<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Mal ve Zekat]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 22:20:01 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Sadaka Yerine Geçen Ameller - Sadaka sayılan şeyler nelerdir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2023</link>
			<pubDate>Sun, 18 Dec 2022 07:25:57 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=2023</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadaka Yerine Geçen Ameller - Sadaka sayılan şeyler nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadaka,</span></span> Allah rızası için fakirlere, muhtaç kimselere, <br />
<br />
karşılıksız olarak verilen şey; yapılan yardım, her türlü iyilik; Allah yolunda <br />
<br />
yapılan harcamadır.(1)<br />
<br />
Yapılan herhangi bir yardım veya iyiliğin sadaka sayılabilmesi için şu üç <br />
<br />
özelliğin birlikte bulunması gerekmektedir.<br />
<br />
1. Allah rızası için yapılmalıdır,<br />
<br />
2. Özellikle fakir ve ihtiyacı olan kişilere yapılmalıdır,<br />
<br />
3. Karşılıksız olarak yapılmalıdır.<br />
<br />
Bu üç şart birlikte gerçekleşmezse verilen şey sadaka olarak değer kazanmaz.<br />
<br />
Sadaka, Allah’ın buyruklarına uymanın açık bir işareti ve fiili bir şahididir.<br />
<br />
<br />
Sadakanın bir çok çeşidi vardır ve bunları fırsat bilmelidir. Peygamber Efendimiz <br />
<br />
(s.a.v.)’in hizmetinde bulunmuş olan Enes bin Mâlik (r.a.) buyurdu : <br />
<br />
“Birgün Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) öyle güzel ve tatlı sözler söyledi ki biz <br />
<br />
İslâm’ı bileliden beri, o sözlere sevindiğimiz kadar sevindiğimizi bilmiyoruz. <br />
<br />
Şöyle buyurdular : <br />
<br />
Mü’min olan kimse yoldan gelen geçene zahmet ve eziyet veren şeyi kaldıracak <br />
<br />
olsa, Allâhü Teâlâ ecir vermekle o kişiyi sevindirir. Gidecek yolunu bilmeyen <br />
<br />
kimseye yol gösterse bu da sadakadır. Her türlü hayırlı şeyleri göstermekte ecir <br />
<br />
vardır. Dilinde tutukluk olan kimseye başkasına bir şey anlatırken yardımcı olmak <br />
<br />
da sadakadır.<br />
Sadaka diye niyet edilen her işe sadaka sevabı verilir :  Sübhanallah, lâ ilâhe <br />
<br />
illallah, Allâhü ekber demek, haram işlememek için hanımına yaklaşmak, iki kişi <br />
<br />
arasında adaletli olmak sadakadır.<br />
<br />
Bineğine bir şey yükleyene veya ondan birşey indirene yardımcı olmak sadakadır.<br />
<br />
Tatlı söz söylemek, din kardeşinin yüzüne tebessüm etmek sadakadır. Namaza <br />
<br />
giderken atılan her adım sadakadır. Kendisine ve ailesine yaptığı her harcama <br />
<br />
sadakadır. Fidan dikmek veya insanlar, hayvanlar ve kuşlar yesin diye bir şey <br />
<br />
ekmek de sadakadır.<br />
<br />
Faydalı bir ilim öğretmek, su yolu açmak veya su kuyusu kazmak, câmi bina etmek, <br />
<br />
Mushaf vakfetmek, vefat ettikten sonra kendisi için istiğfar edecek birini <br />
<br />
bırakmak da sadakadır.<br />
<br />
Bütün Müslümanlar için istiğfar etmek, Resûlullah’a (s.a.v.) salavât-ı şerîfe <br />
<br />
getirmek de sadakadır.<br />
Damızlık hayvanı, kova ve benzeri eşyaları emanet vermek sadakadır. Bir hayvanı, <br />
<br />
bineği Allah yolunda cihada hazırlamak da sadakadır.<br />
<br />
İki hasmın arasını düzeltmek de sadakadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Neler sadakadır?</span></span><br />
<br />
Sual :  Neleri yapmak, sadaka olur?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span></span><br />
Allah rızası için yapılan her iyilik, sadakadır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki : <br />
(Kendine ve çoluk çocuğuna harcadıkların birer sadakadır.) [Beyheki]<br />
<br />
(Her iyilik, sadakadır.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Güzel söz, sadakadır.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Güler yüzle selam vermek, sadakadır.) [Beyheki]<br />
<br />
(Din kardeşine güler yüz göstermek, sadakadır.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Bir ağaçtan yenilen veya çalınan şeyler, o ağacı diken için sadaka olur.) <br />
<br />
[Müslim]<br />
<br />
(Birine iyi şeyler öğretmek, kötülük yapmasını önlemek, sorana yol göstermek, <br />
<br />
sokaktaki zararlı şeyleri temizlemek, birer sadakadır.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Herkesin eklem yeri kadar sadaka vermesi gerekir. Sübhanallah, Elhamdülillah, La <br />
<br />
ilahe illallah veya Allahü ekber demek, birer sadakadır. İyiliği tavsiye etmek, <br />
<br />
kötülüğe önlemeye çalışmak, birer sadakadır. İki rekât kuşluk namazı kılmaksa, <br />
<br />
bütün bunları karşılar.) [Müslim]<br />
<br />
(Emr-i maruf, nehy-i münker yapmak sadakadır.) [Müslim]<br />
<br />
(Müdara etmek sadakadır.) [Deylemi]<br />
<br />
(Hastanın nefes alıp vermesi sadakadır.) [Hatib]<br />
<br />
(Camiye giderken atılan her adım da bir sadakadır.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Ölümü hatırlamak sadakadır.) [Deylemi]<br />
<br />
(Borçlu fakire, ödemesi için mühlet verenin, her günü, bir sadaka olur.) <br />
<br />
[Taberani]<br />
<br />
(Yolunu kaybetmişe yol göstermek bir sadakadır.) [C. Sagir]<br />
<br />
(Zevcine hizmet sadakadır.) [Deylemi]<br />
<br />
(Nikâhlısıyla beraber olmak sadakadır.) [Müslim]<br />
<br />
(Haramdan sakınanla, istişare etmek sadakadır.) [Deylemi]<br />
<br />
(Kötülük yapmaktan sakınmak bir sadakadır.) [İbni Ebiddünya]<br />
<br />
(Ödünç vermek bir sadakadır.) [Taberani]<br />
<br />
(Selam vermek sadakadır.) [Buhari]<br />
<br />
--------------<br />
Yüce Rabbimiz; “Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir <br />
<br />
zamana kadar ertelesen de, sadaka verip iyilerden olsam! demeden önce, size <br />
<br />
verdiğimiz rızıktan harcayın.”(2)<br />
<br />
“Ey iman edenler! kazanlıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için <br />
<br />
çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın…”(3) buyurarak inananlara sadaka <br />
<br />
vermeyi emretmekte,<br />
<br />
Gerçek müminleri ise; “Kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda <br />
