin her şeye gücün yeter, ben ise hiçbir şeye güç yetiremem. Sen her şeyi bilirsin, ben ise hiçbir şey bilmem. Sen bütün gaybları bilirsin, Allah'ım, bu iş benim dinim, yaşayışım, işimin akıbeti, dünyam ve ahiretim hakkımda hayırlı ise bunu bana nasip eyle. Sonra bunda benim için feyiz ve bereket vücuda getir. Şayet bu iş benim dinim, yaşayışım, işimin akıbeti, dünyam ve ahiretim hakkında hayırlı değilse, bunu benden, beni bundan vazgeçir. Bu hususta gönlümde bir meyil bırakma. Benim için hayırlısı ne ise onu kolaylaştır. Sonra da beni takdir buyurduğun bu hayırla hoşnut eyle."<br />
<br />
Her rengin bir anlamı vardır; İstiharede Yeşil Görmek, görülen renk temiz ve güzelse anlamı da o kadar iyiye yorulur. Beyaz renk, ferahlık ve mutluluğa, sarı renk hastalığa, mavi renk, ümide, yeşil renk dinin kuvvetine, kırmızı renk aşka ve sevdaya, pembe renk genç kızlığa ve ümide, mor renk şüpheye, siyah renk mutsuzluğa, kahverengi uzun yolculuğa işarettir. Renklerle görülecek rüya, rüyanın şekline ve rengine göre bu maddelere dayanılarak yorumlanır. Daha sonra kişinin isteğine bırakmak gerekir.<br />
<br />
Namazı kılınıp, duası yapılan, istihare rüyasında beyaz yada yeşil renkleri görmek hayra, yani kişinin istiharede kendisi için niyet ettiği şeyin hayırlı olduğuna delalet etmiştir. Siyah yada kırmızı renkler görmek ise şerre alamettir, yani kişinin istiharede kendisi için niyet ettiği şeyin kendisi hakkında hayırsız olduğunu gösterir. Eğer kişi 7 gün boyunca Rüya görmez ise kişinin kalbine bırakılır.<br />
<br />
"Allah dualarınızı kabul buyursun" Kısmet, kader, herşey, için Amin.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Duası Arapça</span></span><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=1760" target="_blank" title="">İstihare Duasının Arapçası.PNG</a> (Dosya Boyutu: 46.09 KB / İndirme Sayısı: 145)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
------------<br />
Dipnotlar : <br />
1- Tecrit Terc. 4/143</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namaz farz, vacip ve sünnetlerine bağlı kalınarak nasıl kılınır? iftitah tekbiri]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=23</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 03:58:57 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=23</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=888" target="_blank" title="">Namaz farz vacip ve sünnetlerine bağlı kalınarak nasıl kılınır iftitah tekbiri.png</a> (Dosya Boyutu: 217.1 KB / İndirme Sayısı: 299)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namaz farz, vacip ve sünnetlerine bağlı kalınarak nasıl kılınır? Namazda iftitah tekbiri - Vitir namazı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazda iftitah tekbiri nasıl alınmalı, </span></span><br />
<br />
Araplarla bizim tekbirimiz neden farklı? Arap kardeşler, ellerini göğüs üzeri kaldırıp omuz hizasına kadar, hanımların tekbir alışına benzer tekbir alıyorlar, baş parmağı kulaklara kadar kaldırmadan..<br />
<br />
İftitah tekbirini alırken yapılan farklı uygulamalar mezhep farkından kaynaklanmaktadır. Bunlar da Peygamber Efendimizin (  asm) uygulamalarına dayanmaktadır. Bu nedenle her Müslüman kendi hak mezhebine göre ibadetlerini yapmalıdır.<br />
<br />
İftitah tekbiri almak namazın farzlarındandır. Ancak bu takbiri alırken elleri kaldırmak sünnettir. Erkekler, ellerini, başparmakları kulak yumuşaklarına değecek kadar, kadınlarsa ellerini parmak uçları omuzlarına kavuşacak şekilde göğüslerinin hizasına kadar kaldırıp o vaziyette Allâhü Ekber derler. Bu esnada parmakların normal şekilde açık bulunması ve avuç içlerinin de Kâ`be`ye dönük bulunması gerekir.<br />
<br />
Ellerin kaldırılması hususunda, bâzı âlimler, tevhide işarettir demiştir. Bâzıları, dünya işlerini arkaya atıp bütün varlığıyla kıbleye ve namaza yönelmek içindir demiştir. İbn-i Ömer (  ra)`den rivayet edilir ki  :  <br />
<br />
    "Namaza başlarken el kaldırmak, namazın zinetidir (  süsüdür). Her kaldırışta on sevap vardır. Her parmağa bir sevab düşer."<br />
<br />
İftitah "başlamak, kapıyı açıp girmek" anlamındadır. İftitah tekbiri (  tahrîme), namaza başlarken alınan tekbir olup "Allahü ekber" cümlesini söylemektir. İftitah tekbiri, bütün mezhep imamlarına göre farz olmakla birlikte Hanefî imamlar bunu rükün değil şart olarak, diğer üç mezhep imamı ise rükün olarak değerlendirmiştir. İftitah tekbiri Hanefî mezhebinde rükün değil şart olmakla birlikte, rükünlere çok yakın oluşu sebebiyle, bir rükün gibi değerlendirilmesi ve rükünler arasında ele alınması yanlış olmaz.<br />
<br />
İftitah tekbirinin şart veya rükün kabul edilmesi şeklindeki görüş ayrılığının pratik sonucu şudur  :  Bir kimsenin setr-i avret, necâsetten tahâret veya istikbâl-i kıble şartını, iftitah tekbirinden sonra yerine getirmesi durumunda kıldığı namaz, iftitah tekbirini şart sayanlara göre geçerli, rükün sayanlara göre ise geçersizdir. Söz gelimi kolu başı açık olarak tekbir alıp namaza duran bir kadın iftitah tekbirinden sonra kolunu başını örtse Hanefî imamlara göre namazı geçerli, ötekilere göre geçersizdir.<br />
<br />
Bilen ve söylemekte güçlük çekmeyen kişi iftitah tekbirinde "Allahü ekber" demelidir. Allah'ı yüceltme, O'nun büyüklüğünü ikrar anlamı taşıyan “Allahü kebîr”, "Allahü azîm" gibi başka sözlerle tekbir alındığında, farz yerine gelmiş olur. Fakat "estağfirullah" (  Allah'tan bağışlanmak dilerim) veya "bismillah" gibi dua anlamı taşıyan ifadelerle tekbir alınacak olursa farz yerine gelmiş olmaz. Yine bir kimse Arapça dışında bir dilde tekbir getirecek olsa, Ebû Hanîfe'ye göre bu da yeterlidir.<br />
<br />
Hz. Peygamber (  asm)'in tekbir alırken ellerini omuz hizasına kadar kaldırdığına dair rivayet bulunduğu gibi, kulak hizasına veya kulaklarının üstü hizasına kadar kaldırdığına dair rivayetler de vardır. Bu rivayetlerin birleştirilmesi durumunda, tekbir alırken başı hafifçe öne eğerek başparmak kulak memesine değecek şekilde elleri kaldırmanın uygun olduğu belirtilmiştir.<br />
<br />
Şafii ve Malikilere göre omuzların hizasına kadar kaldırmak adab ve faziletten kabul edilmiştir.(  Zuhayli, II, 14)<br />
<br />
Hanefilerde esah olan görüşe göre elleri kaldırmanın zamanı tekbirden öncedir. Yani önce eller kaldırılıp sonra tekbir getirmektir. Niyet eller kaldırılmadan önce getirilir. Eller kaldırıldıktan sonra tekbir almadan hangi namazı kılacağını bilmek de niyet yerine geçer.<br />
<br />
Namaza başlamadan önce niyet etmek farzdır. Ancak bunu dil ile söylemek şart değildir. Namaz hususunda niyet, Allah rızası için namaz kılmayı dilemek ve kılınacak namazın hangi namaz olduğunu bilmek ve içinden geçirmek demektir.<br />
<br />
İftitah tekbiri alırken ellerin kulak hizasına kadar kaldırılmasıyla ilgili rivayetler  :  <br />
<br />
Abdulcebbar b. Vail (  r.a), babasından naklederek şöyle diyor  :  <br />
<br />
    “Rasûlullah (  s.a.v)’in arkasında namaz kıldım. Namaza başlayacağında tekbir alır, ellerini kulakları hizasına kadar kaldırır, sonra Fatiha sûresini okuyor, Fatiha bitince 'Amîn!..' diyordu. Âmîn derken sesini yükseltiyordu.” (  İbn Mâce, İkametü’s Salat  :  14; Dârimi, Salat  :  38  )<br />
<br />
Abdulcebbar b. Vail (  r.a), babasından naklederek, babası Vail,<br />
<br />
    “Rasûlullah (  s.a.v)’i namaza başlarken ellerinin baş parmaklarını kulak memelerinin hizasına kadar kaldırdığını gördüğünü söyledi.” (  Dârimi, Salat  :  31; Ebû Davud, Salat  :  116).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namaz farz, vacip ve sünnetlerine bağlı kalınarak nasıl kılınır? Bütün namazların baştan sona nasıl kılınacağını açıklamalı olarak öğrenebilir miyim?.</span></span><br />
<br />
Namaz hocası gibi küçük kitaplarda bu gibi malumatlar güzel bir şekilde izah edimiştir. Böyle bir ilmihal kitabı alarak namaz konusunda neleri öğrenmeniz gerektiğine bakabilirisniz.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sabah Namazının Kılınışı  :</span>  </span><br />
<br />
Sabah namazı iki rek'at sünnet, iki rek'at da farz olmak üzere dört rek'attan ibarettir. Önce sünnet kılınır.<br />
<br />
Şöyle ki  :  Namazın şartlarının hepsi yerine getirildikten sonra, kıbleye dönülüp sabah namazının sünnetini kılmaya kalben niyet edilir. Dil ile de yavaşçacık  :  "Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya" denilir. Bundan sonra, eller kulakların hizasına kadar kaldırılıp, başparmaklar kulak yumuşağına değdirilir. Ve avuç içleri Kâbe'ye dönük şekilde parmak araları açılır ve "Allahü Ekber" denilerek iftitah tekbiri alınır. Tekbir alındıktan sonra sağ el ile sol elin bileği tutularak, eller göbeğin altına konur. (  Kadınlar ise tekbir alırken ellerini omuz hizasına kaldırıp göğüsleri üzerine bağlarlar. Sağ eli sol elin üzerine koyarlar.<br />
<br />
Eller de bu şekilde bağlandıktan sonra, önce "Sübhâneke" okunur. Sonra "Eûzü-Besmele" çekilerek "Fâtiha-i Şerîfe" sonuna kadar okunup "amin" denilir. Fâtiha'dan sonra zamm-ı sûre okunur. Böylece namazın kıyam ve kırâet rükünleri tamamlanmış olur. Kırâet bitince eller yanlara salıverilir ve "Allahü Ekber" denilerek rükû'a gidilir. Rükû'da parmak araları açık olarak ellerle dizkapakları tutulur. Sırt ve bel yere paralel olarak düz hâle getirilir. Ayaklar da bükülmeden dik tutulur. Rükûda iken üç kere "Sübhâne rabbiye'l-azîm" denir. (  Rükû' hâlinde kadınlar parmak aralarını açmazlar ve dizlerini tutmazlar, sadece ellerini dizler üzerine koyarlar. Ayrıca dizlerini de dik değil bükük bulundururlar. Yere paralel olacak şekilde eğilmelerine de lüzum yoktur.)<br />
<br />
Sonra "Semiallahü limen hamideh" diyerek rükû'dan kalkılır. Ayakta iken "Rabbenâ leke'l-hamd" denir. Sonra "Allahü Ekber" denilerek secdeye kapanılır. Secdeye inerken önce dizler, sonra eller konur. Baş da eller arasına konarak alın ve burun yere yapıştırılır. Secdede el ve ayak parmakları kıbleye dönük tutulur. (  Kadınlar secdede kollarını yanlarına ve uyluklarını karınlarına yapıştırır ve yere doğru alçalır ve yapışırlar.) Secdede üç defa "Sübhâne rabbiye'l-a'lâ" denir. Sonra "Allahü Ekber" diyerek secdeden kalkılıp bir kere "Sübhânallah" diyecek kadar oturulur. Sonra tekrar "Allahü Ekber" denilerek aynı şekilde ikinci bir secde yapılır. İkinci secdenin tesbihleri söylendikten sonra "Allahü Ekber" denilerek tekrar ayağa kalkılır. Böylece birinci rek'at bitmiş ikinci rek'ata kalkılmış olur.<br />
<br />
İkinci rek'atta sadece "Besmele" çekilerek "Fâtiha ve zamm-ı sûre" okunur. YukarIda tarif ettiğimiz şekilde rükûa ve secdeye gidilir. İkinci secdeden sonra sol ayak yere yayılıp üstüne oturulur. Sağ ayak ise parmakları kıbleye dönük şekilde içeri kıvrılır. Eller uyluklar üzerine konur. İki secde arasındaki oturuşlar da aynen böyledir. (  Kadınlar ayaklarını sağ tarafa yatırarak otururlar). Bu oturuşta önce "Tehıyyât" okunur. Arkasından "salâvatlar ve dualar" okunur. Duaların okunuşu bitince önce sağ tarafa dönülerek  :  "Es-selâmü aleyküm ve rahmetullah" diye selâm verilir. Sonra da sol tarafa aynı şekilde selâm verilir.<br />
 <br />
Böylece iki rek'atlı sabah namazının sünneti bitmiş olur. Sabah namazının sünnetinin bütün kırâet, tesbih ve tekbirleri gizli olarak yapılır. Sabahın farzı da aynen sünneti gibi kılınır. Sadece başta niyet ederken "Bugünkü sabah namazının farzını kılmaya" diye niyet edilir. Bir de niyetten önce kâmet getirilir. (  Kadınlar kâmet getirmezler). Sabah namazının farzının kırâetleri cehren de okunabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğle Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
Öğle namazı dört rek'at sünnet, dört rek'at farz ve iki rek'at da son sünnet olmak üzere on rek'attır. Önce sünneti kılınır. Sünneti kılmak için evvelâ şu şekilde niyet edilir  :  "Niyet ettim ya Rabbi bugünkü öğle namazının sünnetini kılmaya..." Sonra aynen sabah namazının sünneti gibi iki rek'at kılınır. İkinci rek'atta oturulduğunda sadece "Tehıyyât" okunur. Salâvat ve dualar okunmadan "Allahü Ekber" diyerek üçüncü rek'ata kalkılır. Üçüncü ve dördüncü rek'atlar da aynen birinci ve ikinci rek'atlar gibi kılındıktan sonra, ikinci kere oturulur. Bu oturuşta "Tehıyyât" ile beraber "salâvat ve dualar" da okunarak selâm verilir. Böylece öğlenin sünneti tamamlanmış olur. Üçüncü rek'ata kalkıldığında "Fatiha"dan önce sadece "Besmele" çekilir. "Sübhâneke ve eûzü" okunmaz.<br />
<br />
Öğlenin farzı da sünneti gibidir. Yalnız niyet ederken öğlenin farzını kılmaya niyet edilir. Bir de üçüncü ve dördüncü rek'atlarda sadece "Fâtiha" okunur, "zamm-ı sûre" okunmaz. Bu, sadece öğlenin farzında değil, bütün farz namazlarda böyledir. İlk iki rek'atta "zamm-ı sûre" okunur. Üç ve dördüncü rek'atlarda okunmaz.<br />
<br />
Öğlenin son sünneti de tıpkı sabahın sünneti gibi kılınır. Sadece niyet ederken "öğlenin son sünnetine" diye niyet edilir. Öğlenin sünnet ve farzında kırâet gizli yapılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkindi Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
İkindi namazı, dördü sünnet, dördü de farz olmak üzere sekiz rek'attır. Önce sünneti kılınır. Evvelâ  :  "Bugünkü ikindinin sünnetini kılmaya" diye niyet edilir. Sonra aynen öğlenin sünneti gibi kılınır. Yalnız ikinci rek'atın sonundaki ilk oturuşta, öğlenin sünnetinde sadece "Tehıyyât" okunurken, ikindinin sünnetinde "salâvatlar" da okunur. Dualar okunmadan, "Allahü Ekber" denilerek üçüncü rek'ata kalkılır. Üçüncü rek'atta da namaza yeniden başlanır gibi, "Sübhâneke" okunarak "Eûzü-Besmele" çekilir ve "Fâtiha" ile "zamm-ı sûre" okunur. Dördüncü rek'at ise öğleninki gibi normal şekilde kılınır.<br />
 <br />
İkindinin farzı, öğlenin farzı gibidir. Sadece niyetler farklıdır. İkindi de öğle gibi gizli okuyuşla kılınır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akşam Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
Akşam namazı üçü farz, ikisi sünnet olmak üzere beş rek'attır. Önce farz kılınır. Önce akşamın farzına niyet edilerek namaza durulur. İlk iki rek'at diğer namazların farzları gibi kılındıktan sonra oturulur. Sadece "Tehıyyât" okunarak üçüncü rek'ata kalkılır. Üçüncü rek'atta sadece "Fâtiha" okunarak rükû'a ve secdeye gidilir. Secdeler bitince ikinci kere oturulur. "Tehıyyât, salâvat ve dualar" okunarak selâm verilir.<br />
<br />
Farzdan sonra sünnete niyet edilerek tıpkı sabahın sünneti gibi iki rek'at sünnet kılınır. Akşam namazının farzı da, sabahın farzı gibi cehren, yani sesli bir okuyuşla kılınabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yatsı Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
Yatsı namazı, dördü sünnet, dördü farz, ikisi son sünnet ve üçü de vitir olmak üzere on üç rek'attır. Yatsının sünneti önce niyet edilerek tıpkı, ikindinin sünneti gibi kılınır. Yani ilk oturuşta, "Tehıyyât"tan sonra salâvatlar da okunur.<br />
<br />
Yatsının farzının kılınışı ise, niyet hariç öğle ve ikindinin farzının aynısıdır.<br />
<br />
Son sünnet de, akşamın sünnetiyle aynı şekilde kılınır. Fark sadece niyetlerdedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vitir Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
Vitir namazı ise üç rek'attır. Kılınışı şöyledir  :  Önce niyet edilerek namaza durulur. Birinci ve ikinci rek'atlar aynen sabahın sünnetinde tarif ettiğimiz şekilde kılınır. İkinci rek'atın sonunda oturulur, "Tehıyyât" okunarak üçüncü rek'ata kalkılır. Üçüncü rek'atta "Besmele" çekilip "Fâtiha ve zamm-ı sûre" okunur. Bundan sonra rükû'a eğilmeyerek eller kulaklara kaldırılıp tekbir alınır. Ve tekrar eller bağlanıp, "Kunut duaları" okunur. "Kunut duaları" bittikten sonra rükû' ve secdeye gidilir. Secdeden sonra oturularak "Tehıyyât, salâvat ve dualar" okunarak selâm verilir. <br />
<br />
"Kunut duasını" bilmeyen kimse, "Rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr" âyetini okuyabilir. Üç kere "Allahümme'ğfirlî" de diyebilir. Üç kere "Yâ Rab" demesi de câizdir.<br />
<br />
* Vitir namazı sadece Ramazanda cemaatle kılınır. İmam olan zât namazı cehrî kıldırır; "Kunut" ise gizli okunur. Ramazan dışında vitri cemaatle kılmak mekruhtur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NAMAZLARDA OKUNACAK SURE VE DUALARI</span></span><br />
 <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kunut Duaları  : </span> </span><br />
<br />
"Allahümme innâ neste'înüke ve nestağfirüke ve nestehdîke ve nü'minü bike ve netûbü ileyke ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleyke'l-hayra küllehü neşkürüke ve lâ nekfürüke ve nahle'u ve netrükü men yefcürük."<br />
<br />
"Allahümme iyyâke na'büdü ve leke nusallî ve nescüdü ve ileyke nes'â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sübhaneke Duası  :  </span></span><br />
<br />
"Sübhânekellâhümme ve bi hamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük (  ve celle senâük) ve lâ ilâhe gayrük." (  "ve celle senâük" sadece cenâze namazında okunur, diğer zamanlarda okunmaz.)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fatiha Suresi  : </span> </span><br />
<br />
"Elhamdü lillâhi rabbil’âlemîn. Errahmânirrahîm. Mâliki yevmiddîn. İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în. İhdinas-sırâtal müstekîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayrilmagdûbi aleyhim ve leddâllîn." (  amin)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fil Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Elem tera keyfe fe’ale rabbüke bieshâbilfîl. Elem yec’al keydehüm fî tadlîl. Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl. Termîhim bihicâratin min siccîl. Fece’alehüm ke’asfin me’kûl."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kureyş Sûresi  :  </span></span><br />
<br />
"Liîlâfi Kureyşin. Îlâfihim rihleteşşitâi vessayf. Felya’büdû Rabbe hâzelbeyt. Ellezî et’amehüm min cû’in ve âmenehüm min havf."<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Maun Suresi  : </span> </span><br />
<br />
"Era eytellezî yükezzibü biddîn. Fezâlikellezî, yedu’ulyetîm ve lâ yehuddu alâ ta’âmilmiskîn. Feveylün lilmusallîn. Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn. El-lezîne hüm yürâûne. Ve yemne’ûnelmâûn."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kevser Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"İnnâ e’taynâkelkevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel’ebter."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kafirun Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Kul yâ eyyühelkâfirûn. Lâ a’büdü mâ ta’büdûn. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd. Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd. Leküm dînüküm veliye dîn."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasr Suresi  :</span>  </span><br />
<br />
"İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestagfirh, İnnehü kâne tevvâbâ."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tebbet Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Tebbet yedâ ebî Lehebin ve tebbe. Mâ agnâ anhü mâlühû ve mâ keseb. Seyaslâ nâren zâte leheb. Vemraetühû hammâletelhatab. Fî cîdihâ hablün min mesed."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhlas Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Kul hüvallâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felak Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Kul e’ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri gâsikýn izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nas Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Kul e’ûzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ettahıyyatü duası  : </span> </span><br />
<br />
"Ettehıyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh, Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Allahümme salli duası  :</span>  </span><br />
<br />
"Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allahümme barik duası  :  </span></span><br />
<br />
"Allahümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbenâ duası  : </span> <br />
</span><br />
"Rabbenâ âtinâ fid’dünyâ haseneten ve fil’âhıreti haseneten ve kınâ azâbennâr."<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİTİR NAMAZI</span></span><br />
<br />
Tek,tek başına olan şey, yatsı namazından sonra kılınan üç rek'at namaz.<br />
<br />
Vitir namazı, üç rekatlı bir namazdır. Yatsı namazının son sünnetinden sonra kılınır. Namazının vakti, yatsı namazının vakti ile aynıdır, yatsı namazının vaktinin bitimi ve sabah namazının vaktinin başlangıcı ile son bulur.<br />
<br />
Vitir namazına, "niyet ettim Allah rızası için bu günkü vitir namazını kılmaya" diye niyet edilir. Normal olarak iki rek'at kılınır. İki rekatın sonundaki oturuşta "et-Tahiyyât" okuduktan sonra üçüncü rekata kalkılır. Besmele ile Fatiha ve bir miktar Kur'ân okunduktan sonra, Allahu ekber deyip tekbir alınır, eller bağlanır ve Kunut duası okunur. Sonra "Allahu ekber" diyerek rükû ve secdelere gidilir. Ondan sonra oturulur ki, bu son oturuştur. Bu oturuşta "et-Tehiyyât", "salli-barik" ve "Rabbenâ" duaları okunur ve iki tarafa selâm verilir (  İbn Abidin, Reddu'l-Muhtar,Mısır, 1966, II, 5, vd).<br />
<br />
Vitir namazı Kur'an'da geçmemektedir. Fakat hakkında çeşitli hadisler mevcuttur. Bazısının meâli şöyledir  :  <br />
<br />
"Ey Kur'ân ehli, vitir namazını kılın! Çünkü Allah tektir, tek'i sever" (  Buhârî, Deavât, 69; Müslim, Zikir, 5-6; Nesâî, Kıyâmü'l-Leyl, 27; Tirmizî, Vitir, 2; EbuDâvud, Vitir, 1).<br />
<br />
"Üç Şey vardır ki, bana farzdır. Fakat size farz değildir. Kuşluk namazı, kurban namazı ve vitir namazı" (  ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, II, 105).<br />
<br />
Allah size bir namazı daha fazladan ilâve etmiştir. Bu namaz da vitir namazıdır. Vitir namazını, yatsı ile sabah vakti doğuncaya kadar geçen zaman içinde krlın" (  Ahmed b. Hanbel, el-Müsned,180, 206, 208; V, 242; VI, 7).<br />
<br />
"Vitir haktır. Beş rek'at ile vitir namazını kılmak isteyen, kılsın. Üç rek'at ile kılmak isteyen, kılsın ve tek rek'at ile kılmak isteyen, yine kılsın" (  Nesâî, Kıyamü'l-Leyl, 40; Ebû Dâvud, Vitir, 3; İbn Mâce, İkâme, 123).<br />
<br />
Hz. Aişe validemiz (  r.an); "Hz. Peygamber üç rek'at ile vitir kılar ve üç rekatın sonunda selam verirdi" demiştir (  ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, II, 118  ). İbn Ömer ve İbn Abbas da; "Vitir namazı, gecenin sonunda kılınan bir rekattır" demişlerdir (  Müslim, Müsâfirûn,153; Ebû Davud, Vitir, 3; Nesaî, Kıyâmu'l-Leyl, 34).<br />
<br />
Ebû Hanife yukarıdaki hadislere dayanarak, vitir namazını bayram namazları gibi vacip olarak kabul etmiştir. Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhep imâmlarına göre ise, vitir namazı müekked sünnettir.<br />
<br />
Hanefilere göre vitir namazı üç rekattır ve sonunda selam verilir. Delil olarak da, Hz. Aişe'nin rivayet ettiği hadisi gösterirler. Mâlikîlere göre vitir namazı bir rekattır. Ondan önce yatsının farzından sonra kılınan iki rek'at sünnet bulunur. Bunların arası selam ile ayrılır. Hanbelîlere göre de, vitir namazı bir rekattır. Fakat üç veya daha çok rek'at olarak da kılınabilir. Şâfiîlere göre vitir namazının en azı bir rek'at, en çoğu on bir rekattır. Bir rek'attan fazla kılınacaksa, önce iki rekata niyet edilir ve sonunda selâm verilir. Sonra vitir namazının bir rekatına niyet edilir ve sonunda selâm verilir (  el-Kasanî, Bedaiu's Sanai' Beyrut, 1974, I, 270 vd.; ez-Zuhaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuhu, Dımaşk, 1984, I, 820).<br />
<br />
Vitir namazı, yalnız Ramazanda cemaatla kılınır. İmam bu namazı açıktan kıldırır. Kunut duasını tercih edilen görüşe göre, imam da cemaat da gizli okurlar. Ramazan ayının dışında vitir namazını cemaatla kılmak mekruhtur.<br />
<br />
Mesbûk namazını kılan kişi, ikinci rek'atta mı, yoksa üçüncü rek'atta mı olduğundan şüphe ederse, bulunduğu rek'atta Kunut duasını okur, rükû ve secdelerden sonra bir rek'at daha kılar ve yeniden Kunut duasını okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur, et-Tehiyyatü, salli barik ve Rabbenâ dualarını okur, selâm ile namazını tamamlar.<br />
<br />
Vitir namazının dışındaki namazlarda, Kunut duası okunmaz. Ancak İmam Şâfiî ve İmam Malik'e göre, her zâman, sabah namazlarının ikinci rekatında, rükûdan sonra ayakta Kunut duası okunur. Bu durumda kunut duasını okumak, Mâlikîlere göre müstehap ve Şâfiîlere göre sünnettir. Bir de Şâfiîlere göre, Ramazan ayının ikinci yarısında vitir namazının son rekatında, rükûdan sonra Kunut duasını okumak menduptur (  ez-Zeylâî, Nasbu'r-Râye, II,123; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî, I, 826 vd).<br />
<br />
Sabah namazında Kunut duasını okuyan Şâfiî ve Malikî imama uyan bir Hanefî, Kunut duasını okumaz, susar ve imâm Kunut duasını bitirinceye kadar ayakta bekler.<br />
<br />
Kunut duasını bilmeyen, okumaktan aciz olan bir kişi, onun yerine "Rabbenâ âtinâ..." âyetini okuyabilir. Yahutta üç kere  :  "Allahümmeğfirlî (  Allahım beni mağrifet et)" diyebilir. Bunların yerine üç kere  :  "Ya Rabbi (  ey Rabbim)" demesi de caizdir (  et-Tahtâvî, Hayiye, Mısır, 1970, 312).<br />
<br />
Uygun görülen kunut duası şöyledir  :  <br />
<br />
"Allahümme innâ nesteînuke ve nestağfruke ve nestehdike ve nu'minu bike ve netubu ileyke ve netevekkelu aleyke ve nusnî aleyke'l-hayra kullahû neşkuruke velâ nekfuruk ve nahla'u ve netruku men-yefcuruk.<br />
<br />
Allahümme iyyâke ne'budu ve leke nusallî ve nescüdü ve ileyke nes'â ve nahfidu narcû rahmeteke ve nahşâ azabek inne azâbeke bi'l-küffâri mulhik" (  et-Tahtavî, Haşiye; 307 vd.)<br />
<br />
Anlamı  :  "Allah'ım!.. Biz şüphesiz senden yardım ve mağrifet ister, senden hidâyet dileriz. Seni tasdik eder, günahlarımıza tevbe eder, sana itimad ederiz. Seni bütün hayırlar ile senada zikirde bulunur, nimeti itiraf ile sana şükrederiz. Seni inkâr etmeyiz. Sana isyan edip duranları reddeder, terkederiz; kendileriyle ilişkimizi keseriz. Allahım!.. Biz ancak sana ibâdet ederiz, senin için namaz kılarız, sana secde ederiz. Senin rızanı ve kulluğunu elde etmek için çalışır, koşarız. Senin rahmetini umar, azabından korkarız. Şüphe yok ki, senin hak olan azabın kâfirlere erişicidir. "<br />
<br />
Kunut duasını okumak vacip olduğu için, unutulduğu takdirde, namazın sonunda sehiv secdesi yapılır.<br />
<br />
Vitir namazı yine vacip olduğundan, zamanında kılınmadığı takdirde, kazası gerekir. Vitir namazı, zamanında normal olarak nasıl kılınıyorsa, kaza edilince de, aynı şekilde kılınır (  İbn Hümâm, Fethu'l-Kadir, Mısır 1315, I, 300 vd).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şafii mezhebine göre vitir namazı cemaatle kılınabilir mi? Vitir namazı nasıl kılınır?</span></span><br />
<br />
Şafii mezhebine göre; vitir namazı farz namazlara bağlı sünnetlerin en müekkedi ve en önemlisidir. Yatsı namazının farzından sonra kılınır. En azı bir; en çoğu on bir rekattır. Fazilet bakımından en azı üç rek'attır. En faziletli kılınış şekli iki rek'atta bir selam vermek ve tek rek'atı en son ayrı bir niyetle kılmaktır.<br />
<br />
Vitir namazı üç rek'at kılındığında Fatiha'dan sonra birinci rek'atta "Sebbihisme rabbike'l â'la" suresini, ikinci rek'atta "Kâfirun" suresini ve son rek'atta 'İhlas, Kuleûzu bi rabbilfalak ve Kuleûzu birabbinnas" sure­lerini okumak sünnettir. Beş rekat veya daha çok kılındığında, mezkur sure­lerin son üç rek'atta okunması yine sünnettir.<br />
<br />
Vitir namazı farzlara bağlı diğer sünnetler gibi cemaatla değil, tek ba­şına kılınır. Ancak Ramazan ayında on altıncı gecesinden itibaren son ge­cesine kadar son rek'atın rükuûndan itidala kalkınca, itidal halinde iken Kunut Duası'nı okumak sünnettir.<br />
<br />
Ondan ön­ce şunu okumak da sünnettir  :  <br />
<br />
    "Allahumme inna nestaînuke ve nestağfiruke ve nestehdike ve nü'minu bike ve netevekkelu âleyke ve nüshi aleyke'l-hayva küllehü neşkürüke ve la nekfüruke ve nahlau ve netrüku men yefcüruke, Allahumme iyyake na'budu ve leke nusalli ve nescüdu ve ileyke nesâ ve nahfidu nercu rah-metike ve nahşa azabeke. Inne azabeke bil küffari mülhık."<br />
<br />
Şafii mezhebinde okunan Kunut duası  :  <br />
<br />
    "Allahümmehdina fiymen hedeyte. We â fina fimen âfeyte. We tevellena fimen tewelleyte. We bariklena fıyma â'tayte. We kına şerre ma kadayte. Feinneke takdina wela yukda âleyke. We innehu la yezillü men waleyte. Wela yeîzzü men âdeyte. Tebarekte Rabbena we teâleyte. Felekel hamdu âla ma kadayte. Nestağfirüke we netuwbu ileyke. We sallallahu âla seyyiddina Muhammedin we âla alihi we sahbihi we sellem."<br />
<br />
Şafi olan bir kimse, Hanefi imama uyarsa;<br />
<br />
Şafiî kunutu gibi, Hanefî mezhebindeki kunut duası da Hz. Peygamber (  asm)’den rivayet edilmiştir. Bu sebeple bilenlerin bunu okumasında da bir sakınca yoktur.<br />
<br />
Şafiî mezhebinde ancak Ramazanın 15. gününden sonra vitir namazında kunut okunur. Bunu da hatırlamakta fayda vardır.<br />
<br />
Namaz kılan kişi, Kunut'un bir kısmını okumazsa, bunun için sehiv sec­desi yapması sünnettir.<br />
<br />
Sabah namazında, Hanefî mezhebindeki bir imama tâ­bi olarak namaz kılan Şafiî mezhebindeki bir kişinin, selâmdan sonra sehiv secdesi yapması sünnettir.<br />
<br />
Vaktinde kılınmayan vitir namazını kaza etmek sünnettir. Vakte bağlı na­file namazların da, vakitlerinde kılınamamaları durumunda vitir gibi kaza edil­meleri sünnet olur.<br />
<br />
Musibetvari şiddet olaylarının vuku bulması, felâket ve mihnetlerin başa gelmesi zamanlarında, bütün vakit namazlarında Kunut duası okunabilir. Bu durumda imam da tek başına namaz kılan kişi de -namazları sessiz kıraatli namazlardan olsa bile- Kunut duasını sesli okurlar. İmama uyarak na­maz kılmakta olan kişi ise, imamın duasına karşılık âmin der. Bu durumda Ku­nut'un bir kısmı okunmazsa, sehiv secdesi gerekmez.<br />
<br />
Şafii mezhebine uyan bir kimse, imam rükudan kalktıktan sonra hemen “Rabbena atina...” duasını okuyup veya “Allahumme’ğfir lî” deyip ardından secdeye varmak suretiyle bu görevini yerine getirmiş olur. Kanaatimizce böyle yapmak, tek başına vitir namazını kılıp da kunut duasını okumaktan daha sevaplıdır. Çünkü burada cemaat sevabı da vardır.<br />
<br />
Hanefî mezhebine göre ise, bu gibi durumlarda sadece sabah namazın­da Kunut duası okunabilir. Diğer vakit namazlarında okunmaz.<br />
<br />
Şafiî mezhebine mensup bir imamın arkasında sabah namazını kılmakta olan Hanefî mezhebine mensup bir kişi, ikinci rek'atın rükûundan sonra Kunut duasını okumaya başlayan imamını, ellerini yan taraflarına salmış vaziyette susarak dinler.(  İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, II/9).<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şafi mezhebine göre vitir namazı ile ilgili hükümler nelerdir?</span></span><br />
<br />
Vitir namazı müekked sünnetlerdendir. Hanefî mezhebine göre ise bu na­maz vaciptir. Vitir namazıyla ilgili olarak sevgili Peygamberimiz şöyle buyur­muştur  :  "Gece en son namazınızı vitir namazı olarak kılın.'' (  Buhârî, Vitir, 4; Ahmed. el-Müsned, 2/20, 102, 143.)<br />
<br />
 <br />
<br />
Vitir namazının en azı bir, en çoğu ise on bir rek'attır. Tek rek'atla yetin­mek caiz ise de evlâ değildir.<br />
<br />
Vitri bir rek'attan fazla kılan kişinin, bu namazı bitişik olarak, yani son rek'atı kendinden önceki rek'ata bitiştirerek kılması caizdir. Şöyle ki  :  Vitri beş rek'at olarak kılacak olan kişi, iki rek'at kıldıktan sonra selâm ve­rir. Sonraki üç rek'atı da tek selâmla kılar. Bu üç rek'atı birbirinden ayırarak, yani 2+1 rek'at şeklinde kılması da caizdir. Beş rek'at olarak kılan kişi, son rek'atı ayırdığı takdirde, önceki dört rek'atı bir veya iki selâmla kılmış olmasıfarketmez. Bitişik olarak kılması halinde iki teşehhüdden fazla oturması caiz olmaz. Vitri kılmanın en faziletli şekli, birbirinden ayrı olarak kılınmasıdır.Vitrin vakti, akşam namazıyla birlikte akşam vaktinde cem'-i takdim şek­linde kılınsa bile, yatsı namazından sonra başlayıp fecr-i sâdıkın doğuşuna kadar devam eder. Geceleyin uyanacağına güvenen kişinin, vitri gecenin il­kinden sonraya ertelemesi sünnettir. Aynı şekilde gece namazlarından sonra­ya erteleyip bu namazları vitirle sona erdirmek de sünnettir.Vitir namazını ramazan ayında cemaatle kılmak ve bu ayın ikinci yarısın­da vitrin son rek'atında Kunut duası okumak da sünnettir.Yine her gün sabah namazının farzının ikinci rek'atında, rükûdan kalktık­tan sonra Kunut duası okumak da sünnettir. Kunut, Allah'a övgü ve duayı kap­sayan bütün sözlerdir. Ancak sünnet olanı, yüce Peygamberimiz'den nakledi­len şu duadır  :  <br />
<br />
Tek başına namaz kılan kişi bu duayı okurken tekil zamirleriyle okumalı­dır. Şöyle ki  :  "İhdinâ ve âfinâ" şeklinde değil de, "ihdinî ve âfinî" şeklinde te­laffuz ederek duayı kendi şahsı için yapmalıdır. Yalnız "tebârekte rabbenâ" cümlesindeki çoğul zamirini tekile çevirmemeli, yani "tebârekte rabbî" deme­melidir.İmam ise duaların tamamını çoğul zamiri ile okumalı, meselâ "ihdinî ve âfinî" şeklinde değil de, "ihdinâ ve âfinâ" şeklinde okumalıdır. İmamın kıldığı namaz kaza olsa bile Kunut'u sesli okuması sünnettir.Tek başına vitir namazını kılan kişinin kıldığı bu namaz eda olsa bile Ku­nut duasını sessizce okuması sünnettir.İmama uyarak namaz kılmakta olan kişiye gelince o, ellerini açarak se­maya kaldırmalı ve imamın okuduğu dualara âmin demelidir.<br />
<br />
Namaz kılan kişi, Kunut'un bir kısmını okumazsa, bunun için sehiv sec­desi yapması gerekir. Sabah namazında Hanefî mezhebindeki bir imama tâ­bi olarak namaz kılan Şafiî mezhebindeki bir kişinin selâmdan sonra sehiv secdesi yapması sünnettir.Vaktinde kılınmayan vitir namazını kaza etmek sünnettir. Vakte bağlı na­file namazların da, vakitlerinde kılınamamaları durumunda vitir gibi kaza edil­meleri sünnet olur.Musibetvari şiddet olaylarının vuku bulması, felâket ve mihnetlerin başa gelmesi zamanlarında, bütün vakit namazlarında Kunut duası okunabilir.<br />
<br />
Hanefî mezhebine göre ise bu gibi durumlarda sadece sabah namazın­da Kunut duası okunabilir. Diğer vakit namazlarında okunmaz.<br />
<br />
Bu durumda imam da tek başına namaz kılan kişi de -namazları sessiz kıraatli namazlardan olsa bile- Kunut duasını sesli okurlar. İmama uyarak na­maz kılmakta olan kişi ise, imamın duasına karşılık âmin der. Bu durumda Ku­nut'un bir kısmı okunmazsa, sehiv secdesi gerekmez.Şafiî mezhebine mensup bir imamın arkasında sabah namazını kılmakta olan Hanefî mezhebine mensup bir kişi, ikinci rek'atın rükûundan sonra Kunut duasını okumaya başlayan imamını, ellerini yan taraflarına salmış vaziyette susarak dinler.(  İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 2/9,)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CUM'A NAMAZI</span></span><br />
<br />
Cum'a günü öğlen namazı vakti içinde bir hutbeden sonra cemaatle ve cehren kılınan iki rekat farz-ı ayn namaz.<br />
<br />
Cum'a Arapça bir isim olup, "toplanma, bir araya gelme, toplu dostluk" anlamlarına gelir. Sözlükte cumua ve cumea şeklinde de okunur. Bir terim olarak perşembe günü ile cumartesi arasındaki günün adı olduğu gibi, aynı gün öğle vaktinde kılınan iki rekat farz namazın da adıdır. Cum'a gününe, müslümanların ibadet için mescidde toplanmaları sebebiyle bu isim verilmiştir (  Zebidî, Tâcu'l-Arüs, V, 306; Kurtubî, el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân, XVIII, 97, 98  ).<br />
<br />
