<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Oruç ve Ramazan]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 08:29:25 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2861</link>
			<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 07:44:13 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2861</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber </span></span><br />
<br />
Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber<br />
Ramazan ayı, İslam alemi için kutsallığı, bereketi ve manevi derinliğiyle özel bir zaman dilimidir. Hicri takvime göre dokuzuncu ay olan Ramazan, Müslümanlar için yalnızca açlık ve susuzluktan ibaret bir ay değil; aynı zamanda nefsi terbiye etme, ruhu arındırma, Allah'a yakınlaşma ve toplumsal dayanışmayı güçlendirme fırsatıdır. Bu makalede, Ramazan ayının temel ibadetlerini ve kavramlarını detaylı bir şekilde ele alacağız.<br />
Oruç: Sabır, Şükür ve Takva İbadeti<br />
Oruç (Savm), Ramazan ayının en temel ve farz olan ibadetidir. Fecr-i sadıktan (tan yerinin ağarmasından) güneş batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak anlamına gelir. Ancak oruç, sadece bedenin bu eylemlerden uzak durmasıyla sınırlı değildir. Asıl gaye, tüm azalarıyla oruç tutmak; gözü harama bakmaktan, dili yalan, gıybet ve kötü sözden, kulağı kötü söz işitmekten korumaktır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orucun Faydaları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Faydalar:</span></span> Oruç, kişiye sabrı, iradeyi ve nefis kontrolünü öğretir. Açlık ve susuzluk deneyimi, nimetlerin kıymetini anlamayı, yoksul ve muhtaçların halini empatiyle kavramayı sağlar. Allah'a olan kulluk bilincini artırır ve takvayı güçlendirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Faydalar:</span></span> Bilimsel araştırmalar, orucun vücut için birçok faydası olduğunu göstermektedir. Sindirim sisteminin dinlenmesi, hücre yenilenmesi (otofaji), kan şekerinin dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyal Faydalar:</span></span> Ramazan, aile ve toplum içinde birlikte iftar ve sahur yapma geleneğiyle sosyal bağları güçlendirir. Zekat ve fitre gibi mali ibadetler aracılığıyla zenginle yoksul arasında köprüler kurulur, yardımlaşma ve dayanışma ruhu pekişir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimler Oruç Tutmalıdır?</span></span><br />
Akıl baliğ olan her Müslümanın oruç tutması farzdır. Ancak bazı durumlarda oruç tutmak kişiye ağır gelebilir veya sağlığına zarar verebilir. Bu durumlarda oruç tutmamak caizdir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hasta ve oruç tutması sağlığına zarar verecek kişiler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yolculukta olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hamile ve emziren kadınlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yaşlılık veya kronik hastalık nedeniyle oruç tutamayanlar (bu durumda fidye ödenir).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların adet ve lohusalık dönemleri.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu kişiler, daha sonra uygun bir zamanda oruçlarını kaza ederler veya fidyelerini öderler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teravih Namazı: Ramazan'ın Ruhani Sesi</span></span><br />
Teravih namazı, Ramazan ayına özel, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır. Genellikle yirmi rekat olarak kılınır ve cemaatle camilerde veya evlerde kılınabilir. Teravih, "dinlenmek, rahatlamak" anlamına gelen "terviha" kelimesinden türemiştir, zira her dört rekatta bir oturup dinlenilir.<br />
Teravih namazı, Kur'an'ın nazil olduğu bu ayda, Kur'an tilaveti ve namazla meşgul olmayı teşvik eder. Camilerde cemaatle kılınması, Müslümanların bir araya gelmesini, birlikte ibadet etmesini ve Ramazan'ın manevi atmosferini doyasıya yaşamasını sağlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur: Berekete Uyanış</span></span><br />
Sahur, oruç tutmaya niyet eden Müslümanların imsak vaktinden önce kalkarak yemek yiyip su içtikleri zamandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır" buyurmuştur. Sahurun faydaları şunlardır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Güç:</span></span> Sahur, gün boyu sürecek oruç için gerekli enerjiyi sağlar. Bu sayede açlık ve susuzluk hissi daha az olur, kişinin ibadetlerini ve günlük işlerini yerine getirmesi kolaylaşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Hazırlık:</span></span> Sahura kalkmak, bir nevi gece ibadetine hazırlanmak ve güne Allah'ın rızasını gözeterek başlamak demektir. Bu, günün geri kalanına manevi bir motivasyon katar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünnet-i Seniyye:</span></span> Sahur yapmak, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kuvvetli bir sünnetidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahurda aşırıya kaçmamak, hafif ve besleyici gıdalar tercih etmek önemlidir. Özellikle su tüketimine özen gösterilmelidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak: Orucun Başlangıç Noktası</span></span><br />
İmsak, orucun başlangıç vaktidir. Tan yerinin ağarmasıyla birlikte, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan davranışlardan uzak durma vaktinin geldiğini gösterir. İmsak ile birlikte sabah namazının vakti de girer.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak ve Fecr-i Sadık:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Kazip (Yalancı Tan):</span></span> Gökyüzünde dikey olarak yükselen, kısa süreli bir aydınlıktır. Bu vakitte oruca başlanmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Sadık (Gerçek Tan):</span></span> Ufukta yatay olarak yayılan, giderek artan bir aydınlıktır. İmsak vakti, Fecr-i Sadık'ın belirmesiyle başlar.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Takvimlerde belirtilen imsak vakitleri, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumlar tarafından belirlenen ve Fecr-i Sadık'a göre hesaplanan vakitlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar: Kavuşma ve Şükür Anı</span></span><br />
İftar, gün boyu Allah rızası için tutulan orucun, akşam ezanıyla birlikte açıldığı o mübarek andır. Sadece karın doyurmak değil, sabrın zaferini kutlamak ve verilen nimetler için şükretmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iftar vaktinde yapılan duaların reddolunmayacağını müjdelemiştir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar Vermenin (İftar Ettirmenin) Fazileti:</span></span> İslam medeniyetinde iftar sofraları sadece hane halkı için değil, misafirler, dostlar ve özellikle ihtiyaç sahipleri için kurulur. Bir Müslüman kardeşine iftar ettirmek, büyük bir sevap kapısıdır.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aynı Sevabı Almak:</span></span> Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Paylaşmanın Bereketi:</span></span> İftar sofrası paylaşıldıkça bereketi artan bir sofradır. Eski bir gelenek olan "Diş Kirası" gibi incelikler, iftar vermenin toplumsal barışa ve sevgiye nasıl hizmet ettiğini gösterir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">İftarda mideyi yormamak adına yemeğe su veya hurma ile başlamak, ardından hafif bir çorba ile devam edip bir süre dinlenmek, hem sünnete uygun hem de sağlık açısından en doğru yöntemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
Ramazan ayı, Müslümanlar için eşsiz bir manevi arınma ve yenilenme fırsatıdır. Oruçla nefsi terbiye etmek, teravihle ruhaniyetimizi beslemek, sahurla güne bereketle başlamak ve imsakla bu kutlu yolculuğa adım atmak, her biri Ramazan'ın derinliğini oluşturan önemli halkalardır. Bu ayın getirdiği tüm güzellikleri en iyi şekilde değerlendirerek, hem kendimiz hem de toplum için hayırlı ve bereketli bir Ramazan geçirmeyi temenni ederiz.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber </span></span><br />
<br />
Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber<br />
Ramazan ayı, İslam alemi için kutsallığı, bereketi ve manevi derinliğiyle özel bir zaman dilimidir. Hicri takvime göre dokuzuncu ay olan Ramazan, Müslümanlar için yalnızca açlık ve susuzluktan ibaret bir ay değil; aynı zamanda nefsi terbiye etme, ruhu arındırma, Allah'a yakınlaşma ve toplumsal dayanışmayı güçlendirme fırsatıdır. Bu makalede, Ramazan ayının temel ibadetlerini ve kavramlarını detaylı bir şekilde ele alacağız.<br />
Oruç: Sabır, Şükür ve Takva İbadeti<br />
Oruç (Savm), Ramazan ayının en temel ve farz olan ibadetidir. Fecr-i sadıktan (tan yerinin ağarmasından) güneş batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak anlamına gelir. Ancak oruç, sadece bedenin bu eylemlerden uzak durmasıyla sınırlı değildir. Asıl gaye, tüm azalarıyla oruç tutmak; gözü harama bakmaktan, dili yalan, gıybet ve kötü sözden, kulağı kötü söz işitmekten korumaktır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orucun Faydaları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Faydalar:</span></span> Oruç, kişiye sabrı, iradeyi ve nefis kontrolünü öğretir. Açlık ve susuzluk deneyimi, nimetlerin kıymetini anlamayı, yoksul ve muhtaçların halini empatiyle kavramayı sağlar. Allah'a olan kulluk bilincini artırır ve takvayı güçlendirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Faydalar:</span></span> Bilimsel araştırmalar, orucun vücut için birçok faydası olduğunu göstermektedir. Sindirim sisteminin dinlenmesi, hücre yenilenmesi (otofaji), kan şekerinin dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyal Faydalar:</span></span> Ramazan, aile ve toplum içinde birlikte iftar ve sahur yapma geleneğiyle sosyal bağları güçlendirir. Zekat ve fitre gibi mali ibadetler aracılığıyla zenginle yoksul arasında köprüler kurulur, yardımlaşma ve dayanışma ruhu pekişir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimler Oruç Tutmalıdır?</span></span><br />
Akıl baliğ olan her Müslümanın oruç tutması farzdır. Ancak bazı durumlarda oruç tutmak kişiye ağır gelebilir veya sağlığına zarar verebilir. Bu durumlarda oruç tutmamak caizdir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hasta ve oruç tutması sağlığına zarar verecek kişiler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yolculukta olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hamile ve emziren kadınlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yaşlılık veya kronik hastalık nedeniyle oruç tutamayanlar (bu durumda fidye ödenir).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların adet ve lohusalık dönemleri.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu kişiler, daha sonra uygun bir zamanda oruçlarını kaza ederler veya fidyelerini öderler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teravih Namazı: Ramazan'ın Ruhani Sesi</span></span><br />
Teravih namazı, Ramazan ayına özel, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır. Genellikle yirmi rekat olarak kılınır ve cemaatle camilerde veya evlerde kılınabilir. Teravih, "dinlenmek, rahatlamak" anlamına gelen "terviha" kelimesinden türemiştir, zira her dört rekatta bir oturup dinlenilir.<br />
Teravih namazı, Kur'an'ın nazil olduğu bu ayda, Kur'an tilaveti ve namazla meşgul olmayı teşvik eder. Camilerde cemaatle kılınması, Müslümanların bir araya gelmesini, birlikte ibadet etmesini ve Ramazan'ın manevi atmosferini doyasıya yaşamasını sağlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur: Berekete Uyanış</span></span><br />
Sahur, oruç tutmaya niyet eden Müslümanların imsak vaktinden önce kalkarak yemek yiyip su içtikleri zamandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır" buyurmuştur. Sahurun faydaları şunlardır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiziksel Güç:</span></span> Sahur, gün boyu sürecek oruç için gerekli enerjiyi sağlar. Bu sayede açlık ve susuzluk hissi daha az olur, kişinin ibadetlerini ve günlük işlerini yerine getirmesi kolaylaşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Hazırlık:</span></span> Sahura kalkmak, bir nevi gece ibadetine hazırlanmak ve güne Allah'ın rızasını gözeterek başlamak demektir. Bu, günün geri kalanına manevi bir motivasyon katar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünnet-i Seniyye:</span></span> Sahur yapmak, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kuvvetli bir sünnetidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahurda aşırıya kaçmamak, hafif ve besleyici gıdalar tercih etmek önemlidir. Özellikle su tüketimine özen gösterilmelidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak: Orucun Başlangıç Noktası</span></span><br />
İmsak, orucun başlangıç vaktidir. Tan yerinin ağarmasıyla birlikte, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan davranışlardan uzak durma vaktinin geldiğini gösterir. İmsak ile birlikte sabah namazının vakti de girer.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmsak ve Fecr-i Sadık:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Kazip (Yalancı Tan):</span></span> Gökyüzünde dikey olarak yükselen, kısa süreli bir aydınlıktır. Bu vakitte oruca başlanmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fecr-i Sadık (Gerçek Tan):</span></span> Ufukta yatay olarak yayılan, giderek artan bir aydınlıktır. İmsak vakti, Fecr-i Sadık'ın belirmesiyle başlar.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Takvimlerde belirtilen imsak vakitleri, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumlar tarafından belirlenen ve Fecr-i Sadık'a göre hesaplanan vakitlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar: Kavuşma ve Şükür Anı</span></span><br />
İftar, gün boyu Allah rızası için tutulan orucun, akşam ezanıyla birlikte açıldığı o mübarek andır. Sadece karın doyurmak değil, sabrın zaferini kutlamak ve verilen nimetler için şükretmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iftar vaktinde yapılan duaların reddolunmayacağını müjdelemiştir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İftar Vermenin (İftar Ettirmenin) Fazileti:</span></span> İslam medeniyetinde iftar sofraları sadece hane halkı için değil, misafirler, dostlar ve özellikle ihtiyaç sahipleri için kurulur. Bir Müslüman kardeşine iftar ettirmek, büyük bir sevap kapısıdır.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aynı Sevabı Almak:</span></span> Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Paylaşmanın Bereketi:</span></span> İftar sofrası paylaşıldıkça bereketi artan bir sofradır. Eski bir gelenek olan "Diş Kirası" gibi incelikler, iftar vermenin toplumsal barışa ve sevgiye nasıl hizmet ettiğini gösterir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">İftarda mideyi yormamak adına yemeğe su veya hurma ile başlamak, ardından hafif bir çorba ile devam edip bir süre dinlenmek, hem sünnete uygun hem de sağlık açısından en doğru yöntemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
Ramazan ayı, Müslümanlar için eşsiz bir manevi arınma ve yenilenme fırsatıdır. Oruçla nefsi terbiye etmek, teravihle ruhaniyetimizi beslemek, sahurla güne bereketle başlamak ve imsakla bu kutlu yolculuğa adım atmak, her biri Ramazan'ın derinliğini oluşturan önemli halkalardır. Bu ayın getirdiği tüm güzellikleri en iyi şekilde değerlendirerek, hem kendimiz hem de toplum için hayırlı ve bereketli bir Ramazan geçirmeyi temenni ederiz.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2859</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 06:06:32 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2859</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası</span></span><br />
<br />
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...<br />
<br />
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.<br />
<br />
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…<br />
<br />
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.<br />
<br />
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ</span></span><br />
<br />
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK</span></span><br />
<br />
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:<br />
<br />
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)<br />
<br />
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!<br />
<br />
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.<br />
<br />
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak: </span></span><br />
<br />
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası</span></span><br />
<br />
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...<br />
<br />
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.<br />
<br />
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…<br />
<br />
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.<br />
<br />
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ</span></span><br />
<br />
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK</span></span><br />
<br />
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:<br />
<br />
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)<br />
<br />
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!<br />
<br />
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.<br />
<br />
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak: </span></span><br />
<br />
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2858</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 06:01:47 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2858</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ramazan ayında neler yapılır? Ramazan’da yapılacak ibadetler nelerdir? Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...<br />
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bütün Azalarına Oruç Tuttur<br />
</li>
</ol>
Oruç, içimizdeki nefis canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnundaki merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten dil, göz, kulak gibi diğer uzuvlara da oruç tutturulmalıdır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Muhtaçları Sevindir<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da yoksul, yetim, kimsesiz, çaresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi, yüreklerin böyle kimselere uzanması ve onlarla bir gönül beraberliği yaşanması Ramazan-ı Şerîf’in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk’ın afv ü mağfiretini coşturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiyyenin kapılarını aralar. Azâbın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sükûtunu Artır<br />
</li>
</ol>
Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir. Lisânımız rahmet dili olmalı ki kalplere saplanan bir diken olmasın. Gıybet sebebiyle de mânen insan eti yiyerek haramla iftar edilmemelidir. (Hucurât, 12)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tefekkürünü Artır<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür. Tefekkürde derinleşmek ve böylece rûhu inkişâf ettirmek, kulun en mühim mes’ûliyetlerinden biridir. Böylece ibâdetlerde huşûya, kalbin rikkat kazanmasına, muâmelâtta nezâkete ve ahlâkta kemâle erebilmek mümkün olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Zikrini Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan Ayında Rabbimizi zikretmeye daha çok önem verilmelidir. Âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah-akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!” </span>(el- A’râf, 205) Bu konuda Allâh Resûlü şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh Teâlâ’yı zikretmeyi sevmektir.”</span> (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 52)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Beş Vakit Namazı Camide Kıl<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) cemaatle namaz kılma husûsunda ileri sürülen hiçbir mâzereti kabûl etmemiş, Müslümanların hâllerini ve şartlarını ezâna göre ayarlamalarını istemiştir.<br />
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?”</span> diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ezânı duyuyor musun?”</span> diye sordu ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Evet”</span> cevâbını alınca: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.”</span> buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teravih Namazı Kıl<br />
</li>
</ol>
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim Ramazan’ın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” </span>(Buhârî, Îmân 37; Müslim, Müsâfirîn 173, 174.)<br />
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” </span>(İbn-i Mâce, Salât, 173)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da bir oruçluyu iftar ettirmenin ecri büyüktür. İftarı verme hususunda Zeyd İbni Hâlid el-Cühenî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”</span> (Tirmizî, Savm 82)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Umre Yap<br />
</li>
</ol>
İmkânı olanlar için Ramazan ayı içerisinde umre yapmak çok faziletlidir.<br />
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut  da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.”</span> (Buhârî, Umre 4)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftariyelik Dağıt<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfatından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.”</span> Bunu işiten sahâbîler: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ey Allâh’ın Elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sahip değiliz.”</span> dediler. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz bunun üzerine: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.” </span>buyurdu. (Ali el-Müttakî, VIII, 477/23714)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bir Yetim Sevindir<br />
</li>
</ol>
Resûlullah (s.a.s.), üç yetim yavrunun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin, gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiren ve her şeyini fedâ ederek gece-gündüz Allah yolunda koşan kişi gibi sevap kazanacağını beyan etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)<br />
Yine şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” </span>(Tirmizî, Birr, 14/1917) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” </span>(Ahmed, V, 250)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sahurları İhmal Etme<br />
</li>
</ol>
Hz. Enes’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”</span> (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Kur’an Hatmi Yap<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bilhassa Ramazan ayında Kur’ân-ı Kerîm’e daha fazla ehemmiyet verirdi. Dostu Cebrâil (a.s.) ile bu ayda her gece Kur’ân-ı Kerîm’i mukàbele ederlerdi. Vefâtından önceki Ramazan’da ise bu mukàbeleyi iki kere yapmışlardı. (Bkz. Müslim, Fedâil 50.)<br />
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Duanı Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin özü olan duâ, kulun benliğinden sıyrılarak Rabbine sığınmasıdır. Allâh ile kul arasında en mühim bir mânevî bağ durumundadır. Bu bağı koparanlar, Hak katındaki değerlerini de zâyi etmiş olurlar. Ramazan ayında bilhassa gecelerde ve oruçlu iken rabbimize yalvarmalı ve ona sığınmalıyız.<br />
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”</span> (el-Furkân, 77)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Davetine Git<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır”</span> buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Karşılaştığın zaman ona selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman “elhamdülillah” derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun."</span> (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teheccüd Kıl<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” </span>(el-İsrâ 17/79)<br />
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.”</span> (Tirmizi, Deavât, 101)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İtikâfa Gir<br />
</li>
</ol>
İbni Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.s.) Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa çekilirdi. (Buhârî, İ’tikâf 1, 6; Müslim, İ’tikâf 1-4.)<br />
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Küsleri Barıştır<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in beyânına göre; pazartesi ve perşembe günleri kulların yaptıkları işler Allah Teâlâ’ya arz edilir. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi hâricinde, Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları affedilir. Meleklere; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şu iki kişinin af edilmesini birbirleriyle barışıncaya kadar erteleyin!”</span> diye tembih edilir. (Müslim, Birr, 35-36; Ebû Dâvud, Edeb, 47)<br />
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”</span> (el-Hucurât, 10) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.”</span> (el-Enfâl, 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Her Güne Bir Sadaka Ver<br />
</li>
</ol>
Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Yâ Resûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” </span>diye sordu. Allâh Resûlü (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Ramazan-ı Şerîf’de verilen sadaka…”</span> (Tirmizî) buyurdular.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Açmakta Acele Et<br />
</li>
</ol>
İftar açarken acele etmek gerekir. Nitekim Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.”</span> (Tirmizî, Savm 13)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Salat ü Selamı Artır<br />
</li>
</ol>
Ahirette Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e yakın olmak için her daim salavat getirmelidir.  Ramazan-ı Şerif’te salavatlarımızı çoğaltabiliriz. Nitekim ayet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!”</span> (el-Ahzâb, 56)<br />
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.”</span> (Tirmizî, Vitir, 21/484)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İşlediğin Hayırla Sevin<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sahip olduğu şeyleri sadaka olarak verme husûsunda hiçbir insana benzemezdi. O’nun sadaka verişi, fakîrlikten korkmazcasına bir verişti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O’nun vermekten duyduğu sevinç, ihtiyacı olup da O’ndan alanın duyduğu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır işlemede insanların en cömerdiydi. Sağ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O’na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Son On Geceyi İhya Et<br />
</li>
</ol>
Aişe validemiz şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayının son on günü gelince, Resûlullah geceleri ibadetle ihyâ eder, ailesini uyandırır, kulluğa soyunup paçaları sıvardı.” </span>(Buhârî, Leyletü’l-kadr 5)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Çocukları Oruca Alıştır<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da çocuklarımızı oruca alıştırmakla ilgili bir gündemimiz de olmalı. Bu konuda insanımızın zaman içerisinde bulduğu uygulamalardan faydalanabiliriz. Mesela çocuklarımıza tekne orucu tutturabiliriz. Anadolu’da eskiden Ramazan ayında oruç tutan yaşlılar ve çocukların, zorlandıkları durumlarda mutfaklardaki büyük ekmek teknesinin arkasına geçerek yemek yiyip, oruçlarına kaldıkları yerden devam ederler, buna da “Tekne Orucu” derlerdi. Yine mesela çocukların oruçlarını satın alarak onları teşvik etmek ve sevindirmek de oruca ısınmalarına vesile olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tevbeni Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan ayı af ve mağfiret ayıdır. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar. Ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.<br />
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…”</span> (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” </span>(Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bayramın, Başkasına Bayram Olsun<br />
</li>
</ol>
Gerçek bayram, geniş bir rahmet ve ğufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaştığı muhteşem hâtırâlarla dolu mübârek bir gün olmalıdır. Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müşterek bir sürûr günüdür. Onların hepsinin memnûn olması, bayramların gerçek mânâsının yaşanması ile mümkündür. Bu îtibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenete vesîle olan bir gündür. Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Şerîf eyleyip kıyâmet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Fitre Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî ibadete fitre denir. Ramazan ayı içinde fitreleri vermek gerekir.<br />
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.”</span> (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İnfakını Artır<br />
</li>
</ol>
İbni Abbâs (r.a.) şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Rasûllullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil Aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil Aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah, Cebrâil Aleyhisselam ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” </span>(Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Orucunu Zedeleme<br />
</li>
</ol>
Allah Resûlü (s.a.s.) bir gün: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle (nefsânî arzularla) zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” </span>buyurdu. Ashâb-ı kiram: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” </span>diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s.):<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “–Yalan ve gıybetle… (yani diliyle…)”</span> cevabını verdiler. (Nesâî, Sıyâm, 43)<br />
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” </span>(Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İhlasını Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin kemâlini artıran; kalp temizliği, niyet berraklığı ve samîmiyettir. Nefsânî menfaat düşüncelerinin karıştığı, Hak rızâsından gayrı gâyelerin ortak edildiği ibâdetlerden bir hayır umulamaz.<br />
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.”</span> (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span><br />
<br />
Altınoluk Dergisi, Sayı: 399<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ramazan ayında neler yapılır? Ramazan’da yapılacak ibadetler nelerdir? Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...<br />
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bütün Azalarına Oruç Tuttur<br />
</li>
</ol>
Oruç, içimizdeki nefis canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnundaki merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten dil, göz, kulak gibi diğer uzuvlara da oruç tutturulmalıdır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Muhtaçları Sevindir<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da yoksul, yetim, kimsesiz, çaresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi, yüreklerin böyle kimselere uzanması ve onlarla bir gönül beraberliği yaşanması Ramazan-ı Şerîf’in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk’ın afv ü mağfiretini coşturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiyyenin kapılarını aralar. Azâbın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sükûtunu Artır<br />
</li>
</ol>
Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir. Lisânımız rahmet dili olmalı ki kalplere saplanan bir diken olmasın. Gıybet sebebiyle de mânen insan eti yiyerek haramla iftar edilmemelidir. (Hucurât, 12)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tefekkürünü Artır<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür. Tefekkürde derinleşmek ve böylece rûhu inkişâf ettirmek, kulun en mühim mes’ûliyetlerinden biridir. Böylece ibâdetlerde huşûya, kalbin rikkat kazanmasına, muâmelâtta nezâkete ve ahlâkta kemâle erebilmek mümkün olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Zikrini Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan Ayında Rabbimizi zikretmeye daha çok önem verilmelidir. Âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah-akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!” </span>(el- A’râf, 205) Bu konuda Allâh Resûlü şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh Teâlâ’yı zikretmeyi sevmektir.”</span> (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 52)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Beş Vakit Namazı Camide Kıl<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) cemaatle namaz kılma husûsunda ileri sürülen hiçbir mâzereti kabûl etmemiş, Müslümanların hâllerini ve şartlarını ezâna göre ayarlamalarını istemiştir.<br />
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?”</span> diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ezânı duyuyor musun?”</span> diye sordu ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Evet”</span> cevâbını alınca: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.”</span> buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teravih Namazı Kıl<br />
</li>
</ol>
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim Ramazan’ın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” </span>(Buhârî, Îmân 37; Müslim, Müsâfirîn 173, 174.)<br />
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” </span>(İbn-i Mâce, Salât, 173)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da bir oruçluyu iftar ettirmenin ecri büyüktür. İftarı verme hususunda Zeyd İbni Hâlid el-Cühenî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”</span> (Tirmizî, Savm 82)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Umre Yap<br />
</li>
</ol>
İmkânı olanlar için Ramazan ayı içerisinde umre yapmak çok faziletlidir.<br />
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut  da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.”</span> (Buhârî, Umre 4)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftariyelik Dağıt<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfatından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.”</span> Bunu işiten sahâbîler: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Ey Allâh’ın Elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sahip değiliz.”</span> dediler. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz bunun üzerine: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.” </span>buyurdu. (Ali el-Müttakî, VIII, 477/23714)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bir Yetim Sevindir<br />
</li>
</ol>
Resûlullah (s.a.s.), üç yetim yavrunun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin, gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiren ve her şeyini fedâ ederek gece-gündüz Allah yolunda koşan kişi gibi sevap kazanacağını beyan etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)<br />
Yine şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” </span>(Tirmizî, Birr, 14/1917) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” </span>(Ahmed, V, 250)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sahurları İhmal Etme<br />
</li>
</ol>
Hz. Enes’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”</span> (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Kur’an Hatmi Yap<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bilhassa Ramazan ayında Kur’ân-ı Kerîm’e daha fazla ehemmiyet verirdi. Dostu Cebrâil (a.s.) ile bu ayda her gece Kur’ân-ı Kerîm’i mukàbele ederlerdi. Vefâtından önceki Ramazan’da ise bu mukàbeleyi iki kere yapmışlardı. (Bkz. Müslim, Fedâil 50.)<br />
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Duanı Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin özü olan duâ, kulun benliğinden sıyrılarak Rabbine sığınmasıdır. Allâh ile kul arasında en mühim bir mânevî bağ durumundadır. Bu bağı koparanlar, Hak katındaki değerlerini de zâyi etmiş olurlar. Ramazan ayında bilhassa gecelerde ve oruçlu iken rabbimize yalvarmalı ve ona sığınmalıyız.<br />
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”</span> (el-Furkân, 77)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Davetine Git<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır”</span> buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Karşılaştığın zaman ona selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman “elhamdülillah” derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun."</span> (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Teheccüd Kıl<br />
</li>
</ol>
Allah Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” </span>(el-İsrâ 17/79)<br />
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.”</span> (Tirmizi, Deavât, 101)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İtikâfa Gir<br />
</li>
</ol>
İbni Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.s.) Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa çekilirdi. (Buhârî, İ’tikâf 1, 6; Müslim, İ’tikâf 1-4.)<br />
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Küsleri Barıştır<br />
</li>
</ol>
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in beyânına göre; pazartesi ve perşembe günleri kulların yaptıkları işler Allah Teâlâ’ya arz edilir. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi hâricinde, Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları affedilir. Meleklere; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şu iki kişinin af edilmesini birbirleriyle barışıncaya kadar erteleyin!”</span> diye tembih edilir. (Müslim, Birr, 35-36; Ebû Dâvud, Edeb, 47)<br />
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”</span> (el-Hucurât, 10) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.”</span> (el-Enfâl, 1)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Her Güne Bir Sadaka Ver<br />
</li>
</ol>
Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Yâ Resûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” </span>diye sordu. Allâh Resûlü (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“-Ramazan-ı Şerîf’de verilen sadaka…”</span> (Tirmizî) buyurdular.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İftar Açmakta Acele Et<br />
</li>
</ol>
İftar açarken acele etmek gerekir. Nitekim Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.”</span> (Tirmizî, Savm 13)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Salat ü Selamı Artır<br />
</li>
</ol>
Ahirette Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e yakın olmak için her daim salavat getirmelidir.  Ramazan-ı Şerif’te salavatlarımızı çoğaltabiliriz. Nitekim ayet-i kerîmede buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!”</span> (el-Ahzâb, 56)<br />
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.”</span> (Tirmizî, Vitir, 21/484)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İşlediğin Hayırla Sevin<br />
</li>
</ol>
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sahip olduğu şeyleri sadaka olarak verme husûsunda hiçbir insana benzemezdi. O’nun sadaka verişi, fakîrlikten korkmazcasına bir verişti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O’nun vermekten duyduğu sevinç, ihtiyacı olup da O’ndan alanın duyduğu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır işlemede insanların en cömerdiydi. Sağ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O’na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Son On Geceyi İhya Et<br />
</li>
</ol>
Aişe validemiz şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan ayının son on günü gelince, Resûlullah geceleri ibadetle ihyâ eder, ailesini uyandırır, kulluğa soyunup paçaları sıvardı.” </span>(Buhârî, Leyletü’l-kadr 5)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Çocukları Oruca Alıştır<br />
</li>
</ol>
Ramazan’da çocuklarımızı oruca alıştırmakla ilgili bir gündemimiz de olmalı. Bu konuda insanımızın zaman içerisinde bulduğu uygulamalardan faydalanabiliriz. Mesela çocuklarımıza tekne orucu tutturabiliriz. Anadolu’da eskiden Ramazan ayında oruç tutan yaşlılar ve çocukların, zorlandıkları durumlarda mutfaklardaki büyük ekmek teknesinin arkasına geçerek yemek yiyip, oruçlarına kaldıkları yerden devam ederler, buna da “Tekne Orucu” derlerdi. Yine mesela çocukların oruçlarını satın alarak onları teşvik etmek ve sevindirmek de oruca ısınmalarına vesile olacaktır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Tevbeni Artır<br />
</li>
</ol>
Ramazan ayı af ve mağfiret ayıdır. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar. Ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.<br />
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…”</span> (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” </span>(Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Bayramın, Başkasına Bayram Olsun<br />
</li>
</ol>
Gerçek bayram, geniş bir rahmet ve ğufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaştığı muhteşem hâtırâlarla dolu mübârek bir gün olmalıdır. Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müşterek bir sürûr günüdür. Onların hepsinin memnûn olması, bayramların gerçek mânâsının yaşanması ile mümkündür. Bu îtibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenete vesîle olan bir gündür. Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Şerîf eyleyip kıyâmet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Fitre Ver<br />
</li>
</ol>
Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî ibadete fitre denir. Ramazan ayı içinde fitreleri vermek gerekir.<br />
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.”</span> (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İnfakını Artır<br />
</li>
</ol>
İbni Abbâs (r.a.) şöyle dedi: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Rasûllullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil Aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil Aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah, Cebrâil Aleyhisselam ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” </span>(Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Orucunu Zedeleme<br />
</li>
</ol>
Allah Resûlü (s.a.s.) bir gün: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle (nefsânî arzularla) zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” </span>buyurdu. Ashâb-ı kiram: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“–(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” </span>diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s.):<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “–Yalan ve gıybetle… (yani diliyle…)”</span> cevabını verdiler. (Nesâî, Sıyâm, 43)<br />
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” </span>(Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İhlasını Artır<br />
</li>
</ol>
İbâdetlerin kemâlini artıran; kalp temizliği, niyet berraklığı ve samîmiyettir. Nefsânî menfaat düşüncelerinin karıştığı, Hak rızâsından gayrı gâyelerin ortak edildiği ibâdetlerden bir hayır umulamaz.<br />
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.”</span> (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span><br />
<br />
Altınoluk Dergisi, Sayı: 399<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2857</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:57:55 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2857</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları</span></span><br />
<br />
Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.<br />
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI</span></span><br />
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: <br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan’dan önce sahurun, iftarın vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık saatinde yenmeye başladı. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.<br />
</li>
<li>Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu, bizi onları yemek için engelleyecek hiçbir insan olmadığı halde, Allah’a olan saygımızdan, ezan okunmadan elimizi sofraya götüremedik.<br />
</li>
<li>İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan ilâhî gücün sahibi Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar tekrar yaşadık.<br />
</li>
<li>Oruç tutanlar için bir cennetin hazırlandığını ve bu cennete <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reyyân</span></span> adının verildiğini öğrendik. Kıyamet gününde sadece o kapıdan oruç tutanların gireceğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[1]</span> duyunca, oruç ibadetinin sevabının Allah tarafından verileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[2]</span> müjdesini daha iyi anlamış olduk.<br />
</li>
<li>Çoluk çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.<br />
</li>
<li>Teravih namazına giderek, huşû içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[3]</span> müjdesini almış olduk.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan münasebetiyle kapalıyız”</span> diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan’a saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan’da değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olduğunu düşündük. Ancak, İslam’ın, manevi hayatın doya doya yaşandığı bu mevsimde oruçtan, namazdan habersiz nesilleri gördükçe, Müslümanların gözünün içine baka baka oruç yiyenleri gördükçe gelecek nesiller için de bir hayli üzüldük.<br />
</li>
<li>Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[4]</span> <br />
</li>
<li>Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde düşüşler olduğunu gerek haberlerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan olması için dua ettik.<br />
</li>
<li>Kur’an ayı olan Ramazan ayında<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[5]</span> Kur’an’ı daha iyi anlamaya, kavramaya ve hayatımıza uygulamaya çalıştık. Mukabele dinledik. Bazı Müslüman kardeşlerimiz mukabele okumanın yanında okuduğu Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Kur’an’ın tercümesini de hatmetmeye çalıştı. Biz de onları örnek aldık. Bütün bunları duyduk bu sene yapamazsak gelecek sene yapmaya söz verdik.<br />
</li>
<li>Ramazan ayı dışında, sinirlendiğimiz zaman bazen kötü sözler söylediğimiz olmuştur. Hâlbuki Ramazan ayında sakin olmamız tavsiye ediliyor. Orucu sadece mideye değil, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız gerekiyor. Bu yüzden oruç, insanı kötü söz söylemekten alıkoyar. Birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olursa <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben oruçluyum”</span> denmesi gerektiğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[6] </span>bu ayda öğrendik.<br />
</li>
<li>Bazen dalgınlıkla oruçlu olduğumuzu unuttuk. Ama orucumuz bozuldu mu, bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık ve orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[7]</span> inandık.<br />
</li>
<li>İftar vaktini beklerken ne kadar sevinçli oluyoruz değil mi? Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız suya hasret dudaklarımız suya kavuşsa diye... Aklımıza hemen Peygamber Efendimiz’in bir hadisi geliyor: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“... Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir.”</span><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[8]</span> Cenab-ı Allah bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatır inşallah...<br />
</li>
<li>Oruçlu iken bir şey yiyip içmediğimiz için ağzımızda tuhaf bir koku oluşuyor. Ağzımız kokuyor. Fakat bu ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[9]</span> Bu durum Allah’ın oruçluya verdiği değeri göstermekte, ağzının kokusunu misk kokusundan daha hoş kabul etmektedir.<br />
</li>
<li>Ramazan ayının bize kazandırdığı bir husus da, diğer aylarda şikâyetçi olduğumuz şeytanların bağlanması, bize vesvese verememesi, kötülük telkin edememesidir. Bunun yanında Ramazan ayında cennetin kapıları ardına kadar açılmakta ve cehennem kapıları da kapanmaktadır.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[10]</span> <br />
</li>
<li>Resulullah’ın tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[11]</span> istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehli Kitab’a muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[12]</span> <br />
</li>
<li>Sahurda ve iftarda gerine gerine yiyip de: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin...”</span> türünde bir şükürde bulunmadık. Çünkü hakiki şükrün; fakire, yetime, kimsesize yediğinden yedirmekle, giydiğinden giydirmekle olduğunu kavradık.<br />
</li>
<li>Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, teravih, vaaz, mukabele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapılabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan’da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.<br />
</li>
<li>Evimizde ailemizle birlikte, iftar saatini bekledik. Bu arada dini yayın yapan televizyon programlarını izledik. Değerli hocalarımızın okuduğu Kur’an-ı Kerim, ilahileri ve kasideleri dinledik. İlim adamlarının sohbetlerini dinledik. Okunan ezan ile iftar duası ile oruçlarımızı açtık.<br />
</li>
<li>Ramazan Bayramı vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah... Sonuç olarak Ramazan ayı bize burada sayılmayacak kadar kazançlar sağlamaktadır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Gözden kaçan bazı maddeler de buraya eklenebilir. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan’dan sonra da devam ettirmektedir. Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek gün, gece ve ayları değerlendirmesini bilelim. Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilip, hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara... Ne mutlu...<br />
</li>
</ol>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dipnotlar:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.</span> Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.</span> Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.</span> Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.</span> Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.</span> Bakara 2/185. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7.</span> Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11.</span> Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12.</span> Tirmizi, Savm 17.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> <br />
<br />
Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları</span></span><br />
<br />
Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.<br />
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI</span></span><br />
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: <br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan’dan önce sahurun, iftarın vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık saatinde yenmeye başladı. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.<br />
</li>
<li>Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu, bizi onları yemek için engelleyecek hiçbir insan olmadığı halde, Allah’a olan saygımızdan, ezan okunmadan elimizi sofraya götüremedik.<br />
</li>
<li>İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan ilâhî gücün sahibi Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar tekrar yaşadık.<br />
</li>
<li>Oruç tutanlar için bir cennetin hazırlandığını ve bu cennete <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reyyân</span></span> adının verildiğini öğrendik. Kıyamet gününde sadece o kapıdan oruç tutanların gireceğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[1]</span> duyunca, oruç ibadetinin sevabının Allah tarafından verileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[2]</span> müjdesini daha iyi anlamış olduk.<br />
</li>
<li>Çoluk çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.<br />
</li>
<li>Teravih namazına giderek, huşû içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[3]</span> müjdesini almış olduk.<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ramazan münasebetiyle kapalıyız”</span> diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan’a saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan’da değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olduğunu düşündük. Ancak, İslam’ın, manevi hayatın doya doya yaşandığı bu mevsimde oruçtan, namazdan habersiz nesilleri gördükçe, Müslümanların gözünün içine baka baka oruç yiyenleri gördükçe gelecek nesiller için de bir hayli üzüldük.<br />
</li>
<li>Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[4]</span> <br />
</li>
<li>Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde düşüşler olduğunu gerek haberlerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan olması için dua ettik.<br />
</li>
<li>Kur’an ayı olan Ramazan ayında<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[5]</span> Kur’an’ı daha iyi anlamaya, kavramaya ve hayatımıza uygulamaya çalıştık. Mukabele dinledik. Bazı Müslüman kardeşlerimiz mukabele okumanın yanında okuduğu Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Kur’an’ın tercümesini de hatmetmeye çalıştı. Biz de onları örnek aldık. Bütün bunları duyduk bu sene yapamazsak gelecek sene yapmaya söz verdik.<br />
</li>
<li>Ramazan ayı dışında, sinirlendiğimiz zaman bazen kötü sözler söylediğimiz olmuştur. Hâlbuki Ramazan ayında sakin olmamız tavsiye ediliyor. Orucu sadece mideye değil, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız gerekiyor. Bu yüzden oruç, insanı kötü söz söylemekten alıkoyar. Birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olursa <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ben oruçluyum”</span> denmesi gerektiğini<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[6] </span>bu ayda öğrendik.<br />
</li>
<li>Bazen dalgınlıkla oruçlu olduğumuzu unuttuk. Ama orucumuz bozuldu mu, bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık ve orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[7]</span> inandık.<br />
</li>
<li>İftar vaktini beklerken ne kadar sevinçli oluyoruz değil mi? Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız suya hasret dudaklarımız suya kavuşsa diye... Aklımıza hemen Peygamber Efendimiz’in bir hadisi geliyor: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“... Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir.”</span><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[8]</span> Cenab-ı Allah bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatır inşallah...<br />
</li>
<li>Oruçlu iken bir şey yiyip içmediğimiz için ağzımızda tuhaf bir koku oluşuyor. Ağzımız kokuyor. Fakat bu ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[9]</span> Bu durum Allah’ın oruçluya verdiği değeri göstermekte, ağzının kokusunu misk kokusundan daha hoş kabul etmektedir.<br />
</li>
<li>Ramazan ayının bize kazandırdığı bir husus da, diğer aylarda şikâyetçi olduğumuz şeytanların bağlanması, bize vesvese verememesi, kötülük telkin edememesidir. Bunun yanında Ramazan ayında cennetin kapıları ardına kadar açılmakta ve cehennem kapıları da kapanmaktadır.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[10]</span> <br />
</li>
<li>Resulullah’ın tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[11]</span> istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehli Kitab’a muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">[12]</span> <br />
</li>
<li>Sahurda ve iftarda gerine gerine yiyip de: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin...”</span> türünde bir şükürde bulunmadık. Çünkü hakiki şükrün; fakire, yetime, kimsesize yediğinden yedirmekle, giydiğinden giydirmekle olduğunu kavradık.<br />
</li>
<li>Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, teravih, vaaz, mukabele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapılabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan’da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.<br />
</li>
<li>Evimizde ailemizle birlikte, iftar saatini bekledik. Bu arada dini yayın yapan televizyon programlarını izledik. Değerli hocalarımızın okuduğu Kur’an-ı Kerim, ilahileri ve kasideleri dinledik. İlim adamlarının sohbetlerini dinledik. Okunan ezan ile iftar duası ile oruçlarımızı açtık.<br />
</li>
<li>Ramazan Bayramı vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah... Sonuç olarak Ramazan ayı bize burada sayılmayacak kadar kazançlar sağlamaktadır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Gözden kaçan bazı maddeler de buraya eklenebilir. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan’dan sonra da devam ettirmektedir. Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek gün, gece ve ayları değerlendirmesini bilelim. Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilip, hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara... Ne mutlu...<br />
</li>
</ol>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dipnotlar:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.</span> Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.</span> Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.</span> Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.</span> Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.</span> Bakara 2/185. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7.</span> Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9.</span> Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11.</span> Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12.</span> Tirmizi, Savm 17.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> <br />
<br />
Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2855</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:43:13 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2855</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?<br />
<br />
Bir Müslümanın Ramazan günlüğü nasıl olmalıdır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.<br />
<br />
Müslümanlar Ramazan-ı Şerif’in gelmesini 11 ay bekliyorlar. Hatta selef-i salihinden şöyle bir şey nakledilir: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk dönem Müslümanları 6 ay Ramazan-ı Şerif’in gelmesi için, 6 ay da tuttukları orucun kabul olması için Cenab-ı Allah’a dua ve niyazda bulunurlarmış. Dolayısıyla bütün senenin merkezine Ramazan-ı Şerif’i yerleştirirlermiş.</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan-ı Şerif Çok Özellikli Bir Ay</span></span><br />
Ramazan-ı Şerif çok özellikli bir ay. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu ayda Kur’an-ı Kerim nazil oluyor, artık dünya semasından yeryüzüne iniyor. Bu yönüyle de Ramazan-ı Şerif bir Kur’an ayıdır.</span></span> Ramazan-ı Şerif’i Kur’an ile meşgul olarak geçirmek lazım. Mümkünse işi gücü müsait olan kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerif’i cami merkezli, Kur’an merkezli bir hâle çevirmeleri gerekiyor. İşleri müsaitse Ramazan’da işi gücü bırakıp Kur’an’a yoğunlaşmaları, camiye yoğunlaşmaları ve orucu daha rahat tutabilecekleri bir ortam oluşturmaları kendilerine uygun olur.<br />
İşi gücü müsait olmayanların da ona göre programlarını yapıp günün belli zamanlarını Kur’an-ı Kerim’e ayırmaları, gecenin sahurunda teheccüdü de ihmal etmeden geceleri ihya ederek bir Ramazan-ı Şerif programı oluşturmaları gerekir. Hakikaten Ramazan-ı Şerif’in ihyası çok önemli bir meseledir.<br />
Ramazan, Kur'an Ayıdır<br />
Ramazan’ın ihyası; <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İftarı nerede geçireceğiz, iftarda ne yiyeceğiz, sahurda ne yiyeceğiz?”</span></span> türünden malayani, dünyevi bir program olmamalı. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kur’an-ı Kerim’den kaç yüz okuduk, Kur’an-ı Kerim’in manasına ne kadar nüfuz edebildik, Kur’an bana ne diyor, ne anlatıyor?”</span></span> diyerek ve not alarak, “Ben bu ayetlerin bana söylediklerini ne kadar anlayabildim, anlayabildiklerimi ne kadar uygulayabiliyorum ve Kur’an benim üzerimde nasıl tecelli ediyor?” diye kendimizi bu Ramazan-ı Şerif’te tabiri caizse bir gözden geçirmeye almamız lazım gelir.<br />
Zamanı Vakitlice Kullanmak Lazım<br />
Bunun için de zamanımızı ona göre, vakitli bir şekilde kullanmamız gerekir. İşte sahurla oruca başlıyoruz, sahurdan sonra hemen sabah namazı geliyor. Belki sahurla sabah namazı arasındaki vakti Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmek lazım. İmkân varsa sabah namazını cemaatle camide kıldıktan sonra camide Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmak ve gün ağırdıktan sonra camiden eve gelmek… Yine vakti müsait olan kimseler, bugünün itibarıyla İstanbul için söylüyorum, saat 8.00–9.00 gibi eve geldiklerinde belki kaylule dediğimiz gündüz uykusunu yarım saat, bir saat uyuyarak geçirebilirler.<br />
Tabii işi gücü olan kimseler elbette sabah mesai saatlerinde işlerine güçlerine gidecekler. Ramazan-ı Şerif bir tatil ayı değil; yani Ramazan-ı Şerif’te hayat durmuyor, hayat devam ediyor. Ama hayat devam ederken kalbî hayatımız Cenab-ı Allah’la daha ayrıcalıklı bir şekilde buluşmuş oluyor.<br />
Ramazan'a Yakışan En Güzel Amellerden Biri 'İnfak'<br />
İkindiden sonra açlıkla beraber artık Müslümanın takati kesilmeye başlıyor tabiri caizse. Hele de orta yaşı geçmiş, ihtiyarlığa doğru ilerlemişse… Bu dönemler fakir fukaranın, kimsesizlerin, çaresizlerin hâlini anlayabilmemizi sağlayabilecek; onların hâlleriyle hemhâl olabileceğimiz bir atmosferi de bizlere veriyor. Burada belki de yapılabilecek en güzel şeylerden bir tanesi, iftar sofralarını fakir fukarayla bereketlendirmek, fakir fukaranın iftar yapabilmesi için onlara elimizdeki imkânları aktarabilmektir. Çünkü Ramazan bir yönüyle de infak ayıdır. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnfakın olmadığı bir ay, Ramazan olsa dahi eksik olmuş bir ay olur.</span></span><br />
Dolayısıyla Müslüman, bütün ibadetlerini Ramazan’da katlayarak artırmaya gayret eden bir çabanın içerisinde olmalı; günlük bir cüzden az olmamak üzere Kur’an-ı Kerim okumaya gayret etmeli. Yine Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hadislerinden okumaya gayret etmeli. Bu anlamda Erkam Yayınevi’nden çıkan, hocalarımızın şerhli şekilde hazırladığı Riyazü’s-Salihin’den her gün bir bab okumayı, çoluk çocuğuyla beraber bir hadis müzakeresi yapmayı ihmal etmemeli.<br />
Teravih Namazı ve Gecelerin İhyası Çok Önemli<br />
Tabii Ramazan-ı Şerif’in gece ibadeti, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gecelerinin ihyası teravih namazı ile oluyor.</span></span> Burada da gücünün yettiğince hatimle teravih kılınan, kendisine en yakın olan bir camiyi seçmeli ve oraya düzenli olarak devam etmeli. Böylelikle zikir yoğunluğu olan, Kur’an-ı Kerim yoğunluğu olan, oruçla geçen; hakikaten senenin diğer aylarına da bizi taşıyabilecek bir enerji depolayarak Ramazan-ı Şerif’i ihya etme gayreti içerisinde olmalıyız.<br />
Ahlâkını Güzelleştir<br />
Ama unutmamak gerekiyor ki Ramazan sadece zahiren yemekten içmekten el çekmek değildir. İnsan Ramazan’da daha halim selim olmalı, daha durgun olmalı, daha Rabbani bir kıvama bürünmelidir. Şimdi bazıları, birtakım hastalıkların eşlik etmesiyle aç kaldıkça şekeri düşüyor, şekeri yükseliyor, asabileşiyor. Ama antrenmanlı olan bir Müslüman bu ayın bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">asabiyet ayı, sinirlenme, kızma, bağırma çağırma ayı değil; aksine bir sabır ayı olduğunu görmeli.</span></span><br />
Bu ayda Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, Ramazan münasebetiyle biri bize karşı kavga etmek için geldiğinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kardeşim, ben oruçluyum; kavga edemem.”</span></span> deyip kenara çekilmemizi tavsiye etmiştir. Trafikte böyle örnekleri pek görmüyoruz; görmemek de tabii ayrı bir nasipsizlik meselesi. İnsan gördüklerinden de nasiplenmiş oluyor.<br />
Trafikte de Sabır ve Güzel Ahlâk<br />
Hâlbuki bakıyorsunuz bazen, özellikle de belki ilk günlerde alışma noktasında bir şey oluyor; ama benim çok dikkatimi çeken bir meseledir: Ramazan-ı Şerif’te bakıyorum, iftara yarım saat kala müthiş bir trafik var, ezanla beraber trafik birden kayboluyor. Ne oluyordu bu arabalar, nereye gidiyor, ne oluyor anlayabilmiş değilim. Herkes ulaşıyor yerine, herkes yerine bir şekilde ulaşıyor. Belki iki dakika, belki üç dakika geç de gidilebilir. Ama nihayetinde nasıl sen oruçluysan öbürü de oruçlu; o da evine bir an önce gitmek istiyor. “O evine gitsin, ben iki dakika sonra geç gideyim.” diyebilmeli insan.<br />
Belki böyle yapmakla karşı tarafa iftar verme sevabını da elde etmiş olabilir. Yani sana yol verdim, sen 5 dakika önce evine gittin, ben 5 dakika sonra evime ulaştım; sen benden önce iftar yaptın ama bunu benim sana yol vermem sayesinde yaptın. Böylelikle karşı taraftaki kardeşimizin de iftar yapmasına vesile olmuş olabiliriz.<br />
Hasılıkelam, Ramazan-ı Şerif’i ahlakımızda bir değişikliğe sebebiyet verecek şekilde yaşamamız lazım. Yani Ramazan müthiş bir zühd eğitimi, müthiş bir ahlak eğitimi… Cenab-ı Allah bizleri muvaffak eylesin diye dua ederiz. İşte önümüzdeki günler Ramazan-ı Şerif’e girmiş olacağız. Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif hayatımıza bir yön vermeli, Ramazan-ı Şerif bizim hayatımızda muazzam bir değişikliği getirmeli. Hangi açıdan bu olmalı? En önemli yönü ahlaken Ramazan-ı Şerif’te bir kıvam kazanmaya gayret etmeliyiz.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?<br />
<br />
Bir Müslümanın Ramazan günlüğü nasıl olmalıdır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.<br />
<br />
Müslümanlar Ramazan-ı Şerif’in gelmesini 11 ay bekliyorlar. Hatta selef-i salihinden şöyle bir şey nakledilir: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk dönem Müslümanları 6 ay Ramazan-ı Şerif’in gelmesi için, 6 ay da tuttukları orucun kabul olması için Cenab-ı Allah’a dua ve niyazda bulunurlarmış. Dolayısıyla bütün senenin merkezine Ramazan-ı Şerif’i yerleştirirlermiş.</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan-ı Şerif Çok Özellikli Bir Ay</span></span><br />
Ramazan-ı Şerif çok özellikli bir ay. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu ayda Kur’an-ı Kerim nazil oluyor, artık dünya semasından yeryüzüne iniyor. Bu yönüyle de Ramazan-ı Şerif bir Kur’an ayıdır.</span></span> Ramazan-ı Şerif’i Kur’an ile meşgul olarak geçirmek lazım. Mümkünse işi gücü müsait olan kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerif’i cami merkezli, Kur’an merkezli bir hâle çevirmeleri gerekiyor. İşleri müsaitse Ramazan’da işi gücü bırakıp Kur’an’a yoğunlaşmaları, camiye yoğunlaşmaları ve orucu daha rahat tutabilecekleri bir ortam oluşturmaları kendilerine uygun olur.<br />
İşi gücü müsait olmayanların da ona göre programlarını yapıp günün belli zamanlarını Kur’an-ı Kerim’e ayırmaları, gecenin sahurunda teheccüdü de ihmal etmeden geceleri ihya ederek bir Ramazan-ı Şerif programı oluşturmaları gerekir. Hakikaten Ramazan-ı Şerif’in ihyası çok önemli bir meseledir.<br />
Ramazan, Kur'an Ayıdır<br />
Ramazan’ın ihyası; <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İftarı nerede geçireceğiz, iftarda ne yiyeceğiz, sahurda ne yiyeceğiz?”</span></span> türünden malayani, dünyevi bir program olmamalı. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kur’an-ı Kerim’den kaç yüz okuduk, Kur’an-ı Kerim’in manasına ne kadar nüfuz edebildik, Kur’an bana ne diyor, ne anlatıyor?”</span></span> diyerek ve not alarak, “Ben bu ayetlerin bana söylediklerini ne kadar anlayabildim, anlayabildiklerimi ne kadar uygulayabiliyorum ve Kur’an benim üzerimde nasıl tecelli ediyor?” diye kendimizi bu Ramazan-ı Şerif’te tabiri caizse bir gözden geçirmeye almamız lazım gelir.<br />
Zamanı Vakitlice Kullanmak Lazım<br />
Bunun için de zamanımızı ona göre, vakitli bir şekilde kullanmamız gerekir. İşte sahurla oruca başlıyoruz, sahurdan sonra hemen sabah namazı geliyor. Belki sahurla sabah namazı arasındaki vakti Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmek lazım. İmkân varsa sabah namazını cemaatle camide kıldıktan sonra camide Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmak ve gün ağırdıktan sonra camiden eve gelmek… Yine vakti müsait olan kimseler, bugünün itibarıyla İstanbul için söylüyorum, saat 8.00–9.00 gibi eve geldiklerinde belki kaylule dediğimiz gündüz uykusunu yarım saat, bir saat uyuyarak geçirebilirler.<br />
Tabii işi gücü olan kimseler elbette sabah mesai saatlerinde işlerine güçlerine gidecekler. Ramazan-ı Şerif bir tatil ayı değil; yani Ramazan-ı Şerif’te hayat durmuyor, hayat devam ediyor. Ama hayat devam ederken kalbî hayatımız Cenab-ı Allah’la daha ayrıcalıklı bir şekilde buluşmuş oluyor.<br />
Ramazan'a Yakışan En Güzel Amellerden Biri 'İnfak'<br />
İkindiden sonra açlıkla beraber artık Müslümanın takati kesilmeye başlıyor tabiri caizse. Hele de orta yaşı geçmiş, ihtiyarlığa doğru ilerlemişse… Bu dönemler fakir fukaranın, kimsesizlerin, çaresizlerin hâlini anlayabilmemizi sağlayabilecek; onların hâlleriyle hemhâl olabileceğimiz bir atmosferi de bizlere veriyor. Burada belki de yapılabilecek en güzel şeylerden bir tanesi, iftar sofralarını fakir fukarayla bereketlendirmek, fakir fukaranın iftar yapabilmesi için onlara elimizdeki imkânları aktarabilmektir. Çünkü Ramazan bir yönüyle de infak ayıdır. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnfakın olmadığı bir ay, Ramazan olsa dahi eksik olmuş bir ay olur.</span></span><br />
Dolayısıyla Müslüman, bütün ibadetlerini Ramazan’da katlayarak artırmaya gayret eden bir çabanın içerisinde olmalı; günlük bir cüzden az olmamak üzere Kur’an-ı Kerim okumaya gayret etmeli. Yine Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hadislerinden okumaya gayret etmeli. Bu anlamda Erkam Yayınevi’nden çıkan, hocalarımızın şerhli şekilde hazırladığı Riyazü’s-Salihin’den her gün bir bab okumayı, çoluk çocuğuyla beraber bir hadis müzakeresi yapmayı ihmal etmemeli.<br />
Teravih Namazı ve Gecelerin İhyası Çok Önemli<br />
Tabii Ramazan-ı Şerif’in gece ibadeti, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gecelerinin ihyası teravih namazı ile oluyor.</span></span> Burada da gücünün yettiğince hatimle teravih kılınan, kendisine en yakın olan bir camiyi seçmeli ve oraya düzenli olarak devam etmeli. Böylelikle zikir yoğunluğu olan, Kur’an-ı Kerim yoğunluğu olan, oruçla geçen; hakikaten senenin diğer aylarına da bizi taşıyabilecek bir enerji depolayarak Ramazan-ı Şerif’i ihya etme gayreti içerisinde olmalıyız.<br />
Ahlâkını Güzelleştir<br />
Ama unutmamak gerekiyor ki Ramazan sadece zahiren yemekten içmekten el çekmek değildir. İnsan Ramazan’da daha halim selim olmalı, daha durgun olmalı, daha Rabbani bir kıvama bürünmelidir. Şimdi bazıları, birtakım hastalıkların eşlik etmesiyle aç kaldıkça şekeri düşüyor, şekeri yükseliyor, asabileşiyor. Ama antrenmanlı olan bir Müslüman bu ayın bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">asabiyet ayı, sinirlenme, kızma, bağırma çağırma ayı değil; aksine bir sabır ayı olduğunu görmeli.</span></span><br />
Bu ayda Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, Ramazan münasebetiyle biri bize karşı kavga etmek için geldiğinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kardeşim, ben oruçluyum; kavga edemem.”</span></span> deyip kenara çekilmemizi tavsiye etmiştir. Trafikte böyle örnekleri pek görmüyoruz; görmemek de tabii ayrı bir nasipsizlik meselesi. İnsan gördüklerinden de nasiplenmiş oluyor.<br />
Trafikte de Sabır ve Güzel Ahlâk<br />
Hâlbuki bakıyorsunuz bazen, özellikle de belki ilk günlerde alışma noktasında bir şey oluyor; ama benim çok dikkatimi çeken bir meseledir: Ramazan-ı Şerif’te bakıyorum, iftara yarım saat kala müthiş bir trafik var, ezanla beraber trafik birden kayboluyor. Ne oluyordu bu arabalar, nereye gidiyor, ne oluyor anlayabilmiş değilim. Herkes ulaşıyor yerine, herkes yerine bir şekilde ulaşıyor. Belki iki dakika, belki üç dakika geç de gidilebilir. Ama nihayetinde nasıl sen oruçluysan öbürü de oruçlu; o da evine bir an önce gitmek istiyor. “O evine gitsin, ben iki dakika sonra geç gideyim.” diyebilmeli insan.<br />
Belki böyle yapmakla karşı tarafa iftar verme sevabını da elde etmiş olabilir. Yani sana yol verdim, sen 5 dakika önce evine gittin, ben 5 dakika sonra evime ulaştım; sen benden önce iftar yaptın ama bunu benim sana yol vermem sayesinde yaptın. Böylelikle karşı taraftaki kardeşimizin de iftar yapmasına vesile olmuş olabiliriz.<br />
Hasılıkelam, Ramazan-ı Şerif’i ahlakımızda bir değişikliğe sebebiyet verecek şekilde yaşamamız lazım. Yani Ramazan müthiş bir zühd eğitimi, müthiş bir ahlak eğitimi… Cenab-ı Allah bizleri muvaffak eylesin diye dua ederiz. İşte önümüzdeki günler Ramazan-ı Şerif’e girmiş olacağız. Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif hayatımıza bir yön vermeli, Ramazan-ı Şerif bizim hayatımızda muazzam bir değişikliği getirmeli. Hangi açıdan bu olmalı? En önemli yönü ahlaken Ramazan-ı Şerif’te bir kıvam kazanmaya gayret etmeliyiz.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2853</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:22:02 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2853</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">I. Oruç İbadetinin Hikmet ve Faydası Nedir?</span></span><br />
Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.<br />
Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)”</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara: 2/183–184) </span>şeklinde ifade edilmektedir.<br />
İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “kad eflaha men zekkâhâ” </span></span>ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tevbe: 9/103)</span> bedenin zekâtı olan oruç da <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Mâce, Sıyâm, 44) </span>insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.<br />
Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan Ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.<br />
Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.<br />
Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Beyhakî, Zühd, 2/88)”</span> sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331)</span> müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.<br />
Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.<br />
Oruç ayı olan Ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.<br />
Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)</span><br />
Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır Ramazan…<br />
Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Nesâî, İman, 21)</span> Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır." </span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Cum'a, 79)</span> diye söylemiştir.<br />
Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">II. Oruç Hakkında Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Ramazan Orucu Kimlere Farzdır? </span></span><br />
Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir? </span></span><br />
İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Yolculuk: </span></span><br />
Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/183-184).</span><br />
Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). </span>Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Hastalık: </span></span><br />
Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme: </span></span><br />
Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam, 3).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Zor ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak: </span></span><br />
Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.<br />
Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.<br />
Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(mesela fidyeyi fazla verirse)</span> o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(O sayılı günler), </span>insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/183-185)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">e) Yaşlılık: </span></span><br />
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Oruç Yerine Fidye Verilmesi </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a. Fidye Ne Demektir? </span></span><br />
Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184) </span>buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.<br />
Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira Ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b. Fidye Miktarı Ne Kadardır? </span></span><br />
Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın belirlemiş olduğu 2024 yılı asgari fidye miktarı 130 liradır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Oruca Niyet Ne Zaman Yapılır? </span></span><br />
İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.<br />
Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.<br />
Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Oruç Ne Zaman Başlar Ne Zaman Biter? </span></span><br />
Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">imsâk</span></span>, dini bir kavram olarak,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” </span></span>demektir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(bk. Bakara 2/187).</span><br />
Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İmsak", </span></span>sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir. Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi? </span></span><br />
Sahur vakti yemek yiyen kişinin <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-ezan okunmuş olsun olmasın- </span>imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve içmeye son vermesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan bayramının ilk günüyle kurban bayramının dört gününde oruç tutmak</span></span> dinen yasaklanmış olup (Buhari, Savm, 66-68), cumhura göre haram, Hanefîlere göre tahrimen mekruhtur.<br />
Özetle, bu günlerde oruç tutmak günahtır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebû Davud, Savm, 50). </span>Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır? </span></span><br />
Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber'in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179).</span> Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15'i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68).</span> Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır? </span></span><br />
Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar." </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/184).</span> Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nafile oruç,</span></span> Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.),<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) </span>buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım.”</span></span> buyurarak <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Savm, 47),</span> bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.<br />
Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir? </span></span><br />
İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur'an-ı Kerim'de;<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." </span></span>buyurulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/185). </span>Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak / Banyo Yapmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)'in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 25)</span>. Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi? </span></span><br />
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi? </span></span><br />
Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">III. Orucu Bozan-Bozmayan Şeyler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir? </span></span><br />
Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.<br />
Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s), Ramazan ayında kaçırılan bir gün orucun sevabına yetişmek için kişinin bir sene boyunca oruç tutsa yine de bu sevaba nail olamayacağını söylemiştir. Bunun için Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi, hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır.<br />
Mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruç Kefareti Ne Demektir ve Nasıl Ödenir? </span></span><br />
Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.<br />
Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.<br />
Âdet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.<br />
Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak Ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir."</span></span> buyurmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17).</span> Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kusmakla Oruç Bozulur mu? </span></span><br />
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“ağız dolusu” </span></span>olması halinde, orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Sağlık Problemleri ve Oruç </span></span><br />
Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber'in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29).</span> Diğer taraftan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz" </span></span>kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.<br />
Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dilaltı hapı kullanmak orucu bozmaz.</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi? </span></span><br />
Hastalık, Ramazan'da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar." </span></span>buyrulmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184).</span><br />
Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.<br />
Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Kulak Damlası Kullanmak ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.<br />
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum ve Kan Vermek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13</span></span>. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Kan Aldırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22).</span> Ayrıca Hz. Peygamber: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.''</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizi, Savm, 24)</span> buyurmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi? </span></span><br />
Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Merhem ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şafiî mezhebine göre;</span></span> kendisine yalnız kaza gerekir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hanefi mezhebine göre ise</span></span>; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Özel Hâllerinde Kadınlar ve Oruç </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi? </span></span><br />
Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15).</span> Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruçlu İken Hayız / Âdet Gören Kadın Ne Yapar? </span></span><br />
Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen, Yani Âdeti Sona Eren Bir Kadın Oruç Tutabilir mi? </span></span><br />
İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Bayanların Ramazanda Âdet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir? Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Âdeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir? </span></span><br />
Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca hazırlanmıştır)</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">I. Oruç İbadetinin Hikmet ve Faydası Nedir?</span></span><br />
Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.<br />
Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)”</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara: 2/183–184) </span>şeklinde ifade edilmektedir.<br />
İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “kad eflaha men zekkâhâ” </span></span>ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tevbe: 9/103)</span> bedenin zekâtı olan oruç da <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Mâce, Sıyâm, 44) </span>insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.<br />
Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan Ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.<br />
Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.<br />
Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Beyhakî, Zühd, 2/88)”</span> sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331)</span> müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.<br />
Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.<br />
Oruç ayı olan Ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.<br />
Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)</span><br />
Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır Ramazan…<br />
Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir.<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Nesâî, İman, 21)</span> Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır." </span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Cum'a, 79)</span> diye söylemiştir.<br />
Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">II. Oruç Hakkında Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Ramazan Orucu Kimlere Farzdır? </span></span><br />
Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir? </span></span><br />
İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Yolculuk: </span></span><br />
Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/183-184).</span><br />
Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). </span>Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Hastalık: </span></span><br />
Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme: </span></span><br />
Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam, 3).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Zor ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak: </span></span><br />
Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.<br />
Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.<br />
Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(mesela fidyeyi fazla verirse)</span> o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(O sayılı günler), </span>insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/183-185)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">e) Yaşlılık: </span></span><br />
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Oruç Yerine Fidye Verilmesi </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a. Fidye Ne Demektir? </span></span><br />
Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184) </span>buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.<br />
Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira Ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b. Fidye Miktarı Ne Kadardır? </span></span><br />
Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın belirlemiş olduğu 2024 yılı asgari fidye miktarı 130 liradır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Oruca Niyet Ne Zaman Yapılır? </span></span><br />
İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.<br />
Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.<br />
Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Oruç Ne Zaman Başlar Ne Zaman Biter? </span></span><br />
Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">imsâk</span></span>, dini bir kavram olarak,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” </span></span>demektir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(bk. Bakara 2/187).</span><br />
Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İmsak", </span></span>sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir. Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi? </span></span><br />
Sahur vakti yemek yiyen kişinin <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">-ezan okunmuş olsun olmasın- </span>imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve içmeye son vermesi gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ramazan bayramının ilk günüyle kurban bayramının dört gününde oruç tutmak</span></span> dinen yasaklanmış olup (Buhari, Savm, 66-68), cumhura göre haram, Hanefîlere göre tahrimen mekruhtur.<br />
Özetle, bu günlerde oruç tutmak günahtır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi? </span></span><br />
Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebû Davud, Savm, 50). </span>Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır? </span></span><br />
Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber'in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179).</span> Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15'i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68).</span> Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır? </span></span><br />
Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar." </span></span>buyrulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/184).</span> Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi? </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nafile oruç,</span></span> Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.),<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur.”</span></span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) </span>buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir? </span></span><br />
Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım.”</span></span> buyurarak <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Savm, 47),</span> bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.<br />
Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir? </span></span><br />
Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun.”</span></span> buyurmuştur <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir? </span></span><br />
İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur'an-ı Kerim'de;<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." </span></span>buyurulmaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bakara, 2/185). </span>Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak / Banyo Yapmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)'in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Savm, 25)</span>. Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi? </span></span><br />
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi? </span></span><br />
Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">III. Orucu Bozan-Bozmayan Şeyler </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Bazı Genel Bilgiler </span></span><br />
Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir? </span></span><br />
Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.<br />
Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s), Ramazan ayında kaçırılan bir gün orucun sevabına yetişmek için kişinin bir sene boyunca oruç tutsa yine de bu sevaba nail olamayacağını söylemiştir. Bunun için Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi, hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır.<br />
Mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruç Kefareti Ne Demektir ve Nasıl Ödenir? </span></span><br />
Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.<br />
Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.<br />
Âdet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.<br />
Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak Ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir."</span></span> buyurmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17).</span> Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kusmakla Oruç Bozulur mu? </span></span><br />
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“ağız dolusu” </span></span>olması halinde, orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Sağlık Problemleri ve Oruç </span></span><br />
Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber'in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29).</span> Diğer taraftan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz" </span></span>kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.<br />
Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dilaltı hapı kullanmak orucu bozmaz.</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi? </span></span><br />
Hastalık, Ramazan'da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar." </span></span>buyrulmuştur<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> (Bakara, 2/184).</span><br />
Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.<br />
Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">9. Kulak Damlası Kullanmak ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.<br />
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum ve Kan Vermek Orucu Bozar mı? </span></span><br />
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">13</span></span>. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">15. Kan Aldırmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22).</span> Ayrıca Hz. Peygamber: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.''</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizi, Savm, 24)</span> buyurmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">16. Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi? </span></span><br />
Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">17. Merhem ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">18. Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">19. Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı? </span></span><br />
Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şafiî mezhebine göre;</span></span> kendisine yalnız kaza gerekir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hanefi mezhebine göre ise</span></span>; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Özel Hâllerinde Kadınlar ve Oruç </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi? </span></span><br />
Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15).</span> Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Oruçlu İken Hayız / Âdet Gören Kadın Ne Yapar? </span></span><br />
Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen, Yani Âdeti Sona Eren Bir Kadın Oruç Tutabilir mi? </span></span><br />
İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Bayanların Ramazanda Âdet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir? Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Âdeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir? </span></span><br />
Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca hazırlanmıştır)</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2852</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:15:58 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2852</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farz olan</span></span> Ramazan orucundan başka, vacip, müstehap ve haram olan oruçlar da vardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vacip olan oruç; </span></span>Ramazan’da kasten bozulan orucun kefareti, zıhâr keffareti, hatâ ile adam öldürme keffareti, yemin keffareti, hacdaki hatâlardan doğacak keffaret, kaza edilen itikâf orucu, adak oruçları gibi oruçlardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müstehap olan oruçlar;</span> </span>Muharrem Ayının dokuzuncu ve onuncu günleri orucu, her kameri ayın on üç, on dört ve on beşinci günleri orucu, her Pazartesi ve Perşembe günleri tutulan oruç, gibileridir. Bunlara nafile oruç da denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haram olan oruçlar</span> </span>ise; Kurban Bayramı’nin dört günü ile, Ramazan Bayramı’nın ilk günü tutulan oruçlardır.<br />
Ramazan orucu, belirli bir güne adanmış adak oruç ve nafile oruca akşamdan, kaba kuşluğa kadar niyet edilebilir. Orucun niyeti, içinden oruç tutmaya karar vermiş olmaktan ibarettir.<br />
Kaza, gün belirtilmeyen adak ve keffaret oruçları için sahur bitmeden önce niyet etmek, yani içinden karar vermiş olmak gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozup Keffareti Gerektiren Şeyler:</span></span><br />
1. Gıda ve ilaç türünden bir şeyi kasten yeme ve içme,<br />
2.Kasten cinsel ilişkide bulunma ve bulunulma,<br />
3.Kan aldırıp ya da gıybet edip, orucu bozuldu sanarak yiyip içmek suretiyle kasten orucunu bozma.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozulup Sadece Kaza Etmesi Gerekenler</span></span><br />
1. Âdetli ve lohusa,<br />
2. Oruç tutmakla hastalığı artan hasta,<br />
3.Körpe çocuk emziren anne ya da süt anne,<br />
4.Yolcu,<br />
5.Oruca niyet etmeden yiyen kimse (Bir isyan olarak kasten yiyenlerin, niyet etmemiş<br />
olsalar bile keffaret tutmaları gerektiği söylenmiştir). .<br />
6.Öpme, okşama ve el ile (masturbasyon) boşalan,<br />
7.Güneş batmadığı halde battı sanarak iftar eden,<br />
8.Ve şafak söktüğü halde sökmediğini sanarak sahur yiyene keffaret gerekmez. Bunlar sadece kaza ile yetinir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şimdi sayacağımız şeylerden biri, kasten yapılmış olsa da, oruç bozulur; ancak keffaret gerekmez:</span></span><br />
1. Sağ olan kadının önü ve arkası ile, erkeğin arkasından başka herhangi bir varlığa, ya da organa cima etme,<br />
2. Yenilmesi arzu edilmeyen ve gıda özelliği taşımayan taş, demir ve çelik gibi şeyleri yutma,<br />
3. Kendi isteği ile bilerek ağız dolusu kusma.<br />
4. Burundan alınan sıvının boğaza ulaşması,<br />
5. Hukne (lavman) kullanma (Arkadan aletle kalın barsağı temizleme),<br />
6. Kulağa ilaç, yağ, v.b. bir şey akıtma,<br />
7. Derin yaraya, karın boşluğuna işleyecek özellikte ilâç koyma.<br />
8. Baştaki yarığa ilaç akıtma,<br />
9. Unutarak yedikten sonra, orucu bozuldu sanıp kasten yeme,<br />
10. Uyurken birisinin boğazına su döküp midesine gitmesi,<br />
11. Uyurken cima edilme,<br />
12. Ramazan’a niyet etmeden yeme,<br />
13. Yanılarak yeme,<br />
14. Zorla yedirilme.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farz olan</span></span> Ramazan orucundan başka, vacip, müstehap ve haram olan oruçlar da vardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vacip olan oruç; </span></span>Ramazan’da kasten bozulan orucun kefareti, zıhâr keffareti, hatâ ile adam öldürme keffareti, yemin keffareti, hacdaki hatâlardan doğacak keffaret, kaza edilen itikâf orucu, adak oruçları gibi oruçlardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müstehap olan oruçlar;</span> </span>Muharrem Ayının dokuzuncu ve onuncu günleri orucu, her kameri ayın on üç, on dört ve on beşinci günleri orucu, her Pazartesi ve Perşembe günleri tutulan oruç, gibileridir. Bunlara nafile oruç da denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Haram olan oruçlar</span> </span>ise; Kurban Bayramı’nin dört günü ile, Ramazan Bayramı’nın ilk günü tutulan oruçlardır.<br />
Ramazan orucu, belirli bir güne adanmış adak oruç ve nafile oruca akşamdan, kaba kuşluğa kadar niyet edilebilir. Orucun niyeti, içinden oruç tutmaya karar vermiş olmaktan ibarettir.<br />
Kaza, gün belirtilmeyen adak ve keffaret oruçları için sahur bitmeden önce niyet etmek, yani içinden karar vermiş olmak gerekir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozup Keffareti Gerektiren Şeyler:</span></span><br />
1. Gıda ve ilaç türünden bir şeyi kasten yeme ve içme,<br />
2.Kasten cinsel ilişkide bulunma ve bulunulma,<br />
3.Kan aldırıp ya da gıybet edip, orucu bozuldu sanarak yiyip içmek suretiyle kasten orucunu bozma.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orucu Bozulup Sadece Kaza Etmesi Gerekenler</span></span><br />
1. Âdetli ve lohusa,<br />
2. Oruç tutmakla hastalığı artan hasta,<br />
3.Körpe çocuk emziren anne ya da süt anne,<br />
4.Yolcu,<br />
5.Oruca niyet etmeden yiyen kimse (Bir isyan olarak kasten yiyenlerin, niyet etmemiş<br />
olsalar bile keffaret tutmaları gerektiği söylenmiştir). .<br />
6.Öpme, okşama ve el ile (masturbasyon) boşalan,<br />
7.Güneş batmadığı halde battı sanarak iftar eden,<br />
8.Ve şafak söktüğü halde sökmediğini sanarak sahur yiyene keffaret gerekmez. Bunlar sadece kaza ile yetinir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şimdi sayacağımız şeylerden biri, kasten yapılmış olsa da, oruç bozulur; ancak keffaret gerekmez:</span></span><br />
1. Sağ olan kadının önü ve arkası ile, erkeğin arkasından başka herhangi bir varlığa, ya da organa cima etme,<br />
2. Yenilmesi arzu edilmeyen ve gıda özelliği taşımayan taş, demir ve çelik gibi şeyleri yutma,<br />
3. Kendi isteği ile bilerek ağız dolusu kusma.<br />
4. Burundan alınan sıvının boğaza ulaşması,<br />
5. Hukne (lavman) kullanma (Arkadan aletle kalın barsağı temizleme),<br />
6. Kulağa ilaç, yağ, v.b. bir şey akıtma,<br />
7. Derin yaraya, karın boşluğuna işleyecek özellikte ilâç koyma.<br />
8. Baştaki yarığa ilaç akıtma,<br />
9. Unutarak yedikten sonra, orucu bozuldu sanıp kasten yeme,<br />
10. Uyurken birisinin boğazına su döküp midesine gitmesi,<br />
11. Uyurken cima edilme,<br />
12. Ramazan’a niyet etmeden yeme,<br />
13. Yanılarak yeme,<br />
14. Zorla yedirilme.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç Çeşitleri Nelerdir? Nafile Oruçlar Nelerdir? Bozunca Kefaret Gerekir Mi?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2019</link>
			<pubDate>Thu, 08 Dec 2022 12:32:45 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2019</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç Çeşitleri Nelerdir? Nafile Orucu Nedir? Nafile Oruçlar Nelerdir? Nafile Orucu Bozunca Kefaret Gerekir Mi?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç Çeşitleri Nelerdir? Farz, Vacip Ve Nafile Oruç Hakkında Bilgi</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de namaz, zekat, oruç hac gibi temel ibadetlerden bahsedilmektedir. Bunun yanında bu ibadetlerin amacı ve mahiyetini bildiren açıklamalar da bulunmaktadır. Bu ibadetlerin ne şekilde yerine getirileceği de Hz. Muhammed'in (SAV) uygulamaları ve açıklamaları ile belirlenmiştir. Oruç çeşitleri nelerdir? Farz, Vacip ve Nafile Oruç Nedir? İşte, merak edilen tüm detaylar.<br />
<br />
 Allah Ve Resulü ibadetlerin nasıl yapılması gerektiğini emretmişse müminlerin de bu şekilde ibadetlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu ibadetlerin şekil, miktar ve hikmetlerinin sorgulanmaması gerekmektedir. İbadetlerin tevkifi olması bu anlama gelmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Oruç Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
 Oruç ibadeti insanların manevi ve de ahlaki bakımından olgunlaşmasını sağlamaktadır. Bu nedenle Peygamber Efendimiz ve sonrasında yaşamış olan din adamları Ramazan ayı dışında da çeşitli vesileler ile oruç tutmuşlardır. Oruç ibadetleri; farz, vacip ve nafile olmak üzere 3'e ayrılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Farz Oruç</span></span><br />
<br />
 Ramazan ayında tutulan oruçlar farzdır. Yani gerekli koşulları sağlayan Müslümanların bu ayda oruç tutması gerekmektedir. Bir mazeret ile ya da mazeretsiz olarak tutulmazsa o zaman başka bir zamanda kaza edilmesi gerekir.<br />
<br />
 Ramazan orucunun bozulması durumunda kefaret orucu tutulması gerekir. Bu oruç da farz olan oruçlardan bir tanesidir. Bunun dışında; yanlışlıkla ya da kaza ile bir adamı öldürme, zıhar, hacda ihramlıyken ve vakti gelmeden tıraş olma, yemin için tutulan oruçlar da kefaret orucudur. Bu oruçlar da farz olan oruçlar arasındadır.<br />
<br />
 Ramazan orucu sadece Ramazan ayında tutulabilmektedir. Ancak diğer oruçlar tutmanın mubah olduğu her zaman da tutulabilmektedir. Ramazan orucunun tutulmaması durumunda tutulacak olan kaza orucu da mubah olan bir zaman da tutulabilmektedir. Herhangi bir neden ile kazaya kalan oruçların vakit kaybetmeden biran önce kazasının yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Vacip Oruçlar</span></span><br />
<br />
 Adak oruçları vacip oruç olarak nitelendirilmektedir. Adak durumu; bir kimsenin dinen yapmasının yükümlü olmadığı bir durumu kendisine zorunluluk haline getirmesine verilen isimdir. Eğer bir kimse oruç tutmayı adak haline getirmişse o zaman bu adak orucunu tutması vacip olarak nitelendirilmektedir.<br />
<br />
 Tutulan bir adak orucu bozulursa o zaman bu orucun kazasının yapılması da Hanefi mezhebine göre vacip olarak kabul edilmektedir. Şafii mezhebine göre ise nafile orucun kazasının yapılmasına gerek yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Nafile Oruç</span></span><br />
<br />
 Farz ve vacip oruçlar dışında tutulan oruçlar nafile olarak isimlendirilmektedir. Nafile oruçlar da insanların sevap kazanmasını sağlar. Nafile oruçlar; müstehap, sünnet, tatavvu, mendup gibi isimlerle de bilinmektedir.<br />
<br />
 Nafile oruçlar, oruç tutmanın mubah olduğu zamanlar da tutulabilmektedir. Fakat bazı özel günlerde oruç tutulması diğer günlere göre daha faziletli görülmektedir. Bu özel günlerde oruç tutulması sünnet olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Şevval Orucu: Ramazan ayından sonra Şevval ayı gelir. Şevval ayında 6 gün boyunca oruç tutulması müstehap olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Aşure Orucu: Muharrem ayının onu aşura ismi ile anılır. Hz. Muhammed'in bu günde her sene oruç tuttuğu rivayet edilmektedir.<br />
<br />