<br />
harcarlar.”(4)<br />
“Onlar bollukta, darlıkta Allah yolunda harcarlar.”(5) diye tarif etmektedir.<br />
<br />
Sadaka, Allah’ın rızasını kazanmanın, dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmenin <br />
<br />
yoludur.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim'de; Allah yolunda yapılan her iyi ve güzel <br />
<br />
davranışın karşılığını vereceğini belirterek şöyle buyurmaktadır : <br />
“Allah müminlerden mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) Cennet <br />
<br />
karşılığında satın almıştır.”(6)<br />
<br />
“Kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah <br />
<br />
katında bulursunuz.”(7)<br />
<br />
“Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) <br />
<br />
başa kalkmayan ve gönül incitmeyenlerin Rabbleri katında mükafatları vardır. <br />
<br />
Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.”(8 )<br />
<br />
“Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse <br />
<br />
bilmez.”(9)<br />
<br />
“…Sadaka veren erkeklerle, sadaka veren kadınlar….var ya, işte onlar  için Allah <br />
<br />
bağışlama ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.(10)<br />
<br />
“Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir <br />
<br />
şeyi ortak koşmasın.”(11)<br />
<br />
Sadaka, malı eksiltmez(12), malı çoğaltır ve bereketlendirir.<br />
<br />
Bir kutsi hadiste :  “Ey Ademoğlu! İnfak et ki, Ben de sana  infak edeyim.”(13) <br />
<br />
buyrulmaktadır.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma’ya şu <br />
<br />
tavsiyede bulunmuştur. <br />
<br />
“Ey Esma! Cimri olma ki, Allah da sana eksik vermesin. Saymadan ver ki, Allah da <br />
<br />
sana saymadan versin. Kesenin ağzını bağlama ki, Allah da sana nimetini eksik <br />
<br />
etmesin, kesenin ağzını bağlamasın. İnfak et ki Allah da sana infak etsin.”(14)<br />
<br />
Sadaka, Allah’ın verdiği nimetlere şükrün ifadesidir.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz; verdiği nimetlere şükretmemizi emretmekte, nankörlük etmememizi.<br />
<br />
(15) istemekte, “Verdiği nimetlere şükrettiğimiz takdirde bize nimetlerini <br />
<br />
artıracağını, (16); “Kıyamet gününde, bize verilen her türlü nimetten hesaba <br />
<br />
çekileceğimizi” bildirmektedir.”(17)<br />
<br />
Sadaka, dünyada yoksulun, ahirette verenin yüzünü güldüren ve insanı Rabbine <br />
<br />
yaklaştıran bir bağıştır.<br />
<br />
Sahabe-i Kiramın sevgili Peygamberimiz (sav)'e, "Ya Resulallah! Allah yolunda ne <br />
<br />
infak edelim?" Diye sormaları üzerine, Yüce Rabbimiz :  “(Ya Muhammed!) Sana Allah <br />
<br />
yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki :  ihtiyaçtan arta kalanı.”(18 ) <br />
<br />
(harcayın) buyurmuştur. “Biz hayır olarak ne verirsek, şüphesiz Allah onu <br />
<br />
bilmektedir.”(19) “Allah harcadığımız her şeyin karşılığını  verecektir.”(20) <br />
<br />
“Zerre ağırlınca bir hayır işleyen onun karşılığını görecektir.”(21)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) :  “(İyilik yapmak ve) iyiliği tavsiye etmek sadaka <br />
<br />
olduğu gibi kötülükten sakınmak ve başkalarını da sakındırmak sadakadır.”(22)<br />
<br />
  "Sadaka vermede acele ediniz, zira bela sadakanın önüne geçemez.”(23)<br />
<br />
“Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, Allah Teala yedi insanı Arşın <br />
<br />
gölgesinde barındıracaktır. (Bunlardan biri de), sağ elinin verdiğini, sol elinin <br />
<br />
bilmeyeceği kadar sadakayı gizli veren kimsedir.” buyurmuşlardır.(24)<br />
<br />
  Ömer b. Abdülaziz :  “Namaz seni yolun yarısına, oruç da Melik’in kapısına, <br />
<br />
sadaka ise Melik’in huzuruna iletir.” demiştir.<br />
<br />
Nitekim Yüce Rabbimiz “Kullarım, Beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki) gerçekten <br />
<br />
Ben (onlara) çok yakınım.”(25) buyurmaktadır. İki kutsi hadiste ise bu gerçek <br />
<br />
şöyle ifade edilmektedir.<br />
<br />
“Ben kulumun zannına (inancına) göreyim. Kulum Beni zikrettiğinde, Ben onunlayım. <br />
<br />
(Rahmetim, tevfik ve yardımım onunla beraberdir). O Beni kalbinde gizlice <br />
<br />
zikrederse, Ben de onu bu şekilde anarım. Beni bir toplum içinde zikrederse, Ben <br />
<br />
de kulumu o toplumdan daha hayırlı bir toplum içinde (Rahmetimle) anarım.”(26)<br />
<br />
“Kulum bana bir karış yaklaştığı zaman, Ben ona bir arşın yaklaşırım; O Bana bir <br />
<br />
arşın yaklaşınca, Ben ona bir kulaç yaklaşırım; O bana yürüyerek geldiği zaman, <br />
<br />
Ben ona koşarak varırım.”(27)<br />
<br />
“Sensin bize bizden yakın, / Görünmezsin hicap nedir?”(28 )<br />
<br />
Dizeleriyle Yunusumuz bu gerçeği ne güzel ifade etmiştir.<br />
<br />
  Sadaka, belayı önler, ömrü uzatır, hataları yok eder ve insanı cehennem <br />
<br />
ateşinden korur.<br />
<br />
  Sevgili Peygamberimiz :  “Az da olsa gücünüz yettiği kadar sadaka veriniz.” (29)<br />
<br />
 “Yarım hurma ile de olsa; kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz, o kadarını da <br />
<br />
bulamayanlar güzel bir sözle bile olsa kendilerini korusunlar.”(30) “güzel bir <br />
<br />
söz;(31) her meşru ve güzel bir iş sadakadır.(32)<br />
<br />
  “Bir hurma da olsa sadaka verin, çünkü o bir hurma açlığı giderir. Suyun ateşi <br />
<br />
söndürdüğü gibi, sadaka da hataları yok eder.”(33)<br />
 <br />
“Sadaka Allah’ın öfkesini söndürür ve kötü ölümü bertaraf eder.”(34)<br />
<br />
“Sadaka, belayı önler ve ömrü uzatır.”(35); ”Suyun ateşi söndürdüğü gibi <br />
<br />
günahların azabını söndürür.”(36) buyurmuşlardır.<br />
<br />
  İbni Ebi Ca’d :  “Sadaka yetmiş kötülük kapısını kapatır.”diyor<br />
<br />
  Hz. Lokman, oğluna :  “Oğlum! Bir hata işlediğinde hemen arkasından sadaka <br />
<br />
ver.”(37) tavsiyesinde bulunmuştur.<br />
<br />
            Şunu iyi bilmeliyiz ki; “Az sadaka çok belayı defeder.”<br />
<br />
            Sadaka, en kıymetli, en iyi, en temiz, en güzel ve en sevimli malı <br />
<br />
Allah rızası için infak etmektir. Zira, Allah Teala temizdir. Ancak temiz olanı <br />
<br />