Hafta günlerine İslâm'dan önce verilen isimler şimdiki isimler olmayıp cum'a gününe "yevmu'l-arube" denirdi (  Kurtubî, Tefsir, XVIII, 99). Süheylî'ye göre bu isim süryânîce olup "rahmet" manasına gelmektedir. Cum'a'dan sonraki günler de "şeyar  :  cumartesi", "evvel  :  pazar", "ehven  :  pazartesi", "cebar  :  salı", "debar  :  çarşamba", "mûnes  :  perşembe" idi. Araplar'da günlerin bu eski isimlerinin ne zaman değiştirildiği konusunda şu bilgiler vardır; Arûbe yerine cum'a adını veren, bir rivayete göre Hz. Peygamber'in (  s.a.s.) dedelerinden Ka'b İbn Lüeyy'dir. İbn Sîrîn'den gelen bir başka rivayete göre de bu ad cum'a namazı henüz farz kılınmadan evvel Medine'de bulunan müslümanlar tarafından verilmiştir. İbn Sîrîn'in rivayeti şöyledir  :  "Hz. Peygamber (  s.a.s.) Medine'ye hicret etmeden ve cum'a ayeti nazil olmadan önce Medineliler cum'a namazı kılmışlardı." Ensâr  :  "Yahudilerin bir günü var, her yedi günde biraraya toplanıyorlar, hristiyanların da öyle. Bizim de bir toplanma günümüz olsun, o günde Allah'ı zikredelim; şükredelim." dediler. Bunun üzerine  :  "sebt  :  cumartesi günü yahudilerin, ahad  :  pazar günü hristiyanların, o halde bunu arube  :  günü yapalım." demişlerdi. Bu suretle Es'ad İbn Zürâre'nin yanında toplandılar, Es'ad b. Zürâre (  r.a.) onlara iki rekat namaz kıldırdı ve vaaz etti. Toplandıkları ana "cum'a" adını verdiler. O da onlara bir koyun kesti, ondan kuşluk ve akşam vakti yediler. Daha sonraları da cum'a ayeti nazil oldu (  Cum'a Suresi, 62/9)<br />
<br />
İbn Hazm da  :  "Cum'a ismi, İslâmî olup, İslâm'dan evvelki günlerde kullanılmazdı. Câhiliyye devrinde o güne arube denilirdi. İslâm döneminde o gün namaz için toplanıldığından "cum'a" ismi verilmiştir." der. İbn Huzeyme'nin Selmân-ı Fârisî'den yaptığı bir rivayete göre, bir defa Peygamberimiz (  s.a.s.) Selmân'a  :  "Selmân, sen Cum'ayı ne zannediyorsun?" diye sorunca o da  :  "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir." der. Bunun üzerine Efendimiz (  s.a.s.) "Senin atan Âdem (  a.s.)'in yaratılışı işte o gün oldu, yani vücudunun bütün parçaları o gün bir araya getirildi." buyurmuştur. Ebu Hüreyre'den rivayet edilen başka bir hadiste de  :  "Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı Cum'a günüdür  :  Âdem (  a.s.) o gün yaratıldı, o gün Cennet'e girdi, yine o gün Cennet'ten çıkarıldı. Bir de kıyamet Cum'a günü kopacaktır." buyurulmuştur. (  Müslim, Cumua, 5) Diğer bir rivayette de, yukardaki sözlere ilâveten şu cümleler yer almıştır  :  "..O gün tövbesi kabul olundu ve o gün vefat etti. Kıyamet de o gün kopacaktır. İns ve Cin'den başka hiçbir mahluk yoktur ki, Cum'a günü tan yeri ağardıktan gün doğuncaya kadar -kıyamet belki bu gün kopar korkusu ile- kulak kabartmasın. Bir de o günün içinde öyle bir saat vardır ki, hiçbir müslüman kul tesadüfen o esnada namaz kılıp Allah'tan bir hacetini dilemez ki, onu Allah O'na vermesin. "<br />
<br />
İbn Hacer'e göre Cum'a Mekke'de farz olmuştur. Fakat müslümanların azlığı ve açıktan namaz kılacak derecede güçlü olmamaları nedeniyle Mekke'de Cum'a kılmak mümkün olmamıştır. Ancak şartlar tahakkuk etmeden Cum'anın farz kılınması garip görünmektedir. Bu nedenle diğer âlimler, Mekke'de Cum'a için sadece izin verilmiş olabileceği kanaatindedirler. İbn Abbas'ın şu rivayeti de bu görüşü desteklemektedir  :  "Rasûlullah (  s.a.s.), hicret etmeden önce Cum'a namazının kılınması için izin verilmiştir. Fakat Mekke'de Cum'a kıldırmaya gücü olmadı. Onun için, daha önce Medine'deki müslümanlara İslâm'ı öğretmek için gönderilmiş olan Mus'ab İbn Umeyr'e mektup yazarak  :  "Yahudilerin açıktan Zebur okudukları güne bak, siz de kadınlarınızı ve oğullarınızı toplayın da zeval vaktinden sonra Allah'a iki rekat (  namaz) ile takarrub edin." Bu emir üzerine Mus'ab, Medine'de ilk Cum'a kıldıran kişi olmuştur. Bu görevi Peygamber Medine'ye gelinceye kadar sürdürmüştür." (  Suyütî, ed-Dürru'l-Mensûr, VI, 218, Dâre Kutnî'den naklen  :  İbn Sa'd, Tabakat, III, 118  ). Mus'ab (  r.a.)'ın Cum'a namazı kıldırdığı ilk cemaatin sayısı, oniki idi.<br />
<br />
İbn Hacer'in Cum'a namazının Mekke'de farz kılındığı halde, orada kılınmayışını sayı azlığına bağlanmasının geçerli olabilmesi ihtimali uzaktır. Çünkü Cum'a namazının kılınabilmesi için kırk kişinin varlığı gerekecek olsa bile, bu sayıda müslüman o tarihlerde bir araya rahatlıkla gelebilirdi. Ancak Cum'a namazının açık kılınması gereği ve Rasûlullah ile müslümanların o sıralarda gizlenmiş bulunmaları nedeniyle kılamamış olmaları düşünülebilir. Kanaatimize göre bu, sıradan bir izin olarak da değerlendirilemez. Çünkü Yüce Allah'ın ve Rasûlü'nün izinleri bile emir gibi uyulması gerekli hükümlerdir. Özellikle bu konu ibadetlerle ilgili olursa emir durumu daha güçlüdür. Bu konuda cihada izin veren (  el-Hacc, 22/39) ayetini gözönünde bulundurabiliriz.<br />
<br />
Diğer taraftan Cum'a namazının farziyetini bildiren ayet (  Cumâ, 62/9-11) bilindiği gibi Medine'de ve Hicret'ten sonraki yıllarda nazil olmuştur. Bu durum ise bizlere abdestin farziyeti ile ilgili ayetin nüzulünü hatırlatmaktadır. Namaz için abdest almak bilindiği gibi peygamberliğin ilk dönemlerinde farz kılındığı halde, ilgili âyet daha sonraları Medine'de nazil olmuştur. Demek oluyor ki bazı hükümler teşrî edilirken, ilgili olan âyet, daha sonra inmiş olabilir. Bu, hükmü pekiştirmek için olabildiği gibi, nüzül için gerektirici bir münasebete kadar bekletilmesi ve böylece daha etkileyici bir hal alması hikmetine de dayalı olabilir.<br />
<br />
Cum'a'yı ilk kıldıranların Es'ad İbn Zürâre ile Mus'ab İbn Umeyr oldukları hakkındaki rivâyetlerin arasını birleştirmek gerekirse; Mus'ab'ın, Medine'nin merkezinde ve Peygamber'in (  s.a.s.) emri üzerine Cum'a namazı kıldırdığı; Es'ad'ın ise Medine yakınında bir yerde ve Peygamber'in (  s.a.s.) emri gelmeden kıldırdığı söylenebilir. Hz. Peygamber (  s.a.s.)'in kıldırdığı ilk Cum'a namazı, Ranuna' denilen yerde Sâlim İbn Avf mescidindedir. Hz. Peygamber (  s.a.s.) Medine'ye hicret buyurduğunda ilk olarak Kuba'da Amr İbn Avfoğullarına misafir oldu. Orada pazartesi, salı, çarşamba ve perşembe günleri kalıp, Kuba Mescidi*nin temelini attı; sonra Cum'a günü Medine'ye gitmek için yola çıktı. Benu Sâlim yurduna gelince Cum'a namazı vakti girmişti. Orada hutbe okuyup ilk defa Cum'a namazını kıldırdı. Bu, Hz. Peygamber'in kıldırdığı ilk Cum'a namazıdır. Cum'a'yı farz kılan âyet bundan önce nâzil olmuştur. Medine haricinde ilk Cum'a namazı kılınan yer de Bahreyn'de "Cevâsa" da Abdi Kays Mescidi'dir.<br />
<br />
İslâm'da Cum'a gününün dünyanın başlangıcına, sonuna ve âhirete kadar uzanan bir yeri ve değeri vardır. Diğer semâvi dinlerde de Cum'a gününe dikkat çekilmiş, fakat onlar bunu terkederek başka günlere yönelmişlerdir. Ebû Hüreyre'den Allah Rasûlû'nün şöyle dediği nakledilmiştir  :  "Bizler, bizden önce kitap verilenlere göre en sonuncusuyuz. Kıyâmette ise en öne geçeceğiz. Onlar, Allah'ın kendilerine farz kıldığı bu Cum'a gününde ihtilafa düştüler. Allah onu bize gösterdi. Diğer insanlar bu konuda bize uyuyorlar. Ertesi gün yahudilerin, daha ertesi gün ise hristiyanlarındır. " (  Buhârî, Cum'a, 1; Müslim, Cum'a hadis no  :  856. Müslim'in lafzı az farklıdır).<br />
<br />
Yine Ebû Hüreyre'den şöyle dediği rivâyet edilmiştir  :  "Rasûlullah (  s.a.s.)'a Cum'a gününe niçin bu adın verildiği sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir  :  "Babanız Âdem'in yaratılışı o günde oldu. Kıyâmet o günde kopacak, yeniden dirilme ve insanların hesap için yakalanması o günde olacaktır. Cum'a gününün üç saatinin sonunda öyle bir an vardır ki, o anda dua edenin duası kabul olunur. " (  Ahmed b. Hanbel, İstanbul 1981, II, 311)<br />
<br />
"Her kim Cum'a günü, cenâbetten gusül eder gibi güzelce gusleder, sonra da ilk saatte yola çıkarsa bir deve kurban etmiş gibi olur. İkinci saatte yola çıkarsa bir sığır kurban etmiş gibi olur. Üçüncü saatte yola çıkarsa bir koç kurban etmiş gibi olur. Dördüncü saatte yola çıkarsa bir tavuk kurban etmiş gibi olur. Beşinci saatte yola çıkarsa bir yumurta tasadduk etmiş gibi olur. İmam Cum'a namazı için iftitah tekbiri alınca melekler hazır olur, okunan Kur'ân-ı dinlerler. " (  Müslim, Cumua, 2, hadis no  :  850)<br />
<br />
Cum'a namazını terk edenler için de hadis-i şeriflerde şu tehditler varid olmuştur  :  "Birtakım insanlar ya Cum'a namazını terk etmeyi bırakırlar, yahutta Allah onların kalplerini mühürler artık gafillerden olurlar. " (  Müslim, Cumua, 12, hadis no  :  865)<br />
<br />
"Her kim önemsemediği için üç Cum'a yı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler. " (  Ebû Davûd, Salât 210)<br />
<br />
"Bir kimse Cum'a günü gusleder, elinden geldiği kadar temizlenir, yağ veya koku sürünür, sonra mescide gider bulduğu yere oturur ve namazını kılar, hutbeyi dinlerse; geçen Cum'a'dan o Cum'a ya kadar işlemiş olduğu günahları affolunur. " (  Buhârî, Cumua, 6)<br />
<br />
Cum'a namazının farziyyeti Kitab, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile sabittir. Cum'a sûresinin dokuzuncu âyetinde Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur  :  <br />
<br />
"Ey iman edenler, Cum'a günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah'ı anmağa koşun; alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. "<br />
<br />
İbn Mâce'de mevcut Hz. Câbir (  r.a.)'den rivâyet edilen şu hadis, Cum'a'nın farziyyetinin sünnetle delilidir  :  <br />
<br />
"Ey insanlar, ölmeden önce Allah'a tövbe ediniz. (  Başka işlerle) meşgul olmadan önce de sâlih ameller işlemeye çalışınız. Allah'ı çokça zikretmek ve gizli ve açık olarak çokça sadaka vermek suretiyle sizin ile Rabbiniz arasındaki bağı güçlendiriniz. (  Böyle yaparsanız) hem rızıklanırsınız. hem de (  Allah tarafından) hatırınız hoş tutulur. Şunu biliniz ki  :  Yüce Allah şu bulunduğum makamda, şu günümde, şu ayımda ve şu yılımda sizlere Cum'a'yı farz kılmış bulunuyor. Ve bu kıyâmete kadar böylece devam edecek. Benim hayatımda, ya da benden sonra adaletli yahutta zâlim bir imamı bulunduğu halde, onu hafife alarak yahut ta inkâr ederek kim terkederse; Allah, onun iki yakasını bir araya getirmesin, hiç bir işini mübarek kılmasın. Haberiniz olsun, böyle bir kimsenin ne namazı vardır ne zekâtı, ne haccı, ne orucu ve ne de iyiliği Tâ ki tövbe edinceye kadar. Artık kim tövbe ederse, Allah, onun tövbesini kabul etsin. Şunu da biliniz ki  :  Hiç bir kadın bir erkeğe imam olmasın. (  Okuması düzgün olmayan bir bedevî) Arap, bir muhacirin önüne geçip imam olmasın. Fâcir bir kimse de, kılıcından ya da copundan korktuğu bir zorbanın kendisini zorlaması hali dışında da mü'min bir kimseye imam olmasın. " (  İbn Mâce, Sünen, İstanbul 1401, I, 343, Hadis no  :  1081).<br />
<br />
Hz. Peygamber'in Benu Sâlim yurdunda kıldırdığı ilk Cum'a namazında cemaatin kırk veya yüz kişi olduğu söylenir. Bu mescide sonradan "Mescid-i Cum'a" adı verilmiştir. Cum'a âyetinin Mekke'de nâzil olduğu da ihtimal dahilindedir. Peygamber (  s.a.s.) Cum'a hutbesi için bir hurma kütüğü edinmiş, ensârdan bir kadının aynı zamanda marangoz olan kölesinin ılgın ağacından yaptığı üç ayaklı minber, mescide konuncaya kadar onun üzerinde Cum'a hutbelerini okumuştur. Yeni minber gelip de Peygamber (  s.a.s.) hutbe için üzerine çıkınca eski hurma kütüğünden deve iniltisi gibi bir ses çıkmış, Peygamber de inerek elini üzerine koyunca susmuştur. Bu hâdise Hz. Peygamber'in bir mucizesi olarak "Cizu'n-nahle" adıyla meşhur olmuştur.<br />
<br />
Peygamber (  s.a.s.) camiye girince, cemaata selam verir; minbere çıkınca, onlara döner ve ikinci bir selamdan sonra otururdu. Bu oturuşa "Celsetu'l-istiraha" denir. Bilâl ezan okumağa başlar; bitirince, Peygamber (  s.a.s.) kalkarak hamd ve senâdan sonra, vaaz ve nasihatı muhtevî bir hutbe okurdu. Bir müddet oturduktan sonra tekrar kalkıp, ikinci hutbeyi de okur ve minberden inerdi. Kamet getirildikten sonra iki rek'at olarak Cum'a namazını kıldırırdı. Cum'a namazının ilk rek'atında ekseriyetle Cumu'a sûresini ve ikinci rek'atta da Münâfıkun sûresini yüksek sesle okurdu. Cemaat en fazla Cum'a namazında toplandığı için, Cumu'a sûresini okumakla, onlara cum'a'nın âdâb ve erkânını öğretmiş ve Münâfıkûn sûresini okumakla da, münâfıklardan sakınmaları lüzumunu ihtar etmiş oluyordu. Sonraları ilk rek'atta A'lâ ve ikincide de Câşiye sûrelerini okuduğu rivâyet edilmiştir.<br />
<br />
Halife Hz. Ebû Bekir ve sonra Hz. Ömer (  r.a.) zamanında bu şekilde Cum'a namazı kılındı ise de; Halife Hz. Osman (  r.a.) zamanında şehrin nüfusunun arttığı ve halkın câmiden uzak yerlerde ikâmet ettiği gözönünde tutularak, namaz vaktinin geldiğini ilân için mescidin dışında bir ezan okutturulmağa başlandı. Bu ezan Zavra'da okunuyordu. Hz. Osman'ın okuttuğu bu ezan (  dış ezan) diğer memleketlerde de okunmağa başlandı. Kendisinden seksen sene sonra Hişam b. Abdu'l-Melik de bu dış ezanın hariçte, mesela Medine'nin Zavra'sı gibi şehrin ortasında okunacak yerde, camiin minaresinde okunmasını emretti.<br />
<br />
Böylece kitap, sünnet ve icmai ümmet ile sabit olan Cum'a namazı gücü yeten ve şartları kendinde bulunan her mükellef müslümana farz-ı ayındır. İki rek'at olan Cum'a namazını herhangi bir sebepten kılamamış olanlar, öğle namazını dört rek'at olarak kılarlar. Bütün namazlarda şart olan İslâm, akıl, büluğ, tahâret şartlarından başka Cum'a namazının farziyet ve edâsının şartları vardır.<br />
<br />
Cum'a Namazının Farz Olmasının Şartları<br />
<br />
Cum'a namazı; namaz, oruç, hac, zekât kelimeleri gibi, fıkıh usulü açısından "kapalı anlatım (  mücmel)" özelliği olan bir terimdir. Bu yüzden onun kılınış şekil ve şartları âyet, hadis ve sahabe açıklamalarına ihtiyaç gösterir. Çünkü Allah elçisi "Namazı benim kıldığım gibi kılınız" (  Buhârî, Ezan, 18; Edeb, 27) buyurmuştur.<br />
<br />
Câbir b. Abdullah'ın naklettiği bir hadiste şartlar şöyle belirlenmişti  :  <br />
<br />
"Allah'a ve âhiret gününe inananlara Cum'a namazı farzdır. Ancak yolcu, köle, çocuk, kadın ve hastalar bundan müstesnadır" (  Ebû Dâvud, I, 644, H. No  :  1067; Dârakutnî, II, 3; Bağavî, Şerhu's-Sünne, I, 225) Bu istisnaların dışında kalan her müslüman erkek bu namazla yükümlü demektir. Buna göre şartlar şöyledir  :  <br />
<br />
A) Erkek olmak  :  Cum'a namazı kadınlara farz değildir. Ancak namazı cemaatle kılarlarsa bu yeterli olup, öğle namazını kılmaları gerekmez (  es-Serahsî, II, 22, 23; İbn Abidin, Reddü'l-Muhtâr, I, 591, 851-852).<br />
<br />
B) Hür olmak  :  Hürriyetten yoksun bulunan esir ve kölelerle, ceza evindeki hükümlülere, Cum'a günü öğle namazını kılmaları yeterlidir. Cum'a namazı farz değildir. Ancak anlaşmalı (  mükâteb) kölelerle, kısmen azad edilmiş kölelere farzdır. Kendisine Cum'a namazı farz olmayan köle esir veya mahkumlar her ne sûretle olursa olsun, Cum'a'yı kılmış olsalar, sahih olur.<br />
<br />
C) Mukîm olmak  :  Yolcuya Cum'a namazı farz değildir. Çünkü o, yolda ve gittiği yerlerde genel olarak güçlüklerle karşılaşır. Eşyasını koyacak yer bulamaz veya yol arkadaşlarını kaybedebilir. Bu sebeple ona bazı kolaylıklar getirilmiştir.<br />
<br />
D) Hasta olmamak veya bazı özürler bulunmamak  :  Namaza gidince hastalığının artmasından veya uzamasından korkan kimselere Cum'a farz olmaz. Yine, hasta bakıcı, aciz ihtiyar, gözü görmeyen, ayaksız, kötürüm ve müslümanlar Cum'a'yı kılarken onların güvenliğini sağlamakla görevli olan emniyet nöbetçisi gibi özrü bulunanlar, vakit bulunca öğle namazı kılmakla yetinirler. Ancak bu kimseler cemaatle Cum'a namazına katılırlarsa yeterli olur (  es-Serahsî, II, 22, 23; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadir, I, 417)<br />
<br />
Ayrıca, düşman korkusu, şiddetli yağmur ve çamur, ağır bir hastaya bakma gibi özürler de Cum'a namazını kılmamayı mübah kılan özürlerdir. Körün, elinden tutup camiye götürecek kimsesi olursa, Cum'a'yı kılması İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'e göre farz olur. Üzerlerine Cum'a namazı kılması farı olmayan müslüman kimseler, Cum'a'yı kılmaya imkan bularak kılsalar, vaktin farzını eda etmiş olurlar, artık o günün öğle namazını kılmaları gerekmez. Cum'a namazı kılmaları farz olmayan kimseler, bulundukları bölgede Cum'a namazı kılınıyor ise, öğle namazını cemaatle değil, yalnız başlarına kılarlar. Bulundukları bölgede Cum'a namazı kılınmıyor ise, öğle namazlarını cemaatle kılabilirler.<br />
<br />
Cum'a namazının sahih olması için gerekli şartlar (  edasının şartları)<br />
<br />
Kılınan bir Cum'a namazının geçerli olması için aşağıdaki şartların bulunması gerekir  :  <br />
<br />
A) Cum'a Kılınacak Yerin Şehir veya Şehir Hükmünde Olması<br />
<br />
Bu şart, bazı nakillere ve sahabe uygulamalarına dayanır. Hz. Ali'den şöyle dediği nakledilmiştir  :  "Cum'a namazı, teşrik tekbirleri, Ramazan ve Kurban Bayramı namazları, yalnız kalabalık şehir veya kasabalarda eda edilir. İbn Hazm (  ö. 456/1063) bu naklin sağlam olduğunu ortaya koymuş, Abdurrezzak aynı hadisi Ebû Abdirrahman es-Sülemî aracılığı ile Hz. Ali'den rivâyet etmiştir. Hz. Ali'nin sözü İslâm hukukçularınca bu konuda yeterli bir delil sayılmıştır.(  Abdurrezzak, el-Musannef, III,167-168, H. No  :  5175, 5177; İbn Ebi Şeybe bunu Abbad b. el-Avvâm'dan, benzerini Hasan el-Basrî, İbn Sîrîn ve İbrahim en-Nehâî'den nakletmiştir; İbnu'l-Hümam, a.g.e., I, 409).<br />
<br />
Bu konuda rivâyet edilen nakillerde geçen "kalabalık şehir" sözü İslâm hukukçularınca şöyle tarif edilmiştir  :  <br />
<br />
Ebû Hanife (  ö. 150/767)'ye göre valisi, hâkimi, sokak, çarşı ve mahalleleri olan yerleşim merkezleri "kalabalık şehir" niteliğindedir. Ebû Yusuf (  ö. 182/798  ), halkı en büyük mescide sığmayacak kadar kalabalık olan yerleri şehir sayarken İmam Muhammed (  ö. 189/805), yöneticilerin şehir olarak kabul ettikleri yerleri şehir kabul eder.<br />
<br />
İmam Şâfiî (  ö. 204/819) ve Ahmed İbn Hanbel (  ö. 241/855) bu konuda nüfus sayısı kriterini getirir. Onlara göre, kırk adet akıllı, ergin, hür ve mukîm erkeğin yaz kış başka beldeye göç etmeksizin oturdukları yerleşim merkezleri şehir sayılır ve kendilerine Cum'a namazı farz olur (  es-Serahsî, a.g.e. II, 24, 25; el-Kâsânî, I, 259; el-Cezerî, Kitabü'l-Fıkh ale'l-Mezâhibi'l-Erbaa, Mısır (  t.y.) I, 378, 379; Abdurrahman el-Mavsılî, el-İhtiyâr, Kahire (  t.y.) I, 81).<br />
<br />
İmam Mâlik (  ö. 179/795)'e göre, mescidi ve çarşısı olan her yerleşim merkezi şehir sayılır. Köy ve şehir kelimeleri eş anlamlıdır. Nüfuz az olsun çok olsun hüküm değişmez. Cum'a namazının küçük yerleşim merkezlerinde de kılınabileceğini söyleyenlerin dayandığı deliller şunlardır  :  <br />
<br />
1) Ebû Hüreyre (  ö. 58/677), Bahreyn'de görevli iken Hz. Ömer'e Cum'a namazının durumunu sormuş, Hz. Ömer kendisine; "Nerede olursanız olunuz, Cum'a namazını kılınız" şeklinde cevap vermiştir.<br />
<br />
2) Ömer b. Abdülazîz (  ö. 101/720), komutanı Adiy b. Adiy'e yazdığı mektupta, (  ahalisi) "çadırda yaşamayan herhangi bir köye gelince  :  orasının halkına Cum'a namazı kıldıracak bir görevli tayin et" demiştir.<br />
<br />
3) İmam Mâlik, ashâb-ı kirâmın Mekke ile Medine arasında su başlarında Cum'a namazını kıldıklarını nakleder ve o yörelerde herhangi bir şehir bulunmadığını belirtir (  es-Serahsî, a.g.e., II, 23, Ahmed Naim, Tecrid-i Sarih Terc. ve Şerhi, III, 45, 46).<br />
<br />
4) İbn Abbas, Medine'deki Peygamber mescidinden sonra ilk Cum'a namazının Bahreyn'de "Cuvâsâ" denilen bir köy (  karye) de kılındığını söylemiştir (  Buhârî, Cum'a, II, (  I. s. 215); Bağavî, a.g.e., IV, 218; İbnü'l-Hümâm, a.g.e., I, 409)<br />
<br />
Cum'a namazının büyük yerleşim merkezlerinde kılınacağı görüşünde olan İslâm hukukçuları yukarıdaki delilleri şöyle değerlendirmişlerdir  :  <br />
<br />
1) Hz. Ömer'in sözü, ashâb-ı kirâm arasında çöllerde ve sahralarda Cum'a namazı kılınamayacağı bilindiği için, "hangi şehirde bulunursanız bulunun, Cum'a namazı kılın" şeklinde anlaşılmıştır.<br />
<br />
2) Ömer b. Abdülaziz'in sözü, kişisel bir görüş olduğu için delil sayılmamıştır.<br />
<br />
3) Kendilerinde Cum'a kılındığı bildirilen "Eyle", Bahr-ı Kulzüm üzerinde önemli bir iskele, "Cuvasâ" da Bahreyn'de Abdulkays'a ait bir kaledir. Buraları "köy (  karye)" olsalar bile, devletçe tayin edilen yöneticileri ve zabıta kuvvetleri bulunduğu için şehir hükmünde sayılırlar (  Ahmed Naim, a.g.e., III, 46). İbn Abbas'ın sözünde, Cüvâsâ için, "köy" denilmesi, o devirlerde buranın "şehir" sayılmasına engel değildir. Çünkü onların dilinde karye kelimesi şehir anlamında da kullanılıyordu. Kur'ân-ı Kerîm'de de bu anlamda kullanılmıştır. Bu Kur'ân, iki köyden ulu bir adama indirilmeli değil miydi?" (  Zuhruf, 43/31). Âyetteki "iki köy (  karye)" den maksat Mekke ile Tâif'dir. Diğer yandan Mekke şehrine "Ümmü'l-Kura (  köylerin anası)" adı verilmiştir (  Şürâ, 42/7). Mekke'nin şehir olduğunda şüphe yoktur. Cuvâsa da bir kale olduğuna göre  :  hâkimi, yöneticisi ve âlimi vardır. Bu yüzden es-Serahsî (  ö. 490/1097), Cuvâsâ için eş anlamlısı olan "şehir (  mısr)" kelimesini kullanır (  es-Serahsî, a.g.e, II, 23) Abdurrezzak, Hz. Ali'nin Basra, Kûfe, Medine, Bahreyn, Mısır, Şam, Cezire ve belki Yemen'le Yemâme'yi şehir (  mısr) kabul ettiğini belirtir (  Abdurrezzak, a.g.e., III, 167)<br />
<br />
Ebû Bekir el-Cassâs (  ö. 370/980), "Eğer Cum'a, köylerde câiz olsaydı, şehir hakkında olduğu gibi, insanların ihtiyacı yüzünden, bu da tevatüren nakledilirdi" der ve Hasan'dan, Haccac'ın şehirlerde Cum'a'yı terkedip, köylerde ikâme ettiğini nakleder. (  el-Cassâs, Akhâmu'l-Kur'ân V, 237, 238  )<br />
<br />
İbn Ömer (  ö. 74/693), "Şehire yakın olan yerler, şehir hükmündedir" derken, Enes b. Mâlik (  ö. 91/717), Irak'ta bulunduğu sırada Basra'ya dört fersah uzaklıktaki bir yerde ikâmet eder ve Cum'a namazına kimi zaman gelirken kimi zaman da gelmezdi. Bu durum onların Cum'a'yı yalnız şehir merkezlerinde câiz gördüklerine delâlet eder. (  el-Cassâs, aynı yer)<br />
<br />
Uygulama örnekleri  :  <br />
<br />
a) Allah elçisi hayatta bulunduğu sürece, Cum'a namazı yalnız Medine şehir merkezinde kılınmış ve çevrede bulunanlar da namaz için merkeze gelmişlerdir.<br />
<br />
Hz. Âişe (  ö. 57/676)'den, şöyle dediği nakledilmiştir  :  "Müslümanlar Hz. Peygamber devrinde Medine'ye Cum'a namazı için yakın menzil ve avâlilerden nöbetleşe gelirlerdi" Menzil, Medine çevresindeki bağ-bahçe evi de mektir. Avâlî ise, Medine civarında, Necid tarafında, Medine'ye yaklaşık 2-8 mil uzaklıktaki küçük yerleşim merkezleridir. Ashâb-ı Kirâm bu yerlerden nöbetleşe Cum'a namazına geldiklerine göre kendilerine Cum'a namazı farz değildi. Aksi halde kendi yörelerinde Cum'a namazını cemaatle kılmaları veya hepsinin Medine'ye gelmesi gerekirdi. Diğer yandan Allah elçisinin Kubalılar'a, Medine'de Cum'a namazında hazır bulunmalarını emrettiği nakledilir. Kuba, o devirde Medine'ye iki mil uzaklıktadır.<br />
<br />
b) Hulefâ-i râşidîn döneminde bir takım ülkeler fethedilince, Cum'a'lar yalnız şehir merkezlerinde kılınmıştır. Bu uygulama, onların "şehir (  büyük yerleşim merkezi)" olmayı Cum'a'nın sıhhat şartı saydıklarını gösterir. Öğle namazı farz olduğu için, onun Cum'a namazı sebebiyle terkedilmesi kesin bir nass (  âyet-hadis) ile mümkün olabilir. Kesin nass ise, Cum'a'nın şehir merkezlerinde kılınması şeklinde gelmiştir. Cum'a İslâmî prensip ve emirin en büyüklerindendir. Bu da en iyi, şehirlerde gerçekleşir. (  es-Serahsî, a.g.e., II, 23; el-Kâsânî, a.g.e., l, 259; İbnü'l-Hümâm, a.g.e., II, 51)<br />
<br />
Kaynaklarda verilen bu bilgiler ışığında konuyu aşağıdaki şekilde netleştirmek mümkündür.<br />
<br />
a) Şehir ve kasabalar  :  <br />
<br />
Valisi, müftüsü, İslâmî hükümleri icra edecek ve hadleri infâz edecek güce sahip hâkimi (  kadı) ile güvenliği sağlayacak zabıtası bulunan her yerleşim merkezi "şehir"dir. Sonraki İslâm hukukçularının eserlerinde" yolları, köyleri, çarşı ve pazarları bulunma" özelliği üzerinde durulmamıştır. Çünkü bir şehir veya kasabada bu özellikler zaten vardır. Böyle bir kasabanın gerek mescidinde ve gerekse "musallâ (  namazgâh)" denen yerlerinde Cum'a namazı kılınabilir. Bunda görüş birliği vardır (  İbn Âbidin, a.g.e., I, 546, 547 vd.) Bu tarife göre, vilâyet ve kaza merkezleri şehir sayılır. Bunların durumu, şehir olduklarında şüphe bulunmayan Mekke ile Medine'nin durumuna benzer.<br />
<br />
b) Şehir hükmünde olan yerler  :  <br />
<br />
En büyük mescidi, Cum'a namazı ile yükümlü olanları almayacak kadar kalabalık olan yerleşim merkezleri de "şehir" hükmündedir. Bu, Ebû Yûsuf'un şehir tarifine uygundur. Sonraki İslâm hukukçularının çoğu, bu görüşü izlemişlerdir. Bu yerler resmi bir görevli bulununca, İmam Muhammed'in şehir tarifine de uygun düşer (  es-Serahsî, a.g.e., II, 23, 24; el-Kâsânî, a.g.e., 259, 260; el-Mavsılî, a.g.e., I, 81; el-Cezirî, a.g.e., I, 378, 379). Bu ölçüye göre, nâhiye merkezleri ile pek çok büyük köyler de şehir hükmünde olur.<br />
<br />
B) Devletin İzninin Bulunması<br />
<br />
Cum'a namazının sahih olması için "devlet temsilcisinin izni" problemi de İslâm hukukçularınca tartışılmıştır. Bu iznin gerekli olduğunu söyleyenler olduğu gibi aksini savunanlar da bulunmuştur. Biz aşağıda her iki görüşü ve delillerini vererek, konuyu değerlendirmeye çalışacağız.<br />
<br />
1) Hanefilerin görüşü  :  <br />
<br />
Hanefi hukukçularına göre, Cum'a namazı için izin gereklidir. Dayandıkları delil Câbir b. Abdullah ve İbn Ömer'den nakledilen ve yukarıda da daha uzun bir şekilde kaydettiğimiz şu hadistir  :  "Kim Cum'a namazını ben hayatta iken veya benden sonra adaletli ve câir (  zâlim) bir imamı (  önderi varken, onu küçümseyerek veya inkâr ederek terkederse Allah iki yakasını bir araya getirmesin ve işini bitirmesin" (  İbn Mâce, İkâme, 78  ) İbn Mâce bu hadisin senedinde bulunan Ali b. Zeyd ve Abdullah b. Muhammed el-Adevî sebebiyle isnâdı zayıf sayar. Heysemî, hadisin benzerini naklettikten sonra şöyle der  :  Bu hadisi Taberanî, el-Evsat'ında nakletmiştir. Oradaki senedde Musa b. Atıyye el-Bâhilî vardır. O'nun biyografisini bulamadım. Geri kalan râviler güvenilir. (  Mecmau'z-Zevâid, II, 169, 170) Bu hadiste, Cum'a'nın farzolması için adaletli veya adaletsiz bir yöneticinin bulunması öngörülmüştür. Cum'a namazı büyük cemaatle kılınacağı ve hutbede topluma hitap edileceği için onun toplum düzeni ile yakından ilgisi vardır. Devletten izin alma şartı aranmazsa fitne çıkabilir. Cum'a kıldırmak ve hutbe okumak bir şeref vesilesi sayılarak rekabet doğabilir. Bazı kimselerin çekişme ve ihtirasları cemaatin namazını engelleyebilir. Camide bulunan her grubun namaz kıldırmak istemesi, Cum'a'dan beklenen faydayı yok eder. Bir grup kılarak, diğerleri çekilse yine amaca ulaşılmaz. Kısaca hikmet ve toplum psikolojisi bakımından da Cum'a'nın İslâm devletinin kontrolünde kılınması gereklidir.<br />
<br />
Ancak yöneticiler Cum'a'ya ilgisiz kalır ve önemli bir sebep olmaksızın müslümanları namaz kılmaktan alıkoymak isterse, onların bir imamın arkasında toplanarak Cum'a namazı kılmaları mümkündür. İmam Muhammed, bu konuda şu delili zikreder  :  Hz. Osman, Medine'de kuşatma altında iken, dışarıda bulunan sahabiler Hz. Ali'nin arkasında toplanmış ve o da Cum'a namazını kıldırmıştır. (  el-Kâsânî, a.g.e., I, 261; el-Fetâvâ'l-Hindiyye, I,146; İbn Âbidin, a.g.e., I, 540) Bilmen, bunun dâru'l-harpte mümkün ve câiz olduğunu belirtir (  Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul 1985, s. 162)<br />
<br />
Devlet başkanı veya valilerin bizzat Cum'a namazı kıldırmaları gerekli midir?. İbnü'l-Münzir şöyle der  :  "Öteden beri Cum'a namazını, devlet başkanı veya onun emriyle kıldıracak bir kimsenin kıldırması şeklinde uygulama yapılmıştır. Bunlar bulunmazsa, halk öğle namazı kılar" (  Ahmed Naîm Tecrid-i Sarih Tercümesi, III, s. 48  )<br />
<br />
Burada şunu belirtelim ki, yukarıda kaydettiğimiz hadisten imam ya da müslümanların halifesi yoksa, Cum'a namazı kılınamaz, diye bir hüküm çıkarmak mümkün değildir. Bu hadisin ilgili bölümlerinin anlattığı, "ister adil, isterse de zâlim olsun bir imamın varlığına rağmen" Cum'a terk edilecek olursa, belirtilen tehditlerle karşı karşıya kalınacağından ibarettir. Çünkü hadis, "imam yoksa Cum'a namazı kılamazsınız" demiyor, olduğu halde kılınmazsa, son derece tehlikeli tehditlerde bulunuyor. İmamın yokluğu halinde kılınmayacak olursa o takdirde bu hadisten, olsa olsa tehditlerin daha hafif olacağı sonucuna varılabilir. O da en müsamahalı bir istidlâl olur.<br />
<br />
İçtihada dayalı olarak ileri sürülmüş gerekçelerin dışında, Cum'a namazının kılınması için şart kabul edilen ve eda şartları arasında sayılan imamın varlığı şartının nakli bir delili yoktur. Ayrıca bu şart, yalnızca Hanefî mezhebinde öngörülmüş bir şarttır. Dolayısıyla terki halinde terettüp edeceği bildirilen bir takım tehditlere maruz kalmamak için, en azından ihtiyaten böyle bir şartı öngörmeyen diğer mezhep imamlarının görüşlerine uyularak kılınması gerekir. Diğer taraftan kaynaklarda hadis diye belirtilen  :  "Dört şey vardır ki, veliyyul emirlere aittir  :  Cihad'tan elde edilen ganimetlerin paylaştırılması zekât'ın toplanması, hudut (  şer'i cezaların tatbiki) ve Cum'a'ları kıldırmak." ifadeleri ise hadis değildir. Fethu'l-Kadir'de (  II, 412) bunun İmam Hasan el-Basrî'ye ait bir söz olduğu belirtilmiştir. Son asır alimlerinden Seyyid Sâbık da "Fıkhu's-Sünne" adlı esrinde (  1, 306) bunun aynı şekilde Hasan'ü'l Basrî'ye ait bir söz olduğunu kaydetmektedir. O halde böyle bir şartın öngörülmesi için dayanak teşkil edebilecek nakli bir detil elde mevcut değildir. Bu konuda ileri sürülen bu şartın sebebi, yalnızca karışıklık çıkma ihtimaline dayalı bulunmaktadır.<br />
<br />
Veliyyü'l-Emr yoksa<br />
<br />
Veliyyü'l-Emr ve izn-i sultânî diye belirtilen hususun gerçekleşebilmesi için, müslümanların başında en azından zâlim de olsa- bir yöneticinin bulunması zorunludur. Başa geçmiş bulunan yöneticinin, İslâm'ı kabul etmesi ise onun, müslümanların veliyyü'l-emr'i olarak görülmesinin asgarî şartıdır.<br />
<br />
Şunu da belirtelim ki, bu durumu şu anda bir vakıa olarak yaşıyan bizleri, İslâm fakihleri de düşünmüş ve böyle bir durum halinde müslümanların ne şekilde davranabileceklerini, daha doğrusu davranması gerektiğini belirtmişlerdir. Şimdi bu konuda onların neler söylediklerine kısaca bir göz atalım  :  <br />
<br />
Bu konuda İbn Nüceym der ki  :  <br />
<br />
"Şayet hiç bir şekilde kadı veya ölmüş olan halifenin (  yerine geçmiş) halifesi yoksa, âmme de bir kişinin (  Cumu'a namazını kıldırmak üzere) öne geçirilmesi üzerinde ictimâ edecek olsalar, zaruret dolayısıyla caizdir." (  İbn Nuceym, el-Bahrü'r-Râik, II, I55).<br />
<br />
Buradaki  :  "zaruret dolayısıyla caizdir" ifadesi üzerinde kısaca duralım  :  Anlaşılıyor ki, Cum'a namazı, herhangi bir şartının eksik olması dolayısıyla terk edilmesi tavsiye edilen bir durum değildir. Aksine bu gibi durumlarda -bu şartların gerçekleşme imkânı bulunmadığından- zaruret hükümleri ile amel etmek söz konusudur. Buna göre her halükarda cuma namzı kılmak gerekir. Eğer bazı şartlar eksik olursa kılınmasa da dememiş. Nüceym gibi eşsiz fıkıh çalışmaları olan bir âlim  :  "Zaruret dolayısıyla caizdir" gibi bir ifade kullanmaz, "Cum'a namazı sâkıt olur" demesi gerekirdi. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cuma namazı kaç rekattır? Efendimiz genelde cuma namazını kaç rekat kılmıştır?</span></span><br />
<br />
<br />
Cuma namazının farzı iki rekattır. Cumanın farz olan bu iki rek`atından ayrı olarak, dördü farzdan önce, dördü de farzdan sonra olmak üzere, sekiz rek`at da sünneti vardır. Vakit girdikten sonra, önce cumanın dört rek`atlı ilk sünneti kılınır. Ondan sonra camiin içinde iç ezan okunur. Ezandan sonra hatib minbere çıkar ve hutbe okur. Hutbe bittikten sonra, mihraba geçerek imam olur ve cemaatle iki rek`at cuma namazı kılınır. Bu iki rek`at farzdan sonra, cemaat dört rek`at da cumanın son sünnetini kılarlar. Böylece cuma namazı tamamlanmış olur.<br />
<br />
Bundan sonra biri dört, diğeri iki rek`at olarak kılınan iki namaz daha vardır ki, bunlar cuma ile ilgili değildir. Dört rek`atlı olan cumanın ilk sünneti gibi kılınır. İstenirse, son iki rek`atta sûre okunmadan da kılınabilir (  öğlenin farzı gibi). Kılınan bu namazın ismi, Zuhr-i âhirdir. Niyet şöyle yapılır  :  "Niyet ettim vaktine yetişip de henüz üzerimden sâkıt olmayan son öğle namazına." Bu namaz şayet cuma namazının sahih olmama durumu olursa, o günün öğle namazı yerine geçmesi için fakîhler tarafından düşünülmüş bir tedbirdir. Şayet cuma namazı sahih olmuşsa, bu namaz kazaya kalmış bir öğle namazı yerine geçer. Kaza borcu olmayan için ise, nafile namaz hükmünü alır. Zaten cumanın sünneti gibi kılınmasının efdal olması da bu sebebdendir. Zuhr-i âhirden sonra da, iki rek`at vaktin sünneti diye bir namaz kılınır. Bu iki rek`at, sabah namazının kazâsı olarak da kılınabilir.<br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEMAAT VE NAMAZ VE iFTiTAH TEKBiRi RESiMLERi</span></span><br />
<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=889" target="_blank" title="">Namaz-1.jpg</a> (Dosya Boyutu: 119.7 KB / İndirme Sayısı: 282)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=890" target="_blank" title="">Namaz-2.jpg</a> (Dosya Boyutu: 92.96 KB / İndirme Sayısı: 261)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=891" target="_blank" title="">Namaz-3.jpg</a> (Dosya Boyutu: 96.6 KB / İndirme Sayısı: 243)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=892" target="_blank" title="">Namaz-4.jpg</a> (Dosya Boyutu: 119.2 KB / İndirme Sayısı: 285)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=893" target="_blank" title="">Namaz-5.jpg</a> (Dosya Boyutu: 201.73 KB / İndirme Sayısı: 269)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=894" target="_blank" title="">Namaz-6.jpg</a> (Dosya Boyutu: 33.48 KB / İndirme Sayısı: 286)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=895" target="_blank" title="">Namaz-7.jpg</a> (Dosya Boyutu: 99.7 KB / İndirme Sayısı: 250)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=896" target="_blank" title="">Namaz-8.jpg</a> (Dosya Boyutu: 51.61 KB / İndirme Sayısı: 268)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=897" target="_blank" title="">Namaz-9.jpg</a> (Dosya Boyutu: 76.79 KB / İndirme Sayısı: 288)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=898" target="_blank" title="">Namaz-10.jpg</a> (Dosya Boyutu: 186.54 KB / İndirme Sayısı: 252)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=899" target="_blank" title="">iftitah-Tekbiri.png</a> (Dosya Boyutu: 84.52 KB / İndirme Sayısı: 265)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=888" target="_blank" title="">Namaz farz vacip ve sünnetlerine bağlı kalınarak nasıl kılınır iftitah tekbiri.png</a> (Dosya Boyutu: 217.1 KB / İndirme Sayısı: 299)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namaz farz, vacip ve sünnetlerine bağlı kalınarak nasıl kılınır? Namazda iftitah tekbiri - Vitir namazı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazda iftitah tekbiri nasıl alınmalı, </span></span><br />
<br />
Araplarla bizim tekbirimiz neden farklı? Arap kardeşler, ellerini göğüs üzeri kaldırıp omuz hizasına kadar, hanımların tekbir alışına benzer tekbir alıyorlar, baş parmağı kulaklara kadar kaldırmadan..<br />
<br />
İftitah tekbirini alırken yapılan farklı uygulamalar mezhep farkından kaynaklanmaktadır. Bunlar da Peygamber Efendimizin (  asm) uygulamalarına dayanmaktadır. Bu nedenle her Müslüman kendi hak mezhebine göre ibadetlerini yapmalıdır.<br />
<br />