Tüm ayların üç günü oruç tutmak müstehap olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutulması da nafile oruç olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Zilhicce Orucu: Zilhicce ayının ilk dokuz günü müminlerin oruç tutması tavsiye edilmektedir. Zilhicce ayının 10. günü Kurban Bayramı olmaktadır. Hz. Muhammed'in bu ayın ilk dokuz günü oruç tuttuğu rivayet edilmektedir. Ancak hac ibadetini yerine getiren kimselerin sıkıntıya düşebileceği ve halsiz kalabileceği sebebi ile arife gününde oruç tutmaları mekruh olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Teravih namazı Ramazan ayında Müslümanlar tarafından kılınan müekked sünnet olan namazlardan bir tanesidir. Tüm Müslümanlar için bu ibadet sünnettir. Ramazan ayında oruç tutamayan kimselerin de oruç tutması sünnet olarak belirtilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Bozmak Kefaret Gerektirir Mi?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç aylar içinde oruç tutarsanız; nafile orucu ibadetini de yerine getirmiş olursunuz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bazı durumlarda nafile orucunu bozmak isteyebilirsiniz. Bu durumlar sizin kontrolünüz dışında olabildiği gibi kendi iradenizle de meydana gelebilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kuran’da nafile orucu bozmanın hükmü hakkında birçok hadis ve rivayet vardır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğer nafile orucunuzu bozma durumunda kaldıysanız; orucun yerine kaza orucu tutabilirsiniz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucunu bozanların kaza orucu tutması hakkında bir hadis şöyle aktarılır: Aişe radıyallâhu anhâ demiştir ki: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz oruçlu iken Hafsa ile bana bir hediye getirildi. Biz de oru­cumuzu bozduk, sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem odaya girdi. Kendisine: “Ya Resûlallâh! Bize bir hediye getirildi, onu canımız çekti ve orucumuzu bozduk”, dedik. O da “Size günah yok (ancak) onun yerine başka bir gün oruç tutu­nuz”</span> buyurdu. (Tirmizî, Sıyâm, 36; Ebû Dâvûd, Savm, 73)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İstenmeyen durumlardan dolayı nafile orucunu tutarken orucunuz bozulabilir. Erkeklerin hastalık, stres ya da kaza gibi durumlar yaşaması halinde nafile orucu da bozulabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların ise nafile orucu tutarken regl dönemine denk geldiği de olabilir. Bu gibi durumlar yaşadığınızda bozulan nafile orucunu sonraki süreçlerde kaza edebilirsiniz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Niyeti Nasıl Edilir?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her oruç için niyet edilmesi gerekmektedir. Edilen niyette Allah’ın adının anılması uygun görülür.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Oruç tutmak için ettiğiniz niyette, içinizden geçen cümlelere yer verebilirsiniz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucu niyeti için Allah’ı cümlelerinizde hatırlamanız yeterli olacaktır. Dileyenler bolca duayla nafile orucunun sahurunu yapabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile orucunu 3 aylarda tutacağınız için bulunduğunuz ayın adını da niyetinizde kullanmalısınız.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahur yaparak nafile orucunuzu tutmaya özen göstermelisiniz. Sahura kalkmanın ve sahurda niyetlenmenin sevabı çoktur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur yaptıktan sonra niyetinizde “Niyet ettim yarınki orucumu Allah rızası için tutmaya.” ifadesine yer verebilirsiniz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Dileyenler sahurdan sonra niyetini edip dualarla oruca başlayabilir. Dini hikayeler, Kuran, Yasin gibi okumalar yaparak nafile orucunun size vereceği manevi doygunluğu en üst seviyede hissedebilirsiniz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Ne Zaman Tutulur?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yılın en bereketli ayları olarak bilinen 3 aylar; nafile orucunun tutulduğu aylardır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikle Recep ayının ilk 3 günü, Muharrem ayının ilk 10 günü, her ayın 13-14-15. gününde tutulan oruçlar nafile orucu olarak kabul edilir.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Oruç tutacak kişinin sağlığı yerindeyse; hayırlı 3 aylarda dilediği kadar oruç tutabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ancak unutulmamalıdır ki; 3 ayların tamamında oruç tutma hakkında dini bir kaynak bulunmuyor. Bu nedenle hadislerde belirtildiği gibi belirli süreyle oruç tutmanız buyruluyor.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucunu tutacak kişilerin her sene 3 ayların hangi günlere denk geldiğini öğrenmesi gerekir. Bu mübarek ayların başlangıcı ve bitişi dini yayın kaynaklarından öğrenilebilir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile oruçlar nelerdir?</span></span><br />
<br />
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nafile oruç olarak isimlendirilir. Nafile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nafile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nafile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur. <br />
Nafile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz'in (asm) sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günler şu şekilde sıralanabilir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç tutmanın mendup olduğu günler Şevval Orucu:</span></span> Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimizin (asm), ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş olacağı yönündeki ifadesini (Müslim), " Kim iyilikle gelirse, artık kendisi için onun (o iyiliğin) on misli vardır!.." (Enam, 160) ayetiyle birlikte değerlendiren kimi âlimler, bire on hesabıyla, ramazan orucunun on aya, altı gün şevval orucunun da altmış güne karşılık olduğunu ve bu suretle bütün yılın oruçlu geçirilmiş sayılacağını söylemişlerdir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşure Orucu:</span> </span>Muharrem ayının onuncu gününe "aşura" denilir. Hz. Peygamber'in bugünde devamlı olarak oruç tuttuğu rivayet edilmiştir. Fakat sadece o günde oruç tutulması doğru görülmemiş, bunun yanında bir önceki veya bir sonraki günün de oruçlu geçirilmesi tavsiye edilmiştir. <br />
Fakat ramazan orucu farz kılınınca aşure orucu bir yükümlülük olmaktan çıkarılmış ama aşure günü oruç tutulması tavsiye edilmiş ve bugün oruç tutmak sünnet olarak devam etmiştir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her Ay Üç Gün Oruç:</span></span> Her aydan üç gün oruç tutmak, bunu özellikle her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde yapmak müstehap kabul edilmiştir. Kamerî takvim (ay takvimi) hesabına göre bugünlere "eyyam-ı bîd" denir. Peygamberimizin (asm) özellikle ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmayı tavsiye ettiği rivayeti (Müslim) yanında Hz. Aişe'nin (ra), Peygamberimizin (asm) her ay üç gün oruç tuttuğuna dair rivayeti de bulunmaktadır. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pazartesi-Perşembe Orucu:</span> </span>Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da teşvik edilmiş bir nafiledir. Peygamberimizin (asm) pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu ve soruya cevaben de "İnsanların amelleri Allah Teâlâ'ya pazartesi ve perşembe günleri arz olunur; ben amelimin arzı sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum" (Ebû Dâvûd, İbn Mâce) dediği rivayet edilmektedir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zilhicce Orucu:</span> </span>Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Zilhicce ayının 10. günü kurban bayramının ilk günüdür. Peygamberimizin (asm) zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmayı sürdürdüğü rivayet edildiği için zilhiccenin ilk dokuz gününün, yani kurban bayramından önceki dokuz günün oruçlu geçirilmesi müstehaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Aylarda Oruç:</span> Haram aylar olarak anılan zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarında, perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutmak müstehaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban Orucu:</span> Şaban ayında oruç tutmak müstehap sayılmıştır. Âişe validemizin belirttiğine göre Peygamberimiz en çok orucu Şaban ayında tutmuş, Şaban ayının tamamını oruçla geçirdiği olmuştur. <br />
Dâvûd Orucu: Gün aşırı oruç tutmak yani bir gün oruç tutup ertesi gün tutmamak, Peygamberimiz tarafından "savm-ı Dâvûd" olarak nitelenmiş ve bu şekilde oruç tutmanın faziletli olduğu ifade edilmiştir. Peygamberimiz bu şekildeki oruç hakkında "En faziletli oruç Dâvûd'un tuttuğu oruçtur; o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı" demiştir. Sahâbeden Abdullah b. Amr, "Ben daha fazlasını tutabilirim" deyince, Peygamberimiz bunun faziletli bir şekil olduğunu ve daha fazlasını tutmaya çalışmamayı tavsiye etmiştir. (Müslim) Bu bakımdan gün aşırı oruç tutmak, en faziletli nafile oruç olarak değerlendirilmiştir. <br />
Yukarıda belirtilen günlerde oruç tutmanın fazileti ve kişiye kazandıracağı sevaplar konusunda birçok hadis rivayet edilmiştir. Oruç tutmanın tavsiye edildiği günler incelendiğinde bunların belirlenmesinin gelişigüzel olmayıp, belli bir periyoda göre düzenlendiği görülür. Bu bakımdan oruç tutmanın ruhî ve bedenî yararları göz önüne alındığında yılın belli zamanlarında oruç tutmak oldukça yararlı, tutulacak oruçları Peygamberimiz'in (asm) önerdiği günlerde tutmak ise oldukça sevaplıdır. Bununla birlikte, oruç tutulması haram ve mekruh olmayan günlerde kişi kendi durumuna ve tercihine göre istediği zaman nafile oruç tutabilir.  <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile oruç ve fazileti</span></span><br />
<br />
Sual: Nafile orucun da sevabı olur mu?<br />
CEVAP<br />
Oruç kazası olmayanın nafile oruç tutması çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir gün nafile oruç tutan kimseye, yeryüzü dolusu altın verilse, o orucun sevabını karşılamaz.) [İbni Neccar]<br />
<br />
(Gizleyerek, bir gün nafile oruç tutana, Allahü teâlâ, Cennetini ihsan eder.) [Hatib]<br />
<br />
Sual: Ramazandan sonra her ay oruç tutmak isteyen hangi günler tutmalıdır?<br />
CEVAP<br />
Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Her [kameri] ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevaptır.) [Buhari]<br />
<br />
(İbrahim aleyhisselam, her ayda 3 gün oruç tuttu. Allahü teâlâ da ona ömrü boyu oruç tutmuş gibi sevap verdi ve ömür boyu sanki yiyip içmiş gibi kuvvet, zindelik verdi.) [Beyheki]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi olur.) [Müslim]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbindeki kin yok olur.) [Bezzar]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.) [Nesai]<br />
<br />
“Eyyâm-ı biyd” denilen kameri ayların 13, 14 ve 15. günleri de tutmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ayda 3 gün oruç tutan, ayın 13, 14 ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesai]<br />
<br />
(Her ay, eyyâm-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesai]<br />
<br />
Sual: Zilhicce ayında oruç tutmanın fazileti nedir, hangi günlerde oruç tutmalı?<br />
CEVAP<br />
Kurban Bayramı’nın bulunduğu aya zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:<br />
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya bedeldir. Bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesi’ni ihya etmek gibidir.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, yedi yüz misli sevab verilir.) [Beyheki]<br />
<br />
(Terviye günü [Arefe’den önceki gün] oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan, her günü için, yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin]<br />
<br />
(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir.) [Beyheki]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.) [Taberani]<br />
<br />
(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tesbih: </span></span>Sübhanallah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tahmid:</span></span> Elhamdülillah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tehlil:</span></span> La ilahe illallah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tekbir:</span></span> Allahü ekber, demektir.]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk on günün kıymeti</span></span><br />
<br />
Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, bu ayın ilk günleri yapılan ameller, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir, ancak canını, malını esirgemeden savaşıp şehit olanın cihadı, daha kıymetlidir buyurdu. (Buhari)<br />
<br />
Hazret-i Ebüd-derda buyurdu ki:<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmalı,</span></span> çok sadaka vermeli ve çok dua ve istigfar etmelidir, çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır. Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir’a)<br />
<br />
Bu on gün içinde, hasta ziyaret eden, Allahü teâlânın dostlarının hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnet’e uygun bir din kitabı okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Arefe günü oruç tutmanın önemi nedir?</span></span><br />
CEVAP<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]<br />
<br />
(Aşûre günü orucu bir yıllık, Arefe günü orucu da, iki yıllık [nafile] oruca bedeldir.) [T.Gafilin]<br />
<br />
(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T.Gafilin]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Receb ve Şaban aylarında oruç tutmanın fazileti nedir?</span></span><br />
CEVAP<br />
Receb ayı, hürmet edilmesi gereken dört kıymetli aydan biridir. Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberani]<br />
<br />
(Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Receb ayında Allahü teâlâya çok istigfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]<br />
<br />
(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]<br />
<br />
(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya’la]<br />
<br />
(Receb büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]<br />
<br />
(Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban ayı</span></span><br />
<br />
Hazret-i Âişe validemiz buyuruyor ki:<br />
(Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]<br />
<br />
Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:<br />
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai]<br />
<br />
Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:<br />
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Şabanda üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali]<br />
<br />
Bünyesi zayıf olanın, Şabanın 15 inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Berat gecesi</span></span><br />
<br />
Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Yani 14 Şabanın bittiği günün gecesidir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşûre günü oruç tutarken</span></span><br />
<br />
Sual: Aşûre günü tutulan oruca kaza orucuna niyet edince, hastalık gibi bir sebeple orucu bozmak zorunda kalan kişi, bunun için kaza mı, kefaret mi tutmalı?<br />
CEVAP<br />
Ramazan ayı dışında, oruç ne sebeple bozulursa bozulsun, kefaret gerekmez. Kazamız varsa zaten kaza edeceğiz, yoksa nafile olacağı için, bozulan nafile orucu kaza etmek de vacib olduğu için, tekrar tutmak vacibdir.<br />
<br />
Sual: Tam olarak kaza borcumu hatırlamıyorum; bu yüzden her nafile orucu tutarken, son kazaya kalan ramazan orucumu tutmaya diye niyet etsem sakıncası olur mu?<br />
CEVAP<br />
Çok iyi olur.<br />
<br />
Sual: Nafile orucu sebepsiz bozmak uygun mu?<br />
CEVAP<br />
Nafile orucu, sebepsiz bozmak günahtır. Bozunca kaza etmek de gerekir.<br />
<br />
Sual: Bir kişi yiyecek bir şey bulamazsa veya yemek hazırlamaya üşenirse, oruç tutsa caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Çok iyi olur.<br />
<br />
Sual: Şabanın 14. mü, 15. günü mü oruç tutulur?<br />
CEVAP<br />
Onbeşinci günü tutulur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nevruz günü oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Nevruz günü oruç tutmak mekruh olduğuna göre, her Pazartesi veya Perşembe günü oruç tutmayı âdet edinen, Nevruz günü bu günlere denk gelirse, yine oruç tutsa, mekruh olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır, mekruh olmaz.<br />
<br />
Sual: Savm-ı davud, yani bir gün yiyip bir oruç tutmak cumartesi ve mekruh güne denk gelse caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Mahzuru olmaz. En faziletli oruçtur.<br />
<br />
Sual: Sükut orucu var mı?<br />
CEVAP<br />
Yoktur.<br />
<br />
Sual: İmsak vaktinden sonra, nafile oruca niyet edip, dahveden önce, oruç tutmaktan vazgeçenin, bu orucu kaza etmesi vacip olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Şabanın 15. günü, cumartesiye gelse, sadece bu gün oruç tutulur mu?<br />
CEVAP<br />
Bir gün öncesi ile veya bir gün sonrası ile tutulmalıdır.<br />
<br />
Sual: Sadece cumartesi günleri oruç tutmakta mahzur var mı?<br />
CEVAP<br />
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Farz olan Ramazan orucu hariç, yalnız Cumartesi günü tek olarak oruç tutmayın!) [Ebu Davud, Tirmizî, Nesai, Hâkim]<br />
<br />
Bunun sebebi bildirilmiyor. Cumartesi Yahudilerin önemli bir günüdür. Onlara benzememek için olabilir. Başka hikmetleri de olabilir. Ne bildirilmişse ona uymalıdır.<br />
<br />
Sual: Kaza orucu olmayanın, tuttuğu kaza orucu nafile mi olur?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Bir olay için, mesela sınav vb...ya da korktuğumuz bir yere giderken veya korktuğumuz bir olayın sonucunun hayırlı olması niyetiyle nafile oruçlu olmanın fazileti hakkında bilgi verir misiniz?<br />
CEVAP<br />
Oruçlu olmak, abdestli olmak, zikretmek elbette faydalıdır. Kaza borcunuz olmasa bile, oruca niyet ederken, kazaya niyet etmek daha uygundur.<br />
<br />
Sual: Hadis-i şerifte (Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur) buyuruluyor. Yani bir anlamda kabul olunmuş, hakiki tevbe-i nasuh gibi oluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır tevbe gibi olmaz. Tevbe pişman olup günahları terk etmektir. Yani artık bir daha günah işlememek demektir. Şevvalde 6 gün oruç tutanın böyle bir niyeti yok. O yine günahlarına devam edecek, sadece oruç tutmakla sevap işliyor, sevabı kadar günahı affoluyor. Sonra bu günahlar büyük günahlar için değil, küçük günahlar içindir. Büyük günahları, insan ve hayvan hakları kendisine veya vârislerine ödenmedikçe günahları affedilmez. Nafile ibadetin sevabına kavuşabilmek için imanda ve farzlarda kusurlu olmamak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek ve o işi ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır. Abdest alanın da bütün günahları affolur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Abdest alan bütün günahlardan temizlenmiş olur.) [Müslim]<br />
Bu da aynen Şevvaldeki oruç gibidir. Küçük günahlardan temizlenmiş olur.<br />
<br />
Sual: Oruç tutarken bir davete gidilince, orucu bozmak günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Davete gidilince, Ramazan, kaza ve kefaret oruçları bozulmaz. Sadece nafile oruçlar bozulabilir. (Mevkufat)<br />
<br />
Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince, orucu bozmak günah değildir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek ve onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz, (Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ “Oruçluyum” diyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın) buyurdu. (Dare Kutni)<br />
<br />
Yine buyurdu ki:<br />
(Davete giden, Ramazan, kaza ve adak orucu değilse, [nafile ise] orucunu bozsun!) [Taberani]<br />
<br />
(Din kardeşinin hatırı için nafile orucu bozana, bin günlük oruç sevabı yazılır. Bu orucu kaza edince de iki bin günlük sevap yazılır.) [Şir’a]<br />
<br />
Öğleden sonra, bir zaruret olmadıkça, nafile orucu bozmamalıdır! Hadis-i şerifte, (Nafile oruç tutan kimse, öğleye kadar muhayyerdir) buyuruldu. (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruçlu olduğunu söylemek</span></span><br />
<br />
Sual: (Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğunu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider) deniyor. Böyle bir şey var mı?<br />
CEVAP<br />
Riya için, gösteriş için tutulmuyorsa, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı, ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile orucu bozmak</span></span><br />
Sual: Nafile oruçları tutmak mecburi olmadığı için, istenince bozabilir miyiz?<br />
CEVAP<br />
Bir ibadete başlayınca, bunu özür olmadan bozmak haramdır. İhtiyaç olunca, nafile orucu bozmak caiz olur. Ancak daha sonra bu orucu tutmak vacibdir.<br />
<br />
Bozulan nafileleri tekrar kılmak vacib, bozulan farzları tekrar kılmak farzdır. Özürsüz bozmak ise haramdır. (Uyun-ül-besair)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Farz olan orucu bozmak için sekiz özür vardır:</span></span><br />
1- Hastalık,<br />
2- Sefere çıkmak,<br />
3- İkrah yani zalimin zorlaması,<br />
4- Kadının hamile olması,<br />
5- Çocuk emzirmek,<br />
6- Açlık [dayanılamayacak derecede],<br />
7- Susuzluk [dayanılamayacak derecede],<br />
8- İhtiyarlık. (Bahr-ür-raık)<br />
<br />
Bu özürlerden biri varsa, oruç tutmamayı mubah kılıyor. Bu özürleri olmasına rağmen, oruç tutabilen yine tutar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seferilik hakkında bir hadis-i şerif meali şöyledir:</span></span><br />
<br />
(Seferde ramazan orucunu tutan, mukimken oruç yiyen gibidir.) [Nesai]<br />
<br />
Hâlbuki mukimken oruç yemek büyük günahtır. Seferde sıkıntılı bir durum varsa, ibadetlerini ve işlerini aksatacaksa oruç tutmaması tavsiye ediliyor. Seferde rahatsa, oruç tutması iyi olur. Onun için bir hadis-i şerifin açıklaması olmadan hüküm vermemelidir.<br />
<br />
Nafile oruç, mazeretli veya mazeretsiz bozulursa, kazası vacib olur. Bir kadın namaz kılarken ve oruçluyken hayzı başlasa, namazını ve orucunu bırakır. Nafile namazla nafile orucu kaza etmek vacibdir. Eğer, farz namaza niyet ettikten sonra hayz başlasa, namazı kaza etmez. Çünkü farz namazı affedilmiştir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Nafile oruçta Dahve vaktine kadar niyet edilir. O vakte kadar bir şey yiyip içmemiş olan kimse, niyet edip oruç tutabilir. Yahut vazgeçip tutmayabilir. Yani bu işte muhayyerdir.<br />
<br />
Niyet etme vakti geçtikten sonra, artık mazeretsiz orucunu bozamaz. Nafile oruç için mazeretler, misafirliğe gitmek, misafirin gelmesi veya oruç bozmayı gerektiren diğer sebeplerdir. Böyle sebeplerle de, niyetli orucu bozunca, kaza etmek vacib olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram aylarda oruç</span><br />
<br />
Sual: Nâfile oruç tutulması daha çok sevab olan aylar ve günler hangileridir?<br />
CEVAP<br />
Haram aylarda, pazartesi ve perşembe günleri ve kamerî ayların eyyam-ı biyd denilen 13.,14. ve 15. günleri oruç tutmak daha sevabdır. “Haram ay” demek, hürmet edilmesi gereken ay demektir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçının meali şöyledir:<br />
(Haram aylar; Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Haram aylarda perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberanî]<br />
<br />
(Haram aylardan birinde bir gün oruç tutmak, başka bir ayın otuz günü oruç tutmaktan daha sevabdır.) [İ. Gazâlî]<br />
<br />
(Her ayda üç gün oruç tutmak, bir yıl oruç tutmak gibi sevab olur. Çünkü Allahü teâlâ, En’am sûresinde [mealen] “Bir hayır işleyene, [en az] on katı sevab verilir” buyurdu. Bir güne on misli sevab veriliyor.) [Tirmizî]<br />
<br />
(Ayda 3 gün oruç tutan, kameri ayın 13., 14. ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesaî]<br />
<br />
(Her ay, eyyam-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesaî]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pazartesi günü oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Pazartesi günü oruç tutmanın fazileti nedir?<br />
CEVAP<br />
Birçok fazileti vardır:<br />
Hazret-i Ömer ve İbni Abbas hazretleri, Resulullah’ın pazartesi günü doğduğunu, ilk vahyin pazartesi günü geldiğini, Mekke'den pazartesi günü hicret ettiğini, Medine'ye pazartesi günü girdiğini, vefatına işaret sayılan âyetin pazartesi günü indiğini ve pazartesi günü vefat edeceğini, kendisinden duyduklarını bildirmişlerdir. (Müslim, İ. Ahmed, Beyhekî)<br />
<br />
Ebu Katâde “radıyallahü anh” anlatır: Resulullah'a “sallallahü aleyhi ve sellem” pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulunca buyurdu ki:<br />
(Ben o gün doğdum, o gün ilahî vahye mazhar oldum.) [Müslim]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, pazartesi günü oruç tutmasının sebebi sorulunca, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, İ. Ahmed, H. S. Vesikaları)<br />
<br />
Pazartesi günü oruç tutmanın başka faziletleri de vardır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ya Bilâl, pazartesi günü oruç tutmayı ihmal etme! Ben o gün doğdum, o gün ilâhi vahye mazhar oldum, o gün hicret ettim, aynı gün de vefat ederim!) [İbni Asakir]<br />
<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizî]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe, günahlar affedildiği için oruç tutuyorum.) [Müslim]<br />
<br />
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]<br />
<br />
(Her ayın perşembe ve pazartesi günleri oruç tutana Hak teâlâ, 700 yıl oruç tutmuş gibi sevab verir.) [İslam Ahlakı]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe günleri bütün Müslümanların affedildiği günlerdir. Yalnız Hak teâlâ, birbirine kırgın ve dargın olanları bağışlamaz, barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakılmasını emreder.) [Ebu Davud, Nesaî, Tirmizî İ. Mâlik]<br />
<br />
(Ameller pazartesi ve perşembe günleri Hak teâlâya arz edilir. Bu iki günde tevbe eden, af dileyen affedilir, yalnız kalblerinde kin ve düşmanlık besleyen kimseler, birbirleriyle barışıncaya kadar affa uğramaz.) [Taberanî]<br />
<br />
Hazret-i Âişe validemiz, (Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem” oruç tutmak için pazartesi ve perşembe günlerini sabırsızlıkla beklerdi) buyurmuştur. (İbni Mace, Nesaî, Tirmizî – Uhud-ül-kübra)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nâfile orucu bozmak</span></span><br />
<br />
Sual: Nâfile oruca güneş doğduktan sonra niyet etsek, bir saat sonra da, bir mazeretle bozsak, o orucu kaza etmek vacib olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, nâfile bir ibadete başlayınca artık onu bitirmek vacibdir. İhtiyaçsız bozmak günahtır. Herhangi bir sebeple bozulan nâfile orucu, tekrar tutmak vacib olur. Nâfile namaza durup sonra namazı bozulan veya kendisi bir mazeretle bozan kimsenin de, bu namazı tekrar kılması vacibdir. Sünnetleri kılarken bozanın da, tekrar kılması vacibdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazandan sonra, Şevval ayında oruç tutmanın önemi nedir?<br />
CEVAP<br />
Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhârî)<br />
<br />
Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Üç hadis-i şerif:<br />
(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberanî]<br />
<br />
(Ramazan orucuyla Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Ramazan ayı orucu on aya, ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme]<br />
<br />
Bu 6 gün orucun bayramdan sonra hemen tutulması iyidir. Aralıklı tutmak da caizdir. Kazaya niyet ederek tutmalı. Kaza oruçlarını, pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim]<br />
<br />
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]<br />
<br />
Sual: Şevval ayına girdik. 6 gün orucuna başladım. Ramazanda âdet olduğum zaman tutamadığım oruçlarım oldu. 7 gün tutamadım. 6 günlük oruç diğerinin yerine geçer mi? Yoksa 13 gün oruç tutmam mı gerekiyor?<br />
CEVAP<br />
Altı gün orucu tutarken kazaya da niyet ederseniz hem kazanız ödenmiş olur, hem de Şevval ayında oruç tutma sevabına kavuşmuş olursunuz. 7 gün kaza tutarsanız borcunuz kalmaz.<br />
<br />
Sual: Şevval ayında tutulan altı gün orucu (kaza ve nafile oruca niyet ederek) peş peşe tuttuk. Kimisi Pazartesi-Perşembe tutulması gerektiğini söylediğinde kötü bir niyet olmadan, bir an önce tutmak manasında (Altı gün orucu bir an önce tutup kurtulalım) dediğimiz oldu. Bir mahzuru var mı?<br />
CEVAP<br />
Oruç tutan adamın kötü niyeti olur mu? Siz onu kendinize bir görev hissettiğiniz için öyle dediniz. Namaz için de aynı şey söylenir. (Hele şu namazı bir an önce kılalım veya önce namazı kılalım da kurtulalım) demek küfür olmaz. Çünkü borçtan bir an önce kurtulmak demektir.<br />
<br />
Sual: Biz komşularla altı gün oruçlarımızı tuttuk. Bir hanım, kadınların tutması gereken bir borcu varsa, bu altı gün nafile orucu tutamaz dedi. Bu doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Farz namaz borcu olan nafile ve sünnet kılamaz, ancak oruç tutabilir. Çünkü ikinci ramazana kadar borcunu ödeyebilir. Ama bu altı günleri tutarken kazaya da niyet ederse hem bugünlerde oruç tutmuş olur hem de kazasını ödemiş olur.<br />
<br />
Sual: Şevval ayında tutulan 6 gün oruç, şevval ayı içerisinde hangi gün olursa olsun tutulabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, 30 gün içinde altı gün oruç tutulur.<br />
<br />
Sual: Ben 6 gün orucuna başladım. İkincisini bugün tutacağım. Ancak dün gece biraz uykulu idim, yemeği yiyip yattım. Sabah kalktığımda niyet etmediğimi hatırladım. Ancak gece yatarken hanımıma "ben sahura kalkacağım yarın ve diğer günler (14-15. günler de) oruç tutacağım dedim. Böyle yapmam niyet yerine geçer mi?<br />
CEVAP<br />
Sahura kalkıyor hem de yemek yiyorsunuz. Bu niyet yerine geçer. Hatta acele edip, vakit bitmeden şunu içeyim şunu da yapayım deniliyor, bunlar da niyettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç tutmak</span></span><br />
<br />
Sual: Hilal gözetilmeden takvimlere göre ramazan ve bayram yapılan günlerde, Ramazandan sonra iki gün oruç tutmak gerekiyor. Bir de hayz halinde tutulmayan oruçlar oluyor. Şevval ayında altı gün nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Kaza namazları kılarken, nafile namazlara da niyet edildiği gibi, kaza oruçlarını tutarken, hem Şevval ayı orucuna, hem de kaza orucuna birlikte niyet edilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, öyle niyet edilir. Şevval ayında kaza orucu tutarken, Şevval orucuna ayrıca niyet edilmese bile, yine Şevval ayında tutulması çok sevab olan nafile oruçlar da, tutulmuş olur. Peygamber efendimiz, Muharremin 9 ve 10. günleri nafile oruç tuttuğu için bize sünnet olmuştur. Yine Peygamber efendimizin, her Arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri ve kurban bayramı arefesinde nafile oruç tuttuğu olurdu. Resulullah efendimiz, bu günlerde nafile oruç tuttuğu için, o günlerde bizim oruç tutmamız da müstehab olmuştur. Bu günlerde kaza orucu tutarken, sünnet veya müstehab denmese de, Peygamber efendimiz, o günlerde oruç tuttuğu için, sünnet veya müstehab da yerine gelmiş olur.<br />
<br />
Bildirilen günlerde nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmeli, yani (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) demelidir. Kaza orucumuz olmasa bile, böyle niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. Kazamız yoksa zaten nafile olur. Mübarek günlerde, oruç tutarken her zaman kazaya niyet etmeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevvalde 6 gün oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazan-ı şerifin ve bayramın başlaması hilalin gözetlemesiyle tespit edilmediği için, ramazandan sonra 2 gün kaza orucu tutmak gerekiyor. 6 gün de şevvalde oruç tutuluyor. Hepsi 8 mi ediyor, yoksa 6 gün tutulsa, hem 2 gün kaza orucu hem de şevvalde 6 gün oruç tutulmuş olur mu?<br />
CEVAP<br />
Şevvalde 6 gün kaza orucu tutulsa, ramazandan sonra 6 gün oruç tutmak gerektiği için, bu ayda 6 gün oruç tutulmuş olur. İkisi ramazan orucunun kazası diyerek 8 gün oruç tutmak gerekmez. En az bire on sevab verildiği için, bir ay ramazanda oruç tutan 300 gün, şevvalde de 6 gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yıl oruç tutmuş sayılır. Diyelim ramazanda tuttuğumuz 30 gün orucun ikisi isabet etmese, ikisini sonra kaza etmiş oluyoruz. Ramazan diye tuttuğumuz 2 gün normal nafile olur. 4 gün de şevvalde tutulunca yine 6 gün tutulmuş oluyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç tutmak</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazan ayının dışında tutulan oruçlara da, oruç tutma sevabı verilmekte midir?<br />
Cevap: İnsanların yaptığı her bir ibadetine karşılık olarak, bire on, bire yedi yüz, bire sonsuz ecir, ücret verileceği Kur’ân-ı kerimde bildirilmektedir. Bu sebeple insan, gücü, kuvveti, imkanları yerinde iken, namazlarını kılmalı, Ramazan ayının dışında da, oruç tutmalıdır. Zira kıyamet gününde oruç, bir güzel suret alarak, Allahü teâlânın hitabına mazhar olacaktır. Allahü teâlâ, oruca; “Ya oruç, sen memnun olduğun şahısları alarak Cennete gir!” buyuracaktır. Daha sonra, Allahü teâlâ; “Ya oruç, benden başka ne arzun varsa iste” buyuracak ve oruç da, razı olduğu kimseler için çeşitli şeref ve meziyetleri isteyip almaya muvaffak olacaktır. Böylece oruç tutanlar, kıyamet gününde yüksek bir şerefe nail olacaklardır. Ayrıca oruç tutanlar, birçok Cehennem ehli Müslümana şefaat edebilme imkânına da kavuşacaklardır. Bütün bunların üstünde olarak, oruç tutanlar Peygamber efendimize komşu olacak ve cenab-ı Hakkın cemalini görmeye de nail olacaklardır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ramazan-ı şerif ayında oruç tutup, ardından Şevval ayından da altı gün daha oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi olur.)<br />
<br />
(Ramazan-ı şerif ayında orucunu tutup, ardından Şevval ayında altı gün daha oruç tutan, günahlardan, anadan doğduğu gün gibi sıyrılır, kurtulur.)<br />
<br />
amazan orucundan sonraki Şevval ayından 6 günlük oruç, dînen güzel ve hoş görülen bir sünnettir, fakat farz veya vâcip değildir. Fazîleti ve ecri büyük olduğundan dolayı bu 6 günlük oruç müslümana meşrû kılınmıştır. Zirâ her kim, bu orucu tutarsa, kendisine tam bir yıllık oruç sevabı yazılır.<br />
<br />
Nitekim Ebu Eyyub el-Ensârî'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği sahih hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
مَنْ صَامَ رَمَضَانَ وَ أَتْبَعَهُ سِتًّا مِنْ شَوَّالٍ كَانَ كَصِيَامِ الدَّهْرِ.<br />
<br />
رواه مسلم وأبو دود والترمذي والنسائي وابن ماجه<br />
<br />
"Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval'den de altı gün daha eklerse, bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur." (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî ve İbn-i Mâce)<br />
<br />
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu şu sözüyle açıklamıştır:<br />
<br />
  مَنْ صَامَ سِتَّةَ أَيَّامٍ بَعْدَ الْفِطْرِ كَانَ تَمَامَ السَّنَةِ : مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا    <br />
<br />
رواه ابن ماجه <br />
<br />
"Kim, Ramazan (orucunu tutar ve) bayramdan sonra altı gün oruç tutarsa, onun tutmuş olduğu oruç, senenin tamamının orucu olmuş olur. Her kim hayırlı bir iş ile gelirse (bir iyilik işlerse) kendisine onun(yapmış olduğu iyiliğin) on misli sevap verilir."(İbn-i Mâce, Sıyâm, 33)<br />
<br />
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
جَعَلَ اللهُ الْحَسَنَةَ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، فَشَهْرُ رَمَضَانَ بِعَشْرَةِ أَشْهُرٍ، وَسِتَّةُ أَيَّامٍ بَعْدَ الْفِطْرِ تَمَامُ السَّنَةِ.<br />
<br />
رواه النسائي <br />
<br />
"Allah Teâlâ bir iyiliğe karşılık on mislini vermiştir. Buna göre Ramazan ayı orucu on aya, Ramazan bayramından sonra tutulan altı gün oruç ise senenin tamamına (iki aya) denktir." (Nesâî ve İbn-i Mâce)<br />
<br />
İbn-i Huzeyme'nin rivâyeti ise şöyledir:<br />
<br />
صِيَامُ شَهْرِ رَمَضَانَ بِعَشَرَةِ أَمْثَالِهَا, وَصِيَامُ سِتَّةِ أَيَّامٍ بِشَهْرَيْنِ، فَذَلِكَ صِيَامُ السَّنَةِ.<br />
<br />
رواه ابن خزيمة <br />
<br />
"Ramazan ayı orucu on aya, (Ramazan'dan sonra tutulan) altı gün oruç ise, iki aya denktir ki bu, bir senelik oruç demektir."<br />
<br />
Hanbelî ve Şâfiî fakihleri, Ramazan orucundan sonraki altı günlük Şevval orucunun bir senelik farz oruca denk olduğunu belirtmişlerdir. Zirâ genel olarak nâfile oruçta bile kat kat ecir sâbittir. Çünkü yapılan her iyilik, on misliyle karşılık görür.<br />
<br />
Ayrıca altı günlük Şevval orucunun faydalarından birisi de, Ramazan ayında tutulan farz oruçta meydana gelen kusur ve noksanlıkları telâfi etmesidir. Öyle ki hiç bir oruçlu, orucuna aksi yönde tesir eden kusur ve günah işlemiş olmaktan uzak değildir. (Bilindiği üzere) kıyâmet günü farz ibâdetlerde meydana gelmiş kusur ve noklanlıklar, nâfile ibâdetlerle telâfi edilecektir.<br />
<br />
Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ النَّاسُ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ أَعْمَالِهِمْ: الصَّلاَةُ، قَالَ: يَقُولُ رَبُّنَا عَزَّ وجَلَّ لِمَلاَئِكَتِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ: انْظُرُوا فِي صَلاَةِ عَبْدِي أَتَمَّهَا أَمْ نَقَصَهَا؟فَإِنْ كَانَتْ تَامَّةً كُتِبَتْ لَهُ تَامَّةً، وَإِنْ كَانَ انْتَقَصَ مِنْهَا شَيْئًا، قَالَ: انْظُرُوا هَلْ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ، فَإِنْ كَانَ لَهُ تَطَوُّعٌ، قَالَ: أَتِمُّوا لِعَبْدِي فَرِيضَتَهُ مِنْ تَطَوُّعِهِ، ثُمَّ تُؤْخَذُ الْأَعْمَالُ عَلَى ذَاكُمْ.<br />
<br />
رواه أبو داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود <br />
<br />
"Şüphesiz ki insanların kıyâmet günü amellerinden hesaba çekileceği ilk şey, namazdır. Rabbimiz azze ve celle -bildiği halde- meleklerine şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun farz namazına bakın! Tam ve doğru olarak mı, yoksa noksan olarak mı kılmıştır? Eğer tam ve doğru olarak kılmışsa, kendisi için tam kılmış olarak yazılır. Yok eğer namazından bir şeyi noksan olarak kılmışsa, (Allah -azze ve celle-) şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun nâfile namazları var mı ona bakın! Eğer nâfile namazları varsa, (Allah -azze ve celle-) şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun noksan olan farz namazını, nâfile olan namazıyla tamamlayın!<br />
<br />
Sonra diğer amelleri de noksan olarak yapmışsa, o ameller de nâfile amellerle tamamlanır." (Ebu Davud)<br />
<br />
Allah Teâlâ en iyi bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
sorusorcevapbul<br />
nefisyemektarifleri<br />
Hürriyet<br />
Dinimiz islam<br />
islamqa</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç Çeşitleri Nelerdir? Nafile Orucu Nedir? Nafile Oruçlar Nelerdir? Nafile Orucu Bozunca Kefaret Gerekir Mi?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç Çeşitleri Nelerdir? Farz, Vacip Ve Nafile Oruç Hakkında Bilgi</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de namaz, zekat, oruç hac gibi temel ibadetlerden bahsedilmektedir. Bunun yanında bu ibadetlerin amacı ve mahiyetini bildiren açıklamalar da bulunmaktadır. Bu ibadetlerin ne şekilde yerine getirileceği de Hz. Muhammed'in (SAV) uygulamaları ve açıklamaları ile belirlenmiştir. Oruç çeşitleri nelerdir? Farz, Vacip ve Nafile Oruç Nedir? İşte, merak edilen tüm detaylar.<br />
<br />
 Allah Ve Resulü ibadetlerin nasıl yapılması gerektiğini emretmişse müminlerin de bu şekilde ibadetlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu ibadetlerin şekil, miktar ve hikmetlerinin sorgulanmaması gerekmektedir. İbadetlerin tevkifi olması bu anlama gelmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Oruç Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
 Oruç ibadeti insanların manevi ve de ahlaki bakımından olgunlaşmasını sağlamaktadır. Bu nedenle Peygamber Efendimiz ve sonrasında yaşamış olan din adamları Ramazan ayı dışında da çeşitli vesileler ile oruç tutmuşlardır. Oruç ibadetleri; farz, vacip ve nafile olmak üzere 3'e ayrılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Farz Oruç</span></span><br />
<br />
 Ramazan ayında tutulan oruçlar farzdır. Yani gerekli koşulları sağlayan Müslümanların bu ayda oruç tutması gerekmektedir. Bir mazeret ile ya da mazeretsiz olarak tutulmazsa o zaman başka bir zamanda kaza edilmesi gerekir.<br />
<br />
 Ramazan orucunun bozulması durumunda kefaret orucu tutulması gerekir. Bu oruç da farz olan oruçlardan bir tanesidir. Bunun dışında; yanlışlıkla ya da kaza ile bir adamı öldürme, zıhar, hacda ihramlıyken ve vakti gelmeden tıraş olma, yemin için tutulan oruçlar da kefaret orucudur. Bu oruçlar da farz olan oruçlar arasındadır.<br />
<br />
 Ramazan orucu sadece Ramazan ayında tutulabilmektedir. Ancak diğer oruçlar tutmanın mubah olduğu her zaman da tutulabilmektedir. Ramazan orucunun tutulmaması durumunda tutulacak olan kaza orucu da mubah olan bir zaman da tutulabilmektedir. Herhangi bir neden ile kazaya kalan oruçların vakit kaybetmeden biran önce kazasının yapılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Vacip Oruçlar</span></span><br />
<br />
 Adak oruçları vacip oruç olarak nitelendirilmektedir. Adak durumu; bir kimsenin dinen yapmasının yükümlü olmadığı bir durumu kendisine zorunluluk haline getirmesine verilen isimdir. Eğer bir kimse oruç tutmayı adak haline getirmişse o zaman bu adak orucunu tutması vacip olarak nitelendirilmektedir.<br />
<br />
 Tutulan bir adak orucu bozulursa o zaman bu orucun kazasının yapılması da Hanefi mezhebine göre vacip olarak kabul edilmektedir. Şafii mezhebine göre ise nafile orucun kazasının yapılmasına gerek yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Nafile Oruç</span></span><br />
<br />
 Farz ve vacip oruçlar dışında tutulan oruçlar nafile olarak isimlendirilmektedir. Nafile oruçlar da insanların sevap kazanmasını sağlar. Nafile oruçlar; müstehap, sünnet, tatavvu, mendup gibi isimlerle de bilinmektedir.<br />
<br />
 Nafile oruçlar, oruç tutmanın mubah olduğu zamanlar da tutulabilmektedir. Fakat bazı özel günlerde oruç tutulması diğer günlere göre daha faziletli görülmektedir. Bu özel günlerde oruç tutulması sünnet olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Şevval Orucu: Ramazan ayından sonra Şevval ayı gelir. Şevval ayında 6 gün boyunca oruç tutulması müstehap olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Aşure Orucu: Muharrem ayının onu aşura ismi ile anılır. Hz. Muhammed'in bu günde her sene oruç tuttuğu rivayet edilmektedir.<br />
<br />
Tüm ayların üç günü oruç tutmak müstehap olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutulması da nafile oruç olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Zilhicce Orucu: Zilhicce ayının ilk dokuz günü müminlerin oruç tutması tavsiye edilmektedir. Zilhicce ayının 10. günü Kurban Bayramı olmaktadır. Hz. Muhammed'in bu ayın ilk dokuz günü oruç tuttuğu rivayet edilmektedir. Ancak hac ibadetini yerine getiren kimselerin sıkıntıya düşebileceği ve halsiz kalabileceği sebebi ile arife gününde oruç tutmaları mekruh olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
Teravih namazı Ramazan ayında Müslümanlar tarafından kılınan müekked sünnet olan namazlardan bir tanesidir. Tüm Müslümanlar için bu ibadet sünnettir. Ramazan ayında oruç tutamayan kimselerin de oruç tutması sünnet olarak belirtilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Bozmak Kefaret Gerektirir Mi?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç aylar içinde oruç tutarsanız; nafile orucu ibadetini de yerine getirmiş olursunuz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bazı durumlarda nafile orucunu bozmak isteyebilirsiniz. Bu durumlar sizin kontrolünüz dışında olabildiği gibi kendi iradenizle de meydana gelebilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kuran’da nafile orucu bozmanın hükmü hakkında birçok hadis ve rivayet vardır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğer nafile orucunuzu bozma durumunda kaldıysanız; orucun yerine kaza orucu tutabilirsiniz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucunu bozanların kaza orucu tutması hakkında bir hadis şöyle aktarılır: Aişe radıyallâhu anhâ demiştir ki: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz oruçlu iken Hafsa ile bana bir hediye getirildi. Biz de oru­cumuzu bozduk, sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem odaya girdi. Kendisine: “Ya Resûlallâh! Bize bir hediye getirildi, onu canımız çekti ve orucumuzu bozduk”, dedik. O da “Size günah yok (ancak) onun yerine başka bir gün oruç tutu­nuz”</span> buyurdu. (Tirmizî, Sıyâm, 36; Ebû Dâvûd, Savm, 73)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İstenmeyen durumlardan dolayı nafile orucunu tutarken orucunuz bozulabilir. Erkeklerin hastalık, stres ya da kaza gibi durumlar yaşaması halinde nafile orucu da bozulabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kadınların ise nafile orucu tutarken regl dönemine denk geldiği de olabilir. Bu gibi durumlar yaşadığınızda bozulan nafile orucunu sonraki süreçlerde kaza edebilirsiniz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Niyeti Nasıl Edilir?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her oruç için niyet edilmesi gerekmektedir. Edilen niyette Allah’ın adının anılması uygun görülür.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Oruç tutmak için ettiğiniz niyette, içinizden geçen cümlelere yer verebilirsiniz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucu niyeti için Allah’ı cümlelerinizde hatırlamanız yeterli olacaktır. Dileyenler bolca duayla nafile orucunun sahurunu yapabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile orucunu 3 aylarda tutacağınız için bulunduğunuz ayın adını da niyetinizde kullanmalısınız.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahur yaparak nafile orucunuzu tutmaya özen göstermelisiniz. Sahura kalkmanın ve sahurda niyetlenmenin sevabı çoktur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sahur yaptıktan sonra niyetinizde “Niyet ettim yarınki orucumu Allah rızası için tutmaya.” ifadesine yer verebilirsiniz.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Dileyenler sahurdan sonra niyetini edip dualarla oruca başlayabilir. Dini hikayeler, Kuran, Yasin gibi okumalar yaparak nafile orucunun size vereceği manevi doygunluğu en üst seviyede hissedebilirsiniz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile Orucu Ne Zaman Tutulur?</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Yılın en bereketli ayları olarak bilinen 3 aylar; nafile orucunun tutulduğu aylardır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikle Recep ayının ilk 3 günü, Muharrem ayının ilk 10 günü, her ayın 13-14-15. gününde tutulan oruçlar nafile orucu olarak kabul edilir.</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Oruç tutacak kişinin sağlığı yerindeyse; hayırlı 3 aylarda dilediği kadar oruç tutabilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ancak unutulmamalıdır ki; 3 ayların tamamında oruç tutma hakkında dini bir kaynak bulunmuyor. Bu nedenle hadislerde belirtildiği gibi belirli süreyle oruç tutmanız buyruluyor.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nafile orucunu tutacak kişilerin her sene 3 ayların hangi günlere denk geldiğini öğrenmesi gerekir. Bu mübarek ayların başlangıcı ve bitişi dini yayın kaynaklarından öğrenilebilir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile oruçlar nelerdir?</span></span><br />
<br />
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nafile oruç olarak isimlendirilir. Nafile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nafile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nafile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur. <br />
Nafile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz'in (asm) sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günler şu şekilde sıralanabilir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruç tutmanın mendup olduğu günler Şevval Orucu:</span></span> Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimizin (asm), ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş olacağı yönündeki ifadesini (Müslim), " Kim iyilikle gelirse, artık kendisi için onun (o iyiliğin) on misli vardır!.." (Enam, 160) ayetiyle birlikte değerlendiren kimi âlimler, bire on hesabıyla, ramazan orucunun on aya, altı gün şevval orucunun da altmış güne karşılık olduğunu ve bu suretle bütün yılın oruçlu geçirilmiş sayılacağını söylemişlerdir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşure Orucu:</span> </span>Muharrem ayının onuncu gününe "aşura" denilir. Hz. Peygamber'in bugünde devamlı olarak oruç tuttuğu rivayet edilmiştir. Fakat sadece o günde oruç tutulması doğru görülmemiş, bunun yanında bir önceki veya bir sonraki günün de oruçlu geçirilmesi tavsiye edilmiştir. <br />
Fakat ramazan orucu farz kılınınca aşure orucu bir yükümlülük olmaktan çıkarılmış ama aşure günü oruç tutulması tavsiye edilmiş ve bugün oruç tutmak sünnet olarak devam etmiştir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her Ay Üç Gün Oruç:</span></span> Her aydan üç gün oruç tutmak, bunu özellikle her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde yapmak müstehap kabul edilmiştir. Kamerî takvim (ay takvimi) hesabına göre bugünlere "eyyam-ı bîd" denir. Peygamberimizin (asm) özellikle ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmayı tavsiye ettiği rivayeti (Müslim) yanında Hz. Aişe'nin (ra), Peygamberimizin (asm) her ay üç gün oruç tuttuğuna dair rivayeti de bulunmaktadır. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pazartesi-Perşembe Orucu:</span> </span>Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da teşvik edilmiş bir nafiledir. Peygamberimizin (asm) pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu ve soruya cevaben de "İnsanların amelleri Allah Teâlâ'ya pazartesi ve perşembe günleri arz olunur; ben amelimin arzı sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum" (Ebû Dâvûd, İbn Mâce) dediği rivayet edilmektedir. <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zilhicce Orucu:</span> </span>Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Zilhicce ayının 10. günü kurban bayramının ilk günüdür. Peygamberimizin (asm) zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmayı sürdürdüğü rivayet edildiği için zilhiccenin ilk dokuz gününün, yani kurban bayramından önceki dokuz günün oruçlu geçirilmesi müstehaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram Aylarda Oruç:</span> Haram aylar olarak anılan zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarında, perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutmak müstehaptır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban Orucu:</span> Şaban ayında oruç tutmak müstehap sayılmıştır. Âişe validemizin belirttiğine göre Peygamberimiz en çok orucu Şaban ayında tutmuş, Şaban ayının tamamını oruçla geçirdiği olmuştur. <br />
Dâvûd Orucu: Gün aşırı oruç tutmak yani bir gün oruç tutup ertesi gün tutmamak, Peygamberimiz tarafından "savm-ı Dâvûd" olarak nitelenmiş ve bu şekilde oruç tutmanın faziletli olduğu ifade edilmiştir. Peygamberimiz bu şekildeki oruç hakkında "En faziletli oruç Dâvûd'un tuttuğu oruçtur; o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı" demiştir. Sahâbeden Abdullah b. Amr, "Ben daha fazlasını tutabilirim" deyince, Peygamberimiz bunun faziletli bir şekil olduğunu ve daha fazlasını tutmaya çalışmamayı tavsiye etmiştir. (Müslim) Bu bakımdan gün aşırı oruç tutmak, en faziletli nafile oruç olarak değerlendirilmiştir. <br />
Yukarıda belirtilen günlerde oruç tutmanın fazileti ve kişiye kazandıracağı sevaplar konusunda birçok hadis rivayet edilmiştir. Oruç tutmanın tavsiye edildiği günler incelendiğinde bunların belirlenmesinin gelişigüzel olmayıp, belli bir periyoda göre düzenlendiği görülür. Bu bakımdan oruç tutmanın ruhî ve bedenî yararları göz önüne alındığında yılın belli zamanlarında oruç tutmak oldukça yararlı, tutulacak oruçları Peygamberimiz'in (asm) önerdiği günlerde tutmak ise oldukça sevaplıdır. Bununla birlikte, oruç tutulması haram ve mekruh olmayan günlerde kişi kendi durumuna ve tercihine göre istediği zaman nafile oruç tutabilir.  <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile oruç ve fazileti</span></span><br />
<br />
Sual: Nafile orucun da sevabı olur mu?<br />
CEVAP<br />
Oruç kazası olmayanın nafile oruç tutması çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir gün nafile oruç tutan kimseye, yeryüzü dolusu altın verilse, o orucun sevabını karşılamaz.) [İbni Neccar]<br />
<br />
(Gizleyerek, bir gün nafile oruç tutana, Allahü teâlâ, Cennetini ihsan eder.) [Hatib]<br />
<br />
Sual: Ramazandan sonra her ay oruç tutmak isteyen hangi günler tutmalıdır?<br />
CEVAP<br />
Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Her [kameri] ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevaptır.) [Buhari]<br />
<br />
(İbrahim aleyhisselam, her ayda 3 gün oruç tuttu. Allahü teâlâ da ona ömrü boyu oruç tutmuş gibi sevap verdi ve ömür boyu sanki yiyip içmiş gibi kuvvet, zindelik verdi.) [Beyheki]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi olur.) [Müslim]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbindeki kin yok olur.) [Bezzar]<br />
<br />
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.) [Nesai]<br />
<br />
“Eyyâm-ı biyd” denilen kameri ayların 13, 14 ve 15. günleri de tutmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ayda 3 gün oruç tutan, ayın 13, 14 ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesai]<br />
<br />
(Her ay, eyyâm-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesai]<br />
<br />
Sual: Zilhicce ayında oruç tutmanın fazileti nedir, hangi günlerde oruç tutmalı?<br />
CEVAP<br />
Kurban Bayramı’nın bulunduğu aya zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:<br />
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya bedeldir. Bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesi’ni ihya etmek gibidir.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, yedi yüz misli sevab verilir.) [Beyheki]<br />
<br />
(Terviye günü [Arefe’den önceki gün] oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan, her günü için, yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin]<br />
<br />
(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir.) [Beyheki]<br />
<br />
(Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.) [Taberani]<br />
<br />
(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tesbih: </span></span>Sübhanallah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tahmid:</span></span> Elhamdülillah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tehlil:</span></span> La ilahe illallah,<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tekbir:</span></span> Allahü ekber, demektir.]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk on günün kıymeti</span></span><br />
<br />
Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, bu ayın ilk günleri yapılan ameller, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir, ancak canını, malını esirgemeden savaşıp şehit olanın cihadı, daha kıymetlidir buyurdu. (Buhari)<br />
<br />
Hazret-i Ebüd-derda buyurdu ki:<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmalı,</span></span> çok sadaka vermeli ve çok dua ve istigfar etmelidir, çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır. Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir’a)<br />
<br />
Bu on gün içinde, hasta ziyaret eden, Allahü teâlânın dostlarının hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnet’e uygun bir din kitabı okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Arefe günü oruç tutmanın önemi nedir?</span></span><br />
CEVAP<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]<br />
<br />
(Aşûre günü orucu bir yıllık, Arefe günü orucu da, iki yıllık [nafile] oruca bedeldir.) [T.Gafilin]<br />
<br />
(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T.Gafilin]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual: Receb ve Şaban aylarında oruç tutmanın fazileti nedir?</span></span><br />
CEVAP<br />
Receb ayı, hürmet edilmesi gereken dört kıymetli aydan biridir. Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberani]<br />
<br />
(Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Receb ayında Allahü teâlâya çok istigfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]<br />
<br />
(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]<br />
<br />
(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya’la]<br />
<br />
(Receb büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]<br />
<br />
(Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban ayı</span></span><br />
<br />
Hazret-i Âişe validemiz buyuruyor ki:<br />
(Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]<br />
<br />
Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:<br />
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai]<br />
<br />
Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:<br />
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Şabanda üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali]<br />
<br />
Bünyesi zayıf olanın, Şabanın 15 inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Berat gecesi</span></span><br />
<br />
Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Yani 14 Şabanın bittiği günün gecesidir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşûre günü oruç tutarken</span></span><br />
<br />
Sual: Aşûre günü tutulan oruca kaza orucuna niyet edince, hastalık gibi bir sebeple orucu bozmak zorunda kalan kişi, bunun için kaza mı, kefaret mi tutmalı?<br />
CEVAP<br />
Ramazan ayı dışında, oruç ne sebeple bozulursa bozulsun, kefaret gerekmez. Kazamız varsa zaten kaza edeceğiz, yoksa nafile olacağı için, bozulan nafile orucu kaza etmek de vacib olduğu için, tekrar tutmak vacibdir.<br />
<br />
Sual: Tam olarak kaza borcumu hatırlamıyorum; bu yüzden her nafile orucu tutarken, son kazaya kalan ramazan orucumu tutmaya diye niyet etsem sakıncası olur mu?<br />
CEVAP<br />
Çok iyi olur.<br />
<br />
Sual: Nafile orucu sebepsiz bozmak uygun mu?<br />
CEVAP<br />
Nafile orucu, sebepsiz bozmak günahtır. Bozunca kaza etmek de gerekir.<br />
<br />
Sual: Bir kişi yiyecek bir şey bulamazsa veya yemek hazırlamaya üşenirse, oruç tutsa caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Çok iyi olur.<br />
<br />
Sual: Şabanın 14. mü, 15. günü mü oruç tutulur?<br />
CEVAP<br />
Onbeşinci günü tutulur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nevruz günü oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Nevruz günü oruç tutmak mekruh olduğuna göre, her Pazartesi veya Perşembe günü oruç tutmayı âdet edinen, Nevruz günü bu günlere denk gelirse, yine oruç tutsa, mekruh olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır, mekruh olmaz.<br />
<br />
Sual: Savm-ı davud, yani bir gün yiyip bir oruç tutmak cumartesi ve mekruh güne denk gelse caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Mahzuru olmaz. En faziletli oruçtur.<br />
<br />
Sual: Sükut orucu var mı?<br />
CEVAP<br />
Yoktur.<br />
<br />
Sual: İmsak vaktinden sonra, nafile oruca niyet edip, dahveden önce, oruç tutmaktan vazgeçenin, bu orucu kaza etmesi vacip olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Şabanın 15. günü, cumartesiye gelse, sadece bu gün oruç tutulur mu?<br />
CEVAP<br />
Bir gün öncesi ile veya bir gün sonrası ile tutulmalıdır.<br />
<br />
Sual: Sadece cumartesi günleri oruç tutmakta mahzur var mı?<br />
CEVAP<br />
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Farz olan Ramazan orucu hariç, yalnız Cumartesi günü tek olarak oruç tutmayın!) [Ebu Davud, Tirmizî, Nesai, Hâkim]<br />
<br />
Bunun sebebi bildirilmiyor. Cumartesi Yahudilerin önemli bir günüdür. Onlara benzememek için olabilir. Başka hikmetleri de olabilir. Ne bildirilmişse ona uymalıdır.<br />
<br />
Sual: Kaza orucu olmayanın, tuttuğu kaza orucu nafile mi olur?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Bir olay için, mesela sınav vb...ya da korktuğumuz bir yere giderken veya korktuğumuz bir olayın sonucunun hayırlı olması niyetiyle nafile oruçlu olmanın fazileti hakkında bilgi verir misiniz?<br />
CEVAP<br />
Oruçlu olmak, abdestli olmak, zikretmek elbette faydalıdır. Kaza borcunuz olmasa bile, oruca niyet ederken, kazaya niyet etmek daha uygundur.<br />
<br />
Sual: Hadis-i şerifte (Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur) buyuruluyor. Yani bir anlamda kabul olunmuş, hakiki tevbe-i nasuh gibi oluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır tevbe gibi olmaz. Tevbe pişman olup günahları terk etmektir. Yani artık bir daha günah işlememek demektir. Şevvalde 6 gün oruç tutanın böyle bir niyeti yok. O yine günahlarına devam edecek, sadece oruç tutmakla sevap işliyor, sevabı kadar günahı affoluyor. Sonra bu günahlar büyük günahlar için değil, küçük günahlar içindir. Büyük günahları, insan ve hayvan hakları kendisine veya vârislerine ödenmedikçe günahları affedilmez. Nafile ibadetin sevabına kavuşabilmek için imanda ve farzlarda kusurlu olmamak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek ve o işi ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır. Abdest alanın da bütün günahları affolur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Abdest alan bütün günahlardan temizlenmiş olur.) [Müslim]<br />
Bu da aynen Şevvaldeki oruç gibidir. Küçük günahlardan temizlenmiş olur.<br />
<br />
Sual: Oruç tutarken bir davete gidilince, orucu bozmak günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Davete gidilince, Ramazan, kaza ve kefaret oruçları bozulmaz. Sadece nafile oruçlar bozulabilir. (Mevkufat)<br />
<br />
Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince, orucu bozmak günah değildir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek ve onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz, (Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ “Oruçluyum” diyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın) buyurdu. (Dare Kutni)<br />
<br />
Yine buyurdu ki:<br />
(Davete giden, Ramazan, kaza ve adak orucu değilse, [nafile ise] orucunu bozsun!) [Taberani]<br />
<br />
(Din kardeşinin hatırı için nafile orucu bozana, bin günlük oruç sevabı yazılır. Bu orucu kaza edince de iki bin günlük sevap yazılır.) [Şir’a]<br />
<br />
Öğleden sonra, bir zaruret olmadıkça, nafile orucu bozmamalıdır! Hadis-i şerifte, (Nafile oruç tutan kimse, öğleye kadar muhayyerdir) buyuruldu. (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oruçlu olduğunu söylemek</span></span><br />
<br />
Sual: (Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğunu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider) deniyor. Böyle bir şey var mı?<br />
CEVAP<br />
Riya için, gösteriş için tutulmuyorsa, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı, ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nafile orucu bozmak</span></span><br />
Sual: Nafile oruçları tutmak mecburi olmadığı için, istenince bozabilir miyiz?<br />
CEVAP<br />
Bir ibadete başlayınca, bunu özür olmadan bozmak haramdır. İhtiyaç olunca, nafile orucu bozmak caiz olur. Ancak daha sonra bu orucu tutmak vacibdir.<br />
<br />
Bozulan nafileleri tekrar kılmak vacib, bozulan farzları tekrar kılmak farzdır. Özürsüz bozmak ise haramdır. (Uyun-ül-besair)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Farz olan orucu bozmak için sekiz özür vardır:</span></span><br />
1- Hastalık,<br />
2- Sefere çıkmak,<br />
3- İkrah yani zalimin zorlaması,<br />
4- Kadının hamile olması,<br />
5- Çocuk emzirmek,<br />
6- Açlık [dayanılamayacak derecede],<br />
7- Susuzluk [dayanılamayacak derecede],<br />
8- İhtiyarlık. (Bahr-ür-raık)<br />
<br />
Bu özürlerden biri varsa, oruç tutmamayı mubah kılıyor. Bu özürleri olmasına rağmen, oruç tutabilen yine tutar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seferilik hakkında bir hadis-i şerif meali şöyledir:</span></span><br />
<br />
(Seferde ramazan orucunu tutan, mukimken oruç yiyen gibidir.) [Nesai]<br />
<br />
Hâlbuki mukimken oruç yemek büyük günahtır. Seferde sıkıntılı bir durum varsa, ibadetlerini ve işlerini aksatacaksa oruç tutmaması tavsiye ediliyor. Seferde rahatsa, oruç tutması iyi olur. Onun için bir hadis-i şerifin açıklaması olmadan hüküm vermemelidir.<br />
<br />
Nafile oruç, mazeretli veya mazeretsiz bozulursa, kazası vacib olur. Bir kadın namaz kılarken ve oruçluyken hayzı başlasa, namazını ve orucunu bırakır. Nafile namazla nafile orucu kaza etmek vacibdir. Eğer, farz namaza niyet ettikten sonra hayz başlasa, namazı kaza etmez. Çünkü farz namazı affedilmiştir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Nafile oruçta Dahve vaktine kadar niyet edilir. O vakte kadar bir şey yiyip içmemiş olan kimse, niyet edip oruç tutabilir. Yahut vazgeçip tutmayabilir. Yani bu işte muhayyerdir.<br />
<br />
Niyet etme vakti geçtikten sonra, artık mazeretsiz orucunu bozamaz. Nafile oruç için mazeretler, misafirliğe gitmek, misafirin gelmesi veya oruç bozmayı gerektiren diğer sebeplerdir. Böyle sebeplerle de, niyetli orucu bozunca, kaza etmek vacib olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haram aylarda oruç</span><br />
<br />
Sual: Nâfile oruç tutulması daha çok sevab olan aylar ve günler hangileridir?<br />
CEVAP<br />
Haram aylarda, pazartesi ve perşembe günleri ve kamerî ayların eyyam-ı biyd denilen 13.,14. ve 15. günleri oruç tutmak daha sevabdır. “Haram ay” demek, hürmet edilmesi gereken ay demektir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçının meali şöyledir:<br />
(Haram aylar; Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır.) [İbni Cerir]<br />
<br />
(Haram aylarda perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberanî]<br />
<br />
(Haram aylardan birinde bir gün oruç tutmak, başka bir ayın otuz günü oruç tutmaktan daha sevabdır.) [İ. Gazâlî]<br />
<br />
(Her ayda üç gün oruç tutmak, bir yıl oruç tutmak gibi sevab olur. Çünkü Allahü teâlâ, En’am sûresinde [mealen] “Bir hayır işleyene, [en az] on katı sevab verilir” buyurdu. Bir güne on misli sevab veriliyor.) [Tirmizî]<br />
<br />
(Ayda 3 gün oruç tutan, kameri ayın 13., 14. ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesaî]<br />
<br />
(Her ay, eyyam-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesaî]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pazartesi günü oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Pazartesi günü oruç tutmanın fazileti nedir?<br />
CEVAP<br />
Birçok fazileti vardır:<br />
Hazret-i Ömer ve İbni Abbas hazretleri, Resulullah’ın pazartesi günü doğduğunu, ilk vahyin pazartesi günü geldiğini, Mekke'den pazartesi günü hicret ettiğini, Medine'ye pazartesi günü girdiğini, vefatına işaret sayılan âyetin pazartesi günü indiğini ve pazartesi günü vefat edeceğini, kendisinden duyduklarını bildirmişlerdir. (Müslim, İ. Ahmed, Beyhekî)<br />
<br />
Ebu Katâde “radıyallahü anh” anlatır: Resulullah'a “sallallahü aleyhi ve sellem” pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulunca buyurdu ki:<br />
(Ben o gün doğdum, o gün ilahî vahye mazhar oldum.) [Müslim]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, pazartesi günü oruç tutmasının sebebi sorulunca, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, İ. Ahmed, H. S. Vesikaları)<br />
<br />
Pazartesi günü oruç tutmanın başka faziletleri de vardır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ya Bilâl, pazartesi günü oruç tutmayı ihmal etme! Ben o gün doğdum, o gün ilâhi vahye mazhar oldum, o gün hicret ettim, aynı gün de vefat ederim!) [İbni Asakir]<br />
<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizî]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe, günahlar affedildiği için oruç tutuyorum.) [Müslim]<br />
<br />
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]<br />
<br />
(Her ayın perşembe ve pazartesi günleri oruç tutana Hak teâlâ, 700 yıl oruç tutmuş gibi sevab verir.) [İslam Ahlakı]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe günleri bütün Müslümanların affedildiği günlerdir. Yalnız Hak teâlâ, birbirine kırgın ve dargın olanları bağışlamaz, barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakılmasını emreder.) [Ebu Davud, Nesaî, Tirmizî İ. Mâlik]<br />
<br />
(Ameller pazartesi ve perşembe günleri Hak teâlâya arz edilir. Bu iki günde tevbe eden, af dileyen affedilir, yalnız kalblerinde kin ve düşmanlık besleyen kimseler, birbirleriyle barışıncaya kadar affa uğramaz.) [Taberanî]<br />
<br />
Hazret-i Âişe validemiz, (Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem” oruç tutmak için pazartesi ve perşembe günlerini sabırsızlıkla beklerdi) buyurmuştur. (İbni Mace, Nesaî, Tirmizî – Uhud-ül-kübra)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nâfile orucu bozmak</span></span><br />
<br />
Sual: Nâfile oruca güneş doğduktan sonra niyet etsek, bir saat sonra da, bir mazeretle bozsak, o orucu kaza etmek vacib olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, nâfile bir ibadete başlayınca artık onu bitirmek vacibdir. İhtiyaçsız bozmak günahtır. Herhangi bir sebeple bozulan nâfile orucu, tekrar tutmak vacib olur. Nâfile namaza durup sonra namazı bozulan veya kendisi bir mazeretle bozan kimsenin de, bu namazı tekrar kılması vacibdir. Sünnetleri kılarken bozanın da, tekrar kılması vacibdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazandan sonra, Şevval ayında oruç tutmanın önemi nedir?<br />
CEVAP<br />
Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhârî)<br />
<br />
Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Üç hadis-i şerif:<br />
(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberanî]<br />
<br />
(Ramazan orucuyla Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace]<br />
<br />
(Ramazan ayı orucu on aya, ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme]<br />
<br />
Bu 6 gün orucun bayramdan sonra hemen tutulması iyidir. Aralıklı tutmak da caizdir. Kazaya niyet ederek tutmalı. Kaza oruçlarını, pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim]<br />
<br />
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]<br />
<br />
Sual: Şevval ayına girdik. 6 gün orucuna başladım. Ramazanda âdet olduğum zaman tutamadığım oruçlarım oldu. 7 gün tutamadım. 6 günlük oruç diğerinin yerine geçer mi? Yoksa 13 gün oruç tutmam mı gerekiyor?<br />
CEVAP<br />
Altı gün orucu tutarken kazaya da niyet ederseniz hem kazanız ödenmiş olur, hem de Şevval ayında oruç tutma sevabına kavuşmuş olursunuz. 7 gün kaza tutarsanız borcunuz kalmaz.<br />
<br />
Sual: Şevval ayında tutulan altı gün orucu (kaza ve nafile oruca niyet ederek) peş peşe tuttuk. Kimisi Pazartesi-Perşembe tutulması gerektiğini söylediğinde kötü bir niyet olmadan, bir an önce tutmak manasında (Altı gün orucu bir an önce tutup kurtulalım) dediğimiz oldu. Bir mahzuru var mı?<br />
CEVAP<br />
Oruç tutan adamın kötü niyeti olur mu? Siz onu kendinize bir görev hissettiğiniz için öyle dediniz. Namaz için de aynı şey söylenir. (Hele şu namazı bir an önce kılalım veya önce namazı kılalım da kurtulalım) demek küfür olmaz. Çünkü borçtan bir an önce kurtulmak demektir.<br />
<br />
Sual: Biz komşularla altı gün oruçlarımızı tuttuk. Bir hanım, kadınların tutması gereken bir borcu varsa, bu altı gün nafile orucu tutamaz dedi. Bu doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Farz namaz borcu olan nafile ve sünnet kılamaz, ancak oruç tutabilir. Çünkü ikinci ramazana kadar borcunu ödeyebilir. Ama bu altı günleri tutarken kazaya da niyet ederse hem bugünlerde oruç tutmuş olur hem de kazasını ödemiş olur.<br />
<br />
Sual: Şevval ayında tutulan 6 gün oruç, şevval ayı içerisinde hangi gün olursa olsun tutulabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, 30 gün içinde altı gün oruç tutulur.<br />
<br />
Sual: Ben 6 gün orucuna başladım. İkincisini bugün tutacağım. Ancak dün gece biraz uykulu idim, yemeği yiyip yattım. Sabah kalktığımda niyet etmediğimi hatırladım. Ancak gece yatarken hanımıma "ben sahura kalkacağım yarın ve diğer günler (14-15. günler de) oruç tutacağım dedim. Böyle yapmam niyet yerine geçer mi?<br />
CEVAP<br />
Sahura kalkıyor hem de yemek yiyorsunuz. Bu niyet yerine geçer. Hatta acele edip, vakit bitmeden şunu içeyim şunu da yapayım deniliyor, bunlar da niyettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç tutmak</span></span><br />
<br />
Sual: Hilal gözetilmeden takvimlere göre ramazan ve bayram yapılan günlerde, Ramazandan sonra iki gün oruç tutmak gerekiyor. Bir de hayz halinde tutulmayan oruçlar oluyor. Şevval ayında altı gün nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Kaza namazları kılarken, nafile namazlara da niyet edildiği gibi, kaza oruçlarını tutarken, hem Şevval ayı orucuna, hem de kaza orucuna birlikte niyet edilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, öyle niyet edilir. Şevval ayında kaza orucu tutarken, Şevval orucuna ayrıca niyet edilmese bile, yine Şevval ayında tutulması çok sevab olan nafile oruçlar da, tutulmuş olur. Peygamber efendimiz, Muharremin 9 ve 10. günleri nafile oruç tuttuğu için bize sünnet olmuştur. Yine Peygamber efendimizin, her Arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri ve kurban bayramı arefesinde nafile oruç tuttuğu olurdu. Resulullah efendimiz, bu günlerde nafile oruç tuttuğu için, o günlerde bizim oruç tutmamız da müstehab olmuştur. Bu günlerde kaza orucu tutarken, sünnet veya müstehab denmese de, Peygamber efendimiz, o günlerde oruç tuttuğu için, sünnet veya müstehab da yerine gelmiş olur.<br />
<br />
Bildirilen günlerde nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmeli, yani (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) demelidir. Kaza orucumuz olmasa bile, böyle niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. Kazamız yoksa zaten nafile olur. Mübarek günlerde, oruç tutarken her zaman kazaya niyet etmeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevvalde 6 gün oruç</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazan-ı şerifin ve bayramın başlaması hilalin gözetlemesiyle tespit edilmediği için, ramazandan sonra 2 gün kaza orucu tutmak gerekiyor. 6 gün de şevvalde oruç tutuluyor. Hepsi 8 mi ediyor, yoksa 6 gün tutulsa, hem 2 gün kaza orucu hem de şevvalde 6 gün oruç tutulmuş olur mu?<br />
CEVAP<br />
Şevvalde 6 gün kaza orucu tutulsa, ramazandan sonra 6 gün oruç tutmak gerektiği için, bu ayda 6 gün oruç tutulmuş olur. İkisi ramazan orucunun kazası diyerek 8 gün oruç tutmak gerekmez. En az bire on sevab verildiği için, bir ay ramazanda oruç tutan 300 gün, şevvalde de 6 gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yıl oruç tutmuş sayılır. Diyelim ramazanda tuttuğumuz 30 gün orucun ikisi isabet etmese, ikisini sonra kaza etmiş oluyoruz. Ramazan diye tuttuğumuz 2 gün normal nafile olur. 4 gün de şevvalde tutulunca yine 6 gün tutulmuş oluyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şevval ayında oruç tutmak</span></span><br />
<br />
Sual: Ramazan ayının dışında tutulan oruçlara da, oruç tutma sevabı verilmekte midir?<br />
Cevap: İnsanların yaptığı her bir ibadetine karşılık olarak, bire on, bire yedi yüz, bire sonsuz ecir, ücret verileceği Kur’ân-ı kerimde bildirilmektedir. Bu sebeple insan, gücü, kuvveti, imkanları yerinde iken, namazlarını kılmalı, Ramazan ayının dışında da, oruç tutmalıdır. Zira kıyamet gününde oruç, bir güzel suret alarak, Allahü teâlânın hitabına mazhar olacaktır. Allahü teâlâ, oruca; “Ya oruç, sen memnun olduğun şahısları alarak Cennete gir!” buyuracaktır. Daha sonra, Allahü teâlâ; “Ya oruç, benden başka ne arzun varsa iste” buyuracak ve oruç da, razı olduğu kimseler için çeşitli şeref ve meziyetleri isteyip almaya muvaffak olacaktır. Böylece oruç tutanlar, kıyamet gününde yüksek bir şerefe nail olacaklardır. Ayrıca oruç tutanlar, birçok Cehennem ehli Müslümana şefaat edebilme imkânına da kavuşacaklardır. Bütün bunların üstünde olarak, oruç tutanlar Peygamber efendimize komşu olacak ve cenab-ı Hakkın cemalini görmeye de nail olacaklardır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ramazan-ı şerif ayında oruç tutup, ardından Şevval ayından da altı gün daha oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi olur.)<br />
<br />
(Ramazan-ı şerif ayında orucunu tutup, ardından Şevval ayında altı gün daha oruç tutan, günahlardan, anadan doğduğu gün gibi sıyrılır, kurtulur.)<br />
<br />
amazan orucundan sonraki Şevval ayından 6 günlük oruç, dînen güzel ve hoş görülen bir sünnettir, fakat farz veya vâcip değildir. Fazîleti ve ecri büyük olduğundan dolayı bu 6 günlük oruç müslümana meşrû kılınmıştır. Zirâ her kim, bu orucu tutarsa, kendisine tam bir yıllık oruç sevabı yazılır.<br />
<br />
Nitekim Ebu Eyyub el-Ensârî'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği sahih hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
مَنْ صَامَ رَمَضَانَ وَ أَتْبَعَهُ سِتًّا مِنْ شَوَّالٍ كَانَ كَصِيَامِ الدَّهْرِ.<br />
<br />
رواه مسلم وأبو دود والترمذي والنسائي وابن ماجه<br />
<br />
"Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval'den de altı gün daha eklerse, bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur." (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî ve İbn-i Mâce)<br />
<br />
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu şu sözüyle açıklamıştır:<br />
<br />
  مَنْ صَامَ سِتَّةَ أَيَّامٍ بَعْدَ الْفِطْرِ كَانَ تَمَامَ السَّنَةِ : مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا    <br />
<br />
رواه ابن ماجه <br />
<br />
"Kim, Ramazan (orucunu tutar ve) bayramdan sonra altı gün oruç tutarsa, onun tutmuş olduğu oruç, senenin tamamının orucu olmuş olur. Her kim hayırlı bir iş ile gelirse (bir iyilik işlerse) kendisine onun(yapmış olduğu iyiliğin) on misli sevap verilir."(İbn-i Mâce, Sıyâm, 33)<br />
<br />
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
جَعَلَ اللهُ الْحَسَنَةَ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، فَشَهْرُ رَمَضَانَ بِعَشْرَةِ أَشْهُرٍ، وَسِتَّةُ أَيَّامٍ بَعْدَ الْفِطْرِ تَمَامُ السَّنَةِ.<br />
<br />
رواه النسائي <br />
<br />
"Allah Teâlâ bir iyiliğe karşılık on mislini vermiştir. Buna göre Ramazan ayı orucu on aya, Ramazan bayramından sonra tutulan altı gün oruç ise senenin tamamına (iki aya) denktir." (Nesâî ve İbn-i Mâce)<br />
<br />
İbn-i Huzeyme'nin rivâyeti ise şöyledir:<br />
<br />
صِيَامُ شَهْرِ رَمَضَانَ بِعَشَرَةِ أَمْثَالِهَا, وَصِيَامُ سِتَّةِ أَيَّامٍ بِشَهْرَيْنِ، فَذَلِكَ صِيَامُ السَّنَةِ.<br />
<br />
رواه ابن خزيمة <br />
<br />
"Ramazan ayı orucu on aya, (Ramazan'dan sonra tutulan) altı gün oruç ise, iki aya denktir ki bu, bir senelik oruç demektir."<br />
<br />
Hanbelî ve Şâfiî fakihleri, Ramazan orucundan sonraki altı günlük Şevval orucunun bir senelik farz oruca denk olduğunu belirtmişlerdir. Zirâ genel olarak nâfile oruçta bile kat kat ecir sâbittir. Çünkü yapılan her iyilik, on misliyle karşılık görür.<br />
<br />
Ayrıca altı günlük Şevval orucunun faydalarından birisi de, Ramazan ayında tutulan farz oruçta meydana gelen kusur ve noksanlıkları telâfi etmesidir. Öyle ki hiç bir oruçlu, orucuna aksi yönde tesir eden kusur ve günah işlemiş olmaktan uzak değildir. (Bilindiği üzere) kıyâmet günü farz ibâdetlerde meydana gelmiş kusur ve noklanlıklar, nâfile ibâdetlerle telâfi edilecektir.<br />
<br />
Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ النَّاسُ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ أَعْمَالِهِمْ: الصَّلاَةُ، قَالَ: يَقُولُ رَبُّنَا عَزَّ وجَلَّ لِمَلاَئِكَتِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ: انْظُرُوا فِي صَلاَةِ عَبْدِي أَتَمَّهَا أَمْ نَقَصَهَا؟فَإِنْ كَانَتْ تَامَّةً كُتِبَتْ لَهُ تَامَّةً، وَإِنْ كَانَ انْتَقَصَ مِنْهَا شَيْئًا، قَالَ: انْظُرُوا هَلْ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ، فَإِنْ كَانَ لَهُ تَطَوُّعٌ، قَالَ: أَتِمُّوا لِعَبْدِي فَرِيضَتَهُ مِنْ تَطَوُّعِهِ، ثُمَّ تُؤْخَذُ الْأَعْمَالُ عَلَى ذَاكُمْ.<br />
<br />
رواه أبو داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود <br />
<br />
"Şüphesiz ki insanların kıyâmet günü amellerinden hesaba çekileceği ilk şey, namazdır. Rabbimiz azze ve celle -bildiği halde- meleklerine şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun farz namazına bakın! Tam ve doğru olarak mı, yoksa noksan olarak mı kılmıştır? Eğer tam ve doğru olarak kılmışsa, kendisi için tam kılmış olarak yazılır. Yok eğer namazından bir şeyi noksan olarak kılmışsa, (Allah -azze ve celle-) şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun nâfile namazları var mı ona bakın! Eğer nâfile namazları varsa, (Allah -azze ve celle-) şöyle buyurur:<br />
<br />
-Kulumun noksan olan farz namazını, nâfile olan namazıyla tamamlayın!<br />
<br />
Sonra diğer amelleri de noksan olarak yapmışsa, o ameller de nâfile amellerle tamamlanır." (Ebu Davud)<br />
<br />
Allah Teâlâ en iyi bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
sorusorcevapbul<br />
nefisyemektarifleri<br />
Hürriyet<br />
Dinimiz islam<br />
islamqa</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fetavay-i Hindiyye Oruç Bahsi]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=131</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 10:21:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=131</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Fetavay-i Hindiyye Oruç</span><br />
<br />
ORUÇ (Kitabü´s-Savm)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1- ORUCUN TARİFİ, KISIMLARI, SEBEBİ, VAKTİ VE ŞARTI</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Tarifi :</span><br />
<br />
Oruç: ikinci fecirden itibaren, güneşin gurubuna kadar yemek­ten, içmekten ve cinsî mukârenetten, Aİlahu Teâlaya tekarrüb (= ya­kınlık) niyyeti ile nefsi men etmektir. Kâfî´de de böyledir. [1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Çeşitleri:</span><br />
<br />
Oruçlar, farz, vâcib ve<br />
Farz oları oruçlar iki nevidir<br />
<br />
Muayyen olan farz oruç Ramazan-ı şerif orucu;<br />
<br />
Gsyr-i muayyen ölen farz oruç ise : Kazaya kalan Ramazan-ı Şerif orucu ile keffaret olarak tutulacak oruçlardır<br />
<br />
Vâcib olan oruçlar da iki nevidir.<br />
<br />
Muayyen olan vacip oruç Muayyen bir günde tutulması nezre-dilmiş bulunan (= adanmış olan) oruçtur.<br />
<br />
Gayr-i muayyen ölen vacip oruç ise Her hangi bir gün veya nerhangi bir hafta veyahud da ay tutulmasına nezredilen oruçlardır.<br />
<br />
Aİlahu Teâlâ´nın rızası için tutulan nafile oruçlar ise, ayrı bir nevi­dir, Tebyîn´de de böyledir. [2]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Sebebi:</span><br />
<br />
Orucun farziyetinde ve vücûbunda muhtelif sebepler vardır.<br />
<br />
Rfiiuazan-ı Şerif Orucunun sebebi: Kâdî´l - İmâm Zeyd Fah-rü´l - İslâm ve Scbrü´l - İslâm Ebü´l - Yüsr, bu hususta şöyle demişler­dir: -Rtamazan-1 Şerif günlerinden herh&amp;r.gi birinin, oruca başlamaya müsait ük cüz´üne yetişmektir.» Keşfü´l • Kebîr´de de böyledir.<br />
<br />
Gâyetü´! - Beyân´da : -Bizce, ´hak olan kavil budur.» denilmiş ve İmâm Hindi ´bunu sahPhlemiştir. Nehrii´l - Ffiık´ta da böyledir.<br />
<br />
Nezir (— adak) orucunun sebebi nezir; keffaret orucunun sebebi ise, sözünden (~ yemininden) dönmek, hataen adam öldürmek gibi hususlardır. Kaza orucunun sebebi ise, edanın sebebinin aynıdır. Fet-hü´I - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir mecnûn, ramazanın bîrindi gecesinde ifâkat bulsa (—fyl-leşse), fakat sabaha yine mecnûn olarak girse ve ayın sonuna kadar böylece devam etse; bu şahsın durumu hakkında Şems ü´I - EI m m e HaJvânî: O kimsenin ramazan orucunu kaza etmesi gerekmez.» de­miştir. Sahih olan da budur. Bahrü´r-Râik´ta da böyledir. Fetva da bunun üzeriRedir. Mi´râcü´d-Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, yine böyle bir kimse, Ramazan ayının ortasında, gece yarısı ifâkat bulsa da, sabaha yine mecnûn olarak girse, o kimsenin de orucu kaza etmesi gerekmez. Muhıyt´te ve Bahrü´r - Râik´ta da böy­ledir.<br />
<br />
Kezâ, böyie bir kimse, ramazanın bütün günlerinde zeval da ifâ­kat bulsa, o da oruçlarını kaza etmez. Zâhidî´de de böyledir. [3]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Vakti:</span><br />
<br />
İkinci fecrin doğmasından (= yani aydınlığın ufukta yayılmaya başlamasından) itibaren, güneşin batma ânına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Bununla beraber, bu ikinci fecrin, ilk doğduğu âna mı, yoksa ziya­sının ufukta uzanıp dağılmaya başladığı zamana mı itibar edileceği »hususunda ihtilâf edilmiştir. Şemsü´I - Eimme Halvânî bu hususta : «Birinci kavle uymak ehvrattır. {=ihtiyata daha uygundur.) İkinci kavi! ´is-e daha geniştir. Yani oruç tutacaklar için daha müsaittir.» demiştir. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Âlimlerin çoğu bu görüşü benimsemişlerdir. Hizânetü´I- Müflîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, fecir tulü´ etmiş olduğu halde, henüz tu/û´" etmedi zannı ile sahur yemeği yemiş olsa veya güneş batmadığı lıalde, 6ath zannı ile iftar etmiş oisa, bu kimsenin o orucunu kaza etmesi ge­rektiği ıhalde, keffaret lâzım gelmez, Çünkü bu kimse, —bu durum­larda— teammüdecr yememiştir. Serahsfnin Muhıyti´nde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, fecrin doğup doğmadığında tereddüt etse, bu du­rumda evlâ olan, o kimsenin yemeyi terk etmesidir. Şayet bu kimse, bîr şey yemişse, — fecrin doğduğuna kesin bilgi olmadığı — için orucu tamdır. Ancak, fecirden sonra yemiş olduğu anlaşılırsa, kaza lâzırn gelir. Fethü´İ - K&amp;dîr´de de böyledir.<br />
<br />
Eğer, bir kimsenin re´yi, fecrin doğmuş olmasına rağmen ye­miş bulunduğu şeklinde ve bu kanâati kuvvetli ise, bu sebepten do­layı orucunu kaza etmesi ihtiyata daha uygundur, Zahirü´r - rîvâyeye göre, bu durumda kaza lâzım gelmez. Sahih olan da, ´bu görüştür. Sira-ciTI - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bu —hüküm — durumun açıklık kazanmaması »halindedir, fa­kat, fecir doğduktan sonra yemiş bulunduğu ortaya çıkarsa, o kimse­nin bu orucu kaza etmesi gerekir; Keffaret lâzım gelmez. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
İki şahit fecrin tulû´una, iki şâihit de adem-i tulû´uraa şehâdet eylediği zaman, bu kimse iftar ederse { — bir şey yerse) ve sonra da fecrin doğmuş bulunduğu açıklık kazanırsa, bu durumda, o kimseye — bil - ittifak— hem kaza ve hem de keffaret lâzım gelir. Çünkü, isbât üzerine olıan şehâdet kabul edilir; neyf üzerine olan şehâdete ise i´tibar edilmez. Bu husus, kul haklarında da böyledir.<br />
<br />
Eğer bir kişi fecrin doğduğuna, diğer bir kişi de doğmadığına şe-tıâdet etse, bu kimse de bir şey yemiş olsa, sonra da fecrin doğmuş bulunduğu açıklık kazansa, o kimse için keffâret icâbetmez. Çünkü, bı durumda, bir kişinin fecrin tulû´uına şefrıâdet etmiş olması tam birhüc cet değildir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse sahur yemeği yerken, bir topluluk gelip, o kimsey* fecrin tulü" etmiş olduğunu söylese, bu kimse de : Bu durumda beı oruçlu olmam, yemiş bulundum» dese ve bundan sonra da yemey devam etse; daha sonra da, önceki yemiş bulunduğu şeyleri fecri tuîû´undan önce; sonrakileri ise fecrin tulû´undan sonra yemiş oldu ğu ortaya çıkça, bu durum hakkında Hâkim Ebû Muhammed: «Eğer h kimse, cemâatin sözüne inanmış İse, kendisine keffaret gerekme;<br />
<br />
Fakat, o kimseye durumu söyliyen bir kişi ise, —bu bir kişi âdü olsa da, olmasa da,— bu kimseye keffâret lâzım gelir. Çünkü, bu gibi durumlarda tek kişinin şeîıâdeti makbul olmaz. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse karısına : «Bak bakalım fecir doğmuş mu, doğ­mamış mı » dese; hanımı da baksa ve : "Doğmamış» dese ve bu kimse de bu durumda karısı ile cima´ etse; sonra da, o esnada fec­rin doğmuş bulunduğu açığa çıksa ´bazı âlimler bu durum hakkında : «Eğer kadın doğru sözlü ve sözüne güvenilir birisi ise keffâret lâzım gelmez.» demişlerdir. Sahih olan, bu durumda o adama, asla keffâret lâzım gelmiyeceğidir. Fakat, kadın fecrin tulü" ettiğini bile bile böyle söylemişse, bu durumda ona keffâret lâzım gelir. Hulâsa´da da böyle­dir. [4]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Güneşin Batıp Batmadığında Tereddüt</span><br />
<br />
Güneşin batıp batmadığı hususunda tereddüt bulununca, iftar etmek ´helâl olmaz. Kâfı´de de böyledrr.<br />
<br />
Bu durumda, bir kimse iftar etmiş olsa ve sonradan da, bu tereddüt hususunda bir açıklık hası! olmasa, o kimsenin orucunu kaza etmesi gerekir. Bu durumda keffâretin gerekip gerekmiyeceği husu­sunda da iki rivayet vardır. Fakîh Ebû Ca´fer (R.A.), bu durumda kef­fâretin lâzım geleceğine kânîdir ve bu görüşü seçmiştir. Ancak, bu durumdaki bir kimsenin, güneş batmadan önce iftar etmiş olduğu açı­ğa çıkarsa, —kesinlikle— o kimseye keffâret lâzım gelir, febyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Eeğr bir kimse, reyinin çoğu, güneşin batmamış olduğu tar-zurrda bulunduğu halde iftar etmiş olursa, bu kimseye hem kaza veh-em de keffâret gerekir. Çünkü bu durumda gün-düz sabittir. Ve bu kimse­nin re´yinin ekserisinin böyle olmasından dolayı, kesin bilgi edinmesi gerekirdi. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
8u durumda, o şahsın güneşin batmasından önce yemiş bulundu­ğunun bilinmedi veya bur.un bilinmemesi halleri de müsavidir. Tebyîn´-de de böyledir.<br />
<br />
İki şahit güneşin battığına, diğer iki şahit de batmadığına şehâdet eyleseler ve bu durumda da bir kimse iftar etse. Sonradan da güneşin batmadığı meydana çıkmış olsa, btl-ittifak bu kimseye kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy­ledir. [5]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sahur Vaktinde Tereddüt</span><br />
<br />
Bir kimse, sahur vaktinde yemek için taharri (= araştırma) yapmak istese bu durumda kendisi veya bir başkası fecrin tulû´u veya adem-İ tulü´u hakkında bir bilgiye sahip olamasa; Şeyh Şemsü´l - Eim-me Halvânî: Bu kimse, —fecrin tulü" etmemiş olduğu hakkındaki — kuvvetli reyi ile yemiş olsa, bunda bir beis yoktur.» demiştir.<br />
<br />
Bir kimse, fecrin doğmuş olması korkusu olmadığı zaman yeme­ğini yer; bundan korkusu varsa, yapacağı en doğru şey yemeyi ter-ketmektir.<br />
<br />
Bir kimse, sahur davulunun sesi ile yemeyi isterse, bu durumda ses fazla olur ve her taraftan duyulursa ve bu ses her mahallede vars,a, yemeğini yemesinde bir beis yoktur. Eğer te<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Şartları</span><br />
<br />
A- Orucun Farz Olmasının Şartları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun farz olmasının üç şartı vardır :</span><br />
<br />
1) İslâm,<br />
<br />
2) Akıl,<br />
<br />
3) Bülûg. [7]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">B- Orucun Edâsînin Şartı</span><br />
<br />
Orucun edasının ftarz olması için iki şart vardır;<br />
<br />
1) Sıhhat,<br />
<br />
2) İkâmet (= misafir yolcu olmamak). [8]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">C- Edasının Sahih Olmasının Şartı :</span><br />
<br />
<br />
Orucun edasının sahih olmasının ik; şarts vardır<br />
<br />
1) Niyyet,<br />
<br />
2) Hayız ve nifâstan temiz oİmak. Kâfî´de ve Nihâye de de böy­ledir.<br />
<br />
Niyyet; Kişinin, oruç tutacağını kalbi île bilmesidir. Serah-eî´nın Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Kişirrin, niyyeti dili ile söylemesi de sünnettir. Ne h Ki´I -Fâik´ta da böyledir.<br />
<br />
Bize göre, Ramazanda her gün için ayn ayrı niyyet etmek gereklidir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazanda sahura kalkmak da bir nlyyettir. Necmeddin Ne-sefî böyle söylemiştir. Ancak, sahura kalkmış olmak, o günün orucu için niyyet yerine geçer; başka bir günün orucu için niyyet yerine geçmez.<br />
<br />
Bir kimse, geceden her ;hangi bir oruca niyyet etse ve fecrin doğmasından önce de bu niyyetinder; geri dönse, bu dönmesi sahih olur. Sirâeü´i - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Altehu Teâİâ iziri verirse, yarın oruç tutmaya niy­yet ettim.™ demiş olsa, bu niyyeti sabin o!ur. Sa-hı´h olan görüş de budur. Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse eğer : ,«Ysnn davet ediiirsom yerim; değilse oruç tutarım.» diye niyyet etmiş oisa, bu niyyetle tutulan oruç sahih ctmazmaz,<br />
<br />
Bir kimse, ramazanda oruç tutmaya veya iftar etmeye niyyet et­meden kalksa, eğer o günün ramazan olduğunu iyice biliyorsa, -en açık rivayete göre bu kimse oruçlu bulunmuş sayılmaz. Şemsü´İ - Eİmme Hdvânî´nin Fakîh Ebû Ca´fer´den nakli de böyledir. Muhıyt´te de böy­ledir. .<br />
<br />
Oruçlu bulunan bir kimse, kalbinden orucu yemeye niyyet etse ve fakat bir şey yemese, bu kimsenin orucu tamamdır. İzâh-ı Kirmânî´de de böyledir.<br />
<br />
Niyy3tin vakti, her gün güneş battıktan sonradır; daha önce .niyyet edilmesi caiz olmaz. Serâhsî´min Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, güneş batmadan önce, bir sonraki günün orucuna niyyet etmiş olsa, sonra da uyuşa, hayılsa veya güneşin zevali vakti­ne kadar gaflet etse, (yani, bu vakta kadar niyyetini yenilememiş olsa} !bu kimsenin niyyeti caiz olmaz. Ancfak, gün;eş battıktan sonra niyyet etmiş bulunursa, caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazan orucuna, muayyen nezir orucuna ve nafile oruçlara : «Bu günün orucuna...» diye niyyet edilerek, tutulması caiz olur. Bun­lar : «Oruç tutmaya niyyet ettim» şeklinde, mutlak oruç niyyeti ile de caiz olur.<br />
<br />
Nafüe oruca, ´bu günün gecesinden, bir gün sonranın gündüzünün ortasına kadar niyyet etmek de caizdir. Câmİu´s - Sâğîr´de böyle zikre­dilmiştir. Kudürî´de de : «Zevale kadar olan niyyet sahihtir.» denil­miştir.<br />
<br />
Niyyet hususunda misafir ile mukîm arasımda bir fark yoktur. Tefa-yîn´de de böyledir.<br />
<br />
Fecrin tulû´undan, o zamana kadar, eğer oruca münâfî ye­mek, İçmek ve cima´ etmek gibi bir hal vuku´ bulmamışs.3, zevalden önce yapılmış olan niyyet caizdir. Ancak, bu haller kasden veya unu­tarak vuku´ bulmuş olursa, bundan sonraki niyyet sahih ve câ´iz olmaz. Tahâvî Şerhî´nde de böyledir.<br />
<br />
Oruca gündüz niyyet etmiş olan kimse, o günün evvelinden itibaren niyyet eder. Şayet, niyyet ettiği andan itibaren oruçlu olmaya niyyet ederse, bu niyyeti caiz olmaz. Cevheretü´n - Neyyire´de ve Si-râcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazan gecesinde veya gündüzünde bayılmış olan kimse, ze­valden önce ayılır ve oruca niyyet ederse, niyyeti caiz olur. Mecnûnun durumu da böyledir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Keza, bir kimse günün evvelinde irtidad etse ve zevalden önce de, yeniden islâma girse, sonra da oruca niyyet etse, bu niyyeti caiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Efdâl olan, niyyeti yerinde yâni gece yapmaktır Fakat, gün­düz iniyyet edilmesi de caizdir. Orucun niyyetini açıklamak, yâni hangi oruca niyyet ettiğini belirtmek de evlâdır. Ihtiyâr´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ramazanda, ramazan orucundan başka farz olan bir oruca niyyet etmiş olsa, bu oruç ramazan orucu sayılır.<br />
<br />
İmameyne göre, bu hususta da misafirle mukim arasında bir fark yoktur. İmâm-ı A´zam´a göre ise, misafir olan kimse, ramazanda, ra­mazan orucundan başka farz olan bir oruca niyyet ederse, niyyet et­miş bulunduğu bu orucu tutmuş olur.[9]<br />
<br />
Ramazanda nafile tutmaya n´iyyet etmiş olan kimse ise sahih olan kavle göre ramazan orucu tutmuş olur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Hastaya gelince, sahi´h olan kavle göre, onun da bu niyyetle tutmuş olduğu oruç, ramazan orucu sayılır .Kâfî´de böyledir.<br />
<br />
Misafir ve hastalar, ramazanda mutlak oruca niyyet etmiş ol­salar, bu niyyetle tutmuş bulundukları oruç da, ramazan orucu olur, Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Muayyen bir günde, nezri olan bir kimse, bu günde keffâ-ret veya namazan orucunun kazası gibi farz olan başka bir oruca niyyet etmiş olsa, bu oruç niyyet etmiş bulunduğu oruç olarak makbul olur. O muayyen nezrini ise, sonradan kaza etmesi gerekir. Sirâcü´l - Veh-hâc´da da böyledir.<br />
<br />
Esahh olan budur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Kaza ve keffâret oruçlarında, niyyeti gece yapmak ve tuta­cağı orucu ta´yin etmek şarttır. Nikâye´de de böyledir.<br />
<br />
Mutlak nezirlerde de böyledir. Yani muayyen olmayan nezir­lerde de niyyet geceden yapılır. Sirâcü´l - Vehhâc´da da. böyledir.<br />
<br />
Hapiste veya esir bulunan bir kimse, ramazanın girip girme­diği konusunda şüpheye düşse, taharri ederek (~ araştırarak) kanaa­tine göre oruç tutar. Sonra bakılır : Eğer» tuttuğu bu oruç ramazan ayma rastlamışsa veya bu oruçlar ramazandan sonra ve oruç tutma­nın yasak olmadığı günlerde; geceleyin niyyet edilerek tutuimuşsa, ramazan orucu olarak caiz olur. Fakat, bu oruçlar ramazandan ence-ye rastlsmışsa, —ramazan orucu olarak caiz olmaz. (Bunlar nafile oruç olmuş olur.) SerahsVnin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Üzerinde kaza orucu bulunan kimsenin, bu orucu \ızıâ vövr ken, kazaya niyyet etmesi şart değildir; böyle niyyet etmesi de câıî ve sahih olmakla beraber; «üzerinde tutmast icâbeden ramazan oru­cunu tutmaya niyyet etmesi» daha uygundur. Bu hususta, hasta olan­larla, sıhhatli bulunanlar arasında bir fark yoktur. Bedâi´de de böyledir 0 Bir kimse, şevval ayında[10] keffâret orucu tutmaya başlarsa, !bu durumda bu ayların Irsmszan ve şevvâl´in) ikisi de ya tam (— otuzar gün) veya noksan (— yirmi dokuzar gün) olurlar. Her iki halde de, ket-fâret orucu ds bir gün daha tutularak tamamlanmış olur.<br />
<br />
Eğer ramazan tam. fakat şevval noksan olursa; keffâret, iki gün daha oruç tutularak tamamlanır. Ramazan noksan, fakat şevval tamam ´ olursa, bu durumda bir şey lâzım gelmez.<br />
<br />
Bir kimse, keffâret orucunu tutmaya zilhicce ayında başlarsa; zil­hicce ve onu takip eden ay ya —ilcisi de— tam veya noksan olurlar Bu durumda — müteakip ayda —dört gün daha oruç tutulur. Eğer zilhicce tamam olur da, önceki ay noksan bulunursa, müteakip zaman­da üç gün daha oruç tutulur. Eğer önceki ay tamam olur da, zilhicce noksan olursa, müteakip günlerde beş gün daha oruç tutulur. Eğer bîr kimsenin orucu zilkadeye tesadüf ederse veya başka bir aya rast­larsa, bu aylar ya tam veya* noksan olurlar. Zilkade tamam olur da, diğer ay noksan olursa, bir gün daha oruç tutulur. Zilkade noksan olur da, diğer ay tamam olursa, bir şey lâzım gelmez. Sirâcü´l Veh­ d böldi olur d ğhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Hamazan-ı Şerlfden onrMü.<br />
<br />
Bir kimse, dâr-i harbde senelerce, ramazandan önce rama­zan orucu "tutmuş olsa; birinci senede tuttuğu oruç ittifakla caiz ol­maz, ikinci, üçüncü... senelerin orucu, bir önceki senelerin orucu­nun kazası olarak caiz olur mu<br />
<br />
Fakih Ebû Ca´fer bu hususta : «O kimse, möbhem olarak, yalnız­ca ramazan orucu tutmaya niyyet etmjşse, bu caiz olur. Ancak, tiçin-de bulunduğu yılın orucunu tutmayı belirterek niyyet etmişse, bu caiz olmaz Esahh olan kavil de budur.» demiştir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, bir ramazanda iki günlük orucu kazaya kalmış olursa, bunları kaza ederken, ilk günün orucunu kaza etmeye niyyet etmesi uygun olur Ancak, böyle ilk günün orucu diye belirtmese de, kazası caiz olur.<br />
<br />
İki ramazandan iki orucu kazaya kalmış olan krmse de, böyle ta´yîn etmeden kazaya niyyet etmiş olsıa, muhtar olan kavle göre bu kazası caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazanda kasden orucunu bozmuş olan kimse, eğer fakir İse, kaza ve keffâret olarak 61 gün oruç tutar. Kazası gereken, o bir gün orucu, ta´yin etmeden tutması da caiz olur. Fakîh Ebû´I - Leys de böyle söylemiştir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin iki ayrı oruca, birini diğerine tercih etmeden eşit şekilde niyyet etmesi bâtıldır. Bu kimse, birini diğerine tercih etmiş olursa, tercih edilen [hakkındaki niyyet) sabit olmuş olur. Se-rahaî´nm Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse hem ramazan orucunun kazasına hem dö nezre niyyet etmiş olsa, bu kimse istihsânen ramazan orucunun kazasına niyyet etmiş olur.<br />
<br />
Bir kimse, hem muayyen bir nezre ve hem de nafileye gece veya gündüz niyyet etmiş olsa veyahud da muayyen bir nezir ile kefîârete —yine aynı zamanda— geceden niyyet etmiş bulunsa, bu kimse» bil-icmâ´ muayyen nezre niyyet etmiş sayılır. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, —aynı zamanda— hem kazaya hem de keffâret-i zmar´a niyyet etmiş olsa, bu kimse, — istihsânen —kazaya niyyet et­miş sayılır. Fetâvâyi Kâdîhân´cla da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, —yine aynı zamanda— ramazan orucunun ka­zası ile nafileye niyyet ederse, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´un Imfinvı A´i-am (R.A.)´d´an rivayet ettiği kavle göre, bu kimse ramazan orucunun ka­zasına niyyet etmiş sayılır. Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, —aynı zamanda — hem keffâret-i zıhar´a ve hem de keffâret-i katii´e; veya hem ramazan orucunun kazasına ve hem de keffâret-i katii´e niyyet etmiş olsa, bu kimse bil -ittifak keffâret-i kaiÜ´e niyyet etmiş sayılır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, —laynı zamanda — hem k-effarefe ve hem de nafi­leye niyyet etmiş olsa, bu kimse — istihsânen — keffârete niyyet et­miş saythr. Zehıyre´de de´böyledir. ,.<br />
<br />
Hayızh haide´olan bir kadın, oruca niyyet etmiş olsa, sonra da fecrin tulû´undan önce temizlenmiş bulunsa, o kadının orucu sahih olur. Sirâcü´!-Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse, —aynı zamanda— hem kazaya va hem de keffâ­ret-i yemin´e niyyet etmiş olsa, İmâm Ebü Yûsuf (RA.)´a göre, birbirle­rine zıt oldukları için bu iki oruç da —câiız— olmaz. İmâm Muham-med (R.A.)´e göre de, bu oruçlar birbirlerine rnünâfî oldukları İçin, caiz olmaz. Fakat, bu oruç nafile yerine geçer. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kara orucu için, fecrin tulÖ´ıw&gt;dah sonra niyyet et-tiğ´i zaman, bu niyyetis kaza âa&gt;hitt olmayacağı için. bu kimse nafile oruca başlamış sayılır. Şayet, bu orucu bozacak olursa, kaza etmesi gerekir. Zehıype´dp de böyledir. [11]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2- RAMAZAN HİLÂLİNİ GÖRMEK (RÜYET-I HİLÂL)</span><br />
<br />
Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü akşam üzeri gurup vak­tinde, insanların hilâü araştırmaları bir vecîbedir. Hilâli görürlerse, ertesi gün ramazan orucuna başlarlar. Eğer hava bulutlu ise, şaban ayını otuza tamamlarlar. İbtiyâr´da da böyledir.<br />
<br />
Keza, sayışım tamamlamak -için şaban ayının hilâlini de re­cep ayının yirmi dokuzunda gözetlemek münasip olur.<br />
<br />
Bu ´hususta, müneccimlerin haberlerine rnürâcad edilmeyeceği grbi sahih olan kavle göre onların sözleri de kabul edilmez. Sirâcü´I -Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Hatta, bir müneccimin bu hususta yaptığı hesapla kendisi nin amel etmesi de caiz değildir. MiVâcû´d- Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
Hilâli gören kimsenin, parmakla işaret etmesi mekruhtur, Za-hiriyye´de de böyl-edir.<br />
<br />
Hilâli zevalden önce görmekle oruç tutulmadığı gibi zevalden sonra görmekle de İftar edilmez. O hilâl gelecek geceye aittir. Muh­tar olan budur. Htılâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Havla bulutlu veya dumanlı olduğu zaman; müsiüman. akıllı, bulûğa ermiş ve doğru sözlü olan bir kimsenin şehâdeti makbul olur. Bu şahsın hür, köle, erkek veya kadın olması arasında bir fark yok­tur.<br />
<br />
Bu ´hususta böyle bir kimsenin şahadetime, yine böyle bir kimse­nin şehâdeti de muteberdir.<br />
<br />
Bu hususta, tevbe ettikten sonra, kendisine ´had tatbik edilmiş olan bir kimsenin şehâdeti de makbuldür. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böy­ledir.<br />
<br />
Bazı âlimler: «Bu hususta hâli mestur (= gizli, örtülü) olan kimsenin şehâdeti makbul olmaz.* demişlerse de; Hasan´in İmâm Ebû Henîfe (R.A.)´den rivayet ettiğine göre. bu hususta böyle kimselerin şahadetleri de kabul edilir. Sahih olan kavil de budur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Halvânî de bu kavli almış ve kabul etmiştir. Şeyh Ebû´I - Me-kârim´in Nlkâye Şerhinde de böyledir.<br />
<br />
Ramazan hilâli ´hakkında, kölenin köleye şehâdeti de mak­buldür<br />
<br />
Keza, bu hususta kadının, kadına şehâdeti de kabul edilir, Münatfııkın şehâdeti ´İse makbul değildir.<br />
<br />
Bu hususta şehâdet lafzı, dava, mahkeme ve hâkimin hükmü de şart değildir.<br />
<br />
Hattâ bir kimse, hâkimin yanında hazır bulunsa ve burada başka bir şahsın —bu husustaki— şehâdetini duysa ve bunun doğruluğu da açığa çıksa, bunu duyan kimsenin oruç tutması icâbeder. Artık, bu kimsenin hâkimin hükmüne ihtiyacı kalmaz.<br />
<br />
Hilâli gören kimseye, nerede ve ne sakilde gördüğü sorulup, bunu tafsilâtı ile anlatması istenir mi Bu hususta Ebû Bekir el- İskâf: «O kimsenin şehâdetî, ancak bu hususlar sorulduğu zaman kabul edi­lir.» demiştir. Meselâ, ´bir kimsenin : «Ben hilâli şehrin hâricinde, sahrada gördüm.» veya «Bulutların anasında gördüm.» demesi gibi... Fakat, zahir-i rivayete göre bunları sormak gerekmez. O şahıs böyle tafsilât vermese bile şehâdeti kabul edilir.<br />
<br />
Ramazan hilâlini, imâm veya hâkim tek başlarına görmüş olur­larsa, bunlar muhayyerdirler; dilerlerse yerlerine birini nâib tayin ederek, onun huzurunda hilâli gördüklerine şehâdet ederler; dilerler­se, doğrudan doğruya insanlara oruç tutmaian gerektiğini ilân ederler. Ancak, bayramlarla ilgili hilâller bu hükme muhaliftirler. Siıâcü´l -Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Âdil (burada, «iyiliği kötülüğünden çok olan bir kimse» de­mektir.) bir kimse, ramazan hilâlini görünce bunu´o gece haber verir. Bu kimsenin erkek veya kadın olmass müsâvklir. Hatta, hilâli gören âdil kimse, câriye ´bile olsa, efendisinden izin almadan, çıkıp bu hu­susta şehâdette bulunur.<br />
<br />
Hilâli, tek başına fâsik ´bir kimse görse, o da bu hususta şe­hâdette bulunur. Çünkü, hâkim onun şehâdetini çoğu zaman kabul eder. Vecîzü´l - Kerdert´de de böyledir.<br />
<br />
Yukarıda söylediğimiz hususlar, hâkimi bulunan beldelerle il­gilidir. Fakat, hâkimi bulunmayan bir yerde [meselâ: bir köyde], bir kimse ramazan hilâlini görmüş olsa; bu kimse o yerin mescidine gidip şehâdette bulunur. (Yani, hilâli gördüğünü, insanların oruç tut­maları gerektiğini onlara haber verir.) Bu kimse âdil ise insanlar onun sözü ve şehâdetî üzerine oruç tutarlar. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Yalnız başına, ramazan hilâlini görmüş o!an bir kimsenin şe­hâdeti kabul edilmese bile, bu kimsenin, oruç tutması gerekir. Şayet bu kimse, o gün orucunu bozarsa, onu kaza eder; Jceffâret lâzım gel­mez. Şehâdeti, henüz hâkim tarafından reddedilmeden, iftar etmiş olsa bile, yine keffâret îcap etmez. Sahih olan budur. Fetâvây} Kâ-dîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Fasık bir kimse, ramazan hilâlin! gördüğünü söylese ve bu şöhâdeti devlet büyüğü (veya hâkim) tarafından kabul edilse ve in­sanlara oruç tutmaları —gerektiği— ilân edilse eğer o belde ahâli­sinden birisi, bu durumdan sonra iftar ederse, âlimlerin ekseriyetine göre, bu kimseye keffâret gerekir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
6u kimse, kendi orucunu otuz güne tamamlasa bile İftar et­mez; ancak veliyyü´I-emr ile iftar eder. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Hava kapalı olmayınca, bir kişinin değil, bir çok kişinin şe-hâdetleri kabul edilir. Böylece durum, bunların bilgisi ile veliyyü´! -emr´in reyine havaie edilmiş ve takdire ihtiyaç kalmamış olur. Sahih olan budur. El - ihtiyar Şer nü´I - Muhtar´d a da böyledir.<br />
<br />
Şevval ve zilhicce hilallerinin görülmelerinde de durum, Ra­mazan hilâlinde olduğu gibidir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da ´böyledir.<br />
<br />
Tahâvî´de: «Şehir bademden gelen bir kişinin şehâdeti da kabul edilir.» denilmiştir.<br />
<br />
Keza, yeri yüksekte bulunan bir kişinin şehâdeti de makbuldür. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
İmâm Mürğînâni, SâhibÜ´l - Akdi yy e ve Fetâvayi Suğrâ´da İmâm Tahâvî´nin kavline Itimad edilmiştir. Fakat, zâhir-I rivayette: «Şehir harici (nden gelen) ile şehir (de bulunan) arasında bir fark yoktur» denilmiştir. MiYacü´d- Dirâyo´de de böyledir. [12]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şevval Hilâlini Gözetleme</span><br />
<br />
<br />