kabul eder.(38 )<br />
<br />
            Hz. Peygamber :  “Helaldan kazandığı malını infak edenlere müjdeler <br />
<br />
olsun.”(39) buyurmuştur.<br />
<br />
            Servetinin iyisini kendisine bırakıp, kötüsünü Allah yolunda infak <br />
<br />
etmek insan için uygun bir davranış değildir. İnanan insan malının kötüsünü <br />
<br />
değil, iyisini Allah yolunda infak eder.<br />
<br />
            Yüce Allah :  “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık <br />
<br />
olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü <br />
<br />
yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki <br />
<br />
Allah zengindir, övgüye layıktır.”(40) buyurmaktadır.<br />
<br />
            Bir Hadis-i Şerifte; “Kim helal kazancından bir sadaka verirse Allah <br />
<br />
onu kabul eder.”(41) Diğer bir hadis-i Şerifte ise :  “Sadakanın en değerlisi; <br />
<br />
fakirin gücü nispetinde gizlice başka bir fakire verdiği sadakadır.”(42) <br />
<br />
buyurulmuştur.<br />
<br />
            Sadaka :  Bir nevi Allah’a ödünç vermedir. Verilen bu sadakanın <br />
<br />
karşılığını Allah kat kat verecektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de :  “Ey iman <br />
<br />
edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın kullarına) yardım ederseniz, Allah da size <br />
<br />
yardım eder."(43)<br />
<br />
            “Eğer Allah’a güzel bir  borç verirseniz Allah onu size kat kat öder <br />
<br />
ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını verendir, Halim’dir (hemen <br />
<br />
cezalandırmaz, mühret verir)”(44) buyrulmaktadır.<br />
<br />
            Sevgili Peygamberimiz :  “Hangi Müslüman çıplaklığından dolayı bir <br />
<br />
Müslümana elbise giydirirse, Allah da ona cennet elbiselerinden giydirir. Bir <br />
<br />
müslüman açlığından dolayı bir müslümanı doyurursa, Allah da onu kıyamet günü <br />
<br />
cennet meyvelerinden doyurur. Hangi müslüman susuzluğundan dolayı bir müslümana <br />
<br />
su içirirse, Allah Teala da Onu kıyamet gününde “Rahik-i mahtum’dan” içirir.”(45)<br />
<br />
Yapılan her türlü yardım ve iyilik sadakadır. İyilik ve mutluluğa ulaşmanın yolu <br />
<br />
sadakadan geçmektedir. Yüce Rabbimiz :  “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) <br />
<br />
harcamadıkça “iyiliğe ulaşamasınız”(46) buyurmaktadır.<br />
<br />
          “İyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere <br />
<br />
inanmak, (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda <br />
<br />
kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcamak, namaz kılmak, zekat <br />
<br />
vermek, anlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirmek, sıkıntı, hastalık ve <br />
<br />
savaş zamanlarında sabretmektir.” Kuran-ı Kerim'in beyanına göre  : <br />
<br />
            “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (den ibaret) <br />
<br />
değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere <br />
<br />
iman edenlerin; mala olan sevgisine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, <br />
<br />
yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere <br />
<br />
verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, anlaşmaları yaptıklarında <br />
<br />
sözlerin yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zaman <br />
<br />
(direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır.”(47)<br />
<br />
            İyilikte bulunan kulların özellikleri ve karşılaşacakları mükafatlar <br />
<br />
ise şöyle tarif edilmektedir.<br />
<br />
            “İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten  <br />
<br />
içerler.”<br />
<br />
            “Bu Allah’ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir <br />
<br />
pınardır.” Bir pınar ki, Allah’ın kulları ondan içer, O’nu (istedikleri şekilde) <br />
<br />
fışkırtıp akıtırlar. O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı <br />
<br />
kuşatmış bir günden korkarlar. Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire <br />
<br />
yedirirler. (yedirdikleri kimselere şöyle derler : ) “Biz size sırf Allah rızası <br />
<br />
için yediriyoruz. Sizden bir teşekkür ve karşılık beklemiyoruz.”(48 )<br />
<br />
            Rivayete göre bu Ayet-i Kerimeler :  Ehli Beyt hakkında nazil olmuştur.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimizin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hastalanırlar. Hz. Ali <br />
<br />
ve Hz. Fatıma üzüntü içindedirler. Sahabe-i Kiramdan bazıları Hz. Fatma ve Hz. <br />
<br />
Ali’ye çocuklarının hastalıktan kurtulmaları için Allah yolunda adak yapmalarını <br />
<br />
önerirler. Hz. Ali ve Fatıma çocukları hastalıktan kurtuldukları takdirde üç gün <br />
<br />
oruç tutmayı adak yaparlar. Hz. Hasan ile Hüseyin sağlıklarına kavuşurlar. Hz. <br />
<br />
Ali ile Fatıma adak oruçlarını tutmaya başlarlar. İlk günün akşamında iftar <br />
<br />
vaktinde kapıya bir miskin gelerek yardım talebinde bulunur. Hz. Ali ve Fatıma <br />
<br />
iftar için hazırladıkları tüm yiyeceklerini miskine ikram ederler, kendileri <br />
<br />
oruçlarını su ile açarak yetinirler ve ertesi günün orucuna niyet ederler. İkinci <br />
<br />
gün akşamı iftar esnasında kapıya bir yetim gelerek Hz. Fatıma ve Ali’den yardım <br />
<br />
talebinde bulunur. Hz. Ali ve Fatıma hazırladıkları yiyecekleri yetime ikram <br />
<br />
ederler, kendileri su ile oruçlarını açıp, ertesi gün için oruçlarına niyet <br />
<br />
ederler. Üçüncü günü iftar vaktinde kapıya bir esir gelir, Hz. Ali ve Fatıma’dan <br />
<br />
yardım talebinde bulunur. Hz. Ali ve Fatıma hazırladıkları yiyeceklerini kapıya <br />
<br />
gelen esire verirler ve arkasından şöyle derler, biz size sırf Allah rızası için <br />
<br />
yediriyoruz, sizden bir teşekkür ve karşılık beklemiyoruz, derler. Oruçlarını su <br />
<br />
ile açarak yetinirler. ...<br />
<br />
Sadakanın en üstünü, kişinin ilim öğrenip sonra da onu bir müslüman kardeşine <br />
<br />
öğretmesi(49) ve hayrı devam eden bir yardımda bulunmasıdır ki, biz buna sadaka-i <br />