İftitah tekbiri almak namazın farzlarındandır. Ancak bu takbiri alırken elleri kaldırmak sünnettir. Erkekler, ellerini, başparmakları kulak yumuşaklarına değecek kadar, kadınlarsa ellerini parmak uçları omuzlarına kavuşacak şekilde göğüslerinin hizasına kadar kaldırıp o vaziyette Allâhü Ekber derler. Bu esnada parmakların normal şekilde açık bulunması ve avuç içlerinin de Kâ`be`ye dönük bulunması gerekir.<br />
<br />
Ellerin kaldırılması hususunda, bâzı âlimler, tevhide işarettir demiştir. Bâzıları, dünya işlerini arkaya atıp bütün varlığıyla kıbleye ve namaza yönelmek içindir demiştir. İbn-i Ömer (  ra)`den rivayet edilir ki  :  <br />
<br />
    "Namaza başlarken el kaldırmak, namazın zinetidir (  süsüdür). Her kaldırışta on sevap vardır. Her parmağa bir sevab düşer."<br />
<br />
İftitah "başlamak, kapıyı açıp girmek" anlamındadır. İftitah tekbiri (  tahrîme), namaza başlarken alınan tekbir olup "Allahü ekber" cümlesini söylemektir. İftitah tekbiri, bütün mezhep imamlarına göre farz olmakla birlikte Hanefî imamlar bunu rükün değil şart olarak, diğer üç mezhep imamı ise rükün olarak değerlendirmiştir. İftitah tekbiri Hanefî mezhebinde rükün değil şart olmakla birlikte, rükünlere çok yakın oluşu sebebiyle, bir rükün gibi değerlendirilmesi ve rükünler arasında ele alınması yanlış olmaz.<br />
<br />
İftitah tekbirinin şart veya rükün kabul edilmesi şeklindeki görüş ayrılığının pratik sonucu şudur  :  Bir kimsenin setr-i avret, necâsetten tahâret veya istikbâl-i kıble şartını, iftitah tekbirinden sonra yerine getirmesi durumunda kıldığı namaz, iftitah tekbirini şart sayanlara göre geçerli, rükün sayanlara göre ise geçersizdir. Söz gelimi kolu başı açık olarak tekbir alıp namaza duran bir kadın iftitah tekbirinden sonra kolunu başını örtse Hanefî imamlara göre namazı geçerli, ötekilere göre geçersizdir.<br />
<br />
Bilen ve söylemekte güçlük çekmeyen kişi iftitah tekbirinde "Allahü ekber" demelidir. Allah'ı yüceltme, O'nun büyüklüğünü ikrar anlamı taşıyan “Allahü kebîr”, "Allahü azîm" gibi başka sözlerle tekbir alındığında, farz yerine gelmiş olur. Fakat "estağfirullah" (  Allah'tan bağışlanmak dilerim) veya "bismillah" gibi dua anlamı taşıyan ifadelerle tekbir alınacak olursa farz yerine gelmiş olmaz. Yine bir kimse Arapça dışında bir dilde tekbir getirecek olsa, Ebû Hanîfe'ye göre bu da yeterlidir.<br />
<br />
Hz. Peygamber (  asm)'in tekbir alırken ellerini omuz hizasına kadar kaldırdığına dair rivayet bulunduğu gibi, kulak hizasına veya kulaklarının üstü hizasına kadar kaldırdığına dair rivayetler de vardır. Bu rivayetlerin birleştirilmesi durumunda, tekbir alırken başı hafifçe öne eğerek başparmak kulak memesine değecek şekilde elleri kaldırmanın uygun olduğu belirtilmiştir.<br />
<br />
Şafii ve Malikilere göre omuzların hizasına kadar kaldırmak adab ve faziletten kabul edilmiştir.(  Zuhayli, II, 14)<br />
<br />
Hanefilerde esah olan görüşe göre elleri kaldırmanın zamanı tekbirden öncedir. Yani önce eller kaldırılıp sonra tekbir getirmektir. Niyet eller kaldırılmadan önce getirilir. Eller kaldırıldıktan sonra tekbir almadan hangi namazı kılacağını bilmek de niyet yerine geçer.<br />
<br />
Namaza başlamadan önce niyet etmek farzdır. Ancak bunu dil ile söylemek şart değildir. Namaz hususunda niyet, Allah rızası için namaz kılmayı dilemek ve kılınacak namazın hangi namaz olduğunu bilmek ve içinden geçirmek demektir.<br />
<br />
İftitah tekbiri alırken ellerin kulak hizasına kadar kaldırılmasıyla ilgili rivayetler  :  <br />
<br />
Abdulcebbar b. Vail (  r.a), babasından naklederek şöyle diyor  :  <br />
<br />
    “Rasûlullah (  s.a.v)’in arkasında namaz kıldım. Namaza başlayacağında tekbir alır, ellerini kulakları hizasına kadar kaldırır, sonra Fatiha sûresini okuyor, Fatiha bitince 'Amîn!..' diyordu. Âmîn derken sesini yükseltiyordu.” (  İbn Mâce, İkametü’s Salat  :  14; Dârimi, Salat  :  38  )<br />
<br />
Abdulcebbar b. Vail (  r.a), babasından naklederek, babası Vail,<br />
<br />
    “Rasûlullah (  s.a.v)’i namaza başlarken ellerinin baş parmaklarını kulak memelerinin hizasına kadar kaldırdığını gördüğünü söyledi.” (  Dârimi, Salat  :  31; Ebû Davud, Salat  :  116).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namaz farz, vacip ve sünnetlerine bağlı kalınarak nasıl kılınır? Bütün namazların baştan sona nasıl kılınacağını açıklamalı olarak öğrenebilir miyim?.</span></span><br />
<br />
Namaz hocası gibi küçük kitaplarda bu gibi malumatlar güzel bir şekilde izah edimiştir. Böyle bir ilmihal kitabı alarak namaz konusunda neleri öğrenmeniz gerektiğine bakabilirisniz.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sabah Namazının Kılınışı  :</span>  </span><br />
<br />
Sabah namazı iki rek'at sünnet, iki rek'at da farz olmak üzere dört rek'attan ibarettir. Önce sünnet kılınır.<br />
<br />
Şöyle ki  :  Namazın şartlarının hepsi yerine getirildikten sonra, kıbleye dönülüp sabah namazının sünnetini kılmaya kalben niyet edilir. Dil ile de yavaşçacık  :  "Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya" denilir. Bundan sonra, eller kulakların hizasına kadar kaldırılıp, başparmaklar kulak yumuşağına değdirilir. Ve avuç içleri Kâbe'ye dönük şekilde parmak araları açılır ve "Allahü Ekber" denilerek iftitah tekbiri alınır. Tekbir alındıktan sonra sağ el ile sol elin bileği tutularak, eller göbeğin altına konur. (  Kadınlar ise tekbir alırken ellerini omuz hizasına kaldırıp göğüsleri üzerine bağlarlar. Sağ eli sol elin üzerine koyarlar.<br />
<br />
Eller de bu şekilde bağlandıktan sonra, önce "Sübhâneke" okunur. Sonra "Eûzü-Besmele" çekilerek "Fâtiha-i Şerîfe" sonuna kadar okunup "amin" denilir. Fâtiha'dan sonra zamm-ı sûre okunur. Böylece namazın kıyam ve kırâet rükünleri tamamlanmış olur. Kırâet bitince eller yanlara salıverilir ve "Allahü Ekber" denilerek rükû'a gidilir. Rükû'da parmak araları açık olarak ellerle dizkapakları tutulur. Sırt ve bel yere paralel olarak düz hâle getirilir. Ayaklar da bükülmeden dik tutulur. Rükûda iken üç kere "Sübhâne rabbiye'l-azîm" denir. (  Rükû' hâlinde kadınlar parmak aralarını açmazlar ve dizlerini tutmazlar, sadece ellerini dizler üzerine koyarlar. Ayrıca dizlerini de dik değil bükük bulundururlar. Yere paralel olacak şekilde eğilmelerine de lüzum yoktur.)<br />
<br />
Sonra "Semiallahü limen hamideh" diyerek rükû'dan kalkılır. Ayakta iken "Rabbenâ leke'l-hamd" denir. Sonra "Allahü Ekber" denilerek secdeye kapanılır. Secdeye inerken önce dizler, sonra eller konur. Baş da eller arasına konarak alın ve burun yere yapıştırılır. Secdede el ve ayak parmakları kıbleye dönük tutulur. (  Kadınlar secdede kollarını yanlarına ve uyluklarını karınlarına yapıştırır ve yere doğru alçalır ve yapışırlar.) Secdede üç defa "Sübhâne rabbiye'l-a'lâ" denir. Sonra "Allahü Ekber" diyerek secdeden kalkılıp bir kere "Sübhânallah" diyecek kadar oturulur. Sonra tekrar "Allahü Ekber" denilerek aynı şekilde ikinci bir secde yapılır. İkinci secdenin tesbihleri söylendikten sonra "Allahü Ekber" denilerek tekrar ayağa kalkılır. Böylece birinci rek'at bitmiş ikinci rek'ata kalkılmış olur.<br />
<br />
İkinci rek'atta sadece "Besmele" çekilerek "Fâtiha ve zamm-ı sûre" okunur. YukarIda tarif ettiğimiz şekilde rükûa ve secdeye gidilir. İkinci secdeden sonra sol ayak yere yayılıp üstüne oturulur. Sağ ayak ise parmakları kıbleye dönük şekilde içeri kıvrılır. Eller uyluklar üzerine konur. İki secde arasındaki oturuşlar da aynen böyledir. (  Kadınlar ayaklarını sağ tarafa yatırarak otururlar). Bu oturuşta önce "Tehıyyât" okunur. Arkasından "salâvatlar ve dualar" okunur. Duaların okunuşu bitince önce sağ tarafa dönülerek  :  "Es-selâmü aleyküm ve rahmetullah" diye selâm verilir. Sonra da sol tarafa aynı şekilde selâm verilir.<br />
 <br />
Böylece iki rek'atlı sabah namazının sünneti bitmiş olur. Sabah namazının sünnetinin bütün kırâet, tesbih ve tekbirleri gizli olarak yapılır. Sabahın farzı da aynen sünneti gibi kılınır. Sadece başta niyet ederken "Bugünkü sabah namazının farzını kılmaya" diye niyet edilir. Bir de niyetten önce kâmet getirilir. (  Kadınlar kâmet getirmezler). Sabah namazının farzının kırâetleri cehren de okunabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğle Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
Öğle namazı dört rek'at sünnet, dört rek'at farz ve iki rek'at da son sünnet olmak üzere on rek'attır. Önce sünneti kılınır. Sünneti kılmak için evvelâ şu şekilde niyet edilir  :  "Niyet ettim ya Rabbi bugünkü öğle namazının sünnetini kılmaya..." Sonra aynen sabah namazının sünneti gibi iki rek'at kılınır. İkinci rek'atta oturulduğunda sadece "Tehıyyât" okunur. Salâvat ve dualar okunmadan "Allahü Ekber" diyerek üçüncü rek'ata kalkılır. Üçüncü ve dördüncü rek'atlar da aynen birinci ve ikinci rek'atlar gibi kılındıktan sonra, ikinci kere oturulur. Bu oturuşta "Tehıyyât" ile beraber "salâvat ve dualar" da okunarak selâm verilir. Böylece öğlenin sünneti tamamlanmış olur. Üçüncü rek'ata kalkıldığında "Fatiha"dan önce sadece "Besmele" çekilir. "Sübhâneke ve eûzü" okunmaz.<br />
<br />
Öğlenin farzı da sünneti gibidir. Yalnız niyet ederken öğlenin farzını kılmaya niyet edilir. Bir de üçüncü ve dördüncü rek'atlarda sadece "Fâtiha" okunur, "zamm-ı sûre" okunmaz. Bu, sadece öğlenin farzında değil, bütün farz namazlarda böyledir. İlk iki rek'atta "zamm-ı sûre" okunur. Üç ve dördüncü rek'atlarda okunmaz.<br />
<br />
Öğlenin son sünneti de tıpkı sabahın sünneti gibi kılınır. Sadece niyet ederken "öğlenin son sünnetine" diye niyet edilir. Öğlenin sünnet ve farzında kırâet gizli yapılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkindi Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
İkindi namazı, dördü sünnet, dördü de farz olmak üzere sekiz rek'attır. Önce sünneti kılınır. Evvelâ  :  "Bugünkü ikindinin sünnetini kılmaya" diye niyet edilir. Sonra aynen öğlenin sünneti gibi kılınır. Yalnız ikinci rek'atın sonundaki ilk oturuşta, öğlenin sünnetinde sadece "Tehıyyât" okunurken, ikindinin sünnetinde "salâvatlar" da okunur. Dualar okunmadan, "Allahü Ekber" denilerek üçüncü rek'ata kalkılır. Üçüncü rek'atta da namaza yeniden başlanır gibi, "Sübhâneke" okunarak "Eûzü-Besmele" çekilir ve "Fâtiha" ile "zamm-ı sûre" okunur. Dördüncü rek'at ise öğleninki gibi normal şekilde kılınır.<br />
 <br />
İkindinin farzı, öğlenin farzı gibidir. Sadece niyetler farklıdır. İkindi de öğle gibi gizli okuyuşla kılınır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akşam Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
Akşam namazı üçü farz, ikisi sünnet olmak üzere beş rek'attır. Önce farz kılınır. Önce akşamın farzına niyet edilerek namaza durulur. İlk iki rek'at diğer namazların farzları gibi kılındıktan sonra oturulur. Sadece "Tehıyyât" okunarak üçüncü rek'ata kalkılır. Üçüncü rek'atta sadece "Fâtiha" okunarak rükû'a ve secdeye gidilir. Secdeler bitince ikinci kere oturulur. "Tehıyyât, salâvat ve dualar" okunarak selâm verilir.<br />
<br />
Farzdan sonra sünnete niyet edilerek tıpkı sabahın sünneti gibi iki rek'at sünnet kılınır. Akşam namazının farzı da, sabahın farzı gibi cehren, yani sesli bir okuyuşla kılınabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yatsı Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
Yatsı namazı, dördü sünnet, dördü farz, ikisi son sünnet ve üçü de vitir olmak üzere on üç rek'attır. Yatsının sünneti önce niyet edilerek tıpkı, ikindinin sünneti gibi kılınır. Yani ilk oturuşta, "Tehıyyât"tan sonra salâvatlar da okunur.<br />
<br />
Yatsının farzının kılınışı ise, niyet hariç öğle ve ikindinin farzının aynısıdır.<br />
<br />
Son sünnet de, akşamın sünnetiyle aynı şekilde kılınır. Fark sadece niyetlerdedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vitir Namazının Kılınışı  :  </span></span><br />
<br />
Vitir namazı ise üç rek'attır. Kılınışı şöyledir  :  Önce niyet edilerek namaza durulur. Birinci ve ikinci rek'atlar aynen sabahın sünnetinde tarif ettiğimiz şekilde kılınır. İkinci rek'atın sonunda oturulur, "Tehıyyât" okunarak üçüncü rek'ata kalkılır. Üçüncü rek'atta "Besmele" çekilip "Fâtiha ve zamm-ı sûre" okunur. Bundan sonra rükû'a eğilmeyerek eller kulaklara kaldırılıp tekbir alınır. Ve tekrar eller bağlanıp, "Kunut duaları" okunur. "Kunut duaları" bittikten sonra rükû' ve secdeye gidilir. Secdeden sonra oturularak "Tehıyyât, salâvat ve dualar" okunarak selâm verilir. <br />
<br />
"Kunut duasını" bilmeyen kimse, "Rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr" âyetini okuyabilir. Üç kere "Allahümme'ğfirlî" de diyebilir. Üç kere "Yâ Rab" demesi de câizdir.<br />
<br />
* Vitir namazı sadece Ramazanda cemaatle kılınır. İmam olan zât namazı cehrî kıldırır; "Kunut" ise gizli okunur. Ramazan dışında vitri cemaatle kılmak mekruhtur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NAMAZLARDA OKUNACAK SURE VE DUALARI</span></span><br />
 <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kunut Duaları  : </span> </span><br />
<br />
"Allahümme innâ neste'înüke ve nestağfirüke ve nestehdîke ve nü'minü bike ve netûbü ileyke ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleyke'l-hayra küllehü neşkürüke ve lâ nekfürüke ve nahle'u ve netrükü men yefcürük."<br />
<br />
"Allahümme iyyâke na'büdü ve leke nusallî ve nescüdü ve ileyke nes'â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sübhaneke Duası  :  </span></span><br />
<br />
"Sübhânekellâhümme ve bi hamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük (  ve celle senâük) ve lâ ilâhe gayrük." (  "ve celle senâük" sadece cenâze namazında okunur, diğer zamanlarda okunmaz.)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fatiha Suresi  : </span> </span><br />
<br />
"Elhamdü lillâhi rabbil’âlemîn. Errahmânirrahîm. Mâliki yevmiddîn. İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în. İhdinas-sırâtal müstekîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayrilmagdûbi aleyhim ve leddâllîn." (  amin)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fil Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Elem tera keyfe fe’ale rabbüke bieshâbilfîl. Elem yec’al keydehüm fî tadlîl. Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl. Termîhim bihicâratin min siccîl. Fece’alehüm ke’asfin me’kûl."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kureyş Sûresi  :  </span></span><br />
<br />
"Liîlâfi Kureyşin. Îlâfihim rihleteşşitâi vessayf. Felya’büdû Rabbe hâzelbeyt. Ellezî et’amehüm min cû’in ve âmenehüm min havf."<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Maun Suresi  : </span> </span><br />
<br />
"Era eytellezî yükezzibü biddîn. Fezâlikellezî, yedu’ulyetîm ve lâ yehuddu alâ ta’âmilmiskîn. Feveylün lilmusallîn. Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn. El-lezîne hüm yürâûne. Ve yemne’ûnelmâûn."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kevser Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"İnnâ e’taynâkelkevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel’ebter."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kafirun Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Kul yâ eyyühelkâfirûn. Lâ a’büdü mâ ta’büdûn. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd. Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd. Leküm dînüküm veliye dîn."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasr Suresi  :</span>  </span><br />
<br />
"İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestagfirh, İnnehü kâne tevvâbâ."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tebbet Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Tebbet yedâ ebî Lehebin ve tebbe. Mâ agnâ anhü mâlühû ve mâ keseb. Seyaslâ nâren zâte leheb. Vemraetühû hammâletelhatab. Fî cîdihâ hablün min mesed."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhlas Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Kul hüvallâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felak Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Kul e’ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri gâsikýn izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nas Suresi  :  </span></span><br />
<br />
"Kul e’ûzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ettahıyyatü duası  : </span> </span><br />
<br />
"Ettehıyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh, Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Allahümme salli duası  :</span>  </span><br />
<br />
"Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allahümme barik duası  :  </span></span><br />
<br />
"Allahümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbenâ duası  : </span> <br />
</span><br />
"Rabbenâ âtinâ fid’dünyâ haseneten ve fil’âhıreti haseneten ve kınâ azâbennâr."<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİTİR NAMAZI</span></span><br />
<br />
Tek,tek başına olan şey, yatsı namazından sonra kılınan üç rek'at namaz.<br />
<br />
Vitir namazı, üç rekatlı bir namazdır. Yatsı namazının son sünnetinden sonra kılınır. Namazının vakti, yatsı namazının vakti ile aynıdır, yatsı namazının vaktinin bitimi ve sabah namazının vaktinin başlangıcı ile son bulur.<br />
<br />
Vitir namazına, "niyet ettim Allah rızası için bu günkü vitir namazını kılmaya" diye niyet edilir. Normal olarak iki rek'at kılınır. İki rekatın sonundaki oturuşta "et-Tahiyyât" okuduktan sonra üçüncü rekata kalkılır. Besmele ile Fatiha ve bir miktar Kur'ân okunduktan sonra, Allahu ekber deyip tekbir alınır, eller bağlanır ve Kunut duası okunur. Sonra "Allahu ekber" diyerek rükû ve secdelere gidilir. Ondan sonra oturulur ki, bu son oturuştur. Bu oturuşta "et-Tehiyyât", "salli-barik" ve "Rabbenâ" duaları okunur ve iki tarafa selâm verilir (  İbn Abidin, Reddu'l-Muhtar,Mısır, 1966, II, 5, vd).<br />
<br />
Vitir namazı Kur'an'da geçmemektedir. Fakat hakkında çeşitli hadisler mevcuttur. Bazısının meâli şöyledir  :  <br />
<br />
"Ey Kur'ân ehli, vitir namazını kılın! Çünkü Allah tektir, tek'i sever" (  Buhârî, Deavât, 69; Müslim, Zikir, 5-6; Nesâî, Kıyâmü'l-Leyl, 27; Tirmizî, Vitir, 2; EbuDâvud, Vitir, 1).<br />
<br />
"Üç Şey vardır ki, bana farzdır. Fakat size farz değildir. Kuşluk namazı, kurban namazı ve vitir namazı" (  ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, II, 105).<br />
<br />
Allah size bir namazı daha fazladan ilâve etmiştir. Bu namaz da vitir namazıdır. Vitir namazını, yatsı ile sabah vakti doğuncaya kadar geçen zaman içinde krlın" (  Ahmed b. Hanbel, el-Müsned,180, 206, 208; V, 242; VI, 7).<br />
<br />
"Vitir haktır. Beş rek'at ile vitir namazını kılmak isteyen, kılsın. Üç rek'at ile kılmak isteyen, kılsın ve tek rek'at ile kılmak isteyen, yine kılsın" (  Nesâî, Kıyamü'l-Leyl, 40; Ebû Dâvud, Vitir, 3; İbn Mâce, İkâme, 123).<br />
<br />
Hz. Aişe validemiz (  r.an); "Hz. Peygamber üç rek'at ile vitir kılar ve üç rekatın sonunda selam verirdi" demiştir (  ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, II, 118  ). İbn Ömer ve İbn Abbas da; "Vitir namazı, gecenin sonunda kılınan bir rekattır" demişlerdir (  Müslim, Müsâfirûn,153; Ebû Davud, Vitir, 3; Nesaî, Kıyâmu'l-Leyl, 34).<br />
<br />
Ebû Hanife yukarıdaki hadislere dayanarak, vitir namazını bayram namazları gibi vacip olarak kabul etmiştir. Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhep imâmlarına göre ise, vitir namazı müekked sünnettir.<br />
<br />
Hanefilere göre vitir namazı üç rekattır ve sonunda selam verilir. Delil olarak da, Hz. Aişe'nin rivayet ettiği hadisi gösterirler. Mâlikîlere göre vitir namazı bir rekattır. Ondan önce yatsının farzından sonra kılınan iki rek'at sünnet bulunur. Bunların arası selam ile ayrılır. Hanbelîlere göre de, vitir namazı bir rekattır. Fakat üç veya daha çok rek'at olarak da kılınabilir. Şâfiîlere göre vitir namazının en azı bir rek'at, en çoğu on bir rekattır. Bir rek'attan fazla kılınacaksa, önce iki rekata niyet edilir ve sonunda selâm verilir. Sonra vitir namazının bir rekatına niyet edilir ve sonunda selâm verilir (  el-Kasanî, Bedaiu's Sanai' Beyrut, 1974, I, 270 vd.; ez-Zuhaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuhu, Dımaşk, 1984, I, 820).<br />
<br />
Vitir namazı, yalnız Ramazanda cemaatla kılınır. İmam bu namazı açıktan kıldırır. Kunut duasını tercih edilen görüşe göre, imam da cemaat da gizli okurlar. Ramazan ayının dışında vitir namazını cemaatla kılmak mekruhtur.<br />
<br />
Mesbûk namazını kılan kişi, ikinci rek'atta mı, yoksa üçüncü rek'atta mı olduğundan şüphe ederse, bulunduğu rek'atta Kunut duasını okur, rükû ve secdelerden sonra bir rek'at daha kılar ve yeniden Kunut duasını okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur, et-Tehiyyatü, salli barik ve Rabbenâ dualarını okur, selâm ile namazını tamamlar.<br />
<br />
Vitir namazının dışındaki namazlarda, Kunut duası okunmaz. Ancak İmam Şâfiî ve İmam Malik'e göre, her zâman, sabah namazlarının ikinci rekatında, rükûdan sonra ayakta Kunut duası okunur. Bu durumda kunut duasını okumak, Mâlikîlere göre müstehap ve Şâfiîlere göre sünnettir. Bir de Şâfiîlere göre, Ramazan ayının ikinci yarısında vitir namazının son rekatında, rükûdan sonra Kunut duasını okumak menduptur (  ez-Zeylâî, Nasbu'r-Râye, II,123; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî, I, 826 vd).<br />
<br />
Sabah namazında Kunut duasını okuyan Şâfiî ve Malikî imama uyan bir Hanefî, Kunut duasını okumaz, susar ve imâm Kunut duasını bitirinceye kadar ayakta bekler.<br />
<br />
Kunut duasını bilmeyen, okumaktan aciz olan bir kişi, onun yerine "Rabbenâ âtinâ..." âyetini okuyabilir. Yahutta üç kere  :  "Allahümmeğfirlî (  Allahım beni mağrifet et)" diyebilir. Bunların yerine üç kere  :  "Ya Rabbi (  ey Rabbim)" demesi de caizdir (  et-Tahtâvî, Hayiye, Mısır, 1970, 312).<br />
<br />
Uygun görülen kunut duası şöyledir  :  <br />
<br />
"Allahümme innâ nesteînuke ve nestağfruke ve nestehdike ve nu'minu bike ve netubu ileyke ve netevekkelu aleyke ve nusnî aleyke'l-hayra kullahû neşkuruke velâ nekfuruk ve nahla'u ve netruku men-yefcuruk.<br />
<br />
Allahümme iyyâke ne'budu ve leke nusallî ve nescüdü ve ileyke nes'â ve nahfidu narcû rahmeteke ve nahşâ azabek inne azâbeke bi'l-küffâri mulhik" (  et-Tahtavî, Haşiye; 307 vd.)<br />
<br />
Anlamı  :  "Allah'ım!.. Biz şüphesiz senden yardım ve mağrifet ister, senden hidâyet dileriz. Seni tasdik eder, günahlarımıza tevbe eder, sana itimad ederiz. Seni bütün hayırlar ile senada zikirde bulunur, nimeti itiraf ile sana şükrederiz. Seni inkâr etmeyiz. Sana isyan edip duranları reddeder, terkederiz; kendileriyle ilişkimizi keseriz. Allahım!.. Biz ancak sana ibâdet ederiz, senin için namaz kılarız, sana secde ederiz. Senin rızanı ve kulluğunu elde etmek için çalışır, koşarız. Senin rahmetini umar, azabından korkarız. Şüphe yok ki, senin hak olan azabın kâfirlere erişicidir. "<br />
<br />
Kunut duasını okumak vacip olduğu için, unutulduğu takdirde, namazın sonunda sehiv secdesi yapılır.<br />
<br />
Vitir namazı yine vacip olduğundan, zamanında kılınmadığı takdirde, kazası gerekir. Vitir namazı, zamanında normal olarak nasıl kılınıyorsa, kaza edilince de, aynı şekilde kılınır (  İbn Hümâm, Fethu'l-Kadir, Mısır 1315, I, 300 vd).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şafii mezhebine göre vitir namazı cemaatle kılınabilir mi? Vitir namazı nasıl kılınır?</span></span><br />
<br />
Şafii mezhebine göre; vitir namazı farz namazlara bağlı sünnetlerin en müekkedi ve en önemlisidir. Yatsı namazının farzından sonra kılınır. En azı bir; en çoğu on bir rekattır. Fazilet bakımından en azı üç rek'attır. En faziletli kılınış şekli iki rek'atta bir selam vermek ve tek rek'atı en son ayrı bir niyetle kılmaktır.<br />
<br />
Vitir namazı üç rek'at kılındığında Fatiha'dan sonra birinci rek'atta "Sebbihisme rabbike'l â'la" suresini, ikinci rek'atta "Kâfirun" suresini ve son rek'atta 'İhlas, Kuleûzu bi rabbilfalak ve Kuleûzu birabbinnas" sure­lerini okumak sünnettir. Beş rekat veya daha çok kılındığında, mezkur sure­lerin son üç rek'atta okunması yine sünnettir.<br />
<br />
Vitir namazı farzlara bağlı diğer sünnetler gibi cemaatla değil, tek ba­şına kılınır. Ancak Ramazan ayında on altıncı gecesinden itibaren son ge­cesine kadar son rek'atın rükuûndan itidala kalkınca, itidal halinde iken Kunut Duası'nı okumak sünnettir.<br />
<br />
Ondan ön­ce şunu okumak da sünnettir  :  <br />
<br />
    "Allahumme inna nestaînuke ve nestağfiruke ve nestehdike ve nü'minu bike ve netevekkelu âleyke ve nüshi aleyke'l-hayva küllehü neşkürüke ve la nekfüruke ve nahlau ve netrüku men yefcüruke, Allahumme iyyake na'budu ve leke nusalli ve nescüdu ve ileyke nesâ ve nahfidu nercu rah-metike ve nahşa azabeke. Inne azabeke bil küffari mülhık."<br />
<br />
Şafii mezhebinde okunan Kunut duası  :  <br />
<br />
    "Allahümmehdina fiymen hedeyte. We â fina fimen âfeyte. We tevellena fimen tewelleyte. We bariklena fıyma â'tayte. We kına şerre ma kadayte. Feinneke takdina wela yukda âleyke. We innehu la yezillü men waleyte. Wela yeîzzü men âdeyte. Tebarekte Rabbena we teâleyte. Felekel hamdu âla ma kadayte. Nestağfirüke we netuwbu ileyke. We sallallahu âla seyyiddina Muhammedin we âla alihi we sahbihi we sellem."<br />
<br />
Şafi olan bir kimse, Hanefi imama uyarsa;<br />
<br />
Şafiî kunutu gibi, Hanefî mezhebindeki kunut duası da Hz. Peygamber (  asm)’den rivayet edilmiştir. Bu sebeple bilenlerin bunu okumasında da bir sakınca yoktur.<br />
<br />
Şafiî mezhebinde ancak Ramazanın 15. gününden sonra vitir namazında kunut okunur. Bunu da hatırlamakta fayda vardır.<br />
<br />
Namaz kılan kişi, Kunut'un bir kısmını okumazsa, bunun için sehiv sec­desi yapması sünnettir.<br />
<br />
Sabah namazında, Hanefî mezhebindeki bir imama tâ­bi olarak namaz kılan Şafiî mezhebindeki bir kişinin, selâmdan sonra sehiv secdesi yapması sünnettir.<br />
<br />
Vaktinde kılınmayan vitir namazını kaza etmek sünnettir. Vakte bağlı na­file namazların da, vakitlerinde kılınamamaları durumunda vitir gibi kaza edil­meleri sünnet olur.<br />
<br />
Musibetvari şiddet olaylarının vuku bulması, felâket ve mihnetlerin başa gelmesi zamanlarında, bütün vakit namazlarında Kunut duası okunabilir. Bu durumda imam da tek başına namaz kılan kişi de -namazları sessiz kıraatli namazlardan olsa bile- Kunut duasını sesli okurlar. İmama uyarak na­maz kılmakta olan kişi ise, imamın duasına karşılık âmin der. Bu durumda Ku­nut'un bir kısmı okunmazsa, sehiv secdesi gerekmez.<br />
<br />
Şafii mezhebine uyan bir kimse, imam rükudan kalktıktan sonra hemen “Rabbena atina...” duasını okuyup veya “Allahumme’ğfir lî” deyip ardından secdeye varmak suretiyle bu görevini yerine getirmiş olur. Kanaatimizce böyle yapmak, tek başına vitir namazını kılıp da kunut duasını okumaktan daha sevaplıdır. Çünkü burada cemaat sevabı da vardır.<br />
<br />
Hanefî mezhebine göre ise, bu gibi durumlarda sadece sabah namazın­da Kunut duası okunabilir. Diğer vakit namazlarında okunmaz.<br />
<br />
Şafiî mezhebine mensup bir imamın arkasında sabah namazını kılmakta olan Hanefî mezhebine mensup bir kişi, ikinci rek'atın rükûundan sonra Kunut duasını okumaya başlayan imamını, ellerini yan taraflarına salmış vaziyette susarak dinler.(  İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, II/9).<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şafi mezhebine göre vitir namazı ile ilgili hükümler nelerdir?</span></span><br />
<br />
Vitir namazı müekked sünnetlerdendir. Hanefî mezhebine göre ise bu na­maz vaciptir. Vitir namazıyla ilgili olarak sevgili Peygamberimiz şöyle buyur­muştur  :  "Gece en son namazınızı vitir namazı olarak kılın.'' (  Buhârî, Vitir, 4; Ahmed. el-Müsned, 2/20, 102, 143.)<br />
<br />
 <br />
<br />
Vitir namazının en azı bir, en çoğu ise on bir rek'attır. Tek rek'atla yetin­mek caiz ise de evlâ değildir.<br />
<br />
Vitri bir rek'attan fazla kılan kişinin, bu namazı bitişik olarak, yani son rek'atı kendinden önceki rek'ata bitiştirerek kılması caizdir. Şöyle ki  :  Vitri beş rek'at olarak kılacak olan kişi, iki rek'at kıldıktan sonra selâm ve­rir. Sonraki üç rek'atı da tek selâmla kılar. Bu üç rek'atı birbirinden ayırarak, yani 2+1 rek'at şeklinde kılması da caizdir. Beş rek'at olarak kılan kişi, son rek'atı ayırdığı takdirde, önceki dört rek'atı bir veya iki selâmla kılmış olmasıfarketmez. Bitişik olarak kılması halinde iki teşehhüdden fazla oturması caiz olmaz. Vitri kılmanın en faziletli şekli, birbirinden ayrı olarak kılınmasıdır.Vitrin vakti, akşam namazıyla birlikte akşam vaktinde cem'-i takdim şek­linde kılınsa bile, yatsı namazından sonra başlayıp fecr-i sâdıkın doğuşuna kadar devam eder. Geceleyin uyanacağına güvenen kişinin, vitri gecenin il­kinden sonraya ertelemesi sünnettir. Aynı şekilde gece namazlarından sonra­ya erteleyip bu namazları vitirle sona erdirmek de sünnettir.Vitir namazını ramazan ayında cemaatle kılmak ve bu ayın ikinci yarısın­da vitrin son rek'atında Kunut duası okumak da sünnettir.Yine her gün sabah namazının farzının ikinci rek'atında, rükûdan kalktık­tan sonra Kunut duası okumak da sünnettir. Kunut, Allah'a övgü ve duayı kap­sayan bütün sözlerdir. Ancak sünnet olanı, yüce Peygamberimiz'den nakledi­len şu duadır  :  <br />
<br />
Tek başına namaz kılan kişi bu duayı okurken tekil zamirleriyle okumalı­dır. Şöyle ki  :  "İhdinâ ve âfinâ" şeklinde değil de, "ihdinî ve âfinî" şeklinde te­laffuz ederek duayı kendi şahsı için yapmalıdır. Yalnız "tebârekte rabbenâ" cümlesindeki çoğul zamirini tekile çevirmemeli, yani "tebârekte rabbî" deme­melidir.İmam ise duaların tamamını çoğul zamiri ile okumalı, meselâ "ihdinî ve âfinî" şeklinde değil de, "ihdinâ ve âfinâ" şeklinde okumalıdır. İmamın kıldığı namaz kaza olsa bile Kunut'u sesli okuması sünnettir.Tek başına vitir namazını kılan kişinin kıldığı bu namaz eda olsa bile Ku­nut duasını sessizce okuması sünnettir.İmama uyarak namaz kılmakta olan kişiye gelince o, ellerini açarak se­maya kaldırmalı ve imamın okuduğu dualara âmin demelidir.<br />
<br />
Namaz kılan kişi, Kunut'un bir kısmını okumazsa, bunun için sehiv sec­desi yapması gerekir. Sabah namazında Hanefî mezhebindeki bir imama tâ­bi olarak namaz kılan Şafiî mezhebindeki bir kişinin selâmdan sonra sehiv secdesi yapması sünnettir.Vaktinde kılınmayan vitir namazını kaza etmek sünnettir. Vakte bağlı na­file namazların da, vakitlerinde kılınamamaları durumunda vitir gibi kaza edil­meleri sünnet olur.Musibetvari şiddet olaylarının vuku bulması, felâket ve mihnetlerin başa gelmesi zamanlarında, bütün vakit namazlarında Kunut duası okunabilir.<br />
<br />
Hanefî mezhebine göre ise bu gibi durumlarda sadece sabah namazın­da Kunut duası okunabilir. Diğer vakit namazlarında okunmaz.<br />
<br />
Bu durumda imam da tek başına namaz kılan kişi de -namazları sessiz kıraatli namazlardan olsa bile- Kunut duasını sesli okurlar. İmama uyarak na­maz kılmakta olan kişi ise, imamın duasına karşılık âmin der. Bu durumda Ku­nut'un bir kısmı okunmazsa, sehiv secdesi gerekmez.Şafiî mezhebine mensup bir imamın arkasında sabah namazını kılmakta olan Hanefî mezhebine mensup bir kişi, ikinci rek'atın rükûundan sonra Kunut duasını okumaya başlayan imamını, ellerini yan taraflarına salmış vaziyette susarak dinler.(  İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 2/9,)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CUM'A NAMAZI</span></span><br />
<br />
Cum'a günü öğlen namazı vakti içinde bir hutbeden sonra cemaatle ve cehren kılınan iki rekat farz-ı ayn namaz.<br />
<br />
Cum'a Arapça bir isim olup, "toplanma, bir araya gelme, toplu dostluk" anlamlarına gelir. Sözlükte cumua ve cumea şeklinde de okunur. Bir terim olarak perşembe günü ile cumartesi arasındaki günün adı olduğu gibi, aynı gün öğle vaktinde kılınan iki rekat farz namazın da adıdır. Cum'a gününe, müslümanların ibadet için mescidde toplanmaları sebebiyle bu isim verilmiştir (  Zebidî, Tâcu'l-Arüs, V, 306; Kurtubî, el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân, XVIII, 97, 98  ).<br />
<br />
Hafta günlerine İslâm'dan önce verilen isimler şimdiki isimler olmayıp cum'a gününe "yevmu'l-arube" denirdi (  Kurtubî, Tefsir, XVIII, 99). Süheylî'ye göre bu isim süryânîce olup "rahmet" manasına gelmektedir. Cum'a'dan sonraki günler de "şeyar  :  cumartesi", "evvel  :  pazar", "ehven  :  pazartesi", "cebar  :  salı", "debar  :  çarşamba", "mûnes  :  perşembe" idi. Araplar'da günlerin bu eski isimlerinin ne zaman değiştirildiği konusunda şu bilgiler vardır; Arûbe yerine cum'a adını veren, bir rivayete göre Hz. Peygamber'in (  s.a.s.) dedelerinden Ka'b İbn Lüeyy'dir. İbn Sîrîn'den gelen bir başka rivayete göre de bu ad cum'a namazı henüz farz kılınmadan evvel Medine'de bulunan müslümanlar tarafından verilmiştir. İbn Sîrîn'in rivayeti şöyledir  :  "Hz. Peygamber (  s.a.s.) Medine'ye hicret etmeden ve cum'a ayeti nazil olmadan önce Medineliler cum'a namazı kılmışlardı." Ensâr  :  "Yahudilerin bir günü var, her yedi günde biraraya toplanıyorlar, hristiyanların da öyle. Bizim de bir toplanma günümüz olsun, o günde Allah'ı zikredelim; şükredelim." dediler. Bunun üzerine  :  "sebt  :  cumartesi günü yahudilerin, ahad  :  pazar günü hristiyanların, o halde bunu arube  :  günü yapalım." demişlerdi. Bu suretle Es'ad İbn Zürâre'nin yanında toplandılar, Es'ad b. Zürâre (  r.a.) onlara iki rekat namaz kıldırdı ve vaaz etti. Toplandıkları ana "cum'a" adını verdiler. O da onlara bir koyun kesti, ondan kuşluk ve akşam vakti yediler. Daha sonraları da cum'a ayeti nazil oldu (  Cum'a Suresi, 62/9)<br />
<br />
İbn Hazm da  :  "Cum'a ismi, İslâmî olup, İslâm'dan evvelki günlerde kullanılmazdı. Câhiliyye devrinde o güne arube denilirdi. İslâm döneminde o gün namaz için toplanıldığından "cum'a" ismi verilmiştir." der. İbn Huzeyme'nin Selmân-ı Fârisî'den yaptığı bir rivayete göre, bir defa Peygamberimiz (  s.a.s.) Selmân'a  :  "Selmân, sen Cum'ayı ne zannediyorsun?" diye sorunca o da  :  "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir." der. Bunun üzerine Efendimiz (  s.a.s.) "Senin atan Âdem (  a.s.)'in yaratılışı işte o gün oldu, yani vücudunun bütün parçaları o gün bir araya getirildi." buyurmuştur. Ebu Hüreyre'den rivayet edilen başka bir hadiste de  :  "Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı Cum'a günüdür  :  Âdem (  a.s.) o gün yaratıldı, o gün Cennet'e girdi, yine o gün Cennet'ten çıkarıldı. Bir de kıyamet Cum'a günü kopacaktır." buyurulmuştur. (  Müslim, Cumua, 5) Diğer bir rivayette de, yukardaki sözlere ilâveten şu cümleler yer almıştır  :  "..O gün tövbesi kabul olundu ve o gün vefat etti. Kıyamet de o gün kopacaktır. İns ve Cin'den başka hiçbir mahluk yoktur ki, Cum'a günü tan yeri ağardıktan gün doğuncaya kadar -kıyamet belki bu gün kopar korkusu ile- kulak kabartmasın. Bir de o günün içinde öyle bir saat vardır ki, hiçbir müslüman kul tesadüfen o esnada namaz kılıp Allah'tan bir hacetini dilemez ki, onu Allah O'na vermesin. "<br />
<br />
İbn Hacer'e göre Cum'a Mekke'de farz olmuştur. Fakat müslümanların azlığı ve açıktan namaz kılacak derecede güçlü olmamaları nedeniyle Mekke'de Cum'a kılmak mümkün olmamıştır. Ancak şartlar tahakkuk etmeden Cum'anın farz kılınması garip görünmektedir. Bu nedenle diğer âlimler, Mekke'de Cum'a için sadece izin verilmiş olabileceği kanaatindedirler. İbn Abbas'ın şu rivayeti de bu görüşü desteklemektedir  :  "Rasûlullah (  s.a.s.), hicret etmeden önce Cum'a namazının kılınması için izin verilmiştir. Fakat Mekke'de Cum'a kıldırmaya gücü olmadı. Onun için, daha önce Medine'deki müslümanlara İslâm'ı öğretmek için gönderilmiş olan Mus'ab İbn Umeyr'e mektup yazarak  :  "Yahudilerin açıktan Zebur okudukları güne bak, siz de kadınlarınızı ve oğullarınızı toplayın da zeval vaktinden sonra Allah'a iki rekat (  namaz) ile takarrub edin." Bu emir üzerine Mus'ab, Medine'de ilk Cum'a kıldıran kişi olmuştur. Bu görevi Peygamber Medine'ye gelinceye kadar sürdürmüştür." (  Suyütî, ed-Dürru'l-Mensûr, VI, 218, Dâre Kutnî'den naklen  :  İbn Sa'd, Tabakat, III, 118  ). Mus'ab (  r.a.)'ın Cum'a namazı kıldırdığı ilk cemaatin sayısı, oniki idi.<br />