Ramazanın yirmi dokuzunda, şevvalin hilâli gözetlenir. Şevval hilâlini bir kişinin görmesi ite iftar edilmem. İbâdette ihtiyat kabul edi-İlr. Şayet, bu durumda iftar edilirse, kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. El - İhtiyar Şerhü´l - Muhtâr´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse bayram hilâlini görse ve bunu söylese, fakat şa­hadeti kabul edilmese, bu dununda hu kimsenin d&amp; oruç tutmeas gerekir. Şayet tutmazsa, o günün orucunu kaza etmesi icap -eder; kef­fâret gerekmez. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Veliyyü´l - emr veya hâkim tek başlarına şevval hilâlini gör­müş olsalar, ne kendileri bayram namazı kılmak için. namazgaha gi­derler ve1 ne de, bunu insanlara emrederler. Bunlar, açıktan veya giz­lice oruçlarını da yemezler. Sirâcü´l Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Hava kapalı olduğu zaman, şevval hilâlinin görülmesi hususun­da bir kişinin şahidliği kabul edilmez. Ancak, iki erkeğin veya bir er-kekİe iki kadının şehâdeti kabul edilir. Ayrıca, bu hususta hem hür­riyet ve hem de şehâdet lafzı şarttır. Hızânetü´l - Müftîn´de de böy­ledir.<br />
<br />
Vali veya hâkim bulunmayan bir beldede; karanlık ve bulut­lu bir havada, iki kişi şevval hilâiini gördüklerini söyleseler, buradaki insanların iftar etmelerinde bir beis yoktur. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Şevval hilâlini gören kimsenin âdil olması şarttır .Dâva İse şart değildir. Bu hususta, tevbe etmiş olsa bile kendisine had cezası verilmiş olan kimsenin şehâdeti makbul değildir. Hava açık olun­ca bir kişinin şehâdeti makbul değildir. Ramazan hilâlinde olduğu gibi; ancak, bir topluluğun sözü kabul edilir. Hızânetü´l - Müftîn´­de ve Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Şeyhü´i - İslâm : «Eğer başka yerden gelmıv!erse, İki kişinin şehâdeti makbuldür.» demiştir. Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
Kurban bayramı da, ramazan bayramı gibidir. Zâhirü´r-rivâ-yede de böyledir. Doğru olan da budur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan ve Kurban Bayramının dışında kalan aylarda da du­rum böyledir. Yâni, diğer aylarda da iki erkeğin veya bir erkekle iki kadının şehâdeti kabul edilir. Bu şâhidler hem âdil ve hür, hem de had cezası görmemiş olmahdırlar. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kişinin şehâdetiyle oruç tutanlar, oruçlarını otuz güne tamamladıkları halde, ayı görmemiş olurlarsa, iftar etmezler. Hasan´ın Ebû Hanîfe (R.A.)´den rivayet ettiğine göre, böyle yapmak İhtiyata uy­gundur. İmâm Muhammed (R.A)´e göre ise, bu kimseler iftar ederler. Tebyîn´de de böyledir. Ğayetü´I - Beyân´da : «Esahh olan İmâm Muhammed´in kavlidir.» denilmiştir. Haİvânî: «Bu ihtilâf, şevval ayının hi­lâli, hava açık olduğu halde görülmediği zamandır. Fakat hava kapalı olur dar hilâl görülmezse, o kimselerin İftar edecekleri hususunda ihtilâf yoktur.» demiştir. Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
En uygun olan kavil budur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Kapalı havada, iki şahit ramazan hilâline şâhidlik etse ve hâ­kim de sehâdetlerini kabul etmiş bulunsa; otuz gün oruç tutulduğu halde şevval hilâli görülmese, eğer hava bulutlu ise, ittifakla ertesi gün iftar edilir. Bu durumda hava açık olsa bile yine iftar edilir. Sahih olan da budur. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Şahitler şaban ay;nın yirmidokuzunda ramazan hilâlini gör­düklerine şahitlik edip : «Sizin oruca başlamanızdan bir gün önce hi­lâli gördük.» deseler; eğer bu şahitler aynı şehirde bulunmakta ise­ler, onların bu şahitliklerini kabul etmemek uygun olur. Çünkü bunlar, hesabı terk etmişlerdir. Ancak, bu şahıslar uzak bir yerden gelmiş iseler, töhmetin kaldırılmış olmasından dolayı şahitlikleri caiz olur Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Zâhirü´r- rivâyede, metlâ´iann [~ ayın ve güneşin doğdukla­rı yerlerin) ihtilâfına itibar olunmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle­dir. Fakın Ebû´l-Leys, bununla fetva vermiş ve: «Mağrİb ahâİisî {= batıdaki ülkelerde yaşayan müslümanlar) ramazan hilâlini görmüş olsalar, —bundan haberdâr olan maşrık ahâlisinin (= doğudaki ül­kelerde yaşayan müslümanların) da oruç tutmaları îcabeder.» demiş­tir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Hilâli sonradan görenlerin, hilâli önceden görmüş olanların görmeleri sabit olunca, oruç tutmaları îcabeder. Hattâ, bir topluluk: «Belde halkı sizden bir gün önce, ramazan hilâlini gördü.» diye şehâ-det etse; bu şahitlik üzerine de insanlar o gün oruca başlayıp otuz gün oruç tutsalar; hilâli görmemeleri hâlinde orucu yemeleri ve terâ-vîhi bırakmaları helâl olmaz. Çünkü, şahitler, hilâli gördüklerine dâir şahitlik etmediler; başkalarının şehâdettne de şahitlik etmediler; yap­tıkları ancak, başkalarım hilâli gördüğünü hikâye etmekti. Eğer ken­dileri şehâdet etseydi veya iki şahit, o gece hilâli gördüklerine şahit* lik etse ve kadı da onların şehâdeti üzerine hükmetmiş olsaydı —du­rum böyl-g olmazdı— Kadı´nın, Ski şahsın şahitliği üzerine hüküm vermesi caiz olur. Şahitlerin şehâdeti üzerine kadı´nın hüküm varmlş olması, bir hüccettir, Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
m Bir şehrin ahâlisi, hilâli görmeden yirmi sekiz gün-, oruç tut­muş olsa ve sonradan şevval ayının hilâlini görseler; bu durumda eğer, şaban ayı hilâl görülerek otuz güne tamamlanmış İse yani ra­mazan hilâlini görmeksizin oruca başiamışiarsa, bir günlük oruç kaza ederler. Eğer yirmi dokuz gün oruç tuttuktan sonra, şevvâ! ayının hilâ­lini görmüş olurlarsa, üzerlerine (hiç bir şey lâzım gelmez. Bu durum­da — yâni, yirmi sekiz gün oruç tutunca şevval hilâlini görmeleri hâ­linde— şaban hilâlini görmeden şa´ban ayını otuza tamamlayıp son­ra ramazan orucunu tutmaya başlamişlarsa. iki günlük oruçlarını kaza ederler. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
• Bir şehrin ahâlisi, hilâli görerek yirmi dokuz gün oruç tut-mu olsalar, bu şehirde bulunan ve hasta oldukları için oruç tutmayan kimseler, bu ramazanda tutmadıkları oruçları kaza ederken yirmi do­kuz gün oruç tutarlar .Eğer, hasta o!an kimse, şehir halkının ramazanı kaç gün tuttuğunu bilmezse, kesin olarak uhtesinde oruç kazasının kalmaması için otuz gün oruç tutar. Muhiyt´te de böyledir. [13]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3- ORUÇLUYA MEKRUH OLAN VE MEKRUH OLMAYAN ŞEYLER</span><br />
<br />
<br />
Oruç tutan kimsenin saloz çiğnemesi mekruhtur, Fetâvâyi Kâdî-hân´da 6a böyledir.<br />
<br />
Âlimlerimiz bu meselenin tafsilâtı hususunda şöyle demiş-terdir: Eğer sakız çiğnenmiş, çürümüş ve kararmış ise orucu bozar. Şayet, beyaz ve çiğnenmemiş ise orucu bozmaz; fakat bu da mekruhtur. Muhıyt´te de böyledir<br />
<br />
Özürsüz olarak bir şev çiğnemek ve tadına bakmak da mek­ruhtur.<br />
<br />
Burada bahsi geçen sakız,,, tabii sakîz.iır. Bu gün satılmakta olan ve seker, esans, meyve özü gibi pek çok şey ihtiva etmekte bulunan çik-İetlerin orucu bozacağn aşikârdır<br />
<br />
Bir şeyin tadına bakmakla ilgili özür şudur: Bir kadının kocası veya efendisi kötü huyiu ise, o kadının yemeğim tadına bakması — mekruh olmaz—.<br />
<br />
Çiğnemek ile ilgili özür ve zaruret de şudur: Bir bebeğin yi­yeceğini çiğneyecek hayızlı ve nifaslı veya bunların hâricinde oruç tutmayan kimse bulunmazsa; pişirilebiiecek bir şey veya süt ve yo­ğurt da olmazsa, o kadının bebeğin yiyeceği şeyi çiğnemesi —mek­ruh olmaz —. Nehrü´I - Fâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Tecnîs´de : «Bir şeyi tatmak,, ancak farz oruçlarda mekruh­tur; nafile oruçlarda bir şeyin tadına bakmakta bir beis yoktur.» de­nilmiştir. Nihâye´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimsenin, satın alacağı balın veya yağın, taze mi, bayat mı olduğunu anlamak için tadına bakması mekruhtur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
«Ancak, bu alış-verişte aldanmak korkusu olursa, bunların tadına bakmakta bir beis yoktur.» denilmiştir. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu kimsenin istincâ´da (= taharette) mübalağa etmesi mekruhtur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazanda mazmaza ve Istinşak´ta mübalağa yapmak da mekruhtur.<br />
<br />
Şemsü´l - Eimme Halvânî, bu hususu şöyle açıklamıştır. Bu, gar­gara yapmak değildir; suyu fazla alıp ağzı doldurmak ve bunu ağızda fazla tutmaktır, «...gargara yapmak değildir.» kavli, elyak £=en uy­gun) olana muhaliftir. Münye Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan kimsenin suyun içinde sesli veya sessiz yellen­mesi orucu bozmaz; fakat bu mekruhtur. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, —abdestin dışında— oruç tutan kimsenin ağzına ve burnuna su alması, başına su dökmesi, su­da yıkanması ve ıslak beşe sarılması mekruhtur.<br />
<br />
İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre is-e, bunlar mekruh değildir. Fetva da, Ebû Yûsuf (R-A.)´un kavli üzeredir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Oruçlunun, tükrüğünü ağzında biriktirip sonra yutması mek­ruhtur. Zahîrîyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bize göre, saba´h veya akşam, yaş veya kuru misvak kullan­makta bir beis yoktur.<br />
<br />
İmâm Ebû Yûsuf (R-AJ´a göre, misvakı suda ıslatmak mekruh­tur. Zâhir-i rivayette ise bunda da birbeis yoktur.<br />
<br />
Yeşil ve yaş misvak kullanmakta da, bütün âlimlerimize göre bir beis yoktur.<br />
<br />
Oruçlu kimsenin sörme çekmesi ve bıyığına yağ sürmesi mek­ruh değildir. Kens´de de böyledir,<br />
<br />
Fakat bu hüküm, bunların zînet kasdı olmadan yapılmalar) halindedir. Eğer zinst kasdi ile yapılmış olurlarsa, oruçlu olunmasa bile mekruh olur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan bir kimsenin kan .^îdırması, orucunu muhafaza edemiyecek şekilde zayıf düşmesinden, korkulurca, mekruhtur. Böyfe bir korku olmazsa mekruh değildir. Sununla birlikte, kan-aldırmayı güneşin batmasından sonraya bırakmak dsha uygun olur.<br />
<br />
Şeyhü´l - İslâm : »Kan aldırmanın mekruh olmasının şartı za´fî-yettir. En uygun olanı, karo oruçlu olmadığı vakit aldırmaktır. Kso aldırmakla hacamat birbirinin benzeridir.» demiştir. Muhtytte de böyledir.<br />
<br />
Nefsinden — mâ1 etmlyecoği ve inzal vuku´ bulmayacağı hususunda — emin oîsn bir kimsenin, ailesini öpmesinde bir beis yoktur. Fakat nefsinden emin değilse öpmesi mekruh olur.<br />
<br />
Kadına dokunmak ela öpmek gibidir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimsenin, hanımının dudaklarını emmesi (ki buna fâhîs kuble denir) her halde mekruhtur.<br />
<br />
Bir Icimsonin hanımmı kucakîamasî da öpmek gibidir.<br />
<br />
Nefsinden emin oisa bile, oruçlu kimse için fâhis mübâşertrt ân mekruhtur. Sahih oian budur.<br />
<br />
Fahiş Mübaşeret ise : Karı - kocanın her ikisinin de çıplak bulunması, bir birlerine sarılmaları ve avret mahallerinin birbirlerine değmesîdir. Bunun mekruh olduğu hususunda da İhtilâf yoktur. Mu-hiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Nefsinden emin olan veya çok yaşlı bulunan bir kimserrin hanımını kucaklamasında bir beis yoktur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böy­ledir.<br />
<br />
Oruç tutan bir kimsenin cûnüp olarak sabahlaması veya gün­düz uyuyup ihtilâm olması orucuna bir zarar vermez. Serahsi´nin Mu-hıyt´inde de böyledir. [14]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sahur Yemeği</span><br />
<br />
<br />
Sahur yemeği yemek müsteıiaptır. Sahur yemeğinin vakti ise g-ecenin sonudur. Fakîh Ebû´l - Leys : «Sahur yemeğinin vakti, ge­cenin son altıda biridir.» demiştir. Sîrâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Sahur yemeğini tehir etmek müstehaptır. Nihâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Sahur yemeğini, şüphe hâsıl olacak zamana kadar te´hir et­mekse mekruhtur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir. [15]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İftar Ve İftar Duâsı</span><br />
<br />
<br />
İftarda acele etmek efdâldir. Namazdan önce iftar etmek müstehaptır. iftar esnasında şöyle duâ edilir :<br />
<br />
Manası: Ey Allahim : Senin rızan için oruç tuttum; Sana inandım, güvendim tevekkül ettim. Senin verdiğin rızikla orucumu aç­tım. Ve ramazan ayının yarınki orucuna niyyet ettim. (Rabbim!) artık benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla... [16]<br />
<br />
Mi´râcü´d - Oâye´de 6b böyledir. [17]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şek Gününde Oruç</span><br />
<br />
<br />
Şaban ayının son günü mü, yoksa ramazan ayının ilk günü mO olduğu hususunda şüpheye düşülen güne ŞEK GÜNÜ denir.<br />
<br />
Şek gününde, ramazan orucuna veya tutulması icabeden bir baş­ka oruca niyyet etmek mekruhtur. Fetâvâyı Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu günden sonraki günde de şüphe edilirse, o gün de oruç tutmak mekruh olur. Hidâye´de de böyledir,<br />
<br />
Sonradan, o günün ramazan ayından olduğu açıklık kazanır­sa, o gün ramazan orucunu tutmak caiz olur. Şaban ayından olduğu açıklık kazanmışsa, bu durumda o gün nafile tutmak caiz olur. An­cak, iftar ederse, kazası lâzım gelmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimse şek gününde, bîr oruca niyyet eder ve şek günö-nün hangi aydan olduğu açıklık kazanırsa, o kimse hangi oruca niy­yet eylemişse o sahih olur. Sahih olan bulur. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Ancak, o günün, şabandan mt ramazandan mı olduğu açıklık kazanmazsa, o kimse vâcibâttan neye niyyet etmiş olursa olsun sahih olmaz. Bunda ihtilâf yoktur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Fakat, bu kimse nafileye niyyet etmiş olursa, sahih olan kavle göre bunda bir beis yoktur. Eğer bu günün ramazandan olduğu ortaya çıkarsa, o kimse ramazan orucu tutmuş olur; Şaban ayından olduğu ortaya çtkmtş olursa, tuttuğu oruç nafile olur. Bu durumda orucunu bozarsa, kaza etmesi lâzım gelir. Çünkü bu oruca —açıkça— nafile nlyyetl ile başlamıştır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin şek gününde: «Ramazan İse îarz niyyeti ile, şaban İse nafile niyyeti ile...» diyerek muallak bir niyyetle oruç tut­ması mekruh olur. Şayet, bu günün şaban ayından olduğu anlaşılırsa, tuttuğu oruç nafile olur. Eğer, bu günün ramazandan olduğu meydana çıkarsa, tuttuğu oruç ramazan orucu olarak caiz olur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
«Eğer, yarınki gün ramazan ise, ben oruçluyum; değilse — yani şabandan bir gün ise— oruçlu değilim» diye niyyet eden kimsenin, bu nlyyetle tuttuğu oruç, oruç oîm&amp;z. yünktr, tıiyyetmdo kesin­lik yoktur.<br />
<br />
Bir kimse : «Eğ-er yarınki gün ramazan ayından ise ben oruçlu­yum; eğer ramazandan değil de, şabandan ise bu oruç üzerime borç olan başka bir oruç olsun» di´ye n´iyyet ederse veya : «Yarınki gün ramazan ise, ben oruçluyum; eğer ramazan değilse orucum nafile ol­sun.» diye niyyet ederse, bu niyyeîi mekruh olur.<br />
<br />
Eğer sonradan o günün ramazandan olduğu açıklık kazanırsa, tut-fjğu oruç her iki niyyet şeklinde de ramazan orucu sayılır. Şayet o günün şabandan olduğu açıklık kazanırsa, birinci niyyet şeklinde va­cip sakıt olmaz; tuttuğu oruç nafile olur. Tebyîn´de de böyledir,<br />
<br />
Şek günü, havanın bulutlu oîduğu ve otuzuncu gecede gökte bîr alâmet görülemediği gündür.<br />
<br />
Veya bir kişi —hilâli gördüğüne— şehâdet eder ve onun şefoû-deti de reddedilirse, bu gün de şek günüdür.<br />
<br />
Veya, fasık iki kişi —hâiâli gördüklerin-o— şehâdet ederler v&lt;ı onların da şehâdeti reddedilirse, bu gön de şek günü olur.<br />
<br />
Fakat, hava açık olduğu halde, hiiâl görülmezse, o gün şek gimîı değildir. Zâhîdî´de de böyledir<br />
<br />
Âlimler, şek gününde, oruç tutmam mt. tutmamanın mı rj dâl olduğunda görüş ayrılığına dûşmfişlor ve; «Bir kimse şaban ayı­nın tamamında oruç tutmuşsa vsya o gün. oruç tutmayı âdet edin­diği bir gün ise, bu kimsenin böyle bir şok gününde da oruç tutması efdâldîr.» demişlerdir. İhtiyâr*da da böyledir.<br />
<br />
Keza, şaban ayının son üç gününde oruç îviûn kimsenin, ş-şk gönünde de oruç tutması cidaldir. TebyîiTrfe de böyledir.<br />
<br />
Şek (jünû, böyie, bir kimsenin oruçlu olduğu güne tevâfuk etmemişse, -y: durum hakkında ihtilâf edilmiştir. Muhtar olan, havas hakkında n.-JAe olarak oruç tutmaktır. Tehzîb´de de böyledir.<br />
<br />
Avam hakkında verilen fetva ise şudur: Şek gününün ra­mazan ayından olma İhtimâli bulunduğu için o gün öğleye kadar bek­lemek uygund´-r. Ondan sonra is-s oruç yoktur. Sahih olan görüş bu­dur. Fetâvâyj frh-İithn´ü;\ da böyledir.<br />
<br />
Bu hususta havas: Şek günü ile ilgili niyyetlerl bilen kim­seler demektir. Bunu bilmeyenler ise avam sayılırlar. Niyyet´e gelin­ce : O gün daha önceden oruç tutmayı itiyâd edindiği güne rastla­mıyorsa, nafileye niyyet etmek ve kalbine «eğer ramazan ise, rama­zan orucu olsun» diye getirmemektir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, şek gününü bekliyerek sabahlasa, sonra da unu­tarak bir şey yese; daha sonra da o günün ramazan olduğu açığa çık­sa ve oruca niyyet eylese fetvalarda: «Bu —oruç— caiz olmaz-, diye zikredilmiştir. Zahîriyye´de de böyledir. [18]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Oruç Tutmanın Mekruh Olduğu Gönler :</span><br />
<br />
<br />
İki bayram günlerinde ve teşrik günlerinde oruç tutmak mek­ruhtur. Bir kimse, bu günlerde oruç tutarsa bize göre, — mekruh olmakla beraber— o kimsenin orucu caiz olur. Fetâvâyl Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bu beş günde oruca başlar ve bu orucu bozarsa, kaza etmesi gerekmez. Zâhirüy- rivâyede üç imamımızdan böyle nak­ledilmiştir. — Başka bir rivayette de— Şeyhayn : «Bu oruçların ka­za edilmesi gerekir.» demiştir. Nehrü´I - Fâik´ta da böyledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, ister ayrı ayrı olsun, ister peşpeşe olsun şevval ayında altı gön oruç tutmak mekruhtur. İmâm Ebü Yûsuf (R.A.)´a göre ise, şevval ayında peşpeşe altı, gün oruç tut­mak mekruhtur; ayrı ayrı tutulduğu zaman mekruh olmaz. Müteahhî-rîn´in tamamı ise, bunda bir beis görmemişlerdir. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
Esahh olan kavil de, bunda bir beis olmadığı, bunun mekruh olmadığıdır. Serahsî´nln Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
«Her hart- , ayrı ayrı iki gün olmak kaydı ile —şevval ayında — altı gün oruç tutmak müstehaptır. Zahîriyye´de de böyledir. [19]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Savm-ı Misal:</span><br />
<br />
<br />
Savm-i visal do mekruhtur.<br />
<br />
Savm-ı visal: Oruç tutmanın nehyedilmiş olduğu günlerde ds yememek üzere, senenin tamamında oruç tutmaktır.<br />
<br />
Bir kimsenin, oruç tutmanın nehyedümiş bulunduğu günlerde oruç tutmaması şartı ile, senenin —kalan— bütün günlerini oruçlu geçirmesinde, muhtar olan kavle göre bir beis ve kerâhat yoktur Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin gece ve gündüz hiç bir şey yemeden arka ar­kaya oruç tutması mekruhtur. Sirâc´da da böyledir.<br />
<br />
Efdâi öİan oruç — ramazan hâricinde — bir gün tutup nir gûn yemektir,. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Şemsü´l - Eimme Halvânî´ye göre: O günlere bir tazim nlyyeti olmaksızın, sadece cumartesi ve pazar günlerinde oruç tut­makta da bir beis yoktur Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
Novrûz´ve mîhrican günlerinde oruç tutmak mekruhtur. An­cak, bu günler daha önce oruç tutmayı Itiyad edinilen günlere rastlar­sa, oruç tutmak mekruh olmaz; aksi halde mekruh olur. Bu günlerde oruç tutmanın efdâîiyeti hakkındaki söze gelince, bu mezkûr günler­den bir gün önce nafile oruç tutan kimselerin, o günlerde de oruç tut­malarının efdâl olduğu manasınadır. Fakat, bir kimse, bu günlerden bir gün önce oruç tutmamışsa, bu günlerde de oruç tutmaması efdâl-dir. Çünkü., o güne ta´zim kasdı ile oruç tutmak haram olur. Zahîriy-ye´de de böyledir- Muhtar olan görüş de budur, Serahsî´nin Muhıyt*-inde de böyledir.<br />
<br />
Sükût orucu da mekruhtur. Sükût Orucu dernek, onjçlu iken konuşmamak demektir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Kocasının izni olmadan, bir kadının nâkile oruç tütmssi mek­ruhtur.<br />
<br />
Ancak bir kadın, kocast hasta <img src="https://dini-forum.com/images/smilies/confused.png" alt="Confused" title="Confused" class="smilie smilie_13" />e veya oruçlu ise yahut da hac ve­ya umre için İhram!: bulunuyorsa, o zaman izin almadan nafile oruç tutabilir.<br />
<br />
Köie ve câriyeier de. efendilerinden izin almadan nâî;!e oruç tu­tamazlar. Müdebbir olan kadın ve erkeklerle ümm-0 veled de böyle­dir.<br />
<br />
Bunlardan-herhangi biri izm âlmadsn nafile nruç tutarsa, kocanın karısına, efendinin de kölesine — bu -~ oruçlarını bozdurma- hakkı var­dır.<br />
<br />
Kocası izm verirse veya ölürse, kadın —bu şekilde— bozmuş olduğu orucunu kaza eder. Köle ve câriye de, efendisi izin verirse veya azâd ederse —bu şekilde— bozmuş olduğu orucunu kaza eder. Koca hasta bulunur veya oruçlu olur veyahut da ihramiı olursa, karısını — nafile —oruç tutmaktan men´ edemez. Bu kadın, kocası nehyetmîs olsa bile oruç tutabilir.<br />
<br />
Keza. köie ve cariyeleri, her hâlde efendileri nafile oruç tutmak­tan men edebilirler. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir,<br />
<br />
Keffâret-i zıhar İçin tutmakta oldukları oruçları hariç olmak üzere, köle ve cariyelerin tutmaları îcabeden bütün oruçlar, nafile oruçlar gibidir. Hulâsa´da dıa böyledir.<br />
<br />
Ecir (= ücretle çalışan bir kimse"- işçi), müste´cirinden (= kendisini ücretle çalıştıran kimseden = işverenden izin almadıkça nafile oruç tutamaz. Ancak böyle olabilmesi İçin, orucunun hizmetine tesir etmesi gerekmektedir. Eğer orucu, hizmetine mâni olmuyorsa, İzin aîmasıns ihtiyaç yoktur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin kızı, arvası ve bacısı nafile oruç tutmak için o kimseden ızîn almaya muhtaç değildir. Sirâcü´l - Vehhac´da da böyle­dir.<br />
<br />
Oruç tutmak meşakkatli olduğu zaman, misafirin (= yolcu­nun) oruç tutması da mekruhtur. Fakat böyle olmazsa, yani yolcuya oruç tutmak zor gelmezse ve beraber yiyip içtikleri arkadaşları da yoksa o yolcunun oruç tutması daha efdâldir. Ancak, birlikte yiyip içtikleri arkadaşları varsa ve bunların nafakaları da ortaksa, bu yol­cunun iftar etmesi (— oruç tutmaması) efdâl olur. Zahîre´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bir misafir, oruçlu olarak sabahlar, sonra da kendi şehrine veya bir başka şehre girer ve ikâmete niyyet ederse, bu kimsenle orucunu bozması mekruh olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir,<br />
<br />
Üzerinde ramazan orucu kazası bulunan bir kimsenin nafile oruç tutması mekruh değildir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
Eyyâm-ı bıyz´da oruç tutrmak müstehaptır. Eyyâm-i bıyz ise, her ayın on üç, on dört v© on beşinci günleridir, Fetâvâyi Kâdîhân´­da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin sadece cum´a günleri oruç tutması, — pazartesi ve perşembe günlerinde olduğu gibi— müstehaptır. Bahrüv Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Haram ayların tamamında, perşembe, cum´a ve cumartesi gönleri oruç tutmak mDstehaptir. Haram ay´arı : Zilkade, zil-hicce, muharrem ve recep aylandır. — Görüldüğü gibi — bu ayların üçü birbi­rini takip eden aylardır; birisi iss tek basınadır.<br />
<br />
Zil-hlcce´nin başında dokuz gün oruç tutmak müstehaptır. Sîrâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Eğer za´fa uğratacaksa. hacıların arefe günü oruç tutmaları mekruhtur. BahrüV- Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Keza, hacıların tevriye gününde oruç tutmaları da aynı se­beple mekruhtur. Çünkü bu günlerde hacla ilgili fiiller yapılacaktır; oruç tutmakla bunları yapmaktan âciz kalınabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu oruçlar merğûb olan (= beğenilen, sevilen ve rağbet edi­len) oruçlardandır:</span><br />
<br />
1- Muharrem orucu,<br />
<br />
2- Recep orucu,<br />
<br />
3- Şa´ban orucu,<br />
<br />
4- Aşure orucu.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram´a ve âlimlerin tamamına göre, aşure orucu muhar­rem ayının onuncu günü tutulur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Aşure gününün orucunu, muharremin dokuzuncu günü ile bir­likte tutmak sünnettir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
0 Sadece aşure gününde oruç tutrrcak mekruhtur. Ssrahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
tt Günlerin uzun ve sıcak olmasından dolayı, ya2 günlerinde oruç tutmak nefsi tam ıslahtır, ^ahîyro´de de böyledir[20]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN ŞEYLER</span><br />
<br />
<br />
Orucu bozan şeyler iki nevidir :<br />
<br />
1) Orucu bozup sadece kaza icâbettiren şeyler.<br />
<br />
2) Orucu bozup hem kazayı, hem de keffâreti îcabettiren şeyler. [21]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucu Bozup Sadece Kazayı İcabettlren Şeyler :</span><br />
<br />
<br />
Oruç tutan bîr kimse, unutarak yer, içer veya &#36;mâ´ ederse, orucu bozulmaz. Bu hususta, orucun farz veya nafile olması arasında bir fark yoktur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir şey yemekte olan kimseye: «Sen oruçlusun» dense ve fakat o şahıs oruçlu bulunduğunu hatırlamasa, sahih olan kavle göre onun orucu bozulmuş olur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Unutarak orucunu yemekte olan bir şahsı gören bir kimse, şayet onun akşama kadar oruç tutacak kudrette olduğunu anlarsa, muhtar olan kavle göre o kimseye oruçlu olduğunu hatırlatmaması mekruh olur. Ancak, unutarak orucunu yemekte olan kimse zayıf veya yaşlı bir kimse İse, ona haber vermeme ruhsatı vardır. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Orucu zorla yedirilmiş olan kimseye, ve hatâen orucunu boz­muş olan kimseye, sadece kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. Fstâvâyî Kâdîhân´da da böyledir,<br />
<br />
Bir kimse, oruçlu olduğunu bile bile, kasdı olmadan hata ile yer veya içerse, —sadece— kaza gerekir. Nehrü´l - Fâık´ta da böy­ledir.<br />
<br />
Unutarak oruç yiyen böyle değildir. Nihâye´de de böyledir.<br />
<br />
Unutarak yiyen, içen veya cima´ eden kimsenin orucu bo­zulmaz. Bu hususta farz ile nafile arasında bir fark yoktur. Hidâye´ds ds böyledir.<br />
<br />
Mazmaza ve ıstinşak yapmakta iken karnına su giren bîr kimse, eğer bu durumda oruçlu olduğunu hatırlarsa, orucu bozulur ve onu kaza etmesi gerokir. Fakat, bu sırada oruçlu olduğunu hatır­lamazsa, o kimsenin orucu bozulmaz-. Hulâsa´da da böyledir. İtimad bu kavil üzerinedir.<br />
<br />
Bir kimse, oruçlu olan bir şahsın1 ağzına bir şey atsa ve o şey de, oruçlu kimsenin kanuna gitse, orucu bozulur. Bu durumda o şahıs hatâ eden kimse gibidir.<br />
<br />
Keza, yıkanırken boğazına su kaçan Kimse de böyledir. Yani bu durumda onun da orucu bozulur. Strâcü´I - Vehhâc´da da böyledir<br />
<br />
Uyuyan bir kimse su içse. orucu bozulur. O kimse_ unutan kimse gibi değildir. Çünkü uyuyan veya aklı giden kimsenin kestiği hayvanın eti yenmez. Unutanın kestiği ise yenir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse tas, toprak gibi kendisinden gıda alınmayan ve tedavi de kullanılmayan bir şeyi yutmuş olsa orucu bozulur, fakat kef-fâret lâzım gelmez, Tebyîn´de de böyledir<br />
<br />
Oruç tutan bir kimse, çakıl, çekirdek, taş, kuru çamur, pamuk, kuru ot veya kâğıt yutmuş olsa, yine bü kimseye kaza lâzım gelir, kef-fâret lâzım gelmez. Hulâsa´da da böyledir,<br />
<br />
Yetişmemiş ham ayva, pişmemiş ham ayva ve yaş ceviz yutmak da keffâreti gerektirmez. Nehrü´l - Fâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Kuru ve kabuklu ceviz, kabuklu kuru badem yutmak keffâ-retî gerektirmez.<br />
<br />
Keza, kabuklu yumurta veya kabuklu nar yutmuş oian kimseye de keffâret gerekmez. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Yaş fıstık da ceviz gibidir. Fıstık eğer kuru ise ve içinde ta-nesi olduğu halde çiğnenirse, keffâret icâbeder.. Çiğnenmeden yutulur­ca keffâret gerekmez. Fıstığın kabuğunun yarılmış olması halinde de, âlimlerin ekserîsine göre yine keffâret gerekmez. Fetâvâyi Kâdîhân´-da da böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimse, kuru karpuz kabuğu yemiş olsa, keffâret gerekmez. Fakat, karpuz kabuğu yaş olursa keffâret îcâbeder. Zahîriy-yefda de böyledir<br />
<br />
Kuru pirinç, mercimek ve dan yemek de keffâreti îcabet-tirmez. Zâhidi´de de böyledir.<br />
<br />
Baş yıkamakta kullanılan (ve kil denilen) çamuru yiyen oruç­lu bir kimsenin orucu bozulur. Eğer bu kimse, çamuru yemeyi âdet haline getirmişse bu kimse için hem kaza ve hem de keffâret îcâ­beder. Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu olan bir kimse, —geceden— dişleri arasında kal­mış bulunan az bir şeyi yemiş olsa. orucu bozulmaz. Fakat, bu şey çok olursa orucu bozulur.<br />
<br />
Bu hususta, nohut kadar veya ondan fazla bulunan şey çok; bun­dan aşağı olan ise azdır.<br />
<br />
Bir kimse, dişlerinin arasında bulunan az.bir şeyi, ağzından çı­karıp eline aldıktan sonra, tekrar ağzına alıp yese orucu bozulur. Uy­gun olan kavil budur. Râfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimseye keffâretin gerekip gerekmiyeceği hususunda ise pek çok kavil vardır. Fakîh ise bu hususta : «Esahh olan, bu kimseye keffâretin îcâbetmiyeceğidir.» demiştir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Dişleri arasında kalmış bulunan susam tanesini yutmuş olan kimsenin orucu bozulmaz. Çünkü bu azdır. Eğer bu şeyi, dışardan alıp yutarsa, o kimsenin orucu bozulur. "Bu durumda, keffâret lâzım gelir.» diyenler de vardır. Ancak, muhtar olan, çiğnemeden yuttuğu takdirde keffâretin gerekmemesidir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. Esahh olan da budur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan kimse, bunu —sadece— çiğnerse orucu bozul­maz. Fakat, bunun tadını damağında hissederse, bu durumda yine orucu bozulur. Güzel olan budur. Az olan her şeyi çiğnemek halinde asıl olan — kaide — budur. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kapçıklı olan bir buğday tanesini çiğnemiş olsa, orucu bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Başkasının çiğnemiş olduğu bir lokmayı yutmak, zâhir-İ ri­vayetle keffâret İcabettirmez. Vecîzü´l - Kerderî´de de böyledir,<br />
<br />
Bir kimse, sahur yemeğinden ağzında kalmış olan lokmayı, fecir tulü´ ettikten sonra yutsa veya ekmek kırıntılarını yemek için voplasa da, —oruçlu olduğunu— unutarak onları çiğnemeye haşiasa we sonra durumu hatırlasa; oruçlu olduğunu bildiği halde bunları yut­sa, bazı âlimler: «Eğer onu ağzından çıkarmadan yutmuş ise, kendi­line keffâret lâzım gelir. Ancak, bu lokmayı önce ağzından çıkarmış jlur. sonra da tekrar ağzına alıp yutarsa,.o; kimseye keffâret lâzım gelmez» demişlerdir. Sahih olan da budur, ´f etâvâyi Kâdihân´da da<br />
<br />
öyledir,<br />
<br />
Bir başkasının lükrüğünü yutmuş olan kimseye —keffâret değil— kaza lâzım gelir. Ancak, dostunun tükrüğünü yutan kimseye ı keffâret lâzım gelir, Muhiyt´te de böyledir,<br />
<br />
Bir kimse, kendi tükrüğünü eline çıkarır ve oradan da ahp yutarsa —keffâret değil— kaza lâzım gelir. Vecîzü´l - Kerderî´ de böyledir,<br />
<br />
Konuşmak için dudaklarım —kendi— tükrüğö Üs ıslatan kimse, sonra da o tükrüğü yutsa, —zarurete binâen™ bu orucunu bozmaz. Zâhidî´de de böyledir<br />
<br />
Bir kimse, arkası kesilmeden ağzından çenesine akan salya­sını, geri ağzına çekip yutsa, o kimsenin orucu bozulmaz. Çünkü he­nüz salya çıkışını tamamlamamıştır. Ancak, salyanın arkası kesildik­ten sonra, ağza tekrar alınıp yutulsa, bu orucu bozar. Zahîriyye´de böyledir.<br />
<br />
Huccet´de : «Hastalıklı Dİr adamın ağzından su çıksa, sonra tekrar girse ve boğazına gitse, o kimsenin orucu bozulmaz. Tatat-hâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Mazmazadan arta kalan ıslaklığı, tükrüğö Us birlikte yutan<br />
<br />
kimsenin orucu bozulmaz.<br />
<br />
Başından burnuna sümük inmiş oian kimse, onu kasden boğazına çekse, bu tükrük menzilinde olduğu için, o kimsenin orucu bozulmaz. Serahsî´nin MuhıytMnde de böyledir.<br />
<br />
Zahir-i rivayete göre, kan yutmuş olan kimseye de sâdece kaza lâzım gelir. Çünkü bu, insan tabiatının nefret ettiği bîr şeydir. Zahîrîyye´de de böyledir<br />
<br />
Dişlerin arasından çıkan kan, boğaza girdiği zaman bakılır: Eğer bu kan îükrûkten az olursa, oruca bir zarar vermez; fakat kan tükrükten fazla ise oruç bozulur. Eğer kanla tükrük eşit miktarda olursa, yine orucun bozulmuş olduğuna hükmetmek güzeldir.<br />
<br />
İpek işlerinde çalışmakta olan oruçlu bir kimsenin ağzına ipek gitmiş olsa ve bu ipeğin yeşil, kırmızı veya sarı renkteki boyası o şahsın tükrüğüne karışsa ve tükrük sanlaşsa, yeşilleşse veya kırmi-zılaşsa, sonra da o kimse, oruçlu olduğunu bile bile bu boyalı tükrü­ğünü yutmuş olsa, orucu bozulur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Hindistan eriği emen bir kimsenin tükrüğü boğazına gitse, eriğin kendisi gitmedikçe o kimsenin orucu bozulmaz. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimse, şeker sorsa ve tadı boğazına gitse, bu kim­seye hem kaza, hem de keffâret lâzım gelir. Serahsî´nin Muhiyt´İnde de böyledir.<br />
<br />
Sinek gibi yenilmesi maksud olmayan ve kaçınılması da mümkün bulunmayan bir şey .oruçlu bir kimsenin ağzına girip boğazı­na kaçmış olsa, bu kimsenin orucu bozulmuş olmaz. Kîrmânî´nin fzâh´ında da böyledir.<br />
<br />
Sineği kendi isteği ile alıp yiyen kimseye de —sadece— kaza lâzım gelir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
O Bir kimse esnerken başını yukarı kaldırsa ve bu esnada oluk­tan akmakta olan sudan bir damla, o kimsenin boğazına gitse, orucu bozulur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
O Oruçlu bîr kimsenin boğazına yağmur veya kar tanesi girer­se, orucu bozulur. Sahih olan budur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan bir kimsenin boğazına, bir değirmenin tozu veya bir ilacın tadı veya çırpılan ve benz-eri bir işleme tâbi tutulan bir şeyin tozu veya duman veya toz, rüzgâr veya hayvan sürüleri sebebi ile çıkan toz veyahud da bunlara benzer şeylerin kaçması ile orucu bozulmaz. Sirâcü´l-Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan kimsenin ağzına, bir iki damla kadar az bir mik­tardaki göz yaşı girmiş olsa, o kimsenin orucu bozulmaz. Fakat göz yaşı çok olur, oruçlu kimse onun tuzluluğunu hisseder ve onu yu­tarsa orucu bozulur.<br />
<br />
Keza, oruç tutan kimsenin yüzünün terido bu şekilde olursa, oru­cunu bozar. Huiâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Vücûda, mesanelerinden giren yağlar orucu bozmaz. IWec-ma´ Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Suda yıkanan bir kimse; suyun serinliğini karnında hisset­miş oîsa, orucu bozulmaz. Nehrü´l - Fâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Göze damlatılan bir İlacın tadım, boğazında hisseden kim­senin orucu, bize göre bozulmaz.<br />
<br />
Keza, tükürüğünde sürmenin eserini ve rengini gören kîmsenîn orucu da, âlimlerin ekserisine göre bozulmaz. Zehıyre´de de böyledir. Esahh üian. da budur- Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse, ağız dolusu kussa veya kusturuisa veyahud da ağız dolusundan az kussa ve kusmuk kendiliğinden ağızdan geri dö­nüp karna gitse veya bu kimse tarafından geri çevrilse veyahud da dışarı çıkmış olsa, esahh olan kavle göre bu kimsenin orucu bozulur. Ancak, kusmuğu geri döndermek ve kasden kusmak hallerinde —oru­cun bozulması için— kusmuğun ağız dolusu olması şarttır. Nehrü´l-Fâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bu hükümler, kusuntunun yemek, su veya acı su olması ha­lindedir. Eğer kusmuk balgam olursa, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.AJ ve İmâm Muhammed [R.AJ´e göre, bu orucu bozmaz. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ise, buna muhaliftir. Oma göre, ağız dolusu olursa, bu da orucu bozar. Bu kavil daha güzeldir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir. İğne vurunarî, burnuna veya kulağına yağ (= ilâç) damlatan kimsenin orucu bozulur; ancak bu kimseye keffâret gerekmez. Hîdâ-yede de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimsenin kulağına, kendi isteğinin dışında yağ girmiş ol­sa, o kimsenin de orucu bozulur. Serâhsî´nin. Muhıyt´inde de böyle­dir<br />
<br />
Kulağına su damlatılmış olan kimsenin orucu bozulmaz. Hi-dâye´de böyledir Sahih olan da budur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Hılîline (— zekerinin deliğine) yağ davlatılan kimsenin orucu, İmâm Ebü Hanîfe (R.A.) va İmâm Muhammed (R.A.)´e göre bozulmaz. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Damlatılan şeyin yağ veya su olması müsavidir İhtilâf, dam­latılan şeyin, mesaneye ulaşıp ulaşmaması hususundadır. Damlatılan şey, eğer mesaneye ulaşmaz ve zekerin kamışında kalır ise, bu bil -icmâ´ orucu bozmaz. Tebyîn´de de böyledir,<br />
<br />
Aktâr´da: «Kadınların ön taraflarına konulan şeylerin onların oruçlarını bozduğunda ihtilâf yoktur.» denilmiştir. Sahih olan budur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Gâife[22] ilâçları hakkında, âlimlerin ekseriyetine göre, ko­nulan ´bu ilâcın karna veya dimağa ulaşıp ulaşmamasına itibar edilir. Bu ilâcın yaş veya kuru olmasına itibar edilmez. Meselâ : Bir kim­se, böyle bir yaraya konmuş bulunan kuru bir ilâcın karna vasıl oldu­ğunu bilirse, o kimsenin orucu bozulur. Veya, yaş bir ilâcın vâsıl ol­madığını bilirse, bu durumda da orucu bozulmaz. ´Inâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, bu ilâçlardan hangisinin vâsıl olduğunu bilmezse, bu . durumda ilâç yaş olursa, İmâm Ebû Hanîfe ER.AJ´ye göre âdeten vü-sûi vâki olmuş sayılır ye d kimsenin orucu bozulur. İmâmeyn´e göre ise, o kimsenin, ilâcın karnına veya dimağına yasıl olduğuna dair — kesin — bir bilgisi olmadıkça, şüphe ile orucu bozulmuş olmaz. Eğer, câifeye konan deva-i = ilâç) kuru ise, vâsıl olduğu bilinmedikçe, bil -ittifak orucu bozmaz. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse süngülense veya ona ok isabet etse ve bunlar bir müddet içirde kalsa, o kimsenin orucu bozulur. Ancak, süngünün ve­ya okun bir ucu dışarıda kalırsa, oruç bozulmaz. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kemiğin üzerine yapışmış olan eti ağzına alsa sonra cis Bynı zamanda geri çıkarsa, o kimsenin, orucu bozulmaz; fa­kat çıkarmazsa, orucu bozulur. BedâTde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ucu elinde bulunan ağaç parçasını yutsa ve sonra da geri çıkarsa, orucu bozulmaz. Ancak, bu ağaç parçasının tamamını yutarsa, orucu bozulur. Hulâsamda da böyledir.<br />
<br />
O Parmağın, dübürüne sokan bir erkeğin veya parmağını fercl-ne sokan bir kadının orucu bozulmaz. Ancak, bu durumda, parmak ıs-iak veya yağlı olursa, o takdirde oruç bozulur. Çünkü, bu du­rumda suyun veya yağın vüsûlü söz konusudur. Zahîriyye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bu hükümlerin hepsi, bir kimsenin oruçlu olduğunu hatırında bulundurduğu zamandadır. Ve bunlar güze! tenbihlerdir ve hafızada saklanıp, dikkâtle riâyet edilmesi gerekir.<br />
<br />
Çünkü, bir kimse oruçlu olduğunu hatırladığı müddetçe, —yu­karıda zikredilen durumların her birinde— orucu bozulur; ancak, oruçlu olduğunu unutarak bunları yapmış olursa, orucu ´bozulmaz. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimsenin oturağı çıkmış olsa. onu tekrar yerine korken. İçeriye su gidip orucu bozulmasın diye, parmağına bir bez sararak, onu yerine koyması münâsip oiur. Bundan dolayıdır ki, bazı âlimler: «Oruçlu kimse, taharetlenirken, suyun içeriye girmemesi için, nefes almamalıdır.» demişlerdir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimse, taharetlenirken fazla su kullanır ve su îçe-riye girerse, orucu bozulur. Bahrû’r- Râık´ta da böyledir,<br />
<br />
O Ramazan´da, gündüz aktindo zorla ve ölüm tehdidi ile mü-câmatta bulunan kimseye, — keffâret doğîl — kaza lâzım gelir. Fö-tâvâyi Kâdshân´da da böyledir. Fetva da bunun üzerinedir.<br />
<br />
Kocası tarafından —bu iş için —zorlanmış olan kadının durumu da böyledir. Yani, bu şekildeki zorlama karşısında, o kadına da keffret gerekmez. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir erkek, fecrin tulûundan önce. zekerini kadının fercine soksa ve sabah oldu korkusu ile geri çıkrsa. sabah olduktan sonra da menisi dışarı çikmrş olsa, o kimsenin orucunu kraa etmesi gerekme<br />
<br />
Unutarak cimâya başlayan bir kimse, oruçlu olduğunu hatirlasa ve derhüi zekerinier. çekse veya fecrin doğmasından önce zekerini îdhâl -etmiş olan şahıs. —vaktin geçmesinden korkarak— derakep geri çekse, sahih o´tan rivayete göre, bu kimselerin orucu bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu durrmdakt bir kimse, eğer —2eker1ni hemen çekmez ve— az da olsa beklerse, o şahsa hem kaza, hem de keffâret lâzım gelir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazanda karısının yüzüne veya fer-cine şehvetle, bir veya birkaç defa bakan kims öden inzal vâki o!sas orucu bozul­maz. Fethü´I - Kadîr´de d-e böyledir.<br />
<br />
Keza, düşünmekte meni gelmiş oba. yine oruç bozulmaz. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir<br />
<br />
Bir kimse, oruçlu iken karışım Öper ve inzal vâki olursa orucu bozulur; fakat keffârşt icâbetmez. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Keza, cariyesini, genç kimseyi veya hanımım Öpen bir kim­se, kendisinde, bu sebeptep doiayı bir yaşlık görürse veyahut da yaşlık görmemesine rağmen bundan tad almış, zevk duymuş olursa; İmâm Ebû Yûsuf bu kimsenin orucu bozulur; İmâm Muhsmmed (R.A.)´e göre ise. bu kimsenin —bu durumlarda— orucu bozulmaz. Zahidi de de böyledir.<br />
<br />
Hayvanı öpmesi sebebi ile kendisinden inzal vâki olan kim­senin orucu bozulmaz. Muhıytvtts de böyledir<br />
<br />
Mübâşere (— etleri ~~çıplak olarak— birbirine dokundur mak), el sıkışmak ve kucaklaimak da öpmek gibidir. Bahrü´r - Rûık´ta da böyledir.<br />
<br />
Kadına dokunmaktan vay a onun kilor (gibi rhahrem bir eşyasını) görmekten dolayı menisi cûdunun sıcaklığını hissetmiş orucu bozulmaz. Mi´râcü´d - Dir<br />
<br />
gelmiş olan kimse, şayet kadsnın vij-oiursa orucu bozulur; aksi takdirde âıye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kadın, kocasının manisi gelinceye kadar onu tutmuş ol­sa, bu durumda kocanın orucu bozulmaz. Ancak kadın, kocasını, onun teklifi ´ile tutmuş olursa, bu dlummda kocanın orucunun bozulup bo­zulmayacağı hususunda, âlimler arasında ihtilaf vâki olmuştur: «... Bozulur.» diyenler de vard´ır; *--. bozulmaz.» diyenler de vardır. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsede, ´bir hayvanın fercinc dokunmaktan dolayı inzâ! vaki olsa, o kimsenin orucu bozulmaz. Sirâcü´i - Vehhâc´da da böy­ledir,<br />
<br />
O Bir kimse, bir hayvana veya bir ölüye veyahut da bir kadı­nın Ön ve arkasının haricine mücâmaatta bulunmuş olsa ve kendisin­den inzal vuku´ bulmasa, oruç bozulmaz; şayet İnzal vâki olursa-, oru­cu bozulur fakat keffâret icâbeimez: kaza ermesi lâzım gelir. Fetâ-vâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Menisi gelene kadar, zekerin ilâç tatbik etmiş olan kim­senin, o orucu kaza etmesi gerkir. Muhter olan budur ve âlimlerin âmmesi böyle söylemiştir. Bahrü´r - Râik´tr.<br />
<br />
Bir kimse, karısının elj ile, zc bepl-e de inzal vaki olsa, o kimsenin or da da böyledir.<br />
<br />
Uyuyan veya geçici olarak c:. şeye —ifâkat halinde— oruca nfyyet<br />
<br />
bulunulsa, imamlarımızdan yetine gör lan kimsenin orucu bozulur. Huiâsa´da<br />
<br />
Birbirleri ile cima´ eden iki da böyledir. terine ilaç sürdürse ve bu se-ıcu bozulur. Sirâcü´I - Vehhâc´-net getirmiş bulunan bir kim-ettikten sonra, cima´ olunmuş i de, bu durumda cim´â olunu-da böyledir. kadından da înzâl vâki olmuş olsa, ikisinin de orucu bozulur. İnzâlfolmazsa. oruçları da bozulmaz. İnzal vâki olması hallerinde de kefaret lâzım gelmez. Fethü´l - Ka-dîr´de de böyledir. [23]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucu Bozup Kazayı Ve Hem De Keffâreti İcâbettiren Şeyler</span><br />
<br />
<br />
Bir kimse kasden, iki yold kaza ve hem de keffâret lâzım gelir. an birine cima´ etmiş olsa, hem . Bu durumda, her iki tenasül uzvundan da meninin gelmesi şart değildir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Kendisine cima1 edilen kapın, buna razı ´olmuşsa, ona da hem kaza ve hem de keffâret îcâpeder. Ancak, cima, zoraki yapıl­mışsa, kadına keffâret Sazım gelmez: yalnız kaza etmesi gerekir.<br />
<br />
Keza, kadın bu işe zoraki başisf; sonra da gönlü olursa, yine ona keffâret lâzım gelmez; yalnız kaza ^rmesi gerekir. Fetâvâyi Kâdîhân´­da da bu/Iedir.<br />
<br />
Bir çocuk veya bir deli ile nefsini tatmin eden yahut zina eden kadına, bil İttifak ihern kaza !hem de keffâret gerekir. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Gıda veya deva olan bir şeyi kasden yiyen bir kimseye kef­fâret lâzım gelir. Ancak, gıdalanmak veya devâlanmak kasdı olma­dan yenilen şeylerde — sadece kaza lâzım gelir. Hızânetü´l - Müftîn´-de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu olan bir kimse, ekmek ve yemek yediği; su, yağ veya süt içtiği; meyve, misk, zâferan veya kâfur yediği zaman, bize göre !bu kimseye, hem kaza hem de keffâret lâzım gelir Fetâvâyi Kâdî­hân´da da böyledir.<br />
<br />
Keza; sirke, deve sütü; asfer, za´ferân. bakla, kavun, karpuz, üzüm, üzüm çubuğu ve şeker kamışı sularını içmek de, hem kaza ve ´hem de keffâret gerektirir.<br />
<br />
Yağmur, kar ve dolu suyunu kasten yutan kimseye de, hem kaza ´hem de keffâret lâzım gelir.<br />
<br />
Keza, tin-i ermeni denilen çamuru deva için yemek; yenilmesi âdet haline getirilmiş kuru bir çamuru yemek; yağ ile yuğrulmuş darı unu yemek; küçük ´bir karpuzu —tümüyle— yutmak da hem kazâys ve hem de keffâreti gerektirir.<br />
<br />
Keza, çiğ et ve çiğ iç yağını yemek de, muhtar olan kavle göre keffâreti gerektirir. HızânetO´l - Müftîn´de de böyledir,<br />
<br />
Kaynatılmış arpa yutan kimseye de, keffâret gerekir. Fakat, arpa kaynamış olmazsa, keffâret gerekmez. Çünkü, kaynatılmış arpa­nın yenilmesi âdettir; kaynatılmamış arpanın yenilmesi ise âdet de­ğildir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Yağa veya pekmeze katılmış darı ununu yemek de. keffâreti gerektirir- Buğday da böyledir. Huiâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, mısırın sömeğîni yerse, Zendûsî´ye göre, — onda tat olması ve yiyen kimsenin de. bu tattan lezzet alması söz konusu olduğundan— keffâret gerektirir. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
—Taze— üzüm çubuğu yaprağı gibi, yenilen cinsten olan, bir ağaç yaprağını yemek de, hem kazayı, hem de keffâreti gerektirir. Eğer yaprak, yenilen cinsten olmazsa, bu durumda, —keffâret de­ğil— sadece kaza lâzım gelir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bütün otlar hakkındaki hüküm de böyledir. Yâni ,ot!ar yeni­len cinsten olurlarsa, hem kazayı, hem de keffâreti icâbettirir; yenilen cinsten olmayan otlar ise, — keffârati değil, sadece — ka-zâyı ge­rektiril. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bîr tek üzüm tanesini, çiğneyerek yiyen kimseye hem kaza hem de keffâret icâbeder.<br />
<br />
Üzüm tanesini çiğnemeden yutan kimseye de, —-özümün çöpü olsa da, olmasa da—hem kaza, hem de keffâret gerekir. Bu hususta âlimlerin görüş birliği vardır. Ebû Süheyl ise; «Çöpü ile birlikte — çiğnenmeden— yutulan üzümden dolayı keffâret lâzım gelmez.» demiştir. Zâhîrîyye´de de böyledir<br />
<br />
Taze, (yaş) badem yutan kimseye de k-effâret iâzim gelir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bademi veya cezivi, —ister taze olsun, ister kuru olsun —<br />
<br />
çiğneyerek yutan kimseye ´keffâret gerekir, Mi´râcü´d - Dirâye´cte de böyledir,<br />
<br />
Tuz yutmak keffâreti gerektirmez. Ancak, bunu âdet hâline getirmiş olan bir kimse, tuz yutarsa; ona keffâret gerekir Tebyîn´de de böyledir<br />
<br />
Muhtar olan kavle göre. tuz yemek ise keffâreti gerektirir Sadrü´ş - Şehîd: «Bu görüş sahihtir.» demiştir. Ebi´I - Mekârİm´in Nikâye Şerhi´nde de böyledir. [24]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bu Konu İle İlgili Bazı Mes´eleler</span><br />
<br />
<br />
Ramazanda unutarak yeyip îçen veya clmâ" eden bir kimse, orucum bozuldu zannı ile — ve — kasden yerse, keffâret gerekmez Ebü Hanîfe (R.A)´ye göre, bu kimse unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bilse bile, yine — o zan ile orucunu bozduğu için— bu kimseye keffâret gerekmez. Bu görüş sahihtir. Hulâsa´da 6a böy­ledir.<br />
<br />
Oruçlu iken kusan bir kimse, orucum bozuldu zannr iîe yiyip içerse, kendisine keffâret lâztm gelmez. Fakat, bu kimse, kusmakla orucu yemenin gerekmiyeceğini bilerek yerse, bu durumda kendi­sine keffâret lâztm gelir. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
Ramazan günü ihtiiam olan kimse, bu durumda orucunun bozulduğunu zannederek, kasden yer içerse, kendisine keffâret ge­rekmez. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Ancak, bu kimse bu durumda orucunun bozulmadığını bilmekte olduğu halde orucunu bozmuşsa, kendisine keffâret lâzım gelir. Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Hacamat yaptırdıktan (kan aldırdıktan} sonra, orucu boztıidu zannı ile. kasden yiyip içen kimseye hem kaza hem de kefaret ge­rekir.<br />
<br />
Ancak, bu kimseye, orucunun bozulduğu fetvası veri´miş olursa, İmâm Muhammed (R.A.Ve göre kendisine keffâret gerekmez<br />
<br />
Keza, bu kimseye bu konuda bir hadîs söylenmiş olsa ve bu kim­se ona itiınad etmiş bulunsa, yine kendisine keffâret gerekmez.<br />
<br />
Ancak bunlara, İmâm Ebü Yûsuf (R.A.) muhaliftir. O´na göre, bu kimse eğer o hadisin te´v ilini biliyorsa kendisine keffâret gere­kir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse ramazan günü, sürme çekinse, yağlansa veya bı­yığını yağlasa ve sonra orucum bozuldu zannı ile kasden birşey yi­yip İçse, kendisine keffâret lâzım gelir.<br />
<br />
Ancak, bu hususta bir bilgisi yoksa ve kendisine bu durumda yemesi hususunda fetva verilmişse, bu kimseye keffâret lâzım gei-mez= Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir misafir (yolcu), öğleden önce, hiç bir şey yeyip içmeden bîr şehre girse ve oruç tutmaya niyyet etse; sonra da kasden cima´ eylese, bu kimseye keffâret gerekmez.<br />
<br />
Keza, bir mecnun zevalden önce iyileşse ve —hiç bir şey yeme­miş olduğu halde— oruca niyyet etse; sonra da cima´ etse. kendi­sine keffâret gerekmez, Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, geceleyin niyyet etmeyip, sabahleyin zevalden (yâni nehâr-ı şer´înin yansından] önce oruca niyyet etse ve sonra kasden orucunu bozacak olsa. bu kimseye yine sadece kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. Keşfü´I - Kebîr´de de böyledir<br />
<br />
Bir kimse orucunu bozsa ve sonra da oruç tutamayacak ka­dar hasta olsa, bize göre o kimseden keffâret düşer. Sahih olan budur. Fetâvâyi Kâdîhân´ds da böyledir. Zahîriyye´de; bu görüş esahhtır.» denilmiştir.<br />
<br />
Bize göre bu hususta asıl kaide: Bir kimse gündüzün so­nunda öyle bir hâl ve sıfatta bufunsa ki. gündüzün başında bu hal ve srfat üzere bulunmuş olsa idi; ortıe tutmaması mubah olacaktı; bu durumdaki kimseden keffâret sakıt otur. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazan gününde misvak kııllanmiş olan bir kimse, oruca bozuldu zanm^ie ve bilerek yeyip içse, kendisine hsm kaza ve hem de keffâret lâzım geiir. Hulâsa´da d.´- böyledir<br />
<br />
Bir kimsenin kıybetini yaptığından dolay; orucu bozuldu zannı ile, iftar eden [= orucunu (bozan) kimseye de. hem kaza hem de keffâret gerekir Bu kimse, bir âlimden fetva almış veya bir hadîs-j şerifi teVil etmiş olsa bile, hüküm aynıdır. Bedâi´de de böy­ledir. Ulemânın âmmesi de böyle söylemiştir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir*<br />
<br />
Kasaen orucunu yedikten sonra havı olan veya oruç tutamıyacak kadar hastalanan bir kadına da keffâret lâzfm gelmez: sade­ce o oVucu kaza öder<br />
<br />
Keza, orucunu kasden bozduktan sonra bayılan k;msenfn üzerin­den de keffâret sakıt olur. Serahsî´nin Muhtyt´İnde de böyledir.<br />
<br />
«Orucunu kasden bozduktan .sonra, kendisini kasden yarala­mış olan kimsenin üzerinden ise keffâret sakıt olmaz.» denilmiştir Sahih oîan da budur. Zahfriyye´rie de böyledir.<br />
<br />
Bir ´hayvanla veya ölü bir insanla möcamsntta bulunan bîr kimse, daha sonra da, —bu durumda kendisine keffâret gerekme­diğini bile bile— kasden yerse, kendisine hem kaza, hem de keffâ­ret lâzım gelir. Ancak, bu şahrs durumu ´bilmemekte ise, —- keffâret değil —. sadece kaza lâzım gelir<br />
<br />
Keza, parmağını arkasına veya önüne ithal eden bir kimse, orucunun bozulduğunu zannedip, kasden yese veya kadının güzellik­lerine bakan bir kimse, orucunun bozulduğunu zannederek kasden iftar etse, bu haller de kusma gibidir. Yani bu durumda bu hallerin hükmü, kusmanın hükmü gibidir Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
oauç<br />
<br />
Lâşe (= pis olmuş hayvan eti) yiyen bir kimseye, eğer lâşe kurtlanmışsa sadece kaza; kurtlanrnamışsa, hem kaza hem de keffâ­ret lâzım gelir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
O Ramazan günü, gündüz vaktinde idânı edilmeye götürülen oruçlu bir kimse, su istese; bir başka şahıs da su verse ve o adam suyu içse; sonra da affedl-Isc. Şeyhü´l - İmâm Zehlrüddln: "ö kimse­ye keffâret lâzım gelir.» demiştir.<br />
<br />
Ramazan günü, gündüz vaktinde kasden karısı ile cima´ eden ´bir kimseyi, devlet başkanı zoraki ve mecburi bîr yoculuğa çı­karmış olsa bile, zâhırü´i - usûlde bu kimsenin üzerinden keffâret sa­kıt oirnaz. Zâh r yyG´d&amp; de böyledir. [25]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- ORUÇ TUTMAMAYI MUBAH KILAN ÖZÜRLER</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1- Yolculuk:</span><br />
<br />
Ramazanda yolculuğa çıkacak olan bir kimse, geceden oruca niy-yet etmiyebilir. Ancak oruca başladıktan sonra o gün yolculuğa çıkan kimse için, o ilk gün orucunu bozması mubah olmaz.<br />
<br />
O Böyle bir durumda yolculuğa çıkmış olan kimsenin orucuna devam etmesi gerekir. Şayet, devam etmeyip; yolculuğa çıktıktan sonra iftar etmiş olursa; bu kimseye — keffâret değil— sadece kaza gerekir. Ancak, önce orucunu bozup, sonra yolculuğa çıkan kimsenin durumu böyle değildir. Bu durumda olan bir kimseye hem kaza ve ve hem de keffâret lâzım gelir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, günün başlarında, kasden orucunu bozmuş olsa ve bundan sonra da devlet başkanı kendisini cebren sefere çıkarsa, zâhirü´r-rivâyede bu kimseden —bu durumda bile— keffâret sakıt<br />
<br />
Bu kimse, bu durumda kendi isteği ile yolculuk yapmak is­temiş olsa bile, kendisinden keffâretin sakıt olmıyacağı hususunda rivayetlerde., ittifak vardır Hulâsa´da da böyledir<br />
<br />
Ramazan ayında yolcuiuğa çıkmış olan bir kimse, unuttuğu bir şeyi almak için evine geri dönmüş olsa ve orucunu bozduktan sonra tekrar yola çıksa, —kıyâsen— onun üzerine de keffâret îcap eder. Çünkü, bu kimse yolculuğu terk etmiş olmaktadır. Fakîhde: «Biz bunu kabul ederiz.» demiştir. [26]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2- Hastalık:</span><br />
<br />
Oruç tutmamayı mübâh kılan özürlerden birisi de hastalıktır.,<br />
<br />
Hasta, nefsinin telef olmasından veya bir azasını kaybetmekten korkarsa, bil - icmâ´ iftar eder (~ oruç tutmaz).<br />
<br />
Hastalığının artmasından veya uzayıp geç iyi olmasından kor­kan kimse de, bize göre İftar edebilir. Yani oruç tutmayabilir. Bu du­rumlardan dolayı iftar eden (—orucunu bozan) kimseye, —keffâret değil— sadece kaza lâzım gelir. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Hastalık, bîr kimsenin —kendisinin— içtihadı ile belli o.ur. Bu hususta ictihad, mücerred vehm f= ihtimal) ile değil, hastalığın alâmetlerinden bu kimsede zann-ı galip meydana gelmesi ile müm­kündür. Hastalık tecrübe ile veya fışkı zahir olmayan müsiüman bîr bîr doktorun haber vermesi ile de bilinebilir. Fethü´İ - Kadîr´de de böyledir,<br />
<br />
Oruç tutması sebebi ile hasta olmakîan korkan bir kimse de hasta gibidir. Tebyîn´de de böyledir<br />
<br />
Keza, ´ağır sıtma nöbetine tutulan kimse, —henüz sıtma zuhur etmeden — orucunu bozacak olsa, bunda bir beis yoktur. Fet-hü´I Kâdîr´de de böyledir.<br />
<br />
Fakat, gün aşın sıtmaya tutulan kimse, mutad gününde sıt­ma nöbetinin gelmesi ile, kendisini zayıf düşüreceğini tevehhüm ede­rek orucunu boğduzu halde, —o gün— sıtma zuhur etmese kendi­sine keffâret de lâzım gelir, Hulâsa´da da böyledir. [27]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3- Hamilelik Ve Çocuk Emzirmek:</span><br />
<br />
Oruç tutmamayı mubah kılan özürlerden biri de, kadının hamile olması veya çocuk emzirmekte bulunmasıdır<br />
<br />
Hamile olan veya çocuk emziren kadınlar, kendi nefsinden veya çocuklarından korkarlarsa, oruç tutmayabilirler veya iftar ede­bilirler. Bu durumdaki kadınlara keffâret gerekmez; oruçlarını kaza «derler. Hulâsa´da da böyledir.[28]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- Hayız Ve Nifas Hali:</span><br />
<br />
Hayız ve nifas hallerinde bulunan kadınlar iftar ederler. Hî-dâye´de de ´böyledir.<br />
<br />
Bir kadın hayız günü diye, başladığı orucu bozsa ve o gün hayız olmasa, zahir-î rivayete göre. bu kadına keffâret lâzım gelir, Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Geceden temizlenmiş olan kadın, müteakip günün orucunu tutar. Bu hayzının müddeti on gün olanlar içindir. Hayzının müddeti on günden aşağı olan bir kadın, da gecenin yıkanacak kadar bir bö­lümüne yetişirse, orucunu tutar. Fakat, kadın yıkanma işini bitire­ne kadar, fecir doğarsa; bu kadın o gün oruç tutmaz. Çünkü, bu yı­kanma müddeti, hayız müddetinden sayılır. Bu söylediğimiz husus ise, hayız müddeti on günden az olan kadınlar hakkındadır. Setahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir. [29]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- Şiddetli Açlık Veya Susuzluk :</span><br />
<br />
<br />
Oruçlu ´bir kimse, açhktan veya susuzluktan dolayı helak olaca­ğından veya aklına noksanlık geleceğinden —tecrübesine, bir alâ­mete veya müsiüman bir doktorun sözüne dayanarak— korkarsa, bu kimse, orucunu —daha sonra kaza etmek üzere— bozabilir.<br />
<br />
Çalışmasından dolayt zayıf düşen ve oruç tutarsa helak olaca­ğından korkan kimse de, iftar edebilir Aynı durumda olan. cariyeler hakkında da hüküm böyledir<br />
<br />
Devlet başkam tarafından şîddetli sıcak günlerde çalışmaya gö­türülen kimse de, helak olmaktan veya aklına noksanlık gelmesinden korkarsa. İftar edebilir, Fethü´İ - Kadîr´de de böyledir. [30]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">6- İhtiyarlık:</span><br />
<br />
<br />
Oruç tutmaya gücü yetmeyen çok yaşlı kimselere «Şeyhî fânî» denir. Bu durumda olanı kimseler oruçlarını yerler ve ´her günün orucu İçin —keffârette olduğu gibi— bir fidye verirler yâni her gü­nün orucu İçin bir fakirin karnını doyururlar, Hidâye´da de böyledir. Yaşlı kadınlar için de hüküm aynıdır<br />
<br />
Şeyhi fânî, ölümüne kadar her gün kuvveti noksanlaşan kim­selerdir ki, ´bunlar tekrar kuvvet bulamadan vefat ederler. Bahrü´r-Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bu durumda olan kimseler, fidyelerini dilerlerse ramazanın başlarında, bir defada verirler; isterlerse bunu ramazanın sonuna bı­rakırlar. Nehrii´l – Fâık’ta da böyledir.<br />
<br />
Fidye verdikten sonra, oruç tutmaya gücü yeter hâle -gelen yeşlı ´bir kimsenin verdiği fidyenin hükmü batıl olur. Bu kimsenin ön­ceden tutamamış olduğu oruçlarını kaza etmesi gerekir. Nihâye´ds de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin üzerinde yemin keffâreti orucu veya katil kef­fâreti orucu bulunsa ve bu kimse ihtiyarlığından dolayı oruç tutmak­tan âciz bir halde olsa; bu kimsenin, mezkûr ´keffâretlere bedel ola­rak, fakirlere yemek yedirmesi caiz olmaz. Çünkü, fidyede aslolan — başka bir şeye bedel olan oruçlarda değil— bizzat tutulamıyan oruçlar için Verilmektedir. Yani, ancak tutulamıyan oruçlar için ve oruç tutabilme ümidi kalmadığı zaman fidye verilebilir. Bu durumda ise, tutulması gereken oruç, başka bir şeyin bedelidir; asıl oruçtan değildir. Bu sebeple, bunun yerine yemek yedirmek —oruç tutabilme ümidi kalmamış olsa bile— caiz değildir. Keza, yemin keffâreti de böyledir. Çünkü, bu da başka bir şeyden bedeldir.<br />
<br />
Fakat, üzerinde zıhar keffâreti veya ramazan keffâreti bulunan bir kimse, eğer fakir olmasından dolayı köle aza d etmekten ve yaş­lılığından dolayı da oruç tutmaktan âciz olursa; bu kimsenin bu du­rumda — bunlara bedel olarak— altmış fakiri doyurması caiz olur. Çünkü bunların oruçtan bedel olduğu nasla sabittir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Hastalık veya yolculuk gibi bir özürden dolayı ramazan oru­cunu tutamayan bir kimsenin hastalığı veya yolculuğu ölünceye kadar devam etse; bu kimsenin —tutamadığı— bu oruçlarını kaza et­mesi gerekmez. Ancak, bu kimsenin tutamadığı oruçları yerine, fa­kirlere yemek yedirilmesini vssiyyet etmesi sahih olur. Bu vasiyyett, malının üçte birinden yerine getirilir. Yani, —malının üçte birin­den — fakirlere yemek yedirilir.<br />
<br />
Fakat, ´bu kimse hastalıktan kurtulursa veya yolculuktan döner­se ve tutamadığı oruçlarını tutabilecek vakit de bulursa; bu şahsın, tutamadığı bu oruçlarının tamamını kaza etmesi gerekir. Ancak, bu oruçları tutmadan, ölüm gelirse, fidye verilmesini varislerine vasiy-yet eder. Bedâi´de da böyledir.<br />
<br />
Bu durumda olan kimsenin velîsi, tutamadığı her oruç için, fakire yarım sa´ buğday veya bir sa´ hurma veya arpa verir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bu durumda olan bir kimse, vesiyyet etmemiş olsa bile, va­rislerinin, —-bu fidyeler İçin— teberruda bulunmaları caiz olur. An­cak, vasiyyet yoksa, vârisler üzerine hiç bir şey lâzım gelmez. Yâni, varisler fidye vermeye zorlanmazlar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu durumda, ölen kimsenin yakınları, onun yerine oruç tut­mazlar. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
İyileşen ´hastalar ve yolculukları sona eren yolcular, sıhhat veya İkâmetleri sırasında, daha önce tutamadıkları oruçları kaza ederler. Bunda ihtilaf yoktur; âlimlerin ekserisinin görüşü budur. Sa­hih olan da budur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir-<br />
<br />
Bir kimsenin birinci ramazandan kaza borcu olduğu halde ikinci bir ramazan girmiş olsa, o kimse edayı kaza üzerine takdim eder. Yani, önce yeni giren ramazanın oruçlarını edâ etmesi gerekir.<br />
<br />
Râzî, arkadaşlarımızın : «Nafile olan oruçlarda da, özürsüz olarak iftar etmek helâl olmaz.» dediklerini nakletmiştir. Kâfî´de de böyledir. Bu görüş sahihtir. Zahir-i rivayet de budur.<br />
<br />
İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)´den ge­len rivayetlere göre, — nafile oruçlar hakkında — ziyafet de bir özür­dür. Zahir olan budur. «Bu -hususta takip edilmesi uygun oian yol şu­dur: Eğer, ziyafet sahibi bir kimsenin —ziyafette— hazır bulunmasrndan memnun olacak ve f3kat iftar etmemesinden üzüimeyeeekse, bu kimse iftar etmez. Ancak, iftar etmemesi hâlinde davet sahibi olan şahsın üzüleceğini bilirse, bu durumda iftar eder. Sonra daa bu orucu kaza eder.» demişlerdir.<br />
<br />
Büyük âlim Şemsü´l - Eimme Halvânî: «Bu hususta söylenilen-İerin en güzeii : «Eğer o kimse, ileride bu orucu kaza edeceğinden emin olursa, din kardeşinden eziyyeti kaldırmak için iftar eder. Ve eğer, bu orucu kaza etme hususunda nefsinden emin olmazsa —iftar etmemesi ziyafet sahibine eza olsa bile— iftar etmez.» demiştir.<br />
<br />
Bu hal, iftarın zevalden önce olacağına göredir. Eğer ziyafet ze­valden sonra ise, —nafile oruç tutan kimse, bu ziyafet sebebi— ile ´İftar etmez. Ancak, bu durumda iftar etmemesi, ana ve babaya karşı gelmek şeklinde tezahür ederse, o kimse yine iftar eder. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Nafile oruçlarda —bir zıyafetde— misafir otmak özür sa­yıldığı ´gibi, ev sahibi olmak da özür sayılır. Vikâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ziyafet., vacip olan oruçlarda özür sayılmaz, Nihâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan ayının ´bazı günlerinde iyileşen bir mecnûnun, — bu ramazanda, cinnetinden doiayi— tutmadığı oruçlarını kaza et­mesi lâzım gelir. Ancak, cinnet hâli ramazan ayının tamamını kap­sarsa, —-daha sonra iyileşse bile— bu kimsenin o oruçları kaza et­mesi gerekmez. Cinnetin bulûğa ermiş veya bulûğ çağına yaklaşmış olan kimselere gelmesi arasında, zâhîr-i rivâyet´e göre bir fark yok­tur,<br />
<br />
Bîr mecnûn, Ramazan ayının son günü zevalden önce, iyileş­miş olsa da, kendisine kaza lâzım gelmez. Sahih olan görüş budur, Kifâye´de ve Nihaye´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazanın tamamını baygın geçiren kimse —daha sonra — onu kaza eder. Bu, bil - icmâ1-böyledir. Mî´râcü´tj - Dirâys´de de-böyİe-dir.<br />
<br />
Bir kimse, güneş battıktan sonra bayılmış veya tecennî et­miş olsa ve hu hali de günlerce devam etse; bu şahsın, o gecenin gündüzüne ait oian orucu kaza etmosi gerekmez. Çünkü, eğer o craca niyyet etmiş olduğunu bilseydi, —durumu— açıktı. Bunu bilmi­yorsa, açık olan hâli niyyettir; ve amel halin zahiridir. Meselâ : Bu kimse, ramazanda yolculuğa çıkmış olsaydı, iftar eder ve sonra da — bu orucunu— kaza ederdi. Çünkü, o şahsın hâlinin zahiri, niyyet edip etmediğine delâlet etmemektedir. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazanda düşmanla savaşacağını bilen ve bu sebeple za­yıf düşeceğinden korkan bir gazi, iftar edebilir. Serahsî´nin Muhryt´-İnde de böyledir.<br />
<br />
Harbin olacağı kesin olarak belli olmasa bile, yine bu gâzi-ye keffâret gerekmez. Çünkü, savaşta kuvvetli bulunmak için iftarı öne almaya ihtiyaç vardır. Halbuki, hastalık böyle değildir. Zâhîriy-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Nafakasını — san´ati ile — kazanmrya muhtaç olan bir san´atkâr; oruçlu iken san´atı ile uğraşınca, zarara uğrayacağını bi­lirse, bu şahsın iftar etmesi de mubahtır. Kunye´de de böyledir. [31]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">6- NEZİRLER (=ADAKLAR)</span><br />
<br />
Şartsız nezir sahih olmaz.<br />
<br />
Nezrin sahih olmasının şartları şunlardır:<br />
<br />
1- Bir nezrin sahih olması için, şer´an, nezredilen bu şeyin cinsînden bir vecîbenin olması gerekir. Bu sebepten dolayı, meselâ : hasta ziyaretini nezretmek sahih olmaz.<br />
<br />
2- Nezrediien şey, bizzat maksud olmalıdır; vesîle olmamalı­dır. Bundan dolayıdır ki, abdest almayı veya tilâvet secdesini nezret­mek sahih olmaz.<br />
<br />
3- Nezredilen şey, hâi-i hazırda vecîbe olan bir şey olmama­lıdır. Bunun içindir ki, meselâ : «Öğle namazını kılmayı veya başka bir farzı yerine getirmeyi nezretmek sahih olmaz. Nihâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
4- Nezredilen şey, nefsi itibariyle maslyet (— günah) olma­malıdır. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir. Meselâ;<br />
<br />
Bir ´kimse, «Allah rızası İçin, kurban bayramı günü oruç tu­tayım.» demiş olsa bile, o gün yer; başka bir gün kaza eder. Çünkü, bu nezir sahihtir. Oruç tutmak, binefsihî meşru´; —o gün tutmak jse— liğayrihî menhîdir. {= yasaklanmıştır.) Çünkü, —kurban bay­ramı günü oruç —tutmak— Allahu Teâlâ´nm dâ´vetine İcabeti terk etmektir. Ancak, —adağından dolayı— o gün oruç tutmuş olan kim­senin üzerinden, oruç borcu düşer. Yani adağı yerine gelmiş olur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
5- Yerine getirilmesi mümkün olmayan bir şeyi nezretmenrek de nezrin sıhhatinin şartlarındandir. Meselâ: Bir kimse «dünkü gün oruç tutayım.» diye nezretmiş olsa, bu nezri sahih olmaz. «Bah­rü´r Râik´ta da böyledir. Bir kimse : «Filan adamın geldiği gün, Allah rızası İçin oruç tutmak, üzerime nezir olsun.» diye adakta bulunsa; bu kimsenin oru­cunu yediği gün veya kad:nın hayz olduğu gün o adam gelmiş olsa; İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, bu kimsenin yapacağı bir şey yok­tur. Muhtar olan da budur. Strâcîyye´de de böyledir.<br />
<br />
«Bu adam, zevalden sonra gelmiş olursa, o şahsın yapacağı bir şeyv yoktur. İmâm Muhammed (R.A.)´e göre böyledir.» denilmiş­tir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir ftimse : «Filân adamın geldiği gün, Allah rızası için —o günün devamında— oruç tutayım.» diye nezretmiş olsa; o kimse de geç gelse, nezreden adama bir şey lâzım gelmez. Ancak, o adam ze­valden önce gelmiş olursa ve nezreden kimse de, —o ana kadar — bir şey yememiş ´bulunursa; oruca niyyet eder. Serahsî´nin Muhıyt´-inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Felan adamın geldiği gün, Allah rızası için de­vamlı oruç tutayım.» diye adamış olsa ve bu adam gelmeden de iftar etmiş bulunsa; bu kimsenin o gün oruç tutması lâzım gelmez. Fakat, o günü takip -eden günde oruç tutması -lâzım gelir. Sirâcü´I - Vehhâc´-da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Filan adamın geldiği gün ve filan adamın da, iyileştiği gün oruç tutayım.» diye nezretmiş bulunsa; —gelecek — şahsın geldiği gün, diğeri de iyileşmiş olsa, adak sahibi kimsenin<br />
<br />
— sadece-— o gün oruç tutması gerekir; başka bir şey lâzım gel­mez. Muhıyt´ts de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rizası için bir gün oruç tutayım» diye adamış oisa; bil - icmâ´ bu orucu —geciktirecek olsa bile— dilediğî gün tutar. Çünkü, hu şekilde adamakla, o şa!hsa —her hangi— bir gün oruç tutmak vacip o!ur.<br />
<br />
«Allah rızası için, iki gün —veya üç gün, veyahut on gön— oruç — bu— sözü sahih değildir.<br />
<br />
«Allah rızası için, iki gün —veya üç gün, veyahut on gön— oruç tutayım.» diye adakta bulunan kimsenin, bu oruçları tutması vacip olur Bu ´kimse, bu oruçları İstediği zaman tutar. Dilerse, bu oruçları arka arkaya tutar; dilerse bazan tutup bazan tutmayarak, aralarını aç­mak sureti ile tutar.<br />
<br />
Fakat, bu kimse, bu oruçları adarken, arka arkaya tutmaya niyyet etmiş olursa, bu oruçları arka arkaya tutar.<br />
<br />
Böyle, arka arkaya tutmaya niyyet etmiş olan bir kimse, bu gün­lerden birinde oruo tutmazsa; veya bu ´durumdaki bir kadın hayz olur­sa; bu oruçları —baştan başlayarak— yeniden tutar. Sirâcü´I - Veh-hâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ayrı ayrı günlerde oruç tutmayı adayarak bu şek­li üzerine vacip kıldıktan sonra, bu oruçları arka arkaya tutmuş olsa; bu caiz oför. Feîâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızâsı için. ard arda on gün oruç tuta-, yım.» diye adamış bulunsa ve bu kimse on beş gün oruç tutsa, fakat bu arada bir gün iftar etse ve oruç tutmadığı bu günün —ilk— on günde mi, yoks3 —son— beş günde mi olduğunu bilemezse; bu durumda bu şshıs, arka arkaya beş gün daha oruç tutar. Böylece, ar­ka arkaya on gün oruç tutmuş olur, Zahîi-iyye´de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızası için, gün ve gün oruç tutayım.» di­ye adakta bulunmuş oîaa; şayet bu şahıs niyyetî esnasında «ebediyyen- dememişse, — sadece — bir gün oruç tutar.<br />
<br />
«Aliah rızası için oruç tutmak, adağım olsun» diyen kimse­nin de, bir gün oruç tutması gerekir.<br />
<br />
Bir kinişe: «Günl-erce oruç tutmak nezrim oIsutt.» demiş olsa, üç gün oruç tutar. Ancak .niyyeti esnasında daha fazla oruç tutmayı murad etmesi hâli müstesnadır.<br />
<br />
Bir kimse: «Çok günlerin orucunu tutarım.» diye nezretmiş olsa ve fakat niyyeti esnasında gün sayısını belirtmemiş bulunsa, bu kim­se İmâm Ebû Hanife (R.A.)´ye göre on gün, İmâmeyn´e göre ise yedi gün oruç tutar. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Gün sayısını, niyyeti esnasında belirtmeden : »Allah rızası için günlerce oruç tutmak nezrim olsun.» diyen kimsenin, on gün oruç tutması gerekir. İmâmeyn´e göre bu şahıs yedi gün oruç tutar. Sirâ-cîyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «(Bid´atü aşere yevmen =) On gün ilâ on dokuz gün oruç Tutayım.» diye adamış olsa; o kimse on üç gün oruç tutar. Fethü´I - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Allah rızası için (keza keza yevmen =) şu ka­dar, şu kadar gün oruç tutayım.» diye adamış bulunsa, bu kimsenin on bir gün oruç tutması gerekir. Bu kimse, adadığı esnada sâdece (keza, keza´ =0 «şu kadar, şu kadar» demiş bulunsa yirmi bir gün oruç tut­ması lâzım gelir. Fetâvâyı Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Cum´a orucu tutmak, üzerime nezrolsun.» de­miş olsa; bu şahsın yedi gün oruç tutması gerekir. Fakat, bu kimse adaması esnasında «sadece cum´a günü» diye belirtmişse, bu durum­da sâdace cum´a günü oruç tutar. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Cum´a günlerinde oruç tutmayı adamış olan kimse İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.AJ´ye göre, on cum´a oruç tutar. İmâmeyrfe göre ise, bu şahsın ömrünün bütün cum´afarında oruç tutması gerekir.<br />
<br />
Bir kimse: «Bu ayın cum´alarında oruç tutmak üzerime nezir olsun.» demiş olsa; o ay çıkıncaya kadar bütün cum´aları oruç tutar. Şemsü´l - Eimme Serahsî: «Sahih olan budur.» demiştir. Zahîriyye´-de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Allah için, perşembe günü oruç tutmak üzeri­me nezir olsun.» demiş bulunsa; ´bu kimse — sadece— kendisine en yakın olan perşembe günü oruç tutar. Gelecek perşembe günlerinln hepsinde oruç .tınması gerekmez. Ancak, -gelecek her perşem­bede oruç tutmaya» niyyet etmiş olması hâli müstesnadır.<br />
<br />
Keza, bir kimse: «Sekiz gün cumartesi günü Allah rızası için oruç tutayım.» diye adamış olsa, bu kimsenin, iki cumartesi günü oruç tutması lâzım gelir. Fakat, bu kimse «yedi gün, cumartesini oruç tutayım.» diye nezretmiş olsaydı, yedi cumartesi günü oruç tutması gerekirdi. Çünkü, cumartesi yedi günün içinde bir tanedir; tekerrür etmez. Ve böyle diyen kimsenin sözü, öncekinin sözüne muhalif ola­rak, sayı üzerine hamledilir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bütün perşembe günlerinde oruç tutmaya niyyet etmiş olsa ve fakat bu perşembelerden birinde oruç tutmamış bulun­sa, o kimsenin bu — tutmadığı — orucu kaza etmesi geretör. Muhiyt´-te´de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, çeyh-i fâni oluncaya kacîar, kaza borcunu te´hir etmiş olsa veya ömrü boyunca oruç tutmayı adamış bulunan bir kim­se, âciz kalıp bu adağını yerine getiremese veya san´atı İle meşgul olması sebebi ile. bunu yapması, kendisine meşakketli gelse, bu du­rumdaki kimseler, oruç tutmayıp, her gün bir fakiri doyururlar. Bu kimselerin, —zorluğundan dolayı— bunu yapmaya da güçleri yet­mezse, Allahu Teâlâ´dan af dilerler. Şüphesiz ki Allah C.C.) bağışla­yıcı ve merhamet edicidir.<br />
<br />
Zamanın zorluğundan {sıcaklık gibi-..) dolayı oruç tutmaya gücü yetmeyen, —bu durumdaki— kimseler de, oruç tumayıp kışı bek­lerler ve kışın kaza ederler. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bu hüküm, ömür boyu oruç tutmayı adamamış olan kimseler içindir. Hulâsa´da da böyledir,<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızâsı için on gün oruç tutayım.» demeyi murad ettiği halde, ağzından «...Bir ay oruç tutayım.» sözü, çıkmış olsa; bu kimsenin bir ay oruç tutması gerekir. Çünkü, nezirde kasıd-la, kasdm dışındaki söz müsâvîdir<br />
<br />
«AMah rızası için, bir ay oruç tutmak üzerime nezir olsun.» di­yen kimsenin, otuz gün oruç tutması lâzım gelir. Burada ay otuz gün olarak belirlenir. Nezreder etmez, hemen oruca başlamak gerekmez. Burada orucu tehir etmekten dolayı günahkâr olunmaz. Sirâcü´l - Veh­hâc´da da böyledir.<br />
<br />
fetAvAyi hindîyye<br />
<br />
Bir kimse : «Bu ayın orucunu tutmak, bana nezir olsun,» demiş olsa, bu kimse, o ayın kalmış bulunan günlerinde oruç tutar. Adarken, bir ay oruç tutmayı adamış olursa, bu niyyetini yerine ga-tirir. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Arka arkaya olmak üzere, bir ay oruç tutmayı adamış olan kimsenin, bu orucu arka arkaya —hiç ara vermeden— tutması ge­rekir.<br />
<br />
Fakat, mutlak olarak bir ay oruç tutmayı adamış bulunan kimse, muhayyerdir: Dilerse peş peşe tutar; dilerse bazan yeyip, bazan tu­tarak otuz güne tamamlar. Bu durumdaki bir kimse, —belli bir — ayda oruç tutmaya başlasa da, arada bir orucu yemiş olsa, bu yediği orucu kaza eder; —baştan başlayıp, hepsini— yeniden tutması ge­rekmez. Bu durumda, tamamını iftar etmiş olan kimse de muhayyer­dir r Kaza ederken, dilerse ayrı ayrı tutar; dilerse arka arkaya.tutar. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Şevval, zil-ka´de ve zil-hicce aylarında Alları rızâsı için oruç tutmak nezrim olsun.» demiş bulunsa, bu oruçları, mezkûr ayların hilallerine bakarak tutar. Zil-ka´de ve zil-hicce otuzar gün, şevval yirmi dokuz gün olursa, bu şahsın beş gün daha oruç tutması gerekir. Bu beş günün, bir günü /ramazan bayramı, dört günü de teşrıyk günlerinin yerinedir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimse, Allah rızası için üç ay oruç tutmayı adaşa ve bu üç ayı da şevval, zilkâde ve zil-hicce olarak belirlese bu durumda zil-kâde ile zil-hicce otuzar, şevval ise yirmi dokuz gün olsa, bu kim­senin altı günün orucunu kaza etmesi gerekir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızâsı için, ramazan ayının misli (kadar) oruç tutmak, üzerime nezir olsun.» demiş olsa ve bunu arka arkaya tutmaya niyyet etmiş bulunsa, bu kimsenin, arka arkaya bîr ay orııo tutması gerekir.<br />
<br />
Eğer bu kimse, «ramazan ayının misli» derken, buradaki benze­tişi ile ramazan ayının, sayısı kadar oruç tutmayı kasdetmiş olursa veya bu ko;.uda hiç bir niyyeti bulunmazsa, bu şahsın otuz gün oruç tutması gerekir ve bunu isterse arka arkaya, isterse ayrı ayrı tutar. Muhıyt´te de böyledir, Nevâzîl´de : «Biz bunu kabul ederiz.» denil­miştir. Tatarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Keza bu kimse «ramazanın misli- tabiri |le, onun farz olu­şunu irâde eylemişse, yine ayrı ayrı tutar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse : «Allah rızası için bu sene oruç tutayım,* diye nezretmiş olsa; ramazan ve kurban bayramının —ilk— gönleri ila teşrıyk günlerini, sonradan kaza eder. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bu —hüküm— bu şahsın ramazan bsyramından önce, bu şekilde niyyet etmiş olması halindedir. Şayet, o kimse şevval ayın­da, bu şekilde söyliyerek niyyet etmiş olursa, ramazan bayramının — ilk— gününü kaza eylemez.<br />
<br />
Keza, bu kimse teşrıyk günlerinden sonrar bu şekilde —söyli­yerek— niyyet etmiş olursa, bayram ve teşrıyk günlerini kaza et­mesi gerekmez. Gâyetü´l Beyân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızâsı için, bir sene oruç tutayım.» dese ve fakat ´bu senenin hangi sene olduğunu belirlemese, ayları ile tu­tarak seneyi tamamlar ve otuz beş günlük orucunu da kaza eder. Bu otuz ´beş günün, otuzu ramazan, beşi de bayram ve teşrıyk günlerinin yerinedir<br />
<br />
«Allah için, arka arkaya bir senenin orucunu tutmak üzerime ne­zir olsun», diyen kimsenin —bu niyyeti ile— durumu, «Allah için — bi aynihî— şu seneyi oruçlu geçirmek nezrim olsun.» diyen kim­senin durumu gibidir. Bu kimsenin ramazan ayım kaza etmesi lâzım gelir Çünkü, ramazan ayı, arka arkaya bir yılın dışında değildir. Hu-(âsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kadın, —adamak sureti II«— belli bir seneyi oruçlu ge­çirmeyi üzerine vacip eylemiş olsa; fau kadın hayz olduğu günlerin orucunu sonradan kaza eder. Çünkü, hayızlı olduğu günler, —oruç tutmayı adadığı— senenin dışında değildir Sahih olan budur. Fetâ­vâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Oruç tutmanın adandığı sırada «dehren» denilmiş olsa; bu kelime burada «bir sene» veya «ömür boyu» manasına gelir. Fethü´l-Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir şarta ta´lik edilmiş (= bağlanmış) olan bir nezir, o şar­tın meydana gelmesinden önce edâ ediimez; edilmiş olsa bile caiz olmaz. Bu, bil-icmâ´ böyledir<br />
<br />
Bir vakte izafe edilen, bîr nezir fse, o vakit gelmeden eda" edifa-bilir. Şöyle ki: Bir kimse, recep ayını oruçlu geçirmeyi nezretse de, onun yerine rebiüi-evvel ayını oruçlu geçirse; böyle yapması İmâm Ebû Yûsuf´un kavline göre caiz olur. Bu kavil, aynı zamanda İmâm-i A´zam Ebû Hanîfe´nin de kavlidir, imâm Muhammed´e göre ise, bu caiz olmaz. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
«İyiieşirsem oruç tutarım.» diyen Dlr kimseye, "Allah rızesi İçin, oruç tutmak üzerime nezir oisun.» demedikçe, bir şey lâzım gel­mez. Kıyasa uygun olan budur. İstihsanda ise : «Bu kimsenin oruç tutması gerekir.» denilmiştir. Fakat, bu kimse sözünü bir şarta ta´hk etmezse, o kimseye kıyâsen de, istihsânen ds, bir şey vacip olmaz. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse, beiîi bir ayı oruçlu geçirmeyi nezrederek, o,ay oruç tutmayı kendisine vacip ey I ese, ancak o ay gelmeden bu kimse öise, bu kimsenin o ayın her bir gününün orucu için fakire yarım saT (= 520 dirhem) buğday ıt´âm edilmesini vasiyyet etmesi gerekir Ayın belirli bir ay olması ile olmaması arasında bir fark yoktur.<br />
<br />
Hasta bir kimse : «Allah rızâsı için. bir ay oruç tutmak üze­rime nezir olsun.» demiş oisa ve bu şahıs sıhhatine kavuşmadan ölse, -kendisine hie bir şey lâzım gelmez. Ancak, bu şahıs, bir tek gün bile, iyileşmiş olsa, ayın tamamını saviyyet etmesi gere­kir. İmâm Muhammed (R.A.) ise: «Bu kimse, sıhhate kavuştuğu günler kadarını vasiyyet eder.´ demiştir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
«Allah rızası için, ayın başında ve sonunda peş peşe ıh gön; oruç tutmak üzerime nezir olsun.» diyen kimsenin, ayjn on be­şinci ve on altıncı günlerinde oruç tutması gerekir. Fetâvâyl Kadı-hân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Allah rızası için, recep ayını oruç tutarak g* -çareyim.» diye adakta bulunduktan sonra, zfhar keffâreti oiarak arka arkaya İki ay oruç tutsa vs bu aylardan bîri de recep ayı olsa, bu «keffâret-i zıhari— caiz olur. Ancak, recep ayını -t-nezrinden.dola­yı — sonradan kaza etmesi gerekir. Esahh olan budur, Zahîriyye´dc de böyledir. [32]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">7- İ’TİKÂF</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bu bab, İ´tikâfın:</span><br />
<br />
a) Manasını,<br />
<br />
b) Kısımlarını,<br />
<br />
c) Şart ve rükünleri,<br />
<br />
d) Edeblerini,<br />
<br />
e) Güzellik ve üstünlüklerini,<br />
<br />
f) İ´tİkâfi bozan şeyleri ve<br />
<br />
g) İ´tikâf için zararlı olan şeyleri, ihtiva etmektedir. [33]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">a) İtikâfin Manası:</span><br />
<br />
İ´tikâf: Bir mescid-i şerîfde veya mesci´d hükmündeki bir yerde, i´tikâf niyyeti ile ikâmet etmektir. [34]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">b) İtirafın Kısımları:</span><br />
<br />
<br />
İ´tlkâf:<br />
<br />
1- Vacip,<br />
<br />
2- Sünnet-î müekkede,<br />
<br />
3- Müstehâb olmak üzere üç kısma ayrılır.<br />
<br />
Bir şarta bağlı olarak veya bir şarta bağlı olmadan adanmış bu­lunan i´tikâf, vacip olan i´tikâftır.<br />
<br />
Ramazan-ı şerifin son on günündeki i´tikâf İse (kifâye yolu ile) sunnet-i müekkededir.<br />
<br />
Bu ikisi dışında, —başka zamanda— bir mesctdda ibâdet n;y yeti i!e yapılan i´tikâf ise, müstebab olan i´tikâftır. Fethü´I - Kadîr´do de böyledir. [35]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">c) İtikâfın Şart Ve Rükünleri:</span><br />
<br />
1- Niyyet: Niyyetsiz i´tîköf. h´.l - icmS" cûa olmaz. Mi´râ-cü*d - Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
2- İ´tikâf mescidde yapılmalıdır: Ezan okunup, kamet getirilen her mescidde i´tikâf yapılabilir. Sahih olan budur. Huîâsa´da böyledir. [36]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hangi İ´tikâf Daha Efdâldir</span><br />
<br />
<br />
İ´tikâfin en efdali, Mescîd-i Hsrarn´da f= Beytullah´da = Kâ´be´de) yapılan i´tikâftır. Sonra, i´iikâfîar fazilet dereceleri i´tiba-riyle şöylece sıralanır: MescîcS-i Nebî´de {= Medînc-i Münevvere´-deki Ravza-i Muta-hnara´da), sonra Kudüs´teki Mcscid´i Aksâ´da, son­ra camilerde ve sonra da cemâati çok olan mescid´erde yapılan i´ti-kâflar efdaldir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Kadınlar, kendi evlerinin mescidinde (= namaz kıldığı oda­sında] i´tikâf yaparlar. Bu durumda, i´tikâf yaptıklar: yerler kadınlar hakkında cemaatin namaz kıldığı mescidfer gibi olur. Kadınlar, zaruri ve insani ihtiyaçları olmadıkça, — i´tikâf müridetînce —• buradan çık­mazlar, Mebsût Şerfıî´nde de böyledir.<br />
<br />
Kadınların, dışarıdaki mescidlerde f´tifcâfa girmeleri caizdir ve fakat bu mekruhtur. Serahsî´nin Muhıyt´indo de böyledir.<br />
<br />
Kadınların evlerinde i´tikâf yapmaları, mescidde Tîikâf yap­malarından; mah~İ!e mescidinde i´tikâf yapmaları da, büyük rnescid-de i´tikâf yapmalarından daha efdâldir. Evinde i´tikâf yapacak oian ka­dın, nama kılmaya tahsis edilmiş bir yer yoksa: evinde namaz kıl­dığı yerin hâricinde i´tikâf yapabilir<br />
<br />
Bîr kadının evinde mescid yoksa, bir yeri mescîd ittiha edip, orada i´tiköf yapar. Zâhidî´ds de böyledir.<br />
<br />
3- İtirafın şartlarından bîri de oruçtur: Oruçlu ol­mak, vacip olan i´tikâflar için şarttır ve lâzımdır. Zâhirü´r - rivây-ede, bu hususta İmâm Ebû H&amp;nîfe (R.A.)´den bir rivayet vardır. İmâmeyn (R.A.)´in kavillerine göre : Nafile olan İ´tikâfîarda oruç şart değildir. Hatta, mescide girmiş bulunan bir kimse, ordan çıkıncaya kadar i´ti-kâfa nlyyet etmiş olsa, bu büe sahih olur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir gece ve bir gündüz i´tikâf etmeyi nezretmiş olsa ve fakat o gün oruç tutmasa, bu —i´tikâfı— sahih olmaz.<br />
<br />
Bir kimse, şayet: «Allah rızâsı için, oruçsuz olarak bir ay i´tikâf yapayım.» diye nezretmiş olsa; bu kimsenin hem i´tikâf yapması ve hem de oruç tutrnas; iâsım gelir. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Orucun kendisinin bulunması şart kılınmıştır; i´tikâf yönün­den oruç şart kılınmamıştır. Hatta, bir kimsenin ramazan i´tikâfını nezretmesi de sahihtir. Zshıyrs´a´e de böyledir.<br />
<br />
—Ramazan i´tikâfını nezreden— bir kimse, ramazan orucu­nu tutsr da, i´tikâf yapmazsa; &gt;bu kimsenin diğer bir ayda ard arda ol-. mak şartı ile i´tikâf yapması ve bu i´tikâf günlerinde de- oruç tutması gerekir. Mtslıtyt´te. de böyledir.<br />
<br />
Bu kimse, eğer ikinci ramazan gelene kadar î´tikâfa girmez, ve bu gelen ramazanda i´tikâfa girerse, caiz olmaz (Nezri yerine gel­miş bulunmaz.) Çünkü, oruç o kimsenin zimmetinde borç olmuş ol­maktadır.´Bunun, da vaktini zayi etmiş olduğu İçin, bu oruç binefsihî maksûd olmuş bulunmaktadır. Maksûd olan ise, başkası ile edâ olun­maz. Hatta, bir ay i´tikâfa girmeyi nezretmiş olan bir kimse, sonra da ramazanda i´tikâf yapsa, bu caiz olmaz. (Yani, nezri yerine gelmiş bulunmaz.) Bu kimse, oruç tutmasa ve o ayın orucu ile beraber, i´tikâfını da kaza etse, bu caiz olur. Çünkü kaza, edâ gibidir. Serahsî´-nîn Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Nafile oruç tutmaya niyyetli olarak sabaha erişen bir kim­se, gündüzün bir bölümünde «Allah İçin i´tikâf yapmak üzerime ne­zir olsun.» dese, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´nın kavline göre, o kimsenin î´tikâfı kıyâsa göre olmaz. Çünkü, —adanan bu,— İ´tikâf vaciptir. Bu da ancak vacip olan bir oruçla sahih olur. Halbuki, bir kimsenin —ön­ceden niyyet etmiş olduğu— orucu nafile bir oruçtur ve onu vacip kılmak mümkün değildir. Muhiyt´te de böyledir. [37]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- Müslüman Olmak, Akıllı Bulunmak, Cünüplükten, Hayız Ve Nifastan Temiz Bulunmak Da İ´tikâfın Şartlarindandir :</span><br />
<br />
<br />
Çünkü : Müslüman olmayan, ibâdete ehil değildir. Mecnun (= deli), niyyete ehil değildir.<br />
<br />
Cünüp, hayıziı ve nifaslı olanlar ise, mescidlere girmekten men edilmişlerdir.<br />
<br />
Bulûğa ermek, i´tikâfm sıhhatinin şartlarından değildir. Yani, akıllı olan çocuğun yaptığı iîtikâf sahih olur.<br />
<br />
I´tikâfın sahih oibasi için, erkek olmak ve hür olmak da şart de­ğildir. Kadın, kocasının izni ile; köle de efendisinin izni ile i´tikâfa gi­rebilir ve i´ti kaftan sahih olur. Bedâi´dü de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, i´tikâf için hanımına izin verince, artık bundan dönemez ve hanımının i´tikâf yapmasını men etmesi sahih olmaz. Fa­kat, efendi, kölesine verdiği izinden dönebilir. Böyle yapmakla, efen­di kötü bir iş yapmış ve günahkâr olmuş olur.<br />
<br />
Mükâtep köle İse, efendisinden izin «İmadan i´tîkâf yapabilir. Efendisinin, mükâtep köleyi i´tikâftan men etme hakkı yoktur. Fetâ-vâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kadın, i´tikâf yapmayı —izinsiz olarak— adamış olsa, bu durumda da kocasının, o kadını i´tikâftan men etme hakkı vardır.<br />
<br />
Keza, köle ve cariyeler de, i´tikâfi nezretmiş bulunsalar, efendi­leri onları —i´tikâftan— men edebilirler. Muhiy´te de böyledir.<br />
<br />
Azad edilen köle ve baîne olan cariye, —nezredip yerine getiremedikleri— bu i´tikâflarını kaza ederler. Fethü´l - Kâdîr´de de böyledir.<br />
<br />
Müntekâ´da : «Bir koca, karısına bir ay i´tikâfa girmesi için İzin vermiş olsa; kadın bu bir aylık i´tikâf süresinin ard arda olma­sını istese,´bu durumda (kocası ayrı ayrı olmasını emredebilir. Ancak koca, biaynihî bir ay İ´tikâfa girmesi için karısına izin vermiş olsa, kadın da ard arda olarak i´tikâf yapsa, kocanın onu men etmeye hak­kı kalmaz.* denilmiştir. Serâhsî´nin Muhıt´inde de böyledir. [38]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">D)- İtikâfın Edebleri</span><br />
<br />
<br />
i´tikâf esnasında, hayırdan başka bir şey söylenmemelidir.<br />
<br />
Ramazan-t şerifin son on gönünde ve Harem-i Şerif gibi mescidlerin efdâl olanında i´tikâf yapılması daha efdâldir. Sirâcü´I • Vehhâc´da da böyledir,<br />
<br />
Mu´tekif (= i´tikâf yapan kimse), Kur´ân ı Kerim okumaya, hadîs-i şerif okuyup öğrenmeye ve öğretmeye, Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Siysrini ve diğer peygamberlerin siyerlerini okumaya, sâlih kişilerin haberlerini okumaya ve dînî vazifeleri yazmaya devam eder. Fethü´l - Kâdîr´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekifin, günâh olmayan sözleri konuşmasında da bir beis yoktur. Tahâvî´de de böyledir. [39]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">E)- İ´tîkâfın Güzellik Ve Üstünlükleri</span><br />
<br />
<br />
O Mu´tekif, i´tikâfta kendisini tamamen Aliahu Teâlâ´nin ibâde­tine teslim eder. Onun maksadı, sadece Allah (C.C.Vın ri2âsına ya­kın olmaktır.<br />
<br />
İ´tikâf sayesinde nefis, kulu Allah´a yakın olmaktan men eden dünya meşakkatlerinden uzak kaiır.<br />
<br />
Mu´tekif, bütün vakitlerini namaza tahsis etmiş, her an namaza gark olmuş demektir. Çünkü, bil-fill namaz kılmadığı zamanlarda bile, mescidin içindedir ve cemâatle birlikte namaz kılmaya hazırdır; onu beklemektedir.<br />
<br />
Mu´tekifler, Kurân-i Kerîmfde vasıfları şu şekilde zikredilmekte olan melekler gibidirler:<br />
<br />
«Onlar (=: melekler), Aliahu Teâlâ´nın emrine katîyyen karşı gel­mezler ve kendilerine emredilmiş olan şeyleri, harfiyyen yapıp, ye­rine getirirler.» [40]<br />
<br />
«Onlar (o melekler) ki, geca gündüz Aliahu Teâlâ´yı tenzih ve takdis ederler ve onlar (bunları yapmaktan) asla usanmazlar.[41]<br />
<br />
— Görüldüğü gibî — mu´teküer, melekler gibidirler.<br />
<br />
Mu´tekifin oruçlu bulunmasının şart olması da, i´tikâfm gü-zelliklerindendir. — Çünkü—Oruçlu olan kimse ANahu Teâlâ´nın misafiridir. Nihâye´de de böyledir. [42]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">F- İtikâfı Bozan Şeyler :</span><br />
<br />
1- Mazeretsiz Mescidden Çıkmak:<br />
<br />
<br />
Mu tekîf, bir zaruret olmaksızın, i´tîkâfa girdiği yerden gece veya gündüz vaktinde çıkmaz. Özürsüz olarak — bir saat bile — çıkmış olsa, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe [R.A,)şye göre*, o kimsenin i´tikâfı bozulur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekîfin, i´tikâf yaptığı yerden, kasden veya sehven çıkmış ol­ması da müsâvîdir, FeJâvâyİ Kâdîhân´da<br />
İ´tikâf yapan kadınlar da, evlerinin mescidîerinden, —zaru­ret olmadıkça— dışarı çıkmazlar Serahsî´nîn Muhıyt´inde de böyle­dir.<br />
<br />
O Mescidde i´tikâfa girmiş bulunan bir kadını, i´tikâfta İken kocası boşamış olsa, bu kadın evine gider ve kalan kısmı evinde ta­mamlar. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Büyük veya küçük abdest bozmak ve cum´a namazı kıl­mak için i´tikâf yerinden çıkılabilir. İ´tikâMı için bunlar —meşru — Özürlerdir. Abdest bozmak için çıkmış olan kimse, evine gidebilir. Sonra mescide döner; bunda bir beis yoktur.<br />
<br />
Bu durumda, ihtiyacını giderînce hemen mescide dönmek gere­kir. Hemen mescide dönmeyip, bir müddet oyalanan kimsenin İ´tikâfı imâm-ı A´zam (R.A.)´a göre bozulur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Bir mu´tekifin, i´tikâfa girdiği mescidin yakınında, bir dostu­nun evi bulunsa; kazâ-i hacet için o eve gitmesi lâzım gelmez.<br />
<br />
Mu´tekifin, biri i´tikâfa girdiği mescide yakın, diğeri ise uzak olan İki evi bulunsa; bazı âlimler; «Uzak olan evine gitmesi caiz ol­maz;´şayet giderse î´tikâfı batıl olur.» demişlerdir. Slrâcü´l - Vehhâc´-da da böyledir.<br />
<br />
İnsanî bir ihtiyaç için tnescîdden çıkmış olan mu´tekif yavaş yavaş yürür. Nihâye´de de böyledir,<br />
<br />
Mu´tekif, i´tikaf yaptığı yerde yer içer ve uyur. Çünkü bun­ların mescidde yapılmaları mümkündür. Bunlar için dışarı çıkmaya İhtiyaç yoktur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
İ´tikâfa girdiği rnescidde cum´a kılınmayan bir mu´tekif, eğsr câmî yakınsa, cum´a kılmak için, güneş zeval noktasına varınca çı­kar. Bu zamanda çıkması için, zeval vaktini bekleyince, hutbeyi ve cum´ayı geçirtmemiş olmast gerekir. Eğer, bekleyince bunlara yetişe-miyecek olursa, bu durumda zeval vaktini beklemeden, — i´tikâf yap­tığı mescidden,— camiye varıp dört rek´at namaz kılacak ve minbe­rin yanma oturacak şekilde— çıkar.<br />
<br />
Cum´ayı kıldıktan sonra ise, dört veya altı rek´at namaz kılacak kadar camide ´bekler. Böyle yapması, cum´anın sünnetindeki ihtilâf sebebi iledir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, —cum´a kılmaık İçin— gittiği camide bir gündüz ve bir gece kalırsa veya i´ti kâfini orada tamamlarsa, bu durumda i´ti­kâfı bozulmuş olmaz. Ancak, böyle yapmak mekruhtur. Sirâcü´l - Veh-hâc´da da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, mescidin yıkılması veya oradan- zoraki çıkarılma gibi bir özür sebebi ile, —i´tikaf yaptığı— mescidden çıkacak olur ve hemen başka bir mescide giderse, i´tikâfı bozulmaz. Bu, istihsân-dır. Badâİ´de de böyledir.<br />
<br />
Nefsinin veya malının helak olacağından korkan mu´tekif de mescid´den çıkabilir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Büyük veya küçük abdest bozmak için, mescidden çıkmış bulunan bir mu´tekifi, alacaklısı bir süre hapsetmiş olsa, İmâm-ı A´zam (RA)´a göre bu kimsenin i´tikâfı bozulur. İmâmeyne göre İse, bu durumda, o mu´tekifin i´tikâfı bozulmaz. İmâm Serahsî: «İmâmey-nin kavilleri müslümanlar için bir kolaylıktır.» demiştir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif hasta ziyareti .için, İ´tikâf yerinden çıkamaz, Bah-rû´r-Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Cenaze için çıkmış bulunan mu´tekifin de, i´tikâfı bozulur.<br />
<br />
Mu´tekif, kendisinden yardım isteyene yardım etmek, boğulmak-. ta olan birini ´kurtarmak, yanmakta olan bir şeyi söndürmek, cihâda gitmek veya şâhidlik yapmak için —mescidden— çıkmış olsa, yine İ´tikâfı bozulur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, hastalığından, dolayı, bir saat dışarı çıkmış olsa, yine i´tikâfı bozulur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
İ´tikâfı nezrederken (= adarken), ´hasta ziyaretini, cenaze namazını kılmayı veya ilim meclislerinde bulunmayı şart koşan bir mu´tekifin, bunları yapması caiz olur. Tatarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir mu´tekif caminin minaresine çıkmış olsa; bu minarenin kapısı da mescidin dışında bulunsa, yine o mu´tekifin i´tikâfı bozul­maz. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bu durumda, mu´tenkifin müezzin olması veya olmaması ara­sında da bir fark yoktur. Sahih olan budur. FetâvâyI Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekifin, ehline başını yıkatmak İçin, mescidden çıkmasm-da da bir beis yoktur. Tetarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Yukarıdaki mes´elelerin tamamı, vacip olan İ´tikâflarla İlgi­lidir. Nafile olan i´tikâflarda, zahirü´r- rivâyede, bir özür bulunsun veya bulunmasın, mescidden dışarı çıkmakta bir beis yoktur Tuhfe´de: «Hasta ziyareti için ve cenaze namazı için çıkılmasında bir beis yoktur» denilmiştir. Nikâye´de de böyledir. [43]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2- Cima´ Ve Cimâ´ın Davetçileri De İtikâfı Bozar:</span><br />
<br />
Mu´tekifin cima1 etmesi ve onun da´vetçilerini yapması ha­ramdır. Cimâ´m davetçiierl derken, mübaşeret, öpmek, tutmak, boy­nuna sarılıp kucaklamak, fercinin haricinde cima´ yapmak gibi şeyler kastedilmektedir. Bu hususta gece ile gündüz müsavidir.<br />
<br />
Cima´, kasden olsun, sehven olsun; gece olsun, gündüz olsun İ´tikâfı bozar. Cima´ esnasında inzal vâki olsa da, olmasa da, i´tikâf bozulur. Ancak, cimâ´m haricindeki şeylerde Inzâl vaki olursa, i´tikâf bozulur; olmazsa bozulmaz. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Düşünmekle veya bakmakla meni çıkmış olsa, i´tikâf bozul­maz. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ihtilâm olmakla da İ´tikâf bozulmaz. Fethü´l - Kadîr´de de böyle­dir.<br />
<br />
Mescidde gusletmek imkânı varsa, mescidi kirletmemek şartı ile, orada yıkanmakta bir beis yoktur. Aksi takdirde, mu´tekif çıkıp başka yerde yıkanır ve mescide döner. Mescidde abdest almak da, aynen böyledir. Mescid kirlenecekse, mu´tekif abdestini de dışarıda alır. Fetâvâyi Kâdîhân´da ela böyledir. [44]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3- Bayılmak Ve Cinnet Getirmek De İtikâfı Bozar:</span><br />
<br />
<br />
İ´tikâfı esnasında, bir kaç gün baygınlık veya cinnet arız<br />
<br />
olan bir mu´tekifin i´tikâfı bozulmuş olur. Bu şahıs iyileşince, yeni­den i´tikâfa başlar. Hatta, bu hal devam etse de, senelerce sonra zail olsa, bu şahsın yine i´tikâfını kaza etmesi gerekir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Ancak, hemen gelip geçen baygınlık ve cinnetten dolayı, —bun­lar aralıklarla, böyle tekrar etse bile — i´tikâf bozulmaz.<br />
<br />
İ´tikâf esnasında bunayan ve sonra da iyileşen kimsenin de, İ´tikâfını kaza etmesi vâclp olur. FetâvâyI Kâdîhân´da da böyledir. [45]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- İtikafın Mekruhları:</span><br />
<br />
<br />
i´tikâf esnasında, ibâdet itikadı ile susmak mekruhtur. Teb­yîn´de de böyledir.<br />
<br />
Fakat, susmayı, bir ibâdet telakki etmezse, bir yakınlık İti­kadı olmazsa, bu durumda susması mekruh olmaz. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Günâh olan sözlerden dili susturmak, İbâdetlerin en bü-yûklerindendir. Cevheretü´n- Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Sövüşmek ve çekişmek, l´tikâfı bozmaz. —Ama bunlar mekruhtur.— Hulâsamda da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, unutarak, gündüz bir şey yemiş olsa, l´tikâfı bozulmaz. Çünkü, bir şey yemenin haram oluşu oruç içindir; i´tikâf için değildir. Nihâye´de de böyledir,<br />
<br />
Burada aslolan: Özellikle i´tikâflı için yasaklanmış olan şey, İ´tîkâfa zarar verir; -—sadece— oruçlu için yasaklanmış olan şey ise, i´tikâfa zarar vermez. Bunda ihtilâf yoktur. Gece.veya gün­düz; kasten veya sehven, cima´ veya özürsüz mescidden çıkmak gibi şeyler i´tikâfa zarar verir. Oruca zarar veren şeylerin, kasden veya sehven; gündüz veya gsce yapılmaları halinde ayrı ayrı hükümleri vardır. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekifin yiyeceği şeyleri alıp satmasında bir beis yoktur. Bu hususta bir tereddüd de yoktur. Fakat, bunları ticâret kasdı İle yapması mekruhtur. Fetâvâyi Kâdihân´da ve Zehıyre´de böyledir. Sahih olan da budur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekifin evlenmesi va müracaatı[46] caiz olur. Cevhe-reîü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif temiz elbiseler giyinmelidir. Koku sürünmesinde ve başını yağlamasında bir beis yoktur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, geceleyin sarhoş olsa, i´tikâfını bozmaz. Çünkü bu dinin zararlı gördüğü şeylerden olmakla birlikte, ayrıca, i´tlkâfın mahzurlarından değildir. Başkasının malını yemek de, bunun gibi­dir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Vacip olan bir i´tîkâf bozulduğu zaman, onu kaza etmek vâ-clp olur. Bir kimse, biaynihî bir ay i´tikâfa girmiş ve fakat bîr gü­nünde oruç tutmamışsa, —sadece —o günü kaza eder. Fakat, bu ayın i´tikâfı biaynihî değilse, bu durumda i´tikâfa baştan başlayarak, onu kaza eder. Bu durumda, mu´tekifin i´tikâfını; kendi isteği ile özür­süz olarak, mescidden çıkmak, cima´ etmek, gündüz yemek yemek gi­bi sebeplerle bozması ile; hastalanmak, ´hayız, cinnet ve uzun süreli baygınlık gibi bir özür sebebi ile veya kendi sun´unun dışında h;r se­beple çıkması arasında bir fark yoktur. Fethu´l - Kadîr´de de böyledir. [47]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İtikâflâ İlgili Diğer Bazı Meseleler :</span><br />
<br />
<br />
Nefsine i´tikâfı vacip kılacak olan (— İ´tikâfa girmeyi adaya­cak) olan kimse, buna yalnız kalbi ile niyet etmekle yetinmemeli; bu niyetini dili ile de söylemelidir. Şemsü´l - Eimme´ye göre, sadece kalb ile niyyet, i´tikâfm vacip olması için kâfî değildir. Münasip olan da budur. Nihâye´de de böyledir.<br />
<br />
İ´tikâfa niyyet eden kinişe, i´tikâf edeceği günlerin sayısını ce­mi1 (= çoğul) sıygası ile vb tesniye (= ikiye delalet eden) sıygası ile söylemişse, bu günlerin gecelerinde veya bu gecelerin gündüzle­rinde de i´tikâfta kalması gerekir. Kâfî´de de böyledir,<br />
<br />
Üç gün veya daha fazla i´tikâf nezretmiş olan kimse; iki gün i´tikâf nezretmiş olan kimse; üç gece veya daha fazla — gece— i´tikâf nezretmiş olan kimse; veya iki gece i´tikâf nezretmiş olan kimse, bu nezrettiği günleri gece gündüz i´tikâfta geçirir. Sadece gündüzleri zik­retmiş olduğu durumda, o gündüzlerin gecelerini; sadece geceleri zikretmiş olduğu durumlarda da, o gecelerin gündüzlerini de İ´tikâfta geçirmesi gerekir. Ancak, böyle yapması için, sadece gece veya sa­dece gündüz için özellikle bir niyyeti olmaması gerekir.<br />
<br />
Şayet, gündüzleri gündüz, geceleri ise gece olarak, özellikle nly-yetinde belirtmiş olursa, bu niyyeti (ne uyması da) sahih olur. Bu durumda, sadece gündüzleri veya sadece geceleri i´tikâfa girer. Be-dâi´de de^böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir gün i´tikâf yapmayı adamış bulunsa, bu bir gündüz demek olur ve ona .gece dâhil edilmez. Fethü´I - Kadîr´da de böyledir.<br />
<br />
Vücûbunda gece dâhil olmayan i´tikâfları ayrı ayrı günlerde yap­mak caiz olur. Vücûbunda gece ve gündüz dâhil olan i´tikâfları İse, arka arkaya yapmak gerekir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bir ay veya belirli bir ay veytıut otuz gün i´tikâf yapmayı nezretmiş olan kimse, bu i´tikâfını arka arkaya —hiç bir gün ara vermeden •— yapar.<br />
<br />
Bir ay i´tikâf nezredîllr ve fakat bu nezir esnasında tevali (= ara vermemek) kasdedilmezse (ve ay da belirtilmemiş olursa); bu durumda nezir sahibi dilediği gibi yapar. [Yani dilerse, peş peşs bir ay i´tikâfta kalır; dilerse ayrı ayrı günlerde l´tikâf yapar.) Zâhîrly-ye´de de böyledir.<br />
<br />
l´tikâfa gece ve gündüz dahil olduğu zaman, mu´tekif l´tikâf yapmaya geceden (güneşin gurubundan) başlar. Çünkü, bütün gece­lerin, kendisinden sonra gelen gündüze tâbi olması asıldır. Kâfı´do de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Allah rızâsı için, iki gün İ´ttkâf yapmak üzeri­me nezir olsun.» demiş olsa; İ´tikâf için. mescide güneş battıktan son­ra girer. O geceyi ve o gecenin gündüzünü ve İkinci geceyi ve bu ikinci gecenin gündüzünü de o mescidde geçirir. Güneş battıktan sonra mescidden çıkar.<br />
<br />
Günlerce (Üçden fazla) i´tikâf nezretmlş olan kimseler de, l´tikâ­fa güneş battıktan sonra başlarlar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bayram günü i´tikâfa girmeyi adamış bulunsa, bunu başka bir gün kaza eder. Eğer yemin ederek, buna niyyet et­miş olursa, yemininin keffâretini verir. Şayet, bayram günü İ´tikâf yapmış olsa, bu caiz olur; fakat böyle yapmak kötü bir şeydir. Hulâ-sa´da da böyledir.<br />
<br />
Üzerine vacip olmayan bir i´ti kâfi yapmakta olan kimse mes­cidden çıkmış olsa, bir şey gerekmez. Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Belli bir gün veya ayda i´tikâfa girmeyi adamış olan kimse, bu zamandan önce i´tikâf yapsa; veya Mescid-i Harâm´da i´tikâfa gir­meyi adamış olan kimse başka bir mescidde i´tikâfa girse, caiz olur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ay i´tikâf adadıktan sonra, Irtidâd etse (= is­lâm Dininden çıksa), sonra da tekrar müslüman olsa, bu kimseye bir şey lâzım gelmez. Serahsî´nin Muhıyt´İnde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ay i´tikâfa girmeyi mezrettikten sonra Ölmüş olsa, eğer vasiyyet etmişse, bir fakire her gün için yarım sa´ buğ­day veya hurma veyahut da bir sa´ arpa ıt´am edilir. Sirâciyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimsenin, bu şekilde vasiyyet etmesi, üzerine vacip olur. Bedâî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu şahıs vasiyyet etmemiş olsa ve fakat varisleri bunu ver­seler; bu da caiz olur.<br />
<br />
Hasta olan bir kimse, bir ay i´tikâfa girmeyi nezretse ve fakat bu hastalıktan iyileşmeden ölse, buna bir şey lâzım gelmez.. Fakat, bir gün sıhhatine kavuştuktan sonra ölmüş olursa, nezretmiş bulun­duğu bir ayın tamamı için, her gününe bir fidye verilir. Sirâciyye´do de böyledir. [48]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Oruçla İlgili Bazı Mes´eleler</span><br />
<br />
<br />
Bir kimse, (hicri) 559 yılının ramazan ayında oruç tutmasa; tutmadığı bu senenin orucunu kaza niyyeti ile —sonradan— bir ay oruç tutup bilahare kazaya kalan orucunun 551. yılın orucu olduğunu anlasa İmâm Ebû Halîfe (R.A.)´ye 9öra tuttuğu bu oruç caiz olmaz, Zshîriyye´de ve Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir gayr-i müslim, dâr-ı harpte müslüman olsa ve orucun farziyetini bilse, bakılır; eğer orucun farz olduğunu ramazandan son­ra öğrenmşise,.o kimsenin geçen ramazan oruçlarını kaza etmesi ge­rekmez. Fakat, ramazan ayı İçinde, orucun farz olduğunu bilmekte ise; bu kimsenin durumu —ramazanda ifâkat bulmuş olan— mec­nunun durumu gibidir. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimse, dâr-ı islâmda İhtida etmiş (=: müslüman olmuş) olursa, ihtida ettiği günden sonraki ramazan oruçlarını kaza etmesi gerekir. (Çünkü, islâm yurdunda bu gibi cehalet özür sayılmaz.) Fe­tâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu kimse, zevalden önce mûslûman olmuş olsa ve o vakte kadar da hiç bir şey yememiş bulunsa, o gün nâfîle olarak oruç tu­tar. Zffhirü´r-rivâye´de bu böyledir. Bu kimsenin tuttuğu bu oruç, na­file olarak sahih olmaz. Çünkü, bu kimsenin o günün evvelinde oruca ehliyeti yoktu. (Yani ona oruç —günün evvelinde— farz değildi.) (Günün sonunda farz olmuşsa da) oruç parçalara bölünmez, Serâhsî-nin Muhıyt´İnde de böyledir.<br />
<br />