<br />
Cariye diyoruz.” Müslümanın hayatta iken yaptırdığı cami, okul, hastane, çeşme, <br />
<br />
köprü v.b. sosyal hizmetler Sadaka-i Cariyedir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuşlardır. “İnsanoğlu öldüğü <br />
<br />
zaman amel defteri kapanır. Üç şey onun amel defterinin açık kalmasını sağlar : <br />
<br />
1. Sadaka-i Cariye, (hayrı devam eden iyilikler)<br />
<br />
2. Yararlanılan ilim.<br />
<br />
3. Kendisine dua eden hayırlı evlat"(50)<br />
<br />
“İnanan kişinin hayatta iken öğrenip neşrettiği ilim, geride bıraktığı salih bir <br />
<br />
evlat, miras bıraktığı bir Mushaf (Kur’an-ı Kerim), inşa ettiği bir mescit, <br />
<br />
yolcular için yaptırdığı bina (misafirhane), yaptırdığı bir çeşme hayatta ve <br />
<br />
sağlıklı iken verdiği her şey sadakadır."(51)<br />
<br />
“Her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil (la ilahe illallah demek) <br />
<br />
bir sadaka, her tekbir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten <br />
<br />
sakındırmak sadakadır…”(52)<br />
<br />
 “Bir Müslüman bir ağaç diker de, onun meyvesinden bir insan yahut bir hayvan <br />
<br />
yerse, muhakkak o ağaç sahibi için sadakadır.”(53)<br />
<br />
 “Müslüman kişi, ailesinin nafakası için harcar ve bundan sevap umarsa, bu ona <br />
<br />
sadaka olur. Hatta Müslümanın Müslüman kardeşine güler bir yüz göstermesi de <br />
<br />
sadakadır.”(54)<br />
<br />
Sadakaları gizli ve aşikar vermek mümkündür. Fakat gizli olarak vermek daha <br />
<br />
güzeldir.<br />
<br />
 “Eğer sadakaları (zekat ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne güzel! Fakat <br />
<br />
gizleyerek fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahların bir <br />
<br />
kısmına da kefaret olur. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(55)<br />
<br />
 “Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayan var ya, onların <br />
<br />
Rabblerin katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olacak <br />
<br />
değillerdir.”(56)<br />
<br />
            Bu Ayeti Kerime Hz. Ebu Bekir hakkında nazil olmuştur.<br />
<br />
            Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), Sahabe-i Kiramdan, Tebük seferine <br />
<br />
çıkan orduya yardım etmelerini istemiş, bunun üzerine Hz. Ali elinde bulunan dört <br />
<br />
dinardan birini gece, birini gündüz, birini gizli, birini açıktan infak etmiştir.<br />
<br />
            Hz. Ömer malının yarısını infak ederek, bu konuda herkesi geçtiğini <br />
<br />
zannetmiştir. Fakat Hz. Ebu Bekir, tüm malını Allah yolunda infak etmiştir.<br />
<br />
            Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz  (s.a.v.); “Çoluk çocuğuna ne <br />
<br />
bıraktın, ya Eba Bekir?" diye sormuş, Hz. Ebu Bekir de, “Allah ve Resulünü <br />
<br />
bıraktım Ya Resulallah!” diye cevap verir. Bu olaydan sonra Hz. Ebu Bekir evine <br />
<br />
dönerek, abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra; “Ya Rabbi! her şeyimi Senin <br />
<br />
rızan için infak ettim. Şimdi bir dileğim daha var, o da şudur. Kıyamet gününde <br />
<br />
benim bu nazik vücudumu o kadar büyüt ki, vücudum cehennem ateşi üzerini <br />
<br />
kaplasın, müminlerden cehenneme gireceklerinin yerine beni yak, Ya Rabbi! diye <br />
<br />
dua eder. Yukarıda geçen Bakara Suresinin 274. Ayeti Kerimesi nazil olunca, Hz. <br />
<br />
Peygamber (s.a.v.); “Çok mal biriktirenler sefildir.” buyurmuşlardır. Sahabe-i <br />
<br />
Kiramdan biri bunun hiçbir istisnası yok mu? Ya Resulallah! diye üç defa sormuş, <br />
<br />
Peygamber Efendimiz (sav) mübarek elleriyle işaret ederek, malıyla sağından ve <br />
<br />
solundan şöyle ve şöyle, arka ve önünden şöyle ve şöyle infak edenler bunun <br />
<br />
dışındadır buyurmuşlardır. Diğer bir Ayeti Kerimede, “Mallarını Allah yolunda <br />
<br />
harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz dane bulunan bir <br />
<br />
tohum gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfü geniş olandır, <br />
<br />
hakkıyla bilendir.”(57) buyrulmaktadır. Bu Ayeti Kerime nazil olunca, Sevgili <br />
<br />
Peygamberimiz, üç defa “Ya Rabbi! ümmetime daha da artır.” diye dua etmiş ve <br />
<br />
arkasından; “Muhakkak sabredenlere, mükafatları hesapsız ödenecektir”(58 )müjdesi <br />
<br />
gelmiştir.<br />
<br />
Mehmet Emin BAYAR, Din Hizmetleri Müşaviri<br />
<br />
 <br />
<br />
Sadakanın ömrü uzatması ile ilgili cevap için tıklayınız...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dipnotlar : </span></span><br />
<br />
(1) Türk Dil Kurumu sözlüğü Sadaka maddesi<br />
<br />
(2) Münafikun 63/10<br />
<br />
(3) Bakara :  2/267<br />
<br />
(4) Bakara :  2/3<br />
<br />
(5) Al-i İmran 3/134<br />
<br />
(6) Tevbe :  9/111<br />
<br />
(7) Müzemmil :  73/20<br />
<br />
(8 ) Bakara :  2/262<br />
<br />
(9) Secde 32/17<br />
<br />
(10) Ahzab 33/35<br />
<br />
(11) Kehf  :  18/110<br />
<br />
(12) Müslim :  Birr 69; Muvatta Sadaka 12<br />
<br />
(13) Buhari, Zekat 28; Müslim Zekat 57<br />
<br />
(14) Buhari, Zekat 21;Müslim, Zekat 88; Tirmizi, Birr 40<br />
<br />
(15) Bakara, 2/152<br />
<br />
(16) İbrahim 14/7<br />
<br />
(17) Tekasür, 102/8<br />
<br />
(18 ) Bakara, 2/219<br />
<br />
(19) Bakara, 2/273<br />
<br />
(20) Sebe, 34/39<br />
<br />
(21) Zilzal, 99/7<br />
<br />
(22) Müslim Misafirin 48, Zekat 56; Buhari, Sulh 11<br />
<br />
(23) Fey’zül Kadir, 3/195<br />
<br />
(24) Buhari, Ezan 36, Zekat 16; Müslim, Zekat 91<br />
<br />
(25) Bakara 2/186<br />
<br />
(26) Riya-üz- Salihin Tercemesi cilt 3 sayfa 38-39 h. no. 1464<br />
<br />
(27) Buhari, Tevhid 50; Müslim, Zikir 2,3 20-22<br />
<br />
(28 ) Yunus Emre<br />
<br />
(29) Buhari, Zekat 21<br />
<br />
(30) Buhari, Zekat 10, 9, Edeb 34; Müslim, Zekat 66-67<br />
<br />
(31) Buhari, Edeb 34, Müslimi, Zekat 56<br />
<br />
(32) Buhari, Edeb 33; Müslim, Zekat 53<br />
<br />
(33) R,iyaz’üz Salihin, .<br />
<br />
(34) Tirmizi, Zekat 28<br />
<br />
(35) Defterdar S.M. Paşa Devlet Adamlarına öğütler, 124<br />
<br />