<br />
İbn Hacer'in Cum'a namazının Mekke'de farz kılındığı halde, orada kılınmayışını sayı azlığına bağlanmasının geçerli olabilmesi ihtimali uzaktır. Çünkü Cum'a namazının kılınabilmesi için kırk kişinin varlığı gerekecek olsa bile, bu sayıda müslüman o tarihlerde bir araya rahatlıkla gelebilirdi. Ancak Cum'a namazının açık kılınması gereği ve Rasûlullah ile müslümanların o sıralarda gizlenmiş bulunmaları nedeniyle kılamamış olmaları düşünülebilir. Kanaatimize göre bu, sıradan bir izin olarak da değerlendirilemez. Çünkü Yüce Allah'ın ve Rasûlü'nün izinleri bile emir gibi uyulması gerekli hükümlerdir. Özellikle bu konu ibadetlerle ilgili olursa emir durumu daha güçlüdür. Bu konuda cihada izin veren (  el-Hacc, 22/39) ayetini gözönünde bulundurabiliriz.<br />
<br />
Diğer taraftan Cum'a namazının farziyetini bildiren ayet (  Cumâ, 62/9-11) bilindiği gibi Medine'de ve Hicret'ten sonraki yıllarda nazil olmuştur. Bu durum ise bizlere abdestin farziyeti ile ilgili ayetin nüzulünü hatırlatmaktadır. Namaz için abdest almak bilindiği gibi peygamberliğin ilk dönemlerinde farz kılındığı halde, ilgili âyet daha sonraları Medine'de nazil olmuştur. Demek oluyor ki bazı hükümler teşrî edilirken, ilgili olan âyet, daha sonra inmiş olabilir. Bu, hükmü pekiştirmek için olabildiği gibi, nüzül için gerektirici bir münasebete kadar bekletilmesi ve böylece daha etkileyici bir hal alması hikmetine de dayalı olabilir.<br />
<br />
Cum'a'yı ilk kıldıranların Es'ad İbn Zürâre ile Mus'ab İbn Umeyr oldukları hakkındaki rivâyetlerin arasını birleştirmek gerekirse; Mus'ab'ın, Medine'nin merkezinde ve Peygamber'in (  s.a.s.) emri üzerine Cum'a namazı kıldırdığı; Es'ad'ın ise Medine yakınında bir yerde ve Peygamber'in (  s.a.s.) emri gelmeden kıldırdığı söylenebilir. Hz. Peygamber (  s.a.s.)'in kıldırdığı ilk Cum'a namazı, Ranuna' denilen yerde Sâlim İbn Avf mescidindedir. Hz. Peygamber (  s.a.s.) Medine'ye hicret buyurduğunda ilk olarak Kuba'da Amr İbn Avfoğullarına misafir oldu. Orada pazartesi, salı, çarşamba ve perşembe günleri kalıp, Kuba Mescidi*nin temelini attı; sonra Cum'a günü Medine'ye gitmek için yola çıktı. Benu Sâlim yurduna gelince Cum'a namazı vakti girmişti. Orada hutbe okuyup ilk defa Cum'a namazını kıldırdı. Bu, Hz. Peygamber'in kıldırdığı ilk Cum'a namazıdır. Cum'a'yı farz kılan âyet bundan önce nâzil olmuştur. Medine haricinde ilk Cum'a namazı kılınan yer de Bahreyn'de "Cevâsa" da Abdi Kays Mescidi'dir.<br />
<br />
İslâm'da Cum'a gününün dünyanın başlangıcına, sonuna ve âhirete kadar uzanan bir yeri ve değeri vardır. Diğer semâvi dinlerde de Cum'a gününe dikkat çekilmiş, fakat onlar bunu terkederek başka günlere yönelmişlerdir. Ebû Hüreyre'den Allah Rasûlû'nün şöyle dediği nakledilmiştir  :  "Bizler, bizden önce kitap verilenlere göre en sonuncusuyuz. Kıyâmette ise en öne geçeceğiz. Onlar, Allah'ın kendilerine farz kıldığı bu Cum'a gününde ihtilafa düştüler. Allah onu bize gösterdi. Diğer insanlar bu konuda bize uyuyorlar. Ertesi gün yahudilerin, daha ertesi gün ise hristiyanlarındır. " (  Buhârî, Cum'a, 1; Müslim, Cum'a hadis no  :  856. Müslim'in lafzı az farklıdır).<br />
<br />
Yine Ebû Hüreyre'den şöyle dediği rivâyet edilmiştir  :  "Rasûlullah (  s.a.s.)'a Cum'a gününe niçin bu adın verildiği sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir  :  "Babanız Âdem'in yaratılışı o günde oldu. Kıyâmet o günde kopacak, yeniden dirilme ve insanların hesap için yakalanması o günde olacaktır. Cum'a gününün üç saatinin sonunda öyle bir an vardır ki, o anda dua edenin duası kabul olunur. " (  Ahmed b. Hanbel, İstanbul 1981, II, 311)<br />
<br />
"Her kim Cum'a günü, cenâbetten gusül eder gibi güzelce gusleder, sonra da ilk saatte yola çıkarsa bir deve kurban etmiş gibi olur. İkinci saatte yola çıkarsa bir sığır kurban etmiş gibi olur. Üçüncü saatte yola çıkarsa bir koç kurban etmiş gibi olur. Dördüncü saatte yola çıkarsa bir tavuk kurban etmiş gibi olur. Beşinci saatte yola çıkarsa bir yumurta tasadduk etmiş gibi olur. İmam Cum'a namazı için iftitah tekbiri alınca melekler hazır olur, okunan Kur'ân-ı dinlerler. " (  Müslim, Cumua, 2, hadis no  :  850)<br />
<br />
Cum'a namazını terk edenler için de hadis-i şeriflerde şu tehditler varid olmuştur  :  "Birtakım insanlar ya Cum'a namazını terk etmeyi bırakırlar, yahutta Allah onların kalplerini mühürler artık gafillerden olurlar. " (  Müslim, Cumua, 12, hadis no  :  865)<br />
<br />
"Her kim önemsemediği için üç Cum'a yı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler. " (  Ebû Davûd, Salât 210)<br />
<br />
"Bir kimse Cum'a günü gusleder, elinden geldiği kadar temizlenir, yağ veya koku sürünür, sonra mescide gider bulduğu yere oturur ve namazını kılar, hutbeyi dinlerse; geçen Cum'a'dan o Cum'a ya kadar işlemiş olduğu günahları affolunur. " (  Buhârî, Cumua, 6)<br />
<br />
Cum'a namazının farziyyeti Kitab, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile sabittir. Cum'a sûresinin dokuzuncu âyetinde Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur  :  <br />
<br />
"Ey iman edenler, Cum'a günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah'ı anmağa koşun; alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. "<br />
<br />
İbn Mâce'de mevcut Hz. Câbir (  r.a.)'den rivâyet edilen şu hadis, Cum'a'nın farziyyetinin sünnetle delilidir  :  <br />
<br />
"Ey insanlar, ölmeden önce Allah'a tövbe ediniz. (  Başka işlerle) meşgul olmadan önce de sâlih ameller işlemeye çalışınız. Allah'ı çokça zikretmek ve gizli ve açık olarak çokça sadaka vermek suretiyle sizin ile Rabbiniz arasındaki bağı güçlendiriniz. (  Böyle yaparsanız) hem rızıklanırsınız. hem de (  Allah tarafından) hatırınız hoş tutulur. Şunu biliniz ki  :  Yüce Allah şu bulunduğum makamda, şu günümde, şu ayımda ve şu yılımda sizlere Cum'a'yı farz kılmış bulunuyor. Ve bu kıyâmete kadar böylece devam edecek. Benim hayatımda, ya da benden sonra adaletli yahutta zâlim bir imamı bulunduğu halde, onu hafife alarak yahut ta inkâr ederek kim terkederse; Allah, onun iki yakasını bir araya getirmesin, hiç bir işini mübarek kılmasın. Haberiniz olsun, böyle bir kimsenin ne namazı vardır ne zekâtı, ne haccı, ne orucu ve ne de iyiliği Tâ ki tövbe edinceye kadar. Artık kim tövbe ederse, Allah, onun tövbesini kabul etsin. Şunu da biliniz ki  :  Hiç bir kadın bir erkeğe imam olmasın. (  Okuması düzgün olmayan bir bedevî) Arap, bir muhacirin önüne geçip imam olmasın. Fâcir bir kimse de, kılıcından ya da copundan korktuğu bir zorbanın kendisini zorlaması hali dışında da mü'min bir kimseye imam olmasın. " (  İbn Mâce, Sünen, İstanbul 1401, I, 343, Hadis no  :  1081).<br />
<br />
Hz. Peygamber'in Benu Sâlim yurdunda kıldırdığı ilk Cum'a namazında cemaatin kırk veya yüz kişi olduğu söylenir. Bu mescide sonradan "Mescid-i Cum'a" adı verilmiştir. Cum'a âyetinin Mekke'de nâzil olduğu da ihtimal dahilindedir. Peygamber (  s.a.s.) Cum'a hutbesi için bir hurma kütüğü edinmiş, ensârdan bir kadının aynı zamanda marangoz olan kölesinin ılgın ağacından yaptığı üç ayaklı minber, mescide konuncaya kadar onun üzerinde Cum'a hutbelerini okumuştur. Yeni minber gelip de Peygamber (  s.a.s.) hutbe için üzerine çıkınca eski hurma kütüğünden deve iniltisi gibi bir ses çıkmış, Peygamber de inerek elini üzerine koyunca susmuştur. Bu hâdise Hz. Peygamber'in bir mucizesi olarak "Cizu'n-nahle" adıyla meşhur olmuştur.<br />
<br />
Peygamber (  s.a.s.) camiye girince, cemaata selam verir; minbere çıkınca, onlara döner ve ikinci bir selamdan sonra otururdu. Bu oturuşa "Celsetu'l-istiraha" denir. Bilâl ezan okumağa başlar; bitirince, Peygamber (  s.a.s.) kalkarak hamd ve senâdan sonra, vaaz ve nasihatı muhtevî bir hutbe okurdu. Bir müddet oturduktan sonra tekrar kalkıp, ikinci hutbeyi de okur ve minberden inerdi. Kamet getirildikten sonra iki rek'at olarak Cum'a namazını kıldırırdı. Cum'a namazının ilk rek'atında ekseriyetle Cumu'a sûresini ve ikinci rek'atta da Münâfıkun sûresini yüksek sesle okurdu. Cemaat en fazla Cum'a namazında toplandığı için, Cumu'a sûresini okumakla, onlara cum'a'nın âdâb ve erkânını öğretmiş ve Münâfıkûn sûresini okumakla da, münâfıklardan sakınmaları lüzumunu ihtar etmiş oluyordu. Sonraları ilk rek'atta A'lâ ve ikincide de Câşiye sûrelerini okuduğu rivâyet edilmiştir.<br />
<br />
Halife Hz. Ebû Bekir ve sonra Hz. Ömer (  r.a.) zamanında bu şekilde Cum'a namazı kılındı ise de; Halife Hz. Osman (  r.a.) zamanında şehrin nüfusunun arttığı ve halkın câmiden uzak yerlerde ikâmet ettiği gözönünde tutularak, namaz vaktinin geldiğini ilân için mescidin dışında bir ezan okutturulmağa başlandı. Bu ezan Zavra'da okunuyordu. Hz. Osman'ın okuttuğu bu ezan (  dış ezan) diğer memleketlerde de okunmağa başlandı. Kendisinden seksen sene sonra Hişam b. Abdu'l-Melik de bu dış ezanın hariçte, mesela Medine'nin Zavra'sı gibi şehrin ortasında okunacak yerde, camiin minaresinde okunmasını emretti.<br />
<br />
Böylece kitap, sünnet ve icmai ümmet ile sabit olan Cum'a namazı gücü yeten ve şartları kendinde bulunan her mükellef müslümana farz-ı ayındır. İki rek'at olan Cum'a namazını herhangi bir sebepten kılamamış olanlar, öğle namazını dört rek'at olarak kılarlar. Bütün namazlarda şart olan İslâm, akıl, büluğ, tahâret şartlarından başka Cum'a namazının farziyet ve edâsının şartları vardır.<br />
<br />
Cum'a Namazının Farz Olmasının Şartları<br />
<br />
Cum'a namazı; namaz, oruç, hac, zekât kelimeleri gibi, fıkıh usulü açısından "kapalı anlatım (  mücmel)" özelliği olan bir terimdir. Bu yüzden onun kılınış şekil ve şartları âyet, hadis ve sahabe açıklamalarına ihtiyaç gösterir. Çünkü Allah elçisi "Namazı benim kıldığım gibi kılınız" (  Buhârî, Ezan, 18; Edeb, 27) buyurmuştur.<br />
<br />
Câbir b. Abdullah'ın naklettiği bir hadiste şartlar şöyle belirlenmişti  :  <br />
<br />
"Allah'a ve âhiret gününe inananlara Cum'a namazı farzdır. Ancak yolcu, köle, çocuk, kadın ve hastalar bundan müstesnadır" (  Ebû Dâvud, I, 644, H. No  :  1067; Dârakutnî, II, 3; Bağavî, Şerhu's-Sünne, I, 225) Bu istisnaların dışında kalan her müslüman erkek bu namazla yükümlü demektir. Buna göre şartlar şöyledir  :  <br />
<br />
A) Erkek olmak  :  Cum'a namazı kadınlara farz değildir. Ancak namazı cemaatle kılarlarsa bu yeterli olup, öğle namazını kılmaları gerekmez (  es-Serahsî, II, 22, 23; İbn Abidin, Reddü'l-Muhtâr, I, 591, 851-852).<br />
<br />
B) Hür olmak  :  Hürriyetten yoksun bulunan esir ve kölelerle, ceza evindeki hükümlülere, Cum'a günü öğle namazını kılmaları yeterlidir. Cum'a namazı farz değildir. Ancak anlaşmalı (  mükâteb) kölelerle, kısmen azad edilmiş kölelere farzdır. Kendisine Cum'a namazı farz olmayan köle esir veya mahkumlar her ne sûretle olursa olsun, Cum'a'yı kılmış olsalar, sahih olur.<br />
<br />
C) Mukîm olmak  :  Yolcuya Cum'a namazı farz değildir. Çünkü o, yolda ve gittiği yerlerde genel olarak güçlüklerle karşılaşır. Eşyasını koyacak yer bulamaz veya yol arkadaşlarını kaybedebilir. Bu sebeple ona bazı kolaylıklar getirilmiştir.<br />
<br />
D) Hasta olmamak veya bazı özürler bulunmamak  :  Namaza gidince hastalığının artmasından veya uzamasından korkan kimselere Cum'a farz olmaz. Yine, hasta bakıcı, aciz ihtiyar, gözü görmeyen, ayaksız, kötürüm ve müslümanlar Cum'a'yı kılarken onların güvenliğini sağlamakla görevli olan emniyet nöbetçisi gibi özrü bulunanlar, vakit bulunca öğle namazı kılmakla yetinirler. Ancak bu kimseler cemaatle Cum'a namazına katılırlarsa yeterli olur (  es-Serahsî, II, 22, 23; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadir, I, 417)<br />
<br />
Ayrıca, düşman korkusu, şiddetli yağmur ve çamur, ağır bir hastaya bakma gibi özürler de Cum'a namazını kılmamayı mübah kılan özürlerdir. Körün, elinden tutup camiye götürecek kimsesi olursa, Cum'a'yı kılması İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'e göre farz olur. Üzerlerine Cum'a namazı kılması farı olmayan müslüman kimseler, Cum'a'yı kılmaya imkan bularak kılsalar, vaktin farzını eda etmiş olurlar, artık o günün öğle namazını kılmaları gerekmez. Cum'a namazı kılmaları farz olmayan kimseler, bulundukları bölgede Cum'a namazı kılınıyor ise, öğle namazını cemaatle değil, yalnız başlarına kılarlar. Bulundukları bölgede Cum'a namazı kılınmıyor ise, öğle namazlarını cemaatle kılabilirler.<br />
<br />
Cum'a namazının sahih olması için gerekli şartlar (  edasının şartları)<br />
<br />
Kılınan bir Cum'a namazının geçerli olması için aşağıdaki şartların bulunması gerekir  :  <br />
<br />
A) Cum'a Kılınacak Yerin Şehir veya Şehir Hükmünde Olması<br />
<br />
Bu şart, bazı nakillere ve sahabe uygulamalarına dayanır. Hz. Ali'den şöyle dediği nakledilmiştir  :  "Cum'a namazı, teşrik tekbirleri, Ramazan ve Kurban Bayramı namazları, yalnız kalabalık şehir veya kasabalarda eda edilir. İbn Hazm (  ö. 456/1063) bu naklin sağlam olduğunu ortaya koymuş, Abdurrezzak aynı hadisi Ebû Abdirrahman es-Sülemî aracılığı ile Hz. Ali'den rivâyet etmiştir. Hz. Ali'nin sözü İslâm hukukçularınca bu konuda yeterli bir delil sayılmıştır.(  Abdurrezzak, el-Musannef, III,167-168, H. No  :  5175, 5177; İbn Ebi Şeybe bunu Abbad b. el-Avvâm'dan, benzerini Hasan el-Basrî, İbn Sîrîn ve İbrahim en-Nehâî'den nakletmiştir; İbnu'l-Hümam, a.g.e., I, 409).<br />
<br />
Bu konuda rivâyet edilen nakillerde geçen "kalabalık şehir" sözü İslâm hukukçularınca şöyle tarif edilmiştir  :  <br />
<br />
Ebû Hanife (  ö. 150/767)'ye göre valisi, hâkimi, sokak, çarşı ve mahalleleri olan yerleşim merkezleri "kalabalık şehir" niteliğindedir. Ebû Yusuf (  ö. 182/798  ), halkı en büyük mescide sığmayacak kadar kalabalık olan yerleri şehir sayarken İmam Muhammed (  ö. 189/805), yöneticilerin şehir olarak kabul ettikleri yerleri şehir kabul eder.<br />
<br />
İmam Şâfiî (  ö. 204/819) ve Ahmed İbn Hanbel (  ö. 241/855) bu konuda nüfus sayısı kriterini getirir. Onlara göre, kırk adet akıllı, ergin, hür ve mukîm erkeğin yaz kış başka beldeye göç etmeksizin oturdukları yerleşim merkezleri şehir sayılır ve kendilerine Cum'a namazı farz olur (  es-Serahsî, a.g.e. II, 24, 25; el-Kâsânî, I, 259; el-Cezerî, Kitabü'l-Fıkh ale'l-Mezâhibi'l-Erbaa, Mısır (  t.y.) I, 378, 379; Abdurrahman el-Mavsılî, el-İhtiyâr, Kahire (  t.y.) I, 81).<br />
<br />
İmam Mâlik (  ö. 179/795)'e göre, mescidi ve çarşısı olan her yerleşim merkezi şehir sayılır. Köy ve şehir kelimeleri eş anlamlıdır. Nüfuz az olsun çok olsun hüküm değişmez. Cum'a namazının küçük yerleşim merkezlerinde de kılınabileceğini söyleyenlerin dayandığı deliller şunlardır  :  <br />
<br />
1) Ebû Hüreyre (  ö. 58/677), Bahreyn'de görevli iken Hz. Ömer'e Cum'a namazının durumunu sormuş, Hz. Ömer kendisine; "Nerede olursanız olunuz, Cum'a namazını kılınız" şeklinde cevap vermiştir.<br />
<br />
2) Ömer b. Abdülazîz (  ö. 101/720), komutanı Adiy b. Adiy'e yazdığı mektupta, (  ahalisi) "çadırda yaşamayan herhangi bir köye gelince  :  orasının halkına Cum'a namazı kıldıracak bir görevli tayin et" demiştir.<br />
<br />
3) İmam Mâlik, ashâb-ı kirâmın Mekke ile Medine arasında su başlarında Cum'a namazını kıldıklarını nakleder ve o yörelerde herhangi bir şehir bulunmadığını belirtir (  es-Serahsî, a.g.e., II, 23, Ahmed Naim, Tecrid-i Sarih Terc. ve Şerhi, III, 45, 46).<br />
<br />
4) İbn Abbas, Medine'deki Peygamber mescidinden sonra ilk Cum'a namazının Bahreyn'de "Cuvâsâ" denilen bir köy (  karye) de kılındığını söylemiştir (  Buhârî, Cum'a, II, (  I. s. 215); Bağavî, a.g.e., IV, 218; İbnü'l-Hümâm, a.g.e., I, 409)<br />
<br />
Cum'a namazının büyük yerleşim merkezlerinde kılınacağı görüşünde olan İslâm hukukçuları yukarıdaki delilleri şöyle değerlendirmişlerdir  :  <br />
<br />
1) Hz. Ömer'in sözü, ashâb-ı kirâm arasında çöllerde ve sahralarda Cum'a namazı kılınamayacağı bilindiği için, "hangi şehirde bulunursanız bulunun, Cum'a namazı kılın" şeklinde anlaşılmıştır.<br />
<br />
2) Ömer b. Abdülaziz'in sözü, kişisel bir görüş olduğu için delil sayılmamıştır.<br />
<br />
3) Kendilerinde Cum'a kılındığı bildirilen "Eyle", Bahr-ı Kulzüm üzerinde önemli bir iskele, "Cuvasâ" da Bahreyn'de Abdulkays'a ait bir kaledir. Buraları "köy (  karye)" olsalar bile, devletçe tayin edilen yöneticileri ve zabıta kuvvetleri bulunduğu için şehir hükmünde sayılırlar (  Ahmed Naim, a.g.e., III, 46). İbn Abbas'ın sözünde, Cüvâsâ için, "köy" denilmesi, o devirlerde buranın "şehir" sayılmasına engel değildir. Çünkü onların dilinde karye kelimesi şehir anlamında da kullanılıyordu. Kur'ân-ı Kerîm'de de bu anlamda kullanılmıştır. Bu Kur'ân, iki köyden ulu bir adama indirilmeli değil miydi?" (  Zuhruf, 43/31). Âyetteki "iki köy (  karye)" den maksat Mekke ile Tâif'dir. Diğer yandan Mekke şehrine "Ümmü'l-Kura (  köylerin anası)" adı verilmiştir (  Şürâ, 42/7). Mekke'nin şehir olduğunda şüphe yoktur. Cuvâsa da bir kale olduğuna göre  :  hâkimi, yöneticisi ve âlimi vardır. Bu yüzden es-Serahsî (  ö. 490/1097), Cuvâsâ için eş anlamlısı olan "şehir (  mısr)" kelimesini kullanır (  es-Serahsî, a.g.e, II, 23) Abdurrezzak, Hz. Ali'nin Basra, Kûfe, Medine, Bahreyn, Mısır, Şam, Cezire ve belki Yemen'le Yemâme'yi şehir (  mısr) kabul ettiğini belirtir (  Abdurrezzak, a.g.e., III, 167)<br />
<br />
Ebû Bekir el-Cassâs (  ö. 370/980), "Eğer Cum'a, köylerde câiz olsaydı, şehir hakkında olduğu gibi, insanların ihtiyacı yüzünden, bu da tevatüren nakledilirdi" der ve Hasan'dan, Haccac'ın şehirlerde Cum'a'yı terkedip, köylerde ikâme ettiğini nakleder. (  el-Cassâs, Akhâmu'l-Kur'ân V, 237, 238  )<br />
<br />
İbn Ömer (  ö. 74/693), "Şehire yakın olan yerler, şehir hükmündedir" derken, Enes b. Mâlik (  ö. 91/717), Irak'ta bulunduğu sırada Basra'ya dört fersah uzaklıktaki bir yerde ikâmet eder ve Cum'a namazına kimi zaman gelirken kimi zaman da gelmezdi. Bu durum onların Cum'a'yı yalnız şehir merkezlerinde câiz gördüklerine delâlet eder. (  el-Cassâs, aynı yer)<br />
<br />
Uygulama örnekleri  :  <br />
<br />
a) Allah elçisi hayatta bulunduğu sürece, Cum'a namazı yalnız Medine şehir merkezinde kılınmış ve çevrede bulunanlar da namaz için merkeze gelmişlerdir.<br />
<br />
Hz. Âişe (  ö. 57/676)'den, şöyle dediği nakledilmiştir  :  "Müslümanlar Hz. Peygamber devrinde Medine'ye Cum'a namazı için yakın menzil ve avâlilerden nöbetleşe gelirlerdi" Menzil, Medine çevresindeki bağ-bahçe evi de mektir. Avâlî ise, Medine civarında, Necid tarafında, Medine'ye yaklaşık 2-8 mil uzaklıktaki küçük yerleşim merkezleridir. Ashâb-ı Kirâm bu yerlerden nöbetleşe Cum'a namazına geldiklerine göre kendilerine Cum'a namazı farz değildi. Aksi halde kendi yörelerinde Cum'a namazını cemaatle kılmaları veya hepsinin Medine'ye gelmesi gerekirdi. Diğer yandan Allah elçisinin Kubalılar'a, Medine'de Cum'a namazında hazır bulunmalarını emrettiği nakledilir. Kuba, o devirde Medine'ye iki mil uzaklıktadır.<br />
<br />
b) Hulefâ-i râşidîn döneminde bir takım ülkeler fethedilince, Cum'a'lar yalnız şehir merkezlerinde kılınmıştır. Bu uygulama, onların "şehir (  büyük yerleşim merkezi)" olmayı Cum'a'nın sıhhat şartı saydıklarını gösterir. Öğle namazı farz olduğu için, onun Cum'a namazı sebebiyle terkedilmesi kesin bir nass (  âyet-hadis) ile mümkün olabilir. Kesin nass ise, Cum'a'nın şehir merkezlerinde kılınması şeklinde gelmiştir. Cum'a İslâmî prensip ve emirin en büyüklerindendir. Bu da en iyi, şehirlerde gerçekleşir. (  es-Serahsî, a.g.e., II, 23; el-Kâsânî, a.g.e., l, 259; İbnü'l-Hümâm, a.g.e., II, 51)<br />
<br />
Kaynaklarda verilen bu bilgiler ışığında konuyu aşağıdaki şekilde netleştirmek mümkündür.<br />
<br />
a) Şehir ve kasabalar  :  <br />
<br />
Valisi, müftüsü, İslâmî hükümleri icra edecek ve hadleri infâz edecek güce sahip hâkimi (  kadı) ile güvenliği sağlayacak zabıtası bulunan her yerleşim merkezi "şehir"dir. Sonraki İslâm hukukçularının eserlerinde" yolları, köyleri, çarşı ve pazarları bulunma" özelliği üzerinde durulmamıştır. Çünkü bir şehir veya kasabada bu özellikler zaten vardır. Böyle bir kasabanın gerek mescidinde ve gerekse "musallâ (  namazgâh)" denen yerlerinde Cum'a namazı kılınabilir. Bunda görüş birliği vardır (  İbn Âbidin, a.g.e., I, 546, 547 vd.) Bu tarife göre, vilâyet ve kaza merkezleri şehir sayılır. Bunların durumu, şehir olduklarında şüphe bulunmayan Mekke ile Medine'nin durumuna benzer.<br />
<br />
b) Şehir hükmünde olan yerler  :  <br />
<br />
En büyük mescidi, Cum'a namazı ile yükümlü olanları almayacak kadar kalabalık olan yerleşim merkezleri de "şehir" hükmündedir. Bu, Ebû Yûsuf'un şehir tarifine uygundur. Sonraki İslâm hukukçularının çoğu, bu görüşü izlemişlerdir. Bu yerler resmi bir görevli bulununca, İmam Muhammed'in şehir tarifine de uygun düşer (  es-Serahsî, a.g.e., II, 23, 24; el-Kâsânî, a.g.e., 259, 260; el-Mavsılî, a.g.e., I, 81; el-Cezirî, a.g.e., I, 378, 379). Bu ölçüye göre, nâhiye merkezleri ile pek çok büyük köyler de şehir hükmünde olur.<br />
<br />
B) Devletin İzninin Bulunması<br />
<br />
Cum'a namazının sahih olması için "devlet temsilcisinin izni" problemi de İslâm hukukçularınca tartışılmıştır. Bu iznin gerekli olduğunu söyleyenler olduğu gibi aksini savunanlar da bulunmuştur. Biz aşağıda her iki görüşü ve delillerini vererek, konuyu değerlendirmeye çalışacağız.<br />
<br />
1) Hanefilerin görüşü  :  <br />
<br />
Hanefi hukukçularına göre, Cum'a namazı için izin gereklidir. Dayandıkları delil Câbir b. Abdullah ve İbn Ömer'den nakledilen ve yukarıda da daha uzun bir şekilde kaydettiğimiz şu hadistir  :  "Kim Cum'a namazını ben hayatta iken veya benden sonra adaletli ve câir (  zâlim) bir imamı (  önderi varken, onu küçümseyerek veya inkâr ederek terkederse Allah iki yakasını bir araya getirmesin ve işini bitirmesin" (  İbn Mâce, İkâme, 78  ) İbn Mâce bu hadisin senedinde bulunan Ali b. Zeyd ve Abdullah b. Muhammed el-Adevî sebebiyle isnâdı zayıf sayar. Heysemî, hadisin benzerini naklettikten sonra şöyle der  :  Bu hadisi Taberanî, el-Evsat'ında nakletmiştir. Oradaki senedde Musa b. Atıyye el-Bâhilî vardır. O'nun biyografisini bulamadım. Geri kalan râviler güvenilir. (  Mecmau'z-Zevâid, II, 169, 170) Bu hadiste, Cum'a'nın farzolması için adaletli veya adaletsiz bir yöneticinin bulunması öngörülmüştür. Cum'a namazı büyük cemaatle kılınacağı ve hutbede topluma hitap edileceği için onun toplum düzeni ile yakından ilgisi vardır. Devletten izin alma şartı aranmazsa fitne çıkabilir. Cum'a kıldırmak ve hutbe okumak bir şeref vesilesi sayılarak rekabet doğabilir. Bazı kimselerin çekişme ve ihtirasları cemaatin namazını engelleyebilir. Camide bulunan her grubun namaz kıldırmak istemesi, Cum'a'dan beklenen faydayı yok eder. Bir grup kılarak, diğerleri çekilse yine amaca ulaşılmaz. Kısaca hikmet ve toplum psikolojisi bakımından da Cum'a'nın İslâm devletinin kontrolünde kılınması gereklidir.<br />
<br />
Ancak yöneticiler Cum'a'ya ilgisiz kalır ve önemli bir sebep olmaksızın müslümanları namaz kılmaktan alıkoymak isterse, onların bir imamın arkasında toplanarak Cum'a namazı kılmaları mümkündür. İmam Muhammed, bu konuda şu delili zikreder  :  Hz. Osman, Medine'de kuşatma altında iken, dışarıda bulunan sahabiler Hz. Ali'nin arkasında toplanmış ve o da Cum'a namazını kıldırmıştır. (  el-Kâsânî, a.g.e., I, 261; el-Fetâvâ'l-Hindiyye, I,146; İbn Âbidin, a.g.e., I, 540) Bilmen, bunun dâru'l-harpte mümkün ve câiz olduğunu belirtir (  Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul 1985, s. 162)<br />
<br />
Devlet başkanı veya valilerin bizzat Cum'a namazı kıldırmaları gerekli midir?. İbnü'l-Münzir şöyle der  :  "Öteden beri Cum'a namazını, devlet başkanı veya onun emriyle kıldıracak bir kimsenin kıldırması şeklinde uygulama yapılmıştır. Bunlar bulunmazsa, halk öğle namazı kılar" (  Ahmed Naîm Tecrid-i Sarih Tercümesi, III, s. 48  )<br />
<br />
Burada şunu belirtelim ki, yukarıda kaydettiğimiz hadisten imam ya da müslümanların halifesi yoksa, Cum'a namazı kılınamaz, diye bir hüküm çıkarmak mümkün değildir. Bu hadisin ilgili bölümlerinin anlattığı, "ister adil, isterse de zâlim olsun bir imamın varlığına rağmen" Cum'a terk edilecek olursa, belirtilen tehditlerle karşı karşıya kalınacağından ibarettir. Çünkü hadis, "imam yoksa Cum'a namazı kılamazsınız" demiyor, olduğu halde kılınmazsa, son derece tehlikeli tehditlerde bulunuyor. İmamın yokluğu halinde kılınmayacak olursa o takdirde bu hadisten, olsa olsa tehditlerin daha hafif olacağı sonucuna varılabilir. O da en müsamahalı bir istidlâl olur.<br />
<br />
İçtihada dayalı olarak ileri sürülmüş gerekçelerin dışında, Cum'a namazının kılınması için şart kabul edilen ve eda şartları arasında sayılan imamın varlığı şartının nakli bir delili yoktur. Ayrıca bu şart, yalnızca Hanefî mezhebinde öngörülmüş bir şarttır. Dolayısıyla terki halinde terettüp edeceği bildirilen bir takım tehditlere maruz kalmamak için, en azından ihtiyaten böyle bir şartı öngörmeyen diğer mezhep imamlarının görüşlerine uyularak kılınması gerekir. Diğer taraftan kaynaklarda hadis diye belirtilen  :  "Dört şey vardır ki, veliyyul emirlere aittir  :  Cihad'tan elde edilen ganimetlerin paylaştırılması zekât'ın toplanması, hudut (  şer'i cezaların tatbiki) ve Cum'a'ları kıldırmak." ifadeleri ise hadis değildir. Fethu'l-Kadir'de (  II, 412) bunun İmam Hasan el-Basrî'ye ait bir söz olduğu belirtilmiştir. Son asır alimlerinden Seyyid Sâbık da "Fıkhu's-Sünne" adlı esrinde (  1, 306) bunun aynı şekilde Hasan'ü'l Basrî'ye ait bir söz olduğunu kaydetmektedir. O halde böyle bir şartın öngörülmesi için dayanak teşkil edebilecek nakli bir detil elde mevcut değildir. Bu konuda ileri sürülen bu şartın sebebi, yalnızca karışıklık çıkma ihtimaline dayalı bulunmaktadır.<br />
<br />
Veliyyü'l-Emr yoksa<br />
<br />
Veliyyü'l-Emr ve izn-i sultânî diye belirtilen hususun gerçekleşebilmesi için, müslümanların başında en azından zâlim de olsa- bir yöneticinin bulunması zorunludur. Başa geçmiş bulunan yöneticinin, İslâm'ı kabul etmesi ise onun, müslümanların veliyyü'l-emr'i olarak görülmesinin asgarî şartıdır.<br />
<br />
Şunu da belirtelim ki, bu durumu şu anda bir vakıa olarak yaşıyan bizleri, İslâm fakihleri de düşünmüş ve böyle bir durum halinde müslümanların ne şekilde davranabileceklerini, daha doğrusu davranması gerektiğini belirtmişlerdir. Şimdi bu konuda onların neler söylediklerine kısaca bir göz atalım  :  <br />
<br />
Bu konuda İbn Nüceym der ki  :  <br />
<br />
"Şayet hiç bir şekilde kadı veya ölmüş olan halifenin (  yerine geçmiş) halifesi yoksa, âmme de bir kişinin (  Cumu'a namazını kıldırmak üzere) öne geçirilmesi üzerinde ictimâ edecek olsalar, zaruret dolayısıyla caizdir." (  İbn Nuceym, el-Bahrü'r-Râik, II, I55).<br />
<br />
Buradaki  :  "zaruret dolayısıyla caizdir" ifadesi üzerinde kısaca duralım  :  Anlaşılıyor ki, Cum'a namazı, herhangi bir şartının eksik olması dolayısıyla terk edilmesi tavsiye edilen bir durum değildir. Aksine bu gibi durumlarda -bu şartların gerçekleşme imkânı bulunmadığından- zaruret hükümleri ile amel etmek söz konusudur. Buna göre her halükarda cuma namzı kılmak gerekir. Eğer bazı şartlar eksik olursa kılınmasa da dememiş. Nüceym gibi eşsiz fıkıh çalışmaları olan bir âlim  :  "Zaruret dolayısıyla caizdir" gibi bir ifade kullanmaz, "Cum'a namazı sâkıt olur" demesi gerekirdi. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cuma namazı kaç rekattır? Efendimiz genelde cuma namazını kaç rekat kılmıştır?</span></span><br />
<br />
<br />
Cuma namazının farzı iki rekattır. Cumanın farz olan bu iki rek`atından ayrı olarak, dördü farzdan önce, dördü de farzdan sonra olmak üzere, sekiz rek`at da sünneti vardır. Vakit girdikten sonra, önce cumanın dört rek`atlı ilk sünneti kılınır. Ondan sonra camiin içinde iç ezan okunur. Ezandan sonra hatib minbere çıkar ve hutbe okur. Hutbe bittikten sonra, mihraba geçerek imam olur ve cemaatle iki rek`at cuma namazı kılınır. Bu iki rek`at farzdan sonra, cemaat dört rek`at da cumanın son sünnetini kılarlar. Böylece cuma namazı tamamlanmış olur.<br />
<br />
Bundan sonra biri dört, diğeri iki rek`at olarak kılınan iki namaz daha vardır ki, bunlar cuma ile ilgili değildir. Dört rek`atlı olan cumanın ilk sünneti gibi kılınır. İstenirse, son iki rek`atta sûre okunmadan da kılınabilir (  öğlenin farzı gibi). Kılınan bu namazın ismi, Zuhr-i âhirdir. Niyet şöyle yapılır  :  "Niyet ettim vaktine yetişip de henüz üzerimden sâkıt olmayan son öğle namazına." Bu namaz şayet cuma namazının sahih olmama durumu olursa, o günün öğle namazı yerine geçmesi için fakîhler tarafından düşünülmüş bir tedbirdir. Şayet cuma namazı sahih olmuşsa, bu namaz kazaya kalmış bir öğle namazı yerine geçer. Kaza borcu olmayan için ise, nafile namaz hükmünü alır. Zaten cumanın sünneti gibi kılınmasının efdal olması da bu sebebdendir. Zuhr-i âhirden sonra da, iki rek`at vaktin sünneti diye bir namaz kılınır. Bu iki rek`at, sabah namazının kazâsı olarak da kılınabilir.<br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEMAAT VE NAMAZ VE iFTiTAH TEKBiRi RESiMLERi</span></span><br />
<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=889" target="_blank" title="">Namaz-1.jpg</a> (Dosya Boyutu: 119.7 KB / İndirme Sayısı: 282)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=890" target="_blank" title="">Namaz-2.jpg</a> (Dosya Boyutu: 92.96 KB / İndirme Sayısı: 261)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=891" target="_blank" title="">Namaz-3.jpg</a> (Dosya Boyutu: 96.6 KB / İndirme Sayısı: 243)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=892" target="_blank" title="">Namaz-4.jpg</a> (Dosya Boyutu: 119.2 KB / İndirme Sayısı: 285)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=893" target="_blank" title="">Namaz-5.jpg</a> (Dosya Boyutu: 201.73 KB / İndirme Sayısı: 269)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=894" target="_blank" title="">Namaz-6.jpg</a> (Dosya Boyutu: 33.48 KB / İndirme Sayısı: 286)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=895" target="_blank" title="">Namaz-7.jpg</a> (Dosya Boyutu: 99.7 KB / İndirme Sayısı: 250)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=896" target="_blank" title="">Namaz-8.jpg</a> (Dosya Boyutu: 51.61 KB / İndirme Sayısı: 268)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=897" target="_blank" title="">Namaz-9.jpg</a> (Dosya Boyutu: 76.79 KB / İndirme Sayısı: 288)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=898" target="_blank" title="">Namaz-10.jpg</a> (Dosya Boyutu: 186.54 KB / İndirme Sayısı: 252)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=899" target="_blank" title="">iftitah-Tekbiri.png</a> (Dosya Boyutu: 84.52 KB / İndirme Sayısı: 265)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nafile Namazlar Nelerdir? Nasıl Kılınırlar?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=22</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2019 03:40:31 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=22</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=900" target="_blank" title="">Nafile Namazlar Nelerdir Nasıl Kılınırlar.png</a> (Dosya Boyutu: 172.82 KB / İndirme Sayısı: 236)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Namazlar Nelerdir? Nasıl Kılınırlar?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Namazlar Nelerdir?</span></span><br />
Teheccüd Namazı (Gece Namazı)<br />
İşrak Namazı<br />
Duhâ (Kuşluk) Namazı<br />
Evvabin Namazı<br />
Abdest Şükür Namazı<br />
Tahiyyetü’l Mescid Namazı<br />
Yolculuk Namazı<br />
Küsüf Ve Husuf Namazı<br />
Şükür Namazı<br />
Tesbih Namazı<br />
İstihâre Namazı<br />
Tevbe Namazı<br />
Hâcet Namazı<br />
Zelzele Namazı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teheccüd Namazı (Gece Namazı)</span></span><br />
Teheccüd, Gecenin Üçte İkisi Geçtikten Sonra, İmsak Vakti Girinceye Kadar Kılınan Nafile Bir Namazdır. En Azı İki Rekat, En Çoğu On İki, OrtasıSort Bridesmaid dresses Black bridesmaid dresses İse Sekiz Rekattır. İki Rekatta Bir Selam Verilecek İse Biliniyorsa Sabah Namazının Sünneti Gibi, 4 Rekatta Bir Selam Verilecekse Biliniyorsa Yatsı Namazının Sünneti Gibi Kılınır. Eğer 2 Den Fazla Rekat Kılmak İstiyorsanız Bu İki Rekatı Aynı Şekilde Tekrarlayarak Gerçekleştirebilirsiniz.<br />
Rekatta<br />
Sübhâneke Okunur<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur . Meselâ İnnâa’taynâ… Okunur<br />
2. Rekatta<br />
Fâtiha Sûresi<br />
Zamm-I Sure Okunur. Meselâ, İnnâa’taynâ Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- İşrak Namazı</span></span><br />
<br />
Güneş Doğduktan 45-50 Dakika Sonra Kılınan Bir Namazdır. İki Rekattır<br />
Normal Vakit Namazı Kılar Gibi Fatiha’dan Sonra Zammı Sure Okunup Kılınır.<br />
Rekatta<br />
Sübhâneke Okunur<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur . Meselâ İnnâa’taynâ… Okunur<br />
2. Rekatta<br />
Fâtiha Sûresi<br />
Zamm-I Sure Okunur. Meselâ, İnnâa’taynâ Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- Duha Namazı (Kuşluk Namazı)</span></span><br />
<br />
Duha Namazının Faziletli Olduğu An Güneş Doğduktan İki Saat Sonrasıdır. İki Rekattan On Rekata Kadar Kılınır.<br />
İki Rekatta Bir Selam Verilerek Kılınması Daha Faziletlidir. İki Rekatta Bir Selam Verilerek Kılınırsa Sabah Namazının Sünneti Gibi Kılınır. Dört Rekatta Bir Selam Verilerek Kılınırsa İkindi Namazının Sünneti Gibi Kılınır.<br />
Rekatta<br />
Sübhâneke Okunur<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur . Meselâ İnnâa’taynâ… Okunur<br />
2. Rekatta<br />
Fâtiha Sûresi<br />
Zamm-I Sure Okunur. Meselâ, İnnâa’taynâ Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- Evvabin Namazı</span></span><br />
<br />
Akşam Namazının Sünnetinden Hemen Sonra, İki Rekattan Altı Rekata Kadar Kılınır.<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- Abdest Şükür Namazı</span></span><br />
<br />
Abdest Veya Gusül Alındıktan Sonra Vakit Müsaitse, Yaşlık Kuruyacak Kadar Bir Zaman Geçmeden İki Rekat Namaz Kılınması Menduptur.<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- Tahiyyetü’l Mescid Namazı</span></span><br />
<br />
Tahiyye Selam Vermek Demektir. Tahiyyetü’l Mescid, Mescidi Yani Camiyi Selamlamak Demektir. Tahiyyetü’l Mescid Namazı, Mescide Girildiğinde Daha Oturmadan Kılınmalıdır. Faziletli Olan Budur.<br />
İki Rekattır<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7- Yolculuk Namazı</span></span><br />
<br />
Sefere Çıkan Kimseye, Abdest Alıp İki Rekat Namaz Kılmak Menduptur.<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- Küsuf Ve Husuf Namazı</span></span><br />
<br />
Güneş Ve Ay Tutulması Namazı Sünnettir. Güneş Açılıncaya Kadar Dua İle Meşgul Olunur. İmam’ın Güneş Tutulması Namazını Cemaatla Kıldırmasında Bir Mahzur Yoktur. Ay Tutulma Namazı İse Cemaatsiz Kılınır.<br />
İki Rekattır<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9- Şükür Namazı</span></span><br />
<br />