Zevalden önce bulûğa erişen kir çocuk, şayet o vakte kadar bir şey yememişse, oruca niyyet eder. Bu çocuğun bu orucu da nâ-file olur. Esahh olan budur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Râzî: «Gücü yetecek duruma gelince, çocuğa oruç tut­ması emredilir.» demiştir.<br />
<br />
Ebû Ca´fer, Belh´li âlimlerin bu tfıussutakl görüş ayrılıklarım nak­letmiş ve : «Eğer oruç çocuğun vücuduna zarar vermiyorsa, esahh olan, ona oruç tutmasını emretmektir. Eğer oruç, çocuğun vücuduna zarar veriyorsa, emredilmez. Emredildiği halde, çocuk oruç tutmaz­sa, onu kaza etmesi de gerekmez.<br />
<br />
Ebû H af s´den soruldu :<br />
<br />
- On yaşına geldiği halde, oruç tutmayan çocuk dövülür mü O, şu cevabı verdi:<br />
<br />
- Bu mes´ele ihtilaflıdır. Sahih olan ise bunun da namaz gibi olduğudur. (Yani, — hafifçe —dövülür.) Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan günlerinden birinin evvelinde, oruç tutmaya mâni bîr hali olup da, sonra o (hali zail olan :her şahıs veya oruç tutmamayı mubah kılan bir hali bulunup da sonradan o ´hali yok olan her şahıs, — ki bu halleri günün evvelinde zail olmuş olsaydı, kendilerine oruç tutmak farz olacaktı — bu gibi şahısların, günün geride kalan kısmı-nı imsak etmeleri (aynen oruçlu gibi geçirmeleri) vacip olur. Bunlar ramazan gününde bulûğa eren çocuk, müsîüman olan gayr-i müslüm, Ifâkat bulan mecnun, tıayızdan temizlenen kadın ve ikâmete ehil ola­cak şekilde gelen misafir gibi şahıslardır ki, yukarıda söylediğimiz kaideye tabidirler.<br />
<br />
Keza, günün evvelinde orucun kendilerine farz olmasının sebep­leri bulunan ve oruç tutmaya ehliyeti olan kimseler, kasden orucu yemiş olsalar ve sonradan da pişmanlık duysalar veya şek gönünda iftar etseler de, sonradan o günün ramdan olduğunu anlasalar ve­yahut da fecir doğmadı zannı ile sahur yemeği yeseler de, sonradan — yemek yedikleri esnada — fecrin doğmuş olduğunu anlasalar; bu gibi kimseler de günün geride kalan kısmında imsak ederler. Bunu oruçluya benzemek îçin yaparlar. Bedâi´de de böytedir.<br />
<br />
Keza, nüneş battı diye yiyen ve sonra da güneşi gören kimse; hatâen veya zor karşısında orucunu yiyen kimse de günün kalan kıs­mında imsak eder. «Bu İmsak vâcfp değil, müstehaptır» denilmiş ise de, sahih olan bu imsakin vacip olduğudur. Fethü´I - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Hayızlı, nifaslı, hasta ve misafir (= yolcu) olan kimselerin oruçluya benzemelerinin vacip olmadığında ise icmâ´ vardır. Hulâsa´-da da böyledir,<br />
<br />
Hayızlı açıktan yiyebilir mi «Hayızlı gizlice yer.» de de­nilmiştir; açıktan yiyebilir.» de denilmiştir.<br />
<br />
Misafir ve ftssta olanların «açıktan yiyebilecekleri» ne dair bîr rivayet vardır Sirâcül - V&amp;hhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Nafile bir oruca başlayan kimse, sonradan bu orucunu yese, kaza etmesi gerekir. Hİdâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimsenin, bu orucu kendi isteği îie veya isteği olmadan boz­muş olması da müsâvîdir. Hatta, nafile oruç tutmakta olan bir kadın hayız olsa, o orucunu sonra kaza etmesi vacip olur. Bu konudaki iki rivayetin esahh olanı budur. Nİhâye´de de böyledir.<br />
<br />
Âlimlerimiz, zan ile başlanmış cian oruç hakkında İhtilâf et­tiler. Şöyle ki: Bir kimse, özerinde -—´borç olarak— var diye bir oruca veya ıbir namaza başlamış olsa, sonradan bunun o şahıs üze­rinde — borç olarak— olmadığı, açjğa çıksa ve bu orucu, o şahıs kasden yese; âlimlerimizden üçü: «O şahıs üzerine kaza lâzım gel­mez.» dediler. Fakat, efdâî olan, —bozulan— bu, orucu —sonradan tekrar-— tutmaktır. Bu ihtilâfa görer bir kimse, keffâret orucuna baş­layıp onu tutsa ve tamamlasa ve fazla olduğunu anladığı orucu kas­den bozsa, efdâl olan, bu kimsenin bu orucu, kaza etmesidir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, fecrin doğmasından sonra, kaza orucuna nîyyei etse; bu oruç kaza orucu olarak sahih olmaz; nafile bir oruç olarak sahih olup olmayacağı hususunda da görüş ayrılığı vardır. İmâm Ne-sefî: «Bu oruç nafile olarak sahih olur.» demiştir. Bu kimse, bu orucu bozarsa, kaza etmesi gerekir. Hulâsa´da da böyledir,<br />
<br />
Ramazanın tamamında, oruç tutmaya veya tutmamaya niy-yet etmemiş olan bir kimsenin, bu ramazan oruçların» — sadece — kaza etmesi gerekir. HMâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan orucundan başka, tîiç bir orucun bozuîmasmdan dolayı keffâret gerekmez; kaza gerekir. Kenz´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan orucu keffâreti ile zıhar keffâretl aynıdır. Vö bu keffâretler için, mü´min olsun., kâfir olsun «bir köle azâd edilir.<br />
<br />
Buna gücü yetmiyen kimse ise, arka arkaya altmış gün oruç tu­tar.<br />
<br />
Buna gücü yetmiyen kimse, altmış fakiri doyurur. Sunun için her fakire, bir sa´ hurma veya bir sa´ arpa veya yarım sa´ buğday verilir.<br />
<br />
Ancak, bütün keffâretlerde, keffâret verecek ´kimseye keffâretin vacip olduğu zamana değil, keffâreti vereceği zamandaki hâline i´ti-bar olunur. Eğer keffâreti verirken fakir olursa, —vacip olduğu sıra­da (her ne kadar zengin ise efe— oruç tutması caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ramazan içinde tekrar tekrar — keffâretl ge­rektirecek şekilde— cima´ yapmış olsa, bu şahıs için bir keffâret lâ­zım gelir ve kâfî olur. Fakat, bu şahıs cima´ edip, keffâreti yerine ge­tirdikten sonra, tekrar cima1 etmiş olsa, kendisine ikinci bir keffâret daha lâzım gelir. Zâhir´ür- rivâye´de böyledir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, bir ´kimse ramazanda —keffâret gerektirecek şekil­de— bir gün orucunu bozup, —keffâret olarak— bir köle azâd et­se, sonra yine aynı şekilde, bir orucunu bozup bir köle azad etse, bundan sonra üçüncü bir defa daha —aynı şekilde— orucunu boz-sa yine bir köle daha azad etmesi "gerekir. Ancak, köle azad etme­den önce, kaç gün — keffâret gerektirecek şekilde— orucunu bozarsa bozsun keffâret olarak bir köle azad eder. Ayrıca, yediği günlerin sa­yısı kadar, orucunu kaza eder.<br />
<br />
Bir kimse, ayrı ayrı iki ramazanda cima´ eylemiş olsa da, birin­ci ramazanda yaptığı cimâ´nın keffâretini yerine getirmemiş bulunsa; bu şahsa her cima´ için ayrı ayrı keffâret lâzım gelir. Zahirde böyledir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Sultan´a keffâret lâzım gelirse, o bu keffâreti helâl malı ile yerine getirir, —Kendi malı olmayan—foir köleyi azad etmesi Ne. keffâreti yerine getirmiş oimaz. Bahrü´r- Rfiık´ta da böyledir,<br />
<br />
Ramazanın İlk günü perşembeye gelse, [kurban bayramının) arefe günü de bunun.-gibi perşembeye gelse, bu gün —görüldüğü uauç gibi — «refe günü olur; kurban bayramı günü olmaz. Har. Ali (R.A.)´-nin : «Kurban kestiğimiz gün, oruç tuttuğumuz gündür.» mânasında-ki sözüne dayanıp, bu günde, kurban -kesmek caiz olmaz. Çünkü, bu söz; devamlı, —bütün zamanlar İçin geçerli olarak— söylenmiş de­ğildir; bilakis, bu sözün, söylenmiş bulunduğu yılla ilgili olma ihti­mâli vardır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Farz olan oruçlar 13´tür. Bunlardan 7´sinde tetâbû´ (= arka -arkaya tutmak) gereklidir.<br />
<br />
1- Ramazan orucu,<br />
<br />
2- Katil keffâreti orucu,<br />
<br />
3- Zıhar keffâreti orucu,<br />
<br />
4- Yemin keffâreti orucu,<br />
<br />
5- Kasden bozulmuş bulunan Ramazan orucuna keffâret olarak tutulan oruç,<br />
<br />
6- Muayyen olan nezir orucu,<br />
<br />
7- Muayyen olan yemin orucu, Şu sayacağımız altı oruçta ise tetâbu´ gerekmez :<br />
<br />
8- Ramazan orucunun kazası için tutulan oruç,<br />
<br />
9- Mut´a orucu,<br />
<br />
10- Keffâret-i ıhalk (= tıraş) için tutulan oruç t´Hacc´da)<br />
<br />
11- (Hacc´da) avlanmaktan dolayı ceza olarak tutulan oruç,<br />
<br />
12- Mutlak olarak (= zaman belirtilmeden) adanmış bulunan oruç,<br />
<br />
13- «Yemin olsun ki, muhakkak bir ay oruç tutarım.» şeklin­de yemin eden kimsenin orucu. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Ramazan ayında tutamadığı oruçları, kaza etmekte olan kimsenin, bunları arka arkaya tutması müstehabtır. Çünkü, böyle yap­makla, ´borcundan bir an önce kurtulmuş olur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
Kadir gecesini aramak müstehaptir. Çünkü, Kadir Gecesi, senenin geceleri arasında en efdâl olan gecedir. Mi´râcü´d - Dirâye´-de böyledir.<br />
<br />
îmâm-ı A´zam £bO Hanîfü İHA.): «Kadir gecesi, ramazanın cindedir. Fakat, onun hangi gece olduğu bilinmez; bazen ileri geçer, oazen geri kalır.» demiştir.<br />
<br />
Imâmeyn´e göre de. Kadir gecesi ramazanın içindedir; fakat, o gece muayyen f= ta´yin olunmuş = belirli) bir gecedir; ileri geçme­diği gibi, geri de kalmaz. Fethü´i - Kadîr´in İ´tikâf Babı´nda da böyle­dir,<br />
<br />
Kölesine : «Sen Kadir Gecesi hürsün,ı&gt; diyen bir kimse, eğer bu sözü ramazan girmeden önce söylemlşse, bu köle ramazan çıkınca azad ölmüş o!ur. Bu sözü, eğer ramazan girdikten bir gece sonra söylemişse, bu köle, gelecek senenin ramazan ayı çıkmadan azad olmuş sayılmaz. Bu durum, İmâm-ı A´zam Ebö Hanîfe (RAVye göredir. Çünkü, ona göre. Kadir Gecesinin, gelmiş bulunan ramazan ayının .geçmiş oian o bir gecesi İle gelecek olan ramazan ayının son gecesi olması caizdir. İmâmeyn´e göre ise, bu köle, gelecek ra­mazanın ilk gecesi geçince azad olmuş olur. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
İVîüîteka´l - Bihâr´da : «Ebû Hanîfe´nin kavli tercih ediür.» denilmiştir. Mi´râcü´d- Dîrâye´de böyledir.<br />
<br />
Fetvâ´da buna göredir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Halkın çoğunluğu, sâlih kimselerin kabirlerinin yanında ne­zirde (—adakta) bulunuyorlar. Onun —kabrinin— örtüsünü´kaldıra­rak : «Ey Efendim............ (filan), eğer İsteğim yerine gelirse, ben­den sena......... şu kadar altınvar.» diyorlar. Bu, bil-icmâ bâtıldır.<br />
<br />
Ancak-, bu gibi kimseler, eğer: «Ey Aüahım, Sen {hastama - has­talığıma) şifâ verirsen; neşrediyorum ki, (bu) büyük zatların kapıla­rındaki fakirlere ikramda bulunacağım-,.» veya «mescidine örtü ala­cağım..,», «lambasına gaz alacağım...», «bakıcısına paralar verece­ğim...» der veya bunlara benziyen sözlerle adakta bulunursa yâni ne­zir Allah (C.C.) için; nezredilen şeyin faydası da fakirler için olursa —ve bu şeyhin ismi sarf mahallinde zikredilmiş bulunur ve nezredi­len şey hak sahibi olan fakirlere verilirse — bu şekilde nezir (= adak) caiz olur .Ancak, nezredilen şey, fakirlere barcanmadıkça, helâl oİ-maz. İlim sahiplerine, fakirliklerinden dolayı değil de, ilimlerinden dolayı —nezrediîmiş bulunan ve fakirlerin hakkı olan— bu şeyler verilmez. Nezredilen şeyin, bir kimseye, fakir olduğu için değil de şeyhh; yanında bulunduğu için verilmesi doğru olmaz. Bu niyyetie para veya benzeri şeyler veren kimselerin — niyyetleri biliniyorsa — verdikleri de alınmaz.<br />
<br />
Ona yakınlık kazanmak maksadı ile, evliyanın kabrinin ba­şına kurbanlık götürmek ve benzen şeyler yapmak haramdır. Ancak, sağ olan fakirlere harcamak kasdı ile, bu gibi yerlere, bu gibi şeyler götürülebîlir.<br />
<br />
Gerçekten insanlar, bu gibi yanlış yerlere mübteîâ oldular, Bah-rü´r-Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Müeâhid: «Ramazan geldi; ramazan gitti.» demeyi kerih görmüş ve şöyle demiştir: «—Kesin olarak— bilmiyorum; ama. Ra­mazan lafzının Allahu TeâSâ´nın isimlerinden olması ´umulur,., Rama­zan ayı geldi demekte bir sakınca yoktur.»<br />
<br />
Ramazan geldi.» demenin mekruh olduğu söylenmiştir. İmâm Muhammed (R.A.), Mücâhld´İn — bu— sözünü reddetmiştir. Esahb olan İse, böyle söylemenin, mekruh olmadığıdır. Serahsî´nin Muhıyt´-înde de böyledir. [49]<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Fetavay-i Hindiyye Oruç</span><br />
<br />
ORUÇ (Kitabü´s-Savm)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1- ORUCUN TARİFİ, KISIMLARI, SEBEBİ, VAKTİ VE ŞARTI</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Tarifi :</span><br />
<br />
Oruç: ikinci fecirden itibaren, güneşin gurubuna kadar yemek­ten, içmekten ve cinsî mukârenetten, Aİlahu Teâlaya tekarrüb (= ya­kınlık) niyyeti ile nefsi men etmektir. Kâfî´de de böyledir. [1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Çeşitleri:</span><br />
<br />
Oruçlar, farz, vâcib ve<br />
Farz oları oruçlar iki nevidir<br />
<br />
Muayyen olan farz oruç Ramazan-ı şerif orucu;<br />
<br />
Gsyr-i muayyen ölen farz oruç ise : Kazaya kalan Ramazan-ı Şerif orucu ile keffaret olarak tutulacak oruçlardır<br />
<br />
Vâcib olan oruçlar da iki nevidir.<br />
<br />
Muayyen olan vacip oruç Muayyen bir günde tutulması nezre-dilmiş bulunan (= adanmış olan) oruçtur.<br />
<br />
Gayr-i muayyen ölen vacip oruç ise Her hangi bir gün veya nerhangi bir hafta veyahud da ay tutulmasına nezredilen oruçlardır.<br />
<br />
Aİlahu Teâlâ´nın rızası için tutulan nafile oruçlar ise, ayrı bir nevi­dir, Tebyîn´de de böyledir. [2]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Sebebi:</span><br />
<br />
Orucun farziyetinde ve vücûbunda muhtelif sebepler vardır.<br />
<br />
Rfiiuazan-ı Şerif Orucunun sebebi: Kâdî´l - İmâm Zeyd Fah-rü´l - İslâm ve Scbrü´l - İslâm Ebü´l - Yüsr, bu hususta şöyle demişler­dir: -Rtamazan-1 Şerif günlerinden herh&amp;r.gi birinin, oruca başlamaya müsait ük cüz´üne yetişmektir.» Keşfü´l • Kebîr´de de böyledir.<br />
<br />
Gâyetü´! - Beyân´da : -Bizce, ´hak olan kavil budur.» denilmiş ve İmâm Hindi ´bunu sahPhlemiştir. Nehrii´l - Ffiık´ta da böyledir.<br />
<br />
Nezir (— adak) orucunun sebebi nezir; keffaret orucunun sebebi ise, sözünden (~ yemininden) dönmek, hataen adam öldürmek gibi hususlardır. Kaza orucunun sebebi ise, edanın sebebinin aynıdır. Fet-hü´I - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir mecnûn, ramazanın bîrindi gecesinde ifâkat bulsa (—fyl-leşse), fakat sabaha yine mecnûn olarak girse ve ayın sonuna kadar böylece devam etse; bu şahsın durumu hakkında Şems ü´I - EI m m e HaJvânî: O kimsenin ramazan orucunu kaza etmesi gerekmez.» de­miştir. Sahih olan da budur. Bahrü´r-Râik´ta da böyledir. Fetva da bunun üzeriRedir. Mi´râcü´d-Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, yine böyle bir kimse, Ramazan ayının ortasında, gece yarısı ifâkat bulsa da, sabaha yine mecnûn olarak girse, o kimsenin de orucu kaza etmesi gerekmez. Muhıyt´te ve Bahrü´r - Râik´ta da böy­ledir.<br />
<br />
Kezâ, böyie bir kimse, ramazanın bütün günlerinde zeval da ifâ­kat bulsa, o da oruçlarını kaza etmez. Zâhidî´de de böyledir. [3]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Vakti:</span><br />
<br />
İkinci fecrin doğmasından (= yani aydınlığın ufukta yayılmaya başlamasından) itibaren, güneşin batma ânına kadar olan vakittir.<br />
<br />
Bununla beraber, bu ikinci fecrin, ilk doğduğu âna mı, yoksa ziya­sının ufukta uzanıp dağılmaya başladığı zamana mı itibar edileceği »hususunda ihtilâf edilmiştir. Şemsü´I - Eimme Halvânî bu hususta : «Birinci kavle uymak ehvrattır. {=ihtiyata daha uygundur.) İkinci kavi! ´is-e daha geniştir. Yani oruç tutacaklar için daha müsaittir.» demiştir. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Âlimlerin çoğu bu görüşü benimsemişlerdir. Hizânetü´I- Müflîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, fecir tulü´ etmiş olduğu halde, henüz tu/û´" etmedi zannı ile sahur yemeği yemiş olsa veya güneş batmadığı lıalde, 6ath zannı ile iftar etmiş oisa, bu kimsenin o orucunu kaza etmesi ge­rektiği ıhalde, keffaret lâzım gelmez, Çünkü bu kimse, —bu durum­larda— teammüdecr yememiştir. Serahsfnin Muhıyti´nde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, fecrin doğup doğmadığında tereddüt etse, bu du­rumda evlâ olan, o kimsenin yemeyi terk etmesidir. Şayet bu kimse, bîr şey yemişse, — fecrin doğduğuna kesin bilgi olmadığı — için orucu tamdır. Ancak, fecirden sonra yemiş olduğu anlaşılırsa, kaza lâzırn gelir. Fethü´İ - K&amp;dîr´de de böyledir.<br />
<br />
Eğer, bir kimsenin re´yi, fecrin doğmuş olmasına rağmen ye­miş bulunduğu şeklinde ve bu kanâati kuvvetli ise, bu sebepten do­layı orucunu kaza etmesi ihtiyata daha uygundur, Zahirü´r - rîvâyeye göre, bu durumda kaza lâzım gelmez. Sahih olan da, ´bu görüştür. Sira-ciTI - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bu —hüküm — durumun açıklık kazanmaması »halindedir, fa­kat, fecir doğduktan sonra yemiş bulunduğu ortaya çıkarsa, o kimse­nin bu orucu kaza etmesi gerekir; Keffaret lâzım gelmez. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
İki şahit fecrin tulû´una, iki şâihit de adem-i tulû´uraa şehâdet eylediği zaman, bu kimse iftar ederse { — bir şey yerse) ve sonra da fecrin doğmuş bulunduğu açıklık kazanırsa, bu durumda, o kimseye — bil - ittifak— hem kaza ve hem de keffaret lâzım gelir. Çünkü, isbât üzerine olıan şehâdet kabul edilir; neyf üzerine olan şehâdete ise i´tibar edilmez. Bu husus, kul haklarında da böyledir.<br />
<br />
Eğer bir kişi fecrin doğduğuna, diğer bir kişi de doğmadığına şe-tıâdet etse, bu kimse de bir şey yemiş olsa, sonra da fecrin doğmuş bulunduğu açıklık kazansa, o kimse için keffâret icâbetmez. Çünkü, bı durumda, bir kişinin fecrin tulû´uına şefrıâdet etmiş olması tam birhüc cet değildir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse sahur yemeği yerken, bir topluluk gelip, o kimsey* fecrin tulü" etmiş olduğunu söylese, bu kimse de : Bu durumda beı oruçlu olmam, yemiş bulundum» dese ve bundan sonra da yemey devam etse; daha sonra da, önceki yemiş bulunduğu şeyleri fecri tuîû´undan önce; sonrakileri ise fecrin tulû´undan sonra yemiş oldu ğu ortaya çıkça, bu durum hakkında Hâkim Ebû Muhammed: «Eğer h kimse, cemâatin sözüne inanmış İse, kendisine keffaret gerekme;<br />
<br />
Fakat, o kimseye durumu söyliyen bir kişi ise, —bu bir kişi âdü olsa da, olmasa da,— bu kimseye keffâret lâzım gelir. Çünkü, bu gibi durumlarda tek kişinin şeîıâdeti makbul olmaz. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse karısına : «Bak bakalım fecir doğmuş mu, doğ­mamış mı » dese; hanımı da baksa ve : "Doğmamış» dese ve bu kimse de bu durumda karısı ile cima´ etse; sonra da, o esnada fec­rin doğmuş bulunduğu açığa çıksa ´bazı âlimler bu durum hakkında : «Eğer kadın doğru sözlü ve sözüne güvenilir birisi ise keffâret lâzım gelmez.» demişlerdir. Sahih olan, bu durumda o adama, asla keffâret lâzım gelmiyeceğidir. Fakat, kadın fecrin tulü" ettiğini bile bile böyle söylemişse, bu durumda ona keffâret lâzım gelir. Hulâsa´da da böyle­dir. [4]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Güneşin Batıp Batmadığında Tereddüt</span><br />
<br />
Güneşin batıp batmadığı hususunda tereddüt bulununca, iftar etmek ´helâl olmaz. Kâfı´de de böyledrr.<br />
<br />
Bu durumda, bir kimse iftar etmiş olsa ve sonradan da, bu tereddüt hususunda bir açıklık hası! olmasa, o kimsenin orucunu kaza etmesi gerekir. Bu durumda keffâretin gerekip gerekmiyeceği husu­sunda da iki rivayet vardır. Fakîh Ebû Ca´fer (R.A.), bu durumda kef­fâretin lâzım geleceğine kânîdir ve bu görüşü seçmiştir. Ancak, bu durumdaki bir kimsenin, güneş batmadan önce iftar etmiş olduğu açı­ğa çıkarsa, —kesinlikle— o kimseye keffâret lâzım gelir, febyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Eeğr bir kimse, reyinin çoğu, güneşin batmamış olduğu tar-zurrda bulunduğu halde iftar etmiş olursa, bu kimseye hem kaza veh-em de keffâret gerekir. Çünkü bu durumda gün-düz sabittir. Ve bu kimse­nin re´yinin ekserisinin böyle olmasından dolayı, kesin bilgi edinmesi gerekirdi. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
8u durumda, o şahsın güneşin batmasından önce yemiş bulundu­ğunun bilinmedi veya bur.un bilinmemesi halleri de müsavidir. Tebyîn´-de de böyledir.<br />
<br />
İki şahit güneşin battığına, diğer iki şahit de batmadığına şehâdet eyleseler ve bu durumda da bir kimse iftar etse. Sonradan da güneşin batmadığı meydana çıkmış olsa, btl-ittifak bu kimseye kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy­ledir. [5]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sahur Vaktinde Tereddüt</span><br />
<br />
Bir kimse, sahur vaktinde yemek için taharri (= araştırma) yapmak istese bu durumda kendisi veya bir başkası fecrin tulû´u veya adem-İ tulü´u hakkında bir bilgiye sahip olamasa; Şeyh Şemsü´l - Eim-me Halvânî: Bu kimse, —fecrin tulü" etmemiş olduğu hakkındaki — kuvvetli reyi ile yemiş olsa, bunda bir beis yoktur.» demiştir.<br />
<br />
Bir kimse, fecrin doğmuş olması korkusu olmadığı zaman yeme­ğini yer; bundan korkusu varsa, yapacağı en doğru şey yemeyi ter-ketmektir.<br />
<br />
Bir kimse, sahur davulunun sesi ile yemeyi isterse, bu durumda ses fazla olur ve her taraftan duyulursa ve bu ses her mahallede vars,a, yemeğini yemesinde bir beis yoktur. Eğer te<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun Şartları</span><br />
<br />
A- Orucun Farz Olmasının Şartları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucun farz olmasının üç şartı vardır :</span><br />
<br />
1) İslâm,<br />
<br />
2) Akıl,<br />
<br />
3) Bülûg. [7]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">B- Orucun Edâsînin Şartı</span><br />
<br />
Orucun edasının ftarz olması için iki şart vardır;<br />
<br />
1) Sıhhat,<br />
<br />
2) İkâmet (= misafir yolcu olmamak). [8]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">C- Edasının Sahih Olmasının Şartı :</span><br />
<br />
<br />
Orucun edasının sahih olmasının ik; şarts vardır<br />
<br />
1) Niyyet,<br />
<br />
2) Hayız ve nifâstan temiz oİmak. Kâfî´de ve Nihâye de de böy­ledir.<br />
<br />
Niyyet; Kişinin, oruç tutacağını kalbi île bilmesidir. Serah-eî´nın Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Kişirrin, niyyeti dili ile söylemesi de sünnettir. Ne h Ki´I -Fâik´ta da böyledir.<br />
<br />
Bize göre, Ramazanda her gün için ayn ayrı niyyet etmek gereklidir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazanda sahura kalkmak da bir nlyyettir. Necmeddin Ne-sefî böyle söylemiştir. Ancak, sahura kalkmış olmak, o günün orucu için niyyet yerine geçer; başka bir günün orucu için niyyet yerine geçmez.<br />
<br />
Bir kimse, geceden her ;hangi bir oruca niyyet etse ve fecrin doğmasından önce de bu niyyetinder; geri dönse, bu dönmesi sahih olur. Sirâeü´i - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Altehu Teâİâ iziri verirse, yarın oruç tutmaya niy­yet ettim.™ demiş olsa, bu niyyeti sabin o!ur. Sa-hı´h olan görüş de budur. Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse eğer : ,«Ysnn davet ediiirsom yerim; değilse oruç tutarım.» diye niyyet etmiş oisa, bu niyyetle tutulan oruç sahih ctmazmaz,<br />
<br />
Bir kimse, ramazanda oruç tutmaya veya iftar etmeye niyyet et­meden kalksa, eğer o günün ramazan olduğunu iyice biliyorsa, -en açık rivayete göre bu kimse oruçlu bulunmuş sayılmaz. Şemsü´İ - Eİmme Hdvânî´nin Fakîh Ebû Ca´fer´den nakli de böyledir. Muhıyt´te de böy­ledir. .<br />
<br />
Oruçlu bulunan bir kimse, kalbinden orucu yemeye niyyet etse ve fakat bir şey yemese, bu kimsenin orucu tamamdır. İzâh-ı Kirmânî´de de böyledir.<br />
<br />
Niyy3tin vakti, her gün güneş battıktan sonradır; daha önce .niyyet edilmesi caiz olmaz. Serâhsî´min Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, güneş batmadan önce, bir sonraki günün orucuna niyyet etmiş olsa, sonra da uyuşa, hayılsa veya güneşin zevali vakti­ne kadar gaflet etse, (yani, bu vakta kadar niyyetini yenilememiş olsa} !bu kimsenin niyyeti caiz olmaz. Ancfak, gün;eş battıktan sonra niyyet etmiş bulunursa, caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazan orucuna, muayyen nezir orucuna ve nafile oruçlara : «Bu günün orucuna...» diye niyyet edilerek, tutulması caiz olur. Bun­lar : «Oruç tutmaya niyyet ettim» şeklinde, mutlak oruç niyyeti ile de caiz olur.<br />
<br />
Nafüe oruca, ´bu günün gecesinden, bir gün sonranın gündüzünün ortasına kadar niyyet etmek de caizdir. Câmİu´s - Sâğîr´de böyle zikre­dilmiştir. Kudürî´de de : «Zevale kadar olan niyyet sahihtir.» denil­miştir.<br />
<br />
Niyyet hususunda misafir ile mukîm arasımda bir fark yoktur. Tefa-yîn´de de böyledir.<br />
<br />
Fecrin tulû´undan, o zamana kadar, eğer oruca münâfî ye­mek, İçmek ve cima´ etmek gibi bir hal vuku´ bulmamışs.3, zevalden önce yapılmış olan niyyet caizdir. Ancak, bu haller kasden veya unu­tarak vuku´ bulmuş olursa, bundan sonraki niyyet sahih ve câ´iz olmaz. Tahâvî Şerhî´nde de böyledir.<br />
<br />
Oruca gündüz niyyet etmiş olan kimse, o günün evvelinden itibaren niyyet eder. Şayet, niyyet ettiği andan itibaren oruçlu olmaya niyyet ederse, bu niyyeti caiz olmaz. Cevheretü´n - Neyyire´de ve Si-râcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazan gecesinde veya gündüzünde bayılmış olan kimse, ze­valden önce ayılır ve oruca niyyet ederse, niyyeti caiz olur. Mecnûnun durumu da böyledir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Keza, bir kimse günün evvelinde irtidad etse ve zevalden önce de, yeniden islâma girse, sonra da oruca niyyet etse, bu niyyeti caiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Efdâl olan, niyyeti yerinde yâni gece yapmaktır Fakat, gün­düz iniyyet edilmesi de caizdir. Orucun niyyetini açıklamak, yâni hangi oruca niyyet ettiğini belirtmek de evlâdır. Ihtiyâr´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ramazanda, ramazan orucundan başka farz olan bir oruca niyyet etmiş olsa, bu oruç ramazan orucu sayılır.<br />
<br />
İmameyne göre, bu hususta da misafirle mukim arasında bir fark yoktur. İmâm-ı A´zam´a göre ise, misafir olan kimse, ramazanda, ra­mazan orucundan başka farz olan bir oruca niyyet ederse, niyyet et­miş bulunduğu bu orucu tutmuş olur.[9]<br />
<br />
Ramazanda nafile tutmaya n´iyyet etmiş olan kimse ise sahih olan kavle göre ramazan orucu tutmuş olur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Hastaya gelince, sahi´h olan kavle göre, onun da bu niyyetle tutmuş olduğu oruç, ramazan orucu sayılır .Kâfî´de böyledir.<br />
<br />
Misafir ve hastalar, ramazanda mutlak oruca niyyet etmiş ol­salar, bu niyyetle tutmuş bulundukları oruç da, ramazan orucu olur, Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Muayyen bir günde, nezri olan bir kimse, bu günde keffâ-ret veya namazan orucunun kazası gibi farz olan başka bir oruca niyyet etmiş olsa, bu oruç niyyet etmiş bulunduğu oruç olarak makbul olur. O muayyen nezrini ise, sonradan kaza etmesi gerekir. Sirâcü´l - Veh-hâc´da da böyledir.<br />
<br />
Esahh olan budur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Kaza ve keffâret oruçlarında, niyyeti gece yapmak ve tuta­cağı orucu ta´yin etmek şarttır. Nikâye´de de böyledir.<br />
<br />
Mutlak nezirlerde de böyledir. Yani muayyen olmayan nezir­lerde de niyyet geceden yapılır. Sirâcü´l - Vehhâc´da da. böyledir.<br />
<br />
Hapiste veya esir bulunan bir kimse, ramazanın girip girme­diği konusunda şüpheye düşse, taharri ederek (~ araştırarak) kanaa­tine göre oruç tutar. Sonra bakılır : Eğer» tuttuğu bu oruç ramazan ayma rastlamışsa veya bu oruçlar ramazandan sonra ve oruç tutma­nın yasak olmadığı günlerde; geceleyin niyyet edilerek tutuimuşsa, ramazan orucu olarak caiz olur. Fakat, bu oruçlar ramazandan ence-ye rastlsmışsa, —ramazan orucu olarak caiz olmaz. (Bunlar nafile oruç olmuş olur.) SerahsVnin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Üzerinde kaza orucu bulunan kimsenin, bu orucu \ızıâ vövr ken, kazaya niyyet etmesi şart değildir; böyle niyyet etmesi de câıî ve sahih olmakla beraber; «üzerinde tutmast icâbeden ramazan oru­cunu tutmaya niyyet etmesi» daha uygundur. Bu hususta, hasta olan­larla, sıhhatli bulunanlar arasında bir fark yoktur. Bedâi´de de böyledir 0 Bir kimse, şevval ayında[10] keffâret orucu tutmaya başlarsa, !bu durumda bu ayların Irsmszan ve şevvâl´in) ikisi de ya tam (— otuzar gün) veya noksan (— yirmi dokuzar gün) olurlar. Her iki halde de, ket-fâret orucu ds bir gün daha tutularak tamamlanmış olur.<br />
<br />
Eğer ramazan tam. fakat şevval noksan olursa; keffâret, iki gün daha oruç tutularak tamamlanır. Ramazan noksan, fakat şevval tamam ´ olursa, bu durumda bir şey lâzım gelmez.<br />
<br />
Bir kimse, keffâret orucunu tutmaya zilhicce ayında başlarsa; zil­hicce ve onu takip eden ay ya —ilcisi de— tam veya noksan olurlar Bu durumda — müteakip ayda —dört gün daha oruç tutulur. Eğer zilhicce tamam olur da, önceki ay noksan bulunursa, müteakip zaman­da üç gün daha oruç tutulur. Eğer önceki ay tamam olur da, zilhicce noksan olursa, müteakip günlerde beş gün daha oruç tutulur. Eğer bîr kimsenin orucu zilkadeye tesadüf ederse veya başka bir aya rast­larsa, bu aylar ya tam veya* noksan olurlar. Zilkade tamam olur da, diğer ay noksan olursa, bir gün daha oruç tutulur. Zilkade noksan olur da, diğer ay tamam olursa, bir şey lâzım gelmez. Sirâcü´l Veh­ d böldi olur d ğhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Hamazan-ı Şerlfden onrMü.<br />
<br />
Bir kimse, dâr-i harbde senelerce, ramazandan önce rama­zan orucu "tutmuş olsa; birinci senede tuttuğu oruç ittifakla caiz ol­maz, ikinci, üçüncü... senelerin orucu, bir önceki senelerin orucu­nun kazası olarak caiz olur mu<br />
<br />
Fakih Ebû Ca´fer bu hususta : «O kimse, möbhem olarak, yalnız­ca ramazan orucu tutmaya niyyet etmjşse, bu caiz olur. Ancak, tiçin-de bulunduğu yılın orucunu tutmayı belirterek niyyet etmişse, bu caiz olmaz Esahh olan kavil de budur.» demiştir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, bir ramazanda iki günlük orucu kazaya kalmış olursa, bunları kaza ederken, ilk günün orucunu kaza etmeye niyyet etmesi uygun olur Ancak, böyle ilk günün orucu diye belirtmese de, kazası caiz olur.<br />
<br />
İki ramazandan iki orucu kazaya kalmış olan krmse de, böyle ta´yîn etmeden kazaya niyyet etmiş olsıa, muhtar olan kavle göre bu kazası caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazanda kasden orucunu bozmuş olan kimse, eğer fakir İse, kaza ve keffâret olarak 61 gün oruç tutar. Kazası gereken, o bir gün orucu, ta´yin etmeden tutması da caiz olur. Fakîh Ebû´I - Leys de böyle söylemiştir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin iki ayrı oruca, birini diğerine tercih etmeden eşit şekilde niyyet etmesi bâtıldır. Bu kimse, birini diğerine tercih etmiş olursa, tercih edilen [hakkındaki niyyet) sabit olmuş olur. Se-rahaî´nm Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse hem ramazan orucunun kazasına hem dö nezre niyyet etmiş olsa, bu kimse istihsânen ramazan orucunun kazasına niyyet etmiş olur.<br />
<br />
Bir kimse, hem muayyen bir nezre ve hem de nafileye gece veya gündüz niyyet etmiş olsa veyahud da muayyen bir nezir ile kefîârete —yine aynı zamanda— geceden niyyet etmiş bulunsa, bu kimse» bil-icmâ´ muayyen nezre niyyet etmiş sayılır. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, —aynı zamanda— hem kazaya hem de keffâret-i zmar´a niyyet etmiş olsa, bu kimse, — istihsânen —kazaya niyyet et­miş sayılır. Fetâvâyi Kâdîhân´cla da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, —yine aynı zamanda— ramazan orucunun ka­zası ile nafileye niyyet ederse, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´un Imfinvı A´i-am (R.A.)´d´an rivayet ettiği kavle göre, bu kimse ramazan orucunun ka­zasına niyyet etmiş sayılır. Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, —aynı zamanda — hem keffâret-i zıhar´a ve hem de keffâret-i katii´e; veya hem ramazan orucunun kazasına ve hem de keffâret-i katii´e niyyet etmiş olsa, bu kimse bil -ittifak keffâret-i kaiÜ´e niyyet etmiş sayılır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, —laynı zamanda — hem k-effarefe ve hem de nafi­leye niyyet etmiş olsa, bu kimse — istihsânen — keffârete niyyet et­miş saythr. Zehıyre´de de´böyledir. ,.<br />
<br />
Hayızh haide´olan bir kadın, oruca niyyet etmiş olsa, sonra da fecrin tulû´undan önce temizlenmiş bulunsa, o kadının orucu sahih olur. Sirâcü´!-Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse, —aynı zamanda— hem kazaya va hem de keffâ­ret-i yemin´e niyyet etmiş olsa, İmâm Ebü Yûsuf (RA.)´a göre, birbirle­rine zıt oldukları için bu iki oruç da —câiız— olmaz. İmâm Muham-med (R.A.)´e göre de, bu oruçlar birbirlerine rnünâfî oldukları İçin, caiz olmaz. Fakat, bu oruç nafile yerine geçer. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kara orucu için, fecrin tulÖ´ıw&gt;dah sonra niyyet et-tiğ´i zaman, bu niyyetis kaza âa&gt;hitt olmayacağı için. bu kimse nafile oruca başlamış sayılır. Şayet, bu orucu bozacak olursa, kaza etmesi gerekir. Zehıype´dp de böyledir. [11]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2- RAMAZAN HİLÂLİNİ GÖRMEK (RÜYET-I HİLÂL)</span><br />
<br />
Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü akşam üzeri gurup vak­tinde, insanların hilâü araştırmaları bir vecîbedir. Hilâli görürlerse, ertesi gün ramazan orucuna başlarlar. Eğer hava bulutlu ise, şaban ayını otuza tamamlarlar. İbtiyâr´da da böyledir.<br />
<br />
Keza, sayışım tamamlamak -için şaban ayının hilâlini de re­cep ayının yirmi dokuzunda gözetlemek münasip olur.<br />
<br />
Bu ´hususta, müneccimlerin haberlerine rnürâcad edilmeyeceği grbi sahih olan kavle göre onların sözleri de kabul edilmez. Sirâcü´I -Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Hatta, bir müneccimin bu hususta yaptığı hesapla kendisi nin amel etmesi de caiz değildir. MiVâcû´d- Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
Hilâli gören kimsenin, parmakla işaret etmesi mekruhtur, Za-hiriyye´de de böyl-edir.<br />
<br />
Hilâli zevalden önce görmekle oruç tutulmadığı gibi zevalden sonra görmekle de İftar edilmez. O hilâl gelecek geceye aittir. Muh­tar olan budur. Htılâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Havla bulutlu veya dumanlı olduğu zaman; müsiüman. akıllı, bulûğa ermiş ve doğru sözlü olan bir kimsenin şehâdeti makbul olur. Bu şahsın hür, köle, erkek veya kadın olması arasında bir fark yok­tur.<br />
<br />
Bu ´hususta böyle bir kimsenin şahadetime, yine böyle bir kimse­nin şehâdeti de muteberdir.<br />
<br />
Bu hususta, tevbe ettikten sonra, kendisine ´had tatbik edilmiş olan bir kimsenin şehâdeti de makbuldür. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böy­ledir.<br />
<br />
Bazı âlimler: «Bu hususta hâli mestur (= gizli, örtülü) olan kimsenin şehâdeti makbul olmaz.* demişlerse de; Hasan´in İmâm Ebû Henîfe (R.A.)´den rivayet ettiğine göre. bu hususta böyle kimselerin şahadetleri de kabul edilir. Sahih olan kavil de budur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Halvânî de bu kavli almış ve kabul etmiştir. Şeyh Ebû´I - Me-kârim´in Nlkâye Şerhinde de böyledir.<br />
<br />
Ramazan hilâli ´hakkında, kölenin köleye şehâdeti de mak­buldür<br />
<br />
Keza, bu hususta kadının, kadına şehâdeti de kabul edilir, Münatfııkın şehâdeti ´İse makbul değildir.<br />
<br />
Bu hususta şehâdet lafzı, dava, mahkeme ve hâkimin hükmü de şart değildir.<br />
<br />
Hattâ bir kimse, hâkimin yanında hazır bulunsa ve burada başka bir şahsın —bu husustaki— şehâdetini duysa ve bunun doğruluğu da açığa çıksa, bunu duyan kimsenin oruç tutması icâbeder. Artık, bu kimsenin hâkimin hükmüne ihtiyacı kalmaz.<br />
<br />
Hilâli gören kimseye, nerede ve ne sakilde gördüğü sorulup, bunu tafsilâtı ile anlatması istenir mi Bu hususta Ebû Bekir el- İskâf: «O kimsenin şehâdetî, ancak bu hususlar sorulduğu zaman kabul edi­lir.» demiştir. Meselâ, ´bir kimsenin : «Ben hilâli şehrin hâricinde, sahrada gördüm.» veya «Bulutların anasında gördüm.» demesi gibi... Fakat, zahir-i rivayete göre bunları sormak gerekmez. O şahıs böyle tafsilât vermese bile şehâdeti kabul edilir.<br />
<br />
Ramazan hilâlini, imâm veya hâkim tek başlarına görmüş olur­larsa, bunlar muhayyerdirler; dilerlerse yerlerine birini nâib tayin ederek, onun huzurunda hilâli gördüklerine şehâdet ederler; dilerler­se, doğrudan doğruya insanlara oruç tutmaian gerektiğini ilân ederler. Ancak, bayramlarla ilgili hilâller bu hükme muhaliftirler. Siıâcü´l -Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Âdil (burada, «iyiliği kötülüğünden çok olan bir kimse» de­mektir.) bir kimse, ramazan hilâlini görünce bunu´o gece haber verir. Bu kimsenin erkek veya kadın olmass müsâvklir. Hatta, hilâli gören âdil kimse, câriye ´bile olsa, efendisinden izin almadan, çıkıp bu hu­susta şehâdette bulunur.<br />
<br />
Hilâli, tek başına fâsik ´bir kimse görse, o da bu hususta şe­hâdette bulunur. Çünkü, hâkim onun şehâdetini çoğu zaman kabul eder. Vecîzü´l - Kerdert´de de böyledir.<br />
<br />
Yukarıda söylediğimiz hususlar, hâkimi bulunan beldelerle il­gilidir. Fakat, hâkimi bulunmayan bir yerde [meselâ: bir köyde], bir kimse ramazan hilâlini görmüş olsa; bu kimse o yerin mescidine gidip şehâdette bulunur. (Yani, hilâli gördüğünü, insanların oruç tut­maları gerektiğini onlara haber verir.) Bu kimse âdil ise insanlar onun sözü ve şehâdetî üzerine oruç tutarlar. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Yalnız başına, ramazan hilâlini görmüş o!an bir kimsenin şe­hâdeti kabul edilmese bile, bu kimsenin, oruç tutması gerekir. Şayet bu kimse, o gün orucunu bozarsa, onu kaza eder; Jceffâret lâzım gel­mez. Şehâdeti, henüz hâkim tarafından reddedilmeden, iftar etmiş olsa bile, yine keffâret îcap etmez. Sahih olan budur. Fetâvây} Kâ-dîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Fasık bir kimse, ramazan hilâlin! gördüğünü söylese ve bu şöhâdeti devlet büyüğü (veya hâkim) tarafından kabul edilse ve in­sanlara oruç tutmaları —gerektiği— ilân edilse eğer o belde ahâli­sinden birisi, bu durumdan sonra iftar ederse, âlimlerin ekseriyetine göre, bu kimseye keffâret gerekir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
6u kimse, kendi orucunu otuz güne tamamlasa bile İftar et­mez; ancak veliyyü´I-emr ile iftar eder. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Hava kapalı olmayınca, bir kişinin değil, bir çok kişinin şe-hâdetleri kabul edilir. Böylece durum, bunların bilgisi ile veliyyü´! -emr´in reyine havaie edilmiş ve takdire ihtiyaç kalmamış olur. Sahih olan budur. El - ihtiyar Şer nü´I - Muhtar´d a da böyledir.<br />
<br />
Şevval ve zilhicce hilallerinin görülmelerinde de durum, Ra­mazan hilâlinde olduğu gibidir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da ´böyledir.<br />
<br />
Tahâvî´de: «Şehir bademden gelen bir kişinin şehâdeti da kabul edilir.» denilmiştir.<br />
<br />
Keza, yeri yüksekte bulunan bir kişinin şehâdeti de makbuldür. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
İmâm Mürğînâni, SâhibÜ´l - Akdi yy e ve Fetâvayi Suğrâ´da İmâm Tahâvî´nin kavline Itimad edilmiştir. Fakat, zâhir-I rivayette: «Şehir harici (nden gelen) ile şehir (de bulunan) arasında bir fark yoktur» denilmiştir. MiYacü´d- Dirâyo´de de böyledir. [12]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şevval Hilâlini Gözetleme</span><br />
<br />
<br />
Ramazanın yirmi dokuzunda, şevvalin hilâli gözetlenir. Şevval hilâlini bir kişinin görmesi ite iftar edilmem. İbâdette ihtiyat kabul edi-İlr. Şayet, bu durumda iftar edilirse, kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. El - İhtiyar Şerhü´l - Muhtâr´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse bayram hilâlini görse ve bunu söylese, fakat şa­hadeti kabul edilmese, bu dununda hu kimsenin d&amp; oruç tutmeas gerekir. Şayet tutmazsa, o günün orucunu kaza etmesi icap -eder; kef­fâret gerekmez. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Veliyyü´l - emr veya hâkim tek başlarına şevval hilâlini gör­müş olsalar, ne kendileri bayram namazı kılmak için. namazgaha gi­derler ve1 ne de, bunu insanlara emrederler. Bunlar, açıktan veya giz­lice oruçlarını da yemezler. Sirâcü´l Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Hava kapalı olduğu zaman, şevval hilâlinin görülmesi hususun­da bir kişinin şahidliği kabul edilmez. Ancak, iki erkeğin veya bir er-kekİe iki kadının şehâdeti kabul edilir. Ayrıca, bu hususta hem hür­riyet ve hem de şehâdet lafzı şarttır. Hızânetü´l - Müftîn´de de böy­ledir.<br />
<br />
Vali veya hâkim bulunmayan bir beldede; karanlık ve bulut­lu bir havada, iki kişi şevval hilâiini gördüklerini söyleseler, buradaki insanların iftar etmelerinde bir beis yoktur. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Şevval hilâlini gören kimsenin âdil olması şarttır .Dâva İse şart değildir. Bu hususta, tevbe etmiş olsa bile kendisine had cezası verilmiş olan kimsenin şehâdeti makbul değildir. Hava açık olun­ca bir kişinin şehâdeti makbul değildir. Ramazan hilâlinde olduğu gibi; ancak, bir topluluğun sözü kabul edilir. Hızânetü´l - Müftîn´­de ve Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Şeyhü´i - İslâm : «Eğer başka yerden gelmıv!erse, İki kişinin şehâdeti makbuldür.» demiştir. Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
Kurban bayramı da, ramazan bayramı gibidir. Zâhirü´r-rivâ-yede de böyledir. Doğru olan da budur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan ve Kurban Bayramının dışında kalan aylarda da du­rum böyledir. Yâni, diğer aylarda da iki erkeğin veya bir erkekle iki kadının şehâdeti kabul edilir. Bu şâhidler hem âdil ve hür, hem de had cezası görmemiş olmahdırlar. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kişinin şehâdetiyle oruç tutanlar, oruçlarını otuz güne tamamladıkları halde, ayı görmemiş olurlarsa, iftar etmezler. Hasan´ın Ebû Hanîfe (R.A.)´den rivayet ettiğine göre, böyle yapmak İhtiyata uy­gundur. İmâm Muhammed (R.A)´e göre ise, bu kimseler iftar ederler. Tebyîn´de de böyledir. Ğayetü´I - Beyân´da : «Esahh olan İmâm Muhammed´in kavlidir.» denilmiştir. Haİvânî: «Bu ihtilâf, şevval ayının hi­lâli, hava açık olduğu halde görülmediği zamandır. Fakat hava kapalı olur dar hilâl görülmezse, o kimselerin İftar edecekleri hususunda ihtilâf yoktur.» demiştir. Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
En uygun olan kavil budur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Kapalı havada, iki şahit ramazan hilâline şâhidlik etse ve hâ­kim de sehâdetlerini kabul etmiş bulunsa; otuz gün oruç tutulduğu halde şevval hilâli görülmese, eğer hava bulutlu ise, ittifakla ertesi gün iftar edilir. Bu durumda hava açık olsa bile yine iftar edilir. Sahih olan da budur. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Şahitler şaban ay;nın yirmidokuzunda ramazan hilâlini gör­düklerine şahitlik edip : «Sizin oruca başlamanızdan bir gün önce hi­lâli gördük.» deseler; eğer bu şahitler aynı şehirde bulunmakta ise­ler, onların bu şahitliklerini kabul etmemek uygun olur. Çünkü bunlar, hesabı terk etmişlerdir. Ancak, bu şahıslar uzak bir yerden gelmiş iseler, töhmetin kaldırılmış olmasından dolayı şahitlikleri caiz olur Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Zâhirü´r- rivâyede, metlâ´iann [~ ayın ve güneşin doğdukla­rı yerlerin) ihtilâfına itibar olunmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle­dir. Fakın Ebû´l-Leys, bununla fetva vermiş ve: «Mağrİb ahâİisî {= batıdaki ülkelerde yaşayan müslümanlar) ramazan hilâlini görmüş olsalar, —bundan haberdâr olan maşrık ahâlisinin (= doğudaki ül­kelerde yaşayan müslümanların) da oruç tutmaları îcabeder.» demiş­tir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Hilâli sonradan görenlerin, hilâli önceden görmüş olanların görmeleri sabit olunca, oruç tutmaları îcabeder. Hattâ, bir topluluk: «Belde halkı sizden bir gün önce, ramazan hilâlini gördü.» diye şehâ-det etse; bu şahitlik üzerine de insanlar o gün oruca başlayıp otuz gün oruç tutsalar; hilâli görmemeleri hâlinde orucu yemeleri ve terâ-vîhi bırakmaları helâl olmaz. Çünkü, şahitler, hilâli gördüklerine dâir şahitlik etmediler; başkalarının şehâdettne de şahitlik etmediler; yap­tıkları ancak, başkalarım hilâli gördüğünü hikâye etmekti. Eğer ken­dileri şehâdet etseydi veya iki şahit, o gece hilâli gördüklerine şahit* lik etse ve kadı da onların şehâdeti üzerine hükmetmiş olsaydı —du­rum böyl-g olmazdı— Kadı´nın, Ski şahsın şahitliği üzerine hüküm vermesi caiz olur. Şahitlerin şehâdeti üzerine kadı´nın hüküm varmlş olması, bir hüccettir, Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
m Bir şehrin ahâlisi, hilâli görmeden yirmi sekiz gün-, oruç tut­muş olsa ve sonradan şevval ayının hilâlini görseler; bu durumda eğer, şaban ayı hilâl görülerek otuz güne tamamlanmış İse yani ra­mazan hilâlini görmeksizin oruca başiamışiarsa, bir günlük oruç kaza ederler. Eğer yirmi dokuz gün oruç tuttuktan sonra, şevvâ! ayının hilâ­lini görmüş olurlarsa, üzerlerine (hiç bir şey lâzım gelmez. Bu durum­da — yâni, yirmi sekiz gün oruç tutunca şevval hilâlini görmeleri hâ­linde— şaban hilâlini görmeden şa´ban ayını otuza tamamlayıp son­ra ramazan orucunu tutmaya başlamişlarsa. iki günlük oruçlarını kaza ederler. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
• Bir şehrin ahâlisi, hilâli görerek yirmi dokuz gün oruç tut-mu olsalar, bu şehirde bulunan ve hasta oldukları için oruç tutmayan kimseler, bu ramazanda tutmadıkları oruçları kaza ederken yirmi do­kuz gün oruç tutarlar .Eğer, hasta o!an kimse, şehir halkının ramazanı kaç gün tuttuğunu bilmezse, kesin olarak uhtesinde oruç kazasının kalmaması için otuz gün oruç tutar. Muhiyt´te de böyledir. [13]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3- ORUÇLUYA MEKRUH OLAN VE MEKRUH OLMAYAN ŞEYLER</span><br />
<br />
<br />
Oruç tutan kimsenin saloz çiğnemesi mekruhtur, Fetâvâyi Kâdî-hân´da 6a böyledir.<br />
<br />
Âlimlerimiz bu meselenin tafsilâtı hususunda şöyle demiş-terdir: Eğer sakız çiğnenmiş, çürümüş ve kararmış ise orucu bozar. Şayet, beyaz ve çiğnenmemiş ise orucu bozmaz; fakat bu da mekruhtur. Muhıyt´te de böyledir<br />
<br />
Özürsüz olarak bir şev çiğnemek ve tadına bakmak da mek­ruhtur.<br />
<br />
Burada bahsi geçen sakız,,, tabii sakîz.iır. Bu gün satılmakta olan ve seker, esans, meyve özü gibi pek çok şey ihtiva etmekte bulunan çik-İetlerin orucu bozacağn aşikârdır<br />
<br />
Bir şeyin tadına bakmakla ilgili özür şudur: Bir kadının kocası veya efendisi kötü huyiu ise, o kadının yemeğim tadına bakması — mekruh olmaz—.<br />
<br />
Çiğnemek ile ilgili özür ve zaruret de şudur: Bir bebeğin yi­yeceğini çiğneyecek hayızlı ve nifaslı veya bunların hâricinde oruç tutmayan kimse bulunmazsa; pişirilebiiecek bir şey veya süt ve yo­ğurt da olmazsa, o kadının bebeğin yiyeceği şeyi çiğnemesi —mek­ruh olmaz —. Nehrü´I - Fâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Tecnîs´de : «Bir şeyi tatmak,, ancak farz oruçlarda mekruh­tur; nafile oruçlarda bir şeyin tadına bakmakta bir beis yoktur.» de­nilmiştir. Nihâye´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimsenin, satın alacağı balın veya yağın, taze mi, bayat mı olduğunu anlamak için tadına bakması mekruhtur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
«Ancak, bu alış-verişte aldanmak korkusu olursa, bunların tadına bakmakta bir beis yoktur.» denilmiştir. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu kimsenin istincâ´da (= taharette) mübalağa etmesi mekruhtur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazanda mazmaza ve Istinşak´ta mübalağa yapmak da mekruhtur.<br />
<br />
Şemsü´l - Eimme Halvânî, bu hususu şöyle açıklamıştır. Bu, gar­gara yapmak değildir; suyu fazla alıp ağzı doldurmak ve bunu ağızda fazla tutmaktır, «...gargara yapmak değildir.» kavli, elyak £=en uy­gun) olana muhaliftir. Münye Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan kimsenin suyun içinde sesli veya sessiz yellen­mesi orucu bozmaz; fakat bu mekruhtur. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, —abdestin dışında— oruç tutan kimsenin ağzına ve burnuna su alması, başına su dökmesi, su­da yıkanması ve ıslak beşe sarılması mekruhtur.<br />
<br />
İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre is-e, bunlar mekruh değildir. Fetva da, Ebû Yûsuf (R-A.)´un kavli üzeredir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Oruçlunun, tükrüğünü ağzında biriktirip sonra yutması mek­ruhtur. Zahîrîyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bize göre, saba´h veya akşam, yaş veya kuru misvak kullan­makta bir beis yoktur.<br />
<br />
İmâm Ebû Yûsuf (R-AJ´a göre, misvakı suda ıslatmak mekruh­tur. Zâhir-i rivayette ise bunda da birbeis yoktur.<br />
<br />
Yeşil ve yaş misvak kullanmakta da, bütün âlimlerimize göre bir beis yoktur.<br />
<br />
Oruçlu kimsenin sörme çekmesi ve bıyığına yağ sürmesi mek­ruh değildir. Kens´de de böyledir,<br />
<br />
Fakat bu hüküm, bunların zînet kasdı olmadan yapılmalar) halindedir. Eğer zinst kasdi ile yapılmış olurlarsa, oruçlu olunmasa bile mekruh olur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan bir kimsenin kan .^îdırması, orucunu muhafaza edemiyecek şekilde zayıf düşmesinden, korkulurca, mekruhtur. Böyfe bir korku olmazsa mekruh değildir. Sununla birlikte, kan-aldırmayı güneşin batmasından sonraya bırakmak dsha uygun olur.<br />
<br />
Şeyhü´l - İslâm : »Kan aldırmanın mekruh olmasının şartı za´fî-yettir. En uygun olanı, karo oruçlu olmadığı vakit aldırmaktır. Kso aldırmakla hacamat birbirinin benzeridir.» demiştir. Muhtytte de böyledir.<br />
<br />
Nefsinden — mâ1 etmlyecoği ve inzal vuku´ bulmayacağı hususunda — emin oîsn bir kimsenin, ailesini öpmesinde bir beis yoktur. Fakat nefsinden emin değilse öpmesi mekruh olur.<br />
<br />
Kadına dokunmak ela öpmek gibidir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimsenin, hanımının dudaklarını emmesi (ki buna fâhîs kuble denir) her halde mekruhtur.<br />
<br />
Bir Icimsonin hanımmı kucakîamasî da öpmek gibidir.<br />
<br />
Nefsinden emin oisa bile, oruçlu kimse için fâhis mübâşertrt ân mekruhtur. Sahih oian budur.<br />
<br />
Fahiş Mübaşeret ise : Karı - kocanın her ikisinin de çıplak bulunması, bir birlerine sarılmaları ve avret mahallerinin birbirlerine değmesîdir. Bunun mekruh olduğu hususunda da İhtilâf yoktur. Mu-hiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Nefsinden emin olan veya çok yaşlı bulunan bir kimserrin hanımını kucaklamasında bir beis yoktur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böy­ledir.<br />
<br />
Oruç tutan bir kimsenin cûnüp olarak sabahlaması veya gün­düz uyuyup ihtilâm olması orucuna bir zarar vermez. Serahsi´nin Mu-hıyt´inde de böyledir. [14]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sahur Yemeği</span><br />
<br />
<br />
Sahur yemeği yemek müsteıiaptır. Sahur yemeğinin vakti ise g-ecenin sonudur. Fakîh Ebû´l - Leys : «Sahur yemeğinin vakti, ge­cenin son altıda biridir.» demiştir. Sîrâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Sahur yemeğini tehir etmek müstehaptır. Nihâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Sahur yemeğini, şüphe hâsıl olacak zamana kadar te´hir et­mekse mekruhtur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir. [15]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İftar Ve İftar Duâsı</span><br />
<br />
<br />
İftarda acele etmek efdâldir. Namazdan önce iftar etmek müstehaptır. iftar esnasında şöyle duâ edilir :<br />
<br />
Manası: Ey Allahim : Senin rızan için oruç tuttum; Sana inandım, güvendim tevekkül ettim. Senin verdiğin rızikla orucumu aç­tım. Ve ramazan ayının yarınki orucuna niyyet ettim. (Rabbim!) artık benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla... [16]<br />
<br />
Mi´râcü´d - Oâye´de 6b böyledir. [17]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şek Gününde Oruç</span><br />
<br />
<br />
Şaban ayının son günü mü, yoksa ramazan ayının ilk günü mO olduğu hususunda şüpheye düşülen güne ŞEK GÜNÜ denir.<br />
<br />
Şek gününde, ramazan orucuna veya tutulması icabeden bir baş­ka oruca niyyet etmek mekruhtur. Fetâvâyı Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu günden sonraki günde de şüphe edilirse, o gün de oruç tutmak mekruh olur. Hidâye´de de böyledir,<br />
<br />
Sonradan, o günün ramazan ayından olduğu açıklık kazanır­sa, o gün ramazan orucunu tutmak caiz olur. Şaban ayından olduğu açıklık kazanmışsa, bu durumda o gün nafile tutmak caiz olur. An­cak, iftar ederse, kazası lâzım gelmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimse şek gününde, bîr oruca niyyet eder ve şek günö-nün hangi aydan olduğu açıklık kazanırsa, o kimse hangi oruca niy­yet eylemişse o sahih olur. Sahih olan bulur. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Ancak, o günün, şabandan mt ramazandan mı olduğu açıklık kazanmazsa, o kimse vâcibâttan neye niyyet etmiş olursa olsun sahih olmaz. Bunda ihtilâf yoktur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Fakat, bu kimse nafileye niyyet etmiş olursa, sahih olan kavle göre bunda bir beis yoktur. Eğer bu günün ramazandan olduğu ortaya çıkarsa, o kimse ramazan orucu tutmuş olur; Şaban ayından olduğu ortaya çtkmtş olursa, tuttuğu oruç nafile olur. Bu durumda orucunu bozarsa, kaza etmesi lâzım gelir. Çünkü bu oruca —açıkça— nafile nlyyetl ile başlamıştır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin şek gününde: «Ramazan İse îarz niyyeti ile, şaban İse nafile niyyeti ile...» diyerek muallak bir niyyetle oruç tut­ması mekruh olur. Şayet, bu günün şaban ayından olduğu anlaşılırsa, tuttuğu oruç nafile olur. Eğer, bu günün ramazandan olduğu meydana çıkarsa, tuttuğu oruç ramazan orucu olarak caiz olur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
«Eğer, yarınki gün ramazan ise, ben oruçluyum; değilse — yani şabandan bir gün ise— oruçlu değilim» diye niyyet eden kimsenin, bu nlyyetle tuttuğu oruç, oruç oîm&amp;z. yünktr, tıiyyetmdo kesin­lik yoktur.<br />
<br />
Bir kimse : «Eğ-er yarınki gün ramazan ayından ise ben oruçlu­yum; eğer ramazandan değil de, şabandan ise bu oruç üzerime borç olan başka bir oruç olsun» di´ye n´iyyet ederse veya : «Yarınki gün ramazan ise, ben oruçluyum; eğer ramazan değilse orucum nafile ol­sun.» diye niyyet ederse, bu niyyeîi mekruh olur.<br />
<br />
Eğer sonradan o günün ramazandan olduğu açıklık kazanırsa, tut-fjğu oruç her iki niyyet şeklinde de ramazan orucu sayılır. Şayet o günün şabandan olduğu açıklık kazanırsa, birinci niyyet şeklinde va­cip sakıt olmaz; tuttuğu oruç nafile olur. Tebyîn´de de böyledir,<br />
<br />
Şek günü, havanın bulutlu oîduğu ve otuzuncu gecede gökte bîr alâmet görülemediği gündür.<br />
<br />
Veya bir kişi —hilâli gördüğüne— şehâdet eder ve onun şefoû-deti de reddedilirse, bu gün de şek günüdür.<br />
<br />
Veya, fasık iki kişi —hâiâli gördüklerin-o— şehâdet ederler v&lt;ı onların da şehâdeti reddedilirse, bu gön de şek günü olur.<br />
<br />
Fakat, hava açık olduğu halde, hiiâl görülmezse, o gün şek gimîı değildir. Zâhîdî´de de böyledir<br />
<br />
Âlimler, şek gününde, oruç tutmam mt. tutmamanın mı rj dâl olduğunda görüş ayrılığına dûşmfişlor ve; «Bir kimse şaban ayı­nın tamamında oruç tutmuşsa vsya o gün. oruç tutmayı âdet edin­diği bir gün ise, bu kimsenin böyle bir şok gününde da oruç tutması efdâldîr.» demişlerdir. İhtiyâr*da da böyledir.<br />
<br />
Keza, şaban ayının son üç gününde oruç îviûn kimsenin, ş-şk gönünde de oruç tutması cidaldir. TebyîiTrfe de böyledir.<br />
<br />
Şek (jünû, böyie, bir kimsenin oruçlu olduğu güne tevâfuk etmemişse, -y: durum hakkında ihtilâf edilmiştir. Muhtar olan, havas hakkında n.-JAe olarak oruç tutmaktır. Tehzîb´de de böyledir.<br />
<br />
Avam hakkında verilen fetva ise şudur: Şek gününün ra­mazan ayından olma İhtimâli bulunduğu için o gün öğleye kadar bek­lemek uygund´-r. Ondan sonra is-s oruç yoktur. Sahih olan görüş bu­dur. Fetâvâyj frh-İithn´ü;\ da böyledir.<br />
<br />
Bu hususta havas: Şek günü ile ilgili niyyetlerl bilen kim­seler demektir. Bunu bilmeyenler ise avam sayılırlar. Niyyet´e gelin­ce : O gün daha önceden oruç tutmayı itiyâd edindiği güne rastla­mıyorsa, nafileye niyyet etmek ve kalbine «eğer ramazan ise, rama­zan orucu olsun» diye getirmemektir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, şek gününü bekliyerek sabahlasa, sonra da unu­tarak bir şey yese; daha sonra da o günün ramazan olduğu açığa çık­sa ve oruca niyyet eylese fetvalarda: «Bu —oruç— caiz olmaz-, diye zikredilmiştir. Zahîriyye´de de böyledir. [18]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Oruç Tutmanın Mekruh Olduğu Gönler :</span><br />
<br />
<br />
İki bayram günlerinde ve teşrik günlerinde oruç tutmak mek­ruhtur. Bir kimse, bu günlerde oruç tutarsa bize göre, — mekruh olmakla beraber— o kimsenin orucu caiz olur. Fetâvâyl Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bu beş günde oruca başlar ve bu orucu bozarsa, kaza etmesi gerekmez. Zâhirüy- rivâyede üç imamımızdan böyle nak­ledilmiştir. — Başka bir rivayette de— Şeyhayn : «Bu oruçların ka­za edilmesi gerekir.» demiştir. Nehrü´I - Fâik´ta da böyledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, ister ayrı ayrı olsun, ister peşpeşe olsun şevval ayında altı gön oruç tutmak mekruhtur. İmâm Ebü Yûsuf (R.A.)´a göre ise, şevval ayında peşpeşe altı, gün oruç tut­mak mekruhtur; ayrı ayrı tutulduğu zaman mekruh olmaz. Müteahhî-rîn´in tamamı ise, bunda bir beis görmemişlerdir. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
Esahh olan kavil de, bunda bir beis olmadığı, bunun mekruh olmadığıdır. Serahsî´nln Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
«Her hart- , ayrı ayrı iki gün olmak kaydı ile —şevval ayında — altı gün oruç tutmak müstehaptır. Zahîriyye´de de böyledir. [19]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Savm-ı Misal:</span><br />
<br />
<br />
Savm-i visal do mekruhtur.<br />
<br />
Savm-ı visal: Oruç tutmanın nehyedilmiş olduğu günlerde ds yememek üzere, senenin tamamında oruç tutmaktır.<br />
<br />
Bir kimsenin, oruç tutmanın nehyedümiş bulunduğu günlerde oruç tutmaması şartı ile, senenin —kalan— bütün günlerini oruçlu geçirmesinde, muhtar olan kavle göre bir beis ve kerâhat yoktur Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin gece ve gündüz hiç bir şey yemeden arka ar­kaya oruç tutması mekruhtur. Sirâc´da da böyledir.<br />
<br />
Efdâi öİan oruç — ramazan hâricinde — bir gün tutup nir gûn yemektir,. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Şemsü´l - Eimme Halvânî´ye göre: O günlere bir tazim nlyyeti olmaksızın, sadece cumartesi ve pazar günlerinde oruç tut­makta da bir beis yoktur Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
Novrûz´ve mîhrican günlerinde oruç tutmak mekruhtur. An­cak, bu günler daha önce oruç tutmayı Itiyad edinilen günlere rastlar­sa, oruç tutmak mekruh olmaz; aksi halde mekruh olur. Bu günlerde oruç tutmanın efdâîiyeti hakkındaki söze gelince, bu mezkûr günler­den bir gün önce nafile oruç tutan kimselerin, o günlerde de oruç tut­malarının efdâl olduğu manasınadır. Fakat, bir kimse, bu günlerden bir gün önce oruç tutmamışsa, bu günlerde de oruç tutmaması efdâl-dir. Çünkü., o güne ta´zim kasdı ile oruç tutmak haram olur. Zahîriy-ye´de de böyledir- Muhtar olan görüş de budur, Serahsî´nin Muhıyt*-inde de böyledir.<br />
<br />
Sükût orucu da mekruhtur. Sükût Orucu dernek, onjçlu iken konuşmamak demektir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Kocasının izni olmadan, bir kadının nâkile oruç tütmssi mek­ruhtur.<br />
<br />
Ancak bir kadın, kocast hasta <img src="https://dini-forum.com/images/smilies/confused.png" alt="Confused" title="Confused" class="smilie smilie_13" />e veya oruçlu ise yahut da hac ve­ya umre için İhram!: bulunuyorsa, o zaman izin almadan nafile oruç tutabilir.<br />
<br />
Köie ve câriyeier de. efendilerinden izin almadan nâî;!e oruç tu­tamazlar. Müdebbir olan kadın ve erkeklerle ümm-0 veled de böyle­dir.<br />
<br />
Bunlardan-herhangi biri izm âlmadsn nafile nruç tutarsa, kocanın karısına, efendinin de kölesine — bu -~ oruçlarını bozdurma- hakkı var­dır.<br />
<br />
Kocası izm verirse veya ölürse, kadın —bu şekilde— bozmuş olduğu orucunu kaza eder. Köle ve câriye de, efendisi izin verirse veya azâd ederse —bu şekilde— bozmuş olduğu orucunu kaza eder. Koca hasta bulunur veya oruçlu olur veyahut da ihramiı olursa, karısını — nafile —oruç tutmaktan men´ edemez. Bu kadın, kocası nehyetmîs olsa bile oruç tutabilir.<br />
<br />
Keza. köie ve cariyeleri, her hâlde efendileri nafile oruç tutmak­tan men edebilirler. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir,<br />
<br />
Keffâret-i zıhar İçin tutmakta oldukları oruçları hariç olmak üzere, köle ve cariyelerin tutmaları îcabeden bütün oruçlar, nafile oruçlar gibidir. Hulâsa´da dıa böyledir.<br />
<br />
Ecir (= ücretle çalışan bir kimse"- işçi), müste´cirinden (= kendisini ücretle çalıştıran kimseden = işverenden izin almadıkça nafile oruç tutamaz. Ancak böyle olabilmesi İçin, orucunun hizmetine tesir etmesi gerekmektedir. Eğer orucu, hizmetine mâni olmuyorsa, İzin aîmasıns ihtiyaç yoktur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin kızı, arvası ve bacısı nafile oruç tutmak için o kimseden ızîn almaya muhtaç değildir. Sirâcü´l - Vehhac´da da böyle­dir.<br />
<br />
Oruç tutmak meşakkatli olduğu zaman, misafirin (= yolcu­nun) oruç tutması da mekruhtur. Fakat böyle olmazsa, yani yolcuya oruç tutmak zor gelmezse ve beraber yiyip içtikleri arkadaşları da yoksa o yolcunun oruç tutması daha efdâldir. Ancak, birlikte yiyip içtikleri arkadaşları varsa ve bunların nafakaları da ortaksa, bu yol­cunun iftar etmesi (— oruç tutmaması) efdâl olur. Zahîre´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bir misafir, oruçlu olarak sabahlar, sonra da kendi şehrine veya bir başka şehre girer ve ikâmete niyyet ederse, bu kimsenle orucunu bozması mekruh olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir,<br />
<br />
Üzerinde ramazan orucu kazası bulunan bir kimsenin nafile oruç tutması mekruh değildir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
Eyyâm-ı bıyz´da oruç tutrmak müstehaptır. Eyyâm-i bıyz ise, her ayın on üç, on dört v© on beşinci günleridir, Fetâvâyi Kâdîhân´­da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin sadece cum´a günleri oruç tutması, — pazartesi ve perşembe günlerinde olduğu gibi— müstehaptır. Bahrüv Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Haram ayların tamamında, perşembe, cum´a ve cumartesi gönleri oruç tutmak mDstehaptir. Haram ay´arı : Zilkade, zil-hicce, muharrem ve recep aylandır. — Görüldüğü gibi — bu ayların üçü birbi­rini takip eden aylardır; birisi iss tek basınadır.<br />
<br />
Zil-hlcce´nin başında dokuz gün oruç tutmak müstehaptır. Sîrâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Eğer za´fa uğratacaksa. hacıların arefe günü oruç tutmaları mekruhtur. BahrüV- Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Keza, hacıların tevriye gününde oruç tutmaları da aynı se­beple mekruhtur. Çünkü bu günlerde hacla ilgili fiiller yapılacaktır; oruç tutmakla bunları yapmaktan âciz kalınabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu oruçlar merğûb olan (= beğenilen, sevilen ve rağbet edi­len) oruçlardandır:</span><br />
<br />
1- Muharrem orucu,<br />
<br />
2- Recep orucu,<br />
<br />
3- Şa´ban orucu,<br />
<br />
4- Aşure orucu.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram´a ve âlimlerin tamamına göre, aşure orucu muhar­rem ayının onuncu günü tutulur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Aşure gününün orucunu, muharremin dokuzuncu günü ile bir­likte tutmak sünnettir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
0 Sadece aşure gününde oruç tutrrcak mekruhtur. Ssrahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
tt Günlerin uzun ve sıcak olmasından dolayı, ya2 günlerinde oruç tutmak nefsi tam ıslahtır, ^ahîyro´de de böyledir[20]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN ŞEYLER</span><br />
<br />
<br />
Orucu bozan şeyler iki nevidir :<br />
<br />
1) Orucu bozup sadece kaza icâbettiren şeyler.<br />
<br />
2) Orucu bozup hem kazayı, hem de keffâreti îcabettiren şeyler. [21]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucu Bozup Sadece Kazayı İcabettlren Şeyler :</span><br />
<br />
<br />
Oruç tutan bîr kimse, unutarak yer, içer veya &#36;mâ´ ederse, orucu bozulmaz. Bu hususta, orucun farz veya nafile olması arasında bir fark yoktur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir şey yemekte olan kimseye: «Sen oruçlusun» dense ve fakat o şahıs oruçlu bulunduğunu hatırlamasa, sahih olan kavle göre onun orucu bozulmuş olur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Unutarak orucunu yemekte olan bir şahsı gören bir kimse, şayet onun akşama kadar oruç tutacak kudrette olduğunu anlarsa, muhtar olan kavle göre o kimseye oruçlu olduğunu hatırlatmaması mekruh olur. Ancak, unutarak orucunu yemekte olan kimse zayıf veya yaşlı bir kimse İse, ona haber vermeme ruhsatı vardır. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Orucu zorla yedirilmiş olan kimseye, ve hatâen orucunu boz­muş olan kimseye, sadece kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. Fstâvâyî Kâdîhân´da da böyledir,<br />
<br />
Bir kimse, oruçlu olduğunu bile bile, kasdı olmadan hata ile yer veya içerse, —sadece— kaza gerekir. Nehrü´l - Fâık´ta da böy­ledir.<br />
<br />
Unutarak oruç yiyen böyle değildir. Nihâye´de de böyledir.<br />
<br />
Unutarak yiyen, içen veya cima´ eden kimsenin orucu bo­zulmaz. Bu hususta farz ile nafile arasında bir fark yoktur. Hidâye´ds ds böyledir.<br />
<br />
Mazmaza ve ıstinşak yapmakta iken karnına su giren bîr kimse, eğer bu durumda oruçlu olduğunu hatırlarsa, orucu bozulur ve onu kaza etmesi gerokir. Fakat, bu sırada oruçlu olduğunu hatır­lamazsa, o kimsenin orucu bozulmaz-. Hulâsa´da da böyledir. İtimad bu kavil üzerinedir.<br />
<br />
Bir kimse, oruçlu olan bir şahsın1 ağzına bir şey atsa ve o şey de, oruçlu kimsenin kanuna gitse, orucu bozulur. Bu durumda o şahıs hatâ eden kimse gibidir.<br />
<br />
Keza, yıkanırken boğazına su kaçan Kimse de böyledir. Yani bu durumda onun da orucu bozulur. Strâcü´I - Vehhâc´da da böyledir<br />
<br />
Uyuyan bir kimse su içse. orucu bozulur. O kimse_ unutan kimse gibi değildir. Çünkü uyuyan veya aklı giden kimsenin kestiği hayvanın eti yenmez. Unutanın kestiği ise yenir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse tas, toprak gibi kendisinden gıda alınmayan ve tedavi de kullanılmayan bir şeyi yutmuş olsa orucu bozulur, fakat kef-fâret lâzım gelmez, Tebyîn´de de böyledir<br />
<br />
Oruç tutan bir kimse, çakıl, çekirdek, taş, kuru çamur, pamuk, kuru ot veya kâğıt yutmuş olsa, yine bü kimseye kaza lâzım gelir, kef-fâret lâzım gelmez. Hulâsa´da da böyledir,<br />
<br />
Yetişmemiş ham ayva, pişmemiş ham ayva ve yaş ceviz yutmak da keffâreti gerektirmez. Nehrü´l - Fâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Kuru ve kabuklu ceviz, kabuklu kuru badem yutmak keffâ-retî gerektirmez.<br />
<br />
Keza, kabuklu yumurta veya kabuklu nar yutmuş oian kimseye de keffâret gerekmez. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Yaş fıstık da ceviz gibidir. Fıstık eğer kuru ise ve içinde ta-nesi olduğu halde çiğnenirse, keffâret icâbeder.. Çiğnenmeden yutulur­ca keffâret gerekmez. Fıstığın kabuğunun yarılmış olması halinde de, âlimlerin ekserîsine göre yine keffâret gerekmez. Fetâvâyi Kâdîhân´-da da böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimse, kuru karpuz kabuğu yemiş olsa, keffâret gerekmez. Fakat, karpuz kabuğu yaş olursa keffâret îcâbeder. Zahîriy-yefda de böyledir<br />
<br />
Kuru pirinç, mercimek ve dan yemek de keffâreti îcabet-tirmez. Zâhidi´de de böyledir.<br />
<br />
Baş yıkamakta kullanılan (ve kil denilen) çamuru yiyen oruç­lu bir kimsenin orucu bozulur. Eğer bu kimse, çamuru yemeyi âdet haline getirmişse bu kimse için hem kaza ve hem de keffâret îcâ­beder. Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu olan bir kimse, —geceden— dişleri arasında kal­mış bulunan az bir şeyi yemiş olsa. orucu bozulmaz. Fakat, bu şey çok olursa orucu bozulur.<br />
<br />
Bu hususta, nohut kadar veya ondan fazla bulunan şey çok; bun­dan aşağı olan ise azdır.<br />
<br />
Bir kimse, dişlerinin arasında bulunan az.bir şeyi, ağzından çı­karıp eline aldıktan sonra, tekrar ağzına alıp yese orucu bozulur. Uy­gun olan kavil budur. Râfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimseye keffâretin gerekip gerekmiyeceği hususunda ise pek çok kavil vardır. Fakîh ise bu hususta : «Esahh olan, bu kimseye keffâretin îcâbetmiyeceğidir.» demiştir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Dişleri arasında kalmış bulunan susam tanesini yutmuş olan kimsenin orucu bozulmaz. Çünkü bu azdır. Eğer bu şeyi, dışardan alıp yutarsa, o kimsenin orucu bozulur. "Bu durumda, keffâret lâzım gelir.» diyenler de vardır. Ancak, muhtar olan, çiğnemeden yuttuğu takdirde keffâretin gerekmemesidir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. Esahh olan da budur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan kimse, bunu —sadece— çiğnerse orucu bozul­maz. Fakat, bunun tadını damağında hissederse, bu durumda yine orucu bozulur. Güzel olan budur. Az olan her şeyi çiğnemek halinde asıl olan — kaide — budur. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kapçıklı olan bir buğday tanesini çiğnemiş olsa, orucu bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Başkasının çiğnemiş olduğu bir lokmayı yutmak, zâhir-İ ri­vayetle keffâret İcabettirmez. Vecîzü´l - Kerderî´de de böyledir,<br />
<br />
Bir kimse, sahur yemeğinden ağzında kalmış olan lokmayı, fecir tulü´ ettikten sonra yutsa veya ekmek kırıntılarını yemek için voplasa da, —oruçlu olduğunu— unutarak onları çiğnemeye haşiasa we sonra durumu hatırlasa; oruçlu olduğunu bildiği halde bunları yut­sa, bazı âlimler: «Eğer onu ağzından çıkarmadan yutmuş ise, kendi­line keffâret lâzım gelir. Ancak, bu lokmayı önce ağzından çıkarmış jlur. sonra da tekrar ağzına alıp yutarsa,.o; kimseye keffâret lâzım gelmez» demişlerdir. Sahih olan da budur, ´f etâvâyi Kâdihân´da da<br />
<br />
öyledir,<br />
<br />
Bir başkasının lükrüğünü yutmuş olan kimseye —keffâret değil— kaza lâzım gelir. Ancak, dostunun tükrüğünü yutan kimseye ı keffâret lâzım gelir, Muhiyt´te de böyledir,<br />
<br />
Bir kimse, kendi tükrüğünü eline çıkarır ve oradan da ahp yutarsa —keffâret değil— kaza lâzım gelir. Vecîzü´l - Kerderî´ de böyledir,<br />
<br />
Konuşmak için dudaklarım —kendi— tükrüğö Üs ıslatan kimse, sonra da o tükrüğü yutsa, —zarurete binâen™ bu orucunu bozmaz. Zâhidî´de de böyledir<br />
<br />
Bir kimse, arkası kesilmeden ağzından çenesine akan salya­sını, geri ağzına çekip yutsa, o kimsenin orucu bozulmaz. Çünkü he­nüz salya çıkışını tamamlamamıştır. Ancak, salyanın arkası kesildik­ten sonra, ağza tekrar alınıp yutulsa, bu orucu bozar. Zahîriyye´de böyledir.<br />
<br />
Huccet´de : «Hastalıklı Dİr adamın ağzından su çıksa, sonra tekrar girse ve boğazına gitse, o kimsenin orucu bozulmaz. Tatat-hâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Mazmazadan arta kalan ıslaklığı, tükrüğö Us birlikte yutan<br />
<br />
kimsenin orucu bozulmaz.<br />
<br />
Başından burnuna sümük inmiş oian kimse, onu kasden boğazına çekse, bu tükrük menzilinde olduğu için, o kimsenin orucu bozulmaz. Serahsî´nin MuhıytMnde de böyledir.<br />
<br />
Zahir-i rivayete göre, kan yutmuş olan kimseye de sâdece kaza lâzım gelir. Çünkü bu, insan tabiatının nefret ettiği bîr şeydir. Zahîrîyye´de de böyledir<br />
<br />
Dişlerin arasından çıkan kan, boğaza girdiği zaman bakılır: Eğer bu kan îükrûkten az olursa, oruca bir zarar vermez; fakat kan tükrükten fazla ise oruç bozulur. Eğer kanla tükrük eşit miktarda olursa, yine orucun bozulmuş olduğuna hükmetmek güzeldir.<br />
<br />
İpek işlerinde çalışmakta olan oruçlu bir kimsenin ağzına ipek gitmiş olsa ve bu ipeğin yeşil, kırmızı veya sarı renkteki boyası o şahsın tükrüğüne karışsa ve tükrük sanlaşsa, yeşilleşse veya kırmi-zılaşsa, sonra da o kimse, oruçlu olduğunu bile bile bu boyalı tükrü­ğünü yutmuş olsa, orucu bozulur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Hindistan eriği emen bir kimsenin tükrüğü boğazına gitse, eriğin kendisi gitmedikçe o kimsenin orucu bozulmaz. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimse, şeker sorsa ve tadı boğazına gitse, bu kim­seye hem kaza, hem de keffâret lâzım gelir. Serahsî´nin Muhiyt´İnde de böyledir.<br />
<br />
Sinek gibi yenilmesi maksud olmayan ve kaçınılması da mümkün bulunmayan bir şey .oruçlu bir kimsenin ağzına girip boğazı­na kaçmış olsa, bu kimsenin orucu bozulmuş olmaz. Kîrmânî´nin fzâh´ında da böyledir.<br />
<br />
Sineği kendi isteği ile alıp yiyen kimseye de —sadece— kaza lâzım gelir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
O Bir kimse esnerken başını yukarı kaldırsa ve bu esnada oluk­tan akmakta olan sudan bir damla, o kimsenin boğazına gitse, orucu bozulur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
O Oruçlu bîr kimsenin boğazına yağmur veya kar tanesi girer­se, orucu bozulur. Sahih olan budur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan bir kimsenin boğazına, bir değirmenin tozu veya bir ilacın tadı veya çırpılan ve benz-eri bir işleme tâbi tutulan bir şeyin tozu veya duman veya toz, rüzgâr veya hayvan sürüleri sebebi ile çıkan toz veyahud da bunlara benzer şeylerin kaçması ile orucu bozulmaz. Sirâcü´l-Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Oruç tutan kimsenin ağzına, bir iki damla kadar az bir mik­tardaki göz yaşı girmiş olsa, o kimsenin orucu bozulmaz. Fakat göz yaşı çok olur, oruçlu kimse onun tuzluluğunu hisseder ve onu yu­tarsa orucu bozulur.<br />
<br />
Keza, oruç tutan kimsenin yüzünün terido bu şekilde olursa, oru­cunu bozar. Huiâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Vücûda, mesanelerinden giren yağlar orucu bozmaz. IWec-ma´ Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Suda yıkanan bir kimse; suyun serinliğini karnında hisset­miş oîsa, orucu bozulmaz. Nehrü´l - Fâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Göze damlatılan bir İlacın tadım, boğazında hisseden kim­senin orucu, bize göre bozulmaz.<br />
<br />
Keza, tükürüğünde sürmenin eserini ve rengini gören kîmsenîn orucu da, âlimlerin ekserisine göre bozulmaz. Zehıyre´de de böyledir. Esahh üian. da budur- Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse, ağız dolusu kussa veya kusturuisa veyahud da ağız dolusundan az kussa ve kusmuk kendiliğinden ağızdan geri dö­nüp karna gitse veya bu kimse tarafından geri çevrilse veyahud da dışarı çıkmış olsa, esahh olan kavle göre bu kimsenin orucu bozulur. Ancak, kusmuğu geri döndermek ve kasden kusmak hallerinde —oru­cun bozulması için— kusmuğun ağız dolusu olması şarttır. Nehrü´l-Fâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bu hükümler, kusuntunun yemek, su veya acı su olması ha­lindedir. Eğer kusmuk balgam olursa, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.AJ ve İmâm Muhammed [R.AJ´e göre, bu orucu bozmaz. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ise, buna muhaliftir. Oma göre, ağız dolusu olursa, bu da orucu bozar. Bu kavil daha güzeldir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir. İğne vurunarî, burnuna veya kulağına yağ (= ilâç) damlatan kimsenin orucu bozulur; ancak bu kimseye keffâret gerekmez. Hîdâ-yede de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimsenin kulağına, kendi isteğinin dışında yağ girmiş ol­sa, o kimsenin de orucu bozulur. Serâhsî´nin. Muhıyt´inde de böyle­dir<br />
<br />
Kulağına su damlatılmış olan kimsenin orucu bozulmaz. Hi-dâye´de böyledir Sahih olan da budur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Hılîline (— zekerinin deliğine) yağ davlatılan kimsenin orucu, İmâm Ebü Hanîfe (R.A.) va İmâm Muhammed (R.A.)´e göre bozulmaz. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Damlatılan şeyin yağ veya su olması müsavidir İhtilâf, dam­latılan şeyin, mesaneye ulaşıp ulaşmaması hususundadır. Damlatılan şey, eğer mesaneye ulaşmaz ve zekerin kamışında kalır ise, bu bil -icmâ´ orucu bozmaz. Tebyîn´de de böyledir,<br />
<br />
Aktâr´da: «Kadınların ön taraflarına konulan şeylerin onların oruçlarını bozduğunda ihtilâf yoktur.» denilmiştir. Sahih olan budur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Gâife[22] ilâçları hakkında, âlimlerin ekseriyetine göre, ko­nulan ´bu ilâcın karna veya dimağa ulaşıp ulaşmamasına itibar edilir. Bu ilâcın yaş veya kuru olmasına itibar edilmez. Meselâ : Bir kim­se, böyle bir yaraya konmuş bulunan kuru bir ilâcın karna vasıl oldu­ğunu bilirse, o kimsenin orucu bozulur. Veya, yaş bir ilâcın vâsıl ol­madığını bilirse, bu durumda da orucu bozulmaz. ´Inâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, bu ilâçlardan hangisinin vâsıl olduğunu bilmezse, bu . durumda ilâç yaş olursa, İmâm Ebû Hanîfe ER.AJ´ye göre âdeten vü-sûi vâki olmuş sayılır ye d kimsenin orucu bozulur. İmâmeyn´e göre ise, o kimsenin, ilâcın karnına veya dimağına yasıl olduğuna dair — kesin — bir bilgisi olmadıkça, şüphe ile orucu bozulmuş olmaz. Eğer, câifeye konan deva-i = ilâç) kuru ise, vâsıl olduğu bilinmedikçe, bil -ittifak orucu bozmaz. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse süngülense veya ona ok isabet etse ve bunlar bir müddet içirde kalsa, o kimsenin orucu bozulur. Ancak, süngünün ve­ya okun bir ucu dışarıda kalırsa, oruç bozulmaz. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kemiğin üzerine yapışmış olan eti ağzına alsa sonra cis Bynı zamanda geri çıkarsa, o kimsenin, orucu bozulmaz; fa­kat çıkarmazsa, orucu bozulur. BedâTde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ucu elinde bulunan ağaç parçasını yutsa ve sonra da geri çıkarsa, orucu bozulmaz. Ancak, bu ağaç parçasının tamamını yutarsa, orucu bozulur. Hulâsamda da böyledir.<br />
<br />
O Parmağın, dübürüne sokan bir erkeğin veya parmağını fercl-ne sokan bir kadının orucu bozulmaz. Ancak, bu durumda, parmak ıs-iak veya yağlı olursa, o takdirde oruç bozulur. Çünkü, bu du­rumda suyun veya yağın vüsûlü söz konusudur. Zahîriyye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bu hükümlerin hepsi, bir kimsenin oruçlu olduğunu hatırında bulundurduğu zamandadır. Ve bunlar güze! tenbihlerdir ve hafızada saklanıp, dikkâtle riâyet edilmesi gerekir.<br />
<br />
Çünkü, bir kimse oruçlu olduğunu hatırladığı müddetçe, —yu­karıda zikredilen durumların her birinde— orucu bozulur; ancak, oruçlu olduğunu unutarak bunları yapmış olursa, orucu ´bozulmaz. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimsenin oturağı çıkmış olsa. onu tekrar yerine korken. İçeriye su gidip orucu bozulmasın diye, parmağına bir bez sararak, onu yerine koyması münâsip oiur. Bundan dolayıdır ki, bazı âlimler: «Oruçlu kimse, taharetlenirken, suyun içeriye girmemesi için, nefes almamalıdır.» demişlerdir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu bir kimse, taharetlenirken fazla su kullanır ve su îçe-riye girerse, orucu bozulur. Bahrû’r- Râık´ta da böyledir,<br />
<br />
O Ramazan´da, gündüz aktindo zorla ve ölüm tehdidi ile mü-câmatta bulunan kimseye, — keffâret doğîl — kaza lâzım gelir. Fö-tâvâyi Kâdshân´da da böyledir. Fetva da bunun üzerinedir.<br />
<br />
Kocası tarafından —bu iş için —zorlanmış olan kadının durumu da böyledir. Yani, bu şekildeki zorlama karşısında, o kadına da keffret gerekmez. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir erkek, fecrin tulûundan önce. zekerini kadının fercine soksa ve sabah oldu korkusu ile geri çıkrsa. sabah olduktan sonra da menisi dışarı çikmrş olsa, o kimsenin orucunu kraa etmesi gerekme<br />
<br />
Unutarak cimâya başlayan bir kimse, oruçlu olduğunu hatirlasa ve derhüi zekerinier. çekse veya fecrin doğmasından önce zekerini îdhâl -etmiş olan şahıs. —vaktin geçmesinden korkarak— derakep geri çekse, sahih o´tan rivayete göre, bu kimselerin orucu bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu durrmdakt bir kimse, eğer —2eker1ni hemen çekmez ve— az da olsa beklerse, o şahsa hem kaza, hem de keffâret lâzım gelir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazanda karısının yüzüne veya fer-cine şehvetle, bir veya birkaç defa bakan kims öden inzal vâki o!sas orucu bozul­maz. Fethü´I - Kadîr´de d-e böyledir.<br />
<br />
Keza, düşünmekte meni gelmiş oba. yine oruç bozulmaz. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir<br />
<br />
Bir kimse, oruçlu iken karışım Öper ve inzal vâki olursa orucu bozulur; fakat keffârşt icâbetmez. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Keza, cariyesini, genç kimseyi veya hanımım Öpen bir kim­se, kendisinde, bu sebeptep doiayı bir yaşlık görürse veyahut da yaşlık görmemesine rağmen bundan tad almış, zevk duymuş olursa; İmâm Ebû Yûsuf bu kimsenin orucu bozulur; İmâm Muhsmmed (R.A.)´e göre ise. bu kimsenin —bu durumlarda— orucu bozulmaz. Zahidi de de böyledir.<br />
<br />
Hayvanı öpmesi sebebi ile kendisinden inzal vâki olan kim­senin orucu bozulmaz. Muhıytvtts de böyledir<br />
<br />
Mübâşere (— etleri ~~çıplak olarak— birbirine dokundur mak), el sıkışmak ve kucaklaimak da öpmek gibidir. Bahrü´r - Rûık´ta da böyledir.<br />
<br />
Kadına dokunmaktan vay a onun kilor (gibi rhahrem bir eşyasını) görmekten dolayı menisi cûdunun sıcaklığını hissetmiş orucu bozulmaz. Mi´râcü´d - Dir<br />
<br />
gelmiş olan kimse, şayet kadsnın vij-oiursa orucu bozulur; aksi takdirde âıye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kadın, kocasının manisi gelinceye kadar onu tutmuş ol­sa, bu durumda kocanın orucu bozulmaz. Ancak kadın, kocasını, onun teklifi ´ile tutmuş olursa, bu dlummda kocanın orucunun bozulup bo­zulmayacağı hususunda, âlimler arasında ihtilaf vâki olmuştur: «... Bozulur.» diyenler de vard´ır; *--. bozulmaz.» diyenler de vardır. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsede, ´bir hayvanın fercinc dokunmaktan dolayı inzâ! vaki olsa, o kimsenin orucu bozulmaz. Sirâcü´i - Vehhâc´da da böy­ledir,<br />
<br />
O Bir kimse, bir hayvana veya bir ölüye veyahut da bir kadı­nın Ön ve arkasının haricine mücâmaatta bulunmuş olsa ve kendisin­den inzal vuku´ bulmasa, oruç bozulmaz; şayet İnzal vâki olursa-, oru­cu bozulur fakat keffâret icâbeimez: kaza ermesi lâzım gelir. Fetâ-vâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Menisi gelene kadar, zekerin ilâç tatbik etmiş olan kim­senin, o orucu kaza etmesi gerkir. Muhter olan budur ve âlimlerin âmmesi böyle söylemiştir. Bahrü´r - Râik´tr.<br />
<br />
Bir kimse, karısının elj ile, zc bepl-e de inzal vaki olsa, o kimsenin or da da böyledir.<br />
<br />
Uyuyan veya geçici olarak c:. şeye —ifâkat halinde— oruca nfyyet<br />
<br />
bulunulsa, imamlarımızdan yetine gör lan kimsenin orucu bozulur. Huiâsa´da<br />
<br />
Birbirleri ile cima´ eden iki da böyledir. terine ilaç sürdürse ve bu se-ıcu bozulur. Sirâcü´I - Vehhâc´-net getirmiş bulunan bir kim-ettikten sonra, cima´ olunmuş i de, bu durumda cim´â olunu-da böyledir. kadından da înzâl vâki olmuş olsa, ikisinin de orucu bozulur. İnzâlfolmazsa. oruçları da bozulmaz. İnzal vâki olması hallerinde de kefaret lâzım gelmez. Fethü´l - Ka-dîr´de de böyledir. [23]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucu Bozup Kazayı Ve Hem De Keffâreti İcâbettiren Şeyler</span><br />
<br />
<br />
Bir kimse kasden, iki yold kaza ve hem de keffâret lâzım gelir. an birine cima´ etmiş olsa, hem . Bu durumda, her iki tenasül uzvundan da meninin gelmesi şart değildir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Kendisine cima1 edilen kapın, buna razı ´olmuşsa, ona da hem kaza ve hem de keffâret îcâpeder. Ancak, cima, zoraki yapıl­mışsa, kadına keffâret Sazım gelmez: yalnız kaza etmesi gerekir.<br />
<br />
Keza, kadın bu işe zoraki başisf; sonra da gönlü olursa, yine ona keffâret lâzım gelmez; yalnız kaza ^rmesi gerekir. Fetâvâyi Kâdîhân´­da da bu/Iedir.<br />
<br />
Bir çocuk veya bir deli ile nefsini tatmin eden yahut zina eden kadına, bil İttifak ihern kaza !hem de keffâret gerekir. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Gıda veya deva olan bir şeyi kasden yiyen bir kimseye kef­fâret lâzım gelir. Ancak, gıdalanmak veya devâlanmak kasdı olma­dan yenilen şeylerde — sadece kaza lâzım gelir. Hızânetü´l - Müftîn´-de de böyledir.<br />
<br />
Oruçlu olan bir kimse, ekmek ve yemek yediği; su, yağ veya süt içtiği; meyve, misk, zâferan veya kâfur yediği zaman, bize göre !bu kimseye, hem kaza hem de keffâret lâzım gelir Fetâvâyi Kâdî­hân´da da böyledir.<br />
<br />
Keza; sirke, deve sütü; asfer, za´ferân. bakla, kavun, karpuz, üzüm, üzüm çubuğu ve şeker kamışı sularını içmek de, hem kaza ve ´hem de keffâret gerektirir.<br />
<br />
Yağmur, kar ve dolu suyunu kasten yutan kimseye de, hem kaza ´hem de keffâret lâzım gelir.<br />
<br />
Keza, tin-i ermeni denilen çamuru deva için yemek; yenilmesi âdet haline getirilmiş kuru bir çamuru yemek; yağ ile yuğrulmuş darı unu yemek; küçük ´bir karpuzu —tümüyle— yutmak da hem kazâys ve hem de keffâreti gerektirir.<br />
<br />
Keza, çiğ et ve çiğ iç yağını yemek de, muhtar olan kavle göre keffâreti gerektirir. HızânetO´l - Müftîn´de de böyledir,<br />
<br />
Kaynatılmış arpa yutan kimseye de, keffâret gerekir. Fakat, arpa kaynamış olmazsa, keffâret gerekmez. Çünkü, kaynatılmış arpa­nın yenilmesi âdettir; kaynatılmamış arpanın yenilmesi ise âdet de­ğildir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Yağa veya pekmeze katılmış darı ununu yemek de. keffâreti gerektirir- Buğday da böyledir. Huiâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, mısırın sömeğîni yerse, Zendûsî´ye göre, — onda tat olması ve yiyen kimsenin de. bu tattan lezzet alması söz konusu olduğundan— keffâret gerektirir. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
—Taze— üzüm çubuğu yaprağı gibi, yenilen cinsten olan, bir ağaç yaprağını yemek de, hem kazayı, hem de keffâreti gerektirir. Eğer yaprak, yenilen cinsten olmazsa, bu durumda, —keffâret de­ğil— sadece kaza lâzım gelir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bütün otlar hakkındaki hüküm de böyledir. Yâni ,ot!ar yeni­len cinsten olurlarsa, hem kazayı, hem de keffâreti icâbettirir; yenilen cinsten olmayan otlar ise, — keffârati değil, sadece — ka-zâyı ge­rektiril. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bîr tek üzüm tanesini, çiğneyerek yiyen kimseye hem kaza hem de keffâret icâbeder.<br />
<br />
Üzüm tanesini çiğnemeden yutan kimseye de, —-özümün çöpü olsa da, olmasa da—hem kaza, hem de keffâret gerekir. Bu hususta âlimlerin görüş birliği vardır. Ebû Süheyl ise; «Çöpü ile birlikte — çiğnenmeden— yutulan üzümden dolayı keffâret lâzım gelmez.» demiştir. Zâhîrîyye´de de böyledir<br />
<br />
Taze, (yaş) badem yutan kimseye de k-effâret iâzim gelir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bademi veya cezivi, —ister taze olsun, ister kuru olsun —<br />
<br />
çiğneyerek yutan kimseye ´keffâret gerekir, Mi´râcü´d - Dirâye´cte de böyledir,<br />
<br />
Tuz yutmak keffâreti gerektirmez. Ancak, bunu âdet hâline getirmiş olan bir kimse, tuz yutarsa; ona keffâret gerekir Tebyîn´de de böyledir<br />
<br />
Muhtar olan kavle göre. tuz yemek ise keffâreti gerektirir Sadrü´ş - Şehîd: «Bu görüş sahihtir.» demiştir. Ebi´I - Mekârİm´in Nikâye Şerhi´nde de böyledir. [24]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bu Konu İle İlgili Bazı Mes´eleler</span><br />
<br />
<br />
Ramazanda unutarak yeyip îçen veya clmâ" eden bir kimse, orucum bozuldu zannı ile — ve — kasden yerse, keffâret gerekmez Ebü Hanîfe (R.A)´ye göre, bu kimse unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bilse bile, yine — o zan ile orucunu bozduğu için— bu kimseye keffâret gerekmez. Bu görüş sahihtir. Hulâsa´da 6a böy­ledir.<br />
<br />
Oruçlu iken kusan bir kimse, orucum bozuldu zannr iîe yiyip içerse, kendisine keffâret lâztm gelmez. Fakat, bu kimse, kusmakla orucu yemenin gerekmiyeceğini bilerek yerse, bu durumda kendi­sine keffâret lâztm gelir. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
Ramazan günü ihtiiam olan kimse, bu durumda orucunun bozulduğunu zannederek, kasden yer içerse, kendisine keffâret ge­rekmez. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Ancak, bu kimse bu durumda orucunun bozulmadığını bilmekte olduğu halde orucunu bozmuşsa, kendisine keffâret lâzım gelir. Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Hacamat yaptırdıktan (kan aldırdıktan} sonra, orucu boztıidu zannı ile. kasden yiyip içen kimseye hem kaza hem de kefaret ge­rekir.<br />
<br />
Ancak, bu kimseye, orucunun bozulduğu fetvası veri´miş olursa, İmâm Muhammed (R.A.Ve göre kendisine keffâret gerekmez<br />
<br />
Keza, bu kimseye bu konuda bir hadîs söylenmiş olsa ve bu kim­se ona itiınad etmiş bulunsa, yine kendisine keffâret gerekmez.<br />
<br />
Ancak bunlara, İmâm Ebü Yûsuf (R.A.) muhaliftir. O´na göre, bu kimse eğer o hadisin te´v ilini biliyorsa kendisine keffâret gere­kir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse ramazan günü, sürme çekinse, yağlansa veya bı­yığını yağlasa ve sonra orucum bozuldu zannı ile kasden birşey yi­yip İçse, kendisine keffâret lâzım gelir.<br />
<br />
Ancak, bu hususta bir bilgisi yoksa ve kendisine bu durumda yemesi hususunda fetva verilmişse, bu kimseye keffâret lâzım gei-mez= Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir misafir (yolcu), öğleden önce, hiç bir şey yeyip içmeden bîr şehre girse ve oruç tutmaya niyyet etse; sonra da kasden cima´ eylese, bu kimseye keffâret gerekmez.<br />
<br />
Keza, bir mecnun zevalden önce iyileşse ve —hiç bir şey yeme­miş olduğu halde— oruca niyyet etse; sonra da cima´ etse. kendi­sine keffâret gerekmez, Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, geceleyin niyyet etmeyip, sabahleyin zevalden (yâni nehâr-ı şer´înin yansından] önce oruca niyyet etse ve sonra kasden orucunu bozacak olsa. bu kimseye yine sadece kaza lâzım gelir; keffâret lâzım gelmez. Keşfü´I - Kebîr´de de böyledir<br />
<br />
Bir kimse orucunu bozsa ve sonra da oruç tutamayacak ka­dar hasta olsa, bize göre o kimseden keffâret düşer. Sahih olan budur. Fetâvâyi Kâdîhân´ds da böyledir. Zahîriyye´de; bu görüş esahhtır.» denilmiştir.<br />
<br />
Bize göre bu hususta asıl kaide: Bir kimse gündüzün so­nunda öyle bir hâl ve sıfatta bufunsa ki. gündüzün başında bu hal ve srfat üzere bulunmuş olsa idi; ortıe tutmaması mubah olacaktı; bu durumdaki kimseden keffâret sakıt otur. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Ramazan gününde misvak kııllanmiş olan bir kimse, oruca bozuldu zanm^ie ve bilerek yeyip içse, kendisine hsm kaza ve hem de keffâret lâzım geiir. Hulâsa´da d.´- böyledir<br />
<br />
Bir kimsenin kıybetini yaptığından dolay; orucu bozuldu zannı ile, iftar eden [= orucunu (bozan) kimseye de. hem kaza hem de keffâret gerekir Bu kimse, bir âlimden fetva almış veya bir hadîs-j şerifi teVil etmiş olsa bile, hüküm aynıdır. Bedâi´de de böy­ledir. Ulemânın âmmesi de böyle söylemiştir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir*<br />
<br />
Kasaen orucunu yedikten sonra havı olan veya oruç tutamıyacak kadar hastalanan bir kadına da keffâret lâzfm gelmez: sade­ce o oVucu kaza öder<br />
<br />
Keza, orucunu kasden bozduktan sonra bayılan k;msenfn üzerin­den de keffâret sakıt olur. Serahsî´nin Muhtyt´İnde de böyledir.<br />
<br />
«Orucunu kasden bozduktan .sonra, kendisini kasden yarala­mış olan kimsenin üzerinden ise keffâret sakıt olmaz.» denilmiştir Sahih oîan da budur. Zahfriyye´rie de böyledir.<br />
<br />
Bir ´hayvanla veya ölü bir insanla möcamsntta bulunan bîr kimse, daha sonra da, —bu durumda kendisine keffâret gerekme­diğini bile bile— kasden yerse, kendisine hem kaza, hem de keffâ­ret lâzım gelir. Ancak, bu şahrs durumu ´bilmemekte ise, —- keffâret değil —. sadece kaza lâzım gelir<br />
<br />
Keza, parmağını arkasına veya önüne ithal eden bir kimse, orucunun bozulduğunu zannedip, kasden yese veya kadının güzellik­lerine bakan bir kimse, orucunun bozulduğunu zannederek kasden iftar etse, bu haller de kusma gibidir. Yani bu durumda bu hallerin hükmü, kusmanın hükmü gibidir Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
oauç<br />
<br />
Lâşe (= pis olmuş hayvan eti) yiyen bir kimseye, eğer lâşe kurtlanmışsa sadece kaza; kurtlanrnamışsa, hem kaza hem de keffâ­ret lâzım gelir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
O Ramazan günü, gündüz vaktinde idânı edilmeye götürülen oruçlu bir kimse, su istese; bir başka şahıs da su verse ve o adam suyu içse; sonra da affedl-Isc. Şeyhü´l - İmâm Zehlrüddln: "ö kimse­ye keffâret lâzım gelir.» demiştir.<br />
<br />
Ramazan günü, gündüz vaktinde kasden karısı ile cima´ eden ´bir kimseyi, devlet başkanı zoraki ve mecburi bîr yoculuğa çı­karmış olsa bile, zâhırü´i - usûlde bu kimsenin üzerinden keffâret sa­kıt oirnaz. Zâh r yyG´d&amp; de böyledir. [25]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- ORUÇ TUTMAMAYI MUBAH KILAN ÖZÜRLER</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1- Yolculuk:</span><br />
<br />
Ramazanda yolculuğa çıkacak olan bir kimse, geceden oruca niy-yet etmiyebilir. Ancak oruca başladıktan sonra o gün yolculuğa çıkan kimse için, o ilk gün orucunu bozması mubah olmaz.<br />
<br />
O Böyle bir durumda yolculuğa çıkmış olan kimsenin orucuna devam etmesi gerekir. Şayet, devam etmeyip; yolculuğa çıktıktan sonra iftar etmiş olursa; bu kimseye — keffâret değil— sadece kaza gerekir. Ancak, önce orucunu bozup, sonra yolculuğa çıkan kimsenin durumu böyle değildir. Bu durumda olan bir kimseye hem kaza ve ve hem de keffâret lâzım gelir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, günün başlarında, kasden orucunu bozmuş olsa ve bundan sonra da devlet başkanı kendisini cebren sefere çıkarsa, zâhirü´r-rivâyede bu kimseden —bu durumda bile— keffâret sakıt<br />
<br />
Bu kimse, bu durumda kendi isteği ile yolculuk yapmak is­temiş olsa bile, kendisinden keffâretin sakıt olmıyacağı hususunda rivayetlerde., ittifak vardır Hulâsa´da da böyledir<br />
<br />
Ramazan ayında yolcuiuğa çıkmış olan bir kimse, unuttuğu bir şeyi almak için evine geri dönmüş olsa ve orucunu bozduktan sonra tekrar yola çıksa, —kıyâsen— onun üzerine de keffâret îcap eder. Çünkü, bu kimse yolculuğu terk etmiş olmaktadır. Fakîhde: «Biz bunu kabul ederiz.» demiştir. [26]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2- Hastalık:</span><br />
<br />
Oruç tutmamayı mübâh kılan özürlerden birisi de hastalıktır.,<br />
<br />
Hasta, nefsinin telef olmasından veya bir azasını kaybetmekten korkarsa, bil - icmâ´ iftar eder (~ oruç tutmaz).<br />
<br />
Hastalığının artmasından veya uzayıp geç iyi olmasından kor­kan kimse de, bize göre İftar edebilir. Yani oruç tutmayabilir. Bu du­rumlardan dolayı iftar eden (—orucunu bozan) kimseye, —keffâret değil— sadece kaza lâzım gelir. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Hastalık, bîr kimsenin —kendisinin— içtihadı ile belli o.ur. Bu hususta ictihad, mücerred vehm f= ihtimal) ile değil, hastalığın alâmetlerinden bu kimsede zann-ı galip meydana gelmesi ile müm­kündür. Hastalık tecrübe ile veya fışkı zahir olmayan müsiüman bîr bîr doktorun haber vermesi ile de bilinebilir. Fethü´İ - Kadîr´de de böyledir,<br />
<br />
Oruç tutması sebebi ile hasta olmakîan korkan bir kimse de hasta gibidir. Tebyîn´de de böyledir<br />
<br />
Keza, ´ağır sıtma nöbetine tutulan kimse, —henüz sıtma zuhur etmeden — orucunu bozacak olsa, bunda bir beis yoktur. Fet-hü´I Kâdîr´de de böyledir.<br />
<br />
Fakat, gün aşın sıtmaya tutulan kimse, mutad gününde sıt­ma nöbetinin gelmesi ile, kendisini zayıf düşüreceğini tevehhüm ede­rek orucunu boğduzu halde, —o gün— sıtma zuhur etmese kendi­sine keffâret de lâzım gelir, Hulâsa´da da böyledir. [27]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3- Hamilelik Ve Çocuk Emzirmek:</span><br />
<br />
Oruç tutmamayı mubah kılan özürlerden biri de, kadının hamile olması veya çocuk emzirmekte bulunmasıdır<br />
<br />
Hamile olan veya çocuk emziren kadınlar, kendi nefsinden veya çocuklarından korkarlarsa, oruç tutmayabilirler veya iftar ede­bilirler. Bu durumdaki kadınlara keffâret gerekmez; oruçlarını kaza «derler. Hulâsa´da da böyledir.[28]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- Hayız Ve Nifas Hali:</span><br />
<br />
Hayız ve nifas hallerinde bulunan kadınlar iftar ederler. Hî-dâye´de de ´böyledir.<br />
<br />
Bir kadın hayız günü diye, başladığı orucu bozsa ve o gün hayız olmasa, zahir-î rivayete göre. bu kadına keffâret lâzım gelir, Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Geceden temizlenmiş olan kadın, müteakip günün orucunu tutar. Bu hayzının müddeti on gün olanlar içindir. Hayzının müddeti on günden aşağı olan bir kadın, da gecenin yıkanacak kadar bir bö­lümüne yetişirse, orucunu tutar. Fakat, kadın yıkanma işini bitire­ne kadar, fecir doğarsa; bu kadın o gün oruç tutmaz. Çünkü, bu yı­kanma müddeti, hayız müddetinden sayılır. Bu söylediğimiz husus ise, hayız müddeti on günden az olan kadınlar hakkındadır. Setahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir. [29]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- Şiddetli Açlık Veya Susuzluk :</span><br />
<br />
<br />
Oruçlu ´bir kimse, açhktan veya susuzluktan dolayı helak olaca­ğından veya aklına noksanlık geleceğinden —tecrübesine, bir alâ­mete veya müsiüman bir doktorun sözüne dayanarak— korkarsa, bu kimse, orucunu —daha sonra kaza etmek üzere— bozabilir.<br />
<br />
Çalışmasından dolayt zayıf düşen ve oruç tutarsa helak olaca­ğından korkan kimse de, iftar edebilir Aynı durumda olan. cariyeler hakkında da hüküm böyledir<br />
<br />
Devlet başkam tarafından şîddetli sıcak günlerde çalışmaya gö­türülen kimse de, helak olmaktan veya aklına noksanlık gelmesinden korkarsa. İftar edebilir, Fethü´İ - Kadîr´de de böyledir. [30]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">6- İhtiyarlık:</span><br />
<br />
<br />
Oruç tutmaya gücü yetmeyen çok yaşlı kimselere «Şeyhî fânî» denir. Bu durumda olanı kimseler oruçlarını yerler ve ´her günün orucu İçin —keffârette olduğu gibi— bir fidye verirler yâni her gü­nün orucu İçin bir fakirin karnını doyururlar, Hidâye´da de böyledir. Yaşlı kadınlar için de hüküm aynıdır<br />
<br />
Şeyhi fânî, ölümüne kadar her gün kuvveti noksanlaşan kim­selerdir ki, ´bunlar tekrar kuvvet bulamadan vefat ederler. Bahrü´r-Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bu durumda olan kimseler, fidyelerini dilerlerse ramazanın başlarında, bir defada verirler; isterlerse bunu ramazanın sonuna bı­rakırlar. Nehrii´l – Fâık’ta da böyledir.<br />
<br />
Fidye verdikten sonra, oruç tutmaya gücü yeter hâle -gelen yeşlı ´bir kimsenin verdiği fidyenin hükmü batıl olur. Bu kimsenin ön­ceden tutamamış olduğu oruçlarını kaza etmesi gerekir. Nihâye´ds de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin üzerinde yemin keffâreti orucu veya katil kef­fâreti orucu bulunsa ve bu kimse ihtiyarlığından dolayı oruç tutmak­tan âciz bir halde olsa; bu kimsenin, mezkûr ´keffâretlere bedel ola­rak, fakirlere yemek yedirmesi caiz olmaz. Çünkü, fidyede aslolan — başka bir şeye bedel olan oruçlarda değil— bizzat tutulamıyan oruçlar için Verilmektedir. Yani, ancak tutulamıyan oruçlar için ve oruç tutabilme ümidi kalmadığı zaman fidye verilebilir. Bu durumda ise, tutulması gereken oruç, başka bir şeyin bedelidir; asıl oruçtan değildir. Bu sebeple, bunun yerine yemek yedirmek —oruç tutabilme ümidi kalmamış olsa bile— caiz değildir. Keza, yemin keffâreti de böyledir. Çünkü, bu da başka bir şeyden bedeldir.<br />
<br />
Fakat, üzerinde zıhar keffâreti veya ramazan keffâreti bulunan bir kimse, eğer fakir olmasından dolayı köle aza d etmekten ve yaş­lılığından dolayı da oruç tutmaktan âciz olursa; bu kimsenin bu du­rumda — bunlara bedel olarak— altmış fakiri doyurması caiz olur. Çünkü bunların oruçtan bedel olduğu nasla sabittir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Hastalık veya yolculuk gibi bir özürden dolayı ramazan oru­cunu tutamayan bir kimsenin hastalığı veya yolculuğu ölünceye kadar devam etse; bu kimsenin —tutamadığı— bu oruçlarını kaza et­mesi gerekmez. Ancak, bu kimsenin tutamadığı oruçları yerine, fa­kirlere yemek yedirilmesini vssiyyet etmesi sahih olur. Bu vasiyyett, malının üçte birinden yerine getirilir. Yani, —malının üçte birin­den — fakirlere yemek yedirilir.<br />
<br />
Fakat, ´bu kimse hastalıktan kurtulursa veya yolculuktan döner­se ve tutamadığı oruçlarını tutabilecek vakit de bulursa; bu şahsın, tutamadığı bu oruçlarının tamamını kaza etmesi gerekir. Ancak, bu oruçları tutmadan, ölüm gelirse, fidye verilmesini varislerine vasiy-yet eder. Bedâi´de da böyledir.<br />
<br />
Bu durumda olan kimsenin velîsi, tutamadığı her oruç için, fakire yarım sa´ buğday veya bir sa´ hurma veya arpa verir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bu durumda olan bir kimse, vesiyyet etmemiş olsa bile, va­rislerinin, —-bu fidyeler İçin— teberruda bulunmaları caiz olur. An­cak, vasiyyet yoksa, vârisler üzerine hiç bir şey lâzım gelmez. Yâni, varisler fidye vermeye zorlanmazlar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu durumda, ölen kimsenin yakınları, onun yerine oruç tut­mazlar. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
İyileşen ´hastalar ve yolculukları sona eren yolcular, sıhhat veya İkâmetleri sırasında, daha önce tutamadıkları oruçları kaza ederler. Bunda ihtilaf yoktur; âlimlerin ekserisinin görüşü budur. Sa­hih olan da budur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir-<br />
<br />
Bir kimsenin birinci ramazandan kaza borcu olduğu halde ikinci bir ramazan girmiş olsa, o kimse edayı kaza üzerine takdim eder. Yani, önce yeni giren ramazanın oruçlarını edâ etmesi gerekir.<br />
<br />
Râzî, arkadaşlarımızın : «Nafile olan oruçlarda da, özürsüz olarak iftar etmek helâl olmaz.» dediklerini nakletmiştir. Kâfî´de de böyledir. Bu görüş sahihtir. Zahir-i rivayet de budur.<br />
<br />
İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)´den ge­len rivayetlere göre, — nafile oruçlar hakkında — ziyafet de bir özür­dür. Zahir olan budur. «Bu -hususta takip edilmesi uygun oian yol şu­dur: Eğer, ziyafet sahibi bir kimsenin —ziyafette— hazır bulunmasrndan memnun olacak ve f3kat iftar etmemesinden üzüimeyeeekse, bu kimse iftar etmez. Ancak, iftar etmemesi hâlinde davet sahibi olan şahsın üzüleceğini bilirse, bu durumda iftar eder. Sonra daa bu orucu kaza eder.» demişlerdir.<br />
<br />
Büyük âlim Şemsü´l - Eimme Halvânî: «Bu hususta söylenilen-İerin en güzeii : «Eğer o kimse, ileride bu orucu kaza edeceğinden emin olursa, din kardeşinden eziyyeti kaldırmak için iftar eder. Ve eğer, bu orucu kaza etme hususunda nefsinden emin olmazsa —iftar etmemesi ziyafet sahibine eza olsa bile— iftar etmez.» demiştir.<br />
<br />
Bu hal, iftarın zevalden önce olacağına göredir. Eğer ziyafet ze­valden sonra ise, —nafile oruç tutan kimse, bu ziyafet sebebi— ile ´İftar etmez. Ancak, bu durumda iftar etmemesi, ana ve babaya karşı gelmek şeklinde tezahür ederse, o kimse yine iftar eder. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
Nafile oruçlarda —bir zıyafetde— misafir otmak özür sa­yıldığı ´gibi, ev sahibi olmak da özür sayılır. Vikâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ziyafet., vacip olan oruçlarda özür sayılmaz, Nihâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan ayının ´bazı günlerinde iyileşen bir mecnûnun, — bu ramazanda, cinnetinden doiayi— tutmadığı oruçlarını kaza et­mesi lâzım gelir. Ancak, cinnet hâli ramazan ayının tamamını kap­sarsa, —-daha sonra iyileşse bile— bu kimsenin o oruçları kaza et­mesi gerekmez. Cinnetin bulûğa ermiş veya bulûğ çağına yaklaşmış olan kimselere gelmesi arasında, zâhîr-i rivâyet´e göre bir fark yok­tur,<br />
<br />
Bîr mecnûn, Ramazan ayının son günü zevalden önce, iyileş­miş olsa da, kendisine kaza lâzım gelmez. Sahih olan görüş budur, Kifâye´de ve Nihaye´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazanın tamamını baygın geçiren kimse —daha sonra — onu kaza eder. Bu, bil - icmâ1-böyledir. Mî´râcü´tj - Dirâys´de de-böyİe-dir.<br />
<br />
Bir kimse, güneş battıktan sonra bayılmış veya tecennî et­miş olsa ve hu hali de günlerce devam etse; bu şahsın, o gecenin gündüzüne ait oian orucu kaza etmosi gerekmez. Çünkü, eğer o craca niyyet etmiş olduğunu bilseydi, —durumu— açıktı. Bunu bilmi­yorsa, açık olan hâli niyyettir; ve amel halin zahiridir. Meselâ : Bu kimse, ramazanda yolculuğa çıkmış olsaydı, iftar eder ve sonra da — bu orucunu— kaza ederdi. Çünkü, o şahsın hâlinin zahiri, niyyet edip etmediğine delâlet etmemektedir. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazanda düşmanla savaşacağını bilen ve bu sebeple za­yıf düşeceğinden korkan bir gazi, iftar edebilir. Serahsî´nin Muhryt´-İnde de böyledir.<br />
<br />
Harbin olacağı kesin olarak belli olmasa bile, yine bu gâzi-ye keffâret gerekmez. Çünkü, savaşta kuvvetli bulunmak için iftarı öne almaya ihtiyaç vardır. Halbuki, hastalık böyle değildir. Zâhîriy-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Nafakasını — san´ati ile — kazanmrya muhtaç olan bir san´atkâr; oruçlu iken san´atı ile uğraşınca, zarara uğrayacağını bi­lirse, bu şahsın iftar etmesi de mubahtır. Kunye´de de böyledir. [31]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">6- NEZİRLER (=ADAKLAR)</span><br />
<br />
Şartsız nezir sahih olmaz.<br />
<br />
Nezrin sahih olmasının şartları şunlardır:<br />
<br />
1- Bir nezrin sahih olması için, şer´an, nezredilen bu şeyin cinsînden bir vecîbenin olması gerekir. Bu sebepten dolayı, meselâ : hasta ziyaretini nezretmek sahih olmaz.<br />
<br />
2- Nezrediien şey, bizzat maksud olmalıdır; vesîle olmamalı­dır. Bundan dolayıdır ki, abdest almayı veya tilâvet secdesini nezret­mek sahih olmaz.<br />
<br />
3- Nezredilen şey, hâi-i hazırda vecîbe olan bir şey olmama­lıdır. Bunun içindir ki, meselâ : «Öğle namazını kılmayı veya başka bir farzı yerine getirmeyi nezretmek sahih olmaz. Nihâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
4- Nezredilen şey, nefsi itibariyle maslyet (— günah) olma­malıdır. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir. Meselâ;<br />
<br />
Bir ´kimse, «Allah rızası İçin, kurban bayramı günü oruç tu­tayım.» demiş olsa bile, o gün yer; başka bir gün kaza eder. Çünkü, bu nezir sahihtir. Oruç tutmak, binefsihî meşru´; —o gün tutmak jse— liğayrihî menhîdir. {= yasaklanmıştır.) Çünkü, —kurban bay­ramı günü oruç —tutmak— Allahu Teâlâ´nm dâ´vetine İcabeti terk etmektir. Ancak, —adağından dolayı— o gün oruç tutmuş olan kim­senin üzerinden, oruç borcu düşer. Yani adağı yerine gelmiş olur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
5- Yerine getirilmesi mümkün olmayan bir şeyi nezretmenrek de nezrin sıhhatinin şartlarındandir. Meselâ: Bir kimse «dünkü gün oruç tutayım.» diye nezretmiş olsa, bu nezri sahih olmaz. «Bah­rü´r Râik´ta da böyledir. Bir kimse : «Filan adamın geldiği gün, Allah rızası İçin oruç tutmak, üzerime nezir olsun.» diye adakta bulunsa; bu kimsenin oru­cunu yediği gün veya kad:nın hayz olduğu gün o adam gelmiş olsa; İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, bu kimsenin yapacağı bir şey yok­tur. Muhtar olan da budur. Strâcîyye´de de böyledir.<br />
<br />