(36) Riyaz’ül Salihin Hadis no 1525<br />
<br />
(37) Lokman : <br />
<br />
(38 ) Buhari, Zekat 8; Müslim, Zekat 68<br />
<br />
(39) Bezzar<br />
<br />
(40) Bakara :  2/267<br />
<br />
(41) Buhari, Tirmizi<br />
<br />
(42) Hadis-i Şerif<br />
<br />
(43) Muhammed 47/7<br />
<br />
(44) Tegabun :  64/17<br />
<br />
(45)Tirmizi, Kıyamet 42<br />
<br />
(46) Al-i İmran :  3/92<br />
<br />
(47) Bakara :  2/177<br />
<br />
(48 ) Derh :  76/5-8<br />
<br />
(49) Kütüb-ü Sitte Muhtasarı c. 16 s. 548 H. no. 6060<br />
<br />
(50) Müslim, zikir 23, 20/22; Buhari Tevhid 50<br />
<br />
(51) Kütüb-ü Sitte Muhtesarı, c.16 s. 547 H. no. 6059<br />
<br />
(52) Müslim Misafirin, 84, Zekat :  56; Buhari Sulh :  11, Cihad 72<br />
<br />
(53) Sahih-I Buhari Muhtesarı, c. 12, sayfa 129<br />
<br />
(54) Buhari, Nafakat 1, İman 41; Müslim, Zekat 48<br />
<br />
(55) Bakara :  2/271<br />
<br />
(56) Bakara 2/274<br />
<br />
(57) Bakar : 2/261<br />
<br />
(58 ) Zümer 39/10<br />
<br />
--------------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynaklar  :  </span><br />
Dinimiz islam<br />
islmaiyasam<br />
Sorularla İslamiyet</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadaka Yerine Geçen Ameller - Sadaka sayılan şeyler nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadaka,</span></span> Allah rızası için fakirlere, muhtaç kimselere, <br />
<br />
karşılıksız olarak verilen şey; yapılan yardım, her türlü iyilik; Allah yolunda <br />
<br />
yapılan harcamadır.(1)<br />
<br />
Yapılan herhangi bir yardım veya iyiliğin sadaka sayılabilmesi için şu üç <br />
<br />
özelliğin birlikte bulunması gerekmektedir.<br />
<br />
1. Allah rızası için yapılmalıdır,<br />
<br />
2. Özellikle fakir ve ihtiyacı olan kişilere yapılmalıdır,<br />
<br />
3. Karşılıksız olarak yapılmalıdır.<br />
<br />
Bu üç şart birlikte gerçekleşmezse verilen şey sadaka olarak değer kazanmaz.<br />
<br />
Sadaka, Allah’ın buyruklarına uymanın açık bir işareti ve fiili bir şahididir.<br />
<br />
<br />
Sadakanın bir çok çeşidi vardır ve bunları fırsat bilmelidir. Peygamber Efendimiz <br />
<br />
(s.a.v.)’in hizmetinde bulunmuş olan Enes bin Mâlik (r.a.) buyurdu : <br />
<br />
“Birgün Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) öyle güzel ve tatlı sözler söyledi ki biz <br />
<br />
İslâm’ı bileliden beri, o sözlere sevindiğimiz kadar sevindiğimizi bilmiyoruz. <br />
<br />
Şöyle buyurdular : <br />
<br />
Mü’min olan kimse yoldan gelen geçene zahmet ve eziyet veren şeyi kaldıracak <br />
<br />
olsa, Allâhü Teâlâ ecir vermekle o kişiyi sevindirir. Gidecek yolunu bilmeyen <br />
<br />
kimseye yol gösterse bu da sadakadır. Her türlü hayırlı şeyleri göstermekte ecir <br />
<br />
vardır. Dilinde tutukluk olan kimseye başkasına bir şey anlatırken yardımcı olmak <br />
<br />
da sadakadır.<br />
Sadaka diye niyet edilen her işe sadaka sevabı verilir :  Sübhanallah, lâ ilâhe <br />
<br />
illallah, Allâhü ekber demek, haram işlememek için hanımına yaklaşmak, iki kişi <br />
<br />
arasında adaletli olmak sadakadır.<br />
<br />
Bineğine bir şey yükleyene veya ondan birşey indirene yardımcı olmak sadakadır.<br />
<br />
Tatlı söz söylemek, din kardeşinin yüzüne tebessüm etmek sadakadır. Namaza <br />
<br />
giderken atılan her adım sadakadır. Kendisine ve ailesine yaptığı her harcama <br />
<br />
sadakadır. Fidan dikmek veya insanlar, hayvanlar ve kuşlar yesin diye bir şey <br />
<br />
ekmek de sadakadır.<br />
<br />
Faydalı bir ilim öğretmek, su yolu açmak veya su kuyusu kazmak, câmi bina etmek, <br />
<br />
Mushaf vakfetmek, vefat ettikten sonra kendisi için istiğfar edecek birini <br />
<br />
bırakmak da sadakadır.<br />
<br />
Bütün Müslümanlar için istiğfar etmek, Resûlullah’a (s.a.v.) salavât-ı şerîfe <br />
<br />
getirmek de sadakadır.<br />
Damızlık hayvanı, kova ve benzeri eşyaları emanet vermek sadakadır. Bir hayvanı, <br />
<br />
bineği Allah yolunda cihada hazırlamak da sadakadır.<br />
<br />
İki hasmın arasını düzeltmek de sadakadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Neler sadakadır?</span></span><br />
<br />
Sual :  Neleri yapmak, sadaka olur?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span></span><br />
Allah rızası için yapılan her iyilik, sadakadır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki : <br />
(Kendine ve çoluk çocuğuna harcadıkların birer sadakadır.) [Beyheki]<br />
<br />
(Her iyilik, sadakadır.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Güzel söz, sadakadır.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Güler yüzle selam vermek, sadakadır.) [Beyheki]<br />
<br />
(Din kardeşine güler yüz göstermek, sadakadır.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Bir ağaçtan yenilen veya çalınan şeyler, o ağacı diken için sadaka olur.) <br />
<br />
[Müslim]<br />
<br />
(Birine iyi şeyler öğretmek, kötülük yapmasını önlemek, sorana yol göstermek, <br />
<br />
sokaktaki zararlı şeyleri temizlemek, birer sadakadır.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Herkesin eklem yeri kadar sadaka vermesi gerekir. Sübhanallah, Elhamdülillah, La <br />
<br />
ilahe illallah veya Allahü ekber demek, birer sadakadır. İyiliği tavsiye etmek, <br />
<br />
kötülüğe önlemeye çalışmak, birer sadakadır. İki rekât kuşluk namazı kılmaksa, <br />
<br />
bütün bunları karşılar.) [Müslim]<br />
<br />
(Emr-i maruf, nehy-i münker yapmak sadakadır.) [Müslim]<br />
<br />
(Müdara etmek sadakadır.) [Deylemi]<br />
<br />
(Hastanın nefes alıp vermesi sadakadır.) [Hatib]<br />
<br />
(Camiye giderken atılan her adım da bir sadakadır.) [İ. Ahmed]<br />
<br />
(Ölümü hatırlamak sadakadır.) [Deylemi]<br />
<br />
(Borçlu fakire, ödemesi için mühlet verenin, her günü, bir sadaka olur.) <br />
<br />
[Taberani]<br />
<br />
(Yolunu kaybetmişe yol göstermek bir sadakadır.) [C. Sagir]<br />
<br />
(Zevcine hizmet sadakadır.) [Deylemi]<br />
<br />
(Nikâhlısıyla beraber olmak sadakadır.) [Müslim]<br />
<br />
(Haramdan sakınanla, istişare etmek sadakadır.) [Deylemi]<br />
<br />
(Kötülük yapmaktan sakınmak bir sadakadır.) [İbni Ebiddünya]<br />