Allâh Teâlâ’nın İhsân Etmiş Olduğu Sayısız Nimetlere Şükretmek Bütün İnsanların Yerine Getirmesi Gereken Bir Borçtur. Şükür, Verilen Nimeti Arttırır. Peygamber Efendimiz –Sallallâhu Aleyhi Ve Selem- Sevindiğinde Veya Sevindirici Bir Haber Aldığı Zaman Allâh’a Şükretmek İçin Secdeye Kapanır Ve Namaz Kılardı.<br />
İki Rekattır<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tesbih Namazı</span></span><br />
<br />
Günahların Afvına Vesîle Olan Tesbih Namazı 4 Rekattır. Bu Namazı Kılabilmek İçin Tesbihi Ezbere Bilmek Gerekir.<br />
Her Rekatında 75 Kere “Sühbhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber Ve Lâ Havle Ve Lâ Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Denilir.<br />
Bu Namaz Gündüz Kılınırsa 4 Rekatta Bir Selam Verilir. Gece Kılınırsa 2 Rekatta Bir Selam Verilir. Tesbih Namazında Her Rekatta Okunan Teşbih Adedi 75 Dir. Dört Rekatta 300 Tesbih Okunmuş Olur.<br />
Rekatta<br />
Sübhaneke Okunur<br />
Ardından 14 Defa “Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber” Dedikten Sonra Sonuncusunda (Onbeşincisinde) Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllalllâhü Ekber Ve Lâ Havle Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Diyerek 15 Tesbihi Tamamlarız.<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur. Mesela , İnnâa’taynâ..<br />
Ardından 9 Defa “Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber” Dedikten Sonra Sonuncusunda (Onuncusunda) Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllalllâhü Ekber Ve Lâ Havle Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Diyerek 10 Tesbihi Tamamlarız.<br />
2. Rekatta<br />
14 Defa “Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber” Dedikten Sonra Sonuncusunda (Onbeşincisinde) Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllalllâhü Ekber Ve Lâ Havle Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Diyerek 15 Tesbihi Tamamlarız<br />
Fatiha Suresi Ve Ardından Zamm-I Sure Okunur.<br />
Ardından 9 Defa “Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber” Dedikten Sonra Sonuncusunda (Onuncusunda) Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllalllâhü Ekber Ve Lâ Havle Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Diyerek 10 Tesbihi Tamamlarız.<br />
Aynı Şekilde İki Rekat Daha Kılınarak 4 Rekata Tamamlanır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Namazı</span></span><br />
<br />
Bir Şeyin Kendisi Hakkında Hayırlı Olup Olmadığına Dair, Manevi Bir İşarete Kavuşmak İçin Kılınan Bir Namazdır. Namazdan Sonra İstiare Duası Okunur.<br />
(Allâhumme İnnî Estehîruke Bi-İlmike Ve Estakdiruke Bikudratike Ve Es’eluke Min Fadlike’l-Azîm. Feinneke Takdiru Velâ Ekdiru Ve Ta’lemu Vela Â’lemu Ve Ente Allâmu’l-Ğuyûb. Allâhumme İn Kunte Ta’lemu Enne Haza’l, Emre Hayrun Lî Fî Dînî Ve Meâşî Ve Âkibeti Emrî Âcili Emrî Ve Âcilihi Fakdirhu Lî Ve Yessirhu Lî Summe Bârik L”İ Fîh. Ve İn Kunte Tâ’lemu Enne Hâza’l-Emre Şerrun Lî Fî Dînî Ve Meâşî Ve Âkibeti Emri Âcili Emrî Ve Acilihî Fasrifhu Annî Vasrifnî Anhu Va’kir Liyelhayra Haysu Kâne Sume Ardinî Bih.)<br />
İki Rekattır<br />
İlk Rekatta Fatiha Suresi Ve Kâfirun Suresi Okunur<br />
İkinci Rekatta Sadece Fatiha Suresi Ve İhlas Suresi Okunur.<br />
Oturuşta İse Diğer Namazlarda Olduğu Gibi Ettehiyyâtü, Allâhümme Salli, Allâhümme Barik, Rabbenâ Duaları, Rabbenââtina Ve Rabenâgfirli Okunur.<br />
Ardından İstihare Duası Yapılır. Tesbih İsteğe Bağlıdır<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevbe Namazı</span></span><br />
<br />
Allâh’a Karşı Bir Gaflet Eseri Olarak Veya Nefse Uyarak Günah İşlendiğinde Onun Kefareti Olarak Büyük Bir Nedâmet İçerisinde O’na Teveccüh Etmek Gerekmektedir<br />
Tevbe Namazı İki Rekattır.<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacet Namazı</span></span><br />
<br />
Hacet Namazının Perşembeyi Cumaya Bağlayan Gecelerde Veya Kandil Gecelerinde Kılınması Asıldır. Ama Bütün Gecelerde Kılınabilir.<br />
4 Rekattır<br />
Rekatta<br />
Subhaneke Okunur<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
3 Âyetel Kürsî Okunur<br />
2. Rekatta<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
İhlas Suresi Okunur<br />
Felak Ve Nas Sureleri Okunur<br />
Rekatın Sonunda Ettehiyyâtü Okunur<br />
3. Rekatta<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
İhlas Suresi Okunur<br />
Felak Ve Nas Sureleri Okunur<br />
4. Rekatta<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
İhlas Suresi Okunur<br />
Felak Ve Nas Sureleri Okunur<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zelzele Namazı</span></span><br />
<br />
Hicretin Beşinci Yılında Medine’de Zelzele Olmuştu. Peygamber Efendimiz (S.A.S.): “Rabbiniz Sizi, Hoşnut Olacağı Duruma Döndürmek İstiyor. Öyle Olunca Siz De Onun Hoşnutluğunu Dileyiniz!” Buyurdu.<br />
İbn-İ Abbas (R.A.) Zelzele Dolayısıyla Altı Rükû Ve Dört Secde İle Namaz Kıldırdığı, Rivâyet Edilmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span> </span>Nafile Namazlar, Nelerdir?, Nasıl Kılınırlar?,Teheccüd Namazı,Gece Namazı,İşrak Namazı,Duhâ  Namazı,Kuşluk Namazı,Evvabin Namazı,Abdest Şükür Namazı,Tahiyyetü’l Mescid Namazı,Yolculuk Namazı, sefer Namazı,Küsüf Ve Husuf Namazı,Şükür Namazı,Tesbih Namazı,İstihâre Namazı,Tevbe Namazı,Hâcet Namazı,Zelzele Namazı,</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=900" target="_blank" title="">Nafile Namazlar Nelerdir Nasıl Kılınırlar.png</a> (Dosya Boyutu: 172.82 KB / İndirme Sayısı: 236)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Namazlar Nelerdir? Nasıl Kılınırlar?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Namazlar Nelerdir?</span></span><br />
Teheccüd Namazı (Gece Namazı)<br />
İşrak Namazı<br />
Duhâ (Kuşluk) Namazı<br />
Evvabin Namazı<br />
Abdest Şükür Namazı<br />
Tahiyyetü’l Mescid Namazı<br />
Yolculuk Namazı<br />
Küsüf Ve Husuf Namazı<br />
Şükür Namazı<br />
Tesbih Namazı<br />
İstihâre Namazı<br />
Tevbe Namazı<br />
Hâcet Namazı<br />
Zelzele Namazı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teheccüd Namazı (Gece Namazı)</span></span><br />
Teheccüd, Gecenin Üçte İkisi Geçtikten Sonra, İmsak Vakti Girinceye Kadar Kılınan Nafile Bir Namazdır. En Azı İki Rekat, En Çoğu On İki, OrtasıSort Bridesmaid dresses Black bridesmaid dresses İse Sekiz Rekattır. İki Rekatta Bir Selam Verilecek İse Biliniyorsa Sabah Namazının Sünneti Gibi, 4 Rekatta Bir Selam Verilecekse Biliniyorsa Yatsı Namazının Sünneti Gibi Kılınır. Eğer 2 Den Fazla Rekat Kılmak İstiyorsanız Bu İki Rekatı Aynı Şekilde Tekrarlayarak Gerçekleştirebilirsiniz.<br />
Rekatta<br />
Sübhâneke Okunur<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur . Meselâ İnnâa’taynâ… Okunur<br />
2. Rekatta<br />
Fâtiha Sûresi<br />
Zamm-I Sure Okunur. Meselâ, İnnâa’taynâ Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- İşrak Namazı</span></span><br />
<br />
Güneş Doğduktan 45-50 Dakika Sonra Kılınan Bir Namazdır. İki Rekattır<br />
Normal Vakit Namazı Kılar Gibi Fatiha’dan Sonra Zammı Sure Okunup Kılınır.<br />
Rekatta<br />
Sübhâneke Okunur<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur . Meselâ İnnâa’taynâ… Okunur<br />
2. Rekatta<br />
Fâtiha Sûresi<br />
Zamm-I Sure Okunur. Meselâ, İnnâa’taynâ Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- Duha Namazı (Kuşluk Namazı)</span></span><br />
<br />
Duha Namazının Faziletli Olduğu An Güneş Doğduktan İki Saat Sonrasıdır. İki Rekattan On Rekata Kadar Kılınır.<br />
İki Rekatta Bir Selam Verilerek Kılınması Daha Faziletlidir. İki Rekatta Bir Selam Verilerek Kılınırsa Sabah Namazının Sünneti Gibi Kılınır. Dört Rekatta Bir Selam Verilerek Kılınırsa İkindi Namazının Sünneti Gibi Kılınır.<br />
Rekatta<br />
Sübhâneke Okunur<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur . Meselâ İnnâa’taynâ… Okunur<br />
2. Rekatta<br />
Fâtiha Sûresi<br />
Zamm-I Sure Okunur. Meselâ, İnnâa’taynâ Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- Evvabin Namazı</span></span><br />
<br />
Akşam Namazının Sünnetinden Hemen Sonra, İki Rekattan Altı Rekata Kadar Kılınır.<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- Abdest Şükür Namazı</span></span><br />
<br />
Abdest Veya Gusül Alındıktan Sonra Vakit Müsaitse, Yaşlık Kuruyacak Kadar Bir Zaman Geçmeden İki Rekat Namaz Kılınması Menduptur.<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- Tahiyyetü’l Mescid Namazı</span></span><br />
<br />
Tahiyye Selam Vermek Demektir. Tahiyyetü’l Mescid, Mescidi Yani Camiyi Selamlamak Demektir. Tahiyyetü’l Mescid Namazı, Mescide Girildiğinde Daha Oturmadan Kılınmalıdır. Faziletli Olan Budur.<br />
İki Rekattır<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7- Yolculuk Namazı</span></span><br />
<br />
Sefere Çıkan Kimseye, Abdest Alıp İki Rekat Namaz Kılmak Menduptur.<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- Küsuf Ve Husuf Namazı</span></span><br />
<br />
Güneş Ve Ay Tutulması Namazı Sünnettir. Güneş Açılıncaya Kadar Dua İle Meşgul Olunur. İmam’ın Güneş Tutulması Namazını Cemaatla Kıldırmasında Bir Mahzur Yoktur. Ay Tutulma Namazı İse Cemaatsiz Kılınır.<br />
İki Rekattır<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9- Şükür Namazı</span></span><br />
<br />
Allâh Teâlâ’nın İhsân Etmiş Olduğu Sayısız Nimetlere Şükretmek Bütün İnsanların Yerine Getirmesi Gereken Bir Borçtur. Şükür, Verilen Nimeti Arttırır. Peygamber Efendimiz –Sallallâhu Aleyhi Ve Selem- Sevindiğinde Veya Sevindirici Bir Haber Aldığı Zaman Allâh’a Şükretmek İçin Secdeye Kapanır Ve Namaz Kılardı.<br />
İki Rekattır<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tesbih Namazı</span></span><br />
<br />
Günahların Afvına Vesîle Olan Tesbih Namazı 4 Rekattır. Bu Namazı Kılabilmek İçin Tesbihi Ezbere Bilmek Gerekir.<br />
Her Rekatında 75 Kere “Sühbhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber Ve Lâ Havle Ve Lâ Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Denilir.<br />
Bu Namaz Gündüz Kılınırsa 4 Rekatta Bir Selam Verilir. Gece Kılınırsa 2 Rekatta Bir Selam Verilir. Tesbih Namazında Her Rekatta Okunan Teşbih Adedi 75 Dir. Dört Rekatta 300 Tesbih Okunmuş Olur.<br />
Rekatta<br />
Sübhaneke Okunur<br />
Ardından 14 Defa “Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber” Dedikten Sonra Sonuncusunda (Onbeşincisinde) Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllalllâhü Ekber Ve Lâ Havle Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Diyerek 15 Tesbihi Tamamlarız.<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur. Mesela , İnnâa’taynâ..<br />
Ardından 9 Defa “Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber” Dedikten Sonra Sonuncusunda (Onuncusunda) Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllalllâhü Ekber Ve Lâ Havle Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Diyerek 10 Tesbihi Tamamlarız.<br />
2. Rekatta<br />
14 Defa “Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber” Dedikten Sonra Sonuncusunda (Onbeşincisinde) Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllalllâhü Ekber Ve Lâ Havle Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Diyerek 15 Tesbihi Tamamlarız<br />
Fatiha Suresi Ve Ardından Zamm-I Sure Okunur.<br />
Ardından 9 Defa “Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber” Dedikten Sonra Sonuncusunda (Onuncusunda) Sübhânallâhi Vel-Hamdü Lillâhi Ve Lâ İlâhe İllalllâhü Ekber Ve Lâ Havle Kuvvete İllâ Billâhil-Aliyyil-Azıym” Diyerek 10 Tesbihi Tamamlarız.<br />
Aynı Şekilde İki Rekat Daha Kılınarak 4 Rekata Tamamlanır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstihare Namazı</span></span><br />
<br />
Bir Şeyin Kendisi Hakkında Hayırlı Olup Olmadığına Dair, Manevi Bir İşarete Kavuşmak İçin Kılınan Bir Namazdır. Namazdan Sonra İstiare Duası Okunur.<br />
(Allâhumme İnnî Estehîruke Bi-İlmike Ve Estakdiruke Bikudratike Ve Es’eluke Min Fadlike’l-Azîm. Feinneke Takdiru Velâ Ekdiru Ve Ta’lemu Vela Â’lemu Ve Ente Allâmu’l-Ğuyûb. Allâhumme İn Kunte Ta’lemu Enne Haza’l, Emre Hayrun Lî Fî Dînî Ve Meâşî Ve Âkibeti Emrî Âcili Emrî Ve Âcilihi Fakdirhu Lî Ve Yessirhu Lî Summe Bârik L”İ Fîh. Ve İn Kunte Tâ’lemu Enne Hâza’l-Emre Şerrun Lî Fî Dînî Ve Meâşî Ve Âkibeti Emri Âcili Emrî Ve Acilihî Fasrifhu Annî Vasrifnî Anhu Va’kir Liyelhayra Haysu Kâne Sume Ardinî Bih.)<br />
İki Rekattır<br />
İlk Rekatta Fatiha Suresi Ve Kâfirun Suresi Okunur<br />
İkinci Rekatta Sadece Fatiha Suresi Ve İhlas Suresi Okunur.<br />
Oturuşta İse Diğer Namazlarda Olduğu Gibi Ettehiyyâtü, Allâhümme Salli, Allâhümme Barik, Rabbenâ Duaları, Rabbenââtina Ve Rabenâgfirli Okunur.<br />
Ardından İstihare Duası Yapılır. Tesbih İsteğe Bağlıdır<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevbe Namazı</span></span><br />
<br />
Allâh’a Karşı Bir Gaflet Eseri Olarak Veya Nefse Uyarak Günah İşlendiğinde Onun Kefareti Olarak Büyük Bir Nedâmet İçerisinde O’na Teveccüh Etmek Gerekmektedir<br />
Tevbe Namazı İki Rekattır.<br />
Rekatta Sübhâneke Okunur<br />
Fâtiha Suresi Okunur.<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
2. Rekatta Fâtiha Sûresi Okunur<br />
Zamm-I Sure Okunur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacet Namazı</span></span><br />
<br />
Hacet Namazının Perşembeyi Cumaya Bağlayan Gecelerde Veya Kandil Gecelerinde Kılınması Asıldır. Ama Bütün Gecelerde Kılınabilir.<br />
4 Rekattır<br />
Rekatta<br />
Subhaneke Okunur<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
3 Âyetel Kürsî Okunur<br />
2. Rekatta<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
İhlas Suresi Okunur<br />
Felak Ve Nas Sureleri Okunur<br />
Rekatın Sonunda Ettehiyyâtü Okunur<br />
3. Rekatta<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
İhlas Suresi Okunur<br />
Felak Ve Nas Sureleri Okunur<br />
4. Rekatta<br />
Fatiha Suresi Okunur<br />
İhlas Suresi Okunur<br />
Felak Ve Nas Sureleri Okunur<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zelzele Namazı</span></span><br />
<br />
Hicretin Beşinci Yılında Medine’de Zelzele Olmuştu. Peygamber Efendimiz (S.A.S.): “Rabbiniz Sizi, Hoşnut Olacağı Duruma Döndürmek İstiyor. Öyle Olunca Siz De Onun Hoşnutluğunu Dileyiniz!” Buyurdu.<br />
İbn-İ Abbas (R.A.) Zelzele Dolayısıyla Altı Rükû Ve Dört Secde İle Namaz Kıldırdığı, Rivâyet Edilmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span> </span>Nafile Namazlar, Nelerdir?, Nasıl Kılınırlar?,Teheccüd Namazı,Gece Namazı,İşrak Namazı,Duhâ  Namazı,Kuşluk Namazı,Evvabin Namazı,Abdest Şükür Namazı,Tahiyyetü’l Mescid Namazı,Yolculuk Namazı, sefer Namazı,Küsüf Ve Husuf Namazı,Şükür Namazı,Tesbih Namazı,İstihâre Namazı,Tevbe Namazı,Hâcet Namazı,Zelzele Namazı,</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namazda En Çok Yapılan 24 Yanlış]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=21</link>
			<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 22:13:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=21</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=901" target="_blank" title="">Namazda En Çok Yapılan 24 Yanlış.png</a> (Dosya Boyutu: 203.67 KB / İndirme Sayısı: 216)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazda En Çok Yapılan 24 Yanlış</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. İkamet Okunduktan Sonra Nafile Namaz Kılmak</span></span><br />
Ebu Hureyre! (r.a)’tan rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Namaza kamet getirildiği zaman farz namazdan başka bir namaz yok­tur.”<br />
<br />
| Ebu Dâvud, Salatu’t-Tatavvu’ 5, 1266; Tirmizî, Salat 312, 421; Nesâî, İmame 60; İbn Mâce, İkametu’s-Salat 103, 1151.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Namaz Esnasında Bakışları Kaldırmak</span></span><br />
<br />
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bazı kimselere ne oluyor ki, namazlarında gözlerini semaya dikiyorlar?” Sonra sözünü daha da şiddetlendirdi ve:<br />
<br />
“Ya bundan vaz geçerler, ya da gözlerinin nuru alınır da kör olurlar” buyurdu.<br />
<br />
| Buhârî, Ezân 92. Ayrıca bk. Müslim, Salât 117; Ebû Dâvûd, Salât 163; Nesâî, Sehv 9; İbni Mâce, İkâme 67.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Tekbir Getirirken Elleri Kaldırmamak</span></span><br />
<br />
İbn Ömer (r.a.)’dan yapılan rivayette, demiştir ki:<br />
<br />
“Peygam­ber (a.s.) Efendimiz namaza kalktığı zaman ellerini omuz seviye­sini buluncaya kadar kaldırdıktan sonra tekbîr getirirdi…”<br />
<br />
| Burahî, Muslîm<br />
<br />
Abdulcebbar b. Vail (r.a), babasından naklederek, babası Vail,<br />
<br />
“Rasûlullah (s.a.v)’i namaza başlarken ellerinin baş parmaklarını kulak memelerinin hizasına kadar kaldırdığını gördüğünü söyledi.”<br />
<br />
| Dârimi, Salat: 31; Ebû Davud, Salat: 116<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Namazda Sağa Sola Bakmak</span></span><br />
<br />
Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:<br />
<br />
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e namazda başı sağa sola çevirmenin hükmünü sordum.<br />
<br />
Peygamberimiz: “Bu, kulun namazından bir miktarını şeytanın kapıp aşırmasıdır” buyurdu.<br />
<br />
| Buhârî, Ezân 93, Bed’ü’l-halk 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 161; Tirmizî, Cum’a 59; Nesâî, Sehv 10<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Namazda Ellerini Bağlamadan Durmak</span></span><br />
<br />
Sehl b. Saad (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:<br />
<br />
“İnsanlar sağ ellerini namaz kılarken sol kolları üzerine koymakla emrolunurlardı.”<br />
<br />
| Buharî<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Namazları Hızlıca Kılıp Rükunların Hakkını Vermemek</span></span><br />
<br />
“İnsanların hırsızlıkta en ileri olanı, kendi nama­zından çalan kimsedir.”<br />
<br />
“Ey Al­lah’ın Resulü, kişi namazından nasıl hırsızlık ya­par?” denildi. Resulullah,<br />
<br />
“Rukûunu ve secdesini tam yapmaz. Bu namazdan çalmaktır. İnsanların en cimrisi de selâm (verip alma) da cimri davranandır.” buyurdu.<br />
<br />
| Müsned-i Ahmed b. Hanbel, III/70).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Secdede Ayakları Kaldırmak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Secdede Burnu Yere Değdirmekten Kaçınmak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. İmam İle Yarışmak veya Onunla Hareket Etmek</span></span><br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sizden biriniz, imamdan önce başını (rükû veya secdeden) kaldırdığı zaman, başını Allah Teâlâ’nın merkep başına veya suretini merkep suretine çevirmesinden korkmuyor mu?”<br />
<br />
| Buhârî, Ezân 53; Müslim, Salât 114-116. Ayrıca bk. Tirmizî, Cum’a 56; Ebû Dâvûd, Salât 75; Nesâî, İmâmet 38; İbni Mâce, İkâme 41<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. Secdede Kolları Yere Yapıştırmak</span></span><br />
<br />
Rasûlüllah (asv) buyuruyor:<br />
<br />
“Sizden biriniz secde ettiği vakit ellerini köpeğin döşediği gibi döşemesin, uyluklarını bitiştirsin.”<br />
<br />
| Ebu Davud, II, 48<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. Cemaate Yetişmek İçin Camiye Koşmak</span></span><br />
<br />
Namaza geleceğiniz zaman yürüyerek (normal adımlarla) gelin. Sekinet ve vakarı elden bırakmayın. Yetiştiğiniz kadarını (imamla) kılar, kaçırdığınızı tamamlarsınız.<br />
<br />
| Buharî, Ezan: 21- Müslim, Mesâcid: 154<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. Sütre (engel) Koymadan Namaz Kılmak</span></span><br />
<br />
Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
Sizden biriniz namaz kıldığı zaman önüne bir şey koysun, hiç bir şey bulamazsa bir sopa diksin, sopa da yoksa, önüne bir çizgi çizsin, bundan sonra önünden ne geçerse geçsin ona-zarar vermez.<br />
<br />
| İbn Mâce, ikâme 36; Ahmed b. Hanbel, II, 249, 255, 266. Sünen-i Ebu Davud<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13. Sonradan Cemaate Yetişen Brinin İmamın Ayağa Kalkmasını Beklemesi</span></span><br />
<br />
Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
Siz mescide geldiğinizde (cemaatle namaza başlanmış ise), imam (kıyam, rüku, secde, kuud) hangi hal üzere olursa olsun hemen uyun ve yapmakta olduğunu yapın.<br />
<br />
| Tirmizî<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14. Rükundan Sonra Tam Doğrulmamak</span></span><br />
<br />
Namazı nasıl kılacağını soran birine Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“…sonra rükû’a var, vü­cudun tam istikrar buluncaya kadar bekledikten sonra başını kaldır ve ayakta tam doğruluncaya kadar dur…”<br />
<br />
| Etaü Dâvud – Buharî 15. Tirmizî/ salât; 110, isti’zan; 4. Nesâî/istif-tah;7, tatbiyk 15, sehv 67. İbn<br />
Mâce:72<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15. Rüku'da Yeterince Eğilmemek</span></span><br />
<br />
Hz. Aişe’den gelen bir rivayete göre Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
Rükû’a vardığında başını ne kal­dırır, ne de eğerdi, bu ikisi arasında bir ölçüde tutardı. Rükû’dan ba­şını kaldırdığında, iyice doğrulup ayakta durmadıkça secde yap-mazdı. Secdeden başını kaldırınca, iyice oturmadan ikinci secdeyi yapmazdı.<br />
<br />
| Ebû Dâvud/salât: 122.İbn Mâce/ikamet: 4, Ahmed, 6/31, 171, 194, 281<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16. Namazda Elbiseyi Toplamak/Kolları Sıvamak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17. Omuzları Örtmeyen Giysi İle Namaz Kılmak</span></span><br />
<br />
Ebû Hureyre (r.a) şöyle demiştir: Peygamber (s.a.s):<br />
<br />
“Hiç­biriniz üzerinde bir tek kumaş varken onun bir mikdârım boynunun kökü ile omuz başları arasına dolamaksızın namaz kılmasın ” buyur­du.<br />
<br />
| Yânî, bu takdîrde musallî nasıl yapar. Kumaş dar olduğu zaman, kumaşı bele bağlayıp izâr edinmesi ve yukarıdan Örtünmemesi lâzım gelir. Çünkü o dar ku­maşı yukarıdan Örtünmek, avret yerinin açılmasına sebebdir.<br />
<br />
| Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 1/457.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18. Resim/Fotoğraf Gibi Görüntülerin Olduğu Yerde Namaz Kılmak</span></span><br />
<br />
Âişe onunla odasının bir tarafını örtmüştü. Peygamber (s.a.v) ona: “Şu kırâmım karşımızdan gi­der. Zîrâ onun tasvirleri, namazımda bana görünüp duruyor” buyurdu.<br />
<br />
| Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 1/470-471<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">19. Namaz Kılanın Önünden Geçmek</span></span><br />
<br />
Ebû Cuheym de şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Namaz kılanın önünden geçen kimse, üzerine ne kadar günâh aldığını bilseydi, onun önünden geçmektense kırk (zaman ye­rinde) durmayı daha hayırlı bulurdu”.<br />
<br />
| Râvî Mâlik ibn Enes dedi ki: Râvî Ebu’n-Nadr: Kırk gün mü, yâhud ay mı, yâhud yıl mı dedi bilemiyorum, dedi.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20. Saflar Arası Boşluk Bırakmak</span></span><br />
<br />
Câbir İbni Semüre radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi:<br />
<br />
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem evinden çıkıp yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:<br />
<br />
– “Meleklerin Rableri huzurunda saf bağlayıp durdukları gibi saf bağlasanız ya!”<br />
<br />
Bunun üzerine biz:<br />
<br />
– Yâ Resûlallah! Melekler Rablerinin huzurunda nasıl saf bağlayıp dururlar? diye sorduk. Şöyle buyurdu:<br />
<br />
– “Onlar öndeki safları tamamlayıp birbirine perçinlenmiş gibi bitişik dururlar.”<br />
<br />
| Müslim, Salât 119. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 93; Nesâî, İmâmet 28; İbni Mâce, İkâmet 50 <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">21. Secdede Ayakları Kaldırmak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">22. Secdede Elleri Kaldırmak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">23. Namazda Safları Düzgün Tutmamak</span></span><br />
<br />
Nu’man b. Beşîr (R.A.)’den yapılan rivayette, Resûlüllah (A.S.) Efendimizin şöyle buyurduğunu haber vermiştir-. «Ya saflarınızı iyi­ce düzeltirsiniz, yoksa yüzleriniz arasında Allah’a muhalefet eder­siniz!.<br />
<br />
| Buharı/ezan: 71. Müslim/salak 127, 128. Ebû Davud/salat 93. Tirraizı/me-vakiyt: 53. İbn Mâce/ikameti 50. Ahmed; 4/271, 272, 277<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24. İki Ayağı Yayarak Oturmak</span></span><br />
<br />
“..Resûlüllah (s.a.s) Efendimiz iki secdeden sonra oturunca sol ayağını yere yatırıp üzerine oturur, sağ ayağım ise dik tutardı…”<br />
<br />
| el-Ümm; 1/116’dan özetlenerek.<br />
<br />
<br />
<br />
Etiketler : Namazda, En Çok Yapılan, 24 Yanlış,En Çok,Yapılan,hatalar,Yapılmamsi gerekenler,</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=901" target="_blank" title="">Namazda En Çok Yapılan 24 Yanlış.png</a> (Dosya Boyutu: 203.67 KB / İndirme Sayısı: 216)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazda En Çok Yapılan 24 Yanlış</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. İkamet Okunduktan Sonra Nafile Namaz Kılmak</span></span><br />
Ebu Hureyre! (r.a)’tan rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Namaza kamet getirildiği zaman farz namazdan başka bir namaz yok­tur.”<br />
<br />
| Ebu Dâvud, Salatu’t-Tatavvu’ 5, 1266; Tirmizî, Salat 312, 421; Nesâî, İmame 60; İbn Mâce, İkametu’s-Salat 103, 1151.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Namaz Esnasında Bakışları Kaldırmak</span></span><br />
<br />
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bazı kimselere ne oluyor ki, namazlarında gözlerini semaya dikiyorlar?” Sonra sözünü daha da şiddetlendirdi ve:<br />
<br />
“Ya bundan vaz geçerler, ya da gözlerinin nuru alınır da kör olurlar” buyurdu.<br />
<br />
| Buhârî, Ezân 92. Ayrıca bk. Müslim, Salât 117; Ebû Dâvûd, Salât 163; Nesâî, Sehv 9; İbni Mâce, İkâme 67.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Tekbir Getirirken Elleri Kaldırmamak</span></span><br />
<br />
İbn Ömer (r.a.)’dan yapılan rivayette, demiştir ki:<br />
<br />
“Peygam­ber (a.s.) Efendimiz namaza kalktığı zaman ellerini omuz seviye­sini buluncaya kadar kaldırdıktan sonra tekbîr getirirdi…”<br />
<br />
| Burahî, Muslîm<br />
<br />
Abdulcebbar b. Vail (r.a), babasından naklederek, babası Vail,<br />
<br />
“Rasûlullah (s.a.v)’i namaza başlarken ellerinin baş parmaklarını kulak memelerinin hizasına kadar kaldırdığını gördüğünü söyledi.”<br />
<br />
| Dârimi, Salat: 31; Ebû Davud, Salat: 116<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Namazda Sağa Sola Bakmak</span></span><br />
<br />
Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:<br />
<br />
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e namazda başı sağa sola çevirmenin hükmünü sordum.<br />
<br />
Peygamberimiz: “Bu, kulun namazından bir miktarını şeytanın kapıp aşırmasıdır” buyurdu.<br />
<br />
| Buhârî, Ezân 93, Bed’ü’l-halk 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 161; Tirmizî, Cum’a 59; Nesâî, Sehv 10<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Namazda Ellerini Bağlamadan Durmak</span></span><br />
<br />
Sehl b. Saad (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:<br />
<br />
“İnsanlar sağ ellerini namaz kılarken sol kolları üzerine koymakla emrolunurlardı.”<br />
<br />
| Buharî<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Namazları Hızlıca Kılıp Rükunların Hakkını Vermemek</span></span><br />
<br />
“İnsanların hırsızlıkta en ileri olanı, kendi nama­zından çalan kimsedir.”<br />
<br />
“Ey Al­lah’ın Resulü, kişi namazından nasıl hırsızlık ya­par?” denildi. Resulullah,<br />
<br />
“Rukûunu ve secdesini tam yapmaz. Bu namazdan çalmaktır. İnsanların en cimrisi de selâm (verip alma) da cimri davranandır.” buyurdu.<br />
<br />
| Müsned-i Ahmed b. Hanbel, III/70).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Secdede Ayakları Kaldırmak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Secdede Burnu Yere Değdirmekten Kaçınmak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. İmam İle Yarışmak veya Onunla Hareket Etmek</span></span><br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sizden biriniz, imamdan önce başını (rükû veya secdeden) kaldırdığı zaman, başını Allah Teâlâ’nın merkep başına veya suretini merkep suretine çevirmesinden korkmuyor mu?”<br />
<br />
| Buhârî, Ezân 53; Müslim, Salât 114-116. Ayrıca bk. Tirmizî, Cum’a 56; Ebû Dâvûd, Salât 75; Nesâî, İmâmet 38; İbni Mâce, İkâme 41<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. Secdede Kolları Yere Yapıştırmak</span></span><br />
<br />
Rasûlüllah (asv) buyuruyor:<br />
<br />
“Sizden biriniz secde ettiği vakit ellerini köpeğin döşediği gibi döşemesin, uyluklarını bitiştirsin.”<br />
<br />
| Ebu Davud, II, 48<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. Cemaate Yetişmek İçin Camiye Koşmak</span></span><br />
<br />
Namaza geleceğiniz zaman yürüyerek (normal adımlarla) gelin. Sekinet ve vakarı elden bırakmayın. Yetiştiğiniz kadarını (imamla) kılar, kaçırdığınızı tamamlarsınız.<br />
<br />
| Buharî, Ezan: 21- Müslim, Mesâcid: 154<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. Sütre (engel) Koymadan Namaz Kılmak</span></span><br />
<br />
Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
Sizden biriniz namaz kıldığı zaman önüne bir şey koysun, hiç bir şey bulamazsa bir sopa diksin, sopa da yoksa, önüne bir çizgi çizsin, bundan sonra önünden ne geçerse geçsin ona-zarar vermez.<br />
<br />
| İbn Mâce, ikâme 36; Ahmed b. Hanbel, II, 249, 255, 266. Sünen-i Ebu Davud<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13. Sonradan Cemaate Yetişen Brinin İmamın Ayağa Kalkmasını Beklemesi</span></span><br />
<br />
Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
Siz mescide geldiğinizde (cemaatle namaza başlanmış ise), imam (kıyam, rüku, secde, kuud) hangi hal üzere olursa olsun hemen uyun ve yapmakta olduğunu yapın.<br />
<br />
| Tirmizî<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14. Rükundan Sonra Tam Doğrulmamak</span></span><br />
<br />
Namazı nasıl kılacağını soran birine Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“…sonra rükû’a var, vü­cudun tam istikrar buluncaya kadar bekledikten sonra başını kaldır ve ayakta tam doğruluncaya kadar dur…”<br />
<br />
| Etaü Dâvud – Buharî 15. Tirmizî/ salât; 110, isti’zan; 4. Nesâî/istif-tah;7, tatbiyk 15, sehv 67. İbn<br />
Mâce:72<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15. Rüku'da Yeterince Eğilmemek</span></span><br />
<br />
Hz. Aişe’den gelen bir rivayete göre Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
Rükû’a vardığında başını ne kal­dırır, ne de eğerdi, bu ikisi arasında bir ölçüde tutardı. Rükû’dan ba­şını kaldırdığında, iyice doğrulup ayakta durmadıkça secde yap-mazdı. Secdeden başını kaldırınca, iyice oturmadan ikinci secdeyi yapmazdı.<br />
<br />
| Ebû Dâvud/salât: 122.İbn Mâce/ikamet: 4, Ahmed, 6/31, 171, 194, 281<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16. Namazda Elbiseyi Toplamak/Kolları Sıvamak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17. Omuzları Örtmeyen Giysi İle Namaz Kılmak</span></span><br />
<br />
Ebû Hureyre (r.a) şöyle demiştir: Peygamber (s.a.s):<br />
<br />
“Hiç­biriniz üzerinde bir tek kumaş varken onun bir mikdârım boynunun kökü ile omuz başları arasına dolamaksızın namaz kılmasın ” buyur­du.<br />
<br />
| Yânî, bu takdîrde musallî nasıl yapar. Kumaş dar olduğu zaman, kumaşı bele bağlayıp izâr edinmesi ve yukarıdan Örtünmemesi lâzım gelir. Çünkü o dar ku­maşı yukarıdan Örtünmek, avret yerinin açılmasına sebebdir.<br />
<br />
| Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 1/457.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18. Resim/Fotoğraf Gibi Görüntülerin Olduğu Yerde Namaz Kılmak</span></span><br />
<br />
Âişe onunla odasının bir tarafını örtmüştü. Peygamber (s.a.v) ona: “Şu kırâmım karşımızdan gi­der. Zîrâ onun tasvirleri, namazımda bana görünüp duruyor” buyurdu.<br />
<br />
| Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 1/470-471<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">19. Namaz Kılanın Önünden Geçmek</span></span><br />
<br />
Ebû Cuheym de şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Namaz kılanın önünden geçen kimse, üzerine ne kadar günâh aldığını bilseydi, onun önünden geçmektense kırk (zaman ye­rinde) durmayı daha hayırlı bulurdu”.<br />
<br />
| Râvî Mâlik ibn Enes dedi ki: Râvî Ebu’n-Nadr: Kırk gün mü, yâhud ay mı, yâhud yıl mı dedi bilemiyorum, dedi.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20. Saflar Arası Boşluk Bırakmak</span></span><br />
<br />
Câbir İbni Semüre radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi:<br />
<br />
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem evinden çıkıp yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:<br />
<br />
– “Meleklerin Rableri huzurunda saf bağlayıp durdukları gibi saf bağlasanız ya!”<br />
<br />
Bunun üzerine biz:<br />
<br />
– Yâ Resûlallah! Melekler Rablerinin huzurunda nasıl saf bağlayıp dururlar? diye sorduk. Şöyle buyurdu:<br />
<br />
– “Onlar öndeki safları tamamlayıp birbirine perçinlenmiş gibi bitişik dururlar.”<br />
<br />
| Müslim, Salât 119. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 93; Nesâî, İmâmet 28; İbni Mâce, İkâmet 50 <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">21. Secdede Ayakları Kaldırmak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">22. Secdede Elleri Kaldırmak</span></span><br />
<br />
Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Yedi kemik (bir rivayette yedi uzuv) üzerinde secde etmekle emrolundum: Bunlar; alın -burnuna da eliyle işaret etti.- (Böylece burun-alın bir sayıldı), iki el, iki diz ve iki ayağın kenarları (parmak uçları) dır. Bir de elbise ve saçlarımızı toplamamakla (emrolunduk).”<br />
<br />
| Buharî, Ezan, 133-134<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">23. Namazda Safları Düzgün Tutmamak</span></span><br />
<br />
Nu’man b. Beşîr (R.A.)’den yapılan rivayette, Resûlüllah (A.S.) Efendimizin şöyle buyurduğunu haber vermiştir-. «Ya saflarınızı iyi­ce düzeltirsiniz, yoksa yüzleriniz arasında Allah’a muhalefet eder­siniz!.<br />
<br />
| Buharı/ezan: 71. Müslim/salak 127, 128. Ebû Davud/salat 93. Tirraizı/me-vakiyt: 53. İbn Mâce/ikameti 50. Ahmed; 4/271, 272, 277<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24. İki Ayağı Yayarak Oturmak</span></span><br />
<br />
“..Resûlüllah (s.a.s) Efendimiz iki secdeden sonra oturunca sol ayağını yere yatırıp üzerine oturur, sağ ayağım ise dik tutardı…”<br />
<br />
| el-Ümm; 1/116’dan özetlenerek.<br />
<br />
<br />
<br />
Etiketler : Namazda, En Çok Yapılan, 24 Yanlış,En Çok,Yapılan,hatalar,Yapılmamsi gerekenler,</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Güneş ve Ay Tutulması Husuf ve Küsuf Namazı Nedir Nasıl Kılınır?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=20</link>
			<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 22:07:07 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=20</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=902" target="_blank" title="">Güneş ve Ay Tutulması Husuf ve Küsuf Namazı Nedir Nasıl Kılınır.png</a> (Dosya Boyutu: 217.51 KB / İndirme Sayısı: 245)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş tutulması ve Küsuf namazı nedir nasıl kılınır? Ay tutulması ve Husuf namazı nedir nasıl kılınır?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş tutulması ve Küsuf namazı nedir nasıl kılınır?<br />
<br />
Ay tutulması ve Husuf namazı nedir nasıl kılınır?</span><br />
<br />
Dünya hem kendi ekseni etrafında hem de Güneş etrafında döner<br />
Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesi sonucu gece ve gündüz olayları, Güneş etrafında dönmesi ile de mevsimler oluşur.<br />
Ay’ da Dünya gibi hem kendi ekseni etrafında hem de Dünya etrafında döner Ay’ın Dünya etrafında dönme süresi ile kendi etrafında dönme süresi birbirine eşit ve 27,3 gündür Bundan dolayı Ay’ın Dünya’dan sadece bir yüzeyi görünür.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş tutulması</span></span><br />
<br />
Ay, Dünya’ nın etrafında hareket ederken Dünya ile Güneş’ in arasına girmesine güneş tutulması denir.<br />
Bazı durumlarda Ay’ın tam ve yarı gölge konileri Dünya üzerine düşer Bu durumda bu yerler Güneş ışığını alamaz ve sadece bu yerlerde Güneş tutulması olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ay tutulması</span></span><br />
<br />
Dünya, güneş etrafında dönerken Ay ile Güneş’in arasına girmesine ay tutulması denir.<br />
Ay, Dünya’nın oluşturduğu gölge konisinin içine girince ışık alamaz ve yansıtamaz Bu nedenle de görülmez.<br />
İslam dinine göre Güneş tutulması sırasında namaz kılmak sünnet sayılmıştır. Güneş tutulması sırasında kılınan namazlara ise Küsuf Namazı denir?<br />
Güneş tutulması sırasında kılınan Küsuf namazı iki rekattır ve güneş tutulması bitene kadar dua ile meşgul olunmasının hayırlı olacağı bildirilmiştir.<br />
<br />
"Şüphesiz güneş ve ay Allah'ın mucizelerinden bir mucizedir. Bir kimsenin ölümü veya dünyaya gelmesi yüzünden tutulmazlar. Bunu görünce Allah'a dua edin, namaz kılın ve sadaka verin. (Müslim, Kusuf, 3901; Mâlik, Muvatta', I, 186; Beyhakî, III, 323, 324; Şevkânî, a.g.e., III, 325).<br />
?Kur'ân'da şöyle buyurulur: "Gece, gündüz güneş ve ay, O'nun varlığını gösteren âyetlerdendir. Güneşe veya ay'a secde etmeyiniz. Bütün bunları yoktan var eden Allah'a secde ediniz" (Fussilet, 41/37).<br />
<br />
Bu âyet-i kerîme, ay ve güneş tutulması sırasında, bunları yaratan Allah için namaz kılmaya işaret etmektedir.? (İslâm Fıkıh Ansiklopedisi)<br />
<br />
“Ay ve güneş Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren alametlerdir. Bunlar hiç kimsenin ölümünden veya yaşamasından/doğmasından dolayı tutulmazlar. Ay veya güneş tutulmasını gördüğünüz zaman, açılıncaya kadar namaz kılın, dua edin.” Hazreti Peygamber'in kendisinin de güneş tutulduğunda mescide giderek namaz kıldığı rivayet edilmiştir.</span>[/font]</div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küsuf ve husuf namazları nedir, nasıl kılınır?</span></span><br />
<br />
Bu iki namaz nafile namazdır. Küsuf namazı güneş tutulunca, Husuf namazı ise ay tutulduğu zaman kılınır.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küsuf namazı:</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align">[font=Georgia]<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Güneş tutulduğu zaman, cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz en az iki rekat namaz kıldırır. Kıraati gizli veya açıktan okur. Kıraatte uzun sure okumak iyidir.<br />
<br />
Namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya cemaate karşı oturarak dua eder. Böyle bir imam bulunmazsa, bu namazı herkes, kendi evinde tek başına da kılabilir. Sahrada da kılınabilir.<br />
<br />
Küsuf namazında imam-ı a'zama, imam-ı Malik'e ve imam-ı Ahmed'e göre, hutbe okunmaz. İmam-ı Şafii’ye göre, namazdan sonra hutbe okunması müstehaptır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Husuf namazı:</span></span><br />
<br />
Ay tutulduğu zaman, herkes kendi evinde tek başına olarak güneş tutulması namazı gibi, kıraati gizli veya açıktan okuyarak iki veya dört rekat namaz kılması iyi olur. Bu namazın camide cemaatle kılınması da, caizdir.<br />
<br />
Bu namaz, iki rekat kılınırsa sabahın sünneti gibi, dört rekat kılınırsa ikindinin sünneti gibi kılınır.<br />
Önemli Not:<br />
Güneş ve ay tutulması esnasında kılınması sünnet olan küsuf husuf namazları, güneş ve ay tutulmasını engellemek ve o durumun geçmesini sağlamak için değildi deniyor Bu iki olay o namazların vakitleridir. Tıpkı, güneş battıktan sonra kılınan akşam namazının, güneşin batışını önlemek için olmadığı gibi. Güneş’in batışı, akşam namazının vaktidir. Güneş ve ay tutulmaları da o namazların vaktidir Denilsede Aynen uykuya yattgimizda elimizin veya ayagimizin yalniş bir pozisyaonda unutmuş olmamiz senbebiyle uyuşmasi ve hareketsiz kalmsi gibi güneş ve ay tutulmalarindada ay veya dünya uyuşmuş el kol gibi hareketisiz kalabilir işde o iki namaz onlarin tekrar hareket etmesini saglamak icindir, yoksa sebebsiz namaz olmaz, namazinda bir sebebi var birde onun yaptigi bir fonksiyon var, öyle ay tutuldu hoppa yat kalk, güneş tutuldu hoppa yat kalk degil yani.<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=903" target="_blank" title="">Gunes-Tutulmasi1.png</a> (Dosya Boyutu: 151.7 KB / İndirme Sayısı: 249)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=905" target="_blank" title="">Ay-Tutulmasi.png</a> (Dosya Boyutu: 235.1 KB / İndirme Sayısı: 250)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=904" target="_blank" title="">Gunes-Tutulmasi2.png</a> (Dosya Boyutu: 246.05 KB / İndirme Sayısı: 233)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 06 Mart 2015 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=902" target="_blank" title="">Güneş ve Ay Tutulması Husuf ve Küsuf Namazı Nedir Nasıl Kılınır.png</a> (Dosya Boyutu: 217.51 KB / İndirme Sayısı: 245)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş tutulması ve Küsuf namazı nedir nasıl kılınır? Ay tutulması ve Husuf namazı nedir nasıl kılınır?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş tutulması ve Küsuf namazı nedir nasıl kılınır?<br />
<br />
Ay tutulması ve Husuf namazı nedir nasıl kılınır?</span><br />
<br />
Dünya hem kendi ekseni etrafında hem de Güneş etrafında döner<br />
Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesi sonucu gece ve gündüz olayları, Güneş etrafında dönmesi ile de mevsimler oluşur.<br />
Ay’ da Dünya gibi hem kendi ekseni etrafında hem de Dünya etrafında döner Ay’ın Dünya etrafında dönme süresi ile kendi etrafında dönme süresi birbirine eşit ve 27,3 gündür Bundan dolayı Ay’ın Dünya’dan sadece bir yüzeyi görünür.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş tutulması</span></span><br />
<br />
Ay, Dünya’ nın etrafında hareket ederken Dünya ile Güneş’ in arasına girmesine güneş tutulması denir.<br />
Bazı durumlarda Ay’ın tam ve yarı gölge konileri Dünya üzerine düşer Bu durumda bu yerler Güneş ışığını alamaz ve sadece bu yerlerde Güneş tutulması olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ay tutulması</span></span><br />
<br />
Dünya, güneş etrafında dönerken Ay ile Güneş’in arasına girmesine ay tutulması denir.<br />
Ay, Dünya’nın oluşturduğu gölge konisinin içine girince ışık alamaz ve yansıtamaz Bu nedenle de görülmez.<br />
İslam dinine göre Güneş tutulması sırasında namaz kılmak sünnet sayılmıştır. Güneş tutulması sırasında kılınan namazlara ise Küsuf Namazı denir?<br />
Güneş tutulması sırasında kılınan Küsuf namazı iki rekattır ve güneş tutulması bitene kadar dua ile meşgul olunmasının hayırlı olacağı bildirilmiştir.<br />
<br />
"Şüphesiz güneş ve ay Allah'ın mucizelerinden bir mucizedir. Bir kimsenin ölümü veya dünyaya gelmesi yüzünden tutulmazlar. Bunu görünce Allah'a dua edin, namaz kılın ve sadaka verin. (Müslim, Kusuf, 3901; Mâlik, Muvatta', I, 186; Beyhakî, III, 323, 324; Şevkânî, a.g.e., III, 325).<br />
?Kur'ân'da şöyle buyurulur: "Gece, gündüz güneş ve ay, O'nun varlığını gösteren âyetlerdendir. Güneşe veya ay'a secde etmeyiniz. Bütün bunları yoktan var eden Allah'a secde ediniz" (Fussilet, 41/37).<br />
<br />
Bu âyet-i kerîme, ay ve güneş tutulması sırasında, bunları yaratan Allah için namaz kılmaya işaret etmektedir.? (İslâm Fıkıh Ansiklopedisi)<br />
<br />
“Ay ve güneş Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren alametlerdir. Bunlar hiç kimsenin ölümünden veya yaşamasından/doğmasından dolayı tutulmazlar. Ay veya güneş tutulmasını gördüğünüz zaman, açılıncaya kadar namaz kılın, dua edin.” Hazreti Peygamber'in kendisinin de güneş tutulduğunda mescide giderek namaz kıldığı rivayet edilmiştir.</span>[/font]</div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küsuf ve husuf namazları nedir, nasıl kılınır?</span></span><br />
<br />
Bu iki namaz nafile namazdır. Küsuf namazı güneş tutulunca, Husuf namazı ise ay tutulduğu zaman kılınır.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küsuf namazı:</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align">[font=Georgia]<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Güneş tutulduğu zaman, cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz en az iki rekat namaz kıldırır. Kıraati gizli veya açıktan okur. Kıraatte uzun sure okumak iyidir.<br />
<br />
Namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya cemaate karşı oturarak dua eder. Böyle bir imam bulunmazsa, bu namazı herkes, kendi evinde tek başına da kılabilir. Sahrada da kılınabilir.<br />
<br />
Küsuf namazında imam-ı a'zama, imam-ı Malik'e ve imam-ı Ahmed'e göre, hutbe okunmaz. İmam-ı Şafii’ye göre, namazdan sonra hutbe okunması müstehaptır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Husuf namazı:</span></span><br />
<br />
Ay tutulduğu zaman, herkes kendi evinde tek başına olarak güneş tutulması namazı gibi, kıraati gizli veya açıktan okuyarak iki veya dört rekat namaz kılması iyi olur. Bu namazın camide cemaatle kılınması da, caizdir.<br />
<br />
Bu namaz, iki rekat kılınırsa sabahın sünneti gibi, dört rekat kılınırsa ikindinin sünneti gibi kılınır.<br />
Önemli Not:<br />
Güneş ve ay tutulması esnasında kılınması sünnet olan küsuf husuf namazları, güneş ve ay tutulmasını engellemek ve o durumun geçmesini sağlamak için değildi deniyor Bu iki olay o namazların vakitleridir. Tıpkı, güneş battıktan sonra kılınan akşam namazının, güneşin batışını önlemek için olmadığı gibi. Güneş’in batışı, akşam namazının vaktidir. Güneş ve ay tutulmaları da o namazların vaktidir Denilsede Aynen uykuya yattgimizda elimizin veya ayagimizin yalniş bir pozisyaonda unutmuş olmamiz senbebiyle uyuşmasi ve hareketsiz kalmsi gibi güneş ve ay tutulmalarindada ay veya dünya uyuşmuş el kol gibi hareketisiz kalabilir işde o iki namaz onlarin tekrar hareket etmesini saglamak icindir, yoksa sebebsiz namaz olmaz, namazinda bir sebebi var birde onun yaptigi bir fonksiyon var, öyle ay tutuldu hoppa yat kalk, güneş tutuldu hoppa yat kalk degil yani.<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=903" target="_blank" title="">Gunes-Tutulmasi1.png</a> (Dosya Boyutu: 151.7 KB / İndirme Sayısı: 249)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=905" target="_blank" title="">Ay-Tutulmasi.png</a> (Dosya Boyutu: 235.1 KB / İndirme Sayısı: 250)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://dini-forum.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=904" target="_blank" title="">Gunes-Tutulmasi2.png</a> (Dosya Boyutu: 246.05 KB / İndirme Sayısı: 233)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 06 Mart 2015 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cem-i takdim - Cem-i tehir  Nedir? Neden Yapılır? Nezaman Yapılır?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=19</link>
			<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 21:53:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=19</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cem-i takdim - Cem-i tehir  Nedir? Neden Yapılır? Nezaman Yapılır? Namazları Birleştirmenin Hükmü Nedir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Karoglan Hoca Başağaçlı Raşit Tunca nın Konuya izahı:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i Takdim veya Cem i Evvel Ne Demekdir:</span></span><br />
Bir namazı,vakti girmeden önce, önceki namazla birlikte kılmaya Cem-i Takdim  yani, öne alma, peşinen ödeme, veya evvele öne alma denilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i Tehir veya Cem i Ahir Ne Demekdir:</span></span><br />
<br />
Bir namazı,  vakti çıkıncaya kadar geciktirip, sonraki namazla birlikte kılmaya Cem-i Tehir veya Cem i Ahir sonraya alma, Sonradan ödeme, ileri alma denilir.<br />
<br />
Bir evin ana giriş kapisi olmasi demek mutfağa veya banyoya veya oturma odasinada o kapidan girilcegini göstermez, içeri girdikden sonra başka kapilarida olabilir o yüzden Muhammed Mustafanin bunu veda haccinda arafatda yapmasi demek bu sünnettir illa araftda yapilir başka zaman yapilmaz manasini taşimaz. bazi sünnetler maksadına binaen yapilir, bazilari manasına binaen, bazilari maneviyatına binaen yapilir. ve bu sünnette maksad önemlidir,  ve maksad insanin vakti ne zaman en müsait ise, yani vakit girmeden müsait ise önceye alması, yoksa sonra  müsait olcaksa, sonraya almasina cevaz vermek içindir. ve burada araftda Muhammedin ikişer ikişer, iki namazi birleştirmeside, sadece bir örnek teşkil etmek içindir,  bu olurda olur, üç vakit namazda olabilir ve en müsait olduğun zaman üç vakti sana uygun olan yöntemle kılmandır efdal olan, bu öncede olabilir veya sonrda olabilir yani.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 21 Temmuz 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir başka kaynakdan  izah:</span></span><br />
<br />
 "Muhakkak ki namaz, mü’minler üzerine vakitleri belirli (bir farz) olarak yazılıdır." (Nisa,103)<br />
<br />
Namazı cem' etmek; "cem-i takdim" ve "cem-i te'hir" olmak üzere iki kısımdır<br />
Namaz kılan kişinin öğle vaktinde, ikindi namazını öğle namazı ile birlikte kılmasına “cem-i takdîm” denir. Bu durumda vakti girmeden önce ikindi namazı, öğle namazıyla birlikte kılınmış olmaktadır.<br />
Namaz kılan kişinin öğle namazını, vakti çıkıncaya kadar geciktirip ikindi vaktinde ikindi namazıyla birlikte kılmasına ise “cem-i te’hîr” denir. Yatsı namazıyla akşam namazı da, tıpkı öğle ve ikindi namazları gibi her iki şekilde de kılınabilirler. Sabah namazına gelince, bunun hiç bir halde başka bir vakit namazıyla bir arada kılınması sahîh olmaz.<br />
Belirteceğimiz sebeplerden birinin mevcûd olmaması halinde mükellef bir kişinin, farz namazlardan birini vaktinden sonraya bırakması veya vaktinden önceye alması caiz olmaz. Zîrâ noksanlıklardan münezzeh Yüce Allah, her namazı tâyin edilen kendi vaktinde kılmamızı emretmek üzere şöyle buyurmuştur:<br />
"Muhakkak ki namaz, mü’minler üzerine vakitleri belirli (bir farz) olarak yazılıdır." (Nisa,103)<br />
İslâm Dîni kolaylık ve müsamaha dîni olduğundan dolayı, meşakkatlerin bulunması hâlinde, sıkıntıları gidermek amacıyla namazların, vakitleri dışında kılınmasını mübah saymıştır. (İslam İlmihali – Halil Gönenç)<br />
<br />
Vakit namazlarının ikisini bir arada kılmak, (bazı hallerde) caizdir. Bir arada kılmanın sebep ve şartlarına gelince; bunlar, mezheblere göre detaylı olarak aşağıda ayrı ayrı anlatılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanefîlere göre;</span></span><br />
 Ne sefer ne de ikâmet hâlinde herhangi bir özürden dolayı iki vakit namazını bir arada kılmak, iki durum dışında caiz olmaz demişlerdir.<br />
Bunlardan birincisi: Öğle ve ikindi namazını, öğle vaktinde cem-i takdim olarak bir arada kılmaktır. Bu da dört şartla caiz olur:<br />
1. Bu cem arefe gününde yapılmalıdır.<br />
2. Hac için ihramda bulunulmalıdır.<br />
3. Bu namazlar, müslümanların imamının veya vekilinin ardında kılınmalıdır.<br />
4. Öğle namazı sahîh kalmalıdır. Eğer fâsid olduğu anlaşılırsa, iade edilmesi vâcib olur. Bu durumda ikindiyi öğleyle bir arada cem' etmek caiz olmaz. Aksine ikindi vakti girdiğinde, ikindi namazını kılmak vâcib olur.<br />
Cem yapmanın caiz olduğu durumlardan ikincisi: Akşam namazını erteleyerek yatsıyla birlikte cem-i’ te’hîr şeklinde kılmaktır. Bunun caiz olması için de iki şart vardır:<br />
1. Bu cemediş, Müzdelife’de olmalıdır.<br />
2. Hac için ihramda bulunulmalıdır.<br />
Cem’edilen iki namazın her ne kadar kendilerine özgü kametleri olacaksa da, ikisi için sadece bir tek ezan okunur. Abdullah İbn Mes’ûd (ra), namazların cemine ilişkin şöyle bir rivayette bulunmuştur:<br />
“Kendisinden başka ilâh bulunmayan (Allah)’a andolsun ki, Resûlullah (asm), iki namaz dışında bütün namazlarını mutlaka vakti içinde kıldı. Bunlardan biri Arafat’ta öğleyle ikindiyi birleştirerek kıldığı namaz, diğeri de Müzdelife’de, akşamla yatsıyı birleştirerek kıldığı namazdır.” (Tirmizi, Ebu Davud)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şafiilere göre;</span></span><br />
Anılan iki namazı, gerekli sefer şartlarını taşıyan ve sefer mesafesi de en azından 80.640 km. uzunluğunda olan misafir kimselerin cem-i takdîm veya cem-i te’hîr yaparak kılmaları caiz olur. Yağmur nedeniyle de sadece cem-i takdim yaparak kılınabilir. Cem-i takdimin yapılması için altı şart gereklidir:<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Tertib:</span></span> Önce hangi vakitte bulunuluyorsa o vaktin namazını kılarak tertibe riâyet edilmelidir. Sözgelimi öğle vaktindeki bir kişi, bu vaktin namazıyla birlikte ikindiyi de kılmak isterse, önce öğle namazını kılmalıdır. Bunun tersini yaparsa, vaktin namazı olan öğle namazı sahîh olur. Önce kıldığı ikindi namazıysa, ne farz ve ne de nafile yerine geçer. Eğer üzerinde bu neviden (kazaya kalmış) farz bir namaz varsa, ancak onun yerine geçerli olur. Ama bu tertibsizliği, bilgisizlik veya unutkanlık nedeniyle yapmış ise, bu takdirde önce kıldığı ikindi namazı nafile yerine geçerli olur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Niyet:</span></span> Cem yapmaya niyet etmek. Öğle ve İkindi namazlarını cem-i takdim yaparak kılacak olan kişinin kalben, öğleden sonra ikindiyi kılacağına ilişkin niyet etmesi gereklidir. Bu niyetin selâmla birlikte de olsa ilk namazda yapılması şarttır. Niyetin tekbirinden önce veya selâmdan sonra yapılması yeterli olmaz.<br />
3. İki namaz arasında muvâlât: İki namaz arasına, çok hafif de olsa, iki rek’at kılacak kadar bir fasıla konulmamalı ve yine iki namaz arasında nafile de kılınmamalıdır. Aralarına ezan, ikâmet ve taharet gibi fasılaların konulması caizdir. Meselâ öğle namazını teyemmümle kılan bir kişi, ikindiyi de cemederek kılmak isterse, ikindi için bir teyemmüm yaparak araya fasıla koymasının cem için bir zararı olmaz. Zîrâ iki namazı bir teyemmümle cemedip kılmak caiz olmaz.<br />
4. Seferin, ikinci namaza iftitah tekbiri alıp başlayıncaya kadar devam etmesi şarttır. İkinci namaza başladıktan sonra sefer nihayete ererse cem işlemi tamamlanır. Ama ikinci namaza başlamadan önce sefer sona ererse, sebebi ortadan kalkmış olduğu gerekçesiyle cemetmek sahîh olmaz.<br />
5. İkinci namazın gerçekleşmesine kadar, birinci namazın vaktinin çıkmayacağını kesin olarak bilmek şarttır.<br />
6. Birinci namazın sahîh olduğunu zannetmek şarttır. Meselâ birinci namaz Cuma namazı ise ve hiç gerek yokken birden fazla yerlerde kılınmaktaysa; hangisinin daha önce kıldığı veya beraberce kıldıkları hususunda şüpheye düşürülürse, ikindi namazını öne alarak cem-i takdim yapıp onunla birlikte kılmak sahîh olmaz.<br />
Şu da var ki: Cem yaparak namazları bir arada kılmamak daha uygundur. Çünkü bunun caiz olup olmaması hususunda ihtilâf vardır. Ama hac ibâdetini edâ etmekte olan kişi misafir ise, Arafat’tayken sünnet olarak ikindiyi öne alıp cem-i takdim yaparak öğle namazıyla birlikte kılmalıdır. Müzdelife’de de akşamı erteleyerek yatsı namazıyla cem-i tehîr edip kılmalıdır. Bu iki durumda cem yapmanın caiz olduğu hususunda mezhepler görüş birliği etmişlerdir. Şunu da bilmek gerekir ki: İkindi namazının cem edilerek kılınması bazen vâcib, bazen de mendub olur. Bir namazın vakti daralır da abdest alıp namaz kılmaya yeterli olmazsa, bu vaktin namazı, müteâkib namazla birlikte cem edilerek kılınmak üzere tehir edilir. Ki bu da vâcibtir.<br />
Az önce durumu belirtilen hacıların iki namazı cemederek kılmaları mendub olur. Namazın kılınışı cem sayesinde kemâl derecesine ulaşacaksa, cem ederek kılmak da mendub olur. Meselâ cemederken iki namazı cemaatle beraber kılacak olan kişinin; cemetmediği takdirde namazı tek başına kılması gerekiyorsa bu durumda, cemaatle kılacağı için cemederek kılması mendub olur. Seferdeyken namazları cem-i tehîr şeklinde kılmanın sahîh olması için iki şart gereklidir:<br />
a. Cem-i tehîr için birinci namazın vaktinde niyet etmek şarttır. Birinci vakitte niyet edilirken, geriye tam veya kısaltılmış olarak namaz kılabilecek kadar bir vakit kalmış olmalıdır. Eğer birinci vakitte cem-i tehire niyet etmemişse veya etmiş olup da geriye tam veya kısaltılmış olarak namaz kılacak kadar zaman kalmamışsa günahkâr olur. Eğer bu namazın yalnızca bir rek’atini bile vakit içinde kılamazsa kazaya kalmış olur. Vakit içinde bir rek’atini kılabilirse, haram işlemiş olmakla birlikte namazını edâ etmiş sayılır.<br />
b. Sefer hâlinin, cem-i tehîr olarak kılınan namazların sonuna dek devam etmesi şarttır. Eğer seferîlik, namazların sonuna dek devam etmeyip sona ererse, tehîrine niyet ettiği namaz kazaya kalmış olur. Cem-i tehîr olarak kılınan namazlar arasında tertib ve muvâlâta riâyet etmek, şart olmayıp sünnettir.<br />
Mukîm olan kimsenin, yağmur sebebiyle ikindiyi öne alarak Cuma namazıyla birlikte cem-i takdim şeklinde vaktin evvelinde kılması caizdir. Bu yağmur, elbiselerin üstünü veya ayakkabıların altını ıslatacak kadar olsa da cem-i takdîm yapması caizdir. Eriyen kar ve dolu da bu hüküm açısından yağmur gibidir. Mukîm olan kişinin böyle yapması, tabiî ki bazı şartlara bağlıdır:<br />
1. Yağmur ve benzeri (kar ve dolu) şeyler, her iki namazın iftitah tekbirleri esnasında ve birinci namazın selâmı esnasında mevcûd olmalıdır ki, birinci namaz ikinciye bitiştirilebilsin. Yağmurun birinci namazda veya ikinci namazda veyahut da bu ikisinden sonra kesilmesinin cem için bir zararı olmaz.<br />
2. İki namaz arasındaki tertibe riâyet edilmelidir.<br />
3. İki namaz arasında muvâlâta riâyet edilmeli, yani aralarına bir fasıla konulmamalıdır.<br />
4. Seferîlikte yapılan cem gibi, bu cemedişte de cem için niyet edilmelidir.<br />
5. İkinci namazın en azından iftitah tekbirinin cemaatle birlikte alınması gerekir. Cemaatin, namazın sonuna kadar devam etmesi şart değildir. Birinci rek’atin tamamlanmasından önce cemaatten ayrılıp münferid olarak kılınsa bile bunun bir sakıncası olmaz. Kuvvetli olan görüş bu doğrultudadır.<br />
6. Bu iki namazı kıldıran imam, hem imamlığa hem de cemaate niyet etmelidir.<br />
7. Cemediş, örfe göre uzaktaki bir namazgahta olmalıdır. Öyle ki, cemaat buraya gelirken yolda zorluk çekmiş olmalıdır. Görevli imam, bu hükme tâbi değildir. Yağmurdan ötürü eziyet görmese bile cemaate, iki namazı cemederek kıldırabilir. Bu sayılan şartlardan biri gerçekleşmediği takdirde mukîm kişi, namazların ikisini cemederek bir arada kılamaz. Şiddetli karanlık, rüzgâr, korku, çamur ve hastalık meşhur kavle göre mukîmin cemetmesini mübah kılan sebeplerden değildir. Ancak hastalık hâlinde iki namazın cem-i takdim veya cem-i tehîr şeklinde kılınmasının caiz oluşu tercih edilmiştir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malikilere göre;</span></span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazları cemetmenin sebepleri şunlardır:</span></span><br />
1. Seferîlik.<br />
2. Hastalık.<br />
3. Yağmur.<br />
4. Karanlıkla birlikte (yolların) çamurlu olması.<br />
5. Hac ibâdetini edâ etmekte olan kişinin Arafat’ta veya Müzdelife’de bulunması.<br />
Şimdi de bu sebeplerin izahına geçelim:<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Seferîlik:</span></span> Bundan maksat, namazın kısaltılmasını gerekli kılan veya kılmayan mutlak mânâdaki seferdir. Yalnız, bu seferin haram, ya da mekruh amaçlı olmaması şarttır. Mubah amaçlı bir seferde bulunan kişinin ikindi namazını öne alarak öğleyle birlikte cem-i takdim şeklinde kılması iki şartla caiz olur:<br />
a. Mola verilecek yere inmesi esnasında, güneş zevale ermiş olmalıdır.<br />
b. İkindi vaktinin girmesinden önce hareket etmeye, ikinci molayı ise güneşin batmasından sonra yapmaya niyet etmelidir. Eğer ikinci molayı güneşin sararmasından önce yapmaya niyet ederse, hareketten önce öğle namazını kılmalı, ikindi namazını ise ikinci molaya bırakmalıdır ki, bu vâcibtir. -Çünkü ikinci mola, ihtiyarî vakit içinde yapılmış olacaktır. Durum böyle olunca ikindi namazını öne alarak öğleyle birlikte kılmaya sebep kalmamaktadır. Cemedilerek öğleyle birlikte kılınırsa, günahkâr olmakla birlikte yine de sahîh olur. İkinci molada da ihtiyarî vakit içinde ikindiyi iade etmek mendub olur. Güneşin sararmasından sonra ve gurubundan önce ikinci molaya niyet ederse, öğle namazını hareketten önce kılar. İkindiyi ise dilerse öne alarak öğleyle birlikte kılar dilerse ikinci molada kılmak üzere erteler. Çünkü ikinci mola, her halükârda zarurî vakitte vukûbulmuş olacaktır. Cemedip etmemek arasında serbest bırakılması şundan ileri gelmektedir: Bu durumdaki bir kimse ikindiyi öne alıp öğleyle birlikte kılarsa, sefer nedeniyle ilk zarûrî vakitte kılmış olur. İkinci molaya ertelerse meşrû-zarûrî vakitte kılmış olur.<br />
Seferde bulunan kişi seyir halindeyken öğle namazının vakti girerse -ki bu da güneşin zevâliyle olur-, eğer güneşin sararması esnasında veya daha önce mola vermeye niyet etmişse, öğle namazını mola esnasında ikindiyle birlikte cem-i tehîr etmek üzere erteleyebilir. Eğer mola vermeye güneşin batmasından sonra niyet ederse, öğleyi ikindiyle birlikte kılmak üzere tehir etmesi caiz olmaz. Molası güneşin batmasından sonra olacağına göre, ikindi namazını da molaya kadar ertelemesi caiz olmaz. Çünkü böyle yaparsa her iki namazı da vakitleri dışına çıkarmış olacaktır. Bu kişi ancak sûreten iki namazı cemedip kılacaktır. Öğle namazı ihtiyarî vaktinin sonunda, ikindi namazı da ihtiyarî vaktinin başında kılınmış olacaktır. Akşam namazıyla yatsı namazı da bu detaylar açısından tıpkı öğle ve ikindi namazlarıyla aynı hükümlere tabidirler. Şu farkla ki: Akşam namazının ilk vakti olan güneşin batma anı, öğle namazına nisbetle güneşin zevale ermesi gibidir. Gecenin ilk üçte biri de, ikindi namazından sonra güneşin sararması mesâbesindedir. Buna göre, akşam namazının vakti yolcunun mola verdiği sırada girmişse ve yatsının girmesinden önce hareket etmeye, fecrin doğmasından sonra da ikinci molaya niyet etmişse, bu takdirde hareketten önce yatsıyı öne alarak akşam namazıyla birlikte cem-i takdim şeklinde kılar. Eğer ikinci molayı gecenin ilk üçte birinin sona ermesinden önce vermeye niyet ederse, yatsıyı o zamana ertelemelidir. Eğer ikinci molayı gecenin ilk üçte birinden sonra vermeye niyet ederse, hareketten önce akşam namazını kılar. Yatsıyı ise dilerse akşam namazıyla birlikte cem-i takdim şeklinde kılar, dilerse ikinci molada kılmak üzere erteler. Kıyas, bu doğrultudadır. Misafirlikte namazları cemederek kılmak caiz olmakla birlikte evlâ olan hükme ters düşmektedir ve yapılmaması daha iyidir. Ayrıca namazları cem’ederek kılmak, sadece kara yoluyla yapılan seferlerde caiz olur. Deniz yolculuğundaysa caiz değildir. Zîrâ namazları cemetme ruhsatı, sadece karada yapılan yolculuklar için geçerlidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Hastalık:</span></span> Eğer hasta kimsenin her namaz için ayrı ayrı abdest alıp ayakta durması zor oluyorsa, meselâ karın ağrısına tutulmuş bir kimsenin öğle ve ikindiyi, akşam ve yatsıyı sûreten cemederek kılması caiz olur. Sûreten, cemden kasıt: Öğle namazını ihtiyarî vaktinin sonunda, ikindiyi ise ihtiyarî vaktinin başında; akşam namazını ufuktaki şafağın az öncesinde, yatsıyı da bu şafağın kayboluşunun başlangıcında kılmaktır. Bu namazların bu şekilde cemedilişleri, gerçek anlamda bir cemediş değildir. Zîrâ bu namazların her biri, kendi vaktinde kılınmış olmaktadır ve bu da kerâhetsiz olarak caizdir. Böyle yapan kişi, vaktin başlangıcında namaz kılma faziletini elde eder. Ama mazereti olmayanların durumu bunun tersinedir. Mazereti olmayan bir kişi için sûreten cemediş her ne kadar caizse de, vaktin başlangıcında namaz kılma faziletini kaçırmış olur. Sıhhatli kişi, eğer bulunduğu vakitten sonra gelecek olan vaktin girmesi esnasında; meselâ öğledeyken ikindi vaktinin girmesi esnasında istenilen şekilde namaz kılmasını engelleyen bir baskının veya namaz kılmasına mâni bir baygınlığın vukû bulacağından korkarsa, ikinci vaktin namazını öne alıp bulunduğu vaktin namazıyla cemederek kılabilir. Bunu yaptıktan sonra korktuğu şeyle karşılaşmazsa, zarurî vakitte olsa bile, öne alarak kıldığı namazı iade etmesi müstehab olur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3/4. Yağmur ve karanlıkla birlikte çamur:</span></span> Sağanak hâlinde yağmur yağar da, normal insanları başlarını örtmeye zorlarsa ve karanlıkla birlikte yollarda fazla miktarda çamur bulunup da normal bir insanı, ayakkabılarını çıkarmaya zorlarsa, yatsı namazını sıkıntı çekmeksizin cemaatle kılabilmek için, akşam namazıyla birlikte cem-i takdim ederek kılmak caiz olur. Bu durumda akşam namazının vaktinde mescide gidip akşamla yatsıyı birlikte kılmak caizdir. Bu cem’ediş, evlâ olan hükmün tersi anlamında caizdir. Sadece mescidlere özgü olup evlerde yapılması caiz olmayan bu cem-i takdimin uygulanışı şu keyfiyetle olur:<br />
Önce âdet olduğu gibi akşam namazı için yüksek sesle ezan okunur. Ezandan sonra üç rek’at namaz kılacak kadar bir süre beklemek mendub olur. Bundan sonra akşam namazı kılınır. Daha sonra da mendub olarak, minare üzerinde değil de, mescid içinde yatsı ezanı okunur. Minare üzerinde okunmayışının sebepi, halkın, yatsı vaktinin girdiğini zannetmemesi içindir. Bu ezan hafif sesle okunduktan sonra yatsı namazı kılınır. İki namaz arasında nafile kılarak fasıla yapmamalıdır. Cemedilen diğer namazlar arasında da nafile kılmak mekruhtur. Arada nafile kılarak da iki namazı cemetmek mümkündür. Yağmur nedeniyle yatsı namazının akşam namazıyla birlikte kılınması hâlinde yatsı namazından sonra da nafile kılınmaz. Vitir namazı ise, ufuktaki şafağın kaybolması zamanına dek ertelenir. Çünkü vitir, ancak bu vakitten sonra sahîh olur. Mescidde tek başına namaz kılan kişinin, iki namazı birleştirerek kılması caiz olmaz. Ancak bu tek kişi, mescidin görevli imamı olur ve kendine mahsus çekileceği bir odası bulunursa, yalnız başına iki namazı cemetmesi caiz olur. Bunu yapmak için de hem imamlığa hem cem’e niyet eder. Çünkü o, aynı zamanda cemaat mertebesine inmiş sayılmaktadır. Mescidde itikâfa girmiş olan kişinin de, iki namazı cemedip kılan kimseleri bulması hâlinde onlarla birlikte cemedip kılması caiz olur.<br />
Birleştirilerek kılınan namazların ilkine başladıktan sonra yağmur kesilecek olursa cemetmek câîz olur. Ama ilkine başlamadan önce yağmur kesilecek olursa cemetmek caiz olmaz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Arafat’ta bulunmak;</span></span> Hacıların Arafat’ta ikindiyi öne alarak öğleyle birlikte cem-i takdîm şeklinde kılmaları sünnettir. Hacının Arafat halkından veya Minâ, ya da Müzdelife gibi hac ibâdetinin edâ edildiği diğer mıntıkalardan birinin halkından olması veyahut da o bölge dışındaki uzak yerlerden birinin halkından olması, cemediş açısından aynı hükme tâbidir. Arafat’a tâbi yerlerden birinde ikâmet eden bir hacının, ikâmet yeriyle Arafat arasındaki mesafe, namazı kısaltmayı gerekli kılan bir mesafe olmasa bile, namazı kısaltarak kılması sünnet olur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Müzdelife’de bulunmak:</span></span> Hac ibadetini edâ eden kişinin, Arafat’tan ayrıldıktan sonra Müzdelife’ye ulaşıncaya kadar akşam namazını ertelemesi sünnet olur. Müzdelife’de akşam namazını tehir ederek yatsıyla birlikte cem-i te’hîr şeklinde kılar. Arafat’ta imamla birlikte namaza durmuş olan kişiler, bu namazları ancak cemederek kılabilirler. Aksi takdirde her bir namazı kendi vakti içinde edâ etmek gerekir. Müzdelife halkı dışındaki diğer kimselerin o gecenin yatsı namazım kısaltarak kılmaları sünnet olur. Çünkü kurala göre her hacının cemederek kılmaları sünnettir. Yatsıyı ise içinde bulunulan mıntıkanın ahâlisi dışındaki kimseler kısaltarak kılabilirler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanbelilere göre;</span></span><br />
<br />
Öğleyle ikindiyi veya akşamla yatsıyı öne alarak veya sona bırakarak anılan şekilde cemedip birleştirmek mübahtır. Yapılmaması ise daha faziletlidir. Arafat’ta öğleyle ikindiyi cem-i takdîm şeklinde, Müzdelife’de de yatsıyla birlikte akşamı cem-i te’hîr şeklinde bir arada kılmak sünnet olur. Cemedişin mübah olması için, namaz kılmakta olan kişinin sefer mesafesinin, namazı kısaltmayı gerekli kılan bir sefer mesafesi olması gerekir. Veya hasta halde olup cemederek kılamadığı takdirde, meşakkat ve zorlukla karşılaşma ihtimâli, ya da emzikli veya istihâzeli bir kadın olmalıdır. Bunların da her namaz anında temizlenmeleri ve abdest almaları zor olduğundan, zorlukları bertaraf etmek için cem yaparak iki namazı bir arada kılmaları caiz olur. Meselâ kendisinde sürekli sidik akıntısı bulunan özürlü kimseler de istihâzeli kadın gibi iki namazı bir arada cemederek kılabilirler. Her namaz için suyla abdest alamayan veya teyemmüm edemeyen kimseler de, namazların ikisini bir arada kılabilirler. Âmâ kimselerle yer altında çalışmakta olan işçiler gibi, namaz vaktinin (girip çıktığını) bilmekten âciz kalanlar da cem yapabilirler. İki namazı bir arada kılmadığı takdirde canına, malına, ırzına veya geçim vâsıtasına zarar geleceğinden korkan kimseler de cem yapabilirler. Ki bu da, işlerinin başından ayrılmaları imkânsız olan işçiler için bir toleranstır.<br />
Bütün bunlar, öğleyle ikindi veya akşamla yatsı namazlarını cem-i takdîm veya te’hîr şeklinde kılmayı mübah kılan durumlardır. Bunların yanısıra akşamla yatsı namazları kar, dolu, soğuk, çamur, şiddetli ve soğuk rüzgâr, elbiseleri ıslatan ve meşakkate yol açan yağmur gibi sebeplerden ötürü birleştirilerek kılınabilirler. Bu durumdaki kişinin mescide giden yolunun üstünde tavan da olsa, cemi evinde de yapsa, mescidde de yapsa hüküm değişmez. Erdemli olan, cem-i takdîm ve te’hîrden hangisi daha kolaysa onu yapmaktır. Eğer ikisi de aynı olursa daha iyisi olan, cem-i te’hîr yapmaktır. Cem-i takdîm veya te’hîrin faziletli olabilmesi için iki namaz arasındaki tertibe riâyet edilmelidir. Unutkanlık, bu şartı düşürmez. Sadece cem-i takdimin sahîh olması için dört şartın tahakkuku gerekir:<br />
1. Cemetmeye, birinci namazın iftitah tekbiri esnasında niyet etmelidir.<br />
2. İki namaz arasında fasıla bulunmamalıdır. Ancak hafif şekilde abdest alıp kamet getirecek kadar bir fasıla konulursa bunun bir sakıncası olmaz. Ama aralarında, vakit namazına bağlı bir nafile namaz kılınırsa bu takdirde iki namazın cemedilişi sahîh olmaz.<br />
3. Her iki namazın iftitah tekbiri esnasında ve birinci namazın selâmı esnasında, cemi mübah kılan özrün mevcûd olması gerekir.<br />
4. Bu özür, ikinci namazın tamamlanışına kadar devam etmelidir. Sadece cem-i tehîr için gerekli olan iki sıhhat şartı vardır:<br />
1. Cemetmeye birinci namazın vakti içindeyken niyet edilmelidir. Ancak vakit dar olursa bu takdirde ikinci namazı öne alarak birinciyle cemetmek caiz olmaz.<br />
2. Cemi mubah kılan özür, birinci namazın vaktinde yapılan cem niyetinden itibaren ikinci namazın vakti girinceye kadar baki kalmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak: (Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı) </span> </span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir başka kaynakdan  izah:</span></span><br />