«Bu adam, zevalden sonra gelmiş olursa, o şahsın yapacağı bir şeyv yoktur. İmâm Muhammed (R.A.)´e göre böyledir.» denilmiş­tir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir ftimse : «Filân adamın geldiği gün, Allah rızası için —o günün devamında— oruç tutayım.» diye nezretmiş olsa; o kimse de geç gelse, nezreden adama bir şey lâzım gelmez. Ancak, o adam ze­valden önce gelmiş olursa ve nezreden kimse de, —o ana kadar — bir şey yememiş ´bulunursa; oruca niyyet eder. Serahsî´nin Muhıyt´-inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Felan adamın geldiği gün, Allah rızası için de­vamlı oruç tutayım.» diye adamış olsa ve bu adam gelmeden de iftar etmiş bulunsa; bu kimsenin o gün oruç tutması lâzım gelmez. Fakat, o günü takip -eden günde oruç tutması -lâzım gelir. Sirâcü´I - Vehhâc´-da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Filan adamın geldiği gün ve filan adamın da, iyileştiği gün oruç tutayım.» diye nezretmiş bulunsa; —gelecek — şahsın geldiği gün, diğeri de iyileşmiş olsa, adak sahibi kimsenin<br />
<br />
— sadece-— o gün oruç tutması gerekir; başka bir şey lâzım gel­mez. Muhıyt´ts de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rizası için bir gün oruç tutayım» diye adamış oisa; bil - icmâ´ bu orucu —geciktirecek olsa bile— dilediğî gün tutar. Çünkü, hu şekilde adamakla, o şa!hsa —her hangi— bir gün oruç tutmak vacip o!ur.<br />
<br />
«Allah rızası için, iki gün —veya üç gün, veyahut on gön— oruç — bu— sözü sahih değildir.<br />
<br />
«Allah rızası için, iki gün —veya üç gün, veyahut on gön— oruç tutayım.» diye adakta bulunan kimsenin, bu oruçları tutması vacip olur Bu ´kimse, bu oruçları İstediği zaman tutar. Dilerse, bu oruçları arka arkaya tutar; dilerse bazan tutup bazan tutmayarak, aralarını aç­mak sureti ile tutar.<br />
<br />
Fakat, bu kimse, bu oruçları adarken, arka arkaya tutmaya niyyet etmiş olursa, bu oruçları arka arkaya tutar.<br />
<br />
Böyle, arka arkaya tutmaya niyyet etmiş olan bir kimse, bu gün­lerden birinde oruo tutmazsa; veya bu ´durumdaki bir kadın hayz olur­sa; bu oruçları —baştan başlayarak— yeniden tutar. Sirâcü´I - Veh-hâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ayrı ayrı günlerde oruç tutmayı adayarak bu şek­li üzerine vacip kıldıktan sonra, bu oruçları arka arkaya tutmuş olsa; bu caiz oför. Feîâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızâsı için. ard arda on gün oruç tuta-, yım.» diye adamış bulunsa ve bu kimse on beş gün oruç tutsa, fakat bu arada bir gün iftar etse ve oruç tutmadığı bu günün —ilk— on günde mi, yoks3 —son— beş günde mi olduğunu bilemezse; bu durumda bu şshıs, arka arkaya beş gün daha oruç tutar. Böylece, ar­ka arkaya on gün oruç tutmuş olur, Zahîi-iyye´de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızası için, gün ve gün oruç tutayım.» di­ye adakta bulunmuş oîaa; şayet bu şahıs niyyetî esnasında «ebediyyen- dememişse, — sadece — bir gün oruç tutar.<br />
<br />
«Aliah rızası için oruç tutmak, adağım olsun» diyen kimse­nin de, bir gün oruç tutması gerekir.<br />
<br />
Bir kinişe: «Günl-erce oruç tutmak nezrim oIsutt.» demiş olsa, üç gün oruç tutar. Ancak .niyyeti esnasında daha fazla oruç tutmayı murad etmesi hâli müstesnadır.<br />
<br />
Bir kimse: «Çok günlerin orucunu tutarım.» diye nezretmiş olsa ve fakat niyyeti esnasında gün sayısını belirtmemiş bulunsa, bu kim­se İmâm Ebû Hanife (R.A.)´ye göre on gün, İmâmeyn´e göre ise yedi gün oruç tutar. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Gün sayısını, niyyeti esnasında belirtmeden : »Allah rızası için günlerce oruç tutmak nezrim olsun.» diyen kimsenin, on gün oruç tutması gerekir. İmâmeyn´e göre bu şahıs yedi gün oruç tutar. Sirâ-cîyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «(Bid´atü aşere yevmen =) On gün ilâ on dokuz gün oruç Tutayım.» diye adamış olsa; o kimse on üç gün oruç tutar. Fethü´I - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Allah rızası için (keza keza yevmen =) şu ka­dar, şu kadar gün oruç tutayım.» diye adamış bulunsa, bu kimsenin on bir gün oruç tutması gerekir. Bu kimse, adadığı esnada sâdece (keza, keza´ =0 «şu kadar, şu kadar» demiş bulunsa yirmi bir gün oruç tut­ması lâzım gelir. Fetâvâyı Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Cum´a orucu tutmak, üzerime nezrolsun.» de­miş olsa; bu şahsın yedi gün oruç tutması gerekir. Fakat, bu kimse adaması esnasında «sadece cum´a günü» diye belirtmişse, bu durum­da sâdace cum´a günü oruç tutar. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Cum´a günlerinde oruç tutmayı adamış olan kimse İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.AJ´ye göre, on cum´a oruç tutar. İmâmeyrfe göre ise, bu şahsın ömrünün bütün cum´afarında oruç tutması gerekir.<br />
<br />
Bir kimse: «Bu ayın cum´alarında oruç tutmak üzerime nezir olsun.» demiş olsa; o ay çıkıncaya kadar bütün cum´aları oruç tutar. Şemsü´l - Eimme Serahsî: «Sahih olan budur.» demiştir. Zahîriyye´-de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Allah için, perşembe günü oruç tutmak üzeri­me nezir olsun.» demiş bulunsa; ´bu kimse — sadece— kendisine en yakın olan perşembe günü oruç tutar. Gelecek perşembe günlerinln hepsinde oruç .tınması gerekmez. Ancak, -gelecek her perşem­bede oruç tutmaya» niyyet etmiş olması hâli müstesnadır.<br />
<br />
Keza, bir kimse: «Sekiz gün cumartesi günü Allah rızası için oruç tutayım.» diye adamış olsa, bu kimsenin, iki cumartesi günü oruç tutması lâzım gelir. Fakat, bu kimse «yedi gün, cumartesini oruç tutayım.» diye nezretmiş olsaydı, yedi cumartesi günü oruç tutması gerekirdi. Çünkü, cumartesi yedi günün içinde bir tanedir; tekerrür etmez. Ve böyle diyen kimsenin sözü, öncekinin sözüne muhalif ola­rak, sayı üzerine hamledilir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bütün perşembe günlerinde oruç tutmaya niyyet etmiş olsa ve fakat bu perşembelerden birinde oruç tutmamış bulun­sa, o kimsenin bu — tutmadığı — orucu kaza etmesi geretör. Muhiyt´-te´de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, çeyh-i fâni oluncaya kacîar, kaza borcunu te´hir etmiş olsa veya ömrü boyunca oruç tutmayı adamış bulunan bir kim­se, âciz kalıp bu adağını yerine getiremese veya san´atı İle meşgul olması sebebi ile. bunu yapması, kendisine meşakketli gelse, bu du­rumdaki kimseler, oruç tutmayıp, her gün bir fakiri doyururlar. Bu kimselerin, —zorluğundan dolayı— bunu yapmaya da güçleri yet­mezse, Allahu Teâlâ´dan af dilerler. Şüphesiz ki Allah C.C.) bağışla­yıcı ve merhamet edicidir.<br />
<br />
Zamanın zorluğundan {sıcaklık gibi-..) dolayı oruç tutmaya gücü yetmeyen, —bu durumdaki— kimseler de, oruç tumayıp kışı bek­lerler ve kışın kaza ederler. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bu hüküm, ömür boyu oruç tutmayı adamamış olan kimseler içindir. Hulâsa´da da böyledir,<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızâsı için on gün oruç tutayım.» demeyi murad ettiği halde, ağzından «...Bir ay oruç tutayım.» sözü, çıkmış olsa; bu kimsenin bir ay oruç tutması gerekir. Çünkü, nezirde kasıd-la, kasdm dışındaki söz müsâvîdir<br />
<br />
«AMah rızası için, bir ay oruç tutmak üzerime nezir olsun.» di­yen kimsenin, otuz gün oruç tutması lâzım gelir. Burada ay otuz gün olarak belirlenir. Nezreder etmez, hemen oruca başlamak gerekmez. Burada orucu tehir etmekten dolayı günahkâr olunmaz. Sirâcü´l - Veh­hâc´da da böyledir.<br />
<br />
fetAvAyi hindîyye<br />
<br />
Bir kimse : «Bu ayın orucunu tutmak, bana nezir olsun,» demiş olsa, bu kimse, o ayın kalmış bulunan günlerinde oruç tutar. Adarken, bir ay oruç tutmayı adamış olursa, bu niyyetini yerine ga-tirir. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Arka arkaya olmak üzere, bir ay oruç tutmayı adamış olan kimsenin, bu orucu arka arkaya —hiç ara vermeden— tutması ge­rekir.<br />
<br />
Fakat, mutlak olarak bir ay oruç tutmayı adamış bulunan kimse, muhayyerdir: Dilerse peş peşe tutar; dilerse bazan yeyip, bazan tu­tarak otuz güne tamamlar. Bu durumdaki bir kimse, —belli bir — ayda oruç tutmaya başlasa da, arada bir orucu yemiş olsa, bu yediği orucu kaza eder; —baştan başlayıp, hepsini— yeniden tutması ge­rekmez. Bu durumda, tamamını iftar etmiş olan kimse de muhayyer­dir r Kaza ederken, dilerse ayrı ayrı tutar; dilerse arka arkaya.tutar. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Şevval, zil-ka´de ve zil-hicce aylarında Alları rızâsı için oruç tutmak nezrim olsun.» demiş bulunsa, bu oruçları, mezkûr ayların hilallerine bakarak tutar. Zil-ka´de ve zil-hicce otuzar gün, şevval yirmi dokuz gün olursa, bu şahsın beş gün daha oruç tutması gerekir. Bu beş günün, bir günü /ramazan bayramı, dört günü de teşrıyk günlerinin yerinedir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimse, Allah rızası için üç ay oruç tutmayı adaşa ve bu üç ayı da şevval, zilkâde ve zil-hicce olarak belirlese bu durumda zil-kâde ile zil-hicce otuzar, şevval ise yirmi dokuz gün olsa, bu kim­senin altı günün orucunu kaza etmesi gerekir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızâsı için, ramazan ayının misli (kadar) oruç tutmak, üzerime nezir olsun.» demiş olsa ve bunu arka arkaya tutmaya niyyet etmiş bulunsa, bu kimsenin, arka arkaya bîr ay orııo tutması gerekir.<br />
<br />
Eğer bu kimse, «ramazan ayının misli» derken, buradaki benze­tişi ile ramazan ayının, sayısı kadar oruç tutmayı kasdetmiş olursa veya bu ko;.uda hiç bir niyyeti bulunmazsa, bu şahsın otuz gün oruç tutması gerekir ve bunu isterse arka arkaya, isterse ayrı ayrı tutar. Muhıyt´te de böyledir, Nevâzîl´de : «Biz bunu kabul ederiz.» denil­miştir. Tatarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Keza bu kimse «ramazanın misli- tabiri |le, onun farz olu­şunu irâde eylemişse, yine ayrı ayrı tutar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse : «Allah rızası için bu sene oruç tutayım,* diye nezretmiş olsa; ramazan ve kurban bayramının —ilk— gönleri ila teşrıyk günlerini, sonradan kaza eder. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bu —hüküm— bu şahsın ramazan bsyramından önce, bu şekilde niyyet etmiş olması halindedir. Şayet, o kimse şevval ayın­da, bu şekilde söyliyerek niyyet etmiş olursa, ramazan bayramının — ilk— gününü kaza eylemez.<br />
<br />
Keza, bu kimse teşrıyk günlerinden sonrar bu şekilde —söyli­yerek— niyyet etmiş olursa, bayram ve teşrıyk günlerini kaza et­mesi gerekmez. Gâyetü´l Beyân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse : «Allah rızâsı için, bir sene oruç tutayım.» dese ve fakat ´bu senenin hangi sene olduğunu belirlemese, ayları ile tu­tarak seneyi tamamlar ve otuz beş günlük orucunu da kaza eder. Bu otuz ´beş günün, otuzu ramazan, beşi de bayram ve teşrıyk günlerinin yerinedir<br />
<br />
«Allah için, arka arkaya bir senenin orucunu tutmak üzerime ne­zir olsun», diyen kimsenin —bu niyyeti ile— durumu, «Allah için — bi aynihî— şu seneyi oruçlu geçirmek nezrim olsun.» diyen kim­senin durumu gibidir. Bu kimsenin ramazan ayım kaza etmesi lâzım gelir Çünkü, ramazan ayı, arka arkaya bir yılın dışında değildir. Hu-(âsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kadın, —adamak sureti II«— belli bir seneyi oruçlu ge­çirmeyi üzerine vacip eylemiş olsa; fau kadın hayz olduğu günlerin orucunu sonradan kaza eder. Çünkü, hayızlı olduğu günler, —oruç tutmayı adadığı— senenin dışında değildir Sahih olan budur. Fetâ­vâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Oruç tutmanın adandığı sırada «dehren» denilmiş olsa; bu kelime burada «bir sene» veya «ömür boyu» manasına gelir. Fethü´l-Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir şarta ta´lik edilmiş (= bağlanmış) olan bir nezir, o şar­tın meydana gelmesinden önce edâ ediimez; edilmiş olsa bile caiz olmaz. Bu, bil-icmâ´ böyledir<br />
<br />
Bir vakte izafe edilen, bîr nezir fse, o vakit gelmeden eda" edifa-bilir. Şöyle ki: Bir kimse, recep ayını oruçlu geçirmeyi nezretse de, onun yerine rebiüi-evvel ayını oruçlu geçirse; böyle yapması İmâm Ebû Yûsuf´un kavline göre caiz olur. Bu kavil, aynı zamanda İmâm-i A´zam Ebû Hanîfe´nin de kavlidir, imâm Muhammed´e göre ise, bu caiz olmaz. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
«İyiieşirsem oruç tutarım.» diyen Dlr kimseye, "Allah rızesi İçin, oruç tutmak üzerime nezir oisun.» demedikçe, bir şey lâzım gel­mez. Kıyasa uygun olan budur. İstihsanda ise : «Bu kimsenin oruç tutması gerekir.» denilmiştir. Fakat, bu kimse sözünü bir şarta ta´hk etmezse, o kimseye kıyâsen de, istihsânen ds, bir şey vacip olmaz. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse, beiîi bir ayı oruçlu geçirmeyi nezrederek, o,ay oruç tutmayı kendisine vacip ey I ese, ancak o ay gelmeden bu kimse öise, bu kimsenin o ayın her bir gününün orucu için fakire yarım saT (= 520 dirhem) buğday ıt´âm edilmesini vasiyyet etmesi gerekir Ayın belirli bir ay olması ile olmaması arasında bir fark yoktur.<br />
<br />
Hasta bir kimse : «Allah rızâsı için. bir ay oruç tutmak üze­rime nezir olsun.» demiş oisa ve bu şahıs sıhhatine kavuşmadan ölse, -kendisine hie bir şey lâzım gelmez. Ancak, bu şahıs, bir tek gün bile, iyileşmiş olsa, ayın tamamını saviyyet etmesi gere­kir. İmâm Muhammed (R.A.) ise: «Bu kimse, sıhhate kavuştuğu günler kadarını vasiyyet eder.´ demiştir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
«Allah rızası için, ayın başında ve sonunda peş peşe ıh gön; oruç tutmak üzerime nezir olsun.» diyen kimsenin, ayjn on be­şinci ve on altıncı günlerinde oruç tutması gerekir. Fetâvâyl Kadı-hân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Allah rızası için, recep ayını oruç tutarak g* -çareyim.» diye adakta bulunduktan sonra, zfhar keffâreti oiarak arka arkaya İki ay oruç tutsa vs bu aylardan bîri de recep ayı olsa, bu «keffâret-i zıhari— caiz olur. Ancak, recep ayını -t-nezrinden.dola­yı — sonradan kaza etmesi gerekir. Esahh olan budur, Zahîriyye´dc de böyledir. [32]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">7- İ’TİKÂF</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bu bab, İ´tikâfın:</span><br />
<br />
a) Manasını,<br />
<br />
b) Kısımlarını,<br />
<br />
c) Şart ve rükünleri,<br />
<br />
d) Edeblerini,<br />
<br />
e) Güzellik ve üstünlüklerini,<br />
<br />
f) İ´tİkâfi bozan şeyleri ve<br />
<br />
g) İ´tikâf için zararlı olan şeyleri, ihtiva etmektedir. [33]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">a) İtikâfin Manası:</span><br />
<br />
İ´tikâf: Bir mescid-i şerîfde veya mesci´d hükmündeki bir yerde, i´tikâf niyyeti ile ikâmet etmektir. [34]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">b) İtirafın Kısımları:</span><br />
<br />
<br />
İ´tlkâf:<br />
<br />
1- Vacip,<br />
<br />
2- Sünnet-î müekkede,<br />
<br />
3- Müstehâb olmak üzere üç kısma ayrılır.<br />
<br />
Bir şarta bağlı olarak veya bir şarta bağlı olmadan adanmış bu­lunan i´tikâf, vacip olan i´tikâftır.<br />
<br />
Ramazan-ı şerifin son on günündeki i´tikâf İse (kifâye yolu ile) sunnet-i müekkededir.<br />
<br />
Bu ikisi dışında, —başka zamanda— bir mesctdda ibâdet n;y yeti i!e yapılan i´tikâf ise, müstebab olan i´tikâftır. Fethü´I - Kadîr´do de böyledir. [35]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">c) İtikâfın Şart Ve Rükünleri:</span><br />
<br />
1- Niyyet: Niyyetsiz i´tîköf. h´.l - icmS" cûa olmaz. Mi´râ-cü*d - Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
2- İ´tikâf mescidde yapılmalıdır: Ezan okunup, kamet getirilen her mescidde i´tikâf yapılabilir. Sahih olan budur. Huîâsa´da böyledir. [36]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hangi İ´tikâf Daha Efdâldir</span><br />
<br />
<br />
İ´tikâfin en efdali, Mescîd-i Hsrarn´da f= Beytullah´da = Kâ´be´de) yapılan i´tikâftır. Sonra, i´iikâfîar fazilet dereceleri i´tiba-riyle şöylece sıralanır: MescîcS-i Nebî´de {= Medînc-i Münevvere´-deki Ravza-i Muta-hnara´da), sonra Kudüs´teki Mcscid´i Aksâ´da, son­ra camilerde ve sonra da cemâati çok olan mescid´erde yapılan i´ti-kâflar efdaldir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Kadınlar, kendi evlerinin mescidinde (= namaz kıldığı oda­sında] i´tikâf yaparlar. Bu durumda, i´tikâf yaptıklar: yerler kadınlar hakkında cemaatin namaz kıldığı mescidfer gibi olur. Kadınlar, zaruri ve insani ihtiyaçları olmadıkça, — i´tikâf müridetînce —• buradan çık­mazlar, Mebsût Şerfıî´nde de böyledir.<br />
<br />
Kadınların, dışarıdaki mescidlerde f´tifcâfa girmeleri caizdir ve fakat bu mekruhtur. Serahsî´nin Muhıyt´indo de böyledir.<br />
<br />
Kadınların evlerinde i´tikâf yapmaları, mescidde Tîikâf yap­malarından; mah~İ!e mescidinde i´tikâf yapmaları da, büyük rnescid-de i´tikâf yapmalarından daha efdâldir. Evinde i´tikâf yapacak oian ka­dın, nama kılmaya tahsis edilmiş bir yer yoksa: evinde namaz kıl­dığı yerin hâricinde i´tikâf yapabilir<br />
<br />
Bîr kadının evinde mescid yoksa, bir yeri mescîd ittiha edip, orada i´tiköf yapar. Zâhidî´ds de böyledir.<br />
<br />
3- İtirafın şartlarından bîri de oruçtur: Oruçlu ol­mak, vacip olan i´tikâflar için şarttır ve lâzımdır. Zâhirü´r - rivây-ede, bu hususta İmâm Ebû H&amp;nîfe (R.A.)´den bir rivayet vardır. İmâmeyn (R.A.)´in kavillerine göre : Nafile olan İ´tikâfîarda oruç şart değildir. Hatta, mescide girmiş bulunan bir kimse, ordan çıkıncaya kadar i´ti-kâfa nlyyet etmiş olsa, bu büe sahih olur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir gece ve bir gündüz i´tikâf etmeyi nezretmiş olsa ve fakat o gün oruç tutmasa, bu —i´tikâfı— sahih olmaz.<br />
<br />
Bir kimse, şayet: «Allah rızâsı için, oruçsuz olarak bir ay i´tikâf yapayım.» diye nezretmiş olsa; bu kimsenin hem i´tikâf yapması ve hem de oruç tutrnas; iâsım gelir. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Orucun kendisinin bulunması şart kılınmıştır; i´tikâf yönün­den oruç şart kılınmamıştır. Hatta, bir kimsenin ramazan i´tikâfını nezretmesi de sahihtir. Zshıyrs´a´e de böyledir.<br />
<br />
—Ramazan i´tikâfını nezreden— bir kimse, ramazan orucu­nu tutsr da, i´tikâf yapmazsa; &gt;bu kimsenin diğer bir ayda ard arda ol-. mak şartı ile i´tikâf yapması ve bu i´tikâf günlerinde de- oruç tutması gerekir. Mtslıtyt´te. de böyledir.<br />
<br />
Bu kimse, eğer ikinci ramazan gelene kadar î´tikâfa girmez, ve bu gelen ramazanda i´tikâfa girerse, caiz olmaz (Nezri yerine gel­miş bulunmaz.) Çünkü, oruç o kimsenin zimmetinde borç olmuş ol­maktadır.´Bunun, da vaktini zayi etmiş olduğu İçin, bu oruç binefsihî maksûd olmuş bulunmaktadır. Maksûd olan ise, başkası ile edâ olun­maz. Hatta, bir ay i´tikâfa girmeyi nezretmiş olan bir kimse, sonra da ramazanda i´tikâf yapsa, bu caiz olmaz. (Yani, nezri yerine gelmiş bulunmaz.) Bu kimse, oruç tutmasa ve o ayın orucu ile beraber, i´tikâfını da kaza etse, bu caiz olur. Çünkü kaza, edâ gibidir. Serahsî´-nîn Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Nafile oruç tutmaya niyyetli olarak sabaha erişen bir kim­se, gündüzün bir bölümünde «Allah İçin i´tikâf yapmak üzerime ne­zir olsun.» dese, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´nın kavline göre, o kimsenin î´tikâfı kıyâsa göre olmaz. Çünkü, —adanan bu,— İ´tikâf vaciptir. Bu da ancak vacip olan bir oruçla sahih olur. Halbuki, bir kimsenin —ön­ceden niyyet etmiş olduğu— orucu nafile bir oruçtur ve onu vacip kılmak mümkün değildir. Muhiyt´te de böyledir. [37]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- Müslüman Olmak, Akıllı Bulunmak, Cünüplükten, Hayız Ve Nifastan Temiz Bulunmak Da İ´tikâfın Şartlarindandir :</span><br />
<br />
<br />
Çünkü : Müslüman olmayan, ibâdete ehil değildir. Mecnun (= deli), niyyete ehil değildir.<br />
<br />
Cünüp, hayıziı ve nifaslı olanlar ise, mescidlere girmekten men edilmişlerdir.<br />
<br />
Bulûğa ermek, i´tikâfm sıhhatinin şartlarından değildir. Yani, akıllı olan çocuğun yaptığı iîtikâf sahih olur.<br />
<br />
I´tikâfın sahih oibasi için, erkek olmak ve hür olmak da şart de­ğildir. Kadın, kocasının izni ile; köle de efendisinin izni ile i´tikâfa gi­rebilir ve i´ti kaftan sahih olur. Bedâi´dü de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, i´tikâf için hanımına izin verince, artık bundan dönemez ve hanımının i´tikâf yapmasını men etmesi sahih olmaz. Fa­kat, efendi, kölesine verdiği izinden dönebilir. Böyle yapmakla, efen­di kötü bir iş yapmış ve günahkâr olmuş olur.<br />
<br />
Mükâtep köle İse, efendisinden izin «İmadan i´tîkâf yapabilir. Efendisinin, mükâtep köleyi i´tikâftan men etme hakkı yoktur. Fetâ-vâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kadın, i´tikâf yapmayı —izinsiz olarak— adamış olsa, bu durumda da kocasının, o kadını i´tikâftan men etme hakkı vardır.<br />
<br />
Keza, köle ve cariyeler de, i´tikâfi nezretmiş bulunsalar, efendi­leri onları —i´tikâftan— men edebilirler. Muhiy´te de böyledir.<br />
<br />
Azad edilen köle ve baîne olan cariye, —nezredip yerine getiremedikleri— bu i´tikâflarını kaza ederler. Fethü´l - Kâdîr´de de böyledir.<br />
<br />
Müntekâ´da : «Bir koca, karısına bir ay i´tikâfa girmesi için İzin vermiş olsa; kadın bu bir aylık i´tikâf süresinin ard arda olma­sını istese,´bu durumda (kocası ayrı ayrı olmasını emredebilir. Ancak koca, biaynihî bir ay İ´tikâfa girmesi için karısına izin vermiş olsa, kadın da ard arda olarak i´tikâf yapsa, kocanın onu men etmeye hak­kı kalmaz.* denilmiştir. Serâhsî´nin Muhıt´inde de böyledir. [38]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">D)- İtikâfın Edebleri</span><br />
<br />
<br />
i´tikâf esnasında, hayırdan başka bir şey söylenmemelidir.<br />
<br />
Ramazan-t şerifin son on gönünde ve Harem-i Şerif gibi mescidlerin efdâl olanında i´tikâf yapılması daha efdâldir. Sirâcü´I • Vehhâc´da da böyledir,<br />
<br />
Mu´tekif (= i´tikâf yapan kimse), Kur´ân ı Kerim okumaya, hadîs-i şerif okuyup öğrenmeye ve öğretmeye, Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Siysrini ve diğer peygamberlerin siyerlerini okumaya, sâlih kişilerin haberlerini okumaya ve dînî vazifeleri yazmaya devam eder. Fethü´l - Kâdîr´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekifin, günâh olmayan sözleri konuşmasında da bir beis yoktur. Tahâvî´de de böyledir. [39]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">E)- İ´tîkâfın Güzellik Ve Üstünlükleri</span><br />
<br />
<br />
O Mu´tekif, i´tikâfta kendisini tamamen Aliahu Teâlâ´nin ibâde­tine teslim eder. Onun maksadı, sadece Allah (C.C.Vın ri2âsına ya­kın olmaktır.<br />
<br />
İ´tikâf sayesinde nefis, kulu Allah´a yakın olmaktan men eden dünya meşakkatlerinden uzak kaiır.<br />
<br />
Mu´tekif, bütün vakitlerini namaza tahsis etmiş, her an namaza gark olmuş demektir. Çünkü, bil-fill namaz kılmadığı zamanlarda bile, mescidin içindedir ve cemâatle birlikte namaz kılmaya hazırdır; onu beklemektedir.<br />
<br />
Mu´tekifler, Kurân-i Kerîmfde vasıfları şu şekilde zikredilmekte olan melekler gibidirler:<br />
<br />
«Onlar (=: melekler), Aliahu Teâlâ´nın emrine katîyyen karşı gel­mezler ve kendilerine emredilmiş olan şeyleri, harfiyyen yapıp, ye­rine getirirler.» [40]<br />
<br />
«Onlar (o melekler) ki, geca gündüz Aliahu Teâlâ´yı tenzih ve takdis ederler ve onlar (bunları yapmaktan) asla usanmazlar.[41]<br />
<br />
— Görüldüğü gibî — mu´teküer, melekler gibidirler.<br />
<br />
Mu´tekifin oruçlu bulunmasının şart olması da, i´tikâfm gü-zelliklerindendir. — Çünkü—Oruçlu olan kimse ANahu Teâlâ´nın misafiridir. Nihâye´de de böyledir. [42]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">F- İtikâfı Bozan Şeyler :</span><br />
<br />
1- Mazeretsiz Mescidden Çıkmak:<br />
<br />
<br />
Mu tekîf, bir zaruret olmaksızın, i´tîkâfa girdiği yerden gece veya gündüz vaktinde çıkmaz. Özürsüz olarak — bir saat bile — çıkmış olsa, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe [R.A,)şye göre*, o kimsenin i´tikâfı bozulur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekîfin, i´tikâf yaptığı yerden, kasden veya sehven çıkmış ol­ması da müsâvîdir, FeJâvâyİ Kâdîhân´da<br />
İ´tikâf yapan kadınlar da, evlerinin mescidîerinden, —zaru­ret olmadıkça— dışarı çıkmazlar Serahsî´nîn Muhıyt´inde de böyle­dir.<br />
<br />
O Mescidde i´tikâfa girmiş bulunan bir kadını, i´tikâfta İken kocası boşamış olsa, bu kadın evine gider ve kalan kısmı evinde ta­mamlar. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Büyük veya küçük abdest bozmak ve cum´a namazı kıl­mak için i´tikâf yerinden çıkılabilir. İ´tikâMı için bunlar —meşru — Özürlerdir. Abdest bozmak için çıkmış olan kimse, evine gidebilir. Sonra mescide döner; bunda bir beis yoktur.<br />
<br />
Bu durumda, ihtiyacını giderînce hemen mescide dönmek gere­kir. Hemen mescide dönmeyip, bir müddet oyalanan kimsenin İ´tikâfı imâm-ı A´zam (R.A.)´a göre bozulur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Bir mu´tekifin, i´tikâfa girdiği mescidin yakınında, bir dostu­nun evi bulunsa; kazâ-i hacet için o eve gitmesi lâzım gelmez.<br />
<br />
Mu´tekifin, biri i´tikâfa girdiği mescide yakın, diğeri ise uzak olan İki evi bulunsa; bazı âlimler; «Uzak olan evine gitmesi caiz ol­maz;´şayet giderse î´tikâfı batıl olur.» demişlerdir. Slrâcü´l - Vehhâc´-da da böyledir.<br />
<br />
İnsanî bir ihtiyaç için tnescîdden çıkmış olan mu´tekif yavaş yavaş yürür. Nihâye´de de böyledir,<br />
<br />
Mu´tekif, i´tikaf yaptığı yerde yer içer ve uyur. Çünkü bun­ların mescidde yapılmaları mümkündür. Bunlar için dışarı çıkmaya İhtiyaç yoktur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
İ´tikâfa girdiği rnescidde cum´a kılınmayan bir mu´tekif, eğsr câmî yakınsa, cum´a kılmak için, güneş zeval noktasına varınca çı­kar. Bu zamanda çıkması için, zeval vaktini bekleyince, hutbeyi ve cum´ayı geçirtmemiş olmast gerekir. Eğer, bekleyince bunlara yetişe-miyecek olursa, bu durumda zeval vaktini beklemeden, — i´tikâf yap­tığı mescidden,— camiye varıp dört rek´at namaz kılacak ve minbe­rin yanma oturacak şekilde— çıkar.<br />
<br />
Cum´ayı kıldıktan sonra ise, dört veya altı rek´at namaz kılacak kadar camide ´bekler. Böyle yapması, cum´anın sünnetindeki ihtilâf sebebi iledir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, —cum´a kılmaık İçin— gittiği camide bir gündüz ve bir gece kalırsa veya i´ti kâfini orada tamamlarsa, bu durumda i´ti­kâfı bozulmuş olmaz. Ancak, böyle yapmak mekruhtur. Sirâcü´l - Veh-hâc´da da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, mescidin yıkılması veya oradan- zoraki çıkarılma gibi bir özür sebebi ile, —i´tikaf yaptığı— mescidden çıkacak olur ve hemen başka bir mescide giderse, i´tikâfı bozulmaz. Bu, istihsân-dır. Badâİ´de de böyledir.<br />
<br />
Nefsinin veya malının helak olacağından korkan mu´tekif de mescid´den çıkabilir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Büyük veya küçük abdest bozmak için, mescidden çıkmış bulunan bir mu´tekifi, alacaklısı bir süre hapsetmiş olsa, İmâm-ı A´zam (RA)´a göre bu kimsenin i´tikâfı bozulur. İmâmeyne göre İse, bu durumda, o mu´tekifin i´tikâfı bozulmaz. İmâm Serahsî: «İmâmey-nin kavilleri müslümanlar için bir kolaylıktır.» demiştir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif hasta ziyareti .için, İ´tikâf yerinden çıkamaz, Bah-rû´r-Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Cenaze için çıkmış bulunan mu´tekifin de, i´tikâfı bozulur.<br />
<br />
Mu´tekif, kendisinden yardım isteyene yardım etmek, boğulmak-. ta olan birini ´kurtarmak, yanmakta olan bir şeyi söndürmek, cihâda gitmek veya şâhidlik yapmak için —mescidden— çıkmış olsa, yine İ´tikâfı bozulur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, hastalığından, dolayı, bir saat dışarı çıkmış olsa, yine i´tikâfı bozulur. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
İ´tikâfı nezrederken (= adarken), ´hasta ziyaretini, cenaze namazını kılmayı veya ilim meclislerinde bulunmayı şart koşan bir mu´tekifin, bunları yapması caiz olur. Tatarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir mu´tekif caminin minaresine çıkmış olsa; bu minarenin kapısı da mescidin dışında bulunsa, yine o mu´tekifin i´tikâfı bozul­maz. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bu durumda, mu´tenkifin müezzin olması veya olmaması ara­sında da bir fark yoktur. Sahih olan budur. FetâvâyI Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekifin, ehline başını yıkatmak İçin, mescidden çıkmasm-da da bir beis yoktur. Tetarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Yukarıdaki mes´elelerin tamamı, vacip olan İ´tikâflarla İlgi­lidir. Nafile olan i´tikâflarda, zahirü´r- rivâyede, bir özür bulunsun veya bulunmasın, mescidden dışarı çıkmakta bir beis yoktur Tuhfe´de: «Hasta ziyareti için ve cenaze namazı için çıkılmasında bir beis yoktur» denilmiştir. Nikâye´de de böyledir. [43]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2- Cima´ Ve Cimâ´ın Davetçileri De İtikâfı Bozar:</span><br />
<br />
Mu´tekifin cima1 etmesi ve onun da´vetçilerini yapması ha­ramdır. Cimâ´m davetçiierl derken, mübaşeret, öpmek, tutmak, boy­nuna sarılıp kucaklamak, fercinin haricinde cima´ yapmak gibi şeyler kastedilmektedir. Bu hususta gece ile gündüz müsavidir.<br />
<br />
Cima´, kasden olsun, sehven olsun; gece olsun, gündüz olsun İ´tikâfı bozar. Cima´ esnasında inzal vâki olsa da, olmasa da, i´tikâf bozulur. Ancak, cimâ´m haricindeki şeylerde Inzâl vaki olursa, i´tikâf bozulur; olmazsa bozulmaz. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Düşünmekle veya bakmakla meni çıkmış olsa, i´tikâf bozul­maz. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ihtilâm olmakla da İ´tikâf bozulmaz. Fethü´l - Kadîr´de de böyle­dir.<br />
<br />
Mescidde gusletmek imkânı varsa, mescidi kirletmemek şartı ile, orada yıkanmakta bir beis yoktur. Aksi takdirde, mu´tekif çıkıp başka yerde yıkanır ve mescide döner. Mescidde abdest almak da, aynen böyledir. Mescid kirlenecekse, mu´tekif abdestini de dışarıda alır. Fetâvâyi Kâdîhân´da ela böyledir. [44]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3- Bayılmak Ve Cinnet Getirmek De İtikâfı Bozar:</span><br />
<br />
<br />
İ´tikâfı esnasında, bir kaç gün baygınlık veya cinnet arız<br />
<br />
olan bir mu´tekifin i´tikâfı bozulmuş olur. Bu şahıs iyileşince, yeni­den i´tikâfa başlar. Hatta, bu hal devam etse de, senelerce sonra zail olsa, bu şahsın yine i´tikâfını kaza etmesi gerekir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Ancak, hemen gelip geçen baygınlık ve cinnetten dolayı, —bun­lar aralıklarla, böyle tekrar etse bile — i´tikâf bozulmaz.<br />
<br />
İ´tikâf esnasında bunayan ve sonra da iyileşen kimsenin de, İ´tikâfını kaza etmesi vâclp olur. FetâvâyI Kâdîhân´da da böyledir. [45]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- İtikafın Mekruhları:</span><br />
<br />
<br />
i´tikâf esnasında, ibâdet itikadı ile susmak mekruhtur. Teb­yîn´de de böyledir.<br />
<br />
Fakat, susmayı, bir ibâdet telakki etmezse, bir yakınlık İti­kadı olmazsa, bu durumda susması mekruh olmaz. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Günâh olan sözlerden dili susturmak, İbâdetlerin en bü-yûklerindendir. Cevheretü´n- Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Sövüşmek ve çekişmek, l´tikâfı bozmaz. —Ama bunlar mekruhtur.— Hulâsamda da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, unutarak, gündüz bir şey yemiş olsa, l´tikâfı bozulmaz. Çünkü, bir şey yemenin haram oluşu oruç içindir; i´tikâf için değildir. Nihâye´de de böyledir,<br />
<br />
Burada aslolan: Özellikle i´tikâflı için yasaklanmış olan şey, İ´tîkâfa zarar verir; -—sadece— oruçlu için yasaklanmış olan şey ise, i´tikâfa zarar vermez. Bunda ihtilâf yoktur. Gece.veya gün­düz; kasten veya sehven, cima´ veya özürsüz mescidden çıkmak gibi şeyler i´tikâfa zarar verir. Oruca zarar veren şeylerin, kasden veya sehven; gündüz veya gsce yapılmaları halinde ayrı ayrı hükümleri vardır. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekifin yiyeceği şeyleri alıp satmasında bir beis yoktur. Bu hususta bir tereddüd de yoktur. Fakat, bunları ticâret kasdı İle yapması mekruhtur. Fetâvâyi Kâdihân´da ve Zehıyre´de böyledir. Sahih olan da budur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekifin evlenmesi va müracaatı[46] caiz olur. Cevhe-reîü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif temiz elbiseler giyinmelidir. Koku sürünmesinde ve başını yağlamasında bir beis yoktur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Mu´tekif, geceleyin sarhoş olsa, i´tikâfını bozmaz. Çünkü bu dinin zararlı gördüğü şeylerden olmakla birlikte, ayrıca, i´tlkâfın mahzurlarından değildir. Başkasının malını yemek de, bunun gibi­dir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Vacip olan bir i´tîkâf bozulduğu zaman, onu kaza etmek vâ-clp olur. Bir kimse, biaynihî bir ay i´tikâfa girmiş ve fakat bîr gü­nünde oruç tutmamışsa, —sadece —o günü kaza eder. Fakat, bu ayın i´tikâfı biaynihî değilse, bu durumda i´tikâfa baştan başlayarak, onu kaza eder. Bu durumda, mu´tekifin i´tikâfını; kendi isteği ile özür­süz olarak, mescidden çıkmak, cima´ etmek, gündüz yemek yemek gi­bi sebeplerle bozması ile; hastalanmak, ´hayız, cinnet ve uzun süreli baygınlık gibi bir özür sebebi ile veya kendi sun´unun dışında h;r se­beple çıkması arasında bir fark yoktur. Fethu´l - Kadîr´de de böyledir. [47]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İtikâflâ İlgili Diğer Bazı Meseleler :</span><br />
<br />
<br />
Nefsine i´tikâfı vacip kılacak olan (— İ´tikâfa girmeyi adaya­cak) olan kimse, buna yalnız kalbi ile niyet etmekle yetinmemeli; bu niyetini dili ile de söylemelidir. Şemsü´l - Eimme´ye göre, sadece kalb ile niyyet, i´tikâfm vacip olması için kâfî değildir. Münasip olan da budur. Nihâye´de de böyledir.<br />
<br />
İ´tikâfa niyyet eden kinişe, i´tikâf edeceği günlerin sayısını ce­mi1 (= çoğul) sıygası ile vb tesniye (= ikiye delalet eden) sıygası ile söylemişse, bu günlerin gecelerinde veya bu gecelerin gündüzle­rinde de i´tikâfta kalması gerekir. Kâfî´de de böyledir,<br />
<br />
Üç gün veya daha fazla i´tikâf nezretmiş olan kimse; iki gün i´tikâf nezretmiş olan kimse; üç gece veya daha fazla — gece— i´tikâf nezretmiş olan kimse; veya iki gece i´tikâf nezretmiş olan kimse, bu nezrettiği günleri gece gündüz i´tikâfta geçirir. Sadece gündüzleri zik­retmiş olduğu durumda, o gündüzlerin gecelerini; sadece geceleri zikretmiş olduğu durumlarda da, o gecelerin gündüzlerini de İ´tikâfta geçirmesi gerekir. Ancak, böyle yapması için, sadece gece veya sa­dece gündüz için özellikle bir niyyeti olmaması gerekir.<br />
<br />
Şayet, gündüzleri gündüz, geceleri ise gece olarak, özellikle nly-yetinde belirtmiş olursa, bu niyyeti (ne uyması da) sahih olur. Bu durumda, sadece gündüzleri veya sadece geceleri i´tikâfa girer. Be-dâi´de de^böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir gün i´tikâf yapmayı adamış bulunsa, bu bir gündüz demek olur ve ona .gece dâhil edilmez. Fethü´I - Kadîr´da de böyledir.<br />
<br />
Vücûbunda gece dâhil olmayan i´tikâfları ayrı ayrı günlerde yap­mak caiz olur. Vücûbunda gece ve gündüz dâhil olan i´tikâfları İse, arka arkaya yapmak gerekir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bir ay veya belirli bir ay veytıut otuz gün i´tikâf yapmayı nezretmiş olan kimse, bu i´tikâfını arka arkaya —hiç bir gün ara vermeden •— yapar.<br />
<br />
Bir ay i´tikâf nezredîllr ve fakat bu nezir esnasında tevali (= ara vermemek) kasdedilmezse (ve ay da belirtilmemiş olursa); bu durumda nezir sahibi dilediği gibi yapar. [Yani dilerse, peş peşs bir ay i´tikâfta kalır; dilerse ayrı ayrı günlerde l´tikâf yapar.) Zâhîrly-ye´de de böyledir.<br />
<br />
l´tikâfa gece ve gündüz dahil olduğu zaman, mu´tekif l´tikâf yapmaya geceden (güneşin gurubundan) başlar. Çünkü, bütün gece­lerin, kendisinden sonra gelen gündüze tâbi olması asıldır. Kâfı´do de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse: «Allah rızâsı için, iki gün İ´ttkâf yapmak üzeri­me nezir olsun.» demiş olsa; İ´tikâf için. mescide güneş battıktan son­ra girer. O geceyi ve o gecenin gündüzünü ve İkinci geceyi ve bu ikinci gecenin gündüzünü de o mescidde geçirir. Güneş battıktan sonra mescidden çıkar.<br />
<br />
Günlerce (Üçden fazla) i´tikâf nezretmlş olan kimseler de, l´tikâ­fa güneş battıktan sonra başlarlar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bayram günü i´tikâfa girmeyi adamış bulunsa, bunu başka bir gün kaza eder. Eğer yemin ederek, buna niyyet et­miş olursa, yemininin keffâretini verir. Şayet, bayram günü İ´tikâf yapmış olsa, bu caiz olur; fakat böyle yapmak kötü bir şeydir. Hulâ-sa´da da böyledir.<br />
<br />
Üzerine vacip olmayan bir i´ti kâfi yapmakta olan kimse mes­cidden çıkmış olsa, bir şey gerekmez. Zâhîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Belli bir gün veya ayda i´tikâfa girmeyi adamış olan kimse, bu zamandan önce i´tikâf yapsa; veya Mescid-i Harâm´da i´tikâfa gir­meyi adamış olan kimse başka bir mescidde i´tikâfa girse, caiz olur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ay i´tikâf adadıktan sonra, Irtidâd etse (= is­lâm Dininden çıksa), sonra da tekrar müslüman olsa, bu kimseye bir şey lâzım gelmez. Serahsî´nin Muhıyt´İnde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ay i´tikâfa girmeyi mezrettikten sonra Ölmüş olsa, eğer vasiyyet etmişse, bir fakire her gün için yarım sa´ buğ­day veya hurma veyahut da bir sa´ arpa ıt´am edilir. Sirâciyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimsenin, bu şekilde vasiyyet etmesi, üzerine vacip olur. Bedâî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu şahıs vasiyyet etmemiş olsa ve fakat varisleri bunu ver­seler; bu da caiz olur.<br />
<br />
Hasta olan bir kimse, bir ay i´tikâfa girmeyi nezretse ve fakat bu hastalıktan iyileşmeden ölse, buna bir şey lâzım gelmez.. Fakat, bir gün sıhhatine kavuştuktan sonra ölmüş olursa, nezretmiş bulun­duğu bir ayın tamamı için, her gününe bir fidye verilir. Sirâciyye´do de böyledir. [48]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Oruçla İlgili Bazı Mes´eleler</span><br />
<br />
<br />
Bir kimse, (hicri) 559 yılının ramazan ayında oruç tutmasa; tutmadığı bu senenin orucunu kaza niyyeti ile —sonradan— bir ay oruç tutup bilahare kazaya kalan orucunun 551. yılın orucu olduğunu anlasa İmâm Ebû Halîfe (R.A.)´ye 9öra tuttuğu bu oruç caiz olmaz, Zshîriyye´de ve Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir gayr-i müslim, dâr-ı harpte müslüman olsa ve orucun farziyetini bilse, bakılır; eğer orucun farz olduğunu ramazandan son­ra öğrenmşise,.o kimsenin geçen ramazan oruçlarını kaza etmesi ge­rekmez. Fakat, ramazan ayı İçinde, orucun farz olduğunu bilmekte ise; bu kimsenin durumu —ramazanda ifâkat bulmuş olan— mec­nunun durumu gibidir. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimse, dâr-ı islâmda İhtida etmiş (=: müslüman olmuş) olursa, ihtida ettiği günden sonraki ramazan oruçlarını kaza etmesi gerekir. (Çünkü, islâm yurdunda bu gibi cehalet özür sayılmaz.) Fe­tâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu kimse, zevalden önce mûslûman olmuş olsa ve o vakte kadar da hiç bir şey yememiş bulunsa, o gün nâfîle olarak oruç tu­tar. Zffhirü´r-rivâye´de bu böyledir. Bu kimsenin tuttuğu bu oruç, na­file olarak sahih olmaz. Çünkü, bu kimsenin o günün evvelinde oruca ehliyeti yoktu. (Yani ona oruç —günün evvelinde— farz değildi.) (Günün sonunda farz olmuşsa da) oruç parçalara bölünmez, Serâhsî-nin Muhıyt´İnde de böyledir.<br />
<br />
Zevalden önce bulûğa erişen kir çocuk, şayet o vakte kadar bir şey yememişse, oruca niyyet eder. Bu çocuğun bu orucu da nâ-file olur. Esahh olan budur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Râzî: «Gücü yetecek duruma gelince, çocuğa oruç tut­ması emredilir.» demiştir.<br />
<br />
Ebû Ca´fer, Belh´li âlimlerin bu tfıussutakl görüş ayrılıklarım nak­letmiş ve : «Eğer oruç çocuğun vücuduna zarar vermiyorsa, esahh olan, ona oruç tutmasını emretmektir. Eğer oruç, çocuğun vücuduna zarar veriyorsa, emredilmez. Emredildiği halde, çocuk oruç tutmaz­sa, onu kaza etmesi de gerekmez.<br />
<br />
Ebû H af s´den soruldu :<br />
<br />
- On yaşına geldiği halde, oruç tutmayan çocuk dövülür mü O, şu cevabı verdi:<br />
<br />
- Bu mes´ele ihtilaflıdır. Sahih olan ise bunun da namaz gibi olduğudur. (Yani, — hafifçe —dövülür.) Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan günlerinden birinin evvelinde, oruç tutmaya mâni bîr hali olup da, sonra o (hali zail olan :her şahıs veya oruç tutmamayı mubah kılan bir hali bulunup da sonradan o ´hali yok olan her şahıs, — ki bu halleri günün evvelinde zail olmuş olsaydı, kendilerine oruç tutmak farz olacaktı — bu gibi şahısların, günün geride kalan kısmı-nı imsak etmeleri (aynen oruçlu gibi geçirmeleri) vacip olur. Bunlar ramazan gününde bulûğa eren çocuk, müsîüman olan gayr-i müslüm, Ifâkat bulan mecnun, tıayızdan temizlenen kadın ve ikâmete ehil ola­cak şekilde gelen misafir gibi şahıslardır ki, yukarıda söylediğimiz kaideye tabidirler.<br />
<br />
Keza, günün evvelinde orucun kendilerine farz olmasının sebep­leri bulunan ve oruç tutmaya ehliyeti olan kimseler, kasden orucu yemiş olsalar ve sonradan da pişmanlık duysalar veya şek gönünda iftar etseler de, sonradan o günün ramdan olduğunu anlasalar ve­yahut da fecir doğmadı zannı ile sahur yemeği yeseler de, sonradan — yemek yedikleri esnada — fecrin doğmuş olduğunu anlasalar; bu gibi kimseler de günün geride kalan kısmında imsak ederler. Bunu oruçluya benzemek îçin yaparlar. Bedâi´de de böytedir.<br />
<br />
Keza, nüneş battı diye yiyen ve sonra da güneşi gören kimse; hatâen veya zor karşısında orucunu yiyen kimse de günün kalan kıs­mında imsak eder. «Bu İmsak vâcfp değil, müstehaptır» denilmiş ise de, sahih olan bu imsakin vacip olduğudur. Fethü´I - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Hayızlı, nifaslı, hasta ve misafir (= yolcu) olan kimselerin oruçluya benzemelerinin vacip olmadığında ise icmâ´ vardır. Hulâsa´-da da böyledir,<br />
<br />
Hayızlı açıktan yiyebilir mi «Hayızlı gizlice yer.» de de­nilmiştir; açıktan yiyebilir.» de denilmiştir.<br />
<br />
Misafir ve ftssta olanların «açıktan yiyebilecekleri» ne dair bîr rivayet vardır Sirâcül - V&amp;hhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Nafile bir oruca başlayan kimse, sonradan bu orucunu yese, kaza etmesi gerekir. Hİdâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimsenin, bu orucu kendi isteği îie veya isteği olmadan boz­muş olması da müsâvîdir. Hatta, nafile oruç tutmakta olan bir kadın hayız olsa, o orucunu sonra kaza etmesi vacip olur. Bu konudaki iki rivayetin esahh olanı budur. Nİhâye´de de böyledir.<br />
<br />
Âlimlerimiz, zan ile başlanmış cian oruç hakkında İhtilâf et­tiler. Şöyle ki: Bir kimse, özerinde -—´borç olarak— var diye bir oruca veya ıbir namaza başlamış olsa, sonradan bunun o şahıs üze­rinde — borç olarak— olmadığı, açjğa çıksa ve bu orucu, o şahıs kasden yese; âlimlerimizden üçü: «O şahıs üzerine kaza lâzım gel­mez.» dediler. Fakat, efdâî olan, —bozulan— bu, orucu —sonradan tekrar-— tutmaktır. Bu ihtilâfa görer bir kimse, keffâret orucuna baş­layıp onu tutsa ve tamamlasa ve fazla olduğunu anladığı orucu kas­den bozsa, efdâl olan, bu kimsenin bu orucu, kaza etmesidir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, fecrin doğmasından sonra, kaza orucuna nîyyei etse; bu oruç kaza orucu olarak sahih olmaz; nafile bir oruç olarak sahih olup olmayacağı hususunda da görüş ayrılığı vardır. İmâm Ne-sefî: «Bu oruç nafile olarak sahih olur.» demiştir. Bu kimse, bu orucu bozarsa, kaza etmesi gerekir. Hulâsa´da da böyledir,<br />
<br />
Ramazanın tamamında, oruç tutmaya veya tutmamaya niy-yet etmemiş olan bir kimsenin, bu ramazan oruçların» — sadece — kaza etmesi gerekir. HMâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan orucundan başka, tîiç bir orucun bozuîmasmdan dolayı keffâret gerekmez; kaza gerekir. Kenz´de de böyledir.<br />
<br />
Ramazan orucu keffâreti ile zıhar keffâretl aynıdır. Vö bu keffâretler için, mü´min olsun., kâfir olsun «bir köle azâd edilir.<br />
<br />
Buna gücü yetmiyen kimse ise, arka arkaya altmış gün oruç tu­tar.<br />
<br />
Buna gücü yetmiyen kimse, altmış fakiri doyurur. Sunun için her fakire, bir sa´ hurma veya bir sa´ arpa veya yarım sa´ buğday verilir.<br />
<br />
Ancak, bütün keffâretlerde, keffâret verecek ´kimseye keffâretin vacip olduğu zamana değil, keffâreti vereceği zamandaki hâline i´ti-bar olunur. Eğer keffâreti verirken fakir olursa, —vacip olduğu sıra­da (her ne kadar zengin ise efe— oruç tutması caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ramazan içinde tekrar tekrar — keffâretl ge­rektirecek şekilde— cima´ yapmış olsa, bu şahıs için bir keffâret lâ­zım gelir ve kâfî olur. Fakat, bu şahıs cima´ edip, keffâreti yerine ge­tirdikten sonra, tekrar cima1 etmiş olsa, kendisine ikinci bir keffâret daha lâzım gelir. Zâhir´ür- rivâye´de böyledir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, bir ´kimse ramazanda —keffâret gerektirecek şekil­de— bir gün orucunu bozup, —keffâret olarak— bir köle azâd et­se, sonra yine aynı şekilde, bir orucunu bozup bir köle azad etse, bundan sonra üçüncü bir defa daha —aynı şekilde— orucunu boz-sa yine bir köle daha azad etmesi "gerekir. Ancak, köle azad etme­den önce, kaç gün — keffâret gerektirecek şekilde— orucunu bozarsa bozsun keffâret olarak bir köle azad eder. Ayrıca, yediği günlerin sa­yısı kadar, orucunu kaza eder.<br />
<br />
Bir kimse, ayrı ayrı iki ramazanda cima´ eylemiş olsa da, birin­ci ramazanda yaptığı cimâ´nın keffâretini yerine getirmemiş bulunsa; bu şahsa her cima´ için ayrı ayrı keffâret lâzım gelir. Zahirde böyledir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Sultan´a keffâret lâzım gelirse, o bu keffâreti helâl malı ile yerine getirir, —Kendi malı olmayan—foir köleyi azad etmesi Ne. keffâreti yerine getirmiş oimaz. Bahrü´r- Rfiık´ta da böyledir,<br />
<br />
Ramazanın İlk günü perşembeye gelse, [kurban bayramının) arefe günü de bunun.-gibi perşembeye gelse, bu gün —görüldüğü uauç gibi — «refe günü olur; kurban bayramı günü olmaz. Har. Ali (R.A.)´-nin : «Kurban kestiğimiz gün, oruç tuttuğumuz gündür.» mânasında-ki sözüne dayanıp, bu günde, kurban -kesmek caiz olmaz. Çünkü, bu söz; devamlı, —bütün zamanlar İçin geçerli olarak— söylenmiş de­ğildir; bilakis, bu sözün, söylenmiş bulunduğu yılla ilgili olma ihti­mâli vardır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Farz olan oruçlar 13´tür. Bunlardan 7´sinde tetâbû´ (= arka -arkaya tutmak) gereklidir.<br />
<br />
1- Ramazan orucu,<br />
<br />
2- Katil keffâreti orucu,<br />
<br />
3- Zıhar keffâreti orucu,<br />
<br />
4- Yemin keffâreti orucu,<br />
<br />
5- Kasden bozulmuş bulunan Ramazan orucuna keffâret olarak tutulan oruç,<br />
<br />
6- Muayyen olan nezir orucu,<br />
<br />
7- Muayyen olan yemin orucu, Şu sayacağımız altı oruçta ise tetâbu´ gerekmez :<br />
<br />
8- Ramazan orucunun kazası için tutulan oruç,<br />
<br />
9- Mut´a orucu,<br />
<br />
10- Keffâret-i ıhalk (= tıraş) için tutulan oruç t´Hacc´da)<br />
<br />
11- (Hacc´da) avlanmaktan dolayı ceza olarak tutulan oruç,<br />
<br />
12- Mutlak olarak (= zaman belirtilmeden) adanmış bulunan oruç,<br />
<br />
13- «Yemin olsun ki, muhakkak bir ay oruç tutarım.» şeklin­de yemin eden kimsenin orucu. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Ramazan ayında tutamadığı oruçları, kaza etmekte olan kimsenin, bunları arka arkaya tutması müstehabtır. Çünkü, böyle yap­makla, ´borcundan bir an önce kurtulmuş olur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
Kadir gecesini aramak müstehaptir. Çünkü, Kadir Gecesi, senenin geceleri arasında en efdâl olan gecedir. Mi´râcü´d - Dirâye´-de böyledir.<br />
<br />
îmâm-ı A´zam £bO Hanîfü İHA.): «Kadir gecesi, ramazanın cindedir. Fakat, onun hangi gece olduğu bilinmez; bazen ileri geçer, oazen geri kalır.» demiştir.<br />
<br />
Imâmeyn´e göre de. Kadir gecesi ramazanın içindedir; fakat, o gece muayyen f= ta´yin olunmuş = belirli) bir gecedir; ileri geçme­diği gibi, geri de kalmaz. Fethü´i - Kadîr´in İ´tikâf Babı´nda da böyle­dir,<br />
<br />
Kölesine : «Sen Kadir Gecesi hürsün,ı&gt; diyen bir kimse, eğer bu sözü ramazan girmeden önce söylemlşse, bu köle ramazan çıkınca azad ölmüş o!ur. Bu sözü, eğer ramazan girdikten bir gece sonra söylemişse, bu köle, gelecek senenin ramazan ayı çıkmadan azad olmuş sayılmaz. Bu durum, İmâm-ı A´zam Ebö Hanîfe (RAVye göredir. Çünkü, ona göre. Kadir Gecesinin, gelmiş bulunan ramazan ayının .geçmiş oian o bir gecesi İle gelecek olan ramazan ayının son gecesi olması caizdir. İmâmeyn´e göre ise, bu köle, gelecek ra­mazanın ilk gecesi geçince azad olmuş olur. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
İVîüîteka´l - Bihâr´da : «Ebû Hanîfe´nin kavli tercih ediür.» denilmiştir. Mi´râcü´d- Dîrâye´de böyledir.<br />
<br />
Fetvâ´da buna göredir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Halkın çoğunluğu, sâlih kimselerin kabirlerinin yanında ne­zirde (—adakta) bulunuyorlar. Onun —kabrinin— örtüsünü´kaldıra­rak : «Ey Efendim............ (filan), eğer İsteğim yerine gelirse, ben­den sena......... şu kadar altınvar.» diyorlar. Bu, bil-icmâ bâtıldır.<br />
<br />
Ancak-, bu gibi kimseler, eğer: «Ey Aüahım, Sen {hastama - has­talığıma) şifâ verirsen; neşrediyorum ki, (bu) büyük zatların kapıla­rındaki fakirlere ikramda bulunacağım-,.» veya «mescidine örtü ala­cağım..,», «lambasına gaz alacağım...», «bakıcısına paralar verece­ğim...» der veya bunlara benziyen sözlerle adakta bulunursa yâni ne­zir Allah (C.C.) için; nezredilen şeyin faydası da fakirler için olursa —ve bu şeyhin ismi sarf mahallinde zikredilmiş bulunur ve nezredi­len şey hak sahibi olan fakirlere verilirse — bu şekilde nezir (= adak) caiz olur .Ancak, nezredilen şey, fakirlere barcanmadıkça, helâl oİ-maz. İlim sahiplerine, fakirliklerinden dolayı değil de, ilimlerinden dolayı —nezrediîmiş bulunan ve fakirlerin hakkı olan— bu şeyler verilmez. Nezredilen şeyin, bir kimseye, fakir olduğu için değil de şeyhh; yanında bulunduğu için verilmesi doğru olmaz. Bu niyyetie para veya benzeri şeyler veren kimselerin — niyyetleri biliniyorsa — verdikleri de alınmaz.<br />
<br />
Ona yakınlık kazanmak maksadı ile, evliyanın kabrinin ba­şına kurbanlık götürmek ve benzen şeyler yapmak haramdır. Ancak, sağ olan fakirlere harcamak kasdı ile, bu gibi yerlere, bu gibi şeyler götürülebîlir.<br />
<br />
Gerçekten insanlar, bu gibi yanlış yerlere mübteîâ oldular, Bah-rü´r-Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Müeâhid: «Ramazan geldi; ramazan gitti.» demeyi kerih görmüş ve şöyle demiştir: «—Kesin olarak— bilmiyorum; ama. Ra­mazan lafzının Allahu TeâSâ´nın isimlerinden olması ´umulur,., Rama­zan ayı geldi demekte bir sakınca yoktur.»<br />
<br />
Ramazan geldi.» demenin mekruh olduğu söylenmiştir. İmâm Muhammed (R.A.), Mücâhld´İn — bu— sözünü reddetmiştir. Esahb olan İse, böyle söylemenin, mekruh olmadığıdır. Serahsî´nin Muhıyt´-înde de böyledir. [49]<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=130</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 10:10:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=130</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler</span><br />
<br />
Aşağıdaki on sebebden ötürü oruç tutmamak veya tutulmuş bir orucu bozmak mübahtır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuk</span><br />
<br />
Ramazanda en az üç günlük (on sekiz saatlik) bir yere gidecek olan kimse, geceden oruca niyet etmeyebilir. Bundan dolayı o gün yola çıkınca oruçlu bulunmamış olur. Fakat bir kimse oruç tuttuktan sonra, gündüzün yolculuğa çıksa, bu yolculuk o ilk gün için bir özür sayılmaz, orucuna devam etmesi gerekir. Ancak o gün yola çıkar da, ondan sonra orucunu açarsa, kendisine keffaret gerekmez, yine sadece kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hastalık</span><br />
<br />
Bir hasta canının helâk olacağından veya aklının gitmesinden veya hastalığının artmasından veya uzamasından korkacak olursa, oruç tutmayabilir ve tutmuş olduğu orucu bozabilir. Sonradan iyileşince tutamadığı günleri kaza eder. İlerlemesinden korkulan göz ağrısı da böyledir; çünkü bu da bir hastalıktır.<br />
<br />
Bununla beraber yalnızca bir kuruntuya bağlı korku yeterli değildir. Ya hastanın tecrübesinden veya görülen belirtilerden dolayı kendisince kuvvetli bir zan bulunmalıdır. Yahut uzman olan müslüman bir doktor tarafından haber verilmelidir.<br />
<br />
Oruç tuttuğu takdirde, böyle hasta olacağı delilden doğan kuvvetli bir zanna veya yetkili müslüman bir doktorun haberine dayanan sağlam bir kimse de hasta hükmündedir.<br />
<br />
Yine, ağır sıtma nöbetine tutulan kimse, henüz sıtma belirmeden orucunu bozacak olsa, bunda bir sakınca yoktur. Fakat gün aşırı sıtmaya tutulan kimse, belli günde sıtmanın geri dönmesi sebebiyle kendisini zayıf düşüreceğini düşünerek orucunu bozduğu halde, sıtma meydana çıkmamış olsa, kendisine keffaret gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Düşmanla Cihad</span><br />
<br />
Ramazanda düşmanla savaşacak bir İslâm mücahidi, düşman karşısında zayıf düşeceğinden korkarsa, oruç tutmayabilir. Sonra savaş yapılmasa da yine kendisine kazadan başka bir şey gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zorlama (İkrah) Hali</span><br />
<br />
Hayata tesir edecek veya bir uzvun (organın) telef olmasına sebebiyet verecek şekilde bir zorlamadan dolayı oruç açılabilir, bu caizdir. Bununla beraber yolcu veya hasta bulunmayan bir kimse, böyle bir zorlamaya rağmen ramazan orucunu bozmaz da zulmen öldürülürse günahkâr olmaz, daha büyük bir sevab kazanır ve dindeki sağlamlığını göstermiş olur. Fakat yolcu veya hasta olan kimse, bu zorlamaya rağmen orucunu açmaz da öldürülecek olursa, günaha girmiş olur. Çünkü bunlar için aslında oruçlarını açma izni dinde vardır. Bu ruhsattan zorlanma halinde yararlanmamak doğru olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Şiddetli Açlık ve Susuzluk</span><br />
<br />
Oruçlu bir kimse açlıktan veya susuzluktan dolayı helâk olmasından veya aklına bir noksanlık gelmesinden bir tercübeye ve belirtiye veya müslüman bir doktorun haberine dayanarak korkarsa, orucunu sonra kaza etmek şartı ile bozabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gebelik, Süt Annelik</span><br />
<br />
Şöyle ki, Ramazanda gebe bulunan, ya kendisinin veya başkasının çocuğuna süt veren bir kadın, kendisine veya çocuğa bir zarar gelmesinden korkarsa, orucunu bozabilir. Sonra onu kaza eder. Ancak süt analığı gerçekleşmiş olmalıdır, çocuğa süt verecek kendisinden başka bir kimse bulunmamalıdır. Yahut bulunduğu halde çocuk memesini emmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hayz ve Nifas Hali</span><br />
<br />
Bir kadın Ramazanda gündüzün âdet görmeğe başlarsa veya çocuk doğurursa, orucu bozulmuş olur. Artık âdet günlerinde ve lohusalık müddetinde oruç tutamaz, caiz değildir.<br />
<br />
Fakat bir kadın âdet günü sanarak orucunu bozduğu halde, o gün âdet görmemiş olursa, kendisine keffaret de gerekir. Tercih edilen görüş budur.<br />
<br />
Ramazanda âdet gören bir kadın geceleyin âdet kesilip temizlenecek olsa bakılır: Eğer âdet günleri tam on gün ise, ertesi gün ramazan orucuna başlar. Fakat on günden az ise, âdeti kesildikten sonra imsak vaktine kadar yıkanmasına yetecek kadar fazla bir zaman kalmışsa, yine oruca başlar. Bu kadar bir vakit bulunmaz ise, yıkanması arkasından hemen imsak zamanı olursa, o gün oruca başlamaz; çünkü böyle on günden noksan âdet görenler hakkında yıkanma müddeti de âdet vaktinden sayılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ziyafet</span><br />
<br />
Ziyafet vermek veya bir ziyafete çağrılmak, nafile oruçları bozmak hususunda bir özür sayılabilir. Bunun için, sonradan kaza edebileceğine güvenen kimse, vereceği veya çağrıldığı bir ziyafetten dolayı, nafile olarak tutmuş olduğu orucunu bozabilir. Çünkü orucuna devam ettiği takdirde, bir müslümân kardeşini gücendirmiş olabilir.<br />
<br />
Bir görüşe göre, nafile oruç ziyafet için zevalden önce açılabilirse de, zevalden sonra artık açılamaz. Eğer ana ve babanın haklarına riayetsizliği gerektiren bir hal olursa, o zaman bu mübah bozulabilir. Ziyafet, farz ve vacib oruçlar için bir özür değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Talaka (boşanmaya) Yemin</span><br />
<br />
Nafile veya kaza orucuna başlamış olan bir kimseye orucunu bozması için bir şahıs kendi hanımının boş olmasına yemin etse, orucunu bozmazsa karısının boş olacağını söylese, bu oruçlunun o yemin eden adamı zarardan ve eziyetten kurtarması için orucunu açması mendub olur. Bazı alimlere göre, daha istiva zamanı olmamış ise, bu mendubdur (iyidir), değilse mendub olmaz. Fakat yemin eden kimse oruçlunun babası ise mendub olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yaş Büyüklüğü</span><br />
<br />
Kendisine şeyh-i fâni denilen çok yaşlı ve güçsüz bir kimse oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Şeyh-i fâni , o ihtiyar kimsedir ki, ölünceye kadar vücuduna zafiyet gelir ve tekrar kuvvet bulmadan ölür. Böyle bir kimse için her ramazan gününün orucuna karşılığı bir fidye vermek gerekir. Bu fidye ramazanın başında verilebileceği gibi, sonra da verilebilir. Bir çok fakire verilebileceği gibi, bir fakire de verilebilir. Bunun için otuz günün fidyesi, ibahe (yemek yedirmek) sureti ile de ödenebilir. Şöyle ki, her günün orucuna bedel fakire sabah-akşam doyacak kadar yemek yedirilmesi yeterli olur.<br />
<br />
Sağlığında üzerine borç kalan fidyeleri ödemeyen kimsenin, malı varsa, bunların ödenmesini vasiyet etmesi gerekir. Eğer geriye bıraktığı mal, fidye borçlarını karşılamayacak derecede ise veya ölü hakkında bağış yapmak isteyenin koyduğu para yetmiyorsa "devir" yapılır. Buna "İskat-ı Savm" denilir. ("İskat-ı Salât" bölümüne bakabilirsiniz.)<br />
<br />
Kendisini şeyh-i fâni sanıp fidye vermiş olan kimse, sonradan oruç tutmaya güç kazansa, fidyenin hükmü kalmaz. Oruç tutması ve geçmiş günleri kaza etmesi gerekir.<br />
<br />
Yolcu, hasta hayz, ve lohusa halinde bulunanların kendilerini oruçlu gibi göstermeleri gerekmez. Yolcu ile hasta aşikâre yiyebilirler. Ancak kendilerini yolcu veya hasta tanımayan insanlara karşı açıkta yemeleri uygun değildir. Suçlanmadan kurtulmak ve din kardeşlerine saygı göstermek için meydanda yememelidir. Hayz ve lohusa için de, gizli yiyip içmek edebe daha uygundur.<br />
<br />
Oruç tutması gerekmeyen bir kimse, ramazan günleri içinde oruç tutmasını gerektiren bir hal ile karşılaşırsa; günün geri kalanını oruç tutması (yeyip içmemesi) uygundur. Örnek: İmsak vaktinden sonra temizlenen haiz veya lohusa bir kadın, o günün akşamına kadar imsak etmelidir.<br />
<br />
Yine, bir yolcu oruçlu olarak sabahlayıp da ondan sonra beldesine dönse veya başka bir beldeye girip ikamet etse veya oruçlu olmadığı halde imsak vaktinden sonra ikametgâhına dönse, artık o günün akşamına kadar imsak etmelidir. İftar etmesi çirkindir.<br />
<br />
Yine, İmsak vaktinden sonra sağlığa kavuşan bir hasta, aklını kaybettikten sonra kendine gelen bir mecnun, büluğa eren çocuk, İslâmı kabul etmekle ihtida eden kimse ve herhangi bir sebeble orucu bozulan için gerekli olan, günün geri kalan kısmını oruçlu gibi geçirmektir. Din terbiyesi bunu gösterir. Hatta böyle davranmak, sahih olan görüşe göre vacibdir. Diğer bir görüşe göre müstahabdır.<br />
<br />
Büluğa eren çocuk ile ihtida eden (İslâmı kabul eden) şahsa, o günün orucunu ayrıca kaza etmek gerekmez. Çünkü bunlar imsak vaktinde mükellef bulunmamışlardır. Diğerlerine ise, kaza etmek gerekir:<br />
<br />
Bir yolcu için güçlük yoksa, ramazan orucunu tutması daha faziletlidir. Fakat güçlük çekilecekse veya arkadaşları oruçsuz olup yiyecekleri aralarında müşterek ise, iftar etmesi daha faziletlidir.<br />
<br />
Nafakasını (geçimini) kazanmaya muhtaç olan bir işçi veya sanatkâr, bu işle uğraştığı takdirde, orucunu bozmasını mübah kılacak bir hastalığa uğrayacağını bilecek olsa, daha hasta olmadan iftar etmesi helal olmaz.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler</span><br />
<br />
Aşağıdaki on sebebden ötürü oruç tutmamak veya tutulmuş bir orucu bozmak mübahtır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuk</span><br />
<br />
Ramazanda en az üç günlük (on sekiz saatlik) bir yere gidecek olan kimse, geceden oruca niyet etmeyebilir. Bundan dolayı o gün yola çıkınca oruçlu bulunmamış olur. Fakat bir kimse oruç tuttuktan sonra, gündüzün yolculuğa çıksa, bu yolculuk o ilk gün için bir özür sayılmaz, orucuna devam etmesi gerekir. Ancak o gün yola çıkar da, ondan sonra orucunu açarsa, kendisine keffaret gerekmez, yine sadece kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hastalık</span><br />
<br />
Bir hasta canının helâk olacağından veya aklının gitmesinden veya hastalığının artmasından veya uzamasından korkacak olursa, oruç tutmayabilir ve tutmuş olduğu orucu bozabilir. Sonradan iyileşince tutamadığı günleri kaza eder. İlerlemesinden korkulan göz ağrısı da böyledir; çünkü bu da bir hastalıktır.<br />
<br />
Bununla beraber yalnızca bir kuruntuya bağlı korku yeterli değildir. Ya hastanın tecrübesinden veya görülen belirtilerden dolayı kendisince kuvvetli bir zan bulunmalıdır. Yahut uzman olan müslüman bir doktor tarafından haber verilmelidir.<br />
<br />
Oruç tuttuğu takdirde, böyle hasta olacağı delilden doğan kuvvetli bir zanna veya yetkili müslüman bir doktorun haberine dayanan sağlam bir kimse de hasta hükmündedir.<br />
<br />
Yine, ağır sıtma nöbetine tutulan kimse, henüz sıtma belirmeden orucunu bozacak olsa, bunda bir sakınca yoktur. Fakat gün aşırı sıtmaya tutulan kimse, belli günde sıtmanın geri dönmesi sebebiyle kendisini zayıf düşüreceğini düşünerek orucunu bozduğu halde, sıtma meydana çıkmamış olsa, kendisine keffaret gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Düşmanla Cihad</span><br />
<br />
Ramazanda düşmanla savaşacak bir İslâm mücahidi, düşman karşısında zayıf düşeceğinden korkarsa, oruç tutmayabilir. Sonra savaş yapılmasa da yine kendisine kazadan başka bir şey gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zorlama (İkrah) Hali</span><br />
<br />
Hayata tesir edecek veya bir uzvun (organın) telef olmasına sebebiyet verecek şekilde bir zorlamadan dolayı oruç açılabilir, bu caizdir. Bununla beraber yolcu veya hasta bulunmayan bir kimse, böyle bir zorlamaya rağmen ramazan orucunu bozmaz da zulmen öldürülürse günahkâr olmaz, daha büyük bir sevab kazanır ve dindeki sağlamlığını göstermiş olur. Fakat yolcu veya hasta olan kimse, bu zorlamaya rağmen orucunu açmaz da öldürülecek olursa, günaha girmiş olur. Çünkü bunlar için aslında oruçlarını açma izni dinde vardır. Bu ruhsattan zorlanma halinde yararlanmamak doğru olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Şiddetli Açlık ve Susuzluk</span><br />
<br />
Oruçlu bir kimse açlıktan veya susuzluktan dolayı helâk olmasından veya aklına bir noksanlık gelmesinden bir tercübeye ve belirtiye veya müslüman bir doktorun haberine dayanarak korkarsa, orucunu sonra kaza etmek şartı ile bozabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gebelik, Süt Annelik</span><br />
<br />
Şöyle ki, Ramazanda gebe bulunan, ya kendisinin veya başkasının çocuğuna süt veren bir kadın, kendisine veya çocuğa bir zarar gelmesinden korkarsa, orucunu bozabilir. Sonra onu kaza eder. Ancak süt analığı gerçekleşmiş olmalıdır, çocuğa süt verecek kendisinden başka bir kimse bulunmamalıdır. Yahut bulunduğu halde çocuk memesini emmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hayz ve Nifas Hali</span><br />
<br />
Bir kadın Ramazanda gündüzün âdet görmeğe başlarsa veya çocuk doğurursa, orucu bozulmuş olur. Artık âdet günlerinde ve lohusalık müddetinde oruç tutamaz, caiz değildir.<br />
<br />
Fakat bir kadın âdet günü sanarak orucunu bozduğu halde, o gün âdet görmemiş olursa, kendisine keffaret de gerekir. Tercih edilen görüş budur.<br />
<br />
Ramazanda âdet gören bir kadın geceleyin âdet kesilip temizlenecek olsa bakılır: Eğer âdet günleri tam on gün ise, ertesi gün ramazan orucuna başlar. Fakat on günden az ise, âdeti kesildikten sonra imsak vaktine kadar yıkanmasına yetecek kadar fazla bir zaman kalmışsa, yine oruca başlar. Bu kadar bir vakit bulunmaz ise, yıkanması arkasından hemen imsak zamanı olursa, o gün oruca başlamaz; çünkü böyle on günden noksan âdet görenler hakkında yıkanma müddeti de âdet vaktinden sayılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ziyafet</span><br />
<br />
Ziyafet vermek veya bir ziyafete çağrılmak, nafile oruçları bozmak hususunda bir özür sayılabilir. Bunun için, sonradan kaza edebileceğine güvenen kimse, vereceği veya çağrıldığı bir ziyafetten dolayı, nafile olarak tutmuş olduğu orucunu bozabilir. Çünkü orucuna devam ettiği takdirde, bir müslümân kardeşini gücendirmiş olabilir.<br />
<br />
Bir görüşe göre, nafile oruç ziyafet için zevalden önce açılabilirse de, zevalden sonra artık açılamaz. Eğer ana ve babanın haklarına riayetsizliği gerektiren bir hal olursa, o zaman bu mübah bozulabilir. Ziyafet, farz ve vacib oruçlar için bir özür değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Talaka (boşanmaya) Yemin</span><br />
<br />
Nafile veya kaza orucuna başlamış olan bir kimseye orucunu bozması için bir şahıs kendi hanımının boş olmasına yemin etse, orucunu bozmazsa karısının boş olacağını söylese, bu oruçlunun o yemin eden adamı zarardan ve eziyetten kurtarması için orucunu açması mendub olur. Bazı alimlere göre, daha istiva zamanı olmamış ise, bu mendubdur (iyidir), değilse mendub olmaz. Fakat yemin eden kimse oruçlunun babası ise mendub olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yaş Büyüklüğü</span><br />
<br />
Kendisine şeyh-i fâni denilen çok yaşlı ve güçsüz bir kimse oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Şeyh-i fâni , o ihtiyar kimsedir ki, ölünceye kadar vücuduna zafiyet gelir ve tekrar kuvvet bulmadan ölür. Böyle bir kimse için her ramazan gününün orucuna karşılığı bir fidye vermek gerekir. Bu fidye ramazanın başında verilebileceği gibi, sonra da verilebilir. Bir çok fakire verilebileceği gibi, bir fakire de verilebilir. Bunun için otuz günün fidyesi, ibahe (yemek yedirmek) sureti ile de ödenebilir. Şöyle ki, her günün orucuna bedel fakire sabah-akşam doyacak kadar yemek yedirilmesi yeterli olur.<br />
<br />
Sağlığında üzerine borç kalan fidyeleri ödemeyen kimsenin, malı varsa, bunların ödenmesini vasiyet etmesi gerekir. Eğer geriye bıraktığı mal, fidye borçlarını karşılamayacak derecede ise veya ölü hakkında bağış yapmak isteyenin koyduğu para yetmiyorsa "devir" yapılır. Buna "İskat-ı Savm" denilir. ("İskat-ı Salât" bölümüne bakabilirsiniz.)<br />
<br />
Kendisini şeyh-i fâni sanıp fidye vermiş olan kimse, sonradan oruç tutmaya güç kazansa, fidyenin hükmü kalmaz. Oruç tutması ve geçmiş günleri kaza etmesi gerekir.<br />
<br />
Yolcu, hasta hayz, ve lohusa halinde bulunanların kendilerini oruçlu gibi göstermeleri gerekmez. Yolcu ile hasta aşikâre yiyebilirler. Ancak kendilerini yolcu veya hasta tanımayan insanlara karşı açıkta yemeleri uygun değildir. Suçlanmadan kurtulmak ve din kardeşlerine saygı göstermek için meydanda yememelidir. Hayz ve lohusa için de, gizli yiyip içmek edebe daha uygundur.<br />
<br />
Oruç tutması gerekmeyen bir kimse, ramazan günleri içinde oruç tutmasını gerektiren bir hal ile karşılaşırsa; günün geri kalanını oruç tutması (yeyip içmemesi) uygundur. Örnek: İmsak vaktinden sonra temizlenen haiz veya lohusa bir kadın, o günün akşamına kadar imsak etmelidir.<br />
<br />
Yine, bir yolcu oruçlu olarak sabahlayıp da ondan sonra beldesine dönse veya başka bir beldeye girip ikamet etse veya oruçlu olmadığı halde imsak vaktinden sonra ikametgâhına dönse, artık o günün akşamına kadar imsak etmelidir. İftar etmesi çirkindir.<br />
<br />
Yine, İmsak vaktinden sonra sağlığa kavuşan bir hasta, aklını kaybettikten sonra kendine gelen bir mecnun, büluğa eren çocuk, İslâmı kabul etmekle ihtida eden kimse ve herhangi bir sebeble orucu bozulan için gerekli olan, günün geri kalan kısmını oruçlu gibi geçirmektir. Din terbiyesi bunu gösterir. Hatta böyle davranmak, sahih olan görüşe göre vacibdir. Diğer bir görüşe göre müstahabdır.<br />
<br />
Büluğa eren çocuk ile ihtida eden (İslâmı kabul eden) şahsa, o günün orucunu ayrıca kaza etmek gerekmez. Çünkü bunlar imsak vaktinde mükellef bulunmamışlardır. Diğerlerine ise, kaza etmek gerekir:<br />
<br />
Bir yolcu için güçlük yoksa, ramazan orucunu tutması daha faziletlidir. Fakat güçlük çekilecekse veya arkadaşları oruçsuz olup yiyecekleri aralarında müşterek ise, iftar etmesi daha faziletlidir.<br />
<br />
Nafakasını (geçimini) kazanmaya muhtaç olan bir işçi veya sanatkâr, bu işle uğraştığı takdirde, orucunu bozmasını mübah kılacak bir hastalığa uğrayacağını bilecek olsa, daha hasta olmadan iftar etmesi helal olmaz.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oruç Tutmakla ilgili Birçok Sorunun Cevabı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=129</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 09:59:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=129</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Oruç tutmaktan maksat nedir? Sınav olacağımız gün oruç tutmasak olur mu? Oruç tutmakla ilgili birçok sorunun cevabı</span><br />
<br />
İmtihan günü oruç tutulur mu? Sual: (Aç olanın kafası çalışmaz. Oruç tutma!) diyorlar. İmtihana [sınava] girileceği gün oruç tutmamak günah olur mu?<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> CEVAP</span> Elbette günahtır. Oruç tutmamayı mubah kılan özürler kitaplarda bildirilmiştir. Zaruretsiz oruç tutmamak haramdır. (Aç olanın kafası çalışmaz) sözü ilmî değildir. Ya cahillikten söylenmiştir veya oruca engel olmak için kasıtlı söylenmiştir. Ramazan haricinde de, imtihanlara fazla tok girmemeli. Mide çok doyarsa, insanın kafası pek çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Oruçluya Allahü teâlânın ihsanı boldur. Sehl bin Abdullah et-Tüsterî hazretleri, (Akıllı kimseler, gerek din ve gerekse de dünya için açlıktan daha faydalı bir şey görmemişlerdir. Hikmet ve ilim açlıktadır, günah ve cehalet ise, tokluktadır) buyurmuştur. Şeyh Aliyyül-Havvâs hazretleri, (Gece ibadetine açlıkla hazırlanmalı. Midesi tok olanın manevî istifadesi az olur) buyurdu. (Uhûdül-Kübra) Hadis-i şerifte, (İyiliklerin başı açlık, kötülüklerin başı tokluktur) buyuruldu. Tokluk, unutkanlık yapar, kalbi kör eder. (S. Ebediyye) Tokluk, alkollü içkiler gibi, kanı bozar. Açlık, aklı temizler, kalbi parlatır. Yine hadis-i şerifte, (Açlık idraki, anlayışı artırır, zekâyı açar) buyuruldu. (İ. Gazalî) Açlık, sinirleri uyanık, zinde tutar. Fazla tokluk ahmaklığa yol açar. Okuduğunu ezberlemesi ve hatırında tutması zor olur. İmtihan için, kafayı çalıştıran, zekâyı açan, anlayışı artıran orucu tutmamak ahmaklıktır. Ebu Süleyman Dârânî hazretleri buyuruyor ki: Aç durmaya çalışın, çünkü açlık, nefsi uysallaştırır ve kalbi inceltir. Nitekim Peygamber efendimiz, (Kalblerinizi az gülmek ve az yemekle diriltin, açlıkla temizleyin. Bu sayede kalbleriniz saflaşır ve incelir) buyurmuştur. Hazret-i Lokman Hakîm oğluna, (Ey oğul! Mideyi tıka basa doldurduğun zaman düşünce uyur, hikmet dilsizleşir) diye nasihat etmiştir. Bâyezid-i Bistâmî hazretleri de, (Açlık buluttur. Kul, ne zaman aç kalırsa kalb hikmet yağmuru yağdırır) buyurmuştur. İki hadis-i şerif: (Açlık, hikmetin nuru, tokluk ise Allah'tan uzaklaşmadır. Sakın tıka basa yemeyin ki kalbinizdeki hikmetin nuru sönmesin!) [Deylemî] (Allahü teâlânın halk arasında evliyası, açlık ve susuzluk ehlidir.) [İbni Neccar] Ebu Süleyman Dârânî hazretleri, (İbadetin en tatlı olduğu zaman, karnımın belime yapıştığı zamandır) buyurmuştur. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri de, (Bir insan, kalbi ile göğsü arasına bir yemek torbası asarsa, münacatın tadını alamaz. Kişi aç ve susuzken kalbi saflaşır ve incelir. Doyunca körleşir ve katılaşır) buyurmuştur. Bunun içindir ki kendisine dünya ve hazineleri sunulduğunda Peygamber efendimiz, (Hayır, istemem. Bir gün aç, bir gün tok olmak isterim) buyurmuştur. (Tirmizî) Mide ve şehvet yerinde kullanılmazsa, Cehennem kapısı olur. Bunun esası da tokluktur. Nefsi zelilleştirip şehveti kırmaksa Cennet kapısıdır. Bunun esası da açlıktır. Cehennem kapısını kapatan kimse, Cennet kapısını açmış demektir, çünkü bu ikisi, tıpkı batı ile doğu gibi zıttır. Birine yaklaşan diğerinden uzaklaşmış olur. Hazineler elinde iken, niçin aç durduğu Yusuf aleyhisselama sorulunca, (Tok olunca açları unutmaktan korkuyorum) buyurmuştur. Atalarımız da, (Tok, açın hâlinden bilmez) demişlerdir. Açlığın bir faydası da, insanın şehvetini kırması, kötülüğü emreden nefse hâkim olmasıdır, çünkü bütün günahların kaynağı şehvet ve kuvvettir. Bu da çok yemekle meydana gelir. Zünnûn-i Mısrî hazretleri, (Ne zaman doysam, ya isyanda bulundum veya isyana teşebbüs ettim) buyurmuştur. Âişe validemiz de, (İlk bid'at, doyasıya yemektir) buyurmuştur. (Açlık Allah'ın bir hazinesidir) buyuruluyor. Açlık sayesinde en azından konuşma ve şehvetler bertaraf edilir, çünkü aç olan bir kimsenin fuzulî konuşma şehveti harekete geçmez. Böylece dil, gıybet, kötü ve çirkin konuşmak, yalan söylemek, dedikodu gibi âfetlerden kurtulur. Yedi azanın bütün günahlarının sebebi, tokluktan hâsıl olan kuvvettir. Açlık onu bütün bu âfetlerden korur. Tok olan, çok su içer. Çok su içen ise çok uyur. Çok uyuyanın ömrü zayi olur, teheccüd namazını kaçırır, ahmaklaşır ve kalbi katılaşır. Harun Reşit dört doktora (Sağlımızı koruyan ve yan etkisi olmayan bir ilaç söyleyin) der. Hintli doktor, (Siyah ihleç) der. Iraklı doktor (Beyaz Reşşad tanesidir) der. Romalı doktor (Sıcak sudur) der. Köylü doktor, (İhleç mideyi buruşturur, beyaz Reşşad tanesi mideyi kaydırır, sıcak su da mideyi gevşetir. Acıkmadan sofraya oturmamak, doymadan kalkmak en uygunudur) der. Diğer doktorlar da bunu tasdik eder. (Çok yemek, hastalıkların başı, az yemek [perhiz etmek] ilaçların başıdır. Midenin üçte biri yemeklere, üçte biri içeceklere ayrılmalıdır. Üçte birinin hava payı, yani boş olması en aşağı derecedir) hadis-i şerifini işiten gayrimüslim bir doktor, (Yemek hakkında bundan daha iyi bir söz işitmedim. Bu sözü ancak hikmet ehli bir zat söyleyebilir) der. (Oruç tutun ki sağlığa kavuşun) hadis-i şerifi gösteriyor ki, vücut oruç, açlık ve az yemekle hastalıklardan kurtulup sağlığa kavuşur. Çok yiyen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçmiş olur. Çok yiyen sarhoş gibi olur, dimağı yorgunlaşır. Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadis-i şerifte, (Az yiyenin içi nurla dolar ve Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mümini sever) buyuruldu. (Deylemî) Açlıkta arzular kırılır, nefsimiz uysallaşır, serkeşliği kalkar. Çok yemek, gafleti doğurur. Azgın bir atı zapt etmek zor olduğu gibi, çok yedirmekle azan nefsi zapt etmek de zordur. Hadis-i şerifte, (Her gün bir defa yemek yenmesi itidaldir) buyuruldu. (Beyhekî) (Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır) Hadis-i şerifi, hastalıkların çoğunun çok yemekten ileri geldiğini göstermektedir. (Dâre Kutnî) Bütün bu bilgiler, imtihana girerken oruç tutmamanın dînî yönden de, zekâ yönünden de yanlış olduğunu göstermektedir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanı karşılamak için Şaban ayının son günü oruç tutmak uygun mudur?</span><br />
CEVAP<br />
Ramazan olabilir diye şaban ayının son günü oruç tutmak mekruh olur. Bu güne yevmi şek derler, şüpheli gün demektir. Şaban ayının tamamını oruç geçiren için böyle bir mekruhluk söz konusu olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanın gecelerini ihya etmeli deniyor. İhya etmek ne demektir?</span><br />
CEVAP<br />
Burada ihya, ibadetle geçirmek demektir. Yani gündüz farz olan oruç tutulur, beş vakit namaz kılınır, gece de sünnet olan teravih namazı kılınır ve ilimle meşgul olunur, doğru ilmihal bilgileri okunursa Ramazan-ı şerifin hem gündüzü, hem gecesi ihya edilmiş olur. Gecenin çok az bir kısmını ihya etmek, bütün geceyi ihya etmek olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bir mazeretle oruç tutamayan kimse, mukabele okuyamaz teravihe gidemez mi?</span><br />
CEVAP<br />
Oruç, namaz ve mukabele birbirine bağlı ibadetler değil. Bir mazeretle oruç tutamayan Kur’an-ı kerim de okur, mukabele de dinler, namazını kılar, teravihini kılar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Gece ihtilam olup, sahur için uyandığımızda imsak vaktine az kalmışsa, önce yemek yesek, imsak çıktıktan sonra gusletsek, yani oruca cünüp iken başlasak oruç sahih olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Sahih olur. Cünüp iken oruca başlamak, daha sonra gusletmek caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Derslerimi daha iyi anlamak için, bazı günler oruç tutmasam, bayramdan sonra kaza etsem sakıncası var mı?</span><br />
CEVAP<br />
Oruç tutmak, derslere engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekası keskin, anlayışı kuvvetli olur. Bu, daha işin tıbbi yönü. Allahü teâlânın rahmeti ihsanı ise ayrı. Onu akıl almaz.<br />
<br />
Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı. Oruç tutmayı ganimet bilmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
Başka zaman ömür boyu oruç tutulsa Ramazanda tutulan bir orucun sevabına kavuşulmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace]<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Ramazanda herhangi bir şekilde orucu bozulan kimse, yiyip içebilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir. Yiyip içmeleri mekruh olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: İlmihallerde, diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki nohuttan küçük bir pirinç tanesini, bir buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor?</span><br />
CEVAP<br />
Diş arasında kalan yemek artığı dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor.<br />
Oruçlu iken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor. Ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor. Ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır.<br />
<br />
Kıt aklımızla dini hükümleri incelemek, mukayese etmek, hikmetini anlamaya çalışmak bir hastalıktır. Bundan çok sakınmalı. Akılla mantıkla din olsaydı, Peygamberler gönderilmez, dini hükümler bildirilmezdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Sefere çıkacağım diye orucu niyet etmedim. Güneş doğduktan sonra yiyip içtim. Kaza mı kefaret mi gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
Kefaret oruç tutmamanın değil, niyetli Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır. Mazeretsiz oruç tutmamak haramdır ama kefareti gerektirmez. İmameyne [imam-ı Ebu Yusuf ile imam-ı Muhammed’e] göre ise, öğleden bir saat önceye kadar niyet etme imkanı varken kasten yiyip içtiği için kefaret gerekir. Ama öğleden sonra yiyip içse idi, niyet etme imkanını kaçırdığı için imameyne göre de kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Fetva imameyne göre değil, imam-ı a’zama göredir. Niyetsiz oruç ne zaman açılırsa açılsın kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Güneş doğduktan sonra niyet eden kimse, bu orucunu öğleden önce veya sonra bozduğunda, kaza mı kefaret mi gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
Niyet imsak vaktinden sonra olduğu için her iki halde de kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: İmsak vaktinden sonra, seferden memleketine dönse, oruca niyet etse ve bu niyetli orucunu kasten bozsa, kefaret gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Kefaret gerekmez, kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kasten orucunu bozan kimse, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, yine de kefaret gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Öyle bir durum vaki olursa kefaret gerekmez. Mesela kadının hayzı başlasa, yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa yalnız kaza gerekir. Fakat sefere çıksa, kefaret gerekir. Çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Gece vardiyasında çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Evet kaza etmek gerekir. Çünkü niyet farzdır. Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ancak böyle istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Bu hususta zayıf da olsa bir kavil vardır. Hanefi imamlarından imam-ı Züfer’e göre, orucunuz sahihtir, kaza etmek gerekmez. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa oruç tutulmuş olur. Yukarıdaki gibi zaruri durumlarda imam-ı Züfer’in kavli ile amel etmek caiz olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Mastürbasyon kaza gerektirir deniyor. Bana göre kasten orucu bozuyor, ben kefaret gerekir diyorum. Hangi kitapta kaza gerektiği yazılıdır?</span><br />
CEVAP<br />
Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, Fetava-i Hindiyye, Bahrürraik ve Dürr-ül-muhtar kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. Akıl ile din olmaz. Dinde nakil şarttır.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Yemekhanede birkaç kişiyi yerken görüp, biz de dalgınlıkla vakte dikkat etmeden vakit girdi sanıp 16:40 da iftarı açtık. Sonra takvime baktık ki akşam 16:44 deymiş. Kasıtlı bozmadığımız için sadece kaza gerekir değil mi?</span><br />
CEVAP<br />
Evet kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Oruçlu olunca abdestte ağza burna fazla su çekilmese olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Evet olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Günaha şeytanlar sebep olduğuna göre, Ramazanda şeytanlar nasıl günah işletiyor?</span><br />
CEVAP<br />
Günah işlememize yalnız şeytanlar değil, kendi nefsimiz de sebep olmaktadır. Nefsin zararı, şeytanınkinden çok fazladır. Nefsin her istediği kendi zararınadır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bazıları diyor ki, Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de tuttuğumuz zaman gerektiği zaman bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı?</span><br />
CEVAP<br />
Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamak lazım. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da hastalanınca diğer günler tutamaz. Bu hallerde ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ilmihal kitaplarında vardır. [Böyle hurafelere inanmamak için dinimizi öğrenmemiz lazım. Dinimizi doğru öğrenmek için de, ehli sünnet alimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme edilerek hazırlanan, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumayı tavsiye ederiz. hakikatkitabevi com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Oruçluyken misvak kullanmak mekruh mudur?</span><br />
CEVAP<br />
Mekruh değildir. Şafii’de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvaklanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için sevimlidir. Öyle ise Allahü teâlâya sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanda şeytani rüya görülür mü?</span><br />
CEVAP<br />
Görülmez. Nefsani rüya görülür<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır hepsi bağlanır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazan ayı, niçin bazen 29, bazen 30 gün oluyor?</span><br />
CEVAP<br />
Ramazan-ı şerif kameri aylardandır. Kameri aylar 29 veya 30 gün olur. Kur’an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. (Bekara 183-185) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmidokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bütün farz ibadetler Allahü teâlânın emridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Şabanın son günü, Ramazan ise farz olur, değilse nafile olur diyerek oruç tutmak uygun mu?</span><br />
CEVAP<br />
Bu niyetle tutmak mekruh olur. Böyle niyet etmeden, Şabanın son günü nafile oruç tutmak mekruh olmaz. Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Ramazanı bir-iki gün önce oruç tutmakla karşılamayınız! Devamlı oruç tutan, bu orucu tutabilir.) [Müslim]<br />
<br />
Ramazan orucunu karşılamak gerektiğini sanıp veya Ramazan diye Şabanın son günü oruç tutmak mekruhtur. Hıristiyanlara benzememek için, Şabanın son günü oruç tutmanın mekruh olduğunu bildiren âlimler de vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Oruç tutmayan işçiye, Ramazanda yemek verilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Yemek verilmez, yemek parası verilebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Yazın kazaya kalmış oruçları, kışın kaza etmek caiz mi?</span><br />
CEVAP<br />
Caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Hacda şükür kurbanı yerine ceza olarak oruç tutmak caiz mi?</span><br />
CEVAP<br />
Caiz olmaz. Ancak israfı önlemek için caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: İmsaktan sonra kazaya niyet edenin orucu nafile mi olur?</span><br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Seferdeki kimseye, evine gelince tutmadığı oruçları kaza etmek farz mı?</span><br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Ramazanın son günü, bugün bayram diyenlere aldanıp, orucunu bozana, kaza mı lazım olur?</span><br />
CEVAP<br />
Kaza lazım olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Erzurumlu, yazın orucu, Adana’da tutsa, daha sevap mı?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır. Sıkıntı kendiliğinden gelirse sevap olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: (Başkası yerine oruç tutulmaz) hadis-i şerifi hangi kitapta var?</span><br />
CEVAP<br />
Tahtavi haşiyesinin 238. sayfasında var.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Söylentilere inanıp, Ramazan diye, Şabanın 29’unda oruca niyet ettim. Doğrusunu öğrenince bozdum. Kaza gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bir kimse akşam namazından önce uyusa veya bayılsa öbür gün öğleyin uyansa hemen oruca niyet edebilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Niyet edemez. Öğleden bir saat önce uyansaydı edebilirdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ailemden uzakta başka şehirde talebeyim. Annem telefonda, sahura kalkabiliyor musun dedi, evet kalkıyorum dedim halbuki kalkamadığım çok oldu. Aç olarak oruç tuttuğumu bilip üzülmesin diye böyle söyledim bu yalan caiz olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Burada yalan caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 3 senelik oruç borcum var. Bunu 30’ar gün olarak peş peşe mi tutmam lazım?</span><br />
CEVAP<br />
Fırsat buldukça birer ikişer veya üçer beşer tutarsınız, yani 30 gün birden tutmak gerekmez. 90 gün oluncaya kadar böyle devam edersiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kaza orucum yoktur. Fakat bazı oruçlarım bozulmuş, kabul olmamış diye, oruç tutarken kazaya niyet edilse, mahzuru olur mu? Kaza orucum yoksa, bunlar nafile olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Kazası olmayanın da kaza namazı kılmasında, kaza orucu tutmasında mahzur yoktur. Kazası yoksa nafile olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bu sene yılbaşı Ramazana geldi. Bu ayda kumar oynamak, içki içmek daha kötü değil midir?</span><br />
CEVAP<br />
Kumar oynamak, içki içmek her zaman haramdır. Fakat mübarek yerlerde ve mübarek günlerde bu haramları işlemek elbette daha büyük günah olur.<br />
<br />
Yılbaşı ile Noel birbirinden farklı ise de, 21 veya 25 Aralıktaki Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden, yılbaşı gecesi Hıristiyanlar gibi eğlenmek caiz olmaz. Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Kâfirlerin yaptıkları ibadetler ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz. (Redd-ül Muhtar)<br />
<br />
Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kaza orucuna niyet eden bir kimse, cünüp iken, imsak vaktinden sonra kalkıp banyo yapsa orucu yine de tutabilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Tutabilir. Hatta namaz kılmayan kimse akşama kadar da cünüp dursa orucu yine sahih olur. Fakat namaz kılmadığı için ve cünüp durduğu için büyük günah olur. Yani cünüp oruç tutmakla, oruç bozulmuş olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Fecirle imsak vakti aynı şey mi?</span><br />
CEVAP<br />
Fecir, sabah namazı vaktidir. İmsak, oruçken yiyip içmeyi kesme zamanıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kazaya kalmış Ramazan orucunu bilerek bozan bir kimse kaç gün oruç tutması lazım?</span><br />
CEVAP<br />
Kaza orucunu bozunca bir gün tutar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ölü veya diri için namaz kılmak, oruç tutmak ve ona bu sevabı yollamak olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Namazın orucun sevabı ona gönderilir. Bizzat onun için namaz kılınamaz, oruç tutulamaz. Gönderilen sevap da, onun kılmadığı namaz, tutmadığı oruç yerine geçmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Orucun sahih olması için, sahura kalkma mecburiyeti var mı?</span><br />
CEVAP<br />
Hangi oruç olursa olsun sahura kalkma mecburiyeti yoktur. Kalkmak sünnettir. Kalkılırsa sevap olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Yeni namaza başladım. Oruç da tam olarak bu Ramazan tutacağım. Ancak namaz ve oruç kazalarımı nasıl hesaplayacağım, tam bilmiyorum.</span><br />
CEVAP<br />
Zannı galibe göre hesaplarsınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: El, yüz vücut losyon veya kremlerinde alkol olduğu ve namaz kıldığımız için bu kremleri kullanmamamız gerektiği, oruçluyken de necis olduğu doğru mu?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır o karışım alkoller affedilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Orucun haram olduğu aylar ve günleri yazar mısınız?</span><br />
CEVAP<br />
Oruç tutmak sadece bayram günleri haramdır. Senede beş gün. Yani dört gün Kurban bayramı, bir gün de Ramazan bayramı. Diğer günler oruç tutulabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kaza orucuna yalnız olarak nasıl niyet etmeli ve hangi zamanlar arasında niyet etmeli?</span><br />
CEVAP<br />
İlk kazaya kalan Ramazan orucuna demeli. Akşamdan imsak vaktine kadar niyet etmeli.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Nezri muayyen, nezri mutlak oruçlar nedir?</span><br />
CEVAP<br />
Vacip oruçlar, muayyen olur. Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, nezri muayyen oruç olur.<br />
<br />
Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: İki sene adak orucu yerine yemin kefareti vermek caiz mi?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bir ay oruç tutmayı adayan, 30 gün peş peşe mi tutar?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ebem, bir yıl oruç tutacağım diye adakta bulundu. Tutmadan öldü. Ne lazım?</span><br />
CEVAP<br />
Bu adak için bir senelik oruç kefareti yapılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 3 gün üst üste oruç tutmayı adamıştım, fakat üçüncü gün, (orucu bozan fakat kefaret gerektirmeyen bir durum neticesinde) orucum bozuldu. Nasıl hareket etmem lazım?</span><br />
CEVAP<br />
Adak orucunu kasten bozsanız kefaret gerekmez. Yeniden üç gün oruç tutarsınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Sabah namazına kalkamayanın her defa için bir gün oruç tutmayı adaması caiz mi?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır caiz değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: (İşim olursa iki sene oruç tutacağım) dedim. Fakat Allah rızası için demediğim için oruç tutmam lazım mı?</span><br />
CEVAP<br />
Evet. Çünkü oruç zaten Allah rızası için tutulur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: (Şu işi yaparsam bir gün oruç tutacağım) diye söylendiğinde, bu şeyi her yaptığımız sefer için bir gün oruç mu tutmalıyız, yoksa birkaç sefer sözümüzden çıktığımızda da 1 gün oruç tutmak yeterli mi?</span><br />
CEVAP<br />
Bir gün oruç tutmanız yeter.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Amerika’dan yola çıkıyorum. Gece yolculuğu yapacağım. Sahur vaktinde uçakta olacağım, hangi ülkeye göre imsak vaktini esas alacağım. Evim Hollanda’da. Eve dönünce Hollanda'nın iftar vaktini mi esas alacağım?</span><br />
CEVAP<br />
Çıktığınız ülkenin yani Amerika’nın imsak vakti esas alınır. Gittiğiniz yerin de iftar vakti esas alınır. Yani Hollanda’nın. Güneş batmadan iftar edilmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Biz iki kardeşiz, annem bize hamileyken oruçlarını tutamamış. O zamanki Ramazan imsakiyelerini saklayıp daha sonra (yıllar sonra) o imsakiyelere bakarak sırayla tutmuş. Niyet ederken bunlara göre niyet etmiş. Bunları tekrar tutması gerekiyor mu?</span><br />
CEVAP<br />
Çok iyi olmuş. Tekrar tutması gerekmez. Fakat imsakiye saklamasa da ilk kazaya kalan diyerek de tutabilirdi. Namazları da öyle kaza etmek gerekir. İlk kılınan kılınınca ondan sonraki ilk olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: İftar açarken ezan okunması şart mı?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır değildir. Vaktin girmesi şarttır. Vakit girince, ezan okunmasa da iftar edilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bazı kimseler, her çeşit gıdayı yiyorlar, fakat et, süt gibi hayvani gıdalar yemeyip kırk gün perhiz yapıyorlar. Buna da oruç diyorlar. Müslümanlıkta böyle bir oruç var mıdır?</span><br />
CEVAP<br />
Müslümanlıkta böyle bir oruç yoktur. Hıristiyanlıkta böyle perhizler vardır. Demek ki onlar, Hıristiyanların ibadetlerini yapıyorlar. Gayrimüslimlerin ibadetlerini yapanlar veya yapmadığı halde beğenenler kâfir olur. (Berika)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Üç ayları tutuyorum. Arkadaşlardan bilmeden davet edenler oluyor. Orucu bozmam caiz midir?</span><br />
CEVAP<br />
Üç aylardan Receb ve Şabanda tutulan oruçlar nafiledir. Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince orucu bozmak caizdir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek, onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ "oruçluyum" diye ısrar ediyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın.) [Dare Kutni]<br />
<br />
Davete gidilince, Ramazan, kaza ve kefaret oruçları bozulmaz. Sadece nafile oruçlar bozulabilir. (Mevkufat)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Kaza borcum var. Üç aylarda tutabilir miyim?</span><br />
CEVAP<br />
Kaza ve nafile oruçları Receb ve Şaban ve diğer aylarda tutmakta mahzur yoktur. Fakat kaza oruçlarını, mazeretsiz geciktirmemek iyi olur! Bu aylarda kaza orucu tutan, bu aylarda nafileye verilecek sevaplara da kavuşur. (Nevadir-i fıkhiyye)<br />
<br />
Receb ve Şaban aylarında kaza orucu veya nafile oruç, her gün veya aralıklı olarak da tutulur. Tek başına Cuma veya Cumartesi günü oruç tutmamalıdır! Perşembe ile Cuma veya Cuma ile Cumartesi birlikte tutulursa mahzuru olmaz.<br />
<br />
Receb veya Şabanda oruç tutarken, kazanız varsa, (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) diye niyet edersiniz. Kazanız yoksa, kaza orucu tutmak yine caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 12-14 yaşlarında çocuklarım var. Namaz kılıp oruç tutmaları farz mıdır?</span><br />
CEVAP<br />
Büluğa erince kız ve erkek çocuğa, namaz, oruç farz olur. Ay hâlinde tutamadığı oruçları, bayramdan sonra kaza eder. Ay hâli sebebiyle kılamadığı namazları kaza etmez. Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari)<br />
<br />
Hazret-i Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ, namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadığı namazları kaza etmemesini, fakat orucu kaza etmesini emretmiştir. (Mevkufat)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kış günleri kısa olduğu için nafile veya kaza orucu tutmam uygun olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Evet. Kolaylıklardan istifade etmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kışın oruç tutmak, meşakkatsiz elde edilen bir ganimettir.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kış mevsimi, müminin baharıdır. Gündüzleri kısadır, oruç tutar, geceleri uzundur, o vakitleri ibadet eder.) [Gunye]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Maliki’yi taklit eden kadının hayzı 15 gündür. 15 gün oruç tutmayıp sonra mı kaza eder?</span><br />
CEVAP<br />
Oruçta taklit edilmediği için, Hanefi’deki hayz müddeti geçtikten sonra oruç tutulur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanda oruçlu iken hanımını öpmenin bir mahzuru olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Veda öpüşü gibi bir öpüş caizdir, şehvetle öpmek ise caiz değildir. Cünüp olmak şüphesi varken öpmek mekruhtur. Öperken cünüp olursa oruç bozulur ve kaza gerekir. Maliki mezhebinde oruçlu iken hanımını öpmek haramdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Gündüz öğleyin yatarken ihtilam olup, herhangi bir sebeple gusledemeyen kimsenin orucu sahih olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Zaruretsiz cünüp durmak haramdır. Namazını da kılamadığı için ayrıca büyük günaha girer. Su bulma imkanı olamayan teyemmüm eder yine cünüp durmaz. Teyemmüm edileceğini de bilmeyen kimsenin orucu sahih olur. Çünkü cünüp durmak dört mezhepte de, oruca mani değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazan ayında tutamadığımız oruçları istediğimiz zaman kaza edebilir miyiz?</span><br />
CEVAP<br />
Evet, her zaman kaza edilebilir ise de, fırsat buldukça bir an önce kaza etmek iyi olur. Şafii’de ise, gelecek Ramazan-ı şerife kadar kaza edilmezse, hem oruç tutmak, hem de fidye vermek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Diş tabibi bir bayan, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Bozulmaz diye bir âyet yok) diyor. Dinimizde Kur’andan başka kaynak yok mu?</span><br />
CEVAP<br />
Bir kimsenin, kendi uzmanlık sahasının dışında bir uzman gibi konuşması elbette uygun olmaz. Kur’an-ı kerimin çeşitli yerlerinde, (Yalnız Allah’a uyun) denmiyor, (Allah’a ve Resulüne uyun) buyuruluyor. Sonra Resulullaha uymak Allah’a uymaktan farklı değildir. Kur’an-ı kerimde, (O, [Resulullah] vahyedilenden başkasını söylemez) buyuruluyor. (Necm 3)<br />
<br />
Bu âyet-i kerime, Peygamber efendimizin din hakkında bildirdiklerinin Allahü teâlânın vahyettiğinden başka olmadığını bildirmektedir. Ayrıca, (Peygamber size neyi verdiyse [neyi emretmişse] onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının) buyurulmaktadır. (Haşr 7)<br />
<br />
Demek ki Allahü teâlânın Kur’an-ı kerimde açıkça bildirmediği hususlar var ki, (Peygamberin emrettiklerini yapın, yasakladıklarından sakının) buyuruluyor. Mesela namazları nasıl kılacağımızı Kur’andan bulamayız. Kaç rekat olduğunu da bulamayız. Hangi rekatta neleri okuyacağımızı da bulamayız. Yanılırsak, ne yapacağımızı da bulamayız. Nerede buluruz? Peygamber efendimiz namazı nasıl kılmışsa öyle kılarız. Hangi rekatlarda neleri okumuşsa veya neleri okuyun buyurmuşsa öyle yaparız. Yanılma secdesini de Onun bildirdiği gibi yaparız. Orucu bozan ve bozmayan çok şey vardır. İğne orucu bozar mı, hayz halinde oruç tutmak gerekir mi? Orucun farzları nelerdir? Bunları Peygamber efendimizden öğreniriz. Biz Peygamber efendimizin emrine uyarsak, başka bir kitaptan mı okumuş oluruz? Sünnetler Kur’andan başka değildir. Allahü teâlâ, Resule uymamızı emrediyor. Allah’ın bu emrine uymamız niye anormal karşılanır ki?<br />
<br />
Dârimi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Allah’ın emri ile, Cebrail aleyhisselam, Kur'an-ı kerimi getirdiği gibi, açıklaması olan sünneti de getirmiştir. Hadis-i şerifte de, (Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir) buyuruluyor. (Tirmizi)<br />
<br />
Tabibe hanımın, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Bu konuda bir âyet yok) demesi yanlıştır. Âyette olmayanlar sünnette bildirilmiştir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
(Oruçlu iken unutarak yiyip içen kimse, orucuna devam etsin, Çünkü onu Allahü teâlâ yedirip içirmiştir.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]<br />
<br />
(Oruçlu kimse, unutarak yiyip içerse, ona kaza gerekmez.) [Dare Kutni]<br />
<br />
Âyetleri herkes kendine göre yorumladığı için 72 sapık fırka meydana çıkmıştır. Peygamber efendimizin açıklamasına uyulsa idi, bu ayrılıklar olmazdı. Ayrılıklar, Peygamber efendimize uyulmamaktan ileri gelmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Kaynak : dinimizislam  - Saadeti Ebediye</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Oruç tutmaktan maksat nedir? Sınav olacağımız gün oruç tutmasak olur mu? Oruç tutmakla ilgili birçok sorunun cevabı</span><br />
<br />
İmtihan günü oruç tutulur mu? Sual: (Aç olanın kafası çalışmaz. Oruç tutma!) diyorlar. İmtihana [sınava] girileceği gün oruç tutmamak günah olur mu?<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> CEVAP</span> Elbette günahtır. Oruç tutmamayı mubah kılan özürler kitaplarda bildirilmiştir. Zaruretsiz oruç tutmamak haramdır. (Aç olanın kafası çalışmaz) sözü ilmî değildir. Ya cahillikten söylenmiştir veya oruca engel olmak için kasıtlı söylenmiştir. Ramazan haricinde de, imtihanlara fazla tok girmemeli. Mide çok doyarsa, insanın kafası pek çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Oruçluya Allahü teâlânın ihsanı boldur. Sehl bin Abdullah et-Tüsterî hazretleri, (Akıllı kimseler, gerek din ve gerekse de dünya için açlıktan daha faydalı bir şey görmemişlerdir. Hikmet ve ilim açlıktadır, günah ve cehalet ise, tokluktadır) buyurmuştur. Şeyh Aliyyül-Havvâs hazretleri, (Gece ibadetine açlıkla hazırlanmalı. Midesi tok olanın manevî istifadesi az olur) buyurdu. (Uhûdül-Kübra) Hadis-i şerifte, (İyiliklerin başı açlık, kötülüklerin başı tokluktur) buyuruldu. Tokluk, unutkanlık yapar, kalbi kör eder. (S. Ebediyye) Tokluk, alkollü içkiler gibi, kanı bozar. Açlık, aklı temizler, kalbi parlatır. Yine hadis-i şerifte, (Açlık idraki, anlayışı artırır, zekâyı açar) buyuruldu. (İ. Gazalî) Açlık, sinirleri uyanık, zinde tutar. Fazla tokluk ahmaklığa yol açar. Okuduğunu ezberlemesi ve hatırında tutması zor olur. İmtihan için, kafayı çalıştıran, zekâyı açan, anlayışı artıran orucu tutmamak ahmaklıktır. Ebu Süleyman Dârânî hazretleri buyuruyor ki: Aç durmaya çalışın, çünkü açlık, nefsi uysallaştırır ve kalbi inceltir. Nitekim Peygamber efendimiz, (Kalblerinizi az gülmek ve az yemekle diriltin, açlıkla temizleyin. Bu sayede kalbleriniz saflaşır ve incelir) buyurmuştur. Hazret-i Lokman Hakîm oğluna, (Ey oğul! Mideyi tıka basa doldurduğun zaman düşünce uyur, hikmet dilsizleşir) diye nasihat etmiştir. Bâyezid-i Bistâmî hazretleri de, (Açlık buluttur. Kul, ne zaman aç kalırsa kalb hikmet yağmuru yağdırır) buyurmuştur. İki hadis-i şerif: (Açlık, hikmetin nuru, tokluk ise Allah'tan uzaklaşmadır. Sakın tıka basa yemeyin ki kalbinizdeki hikmetin nuru sönmesin!) [Deylemî] (Allahü teâlânın halk arasında evliyası, açlık ve susuzluk ehlidir.) [İbni Neccar] Ebu Süleyman Dârânî hazretleri, (İbadetin en tatlı olduğu zaman, karnımın belime yapıştığı zamandır) buyurmuştur. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri de, (Bir insan, kalbi ile göğsü arasına bir yemek torbası asarsa, münacatın tadını alamaz. Kişi aç ve susuzken kalbi saflaşır ve incelir. Doyunca körleşir ve katılaşır) buyurmuştur. Bunun içindir ki kendisine dünya ve hazineleri sunulduğunda Peygamber efendimiz, (Hayır, istemem. Bir gün aç, bir gün tok olmak isterim) buyurmuştur. (Tirmizî) Mide ve şehvet yerinde kullanılmazsa, Cehennem kapısı olur. Bunun esası da tokluktur. Nefsi zelilleştirip şehveti kırmaksa Cennet kapısıdır. Bunun esası da açlıktır. Cehennem kapısını kapatan kimse, Cennet kapısını açmış demektir, çünkü bu ikisi, tıpkı batı ile doğu gibi zıttır. Birine yaklaşan diğerinden uzaklaşmış olur. Hazineler elinde iken, niçin aç durduğu Yusuf aleyhisselama sorulunca, (Tok olunca açları unutmaktan korkuyorum) buyurmuştur. Atalarımız da, (Tok, açın hâlinden bilmez) demişlerdir. Açlığın bir faydası da, insanın şehvetini kırması, kötülüğü emreden nefse hâkim olmasıdır, çünkü bütün günahların kaynağı şehvet ve kuvvettir. Bu da çok yemekle meydana gelir. Zünnûn-i Mısrî hazretleri, (Ne zaman doysam, ya isyanda bulundum veya isyana teşebbüs ettim) buyurmuştur. Âişe validemiz de, (İlk bid'at, doyasıya yemektir) buyurmuştur. (Açlık Allah'ın bir hazinesidir) buyuruluyor. Açlık sayesinde en azından konuşma ve şehvetler bertaraf edilir, çünkü aç olan bir kimsenin fuzulî konuşma şehveti harekete geçmez. Böylece dil, gıybet, kötü ve çirkin konuşmak, yalan söylemek, dedikodu gibi âfetlerden kurtulur. Yedi azanın bütün günahlarının sebebi, tokluktan hâsıl olan kuvvettir. Açlık onu bütün bu âfetlerden korur. Tok olan, çok su içer. Çok su içen ise çok uyur. Çok uyuyanın ömrü zayi olur, teheccüd namazını kaçırır, ahmaklaşır ve kalbi katılaşır. Harun Reşit dört doktora (Sağlımızı koruyan ve yan etkisi olmayan bir ilaç söyleyin) der. Hintli doktor, (Siyah ihleç) der. Iraklı doktor (Beyaz Reşşad tanesidir) der. Romalı doktor (Sıcak sudur) der. Köylü doktor, (İhleç mideyi buruşturur, beyaz Reşşad tanesi mideyi kaydırır, sıcak su da mideyi gevşetir. Acıkmadan sofraya oturmamak, doymadan kalkmak en uygunudur) der. Diğer doktorlar da bunu tasdik eder. (Çok yemek, hastalıkların başı, az yemek [perhiz etmek] ilaçların başıdır. Midenin üçte biri yemeklere, üçte biri içeceklere ayrılmalıdır. Üçte birinin hava payı, yani boş olması en aşağı derecedir) hadis-i şerifini işiten gayrimüslim bir doktor, (Yemek hakkında bundan daha iyi bir söz işitmedim. Bu sözü ancak hikmet ehli bir zat söyleyebilir) der. (Oruç tutun ki sağlığa kavuşun) hadis-i şerifi gösteriyor ki, vücut oruç, açlık ve az yemekle hastalıklardan kurtulup sağlığa kavuşur. Çok yiyen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçmiş olur. Çok yiyen sarhoş gibi olur, dimağı yorgunlaşır. Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadis-i şerifte, (Az yiyenin içi nurla dolar ve Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mümini sever) buyuruldu. (Deylemî) Açlıkta arzular kırılır, nefsimiz uysallaşır, serkeşliği kalkar. Çok yemek, gafleti doğurur. Azgın bir atı zapt etmek zor olduğu gibi, çok yedirmekle azan nefsi zapt etmek de zordur. Hadis-i şerifte, (Her gün bir defa yemek yenmesi itidaldir) buyuruldu. (Beyhekî) (Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır) Hadis-i şerifi, hastalıkların çoğunun çok yemekten ileri geldiğini göstermektedir. (Dâre Kutnî) Bütün bu bilgiler, imtihana girerken oruç tutmamanın dînî yönden de, zekâ yönünden de yanlış olduğunu göstermektedir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanı karşılamak için Şaban ayının son günü oruç tutmak uygun mudur?</span><br />
CEVAP<br />
Ramazan olabilir diye şaban ayının son günü oruç tutmak mekruh olur. Bu güne yevmi şek derler, şüpheli gün demektir. Şaban ayının tamamını oruç geçiren için böyle bir mekruhluk söz konusu olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanın gecelerini ihya etmeli deniyor. İhya etmek ne demektir?</span><br />
CEVAP<br />
Burada ihya, ibadetle geçirmek demektir. Yani gündüz farz olan oruç tutulur, beş vakit namaz kılınır, gece de sünnet olan teravih namazı kılınır ve ilimle meşgul olunur, doğru ilmihal bilgileri okunursa Ramazan-ı şerifin hem gündüzü, hem gecesi ihya edilmiş olur. Gecenin çok az bir kısmını ihya etmek, bütün geceyi ihya etmek olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bir mazeretle oruç tutamayan kimse, mukabele okuyamaz teravihe gidemez mi?</span><br />