<br />
(Ödünç vermek bir sadakadır.) [Taberani]<br />
<br />
(Selam vermek sadakadır.) [Buhari]<br />
<br />
--------------<br />
Yüce Rabbimiz; “Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir <br />
<br />
zamana kadar ertelesen de, sadaka verip iyilerden olsam! demeden önce, size <br />
<br />
verdiğimiz rızıktan harcayın.”(2)<br />
<br />
“Ey iman edenler! kazanlıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için <br />
<br />
çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın…”(3) buyurarak inananlara sadaka <br />
<br />
vermeyi emretmekte,<br />
<br />
Gerçek müminleri ise; “Kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda <br />
<br />
harcarlar.”(4)<br />
“Onlar bollukta, darlıkta Allah yolunda harcarlar.”(5) diye tarif etmektedir.<br />
<br />
Sadaka, Allah’ın rızasını kazanmanın, dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmenin <br />
<br />
yoludur.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim'de; Allah yolunda yapılan her iyi ve güzel <br />
<br />
davranışın karşılığını vereceğini belirterek şöyle buyurmaktadır : <br />
“Allah müminlerden mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) Cennet <br />
<br />
karşılığında satın almıştır.”(6)<br />
<br />
“Kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah <br />
<br />
katında bulursunuz.”(7)<br />
<br />
“Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) <br />
<br />
başa kalkmayan ve gönül incitmeyenlerin Rabbleri katında mükafatları vardır. <br />
<br />
Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.”(8 )<br />
<br />
“Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse <br />
<br />
bilmez.”(9)<br />
<br />
“…Sadaka veren erkeklerle, sadaka veren kadınlar….var ya, işte onlar  için Allah <br />
<br />
bağışlama ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.(10)<br />
<br />
“Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir <br />
<br />
şeyi ortak koşmasın.”(11)<br />
<br />
Sadaka, malı eksiltmez(12), malı çoğaltır ve bereketlendirir.<br />
<br />
Bir kutsi hadiste :  “Ey Ademoğlu! İnfak et ki, Ben de sana  infak edeyim.”(13) <br />
<br />
buyrulmaktadır.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma’ya şu <br />
<br />
tavsiyede bulunmuştur. <br />
<br />
“Ey Esma! Cimri olma ki, Allah da sana eksik vermesin. Saymadan ver ki, Allah da <br />
<br />
sana saymadan versin. Kesenin ağzını bağlama ki, Allah da sana nimetini eksik <br />
<br />
etmesin, kesenin ağzını bağlamasın. İnfak et ki Allah da sana infak etsin.”(14)<br />
<br />
Sadaka, Allah’ın verdiği nimetlere şükrün ifadesidir.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz; verdiği nimetlere şükretmemizi emretmekte, nankörlük etmememizi.<br />
<br />
(15) istemekte, “Verdiği nimetlere şükrettiğimiz takdirde bize nimetlerini <br />
<br />
artıracağını, (16); “Kıyamet gününde, bize verilen her türlü nimetten hesaba <br />
<br />
çekileceğimizi” bildirmektedir.”(17)<br />
<br />
Sadaka, dünyada yoksulun, ahirette verenin yüzünü güldüren ve insanı Rabbine <br />
<br />
yaklaştıran bir bağıştır.<br />
<br />
Sahabe-i Kiramın sevgili Peygamberimiz (sav)'e, "Ya Resulallah! Allah yolunda ne <br />
<br />
infak edelim?" Diye sormaları üzerine, Yüce Rabbimiz :  “(Ya Muhammed!) Sana Allah <br />
<br />
yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki :  ihtiyaçtan arta kalanı.”(18 ) <br />
<br />
(harcayın) buyurmuştur. “Biz hayır olarak ne verirsek, şüphesiz Allah onu <br />
<br />
bilmektedir.”(19) “Allah harcadığımız her şeyin karşılığını  verecektir.”(20) <br />
<br />
“Zerre ağırlınca bir hayır işleyen onun karşılığını görecektir.”(21)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) :  “(İyilik yapmak ve) iyiliği tavsiye etmek sadaka <br />
<br />
olduğu gibi kötülükten sakınmak ve başkalarını da sakındırmak sadakadır.”(22)<br />
<br />
  "Sadaka vermede acele ediniz, zira bela sadakanın önüne geçemez.”(23)<br />
<br />
“Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, Allah Teala yedi insanı Arşın <br />
<br />
gölgesinde barındıracaktır. (Bunlardan biri de), sağ elinin verdiğini, sol elinin <br />
<br />
bilmeyeceği kadar sadakayı gizli veren kimsedir.” buyurmuşlardır.(24)<br />
<br />
  Ömer b. Abdülaziz :  “Namaz seni yolun yarısına, oruç da Melik’in kapısına, <br />
<br />
sadaka ise Melik’in huzuruna iletir.” demiştir.<br />
<br />
Nitekim Yüce Rabbimiz “Kullarım, Beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki) gerçekten <br />
<br />
Ben (onlara) çok yakınım.”(25) buyurmaktadır. İki kutsi hadiste ise bu gerçek <br />
<br />
şöyle ifade edilmektedir.<br />
<br />
“Ben kulumun zannına (inancına) göreyim. Kulum Beni zikrettiğinde, Ben onunlayım. <br />
<br />
(Rahmetim, tevfik ve yardımım onunla beraberdir). O Beni kalbinde gizlice <br />
<br />
zikrederse, Ben de onu bu şekilde anarım. Beni bir toplum içinde zikrederse, Ben <br />
<br />
de kulumu o toplumdan daha hayırlı bir toplum içinde (Rahmetimle) anarım.”(26)<br />
<br />
“Kulum bana bir karış yaklaştığı zaman, Ben ona bir arşın yaklaşırım; O Bana bir <br />
<br />
arşın yaklaşınca, Ben ona bir kulaç yaklaşırım; O bana yürüyerek geldiği zaman, <br />
<br />
Ben ona koşarak varırım.”(27)<br />
<br />
“Sensin bize bizden yakın, / Görünmezsin hicap nedir?”(28 )<br />
<br />
Dizeleriyle Yunusumuz bu gerçeği ne güzel ifade etmiştir.<br />
<br />
  Sadaka, belayı önler, ömrü uzatır, hataları yok eder ve insanı cehennem <br />
<br />
ateşinden korur.<br />
<br />
  Sevgili Peygamberimiz :  “Az da olsa gücünüz yettiği kadar sadaka veriniz.” (29)<br />
<br />
 “Yarım hurma ile de olsa; kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz, o kadarını da <br />
<br />
bulamayanlar güzel bir sözle bile olsa kendilerini korusunlar.”(30) “güzel bir <br />
<br />
söz;(31) her meşru ve güzel bir iş sadakadır.(32)<br />
<br />
  “Bir hurma da olsa sadaka verin, çünkü o bir hurma açlığı giderir. Suyun ateşi <br />
<br />
söndürdüğü gibi, sadaka da hataları yok eder.”(33)<br />
 <br />