<br />
Bir namazın kaçması ihtimalinin fazla olması durumunda namazı cem etmeye (cem-i takdim, cem-i tehir), namazları birleştirmeye niyet edilebilir mi? <br />
<br />
“Namaz müminlere vakitli olarak farz kılındı” ayeti kerimesi gereğince her namazın vaktinde kılınması farz-ı ayındır. Bu sebeple iki vakit namazını bir vakitte kılmak Hanefi mezhebine göre caiz olmaz. Zira, iki vakti bir arada kılmak, ya birini vakti girmeden kılmak veya vakti çıktıktan sonra kılmak yoluyla olur. İkisi de sahih değildir. Vakti girmeden namaz kılınmaz. Namazı vaktinden sonraya da bırakmak caiz değildir. Eda yerine geçmez. <br />
<br />
Bu kaidenin yalnızca hacılara özel olmak üzere iki istisnası vardır. Biri Arafat’da takdim cem’i, diğeri Müzdelife’de tehir cem’i. Çünkü Peygambe Efendimiz buralarda namazlarını iki vakti birleştirerek kılmışlardır.<br />
<br />
Arefe günü Arafat’da ikindi olmadan öğlenin farzından sonra ikindi namazı kılınır. Büyük bir cemaatle imamın arkasında kılınan bu namaz için, tek ezan ve biri öğle, diğeri ikindi için olmak üzere iki kamet okunur. İki namaz arası böyle ayrılmış olur. Arada nafile ve sünnet namazları da kılınmaz. <br />
<br />
Bu namazı büyük cemaatle, imam arkasında kılmak zarureti İmamı Azama göredir. İmameyn, hacının tek başına da cem yapabileceği görüşündedir.<br />
<br />
Müzdelife’de ise, o günün akşam namazı yatsı namazı ile birlikte yatsı vaktinde, tek ezan ve tek kametle kılınır. Burada her iki namazın vakti de girmiş olduğundan ikinci namaza başladığını bildirmek için ikinci kamete ihtiyaç görülmemiştir. <br />
<br />
İmam-ı Şafii ye göre, yolculukta öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazlarını hem takdim ve hem de tehir etmek suretiyle kılınabilir. <br />
<br />
Bu aynı zamanda sünnettir. Sahih-i Buharî’de kaydedildiğine göre, Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), Tebük Savaşında namazlarını cem’-i te’hir sûretinde kılmıştır. Öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı birlikte kıldılar. Şâfiî mezhebi uleması bu hadisi delil olarak getirerek yolculuk anında ve bazı hallerde namazların birleştirilerek önce veya sonra kılınabileceği içtihadında bulunmuşlardır.<br />
<br />
Buna göre, dinen yolcu sayılan bir kimse, erkek veya kadın öğle ile ikindiyi; akşamla yatsı namazlarını birleştirerek kılabilir. Öğle namazını ikindi ile birlikte ikindi vaktinde; akşam namazını yatsı ile birlikte yatsı vaktinde kılarsa ilk namazları geciktirmiş olduğundan “cem’-i te’hir” yapmış olur. Fakat ikindiyi öğle ile birlikte öğle vaktinde, yatsıyı da akşamla birlikte akşam namazı vaktinde kılarsa, ikinci namazları öne alıp kıldığından böylece “cem’i takdim” yapmış olur. Duruma göre her ikisini de yapabilir.<br />
<br />
Vasıta yürüyüş halinde ise, öğle ve akşam namazlarının vakti içinde, öğle namazını ikindiye ve akşam namazını yatsıya te’hir etmek; istirahat halinde ise ikindi namazını öğle vaktinde, yatsı namazını da akşam vaktinde birlikte kılmak daha faziletlidir.<br />
<br />
Gerek cem’-i tehir yaparken, gerekse cem’-i takdim ederken birtakım şartlara riayet etmek gerektir. Meselâ cem’-i takdimle kılacağı zaman namazlardaki sıraya uyması gerekir. İkindi namazını öğle vaktinde, yatsı namazını da akşam vaktinde kılacağı zaman önce öğleyi, sonra ikindiyi; akşam ile yatsı namazlarında ise önce akşamı, sonra yatsıyı kılmalıdır. Aksi halde her iki namaz da fâsit olacağından iade etmesi gerekir.<br />
<br />
İkinci şart da, meselâ, öğle namazını kılarken içinden, “Bundan sonra ikindi namazını cem’i takdim ederek kılacağım” diye niyet etmelidir. Bu niyeti namazın içinde selâm verinceye kadar getirmesi lâzımdır.<br />
<br />
Üçüncü bir şart, cem’-i takdim edilerek kılınacak namazlar arasında iki rekât namaz kılacak kadar bir fasıla verilmemesi lâzımdır. Aralarında bu miktardan fazla bir zaman olursa ikinci namazı kendi vaktinde kılmak gerekir.<br />
<br />
Son şart da, ikinci namazı kılmaya başlayıncaya kadar yolculuğun devam etmesi şarttır. İkinci namaza başlamadan evvel ikamet edeceği beldeye varırsa, artık bu namazı kendi vakti içinde kılması lâzım gelir.<br />
<br />
Bu şartlar cem’-i takdim içindir. Cem’-i te’hir için ise sadece iki şart vardır. Bunlardan birisi; birinci namazı ikinci namazın vaktine te’hir edeceğine dair niyet etmelidir. Meselâ öğle ile ikindiyi birarada kılacaksa öğle namazını ikindi namazının vaktinde kılacağından, öğle namazının vakti çıkmadan bu namazı ikindi vakti girince kılacağına dair niyet etmesi lâzımdır. Vaktinde niyet getirmeden te’hir ederse, bu namaz kazaya kalmış olacağı gibi, ayrıca namazı geciktirdiği için de günahkâr olur.<br />
<br />
İkinci bir şart da, yolculuğun her iki namazı kılıncaya kadar devam etmiş olması lâzımdır. Birinci ve ikinci namazı kılarken ikamet edeceği yere varırsa birinci namazı kazaya kalmış olur ve ayrıca mes’ul duruma da düşer.<br />
<br />
Cem’-i te’hirde sıraya riayet etmek şart değildir. Meselâ, ikindi namazını öğle namazından ve yatsı namazını da akşam namazından önce kılabilir.<br />
<br />
Cem’i takdim ederek öğle ile ikindi namazlarını kılmaya niyetlenen kimse, sünnetleri kılacağı zaman önce öğle namazının ilk sünnetini, sonra da her iki namazın farzlarını kılar. Akabinde de öğle namazının son sünnetini, peşinden de ikindi namazının sünnetini kılar. Cem’-i te’hirde ise öğle namazının son sünneti ile ikindi namazının sünnetini ikindi namazından önce kılar. Akşam ve yatsı namazları için de durum aynıdır.<br />
<br />
Şâfiî mezhebine mensup olan bir Müslümanın yolculuk ânında dört rekâtlı farz namazları ikişer rekât kılması câizdir. Kısaltmayıp dört de kılabilir. Ancak dört rekâtlı namazı iki rekât kılacağına dair namaza dururken niyet etmelidir. Yani kısaltacağını bilerek kılmalıdır. Böyle bir namazı yalnız başına kılabileceği gibi, cemaatle de kılabilir. Her ikisi de caizdir.<br />
<br />
Şartlarına uyduğu takdirde Hanefi mezhebine mensup bir Müslüman da bu mesele de Şâfiîyi taklit ederek seferî iken namazlarını kısaltarak cem’-i takdim veya cem’-i te’hir sûretiyle kılabilir. Bu şekilde kılarken Şâfiî mezhebine göre abdesti bozacak bir hareketi bulunmamalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şafi Mezehebine göre namazları birleştirmenin şartları ve nasıl yapılacağı konusunda detaylı bilgi:</span></span><br />
<br />
Öğle vaktinde öğle namazını ikindi namazıyla; akşam vaktinde de akşam namazını yatsı namazıyla birlikte kılmaya "cem'-i takdîm" denir.<br />
<br />
Öğle namazını ikindi vaktinde ikindi namazıyla, akşam namazını da yatsı vaktinde yatsı namazıyla birlikte kılmaya ise "cem'-i te'hîr" denir.<br />
<br />
Sabah namazına gelince bunun hiçbir durumda başka bir vaktin namazıyla birleştirilerek bir arada kılınması sahih olmaz.<br />
<br />
Belirtilecek sebeplerden birinin tahakkuk etmemesi durumunda beş vakit farz namazdan birini vaktinden önceye alarak ya da vaktinden sonraya bırakarak başka bir vaktin namazıyla birlikte kılmak caiz olmaz. Zira yüce Allah, her namazı kendi vakti içinde kılmamızı açık bir ifadeyle emretmiştir: "Namaz, müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır." 1<br />
<br />
Ancak kolaylık ve müsamaha dini olan islâmiyet, bazı sebeplerin oluşması durumunda sıkıntı ve güçlüğü ortadan kaldırmak maksadıyla bazı farz namazların, vakitleri dışında kılınmasına ruhsat vermiştir. Şunu da belirtelim ki, bu konuda mezhepler arasında meydana gelen ihtilâftan sakınmak için efdal olan, cem' yapmaksızın namazları vakitlerinde kılmaktır. Ayrıca sevgili Peygamberimiz de (s.a.v) sefer halinde namazlarını hep kısaltarak kılardı. Ama cem'i her zaman uygulamazdı.<br />
<br />
Cem' ederek kılmak daha faziletli olsaydı, sefer halinde namazlarını hep cem' ederek kılardı. Ama bununla birlikte bazan cem'-i takdîm, bazan da cem'-i te'hîr şeklinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birlikte kılmıştır. Şu rivayetleri buna delil olarak göstermek mümkündür:<br />
<br />
"Resûlullah (s.a.v) güneş batıya meyletmeden önce yola çıkınca, öğle namazını ikindi vaktine erteler, ikindi olunca mola verir, ikisini cem' ederek birlikte kılardı. Yola çıkmazdan önce güneş batıya meyledip öğle vakti girdiyse hareketten önce her ikisini de öğle ve ikindiyi kılar, sonra yola çıkardı." 2<br />
<br />
ibn Abbas'tan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v) yol halindeyken öğle ile ikindiyi birleştirirdi. Akşam ile yatsıyı da birleştirirdi." 3<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cem'-i takdîm ile cem'-i te'hîrin sebepleri</span><br />
<br />
Gerekli sefer şartlarını taşıyan ve yolculuk mesafesi de en azından 89 km. olan yolcuların öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı cem'-i takdîm veya cem'-i te'hîr şeklinde kılmaları caizdir.<br />
<br />
Hacıların Arafat'ta öğle vaktinde öğle ile ikindi namazlarını cem'-i takdîm; Müzdelife'de yatsı vaktinde akşamla yatsı namazlarını cem'-i te'hîr şeklinde birlikte kılmaları caizdir. 4<br />
<br />
Yağmur nedeniyle öğle ve ikindi, akşam ve yatsı namazları cem' edilmek istendiklerinde sadece cem'-i takdîm şeklinde kılınabilir.<br />
<br />
Hanefi mezhebine göre sefer ve yağmur yağması hallerinde cem' yapmak caiz değildir. Sadece hac ibadetini eda edenlerin Arafat'ta öğle ile ikindi namazlarını cem'-i takdîm; Müzdelife'de ise akşam ile yatsı namazlarını cem'-i te'hir şeklinde kılmaları hacca ait birer ibadet olarak gereklidir. 5<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cem'-i takdîm ile cem'-i te'hîrin şartlan</span></span><br />
<br />
Cem'-i takdimin yapılabilmesi için şu altı şartın gerçekleşmesi gerekir:<br />
<br />
1. Niyet, iki namazı cem' ederek kılmaya niyet etmek. Meselâ akşamla yatsı namazlarını cem'-i takdîm şeklinde birlikte kılmak isteyen kişinin kalben, akşamdan sonra yatsıyı kılacağına niyet etmesi gerekir. Bu niyetin, selâmla birlikte de olsa ilk namazda yapılması şarttır.<br />
<br />
2. Tertip. Önce içinde bulunulan vaktin namazının, sonra da öne alınan namazın kılınması gerekir. Çünkü içinde bulunulan vakit, ilk namazın vaktidir, ikinci namaz ona bağlı olarak kılındığı için, kılma önceliğinin birinciye verilmesi şart olmaktadır.<br />
<br />
Önce birinci, peşinden ikinci namaz kılındıktan sonra bir şart veya rüknün yerine getirilmediği için birinci namazın fâsid olduğu anlaşılırsa, şart ve rükünleri tam olarak yerine getirilmiş olsa bile ikinci namaz da fâsid olur. Çünkü bu durumda vaktin namazının sahih olarak kılınmış olması şartı tahakkuk etmemiştir. Ama her halükârda ikinci namaz nafile olarak gerçekleşmiş olur.<br />
<br />
3. Müvâlât. iki namazın arasına uzun bir fasıla konmaksızın peş peşe kılınmaları şarttır. Çünkü cem' edilerek kılınmaları, onları tek namaz haline getirir. Tek namazın rek'atları arasına fasıla konmaksızın peş peşe kılınmaları nasıl farz ise, aynı şekilde bu iki namazın da, aralarına fasıla konmaksızın peş peşe kılınmaları farzdır. Bayılma ve sehiv gibi bir mazeret dolayısıyla da olsa aralarına fasıla konması durumunda cem' geçersiz olur ve ikinci namazın artık aslî vaktine ertelenmesi gerekir. Ama aralarına ezan okuma, kamet getirme veya abdest alma gibi kısa bir fasıla konması cem'e zarar vermez. 6<br />
<br />
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) Nemire'de cem' yaparken iki namaz arasında kamet getirmiştir.<br />
<br />
4. Sefer halinin devamı. Sefer hali, ikinci namazın iftitah tekbiri alınıncaya kadar devam etmelidir. Öyle ki, ikinci namazın iftitah tekbiri alındıktan sonra seferîlik sona erse bile cem'e devam edilir. Ama ikinci namaza başlamazdan önce seferîlik sona ererse, iki namazı cem' ederek kılmak sahih olmaz. Çünkü cem' etmeyi mubah kılan sebep ortadan kalkmıştır.<br />
<br />
5. Birinci namazın vaktinin devam etmesi. Birinci namazın vaktinin, ikinci namaza sahih olarak girilmesine kadar çıkmayacağı kesin olarak bilinmelidir.<br />
<br />
6. Birinci namazın sahih olarak kılınmış olduğunun zannedilmesi. Bu, birleştirmenin sahihliği bakımından şarttır. Meselâ birinci namaz cuma namazı ise ve ihtiyaç yokken cuma namazı birden fazla camide kılınmaktaysa, hangisinin daha önce kılındığı veya beraberce kılındıkları hususunda şüpheye düşülürse, ikindi namazını öne alarak cem'-i takdîm yapıp cuma namazıyla birlikte kılmak sahih olmaz.<br />
<br />
Seferîlikte namazları cem'-i te'hîr şeklinde birlikte kılmanın sahih olması için iki şart gereklidir:<br />
<br />
a) Cem'-i te'hîr için birinci namazın vaktinde niyet etmek. Birinci namazın vaktinde niyet edilirken, geriye tam veya kısaltılmış olarak namaz kılabilecek kadar bir zaman kalmış olmalıdır. Cem'-i te'hîr edecek kişi eğer birinci namazın vaktinde niyet etmemişse veya etmiş olup da geriye tam yahut kısaltılmış olarak namaz kılmaya yetecek kadar bir zaman kalmamışsa günahkâr olur. Bu namazın sadece bir rekatını bile vakit içinde kılamazsa, namazı kazaya kalmış olur. Vakit içinde bir rek'atmı kılabilirse, haram işlemiş olmakla birlikte namazını eda etmiş sayılır.<br />
<br />
b) Sefer halinin, cem'-i te'hîr olarak kılınan namazların sonuna kadar devam etmesi. Seferîlik, bu namazların sonuna kadar devam etmeyip sona ererse, tehirine niyet edilen namaz kazaya kalmış olur. Cem'-i te'hîr şeklinde kılınan namazlar arasında tertip ve müvâlâta riayet etmek şart değil, sünnettir.<br />
<br />
Mukim kimsenin yağmur sebebiyle ikindiyi öne alarak cuma namazıyla birlikte cem'-i takdîm şeklinde vaktin evvelinde kılması caizdir. Bu yağmur, elbiselerin üstünü veya ayakkabıların altını ıslatacak kadar da olsa cem'-i takdîm yapmak caiz olur. Eriyen kar ve dolu da bu bakımdan yağmur hükmündedir. Mukim kişinin böyle yapabilmesi için elbetteki bazı şartların gerçekleşmesi gerekir. Bu şartları şöyle sıralayabiliriz:<br />
<br />
1. Yağmur, eriyen kar ve dolu, her iki namazın iftitah tekbirleri esnasında ve birinci namazın selâmı esnasında mevcut olmalıdır ki, birinci namaz ikinciyle birleştirilebilsin. Yağmurun birinci veya ikinci namazda ya da bu ikisinden sonra kesilmesinin cem'-i takdîme bir zararı olmaz.<br />
<br />
2. iki namaz arasında tertibe riayet edilmelidir.<br />
<br />
3. iki namaz arasında müvâlâta riayet edilmeli, yani aralarına bir fasıla konulmamadan peş peşe yapılmalıdır.<br />
<br />
4. Seferîlikte yapılan cem'de olduğu gibi bu cem' edişte de cem' için niyet edilmelidir.<br />
<br />
5. ikinci namazın en azından iftitah tekbirinin cemaatle alınması gerekir. Cemaatin, namazın sonuna kadar devam etmesi şart değildir. Birinci rekatın tamamlanmasından önce cemaatten ayrılıp münferit olarak namaz kılınsa bile, kuvvetli görüşe göre bunun bir sakıncası olmaz.<br />
<br />
6. Bu iki namazı kıldıran imam, hem imamlığa hem de cemaate niyet etmelidir.<br />
<br />
7. Cem' ediş, örfe göre uzaktaki bir namazgahta olmalıdır. Öyle ki, cemaat buraya gelirken yolda zorluk çekmiş olmalıdır. Görevli imam bu hükme tâbi değildir. Yağmurdan ötürü eziyet görmese bile cemaate, iki namazı cem' ederek kıldırabilir.<br />
<br />
Bu sayılan şartlardan biri gerçekleşmediği takdirde mukim kişi, iki namazı cem' ederek bir arada kılamaz.<br />
<br />
Şiddetli karanlık, rüzgâr, korku, çamur ve hastalık meşhur görüşe göre mukim kişinin iki namazı cem' etmesini mubah kılan sebeplerden değildir. Ancak hastalık halinde iki namazın cem'-i takdîm veya cem'-i te'hîr şeklinde kılınmasının caiz olduğuna dair görüş tercih edilmiştir. (bk. Mehmet Keskin, Büyük Şafi İlmihali)<br />
<br />
1 Nisa 4/103.<br />
2 Buhârî, Taksîrü's-Salât, 15, 16; Müslim, Müsâfirîn, 46; Ebû Davud, Salât, 274; Nesâî, Mevâkit, 42.<br />
3 Buhârî, Taksîrü's-Salât, 13.<br />
4 Nevevî, el-Mecmû', 4/249.<br />
5 ibn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 2/504, 509.<br />
6 Nevevî, el-Mecmû', 4/253; Zühaylî, el-Fıkhü'l-islâmî, 2/1378.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir başka kaynakdan  izah:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEM'İ TAKDÎM VE CEM'İ TE'HÎR</span></span><br />
<br />
Namazın geciktirilmesi veya öne alınması ile ilgili bir fıkıh terimi.<br />
<br />
Cem'; sözlükte birleştirmek, toplamak, biraraya getirmek demektir. Takdîm; öne almak, öne geçirmek, tehîr ise; geri bırakmak, geciktirmek anlamına gelir. Bir fıkıh terimi olarak cem'-i takdîm, hacc yapanların vakfe için Arafat'a çıktıklarında güneşin zevalinden sonra, yani öğle namazının vakti içinde, önce öğle namazını; hemen arkasından da ikindi namazını birleştirerek kılmalarıdır. Cem'i tehîr ise, yine hacıların güneş battıktan sonra Arafat'tan Müzdelife'ye geldiklerinde; önce, vakti geciken akşam namazını kılmaları, hemen arkasından da yatsı namazını edâ etmeleridir. Burada öğle ile ikindi ve akşamla yatsı namazları, aynı vakitte birleştirilerek kılındıkları için buna "camii's-salâteyn" yani "iki namazı birleştirme" terimi de kullanılmıştır. Ebû Hanîfe ile bazı Şâfiîlere göre, bu iki namazı birlikte kılmanın sebebi hacc; Şâfiîlerin çoğunluğuna göre ise yolculuktur. (Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, VI, 438-439).<br />
<br />
Her namazı kendi vaktinde kılmak farzdır. Zira vakit, namazın şartlarındandır. Ayetlerde şöyle buyurulur:<br />
<br />
"Namaz müminlere vakitli olarak farz kılındı" (en-Nisa, 4/103) "Namazlara ve orta namaza (ikindiye) devam ediniz..." (el-Bakara, 2/238)<br />
<br />
"Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl... " (Hûd,11/1 14) Yine, Hz. Peygamber'e, güneşin eğilmesinden gecenin karanlığına kadar ve bir de, tan yeri ağarırken namaz kılması emredilir. (el-İsrâ,17/78-79) Hz. Peygamber (s.a.s.) namaz vakitlerini genel olarak bildiren bu ayetlerin uygulamasını ve beş vakit namazın vakitlerini bizzat açıklamış, ümmete göstermiş ve böyle kılmıştır. (Müslim, Mesâcid, 31, 174; Ebû Dâvud, Tahare, 60; Nesâî, Ezân, 12; Tirmizî, Mevâkît, 4.)<br />
<br />
Her namazın kendi vakti içinde kılınması prensibinin istisnası, hacc yapanların Arafat'ta öğle ile ikindi namazını, öğle vaktinde; Müzdelife'de de akşamla yatsı namazını yatsı vaktinde birleştirerek kılmalarıdır. Bu konuda fakîhler arasında görüş birliği vardır. Çünkü Veda Haccı sırasında Hz. Peygamber'in uygulaması ve sözleri, namazın vakitleriyle ilgili ayet ve hadisleri tahsis edecek kuvvettedir. Abdullah b. Mesud (r.a.)'den, şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Rasûlullah (s.a.s.)'ın bir namazı kendi vaktinden başka bir vakitte kıldığını görmedim. Ancak iki namaz müstesna: Arafat'ta öğle ile ikindiyi, Müzdelife'de ise akşamla yatsıyı birlikte kılmıştır." (Buhârî, Hacc, 99; Müslim, Hacc, 288; Tecrid-i Sarîh Tercümesi, II, 487, 488, VIII, 374; A. Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercemesi, İstanbul 1977, IV, 136) Yine Abdullah b. Mesud, Hz. Peygamber'in vefatından sonra yaptığı bir hacc sırasında, Müzdelife'de akşamla yatsı namazlarını birleştirerek kılmış, sabah namazını da erkence kıldırdıktan sonra, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Akşamla yatsıdan ibaret olan Şu iki namazın, Şu Müzdelife mevkiinde mutat olan vakitleri değiştirilmiştir. Sakın insanlar yatsı vakti girmeden Müzdelife ye gelip de bu iki namazı erkenden birleştirmesin. " (Buhârî, Hacc, 97; Ahmed b. Hanbel, V, 202; Asım Köksal, İslâm Tarihi, İstanbul (t.y.), XVII, 273, 274).<br />
<br />
Hz. Peygamber'in Arafat ve Müzdelife dışında bazı yolculuk ve meşakkatli zamanlarda da öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı birleştirerek kıldığı olmuştur. Sâlim b. Abdillah, babasından şöyle nakletmiştir: "Rasûlullah (s.a.s.) sefere acele ettiği zaman akşam namazını geciktirerek, yatsı ile birlikte kılmıştır." (Müslim, Salâtü'l Müsâfirîn, 45) Yine Muaz b. Cebel'den rivayete göre,o şöyle demiştir: "Hz. Peygamber ile beraber Tebük savaşına çıktık. Hz. Peygamber, öğle ile ikindiyi birlikte, akşam ile yatsıyı da birlikte kılardı." (Müslim, II, 10; Ebu Davud, I, 285; İbn Mâce, I, 340) Bu ve benzeri hadîsler Hanefî mezhebince, Rasûlullah'ın bunlarda birinci namazı vaktinin sonunda kılmış olduğu, ikinci namazı da vaktinin evveline aldığı; ancak her iki namazı bir vakitte kıldığı şeklinde anlaşılmıştır. İbn Abbas'ın naklettiği hadîs de bu manayı destekler: "Rasûlullah (s.a.s.) Medine'de korku veya yağmur yokken, öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı da birlikte kıldı." İbn Abbas'a Rasûlullah'ın bununla ne yapmak istediği sorulmuş, o şu cevabi vermiştir: "Ümmetine meşakkat vermemeyi kastetti..." (Sahîh-i Müslim Trc., IV,136,137) İslâm âlimlerinden hiçbirisi, hazarda, iki namazı birleştirmenin caiz olduğunu söylememiştir. Bu yüzden yukarıdaki İbn Abbas hadîsi birinci namazın vaktinin sonunda, ikinci namazın da ilk vaktinde kılınması anlamına gelir. Buradan anlaşılan şudur: Arafat ve Müzdelife dışında iki namazın birleştirilmesi sadece şeklen olmuştur. Aslında iki namaz ayrı ayrı kendi vakitleri içinde kılınmış; ancak birinci namaz vaktinin sonuna geciktirilmiş, ikinci namaz ise ilk vaktinde edâ edilmiştir. Bu konudaki hadisler, Hanefilerce namazın şartlarından olan vakti tahsis edecek güçte kabul edilmemiştir. Yolculukta namazın vaktinden önce cem'i takdîm (öne alınarak birleştirme) şeklinde kılınacağına delâlet eden, Hz. Muaz'dan naklen Ebû't-Tufeyl'in rivayet ettiği hadisten başka açık hadis yoktur. Bu hadîste şöyle denilmektedir: "Hz. Peygamber, Tebük savaşında, güneş battıktan sonra yola çıkarsa, yatsıyı öne alır ve onu akşamla birlikte kılardı." (Ebû Dâvud, II, 18)<br />
<br />
Tirmizî bu hadîsin "garîb" olduğunu söylemiş, Hâkim ise, "Bu hadîs uydurmadır" demiştir. Ebû Dâvud namazın vaktinden önce kılınacağını bildiren sabit bir hadîs olmadığını belirtir. (Şevkânî, Evtâr, III, 262; Sahîhi Müslîm Tercemesi, IV,136 vd.; İbn Âbidin, Reddü'l Muhtar, (çev. A. Davudoğlu) İstanbul 1982, II, 62-63)<br />
<br />
İmam Mâlik de, Arafat ve Müzdelife dışında iki namazı birleştirmeyi şekil bakımından mümkün görür. O şöyle der: "Yolculuk zorlamadıkça, kişinin seferde iki namazı birleştirerek kılmaması caiz değildir. Öğle ile ikindi arasında kişiyi yolculuk zorlarsa, öğleyi vaktin sonuna kadar geciktirerek öyle kılar, sonra ikindiyi vaktin ilk cüzünde kılar. Akşam namazını da vaktin sonuna şafak batmadan öncesine kadar geciktirerek bu vakitte kılar. Sonra yatsıyı ilk vaktinde kılar." (Mâlik, el-Müdevvenetü'l Kübrâ, I, 116-117)<br />
<br />
Abdullah b. Abbas'tan, Rasûlullah (s.a.s.)'in Medine'de öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı yedi ve sekiz rekat olarak bir arada kıldığı rivayet edilmiştir. Ebû Eyyûb, "Sanırım bu yağmurlu bir gecede olmuştur" demiş, İbn Abbas da "Olabilir" karşılığını vermiştir. Amr da der ki: "Ben, ey Ebu'ş Şa'sa sanırım Hazret-i Peygamber öğleyi ertelemiş ikindiyi vaktin başında kılmış, akşamı ertelemiş yatsıyı vaktin başında kılmıştır dedim. O da ben de öyle sanıyorum dedi." Müslim şöyle der: "Rasûlullah, korku ve yolculuk olmaksızın öğle ve ikindi ile akşam ve yatsıyı bir arada kıldı." Müslim'in bir diğer rivayetinde: "Korku ve yağmur olmaksızın..." denilmiştir. (Buhari, Mevâkît,12; Müslim, Müsâfîrîn, 54; Ebû Dâvud, Sefer, 5; Nesâî, Mevâkit, 47; Malik Muvatta; Sefer, 5).<br />
<br />
Sonuç olarak hacc farizası dışında normal yolculuk, hastalık ve benzeri darlık zamanlarında öğle ve akşam namazlarını son vakitlerinde, hemen arkasından da ikindi ve yatsı namazlarını ilk vakitlerinde kılmak mümkündür. Böylece iki namaz birlikte fakat kendi vakitlerinde kılınmış olur. Bu uygulama, İslâm'ın müslümanlara getirdiği bir kolaylıktır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cem-i takdim - Cem-i tehir  Nedir? Neden Yapılır? Nezaman Yapılır? Namazları Birleştirmenin Hükmü Nedir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Karoglan Hoca Başağaçlı Raşit Tunca nın Konuya izahı:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i Takdim veya Cem i Evvel Ne Demekdir:</span></span><br />
Bir namazı,vakti girmeden önce, önceki namazla birlikte kılmaya Cem-i Takdim  yani, öne alma, peşinen ödeme, veya evvele öne alma denilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i Tehir veya Cem i Ahir Ne Demekdir:</span></span><br />
<br />
Bir namazı,  vakti çıkıncaya kadar geciktirip, sonraki namazla birlikte kılmaya Cem-i Tehir veya Cem i Ahir sonraya alma, Sonradan ödeme, ileri alma denilir.<br />
<br />
Bir evin ana giriş kapisi olmasi demek mutfağa veya banyoya veya oturma odasinada o kapidan girilcegini göstermez, içeri girdikden sonra başka kapilarida olabilir o yüzden Muhammed Mustafanin bunu veda haccinda arafatda yapmasi demek bu sünnettir illa araftda yapilir başka zaman yapilmaz manasini taşimaz. bazi sünnetler maksadına binaen yapilir, bazilari manasına binaen, bazilari maneviyatına binaen yapilir. ve bu sünnette maksad önemlidir,  ve maksad insanin vakti ne zaman en müsait ise, yani vakit girmeden müsait ise önceye alması, yoksa sonra  müsait olcaksa, sonraya almasina cevaz vermek içindir. ve burada araftda Muhammedin ikişer ikişer, iki namazi birleştirmeside, sadece bir örnek teşkil etmek içindir,  bu olurda olur, üç vakit namazda olabilir ve en müsait olduğun zaman üç vakti sana uygun olan yöntemle kılmandır efdal olan, bu öncede olabilir veya sonrda olabilir yani.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 21 Temmuz 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir başka kaynakdan  izah:</span></span><br />
<br />
 "Muhakkak ki namaz, mü’minler üzerine vakitleri belirli (bir farz) olarak yazılıdır." (Nisa,103)<br />
<br />
Namazı cem' etmek; "cem-i takdim" ve "cem-i te'hir" olmak üzere iki kısımdır<br />
Namaz kılan kişinin öğle vaktinde, ikindi namazını öğle namazı ile birlikte kılmasına “cem-i takdîm” denir. Bu durumda vakti girmeden önce ikindi namazı, öğle namazıyla birlikte kılınmış olmaktadır.<br />
Namaz kılan kişinin öğle namazını, vakti çıkıncaya kadar geciktirip ikindi vaktinde ikindi namazıyla birlikte kılmasına ise “cem-i te’hîr” denir. Yatsı namazıyla akşam namazı da, tıpkı öğle ve ikindi namazları gibi her iki şekilde de kılınabilirler. Sabah namazına gelince, bunun hiç bir halde başka bir vakit namazıyla bir arada kılınması sahîh olmaz.<br />
Belirteceğimiz sebeplerden birinin mevcûd olmaması halinde mükellef bir kişinin, farz namazlardan birini vaktinden sonraya bırakması veya vaktinden önceye alması caiz olmaz. Zîrâ noksanlıklardan münezzeh Yüce Allah, her namazı tâyin edilen kendi vaktinde kılmamızı emretmek üzere şöyle buyurmuştur:<br />
"Muhakkak ki namaz, mü’minler üzerine vakitleri belirli (bir farz) olarak yazılıdır." (Nisa,103)<br />
İslâm Dîni kolaylık ve müsamaha dîni olduğundan dolayı, meşakkatlerin bulunması hâlinde, sıkıntıları gidermek amacıyla namazların, vakitleri dışında kılınmasını mübah saymıştır. (İslam İlmihali – Halil Gönenç)<br />
<br />
Vakit namazlarının ikisini bir arada kılmak, (bazı hallerde) caizdir. Bir arada kılmanın sebep ve şartlarına gelince; bunlar, mezheblere göre detaylı olarak aşağıda ayrı ayrı anlatılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanefîlere göre;</span></span><br />
 Ne sefer ne de ikâmet hâlinde herhangi bir özürden dolayı iki vakit namazını bir arada kılmak, iki durum dışında caiz olmaz demişlerdir.<br />
Bunlardan birincisi: Öğle ve ikindi namazını, öğle vaktinde cem-i takdim olarak bir arada kılmaktır. Bu da dört şartla caiz olur:<br />
1. Bu cem arefe gününde yapılmalıdır.<br />
2. Hac için ihramda bulunulmalıdır.<br />
3. Bu namazlar, müslümanların imamının veya vekilinin ardında kılınmalıdır.<br />
4. Öğle namazı sahîh kalmalıdır. Eğer fâsid olduğu anlaşılırsa, iade edilmesi vâcib olur. Bu durumda ikindiyi öğleyle bir arada cem' etmek caiz olmaz. Aksine ikindi vakti girdiğinde, ikindi namazını kılmak vâcib olur.<br />
Cem yapmanın caiz olduğu durumlardan ikincisi: Akşam namazını erteleyerek yatsıyla birlikte cem-i’ te’hîr şeklinde kılmaktır. Bunun caiz olması için de iki şart vardır:<br />
1. Bu cemediş, Müzdelife’de olmalıdır.<br />
2. Hac için ihramda bulunulmalıdır.<br />
Cem’edilen iki namazın her ne kadar kendilerine özgü kametleri olacaksa da, ikisi için sadece bir tek ezan okunur. Abdullah İbn Mes’ûd (ra), namazların cemine ilişkin şöyle bir rivayette bulunmuştur:<br />
“Kendisinden başka ilâh bulunmayan (Allah)’a andolsun ki, Resûlullah (asm), iki namaz dışında bütün namazlarını mutlaka vakti içinde kıldı. Bunlardan biri Arafat’ta öğleyle ikindiyi birleştirerek kıldığı namaz, diğeri de Müzdelife’de, akşamla yatsıyı birleştirerek kıldığı namazdır.” (Tirmizi, Ebu Davud)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şafiilere göre;</span></span><br />
Anılan iki namazı, gerekli sefer şartlarını taşıyan ve sefer mesafesi de en azından 80.640 km. uzunluğunda olan misafir kimselerin cem-i takdîm veya cem-i te’hîr yaparak kılmaları caiz olur. Yağmur nedeniyle de sadece cem-i takdim yaparak kılınabilir. Cem-i takdimin yapılması için altı şart gereklidir:<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Tertib:</span></span> Önce hangi vakitte bulunuluyorsa o vaktin namazını kılarak tertibe riâyet edilmelidir. Sözgelimi öğle vaktindeki bir kişi, bu vaktin namazıyla birlikte ikindiyi de kılmak isterse, önce öğle namazını kılmalıdır. Bunun tersini yaparsa, vaktin namazı olan öğle namazı sahîh olur. Önce kıldığı ikindi namazıysa, ne farz ve ne de nafile yerine geçer. Eğer üzerinde bu neviden (kazaya kalmış) farz bir namaz varsa, ancak onun yerine geçerli olur. Ama bu tertibsizliği, bilgisizlik veya unutkanlık nedeniyle yapmış ise, bu takdirde önce kıldığı ikindi namazı nafile yerine geçerli olur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Niyet:</span></span> Cem yapmaya niyet etmek. Öğle ve İkindi namazlarını cem-i takdim yaparak kılacak olan kişinin kalben, öğleden sonra ikindiyi kılacağına ilişkin niyet etmesi gereklidir. Bu niyetin selâmla birlikte de olsa ilk namazda yapılması şarttır. Niyetin tekbirinden önce veya selâmdan sonra yapılması yeterli olmaz.<br />
3. İki namaz arasında muvâlât: İki namaz arasına, çok hafif de olsa, iki rek’at kılacak kadar bir fasıla konulmamalı ve yine iki namaz arasında nafile de kılınmamalıdır. Aralarına ezan, ikâmet ve taharet gibi fasılaların konulması caizdir. Meselâ öğle namazını teyemmümle kılan bir kişi, ikindiyi de cemederek kılmak isterse, ikindi için bir teyemmüm yaparak araya fasıla koymasının cem için bir zararı olmaz. Zîrâ iki namazı bir teyemmümle cemedip kılmak caiz olmaz.<br />
4. Seferin, ikinci namaza iftitah tekbiri alıp başlayıncaya kadar devam etmesi şarttır. İkinci namaza başladıktan sonra sefer nihayete ererse cem işlemi tamamlanır. Ama ikinci namaza başlamadan önce sefer sona ererse, sebebi ortadan kalkmış olduğu gerekçesiyle cemetmek sahîh olmaz.<br />
5. İkinci namazın gerçekleşmesine kadar, birinci namazın vaktinin çıkmayacağını kesin olarak bilmek şarttır.<br />
6. Birinci namazın sahîh olduğunu zannetmek şarttır. Meselâ birinci namaz Cuma namazı ise ve hiç gerek yokken birden fazla yerlerde kılınmaktaysa; hangisinin daha önce kıldığı veya beraberce kıldıkları hususunda şüpheye düşürülürse, ikindi namazını öne alarak cem-i takdim yapıp onunla birlikte kılmak sahîh olmaz.<br />
Şu da var ki: Cem yaparak namazları bir arada kılmamak daha uygundur. Çünkü bunun caiz olup olmaması hususunda ihtilâf vardır. Ama hac ibâdetini edâ etmekte olan kişi misafir ise, Arafat’tayken sünnet olarak ikindiyi öne alıp cem-i takdim yaparak öğle namazıyla birlikte kılmalıdır. Müzdelife’de de akşamı erteleyerek yatsı namazıyla cem-i tehîr edip kılmalıdır. Bu iki durumda cem yapmanın caiz olduğu hususunda mezhepler görüş birliği etmişlerdir. Şunu da bilmek gerekir ki: İkindi namazının cem edilerek kılınması bazen vâcib, bazen de mendub olur. Bir namazın vakti daralır da abdest alıp namaz kılmaya yeterli olmazsa, bu vaktin namazı, müteâkib namazla birlikte cem edilerek kılınmak üzere tehir edilir. Ki bu da vâcibtir.<br />
Az önce durumu belirtilen hacıların iki namazı cemederek kılmaları mendub olur. Namazın kılınışı cem sayesinde kemâl derecesine ulaşacaksa, cem ederek kılmak da mendub olur. Meselâ cemederken iki namazı cemaatle beraber kılacak olan kişinin; cemetmediği takdirde namazı tek başına kılması gerekiyorsa bu durumda, cemaatle kılacağı için cemederek kılması mendub olur. Seferdeyken namazları cem-i tehîr şeklinde kılmanın sahîh olması için iki şart gereklidir:<br />
a. Cem-i tehîr için birinci namazın vaktinde niyet etmek şarttır. Birinci vakitte niyet edilirken, geriye tam veya kısaltılmış olarak namaz kılabilecek kadar bir vakit kalmış olmalıdır. Eğer birinci vakitte cem-i tehire niyet etmemişse veya etmiş olup da geriye tam veya kısaltılmış olarak namaz kılacak kadar zaman kalmamışsa günahkâr olur. Eğer bu namazın yalnızca bir rek’atini bile vakit içinde kılamazsa kazaya kalmış olur. Vakit içinde bir rek’atini kılabilirse, haram işlemiş olmakla birlikte namazını edâ etmiş sayılır.<br />
b. Sefer hâlinin, cem-i tehîr olarak kılınan namazların sonuna dek devam etmesi şarttır. Eğer seferîlik, namazların sonuna dek devam etmeyip sona ererse, tehîrine niyet ettiği namaz kazaya kalmış olur. Cem-i tehîr olarak kılınan namazlar arasında tertib ve muvâlâta riâyet etmek, şart olmayıp sünnettir.<br />
Mukîm olan kimsenin, yağmur sebebiyle ikindiyi öne alarak Cuma namazıyla birlikte cem-i takdim şeklinde vaktin evvelinde kılması caizdir. Bu yağmur, elbiselerin üstünü veya ayakkabıların altını ıslatacak kadar olsa da cem-i takdîm yapması caizdir. Eriyen kar ve dolu da bu hüküm açısından yağmur gibidir. Mukîm olan kişinin böyle yapması, tabiî ki bazı şartlara bağlıdır:<br />
1. Yağmur ve benzeri (kar ve dolu) şeyler, her iki namazın iftitah tekbirleri esnasında ve birinci namazın selâmı esnasında mevcûd olmalıdır ki, birinci namaz ikinciye bitiştirilebilsin. Yağmurun birinci namazda veya ikinci namazda veyahut da bu ikisinden sonra kesilmesinin cem için bir zararı olmaz.<br />
2. İki namaz arasındaki tertibe riâyet edilmelidir.<br />
3. İki namaz arasında muvâlâta riâyet edilmeli, yani aralarına bir fasıla konulmamalıdır.<br />
4. Seferîlikte yapılan cem gibi, bu cemedişte de cem için niyet edilmelidir.<br />
5. İkinci namazın en azından iftitah tekbirinin cemaatle birlikte alınması gerekir. Cemaatin, namazın sonuna kadar devam etmesi şart değildir. Birinci rek’atin tamamlanmasından önce cemaatten ayrılıp münferid olarak kılınsa bile bunun bir sakıncası olmaz. Kuvvetli olan görüş bu doğrultudadır.<br />
6. Bu iki namazı kıldıran imam, hem imamlığa hem de cemaate niyet etmelidir.<br />
7. Cemediş, örfe göre uzaktaki bir namazgahta olmalıdır. Öyle ki, cemaat buraya gelirken yolda zorluk çekmiş olmalıdır. Görevli imam, bu hükme tâbi değildir. Yağmurdan ötürü eziyet görmese bile cemaate, iki namazı cemederek kıldırabilir. Bu sayılan şartlardan biri gerçekleşmediği takdirde mukîm kişi, namazların ikisini cemederek bir arada kılamaz. Şiddetli karanlık, rüzgâr, korku, çamur ve hastalık meşhur kavle göre mukîmin cemetmesini mübah kılan sebeplerden değildir. Ancak hastalık hâlinde iki namazın cem-i takdim veya cem-i tehîr şeklinde kılınmasının caiz oluşu tercih edilmiştir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malikilere göre;</span></span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazları cemetmenin sebepleri şunlardır:</span></span><br />
1. Seferîlik.<br />
2. Hastalık.<br />
3. Yağmur.<br />
4. Karanlıkla birlikte (yolların) çamurlu olması.<br />
5. Hac ibâdetini edâ etmekte olan kişinin Arafat’ta veya Müzdelife’de bulunması.<br />