CEVAP<br />
Oruç, namaz ve mukabele birbirine bağlı ibadetler değil. Bir mazeretle oruç tutamayan Kur’an-ı kerim de okur, mukabele de dinler, namazını kılar, teravihini kılar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Gece ihtilam olup, sahur için uyandığımızda imsak vaktine az kalmışsa, önce yemek yesek, imsak çıktıktan sonra gusletsek, yani oruca cünüp iken başlasak oruç sahih olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Sahih olur. Cünüp iken oruca başlamak, daha sonra gusletmek caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Derslerimi daha iyi anlamak için, bazı günler oruç tutmasam, bayramdan sonra kaza etsem sakıncası var mı?</span><br />
CEVAP<br />
Oruç tutmak, derslere engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekası keskin, anlayışı kuvvetli olur. Bu, daha işin tıbbi yönü. Allahü teâlânın rahmeti ihsanı ise ayrı. Onu akıl almaz.<br />
<br />
Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı. Oruç tutmayı ganimet bilmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
Başka zaman ömür boyu oruç tutulsa Ramazanda tutulan bir orucun sevabına kavuşulmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace]<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Ramazanda herhangi bir şekilde orucu bozulan kimse, yiyip içebilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir. Yiyip içmeleri mekruh olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: İlmihallerde, diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki nohuttan küçük bir pirinç tanesini, bir buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor?</span><br />
CEVAP<br />
Diş arasında kalan yemek artığı dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor.<br />
Oruçlu iken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor. Ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor. Ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır.<br />
<br />
Kıt aklımızla dini hükümleri incelemek, mukayese etmek, hikmetini anlamaya çalışmak bir hastalıktır. Bundan çok sakınmalı. Akılla mantıkla din olsaydı, Peygamberler gönderilmez, dini hükümler bildirilmezdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Sefere çıkacağım diye orucu niyet etmedim. Güneş doğduktan sonra yiyip içtim. Kaza mı kefaret mi gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
Kefaret oruç tutmamanın değil, niyetli Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır. Mazeretsiz oruç tutmamak haramdır ama kefareti gerektirmez. İmameyne [imam-ı Ebu Yusuf ile imam-ı Muhammed’e] göre ise, öğleden bir saat önceye kadar niyet etme imkanı varken kasten yiyip içtiği için kefaret gerekir. Ama öğleden sonra yiyip içse idi, niyet etme imkanını kaçırdığı için imameyne göre de kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Fetva imameyne göre değil, imam-ı a’zama göredir. Niyetsiz oruç ne zaman açılırsa açılsın kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Güneş doğduktan sonra niyet eden kimse, bu orucunu öğleden önce veya sonra bozduğunda, kaza mı kefaret mi gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
Niyet imsak vaktinden sonra olduğu için her iki halde de kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: İmsak vaktinden sonra, seferden memleketine dönse, oruca niyet etse ve bu niyetli orucunu kasten bozsa, kefaret gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Kefaret gerekmez, kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kasten orucunu bozan kimse, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, yine de kefaret gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Öyle bir durum vaki olursa kefaret gerekmez. Mesela kadının hayzı başlasa, yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa yalnız kaza gerekir. Fakat sefere çıksa, kefaret gerekir. Çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Gece vardiyasında çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Evet kaza etmek gerekir. Çünkü niyet farzdır. Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ancak böyle istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Bu hususta zayıf da olsa bir kavil vardır. Hanefi imamlarından imam-ı Züfer’e göre, orucunuz sahihtir, kaza etmek gerekmez. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa oruç tutulmuş olur. Yukarıdaki gibi zaruri durumlarda imam-ı Züfer’in kavli ile amel etmek caiz olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Mastürbasyon kaza gerektirir deniyor. Bana göre kasten orucu bozuyor, ben kefaret gerekir diyorum. Hangi kitapta kaza gerektiği yazılıdır?</span><br />
CEVAP<br />
Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, Fetava-i Hindiyye, Bahrürraik ve Dürr-ül-muhtar kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. Akıl ile din olmaz. Dinde nakil şarttır.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Yemekhanede birkaç kişiyi yerken görüp, biz de dalgınlıkla vakte dikkat etmeden vakit girdi sanıp 16:40 da iftarı açtık. Sonra takvime baktık ki akşam 16:44 deymiş. Kasıtlı bozmadığımız için sadece kaza gerekir değil mi?</span><br />
CEVAP<br />
Evet kaza gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Oruçlu olunca abdestte ağza burna fazla su çekilmese olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Evet olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Günaha şeytanlar sebep olduğuna göre, Ramazanda şeytanlar nasıl günah işletiyor?</span><br />
CEVAP<br />
Günah işlememize yalnız şeytanlar değil, kendi nefsimiz de sebep olmaktadır. Nefsin zararı, şeytanınkinden çok fazladır. Nefsin her istediği kendi zararınadır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bazıları diyor ki, Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de tuttuğumuz zaman gerektiği zaman bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı?</span><br />
CEVAP<br />
Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamak lazım. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da hastalanınca diğer günler tutamaz. Bu hallerde ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ilmihal kitaplarında vardır. [Böyle hurafelere inanmamak için dinimizi öğrenmemiz lazım. Dinimizi doğru öğrenmek için de, ehli sünnet alimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme edilerek hazırlanan, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumayı tavsiye ederiz. hakikatkitabevi com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Oruçluyken misvak kullanmak mekruh mudur?</span><br />
CEVAP<br />
Mekruh değildir. Şafii’de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvaklanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için sevimlidir. Öyle ise Allahü teâlâya sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanda şeytani rüya görülür mü?</span><br />
CEVAP<br />
Görülmez. Nefsani rüya görülür<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır hepsi bağlanır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazan ayı, niçin bazen 29, bazen 30 gün oluyor?</span><br />
CEVAP<br />
Ramazan-ı şerif kameri aylardandır. Kameri aylar 29 veya 30 gün olur. Kur’an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. (Bekara 183-185) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmidokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bütün farz ibadetler Allahü teâlânın emridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Şabanın son günü, Ramazan ise farz olur, değilse nafile olur diyerek oruç tutmak uygun mu?</span><br />
CEVAP<br />
Bu niyetle tutmak mekruh olur. Böyle niyet etmeden, Şabanın son günü nafile oruç tutmak mekruh olmaz. Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Ramazanı bir-iki gün önce oruç tutmakla karşılamayınız! Devamlı oruç tutan, bu orucu tutabilir.) [Müslim]<br />
<br />
Ramazan orucunu karşılamak gerektiğini sanıp veya Ramazan diye Şabanın son günü oruç tutmak mekruhtur. Hıristiyanlara benzememek için, Şabanın son günü oruç tutmanın mekruh olduğunu bildiren âlimler de vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Oruç tutmayan işçiye, Ramazanda yemek verilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Yemek verilmez, yemek parası verilebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Yazın kazaya kalmış oruçları, kışın kaza etmek caiz mi?</span><br />
CEVAP<br />
Caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Hacda şükür kurbanı yerine ceza olarak oruç tutmak caiz mi?</span><br />
CEVAP<br />
Caiz olmaz. Ancak israfı önlemek için caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: İmsaktan sonra kazaya niyet edenin orucu nafile mi olur?</span><br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Seferdeki kimseye, evine gelince tutmadığı oruçları kaza etmek farz mı?</span><br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Ramazanın son günü, bugün bayram diyenlere aldanıp, orucunu bozana, kaza mı lazım olur?</span><br />
CEVAP<br />
Kaza lazım olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Erzurumlu, yazın orucu, Adana’da tutsa, daha sevap mı?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır. Sıkıntı kendiliğinden gelirse sevap olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: (Başkası yerine oruç tutulmaz) hadis-i şerifi hangi kitapta var?</span><br />
CEVAP<br />
Tahtavi haşiyesinin 238. sayfasında var.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Söylentilere inanıp, Ramazan diye, Şabanın 29’unda oruca niyet ettim. Doğrusunu öğrenince bozdum. Kaza gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bir kimse akşam namazından önce uyusa veya bayılsa öbür gün öğleyin uyansa hemen oruca niyet edebilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Niyet edemez. Öğleden bir saat önce uyansaydı edebilirdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ailemden uzakta başka şehirde talebeyim. Annem telefonda, sahura kalkabiliyor musun dedi, evet kalkıyorum dedim halbuki kalkamadığım çok oldu. Aç olarak oruç tuttuğumu bilip üzülmesin diye böyle söyledim bu yalan caiz olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Burada yalan caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 3 senelik oruç borcum var. Bunu 30’ar gün olarak peş peşe mi tutmam lazım?</span><br />
CEVAP<br />
Fırsat buldukça birer ikişer veya üçer beşer tutarsınız, yani 30 gün birden tutmak gerekmez. 90 gün oluncaya kadar böyle devam edersiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kaza orucum yoktur. Fakat bazı oruçlarım bozulmuş, kabul olmamış diye, oruç tutarken kazaya niyet edilse, mahzuru olur mu? Kaza orucum yoksa, bunlar nafile olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Kazası olmayanın da kaza namazı kılmasında, kaza orucu tutmasında mahzur yoktur. Kazası yoksa nafile olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bu sene yılbaşı Ramazana geldi. Bu ayda kumar oynamak, içki içmek daha kötü değil midir?</span><br />
CEVAP<br />
Kumar oynamak, içki içmek her zaman haramdır. Fakat mübarek yerlerde ve mübarek günlerde bu haramları işlemek elbette daha büyük günah olur.<br />
<br />
Yılbaşı ile Noel birbirinden farklı ise de, 21 veya 25 Aralıktaki Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden, yılbaşı gecesi Hıristiyanlar gibi eğlenmek caiz olmaz. Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Kâfirlerin yaptıkları ibadetler ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz. (Redd-ül Muhtar)<br />
<br />
Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kaza orucuna niyet eden bir kimse, cünüp iken, imsak vaktinden sonra kalkıp banyo yapsa orucu yine de tutabilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Tutabilir. Hatta namaz kılmayan kimse akşama kadar da cünüp dursa orucu yine sahih olur. Fakat namaz kılmadığı için ve cünüp durduğu için büyük günah olur. Yani cünüp oruç tutmakla, oruç bozulmuş olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Fecirle imsak vakti aynı şey mi?</span><br />
CEVAP<br />
Fecir, sabah namazı vaktidir. İmsak, oruçken yiyip içmeyi kesme zamanıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kazaya kalmış Ramazan orucunu bilerek bozan bir kimse kaç gün oruç tutması lazım?</span><br />
CEVAP<br />
Kaza orucunu bozunca bir gün tutar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ölü veya diri için namaz kılmak, oruç tutmak ve ona bu sevabı yollamak olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Namazın orucun sevabı ona gönderilir. Bizzat onun için namaz kılınamaz, oruç tutulamaz. Gönderilen sevap da, onun kılmadığı namaz, tutmadığı oruç yerine geçmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Orucun sahih olması için, sahura kalkma mecburiyeti var mı?</span><br />
CEVAP<br />
Hangi oruç olursa olsun sahura kalkma mecburiyeti yoktur. Kalkmak sünnettir. Kalkılırsa sevap olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Yeni namaza başladım. Oruç da tam olarak bu Ramazan tutacağım. Ancak namaz ve oruç kazalarımı nasıl hesaplayacağım, tam bilmiyorum.</span><br />
CEVAP<br />
Zannı galibe göre hesaplarsınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: El, yüz vücut losyon veya kremlerinde alkol olduğu ve namaz kıldığımız için bu kremleri kullanmamamız gerektiği, oruçluyken de necis olduğu doğru mu?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır o karışım alkoller affedilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Orucun haram olduğu aylar ve günleri yazar mısınız?</span><br />
CEVAP<br />
Oruç tutmak sadece bayram günleri haramdır. Senede beş gün. Yani dört gün Kurban bayramı, bir gün de Ramazan bayramı. Diğer günler oruç tutulabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kaza orucuna yalnız olarak nasıl niyet etmeli ve hangi zamanlar arasında niyet etmeli?</span><br />
CEVAP<br />
İlk kazaya kalan Ramazan orucuna demeli. Akşamdan imsak vaktine kadar niyet etmeli.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Nezri muayyen, nezri mutlak oruçlar nedir?</span><br />
CEVAP<br />
Vacip oruçlar, muayyen olur. Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, nezri muayyen oruç olur.<br />
<br />
Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: İki sene adak orucu yerine yemin kefareti vermek caiz mi?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bir ay oruç tutmayı adayan, 30 gün peş peşe mi tutar?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ebem, bir yıl oruç tutacağım diye adakta bulundu. Tutmadan öldü. Ne lazım?</span><br />
CEVAP<br />
Bu adak için bir senelik oruç kefareti yapılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 3 gün üst üste oruç tutmayı adamıştım, fakat üçüncü gün, (orucu bozan fakat kefaret gerektirmeyen bir durum neticesinde) orucum bozuldu. Nasıl hareket etmem lazım?</span><br />
CEVAP<br />
Adak orucunu kasten bozsanız kefaret gerekmez. Yeniden üç gün oruç tutarsınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Sabah namazına kalkamayanın her defa için bir gün oruç tutmayı adaması caiz mi?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır caiz değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: (İşim olursa iki sene oruç tutacağım) dedim. Fakat Allah rızası için demediğim için oruç tutmam lazım mı?</span><br />
CEVAP<br />
Evet. Çünkü oruç zaten Allah rızası için tutulur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: (Şu işi yaparsam bir gün oruç tutacağım) diye söylendiğinde, bu şeyi her yaptığımız sefer için bir gün oruç mu tutmalıyız, yoksa birkaç sefer sözümüzden çıktığımızda da 1 gün oruç tutmak yeterli mi?</span><br />
CEVAP<br />
Bir gün oruç tutmanız yeter.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Amerika’dan yola çıkıyorum. Gece yolculuğu yapacağım. Sahur vaktinde uçakta olacağım, hangi ülkeye göre imsak vaktini esas alacağım. Evim Hollanda’da. Eve dönünce Hollanda'nın iftar vaktini mi esas alacağım?</span><br />
CEVAP<br />
Çıktığınız ülkenin yani Amerika’nın imsak vakti esas alınır. Gittiğiniz yerin de iftar vakti esas alınır. Yani Hollanda’nın. Güneş batmadan iftar edilmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Biz iki kardeşiz, annem bize hamileyken oruçlarını tutamamış. O zamanki Ramazan imsakiyelerini saklayıp daha sonra (yıllar sonra) o imsakiyelere bakarak sırayla tutmuş. Niyet ederken bunlara göre niyet etmiş. Bunları tekrar tutması gerekiyor mu?</span><br />
CEVAP<br />
Çok iyi olmuş. Tekrar tutması gerekmez. Fakat imsakiye saklamasa da ilk kazaya kalan diyerek de tutabilirdi. Namazları da öyle kaza etmek gerekir. İlk kılınan kılınınca ondan sonraki ilk olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: İftar açarken ezan okunması şart mı?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır değildir. Vaktin girmesi şarttır. Vakit girince, ezan okunmasa da iftar edilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bazı kimseler, her çeşit gıdayı yiyorlar, fakat et, süt gibi hayvani gıdalar yemeyip kırk gün perhiz yapıyorlar. Buna da oruç diyorlar. Müslümanlıkta böyle bir oruç var mıdır?</span><br />
CEVAP<br />
Müslümanlıkta böyle bir oruç yoktur. Hıristiyanlıkta böyle perhizler vardır. Demek ki onlar, Hıristiyanların ibadetlerini yapıyorlar. Gayrimüslimlerin ibadetlerini yapanlar veya yapmadığı halde beğenenler kâfir olur. (Berika)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Üç ayları tutuyorum. Arkadaşlardan bilmeden davet edenler oluyor. Orucu bozmam caiz midir?</span><br />
CEVAP<br />
Üç aylardan Receb ve Şabanda tutulan oruçlar nafiledir. Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince orucu bozmak caizdir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek, onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ "oruçluyum" diye ısrar ediyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın.) [Dare Kutni]<br />
<br />
Davete gidilince, Ramazan, kaza ve kefaret oruçları bozulmaz. Sadece nafile oruçlar bozulabilir. (Mevkufat)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Kaza borcum var. Üç aylarda tutabilir miyim?</span><br />
CEVAP<br />
Kaza ve nafile oruçları Receb ve Şaban ve diğer aylarda tutmakta mahzur yoktur. Fakat kaza oruçlarını, mazeretsiz geciktirmemek iyi olur! Bu aylarda kaza orucu tutan, bu aylarda nafileye verilecek sevaplara da kavuşur. (Nevadir-i fıkhiyye)<br />
<br />
Receb ve Şaban aylarında kaza orucu veya nafile oruç, her gün veya aralıklı olarak da tutulur. Tek başına Cuma veya Cumartesi günü oruç tutmamalıdır! Perşembe ile Cuma veya Cuma ile Cumartesi birlikte tutulursa mahzuru olmaz.<br />
<br />
Receb veya Şabanda oruç tutarken, kazanız varsa, (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) diye niyet edersiniz. Kazanız yoksa, kaza orucu tutmak yine caizdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 12-14 yaşlarında çocuklarım var. Namaz kılıp oruç tutmaları farz mıdır?</span><br />
CEVAP<br />
Büluğa erince kız ve erkek çocuğa, namaz, oruç farz olur. Ay hâlinde tutamadığı oruçları, bayramdan sonra kaza eder. Ay hâli sebebiyle kılamadığı namazları kaza etmez. Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari)<br />
<br />
Hazret-i Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ, namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadığı namazları kaza etmemesini, fakat orucu kaza etmesini emretmiştir. (Mevkufat)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kış günleri kısa olduğu için nafile veya kaza orucu tutmam uygun olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Evet. Kolaylıklardan istifade etmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kışın oruç tutmak, meşakkatsiz elde edilen bir ganimettir.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kış mevsimi, müminin baharıdır. Gündüzleri kısadır, oruç tutar, geceleri uzundur, o vakitleri ibadet eder.) [Gunye]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Maliki’yi taklit eden kadının hayzı 15 gündür. 15 gün oruç tutmayıp sonra mı kaza eder?</span><br />
CEVAP<br />
Oruçta taklit edilmediği için, Hanefi’deki hayz müddeti geçtikten sonra oruç tutulur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazanda oruçlu iken hanımını öpmenin bir mahzuru olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Veda öpüşü gibi bir öpüş caizdir, şehvetle öpmek ise caiz değildir. Cünüp olmak şüphesi varken öpmek mekruhtur. Öperken cünüp olursa oruç bozulur ve kaza gerekir. Maliki mezhebinde oruçlu iken hanımını öpmek haramdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Gündüz öğleyin yatarken ihtilam olup, herhangi bir sebeple gusledemeyen kimsenin orucu sahih olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Zaruretsiz cünüp durmak haramdır. Namazını da kılamadığı için ayrıca büyük günaha girer. Su bulma imkanı olamayan teyemmüm eder yine cünüp durmaz. Teyemmüm edileceğini de bilmeyen kimsenin orucu sahih olur. Çünkü cünüp durmak dört mezhepte de, oruca mani değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Ramazan ayında tutamadığımız oruçları istediğimiz zaman kaza edebilir miyiz?</span><br />
CEVAP<br />
Evet, her zaman kaza edilebilir ise de, fırsat buldukça bir an önce kaza etmek iyi olur. Şafii’de ise, gelecek Ramazan-ı şerife kadar kaza edilmezse, hem oruç tutmak, hem de fidye vermek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Diş tabibi bir bayan, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Bozulmaz diye bir âyet yok) diyor. Dinimizde Kur’andan başka kaynak yok mu?</span><br />
CEVAP<br />
Bir kimsenin, kendi uzmanlık sahasının dışında bir uzman gibi konuşması elbette uygun olmaz. Kur’an-ı kerimin çeşitli yerlerinde, (Yalnız Allah’a uyun) denmiyor, (Allah’a ve Resulüne uyun) buyuruluyor. Sonra Resulullaha uymak Allah’a uymaktan farklı değildir. Kur’an-ı kerimde, (O, [Resulullah] vahyedilenden başkasını söylemez) buyuruluyor. (Necm 3)<br />
<br />
Bu âyet-i kerime, Peygamber efendimizin din hakkında bildirdiklerinin Allahü teâlânın vahyettiğinden başka olmadığını bildirmektedir. Ayrıca, (Peygamber size neyi verdiyse [neyi emretmişse] onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının) buyurulmaktadır. (Haşr 7)<br />
<br />
Demek ki Allahü teâlânın Kur’an-ı kerimde açıkça bildirmediği hususlar var ki, (Peygamberin emrettiklerini yapın, yasakladıklarından sakının) buyuruluyor. Mesela namazları nasıl kılacağımızı Kur’andan bulamayız. Kaç rekat olduğunu da bulamayız. Hangi rekatta neleri okuyacağımızı da bulamayız. Yanılırsak, ne yapacağımızı da bulamayız. Nerede buluruz? Peygamber efendimiz namazı nasıl kılmışsa öyle kılarız. Hangi rekatlarda neleri okumuşsa veya neleri okuyun buyurmuşsa öyle yaparız. Yanılma secdesini de Onun bildirdiği gibi yaparız. Orucu bozan ve bozmayan çok şey vardır. İğne orucu bozar mı, hayz halinde oruç tutmak gerekir mi? Orucun farzları nelerdir? Bunları Peygamber efendimizden öğreniriz. Biz Peygamber efendimizin emrine uyarsak, başka bir kitaptan mı okumuş oluruz? Sünnetler Kur’andan başka değildir. Allahü teâlâ, Resule uymamızı emrediyor. Allah’ın bu emrine uymamız niye anormal karşılanır ki?<br />
<br />
Dârimi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Allah’ın emri ile, Cebrail aleyhisselam, Kur'an-ı kerimi getirdiği gibi, açıklaması olan sünneti de getirmiştir. Hadis-i şerifte de, (Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir) buyuruluyor. (Tirmizi)<br />
<br />
Tabibe hanımın, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Bu konuda bir âyet yok) demesi yanlıştır. Âyette olmayanlar sünnette bildirilmiştir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
(Oruçlu iken unutarak yiyip içen kimse, orucuna devam etsin, Çünkü onu Allahü teâlâ yedirip içirmiştir.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]<br />
<br />
(Oruçlu kimse, unutarak yiyip içerse, ona kaza gerekmez.) [Dare Kutni]<br />
<br />
Âyetleri herkes kendine göre yorumladığı için 72 sapık fırka meydana çıkmıştır. Peygamber efendimizin açıklamasına uyulsa idi, bu ayrılıklar olmazdı. Ayrılıklar, Peygamber efendimize uyulmamaktan ileri gelmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Kaynak : dinimizislam  - Saadeti Ebediye</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=128</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 09:57:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=128</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır</span><br />
<br />
İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç da namaz gibi bir farz-ı ayındır. Hicret'in ikinci senesinde Medine'de farz kılınmıştır.<br />
<br />
İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'daki Bakara Suresi'nde Kur'an'ın Muhammed'e gönderilmesi Ramazan ayında başlamıştır ve bu ay içinde "oruç" tutmak müslümanlara emredilmiştir. İlgili ayet şöyledir:<br />
<br />
"O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta veya yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz!" (Bakara suresi 185. ayet)[1] <br />
<br />
Oruç, Kur'an'a göre "Niyetlenip, gündoğumundan önceki alacakaranlıktan (tan yeri ağarmaya başlamasından) günbatımından sonraki alacakaranlığa değin katı-sıvı hiçbir şey yememek ve içmemek" demektir. [Bakara Suresi, 187] Oruç, fıkıhçılara ve hadisçilere göre, niyetlenip Güneş'in ufuktan 12 derece altta bulunduğu andan (astronomiye göre alacakaranlık) akşam günbatımına dek, bir şey yeyip içmemektir.<br />
Fıkıhta Oruç <br />
<br />
Oruçlar fukaha (fıkıhçılar, islam hukukçuları)'ya göre farz, vacip, nafile ve mekruh nevilerine ayrılır. Ramazan orucu, vakti tayin edilmiş farz oruçtur (sınırlı süresi belirtilmiş borç olan oruçtur). Kazaya kalan Ramazan orucu ile kefaret olarak tutulan oruçlar vakti muayyen olmayan (sınırlı süresi belirli olmayan) farz oruçlardır.<br />
<br />
Nezir (adak) oruçları vaciptir. Allah Teala'nın rızası için tutulacak oruçlar ise nafile nevini teşkil ederler. Bunlar sünnet, müstehap ve mendup diye anılırlar. Bir de mekruh oruçlar vardır (sırf Cuma veya Cumartesi günü tutulan oruç gibi). Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört günü oruç tutmak, harama yakın bir mekruhtur.<br />
Orucun Çeşitleri <br />
<br />
Farz olan oruçlar: Ramazan ayı orucu ve Ramazan ayı orucunun kazası farzdır.<br />
Vacip olan oruçlar: Başlanmış nafile orucun bozulması halinde kazasının tutulması vacip olur. Adak orucunu tutmak ve bozulursa kaza etmek vaciptir.<br />
Sünnet olan oruçlar: Muharrem ayının 9. ve 10. günlerinde veya 10. ve 11. günlerinde yani Aşure gününden 1 gün önce veya 1 gün sonra ekleyerek oruç tutmak sünnettir. Ayrıca Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak, Zilhicce ayının ilk dokuz günü, Şevval ayında 6 gün oruç tutmak da sünnettir.<br />
Müstehab olan oruçlar: Her ayın (Hicri takvime göre) 13,14 ve 15. günlerinde oruç tutmak çok sevaptır.<br />
Mekruh olan oruçlar: Yalnız aşure günü için bir gün yan 10 Muharremde tutulan bir günlük oruç mekruh oruçtur.<br />
Haram olan oruçlar: Ramazan bayramının 1. günü ve Kurban bayramının 4. gününde oruç tutmak haramdır.<br />
Nafile olan oruçlar: Yukarıda sayılan maddeler dışında tutulan oruçlar nafile oruçlardır. <br />
<br />
Yahudilikte Oruç <br />
<br />
Ana madde: Yom Kippur<br />
<br />
Yom Kippur, (İbranicesi: יום הכיפורים Kefaret Günü), Musevilikte Musevi Takvimi'nin ilk ayı olan Tişri ayının 10. günü yaklaşık 26 saat boyunca tutulan büyük oruçtur.<br />
<br />
Museviliğe göre bir insanın kaderi bir yıl önceki hâl ve hareketlerine göre yazılır. Bir yıl boyunca iyi ve hayırlı işler işleyen kişilerin kaderi bir yıl sonra için iyi yazılır.<br />
<br />
Musevi Yılbaşısı olan Roşaşana ile Yom Kippur arasındaki 10 gün boyunca bir vicdan muhasebesi yapılır ki buna İbranice teşuva (geriye dönme) denir. On gün boyunca, o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışlar gözden geçirilir insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenir ve helalleşilir. Yehova'ya (Tanrı) karşı işlenen suçlar için de tövbe edilir. 9. günün akşamı güneş batmadan bir saat önce oruca başlanır. 26 saat aralıksız sürecek olan oruç boyunca şunlar yasaktır:<br />
<br />
Yemek yemek ve içmek<br />
Yıkanmak<br />
Parfüm sürünmek<br />
Cinsel münasebette bulunmak<br />
Çalışmak<br />
Ateş yakmak <br />
<br />
Sabah erkenden kalkıp Sinagog'a gidilir ve yaklaşık 12 saat boyunca Sinagog'da aralıksız Yom Kippur için yapılan dualar, tövbeler ile vakit geçirilir. Güneşin batmasından yaklaşık 40 dakika sonra Tokea adı verilen kişi koç boynuzundan yapılmış bir boruyu (Şofar) çalarak orucun bittiğini ilan eder. Bu oruç yaklaşık 25-25.5 saat sürer.<br />
<br />
Şofar'ın çalınmasıyla birlikte tören sona erer ve Tanrı'nın insanların gelecek yıl için kaderini yazdığına ve iyi kişileri hayat kitabına (Sefer Hayim) yazdığına inanılır.<br />
Hristiyanlıkta Oruç <br />
<br />
Ana madde: Büyük Perhiz<br />
<br />
Hristiyanlık inancında Paskalya döneminde, 40 gün boyunca hayvansal gıdaları yememek kaydı ile oruç tutulur. 2. yüzyılda yazılan Didakte kitabında Mesih inanalarına çarşamba ve cuma günü oruç tutmalarını buyurmuştur[2]. 2. yüzyıldaki kiliselerin bu orucu Diriliş Bayramı'ndan önce (paskalya) tuttukları bilinmektedir. İslamiyet'teki gibi oruç zamanında tüm dünyevi gıdalardan uzak tutmaması nedeni ile oruç yerine perhiz ifadesi de kullanılabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynaklar </span><br />
<br />
Bakara suresi, 185. ayet. E. Hamdi Yazır Türkçe Kur'an Meâli. <br />
<br />
<br />
<br />
ar:صوم arz:صيام az:Oruc be:Пост be-x-old:Пост bg:Пост (въздържание) br:Vijil bs :  Post ca:  Dejuni da:Faste de:Fasten el:Νηστεία en:Fasting eo:Fasto es:Ayuno et :  Paast fa:روزه fi :  Paasto fr:Jeûne he:צום hi:उपवास hr :  Post hu:Böjt id :  Puasa it:  Digiuno ja:断食 ka:მარხვა ko:단식 ku:Rojî lb:Faaschten li:Vaste mk:Пост ml:ഉപവാസം mr:उपवास ms :  Puasa nl:Vasten nn:Faste no:Faste pl :  Post pt:Jejum ro :  Post ru:Пост scn:  Dijunu sh :  Post simple:Fasting sk :  Pôst sl :  Postenje sq:Agjërimi sr:Пост sv:Fasta sw : Saumu ta:நோன்பு tl:Ayuno uk:Піст zh:禁食<br />
<br />
Başka Dinlerde Oruç<br />
<br />
HIRİSTİYANLIK'TA ORUÇ<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta da oruç farz<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç Kilise'nin üçüncü emridir. Kuran'ın bildirdiğine göre oruç Hıristiyanlara da farz kılınmıştır.<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç ve perhiz aynı anlamda kullanılır. Orucun amacı, işlenmiş günahların cezasını bu dünyadan çekmeye başlamaktadır.<br />
<br />
İncil, oruca büyük önem verir ve övgüyle bahseder. Ancak orucun zamanı, uyulacak kurallar Hıristiyan mezhepleri arasında farklılık gösterir<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç tutma yaşı 21'de başlar. Hıristiyanlar, 60 yaşına kadar oruç tutar. Oruç konusunda 1966 yılında alınan Roma kararlarında bu konu yazılı olarak belirtilmiştir. Bir Hıristiyanın perhiz için ise, en az 14 yaşında olması gerekir.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta iki çeşit oruç bulunur. Okaristi orucu yani şükran orucu ve ekleziyastik oruç yani kilise orucu.<br />
<br />
Bu iki çeşit orucu Katolik'ler tutar, Protestanlar tutmaz. Hıristiyanlık, çarşamba, cuma ve cumartesi günleri ile bazı yortuların arefe günlerinde oruç tutmayı teşvik eder. Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa, çarşamba günü ele verilmiş, cuma günü çarmıha gerilmiş ve cumartesi günü de gömülmüştür.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın öldükten sonra dirildiği ve göğe çıkarıldığına inanılan Paskalya'da oruç tutulması önemlidir. Paskalya öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hırıstiyanlar arasında yaygın bir uygulamadır.<br />
<br />
MUSEVİLİK'TE ORUÇ: YOM KİPPUR<br />
<br />
Tevrat'ta bazı günlerde oruç tutulması emredilmektedir. Yahudilikte oruç nefsi terbiye etme ve bazen de acı çekme aracı sayılırken, bazen de Allah'a yaklaşma aracı olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Tevrat'a göre, Hz. Musa Tur Dağı'nda 40 gün 40 gece kalmış ve bu süreyi oruç tutarak geçirmiştir.<br />
<br />
Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudiler oruç tuttuklarında yatsıdan sonra da bir şey yemezlerdi. Hatta bazı Müslümanlar da oruçla ilgili ayetler tamamlanmadan önce aynı Yahudiler gibi hareket ederdi.<br />
<br />
Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulurdu. Yahudiler, Allah'ın kendilerine felaketler verdiğine inandıkları dönemlerde sürekli oruç tutardı.<br />
<br />
Yahudilikte oruca çocuklar, 12'nci yaşlarından bir ay alınca başlar. Yahudilik'te tutulması gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adı verilen keffaret orucudur.<br />
<br />
Kippur pişmanlık anlamındadır. Yahudiler bu günde günahlarından pişman olurlar. Allah da onları affeder. Yom Kimpur İbranice'de 'tövbe günü' anlamındadır.<br />
<br />
Yahudilerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur, büyük oruç günü olarak kabul edilir. Yom Kippur denen ve 19 Nisan'da başlayıp ve bir hafta süren Pesah Bayramı orucu ise genellikle Hamursuz Bayramı'ndan sonra gelen pazartesi ve perşembe günleri tutulur.<br />
<br />
Yahudilikte Yom Kippur'da oruç tutmak şarttır. İmsak önceki akşam güneş batarken başlar. O gece ve ertesi gün ilk iki yıldız görününceye kadar da yemek içmek yasaktır. Bu süre yaklaşık 25 saattir. Yom Kippur orucunun Hz. Musa'nın Allah'tan buyruklarını almak üzere Tur Dağı'na gittiğinde Yahudilerin altın bir buzağıya tapınmalarından ötürü tutulduğu anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Yahudiler Babil dönüşünden sonra Kudüs'ün tahrip edilmesi ve diğer felaketler nedeniyle dört ayrı oruç daha ortaya çıkarmışlardır. Bazı Talmud yorumcuları bu 4 orucun, başka devletlerin himayesi altındaki Yahudiler tarafından tutulması gerektiğini aksi takdirde gerekli olmadığını belirtir.<br />
<br />
Yahudilerde oruç genellikle şafağın sökmesinden ilk yıldızın görülmesine kadar sürer. Ancak Yom Kippur gibi bazı oruçlar ile bir akşamdan ertesi akşama kadar devam eder.<br />
<br />
DİĞER DİNLERDE ORUÇ<br />
<br />
Nirvana'nın yolu oruçtan geçer: İnsanlık tarihinde dinlerin neredeyse tümünde oruç tutmak yer alır. Semavi dinlerin dışındaki dinlerde de orucunu önemli bir yeri vardır. Örneğin Budizm'in kurucusu Buda, 'kurtuluşa' yani Nirvana'ya ulaşmanın yolunun arzulardan vazgeçmekten geçtiğini vurgular. Bunun pratik yolu da oruç tutmaktır. İşte bazı dinlerde orucun yeri:<br />
<br />
Hinduizm'de oruç: Hint dinlerinden Hinduism'de oruç nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde oruç tutulur.<br />
<br />
İbadet amacıyla duaların okunduğu günlerde oruç tutulması gerekir. Hinduizm'de oruç genellikle belirli bazı besinleri yememe, yani bir çeşit perhiz şeklindedir.<br />
<br />
Taoizm'de oruç: Doğu kültürlerinin dinlerinden Taoizm'de oruç, daha geniş bir anlamda ele alınmıştır. Burada oruç, sağlığı koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle ön plana çıkar. Çinliler ayrıca, büyük bayram günleri ile kötülüklerin arttığı dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar.<br />
<br />
Brahmanizm'de oruç: Güney Asya Hint dinlerinden Brahmanizm'de her ayın 12 ve 13'üncü günlerinde oruç tutmak gelenektir.<br />
<br />
Brahmanizm'de yaşlılar hastalar ve çocuklar dahi oruçtan muaf değildir. Bazıları insani isteklerini yenmek için 15 gün boyunca oruç tutar. Bu süre içinde bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmeleri orucu bozar.<br />
<br />
Jainizm'de oruç: Hint dinlerinden Jainizm'de orucun kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira'nın (M.Ö 599-527)) kendisine işkence yaparak dinde yüksek dereceye ulaşmaya çalıştığı, et ve yumurta yemediği ve hatta ölünceye kadar da oruç tuttuğu söylenmektedir.<br />
<br />
Budizm'de oruç: Güneydoğu Asya dinlerinden Budizm oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in kurucusu Buda'ya göre, ne dünyaya bağlanmak ne de dünyadan vezgeçmez gerekir. Bu amaca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarını itiraf etmektir.<br />
<br />
Buda'ya göre sonsuz kurtuluşa, yani Nirvana'ya engel olan tek şey arzulardır. Kurtuluş ancak arzuları terketmekle sağlanır. Ve arzulardan kurtulmanın birinci yolu da oruç tutmaktır.<br />
<br />
Maniheizm'de oruç: Manilikte oruç, ışığı gönderen güneş ve aya dua etmek amacıyla tutulur. Babil ve Asurluların da orucu büyük önem verdiği bilinir.<br />
<br />
Eski Mısır'da ise oruç genellikle dini bayramlarda tutulur.<br />
<br />
Avrupa yerel dinleri: Keltler'in oruç tuttuğu, eski Roma ve Yunanlıların da orucu felaketlerden kurtulmak için bir yol olarak kabul ettiği bilinir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Hürriyet Ramazan 2007<br />
<br />
Fıtır Sadakası ve Hükmü<br />
<br />
Fıtır sadakası ne demektir?<br />
<br />
Fıtır veya fıtra, 'yaratılış' demektir. Fıtır Sadakası ise, Ramazan bayramına kavuşan ve aslî ihtiyaçları dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altında bulunan kimseler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mâlî bir ibadettir, bir yaratılış sadakasıdır. Vaciptir. Kişi başına konmuş bir malî ibadet olması cihetiyle baş-göz ve beden zekâtı da denmektedir. Fıtır Sadakası, orucun kabulüne ve kabir azabından kurtulmaya vesiledir. Ayrıca Ramazan ayı içerisinde yapılan hata ve kusurlara da bir kefarettir. Resûlullah Efendimiz'in (asm) oruçlunun boş, çirkin ve kötü sözlerinin günahından arınması ve fakirlere bir azık olması için fıtır sadakasını emrettiğini İbn-i Abbas (ra) rivayet eder.<br />
<br />
Fıtır Sadakası kim verir?<br />
<br />
<br />
Özürleri olsun olmasın, oruç tutmayan kimseler de fıtır sadakası vermekle mükelleftirler.<br />
<br />
<br />
Fıtır Sadakasını, aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan herkes vermekle mükelleftir. Bu malın üzerinden zekâtta olduğu gibi bir yıl geçmesi şart değildir. Bayram namazından hemen önce nisap miktarı mala kavuşan bir kimse Fıtır Sadakasını vermekle mükellef olur.<br />
<br />
Nisap ölçülerine sahip olmayan fakir Müslümanlar da Fıtır Sadakasını verebilirler. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: 'Allah zenginlerin malını fıtır sadakasıyla temizler. Fakirler ise verdikleri zaman Allah fazlasıyla yerini doldurur.'<br />
<br />
Fıtır Sadakası kimlere verilir?<br />
<br />
Fıtır sadakası kendilerine zekât verilebilecek kimselere verilir.<br />
<br />
Bir fitre ancak bir kimseye verilir. Fakire fitre verirken, bunun fitre olduğu söylenmese de olur. İçinden fitre niyetiyle vermesi kâfidir.<br />
<br />
Fıtır Sadakası ne zaman verilir?<br />
<br />
<br />
Fıtır sadakasının verilme zamanı, dört mezhebin ortak görüşüne göre, Ramazan Bayramının bir veya iki gün öncesi ile Ramazan Bayram Namazı arasıdır. Hanefîler ve Şafiîlerce yaygın görüşe göre ise, fıtır sadakası Ramazan ayı içerisinde de verilebilir. Yoksulların ihtiyaçlarını bir an önce giderebilmeleri için uygun zaman dilimi ve uygun ortam bulunduktan sonra hemen vermek en tavsiye edilen şeklidir.<br />
<br />
Fıtır Sadakası bayramdan sonraya kadar verilmemiş ise, zimmetten düşmez; zimmeti devam eder ve ilk fırsatta kazaen verilmesi gerekir. Ancak fitreyi bayramdan sonraya bırakmak günahtır.<br />
<br />
Fıtır Sadakasını kim vermeli?<br />
<br />
Fıtır sadakasını herkes bizzat kendisi verebileceği gibi, aile fertleri namına aile reisi de verebilir. Bayram gecesi doğan çocuğun fitresini de, aile reisi vermelidir.<br />
<br />
Fitre miktarı ne kadar olmalı?<br />
<br />
<br />
Fitrede esas olan, bir fakirin bir günlük yiyeceğini temin etmektir. Fitre miktarı kişi başına buğdaydan yaklaşık bir buçuk kilogram; arpa, kuru üzüm ve hurmadan üç kilogram üzerinden hesap edilmelidir. Günümüzde ekonomik değerlerin çok değişmesi nedeniyle, eğer bu miktarlar veya bunların parasal karşılıkları bir fakiri bir günlük doyurmaya kâfi değilse takviye yapılmalı ve artırılmalıdır.<br />
<br />
Fıtır sadakası için, kişi başına asgarî bir rakam söylememiz gerekirse, yaklaşık beş milyon liradır. İmkânı yerinde olanlar bu rakamın üzerine çıkabilirlerse, şüphesiz daha faziletli ve daha makbul olur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Ahmet Özen, Fıtır Sadakası ve Hükmü, Yeni Asya, 22.09.2007<br />
<br />
Fitre ve Fidye Arasındaki Fark Nedir?<br />
<br />
<br />
Bu iki kelime arasında anlam açısından fark vardır. Fitre, sadaka-ı fıtır'dan kısaltılmış ve biraz değişikliğe uğramış bir kelimedir. Bu, Ramazan'da zengin müslümanların vermekle yükümlü olduğu sadakanın adıdır. Çok yaşlı bir ihtiyarın, tutamadığı oruçlara karşılık verdiği paraya "Oruç Fidyesi" denir.<br />
<br />
<br />
Hamile ve Süt Emziren Kadının Durumu<br />
<br />
Hamile kadınla süt emziren kadın oruç tuttukları takdirde ya kendilerinin hastalanmalarından, ya da çocuğun gıdasız kalıp ölmesinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar. Ramazan'dan sonra günü gününe kaza ederler.<br />
<br />
<br />
Kefareti Düşüren Haller<br />
<br />
Bir kadın Ramazan günü orucunu kasden bozduktan sonra hayız veya nifaz hali görse, yahut iftarı mübah kılacak bir hastalığa tutulsa üzerinden kefaret düşer. Bu durumda kasten bozduğu orucu kaza etmesi gerekir. Kefareti Gerektiren Haller -Gıda olsun, gıda hükmünde ilaç olsun, bunlardan herhangi bir şey yemek veya içmek.<br />
<br />
-Cima etmek. Her ikisi için keffaret ve kazayı gerektirir.<br />
<br />
-Ağıza giren yağmuru kasden yutmak. Hatayla yutulursa yalnız kaza icab eder. Unutularak yutulursa, oruç bozulmaz.<br />
<br />
-Kokmuş olsa bile, çiğ et yemek. Kurtlanmış olursa, tiksindirici bir hal aldığında yalnız kazayı gerektirir. Keffaret olmaz.<br />
<br />
-İç yağı yemek.<br />
<br />
-Kurumuş et yemek. -Buğday yemek. Yalnız bir buğday tanesi çiğnenir de ağız içinde eseri kaybolursa, bu orucu bozmaz.<br />
<br />
-Ağız dışından bir buğday tanesi yahut bir susam tanesi alıp yutmak.<br />
<br />
-Ermeni kili yemek.<br />
<br />
-Yenmesi alışkınlık haline gelmiş bir topraktan yemek.<br />
<br />
-Az tuz yemek. Çok tuz yemek kefaret gerektirmez, yalnız kaza icab ettirir. Çünkü çok tuz, gıda hükmünde olmaz.<br />
<br />
-Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükrüğünü yutmak. Kendilerinden hoşlanılmayan kimselerin tükrüğünü yutmak yalnız kazayı gerektirir. Çünkü bunda lezzetlenme yoktur.<br />
<br />
-Gıybet ettikten sonra, oruç bozulduğunu zannederek kasden iftar etmek.<br />
<br />
-Kan aldırdıktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-İnzal olmadan yaklaşmada bulunduktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-Şehvetle öpmeden sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-Bir kimse kusma hali gelip te kustuktan sonra, orucunun bozulmadığını bildiği halde iftar ederse, üzerine kefaret icap eder. Bozulduğunu zannederek iftar etmiş olursa, yalnız kaza gerekir..<br />
<br />
-Kefaret yalnız Ramazan orucunun bozulmasında icap eder, diğer oruçluların bozulmasında icab eder, diğer oruçların bozulmasında gerekmez. Ramazan orucunun keffareti 60 gündür. Keffareti gerektiren birşey yapan kimse, hem o günün orucunu kaza eder, hemde keffaret orucunu peşpeşe tutar. Peşerpeşe olması şarttır. (1, 2) Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir? -Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak.<br />
<br />
-Uyurken ihtilam olmak<br />
<br />
-Hanımını sadece öpmek<br />
<br />
-Sabaha kadar gusletmeyerek, sabah yıkanmak<br />
<br />
-Ağzına gelen balgamı yutmak<br />
<br />
-Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekmek<br />
<br />
-Herhangi bir suya dalıp kulağına su kaçmak<br />
<br />
-İsteği olmadan boğazına duman kaçması<br />
<br />
-Boğazına toz girmesi veya sinek kaçması<br />
<br />
-Kadın avret mahalline yalnız bakmakla inzal vaki olması<br />
<br />
-Dişleri arasında sahurdan kalan nohut tanesinden küçük bir şeyi yemek<br />
<br />
-Kendiliğinden gelen, yine kendiliğinden içeriye giden kusuntu<br />
<br />
-Parmak salarak ağız dolusu olmaycak şekilde kusmak<br />
<br />
-Kan aldırmak<br />
<br />
<br />
-Sürme çekme<br />
<br />
<br />
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Haller<br />
<br />
<br />
-Çiğ pirinç, sade un, yağsız ve şekersiz hamur yemek.<br />
<br />
-Birden, çok miktarda tuz yemek, azında kefaret gerekir.<br />
<br />
-Pamuk, kağıt ve toprak gibi yenmesi alışkanlık haline gelmemiş bir şeyi yemek<br />
<br />
-Zeytin çekirdeği ve benzeri şeyleri yemek<br />
<br />
-Henüz içi olmayan taze cevizi yutmak<br />
<br />
-Kuru ceviz, fındık, fıstık ve bademi sert kabuğuyla yutmak<br />
<br />
-Taş, demir, bakır, altın ve gümüş yutmak<br />
<br />
-Arkadan ilaç akıtmak<br />
<br />
-Burnuna ilaç çekmek<br />
<br />
-Boğazına huni ile bir şey akıtmak<br />
<br />
-Kulağının içine yağ damlatmak<br />
<br />
-Karnında veya başında olan bir yaraya akıtılan ilacın içeriye ulaşması<br />
<br />
-Abdestte ağzına su verirken boğzına su kaçması.<br />
<br />
-İğne yaptırmak<br />
<br />
-İkinci fecr doğmadı zannıyla sahur yapmak<br />
<br />
-Güneş battı zannederek, iftar etmek<br />
<br />
-Su veya yağ ile ıslatılmış parmağını avret mahalline sokmak<br />
<br />
-Dişi kanadığında kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile aynı olduğu halde yutmak.<br />
<br />
-Tütsü yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.<br />
<br />
Orucun Kısımları<br />
<br />
Farz Oruçlar<br />
<br />
Farz olan oruçlar ikiye ayrılır.<br />
<br />
1) Zamanı muayyen olan, Ramazan orucu.<br />
<br />
2) Zamanı muayyen olmayanlar ise, kefaret oruçları, kazaya kalan Ramazan oruçları.<br />
<br />
Vacib Oruçlar<br />
<br />
Vacip olan oruçlarda ikiye ayrılır.<br />
<br />
1) Zamanı muayyen olan oruç ki, falan işim olursa, bu yıl şu zamanda orucu tutacağım şeklinde yapılan adaktır.<br />
<br />
2) Zamanı muayyen olmayan oruç ki, falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım şeklinde yapılan adak oruçlardır, Ramazan dışında her zaman eda edilebilir.<br />
<br />
Sünnet Oruç<br />
<br />
Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu Aşure günlerini (veya on ve onbirinci günlerini) oruç tutmak. Yalnızca onuncu gün tutmak mekruhtur.<br />
<br />
Mendub Olan Oruç<br />
<br />
- Her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerini oruç tutmak,<br />
<br />
- Her ayın başından, ortasından ve sonundan bir gün oruç tutmak,<br />
<br />
- Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak.<br />
<br />
- Şevval ayından altı gün oruç tutmak.<br />
<br />
- Bir gün oruç tutmak bir gün iftar etmek (Davud Orucu)<br />
<br />
- Recep ve Şevval aylarında oruç tutmak.<br />
<br />
<br />
Nafile Oruç<br />
<br />
Bütün bu sayılan kısımlar dışında Allah rızası için tutulan ve tutulmasında kerahet olmayan oruçlardır.<br />
<br />
Mekruh Oruç<br />
<br />
Oruç tutulması mekruh olan günler, tahrimen ve tenzihen mekruh diye ikiye ayrılır. Tahrimen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş günde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Buna haram da denilir. Tenzihen Mekruh: Muharrem ayının onuıncu gününü tek bir gün olarak tutmak, yalnızca Cuma günü veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak, Nevruz ve Mehrican günlerinde oruç tutmak.<br />
<br />
Orucun Şartları Nelerdir?<br />
<br />
Farz olmasının şartları<br />
<br />
Müslüman olmak : Kafir iman etmediği için amelle sorumlu olmaz.<br />
<br />
Akıllı olmak : Deliye oruç farz değildir.<br />
<br />
Büluğa ermiş olmak : Çocuklara oruç tutmak farz değildir. Alışmak için tutabilirler.<br />
<br />
Orucun edasının vücub şartları<br />
<br />
Sıhhatli bulunmak : Hastalara oruç farz olmaz, ancak bilahere kaza edilir.<br />
<br />
Mukim Olmak : Misafir olanlara oruç tutmak farz değildir. Bilahere kaza gerekir. Ancak tutmaları daha faziletlidir.<br />
<br />
Orucun edasını sıhhat şartları<br />
<br />
Hayız ve nifastan taharet üzerinde bulunmak : Hayız ve nifas üzerine oruç tutulmaz. Bilahere kaza gerekir.<br />
<br />
Niyyet etmiş olmak : Niyyet bulunmaksızın oruç tutmak sahih olmaz.<br />
<br />
<br />
Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller<br />
<br />
<br />
Hastalık: Oruca devam edildiğinde hastalık artacağından korkulursa oruç bozulabilir.<br />
<br />
Yolculuk: 90 kilometrelik bir yolculuğa çıkan bir kimse niyet etmeyebilir veya niyet ettiği halde orucu bozabilir.<br />
<br />
Mecburluk: Tehdit altında kalanlar oruçlerını bozabilir.<br />
<br />
Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu zaman kendine veya çocuğuna zarar geleceğinden korkan kadın oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Oruca Dayanamamak: Oruçtan aklının bozulmasından korkan orucunu bozabilir.<br />
<br />
Savaş: Düşmana karşı kuvvetli olmak için askerde izin verilmiştir.<br />
<br />
İhtiyarlık: Oruca dayanacak güçleri kalmamış yaşlılar oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Ziyafete Çağrılmak: Yalnız nafile oruçlar ziyafet için bozulabilir. Sonradan kaza olur.<br />
<br />
<br />
Orucun Fidyesi<br />
<br />
Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.<br />
<br />
<br />
Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?<br />
<br />
Kadın bazen yemeğin tadına bakmak zorunda kalabilir. Bazı yiyecekleri satın almak için de aynı mecburiyeti hissedebilir. Boğazdan aşağı inmemek şartıyla yemeğin tadına bakabilir.<br />
<br />
<br />
Oruçluya Mekruh Olan Haller<br />
<br />
<br />
-Bir şeyin tadına bakmak<br />
<br />
-Gereksiz birşey çiğnemek (Başka kimse yoksa, kadın çocuğuna çiğneyebilir)<br />
<br />
-Önceden çiğnenmiş ve çiğnendikçe eksilmeyen sakızı çiğnemek<br />
<br />
<br />
-Tükürüğü ağızda biriktirip yutmak<br />
<br />
-Abdest alırken ağıza, buruna suyu fazla çekmek<br />
<br />
-Zevcesini öpmek, boynuna sarılmak<br />
<br />
-Kan aldırmak (Eğer zarar verirse)<br />
<br />
<br />
Ramazan Ayının Fazilet ve Esrarı<br />
<br />
Mubârek Ramezân ayı, çok şereflidir.<br />
<br />
Bu ayda yapılan, nâfile nemâz, zikr, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâb, başka aylarda yapılan farzlar gibidir.<br />
<br />
Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir.<br />
<br />
<br />
Bu ayda bir orucluya iftâr verenin günâhları afv olur. Cehennemden âzâd olur. O oruclunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. O oruclunun sevâbı hiç azalmaz.<br />
<br />
<br />
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de afv olur. Cehennemden âzâd olur.<br />
<br />
<br />
Ramezân-ı şerîf ayında, Resûlullah (s.a.v.), esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi.<br />
<br />
<br />
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur.<br />
<br />
<br />
Bu aya saygısızlık edenin, günâh işliyenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer.<br />
<br />
<br />
Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir.<br />
<br />
<br />
Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.<br />
<br />
<br />
Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir.<br />
<br />
<br />
Kur'ân-ı kerîm, Ramezânda indi.<br />
<br />
<br />
Kadr gecesi, bu aydadır.<br />
<br />
<br />
Ramezân-ı şerîfde, iftârı erken yapmak, sahûru geç yapmak sünnetdir. Resûlullah (s.a.v.) bu iki sünneti yapmağa çok önem verirdi. İftârda acele etmek ve sahûru gecikdirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeğe ve dolayısı ile herşeye muhtâc olduğunu göstermekdedir. İbâdet etmek de zâten bu demekdir.<br />
<br />
Hurma ile iftâr etmek sünnetdir.<br />
<br />
<br />
İftâr edince, (Zehebez-zama vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) düâsını okumak, terâvîh kılmak ve hatm okumak mühim sünnetdir.<br />
<br />
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslimân afv olur, âzâd olur.<br />
<br />
<br />
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır.<br />
<br />
<br />
Şeytânlar, zincirlere bağlanır.<br />
<br />
<br />
Rahmet kapıları açılır.<br />
<br />
<br />
Ramazan da Hergün Niyet Şart mı?<br />
<br />
Ramazan orucunu eda edebilmek için, hergün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Niyetin zamanı, gecenin başlangıcından, kaba kuşluk anına kadardır. Bu müddet içinde niyet edilmezse, farz eda edilmiş olmaz.<br />
<br />
<br />
Seferi Hali ve Oruç<br />
<br />
Misafir olan kimsenin seferilik halinde iftar etmesi mübah ise de oruç tutması daha faziletlidir. Ancak oruçlu iken sefere ilk çıktığı gün orucu bozmaması gerekir. Bununla beraber yolculuğa çıktıktan sonra iftar ederse kefaret gerekmez, yalnız kaza icab eder.<br />
<br />
Sefere çıkmadan önce iftar edilir de sonra yola çıkarsa kefaret lazım gelir.<br />
<br />
Gündüzün ilk vaktinde kasden orucunu yiyen kimse, sonra zorla sefere çıkarılmış olsa, keffaret üzerinden düşmez. Kendi arzusu ile de sefere çıkmış olsa hüküm değişmez.<br />
<br />
<br />
Üç Aylarda Oruç<br />
<br />
Halk arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına üç aylar denilmektedir. Peygamberimiz peşpeşe bu ayları hiçbir zaman oruç tutmamış, bu şekliyle de ümmetine tavsiye etmemiştir. Hatta ramazan ayının dışında hiçbir ayı baştan sona oruçlu geçirmemiştir.<br />
<br />
<br />
Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar?<br />
<br />
Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir.<br />
<br />
<br />
Kaynaklar<br />
<br />
<br />
1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, 2) Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali 3) Ahmed Şahin, Zaman 4) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre, 1996, Eser Neşriyat 5) T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Sitesi 6) Açıklamalı İslam İlmihali, Mehmed Paksu, 2004 7) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977 8 ) Ebubekir Sifil, Hayzı geciktirerek oruç tutmak, Milli Gazete, 17-22-23/10/2005 9) Dinimiz İslam<br />
<br />
Düşük yapmış veya kürtaj olmuş kadın lohusa hükmünde midir?<br />
<br />
Düşük ve düşük yapma, gebelik ve lohusalık gibi konularda bilgi verir misiniz?<br />
<br />
Soru<br />
<br />
Düşük yapmış bir bayan lohusa hükmündemidir.<br />
<br />
Lohusa hükmünde ise 40 gün dolmamış olmasına rağmen kanaması yok ise namaz kılıp eşi ile beraber olabilir mi?<br />
<br />
Düşük ve düşük yapma konularında bilgi verir misiniz?<br />
<br />
Cevap<br />
<br />
<br />
Önce kısaca bilgi verip, detaylı açıklama yapmayı uygun görüyoruz:<br />
<br />
1. Fıkıh kaynaklarında bu konuyla ilgili şu ifadelere yer verilmektedir: Nifasın / Loğusanın itibar edilmesi için, çocuğun büyük kısmının çıkması gerekir. Bu tamamen parçalar halinde de olsa loğusalık için yeterlidir. Hatta parmaklar veya tırnaklar gibi insanın yapısından bazı şeyler açıkça belli olan bir düşük ardından da loğusalık süreci başlamış olur. (bk. V. Zuhaylî, 1/466)<br />
<br />
Bu tespit herkes için daha kolay ve daha kesin bir yoldur. Düşük için de belli bir zaman dilimi hesabından çok, bir insan şeklini hatırlatan bir uzvun gözle görülmesi metodu daha uygun olsa gerektir.<br />
<br />
Eğer düşen çocuğu görme durumu olmamışsa, doktora veya ebeye sorarak karar verilebilir.<br />
<br />
2. Şayet düşüğün organları belirlenmiş ise, anne lohusa sayıldığından kanı kesilmedikçe cinsi ilişkide bulunmak caiz değildir. Namazları kılmaz, oruçları da tutmaz. Farz oruçları sonra kaza eder.<br />
<br />
Ama organlar teşekkül etmemiş ise cinsel ilişki yasak olmamakla beraber, kan devam ettiği takdirde cinsel yaklaşım sağlıklı olmaz. Bu durumda oruçlarını tutması ve namazlarını da kılması gerekir.<br />
<br />
Lohusalık müddeti kadından kadına değişir. Bazı kadınlarda bu süre, bir gün dahi olabilir. Lohusalık süresi, kanın kesilmesiyle son bulur. Lohusalığın asgarî süresi yoktur. Azamî süre ise kırk gündür. Doğumdan sonra kırk gün geçtiği halde kan devam ediyorsa, artık bu kan nifas kanı değil, özür kanıdır. (bk. Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, 2/331)<br />
<br />
3. Kürtaj da düşük çocuk hükmündedir. Çocuğun azası belli ise kadın lohusa olur.<br />
<br />
Düşük: İslâm Hukukunda "sakt" kelimesiyle anlatılan düşük sadece organları belirmiş olan düşüktür. Ama bütün organların belirmiş olması şart değildir. Saç ve tırnak gibi bazı organlarının belirmesi, çocuk sayılması için yeterlidir.<br />
<br />
Böylece bir kısım organları belirmiş çocuğu düşen kadın, bununla lohusa olur ve normal doğumla ilgili bütün hükümler onun için de geçerli olur. Meselâ iddeti sona erer, çocuk düşmeden önce gördüğü kan âdet kanı olmaz.<br />
<br />
Organları Belirsiz Düşük<br />
<br />
Hiçbir organı belli olmayan düşük, çocuk sayılmaz ve bununla çocuğa ait hükümler geçerli olmaz.<br />
<br />
Böyle bir düşükle gelen kan; nisaba ulaşırsa, yani âdetin en az miktarı olan üç gün sürerse ve öncesinde de bir tam temizlik geçmişse âdet kanıdır. Bu iki şarttan biri, ya da her ikisi eksikse hastalık kanıdır.<br />
<br />
Organları Belirgin Olup Olmadığı Bilinmeyen Düşük<br />
<br />
Kadın, meselâ tuvalette düşük yaptığı için, organlarının belirgin olup olmadığını bilmemesi halinde; bu düşürme olayı âdet günlerinin başlangıcına rastlamış ve bununla kan devam etmişse: âdet günleri sayısınca namaz ve orucunu kesinkes terkeder. Çünkü bu günlerinde ya âdetlidir ya da lohusadır. Sonra yıkanır ve temizlik âdeti kadar süre namazlarını şüpheli bir şekilde kılar. Çünkü lohusa olma ihtimali de vardır. Sonra âdeti kadar süre namazlarını yine kesinlik ifade eder tarzda kılmaz. Çünkü yine ya lohusadır veya adetlidir. Sonra yıkanır ve temizlik âdeti kadar süre -kırk günü doldurmuşsa- kesin tarzda kılar, doldurmamışsa dolduracak kadar sürede şüpheli bir şekilde, doldurduktan sonrakileri de kesin olarak kılar. Sonra bu minval üzere devam eder.<br />
<br />
Eğer âdet günlerinden sonra böyle bir düşük yapmışsa; bu düşük, temizlik günlerine rastladığı için, temizlik âdeti kadar gün namazını şüpheyle kılar. Sonra âdetine rastlayan günlerde kesin olarak bırakır. Çünkü ya lohusadır ya da âdetlidir.<br />
<br />
Bu son iki maddede anlatılan meselede göz önünde bulundurulan şey, şüpheye yer vermemek ve ihtiyatli olanla amel etmektir.<br />
<br />
Hamile kadınla cinsel ilişki, tıbbî bir sakınca tespit edilinceye kadar serbesttir.<br />
<br />
Özet Olarak Lohusalık<br />
<br />
1. Lohusalık, ağacın meyve vermesi gibi, kadının olgunluğunu, en şerefli görev olan anneliğini ve sağlıklılığını anlatan doğal bir haldir.<br />
<br />
2. Lohusalığın en azına sınır yoktur, en çoğu ise kırk gündür. Buna göre doğumundan bir iki saat sonra kanı kesilen ve kırk gün içerisinde bir daha akmayan kadın temizdir. İbadetini yapar, cinsel ilişkide bulunabilir. Kırk günden sonra kan aksa da temiz sayılır.<br />
<br />
3. Doğum yapan kadın birinci doğumunda kaç gün kan görmüşse o, onun lohusalık âdeti olur. Ondan sonraki doğumda kırk günü aşacak şekilde kan görürse, hesabını birinci âdetine göre yapar. Ancak ikinci doğumda kırk günü aşmamak üzere, birinciden farklı gün kadar kan görürse, bu âdet haline gelmiş ve âdeti değişmiş sayılır.<br />
<br />
4. Lohusa namaz kılmaz, oruç tutmaz, Kur`ân okumaz, Mushafa dokunmaz, mescide girmez, Kâbe`yi tavaf etmez, cima şeklinde cinsel ilişkide bulunmaz. Kılmadığı namazı kaza etmez, ama tutmadığı orucu sonra kaza eder.<br />
<br />
5. Organları belli düşük de çocuk sayılır ve anne onunla da lohusa olur.<br />
<br />
6. Organları belli olmayan düşük, âdet ya da hastalık sayılır, lohusa sayılmaz.<br />
<br />
7. Bir batından birden çok doğumlarda, lohusalık birinci doğumdan itibaren başlar.<br />
<br />
Modern Tip ve Lohusalık<br />
<br />
a) Gebelik ve Lohusalık:<br />
<br />
Gebelik yaşı, âdet yaşıyla paralellik gösterir. Bir hanımın âdet gördüğü her yaş içerisinde gebe kalma şansı vardır. Hattâ âdetten kesildiği halde bir yıl içerisinde yine gebe kalan hanımlara rastlanmaktadır.<br />
<br />
Gebelik süresi 280 +/-10 gündür. Ya da normal âdet gören hanımın son âdet tarihine yedi gün eklenilip, üç ay geriye gidilerek hesap edilir. Çıkan tarihten ondört gün önce, ya da sonra olabilir.<br />
<br />
Örnek:<br />
<br />
Son âdet tarihi: Yaklaşık doğum tarihi:<br />
<br />
5.4.1986 12.1.1987 +/-14 gün<br />
<br />
26.12.1986 3.10.1987 +/-14 gün<br />
<br />
Daha geç olabileceğini iddia edenler de vardır ama bu geçersizdir. Bu hanımlarda geç yumurtlama olmuş ve bunlar geç gebe kalmışlardır.<br />
<br />
Gebeliğin yedinci aydan önce sonuçlanması düşük olarak değerlendirilir.<br />
<br />
Doğacak çocuğun cinsiyeti, gebelik süresini etkilemez.<br />
<br />
Gebe niçin âdet görmez diye sorulabilir:<br />
<br />
Gebelerdeki homional sistemin çalışması çok farklıdır. Bunlarda yumurtlama olmaz. Östrojen-progesteron hormonları her siklus esnasında giderek artar ve âdet görürken en düşük seviyeye iner. Gebelikte ise bu hormonlar gittikçe artar ve bunlara ek olarak koryonik gonodotropin hormonu salgılanır. Uterus`un endometrium dokusu gebeliğin oluşması ve devamı için hazırlanmıştır, fakat dökülmemektedir. Bu nedenle âdet görülmez.Gebelik sırasındaki kanamalar âdet kanaması değildir. Düşük tehdidi kanamasıdır. Son aylarda olan kanamalar ise esin (plasenta) yerleşme bozukluğunu veya erken ayrılmasını düşündürür.Bazan gebe kalındıktan bir ay sonra hafif kanamalar olabilir. Bu da kesinlikle âdet kanaması değildir. Bunu ispatlayan durum ise, kanamadan hemen sonraki ilk onbeş günde yapılan gebelik testinin olumlu olmasıdir.Gebeliğin kendine özgü psikolojisi ve bu konuda dikkat edilmesi gereken noktalar vardır:Gebeliğin oluşması ile birlikte anne vücudunda organık ve psikolojik birçok değişiklikler olur. Bir taraftan anne olmanın mutluluğunu hissederken, diğer taraftan da altına girmis olduğu sorumluluğun dışarıdan göründügü kadar basit olmadığını farkeder.<br />
<br />
Gebeliğin ilk ve son üç ayı tehlikeli aylardır. Anne adayı, hareketlerini dikkatle ayarlamalıdır.Yine ilk üç ayda birçok gebede bulantı ve kusma görülür. Bazan kusmalar kilo kaybettirecek kadar fazla olabilir, Bu devrede kullanılabilecek ilaçların da oldukça sınırlı olması, gebeye yardımı iyice azaltır. Bunun dışında halsızlık,başdönmesi, vücudun çeşitli bölgelerinde ağrılar (bas, bel, kemik ve kuyruk sokumu gibi), ayaklara ani kramp girmeleri görülebilir.<br />
<br />
Gebelerin ve süt veren annelerin beslenmesi oldukça önemlidir. Özellikle vitamin, protein ve minerallerden zengin gıda almaları gerekir.<br />
<br />
Gebeler psikolojik açıdan da oldukça hassas bir devreye girmişlerdir. Kısaca pireyi deve yapan bir tutum içerisindedirler. Davranışları daha hoşgörü ile karşılanmalı, doğum korkusu, anne olma korkusu ve her türlü korku ve endişelerini giderecek şekilde samimi ve müşfik olmalı, problemlerini sabırla, sükûnetle dinleyip gerekli şekilde yardımcı olmalıdır.<br />
<br />
Lohusalığa Gelince:<br />
<br />
Doğumdan sonra gelen kanın özellikleri konusunda şunlar söylenebilir:<br />
<br />
Gebelikten önce rahim altmış-yetmiş gram ağırlığında bir organdır. Gebelik sonunda bir kilograma erişir. Bu gelişme rahimin endometrium tabakasında da olmaktadır. Çünkü buraya bebeğin plasentasi (es) yapışarak bebeğin beslenmesini sağlar. Doğumdan sonra es (plasenta) ayrılınca uterus, açılan damarların ağızlarının kapanması için derhal büzülmeye, sıkışmaya başlar. İlk kanamalar bu esnada damardan gelen kandır. Bazı nedenlerle bu sıkışma olayı olmazsa annenin hayatı ölümle sonuçlanır. Uterusun devamlı kazılması ve endometriumun beslenme hadisesinin olmaması nedeniyle; desidua denilen endometrium dökülmeye başlar. Bu dökülen doku artıkları fibrin, serum, lenf ve akyuvarlardan oluşmuş yara salgısıdır.<br />
<br />
Başlangıçta koyu kırmızı renktedir. Gün geçtikte rengi açılır. Nihayet kirli-beyaz akıntı ile sonuçlanır. Lochia dediğimiz akıntının gelmesi kişiden kişiye çok farklıdır. Bir-iki haftadan birbuçuk aya kadar devam edebilir.<br />
<br />
b) Gebe ve Lohusa Ile Cinsel İlişki:<br />
<br />
Gebe ile cinsel ilişkide, ilk üç ayda, düşüklere sebebiyet vermemek için, son iki ayda ise erken doğuma veya mikrop kapmaya engel olmak için dikkatli davranmak gerekir. Şayet kanama ve sanci gibi şikâyetler oluyorsa kesinlikle münasebette bulunmamalıdır.<br />
<br />
Doğumdan sonra rahim içerisi tamamen yara haline dönüştügü için lohusa ile ilişki kesinlikle zararlıdır.<br />
<br />
a) Yaraya kolaylıkla mikrop yerleşebilir, rahim içerisine ve vücuda yayılır.<br />
<br />
b) Lohusanın genel vücut direnci çok düşmüştür. Atılacak yanlış bir adım, annenin ömür boyu sakat kalmasına veya hayatını kaybetmesine sebep olabilir.<br />
<br />
"Doğum sırasında üreme organları, özellikle rahim ve hazne berelenir, çok defa yırtıklar oluşur. Bu sırada kadınla yakınlıkta bulunmak kadını pek fena örseler, mikropların hemen faaliyete geçmesi, bir çok önemli kadın hastalıklarının oluşmasına sebep olur. Onun için rahim ufalmadan, kadının üreme organları tabiî halini almadan, kadına kesinlikle yanaşmamalıdır. Tolstoy, bu zamanlar kadını rahatsız eden erkeği ayıplıyor: "Bir erkek, gebe bir kadını sevgili diye severken onun bir anne olduğunu unutmamalı. Bir kadın hem bir sevgili, hem yorgun bir anne, hem de hasta bir insan olmaya bir anda tahammül edemez." (Dr.Cemal Z.Ö.)<br />
<br />
c) Gebeye ve Lohusaya Tavsiyeler:<br />
<br />
Beslenme:<br />
<br />
Dengeli ve ölçülü olmalıdır. Gebeliğin başından sonuna kadar 10-12 kilo alınmalıdır. Bazı besinlere aşırı düşkünlük, bazılarından tiksinti, veya abur-cubur yemek, kişiyi zararlı bir hale itebilir. Her gebe kendi alışkanlıkları ve ekonomik durumu ile başlı başına bir program dahilinde yeterli protein, yağ, vitamin, karbonhidrat ve mineral almalı. Gebeliğin altıncıayından itibaren tuz azaltılmalı, kalsiyum bakımından zengin gıdalar (süt, yoğurt, peynir gibi) alınmalıdır.<br />
<br />
İlâç:<br />
<br />
İlâç almak, sakıncalıdır. Özellikle organların teşekkül devresi olan ilk üç ay çok dikkatli olmalı, gerekli hallerde doktora başvurulmalı ve tavsiyelerine mutlaka uyulmalıdır.<br />
<br />
Sigara:<br />
<br />
Düşük ve erken doğumlara sebep olmakta, zekâ yönünden bebeği olumsuz yönde etkilemektedir. Bu yüzden sigara alınmamalı, hattâ sigara içilen bir odada dahi bulunulmamalıdır. Zira bu doğacak çocuğun istikbali açısından önemlidir.<br />
<br />
Çalışma:<br />
<br />
Normal bir gebenin günlük yaşantısını değiştirmesi düşünülemez. Yalnız ani ve sert hareketlerden kaçınmalı, ağır yük kaldırmamalı, yukarılara doğru uzanmamalı, uzun ve sarsıntılı yolculuklardan kaçınmalıdır.<br />
<br />
Vücut Bakımı:<br />
<br />
Çok soğuk, çok sıcak su ile yıkanmamak ve uzun süre banyoda kalmamak şartı ile banyo yapmalı ve temizliğe dikkat etmelidir. Karın bölgesindeki çatlaklara mani olmak için yağlı bir krem veya badem yağı kullanılabilir.<br />
<br />
Gebelik ve süte hazırlik göğüslerde büyümeye sebep olur. Meme başlarındaki direnci artırıp, emzirmede problem çıkmaması açısından meme başlarını sık sık sabunlu su ile yıkayıp meselâ badem yaği sürülebilir. Halk arasında yaygın olan alkolle silme alışkanlığı, sertleşmelere ve çatlamalara sebep olacağından tavsiye edilmez.<br />
<br />
Diş Bakımı:<br />
<br />
Çok önemlidir. Gebe kalmadan gerekli tedavi yapılmalı, devamlı temiz tutmaya gayret etmelidir. İlk ve son üç ayda mümkün olduğu kadar müdahaleye dikkat edilmelidir.<br />
<br />
Çocuk doğuran annenin çocuğunu bizzat emzirmesi çok önemlidir. Bu, çocuk ve anne arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Emziren anne, vazifesini yapmanın huzuru içerisindedir. Anne sütüyle bebeğin hastalıklara karşı dayanıklılıgı sağlanır.<br />
<br />
Anne sütü, süt çocuklarında gördüğümüz en kötü hastalık olan ishalden korur.<br />
<br />
Bebek ise, anne kucağında olmanın mutlulugu ve rahatlığı içindedir.<br />
<br />
En az altı ay sırf anne sütü atmalı, altı aydan sonra ise yaşına kadar süt ve yardımcı mamalar almalıdır.<br />
<br />
Açıktan oruç yemek<br />
<br />
"Allah’ın bildiği kuldan saklanmaz" diyerek açıktan oruç yiyenler oluyor. Günah değil midir?<br />
<br />
<br />
Günahı, açık da, gizli de işlemek caiz olmaz. Fakat nefsine, şeytana uyarak günah işleyen, günahını gizlemelidir! Günahı gizlemek birkaç yönden faydalıdır:<br />
<br />
1- Eğer günahlarımız açığa çıkmamışsa sevinmelidir! Cenab-ı Hak, "Günahı gizleyin" buyuruyor.<br />
<br />
Peygamber efendimiz de sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:<br />
<br />
"İnsan günahını dünyada gizlerse, Allahü teâlâ da, kıyamette, bu günahı kullarından saklar."<br />
<br />
2- Allahü teâlâ açıktan, çekinmeden günah işleyenlere daha çok buğzeder. Fakat üzülerek günahını gizleyenleri, gizlediği için affedebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Bir günaha düşen, günahını gizlesin! Allahü teâlânın örtüsünü onun üzerinde bulundursun!"<br />
<br />
3- Günah işlerken halktan olsun utanmalıdır! Başkasını kendi hakkında konuşturmamak, gıybetini ettirmemek için günahı gizlemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
"Haya tamamıyla hayırdır."<br />
<br />
"Haya imandandır."<br />
<br />
"Hayasızın dini olmaz ve hayasız kişi Cennete giremez."<br />
<br />
4- Kötü örnek olmamak, başkalarının da günah işlemesine cesaret vermemek için günahı gizlemeli! Böyle sebeplerden dolayı açıktan günah işlememeli, gizli de olsa günah işlemekten sakınmalı! Çünkü günahlar öldürücü zehirdir. İmanı olan günah işlemekten çok korkar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<br />
<br />
"Mümin, günahını dağ gibi görür, üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, günahını, burnuna konmuş, hemen uçacak bir sinek gibi görür."<br />
<br />
<br />
Ramazanda umuma açık yerlerde oruç tutanların gözü önünde yemek küfür mü?<br />
<br />
<br />
Küfür değildir. Oruç tutmamak büyük günahtır. Ve bunu teşhir etmek de ayrıca büyük günahtır. Ameller imandan parça değildir. Yani bir ibadeti yapmayan kâfir olmaz, inanmayan, beğenmeyen kâfir olur.<br />
<br />
<br />
Adet ve Oruç<br />
<br />
Adak orucu tutan kadın adet görürse<br />
<br />
Arka arkaya onbeş gün oruç tutayım diye adak yapan bir hanım, onbeş günü tamamlamazdan önce adet görmüş olursa, yeniden fasılasız oruç tutması gerekir. Bu tuttuğu oruçlar adak yerine geçmez. Araya engel girmiştir. Yeniden tutması gerekir.<br />
<br />
Adet Geçiktirici Hap Kullanmak<br />
<br />
Kadınlar oruçlarını tam tutabilmek için adet dönemlerini geciktirici hap kullanmaları doğru mu?<br />
<br />
Bir zorunluluk olmadığı halde fıtrata müdahale etmek ve sağlığı riske atmak, Din’in “zaruriyyat” olarak kabul ettiği “nefsin/canın korunması” ilkesine aykırıdır…<br />
<br />
Herhangi bir ibadetini eda için kadının hayzı geciktirici ilaç kullanmasına mutlak anlamda cevaz vermek doğru olmasa gerek. Kadının hayız görmesi tabiî/fıtrî bir hadisedir ve zorlayıcı bir durum olmadıkça da tabiî seyrine müdahale edilmemelidir.<br />
<br />
<br />
Adetli Kadının Oruçlu Gibi Durması Caiz mi?<br />
<br />
Adet halinde olan bir kadının, oruç tutmadığı halde yemeyip içmeyip oruçlu gibi durması haramdır. Bu durumdaki hanıma oruç tutmak haram olduğu gibi, yemiyerek, içmeyerek oruçlu gibi durması da haramdır. Aynı şekilde oruca niyet edipte tan yeri ağardıktan sonra hayız veya nifas haline giren kadına, akşama kadat oruçlu gibi aç durmak haramdır. Bu durumdaki hanımların gizli yemeleri İslami edeplerdendir.<br />
<br />
Kadın Bugün Adet Olacağım Diye Oruç Tutmazsa<br />
<br />
Adeti belirli olan kadına, kendince adet gelmesi şüpheli olan günde oruç tutmamak caizdir. Eğer görmezse yanız o günü kaza eder. Ancak kadın oruca niyet ettikten sonra "Bu gün adet günümdür" diya kan görmeden orucunu bozarda o gün kan gelmeyecek olursa, hem kaza hem de kefaret gerekir. Bunun için adet gördükten sonra iftar etmek gerekir.<br />
<br />
Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Adet Görme<br />
<br />
Oruca niyet edip güneş doğduktan sonra adet gören hanımın orucu bozulur. Bu durumda olan hanım yemeğini yer. Adet halinde olan bir hanımın, oruç tutmadığı halde yemeyip, içmeyip oruçlu gibi durması haramdır. Ancak gizili yemesi İslami edeptendir.<br />
<br />
Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Temizlenme<br />
<br />
Ramazan'da güneş doğduktan sonra adet ve lohusalıktan temizlenen bir kadın, eğer oruca aykırı bir şey yapmamış ise, derhal niyet ederek oruca başlar. Bu şekilde orucunu tutmuş olur.<br />
<br />
<br />
Başka Dinlerde Oruç<br />
<br />
HIRİSTİYANLIK'TA ORUÇ<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta da oruç farz<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç Kilise'nin üçüncü emridir. Kuran'ın bildirdiğine göre oruç Hıristiyanlara da farz kılınmıştır.<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç ve perhiz aynı anlamda kullanılır. Orucun amacı, işlenmiş günahların cezasını bu dünyadan çekmeye başlamaktadır.<br />
<br />
İncil, oruca büyük önem verir ve övgüyle bahseder. Ancak orucun zamanı, uyulacak kurallar Hıristiyan mezhepleri arasında farklılık gösterir<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç tutma yaşı 21'de başlar. Hıristiyanlar, 60 yaşına kadar oruç tutar. Oruç konusunda 1966 yılında alınan Roma kararlarında bu konu yazılı olarak belirtilmiştir. Bir Hıristiyanın perhiz için ise, en az 14 yaşında olması gerekir.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta iki çeşit oruç bulunur. Okaristi orucu yani şükran orucu ve ekleziyastik oruç yani kilise orucu.<br />
<br />
Bu iki çeşit orucu Katolik'ler tutar, Protestanlar tutmaz. Hıristiyanlık, çarşamba, cuma ve cumartesi günleri ile bazı yortuların arefe günlerinde oruç tutmayı teşvik eder. Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa, çarşamba günü ele verilmiş, cuma günü çarmıha gerilmiş ve cumartesi günü de gömülmüştür.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın öldükten sonra dirildiği ve göğe çıkarıldığına inanılan Paskalya'da oruç tutulması önemlidir. Paskalya öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hırıstiyanlar arasında yaygın bir uygulamadır.<br />
<br />
MUSEVİLİK'TE ORUÇ: YOM KİPPUR<br />
<br />
Tevrat'ta bazı günlerde oruç tutulması emredilmektedir. Yahudilikte oruç nefsi terbiye etme ve bazen de acı çekme aracı sayılırken, bazen de Allah'a yaklaşma aracı olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Tevrat'a göre, Hz. Musa Tur Dağı'nda 40 gün 40 gece kalmış ve bu süreyi oruç tutarak geçirmiştir.<br />
<br />
Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudiler oruç tuttuklarında yatsıdan sonra da bir şey yemezlerdi. Hatta bazı Müslümanlar da oruçla ilgili ayetler tamamlanmadan önce aynı Yahudiler gibi hareket ederdi.<br />
<br />
Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulurdu. Yahudiler, Allah'ın kendilerine felaketler verdiğine inandıkları dönemlerde sürekli oruç tutardı.<br />
<br />
Yahudilikte oruça çocuklar, 12'nci yaşlarından bir ay alınca başlar. Yahudilik'te tutulması gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adı verilen keffaret orucudur.<br />
<br />
Kippur pişmanlık anlamındadır. Yahudiler bu günde günahlarından pişman olurlar. Allah da onları affeder. Yom Kimpur İbranice'de 'tövbe günü' anlamındadır.<br />
<br />
Yahudilerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur, büyük oruç günü olarak kabul edilir. Yom Kippur denen ve 19 Nisan'da başlayıp ve bir hafta süren Pesah Bayramı orucu ise genellikle Hamursuz Bayramı'ndan sonra gelen pazartesi ve perşembe günleri tutulur.<br />
<br />
Yahudilikte Yom Kippur'da oruç tutmak şarttır. İmsak önceki akşam güneş batarken başlar. O gece ve ertesi gün ilk iki yıldız görününceye kadar da yemek içmek yasaktır. Bu süre yaklaşık 25 saattir. Yom Kippur orucunun Hz. Musa'nın Allah'tan buyruklarını almak üzere Tur Dağı'na gittiğinde Yahudilerin altın bir buzağıya tapınmalarından ötürü tutulduğu anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Yahudiler Babil dönüşünden sonra Kudüs'ün tahrip edilmesi ve diğer felaketler nedeniyle dört ayrı oruç daha ortaya çıkarmışlardır. Bazı Talmud yorumcuları bu 4 orucun, başka devletlerin himayesi altındaki Yahudiler tarafından tutulması gerektiğini aksi takdirde gerekli olmadığını belirtir.<br />
<br />
Yahudilerde oruç genellikle şafağın sökmesinden ilk yıldızın görülmesine kadar sürer. Ancak Yom Kippur gibi bazı oruçlar ile bir akşamdan ertesi akşama kadar devam eder.<br />
<br />
DİĞER DİNLERDE ORUÇ<br />
<br />
<br />
Nirvana'nın yolu oruçtan geçer: İnsanlık tarihinde dinlerin neredeyse tümünde oruç tutmak yer alır. Semavi dinlerin dışındaki dinlerde de orucunu önemli bir yeri vardır. Örneğin Budizm'in kurucusu Buda, 'kurtuluşa' yani Nirvana'ya ulaşmanın yolunun arzulardan vazgeçmekten geçtiğini vurgular. Bunun pratik yolu da oruç tutmaktır. İşte bazı dinlerde orucun yeri:<br />
<br />
Hinduizm'de oruç: Hint dinlerinden Hinduism'de oruç nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde oruç tutulur.<br />
<br />
İbadet amacıyla duaların okunduğu günlerde oruç tutulması gerekir. Hinduizm'de oruç genellikle belirli bazı besinleri yememe, yani bir çeşit perhiz şeklindedir.<br />
<br />
Taoizm'de oruç: Doğu kültürlerinin dinlerinden Taoizm'de oruç, daha geniş bir anlamda ele alınmıştır. Burada oruç, sağlığı koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle ön plana çıkar. Çinliler ayrıca, büyük bayram günleri ile kötülüklerin arttığı dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar.<br />
<br />
Brahmanizm'de oruç: Güney Asya Hint dinlerinden Brahmanizm'de her ayın 12 ve 13'üncü günlerinde oruç tutmak gelenektir.<br />
<br />
Brahmanizm'de yaşlılar hastalar ve çocuklar dahi oruçtan muaf değildir. Bazıları insani isteklerini yenmek için 15 gün boyunca oruç tutar. Bu süre içinde bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmeleri orucu bozar.<br />
<br />
Jainizm'de oruç: Hint dinlerinden Jainizm'de orucun kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira'nın (M.Ö 599-527)) kendisine işkence yaparak dinde yüksek dereceye ulaşmaya çalıştığı, et ve yumurta yemediği ve hatta ölünceye kadar da oruç tuttuğu söylenmektedir.<br />
<br />
Budizm'de oruç: Güneydoğu Asya dinlerinden Budizm oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in kurucusu Buda'ya göre, ne dünyaya bağlanmak ne de dünyadan vezgeçmez gerekir. Bu amaca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarını itiraf etmektir.<br />
<br />
Buda'ya göre sonsuz kurtuluşa, yani Nirvana'ya engel olan tek şey arzulardır. Kurtuluş ancak arzuları terketmekle sağlanır. Ve arzulardan kurtulmanın birinci yolu da oruç tutmaktır.<br />
<br />
Maniheizm'de oruç: Manilikte oruç, ışığı gönderen güneş ve aya dua etmek amacıyla tutulur. Babil ve Asurluların da orucu büyük önem verdiği bilinir.<br />
<br />
Eski Mısır'da oruç genellikle dini bayramlarda tutulur.<br />
<br />
Avrupa yerel dinleri: Keltler'in oruç tuttuğu, eski Roma ve Yunanlıların da orucu felaketlerden kurtulmak için bir yol olarak kabul ettiği bilinir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Hürriyet Ramazan 2007<br />
<br />
<br />
Fıtır Sadakası ve Hükmü<br />
<br />
Fıtır sadakası ne demektir?<br />
<br />
Fıtır veya fıtra, 'yaratılış' demektir. Fıtır Sadakası ise, Ramazan bayramına kavuşan ve aslî ihtiyaçları dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altında bulunan kimseler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mâlî bir ibadettir, bir yaratılış sadakasıdır. Vaciptir. Kişi başına konmuş bir malî ibadet olması cihetiyle baş-göz ve beden zekâtı da denmektedir. Fıtır Sadakası, orucun kabulüne ve kabir azabından kurtulmaya vesiledir. Ayrıca Ramazan ayı içerisinde yapılan hata ve kusurlara da bir kefarettir. Resûlullah Efendimiz'in (asm) oruçlunun boş, çirkin ve kötü sözlerinin günahından arınması ve fakirlere bir azık olması için fıtır sadakasını emrettiğini İbn-i Abbas (ra) rivayet eder.<br />
<br />
Fıtır Sadakası kim verir?<br />
<br />
Özürleri olsun olmasın, oruç tutmayan kimseler de fıtır sadakası vermekle mükelleftirler.<br />
<br />
<br />
Fıtır Sadakasını, aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan herkes vermekle mükelleftir. Bu malın üzerinden zekâtta olduğu gibi bir yıl geçmesi şart değildir. Bayram namazından hemen önce nisap miktarı mala kavuşan bir kimse Fıtır Sadakasını vermekle mükellef olur.<br />
<br />
Nisap ölçülerine sahip olmayan fakir Müslümanlar da Fıtır Sadakasını verebilirler. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: 'Allah zenginlerin malını fıtır sadakasıyla temizler. Fakirler ise verdikleri zaman Allah fazlasıyla yerini doldurur.'<br />
<br />
Fıtır Sadakası kimlere verilir?<br />
<br />
Fıtır sadakası kendilerine zekât verilebilecek kimselere verilir.<br />
<br />
Bir fitre ancak bir kimseye verilir. Fakire fitre verirken, bunun fitre olduğu söylenmese de olur. İçinden fitre niyetiyle vermesi kâfidir.<br />
<br />
Fıtır Sadakası ne zaman verilir?<br />
<br />
Fıtır sadakasının verilme zamanı, dört mezhebin ortak görüşüne göre, Ramazan Bayramının bir veya iki gün öncesi ile Ramazan Bayram Namazı arasıdır. Hanefîler ve Şafiîlerce yaygın görüşe göre ise, fıtır sadakası Ramazan ayı içerisinde de verilebilir. Yoksulların ihtiyaçlarını bir an önce giderebilmeleri için uygun zaman dilimi ve uygun ortam bulunduktan sonra hemen vermek en tavsiye edilen şeklidir.<br />
<br />
Fıtır Sadakası bayramdan sonraya kadar verilmemiş ise, zimmetten düşmez; zimmeti devam eder ve ilk fırsatta kazaen verilmesi gerekir. Ancak fitreyi bayramdan sonraya bırakmak günahtır.<br />
<br />
Fıtır Sadakasını kim vermeli?<br />
<br />
Fıtır sadakasını herkes bizzat kendisi verebileceği gibi, aile fertleri namına aile reisi de verebilir. Bayram gecesi doğan çocuğun fitresini de, aile reisi vermelidir.<br />
<br />
Fitre miktarı ne kadar olmalı?<br />
<br />
<br />
Fitrede esas olan, bir fakirin bir günlük yiyeceğini temin etmektir. Fitre miktarı kişi başına buğdaydan yaklaşık bir buçuk kilogram; arpa, kuru üzüm ve hurmadan üç kilogram üzerinden hesap edilmelidir. Günümüzde ekonomik değerlerin çok değişmesi nedeniyle, eğer bu miktarlar veya bunların parasal karşılıkları bir fakiri bir günlük doyurmaya kâfi değilse takviye yapılmalı ve artırılmalıdır.<br />
<br />
Fıtır sadakası için, kişi başına asgarî bir rakam söylememiz gerekirse, yaklaşık beş milyon liradır. İmkânı yerinde olanlar bu rakamın üzerine çıkabilirlerse, şüphesiz daha faziletli ve daha makbul olur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Ahmet Özen, Fıtır Sadakası ve Hükmü, Yeni Asya, 22.09.2007 Fitre ve Fidye Arasındaki Fark Nedir? Bu iki kelime arasında anlam açısından fark vardır. Fitre, sadaka-ı fıtır'dan kısaltılmış ve biraz değişikliğe uğramış bir kelimedir. Bu, Ramazan'da zengin müslümanların vermekle yükümlü olduğu sadakanın adıdır. Çok yaşlı bir ihtiyarın, tutamadığı oruçlara karşılık verdiği paraya "Oruç Fidyesi" denir.<br />
<br />
<br />
Hamile ve Süt Emziren Kadının Durumu Hamile kadınla süt emziren kadın oruç tuttukları takdirde ya kendilerinin hastalanmalarından, ya da çocuğun gıdasız kalıp ölmesinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar. Ramazan'dan sonra günü gününe kaza ederler.<br />
<br />
<br />
Kefareti Düşüren Haller<br />
<br />
Bir kadın Ramazan günü orucunu kasden bozduktan sonra hayız veya nifaz hali görse, yahut iftarı mübah kılacak bir hastalığa tutulsa üzerinden kefaret düşer. Bu durumda kasten bozduğu orucu kaza etmesi gerekir. Kefareti Gerektiren Haller -Gıda olsun, gıda hükmünde ilaç olsun, bunlardan herhangi bir şey yemek veya içmek.<br />
<br />
-Cima etmek. Her ikisi için keffaret ve kazayı gerektirir.<br />
<br />
-Ağıza giren yağmuru kasden yutmak. Hatayla yutulursa yalnız kaza icab eder. Unutularak yutulursa, oruç bozulmaz.<br />
<br />
-Kokmuş olsa bile, çiğ et yemek. Kurtlanmış olursa, tiksindirici bir hal aldığında yalnız kazayı gerektirir. Keffaret olmaz.<br />
<br />
-İç yağı yemek.<br />
<br />
-Kurumuş et yemek. -Buğday yemek. Yalnız bir buğday tanesi çiğnenir de ağız içinde eseri kaybolursa, bu orucu bozmaz.<br />
<br />
-Ağız dışından bir buğday tanesi yahut bir susam tanesi alıp yutmak.<br />
<br />
-Ermeni kili yemek.<br />
<br />
-Yenmesi alışkınlık haline gelmiş bir topraktan yemek.<br />
<br />
-Az tuz yemek. Çok tuz yemek kefaret gerektirmez, yalnız kaza icab ettirir. Çünkü çok tuz, gıda hükmünde olmaz.<br />
<br />
-Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükrüğünü yutmak. Kendilerinden hoşlanılmayan kimselerin tükrüğünü yutmak yalnız kazayı gerektirir. Çünkü bunda lezzetlenme yoktur.<br />
<br />
-Gıybet ettikten sonra, oruç bozulduğunu zannederek kasden iftar etmek.<br />
<br />
-Kan aldırdıktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-İnzal olmadan yaklaşmada bulunduktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-Şehvetle öpmeden sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-Bir kimse kusma hali gelip te kustuktan sonra, orucunun bozulmadığını bildiği halde iftar ederse, üzerine kefaret icap eder. Bozulduğunu zannederek iftar etmiş olursa, yalnız kaza gerekir..<br />
<br />
-Kefaret yalnız Ramazan orucunun bozulmasında icap eder, diğer oruçluların bozulmasında icab eder, diğer oruçların bozulmasında gerekmez. Ramazan orucunun keffareti 60 gündür. Keffareti gerektiren birşey yapan kimse, hem o günün orucunu kaza eder, hemde keffaret orucunu peşpeşe tutar. Peşerpeşe olması şarttır. (1, 2) Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir? -Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak.<br />
<br />
-Uyurken ihtilam olmak<br />
<br />
-Hanımını sadece öpmek<br />
<br />
-Sabaha kadar gusletmeyerek, sabah yıkanmak<br />
<br />
-Ağzına gelen balgamı yutmak<br />
<br />
-Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekmek<br />
<br />
-Herhangi bir suya dalıp kulağına su kaçmak<br />
<br />
-İsteği olmadan boğazına duman kaçması<br />
<br />
-Boğazına toz girmesi veya sinek kaçması<br />
<br />
-Kadın avret mahalline yalnız bakmakla inzal vaki olması<br />
<br />
-Dişleri arasında sahurdan kalan nohut tanesinden küçük bir şeyi yemek<br />
<br />
-Kendiliğinden gelen, yine kendiliğinden içeriye giden kusuntu<br />
<br />
-Parmak salarak ağız dolusu olmaycak şekilde kusmak<br />
<br />
-Kan aldırmak<br />
<br />
<br />
-Sürme çekme<br />
<br />
<br />
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Haller -Çiğ pirinç, sade un, yağsız ve şekersiz hamur yemek.<br />
<br />
-Birden, çok miktarda tuz yemek, azında kefaret gerekir.<br />
<br />
-Pamuk, kağıt ve toprak gibi yenmesi alışkanlık haline gelmemiş bir şeyi yemek<br />
<br />
-Zeytin çekirdeği ve benzeri şeyleri yemek<br />
<br />
-Henüz içi olmayan taze cevizi yutmak<br />
<br />
-Kuru ceviz, fındık, fıstık ve bademi sert kabuğuyla yutmak<br />
<br />
-Taş, demir, bakır, altın ve gümüş yutmak<br />
<br />
-Arkadan ilaç akıtmak<br />
<br />
-Burnuna ilaç çekmek<br />
<br />
-Boğazına huni ile bir şey akıtmak<br />
<br />
-Kulağının içine yağ damlatmak<br />
<br />
-Karnında veya başında olan bir yaraya akıtılan ilacın içeriye ulaşması<br />
<br />
-Abdestte ağzına su verirken boğzına su kaçması.<br />
<br />
-İğne yaptırmak<br />
<br />
-İkinci fecr doğmadı zannıyla sahur yapmak<br />
<br />
-Güneş battı zannederek, iftar etmek<br />
<br />
-Su veya yağ ile ıslatılmış parmağını avret mahalline sokmak<br />
<br />
-Dişi kanadığında kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile aynı olduğu halde yutmak.<br />
<br />
-Tütsü yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.<br />
<br />
<br />
Orucun Kısımları<br />
<br />
Farz Oruçlar<br />
<br />
Farz olan oruçlar ikiye ayrılır.<br />
<br />
1) Zamanı muayyen olan, Ramazan orucu. 2) Zamanı muayyen olmayanlar ise, kefaret oruçları, kazaya kalan Ramazan oruçları.<br />
<br />
Vacib Oruçlar<br />
<br />
Vacip olan oruçlarda ikiye ayrılır. 1) Zamanı muayyen olan oruç ki, falan işim olursa, bu yıl şu zamanda orucu tutacağım şeklinde yapılan adaktır. 2) Zamanı muayyen olmayan oruç ki, falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım şeklinde yapılan adak oruçlardır, Ramazan dışında her zaman eda edilebilir.<br />
<br />
<br />
Sünnet Oruç<br />
<br />
Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu Aşure günlerini (veya on ve onbirinci günlerini) oruç tutmak. Yalnızca onuncu gün tutmak mekruhtur.<br />
<br />
Mendub Olan Oruç<br />
<br />
- Her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerini oruç tutmak, - Her ayın başından, ortasından ve sonundan bir gün oruç tutmak, - Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak. - Şevval ayından altı gün oruç tutmak. - Bir gün oruç tutmak bir gün iftar etmek (Davud Orucu) - Recep ve Şevval aylarında oruç tutmak.<br />
<br />
<br />
Nafile Oruç<br />
<br />
Bütün bu sayılan kısımlar dışında Allah rızası için tutulan ve tutulmasında kerahet olmayan oruçlardır.<br />
<br />
Mekruh Oruç<br />
<br />
Oruç tutulması mekruh olan günler, tahrimen ve tenzihen mekruh diye ikiye ayrılır. Tahrimen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş günde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Buna haram da denilir. Tenzihen Mekruh: Muharrem ayının onuıncu gününü tek bir gün olarak tutmak, yalnızca Cuma günü veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak, Nevruz ve Mehrican günlerinde oruç tutmak.<br />
<br />
<br />
Orucun Şartları Nelerdir? Farz olmasının şartları<br />
<br />
Müslüman olmak : Kafir iman etmediği için amelle sorumlu olmaz.<br />
<br />
Akıllı olmak : Deliye oruç farz değildir.<br />
<br />
Büluğa ermiş olmak : Çocuklara oruç tutmak farz değildir. Alışmak için tutabilirler.<br />
<br />
Orucun edasının vücub şartları<br />
<br />
Sıhhatli bulunmak : Hastalara oruç farz olmaz, ancak bilahere kaza edilir.<br />
<br />
Mukim Olmak : Misafir olanlara oruç tutmak farz değildir. Bilahere kaza gerekir. Ancak tutmaları daha faziletlidir.<br />
<br />
Orucun edasını sıhhat şartları<br />
<br />
Hayız ve nifastan taharet üzerinde bulunmak : Hayız ve nifas üzerine oruç tutulmaz. Bilahere kaza gerekir.<br />
<br />
Niyyet etmiş olmak : Niyyet bulunmaksızın oruç tutmak sahih olmaz.<br />
<br />
<br />
Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller<br />
<br />
<br />
Hastalık: Oruca devam edildiğinde hastalık artacağından korkulursa oruç bozulabilir.<br />
<br />
Yolculuk: 90 kilometrelik bir yolculuğa çıkan bir kimse niyet etmeyebilir veya niyet ettiği halde orucu bozabilir.<br />
<br />
Mecburluk: Tehdit altında kalanlar oruçlerını bozabilir.<br />
<br />
Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu zaman kendine veya çocuğuna zarar geleceğinden korkan kadın oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Oruca Dayanamamak: Oruçtan aklının bozulmasından korkan orucunu bozabilir.<br />
<br />
Savaş: Düşmana karşı kuvvetli olmak için askerde izin verilmiştir.<br />
<br />
İhtiyarlık: Oruca dayanacak güçleri kalmamış yaşlılar oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Ziyafete Çağrılmak: Yalnız nafile oruçlar ziyafet için bozulabilir. Sonradan kaza olur.<br />
<br />
<br />
Orucun Fidyesi Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.<br />
<br />
<br />
Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?<br />
<br />
Kadın bazen yemeğin tadına bakmak zorunda kalabilir. Bazı yiyecekleri satın almak için de aynı mecburiyeti hissedebilir. Boğazdan aşağı inmemek şartıyla yemeğin tadına bakabilir.<br />
<br />
<br />
Oruçluya Mekruh Olan Haller<br />
<br />
-Bir şeyin tadına bakmak<br />
<br />
-Gereksiz birşey çiğnemek (Başka kimse yoksa, kadın çocuğuna çiğneyebilir)<br />
<br />
-Önceden çiğnenmiş ve çiğnendikçe eksilmeyen sakızı çiğnemek<br />
<br />
<br />
-Tükürüğü ağızda biriktirip yutmak<br />
<br />
-Abdest alırken ağıza, buruna suyu fazla çekmek<br />
<br />
-Zevcesini öpmek, boynuna sarılmak<br />
<br />
-Kan aldırmak (Eğer zarar verirse)<br />
<br />
<br />
Ramazan Ayının Fazilet ve Esrarı<br />
<br />
Mubârek Ramezân ayı, çok şereflidir.<br />
<br />
Bu ayda yapılan, nâfile nemâz, zikr, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâb, başka aylarda yapılan farzlar gibidir.<br />
<br />
Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir.<br />
<br />
<br />
Bu ayda bir orucluya iftâr verenin günâhları afv olur. Cehennemden âzâd olur. O oruclunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. O oruclunun sevâbı hiç azalmaz.<br />
<br />
<br />
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de afv olur. Cehennemden âzâd olur.<br />
<br />
<br />
Ramezân-ı şerîf ayında, Resûlullah (s.a.v.), esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi.<br />
<br />
<br />
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur.<br />
<br />
<br />
Bu aya saygısızlık edenin, günâh işliyenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer.<br />
<br />
<br />
Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir.<br />
<br />
<br />
Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.<br />
<br />
<br />
Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir.<br />
<br />
<br />
Kur'ân-ı kerîm, Ramezânda indi.<br />
<br />
<br />
Kadr gecesi, bu aydadır.<br />
<br />
<br />
Ramezân-ı şerîfde, iftârı erken yapmak, sahûru geç yapmak sünnetdir. Resûlullah (s.a.v.) bu iki sünneti yapmağa çok önem verirdi. İftârda acele etmek ve sahûru gecikdirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeğe ve dolayısı ile herşeye muhtâc olduğunu göstermekdedir. İbâdet etmek de zâten bu demekdir.<br />
<br />
Hurma ile iftâr etmek sünnetdir.<br />
<br />
<br />
İftâr edince, (Zehebez-zama vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) düâsını okumak, terâvîh kılmak ve hatm okumak mühim sünnetdir.<br />
<br />
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslimân afv olur, âzâd olur.<br />
<br />
<br />
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır.<br />
<br />
<br />
Şeytânlar, zincirlere bağlanır.<br />
<br />
<br />
Rahmet kapıları açılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Mektubat Cilt 1, 45.Mektup<br />
<br />
Ramazan da Hergün Niyet Şart mı?<br />
<br />
Ramazan orucunu eda edebilmek için, hergün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Niyetin zamanı, gecenin başlangıcından, kaba kuşluk anına kadardır. Bu müddet içinde niyet edilmezse, farz eda edilmiş olmaz.<br />
<br />
<br />
Seferi Hali ve Oruç Misafir olan kimsenin seferilik halinde iftar etmesi mübah ise de oruç tutması daha faziletlidir. Ancak oruçlu iken sefere ilk çıktığı gün orucu bozmaması gerekir. Bununla beraber yolculuğa çıktıktan sonra iftar ederse kefaret gerekmez, yalnız kaza icab eder.<br />
<br />
Sefere çıkmadan önce iftar edilir de sonra yola çıkarsa kefaret lazım gelir.<br />
<br />
Gündüzün ilk vaktinde kasden orucunu yiyen kimse, sonra zorla sefere çıkarılmış olsa, keffaret üzerinden düşmez. Kendi arzusu ile de sefere çıkmış olsa hüküm değişmez.<br />
<br />
<br />
Üç Aylarda Oruç<br />
<br />
Halk arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına üç aylar denilmektedir. Peygamberimiz peşpeşe bu ayları hiçbir zaman oruç tutmamış, bu şekliyle de ümmetine tavsiye etmemiştir. Hatta ramazan ayının dışında hiçbir ayı baştan sona oruçlu geçirmemiştir.<br />
<br />
<br />
Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar? Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir.<br />
<br />
<br />
Kaynaklar<br />
<br />
1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, 2) Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali 3) Ahmed Şahin, Zaman 4) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre, 1996, Eser Neşriyat 5) T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Sitesi 6) Açıklamalı İslam İlmihali, Mehmed Paksu, 2004 7) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977 8 ) Ebubekir Sifil, Hayzı geciktirerek oruç tutmak, Milli Gazete, 17-22-23/10/2005 9) Diinimiz İslam<br />
<br />
Oruçla ilgili çeşitli sual cevaplar<br />
<br />
Sual: Derslere çalışılan veya imtihana girilecek günlerde oruç tutmamak, bayramdan sonra kaza etmek uygun mudur? CEVAP Oruç tutmak, derslere, imtihana engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Bu, daha işin tıbbi yönü. Allahü teâlânın rahmeti ihsanı ise ayrı. Onu akıl almaz.<br />
<br />
Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı, oruç tutmayı ganimet bilmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
Başka zaman ömür boyu oruç tutulsa Ramazanda tutulan bir orucun sevabına kavuşulmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace]<br />
<br />
Sual: Ramazanda herhangi bir şekilde orucu bozulan kimse, yiyip içebilir mi? CEVAP Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir. Yiyip içmeleri mekruh olur.<br />
<br />
Yemek artığı ve pirinç tanesi Sual: Diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki, nohuttan küçük bir pirinç veya buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor? CEVAP Diş arasında kalan yemek artığı, dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor. Oruçluyken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor; ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor; ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır.<br />
<br />
Kıt aklımızla dini hükümleri incelemek, mukayese etmek, hikmetini anlamaya çalışmak bir hastalıktır. Bundan çok sakınmalı. Akılla mantıkla din olsaydı, Peygamberler gönderilmez, dini hükümler bildirilmezdi.<br />
<br />
Kaza ve kefaret Sual: Oruçluyken, pişmiş bir pirinç veya bir mercimek yenirse kefaret gerekiyor da, bunların pişmemişi yenince niye kaza gerekiyor? CEVAP Bunun gibi, az tuz yemek kefaret gerektirirken, bir kaşık tuz yemek kefareti gerektirmez.<br />
<br />
Toprak yemek kefareti gerektirmezken, alışmış kimsenin kilermeni denilen toprağı yemesi kefaret gerektirir.<br />
<br />
Fındığı kabuğuyla yutmak kefaret gerektirmez, ama kabuğunu çıkarıp içini yutmak, gerektirir.<br />
<br />
Pişmemiş pirinç, ilaç ve gıda olarak yenmesi âdet olmadığı için kefaret gerektirmiyor. Demek ki ölçü, ilaç ve gıda olarak yenmesinin, âdet olup olmamasına bağlıdır.<br />
<br />
Kilermeni de topraktır, ama ilaç olarak yenirse kefaret gerektiriyor. Aşeren hamile kadınlar veya bazı çocuklar, kil ve kireç gibi toprak yerler. Bunların da bu hususa dikkat etmeleri gerekir.<br />
<br />
Sual: Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir? CEVAP Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi? CEVAP Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur.<br />
<br />
Sual: Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi? CEVAP Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu mazeretsiz bozmanın cezasıdır.<br />
<br />
Sual: Sefere çıkacağım diye orucu niyet etmedim. Güneş doğduktan sonra yiyip içtim. Kaza mı kefaret mi gerekir? CEVAP Kefaret oruç tutmamanın değil, niyetli orucu kasten bozmanın cezasıdır. Mazeretsiz oruç tutmamak haramdır ama kefareti gerektirmez. İmameyne [imam-ı Ebu Yusuf ile imam-ı Muhammed’e] göre ise, öğleden bir saat önceye kadar niyet etme imkanı varken kasten yiyip içtiği için kefaret gerekir. Ama öğleden sonra yiyip içse idi, niyet etme imkanını kaçırdığı için imameyne göre de kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Fetva imameyne göre değil, imam-ı a’zama göredir. Niyetsiz oruç ne zaman açılırsa açılsın kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<br />
Sual: Güneş doğduktan sonra niyet eden kimse, bu orucunu öğleden önce veya sonra bozduğunda, kaza mı kefaret mi gerekir? CEVAP Niyet imsak vaktinden sonra olduğu için her iki halde de kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: İmsak vaktinden sonra, seferden memleketine dönse, oruca niyet etse ve bu niyetli orucunu kasten bozsa, kefaret gerekir mi? CEVAP Oruca imsak vaktinden sonra niyet ettiği için kefaret gerekmez, kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: Kasten orucunu bozan kimse, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, yine de kefaret gerekir mi? CEVAP Öyle bir durum vaki olursa kefaret gerekmez. Mesela kadının hayzı başlasa, yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa yalnız kaza gerekir. Fakat sefere çıksa, kefaret gerekir. Çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir.<br />
<br />
Niyetsiz oruç Sual: Gece çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi? CEVAP Niyetsiz oruç sahih olmaz. Kaza etmek gerekir. Ancak bunun gibi istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Hanefî mezhebindeki müctehid imamlardan İmam-ı Züfer’e göre, niyetsiz oruç sahihtir. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa, oruç tutulmuş olur. Böyle zaruri durumlarda İmam-ı Züfer’in kavliyle amel edilir.<br />
<br />
Sual: Mastürbasyon kaza gerektirir deniyor. Bana göre kasten orucu bozuyor, ben kefaret gerekir diyorum. Hangi kitapta kaza gerektiği yazılıdır? CEVAP Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, Fetava-i Hindiyye, Bahrürraik ve Dürr-ül-muhtar kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. Akıl ile din olmaz. Dinde nakil şarttır.<br />
<br />
Sual: Dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir? CEVAP Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: Yemekhanede birkaç kişiyi yerken görüp, biz de dalgınlıkla vakte dikkat etmeden vakit girdi sanıp 16:40 da iftarı açtık. Sonra takvime baktık ki akşam 16:44 deymiş. Kasıtlı bozmadığımız için sadece kaza gerekir değil mi? CEVAP Evet kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: Oruçlu olunca abdestte ağza burna fazla su çekilmese olur mu? CEVAP Evet olur.<br />
<br />
Sual: Bazı imsakiyeler, Türkiye Takvimi'nden farklıdır. Hangisine uymak ihtiyatlı olur? CEVAP İhtiyata riayet etmek tedbirli ve temkinli hareket etmek elbette iyi olur. Türkiye Takvimi'ne göre hareket edilmelidir. Yoksa oruçlar tehlikeye girer. Türkiye Takvimi'nin hesapları yüz yıldır uygulanan hesaplardır. [Farklı Ramazan İmsakiyeleri kısmında geniş bilgi var.]<br />
<br />
Sual: Bazıları diyor ki, Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de tuttuğumuz zaman gerektiği zaman bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı? CEVAP Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamak lazım. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da hastalanınca diğer günler tutamaz. Bu hallerde ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ilmihal kitaplarında vardır.eserlerinden tercüme edilerek hazırlanan, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumayı tavsiye ederiz. <a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.hakikatkitabevi.com</a> adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]<br />
<br />
Sual: Oruçluyken misvak kullanmak mekruh mudur? CEVAP Mekruh değildir. Şafii’de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvaklanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için sevimlidir. Öyle ise Allahü teâlâya sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler.<br />
<br />
Şeytani rüya Sual: Ramazanda şeytani rüya görülür mü? CEVAP Görülmez. Nefsani rüya görülür<br />
<br />
Şeytanlar bağlanır Sual: Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır? CEVAP Hayır, hepsi bağlanır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda, esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir.<br />
<br />
Sual: Şeker bayramı demek caiz mi? CEVAP Bayram namazından önce hurma, şeker gibi herhangi bir tatlı yemek müstehap olduğu için caizdir.<br />
<br />
Sual: Ramazan ayı, niçin bazen 29, bazen 30 gün oluyor? CEVAP Ramazan-ı şerif kameri aylardandır. Kameri aylar 29 veya 30 gün olur. Kur’an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. (Bekara 183-185) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmidokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bütün farz ibadetler Allahü teâlânın emridir.<br />
<br />
Sual: Oruç tutmayan işçiye, Ramazanda yemek verilir mi? CEVAP Yemek verilmez, yemek parası verilebilir.<br />
<br />
Sual: Yazın kazaya kalmış oruçları, kışın kaza etmek caiz mi? CEVAP Caizdir.<br />
<br />
Sual: Hacda şükür kurbanı yerine ceza olarak oruç tutmak caiz mi? CEVAP Caiz olmaz. Ancak israfı önlemek için caizdir.<br />
<br />
Sual: İmsak vaktinden sonra kazaya niyet edenin orucu nafile mi olur? CEVAP Evet.<br />
<br />
Sual: Seferdeki kimseye, evine gelince tutmadığı oruçları kaza etmek farz mı? CEVAP Evet.<br />
<br />
Sual: Ramazanın son günü, bugün bayram diyenlere aldanıp, orucunu bozana, kaza mı lazım olur? CEVAP Kaza lazım olur.<br />
<br />
Sual: Erzurumlu, yazın orucu, Adana’da tutsa, daha sevap mı? CEVAP Hayır. Sıkıntı kendiliğinden gelirse sevap olur.<br />
<br />
Sual: (Başkası yerine oruç tutulmaz) hadisi hangi kitapta var? CEVAP Tahtavi haşiyesinin 238. sayfasında var.<br />
<br />
Sual: Kaza orucunu davette bozmak caiz mi? CEVAP Hayır.<br />
<br />
Sual: Söylentilere inanıp, Ramazan diye, Şabanın 29’unda oruca niyet ettim. Doğrusunu öğrenince bozdum. Kaza gerekir mi? CEVAP Gerekmez.<br />
<br />
Sual: Bir kimse akşam namazından önce uyusa veya bayılsa öbür gün öğleyin uyansa hemen oruca niyet edebilir mi? CEVAP Artık niyet edemez. Öğleden bir saat önce uyanıp niyet etseydi sahih olurdu; fakat böyle durumlarda İmam-ı Züfer’in kavline uyup, bir şey yiyip içmeden, o andan itibaren niyet ederek, hatta hiç niyet etmeden de orucunu tutabilir.<br />
<br />
Sual: Ailemden uzakta başka şehirde talebeyim. Annem telefonda, sahura kalkabiliyor musun dedi, evet kalkıyorum dedim halbuki kalkamadığım çok oldu. Aç olarak oruç tuttuğumu bilip üzülmesin diye böyle söyledim bu yalan caiz olur mu? CEVAP Burada yalan caizdir.<br />
<br />
Sual: 3 senelik oruç borcu olan, bunu 30’ar gün olarak peş peşe mi tutması lazım? CEVAP Hayır. Fırsat buldukça birer ikişer veya üçer beşer tutulur, yani 30 gün birden tutmak gerekmez. 90 gün oluncaya kadar böyle devam edilir.<br />
<br />
Sual: Kaza orucum yoktur. Fakat bazı oruçlarım bozulmuş, kabul olmamış diye, oruç tutarken kazaya niyet edilse, mahzuru olur mu? Kaza orucum yoksa, bunlar nafile olur mu? CEVAP Kazası olmayanın da kaza namazı kılmasında, kaza orucu tutmasında mahzur yoktur. Kazası yoksa nafile olur.<br />
<br />
Sual: Oruca hesapla başlanılan yerlerde, yanlışlık olma ihtimali olacağı için, bayramdan sonra kaza orucu tutmak gerekir mi? CEVAP İki gün kaza orucu tutmak gerekir. Çünkü büyük İslam âlimi seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Böyle yerlerde bulunan müslümanların bayramdan sonra, dilediği zaman, kaza niyeti ile, iki gün daha oruç tutmaları lazımdır) buyurdu.<br />
<br />
Sual: Bu sene yılbaşı Ramazana geldi. Bu ayda kumar oynamak, içki içmek daha kötü değil midir? CEVAP Kumar oynamak, içki içmek her zaman haramdır. Fakat mübarek yerlerde ve mübarek günlerde bu haramları işlemek elbette daha büyük günah olur.<br />
<br />
Yılbaşı ile Noel birbirinden farklı ise de, 21 veya 25 Aralıktaki Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden, yılbaşı gecesi Hıristiyanlar gibi eğlenmek caiz olmaz. Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Kâfirlerin yaptıkları ibadetler ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz. (Redd-ül Muhtar)<br />