“Sadaka Allah’ın öfkesini söndürür ve kötü ölümü bertaraf eder.”(34)<br />
<br />
“Sadaka, belayı önler ve ömrü uzatır.”(35); ”Suyun ateşi söndürdüğü gibi <br />
<br />
günahların azabını söndürür.”(36) buyurmuşlardır.<br />
<br />
  İbni Ebi Ca’d :  “Sadaka yetmiş kötülük kapısını kapatır.”diyor<br />
<br />
  Hz. Lokman, oğluna :  “Oğlum! Bir hata işlediğinde hemen arkasından sadaka <br />
<br />
ver.”(37) tavsiyesinde bulunmuştur.<br />
<br />
            Şunu iyi bilmeliyiz ki; “Az sadaka çok belayı defeder.”<br />
<br />
            Sadaka, en kıymetli, en iyi, en temiz, en güzel ve en sevimli malı <br />
<br />
Allah rızası için infak etmektir. Zira, Allah Teala temizdir. Ancak temiz olanı <br />
<br />
kabul eder.(38 )<br />
<br />
            Hz. Peygamber :  “Helaldan kazandığı malını infak edenlere müjdeler <br />
<br />
olsun.”(39) buyurmuştur.<br />
<br />
            Servetinin iyisini kendisine bırakıp, kötüsünü Allah yolunda infak <br />
<br />
etmek insan için uygun bir davranış değildir. İnanan insan malının kötüsünü <br />
<br />
değil, iyisini Allah yolunda infak eder.<br />
<br />
            Yüce Allah :  “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık <br />
<br />
olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü <br />
<br />
yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki <br />
<br />
Allah zengindir, övgüye layıktır.”(40) buyurmaktadır.<br />
<br />
            Bir Hadis-i Şerifte; “Kim helal kazancından bir sadaka verirse Allah <br />
<br />
onu kabul eder.”(41) Diğer bir hadis-i Şerifte ise :  “Sadakanın en değerlisi; <br />
<br />
fakirin gücü nispetinde gizlice başka bir fakire verdiği sadakadır.”(42) <br />
<br />
buyurulmuştur.<br />
<br />
            Sadaka :  Bir nevi Allah’a ödünç vermedir. Verilen bu sadakanın <br />
<br />
karşılığını Allah kat kat verecektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de :  “Ey iman <br />
<br />
edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın kullarına) yardım ederseniz, Allah da size <br />
<br />
yardım eder."(43)<br />
<br />
            “Eğer Allah’a güzel bir  borç verirseniz Allah onu size kat kat öder <br />
<br />
ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını verendir, Halim’dir (hemen <br />
<br />
cezalandırmaz, mühret verir)”(44) buyrulmaktadır.<br />
<br />
            Sevgili Peygamberimiz :  “Hangi Müslüman çıplaklığından dolayı bir <br />
<br />
Müslümana elbise giydirirse, Allah da ona cennet elbiselerinden giydirir. Bir <br />
<br />
müslüman açlığından dolayı bir müslümanı doyurursa, Allah da onu kıyamet günü <br />
<br />
cennet meyvelerinden doyurur. Hangi müslüman susuzluğundan dolayı bir müslümana <br />
<br />
su içirirse, Allah Teala da Onu kıyamet gününde “Rahik-i mahtum’dan” içirir.”(45)<br />
<br />
Yapılan her türlü yardım ve iyilik sadakadır. İyilik ve mutluluğa ulaşmanın yolu <br />
<br />
sadakadan geçmektedir. Yüce Rabbimiz :  “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) <br />
<br />
harcamadıkça “iyiliğe ulaşamasınız”(46) buyurmaktadır.<br />
<br />
          “İyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere <br />
<br />
inanmak, (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda <br />
<br />
kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcamak, namaz kılmak, zekat <br />
<br />
vermek, anlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirmek, sıkıntı, hastalık ve <br />
<br />
savaş zamanlarında sabretmektir.” Kuran-ı Kerim'in beyanına göre  : <br />
<br />
            “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (den ibaret) <br />
<br />
değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere <br />
<br />
iman edenlerin; mala olan sevgisine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, <br />
<br />
yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere <br />
<br />
verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, anlaşmaları yaptıklarında <br />
<br />
sözlerin yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zaman <br />
<br />
(direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır.”(47)<br />
<br />
            İyilikte bulunan kulların özellikleri ve karşılaşacakları mükafatlar <br />
<br />
ise şöyle tarif edilmektedir.<br />
<br />
            “İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten  <br />
<br />
içerler.”<br />
<br />
            “Bu Allah’ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir <br />
<br />
pınardır.” Bir pınar ki, Allah’ın kulları ondan içer, O’nu (istedikleri şekilde) <br />
<br />
fışkırtıp akıtırlar. O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı <br />
<br />
kuşatmış bir günden korkarlar. Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire <br />
<br />
yedirirler. (yedirdikleri kimselere şöyle derler : ) “Biz size sırf Allah rızası <br />
<br />
için yediriyoruz. Sizden bir teşekkür ve karşılık beklemiyoruz.”(48 )<br />
<br />
            Rivayete göre bu Ayet-i Kerimeler :  Ehli Beyt hakkında nazil olmuştur.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimizin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hastalanırlar. Hz. Ali <br />
<br />
ve Hz. Fatıma üzüntü içindedirler. Sahabe-i Kiramdan bazıları Hz. Fatma ve Hz. <br />
<br />
Ali’ye çocuklarının hastalıktan kurtulmaları için Allah yolunda adak yapmalarını <br />
<br />
önerirler. Hz. Ali ve Fatıma çocukları hastalıktan kurtuldukları takdirde üç gün <br />
<br />
oruç tutmayı adak yaparlar. Hz. Hasan ile Hüseyin sağlıklarına kavuşurlar. Hz. <br />
<br />
Ali ile Fatıma adak oruçlarını tutmaya başlarlar. İlk günün akşamında iftar <br />
<br />
vaktinde kapıya bir miskin gelerek yardım talebinde bulunur. Hz. Ali ve Fatıma <br />
<br />
iftar için hazırladıkları tüm yiyeceklerini miskine ikram ederler, kendileri <br />
<br />
oruçlarını su ile açarak yetinirler ve ertesi günün orucuna niyet ederler. İkinci <br />
<br />
gün akşamı iftar esnasında kapıya bir yetim gelerek Hz. Fatıma ve Ali’den yardım <br />
<br />
talebinde bulunur. Hz. Ali ve Fatıma hazırladıkları yiyecekleri yetime ikram <br />