Şimdi de bu sebeplerin izahına geçelim:<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Seferîlik:</span></span> Bundan maksat, namazın kısaltılmasını gerekli kılan veya kılmayan mutlak mânâdaki seferdir. Yalnız, bu seferin haram, ya da mekruh amaçlı olmaması şarttır. Mubah amaçlı bir seferde bulunan kişinin ikindi namazını öne alarak öğleyle birlikte cem-i takdim şeklinde kılması iki şartla caiz olur:<br />
a. Mola verilecek yere inmesi esnasında, güneş zevale ermiş olmalıdır.<br />
b. İkindi vaktinin girmesinden önce hareket etmeye, ikinci molayı ise güneşin batmasından sonra yapmaya niyet etmelidir. Eğer ikinci molayı güneşin sararmasından önce yapmaya niyet ederse, hareketten önce öğle namazını kılmalı, ikindi namazını ise ikinci molaya bırakmalıdır ki, bu vâcibtir. -Çünkü ikinci mola, ihtiyarî vakit içinde yapılmış olacaktır. Durum böyle olunca ikindi namazını öne alarak öğleyle birlikte kılmaya sebep kalmamaktadır. Cemedilerek öğleyle birlikte kılınırsa, günahkâr olmakla birlikte yine de sahîh olur. İkinci molada da ihtiyarî vakit içinde ikindiyi iade etmek mendub olur. Güneşin sararmasından sonra ve gurubundan önce ikinci molaya niyet ederse, öğle namazını hareketten önce kılar. İkindiyi ise dilerse öne alarak öğleyle birlikte kılar dilerse ikinci molada kılmak üzere erteler. Çünkü ikinci mola, her halükârda zarurî vakitte vukûbulmuş olacaktır. Cemedip etmemek arasında serbest bırakılması şundan ileri gelmektedir: Bu durumdaki bir kimse ikindiyi öne alıp öğleyle birlikte kılarsa, sefer nedeniyle ilk zarûrî vakitte kılmış olur. İkinci molaya ertelerse meşrû-zarûrî vakitte kılmış olur.<br />
Seferde bulunan kişi seyir halindeyken öğle namazının vakti girerse -ki bu da güneşin zevâliyle olur-, eğer güneşin sararması esnasında veya daha önce mola vermeye niyet etmişse, öğle namazını mola esnasında ikindiyle birlikte cem-i tehîr etmek üzere erteleyebilir. Eğer mola vermeye güneşin batmasından sonra niyet ederse, öğleyi ikindiyle birlikte kılmak üzere tehir etmesi caiz olmaz. Molası güneşin batmasından sonra olacağına göre, ikindi namazını da molaya kadar ertelemesi caiz olmaz. Çünkü böyle yaparsa her iki namazı da vakitleri dışına çıkarmış olacaktır. Bu kişi ancak sûreten iki namazı cemedip kılacaktır. Öğle namazı ihtiyarî vaktinin sonunda, ikindi namazı da ihtiyarî vaktinin başında kılınmış olacaktır. Akşam namazıyla yatsı namazı da bu detaylar açısından tıpkı öğle ve ikindi namazlarıyla aynı hükümlere tabidirler. Şu farkla ki: Akşam namazının ilk vakti olan güneşin batma anı, öğle namazına nisbetle güneşin zevale ermesi gibidir. Gecenin ilk üçte biri de, ikindi namazından sonra güneşin sararması mesâbesindedir. Buna göre, akşam namazının vakti yolcunun mola verdiği sırada girmişse ve yatsının girmesinden önce hareket etmeye, fecrin doğmasından sonra da ikinci molaya niyet etmişse, bu takdirde hareketten önce yatsıyı öne alarak akşam namazıyla birlikte cem-i takdim şeklinde kılar. Eğer ikinci molayı gecenin ilk üçte birinin sona ermesinden önce vermeye niyet ederse, yatsıyı o zamana ertelemelidir. Eğer ikinci molayı gecenin ilk üçte birinden sonra vermeye niyet ederse, hareketten önce akşam namazını kılar. Yatsıyı ise dilerse akşam namazıyla birlikte cem-i takdim şeklinde kılar, dilerse ikinci molada kılmak üzere erteler. Kıyas, bu doğrultudadır. Misafirlikte namazları cemederek kılmak caiz olmakla birlikte evlâ olan hükme ters düşmektedir ve yapılmaması daha iyidir. Ayrıca namazları cem’ederek kılmak, sadece kara yoluyla yapılan seferlerde caiz olur. Deniz yolculuğundaysa caiz değildir. Zîrâ namazları cemetme ruhsatı, sadece karada yapılan yolculuklar için geçerlidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Hastalık:</span></span> Eğer hasta kimsenin her namaz için ayrı ayrı abdest alıp ayakta durması zor oluyorsa, meselâ karın ağrısına tutulmuş bir kimsenin öğle ve ikindiyi, akşam ve yatsıyı sûreten cemederek kılması caiz olur. Sûreten, cemden kasıt: Öğle namazını ihtiyarî vaktinin sonunda, ikindiyi ise ihtiyarî vaktinin başında; akşam namazını ufuktaki şafağın az öncesinde, yatsıyı da bu şafağın kayboluşunun başlangıcında kılmaktır. Bu namazların bu şekilde cemedilişleri, gerçek anlamda bir cemediş değildir. Zîrâ bu namazların her biri, kendi vaktinde kılınmış olmaktadır ve bu da kerâhetsiz olarak caizdir. Böyle yapan kişi, vaktin başlangıcında namaz kılma faziletini elde eder. Ama mazereti olmayanların durumu bunun tersinedir. Mazereti olmayan bir kişi için sûreten cemediş her ne kadar caizse de, vaktin başlangıcında namaz kılma faziletini kaçırmış olur. Sıhhatli kişi, eğer bulunduğu vakitten sonra gelecek olan vaktin girmesi esnasında; meselâ öğledeyken ikindi vaktinin girmesi esnasında istenilen şekilde namaz kılmasını engelleyen bir baskının veya namaz kılmasına mâni bir baygınlığın vukû bulacağından korkarsa, ikinci vaktin namazını öne alıp bulunduğu vaktin namazıyla cemederek kılabilir. Bunu yaptıktan sonra korktuğu şeyle karşılaşmazsa, zarurî vakitte olsa bile, öne alarak kıldığı namazı iade etmesi müstehab olur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3/4. Yağmur ve karanlıkla birlikte çamur:</span></span> Sağanak hâlinde yağmur yağar da, normal insanları başlarını örtmeye zorlarsa ve karanlıkla birlikte yollarda fazla miktarda çamur bulunup da normal bir insanı, ayakkabılarını çıkarmaya zorlarsa, yatsı namazını sıkıntı çekmeksizin cemaatle kılabilmek için, akşam namazıyla birlikte cem-i takdim ederek kılmak caiz olur. Bu durumda akşam namazının vaktinde mescide gidip akşamla yatsıyı birlikte kılmak caizdir. Bu cem’ediş, evlâ olan hükmün tersi anlamında caizdir. Sadece mescidlere özgü olup evlerde yapılması caiz olmayan bu cem-i takdimin uygulanışı şu keyfiyetle olur:<br />
Önce âdet olduğu gibi akşam namazı için yüksek sesle ezan okunur. Ezandan sonra üç rek’at namaz kılacak kadar bir süre beklemek mendub olur. Bundan sonra akşam namazı kılınır. Daha sonra da mendub olarak, minare üzerinde değil de, mescid içinde yatsı ezanı okunur. Minare üzerinde okunmayışının sebepi, halkın, yatsı vaktinin girdiğini zannetmemesi içindir. Bu ezan hafif sesle okunduktan sonra yatsı namazı kılınır. İki namaz arasında nafile kılarak fasıla yapmamalıdır. Cemedilen diğer namazlar arasında da nafile kılmak mekruhtur. Arada nafile kılarak da iki namazı cemetmek mümkündür. Yağmur nedeniyle yatsı namazının akşam namazıyla birlikte kılınması hâlinde yatsı namazından sonra da nafile kılınmaz. Vitir namazı ise, ufuktaki şafağın kaybolması zamanına dek ertelenir. Çünkü vitir, ancak bu vakitten sonra sahîh olur. Mescidde tek başına namaz kılan kişinin, iki namazı birleştirerek kılması caiz olmaz. Ancak bu tek kişi, mescidin görevli imamı olur ve kendine mahsus çekileceği bir odası bulunursa, yalnız başına iki namazı cemetmesi caiz olur. Bunu yapmak için de hem imamlığa hem cem’e niyet eder. Çünkü o, aynı zamanda cemaat mertebesine inmiş sayılmaktadır. Mescidde itikâfa girmiş olan kişinin de, iki namazı cemedip kılan kimseleri bulması hâlinde onlarla birlikte cemedip kılması caiz olur.<br />
Birleştirilerek kılınan namazların ilkine başladıktan sonra yağmur kesilecek olursa cemetmek câîz olur. Ama ilkine başlamadan önce yağmur kesilecek olursa cemetmek caiz olmaz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Arafat’ta bulunmak;</span></span> Hacıların Arafat’ta ikindiyi öne alarak öğleyle birlikte cem-i takdîm şeklinde kılmaları sünnettir. Hacının Arafat halkından veya Minâ, ya da Müzdelife gibi hac ibâdetinin edâ edildiği diğer mıntıkalardan birinin halkından olması veyahut da o bölge dışındaki uzak yerlerden birinin halkından olması, cemediş açısından aynı hükme tâbidir. Arafat’a tâbi yerlerden birinde ikâmet eden bir hacının, ikâmet yeriyle Arafat arasındaki mesafe, namazı kısaltmayı gerekli kılan bir mesafe olmasa bile, namazı kısaltarak kılması sünnet olur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Müzdelife’de bulunmak:</span></span> Hac ibadetini edâ eden kişinin, Arafat’tan ayrıldıktan sonra Müzdelife’ye ulaşıncaya kadar akşam namazını ertelemesi sünnet olur. Müzdelife’de akşam namazını tehir ederek yatsıyla birlikte cem-i te’hîr şeklinde kılar. Arafat’ta imamla birlikte namaza durmuş olan kişiler, bu namazları ancak cemederek kılabilirler. Aksi takdirde her bir namazı kendi vakti içinde edâ etmek gerekir. Müzdelife halkı dışındaki diğer kimselerin o gecenin yatsı namazım kısaltarak kılmaları sünnet olur. Çünkü kurala göre her hacının cemederek kılmaları sünnettir. Yatsıyı ise içinde bulunulan mıntıkanın ahâlisi dışındaki kimseler kısaltarak kılabilirler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanbelilere göre;</span></span><br />
<br />
Öğleyle ikindiyi veya akşamla yatsıyı öne alarak veya sona bırakarak anılan şekilde cemedip birleştirmek mübahtır. Yapılmaması ise daha faziletlidir. Arafat’ta öğleyle ikindiyi cem-i takdîm şeklinde, Müzdelife’de de yatsıyla birlikte akşamı cem-i te’hîr şeklinde bir arada kılmak sünnet olur. Cemedişin mübah olması için, namaz kılmakta olan kişinin sefer mesafesinin, namazı kısaltmayı gerekli kılan bir sefer mesafesi olması gerekir. Veya hasta halde olup cemederek kılamadığı takdirde, meşakkat ve zorlukla karşılaşma ihtimâli, ya da emzikli veya istihâzeli bir kadın olmalıdır. Bunların da her namaz anında temizlenmeleri ve abdest almaları zor olduğundan, zorlukları bertaraf etmek için cem yaparak iki namazı bir arada kılmaları caiz olur. Meselâ kendisinde sürekli sidik akıntısı bulunan özürlü kimseler de istihâzeli kadın gibi iki namazı bir arada cemederek kılabilirler. Her namaz için suyla abdest alamayan veya teyemmüm edemeyen kimseler de, namazların ikisini bir arada kılabilirler. Âmâ kimselerle yer altında çalışmakta olan işçiler gibi, namaz vaktinin (girip çıktığını) bilmekten âciz kalanlar da cem yapabilirler. İki namazı bir arada kılmadığı takdirde canına, malına, ırzına veya geçim vâsıtasına zarar geleceğinden korkan kimseler de cem yapabilirler. Ki bu da, işlerinin başından ayrılmaları imkânsız olan işçiler için bir toleranstır.<br />
Bütün bunlar, öğleyle ikindi veya akşamla yatsı namazlarını cem-i takdîm veya te’hîr şeklinde kılmayı mübah kılan durumlardır. Bunların yanısıra akşamla yatsı namazları kar, dolu, soğuk, çamur, şiddetli ve soğuk rüzgâr, elbiseleri ıslatan ve meşakkate yol açan yağmur gibi sebeplerden ötürü birleştirilerek kılınabilirler. Bu durumdaki kişinin mescide giden yolunun üstünde tavan da olsa, cemi evinde de yapsa, mescidde de yapsa hüküm değişmez. Erdemli olan, cem-i takdîm ve te’hîrden hangisi daha kolaysa onu yapmaktır. Eğer ikisi de aynı olursa daha iyisi olan, cem-i te’hîr yapmaktır. Cem-i takdîm veya te’hîrin faziletli olabilmesi için iki namaz arasındaki tertibe riâyet edilmelidir. Unutkanlık, bu şartı düşürmez. Sadece cem-i takdimin sahîh olması için dört şartın tahakkuku gerekir:<br />
1. Cemetmeye, birinci namazın iftitah tekbiri esnasında niyet etmelidir.<br />
2. İki namaz arasında fasıla bulunmamalıdır. Ancak hafif şekilde abdest alıp kamet getirecek kadar bir fasıla konulursa bunun bir sakıncası olmaz. Ama aralarında, vakit namazına bağlı bir nafile namaz kılınırsa bu takdirde iki namazın cemedilişi sahîh olmaz.<br />
3. Her iki namazın iftitah tekbiri esnasında ve birinci namazın selâmı esnasında, cemi mübah kılan özrün mevcûd olması gerekir.<br />
4. Bu özür, ikinci namazın tamamlanışına kadar devam etmelidir. Sadece cem-i tehîr için gerekli olan iki sıhhat şartı vardır:<br />
1. Cemetmeye birinci namazın vakti içindeyken niyet edilmelidir. Ancak vakit dar olursa bu takdirde ikinci namazı öne alarak birinciyle cemetmek caiz olmaz.<br />
2. Cemi mubah kılan özür, birinci namazın vaktinde yapılan cem niyetinden itibaren ikinci namazın vakti girinceye kadar baki kalmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak: (Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı) </span> </span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir başka kaynakdan  izah:</span></span><br />
<br />
Bir namazın kaçması ihtimalinin fazla olması durumunda namazı cem etmeye (cem-i takdim, cem-i tehir), namazları birleştirmeye niyet edilebilir mi? <br />
<br />
“Namaz müminlere vakitli olarak farz kılındı” ayeti kerimesi gereğince her namazın vaktinde kılınması farz-ı ayındır. Bu sebeple iki vakit namazını bir vakitte kılmak Hanefi mezhebine göre caiz olmaz. Zira, iki vakti bir arada kılmak, ya birini vakti girmeden kılmak veya vakti çıktıktan sonra kılmak yoluyla olur. İkisi de sahih değildir. Vakti girmeden namaz kılınmaz. Namazı vaktinden sonraya da bırakmak caiz değildir. Eda yerine geçmez. <br />
<br />
Bu kaidenin yalnızca hacılara özel olmak üzere iki istisnası vardır. Biri Arafat’da takdim cem’i, diğeri Müzdelife’de tehir cem’i. Çünkü Peygambe Efendimiz buralarda namazlarını iki vakti birleştirerek kılmışlardır.<br />
<br />
Arefe günü Arafat’da ikindi olmadan öğlenin farzından sonra ikindi namazı kılınır. Büyük bir cemaatle imamın arkasında kılınan bu namaz için, tek ezan ve biri öğle, diğeri ikindi için olmak üzere iki kamet okunur. İki namaz arası böyle ayrılmış olur. Arada nafile ve sünnet namazları da kılınmaz. <br />
<br />
Bu namazı büyük cemaatle, imam arkasında kılmak zarureti İmamı Azama göredir. İmameyn, hacının tek başına da cem yapabileceği görüşündedir.<br />
<br />
Müzdelife’de ise, o günün akşam namazı yatsı namazı ile birlikte yatsı vaktinde, tek ezan ve tek kametle kılınır. Burada her iki namazın vakti de girmiş olduğundan ikinci namaza başladığını bildirmek için ikinci kamete ihtiyaç görülmemiştir. <br />
<br />
İmam-ı Şafii ye göre, yolculukta öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazlarını hem takdim ve hem de tehir etmek suretiyle kılınabilir. <br />
<br />
Bu aynı zamanda sünnettir. Sahih-i Buharî’de kaydedildiğine göre, Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), Tebük Savaşında namazlarını cem’-i te’hir sûretinde kılmıştır. Öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı birlikte kıldılar. Şâfiî mezhebi uleması bu hadisi delil olarak getirerek yolculuk anında ve bazı hallerde namazların birleştirilerek önce veya sonra kılınabileceği içtihadında bulunmuşlardır.<br />
<br />
Buna göre, dinen yolcu sayılan bir kimse, erkek veya kadın öğle ile ikindiyi; akşamla yatsı namazlarını birleştirerek kılabilir. Öğle namazını ikindi ile birlikte ikindi vaktinde; akşam namazını yatsı ile birlikte yatsı vaktinde kılarsa ilk namazları geciktirmiş olduğundan “cem’-i te’hir” yapmış olur. Fakat ikindiyi öğle ile birlikte öğle vaktinde, yatsıyı da akşamla birlikte akşam namazı vaktinde kılarsa, ikinci namazları öne alıp kıldığından böylece “cem’i takdim” yapmış olur. Duruma göre her ikisini de yapabilir.<br />
<br />
Vasıta yürüyüş halinde ise, öğle ve akşam namazlarının vakti içinde, öğle namazını ikindiye ve akşam namazını yatsıya te’hir etmek; istirahat halinde ise ikindi namazını öğle vaktinde, yatsı namazını da akşam vaktinde birlikte kılmak daha faziletlidir.<br />
<br />
Gerek cem’-i tehir yaparken, gerekse cem’-i takdim ederken birtakım şartlara riayet etmek gerektir. Meselâ cem’-i takdimle kılacağı zaman namazlardaki sıraya uyması gerekir. İkindi namazını öğle vaktinde, yatsı namazını da akşam vaktinde kılacağı zaman önce öğleyi, sonra ikindiyi; akşam ile yatsı namazlarında ise önce akşamı, sonra yatsıyı kılmalıdır. Aksi halde her iki namaz da fâsit olacağından iade etmesi gerekir.<br />
<br />
İkinci şart da, meselâ, öğle namazını kılarken içinden, “Bundan sonra ikindi namazını cem’i takdim ederek kılacağım” diye niyet etmelidir. Bu niyeti namazın içinde selâm verinceye kadar getirmesi lâzımdır.<br />
<br />
Üçüncü bir şart, cem’-i takdim edilerek kılınacak namazlar arasında iki rekât namaz kılacak kadar bir fasıla verilmemesi lâzımdır. Aralarında bu miktardan fazla bir zaman olursa ikinci namazı kendi vaktinde kılmak gerekir.<br />
<br />
Son şart da, ikinci namazı kılmaya başlayıncaya kadar yolculuğun devam etmesi şarttır. İkinci namaza başlamadan evvel ikamet edeceği beldeye varırsa, artık bu namazı kendi vakti içinde kılması lâzım gelir.<br />
<br />
Bu şartlar cem’-i takdim içindir. Cem’-i te’hir için ise sadece iki şart vardır. Bunlardan birisi; birinci namazı ikinci namazın vaktine te’hir edeceğine dair niyet etmelidir. Meselâ öğle ile ikindiyi birarada kılacaksa öğle namazını ikindi namazının vaktinde kılacağından, öğle namazının vakti çıkmadan bu namazı ikindi vakti girince kılacağına dair niyet etmesi lâzımdır. Vaktinde niyet getirmeden te’hir ederse, bu namaz kazaya kalmış olacağı gibi, ayrıca namazı geciktirdiği için de günahkâr olur.<br />
<br />
İkinci bir şart da, yolculuğun her iki namazı kılıncaya kadar devam etmiş olması lâzımdır. Birinci ve ikinci namazı kılarken ikamet edeceği yere varırsa birinci namazı kazaya kalmış olur ve ayrıca mes’ul duruma da düşer.<br />
<br />
Cem’-i te’hirde sıraya riayet etmek şart değildir. Meselâ, ikindi namazını öğle namazından ve yatsı namazını da akşam namazından önce kılabilir.<br />
<br />
Cem’i takdim ederek öğle ile ikindi namazlarını kılmaya niyetlenen kimse, sünnetleri kılacağı zaman önce öğle namazının ilk sünnetini, sonra da her iki namazın farzlarını kılar. Akabinde de öğle namazının son sünnetini, peşinden de ikindi namazının sünnetini kılar. Cem’-i te’hirde ise öğle namazının son sünneti ile ikindi namazının sünnetini ikindi namazından önce kılar. Akşam ve yatsı namazları için de durum aynıdır.<br />
<br />
Şâfiî mezhebine mensup olan bir Müslümanın yolculuk ânında dört rekâtlı farz namazları ikişer rekât kılması câizdir. Kısaltmayıp dört de kılabilir. Ancak dört rekâtlı namazı iki rekât kılacağına dair namaza dururken niyet etmelidir. Yani kısaltacağını bilerek kılmalıdır. Böyle bir namazı yalnız başına kılabileceği gibi, cemaatle de kılabilir. Her ikisi de caizdir.<br />
<br />
Şartlarına uyduğu takdirde Hanefi mezhebine mensup bir Müslüman da bu mesele de Şâfiîyi taklit ederek seferî iken namazlarını kısaltarak cem’-i takdim veya cem’-i te’hir sûretiyle kılabilir. Bu şekilde kılarken Şâfiî mezhebine göre abdesti bozacak bir hareketi bulunmamalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şafi Mezehebine göre namazları birleştirmenin şartları ve nasıl yapılacağı konusunda detaylı bilgi:</span></span><br />
<br />
Öğle vaktinde öğle namazını ikindi namazıyla; akşam vaktinde de akşam namazını yatsı namazıyla birlikte kılmaya "cem'-i takdîm" denir.<br />
<br />
Öğle namazını ikindi vaktinde ikindi namazıyla, akşam namazını da yatsı vaktinde yatsı namazıyla birlikte kılmaya ise "cem'-i te'hîr" denir.<br />
<br />
Sabah namazına gelince bunun hiçbir durumda başka bir vaktin namazıyla birleştirilerek bir arada kılınması sahih olmaz.<br />
<br />
Belirtilecek sebeplerden birinin tahakkuk etmemesi durumunda beş vakit farz namazdan birini vaktinden önceye alarak ya da vaktinden sonraya bırakarak başka bir vaktin namazıyla birlikte kılmak caiz olmaz. Zira yüce Allah, her namazı kendi vakti içinde kılmamızı açık bir ifadeyle emretmiştir: "Namaz, müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır." 1<br />
<br />
Ancak kolaylık ve müsamaha dini olan islâmiyet, bazı sebeplerin oluşması durumunda sıkıntı ve güçlüğü ortadan kaldırmak maksadıyla bazı farz namazların, vakitleri dışında kılınmasına ruhsat vermiştir. Şunu da belirtelim ki, bu konuda mezhepler arasında meydana gelen ihtilâftan sakınmak için efdal olan, cem' yapmaksızın namazları vakitlerinde kılmaktır. Ayrıca sevgili Peygamberimiz de (s.a.v) sefer halinde namazlarını hep kısaltarak kılardı. Ama cem'i her zaman uygulamazdı.<br />
<br />
Cem' ederek kılmak daha faziletli olsaydı, sefer halinde namazlarını hep cem' ederek kılardı. Ama bununla birlikte bazan cem'-i takdîm, bazan da cem'-i te'hîr şeklinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birlikte kılmıştır. Şu rivayetleri buna delil olarak göstermek mümkündür:<br />
<br />
"Resûlullah (s.a.v) güneş batıya meyletmeden önce yola çıkınca, öğle namazını ikindi vaktine erteler, ikindi olunca mola verir, ikisini cem' ederek birlikte kılardı. Yola çıkmazdan önce güneş batıya meyledip öğle vakti girdiyse hareketten önce her ikisini de öğle ve ikindiyi kılar, sonra yola çıkardı." 2<br />
<br />
ibn Abbas'tan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v) yol halindeyken öğle ile ikindiyi birleştirirdi. Akşam ile yatsıyı da birleştirirdi." 3<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cem'-i takdîm ile cem'-i te'hîrin sebepleri</span><br />
<br />
Gerekli sefer şartlarını taşıyan ve yolculuk mesafesi de en azından 89 km. olan yolcuların öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı cem'-i takdîm veya cem'-i te'hîr şeklinde kılmaları caizdir.<br />
<br />
Hacıların Arafat'ta öğle vaktinde öğle ile ikindi namazlarını cem'-i takdîm; Müzdelife'de yatsı vaktinde akşamla yatsı namazlarını cem'-i te'hîr şeklinde birlikte kılmaları caizdir. 4<br />
<br />
Yağmur nedeniyle öğle ve ikindi, akşam ve yatsı namazları cem' edilmek istendiklerinde sadece cem'-i takdîm şeklinde kılınabilir.<br />
<br />
Hanefi mezhebine göre sefer ve yağmur yağması hallerinde cem' yapmak caiz değildir. Sadece hac ibadetini eda edenlerin Arafat'ta öğle ile ikindi namazlarını cem'-i takdîm; Müzdelife'de ise akşam ile yatsı namazlarını cem'-i te'hir şeklinde kılmaları hacca ait birer ibadet olarak gereklidir. 5<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cem'-i takdîm ile cem'-i te'hîrin şartlan</span></span><br />
<br />
Cem'-i takdimin yapılabilmesi için şu altı şartın gerçekleşmesi gerekir:<br />
<br />
1. Niyet, iki namazı cem' ederek kılmaya niyet etmek. Meselâ akşamla yatsı namazlarını cem'-i takdîm şeklinde birlikte kılmak isteyen kişinin kalben, akşamdan sonra yatsıyı kılacağına niyet etmesi gerekir. Bu niyetin, selâmla birlikte de olsa ilk namazda yapılması şarttır.<br />
<br />
2. Tertip. Önce içinde bulunulan vaktin namazının, sonra da öne alınan namazın kılınması gerekir. Çünkü içinde bulunulan vakit, ilk namazın vaktidir, ikinci namaz ona bağlı olarak kılındığı için, kılma önceliğinin birinciye verilmesi şart olmaktadır.<br />
<br />
Önce birinci, peşinden ikinci namaz kılındıktan sonra bir şart veya rüknün yerine getirilmediği için birinci namazın fâsid olduğu anlaşılırsa, şart ve rükünleri tam olarak yerine getirilmiş olsa bile ikinci namaz da fâsid olur. Çünkü bu durumda vaktin namazının sahih olarak kılınmış olması şartı tahakkuk etmemiştir. Ama her halükârda ikinci namaz nafile olarak gerçekleşmiş olur.<br />
<br />
3. Müvâlât. iki namazın arasına uzun bir fasıla konmaksızın peş peşe kılınmaları şarttır. Çünkü cem' edilerek kılınmaları, onları tek namaz haline getirir. Tek namazın rek'atları arasına fasıla konmaksızın peş peşe kılınmaları nasıl farz ise, aynı şekilde bu iki namazın da, aralarına fasıla konmaksızın peş peşe kılınmaları farzdır. Bayılma ve sehiv gibi bir mazeret dolayısıyla da olsa aralarına fasıla konması durumunda cem' geçersiz olur ve ikinci namazın artık aslî vaktine ertelenmesi gerekir. Ama aralarına ezan okuma, kamet getirme veya abdest alma gibi kısa bir fasıla konması cem'e zarar vermez. 6<br />
<br />
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) Nemire'de cem' yaparken iki namaz arasında kamet getirmiştir.<br />
<br />
4. Sefer halinin devamı. Sefer hali, ikinci namazın iftitah tekbiri alınıncaya kadar devam etmelidir. Öyle ki, ikinci namazın iftitah tekbiri alındıktan sonra seferîlik sona erse bile cem'e devam edilir. Ama ikinci namaza başlamazdan önce seferîlik sona ererse, iki namazı cem' ederek kılmak sahih olmaz. Çünkü cem' etmeyi mubah kılan sebep ortadan kalkmıştır.<br />
<br />
5. Birinci namazın vaktinin devam etmesi. Birinci namazın vaktinin, ikinci namaza sahih olarak girilmesine kadar çıkmayacağı kesin olarak bilinmelidir.<br />
<br />
6. Birinci namazın sahih olarak kılınmış olduğunun zannedilmesi. Bu, birleştirmenin sahihliği bakımından şarttır. Meselâ birinci namaz cuma namazı ise ve ihtiyaç yokken cuma namazı birden fazla camide kılınmaktaysa, hangisinin daha önce kılındığı veya beraberce kılındıkları hususunda şüpheye düşülürse, ikindi namazını öne alarak cem'-i takdîm yapıp cuma namazıyla birlikte kılmak sahih olmaz.<br />
<br />
Seferîlikte namazları cem'-i te'hîr şeklinde birlikte kılmanın sahih olması için iki şart gereklidir:<br />
<br />
a) Cem'-i te'hîr için birinci namazın vaktinde niyet etmek. Birinci namazın vaktinde niyet edilirken, geriye tam veya kısaltılmış olarak namaz kılabilecek kadar bir zaman kalmış olmalıdır. Cem'-i te'hîr edecek kişi eğer birinci namazın vaktinde niyet etmemişse veya etmiş olup da geriye tam yahut kısaltılmış olarak namaz kılmaya yetecek kadar bir zaman kalmamışsa günahkâr olur. Bu namazın sadece bir rekatını bile vakit içinde kılamazsa, namazı kazaya kalmış olur. Vakit içinde bir rek'atmı kılabilirse, haram işlemiş olmakla birlikte namazını eda etmiş sayılır.<br />
<br />
b) Sefer halinin, cem'-i te'hîr olarak kılınan namazların sonuna kadar devam etmesi. Seferîlik, bu namazların sonuna kadar devam etmeyip sona ererse, tehirine niyet edilen namaz kazaya kalmış olur. Cem'-i te'hîr şeklinde kılınan namazlar arasında tertip ve müvâlâta riayet etmek şart değil, sünnettir.<br />
<br />
Mukim kimsenin yağmur sebebiyle ikindiyi öne alarak cuma namazıyla birlikte cem'-i takdîm şeklinde vaktin evvelinde kılması caizdir. Bu yağmur, elbiselerin üstünü veya ayakkabıların altını ıslatacak kadar da olsa cem'-i takdîm yapmak caiz olur. Eriyen kar ve dolu da bu bakımdan yağmur hükmündedir. Mukim kişinin böyle yapabilmesi için elbetteki bazı şartların gerçekleşmesi gerekir. Bu şartları şöyle sıralayabiliriz:<br />
<br />
1. Yağmur, eriyen kar ve dolu, her iki namazın iftitah tekbirleri esnasında ve birinci namazın selâmı esnasında mevcut olmalıdır ki, birinci namaz ikinciyle birleştirilebilsin. Yağmurun birinci veya ikinci namazda ya da bu ikisinden sonra kesilmesinin cem'-i takdîme bir zararı olmaz.<br />
<br />
2. iki namaz arasında tertibe riayet edilmelidir.<br />
<br />
3. iki namaz arasında müvâlâta riayet edilmeli, yani aralarına bir fasıla konulmamadan peş peşe yapılmalıdır.<br />
<br />
4. Seferîlikte yapılan cem'de olduğu gibi bu cem' edişte de cem' için niyet edilmelidir.<br />
<br />
5. ikinci namazın en azından iftitah tekbirinin cemaatle alınması gerekir. Cemaatin, namazın sonuna kadar devam etmesi şart değildir. Birinci rekatın tamamlanmasından önce cemaatten ayrılıp münferit olarak namaz kılınsa bile, kuvvetli görüşe göre bunun bir sakıncası olmaz.<br />
<br />
6. Bu iki namazı kıldıran imam, hem imamlığa hem de cemaate niyet etmelidir.<br />
<br />
7. Cem' ediş, örfe göre uzaktaki bir namazgahta olmalıdır. Öyle ki, cemaat buraya gelirken yolda zorluk çekmiş olmalıdır. Görevli imam bu hükme tâbi değildir. Yağmurdan ötürü eziyet görmese bile cemaate, iki namazı cem' ederek kıldırabilir.<br />
<br />
Bu sayılan şartlardan biri gerçekleşmediği takdirde mukim kişi, iki namazı cem' ederek bir arada kılamaz.<br />
<br />
Şiddetli karanlık, rüzgâr, korku, çamur ve hastalık meşhur görüşe göre mukim kişinin iki namazı cem' etmesini mubah kılan sebeplerden değildir. Ancak hastalık halinde iki namazın cem'-i takdîm veya cem'-i te'hîr şeklinde kılınmasının caiz olduğuna dair görüş tercih edilmiştir. (bk. Mehmet Keskin, Büyük Şafi İlmihali)<br />
<br />
1 Nisa 4/103.<br />
2 Buhârî, Taksîrü's-Salât, 15, 16; Müslim, Müsâfirîn, 46; Ebû Davud, Salât, 274; Nesâî, Mevâkit, 42.<br />
3 Buhârî, Taksîrü's-Salât, 13.<br />
4 Nevevî, el-Mecmû', 4/249.<br />
5 ibn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 2/504, 509.<br />
6 Nevevî, el-Mecmû', 4/253; Zühaylî, el-Fıkhü'l-islâmî, 2/1378.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir başka kaynakdan  izah:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEM'İ TAKDÎM VE CEM'İ TE'HÎR</span></span><br />
<br />
Namazın geciktirilmesi veya öne alınması ile ilgili bir fıkıh terimi.<br />
<br />
Cem'; sözlükte birleştirmek, toplamak, biraraya getirmek demektir. Takdîm; öne almak, öne geçirmek, tehîr ise; geri bırakmak, geciktirmek anlamına gelir. Bir fıkıh terimi olarak cem'-i takdîm, hacc yapanların vakfe için Arafat'a çıktıklarında güneşin zevalinden sonra, yani öğle namazının vakti içinde, önce öğle namazını; hemen arkasından da ikindi namazını birleştirerek kılmalarıdır. Cem'i tehîr ise, yine hacıların güneş battıktan sonra Arafat'tan Müzdelife'ye geldiklerinde; önce, vakti geciken akşam namazını kılmaları, hemen arkasından da yatsı namazını edâ etmeleridir. Burada öğle ile ikindi ve akşamla yatsı namazları, aynı vakitte birleştirilerek kılındıkları için buna "camii's-salâteyn" yani "iki namazı birleştirme" terimi de kullanılmıştır. Ebû Hanîfe ile bazı Şâfiîlere göre, bu iki namazı birlikte kılmanın sebebi hacc; Şâfiîlerin çoğunluğuna göre ise yolculuktur. (Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, VI, 438-439).<br />
<br />
Her namazı kendi vaktinde kılmak farzdır. Zira vakit, namazın şartlarındandır. Ayetlerde şöyle buyurulur:<br />
<br />
"Namaz müminlere vakitli olarak farz kılındı" (en-Nisa, 4/103) "Namazlara ve orta namaza (ikindiye) devam ediniz..." (el-Bakara, 2/238)<br />
<br />
"Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl... " (Hûd,11/1 14) Yine, Hz. Peygamber'e, güneşin eğilmesinden gecenin karanlığına kadar ve bir de, tan yeri ağarırken namaz kılması emredilir. (el-İsrâ,17/78-79) Hz. Peygamber (s.a.s.) namaz vakitlerini genel olarak bildiren bu ayetlerin uygulamasını ve beş vakit namazın vakitlerini bizzat açıklamış, ümmete göstermiş ve böyle kılmıştır. (Müslim, Mesâcid, 31, 174; Ebû Dâvud, Tahare, 60; Nesâî, Ezân, 12; Tirmizî, Mevâkît, 4.)<br />
<br />
Her namazın kendi vakti içinde kılınması prensibinin istisnası, hacc yapanların Arafat'ta öğle ile ikindi namazını, öğle vaktinde; Müzdelife'de de akşamla yatsı namazını yatsı vaktinde birleştirerek kılmalarıdır. Bu konuda fakîhler arasında görüş birliği vardır. Çünkü Veda Haccı sırasında Hz. Peygamber'in uygulaması ve sözleri, namazın vakitleriyle ilgili ayet ve hadisleri tahsis edecek kuvvettedir. Abdullah b. Mesud (r.a.)'den, şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Rasûlullah (s.a.s.)'ın bir namazı kendi vaktinden başka bir vakitte kıldığını görmedim. Ancak iki namaz müstesna: Arafat'ta öğle ile ikindiyi, Müzdelife'de ise akşamla yatsıyı birlikte kılmıştır." (Buhârî, Hacc, 99; Müslim, Hacc, 288; Tecrid-i Sarîh Tercümesi, II, 487, 488, VIII, 374; A. Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercemesi, İstanbul 1977, IV, 136) Yine Abdullah b. Mesud, Hz. Peygamber'in vefatından sonra yaptığı bir hacc sırasında, Müzdelife'de akşamla yatsı namazlarını birleştirerek kılmış, sabah namazını da erkence kıldırdıktan sonra, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Akşamla yatsıdan ibaret olan Şu iki namazın, Şu Müzdelife mevkiinde mutat olan vakitleri değiştirilmiştir. Sakın insanlar yatsı vakti girmeden Müzdelife ye gelip de bu iki namazı erkenden birleştirmesin. " (Buhârî, Hacc, 97; Ahmed b. Hanbel, V, 202; Asım Köksal, İslâm Tarihi, İstanbul (t.y.), XVII, 273, 274).<br />
<br />
Hz. Peygamber'in Arafat ve Müzdelife dışında bazı yolculuk ve meşakkatli zamanlarda da öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı birleştirerek kıldığı olmuştur. Sâlim b. Abdillah, babasından şöyle nakletmiştir: "Rasûlullah (s.a.s.) sefere acele ettiği zaman akşam namazını geciktirerek, yatsı ile birlikte kılmıştır." (Müslim, Salâtü'l Müsâfirîn, 45) Yine Muaz b. Cebel'den rivayete göre,o şöyle demiştir: "Hz. Peygamber ile beraber Tebük savaşına çıktık. Hz. Peygamber, öğle ile ikindiyi birlikte, akşam ile yatsıyı da birlikte kılardı." (Müslim, II, 10; Ebu Davud, I, 285; İbn Mâce, I, 340) Bu ve benzeri hadîsler Hanefî mezhebince, Rasûlullah'ın bunlarda birinci namazı vaktinin sonunda kılmış olduğu, ikinci namazı da vaktinin evveline aldığı; ancak her iki namazı bir vakitte kıldığı şeklinde anlaşılmıştır. İbn Abbas'ın naklettiği hadîs de bu manayı destekler: "Rasûlullah (s.a.s.) Medine'de korku veya yağmur yokken, öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı da birlikte kıldı." İbn Abbas'a Rasûlullah'ın bununla ne yapmak istediği sorulmuş, o şu cevabi vermiştir: "Ümmetine meşakkat vermemeyi kastetti..." (Sahîh-i Müslim Trc., IV,136,137) İslâm âlimlerinden hiçbirisi, hazarda, iki namazı birleştirmenin caiz olduğunu söylememiştir. Bu yüzden yukarıdaki İbn Abbas hadîsi birinci namazın vaktinin sonunda, ikinci namazın da ilk vaktinde kılınması anlamına gelir. Buradan anlaşılan şudur: Arafat ve Müzdelife dışında iki namazın birleştirilmesi sadece şeklen olmuştur. Aslında iki namaz ayrı ayrı kendi vakitleri içinde kılınmış; ancak birinci namaz vaktinin sonuna geciktirilmiş, ikinci namaz ise ilk vaktinde edâ edilmiştir. Bu konudaki hadisler, Hanefilerce namazın şartlarından olan vakti tahsis edecek güçte kabul edilmemiştir. Yolculukta namazın vaktinden önce cem'i takdîm (öne alınarak birleştirme) şeklinde kılınacağına delâlet eden, Hz. Muaz'dan naklen Ebû't-Tufeyl'in rivayet ettiği hadisten başka açık hadis yoktur. Bu hadîste şöyle denilmektedir: "Hz. Peygamber, Tebük savaşında, güneş battıktan sonra yola çıkarsa, yatsıyı öne alır ve onu akşamla birlikte kılardı." (Ebû Dâvud, II, 18)<br />
<br />
Tirmizî bu hadîsin "garîb" olduğunu söylemiş, Hâkim ise, "Bu hadîs uydurmadır" demiştir. Ebû Dâvud namazın vaktinden önce kılınacağını bildiren sabit bir hadîs olmadığını belirtir. (Şevkânî, Evtâr, III, 262; Sahîhi Müslîm Tercemesi, IV,136 vd.; İbn Âbidin, Reddü'l Muhtar, (çev. A. Davudoğlu) İstanbul 1982, II, 62-63)<br />
<br />
İmam Mâlik de, Arafat ve Müzdelife dışında iki namazı birleştirmeyi şekil bakımından mümkün görür. O şöyle der: "Yolculuk zorlamadıkça, kişinin seferde iki namazı birleştirerek kılmaması caiz değildir. Öğle ile ikindi arasında kişiyi yolculuk zorlarsa, öğleyi vaktin sonuna kadar geciktirerek öyle kılar, sonra ikindiyi vaktin ilk cüzünde kılar. Akşam namazını da vaktin sonuna şafak batmadan öncesine kadar geciktirerek bu vakitte kılar. Sonra yatsıyı ilk vaktinde kılar." (Mâlik, el-Müdevvenetü'l Kübrâ, I, 116-117)<br />
<br />
Abdullah b. Abbas'tan, Rasûlullah (s.a.s.)'in Medine'de öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı yedi ve sekiz rekat olarak bir arada kıldığı rivayet edilmiştir. Ebû Eyyûb, "Sanırım bu yağmurlu bir gecede olmuştur" demiş, İbn Abbas da "Olabilir" karşılığını vermiştir. Amr da der ki: "Ben, ey Ebu'ş Şa'sa sanırım Hazret-i Peygamber öğleyi ertelemiş ikindiyi vaktin başında kılmış, akşamı ertelemiş yatsıyı vaktin başında kılmıştır dedim. O da ben de öyle sanıyorum dedi." Müslim şöyle der: "Rasûlullah, korku ve yolculuk olmaksızın öğle ve ikindi ile akşam ve yatsıyı bir arada kıldı." Müslim'in bir diğer rivayetinde: "Korku ve yağmur olmaksızın..." denilmiştir. (Buhari, Mevâkît,12; Müslim, Müsâfîrîn, 54; Ebû Dâvud, Sefer, 5; Nesâî, Mevâkit, 47; Malik Muvatta; Sefer, 5).<br />
<br />
Sonuç olarak hacc farizası dışında normal yolculuk, hastalık ve benzeri darlık zamanlarında öğle ve akşam namazlarını son vakitlerinde, hemen arkasından da ikindi ve yatsı namazlarını ilk vakitlerinde kılmak mümkündür. Böylece iki namaz birlikte fakat kendi vakitlerinde kılınmış olur. Bu uygulama, İslâm'ın müslümanlara getirdiği bir kolaylıktır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>