<br />
Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!<br />
<br />
Sual: Bayramın ikinci günü oruç tutmak caiz mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Ramazan bayramının ikinci günü oruç tutmak caizdir.<br />
<br />
Sual: Kaza orucuna niyet eden bir kimse, cünüp iken, imsak vaktinden sonra kalkıp banyo yapsa orucu yine de tutabilir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Tutabilir. Hatta namaz kılmayan kimse akşama kadar da cünüp dursa orucu yine sahih olur. Fakat namaz kılmadığı için ve cünüp durduğu için büyük günah olur. Yani cünüp oruç tutmakla, oruç bozulmuş olmaz.<br />
<br />
Sual: Fecirle imsak vakti aynı şey mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Fecir, sabah namazı vaktidir. İmsak, oruçken yiyip içmeyi kesme zamanıdır.<br />
<br />
Sual: Kazaya kalmış Ramazan orucunu bilerek bozan bir kimse kaç gün oruç tutması lazım?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Kaza orucunu bozunca bir gün tutar.<br />
<br />
Sual: Ölü veya diri için namaz kılmak, oruç tutmak ve ona bu sevabı yollamak olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Namazın orucun sevabı ona gönderilir. Bizzat onun için namaz kılınamaz, oruç tutulamaz. Gönderilen sevap da, onun kılmadığı namaz, tutmadığı oruç yerine geçmez.<br />
<br />
Sual: Orucun sahih olması için, sahura kalkma mecburiyeti var mı?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hangi oruç olursa olsun sahura kalkma mecburiyeti yoktur. Kalkmak sünnettir. Kalkılırsa sevap olur.<br />
<br />
Sual: Yeni namaza başladım. Oruç da tam olarak bu Ramazan tutacağım. Ancak namaz ve oruç kazalarımı nasıl hesaplayacağım, tam bilmiyorum.<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Zannı galibe göre hesaplarsınız.<br />
<br />
Sual: El, yüz vücut losyon veya kremlerinde alkol olduğu ve namaz kıldığımız için bu kremleri kullanmamamız gerektiği, oruçluyken de necis olduğu doğru mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır o karışım alkoller affedilmiştir.<br />
<br />
Sual: Orucun haram olduğu aylar ve günleri yazar mısınız?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Oruç tutmak sadece bayram günleri haramdır. Senede beş gün. Yani dört gün Kurban bayramı, bir gün de Ramazan bayramı. Diğer günler oruç tutulabilir.<br />
<br />
Sual: Kaza orucuna yalnız olarak nasıl niyet etmeli ve hangi zamanlar arasında niyet etmeli?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
İlk kazaya kalan Ramazan orucuna demeli. Akşamdan imsak vaktine kadar niyet etmeli.<br />
<br />
Sual: Nezri muayyen, nezri mutlak oruçlar nedir?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Vacip oruçlar, muayyen olur. Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, nezri muayyen oruç olur.<br />
<br />
Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir.<br />
<br />
Sual: İki sene adak orucu yerine yemin kefareti vermek caiz mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Bir ay oruç tutmayı adayan, 30 gün peş peşe mi tutar?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır. Farklı günlerde de tutabilir.<br />
<br />
<br />
Sual: Ebem, bir yıl oruç tutacağım diye adakta bulundu. Tutmadan öldü. Ne lazım?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Bu adak için bir senelik oruç kefareti yapılır.<br />
<br />
Sual: 3 gün üst üste oruç tutmayı adamıştım, fakat üçüncü gün, (orucu bozan fakat kefaret gerektirmeyen bir durum neticesinde) orucum bozuldu. Nasıl hareket etmem lazım?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Adak orucunu kasten bozsanız kefaret gerekmez. Yeniden üç gün oruç tutarsınız.<br />
<br />
Sual: (İşim olursa iki sene oruç tutacağım) dedim. Fakat Allah rızası için demediğim için oruç tutmam lazım mı?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet. Çünkü oruç zaten Allah rızası için tutulur.<br />
<br />
<br />
Sual: (Şu işi yaparsam bir gün oruç tutacağım) diye söylendiğinde, bu şeyi her yaptığımız sefer için bir gün oruç mu tutmalıyız, yoksa birkaç sefer sözümüzden çıktığımızda da 1 gün oruç tutmak yeterli mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Bir gün oruç tutmanız yeter.<br />
<br />
Sual: Amerika’dan yola çıkıyorum. Gece yolculuğu yapacağım. Sahur vaktinde uçakta olacağım, hangi ülkeye göre imsak vaktini esas alacağım. Evim Hollanda’da. Eve dönünce Hollanda'nın iftar vaktini mi esas alacağım?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Çıktığınız ülkenin yani Amerika’nın imsak vakti esas alınır. Gittiğiniz yerin de iftar vakti esas alınır. Yani Hollanda’nın. Güneş batmadan iftar edilmez.<br />
<br />
Sual: Biz iki kardeşiz, annem bize hamileyken oruçlarını tutamamış. O zamanki Ramazan imsakiyelerini saklayıp daha sonra (yıllar sonra) o imsakiyelere bakarak sırayla tutmuş. Niyet ederken bunlara göre niyet etmiş. Bunları tekrar tutması gerekiyor mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Çok iyi olmuş. Tekrar tutması gerekmez. Fakat imsakiye saklamasa da ilk kazaya kalan diyerek de tutabilirdi. Namazları da öyle kaza etmek gerekir. İlk kılınan kılınınca ondan sonraki ilk olur.<br />
<br />
Ezan okunurken<br />
<br />
Sual: Ezan okunurken hemen orucumuzu açmakta mahzur var mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile oruç açılabilir. Sonra namazı kılmalı. Yemeğin namazdan sonra yenmesi daha uygun olur.<br />
<br />
Vakit girmemişse, ezan okunsa da, top atılsa da orucu açmak caiz olmaz.<br />
<br />
İmsak vakti yiyip içmek de böyledir. Yani ezana değil vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti girmişse, daha ezan okunmasa bile, artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Ezana değil vakte itibar edilir.<br />
<br />
Sual: Bazı kimseler, her çeşit gıdayı yiyorlar, fakat et, süt gibi hayvani gıdalar yemeyip kırk gün perhiz yapıyorlar. Buna da oruç diyorlar. Müslümanlıkta böyle bir oruç var mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Müslümanlıkta böyle bir oruç yoktur. Hıristiyanlıkta böyle perhizler vardır. Demek ki onlar, Hıristiyanların ibadetlerini yapıyorlar. Gayrı müslimlerin ibadetlerini yapanlar veya yapmadığı halde beğenenler kâfir olur. (Berika)<br />
<br />
Üç aylarda oruç tutmak<br />
<br />
Sual: Kaza borçları üç aylarda tutulabilir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Kaza ve nafile oruçları Receb, Şaban ve diğer aylarda tutmakta mahzur yoktur, fakat kaza oruçlarını, mazeretsiz geciktirmemek iyi olur! Bu aylarda kaza orucu tutan, bu aylarda nafileye verilecek sevablara da kavuşur. (Nevadir-i fıkhiyye)<br />
<br />
Receb ve Şaban aylarında kaza orucu veya nafile oruç, her gün veya aralıklı olarak da tutulur. Tek başına Cuma veya Cumartesi günü oruç tutmamalıdır! Perşembe ile Cuma veya Cuma ile Cumartesi birlikte tutulursa mahzuru olmaz.<br />
<br />
Receb veya Şaban aylarında oruç tutarken, kazası olan, (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) diye niyet eder. Kaza yoksa bile, kaza orucu tutmak yine caizdir.<br />
<br />
Sual: 12-14 yaşlarında çocuklarım var. Namaz kılıp oruç tutmaları farz mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Büluğa erince kız ve erkek çocuğa, namaz, oruç farz olur. Ay hâlinde tutamadığı oruçları, bayramdan sonra kaza eder. Ay hâli sebebiyle kılamadığı namazları kaza etmez. Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari)<br />
<br />
Hazret-i Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ, namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadığı namazları kaza etmemesini, fakat orucu kaza etmesini emretmiştir. (Mevkufat)<br />
<br />
Sual: Kış günleri kısa olduğu için nafile veya kaza orucu tutmam uygun olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet. Kolaylıklardan istifade etmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kışın oruç tutmak, meşakkatsiz elde edilen bir ganimettir.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kış mevsimi, müminin baharıdır. Gündüzleri kısadır, oruç tutar, geceleri uzundur, o vakitleri ibadet eder.) [Gunye]<br />
<br />
Sual: Maliki’yi taklit eden kadının hayzı 15 gündür. 15 gün oruç tutmayıp sonra mı kaza eder?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Oruçta taklit edilmediği için, Hanefi’deki hayz müddeti geçtikten sonra oruç tutulur.<br />
<br />
<br />
Sual: Ramazanda oruçlu iken hanımını öpmenin bir mahzuru olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Veda öpüşü gibi bir öpüş caizdir, şehvetle öpmek ise caiz değildir. Cünüp olmak şüphesi varken öpmek mekruhtur. Öperken cünüp olursa oruç bozulur ve kaza gerekir. Maliki mezhebinde oruçlu iken hanımını öpmek haramdır.<br />
<br />
Sual: Gündüz öğleyin yatarken ihtilam olup, herhangi bir sebeple gusledemeyen kimsenin orucu sahih olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Zaruretsiz cünüp durmak haramdır. Namazını da kılamadığı için ayrıca büyük günaha girer. Su bulma imkanı olamayan teyemmüm eder yine cünüp durmaz. Teyemmüm edileceğini de bilmeyen kimsenin orucu sahih olur. Çünkü cünüp durmak dört mezhepte de, oruca mani değildir.<br />
<br />
Sual: Sadece Cuma günü oruç tutmakta mahzur var mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
İmam-ı Ebu Yusuf’a göre mekruhtur. İmam-ı a'zama göre mekruh değildir. Bir ibadet için mekruh ve sünnet diyen olunca, bütün müctehid âlimlere uyabilmek için, o işi yapmamak gerekir. Yani Cuma günü bir ihtiyaç olmadan oruç tutmamalı. Perşembe-Cuma veya Cuma-Cumartesi olarak tutmak iyi olur.<br />
<br />
Oruç tutamayan namaz kılar<br />
<br />
Sual: Bir mazeretle oruç tutamayan kimse, mukabele okuyamaz, teravihe gidemez mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Oruç, namaz ve mukabele birbirine bağlı ibadetler değil. Bir mazeretle oruç tutamayan Kur’an-ı kerim de okur, mukabele de dinler, namazını kılar, teravihini kılar.<br />
<br />
Sual: Trafik kazasında, birinin ölümüne sebep olana, kanuni cezadan başka da, ayrıca bir kefaret gerekir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet. Bugün için, 60 gün oruç tutması gerekir.<br />
<br />
Nafile orucu bozmak Sual: Nafile bir orucu, kasten veya bir özürle bozunca kazası gerekir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet, kasten veya bir özürle de bozulsa, yine o orucu kaza etmek vacibdir. Bir özürle orucu bozmak caiz, kasten bozmak ise günahtır.<br />
<br />
<br />
Şaban’ın son günü oruç<br />
<br />
Sual: Şaban ayının son günü oruç tutmak, uygun mudur?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Şaban ayının son gününe, yevm-i şek denir; şüpheli gün demektir. Bu günde oruç tutmanın, mekruh, caiz ve caiz olmayan durumları vardır. Bugün tutulan oruç, üç türlü olur:<br />
<br />
1- Ramazan orucuna veya (ramazan ise ramazan orucuna, ramazan değilse, nafileye) diye niyet ederek tutulan oruçtur. Bu niyetle oruç tutmak, mekruhtur.<br />
<br />
Ramazan orucunu karşılamak gerektiğini sanıp Şabanın son günü oruç tutmak da mekruhtur. Hıristiyanlara benzememek için, Şabanın son günü oruç tutmanın mekruh olduğunu bildiren âlimler de vardır.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Ramazanı bir-iki gün önce oruç tutmakla karşılamayınız! Devamlı oruç tutan, bu orucu tutabilir.) [Müslim]<br />
<br />
2- Nafile oruca veya kaza orucuna niyet ederek oruç tutmak caizdir, mekruh değildir.<br />
<br />
3- (Ramazansa, ramazan orucuna; değilse, niyet etmiyorum) diye tutulan oruç, hiç caiz değildir.<br />
<br />
Sual: Ramazan orucunu tutarken, aynı zamanda adak ve kaza orucuna da niyet edilebilir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır, sadece Ramazan orucuna diye niyet edilir. Bunun gibi, vaktin farzını mesela öğle namazının farzını kılarken, sünnetine diye de niyet edilmez. Ama sünnet kılarken, ilk kazaya kalmış öğlenin veya başka bir vaktin farzına diye niyet edilir. Bunun gibi, mübarek günlerde nafile oruç tutarken ilk kazaya kalmış ramazan orucuna da niyet edilebilir. Vaktin namazı ile kazaya kalan namaz farklı olduğu gibi, ramazan orucu ile kazası da farklıdır. Nafile oruç tutarken, hem nafileye hem de ilk kazaya kalan Ramazan orucuna niyet edilebilir.<br />
<br />
Oruç borcu olan<br />
<br />
Sual: (Oruç veya namaz borcu olan kız, borçlarını ödemeden evlenemez) deniyor. Bu doğru mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır, doğru değildir. Evlenince kocasından izinsiz nafile oruç tutmak uygun olmadığı için, belki oruç borcuyla kocasının evine gitmemeli denmiş olabilir. Namaz borcu bitmeden de evlenebilir.<br />
<br />
Sual: Ramazan ayında tutamadığımız oruçları, istediğimiz zaman kaza edebilir miyiz?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet, her zaman kaza edilebilir ise de, fırsat buldukça bir an önce kaza etmek iyi olur. Şafii’de ise, gelecek Ramazana kadar kaza edilmezse, hem oruç tutmak, hem de fidye vermek gerekir.<br />
<br />
Sual: Unutup yiyip içene, oruçlu olduğunu hatırlatmak gerekir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Eğer oruç yiyen kuvvetliyse söylemek gerekir, söylememek mekruh olur. Zayıfsa, söylememek gerekir. Allahü teâlâ ona unutturup, oruç yedirmiş olabilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruçlu bir kimse unutarak yiyip içerse, bu, Allahü teâlânın ona gönderdiği bir rızıktır, bu orucu kaza etmek gerekmez.) [Dare Kutni]<br />
<br />
Kaza orucuna niyet<br />
<br />
Sual: Hiç oruç kazası olmayan kimse, kaza orucu tutabilir mi? Mübarek günlerde tuttuğu oruçları kazaya da niyet edebilir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Ramazan-ı şerif ayı dışında, Pazartesi, Perşembe günlerinde, her ayın 13, 14 ve 15’inde veya aybaşlarında yahut diğer mübarek günlerde, her zaman, nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmek iyi olur. Eğer sahih olmamış oruçlarımız varsa, hem bu oruçlar kaza edilmiş olur, hem de bildirilen mübarek günlerde nafile oruç tutulmuş olur.<br />
<br />
Sadece pazar günü oruç tutmak<br />
<br />
Sual: Cumartesi günü tek olarak oruç tutulmadığı gibi, Pazar günü de Hıristiyanlarca kutsal sayıldığına göre, Pazar günü de tek olarak oruç tutmak mekruh olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır, mekruh değildir. Pazar günü, tek olarak oruç tutmakta hiçbir mahzur yoktur.<br />
<br />
Adak oruçları<br />
<br />
Sual: Muayyen olan ve olmayan adak oruçları nedir? Bunlara ne zaman niyet edilir?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Muayyen oruçlar:<br />
<br />
Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, muayyen adak orucu olur. Bunlara, öğleye bir saat kalana kadar niyet edilebilir.<br />
<br />
Gayr-i muayyen oruçlar:<br />
<br />
Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela, (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir. Bunlara, imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır.<br />
<br />
Adak orucunda niyet<br />
<br />
Sual: Adak orucunda niyet ne zamana kadar yapılır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
İki türlü adak orucu vardır:<br />
<br />
1- Muayyen [Vakti bilinen],<br />
<br />
2- Gayri muayyen [Vakti bilinmeyen].<br />
<br />
Muayyen mesela Şaban ayının ilk Perşembe günü oruç tutacağım diye adakta bulunan kimse, o gün, öğleye bir saat kalıncaya kadar niyet edebilir. Allah rızası için bir gün oruç tutacağım diyen ise, imsak vaktine kadar niyet eder.<br />
<br />
Oruçta niyet<br />
<br />
Sual: Kaza veya nafile oruçlarda, Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü oruç tutmak isteyen, nasıl niyet ederse daha çok sevab alır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü de oruç tutmak isteyenin, (Cuma günü oruç tutmak müstehab diyen âlimlere uymak niyetiyle, bugün oruç tutuyorum) diye niyet etmesi daha iyi olur.<br />
<br />
Belli günlerde oruç<br />
<br />
Sual: (Orucu pazartesi ve perşembe günleri tutulmalıdır) deniyor. Diğer günlerde tutulan orucun sevabı yok mudur?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Her gün oruç tutmak sevabdır. Cuma günü tek başına oruç tutmak müstehabdır, fakat mekruhtur diyen âlimler de olduğu için, perşembe günüyle veya cumartesi günüyle birlikte tutmak daha uygundur. Cumartesi tek gün hariç, haftanın diğer günleri oruç tutmak da sevabdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<br />
(Çarşamba ve perşembe günleri oruç tutana, kıyamette Cehennem ateşinden uzak kalacağına dair beraat verilir.) [Ebu Ya'lâ]<br />
<br />
(Çarşamba, perşembe, cuma günlerinde oruç tutana Allahü teâlâ, Cennette dışı içinden, içi dışından görünen bir saray verir.) [Taberanî]<br />
<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Allahü teâlâ, çarşamba, perşembe ve cuma günü oruç tutana cennette, inci, yakut ve zebercetten bir köşkten sonra, ateşten koruma beraatı da verir.) [Taberani, Beyhekî]<br />
<br />
(Çarşamba, perşembe, cuma günleri oruç tutanın ve cuma günü de az veya çok sadaka verenin, bütün günahları affedilir, anasından doğduğu gün gibi temiz olur.) [Taberani, Beyhekî]<br />
<br />
Ümmü Seleme validemiz anlatır:<br />
<br />
Resulullah efendimiz çoğunlukla cumartesi ve pazar günleri oruç tutar ve (Bu iki gün, müşriklerin bayram günleridir, onlara muhalefet etmek için oruç tutuyorum) buyururdu. (İbni Hüzeyme)<br />
<br />
Tek başına cumartesi günü oruç tutmak mekruhsa da, pazar günü tek olarak da oruç tutmak mekruh değildir. Görüldüğü gibi haftanın her günü oruç tutmakta bir mahzur yoktur.<br />
<br />
Niyetten vazgeçmek<br />
<br />
Sual: Akşam veya gece oruca niyet eden kimse, herhangi bir sebeple oruç tutmaktan vazgeçmek istese, ne vakte kadar niyetinden vazgeçebilir?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
İmsak vaktine kadar niyetten vazgeçilebilir, daha sonra vazgeçemez.<br />
<br />
İftarı başka ilde açmak<br />
<br />
Sual: Van’da saat 19.00 da akşam oluyorsa, İstanbul’da bir saat sonra, saat 20.00 de olduğu bir dönemde, bir kimse, İstanbul’da oruç tutarken, iftar daveti için Van’a gitse, orucu Van’ın saatine göre mi, yoksa İstanbul’un saatine göre mi açar? Van’da sahuru yiyen kimse, iftar için İstanbul’a gelse, hangi şehrin saatine göre iftarını açar?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Nerede olursa olsun, iftar açılan yerin saati geçerlidir. Nerede olursak olalım, güneş batınca, orada oruç açılır.<br />
<br />
Oruca niyet etmemek<br />
<br />
Sual: Yarın nasıl olsa kesin diş çektireceğim, iğne vurulacak ve orucum bozulacak. Gece niyet etmeyip yiyip içsem günah olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Ramazanda oruç tutmamak büyük günahtır. Oruca niyet edilir. Dişçi iğne vurunca oruç bozulmuş olur. Sadece kaza gerekir. Diş çektireceğim kesin dense de, kesin olmayabilir. Sabah evden dişçiye giderken ölebilir. Oruçluyken ölmek büyük nimettir. Gittiğimiz dişçinin işi çıkmış, başka yere gitmiş olabilir veya ölebilir. Deprem olur, binalar yıkılabilir. Bunların hiç birisi olmasa bile, diş çekimi yapılmadan orucu bozmak caiz olmaz.<br />
<br />
Sual: Abdest alırken boğaza su kaçsa, istemeden ağızdaki kan yutulsa, helâda taharetlenirken içeriye su kaçsa, bunların hepsinde oruç bozuluyor. Bunlar için bir çare var mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet vardır. (Mezhebler rahmettir) buyuruluyor. Bir farzı yapmakta veya bir haramdan sakınmakta harac yani sıkıntı olursa dört mezhepten biri taklit edilerek o iş yapılır. Boğazına su kaçan, Şâfiî’ye; istemeden ağzındaki kanı yutan ve taharetlenirken içeriye su kaçıran da, (Hanbelî’ye göre bu orucu tutuyorum) derse, oruçları sahih olur.<br />
<br />
<br />
ADAK (NEZIR)<br />
<br />
Allah'u Teâlâ'ya ibâdet maksadiyla mükellef olmadigi halde mübah olan bir isi yapmayi kararlastirmak, kisinin öyle bir ameli kendisine vâcip kilmasi ve bunu yapacagina dair Allah'a söz vermesine Adak denir.<br />
<br />
Allah rizasi için yapilan adaklar Allah katinda geçerlidir. Yalniz Allah'in rizasi gözetilirse böyle bir ibâdetten sevap elde edilir. Sirf Allah rizasi için oruç tutmak, sadaka vermek, Kur'an okumak namaz kilmak gibi. Ancak sirf dünyevî bir maksat ugruna yapilan adaklar geçerli degildir. "Falan bir isim olursa su kadar oruç tutacagim", veya su kadar sadaka verecegim demek gibi. Buna benzer dünyaya yönelik isteklerin olmasi halinde yapilan adaklarda sirf dünyevî bir arzu tasidigindan ibâdetlerde aranan ihlâs* ve Allah rizasi özelligi kaybolmus oluyor. Aslinda böyle bir adak Allah'in takdirini degistirmez. Mukadder ne ise o olur. Fakat her ne olursa olsun "falan isim olsun, söyle böyle oruç tutacagim, sadaka verecegim..." gibi adaklari yaptiktan sonra mutlaka yerine getirmek vâcip olur.<br />
<br />
Allah'in rizasini ve yardimini istemek maksadiyla yapilan bu ibâdet genellikle bütün semâvî dinlerde vardir. Kur'an-i Kerim'de Hz. Meryem ile ilgili olarak anlatilan kissada annesinin söyle dedigi ve adakta bulundugu ifade edilmektedir: "Hani Imran'in karisi söyle demisti: 'Rabbim' karnimda tasidigim çocugu sadece sana hizmet etmek üzere adadim. Bunu benden kabul buyur Allah'im sen her seyi çok iyi isiten ve çok iyi bilensin. " (Âl-i Imrân, 3/35). Ve yine Hz. Meryem'e söyle hitab edilmisti: "Insanlardan birini görürsen "Rahman olan Allah'a konusmama orucu adadim bugün kimseyle konusmayacagim" de." (Meryem, 19/26). Yalniz Semâvî dinlerde degil, kismen semâvî din özelligi ve kalintilari tasiyan bazi toplum ve dinlerde de adak inancina rastlanmaktadir. Yahudi ve Hristiyanlarin yanisira eski Çin, Türk ve Arap toplumlarinda adaklarin yapildigi bilinmektedir.<br />
<br />
Kur'an-i Kerim'de adak ile ilgili olarak bazi hususlar zikredilmisse de bu konuda herhangi bir emir veya nehiy mevcut degildir. Fakat ileride de ele alinacagi gibi adaklar yapildiktan sonra mutlaka yerine getirilmesi gerekmektedir.<br />
<br />
Bazi Hadislerde Rasûlullah (s.a.s.), yapildiktan sonra Allah'a itaat kabilinden olan adaklarin yerine getirilmesi gerektigini ifade etmistir. (Tecrid-i Sarih Tercüme ve Serhi, XII, 226 vd.) Adagin Hz. Peygamber tarafindan yasaklandigini ileri sürenler olmussa da, bu adaklar insani kaderden müstagni kilmaya sürükleyen anlayislara dayali olan adaklardir. Çünkü yapildiktan sonra mutlaka yerine getirilmesi kesin olarak emredildigine ve bu konuda gayet açik hükümler bulunduguna göre, yasaklanmis bir hususun yapildiktan sonra yerine getirilmesi isteniyorsa bu yasak ne ile izah edilebilir?<br />
<br />
Adak, yemin keffâreti*nde oldugu gibi yerine getirilmesi kisinin Islâmî hükümlere olan sadakatine baglidir. Böyle bir adagi yaptiktan sonra onu yapmamasi halinde Islâm devleti yetkilileri ibâdeti ihmal ettiginden dolayi onu bu konuda zorlayamazlar. Ancak Cenab-i Hakk Kur'an-i Kerim'de "Nezirlerini edâ etsinler" (el-Hacc, 22/29) buyurmaktadir.calig65.jpg (91705 Byte)<br />
<br />
ADAGIN KISIMLARI<br />
<br />
Nezir'in sarta bagli olan ve olmayan seklinde ikiye ayrildigi gibi bu türler de ayrica kendi aralarinda çesitli kisimlara ayrilmaktadirlar.<br />
<br />
A- Sarta bagli olan adaklar<br />
<br />
Bunlara istilâhî olarak "Muallak Adaklar" denir. Muallak adaklar ikiye ayrilir:<br />
<br />
1- Bazi hususlarin gerçeklesmesine ve yapilmasina baglanan adaklar. Meselâ 'Hastaligim geçer ve iyilesirsem su kadar oruç tutacagim' veya 'Su kadar kurban kesecegim' seklinde yapilan adak gibi. Bu hastaligi geçerse bu ibâdeti derhal yerine getirmek gerekir. Böyle bir adagi daha sonra yapmak her ne kadar câiz ise de hemen yerine getirilmesi daha sevaptir.<br />
<br />
2- Bazi iyi ve güzel hususlarin gerçeklesmemesi ve yapilmamasi için adanan adaklar. Örnegin, 'Falan kimse ile konusursam su ibâdeti yapmak üzerime vâcip olsun' seklindeki adaklar gibi. Burada kosulan sart falan kimse ile konusmamadir. Bu sarta ragmen o kimse ile konusulursa adagi yerine getirmek yahut bunun yerine yemin keffâreti ödemek gerekir.<br />
<br />
Genel olarak belli bir sarta baglanan adaklar belirtilen sartin gerçeklesmesinden önce yapilmazlar. Örnegin 'Falan isim olursa su kadar oruç tutacagim' diye adak yapilip o isi gerçeklesmeden adadigi orucu tutarsa adagini yerine getirmis olmaz. Adi geçen isi gerçeklesince yeniden o orucu tutmasi gerekir.<br />
<br />
Ayni sekilde bu tür bir adak belirli bir zaman, yer ve kisilere yahut belli bir sekle baglanirsa mutlaka bu belirlenen sekilde yapilmasi sart degildir. Meselâ 'Falan isim olursa falan gün veya falan ay oruç tutacagim, su parayi falan adama verecegim', yahut su kadar namazi falan camide kilacagim' dese belirtilen isi gerçeklesince belirttigi gün veya ayda oruç tutmasi sart degildir. Zikrettigi kisiye belirledigi parayi vermesi yahut söyledigi camide namaz kilmasi sarti aranmamaktadir. Orucunu istedigi bir zamanda tutmasi, sadakasini istedigi kimseye vermesi, namazini istedigi herhangi bir camide kilmasi mümkündür.<br />
<br />
B- Sarta bagli olmayan adaklar<br />
<br />
Bunlara da "Mutlak Adaklar" adi verilmektedir. Bu tür adaklar da ikiye ayrilmaktadir.<br />
<br />
1- Belirli olan yani muayyen adaklar: Sarta bagli olmadan yapilan adaklardir. Meselâ 'önümüzdeki persembe günü oruç tutmayi adamak' gibi.<br />
<br />
Belirli olmayan adaklar. Bunlara da 'Gayr-i Muayyen Adaklar' denir. Bu tür adaklar da hiçbir sart ve zamana bagli olmayan adak türleridir. Meselâ "Su kadar gün oruç tutacagim" diyerek hiçbir sart ve zamana baglamadan bir müddet oruç tutmayi adamak gibi.<br />
<br />
Bütün bu hükümlere göre Mutlak * yani bir sarta bagli olmadan adanan oruçlarin kesin olarak yerine getirilmeleri gerekir. Belirli bir zamanda yapilmasi adanan adak baska bir günde kaza edilmelidir. Ayni sekilde bu tür mutlak adaklarda belirli bir yer ve kisi ile belirli bir miktar da önemli degildir. Mühim olan bu adaklarin yerine getirilmesidir. Belirlenen yer, kisi ve miktarlar degistirilebilir.<br />
<br />
ADAGIN SARTLARI<br />
<br />
Adagin Islâmî hükümlere göre geçerli olabilmesinin çesitli sartlari vardir:<br />
<br />
1- Adanan ibâdetin cinsinden mutlaka bir farz veya vâcibin olmasi gerekir. Örnegin "üç gün oruç tutacagim.", "Su kadar namaz kilacagim", "Kurban kesecegim", diye adamak câizdir ve böyle bir adak sahihtir. Fakat "Filan hastayi ziyâret edecegim", "Aldigim mallari sermayesine satacagim", demek adak olmuyor. Dolayisiyla Allah rizasi için adanan ibâdetin cinsinden farz ve vâcip olmayan hattâ Islâm dininde yapilmasi uygun olmayan, Islâm'in emretmedigi kötü geleneklerden ibaret olan türbelere, yatirlara mum yakmak, bu yatirlarin ugruna bir seyler yapmak, yatirlara bazi esyalar adamak câiz degildir. Hattâ bu gibi adaklar kesinlikle haramdir .<br />
<br />
2- Adayanin akilli, bülûga ermis yani ergin olmasi gerekir. Adagi yapan kimsenin aklindan hasta olmamasi, çocuk yasta bulunmamasi gerekir. Erginlik çagina ulasmamis olanlarla delilerin* yaptigi adaklarin yerine getirilmesi zorunlu degildir.<br />
<br />
3- Adanan ibâdet o anda veya gelecekte yapilmasi farz olan bir ibâdet olmamalidir. Meselâ 'su isim olursa ögle namazini veya yatsi namazini kilacagim', yahut 'Ramazan'da oruç tutacagim', veya zengin oldugu halde 'Kurban bayraminda kurban kesecegim' gibi adaklar sahih degildir. Çünkü bu gibi ibâdetler zaten farz veya vâcip ibâdetler olup yerine getirilmesi gereken ibâdetlerdir. Buna göre bu tür adaklar geçerli degildir.<br />
<br />
4- Adanan ibâdet ayrica bir farz veya vâcip bir ibâdete sebep ve zemin türünden olmamalidir. Örnegin abdest almayi veya tilâvet secdesi yapmayi adamak da sahih bir adak degildir. Zira bu gibi ibâdetler farz olan ibâdetlere vesiledir, onun için adanmaz.<br />
<br />
5- Adanan sey Allah'in razi olmayacagi, günah özelligi tasiyan türden de olmamalidir. Meselâ "Su isim olursa kendimi Allah rizasi için kurban edecegim" diye bir adak yapmak geçerli olmadigi gibi haramdir. Fakat aslinda Islâm'in emrettigi bir ibâdet iken yine Islâm'in baska bir sebepten dolayi yasakladigi bir ibâdet türü ise geçerli olur. Meselâ bir kimsenin Ramazan Bayrami'nin birinci gününde veya Kurban Bayrami'nin ilk üç gününde oruç tutmayi adamasi sahih bir adaktir. Ancak bu günlerde oruç tutmak haram oldugu için, baska bir zamanda bu adagini kaza eder.<br />
<br />
6- Adanan seyin yerine getirilmesi mümkün olmalidir. Meselâ geçen falan günde yahut falanin gelecegi günde oruç tutmak gibi. Geçen bir gün geri gelmeyecegi gibi, falan kimsenin gece veya gündüz zeval vaktinden sonra gelmesi halinde artik oruç tutulamayacagi bellidir. Çünkü oruç gündüz tutuldugu gibi fecirden baslanmasi gerekir. Dolayisiyla böyle bir adak olmaz.<br />
<br />
7- Adanan sey bir malin sadaka* olarak verilmesi ise, adanan mal adagi yapanin malindan ve servetinden fazla olmamalidir. Çünkü adagi yapan kimse ancak mal varligi kadar bir tasaddukta bulunabilecektir. Ayrica baskasinin malini tasadduk etmeyi adamak da câiz degildir.<br />
<br />
ADAK KURBANI:<br />
<br />
Adanilan sey bazen kurban olabilir. Bu durumda su iki hususa dikkat edilmelidir:<br />
<br />
1- Kurban davar, sigir ve deve gibi dört ayakli hayvanlardan olur. Tavuk, kaz ve hindi gibi iki ayakli hayvanlardan kurban olmaz.<br />
<br />
2- Kurbanin etinden onu adayan kimse ile usûl ve füru* yiyemezler. Kurbanin eti fakirlere tasadduk edilir. Sayet yerlerse yedikleri miktarin degerini fakirlere vermeleri gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Fetvalar 1.0<br />
<br />
<br />
Adak:<br />
<br />
Adak başlı başına ibadet olup, sadece Allah için adak yapılır. Adanan oruç, vacip oruçlardandır. Namaz, oruç, hac, köle azâd etmek ve diğer ibadetler ile adak yapıldığından, adak doğrudan ibadet olmuş olur. Adağın yerine getirilmesi için, adanan şeyin beş şarta uygun olması lâzımdır:<br />
<br />
<br />
A)Adanan şey, başlı başına bir ibadet olmalıdır.<br />
<br />
<br />
B)Ya da farz veya vacip olan bir ibadete benzemesi lâzımdır. Meselâ; abdest almak, gusl etmek, cenaze kefenlemek, hasta ziyaret etmek, Kur’an-ı Kerîm tutmak gibi, başlı başına ibadet olmayan bir şey adanamaz. Farz olan namaz, oruç, hac gibi ibadetler ve vacip olan kurban ve sadaka ibadeti adanır, adaktır. Malını vakfetmek ve umum adına vakıf kurmayı adamak da farz veya vacip olmadığı halde adaktır. Umumun menfaatleneceği, pek çok hacetin giderileceği vakıfları kurmak, birilerinin yapması ile diğerlerini sorumluluktan kurtardığı için farz-ı kifaye ibadetlerden kabul edilir. Bu sebepten adak olur. İtikâfa girmek de böyledir, adanır. Adağın yerine getirilmesini dinimiz emreder.<br />
<br />
<br />
C) Kendisi günah olmamalıdır. Haram bir şeyi adamak yemindir, adak değildir. Meselâ biri “falancayı öldürmek, Allah için adağım olsun” deyip, sonradan öldürmeyince, burada yemin olmuş ve yeminini bozmuş olur. Yemin kefareti vermelidir. Kurban Bayramı günü oruç tutmak yasak olduğu halde, bu gün için oruç adamak günah değildir. Adaktır. Çünkü orucun kendisi günah değildir. Fakat başka gün tutularak, adak ödenmiş olur.<br />
<br />
D) Kişinin yapması zaten kendisine farz olan bir şeyi adaması sahih olmaz. Meselâ ; hiç Hac yapmamış olan ve kendisine de Hac farz olmuş olan bir zenginin, “Hac yapacağım” diye adaması, Hac yapacağını haber vermesi demektir. Hac yapar, farzı yerine getirmiş olur. Ayrıca adadığı için Hac yapmaz. Ama, adarken, eğer farz olan Hac yapmayı kast etmemişse, iki defa Hac yapması lâzımdır. Kurban Bayramı günleri için bir zengin kurban adasa, bir tane vacip olan, bir tane de adak olan olmak üzere iki kurban keser.<br />
<br />
E) Adanan şey elindekinden çok olmamalıdır ve başkasının malı olmamalıdır. Meselâ yedeğinde yüz lirası olan, bin lira sadaka adasa, yanında olanı verir. Daha fazla olmadığı için yüz liranın üzerindeki adak, üzerinden kalkar.<br />
<br />
<br />
İki türlü adak vardır:<br />
<br />
1)Mutlak adak: Bir şarta bağlı olmayıp, niyetsiz olarak ağızdan çıksa bile, adaktır. Meselâ; “Allah için bir gün oruç tutacağım” diyeceği yerde, yanlışlıkla “bir ay” dese, bir ay oruç tutmak üzerine vacip olur.<br />
<br />
Bir kimse “Allah rızası için oruç tutayım” dese, kaç gün olduğu aklına gelmemiş olsa, niyet de etmemiş olsa, sadece adak olarak düşünmüş olsa, yemin olarak adadığı aklına bile gelmemiş olsa, bu oruç, adak olur ve üç gün oruç tutar. Bunu söylerken, adak aklına gelmemiş olsa ve sadece yemin olarak söylese, yemin olur, adak olmaz. Orucunu bozarsa de yemin kefareti ödemesi gerekir. Hem adak, hem yemin olarak niyet ederse, bu oruç hem yemin, hem adak olur. Bozduğu takdirde, oruç adağı için kaza etmesi, yemin için de kefaret yapması lâzım gelir.<br />
<br />
Şarta bağlı olmayan adak, fakir de olsa hemen yerine getirilmesi iyi olur. Lâkin, özürsüz olarak geciktirilebilir de.<br />
<br />
Sadaka adandığında, şartlar değişmiş ise, kişi adadığı şartlardan vazgeçebilir. Fakat adak olarak tayin ettiği miktarı değiştiremez. (Falancaya şu kadar vereyim) diye niyet etti ise, o kişiye adadığı miktar kadar vermesi gerekir, kişiyi de, miktarı da değiştiremez.<br />
<br />
2) Şarta bağlı olan adak: Murad edilen, hasıl olunca, adak yerine getirilmelidir. Bu adak şükür secdesi gibidir. Allah’a şükretmek için yerine getirilir. Yoksa, (istediğim oldu) diye bir karşılık olarak yapılmamalıdır.<br />
<br />
Bâtıl olan adaklar:<br />
<br />
Toplumumuzda en sık rastlanan bâtıl(geçersiz) adak türlerinden biri, horoz adamaktır. Böyle bir niyet, adak olmaz. Ancak: “Bir horoz kesip, fakire dağıtacağım” demek adak olabilir. Burada horoz kesmek değil, fakiri sevindirmek, sadakalandırmak adaktır.<br />
<br />
Toplumumuzda diğer rastladığımız adak ise, bir türbede yatan yatır için mum, ekmek, şeker, tel, yağ gibi şeyler adamaktır. Bunlar da adak değildir, olmaz. Ancak; “Burada yatan veli kişinin hatırı hürmetine, fakire bir şeyler verilmesi” adanabilir. Hasıl olan sevaptan, bu yatan kişiye de gönderilebilir. Eğer bu kişinin hatırının varlığına inanılıyorsa -ki bu, bu kişi hakkında eksik düşünmekten daha iyidir-bu kişiden imdat istemek değil, O’nun yüzü suyu hürmetine, Allah’dan dileğini istemek doğru olandır. Bu sebepten adak türbelere olmaz.<br />
<br />
ADAK<br />
<br />
Adak nedir ve çeşitleri nelerdir?<br />
<br />
Nezr, ya'nî adak ibâdettir. Adak ancak Allah için yapılır. Kul için yapılmaz. Adak, bir ibâdettir. Çünkü, namaz, oruç, hacca gitmek ve başka ibâdetler nezr olunur. Nezrin yerine getirilmesini dînimiz emretmektedir. Getirilmezse, günâh olur. Hac sûresi, 29.âyet-i kerîmesinde meâlen, (Adaklarını yerine getirsinler) buyurulmuştur. Bunun için, nezri yerine getirmek vâcibdir.<br />
<br />
Bir şeyi adamak iki türlü olur: Mutlak adak, şarta bağlı adak.<br />
<br />
1- Mutlak adak: Allahü teâlâ için, bir sene oruç tutacağım, demek gibidir. Bir şarta bağlı değildir. Bunu söylerken, kastetmese de, söz arasında dilinden çıkmış ise de, yapması vâcib olur. Çünkü, adakta niyetsiz, düşünmeden söylemek, ciddî, istiyerek söylemek gibidir. Hattâ, Allahü teâlâ için, bir gün oruç tutmak üzerime borç olsun, diyeceği yerde, bir ay oruç tutmak diye ağzından çıksa, bir ay tutması lâzım olur.<br />
<br />
Şarta bağlı olmıyan adağı, fakîr olsa da, hemen yapması lâzım olur. Yapmadan ölüm hâli gelirse, keffâret için vasıyet lâzım olur.<br />
<br />
2- Şarta bağlı olan adak: Murâd edilen, istenilen şart hâsıl olunca, yerine gelince adağı yerine getirmesi lâzım olur. Yerine getirmeyip, yemîn keffâreti yapması da câizdir. şarta bağlı olan adak, şart edilen şeye karşılık olarak yapılmamalı, Allahü teâlâya şükür olarak yapılmalıdır.<br />
<br />
Şarta bağlı olan adağı, şart hâsıl olmadan önce yapmak câiz değildir. Meselâ, (Hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevâbını seyyid Ahmed Bedevî hazretlerine bağışlamak adağım olsun) deyip, hasta iyi olmadan önce adağını yapması câiz olmaz. Hasta iyi olduktan sonra yapması lâzım olur.<br />
<br />
Adak eti<br />
<br />
Fakîr veya zengin, adakta bulunursa, adak hayvanın etinden yiyemez ve zekât verilmesi câiz olmayan anasına, babasına, evlâtlarına, kocasına veya karısına, fakîr olsalar da, yediremez. Yerse veya bunlara yedirirse yenilen etin kıymetini, fakîrlere sadaka verir. Akrabâsından ve evinde bulunanlardan, zekâtını vermesi câiz olan büyük, küçük herkes yiyebilir. Bunların içinde zengin olanlar yiyemez. Yerlerse, adak sahibi, bunların yediklerinin kıymetini fakîrlere verir. Fakîre verirken bunun adak bedeli olduğunu söylemek gerekmez. "Hediyedir" dense de câizdir.<br />
<br />
Adağın şartları<br />
<br />
Adağın şartları nelerdir?<br />
<br />
Adanan şeyin yapılmasının lâzım olması için, şunlara uygun olması gerekir:<br />
<br />
1- Bir farz-ı ayn veya vâcib cinsinden olması lâzımdır. Meselâ oruç, namaz, sadaka gibi. (Şu işim olursa, yüz metre koşacağım) şeklinde bir adak sahîh olmaz.<br />
<br />
2- Başlı başına bir ibâdet olması lâzımdır. Meselâ abdest almak başlı başına bir ibâdet olmadığı için adak olmaz.<br />
<br />
3- Kendisi günâh olmamalıdır. Harâm bir şeyi adamak yemîn olur. Bunu yapması günâh olur. Meselâ birini öldürmeyi adayan, onu öldürmez, yemîn keffâreti verir.<br />
<br />
Bayram günü oruç tutmak harâmdır. Fakat orucun kendisi harâm olmadığı için kurban bayramı günü oruç adamak câiz olur. Başka gün tutması lâzım olur.<br />
<br />
Bunun gibi nâfile namazı cemâ'atle kılmayı adayan kimse, mekrûh işlememek için, bu namazı yalnız başına kılar.<br />
<br />
4- Yapması kendine zâten farz olan bir şeyi adamak sahîh olmaz. Meselâ bu seneki Ramazan orucumu tutacağım demek adak olmaz.<br />
<br />
5- Adanan şeyin mal olması, mülkündekinden çok olmaması ve başkasının malı olmaması lâzımdır. Meselâ bir kimsenin, gözünü falanca kimseye vermek için adaması sahîh olmaz. Bir milyon lirası olan, bir milyar lira sadaka vermek için adakta bulunsa, bir milyonu verir. (Oğlumun hastalığı iyi olursa, onun maaşından bir hayvan keseceğim) diye adakta bulunmak sahîh olmaz. Kendi malından adaması lâzımdır.<br />
<br />
Evliyâya adak<br />
<br />
Şarta bağlı olarak evliyâya adak yapmak, kendini, günâhı çok, duâ etmeye yüzü yok bilerek, mübârek birini vesîle edip, Allahü teâlâya yalvarmak demektir.<br />
<br />
Meselâ, (Hastam iyi olursa veya şu işim hâsıl olursa, sevâbı Seyyidet Nefîse hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasîn okumak veya bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabûl olduğu çok tecrübe edilmiştir. Burada, Allahü teâlâ için Kur'ân-ı kerîm okunup veya koyun kesip, sevâbı Seyyidet Nefîse hazretlerine bağışlamakta, onun şefâ'ati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifâ vermekte, kazâyı, belâyı gidermektedir. Bir dilek için adak edilen bir ibâdet, o dileği hâsıl etmez. Bu ibâdet, o dileğin hâsıl olması için yapılmaz. Allahü teâlâ, o ibâdetten dolayı veya sevdiği bir kuluna yapılan bir iyilikten dolayı, merhamet ederek, o dileği kabûl ve ihsân etmektedir.<br />
<br />
Horoz ve adak<br />
<br />
Adak ile adak kurbanı ayrıdır. (Hastam iyi olursa, Allah rızâsı için bir horoz kesip etini fakîre tasadduk edeceğim) diyen, horozu keser ve etini bir fakîre verir. Fakîre tasadduk edeceğim demese de, adak edilen şey, fakîrlere verileceği için sahîh olur. (Horoz kesmek nezrim olsun) demekle adak sahîh olur. Kurbanlık hayvanlar deve, sığır ve davardır. Bu hayvanlardan başkası kurban olarak adanmaz. Bunun için horozdan kurban adamak câiz değildir.<br />
<br />
Adak kurbanının da bayramda mı kesilmesi lâzımdır?<br />
<br />
Bayram kurbanından başka bir de nezir [adak] kurbanı vardır. Adak yaparken kurban kelimesini söylemeyip de, filan işim olursa, Allah rızâsı için bir koç keseceğim diyen, dileği hasıl olunca, bayramı beklemeden kesebilir. Kurban hayvanı fakîrlere veya hayır cemiyetlerine diri olarak verilmez. Mutlaka kesilmesi gerekir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır</span><br />
<br />
İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç da namaz gibi bir farz-ı ayındır. Hicret'in ikinci senesinde Medine'de farz kılınmıştır.<br />
<br />
İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'daki Bakara Suresi'nde Kur'an'ın Muhammed'e gönderilmesi Ramazan ayında başlamıştır ve bu ay içinde "oruç" tutmak müslümanlara emredilmiştir. İlgili ayet şöyledir:<br />
<br />
"O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta veya yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz!" (Bakara suresi 185. ayet)[1] <br />
<br />
Oruç, Kur'an'a göre "Niyetlenip, gündoğumundan önceki alacakaranlıktan (tan yeri ağarmaya başlamasından) günbatımından sonraki alacakaranlığa değin katı-sıvı hiçbir şey yememek ve içmemek" demektir. [Bakara Suresi, 187] Oruç, fıkıhçılara ve hadisçilere göre, niyetlenip Güneş'in ufuktan 12 derece altta bulunduğu andan (astronomiye göre alacakaranlık) akşam günbatımına dek, bir şey yeyip içmemektir.<br />
Fıkıhta Oruç <br />
<br />
Oruçlar fukaha (fıkıhçılar, islam hukukçuları)'ya göre farz, vacip, nafile ve mekruh nevilerine ayrılır. Ramazan orucu, vakti tayin edilmiş farz oruçtur (sınırlı süresi belirtilmiş borç olan oruçtur). Kazaya kalan Ramazan orucu ile kefaret olarak tutulan oruçlar vakti muayyen olmayan (sınırlı süresi belirli olmayan) farz oruçlardır.<br />
<br />
Nezir (adak) oruçları vaciptir. Allah Teala'nın rızası için tutulacak oruçlar ise nafile nevini teşkil ederler. Bunlar sünnet, müstehap ve mendup diye anılırlar. Bir de mekruh oruçlar vardır (sırf Cuma veya Cumartesi günü tutulan oruç gibi). Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört günü oruç tutmak, harama yakın bir mekruhtur.<br />
Orucun Çeşitleri <br />
<br />
Farz olan oruçlar: Ramazan ayı orucu ve Ramazan ayı orucunun kazası farzdır.<br />
Vacip olan oruçlar: Başlanmış nafile orucun bozulması halinde kazasının tutulması vacip olur. Adak orucunu tutmak ve bozulursa kaza etmek vaciptir.<br />
Sünnet olan oruçlar: Muharrem ayının 9. ve 10. günlerinde veya 10. ve 11. günlerinde yani Aşure gününden 1 gün önce veya 1 gün sonra ekleyerek oruç tutmak sünnettir. Ayrıca Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak, Zilhicce ayının ilk dokuz günü, Şevval ayında 6 gün oruç tutmak da sünnettir.<br />
Müstehab olan oruçlar: Her ayın (Hicri takvime göre) 13,14 ve 15. günlerinde oruç tutmak çok sevaptır.<br />
Mekruh olan oruçlar: Yalnız aşure günü için bir gün yan 10 Muharremde tutulan bir günlük oruç mekruh oruçtur.<br />
Haram olan oruçlar: Ramazan bayramının 1. günü ve Kurban bayramının 4. gününde oruç tutmak haramdır.<br />
Nafile olan oruçlar: Yukarıda sayılan maddeler dışında tutulan oruçlar nafile oruçlardır. <br />
<br />
Yahudilikte Oruç <br />
<br />
Ana madde: Yom Kippur<br />
<br />
Yom Kippur, (İbranicesi: יום הכיפורים Kefaret Günü), Musevilikte Musevi Takvimi'nin ilk ayı olan Tişri ayının 10. günü yaklaşık 26 saat boyunca tutulan büyük oruçtur.<br />
<br />
Museviliğe göre bir insanın kaderi bir yıl önceki hâl ve hareketlerine göre yazılır. Bir yıl boyunca iyi ve hayırlı işler işleyen kişilerin kaderi bir yıl sonra için iyi yazılır.<br />
<br />
Musevi Yılbaşısı olan Roşaşana ile Yom Kippur arasındaki 10 gün boyunca bir vicdan muhasebesi yapılır ki buna İbranice teşuva (geriye dönme) denir. On gün boyunca, o yıl içinde yapılan tüm hatalı davranışlar gözden geçirilir insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenir ve helalleşilir. Yehova'ya (Tanrı) karşı işlenen suçlar için de tövbe edilir. 9. günün akşamı güneş batmadan bir saat önce oruca başlanır. 26 saat aralıksız sürecek olan oruç boyunca şunlar yasaktır:<br />
<br />
Yemek yemek ve içmek<br />
Yıkanmak<br />
Parfüm sürünmek<br />
Cinsel münasebette bulunmak<br />
Çalışmak<br />
Ateş yakmak <br />
<br />
Sabah erkenden kalkıp Sinagog'a gidilir ve yaklaşık 12 saat boyunca Sinagog'da aralıksız Yom Kippur için yapılan dualar, tövbeler ile vakit geçirilir. Güneşin batmasından yaklaşık 40 dakika sonra Tokea adı verilen kişi koç boynuzundan yapılmış bir boruyu (Şofar) çalarak orucun bittiğini ilan eder. Bu oruç yaklaşık 25-25.5 saat sürer.<br />
<br />
Şofar'ın çalınmasıyla birlikte tören sona erer ve Tanrı'nın insanların gelecek yıl için kaderini yazdığına ve iyi kişileri hayat kitabına (Sefer Hayim) yazdığına inanılır.<br />
Hristiyanlıkta Oruç <br />
<br />
Ana madde: Büyük Perhiz<br />
<br />
Hristiyanlık inancında Paskalya döneminde, 40 gün boyunca hayvansal gıdaları yememek kaydı ile oruç tutulur. 2. yüzyılda yazılan Didakte kitabında Mesih inanalarına çarşamba ve cuma günü oruç tutmalarını buyurmuştur[2]. 2. yüzyıldaki kiliselerin bu orucu Diriliş Bayramı'ndan önce (paskalya) tuttukları bilinmektedir. İslamiyet'teki gibi oruç zamanında tüm dünyevi gıdalardan uzak tutmaması nedeni ile oruç yerine perhiz ifadesi de kullanılabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynaklar </span><br />
<br />
Bakara suresi, 185. ayet. E. Hamdi Yazır Türkçe Kur'an Meâli. <br />
<br />
<br />
<br />
ar:صوم arz:صيام az:Oruc be:Пост be-x-old:Пост bg:Пост (въздържание) br:Vijil bs :  Post ca:  Dejuni da:Faste de:Fasten el:Νηστεία en:Fasting eo:Fasto es:Ayuno et :  Paast fa:روزه fi :  Paasto fr:Jeûne he:צום hi:उपवास hr :  Post hu:Böjt id :  Puasa it:  Digiuno ja:断食 ka:მარხვა ko:단식 ku:Rojî lb:Faaschten li:Vaste mk:Пост ml:ഉപവാസം mr:उपवास ms :  Puasa nl:Vasten nn:Faste no:Faste pl :  Post pt:Jejum ro :  Post ru:Пост scn:  Dijunu sh :  Post simple:Fasting sk :  Pôst sl :  Postenje sq:Agjërimi sr:Пост sv:Fasta sw : Saumu ta:நோன்பு tl:Ayuno uk:Піст zh:禁食<br />
<br />
Başka Dinlerde Oruç<br />
<br />
HIRİSTİYANLIK'TA ORUÇ<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta da oruç farz<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç Kilise'nin üçüncü emridir. Kuran'ın bildirdiğine göre oruç Hıristiyanlara da farz kılınmıştır.<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç ve perhiz aynı anlamda kullanılır. Orucun amacı, işlenmiş günahların cezasını bu dünyadan çekmeye başlamaktadır.<br />
<br />
İncil, oruca büyük önem verir ve övgüyle bahseder. Ancak orucun zamanı, uyulacak kurallar Hıristiyan mezhepleri arasında farklılık gösterir<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç tutma yaşı 21'de başlar. Hıristiyanlar, 60 yaşına kadar oruç tutar. Oruç konusunda 1966 yılında alınan Roma kararlarında bu konu yazılı olarak belirtilmiştir. Bir Hıristiyanın perhiz için ise, en az 14 yaşında olması gerekir.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta iki çeşit oruç bulunur. Okaristi orucu yani şükran orucu ve ekleziyastik oruç yani kilise orucu.<br />
<br />
Bu iki çeşit orucu Katolik'ler tutar, Protestanlar tutmaz. Hıristiyanlık, çarşamba, cuma ve cumartesi günleri ile bazı yortuların arefe günlerinde oruç tutmayı teşvik eder. Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa, çarşamba günü ele verilmiş, cuma günü çarmıha gerilmiş ve cumartesi günü de gömülmüştür.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın öldükten sonra dirildiği ve göğe çıkarıldığına inanılan Paskalya'da oruç tutulması önemlidir. Paskalya öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hırıstiyanlar arasında yaygın bir uygulamadır.<br />
<br />
MUSEVİLİK'TE ORUÇ: YOM KİPPUR<br />
<br />
Tevrat'ta bazı günlerde oruç tutulması emredilmektedir. Yahudilikte oruç nefsi terbiye etme ve bazen de acı çekme aracı sayılırken, bazen de Allah'a yaklaşma aracı olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Tevrat'a göre, Hz. Musa Tur Dağı'nda 40 gün 40 gece kalmış ve bu süreyi oruç tutarak geçirmiştir.<br />
<br />
Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudiler oruç tuttuklarında yatsıdan sonra da bir şey yemezlerdi. Hatta bazı Müslümanlar da oruçla ilgili ayetler tamamlanmadan önce aynı Yahudiler gibi hareket ederdi.<br />
<br />
Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulurdu. Yahudiler, Allah'ın kendilerine felaketler verdiğine inandıkları dönemlerde sürekli oruç tutardı.<br />
<br />
Yahudilikte oruca çocuklar, 12'nci yaşlarından bir ay alınca başlar. Yahudilik'te tutulması gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adı verilen keffaret orucudur.<br />
<br />
Kippur pişmanlık anlamındadır. Yahudiler bu günde günahlarından pişman olurlar. Allah da onları affeder. Yom Kimpur İbranice'de 'tövbe günü' anlamındadır.<br />
<br />
Yahudilerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur, büyük oruç günü olarak kabul edilir. Yom Kippur denen ve 19 Nisan'da başlayıp ve bir hafta süren Pesah Bayramı orucu ise genellikle Hamursuz Bayramı'ndan sonra gelen pazartesi ve perşembe günleri tutulur.<br />
<br />
Yahudilikte Yom Kippur'da oruç tutmak şarttır. İmsak önceki akşam güneş batarken başlar. O gece ve ertesi gün ilk iki yıldız görününceye kadar da yemek içmek yasaktır. Bu süre yaklaşık 25 saattir. Yom Kippur orucunun Hz. Musa'nın Allah'tan buyruklarını almak üzere Tur Dağı'na gittiğinde Yahudilerin altın bir buzağıya tapınmalarından ötürü tutulduğu anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Yahudiler Babil dönüşünden sonra Kudüs'ün tahrip edilmesi ve diğer felaketler nedeniyle dört ayrı oruç daha ortaya çıkarmışlardır. Bazı Talmud yorumcuları bu 4 orucun, başka devletlerin himayesi altındaki Yahudiler tarafından tutulması gerektiğini aksi takdirde gerekli olmadığını belirtir.<br />
<br />
Yahudilerde oruç genellikle şafağın sökmesinden ilk yıldızın görülmesine kadar sürer. Ancak Yom Kippur gibi bazı oruçlar ile bir akşamdan ertesi akşama kadar devam eder.<br />
<br />
DİĞER DİNLERDE ORUÇ<br />
<br />
Nirvana'nın yolu oruçtan geçer: İnsanlık tarihinde dinlerin neredeyse tümünde oruç tutmak yer alır. Semavi dinlerin dışındaki dinlerde de orucunu önemli bir yeri vardır. Örneğin Budizm'in kurucusu Buda, 'kurtuluşa' yani Nirvana'ya ulaşmanın yolunun arzulardan vazgeçmekten geçtiğini vurgular. Bunun pratik yolu da oruç tutmaktır. İşte bazı dinlerde orucun yeri:<br />
<br />
Hinduizm'de oruç: Hint dinlerinden Hinduism'de oruç nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde oruç tutulur.<br />
<br />
İbadet amacıyla duaların okunduğu günlerde oruç tutulması gerekir. Hinduizm'de oruç genellikle belirli bazı besinleri yememe, yani bir çeşit perhiz şeklindedir.<br />
<br />
Taoizm'de oruç: Doğu kültürlerinin dinlerinden Taoizm'de oruç, daha geniş bir anlamda ele alınmıştır. Burada oruç, sağlığı koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle ön plana çıkar. Çinliler ayrıca, büyük bayram günleri ile kötülüklerin arttığı dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar.<br />
<br />
Brahmanizm'de oruç: Güney Asya Hint dinlerinden Brahmanizm'de her ayın 12 ve 13'üncü günlerinde oruç tutmak gelenektir.<br />
<br />
Brahmanizm'de yaşlılar hastalar ve çocuklar dahi oruçtan muaf değildir. Bazıları insani isteklerini yenmek için 15 gün boyunca oruç tutar. Bu süre içinde bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmeleri orucu bozar.<br />
<br />
Jainizm'de oruç: Hint dinlerinden Jainizm'de orucun kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira'nın (M.Ö 599-527)) kendisine işkence yaparak dinde yüksek dereceye ulaşmaya çalıştığı, et ve yumurta yemediği ve hatta ölünceye kadar da oruç tuttuğu söylenmektedir.<br />
<br />
Budizm'de oruç: Güneydoğu Asya dinlerinden Budizm oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in kurucusu Buda'ya göre, ne dünyaya bağlanmak ne de dünyadan vezgeçmez gerekir. Bu amaca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarını itiraf etmektir.<br />
<br />
Buda'ya göre sonsuz kurtuluşa, yani Nirvana'ya engel olan tek şey arzulardır. Kurtuluş ancak arzuları terketmekle sağlanır. Ve arzulardan kurtulmanın birinci yolu da oruç tutmaktır.<br />
<br />
Maniheizm'de oruç: Manilikte oruç, ışığı gönderen güneş ve aya dua etmek amacıyla tutulur. Babil ve Asurluların da orucu büyük önem verdiği bilinir.<br />
<br />
Eski Mısır'da ise oruç genellikle dini bayramlarda tutulur.<br />
<br />
Avrupa yerel dinleri: Keltler'in oruç tuttuğu, eski Roma ve Yunanlıların da orucu felaketlerden kurtulmak için bir yol olarak kabul ettiği bilinir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Hürriyet Ramazan 2007<br />
<br />
Fıtır Sadakası ve Hükmü<br />
<br />
Fıtır sadakası ne demektir?<br />
<br />
Fıtır veya fıtra, 'yaratılış' demektir. Fıtır Sadakası ise, Ramazan bayramına kavuşan ve aslî ihtiyaçları dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altında bulunan kimseler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mâlî bir ibadettir, bir yaratılış sadakasıdır. Vaciptir. Kişi başına konmuş bir malî ibadet olması cihetiyle baş-göz ve beden zekâtı da denmektedir. Fıtır Sadakası, orucun kabulüne ve kabir azabından kurtulmaya vesiledir. Ayrıca Ramazan ayı içerisinde yapılan hata ve kusurlara da bir kefarettir. Resûlullah Efendimiz'in (asm) oruçlunun boş, çirkin ve kötü sözlerinin günahından arınması ve fakirlere bir azık olması için fıtır sadakasını emrettiğini İbn-i Abbas (ra) rivayet eder.<br />
<br />
Fıtır Sadakası kim verir?<br />
<br />
<br />
Özürleri olsun olmasın, oruç tutmayan kimseler de fıtır sadakası vermekle mükelleftirler.<br />
<br />
<br />
Fıtır Sadakasını, aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan herkes vermekle mükelleftir. Bu malın üzerinden zekâtta olduğu gibi bir yıl geçmesi şart değildir. Bayram namazından hemen önce nisap miktarı mala kavuşan bir kimse Fıtır Sadakasını vermekle mükellef olur.<br />
<br />
Nisap ölçülerine sahip olmayan fakir Müslümanlar da Fıtır Sadakasını verebilirler. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: 'Allah zenginlerin malını fıtır sadakasıyla temizler. Fakirler ise verdikleri zaman Allah fazlasıyla yerini doldurur.'<br />
<br />
Fıtır Sadakası kimlere verilir?<br />
<br />
Fıtır sadakası kendilerine zekât verilebilecek kimselere verilir.<br />
<br />
Bir fitre ancak bir kimseye verilir. Fakire fitre verirken, bunun fitre olduğu söylenmese de olur. İçinden fitre niyetiyle vermesi kâfidir.<br />
<br />
Fıtır Sadakası ne zaman verilir?<br />
<br />
<br />
Fıtır sadakasının verilme zamanı, dört mezhebin ortak görüşüne göre, Ramazan Bayramının bir veya iki gün öncesi ile Ramazan Bayram Namazı arasıdır. Hanefîler ve Şafiîlerce yaygın görüşe göre ise, fıtır sadakası Ramazan ayı içerisinde de verilebilir. Yoksulların ihtiyaçlarını bir an önce giderebilmeleri için uygun zaman dilimi ve uygun ortam bulunduktan sonra hemen vermek en tavsiye edilen şeklidir.<br />
<br />
Fıtır Sadakası bayramdan sonraya kadar verilmemiş ise, zimmetten düşmez; zimmeti devam eder ve ilk fırsatta kazaen verilmesi gerekir. Ancak fitreyi bayramdan sonraya bırakmak günahtır.<br />
<br />
Fıtır Sadakasını kim vermeli?<br />
<br />
Fıtır sadakasını herkes bizzat kendisi verebileceği gibi, aile fertleri namına aile reisi de verebilir. Bayram gecesi doğan çocuğun fitresini de, aile reisi vermelidir.<br />
<br />
Fitre miktarı ne kadar olmalı?<br />
<br />
<br />
Fitrede esas olan, bir fakirin bir günlük yiyeceğini temin etmektir. Fitre miktarı kişi başına buğdaydan yaklaşık bir buçuk kilogram; arpa, kuru üzüm ve hurmadan üç kilogram üzerinden hesap edilmelidir. Günümüzde ekonomik değerlerin çok değişmesi nedeniyle, eğer bu miktarlar veya bunların parasal karşılıkları bir fakiri bir günlük doyurmaya kâfi değilse takviye yapılmalı ve artırılmalıdır.<br />
<br />
Fıtır sadakası için, kişi başına asgarî bir rakam söylememiz gerekirse, yaklaşık beş milyon liradır. İmkânı yerinde olanlar bu rakamın üzerine çıkabilirlerse, şüphesiz daha faziletli ve daha makbul olur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Ahmet Özen, Fıtır Sadakası ve Hükmü, Yeni Asya, 22.09.2007<br />
<br />
Fitre ve Fidye Arasındaki Fark Nedir?<br />
<br />
<br />
Bu iki kelime arasında anlam açısından fark vardır. Fitre, sadaka-ı fıtır'dan kısaltılmış ve biraz değişikliğe uğramış bir kelimedir. Bu, Ramazan'da zengin müslümanların vermekle yükümlü olduğu sadakanın adıdır. Çok yaşlı bir ihtiyarın, tutamadığı oruçlara karşılık verdiği paraya "Oruç Fidyesi" denir.<br />
<br />
<br />
Hamile ve Süt Emziren Kadının Durumu<br />
<br />
Hamile kadınla süt emziren kadın oruç tuttukları takdirde ya kendilerinin hastalanmalarından, ya da çocuğun gıdasız kalıp ölmesinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar. Ramazan'dan sonra günü gününe kaza ederler.<br />
<br />
<br />
Kefareti Düşüren Haller<br />
<br />
Bir kadın Ramazan günü orucunu kasden bozduktan sonra hayız veya nifaz hali görse, yahut iftarı mübah kılacak bir hastalığa tutulsa üzerinden kefaret düşer. Bu durumda kasten bozduğu orucu kaza etmesi gerekir. Kefareti Gerektiren Haller -Gıda olsun, gıda hükmünde ilaç olsun, bunlardan herhangi bir şey yemek veya içmek.<br />
<br />
-Cima etmek. Her ikisi için keffaret ve kazayı gerektirir.<br />
<br />
-Ağıza giren yağmuru kasden yutmak. Hatayla yutulursa yalnız kaza icab eder. Unutularak yutulursa, oruç bozulmaz.<br />
<br />
-Kokmuş olsa bile, çiğ et yemek. Kurtlanmış olursa, tiksindirici bir hal aldığında yalnız kazayı gerektirir. Keffaret olmaz.<br />
<br />
-İç yağı yemek.<br />
<br />
-Kurumuş et yemek. -Buğday yemek. Yalnız bir buğday tanesi çiğnenir de ağız içinde eseri kaybolursa, bu orucu bozmaz.<br />
<br />
-Ağız dışından bir buğday tanesi yahut bir susam tanesi alıp yutmak.<br />
<br />
-Ermeni kili yemek.<br />
<br />
-Yenmesi alışkınlık haline gelmiş bir topraktan yemek.<br />
<br />
-Az tuz yemek. Çok tuz yemek kefaret gerektirmez, yalnız kaza icab ettirir. Çünkü çok tuz, gıda hükmünde olmaz.<br />
<br />
-Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükrüğünü yutmak. Kendilerinden hoşlanılmayan kimselerin tükrüğünü yutmak yalnız kazayı gerektirir. Çünkü bunda lezzetlenme yoktur.<br />
<br />
-Gıybet ettikten sonra, oruç bozulduğunu zannederek kasden iftar etmek.<br />
<br />
-Kan aldırdıktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-İnzal olmadan yaklaşmada bulunduktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-Şehvetle öpmeden sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-Bir kimse kusma hali gelip te kustuktan sonra, orucunun bozulmadığını bildiği halde iftar ederse, üzerine kefaret icap eder. Bozulduğunu zannederek iftar etmiş olursa, yalnız kaza gerekir..<br />
<br />
-Kefaret yalnız Ramazan orucunun bozulmasında icap eder, diğer oruçluların bozulmasında icab eder, diğer oruçların bozulmasında gerekmez. Ramazan orucunun keffareti 60 gündür. Keffareti gerektiren birşey yapan kimse, hem o günün orucunu kaza eder, hemde keffaret orucunu peşpeşe tutar. Peşerpeşe olması şarttır. (1, 2) Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir? -Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak.<br />
<br />
-Uyurken ihtilam olmak<br />
<br />
-Hanımını sadece öpmek<br />
<br />
-Sabaha kadar gusletmeyerek, sabah yıkanmak<br />
<br />
-Ağzına gelen balgamı yutmak<br />
<br />
-Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekmek<br />
<br />
-Herhangi bir suya dalıp kulağına su kaçmak<br />
<br />
-İsteği olmadan boğazına duman kaçması<br />
<br />
-Boğazına toz girmesi veya sinek kaçması<br />
<br />
-Kadın avret mahalline yalnız bakmakla inzal vaki olması<br />
<br />
-Dişleri arasında sahurdan kalan nohut tanesinden küçük bir şeyi yemek<br />
<br />
-Kendiliğinden gelen, yine kendiliğinden içeriye giden kusuntu<br />
<br />
-Parmak salarak ağız dolusu olmaycak şekilde kusmak<br />
<br />
-Kan aldırmak<br />
<br />
<br />
-Sürme çekme<br />
<br />
<br />
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Haller<br />
<br />
<br />
-Çiğ pirinç, sade un, yağsız ve şekersiz hamur yemek.<br />
<br />
-Birden, çok miktarda tuz yemek, azında kefaret gerekir.<br />
<br />
-Pamuk, kağıt ve toprak gibi yenmesi alışkanlık haline gelmemiş bir şeyi yemek<br />
<br />
-Zeytin çekirdeği ve benzeri şeyleri yemek<br />
<br />
-Henüz içi olmayan taze cevizi yutmak<br />
<br />
-Kuru ceviz, fındık, fıstık ve bademi sert kabuğuyla yutmak<br />
<br />
-Taş, demir, bakır, altın ve gümüş yutmak<br />
<br />
-Arkadan ilaç akıtmak<br />
<br />
-Burnuna ilaç çekmek<br />
<br />
-Boğazına huni ile bir şey akıtmak<br />
<br />
-Kulağının içine yağ damlatmak<br />
<br />
-Karnında veya başında olan bir yaraya akıtılan ilacın içeriye ulaşması<br />
<br />
-Abdestte ağzına su verirken boğzına su kaçması.<br />
<br />
-İğne yaptırmak<br />
<br />
-İkinci fecr doğmadı zannıyla sahur yapmak<br />
<br />
-Güneş battı zannederek, iftar etmek<br />
<br />
-Su veya yağ ile ıslatılmış parmağını avret mahalline sokmak<br />
<br />
-Dişi kanadığında kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile aynı olduğu halde yutmak.<br />
<br />
-Tütsü yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.<br />
<br />
Orucun Kısımları<br />
<br />
Farz Oruçlar<br />
<br />
Farz olan oruçlar ikiye ayrılır.<br />
<br />
1) Zamanı muayyen olan, Ramazan orucu.<br />
<br />
2) Zamanı muayyen olmayanlar ise, kefaret oruçları, kazaya kalan Ramazan oruçları.<br />
<br />
Vacib Oruçlar<br />
<br />
Vacip olan oruçlarda ikiye ayrılır.<br />
<br />
1) Zamanı muayyen olan oruç ki, falan işim olursa, bu yıl şu zamanda orucu tutacağım şeklinde yapılan adaktır.<br />
<br />
2) Zamanı muayyen olmayan oruç ki, falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım şeklinde yapılan adak oruçlardır, Ramazan dışında her zaman eda edilebilir.<br />
<br />
Sünnet Oruç<br />
<br />
Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu Aşure günlerini (veya on ve onbirinci günlerini) oruç tutmak. Yalnızca onuncu gün tutmak mekruhtur.<br />
<br />
Mendub Olan Oruç<br />
<br />
- Her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerini oruç tutmak,<br />
<br />
- Her ayın başından, ortasından ve sonundan bir gün oruç tutmak,<br />
<br />
- Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak.<br />
<br />
- Şevval ayından altı gün oruç tutmak.<br />
<br />
- Bir gün oruç tutmak bir gün iftar etmek (Davud Orucu)<br />
<br />
- Recep ve Şevval aylarında oruç tutmak.<br />
<br />
<br />
Nafile Oruç<br />
<br />
Bütün bu sayılan kısımlar dışında Allah rızası için tutulan ve tutulmasında kerahet olmayan oruçlardır.<br />
<br />
Mekruh Oruç<br />
<br />
Oruç tutulması mekruh olan günler, tahrimen ve tenzihen mekruh diye ikiye ayrılır. Tahrimen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş günde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Buna haram da denilir. Tenzihen Mekruh: Muharrem ayının onuıncu gününü tek bir gün olarak tutmak, yalnızca Cuma günü veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak, Nevruz ve Mehrican günlerinde oruç tutmak.<br />
<br />
Orucun Şartları Nelerdir?<br />
<br />
Farz olmasının şartları<br />
<br />
Müslüman olmak : Kafir iman etmediği için amelle sorumlu olmaz.<br />
<br />
Akıllı olmak : Deliye oruç farz değildir.<br />
<br />
Büluğa ermiş olmak : Çocuklara oruç tutmak farz değildir. Alışmak için tutabilirler.<br />
<br />
Orucun edasının vücub şartları<br />
<br />
Sıhhatli bulunmak : Hastalara oruç farz olmaz, ancak bilahere kaza edilir.<br />
<br />
Mukim Olmak : Misafir olanlara oruç tutmak farz değildir. Bilahere kaza gerekir. Ancak tutmaları daha faziletlidir.<br />
<br />
Orucun edasını sıhhat şartları<br />
<br />
Hayız ve nifastan taharet üzerinde bulunmak : Hayız ve nifas üzerine oruç tutulmaz. Bilahere kaza gerekir.<br />
<br />
Niyyet etmiş olmak : Niyyet bulunmaksızın oruç tutmak sahih olmaz.<br />
<br />
<br />
Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller<br />
<br />
<br />
Hastalık: Oruca devam edildiğinde hastalık artacağından korkulursa oruç bozulabilir.<br />
<br />
Yolculuk: 90 kilometrelik bir yolculuğa çıkan bir kimse niyet etmeyebilir veya niyet ettiği halde orucu bozabilir.<br />
<br />
Mecburluk: Tehdit altında kalanlar oruçlerını bozabilir.<br />
<br />
Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu zaman kendine veya çocuğuna zarar geleceğinden korkan kadın oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Oruca Dayanamamak: Oruçtan aklının bozulmasından korkan orucunu bozabilir.<br />
<br />
Savaş: Düşmana karşı kuvvetli olmak için askerde izin verilmiştir.<br />
<br />
İhtiyarlık: Oruca dayanacak güçleri kalmamış yaşlılar oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Ziyafete Çağrılmak: Yalnız nafile oruçlar ziyafet için bozulabilir. Sonradan kaza olur.<br />
<br />
<br />
Orucun Fidyesi<br />
<br />
Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.<br />
<br />
<br />
Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?<br />
<br />
Kadın bazen yemeğin tadına bakmak zorunda kalabilir. Bazı yiyecekleri satın almak için de aynı mecburiyeti hissedebilir. Boğazdan aşağı inmemek şartıyla yemeğin tadına bakabilir.<br />
<br />
<br />
Oruçluya Mekruh Olan Haller<br />
<br />
<br />
-Bir şeyin tadına bakmak<br />
<br />
-Gereksiz birşey çiğnemek (Başka kimse yoksa, kadın çocuğuna çiğneyebilir)<br />
<br />
-Önceden çiğnenmiş ve çiğnendikçe eksilmeyen sakızı çiğnemek<br />
<br />
<br />
-Tükürüğü ağızda biriktirip yutmak<br />
<br />
-Abdest alırken ağıza, buruna suyu fazla çekmek<br />
<br />
-Zevcesini öpmek, boynuna sarılmak<br />
<br />
-Kan aldırmak (Eğer zarar verirse)<br />
<br />
<br />
Ramazan Ayının Fazilet ve Esrarı<br />
<br />
Mubârek Ramezân ayı, çok şereflidir.<br />
<br />
Bu ayda yapılan, nâfile nemâz, zikr, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâb, başka aylarda yapılan farzlar gibidir.<br />
<br />
Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir.<br />
<br />
<br />
Bu ayda bir orucluya iftâr verenin günâhları afv olur. Cehennemden âzâd olur. O oruclunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. O oruclunun sevâbı hiç azalmaz.<br />
<br />
<br />
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de afv olur. Cehennemden âzâd olur.<br />
<br />
<br />
Ramezân-ı şerîf ayında, Resûlullah (s.a.v.), esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi.<br />
<br />
<br />
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur.<br />
<br />
<br />
Bu aya saygısızlık edenin, günâh işliyenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer.<br />
<br />
<br />
Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir.<br />
<br />
<br />
Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.<br />
<br />
<br />
Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir.<br />
<br />
<br />
Kur'ân-ı kerîm, Ramezânda indi.<br />
<br />
<br />
Kadr gecesi, bu aydadır.<br />
<br />
<br />
Ramezân-ı şerîfde, iftârı erken yapmak, sahûru geç yapmak sünnetdir. Resûlullah (s.a.v.) bu iki sünneti yapmağa çok önem verirdi. İftârda acele etmek ve sahûru gecikdirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeğe ve dolayısı ile herşeye muhtâc olduğunu göstermekdedir. İbâdet etmek de zâten bu demekdir.<br />
<br />
Hurma ile iftâr etmek sünnetdir.<br />
<br />
<br />
İftâr edince, (Zehebez-zama vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) düâsını okumak, terâvîh kılmak ve hatm okumak mühim sünnetdir.<br />
<br />
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslimân afv olur, âzâd olur.<br />
<br />
<br />
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır.<br />
<br />
<br />
Şeytânlar, zincirlere bağlanır.<br />
<br />
<br />
Rahmet kapıları açılır.<br />
<br />
<br />
Ramazan da Hergün Niyet Şart mı?<br />
<br />
Ramazan orucunu eda edebilmek için, hergün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Niyetin zamanı, gecenin başlangıcından, kaba kuşluk anına kadardır. Bu müddet içinde niyet edilmezse, farz eda edilmiş olmaz.<br />
<br />
<br />
Seferi Hali ve Oruç<br />
<br />
Misafir olan kimsenin seferilik halinde iftar etmesi mübah ise de oruç tutması daha faziletlidir. Ancak oruçlu iken sefere ilk çıktığı gün orucu bozmaması gerekir. Bununla beraber yolculuğa çıktıktan sonra iftar ederse kefaret gerekmez, yalnız kaza icab eder.<br />
<br />
Sefere çıkmadan önce iftar edilir de sonra yola çıkarsa kefaret lazım gelir.<br />
<br />
Gündüzün ilk vaktinde kasden orucunu yiyen kimse, sonra zorla sefere çıkarılmış olsa, keffaret üzerinden düşmez. Kendi arzusu ile de sefere çıkmış olsa hüküm değişmez.<br />
<br />
<br />
Üç Aylarda Oruç<br />
<br />
Halk arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına üç aylar denilmektedir. Peygamberimiz peşpeşe bu ayları hiçbir zaman oruç tutmamış, bu şekliyle de ümmetine tavsiye etmemiştir. Hatta ramazan ayının dışında hiçbir ayı baştan sona oruçlu geçirmemiştir.<br />
<br />
<br />
Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar?<br />
<br />
Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir.<br />
<br />
<br />
Kaynaklar<br />
<br />
<br />
1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, 2) Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali 3) Ahmed Şahin, Zaman 4) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre, 1996, Eser Neşriyat 5) T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Sitesi 6) Açıklamalı İslam İlmihali, Mehmed Paksu, 2004 7) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977 8 ) Ebubekir Sifil, Hayzı geciktirerek oruç tutmak, Milli Gazete, 17-22-23/10/2005 9) Dinimiz İslam<br />
<br />
Düşük yapmış veya kürtaj olmuş kadın lohusa hükmünde midir?<br />
<br />
Düşük ve düşük yapma, gebelik ve lohusalık gibi konularda bilgi verir misiniz?<br />
<br />
Soru<br />
<br />
Düşük yapmış bir bayan lohusa hükmündemidir.<br />
<br />
Lohusa hükmünde ise 40 gün dolmamış olmasına rağmen kanaması yok ise namaz kılıp eşi ile beraber olabilir mi?<br />
<br />
Düşük ve düşük yapma konularında bilgi verir misiniz?<br />
<br />
Cevap<br />
<br />
<br />
Önce kısaca bilgi verip, detaylı açıklama yapmayı uygun görüyoruz:<br />
<br />
1. Fıkıh kaynaklarında bu konuyla ilgili şu ifadelere yer verilmektedir: Nifasın / Loğusanın itibar edilmesi için, çocuğun büyük kısmının çıkması gerekir. Bu tamamen parçalar halinde de olsa loğusalık için yeterlidir. Hatta parmaklar veya tırnaklar gibi insanın yapısından bazı şeyler açıkça belli olan bir düşük ardından da loğusalık süreci başlamış olur. (bk. V. Zuhaylî, 1/466)<br />
<br />
Bu tespit herkes için daha kolay ve daha kesin bir yoldur. Düşük için de belli bir zaman dilimi hesabından çok, bir insan şeklini hatırlatan bir uzvun gözle görülmesi metodu daha uygun olsa gerektir.<br />
<br />
Eğer düşen çocuğu görme durumu olmamışsa, doktora veya ebeye sorarak karar verilebilir.<br />
<br />
2. Şayet düşüğün organları belirlenmiş ise, anne lohusa sayıldığından kanı kesilmedikçe cinsi ilişkide bulunmak caiz değildir. Namazları kılmaz, oruçları da tutmaz. Farz oruçları sonra kaza eder.<br />
<br />
Ama organlar teşekkül etmemiş ise cinsel ilişki yasak olmamakla beraber, kan devam ettiği takdirde cinsel yaklaşım sağlıklı olmaz. Bu durumda oruçlarını tutması ve namazlarını da kılması gerekir.<br />
<br />
Lohusalık müddeti kadından kadına değişir. Bazı kadınlarda bu süre, bir gün dahi olabilir. Lohusalık süresi, kanın kesilmesiyle son bulur. Lohusalığın asgarî süresi yoktur. Azamî süre ise kırk gündür. Doğumdan sonra kırk gün geçtiği halde kan devam ediyorsa, artık bu kan nifas kanı değil, özür kanıdır. (bk. Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, 2/331)<br />
<br />
3. Kürtaj da düşük çocuk hükmündedir. Çocuğun azası belli ise kadın lohusa olur.<br />
<br />
Düşük: İslâm Hukukunda "sakt" kelimesiyle anlatılan düşük sadece organları belirmiş olan düşüktür. Ama bütün organların belirmiş olması şart değildir. Saç ve tırnak gibi bazı organlarının belirmesi, çocuk sayılması için yeterlidir.<br />
<br />
Böylece bir kısım organları belirmiş çocuğu düşen kadın, bununla lohusa olur ve normal doğumla ilgili bütün hükümler onun için de geçerli olur. Meselâ iddeti sona erer, çocuk düşmeden önce gördüğü kan âdet kanı olmaz.<br />
<br />
Organları Belirsiz Düşük<br />
<br />
Hiçbir organı belli olmayan düşük, çocuk sayılmaz ve bununla çocuğa ait hükümler geçerli olmaz.<br />
<br />
Böyle bir düşükle gelen kan; nisaba ulaşırsa, yani âdetin en az miktarı olan üç gün sürerse ve öncesinde de bir tam temizlik geçmişse âdet kanıdır. Bu iki şarttan biri, ya da her ikisi eksikse hastalık kanıdır.<br />
<br />
Organları Belirgin Olup Olmadığı Bilinmeyen Düşük<br />
<br />
Kadın, meselâ tuvalette düşük yaptığı için, organlarının belirgin olup olmadığını bilmemesi halinde; bu düşürme olayı âdet günlerinin başlangıcına rastlamış ve bununla kan devam etmişse: âdet günleri sayısınca namaz ve orucunu kesinkes terkeder. Çünkü bu günlerinde ya âdetlidir ya da lohusadır. Sonra yıkanır ve temizlik âdeti kadar süre namazlarını şüpheli bir şekilde kılar. Çünkü lohusa olma ihtimali de vardır. Sonra âdeti kadar süre namazlarını yine kesinlik ifade eder tarzda kılmaz. Çünkü yine ya lohusadır veya adetlidir. Sonra yıkanır ve temizlik âdeti kadar süre -kırk günü doldurmuşsa- kesin tarzda kılar, doldurmamışsa dolduracak kadar sürede şüpheli bir şekilde, doldurduktan sonrakileri de kesin olarak kılar. Sonra bu minval üzere devam eder.<br />
<br />
Eğer âdet günlerinden sonra böyle bir düşük yapmışsa; bu düşük, temizlik günlerine rastladığı için, temizlik âdeti kadar gün namazını şüpheyle kılar. Sonra âdetine rastlayan günlerde kesin olarak bırakır. Çünkü ya lohusadır ya da âdetlidir.<br />
<br />
Bu son iki maddede anlatılan meselede göz önünde bulundurulan şey, şüpheye yer vermemek ve ihtiyatli olanla amel etmektir.<br />
<br />
Hamile kadınla cinsel ilişki, tıbbî bir sakınca tespit edilinceye kadar serbesttir.<br />
<br />
Özet Olarak Lohusalık<br />
<br />
1. Lohusalık, ağacın meyve vermesi gibi, kadının olgunluğunu, en şerefli görev olan anneliğini ve sağlıklılığını anlatan doğal bir haldir.<br />
<br />
2. Lohusalığın en azına sınır yoktur, en çoğu ise kırk gündür. Buna göre doğumundan bir iki saat sonra kanı kesilen ve kırk gün içerisinde bir daha akmayan kadın temizdir. İbadetini yapar, cinsel ilişkide bulunabilir. Kırk günden sonra kan aksa da temiz sayılır.<br />
<br />
3. Doğum yapan kadın birinci doğumunda kaç gün kan görmüşse o, onun lohusalık âdeti olur. Ondan sonraki doğumda kırk günü aşacak şekilde kan görürse, hesabını birinci âdetine göre yapar. Ancak ikinci doğumda kırk günü aşmamak üzere, birinciden farklı gün kadar kan görürse, bu âdet haline gelmiş ve âdeti değişmiş sayılır.<br />
<br />
4. Lohusa namaz kılmaz, oruç tutmaz, Kur`ân okumaz, Mushafa dokunmaz, mescide girmez, Kâbe`yi tavaf etmez, cima şeklinde cinsel ilişkide bulunmaz. Kılmadığı namazı kaza etmez, ama tutmadığı orucu sonra kaza eder.<br />
<br />
5. Organları belli düşük de çocuk sayılır ve anne onunla da lohusa olur.<br />
<br />
6. Organları belli olmayan düşük, âdet ya da hastalık sayılır, lohusa sayılmaz.<br />
<br />
7. Bir batından birden çok doğumlarda, lohusalık birinci doğumdan itibaren başlar.<br />
<br />
Modern Tip ve Lohusalık<br />
<br />
a) Gebelik ve Lohusalık:<br />
<br />
Gebelik yaşı, âdet yaşıyla paralellik gösterir. Bir hanımın âdet gördüğü her yaş içerisinde gebe kalma şansı vardır. Hattâ âdetten kesildiği halde bir yıl içerisinde yine gebe kalan hanımlara rastlanmaktadır.<br />
<br />
Gebelik süresi 280 +/-10 gündür. Ya da normal âdet gören hanımın son âdet tarihine yedi gün eklenilip, üç ay geriye gidilerek hesap edilir. Çıkan tarihten ondört gün önce, ya da sonra olabilir.<br />
<br />
Örnek:<br />
<br />
Son âdet tarihi: Yaklaşık doğum tarihi:<br />
<br />
5.4.1986 12.1.1987 +/-14 gün<br />
<br />
26.12.1986 3.10.1987 +/-14 gün<br />
<br />
Daha geç olabileceğini iddia edenler de vardır ama bu geçersizdir. Bu hanımlarda geç yumurtlama olmuş ve bunlar geç gebe kalmışlardır.<br />
<br />
Gebeliğin yedinci aydan önce sonuçlanması düşük olarak değerlendirilir.<br />
<br />
Doğacak çocuğun cinsiyeti, gebelik süresini etkilemez.<br />
<br />
Gebe niçin âdet görmez diye sorulabilir:<br />
<br />
Gebelerdeki homional sistemin çalışması çok farklıdır. Bunlarda yumurtlama olmaz. Östrojen-progesteron hormonları her siklus esnasında giderek artar ve âdet görürken en düşük seviyeye iner. Gebelikte ise bu hormonlar gittikçe artar ve bunlara ek olarak koryonik gonodotropin hormonu salgılanır. Uterus`un endometrium dokusu gebeliğin oluşması ve devamı için hazırlanmıştır, fakat dökülmemektedir. Bu nedenle âdet görülmez.Gebelik sırasındaki kanamalar âdet kanaması değildir. Düşük tehdidi kanamasıdır. Son aylarda olan kanamalar ise esin (plasenta) yerleşme bozukluğunu veya erken ayrılmasını düşündürür.Bazan gebe kalındıktan bir ay sonra hafif kanamalar olabilir. Bu da kesinlikle âdet kanaması değildir. Bunu ispatlayan durum ise, kanamadan hemen sonraki ilk onbeş günde yapılan gebelik testinin olumlu olmasıdir.Gebeliğin kendine özgü psikolojisi ve bu konuda dikkat edilmesi gereken noktalar vardır:Gebeliğin oluşması ile birlikte anne vücudunda organık ve psikolojik birçok değişiklikler olur. Bir taraftan anne olmanın mutluluğunu hissederken, diğer taraftan da altına girmis olduğu sorumluluğun dışarıdan göründügü kadar basit olmadığını farkeder.<br />
<br />
Gebeliğin ilk ve son üç ayı tehlikeli aylardır. Anne adayı, hareketlerini dikkatle ayarlamalıdır.Yine ilk üç ayda birçok gebede bulantı ve kusma görülür. Bazan kusmalar kilo kaybettirecek kadar fazla olabilir, Bu devrede kullanılabilecek ilaçların da oldukça sınırlı olması, gebeye yardımı iyice azaltır. Bunun dışında halsızlık,başdönmesi, vücudun çeşitli bölgelerinde ağrılar (bas, bel, kemik ve kuyruk sokumu gibi), ayaklara ani kramp girmeleri görülebilir.<br />
<br />
Gebelerin ve süt veren annelerin beslenmesi oldukça önemlidir. Özellikle vitamin, protein ve minerallerden zengin gıda almaları gerekir.<br />
<br />
Gebeler psikolojik açıdan da oldukça hassas bir devreye girmişlerdir. Kısaca pireyi deve yapan bir tutum içerisindedirler. Davranışları daha hoşgörü ile karşılanmalı, doğum korkusu, anne olma korkusu ve her türlü korku ve endişelerini giderecek şekilde samimi ve müşfik olmalı, problemlerini sabırla, sükûnetle dinleyip gerekli şekilde yardımcı olmalıdır.<br />
<br />
Lohusalığa Gelince:<br />
<br />
Doğumdan sonra gelen kanın özellikleri konusunda şunlar söylenebilir:<br />
<br />
Gebelikten önce rahim altmış-yetmiş gram ağırlığında bir organdır. Gebelik sonunda bir kilograma erişir. Bu gelişme rahimin endometrium tabakasında da olmaktadır. Çünkü buraya bebeğin plasentasi (es) yapışarak bebeğin beslenmesini sağlar. Doğumdan sonra es (plasenta) ayrılınca uterus, açılan damarların ağızlarının kapanması için derhal büzülmeye, sıkışmaya başlar. İlk kanamalar bu esnada damardan gelen kandır. Bazı nedenlerle bu sıkışma olayı olmazsa annenin hayatı ölümle sonuçlanır. Uterusun devamlı kazılması ve endometriumun beslenme hadisesinin olmaması nedeniyle; desidua denilen endometrium dökülmeye başlar. Bu dökülen doku artıkları fibrin, serum, lenf ve akyuvarlardan oluşmuş yara salgısıdır.<br />
<br />
Başlangıçta koyu kırmızı renktedir. Gün geçtikte rengi açılır. Nihayet kirli-beyaz akıntı ile sonuçlanır. Lochia dediğimiz akıntının gelmesi kişiden kişiye çok farklıdır. Bir-iki haftadan birbuçuk aya kadar devam edebilir.<br />
<br />
b) Gebe ve Lohusa Ile Cinsel İlişki:<br />
<br />
Gebe ile cinsel ilişkide, ilk üç ayda, düşüklere sebebiyet vermemek için, son iki ayda ise erken doğuma veya mikrop kapmaya engel olmak için dikkatli davranmak gerekir. Şayet kanama ve sanci gibi şikâyetler oluyorsa kesinlikle münasebette bulunmamalıdır.<br />
<br />
Doğumdan sonra rahim içerisi tamamen yara haline dönüştügü için lohusa ile ilişki kesinlikle zararlıdır.<br />
<br />
a) Yaraya kolaylıkla mikrop yerleşebilir, rahim içerisine ve vücuda yayılır.<br />
<br />
b) Lohusanın genel vücut direnci çok düşmüştür. Atılacak yanlış bir adım, annenin ömür boyu sakat kalmasına veya hayatını kaybetmesine sebep olabilir.<br />
<br />
"Doğum sırasında üreme organları, özellikle rahim ve hazne berelenir, çok defa yırtıklar oluşur. Bu sırada kadınla yakınlıkta bulunmak kadını pek fena örseler, mikropların hemen faaliyete geçmesi, bir çok önemli kadın hastalıklarının oluşmasına sebep olur. Onun için rahim ufalmadan, kadının üreme organları tabiî halini almadan, kadına kesinlikle yanaşmamalıdır. Tolstoy, bu zamanlar kadını rahatsız eden erkeği ayıplıyor: "Bir erkek, gebe bir kadını sevgili diye severken onun bir anne olduğunu unutmamalı. Bir kadın hem bir sevgili, hem yorgun bir anne, hem de hasta bir insan olmaya bir anda tahammül edemez." (Dr.Cemal Z.Ö.)<br />
<br />
c) Gebeye ve Lohusaya Tavsiyeler:<br />
<br />
Beslenme:<br />
<br />
Dengeli ve ölçülü olmalıdır. Gebeliğin başından sonuna kadar 10-12 kilo alınmalıdır. Bazı besinlere aşırı düşkünlük, bazılarından tiksinti, veya abur-cubur yemek, kişiyi zararlı bir hale itebilir. Her gebe kendi alışkanlıkları ve ekonomik durumu ile başlı başına bir program dahilinde yeterli protein, yağ, vitamin, karbonhidrat ve mineral almalı. Gebeliğin altıncıayından itibaren tuz azaltılmalı, kalsiyum bakımından zengin gıdalar (süt, yoğurt, peynir gibi) alınmalıdır.<br />
<br />
İlâç:<br />
<br />
İlâç almak, sakıncalıdır. Özellikle organların teşekkül devresi olan ilk üç ay çok dikkatli olmalı, gerekli hallerde doktora başvurulmalı ve tavsiyelerine mutlaka uyulmalıdır.<br />
<br />
Sigara:<br />
<br />
Düşük ve erken doğumlara sebep olmakta, zekâ yönünden bebeği olumsuz yönde etkilemektedir. Bu yüzden sigara alınmamalı, hattâ sigara içilen bir odada dahi bulunulmamalıdır. Zira bu doğacak çocuğun istikbali açısından önemlidir.<br />
<br />
Çalışma:<br />
<br />
Normal bir gebenin günlük yaşantısını değiştirmesi düşünülemez. Yalnız ani ve sert hareketlerden kaçınmalı, ağır yük kaldırmamalı, yukarılara doğru uzanmamalı, uzun ve sarsıntılı yolculuklardan kaçınmalıdır.<br />
<br />
Vücut Bakımı:<br />
<br />
Çok soğuk, çok sıcak su ile yıkanmamak ve uzun süre banyoda kalmamak şartı ile banyo yapmalı ve temizliğe dikkat etmelidir. Karın bölgesindeki çatlaklara mani olmak için yağlı bir krem veya badem yağı kullanılabilir.<br />
<br />
Gebelik ve süte hazırlik göğüslerde büyümeye sebep olur. Meme başlarındaki direnci artırıp, emzirmede problem çıkmaması açısından meme başlarını sık sık sabunlu su ile yıkayıp meselâ badem yaği sürülebilir. Halk arasında yaygın olan alkolle silme alışkanlığı, sertleşmelere ve çatlamalara sebep olacağından tavsiye edilmez.<br />
<br />
Diş Bakımı:<br />
<br />
Çok önemlidir. Gebe kalmadan gerekli tedavi yapılmalı, devamlı temiz tutmaya gayret etmelidir. İlk ve son üç ayda mümkün olduğu kadar müdahaleye dikkat edilmelidir.<br />
<br />
Çocuk doğuran annenin çocuğunu bizzat emzirmesi çok önemlidir. Bu, çocuk ve anne arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Emziren anne, vazifesini yapmanın huzuru içerisindedir. Anne sütüyle bebeğin hastalıklara karşı dayanıklılıgı sağlanır.<br />
<br />
Anne sütü, süt çocuklarında gördüğümüz en kötü hastalık olan ishalden korur.<br />
<br />
Bebek ise, anne kucağında olmanın mutlulugu ve rahatlığı içindedir.<br />
<br />
En az altı ay sırf anne sütü atmalı, altı aydan sonra ise yaşına kadar süt ve yardımcı mamalar almalıdır.<br />
<br />
Açıktan oruç yemek<br />
<br />
"Allah’ın bildiği kuldan saklanmaz" diyerek açıktan oruç yiyenler oluyor. Günah değil midir?<br />
<br />
<br />
Günahı, açık da, gizli de işlemek caiz olmaz. Fakat nefsine, şeytana uyarak günah işleyen, günahını gizlemelidir! Günahı gizlemek birkaç yönden faydalıdır:<br />
<br />
1- Eğer günahlarımız açığa çıkmamışsa sevinmelidir! Cenab-ı Hak, "Günahı gizleyin" buyuruyor.<br />
<br />
Peygamber efendimiz de sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:<br />
<br />
"İnsan günahını dünyada gizlerse, Allahü teâlâ da, kıyamette, bu günahı kullarından saklar."<br />
<br />
2- Allahü teâlâ açıktan, çekinmeden günah işleyenlere daha çok buğzeder. Fakat üzülerek günahını gizleyenleri, gizlediği için affedebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Bir günaha düşen, günahını gizlesin! Allahü teâlânın örtüsünü onun üzerinde bulundursun!"<br />
<br />
3- Günah işlerken halktan olsun utanmalıdır! Başkasını kendi hakkında konuşturmamak, gıybetini ettirmemek için günahı gizlemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
"Haya tamamıyla hayırdır."<br />
<br />
"Haya imandandır."<br />
<br />
"Hayasızın dini olmaz ve hayasız kişi Cennete giremez."<br />
<br />
4- Kötü örnek olmamak, başkalarının da günah işlemesine cesaret vermemek için günahı gizlemeli! Böyle sebeplerden dolayı açıktan günah işlememeli, gizli de olsa günah işlemekten sakınmalı! Çünkü günahlar öldürücü zehirdir. İmanı olan günah işlemekten çok korkar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<br />
<br />
"Mümin, günahını dağ gibi görür, üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, günahını, burnuna konmuş, hemen uçacak bir sinek gibi görür."<br />
<br />
<br />
Ramazanda umuma açık yerlerde oruç tutanların gözü önünde yemek küfür mü?<br />
<br />
<br />
Küfür değildir. Oruç tutmamak büyük günahtır. Ve bunu teşhir etmek de ayrıca büyük günahtır. Ameller imandan parça değildir. Yani bir ibadeti yapmayan kâfir olmaz, inanmayan, beğenmeyen kâfir olur.<br />
<br />
<br />
Adet ve Oruç<br />
<br />
Adak orucu tutan kadın adet görürse<br />
<br />
Arka arkaya onbeş gün oruç tutayım diye adak yapan bir hanım, onbeş günü tamamlamazdan önce adet görmüş olursa, yeniden fasılasız oruç tutması gerekir. Bu tuttuğu oruçlar adak yerine geçmez. Araya engel girmiştir. Yeniden tutması gerekir.<br />
<br />
Adet Geçiktirici Hap Kullanmak<br />
<br />
Kadınlar oruçlarını tam tutabilmek için adet dönemlerini geciktirici hap kullanmaları doğru mu?<br />
<br />
Bir zorunluluk olmadığı halde fıtrata müdahale etmek ve sağlığı riske atmak, Din’in “zaruriyyat” olarak kabul ettiği “nefsin/canın korunması” ilkesine aykırıdır…<br />
<br />
Herhangi bir ibadetini eda için kadının hayzı geciktirici ilaç kullanmasına mutlak anlamda cevaz vermek doğru olmasa gerek. Kadının hayız görmesi tabiî/fıtrî bir hadisedir ve zorlayıcı bir durum olmadıkça da tabiî seyrine müdahale edilmemelidir.<br />
<br />
<br />
Adetli Kadının Oruçlu Gibi Durması Caiz mi?<br />
<br />
Adet halinde olan bir kadının, oruç tutmadığı halde yemeyip içmeyip oruçlu gibi durması haramdır. Bu durumdaki hanıma oruç tutmak haram olduğu gibi, yemiyerek, içmeyerek oruçlu gibi durması da haramdır. Aynı şekilde oruca niyet edipte tan yeri ağardıktan sonra hayız veya nifas haline giren kadına, akşama kadat oruçlu gibi aç durmak haramdır. Bu durumdaki hanımların gizli yemeleri İslami edeplerdendir.<br />
<br />
Kadın Bugün Adet Olacağım Diye Oruç Tutmazsa<br />
<br />
Adeti belirli olan kadına, kendince adet gelmesi şüpheli olan günde oruç tutmamak caizdir. Eğer görmezse yanız o günü kaza eder. Ancak kadın oruca niyet ettikten sonra "Bu gün adet günümdür" diya kan görmeden orucunu bozarda o gün kan gelmeyecek olursa, hem kaza hem de kefaret gerekir. Bunun için adet gördükten sonra iftar etmek gerekir.<br />
<br />
Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Adet Görme<br />
<br />
Oruca niyet edip güneş doğduktan sonra adet gören hanımın orucu bozulur. Bu durumda olan hanım yemeğini yer. Adet halinde olan bir hanımın, oruç tutmadığı halde yemeyip, içmeyip oruçlu gibi durması haramdır. Ancak gizili yemesi İslami edeptendir.<br />
<br />
Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Temizlenme<br />
<br />
Ramazan'da güneş doğduktan sonra adet ve lohusalıktan temizlenen bir kadın, eğer oruca aykırı bir şey yapmamış ise, derhal niyet ederek oruca başlar. Bu şekilde orucunu tutmuş olur.<br />
<br />
<br />
Başka Dinlerde Oruç<br />
<br />
HIRİSTİYANLIK'TA ORUÇ<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta da oruç farz<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç Kilise'nin üçüncü emridir. Kuran'ın bildirdiğine göre oruç Hıristiyanlara da farz kılınmıştır.<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç ve perhiz aynı anlamda kullanılır. Orucun amacı, işlenmiş günahların cezasını bu dünyadan çekmeye başlamaktadır.<br />
<br />
İncil, oruca büyük önem verir ve övgüyle bahseder. Ancak orucun zamanı, uyulacak kurallar Hıristiyan mezhepleri arasında farklılık gösterir<br />
<br />
Hıristiyanlık'ta oruç tutma yaşı 21'de başlar. Hıristiyanlar, 60 yaşına kadar oruç tutar. Oruç konusunda 1966 yılında alınan Roma kararlarında bu konu yazılı olarak belirtilmiştir. Bir Hıristiyanın perhiz için ise, en az 14 yaşında olması gerekir.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta iki çeşit oruç bulunur. Okaristi orucu yani şükran orucu ve ekleziyastik oruç yani kilise orucu.<br />
<br />
Bu iki çeşit orucu Katolik'ler tutar, Protestanlar tutmaz. Hıristiyanlık, çarşamba, cuma ve cumartesi günleri ile bazı yortuların arefe günlerinde oruç tutmayı teşvik eder. Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa, çarşamba günü ele verilmiş, cuma günü çarmıha gerilmiş ve cumartesi günü de gömülmüştür.<br />
<br />
Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın öldükten sonra dirildiği ve göğe çıkarıldığına inanılan Paskalya'da oruç tutulması önemlidir. Paskalya öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hırıstiyanlar arasında yaygın bir uygulamadır.<br />
<br />
MUSEVİLİK'TE ORUÇ: YOM KİPPUR<br />
<br />
Tevrat'ta bazı günlerde oruç tutulması emredilmektedir. Yahudilikte oruç nefsi terbiye etme ve bazen de acı çekme aracı sayılırken, bazen de Allah'a yaklaşma aracı olarak kabul edilmektedir.<br />
<br />
Tevrat'a göre, Hz. Musa Tur Dağı'nda 40 gün 40 gece kalmış ve bu süreyi oruç tutarak geçirmiştir.<br />
<br />
Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudiler oruç tuttuklarında yatsıdan sonra da bir şey yemezlerdi. Hatta bazı Müslümanlar da oruçla ilgili ayetler tamamlanmadan önce aynı Yahudiler gibi hareket ederdi.<br />
<br />
Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulurdu. Yahudiler, Allah'ın kendilerine felaketler verdiğine inandıkları dönemlerde sürekli oruç tutardı.<br />
<br />
Yahudilikte oruça çocuklar, 12'nci yaşlarından bir ay alınca başlar. Yahudilik'te tutulması gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adı verilen keffaret orucudur.<br />
<br />
Kippur pişmanlık anlamındadır. Yahudiler bu günde günahlarından pişman olurlar. Allah da onları affeder. Yom Kimpur İbranice'de 'tövbe günü' anlamındadır.<br />
<br />
Yahudilerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur, büyük oruç günü olarak kabul edilir. Yom Kippur denen ve 19 Nisan'da başlayıp ve bir hafta süren Pesah Bayramı orucu ise genellikle Hamursuz Bayramı'ndan sonra gelen pazartesi ve perşembe günleri tutulur.<br />
<br />
Yahudilikte Yom Kippur'da oruç tutmak şarttır. İmsak önceki akşam güneş batarken başlar. O gece ve ertesi gün ilk iki yıldız görününceye kadar da yemek içmek yasaktır. Bu süre yaklaşık 25 saattir. Yom Kippur orucunun Hz. Musa'nın Allah'tan buyruklarını almak üzere Tur Dağı'na gittiğinde Yahudilerin altın bir buzağıya tapınmalarından ötürü tutulduğu anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Yahudiler Babil dönüşünden sonra Kudüs'ün tahrip edilmesi ve diğer felaketler nedeniyle dört ayrı oruç daha ortaya çıkarmışlardır. Bazı Talmud yorumcuları bu 4 orucun, başka devletlerin himayesi altındaki Yahudiler tarafından tutulması gerektiğini aksi takdirde gerekli olmadığını belirtir.<br />
<br />
Yahudilerde oruç genellikle şafağın sökmesinden ilk yıldızın görülmesine kadar sürer. Ancak Yom Kippur gibi bazı oruçlar ile bir akşamdan ertesi akşama kadar devam eder.<br />
<br />
DİĞER DİNLERDE ORUÇ<br />
<br />
<br />
Nirvana'nın yolu oruçtan geçer: İnsanlık tarihinde dinlerin neredeyse tümünde oruç tutmak yer alır. Semavi dinlerin dışındaki dinlerde de orucunu önemli bir yeri vardır. Örneğin Budizm'in kurucusu Buda, 'kurtuluşa' yani Nirvana'ya ulaşmanın yolunun arzulardan vazgeçmekten geçtiğini vurgular. Bunun pratik yolu da oruç tutmaktır. İşte bazı dinlerde orucun yeri:<br />
<br />
Hinduizm'de oruç: Hint dinlerinden Hinduism'de oruç nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde oruç tutulur.<br />
<br />
İbadet amacıyla duaların okunduğu günlerde oruç tutulması gerekir. Hinduizm'de oruç genellikle belirli bazı besinleri yememe, yani bir çeşit perhiz şeklindedir.<br />
<br />
Taoizm'de oruç: Doğu kültürlerinin dinlerinden Taoizm'de oruç, daha geniş bir anlamda ele alınmıştır. Burada oruç, sağlığı koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle ön plana çıkar. Çinliler ayrıca, büyük bayram günleri ile kötülüklerin arttığı dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar.<br />
<br />
Brahmanizm'de oruç: Güney Asya Hint dinlerinden Brahmanizm'de her ayın 12 ve 13'üncü günlerinde oruç tutmak gelenektir.<br />
<br />
Brahmanizm'de yaşlılar hastalar ve çocuklar dahi oruçtan muaf değildir. Bazıları insani isteklerini yenmek için 15 gün boyunca oruç tutar. Bu süre içinde bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmeleri orucu bozar.<br />
<br />
Jainizm'de oruç: Hint dinlerinden Jainizm'de orucun kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira'nın (M.Ö 599-527)) kendisine işkence yaparak dinde yüksek dereceye ulaşmaya çalıştığı, et ve yumurta yemediği ve hatta ölünceye kadar da oruç tuttuğu söylenmektedir.<br />
<br />
Budizm'de oruç: Güneydoğu Asya dinlerinden Budizm oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in kurucusu Buda'ya göre, ne dünyaya bağlanmak ne de dünyadan vezgeçmez gerekir. Bu amaca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarını itiraf etmektir.<br />
<br />
Buda'ya göre sonsuz kurtuluşa, yani Nirvana'ya engel olan tek şey arzulardır. Kurtuluş ancak arzuları terketmekle sağlanır. Ve arzulardan kurtulmanın birinci yolu da oruç tutmaktır.<br />
<br />
Maniheizm'de oruç: Manilikte oruç, ışığı gönderen güneş ve aya dua etmek amacıyla tutulur. Babil ve Asurluların da orucu büyük önem verdiği bilinir.<br />
<br />
Eski Mısır'da oruç genellikle dini bayramlarda tutulur.<br />
<br />
Avrupa yerel dinleri: Keltler'in oruç tuttuğu, eski Roma ve Yunanlıların da orucu felaketlerden kurtulmak için bir yol olarak kabul ettiği bilinir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Hürriyet Ramazan 2007<br />
<br />
<br />
Fıtır Sadakası ve Hükmü<br />
<br />
Fıtır sadakası ne demektir?<br />
<br />
Fıtır veya fıtra, 'yaratılış' demektir. Fıtır Sadakası ise, Ramazan bayramına kavuşan ve aslî ihtiyaçları dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altında bulunan kimseler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mâlî bir ibadettir, bir yaratılış sadakasıdır. Vaciptir. Kişi başına konmuş bir malî ibadet olması cihetiyle baş-göz ve beden zekâtı da denmektedir. Fıtır Sadakası, orucun kabulüne ve kabir azabından kurtulmaya vesiledir. Ayrıca Ramazan ayı içerisinde yapılan hata ve kusurlara da bir kefarettir. Resûlullah Efendimiz'in (asm) oruçlunun boş, çirkin ve kötü sözlerinin günahından arınması ve fakirlere bir azık olması için fıtır sadakasını emrettiğini İbn-i Abbas (ra) rivayet eder.<br />
<br />
Fıtır Sadakası kim verir?<br />
<br />
Özürleri olsun olmasın, oruç tutmayan kimseler de fıtır sadakası vermekle mükelleftirler.<br />
<br />
<br />
Fıtır Sadakasını, aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan herkes vermekle mükelleftir. Bu malın üzerinden zekâtta olduğu gibi bir yıl geçmesi şart değildir. Bayram namazından hemen önce nisap miktarı mala kavuşan bir kimse Fıtır Sadakasını vermekle mükellef olur.<br />
<br />
Nisap ölçülerine sahip olmayan fakir Müslümanlar da Fıtır Sadakasını verebilirler. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: 'Allah zenginlerin malını fıtır sadakasıyla temizler. Fakirler ise verdikleri zaman Allah fazlasıyla yerini doldurur.'<br />
<br />
Fıtır Sadakası kimlere verilir?<br />
<br />
Fıtır sadakası kendilerine zekât verilebilecek kimselere verilir.<br />
<br />
Bir fitre ancak bir kimseye verilir. Fakire fitre verirken, bunun fitre olduğu söylenmese de olur. İçinden fitre niyetiyle vermesi kâfidir.<br />
<br />
Fıtır Sadakası ne zaman verilir?<br />
<br />
Fıtır sadakasının verilme zamanı, dört mezhebin ortak görüşüne göre, Ramazan Bayramının bir veya iki gün öncesi ile Ramazan Bayram Namazı arasıdır. Hanefîler ve Şafiîlerce yaygın görüşe göre ise, fıtır sadakası Ramazan ayı içerisinde de verilebilir. Yoksulların ihtiyaçlarını bir an önce giderebilmeleri için uygun zaman dilimi ve uygun ortam bulunduktan sonra hemen vermek en tavsiye edilen şeklidir.<br />
<br />
Fıtır Sadakası bayramdan sonraya kadar verilmemiş ise, zimmetten düşmez; zimmeti devam eder ve ilk fırsatta kazaen verilmesi gerekir. Ancak fitreyi bayramdan sonraya bırakmak günahtır.<br />
<br />
Fıtır Sadakasını kim vermeli?<br />
<br />
Fıtır sadakasını herkes bizzat kendisi verebileceği gibi, aile fertleri namına aile reisi de verebilir. Bayram gecesi doğan çocuğun fitresini de, aile reisi vermelidir.<br />
<br />
Fitre miktarı ne kadar olmalı?<br />
<br />
<br />
Fitrede esas olan, bir fakirin bir günlük yiyeceğini temin etmektir. Fitre miktarı kişi başına buğdaydan yaklaşık bir buçuk kilogram; arpa, kuru üzüm ve hurmadan üç kilogram üzerinden hesap edilmelidir. Günümüzde ekonomik değerlerin çok değişmesi nedeniyle, eğer bu miktarlar veya bunların parasal karşılıkları bir fakiri bir günlük doyurmaya kâfi değilse takviye yapılmalı ve artırılmalıdır.<br />
<br />
Fıtır sadakası için, kişi başına asgarî bir rakam söylememiz gerekirse, yaklaşık beş milyon liradır. İmkânı yerinde olanlar bu rakamın üzerine çıkabilirlerse, şüphesiz daha faziletli ve daha makbul olur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Ahmet Özen, Fıtır Sadakası ve Hükmü, Yeni Asya, 22.09.2007 Fitre ve Fidye Arasındaki Fark Nedir? Bu iki kelime arasında anlam açısından fark vardır. Fitre, sadaka-ı fıtır'dan kısaltılmış ve biraz değişikliğe uğramış bir kelimedir. Bu, Ramazan'da zengin müslümanların vermekle yükümlü olduğu sadakanın adıdır. Çok yaşlı bir ihtiyarın, tutamadığı oruçlara karşılık verdiği paraya "Oruç Fidyesi" denir.<br />
<br />
<br />
Hamile ve Süt Emziren Kadının Durumu Hamile kadınla süt emziren kadın oruç tuttukları takdirde ya kendilerinin hastalanmalarından, ya da çocuğun gıdasız kalıp ölmesinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar. Ramazan'dan sonra günü gününe kaza ederler.<br />
<br />
<br />
Kefareti Düşüren Haller<br />
<br />
Bir kadın Ramazan günü orucunu kasden bozduktan sonra hayız veya nifaz hali görse, yahut iftarı mübah kılacak bir hastalığa tutulsa üzerinden kefaret düşer. Bu durumda kasten bozduğu orucu kaza etmesi gerekir. Kefareti Gerektiren Haller -Gıda olsun, gıda hükmünde ilaç olsun, bunlardan herhangi bir şey yemek veya içmek.<br />
<br />
-Cima etmek. Her ikisi için keffaret ve kazayı gerektirir.<br />
<br />
-Ağıza giren yağmuru kasden yutmak. Hatayla yutulursa yalnız kaza icab eder. Unutularak yutulursa, oruç bozulmaz.<br />
<br />
-Kokmuş olsa bile, çiğ et yemek. Kurtlanmış olursa, tiksindirici bir hal aldığında yalnız kazayı gerektirir. Keffaret olmaz.<br />
<br />
-İç yağı yemek.<br />
<br />
-Kurumuş et yemek. -Buğday yemek. Yalnız bir buğday tanesi çiğnenir de ağız içinde eseri kaybolursa, bu orucu bozmaz.<br />
<br />
-Ağız dışından bir buğday tanesi yahut bir susam tanesi alıp yutmak.<br />
<br />
-Ermeni kili yemek.<br />
<br />
-Yenmesi alışkınlık haline gelmiş bir topraktan yemek.<br />
<br />
-Az tuz yemek. Çok tuz yemek kefaret gerektirmez, yalnız kaza icab ettirir. Çünkü çok tuz, gıda hükmünde olmaz.<br />
<br />
-Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükrüğünü yutmak. Kendilerinden hoşlanılmayan kimselerin tükrüğünü yutmak yalnız kazayı gerektirir. Çünkü bunda lezzetlenme yoktur.<br />
<br />
-Gıybet ettikten sonra, oruç bozulduğunu zannederek kasden iftar etmek.<br />
<br />
-Kan aldırdıktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-İnzal olmadan yaklaşmada bulunduktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-Şehvetle öpmeden sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.<br />
<br />
-Bir kimse kusma hali gelip te kustuktan sonra, orucunun bozulmadığını bildiği halde iftar ederse, üzerine kefaret icap eder. Bozulduğunu zannederek iftar etmiş olursa, yalnız kaza gerekir..<br />
<br />
-Kefaret yalnız Ramazan orucunun bozulmasında icap eder, diğer oruçluların bozulmasında icab eder, diğer oruçların bozulmasında gerekmez. Ramazan orucunun keffareti 60 gündür. Keffareti gerektiren birşey yapan kimse, hem o günün orucunu kaza eder, hemde keffaret orucunu peşpeşe tutar. Peşerpeşe olması şarttır. (1, 2) Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir? -Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak.<br />
<br />
-Uyurken ihtilam olmak<br />
<br />
-Hanımını sadece öpmek<br />
<br />
-Sabaha kadar gusletmeyerek, sabah yıkanmak<br />
<br />
-Ağzına gelen balgamı yutmak<br />
<br />
-Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekmek<br />
<br />
-Herhangi bir suya dalıp kulağına su kaçmak<br />
<br />
-İsteği olmadan boğazına duman kaçması<br />
<br />
-Boğazına toz girmesi veya sinek kaçması<br />
<br />
-Kadın avret mahalline yalnız bakmakla inzal vaki olması<br />
<br />
-Dişleri arasında sahurdan kalan nohut tanesinden küçük bir şeyi yemek<br />
<br />
-Kendiliğinden gelen, yine kendiliğinden içeriye giden kusuntu<br />
<br />
-Parmak salarak ağız dolusu olmaycak şekilde kusmak<br />
<br />
-Kan aldırmak<br />
<br />
<br />
-Sürme çekme<br />
<br />
<br />
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Haller -Çiğ pirinç, sade un, yağsız ve şekersiz hamur yemek.<br />
<br />
-Birden, çok miktarda tuz yemek, azında kefaret gerekir.<br />
<br />
-Pamuk, kağıt ve toprak gibi yenmesi alışkanlık haline gelmemiş bir şeyi yemek<br />
<br />
-Zeytin çekirdeği ve benzeri şeyleri yemek<br />
<br />
-Henüz içi olmayan taze cevizi yutmak<br />
<br />
-Kuru ceviz, fındık, fıstık ve bademi sert kabuğuyla yutmak<br />
<br />
-Taş, demir, bakır, altın ve gümüş yutmak<br />
<br />
-Arkadan ilaç akıtmak<br />
<br />
-Burnuna ilaç çekmek<br />
<br />
-Boğazına huni ile bir şey akıtmak<br />
<br />
-Kulağının içine yağ damlatmak<br />
<br />
-Karnında veya başında olan bir yaraya akıtılan ilacın içeriye ulaşması<br />
<br />
-Abdestte ağzına su verirken boğzına su kaçması.<br />
<br />
-İğne yaptırmak<br />
<br />
-İkinci fecr doğmadı zannıyla sahur yapmak<br />
<br />
-Güneş battı zannederek, iftar etmek<br />
<br />
-Su veya yağ ile ıslatılmış parmağını avret mahalline sokmak<br />
<br />
-Dişi kanadığında kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile aynı olduğu halde yutmak.<br />
<br />
-Tütsü yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.<br />
<br />
<br />
Orucun Kısımları<br />
<br />
Farz Oruçlar<br />
<br />
Farz olan oruçlar ikiye ayrılır.<br />
<br />
1) Zamanı muayyen olan, Ramazan orucu. 2) Zamanı muayyen olmayanlar ise, kefaret oruçları, kazaya kalan Ramazan oruçları.<br />
<br />
Vacib Oruçlar<br />
<br />
Vacip olan oruçlarda ikiye ayrılır. 1) Zamanı muayyen olan oruç ki, falan işim olursa, bu yıl şu zamanda orucu tutacağım şeklinde yapılan adaktır. 2) Zamanı muayyen olmayan oruç ki, falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım şeklinde yapılan adak oruçlardır, Ramazan dışında her zaman eda edilebilir.<br />
<br />
<br />
Sünnet Oruç<br />
<br />
Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu Aşure günlerini (veya on ve onbirinci günlerini) oruç tutmak. Yalnızca onuncu gün tutmak mekruhtur.<br />
<br />
Mendub Olan Oruç<br />
<br />
- Her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerini oruç tutmak, - Her ayın başından, ortasından ve sonundan bir gün oruç tutmak, - Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak. - Şevval ayından altı gün oruç tutmak. - Bir gün oruç tutmak bir gün iftar etmek (Davud Orucu) - Recep ve Şevval aylarında oruç tutmak.<br />
<br />
<br />
Nafile Oruç<br />
<br />
Bütün bu sayılan kısımlar dışında Allah rızası için tutulan ve tutulmasında kerahet olmayan oruçlardır.<br />
<br />
Mekruh Oruç<br />
<br />
Oruç tutulması mekruh olan günler, tahrimen ve tenzihen mekruh diye ikiye ayrılır. Tahrimen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş günde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Buna haram da denilir. Tenzihen Mekruh: Muharrem ayının onuıncu gününü tek bir gün olarak tutmak, yalnızca Cuma günü veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak, Nevruz ve Mehrican günlerinde oruç tutmak.<br />
<br />
<br />
Orucun Şartları Nelerdir? Farz olmasının şartları<br />
<br />
Müslüman olmak : Kafir iman etmediği için amelle sorumlu olmaz.<br />
<br />
Akıllı olmak : Deliye oruç farz değildir.<br />
<br />
Büluğa ermiş olmak : Çocuklara oruç tutmak farz değildir. Alışmak için tutabilirler.<br />
<br />
Orucun edasının vücub şartları<br />
<br />
Sıhhatli bulunmak : Hastalara oruç farz olmaz, ancak bilahere kaza edilir.<br />
<br />
Mukim Olmak : Misafir olanlara oruç tutmak farz değildir. Bilahere kaza gerekir. Ancak tutmaları daha faziletlidir.<br />
<br />
Orucun edasını sıhhat şartları<br />
<br />
Hayız ve nifastan taharet üzerinde bulunmak : Hayız ve nifas üzerine oruç tutulmaz. Bilahere kaza gerekir.<br />
<br />
Niyyet etmiş olmak : Niyyet bulunmaksızın oruç tutmak sahih olmaz.<br />
<br />
<br />
Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller<br />
<br />
<br />
Hastalık: Oruca devam edildiğinde hastalık artacağından korkulursa oruç bozulabilir.<br />
<br />
Yolculuk: 90 kilometrelik bir yolculuğa çıkan bir kimse niyet etmeyebilir veya niyet ettiği halde orucu bozabilir.<br />
<br />
Mecburluk: Tehdit altında kalanlar oruçlerını bozabilir.<br />
<br />
Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu zaman kendine veya çocuğuna zarar geleceğinden korkan kadın oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Oruca Dayanamamak: Oruçtan aklının bozulmasından korkan orucunu bozabilir.<br />
<br />
Savaş: Düşmana karşı kuvvetli olmak için askerde izin verilmiştir.<br />
<br />
İhtiyarlık: Oruca dayanacak güçleri kalmamış yaşlılar oruç tutmayabilir.<br />
<br />
Ziyafete Çağrılmak: Yalnız nafile oruçlar ziyafet için bozulabilir. Sonradan kaza olur.<br />
<br />
<br />
Orucun Fidyesi Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.<br />
<br />
<br />
Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?<br />
<br />
Kadın bazen yemeğin tadına bakmak zorunda kalabilir. Bazı yiyecekleri satın almak için de aynı mecburiyeti hissedebilir. Boğazdan aşağı inmemek şartıyla yemeğin tadına bakabilir.<br />
<br />
<br />
Oruçluya Mekruh Olan Haller<br />
<br />
-Bir şeyin tadına bakmak<br />
<br />
-Gereksiz birşey çiğnemek (Başka kimse yoksa, kadın çocuğuna çiğneyebilir)<br />
<br />
-Önceden çiğnenmiş ve çiğnendikçe eksilmeyen sakızı çiğnemek<br />
<br />
<br />
-Tükürüğü ağızda biriktirip yutmak<br />
<br />
-Abdest alırken ağıza, buruna suyu fazla çekmek<br />
<br />
-Zevcesini öpmek, boynuna sarılmak<br />
<br />
-Kan aldırmak (Eğer zarar verirse)<br />
<br />
<br />
Ramazan Ayının Fazilet ve Esrarı<br />
<br />
Mubârek Ramezân ayı, çok şereflidir.<br />
<br />
Bu ayda yapılan, nâfile nemâz, zikr, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâb, başka aylarda yapılan farzlar gibidir.<br />
<br />
Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir.<br />
<br />
<br />
Bu ayda bir orucluya iftâr verenin günâhları afv olur. Cehennemden âzâd olur. O oruclunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. O oruclunun sevâbı hiç azalmaz.<br />
<br />
<br />
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de afv olur. Cehennemden âzâd olur.<br />
<br />
<br />
Ramezân-ı şerîf ayında, Resûlullah (s.a.v.), esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi.<br />
<br />
<br />
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur.<br />
<br />
<br />
Bu aya saygısızlık edenin, günâh işliyenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer.<br />
<br />
<br />
Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir.<br />
<br />
<br />
Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.<br />
<br />
<br />
Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir.<br />
<br />
<br />
Kur'ân-ı kerîm, Ramezânda indi.<br />
<br />
<br />
Kadr gecesi, bu aydadır.<br />
<br />
<br />
Ramezân-ı şerîfde, iftârı erken yapmak, sahûru geç yapmak sünnetdir. Resûlullah (s.a.v.) bu iki sünneti yapmağa çok önem verirdi. İftârda acele etmek ve sahûru gecikdirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeğe ve dolayısı ile herşeye muhtâc olduğunu göstermekdedir. İbâdet etmek de zâten bu demekdir.<br />
<br />
Hurma ile iftâr etmek sünnetdir.<br />
<br />
<br />
İftâr edince, (Zehebez-zama vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) düâsını okumak, terâvîh kılmak ve hatm okumak mühim sünnetdir.<br />
<br />
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslimân afv olur, âzâd olur.<br />
<br />
<br />
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır.<br />
<br />
<br />
Şeytânlar, zincirlere bağlanır.<br />
<br />
<br />
Rahmet kapıları açılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Mektubat Cilt 1, 45.Mektup<br />
<br />
Ramazan da Hergün Niyet Şart mı?<br />
<br />
Ramazan orucunu eda edebilmek için, hergün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Niyetin zamanı, gecenin başlangıcından, kaba kuşluk anına kadardır. Bu müddet içinde niyet edilmezse, farz eda edilmiş olmaz.<br />
<br />
<br />
Seferi Hali ve Oruç Misafir olan kimsenin seferilik halinde iftar etmesi mübah ise de oruç tutması daha faziletlidir. Ancak oruçlu iken sefere ilk çıktığı gün orucu bozmaması gerekir. Bununla beraber yolculuğa çıktıktan sonra iftar ederse kefaret gerekmez, yalnız kaza icab eder.<br />
<br />
Sefere çıkmadan önce iftar edilir de sonra yola çıkarsa kefaret lazım gelir.<br />
<br />
Gündüzün ilk vaktinde kasden orucunu yiyen kimse, sonra zorla sefere çıkarılmış olsa, keffaret üzerinden düşmez. Kendi arzusu ile de sefere çıkmış olsa hüküm değişmez.<br />
<br />
<br />
Üç Aylarda Oruç<br />
<br />
Halk arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına üç aylar denilmektedir. Peygamberimiz peşpeşe bu ayları hiçbir zaman oruç tutmamış, bu şekliyle de ümmetine tavsiye etmemiştir. Hatta ramazan ayının dışında hiçbir ayı baştan sona oruçlu geçirmemiştir.<br />
<br />
<br />
Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar? Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir.<br />
<br />
<br />
Kaynaklar<br />
<br />
1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, 2) Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali 3) Ahmed Şahin, Zaman 4) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre, 1996, Eser Neşriyat 5) T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Sitesi 6) Açıklamalı İslam İlmihali, Mehmed Paksu, 2004 7) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977 8 ) Ebubekir Sifil, Hayzı geciktirerek oruç tutmak, Milli Gazete, 17-22-23/10/2005 9) Diinimiz İslam<br />
<br />
Oruçla ilgili çeşitli sual cevaplar<br />
<br />
Sual: Derslere çalışılan veya imtihana girilecek günlerde oruç tutmamak, bayramdan sonra kaza etmek uygun mudur? CEVAP Oruç tutmak, derslere, imtihana engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Bu, daha işin tıbbi yönü. Allahü teâlânın rahmeti ihsanı ise ayrı. Onu akıl almaz.<br />
<br />
Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı, oruç tutmayı ganimet bilmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi]<br />
<br />
Başka zaman ömür boyu oruç tutulsa Ramazanda tutulan bir orucun sevabına kavuşulmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace]<br />
<br />
Sual: Ramazanda herhangi bir şekilde orucu bozulan kimse, yiyip içebilir mi? CEVAP Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir. Yiyip içmeleri mekruh olur.<br />
<br />
Yemek artığı ve pirinç tanesi Sual: Diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki, nohuttan küçük bir pirinç veya buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor? CEVAP Diş arasında kalan yemek artığı, dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor. Oruçluyken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor; ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor; ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır.<br />
<br />
Kıt aklımızla dini hükümleri incelemek, mukayese etmek, hikmetini anlamaya çalışmak bir hastalıktır. Bundan çok sakınmalı. Akılla mantıkla din olsaydı, Peygamberler gönderilmez, dini hükümler bildirilmezdi.<br />
<br />
Kaza ve kefaret Sual: Oruçluyken, pişmiş bir pirinç veya bir mercimek yenirse kefaret gerekiyor da, bunların pişmemişi yenince niye kaza gerekiyor? CEVAP Bunun gibi, az tuz yemek kefaret gerektirirken, bir kaşık tuz yemek kefareti gerektirmez.<br />
<br />
Toprak yemek kefareti gerektirmezken, alışmış kimsenin kilermeni denilen toprağı yemesi kefaret gerektirir.<br />
<br />
Fındığı kabuğuyla yutmak kefaret gerektirmez, ama kabuğunu çıkarıp içini yutmak, gerektirir.<br />
<br />
Pişmemiş pirinç, ilaç ve gıda olarak yenmesi âdet olmadığı için kefaret gerektirmiyor. Demek ki ölçü, ilaç ve gıda olarak yenmesinin, âdet olup olmamasına bağlıdır.<br />
<br />
Kilermeni de topraktır, ama ilaç olarak yenirse kefaret gerektiriyor. Aşeren hamile kadınlar veya bazı çocuklar, kil ve kireç gibi toprak yerler. Bunların da bu hususa dikkat etmeleri gerekir.<br />
<br />
Sual: Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir? CEVAP Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi? CEVAP Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur.<br />
<br />
Sual: Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi? CEVAP Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu mazeretsiz bozmanın cezasıdır.<br />
<br />
Sual: Sefere çıkacağım diye orucu niyet etmedim. Güneş doğduktan sonra yiyip içtim. Kaza mı kefaret mi gerekir? CEVAP Kefaret oruç tutmamanın değil, niyetli orucu kasten bozmanın cezasıdır. Mazeretsiz oruç tutmamak haramdır ama kefareti gerektirmez. İmameyne [imam-ı Ebu Yusuf ile imam-ı Muhammed’e] göre ise, öğleden bir saat önceye kadar niyet etme imkanı varken kasten yiyip içtiği için kefaret gerekir. Ama öğleden sonra yiyip içse idi, niyet etme imkanını kaçırdığı için imameyne göre de kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Fetva imameyne göre değil, imam-ı a’zama göredir. Niyetsiz oruç ne zaman açılırsa açılsın kaza gerekir, kefaret gerekmez.<br />
<br />
Sual: Güneş doğduktan sonra niyet eden kimse, bu orucunu öğleden önce veya sonra bozduğunda, kaza mı kefaret mi gerekir? CEVAP Niyet imsak vaktinden sonra olduğu için her iki halde de kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: İmsak vaktinden sonra, seferden memleketine dönse, oruca niyet etse ve bu niyetli orucunu kasten bozsa, kefaret gerekir mi? CEVAP Oruca imsak vaktinden sonra niyet ettiği için kefaret gerekmez, kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: Kasten orucunu bozan kimse, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, yine de kefaret gerekir mi? CEVAP Öyle bir durum vaki olursa kefaret gerekmez. Mesela kadının hayzı başlasa, yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa yalnız kaza gerekir. Fakat sefere çıksa, kefaret gerekir. Çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir.<br />
<br />
Niyetsiz oruç Sual: Gece çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi? CEVAP Niyetsiz oruç sahih olmaz. Kaza etmek gerekir. Ancak bunun gibi istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Hanefî mezhebindeki müctehid imamlardan İmam-ı Züfer’e göre, niyetsiz oruç sahihtir. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa, oruç tutulmuş olur. Böyle zaruri durumlarda İmam-ı Züfer’in kavliyle amel edilir.<br />
<br />
Sual: Mastürbasyon kaza gerektirir deniyor. Bana göre kasten orucu bozuyor, ben kefaret gerekir diyorum. Hangi kitapta kaza gerektiği yazılıdır? CEVAP Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, Fetava-i Hindiyye, Bahrürraik ve Dürr-ül-muhtar kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. Akıl ile din olmaz. Dinde nakil şarttır.<br />
<br />
Sual: Dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir? CEVAP Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: Yemekhanede birkaç kişiyi yerken görüp, biz de dalgınlıkla vakte dikkat etmeden vakit girdi sanıp 16:40 da iftarı açtık. Sonra takvime baktık ki akşam 16:44 deymiş. Kasıtlı bozmadığımız için sadece kaza gerekir değil mi? CEVAP Evet kaza gerekir.<br />
<br />
Sual: Oruçlu olunca abdestte ağza burna fazla su çekilmese olur mu? CEVAP Evet olur.<br />
<br />
Sual: Bazı imsakiyeler, Türkiye Takvimi'nden farklıdır. Hangisine uymak ihtiyatlı olur? CEVAP İhtiyata riayet etmek tedbirli ve temkinli hareket etmek elbette iyi olur. Türkiye Takvimi'ne göre hareket edilmelidir. Yoksa oruçlar tehlikeye girer. Türkiye Takvimi'nin hesapları yüz yıldır uygulanan hesaplardır. [Farklı Ramazan İmsakiyeleri kısmında geniş bilgi var.]<br />
<br />
Sual: Bazıları diyor ki, Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de tuttuğumuz zaman gerektiği zaman bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı? CEVAP Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamak lazım. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da hastalanınca diğer günler tutamaz. Bu hallerde ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ilmihal kitaplarında vardır.eserlerinden tercüme edilerek hazırlanan, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumayı tavsiye ederiz. <a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.hakikatkitabevi.com</a> adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]<br />
<br />
Sual: Oruçluyken misvak kullanmak mekruh mudur? CEVAP Mekruh değildir. Şafii’de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvaklanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için sevimlidir. Öyle ise Allahü teâlâya sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler.<br />
<br />
Şeytani rüya Sual: Ramazanda şeytani rüya görülür mü? CEVAP Görülmez. Nefsani rüya görülür<br />
<br />
Şeytanlar bağlanır Sual: Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır? CEVAP Hayır, hepsi bağlanır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda, esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir.<br />
<br />
Sual: Şeker bayramı demek caiz mi? CEVAP Bayram namazından önce hurma, şeker gibi herhangi bir tatlı yemek müstehap olduğu için caizdir.<br />
<br />
Sual: Ramazan ayı, niçin bazen 29, bazen 30 gün oluyor? CEVAP Ramazan-ı şerif kameri aylardandır. Kameri aylar 29 veya 30 gün olur. Kur’an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. (Bekara 183-185) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmidokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bütün farz ibadetler Allahü teâlânın emridir.<br />
<br />
Sual: Oruç tutmayan işçiye, Ramazanda yemek verilir mi? CEVAP Yemek verilmez, yemek parası verilebilir.<br />
<br />
Sual: Yazın kazaya kalmış oruçları, kışın kaza etmek caiz mi? CEVAP Caizdir.<br />
<br />
Sual: Hacda şükür kurbanı yerine ceza olarak oruç tutmak caiz mi? CEVAP Caiz olmaz. Ancak israfı önlemek için caizdir.<br />
<br />
Sual: İmsak vaktinden sonra kazaya niyet edenin orucu nafile mi olur? CEVAP Evet.<br />
<br />
Sual: Seferdeki kimseye, evine gelince tutmadığı oruçları kaza etmek farz mı? CEVAP Evet.<br />
<br />
Sual: Ramazanın son günü, bugün bayram diyenlere aldanıp, orucunu bozana, kaza mı lazım olur? CEVAP Kaza lazım olur.<br />
<br />
Sual: Erzurumlu, yazın orucu, Adana’da tutsa, daha sevap mı? CEVAP Hayır. Sıkıntı kendiliğinden gelirse sevap olur.<br />
<br />
Sual: (Başkası yerine oruç tutulmaz) hadisi hangi kitapta var? CEVAP Tahtavi haşiyesinin 238. sayfasında var.<br />
<br />
Sual: Kaza orucunu davette bozmak caiz mi? CEVAP Hayır.<br />
<br />
Sual: Söylentilere inanıp, Ramazan diye, Şabanın 29’unda oruca niyet ettim. Doğrusunu öğrenince bozdum. Kaza gerekir mi? CEVAP Gerekmez.<br />
<br />
Sual: Bir kimse akşam namazından önce uyusa veya bayılsa öbür gün öğleyin uyansa hemen oruca niyet edebilir mi? CEVAP Artık niyet edemez. Öğleden bir saat önce uyanıp niyet etseydi sahih olurdu; fakat böyle durumlarda İmam-ı Züfer’in kavline uyup, bir şey yiyip içmeden, o andan itibaren niyet ederek, hatta hiç niyet etmeden de orucunu tutabilir.<br />
<br />
Sual: Ailemden uzakta başka şehirde talebeyim. Annem telefonda, sahura kalkabiliyor musun dedi, evet kalkıyorum dedim halbuki kalkamadığım çok oldu. Aç olarak oruç tuttuğumu bilip üzülmesin diye böyle söyledim bu yalan caiz olur mu? CEVAP Burada yalan caizdir.<br />
<br />
Sual: 3 senelik oruç borcu olan, bunu 30’ar gün olarak peş peşe mi tutması lazım? CEVAP Hayır. Fırsat buldukça birer ikişer veya üçer beşer tutulur, yani 30 gün birden tutmak gerekmez. 90 gün oluncaya kadar böyle devam edilir.<br />
<br />
Sual: Kaza orucum yoktur. Fakat bazı oruçlarım bozulmuş, kabul olmamış diye, oruç tutarken kazaya niyet edilse, mahzuru olur mu? Kaza orucum yoksa, bunlar nafile olur mu? CEVAP Kazası olmayanın da kaza namazı kılmasında, kaza orucu tutmasında mahzur yoktur. Kazası yoksa nafile olur.<br />
<br />
Sual: Oruca hesapla başlanılan yerlerde, yanlışlık olma ihtimali olacağı için, bayramdan sonra kaza orucu tutmak gerekir mi? CEVAP İki gün kaza orucu tutmak gerekir. Çünkü büyük İslam âlimi seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Böyle yerlerde bulunan müslümanların bayramdan sonra, dilediği zaman, kaza niyeti ile, iki gün daha oruç tutmaları lazımdır) buyurdu.<br />
<br />
Sual: Bu sene yılbaşı Ramazana geldi. Bu ayda kumar oynamak, içki içmek daha kötü değil midir? CEVAP Kumar oynamak, içki içmek her zaman haramdır. Fakat mübarek yerlerde ve mübarek günlerde bu haramları işlemek elbette daha büyük günah olur.<br />
<br />
Yılbaşı ile Noel birbirinden farklı ise de, 21 veya 25 Aralıktaki Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden, yılbaşı gecesi Hıristiyanlar gibi eğlenmek caiz olmaz. Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Kâfirlerin yaptıkları ibadetler ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz. (Redd-ül Muhtar)<br />
<br />
Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!<br />
<br />
Sual: Bayramın ikinci günü oruç tutmak caiz mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Ramazan bayramının ikinci günü oruç tutmak caizdir.<br />
<br />
Sual: Kaza orucuna niyet eden bir kimse, cünüp iken, imsak vaktinden sonra kalkıp banyo yapsa orucu yine de tutabilir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Tutabilir. Hatta namaz kılmayan kimse akşama kadar da cünüp dursa orucu yine sahih olur. Fakat namaz kılmadığı için ve cünüp durduğu için büyük günah olur. Yani cünüp oruç tutmakla, oruç bozulmuş olmaz.<br />
<br />
Sual: Fecirle imsak vakti aynı şey mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Fecir, sabah namazı vaktidir. İmsak, oruçken yiyip içmeyi kesme zamanıdır.<br />
<br />
Sual: Kazaya kalmış Ramazan orucunu bilerek bozan bir kimse kaç gün oruç tutması lazım?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Kaza orucunu bozunca bir gün tutar.<br />
<br />
Sual: Ölü veya diri için namaz kılmak, oruç tutmak ve ona bu sevabı yollamak olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Namazın orucun sevabı ona gönderilir. Bizzat onun için namaz kılınamaz, oruç tutulamaz. Gönderilen sevap da, onun kılmadığı namaz, tutmadığı oruç yerine geçmez.<br />
<br />
Sual: Orucun sahih olması için, sahura kalkma mecburiyeti var mı?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hangi oruç olursa olsun sahura kalkma mecburiyeti yoktur. Kalkmak sünnettir. Kalkılırsa sevap olur.<br />
<br />
Sual: Yeni namaza başladım. Oruç da tam olarak bu Ramazan tutacağım. Ancak namaz ve oruç kazalarımı nasıl hesaplayacağım, tam bilmiyorum.<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Zannı galibe göre hesaplarsınız.<br />
<br />
Sual: El, yüz vücut losyon veya kremlerinde alkol olduğu ve namaz kıldığımız için bu kremleri kullanmamamız gerektiği, oruçluyken de necis olduğu doğru mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır o karışım alkoller affedilmiştir.<br />
<br />
Sual: Orucun haram olduğu aylar ve günleri yazar mısınız?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Oruç tutmak sadece bayram günleri haramdır. Senede beş gün. Yani dört gün Kurban bayramı, bir gün de Ramazan bayramı. Diğer günler oruç tutulabilir.<br />
<br />
Sual: Kaza orucuna yalnız olarak nasıl niyet etmeli ve hangi zamanlar arasında niyet etmeli?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
İlk kazaya kalan Ramazan orucuna demeli. Akşamdan imsak vaktine kadar niyet etmeli.<br />
<br />
Sual: Nezri muayyen, nezri mutlak oruçlar nedir?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Vacip oruçlar, muayyen olur. Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, nezri muayyen oruç olur.<br />
<br />
Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir.<br />
<br />
Sual: İki sene adak orucu yerine yemin kefareti vermek caiz mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Bir ay oruç tutmayı adayan, 30 gün peş peşe mi tutar?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır. Farklı günlerde de tutabilir.<br />
<br />
<br />
Sual: Ebem, bir yıl oruç tutacağım diye adakta bulundu. Tutmadan öldü. Ne lazım?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Bu adak için bir senelik oruç kefareti yapılır.<br />
<br />
Sual: 3 gün üst üste oruç tutmayı adamıştım, fakat üçüncü gün, (orucu bozan fakat kefaret gerektirmeyen bir durum neticesinde) orucum bozuldu. Nasıl hareket etmem lazım?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Adak orucunu kasten bozsanız kefaret gerekmez. Yeniden üç gün oruç tutarsınız.<br />
<br />
Sual: (İşim olursa iki sene oruç tutacağım) dedim. Fakat Allah rızası için demediğim için oruç tutmam lazım mı?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet. Çünkü oruç zaten Allah rızası için tutulur.<br />
<br />
<br />
Sual: (Şu işi yaparsam bir gün oruç tutacağım) diye söylendiğinde, bu şeyi her yaptığımız sefer için bir gün oruç mu tutmalıyız, yoksa birkaç sefer sözümüzden çıktığımızda da 1 gün oruç tutmak yeterli mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Bir gün oruç tutmanız yeter.<br />
<br />
Sual: Amerika’dan yola çıkıyorum. Gece yolculuğu yapacağım. Sahur vaktinde uçakta olacağım, hangi ülkeye göre imsak vaktini esas alacağım. Evim Hollanda’da. Eve dönünce Hollanda'nın iftar vaktini mi esas alacağım?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Çıktığınız ülkenin yani Amerika’nın imsak vakti esas alınır. Gittiğiniz yerin de iftar vakti esas alınır. Yani Hollanda’nın. Güneş batmadan iftar edilmez.<br />
<br />
Sual: Biz iki kardeşiz, annem bize hamileyken oruçlarını tutamamış. O zamanki Ramazan imsakiyelerini saklayıp daha sonra (yıllar sonra) o imsakiyelere bakarak sırayla tutmuş. Niyet ederken bunlara göre niyet etmiş. Bunları tekrar tutması gerekiyor mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Çok iyi olmuş. Tekrar tutması gerekmez. Fakat imsakiye saklamasa da ilk kazaya kalan diyerek de tutabilirdi. Namazları da öyle kaza etmek gerekir. İlk kılınan kılınınca ondan sonraki ilk olur.<br />
<br />
Ezan okunurken<br />
<br />
Sual: Ezan okunurken hemen orucumuzu açmakta mahzur var mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile oruç açılabilir. Sonra namazı kılmalı. Yemeğin namazdan sonra yenmesi daha uygun olur.<br />
<br />
Vakit girmemişse, ezan okunsa da, top atılsa da orucu açmak caiz olmaz.<br />
<br />
İmsak vakti yiyip içmek de böyledir. Yani ezana değil vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti girmişse, daha ezan okunmasa bile, artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Ezana değil vakte itibar edilir.<br />
<br />
Sual: Bazı kimseler, her çeşit gıdayı yiyorlar, fakat et, süt gibi hayvani gıdalar yemeyip kırk gün perhiz yapıyorlar. Buna da oruç diyorlar. Müslümanlıkta böyle bir oruç var mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Müslümanlıkta böyle bir oruç yoktur. Hıristiyanlıkta böyle perhizler vardır. Demek ki onlar, Hıristiyanların ibadetlerini yapıyorlar. Gayrı müslimlerin ibadetlerini yapanlar veya yapmadığı halde beğenenler kâfir olur. (Berika)<br />
<br />
Üç aylarda oruç tutmak<br />
<br />
Sual: Kaza borçları üç aylarda tutulabilir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Kaza ve nafile oruçları Receb, Şaban ve diğer aylarda tutmakta mahzur yoktur, fakat kaza oruçlarını, mazeretsiz geciktirmemek iyi olur! Bu aylarda kaza orucu tutan, bu aylarda nafileye verilecek sevablara da kavuşur. (Nevadir-i fıkhiyye)<br />
<br />
Receb ve Şaban aylarında kaza orucu veya nafile oruç, her gün veya aralıklı olarak da tutulur. Tek başına Cuma veya Cumartesi günü oruç tutmamalıdır! Perşembe ile Cuma veya Cuma ile Cumartesi birlikte tutulursa mahzuru olmaz.<br />
<br />
Receb veya Şaban aylarında oruç tutarken, kazası olan, (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) diye niyet eder. Kaza yoksa bile, kaza orucu tutmak yine caizdir.<br />
<br />
Sual: 12-14 yaşlarında çocuklarım var. Namaz kılıp oruç tutmaları farz mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Büluğa erince kız ve erkek çocuğa, namaz, oruç farz olur. Ay hâlinde tutamadığı oruçları, bayramdan sonra kaza eder. Ay hâli sebebiyle kılamadığı namazları kaza etmez. Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari)<br />
<br />
Hazret-i Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ, namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadığı namazları kaza etmemesini, fakat orucu kaza etmesini emretmiştir. (Mevkufat)<br />
<br />
Sual: Kış günleri kısa olduğu için nafile veya kaza orucu tutmam uygun olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet. Kolaylıklardan istifade etmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kışın oruç tutmak, meşakkatsiz elde edilen bir ganimettir.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Kış mevsimi, müminin baharıdır. Gündüzleri kısadır, oruç tutar, geceleri uzundur, o vakitleri ibadet eder.) [Gunye]<br />
<br />
Sual: Maliki’yi taklit eden kadının hayzı 15 gündür. 15 gün oruç tutmayıp sonra mı kaza eder?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Oruçta taklit edilmediği için, Hanefi’deki hayz müddeti geçtikten sonra oruç tutulur.<br />
<br />
<br />
Sual: Ramazanda oruçlu iken hanımını öpmenin bir mahzuru olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Veda öpüşü gibi bir öpüş caizdir, şehvetle öpmek ise caiz değildir. Cünüp olmak şüphesi varken öpmek mekruhtur. Öperken cünüp olursa oruç bozulur ve kaza gerekir. Maliki mezhebinde oruçlu iken hanımını öpmek haramdır.<br />
<br />
Sual: Gündüz öğleyin yatarken ihtilam olup, herhangi bir sebeple gusledemeyen kimsenin orucu sahih olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Zaruretsiz cünüp durmak haramdır. Namazını da kılamadığı için ayrıca büyük günaha girer. Su bulma imkanı olamayan teyemmüm eder yine cünüp durmaz. Teyemmüm edileceğini de bilmeyen kimsenin orucu sahih olur. Çünkü cünüp durmak dört mezhepte de, oruca mani değildir.<br />
<br />
Sual: Sadece Cuma günü oruç tutmakta mahzur var mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
İmam-ı Ebu Yusuf’a göre mekruhtur. İmam-ı a'zama göre mekruh değildir. Bir ibadet için mekruh ve sünnet diyen olunca, bütün müctehid âlimlere uyabilmek için, o işi yapmamak gerekir. Yani Cuma günü bir ihtiyaç olmadan oruç tutmamalı. Perşembe-Cuma veya Cuma-Cumartesi olarak tutmak iyi olur.<br />
<br />
Oruç tutamayan namaz kılar<br />
<br />
Sual: Bir mazeretle oruç tutamayan kimse, mukabele okuyamaz, teravihe gidemez mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Oruç, namaz ve mukabele birbirine bağlı ibadetler değil. Bir mazeretle oruç tutamayan Kur’an-ı kerim de okur, mukabele de dinler, namazını kılar, teravihini kılar.<br />
<br />
Sual: Trafik kazasında, birinin ölümüne sebep olana, kanuni cezadan başka da, ayrıca bir kefaret gerekir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet. Bugün için, 60 gün oruç tutması gerekir.<br />
<br />
Nafile orucu bozmak Sual: Nafile bir orucu, kasten veya bir özürle bozunca kazası gerekir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet, kasten veya bir özürle de bozulsa, yine o orucu kaza etmek vacibdir. Bir özürle orucu bozmak caiz, kasten bozmak ise günahtır.<br />
<br />
<br />
Şaban’ın son günü oruç<br />
<br />
Sual: Şaban ayının son günü oruç tutmak, uygun mudur?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Şaban ayının son gününe, yevm-i şek denir; şüpheli gün demektir. Bu günde oruç tutmanın, mekruh, caiz ve caiz olmayan durumları vardır. Bugün tutulan oruç, üç türlü olur:<br />
<br />
1- Ramazan orucuna veya (ramazan ise ramazan orucuna, ramazan değilse, nafileye) diye niyet ederek tutulan oruçtur. Bu niyetle oruç tutmak, mekruhtur.<br />
<br />
Ramazan orucunu karşılamak gerektiğini sanıp Şabanın son günü oruç tutmak da mekruhtur. Hıristiyanlara benzememek için, Şabanın son günü oruç tutmanın mekruh olduğunu bildiren âlimler de vardır.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Ramazanı bir-iki gün önce oruç tutmakla karşılamayınız! Devamlı oruç tutan, bu orucu tutabilir.) [Müslim]<br />
<br />
2- Nafile oruca veya kaza orucuna niyet ederek oruç tutmak caizdir, mekruh değildir.<br />
<br />
3- (Ramazansa, ramazan orucuna; değilse, niyet etmiyorum) diye tutulan oruç, hiç caiz değildir.<br />
<br />
Sual: Ramazan orucunu tutarken, aynı zamanda adak ve kaza orucuna da niyet edilebilir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır, sadece Ramazan orucuna diye niyet edilir. Bunun gibi, vaktin farzını mesela öğle namazının farzını kılarken, sünnetine diye de niyet edilmez. Ama sünnet kılarken, ilk kazaya kalmış öğlenin veya başka bir vaktin farzına diye niyet edilir. Bunun gibi, mübarek günlerde nafile oruç tutarken ilk kazaya kalmış ramazan orucuna da niyet edilebilir. Vaktin namazı ile kazaya kalan namaz farklı olduğu gibi, ramazan orucu ile kazası da farklıdır. Nafile oruç tutarken, hem nafileye hem de ilk kazaya kalan Ramazan orucuna niyet edilebilir.<br />
<br />
Oruç borcu olan<br />
<br />
Sual: (Oruç veya namaz borcu olan kız, borçlarını ödemeden evlenemez) deniyor. Bu doğru mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır, doğru değildir. Evlenince kocasından izinsiz nafile oruç tutmak uygun olmadığı için, belki oruç borcuyla kocasının evine gitmemeli denmiş olabilir. Namaz borcu bitmeden de evlenebilir.<br />
<br />
Sual: Ramazan ayında tutamadığımız oruçları, istediğimiz zaman kaza edebilir miyiz?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet, her zaman kaza edilebilir ise de, fırsat buldukça bir an önce kaza etmek iyi olur. Şafii’de ise, gelecek Ramazana kadar kaza edilmezse, hem oruç tutmak, hem de fidye vermek gerekir.<br />
<br />
Sual: Unutup yiyip içene, oruçlu olduğunu hatırlatmak gerekir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Eğer oruç yiyen kuvvetliyse söylemek gerekir, söylememek mekruh olur. Zayıfsa, söylememek gerekir. Allahü teâlâ ona unutturup, oruç yedirmiş olabilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruçlu bir kimse unutarak yiyip içerse, bu, Allahü teâlânın ona gönderdiği bir rızıktır, bu orucu kaza etmek gerekmez.) [Dare Kutni]<br />
<br />
Kaza orucuna niyet<br />
<br />
Sual: Hiç oruç kazası olmayan kimse, kaza orucu tutabilir mi? Mübarek günlerde tuttuğu oruçları kazaya da niyet edebilir mi?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Ramazan-ı şerif ayı dışında, Pazartesi, Perşembe günlerinde, her ayın 13, 14 ve 15’inde veya aybaşlarında yahut diğer mübarek günlerde, her zaman, nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmek iyi olur. Eğer sahih olmamış oruçlarımız varsa, hem bu oruçlar kaza edilmiş olur, hem de bildirilen mübarek günlerde nafile oruç tutulmuş olur.<br />
<br />
Sadece pazar günü oruç tutmak<br />
<br />
Sual: Cumartesi günü tek olarak oruç tutulmadığı gibi, Pazar günü de Hıristiyanlarca kutsal sayıldığına göre, Pazar günü de tek olarak oruç tutmak mekruh olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Hayır, mekruh değildir. Pazar günü, tek olarak oruç tutmakta hiçbir mahzur yoktur.<br />
<br />
Adak oruçları<br />
<br />
Sual: Muayyen olan ve olmayan adak oruçları nedir? Bunlara ne zaman niyet edilir?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Muayyen oruçlar:<br />
<br />
Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, muayyen adak orucu olur. Bunlara, öğleye bir saat kalana kadar niyet edilebilir.<br />
<br />
Gayr-i muayyen oruçlar:<br />
<br />
Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela, (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir. Bunlara, imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır.<br />
<br />
Adak orucunda niyet<br />
<br />
Sual: Adak orucunda niyet ne zamana kadar yapılır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
İki türlü adak orucu vardır:<br />
<br />
1- Muayyen [Vakti bilinen],<br />
<br />
2- Gayri muayyen [Vakti bilinmeyen].<br />
<br />
Muayyen mesela Şaban ayının ilk Perşembe günü oruç tutacağım diye adakta bulunan kimse, o gün, öğleye bir saat kalıncaya kadar niyet edebilir. Allah rızası için bir gün oruç tutacağım diyen ise, imsak vaktine kadar niyet eder.<br />
<br />
Oruçta niyet<br />
<br />
Sual: Kaza veya nafile oruçlarda, Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü oruç tutmak isteyen, nasıl niyet ederse daha çok sevab alır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü de oruç tutmak isteyenin, (Cuma günü oruç tutmak müstehab diyen âlimlere uymak niyetiyle, bugün oruç tutuyorum) diye niyet etmesi daha iyi olur.<br />
<br />
Belli günlerde oruç<br />
<br />
Sual: (Orucu pazartesi ve perşembe günleri tutulmalıdır) deniyor. Diğer günlerde tutulan orucun sevabı yok mudur?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Her gün oruç tutmak sevabdır. Cuma günü tek başına oruç tutmak müstehabdır, fakat mekruhtur diyen âlimler de olduğu için, perşembe günüyle veya cumartesi günüyle birlikte tutmak daha uygundur. Cumartesi tek gün hariç, haftanın diğer günleri oruç tutmak da sevabdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<br />
(Çarşamba ve perşembe günleri oruç tutana, kıyamette Cehennem ateşinden uzak kalacağına dair beraat verilir.) [Ebu Ya'lâ]<br />
<br />
(Çarşamba, perşembe, cuma günlerinde oruç tutana Allahü teâlâ, Cennette dışı içinden, içi dışından görünen bir saray verir.) [Taberanî]<br />
<br />
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Allahü teâlâ, çarşamba, perşembe ve cuma günü oruç tutana cennette, inci, yakut ve zebercetten bir köşkten sonra, ateşten koruma beraatı da verir.) [Taberani, Beyhekî]<br />
<br />
(Çarşamba, perşembe, cuma günleri oruç tutanın ve cuma günü de az veya çok sadaka verenin, bütün günahları affedilir, anasından doğduğu gün gibi temiz olur.) [Taberani, Beyhekî]<br />
<br />
Ümmü Seleme validemiz anlatır:<br />
<br />
Resulullah efendimiz çoğunlukla cumartesi ve pazar günleri oruç tutar ve (Bu iki gün, müşriklerin bayram günleridir, onlara muhalefet etmek için oruç tutuyorum) buyururdu. (İbni Hüzeyme)<br />
<br />
Tek başına cumartesi günü oruç tutmak mekruhsa da, pazar günü tek olarak da oruç tutmak mekruh değildir. Görüldüğü gibi haftanın her günü oruç tutmakta bir mahzur yoktur.<br />
<br />
Niyetten vazgeçmek<br />
<br />
Sual: Akşam veya gece oruca niyet eden kimse, herhangi bir sebeple oruç tutmaktan vazgeçmek istese, ne vakte kadar niyetinden vazgeçebilir?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
İmsak vaktine kadar niyetten vazgeçilebilir, daha sonra vazgeçemez.<br />
<br />
İftarı başka ilde açmak<br />
<br />
Sual: Van’da saat 19.00 da akşam oluyorsa, İstanbul’da bir saat sonra, saat 20.00 de olduğu bir dönemde, bir kimse, İstanbul’da oruç tutarken, iftar daveti için Van’a gitse, orucu Van’ın saatine göre mi, yoksa İstanbul’un saatine göre mi açar? Van’da sahuru yiyen kimse, iftar için İstanbul’a gelse, hangi şehrin saatine göre iftarını açar?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Nerede olursa olsun, iftar açılan yerin saati geçerlidir. Nerede olursak olalım, güneş batınca, orada oruç açılır.<br />
<br />
Oruca niyet etmemek<br />
<br />
Sual: Yarın nasıl olsa kesin diş çektireceğim, iğne vurulacak ve orucum bozulacak. Gece niyet etmeyip yiyip içsem günah olur mu?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Ramazanda oruç tutmamak büyük günahtır. Oruca niyet edilir. Dişçi iğne vurunca oruç bozulmuş olur. Sadece kaza gerekir. Diş çektireceğim kesin dense de, kesin olmayabilir. Sabah evden dişçiye giderken ölebilir. Oruçluyken ölmek büyük nimettir. Gittiğimiz dişçinin işi çıkmış, başka yere gitmiş olabilir veya ölebilir. Deprem olur, binalar yıkılabilir. Bunların hiç birisi olmasa bile, diş çekimi yapılmadan orucu bozmak caiz olmaz.<br />
<br />
Sual: Abdest alırken boğaza su kaçsa, istemeden ağızdaki kan yutulsa, helâda taharetlenirken içeriye su kaçsa, bunların hepsinde oruç bozuluyor. Bunlar için bir çare var mıdır?<br />
<br />
CEVAP<br />
<br />
Evet vardır. (Mezhebler rahmettir) buyuruluyor. Bir farzı yapmakta veya bir haramdan sakınmakta harac yani sıkıntı olursa dört mezhepten biri taklit edilerek o iş yapılır. Boğazına su kaçan, Şâfiî’ye; istemeden ağzındaki kanı yutan ve taharetlenirken içeriye su kaçıran da, (Hanbelî’ye göre bu orucu tutuyorum) derse, oruçları sahih olur.<br />
<br />
<br />
ADAK (NEZIR)<br />
<br />
Allah'u Teâlâ'ya ibâdet maksadiyla mükellef olmadigi halde mübah olan bir isi yapmayi kararlastirmak, kisinin öyle bir ameli kendisine vâcip kilmasi ve bunu yapacagina dair Allah'a söz vermesine Adak denir.<br />
<br />
Allah rizasi için yapilan adaklar Allah katinda geçerlidir. Yalniz Allah'in rizasi gözetilirse böyle bir ibâdetten sevap elde edilir. Sirf Allah rizasi için oruç tutmak, sadaka vermek, Kur'an okumak namaz kilmak gibi. Ancak sirf dünyevî bir maksat ugruna yapilan adaklar geçerli degildir. "Falan bir isim olursa su kadar oruç tutacagim", veya su kadar sadaka verecegim demek gibi. Buna benzer dünyaya yönelik isteklerin olmasi halinde yapilan adaklarda sirf dünyevî bir arzu tasidigindan ibâdetlerde aranan ihlâs* ve Allah rizasi özelligi kaybolmus oluyor. Aslinda böyle bir adak Allah'in takdirini degistirmez. Mukadder ne ise o olur. Fakat her ne olursa olsun "falan isim olsun, söyle böyle oruç tutacagim, sadaka verecegim..." gibi adaklari yaptiktan sonra mutlaka yerine getirmek vâcip olur.<br />
<br />
Allah'in rizasini ve yardimini istemek maksadiyla yapilan bu ibâdet genellikle bütün semâvî dinlerde vardir. Kur'an-i Kerim'de Hz. Meryem ile ilgili olarak anlatilan kissada annesinin söyle dedigi ve adakta bulundugu ifade edilmektedir: "Hani Imran'in karisi söyle demisti: 'Rabbim' karnimda tasidigim çocugu sadece sana hizmet etmek üzere adadim. Bunu benden kabul buyur Allah'im sen her seyi çok iyi isiten ve çok iyi bilensin. " (Âl-i Imrân, 3/35). Ve yine Hz. Meryem'e söyle hitab edilmisti: "Insanlardan birini görürsen "Rahman olan Allah'a konusmama orucu adadim bugün kimseyle konusmayacagim" de." (Meryem, 19/26). Yalniz Semâvî dinlerde degil, kismen semâvî din özelligi ve kalintilari tasiyan bazi toplum ve dinlerde de adak inancina rastlanmaktadir. Yahudi ve Hristiyanlarin yanisira eski Çin, Türk ve Arap toplumlarinda adaklarin yapildigi bilinmektedir.<br />
<br />
Kur'an-i Kerim'de adak ile ilgili olarak bazi hususlar zikredilmisse de bu konuda herhangi bir emir veya nehiy mevcut degildir. Fakat ileride de ele alinacagi gibi adaklar yapildiktan sonra mutlaka yerine getirilmesi gerekmektedir.<br />
<br />
Bazi Hadislerde Rasûlullah (s.a.s.), yapildiktan sonra Allah'a itaat kabilinden olan adaklarin yerine getirilmesi gerektigini ifade etmistir. (Tecrid-i Sarih Tercüme ve Serhi, XII, 226 vd.) Adagin Hz. Peygamber tarafindan yasaklandigini ileri sürenler olmussa da, bu adaklar insani kaderden müstagni kilmaya sürükleyen anlayislara dayali olan adaklardir. Çünkü yapildiktan sonra mutlaka yerine getirilmesi kesin olarak emredildigine ve bu konuda gayet açik hükümler bulunduguna göre, yasaklanmis bir hususun yapildiktan sonra yerine getirilmesi isteniyorsa bu yasak ne ile izah edilebilir?<br />
<br />
Adak, yemin keffâreti*nde oldugu gibi yerine getirilmesi kisinin Islâmî hükümlere olan sadakatine baglidir. Böyle bir adagi yaptiktan sonra onu yapmamasi halinde Islâm devleti yetkilileri ibâdeti ihmal ettiginden dolayi onu bu konuda zorlayamazlar. Ancak Cenab-i Hakk Kur'an-i Kerim'de "Nezirlerini edâ etsinler" (el-Hacc, 22/29) buyurmaktadir.calig65.jpg (91705 Byte)<br />
<br />
ADAGIN KISIMLARI<br />
<br />
Nezir'in sarta bagli olan ve olmayan seklinde ikiye ayrildigi gibi bu türler de ayrica kendi aralarinda çesitli kisimlara ayrilmaktadirlar.<br />
<br />
A- Sarta bagli olan adaklar<br />
<br />
Bunlara istilâhî olarak "Muallak Adaklar" denir. Muallak adaklar ikiye ayrilir:<br />
<br />
1- Bazi hususlarin gerçeklesmesine ve yapilmasina baglanan adaklar. Meselâ 'Hastaligim geçer ve iyilesirsem su kadar oruç tutacagim' veya 'Su kadar kurban kesecegim' seklinde yapilan adak gibi. Bu hastaligi geçerse bu ibâdeti derhal yerine getirmek gerekir. Böyle bir adagi daha sonra yapmak her ne kadar câiz ise de hemen yerine getirilmesi daha sevaptir.<br />
<br />
2- Bazi iyi ve güzel hususlarin gerçeklesmemesi ve yapilmamasi için adanan adaklar. Örnegin, 'Falan kimse ile konusursam su ibâdeti yapmak üzerime vâcip olsun' seklindeki adaklar gibi. Burada kosulan sart falan kimse ile konusmamadir. Bu sarta ragmen o kimse ile konusulursa adagi yerine getirmek yahut bunun yerine yemin keffâreti ödemek gerekir.<br />
<br />
Genel olarak belli bir sarta baglanan adaklar belirtilen sartin gerçeklesmesinden önce yapilmazlar. Örnegin 'Falan isim olursa su kadar oruç tutacagim' diye adak yapilip o isi gerçeklesmeden adadigi orucu tutarsa adagini yerine getirmis olmaz. Adi geçen isi gerçeklesince yeniden o orucu tutmasi gerekir.<br />
<br />
Ayni sekilde bu tür bir adak belirli bir zaman, yer ve kisilere yahut belli bir sekle baglanirsa mutlaka bu belirlenen sekilde yapilmasi sart degildir. Meselâ 'Falan isim olursa falan gün veya falan ay oruç tutacagim, su parayi falan adama verecegim', yahut su kadar namazi falan camide kilacagim' dese belirtilen isi gerçeklesince belirttigi gün veya ayda oruç tutmasi sart degildir. Zikrettigi kisiye belirledigi parayi vermesi yahut söyledigi camide namaz kilmasi sarti aranmamaktadir. Orucunu istedigi bir zamanda tutmasi, sadakasini istedigi kimseye vermesi, namazini istedigi herhangi bir camide kilmasi mümkündür.<br />
<br />
B- Sarta bagli olmayan adaklar<br />
<br />
Bunlara da "Mutlak Adaklar" adi verilmektedir. Bu tür adaklar da ikiye ayrilmaktadir.<br />
<br />
1- Belirli olan yani muayyen adaklar: Sarta bagli olmadan yapilan adaklardir. Meselâ 'önümüzdeki persembe günü oruç tutmayi adamak' gibi.<br />
<br />
Belirli olmayan adaklar. Bunlara da 'Gayr-i Muayyen Adaklar' denir. Bu tür adaklar da hiçbir sart ve zamana bagli olmayan adak türleridir. Meselâ "Su kadar gün oruç tutacagim" diyerek hiçbir sart ve zamana baglamadan bir müddet oruç tutmayi adamak gibi.<br />
<br />
Bütün bu hükümlere göre Mutlak * yani bir sarta bagli olmadan adanan oruçlarin kesin olarak yerine getirilmeleri gerekir. Belirli bir zamanda yapilmasi adanan adak baska bir günde kaza edilmelidir. Ayni sekilde bu tür mutlak adaklarda belirli bir yer ve kisi ile belirli bir miktar da önemli degildir. Mühim olan bu adaklarin yerine getirilmesidir. Belirlenen yer, kisi ve miktarlar degistirilebilir.<br />
<br />
ADAGIN SARTLARI<br />
<br />
Adagin Islâmî hükümlere göre geçerli olabilmesinin çesitli sartlari vardir:<br />
<br />
1- Adanan ibâdetin cinsinden mutlaka bir farz veya vâcibin olmasi gerekir. Örnegin "üç gün oruç tutacagim.", "Su kadar namaz kilacagim", "Kurban kesecegim", diye adamak câizdir ve böyle bir adak sahihtir. Fakat "Filan hastayi ziyâret edecegim", "Aldigim mallari sermayesine satacagim", demek adak olmuyor. Dolayisiyla Allah rizasi için adanan ibâdetin cinsinden farz ve vâcip olmayan hattâ Islâm dininde yapilmasi uygun olmayan, Islâm'in emretmedigi kötü geleneklerden ibaret olan türbelere, yatirlara mum yakmak, bu yatirlarin ugruna bir seyler yapmak, yatirlara bazi esyalar adamak câiz degildir. Hattâ bu gibi adaklar kesinlikle haramdir .<br />
<br />
2- Adayanin akilli, bülûga ermis yani ergin olmasi gerekir. Adagi yapan kimsenin aklindan hasta olmamasi, çocuk yasta bulunmamasi gerekir. Erginlik çagina ulasmamis olanlarla delilerin* yaptigi adaklarin yerine getirilmesi zorunlu degildir.<br />
<br />
3- Adanan ibâdet o anda veya gelecekte yapilmasi farz olan bir ibâdet olmamalidir. Meselâ 'su isim olursa ögle namazini veya yatsi namazini kilacagim', yahut 'Ramazan'da oruç tutacagim', veya zengin oldugu halde 'Kurban bayraminda kurban kesecegim' gibi adaklar sahih degildir. Çünkü bu gibi ibâdetler zaten farz veya vâcip ibâdetler olup yerine getirilmesi gereken ibâdetlerdir. Buna göre bu tür adaklar geçerli degildir.<br />
<br />
4- Adanan ibâdet ayrica bir farz veya vâcip bir ibâdete sebep ve zemin türünden olmamalidir. Örnegin abdest almayi veya tilâvet secdesi yapmayi adamak da sahih bir adak degildir. Zira bu gibi ibâdetler farz olan ibâdetlere vesiledir, onun için adanmaz.<br />
<br />
5- Adanan sey Allah'in razi olmayacagi, günah özelligi tasiyan türden de olmamalidir. Meselâ "Su isim olursa kendimi Allah rizasi için kurban edecegim" diye bir adak yapmak geçerli olmadigi gibi haramdir. Fakat aslinda Islâm'in emrettigi bir ibâdet iken yine Islâm'in baska bir sebepten dolayi yasakladigi bir ibâdet türü ise geçerli olur. Meselâ bir kimsenin Ramazan Bayrami'nin birinci gününde veya Kurban Bayrami'nin ilk üç gününde oruç tutmayi adamasi sahih bir adaktir. Ancak bu günlerde oruç tutmak haram oldugu için, baska bir zamanda bu adagini kaza eder.<br />
<br />
6- Adanan seyin yerine getirilmesi mümkün olmalidir. Meselâ geçen falan günde yahut falanin gelecegi günde oruç tutmak gibi. Geçen bir gün geri gelmeyecegi gibi, falan kimsenin gece veya gündüz zeval vaktinden sonra gelmesi halinde artik oruç tutulamayacagi bellidir. Çünkü oruç gündüz tutuldugu gibi fecirden baslanmasi gerekir. Dolayisiyla böyle bir adak olmaz.<br />
<br />
7- Adanan sey bir malin sadaka* olarak verilmesi ise, adanan mal adagi yapanin malindan ve servetinden fazla olmamalidir. Çünkü adagi yapan kimse ancak mal varligi kadar bir tasaddukta bulunabilecektir. Ayrica baskasinin malini tasadduk etmeyi adamak da câiz degildir.<br />
<br />
ADAK KURBANI:<br />
<br />
Adanilan sey bazen kurban olabilir. Bu durumda su iki hususa dikkat edilmelidir:<br />
<br />
1- Kurban davar, sigir ve deve gibi dört ayakli hayvanlardan olur. Tavuk, kaz ve hindi gibi iki ayakli hayvanlardan kurban olmaz.<br />
<br />
2- Kurbanin etinden onu adayan kimse ile usûl ve füru* yiyemezler. Kurbanin eti fakirlere tasadduk edilir. Sayet yerlerse yedikleri miktarin degerini fakirlere vermeleri gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: </span>Fetvalar 1.0<br />
<br />
<br />
Adak:<br />
<br />
Adak başlı başına ibadet olup, sadece Allah için adak yapılır. Adanan oruç, vacip oruçlardandır. Namaz, oruç, hac, köle azâd etmek ve diğer ibadetler ile adak yapıldığından, adak doğrudan ibadet olmuş olur. Adağın yerine getirilmesi için, adanan şeyin beş şarta uygun olması lâzımdır:<br />
<br />
<br />
A)Adanan şey, başlı başına bir ibadet olmalıdır.<br />
<br />
<br />
B)Ya da farz veya vacip olan bir ibadete benzemesi lâzımdır. Meselâ; abdest almak, gusl etmek, cenaze kefenlemek, hasta ziyaret etmek, Kur’an-ı Kerîm tutmak gibi, başlı başına ibadet olmayan bir şey adanamaz. Farz olan namaz, oruç, hac gibi ibadetler ve vacip olan kurban ve sadaka ibadeti adanır, adaktır. Malını vakfetmek ve umum adına vakıf kurmayı adamak da farz veya vacip olmadığı halde adaktır. Umumun menfaatleneceği, pek çok hacetin giderileceği vakıfları kurmak, birilerinin yapması ile diğerlerini sorumluluktan kurtardığı için farz-ı kifaye ibadetlerden kabul edilir. Bu sebepten adak olur. İtikâfa girmek de böyledir, adanır. Adağın yerine getirilmesini dinimiz emreder.<br />
<br />
<br />
C) Kendisi günah olmamalıdır. Haram bir şeyi adamak yemindir, adak değildir. Meselâ biri “falancayı öldürmek, Allah için adağım olsun” deyip, sonradan öldürmeyince, burada yemin olmuş ve yeminini bozmuş olur. Yemin kefareti vermelidir. Kurban Bayramı günü oruç tutmak yasak olduğu halde, bu gün için oruç adamak günah değildir. Adaktır. Çünkü orucun kendisi günah değildir. Fakat başka gün tutularak, adak ödenmiş olur.<br />
<br />
D) Kişinin yapması zaten kendisine farz olan bir şeyi adaması sahih olmaz. Meselâ ; hiç Hac yapmamış olan ve kendisine de Hac farz olmuş olan bir zenginin, “Hac yapacağım” diye adaması, Hac yapacağını haber vermesi demektir. Hac yapar, farzı yerine getirmiş olur. Ayrıca adadığı için Hac yapmaz. Ama, adarken, eğer farz olan Hac yapmayı kast etmemişse, iki defa Hac yapması lâzımdır. Kurban Bayramı günleri için bir zengin kurban adasa, bir tane vacip olan, bir tane de adak olan olmak üzere iki kurban keser.<br />
<br />
E) Adanan şey elindekinden çok olmamalıdır ve başkasının malı olmamalıdır. Meselâ yedeğinde yüz lirası olan, bin lira sadaka adasa, yanında olanı verir. Daha fazla olmadığı için yüz liranın üzerindeki adak, üzerinden kalkar.<br />
<br />
<br />
İki türlü adak vardır:<br />
<br />
1)Mutlak adak: Bir şarta bağlı olmayıp, niyetsiz olarak ağızdan çıksa bile, adaktır. Meselâ; “Allah için bir gün oruç tutacağım” diyeceği yerde, yanlışlıkla “bir ay” dese, bir ay oruç tutmak üzerine vacip olur.<br />
<br />
Bir kimse “Allah rızası için oruç tutayım” dese, kaç gün olduğu aklına gelmemiş olsa, niyet de etmemiş olsa, sadece adak olarak düşünmüş olsa, yemin olarak adadığı aklına bile gelmemiş olsa, bu oruç, adak olur ve üç gün oruç tutar. Bunu söylerken, adak aklına gelmemiş olsa ve sadece yemin olarak söylese, yemin olur, adak olmaz. Orucunu bozarsa de yemin kefareti ödemesi gerekir. Hem adak, hem yemin olarak niyet ederse, bu oruç hem yemin, hem adak olur. Bozduğu takdirde, oruç adağı için kaza etmesi, yemin için de kefaret yapması lâzım gelir.<br />
<br />
Şarta bağlı olmayan adak, fakir de olsa hemen yerine getirilmesi iyi olur. Lâkin, özürsüz olarak geciktirilebilir de.<br />
<br />
Sadaka adandığında, şartlar değişmiş ise, kişi adadığı şartlardan vazgeçebilir. Fakat adak olarak tayin ettiği miktarı değiştiremez. (Falancaya şu kadar vereyim) diye niyet etti ise, o kişiye adadığı miktar kadar vermesi gerekir, kişiyi de, miktarı da değiştiremez.<br />
<br />
2) Şarta bağlı olan adak: Murad edilen, hasıl olunca, adak yerine getirilmelidir. Bu adak şükür secdesi gibidir. Allah’a şükretmek için yerine getirilir. Yoksa, (istediğim oldu) diye bir karşılık olarak yapılmamalıdır.<br />
<br />
Bâtıl olan adaklar:<br />
<br />
Toplumumuzda en sık rastlanan bâtıl(geçersiz) adak türlerinden biri, horoz adamaktır. Böyle bir niyet, adak olmaz. Ancak: “Bir horoz kesip, fakire dağıtacağım” demek adak olabilir. Burada horoz kesmek değil, fakiri sevindirmek, sadakalandırmak adaktır.<br />
<br />
Toplumumuzda diğer rastladığımız adak ise, bir türbede yatan yatır için mum, ekmek, şeker, tel, yağ gibi şeyler adamaktır. Bunlar da adak değildir, olmaz. Ancak; “Burada yatan veli kişinin hatırı hürmetine, fakire bir şeyler verilmesi” adanabilir. Hasıl olan sevaptan, bu yatan kişiye de gönderilebilir. Eğer bu kişinin hatırının varlığına inanılıyorsa -ki bu, bu kişi hakkında eksik düşünmekten daha iyidir-bu kişiden imdat istemek değil, O’nun yüzü suyu hürmetine, Allah’dan dileğini istemek doğru olandır. Bu sebepten adak türbelere olmaz.<br />
<br />
ADAK<br />
<br />
Adak nedir ve çeşitleri nelerdir?<br />
<br />
Nezr, ya'nî adak ibâdettir. Adak ancak Allah için yapılır. Kul için yapılmaz. Adak, bir ibâdettir. Çünkü, namaz, oruç, hacca gitmek ve başka ibâdetler nezr olunur. Nezrin yerine getirilmesini dînimiz emretmektedir. Getirilmezse, günâh olur. Hac sûresi, 29.âyet-i kerîmesinde meâlen, (Adaklarını yerine getirsinler) buyurulmuştur. Bunun için, nezri yerine getirmek vâcibdir.<br />
<br />
Bir şeyi adamak iki türlü olur: Mutlak adak, şarta bağlı adak.<br />
<br />
1- Mutlak adak: Allahü teâlâ için, bir sene oruç tutacağım, demek gibidir. Bir şarta bağlı değildir. Bunu söylerken, kastetmese de, söz arasında dilinden çıkmış ise de, yapması vâcib olur. Çünkü, adakta niyetsiz, düşünmeden söylemek, ciddî, istiyerek söylemek gibidir. Hattâ, Allahü teâlâ için, bir gün oruç tutmak üzerime borç olsun, diyeceği yerde, bir ay oruç tutmak diye ağzından çıksa, bir ay tutması lâzım olur.<br />
<br />
Şarta bağlı olmıyan adağı, fakîr olsa da, hemen yapması lâzım olur. Yapmadan ölüm hâli gelirse, keffâret için vasıyet lâzım olur.<br />
<br />
2- Şarta bağlı olan adak: Murâd edilen, istenilen şart hâsıl olunca, yerine gelince adağı yerine getirmesi lâzım olur. Yerine getirmeyip, yemîn keffâreti yapması da câizdir. şarta bağlı olan adak, şart edilen şeye karşılık olarak yapılmamalı, Allahü teâlâya şükür olarak yapılmalıdır.<br />
<br />
Şarta bağlı olan adağı, şart hâsıl olmadan önce yapmak câiz değildir. Meselâ, (Hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevâbını seyyid Ahmed Bedevî hazretlerine bağışlamak adağım olsun) deyip, hasta iyi olmadan önce adağını yapması câiz olmaz. Hasta iyi olduktan sonra yapması lâzım olur.<br />
<br />
Adak eti<br />
<br />
Fakîr veya zengin, adakta bulunursa, adak hayvanın etinden yiyemez ve zekât verilmesi câiz olmayan anasına, babasına, evlâtlarına, kocasına veya karısına, fakîr olsalar da, yediremez. Yerse veya bunlara yedirirse yenilen etin kıymetini, fakîrlere sadaka verir. Akrabâsından ve evinde bulunanlardan, zekâtını vermesi câiz olan büyük, küçük herkes yiyebilir. Bunların içinde zengin olanlar yiyemez. Yerlerse, adak sahibi, bunların yediklerinin kıymetini fakîrlere verir. Fakîre verirken bunun adak bedeli olduğunu söylemek gerekmez. "Hediyedir" dense de câizdir.<br />
<br />
Adağın şartları<br />
<br />
Adağın şartları nelerdir?<br />
<br />
Adanan şeyin yapılmasının lâzım olması için, şunlara uygun olması gerekir:<br />
<br />
1- Bir farz-ı ayn veya vâcib cinsinden olması lâzımdır. Meselâ oruç, namaz, sadaka gibi. (Şu işim olursa, yüz metre koşacağım) şeklinde bir adak sahîh olmaz.<br />
<br />
2- Başlı başına bir ibâdet olması lâzımdır. Meselâ abdest almak başlı başına bir ibâdet olmadığı için adak olmaz.<br />
<br />
3- Kendisi günâh olmamalıdır. Harâm bir şeyi adamak yemîn olur. Bunu yapması günâh olur. Meselâ birini öldürmeyi adayan, onu öldürmez, yemîn keffâreti verir.<br />
<br />
Bayram günü oruç tutmak harâmdır. Fakat orucun kendisi harâm olmadığı için kurban bayramı günü oruç adamak câiz olur. Başka gün tutması lâzım olur.<br />
<br />
Bunun gibi nâfile namazı cemâ'atle kılmayı adayan kimse, mekrûh işlememek için, bu namazı yalnız başına kılar.<br />
<br />
4- Yapması kendine zâten farz olan bir şeyi adamak sahîh olmaz. Meselâ bu seneki Ramazan orucumu tutacağım demek adak olmaz.<br />
<br />
5- Adanan şeyin mal olması, mülkündekinden çok olmaması ve başkasının malı olmaması lâzımdır. Meselâ bir kimsenin, gözünü falanca kimseye vermek için adaması sahîh olmaz. Bir milyon lirası olan, bir milyar lira sadaka vermek için adakta bulunsa, bir milyonu verir. (Oğlumun hastalığı iyi olursa, onun maaşından bir hayvan keseceğim) diye adakta bulunmak sahîh olmaz. Kendi malından adaması lâzımdır.<br />
<br />
Evliyâya adak<br />
<br />
Şarta bağlı olarak evliyâya adak yapmak, kendini, günâhı çok, duâ etmeye yüzü yok bilerek, mübârek birini vesîle edip, Allahü teâlâya yalvarmak demektir.<br />
<br />
Meselâ, (Hastam iyi olursa veya şu işim hâsıl olursa, sevâbı Seyyidet Nefîse hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasîn okumak veya bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabûl olduğu çok tecrübe edilmiştir. Burada, Allahü teâlâ için Kur'ân-ı kerîm okunup veya koyun kesip, sevâbı Seyyidet Nefîse hazretlerine bağışlamakta, onun şefâ'ati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifâ vermekte, kazâyı, belâyı gidermektedir. Bir dilek için adak edilen bir ibâdet, o dileği hâsıl etmez. Bu ibâdet, o dileğin hâsıl olması için yapılmaz. Allahü teâlâ, o ibâdetten dolayı veya sevdiği bir kuluna yapılan bir iyilikten dolayı, merhamet ederek, o dileği kabûl ve ihsân etmektedir.<br />
<br />
Horoz ve adak<br />
<br />
Adak ile adak kurbanı ayrıdır. (Hastam iyi olursa, Allah rızâsı için bir horoz kesip etini fakîre tasadduk edeceğim) diyen, horozu keser ve etini bir fakîre verir. Fakîre tasadduk edeceğim demese de, adak edilen şey, fakîrlere verileceği için sahîh olur. (Horoz kesmek nezrim olsun) demekle adak sahîh olur. Kurbanlık hayvanlar deve, sığır ve davardır. Bu hayvanlardan başkası kurban olarak adanmaz. Bunun için horozdan kurban adamak câiz değildir.<br />
<br />
Adak kurbanının da bayramda mı kesilmesi lâzımdır?<br />
<br />
Bayram kurbanından başka bir de nezir [adak] kurbanı vardır. Adak yaparken kurban kelimesini söylemeyip de, filan işim olursa, Allah rızâsı için bir koç keseceğim diyen, dileği hasıl olunca, bayramı beklemeden kesebilir. Kurban hayvanı fakîrlere veya hayır cemiyetlerine diri olarak verilmez. Mutlaka kesilmesi gerekir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Orucu Bozmayan Şeyler Maddeler Halinde]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=127</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 09:54:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=127</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucu Bozmayan Şeyler Maddeler Halinde</span><br />
<br />
1- Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek,<br />
<br />
2- Ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi,<br />
<br />
3- Oksijen tüpüyle ilaçsız suni hava vermek,<br />
<br />
4- Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak,<br />
<br />
5- İstemeyerek ağız dolusu kusmak,<br />
<br />
6- İsteyerek, zorlayarak biraz kusmak,<br />
<br />
7- Sahurda tokluk veren ilaçlar kullanmak,<br />
<br />
8- Göze katı veya sıvı ilaç koymak, ıslak lens takmak,<br />
<br />
9- Gıybet etmek,<br />
<br />
10- Rüyada ihtilâm olmak,<br />
<br />
11- Diş çukuruna ilaç koymak,<br />
<br />
12- Çiçek, kolonya veya parfüm koklamak,<br />
<br />
13- Morfinsiz, iğnesiz diş çektirmek,<br />
<br />
14- Yutmadan yemeğin tadına bakmak,<br />
<br />
15- Sakındığı hâlde toz ve dumanın boğazdan veya burundan içeri girmesi,<br />
<br />
16- Diş çektirince gelen tükürükten az kanı yutmak,<br />
<br />
17- Ağzını yıkadıktan sonra, kalan yaşlığı tükürükle yutmak,<br />
<br />
18- Dişleri arasında kalan, nohuttan küçük olan şeyi yutmak,<br />
<br />
19- Hacamat olmak, kan aldırmak, akupunktur kullanmak,<br />
<br />
20- Kulağa su kaçması,<br />
<br />
21- Misvak kullanmak, macunsuz diş fırçalamak, [Macunlu fırçalamakla da oruç bozulmaz fakat mekruh olur. Macun yutulursa oruç bozulur, kaza gerekir.]<br />
<br />
22- Gusletmek, banyo yapmak,<br />
<br />
23- İdrar yoluna pamuk koymak, [Şâfiî’de bozar.]<br />
<br />
24- Sağlam deriye ilaç, krem sürmek, her çeşit yakı, sigara bandı, tokluk bandı koymak,<br />
<br />
25- Yaraya imsak vaktinden önce konan sıvı ilacın, imsak vaktinden sonra emilmesi,<br />
<br />
26- Yaradan çıkan kan, irin ve benzerlerinin tekrar içeri girmesi,<br />
<br />
27- Arı sokması,<br />
<br />
28- Dudaktaki yaşlığı yutmak,<br />
<br />
29- Banyoda oluşan su buharını teneffüs etmek,<br />
<br />
30- Ele iğne batıp, kırığının içinde kalması,<br />
<br />
31- Kulağa pamuklu çubuk sokmak, [Şâfiî’de bozar.]<br />
<br />
32- Kanayan yere, kanın durması için kan taşı sürmek,<br />
<br />
33- Ağza gelen yemeği, balgamı, kusmuğu veya baştan buruna gelen akıntıyı yutmak,<br />
<br />
34- Bel soğukluğu hastalığından dolayı akıntı gelmesi.<br />
<br />
35- Evi haşere için ilaçlayan, ister istemez ilacı teneffüs etse, orucu bozulmuş olmaz; çünkü sakınmak zordur,<br />
<br />
36- Kulağa sabunlu su kaçırması,<br />
<br />
37- Ağza su alıp çalkalamak veya ağzı yıkadıktan sonra ağızda kalan yaşlığı tükürükle yutmak,<br />
<br />
38- Hanımını öpenin orucu, mezi gelse de bozulmaz. Öperken şehvetlenip cünüp olursa bozulur. [Cünüp olma ihtimali varsa, hanımını öpmesi mekruh olur. Orucu bozacak derece çok öperse haram işlemiş olur. Çünkü orucu mazeretsiz bozmak haramdır. Ama öperek cünüp olunca kaza gerekir, kefaret gerekmez.]<br />
<br />
39- Akupunktur kullanmak orucu bozmaz. Akupunkturun sadece iğnesi giriyor, vücudun içine bir şey zerk edilmiyor.<br />
<br />
40- Çatlak dudağa veya eldeki yarığa, krem, tentürdiyot, kolonya veya oksijenli su sürmek. [Açık yaraya sürülen merhemin, içeri sızdığı iyi bilinmedikçe orucu bozmadığı, S. Ebediyye'de bildirilmektedir. İyi bilmek, zanla olmaz. Kesin bilmek gerekir. Kesin bilinmeyince bozar denilemez.]<br />
<br />
41- İğneli epilasyon yaptırmak orucu bozmaz. İçeriye ilaç gibi bir şey girmedikçe, vücuda iğne batırmak orucu bozmaz. İğneli epilasyonda içeriye ilaç girmiyor. Sadece iğne, kıl folikülüne sokularak akım veriliyor.<br />
<br />
42- Kaş, bıyık aldırmak, etek tıraşı olmak ve epilasyon orucu bozmaz.<br />
<br />
43- Oruçlunun ağzına gözyaşı veya ter girerse, bir iki damla gibi azsa, orucunu bozmaz, çünkü bundan korunmak zordur. Çok olur da tuzluluğunu ağzının her yerinde duyar ve yutarsa orucu bozulur. Yutmayıp tükürürse bozmaz.<br />
<br />
44- Kuru parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Şafii’de bozar.]<br />
<br />
Unutarak yiyip içmek<br />
Sual: Sahura kalktım, yemekten sonra oruç tutmaya niyet edip yattım. Sabah kalkınca oruçlu olduğumu unutup akşama kadar yiyip içtim. İftar vaktinde hatırıma geldi. Orucum sahih oldu mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, sahih oldu, çünkü unutarak yiyip içmek orucu bozmaz.<br />
<br />
Saç boyatmak<br />
Sual: Saç boyatmak, kasık tıraşı olmak veya serinlemek için duş almak orucu bozar mı?<br />
CEVAP<br />
Hiçbiri bozmaz.<br />
<br />
Bayılmak ve oruç<br />
Sual: Herhangi bir sebeple bayılan kimsenin orucu bozulmuş olur mu?<br />
CEVAP<br />
Bayılmak, uyumak gibidir. Uzun veya kısa süre bayılmak orucu bozmaz.<br />
<br />
Denize girmek<br />
Sual: Denize girmek orucu bozar mı?<br />
CEVAP<br />
Denize girip hemen çıkmak orucu bozmaz. Denizde vücudun içine su kaçarsa oruç bozulur.<br />
<br />
Orucu bozmayan hâller<br />
Sual: Oruçlu iken, hangi hâller, hangi durumlar orucu bozmaz, bozulmasına sebep olmaz?<br />
Cevap: Bir kimse, Ramazan-ı şerifte veya kaza, kefaret, adak ve nafile oruçlarda, oruçlu olduğunu unutarak yese, içse, cima etse, oruçlu iken uykuda cünüp olsa, tentürdiyot, yağ sürünse, sürme çekse, bunların rengi, kokusu tükürükte, idrarda belli olsa bile, gıybet etse, hacamat olsa, istemeyerek ağız dolusu kussa, zorlayarak biraz kussa, kulağına su kaçsa, ağzından veya burnundan boğazına toz, duman, sinek kaçsa, oksijen gazı tüpü ile suni hava verilse, başkalarının içtiği sigaranın dumanı gelerek, ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa, ağzını yıkadıktan sonra ağzında kalan yaşlığı tükürük ile yutsa, gözüne, diş çukuruna ilaç koysa, tadını boğazında duysa bile, bunların hiçbiri orucu bozmaz. Bahr-ür-râık kitabında deniyor ki:<br />
“Ağız bazen bedenin içi sayılır. Bunun için, oruçlu kimse, tükürüğünü yutarsa, orucu bozulmaz. İnsanın içindeki necasetin mideden bağırsağa geçmesi gibi olur. Ağızdaki yaradan veya diş çektirmeden, iğne yapılan yerden yahut mideden ağza kan çıkması, abdesti ve orucu bozmaz. Bu kanı tükürünce veya yutunca, tükürük kandan çok ise, yani sarı ise, yine bozulmazlar. Mideden gelen başka şeyler ağza geldiği zaman da böyle olup, abdest ve oruç bozulmaz. Ağız dolusu, ağızdan dışarı çıkarsa, ikisi de bozulur. Ağzın içi, bazen da, bedenin dışı gibi olur. Ağzına su alınca oruç bozulmaz.”<br />
<br />
Diş çıkartınca, çok kan geliyorsa, tükürünce orucu bozulmaz, oruçlu değilse, yutunca, abdesti bozulmaz. Kanı tükürükten az ise, ikisi de hiç bozulmaz.<br />
<br />
Sual: Yutmadan yemeğin tadına bakmanın ve serinlemek için banyo yapmanın oruca zararı olur mu?<br />
Cevap: Yutmadan yemeğin tadına bakmak, sakız çiğnemek, serinlemek için yıkanmak orucu bozmazlar ise de, tenzihen mekruhturlar.<br />
<br />
Sual: Oruçlu iken misvak kullanmak, kan aldırmak orucu bozar mı?<br />
Cevap: Oruçlu iken misvak kullanmak, hacamat olmak, kan aldırmak orucu bozmaz ve mekruh da değildir.<br />
<br />
Sual: Oruçlu iken çiçek, kolonya gibi şeyleri koklamanın bir zararı olur mu?<br />
Cevap: Sürme ve bıyık yağı kullanmak, çiçek, misk, kolonya koklamak, orucu bozmadığı gibi, mekruh da değildir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Orucu Bozmayan Şeyler Maddeler Halinde</span><br />
<br />
1- Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek,<br />
<br />
2- Ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi,<br />
<br />
3- Oksijen tüpüyle ilaçsız suni hava vermek,<br />
<br />
4- Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak,<br />
<br />
5- İstemeyerek ağız dolusu kusmak,<br />
<br />
6- İsteyerek, zorlayarak biraz kusmak,<br />
<br />
7- Sahurda tokluk veren ilaçlar kullanmak,<br />
<br />
8- Göze katı veya sıvı ilaç koymak, ıslak lens takmak,<br />
<br />
9- Gıybet etmek,<br />
<br />
10- Rüyada ihtilâm olmak,<br />
<br />
11- Diş çukuruna ilaç koymak,<br />
<br />
12- Çiçek, kolonya veya parfüm koklamak,<br />
<br />
13- Morfinsiz, iğnesiz diş çektirmek,<br />
<br />
14- Yutmadan yemeğin tadına bakmak,<br />
<br />
15- Sakındığı hâlde toz ve dumanın boğazdan veya burundan içeri girmesi,<br />
<br />
16- Diş çektirince gelen tükürükten az kanı yutmak,<br />
<br />
17- Ağzını yıkadıktan sonra, kalan yaşlığı tükürükle yutmak,<br />
<br />
18- Dişleri arasında kalan, nohuttan küçük olan şeyi yutmak,<br />
<br />
19- Hacamat olmak, kan aldırmak, akupunktur kullanmak,<br />
<br />
20- Kulağa su kaçması,<br />
<br />
21- Misvak kullanmak, macunsuz diş fırçalamak, [Macunlu fırçalamakla da oruç bozulmaz fakat mekruh olur. Macun yutulursa oruç bozulur, kaza gerekir.]<br />
<br />
22- Gusletmek, banyo yapmak,<br />
<br />
23- İdrar yoluna pamuk koymak, [Şâfiî’de bozar.]<br />
<br />
24- Sağlam deriye ilaç, krem sürmek, her çeşit yakı, sigara bandı, tokluk bandı koymak,<br />
<br />
25- Yaraya imsak vaktinden önce konan sıvı ilacın, imsak vaktinden sonra emilmesi,<br />
<br />
26- Yaradan çıkan kan, irin ve benzerlerinin tekrar içeri girmesi,<br />
<br />
27- Arı sokması,<br />
<br />
28- Dudaktaki yaşlığı yutmak,<br />
<br />
29- Banyoda oluşan su buharını teneffüs etmek,<br />
<br />
30- Ele iğne batıp, kırığının içinde kalması,<br />
<br />
31- Kulağa pamuklu çubuk sokmak, [Şâfiî’de bozar.]<br />
<br />
32- Kanayan yere, kanın durması için kan taşı sürmek,<br />
<br />
33- Ağza gelen yemeği, balgamı, kusmuğu veya baştan buruna gelen akıntıyı yutmak,<br />
<br />
34- Bel soğukluğu hastalığından dolayı akıntı gelmesi.<br />
<br />
35- Evi haşere için ilaçlayan, ister istemez ilacı teneffüs etse, orucu bozulmuş olmaz; çünkü sakınmak zordur,<br />
<br />
36- Kulağa sabunlu su kaçırması,<br />
<br />
37- Ağza su alıp çalkalamak veya ağzı yıkadıktan sonra ağızda kalan yaşlığı tükürükle yutmak,<br />
<br />
38- Hanımını öpenin orucu, mezi gelse de bozulmaz. Öperken şehvetlenip cünüp olursa bozulur. [Cünüp olma ihtimali varsa, hanımını öpmesi mekruh olur. Orucu bozacak derece çok öperse haram işlemiş olur. Çünkü orucu mazeretsiz bozmak haramdır. Ama öperek cünüp olunca kaza gerekir, kefaret gerekmez.]<br />
<br />
39- Akupunktur kullanmak orucu bozmaz. Akupunkturun sadece iğnesi giriyor, vücudun içine bir şey zerk edilmiyor.<br />
<br />
40- Çatlak dudağa veya eldeki yarığa, krem, tentürdiyot, kolonya veya oksijenli su sürmek. [Açık yaraya sürülen merhemin, içeri sızdığı iyi bilinmedikçe orucu bozmadığı, S. Ebediyye'de bildirilmektedir. İyi bilmek, zanla olmaz. Kesin bilmek gerekir. Kesin bilinmeyince bozar denilemez.]<br />
<br />
41- İğneli epilasyon yaptırmak orucu bozmaz. İçeriye ilaç gibi bir şey girmedikçe, vücuda iğne batırmak orucu bozmaz. İğneli epilasyonda içeriye ilaç girmiyor. Sadece iğne, kıl folikülüne sokularak akım veriliyor.<br />
<br />
42- Kaş, bıyık aldırmak, etek tıraşı olmak ve epilasyon orucu bozmaz.<br />
<br />
43- Oruçlunun ağzına gözyaşı veya ter girerse, bir iki damla gibi azsa, orucunu bozmaz, çünkü bundan korunmak zordur. Çok olur da tuzluluğunu ağzının her yerinde duyar ve yutarsa orucu bozulur. Yutmayıp tükürürse bozmaz.<br />
<br />
44- Kuru parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Şafii’de bozar.]<br />
<br />
Unutarak yiyip içmek<br />
Sual: Sahura kalktım, yemekten sonra oruç tutmaya niyet edip yattım. Sabah kalkınca oruçlu olduğumu unutup akşama kadar yiyip içtim. İftar vaktinde hatırıma geldi. Orucum sahih oldu mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, sahih oldu, çünkü unutarak yiyip içmek orucu bozmaz.<br />
<br />
Saç boyatmak<br />
Sual: Saç boyatmak, kasık tıraşı olmak veya serinlemek için duş almak orucu bozar mı?<br />
CEVAP<br />
Hiçbiri bozmaz.<br />
<br />
Bayılmak ve oruç<br />
Sual: Herhangi bir sebeple bayılan kimsenin orucu bozulmuş olur mu?<br />
CEVAP<br />
Bayılmak, uyumak gibidir. Uzun veya kısa süre bayılmak orucu bozmaz.<br />
<br />
Denize girmek<br />
Sual: Denize girmek orucu bozar mı?<br />
CEVAP<br />
Denize girip hemen çıkmak orucu bozmaz. Denizde vücudun içine su kaçarsa oruç bozulur.<br />
<br />
Orucu bozmayan hâller<br />
Sual: Oruçlu iken, hangi hâller, hangi durumlar orucu bozmaz, bozulmasına sebep olmaz?<br />
Cevap: Bir kimse, Ramazan-ı şerifte veya kaza, kefaret, adak ve nafile oruçlarda, oruçlu olduğunu unutarak yese, içse, cima etse, oruçlu iken uykuda cünüp olsa, tentürdiyot, yağ sürünse, sürme çekse, bunların rengi, kokusu tükürükte, idrarda belli olsa bile, gıybet etse, hacamat olsa, istemeyerek ağız dolusu kussa, zorlayarak biraz kussa, kulağına su kaçsa, ağzından veya burnundan boğazına toz, duman, sinek kaçsa, oksijen gazı tüpü ile suni hava verilse, başkalarının içtiği sigaranın dumanı gelerek, ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa, ağzını yıkadıktan sonra ağzında kalan yaşlığı tükürük ile yutsa, gözüne, diş çukuruna ilaç koysa, tadını boğazında duysa bile, bunların hiçbiri orucu bozmaz. Bahr-ür-râık kitabında deniyor ki:<br />
“Ağız bazen bedenin içi sayılır. Bunun için, oruçlu kimse, tükürüğünü yutarsa, orucu bozulmaz. İnsanın içindeki necasetin mideden bağırsağa geçmesi gibi olur. Ağızdaki yaradan veya diş çektirmeden, iğne yapılan yerden yahut mideden ağza kan çıkması, abdesti ve orucu bozmaz. Bu kanı tükürünce veya yutunca, tükürük kandan çok ise, yani sarı ise, yine bozulmazlar. Mideden gelen başka şeyler ağza geldiği zaman da böyle olup, abdest ve oruç bozulmaz. Ağız dolusu, ağızdan dışarı çıkarsa, ikisi de bozulur. Ağzın içi, bazen da, bedenin dışı gibi olur. Ağzına su alınca oruç bozulmaz.”<br />
<br />
Diş çıkartınca, çok kan geliyorsa, tükürünce orucu bozulmaz, oruçlu değilse, yutunca, abdesti bozulmaz. Kanı tükürükten az ise, ikisi de hiç bozulmaz.<br />
<br />
Sual: Yutmadan yemeğin tadına bakmanın ve serinlemek için banyo yapmanın oruca zararı olur mu?<br />
Cevap: Yutmadan yemeğin tadına bakmak, sakız çiğnemek, serinlemek için yıkanmak orucu bozmazlar ise de, tenzihen mekruhturlar.<br />
<br />
Sual: Oruçlu iken misvak kullanmak, kan aldırmak orucu bozar mı?<br />
Cevap: Oruçlu iken misvak kullanmak, hacamat olmak, kan aldırmak orucu bozmaz ve mekruh da değildir.<br />
<br />
Sual: Oruçlu iken çiçek, kolonya gibi şeyleri koklamanın bir zararı olur mu?<br />
Cevap: Sürme ve bıyık yağı kullanmak, çiçek, misk, kolonya koklamak, orucu bozmadığı gibi, mekruh da değildir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Orucu Bozan Şeyler Maddeler Halinde]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=126</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 09:49:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=126</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucu Bozan Şeyler maddeler halinde<br />
</span><br />
Oruca aykiri olan bir seyin yapilmasi halinde oruç bozulur. Orucu bozan bazi seyler hem kaza, hem de keffareti gerektirir. Orucu bozan bazi seylerden dolayi da sadece kaza gerekir.<br />
Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Seyler<br />
1. Oruçlu oldugunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen sey ister gida, ister ilâç olsun).<br />
2. Oruçlu oldugunu bile bile cinsel iliskide bulunmak.<br />
Kari-kocadan biri ötekine zorla cinsel iliskide bulundugu takdirde zorla iliskide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla iliskide bulunulan kisiye de kaza lâzim gelir.<br />
3. Agzina giren yagmur, kar ve doluyu kendi istegiyle yutmak.<br />
4. Sigara içmek, öd agaci veya anber ile tütsülenip dumanini içeri çekmek.<br />
5. Enfiye çekmek.<br />
6. Bugday ve arpa tanesi yutmak.<br />
7. Disardan bir susam tanesi kadar bir seyi alip yutmak.<br />
8. Yenmesi alisilmis olan çamur, kil ve kömür gibi seyleri yemek. (Bazi kimseler bunlari severek yerler.)<br />
9. Az miktarda tuz yemek.<br />
10. Karisinin veya sevdigi bir kimsenin tükürügünü yutmak. (Bundan zevk aldigi için kaza ve keffaret gerekir. Baskasinin tükürügünden igrendigi için bundan keffaret gerekmez.)<br />
11. Kan aldirdiktan veya sadece karisini öptükten sonra orucu bozuldugu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.<br />
Ramazan ayinda niyet ederek oruca baslayan kimse, saydigimiz seylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmus olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozdugu için de keffaret tutmasi gerekir.<br />
Keffareti Düsüren Seyler<br />
Keffareti gerektiren bir seyi yaparak orucunu bozan kimse, ayni gün oruç tutamayacak derecede hastalanir veya kadin ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düser, yani keffaret orucu tutmasi gerekmez. Ancak hastaligin kendi istegi disinda olmasi sarttir. Kendisi kasten hastaliga sebep olursa keffaret düsmedigi gibi sefer mesafesinde bir yolculuga çikmasi ile de düsmez.<br />
Orucu Bozup Yalniz Kazayi Gerektiren Seyler<br />
1. Pamuk ve kagit gibi yenmesi mutad olmayan bir sey yutmak,<br />
2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,<br />
3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdegi yemek. Yenmesi alisilmis olan çekirdegi yemek ise keffareti gerektirir.<br />
4. Tas, toprak, demir, altin ve gümüs gibi seyleri yutmak.<br />
5. Içi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunlarin içi olanlari yenildigi takdirde keffaret gerekir)<br />
6. Burnuna ilaç çekmek.<br />
Bu, Ebu Hanife'nin görüsüdür. Buna göre; tedavî maksadiyla igne yaptirmak orucu bozar ve kazayi gerektirir. Çünkü igne vasitasiyla vücuda verilen ilâç iç kisimlara kadar ulasmaktadir.<br />
Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar disinda vücudun baska tarafindan açilan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadigi için igne yaptirmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç agiz gibi tabiî bir yoldan degil, deriden açilan baska bir yoldan verilmektedir.<br />
Ancak, ibadetlerde ihtiyatli hareket etmek esas oldugundan Ramazanda igne yaptirmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptirmalidir.<br />
Bu mümkün olmaz da gündüz igne yaptirmak zorunda kalirsa, Imam Ebu Yusuf ile Imam Muhammed'in görüslerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.<br />
7. Agzina aldigi boyali iplik gibi seylerin boyasi ile rengi degisen tükürügü yutmak.<br />
8. Bogazina kaçan kar veya yagmuru kendi istegi olmayarak yutmak. (Kendi istegi ile yutarsa keffaret gerekir.)<br />
9. Zorlama ile oruç bozmak.<br />
10. Disleri arasinda nohut tanesi kadar kalan yemek kirintisini yutmak.<br />
11. Abdest esnasinda agzina ve burnuna su alirken kendi elinde olmayarak bogazina su kaçmak.<br />
12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozuldugunu zannederek yeyip içmek.<br />
13. Agiz dolusu kusmak. (Kendi istegi ile).<br />
14. Agiz dolusu gelen veya kendi istegiyle getirdigi kusuntuyu mideye geri çevirmek.<br />
15. Kendi istegi ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi istegi ile olmazsa oruç bozulmaz. (Içeri çekilen duman sigara dumani olursa keffaret gerekir.) 16. Günes batmadigi halde-batti zannederek-iftar etmek.<br />
17. Imsak vakti geçtigi halde daha vakit vardir zannederek yemek.<br />
18. Cinsel iliski disinda kadina dokunmak veya öpmek sonucu bosalmak.<br />
19. Ramazan orucundan baska bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan baska bir orucu bozmak sadece kazayi gerektirir.)<br />
20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek baslanan orucu bilerek bozmaktan lâzim gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtigi takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)<br />
Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtir.<br />
21. Misafir iken oruca baslayip ikamete niyet ettikten sonra yemek.<br />
22. Mukim iken oruca baslayip sefer mesafesi yolculuga niyet ederek bulundugu yerin sinirlarini geçtikten sonra orucu bozmak.<br />
Sayilan bu seylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.<br />
Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse aksama kadar orucu bozacak bir sey yapmamalidir.<br />
Gündüz iyilesen hasta, yolculugu sona eren misafir, ayhali veya lohusaliktan temizlenen kadin, erginlik çagina gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayina saygi için günün kalan kisminda oruçlu imis gibi aksama kadar orucu bozacak seylerden sakinmalari uygun olur.<br />
Oruca niyetlenen kadin gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozmasi lâzimdir.<br />
Kadin, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalidir.<br />
Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmalari gerekmez. Ancak bunlar açiktan degil de gizli olarak yerler. </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucu Bozan Şeyler maddeler halinde<br />
</span><br />
Oruca aykiri olan bir seyin yapilmasi halinde oruç bozulur. Orucu bozan bazi seyler hem kaza, hem de keffareti gerektirir. Orucu bozan bazi seylerden dolayi da sadece kaza gerekir.<br />
Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Seyler<br />
1. Oruçlu oldugunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen sey ister gida, ister ilâç olsun).<br />
2. Oruçlu oldugunu bile bile cinsel iliskide bulunmak.<br />
Kari-kocadan biri ötekine zorla cinsel iliskide bulundugu takdirde zorla iliskide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla iliskide bulunulan kisiye de kaza lâzim gelir.<br />
3. Agzina giren yagmur, kar ve doluyu kendi istegiyle yutmak.<br />
4. Sigara içmek, öd agaci veya anber ile tütsülenip dumanini içeri çekmek.<br />
5. Enfiye çekmek.<br />
6. Bugday ve arpa tanesi yutmak.<br />
7. Disardan bir susam tanesi kadar bir seyi alip yutmak.<br />
8. Yenmesi alisilmis olan çamur, kil ve kömür gibi seyleri yemek. (Bazi kimseler bunlari severek yerler.)<br />
9. Az miktarda tuz yemek.<br />
10. Karisinin veya sevdigi bir kimsenin tükürügünü yutmak. (Bundan zevk aldigi için kaza ve keffaret gerekir. Baskasinin tükürügünden igrendigi için bundan keffaret gerekmez.)<br />
11. Kan aldirdiktan veya sadece karisini öptükten sonra orucu bozuldugu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.<br />
Ramazan ayinda niyet ederek oruca baslayan kimse, saydigimiz seylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmus olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozdugu için de keffaret tutmasi gerekir.<br />
Keffareti Düsüren Seyler<br />
Keffareti gerektiren bir seyi yaparak orucunu bozan kimse, ayni gün oruç tutamayacak derecede hastalanir veya kadin ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düser, yani keffaret orucu tutmasi gerekmez. Ancak hastaligin kendi istegi disinda olmasi sarttir. Kendisi kasten hastaliga sebep olursa keffaret düsmedigi gibi sefer mesafesinde bir yolculuga çikmasi ile de düsmez.<br />
Orucu Bozup Yalniz Kazayi Gerektiren Seyler<br />
1. Pamuk ve kagit gibi yenmesi mutad olmayan bir sey yutmak,<br />
2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,<br />
3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdegi yemek. Yenmesi alisilmis olan çekirdegi yemek ise keffareti gerektirir.<br />
4. Tas, toprak, demir, altin ve gümüs gibi seyleri yutmak.<br />
5. Içi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunlarin içi olanlari yenildigi takdirde keffaret gerekir)<br />
6. Burnuna ilaç çekmek.<br />
Bu, Ebu Hanife'nin görüsüdür. Buna göre; tedavî maksadiyla igne yaptirmak orucu bozar ve kazayi gerektirir. Çünkü igne vasitasiyla vücuda verilen ilâç iç kisimlara kadar ulasmaktadir.<br />
Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar disinda vücudun baska tarafindan açilan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadigi için igne yaptirmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç agiz gibi tabiî bir yoldan degil, deriden açilan baska bir yoldan verilmektedir.<br />
Ancak, ibadetlerde ihtiyatli hareket etmek esas oldugundan Ramazanda igne yaptirmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptirmalidir.<br />
Bu mümkün olmaz da gündüz igne yaptirmak zorunda kalirsa, Imam Ebu Yusuf ile Imam Muhammed'in görüslerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.<br />
7. Agzina aldigi boyali iplik gibi seylerin boyasi ile rengi degisen tükürügü yutmak.<br />
8. Bogazina kaçan kar veya yagmuru kendi istegi olmayarak yutmak. (Kendi istegi ile yutarsa keffaret gerekir.)<br />
9. Zorlama ile oruç bozmak.<br />
10. Disleri arasinda nohut tanesi kadar kalan yemek kirintisini yutmak.<br />
11. Abdest esnasinda agzina ve burnuna su alirken kendi elinde olmayarak bogazina su kaçmak.<br />
12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozuldugunu zannederek yeyip içmek.<br />
13. Agiz dolusu kusmak. (Kendi istegi ile).<br />
14. Agiz dolusu gelen veya kendi istegiyle getirdigi kusuntuyu mideye geri çevirmek.<br />
15. Kendi istegi ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi istegi ile olmazsa oruç bozulmaz. (Içeri çekilen duman sigara dumani olursa keffaret gerekir.) 16. Günes batmadigi halde-batti zannederek-iftar etmek.<br />
17. Imsak vakti geçtigi halde daha vakit vardir zannederek yemek.<br />
18. Cinsel iliski disinda kadina dokunmak veya öpmek sonucu bosalmak.<br />
19. Ramazan orucundan baska bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan baska bir orucu bozmak sadece kazayi gerektirir.)<br />
20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek baslanan orucu bilerek bozmaktan lâzim gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtigi takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)<br />
Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtir.<br />
21. Misafir iken oruca baslayip ikamete niyet ettikten sonra yemek.<br />
22. Mukim iken oruca baslayip sefer mesafesi yolculuga niyet ederek bulundugu yerin sinirlarini geçtikten sonra orucu bozmak.<br />
Sayilan bu seylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.<br />
Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse aksama kadar orucu bozacak bir sey yapmamalidir.<br />
Gündüz iyilesen hasta, yolculugu sona eren misafir, ayhali veya lohusaliktan temizlenen kadin, erginlik çagina gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayina saygi için günün kalan kisminda oruçlu imis gibi aksama kadar orucu bozacak seylerden sakinmalari uygun olur.<br />
Oruca niyetlenen kadin gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozmasi lâzimdir.<br />
Kadin, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalidir.<br />
Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmalari gerekmez. Ancak bunlar açiktan degil de gizli olarak yerler. </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Orucun Farzları - Vacibleri - Sünnetleri - Müstehabları - Mekruhları]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=125</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 09:40:40 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=125</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucun Farzları - Orucun Vacibleri - Orucun Sünnetleri - Orucun Müstehabları - Orucun Mekruhları -Orucun Âdâbı - Orucu Bozan Şeyler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Oruç Nedir - Oruç Ne Demek - İslamda Oruç</span><br />
<br />
Oruç birçok dinde yer alan ve farklı biçimlerde yapılan bir ibadet türü. Farklı dinlerdeki oruç ibadetlerinin ortak noktası yemek, içmek veya cinsel ilişki gibi dünyevi hazlardan uzak durmaktır.<br />
İslam'da oruç<br />
İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç da namaz gibi bir farz-ı ayındır. Hicret'in ikinci senesinde Medine'de farz kılınmıştır.<br />
İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'daki Bakara Suresi'nde Kur'an'ın Hz. Muhammed'e gönderilmesi Ramazan ayında başlamıştır ve bu ay içinde "oruç" tutmak müslümanlara emredilmiştir. İlgili ayet şöyledir:<br />
<br />
"O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta veya yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz!" (Bakara suresi 185. ayet)[1]Oruç, Kur'an'a göre "Niyetlenip, gündoğumundan önceki alacakaranlıktan (tan yeri ağarmaya başlamasından) günbatımından sonraki alacakaranlığa değin katı-sıvı hiçbir şey yememek ve içmemek" demektir. [Bakara Suresi, 187] Oruç, fıkıhçılara ve hadisçilere göre, niyetlenip Güneş'in ufuktan 12 derece altta bulunduğu andan (astronomiye göre alacakaranlık) akşam günbatımına dek, bir şey yeyip içmemektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Fıkıh'ta oruç</span><br />
Oruçlar fukaha (fıkıhçılar, islam hukukçuları)'ya göre farz, vacip, nafile ve mekruh nevilerine ayrılır. Ramazan orucu, vakti tayin edilmiş farz oruçtur (sınırlı süresi belirtilmiş borç olan oruçtur). Kazaya kalan Ramazan orucu ile kefaret olarak tutulan oruçlar vakti muayyen olmayan (sınırlı süresi belirli olmayan) farz oruçlardır.<br />
<br />
Nezir (adak) oruçları vaciptir. Allah Teala'nın rızası için tutulacak oruçlar ise nafile nevini teşkil ederler. Bunlar sünnet, müstehap ve mendup diye anılırlar. Bir de mekruh oruçlar vardır (sırf Cuma veya Cumartesi günü tutulan oruç gibi). Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört günü oruç tutmak, harama yakın bir mekruhtur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucun Farzları ve Sünnetleri Nelerdir</span><br />
<br />
İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek Ramazan ayında, hergün oruç tutmaktır. Oruç, hicretten onsekiz ay sonra, Şabân ayının onuncu günü, Bedr gazâsından bir ay evvel farz oldu. Ramazan, yanmak demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tevbe edenlerin günâhları yanar, yok olur. Ramazanda oruç tutmak akıl bâlig olan her müslümana farzdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucun Farzları</span><br />
- Niyet etmek,<br />
- Niyeti ilk ve son vakitleri arasında yapmak,<br />
- Fecr-i sâdık, yanî tan yeri ağarmasından, güneşin batmasına kadar olan zaman [yanî şerî gündüz] içinde, orucu bozan şeylerden sakınmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ramazanın girişi</span><br />
Hadîs-i Şerîfte, (Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce, orucu bırakınız!) buyuruldu. Bu emre göre, Ramazan ayı, hilâlin [yeni ayın] görülmesi ile başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesâb ile, takvîm ile başlamak câiz olmaz.<br />
<br />
Şabân ayının otuzuncu gecesi, güneş gurûb edince, hilâli aramak vâcib-i kifâyedir. Oruç, fecrin ağarmasından, güneş batıncaya kadar, yemeyi, içmeyi ve cimâı terketmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucun niyet vakti</span><br />
Bir gün evvel güneş batmasından, oruç günü (Dahve-i kübrâ)ya kadar, Ramazan orucuna kalb ile niyet etmek de farzdır. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucun niyet zamanı da böyledir.<br />
Hergün ayrı niyet etmek lâzımdır. Ramazan orucuna niyet ederken, Ramazan demeyip, yalnız oruç demek veya nâfile oruç demek de câizdir. Dahve-i kübrâ vakti, oruç müddetinin yanî şerî gündüz müddetinin yarısıdır ki, zevâl vaktinden öncedir.<br />
Fecr, yanî imsâk vaktinden evvel niyet ederken, (Niyet ettim, yarın oruç tutmaya) denir. İmsâktan sonra niyet ederken, (bugün oruç tutmaya) denir. Ramazan-ı Şerîf orucu, her müslümana farz olduğu gibi, tutamayanların kazâ etmeleri de farzdır. Kaza ve kefaret orucuna ve muayyen olmayan adak oruçlarına fecrden sonra niyet edilemez.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
ORUCUN KISIMLARI</span><br />
<br />
Oruç altı kısımdır Bunlar 1 - Farz, 2 - Vacip, 3 - Sünnet, 4 - Mendup ve Mustehap, 5 - Nafile, 6 -Mekruh<br />
<br />
1 - Farz Oruç Ramazan orucu ile bunların kazası ve keffaret orucu farzdır<br />
<br />
2 - Vâcıp Oruç Nezir orucu, bozulan nafile orucun kazası<br />
<br />
3 - Sünnet Oruç Muharremin 9, 10 ve 11 'inde tutulan oruçtur<br />
<br />
4 - Mendup ve mustehap Oruç Her ayın<br />
<br />
13, 14, 15 Günleri ile Pazartesi, Perşembe günleri tutulan oruç ve Ramazandan sonra Şevval ayında 6 gun tutulan oruçtur<br />
<br />
5 - Nafile Oruç Hiç bir muayyen vakıte münhasır olmadan kerahat vakitleri hanemde tutulan oruçtur<br />
<br />
6 - Mekruh Oruç Bu da ıkı kısımdır<br />
<br />
1 - Tenzfhen Mekruh Muharremin yalnız 10'unda aşure orucu nevruz gunu ve tayın edilerek tutulan Cuma ve Cumartesi orucu mekruhtur<br />
<br />
2 - Tahnmen Mekruh Ramazan bayramının birinci gunu, Kurban bayramının birinci, ikinci, uçuncu, dördüncü gunu tutulan oruçturORUÇ KİMLERE FARZDIR.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ramazan orucunun bir kimseye farz olması ıcim o kimsenin</span><br />
<br />
1 - Müslüman olması lazımdır<br />
<br />
2 - Akıllı olması lazımdır<br />
<br />
3 - Buluğa ermiş (çocukluktan kurtulmuş olması lazımdır)<br />
<br />
4 - Sıhhatli olmalıdır (Hastalara edası farz değildir, iyileşince kaza ederler )<br />
<br />
5 - Bir yerde devamlı ikamet etmeleri lazımdır (Misafir iseler, misafirlikten sonra eda ederler )<br />
<br />
6 - Kadınların hayız ve nıfas halinde olmamaları gerekir (Bunlar da sonra kaza ederler)<br />
<br />
Not Butun bunlara sahip olan kimse orucun sıhhati bakımından nıyyet etmelidir Aksı halde orucu sahih olmaz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCU BOZMANIN CEZASI</span><br />
<br />
Oruç bir ibadettir Ona başlamakla borç olur Onu bozmak günahtır Farz olan Ramazan orucunun dünyevi cezası keffarettır Keffaret 60 gunluk oruç olup bir gun de kazası olmakla 61 gun eder Diğer oruçları yalnız kaza etmek kafidir<br />
<br />
Orucu bozan şeylerin bir kısmı yalnız kazayı icap ettirir<br />
<br />
Şöyle ki Kendisinde gıda, deva, lezzet ve menfaat bulunan bir şey yemek orucu bozar keffâretı gerektirir<br />
<br />
Fakat bunlar olmazsa keffaret lazım gelmez Yaraya akıtılan bir ilaç gibi<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUÇLU KİMSEYE MEKRUH OLAN HALLER</span><br />
1 - Ab dest veya gusulde ağıza ve buruna su çekerken suyu bol kullanıp ağızda tutmak mekruhtur<br />
<br />
2 - Oruçlu kimsenin pişen yemeğin tadına bakması (kotu huylu kocası olan kadınlar ıçm bir mahzur yoktur )<br />
<br />
3 - Oruçlu kimsenin satın alacağı ya bal vs tadına bakması mekruhtur<br />
<br />
4 - Evvelce çiğnenmiş bir sakızı çiğnemek mekruhtur (Erkekler ıçm oruçlu değilken de sakız çiğnemek kerihtir )<br />
<br />
5 - Oruçlu kimsenin hareketini azalmak ıçm soğuksu ile yakınması mekruhtur<br />
<br />
6 - Oruçlu kimsenin zevcesıyle çıplak sarmaş dolaş olması mekruhtur<br />
<br />
7 - Halsiz kalacak kadar kan aldırmak<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCU BOZUP YALNIZ KAZA İCAB EDEN HALLER</span><br />
1 - Çığ pırı ne yemek, un yemek, hamur yemek<br />
<br />
2 - Çok tuz yemek, az tuz yemek keffaretı gerektirir<br />
<br />
3 - Pamuk, kağıt gibi yenmeyen bir şey yemek<br />
<br />
4 - Zeytin çekirdeği ve buna benzer bir şey yemek<br />
<br />
5 - İğne yaptırmak ilaç almak<br />
<br />
6 - Boğaza kaçan yağmur veya kar suyu kendi iradesi dışında yutmak<br />
<br />
7 - Abdest alırken boğaza su kaçması<br />
<br />
8 - Olgunlaşmamış bir meyvayı yemek<br />
<br />
9 - Toprak yutmak<br />
<br />
10 - Kulağa yağ veya su damlatmak<br />
<br />
11 - Ağız dolusu kusmak<br />
<br />
12 - Ağız içinde kalan nohut tanesi kadar bir maddeyi yemek<br />
<br />
13 - Unutarak bir şeyi yeyıp içen bırkemsenın orucunun bozulduğunu zannederek yeyıp içmesi<br />
<br />
14 - Sabah olduğu halde olmadı zannedip sahur yemek<br />
<br />
15 - Geceleyin niyeti unutulan, gunduz niyeti edilen oruç bozulursa kaza lazım gelir<br />
<br />
16 - Güneş batmadan battı zannedip iftar etmek<br />
<br />
17 - Bir kimse oruçlu iken sefere çıksa yolda orucunu bozsa kaza icap eder<br />
<br />
18 - Uyurken birisi tarafından boğazına su dökülmesi<br />
<br />
19 - Oruçlu olduğunu bilen bir kimse ağzına aldığı renkli bir ipliğin suyunu yutsa orucu bozulur 2Ü - Karı kocanın şehvetle öpüşmesinde inzal vaki olsa oruç bozulur<br />
<br />
21 - Ramazan orucundan başka bozulan butun oruçların kazası gerekir Ancak Ramazan orucu bilerek bozulursa keffaret ıcab eder<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCU BOZULUP KEFFARET İCAP EDEN HALLER</span><br />
1 - Oruçlu olduğunu bilerek yeyıp içmek<br />
<br />
2 - Az miktarda tuz yemek<br />
<br />
3 - Ağzına giren yağmur ve kar suyunu isteyerek yutmak<br />
<br />
4 - Sigara içmek<br />
<br />
5 - Enfiye çekmek<br />
<br />
6 - Çığ et yemek<br />
<br />
7 - Kıl vesaire gibi yenmesi adet olan bir şeyi yemek<br />
<br />
8 - Karısının veya başka birinin lezzet almak için tukruğunu yutmak<br />
<br />
9 - Oruçlu olduğu halde cinsi münasebette bulunmak<br />
<br />
10 - Kan aldırdıktan veya karısını şehvetle öptükten sonra oruç bozuldu zannıyla b bozmak<br />
<br />
11 - Bir kimse ramazanda ıhtılam olsa orucu bozuldu zannıyla iftar etse kaza lazın bununla orucun bozulmayacağını bile bile iftar etse keffaret lazım gelir<br />
<br />
12 - Orucunu bozan kimseye o gun bir baygınlık halı arız olsa keffaret sakıt olur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER</span><br />
1 - Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek, cinsi münasebette bulunmak<br />
<br />
2 - Uyurken ıhtılam olmak<br />
<br />
3 - Karısını sadece öpmek ve tutmak<br />
<br />
4 - Kadına şehvetle bakmak suretiyle inzal olmak<br />
<br />
5 - Gusul icap eden kimsenin sabahleyin gusletmesi<br />
<br />
6 - Ağzına gelen balgamı yutmak<br />
<br />
7 - Genzinden gelen akıntıyı yutmak<br />
<br />
8 - Ağzına alınan ilacın tadının boğaza ulaşması<br />
<br />
9 - Ağız içinde kalan nohuttan ufak şeyin yutulması<br />
<br />
I 0 - Bıyık yağlamak<br />
<br />
11 - İradesi dışında kusmak 1 2 - Kan aldırmak<br />
<br />
13 - Sürme çekmek<br />
<br />
14 - Ab dest ve gusulde ağız içinde kalan yaşlığın tukruk ile birlikte yutulması orucu bozmaz<br />
<br />
15 - Dişlerin arasında çıkan kan az olur, tukruğe galip olmazsa oruç bozulmaz Eğer bu kan tukruge müsavi veya daha fazla ise orucu bozar<br />
<br />
16 - Bir illetten dolayı ağızdan çıkan boğaza akan su orucu bozmaz<br />
<br />
17 - Gözyaşı ve alınterı ağıza gitse az miktarı orucu bozmaz, çoğu bozar<br />
<br />
18 - Ağrıyan bir dişe konulan bir karanfilin tadı boğaza gitse orucu bozmaz Karanfil ağıza giderse orucu bozar<br />
<br />
19 - Renkli bir ip parçasını ağıza giderse orucu bozar<br />
<br />
20 - Ağız içinde kalan nohut tanesinden kuçuk şeyler orucu bozmaz<br />
<br />
21 - Göze dökülen ilaç orucu bozmaz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUÇ TUTMAMAYI VE BOZMAYI GEREKTİREN HALLER</span><br />
Hasta olmak, yolcu olmak, mecburilık, gebelik ve emziklilik, dermansızlık, düşkünlük ve ihtiyarlık<br />
<br />
1 - Hasta olmak Bir hasta oruç tuttuğu takdirde hastalığın artmasından veya uzamasından korkarsa, bilahare kaza etmek üzere tutmayabilir veya bozabilir<br />
<br />
2 - Yolculuk Bir kimse uç gunluk veya onsekız saatlik bir mesafeye yolculuk yapmış olursa, bilâhare kaza etmek üzere oruca nıyyet etmez<br />
<br />
3 - Mecburılık Tarafından orucun bozulması için zorlanırsa bozmadığı takdirde öldürülmesi soz konusu ise<br />
<br />
4 - Gebelik ve mezıklılık Gebe olan veya bir çocuğa sut veren kadın, kendine veya çocuğa bir zarar gelmesinden korkarsa bilahare kaza etmek şartıyla orucu bozabilir<br />
<br />
5 - Açlık ve susuzluk Bir kimse açlıktan ve susuzluktan dolayı aklını kaybedeceğini tecrübeyle veya musluman bir tabibin ıkazıyla anlarsa orucunu bozar<br />
<br />
6 - Düşkünlük ve ihtiyarlık Oruç tutmaya gucu yetmeyen çok yaşlı kimseler de oruç tutmazlar<br />
<br />
Bunlara kazası da şart olmadığından, fidye verirler</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucun Farzları - Orucun Vacibleri - Orucun Sünnetleri - Orucun Müstehabları - Orucun Mekruhları -Orucun Âdâbı - Orucu Bozan Şeyler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Oruç Nedir - Oruç Ne Demek - İslamda Oruç</span><br />
<br />
Oruç birçok dinde yer alan ve farklı biçimlerde yapılan bir ibadet türü. Farklı dinlerdeki oruç ibadetlerinin ortak noktası yemek, içmek veya cinsel ilişki gibi dünyevi hazlardan uzak durmaktır.<br />
İslam'da oruç<br />
İslam'ın şartlarından ve beş temelinden biri Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç da namaz gibi bir farz-ı ayındır. Hicret'in ikinci senesinde Medine'de farz kılınmıştır.<br />
İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'daki Bakara Suresi'nde Kur'an'ın Hz. Muhammed'e gönderilmesi Ramazan ayında başlamıştır ve bu ay içinde "oruç" tutmak müslümanlara emredilmiştir. İlgili ayet şöyledir:<br />
<br />
"O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta veya yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz!" (Bakara suresi 185. ayet)[1]Oruç, Kur'an'a göre "Niyetlenip, gündoğumundan önceki alacakaranlıktan (tan yeri ağarmaya başlamasından) günbatımından sonraki alacakaranlığa değin katı-sıvı hiçbir şey yememek ve içmemek" demektir. [Bakara Suresi, 187] Oruç, fıkıhçılara ve hadisçilere göre, niyetlenip Güneş'in ufuktan 12 derece altta bulunduğu andan (astronomiye göre alacakaranlık) akşam günbatımına dek, bir şey yeyip içmemektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Fıkıh'ta oruç</span><br />
Oruçlar fukaha (fıkıhçılar, islam hukukçuları)'ya göre farz, vacip, nafile ve mekruh nevilerine ayrılır. Ramazan orucu, vakti tayin edilmiş farz oruçtur (sınırlı süresi belirtilmiş borç olan oruçtur). Kazaya kalan Ramazan orucu ile kefaret olarak tutulan oruçlar vakti muayyen olmayan (sınırlı süresi belirli olmayan) farz oruçlardır.<br />
<br />
Nezir (adak) oruçları vaciptir. Allah Teala'nın rızası için tutulacak oruçlar ise nafile nevini teşkil ederler. Bunlar sünnet, müstehap ve mendup diye anılırlar. Bir de mekruh oruçlar vardır (sırf Cuma veya Cumartesi günü tutulan oruç gibi). Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört günü oruç tutmak, harama yakın bir mekruhtur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucun Farzları ve Sünnetleri Nelerdir</span><br />
<br />
İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek Ramazan ayında, hergün oruç tutmaktır. Oruç, hicretten onsekiz ay sonra, Şabân ayının onuncu günü, Bedr gazâsından bir ay evvel farz oldu. Ramazan, yanmak demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tevbe edenlerin günâhları yanar, yok olur. Ramazanda oruç tutmak akıl bâlig olan her müslümana farzdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucun Farzları</span><br />
- Niyet etmek,<br />
- Niyeti ilk ve son vakitleri arasında yapmak,<br />
- Fecr-i sâdık, yanî tan yeri ağarmasından, güneşin batmasına kadar olan zaman [yanî şerî gündüz] içinde, orucu bozan şeylerden sakınmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ramazanın girişi</span><br />
Hadîs-i Şerîfte, (Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce, orucu bırakınız!) buyuruldu. Bu emre göre, Ramazan ayı, hilâlin [yeni ayın] görülmesi ile başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesâb ile, takvîm ile başlamak câiz olmaz.<br />
<br />
Şabân ayının otuzuncu gecesi, güneş gurûb edince, hilâli aramak vâcib-i kifâyedir. Oruç, fecrin ağarmasından, güneş batıncaya kadar, yemeyi, içmeyi ve cimâı terketmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Orucun niyet vakti</span><br />
Bir gün evvel güneş batmasından, oruç günü (Dahve-i kübrâ)ya kadar, Ramazan orucuna kalb ile niyet etmek de farzdır. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucun niyet zamanı da böyledir.<br />
Hergün ayrı niyet etmek lâzımdır. Ramazan orucuna niyet ederken, Ramazan demeyip, yalnız oruç demek veya nâfile oruç demek de câizdir. Dahve-i kübrâ vakti, oruç müddetinin yanî şerî gündüz müddetinin yarısıdır ki, zevâl vaktinden öncedir.<br />
Fecr, yanî imsâk vaktinden evvel niyet ederken, (Niyet ettim, yarın oruç tutmaya) denir. İmsâktan sonra niyet ederken, (bugün oruç tutmaya) denir. Ramazan-ı Şerîf orucu, her müslümana farz olduğu gibi, tutamayanların kazâ etmeleri de farzdır. Kaza ve kefaret orucuna ve muayyen olmayan adak oruçlarına fecrden sonra niyet edilemez.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
ORUCUN KISIMLARI</span><br />
<br />
Oruç altı kısımdır Bunlar 1 - Farz, 2 - Vacip, 3 - Sünnet, 4 - Mendup ve Mustehap, 5 - Nafile, 6 -Mekruh<br />
<br />
1 - Farz Oruç Ramazan orucu ile bunların kazası ve keffaret orucu farzdır<br />
<br />
2 - Vâcıp Oruç Nezir orucu, bozulan nafile orucun kazası<br />
<br />
3 - Sünnet Oruç Muharremin 9, 10 ve 11 'inde tutulan oruçtur<br />
<br />
4 - Mendup ve mustehap Oruç Her ayın<br />
<br />
13, 14, 15 Günleri ile Pazartesi, Perşembe günleri tutulan oruç ve Ramazandan sonra Şevval ayında 6 gun tutulan oruçtur<br />
<br />
5 - Nafile Oruç Hiç bir muayyen vakıte münhasır olmadan kerahat vakitleri hanemde tutulan oruçtur<br />
<br />
6 - Mekruh Oruç Bu da ıkı kısımdır<br />
<br />
1 - Tenzfhen Mekruh Muharremin yalnız 10'unda aşure orucu nevruz gunu ve tayın edilerek tutulan Cuma ve Cumartesi orucu mekruhtur<br />
<br />
2 - Tahnmen Mekruh Ramazan bayramının birinci gunu, Kurban bayramının birinci, ikinci, uçuncu, dördüncü gunu tutulan oruçturORUÇ KİMLERE FARZDIR.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ramazan orucunun bir kimseye farz olması ıcim o kimsenin</span><br />
<br />
1 - Müslüman olması lazımdır<br />
<br />
2 - Akıllı olması lazımdır<br />
<br />
3 - Buluğa ermiş (çocukluktan kurtulmuş olması lazımdır)<br />
<br />
4 - Sıhhatli olmalıdır (Hastalara edası farz değildir, iyileşince kaza ederler )<br />
<br />
5 - Bir yerde devamlı ikamet etmeleri lazımdır (Misafir iseler, misafirlikten sonra eda ederler )<br />
<br />
6 - Kadınların hayız ve nıfas halinde olmamaları gerekir (Bunlar da sonra kaza ederler)<br />
<br />
Not Butun bunlara sahip olan kimse orucun sıhhati bakımından nıyyet etmelidir Aksı halde orucu sahih olmaz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCU BOZMANIN CEZASI</span><br />
<br />
Oruç bir ibadettir Ona başlamakla borç olur Onu bozmak günahtır Farz olan Ramazan orucunun dünyevi cezası keffarettır Keffaret 60 gunluk oruç olup bir gun de kazası olmakla 61 gun eder Diğer oruçları yalnız kaza etmek kafidir<br />
<br />
Orucu bozan şeylerin bir kısmı yalnız kazayı icap ettirir<br />
<br />
Şöyle ki Kendisinde gıda, deva, lezzet ve menfaat bulunan bir şey yemek orucu bozar keffâretı gerektirir<br />
<br />
Fakat bunlar olmazsa keffaret lazım gelmez Yaraya akıtılan bir ilaç gibi<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUÇLU KİMSEYE MEKRUH OLAN HALLER</span><br />
1 - Ab dest veya gusulde ağıza ve buruna su çekerken suyu bol kullanıp ağızda tutmak mekruhtur<br />
<br />
2 - Oruçlu kimsenin pişen yemeğin tadına bakması (kotu huylu kocası olan kadınlar ıçm bir mahzur yoktur )<br />
<br />
3 - Oruçlu kimsenin satın alacağı ya bal vs tadına bakması mekruhtur<br />
<br />
4 - Evvelce çiğnenmiş bir sakızı çiğnemek mekruhtur (Erkekler ıçm oruçlu değilken de sakız çiğnemek kerihtir )<br />
<br />
5 - Oruçlu kimsenin hareketini azalmak ıçm soğuksu ile yakınması mekruhtur<br />
<br />
6 - Oruçlu kimsenin zevcesıyle çıplak sarmaş dolaş olması mekruhtur<br />
<br />
7 - Halsiz kalacak kadar kan aldırmak<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCU BOZUP YALNIZ KAZA İCAB EDEN HALLER</span><br />
1 - Çığ pırı ne yemek, un yemek, hamur yemek<br />
<br />
2 - Çok tuz yemek, az tuz yemek keffaretı gerektirir<br />
<br />
3 - Pamuk, kağıt gibi yenmeyen bir şey yemek<br />
<br />
4 - Zeytin çekirdeği ve buna benzer bir şey yemek<br />
<br />
5 - İğne yaptırmak ilaç almak<br />
<br />
6 - Boğaza kaçan yağmur veya kar suyu kendi iradesi dışında yutmak<br />
<br />
7 - Abdest alırken boğaza su kaçması<br />
<br />
8 - Olgunlaşmamış bir meyvayı yemek<br />
<br />
9 - Toprak yutmak<br />
<br />
10 - Kulağa yağ veya su damlatmak<br />
<br />
11 - Ağız dolusu kusmak<br />
<br />
12 - Ağız içinde kalan nohut tanesi kadar bir maddeyi yemek<br />
<br />
13 - Unutarak bir şeyi yeyıp içen bırkemsenın orucunun bozulduğunu zannederek yeyıp içmesi<br />
<br />
14 - Sabah olduğu halde olmadı zannedip sahur yemek<br />
<br />
15 - Geceleyin niyeti unutulan, gunduz niyeti edilen oruç bozulursa kaza lazım gelir<br />
<br />
16 - Güneş batmadan battı zannedip iftar etmek<br />
<br />
17 - Bir kimse oruçlu iken sefere çıksa yolda orucunu bozsa kaza icap eder<br />
<br />
18 - Uyurken birisi tarafından boğazına su dökülmesi<br />
<br />
19 - Oruçlu olduğunu bilen bir kimse ağzına aldığı renkli bir ipliğin suyunu yutsa orucu bozulur 2Ü - Karı kocanın şehvetle öpüşmesinde inzal vaki olsa oruç bozulur<br />
<br />
21 - Ramazan orucundan başka bozulan butun oruçların kazası gerekir Ancak Ramazan orucu bilerek bozulursa keffaret ıcab eder<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCU BOZULUP KEFFARET İCAP EDEN HALLER</span><br />
1 - Oruçlu olduğunu bilerek yeyıp içmek<br />
<br />
2 - Az miktarda tuz yemek<br />
<br />
3 - Ağzına giren yağmur ve kar suyunu isteyerek yutmak<br />
<br />
4 - Sigara içmek<br />
<br />
5 - Enfiye çekmek<br />
<br />
6 - Çığ et yemek<br />
<br />
7 - Kıl vesaire gibi yenmesi adet olan bir şeyi yemek<br />
<br />
8 - Karısının veya başka birinin lezzet almak için tukruğunu yutmak<br />
<br />
9 - Oruçlu olduğu halde cinsi münasebette bulunmak<br />
<br />
10 - Kan aldırdıktan veya karısını şehvetle öptükten sonra oruç bozuldu zannıyla b bozmak<br />
<br />
11 - Bir kimse ramazanda ıhtılam olsa orucu bozuldu zannıyla iftar etse kaza lazın bununla orucun bozulmayacağını bile bile iftar etse keffaret lazım gelir<br />
<br />
12 - Orucunu bozan kimseye o gun bir baygınlık halı arız olsa keffaret sakıt olur<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER</span><br />
1 - Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek, cinsi münasebette bulunmak<br />
<br />
2 - Uyurken ıhtılam olmak<br />
<br />
3 - Karısını sadece öpmek ve tutmak<br />
<br />
4 - Kadına şehvetle bakmak suretiyle inzal olmak<br />
<br />
5 - Gusul icap eden kimsenin sabahleyin gusletmesi<br />
<br />
6 - Ağzına gelen balgamı yutmak<br />
<br />
7 - Genzinden gelen akıntıyı yutmak<br />
<br />
8 - Ağzına alınan ilacın tadının boğaza ulaşması<br />
<br />
9 - Ağız içinde kalan nohuttan ufak şeyin yutulması<br />
<br />
I 0 - Bıyık yağlamak<br />
<br />
11 - İradesi dışında kusmak 1 2 - Kan aldırmak<br />
<br />
13 - Sürme çekmek<br />
<br />
14 - Ab dest ve gusulde ağız içinde kalan yaşlığın tukruk ile birlikte yutulması orucu bozmaz<br />
<br />
15 - Dişlerin arasında çıkan kan az olur, tukruğe galip olmazsa oruç bozulmaz Eğer bu kan tukruge müsavi veya daha fazla ise orucu bozar<br />
<br />
16 - Bir illetten dolayı ağızdan çıkan boğaza akan su orucu bozmaz<br />
<br />
17 - Gözyaşı ve alınterı ağıza gitse az miktarı orucu bozmaz, çoğu bozar<br />
<br />
18 - Ağrıyan bir dişe konulan bir karanfilin tadı boğaza gitse orucu bozmaz Karanfil ağıza giderse orucu bozar<br />
<br />
19 - Renkli bir ip parçasını ağıza giderse orucu bozar<br />
<br />
20 - Ağız içinde kalan nohut tanesinden kuçuk şeyler orucu bozmaz<br />
<br />
21 - Göze dökülen ilaç orucu bozmaz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUÇ TUTMAMAYI VE BOZMAYI GEREKTİREN HALLER</span><br />
Hasta olmak, yolcu olmak, mecburilık, gebelik ve emziklilik, dermansızlık, düşkünlük ve ihtiyarlık<br />
<br />
1 - Hasta olmak Bir hasta oruç tuttuğu takdirde hastalığın artmasından veya uzamasından korkarsa, bilahare kaza etmek üzere tutmayabilir veya bozabilir<br />
<br />
2 - Yolculuk Bir kimse uç gunluk veya onsekız saatlik bir mesafeye yolculuk yapmış olursa, bilâhare kaza etmek üzere oruca nıyyet etmez<br />
<br />
3 - Mecburılık Tarafından orucun bozulması için zorlanırsa bozmadığı takdirde öldürülmesi soz konusu ise<br />
<br />
4 - Gebelik ve mezıklılık Gebe olan veya bir çocuğa sut veren kadın, kendine veya çocuğa bir zarar gelmesinden korkarsa bilahare kaza etmek şartıyla orucu bozabilir<br />
<br />
5 - Açlık ve susuzluk Bir kimse açlıktan ve susuzluktan dolayı aklını kaybedeceğini tecrübeyle veya musluman bir tabibin ıkazıyla anlarsa orucunu bozar<br />
<br />
6 - Düşkünlük ve ihtiyarlık Oruç tutmaya gucu yetmeyen çok yaşlı kimseler de oruç tutmazlar<br />
<br />
Bunlara kazası da şart olmadığından, fidye verirler</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>