<br />
ederler, kendileri su ile oruçlarını açıp, ertesi gün için oruçlarına niyet <br />
<br />
ederler. Üçüncü günü iftar vaktinde kapıya bir esir gelir, Hz. Ali ve Fatıma’dan <br />
<br />
yardım talebinde bulunur. Hz. Ali ve Fatıma hazırladıkları yiyeceklerini kapıya <br />
<br />
gelen esire verirler ve arkasından şöyle derler, biz size sırf Allah rızası için <br />
<br />
yediriyoruz, sizden bir teşekkür ve karşılık beklemiyoruz, derler. Oruçlarını su <br />
<br />
ile açarak yetinirler. ...<br />
<br />
Sadakanın en üstünü, kişinin ilim öğrenip sonra da onu bir müslüman kardeşine <br />
<br />
öğretmesi(49) ve hayrı devam eden bir yardımda bulunmasıdır ki, biz buna sadaka-i <br />
<br />
Cariye diyoruz.” Müslümanın hayatta iken yaptırdığı cami, okul, hastane, çeşme, <br />
<br />
köprü v.b. sosyal hizmetler Sadaka-i Cariyedir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuşlardır. “İnsanoğlu öldüğü <br />
<br />
zaman amel defteri kapanır. Üç şey onun amel defterinin açık kalmasını sağlar : <br />
<br />
1. Sadaka-i Cariye, (hayrı devam eden iyilikler)<br />
<br />
2. Yararlanılan ilim.<br />
<br />
3. Kendisine dua eden hayırlı evlat"(50)<br />
<br />
“İnanan kişinin hayatta iken öğrenip neşrettiği ilim, geride bıraktığı salih bir <br />
<br />
evlat, miras bıraktığı bir Mushaf (Kur’an-ı Kerim), inşa ettiği bir mescit, <br />
<br />
yolcular için yaptırdığı bina (misafirhane), yaptırdığı bir çeşme hayatta ve <br />
<br />
sağlıklı iken verdiği her şey sadakadır."(51)<br />
<br />
“Her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil (la ilahe illallah demek) <br />
<br />
bir sadaka, her tekbir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten <br />
<br />
sakındırmak sadakadır…”(52)<br />
<br />
 “Bir Müslüman bir ağaç diker de, onun meyvesinden bir insan yahut bir hayvan <br />
<br />
yerse, muhakkak o ağaç sahibi için sadakadır.”(53)<br />
<br />
 “Müslüman kişi, ailesinin nafakası için harcar ve bundan sevap umarsa, bu ona <br />
<br />
sadaka olur. Hatta Müslümanın Müslüman kardeşine güler bir yüz göstermesi de <br />
<br />
sadakadır.”(54)<br />
<br />
Sadakaları gizli ve aşikar vermek mümkündür. Fakat gizli olarak vermek daha <br />
<br />
güzeldir.<br />
<br />
 “Eğer sadakaları (zekat ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne güzel! Fakat <br />
<br />
gizleyerek fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahların bir <br />
<br />
kısmına da kefaret olur. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(55)<br />
<br />
 “Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayan var ya, onların <br />
<br />
Rabblerin katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olacak <br />
<br />
değillerdir.”(56)<br />
<br />
            Bu Ayeti Kerime Hz. Ebu Bekir hakkında nazil olmuştur.<br />
<br />
            Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), Sahabe-i Kiramdan, Tebük seferine <br />
<br />
çıkan orduya yardım etmelerini istemiş, bunun üzerine Hz. Ali elinde bulunan dört <br />
<br />
dinardan birini gece, birini gündüz, birini gizli, birini açıktan infak etmiştir.<br />
<br />
            Hz. Ömer malının yarısını infak ederek, bu konuda herkesi geçtiğini <br />
<br />
zannetmiştir. Fakat Hz. Ebu Bekir, tüm malını Allah yolunda infak etmiştir.<br />
<br />
            Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz  (s.a.v.); “Çoluk çocuğuna ne <br />
<br />
bıraktın, ya Eba Bekir?" diye sormuş, Hz. Ebu Bekir de, “Allah ve Resulünü <br />
<br />
bıraktım Ya Resulallah!” diye cevap verir. Bu olaydan sonra Hz. Ebu Bekir evine <br />
<br />
dönerek, abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra; “Ya Rabbi! her şeyimi Senin <br />
<br />
rızan için infak ettim. Şimdi bir dileğim daha var, o da şudur. Kıyamet gününde <br />
<br />
benim bu nazik vücudumu o kadar büyüt ki, vücudum cehennem ateşi üzerini <br />
<br />
kaplasın, müminlerden cehenneme gireceklerinin yerine beni yak, Ya Rabbi! diye <br />
<br />
dua eder. Yukarıda geçen Bakara Suresinin 274. Ayeti Kerimesi nazil olunca, Hz. <br />
<br />
Peygamber (s.a.v.); “Çok mal biriktirenler sefildir.” buyurmuşlardır. Sahabe-i <br />
<br />
Kiramdan biri bunun hiçbir istisnası yok mu? Ya Resulallah! diye üç defa sormuş, <br />
<br />
Peygamber Efendimiz (sav) mübarek elleriyle işaret ederek, malıyla sağından ve <br />
<br />
solundan şöyle ve şöyle, arka ve önünden şöyle ve şöyle infak edenler bunun <br />
<br />
dışındadır buyurmuşlardır. Diğer bir Ayeti Kerimede, “Mallarını Allah yolunda <br />
<br />
harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz dane bulunan bir <br />
<br />
tohum gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfü geniş olandır, <br />
<br />
hakkıyla bilendir.”(57) buyrulmaktadır. Bu Ayeti Kerime nazil olunca, Sevgili <br />
<br />
Peygamberimiz, üç defa “Ya Rabbi! ümmetime daha da artır.” diye dua etmiş ve <br />
<br />
arkasından; “Muhakkak sabredenlere, mükafatları hesapsız ödenecektir”(58 )müjdesi <br />
<br />
gelmiştir.<br />
<br />
Mehmet Emin BAYAR, Din Hizmetleri Müşaviri<br />
<br />
 <br />
<br />
Sadakanın ömrü uzatması ile ilgili cevap için tıklayınız...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dipnotlar : </span></span><br />
<br />
(1) Türk Dil Kurumu sözlüğü Sadaka maddesi<br />
<br />
(2) Münafikun 63/10<br />
<br />
(3) Bakara :  2/267<br />
<br />
(4) Bakara :  2/3<br />
<br />
(5) Al-i İmran 3/134<br />
<br />
(6) Tevbe :  9/111<br />
<br />
(7) Müzemmil :  73/20<br />
<br />
(8 ) Bakara :  2/262<br />
<br />
(9) Secde 32/17<br />
<br />
(10) Ahzab 33/35<br />
<br />
(11) Kehf  :  18/110<br />
<br />
(12) Müslim :  Birr 69; Muvatta Sadaka 12<br />
<br />
(13) Buhari, Zekat 28; Müslim Zekat 57<br />
<br />
(14) Buhari, Zekat 21;Müslim, Zekat 88; Tirmizi, Birr 40<br />
<br />
(15) Bakara, 2/152<br />
<br />
(16) İbrahim 14/7<br />
<br />
(17) Tekasür, 102/8<br />
<br />
(18 ) Bakara, 2/219<br />
<br />
(19) Bakara, 2/273<br />
<br />
(20) Sebe, 34/39<br />
<br />
(21) Zilzal, 99/7<br />
<br />
(22) Müslim Misafirin 48, Zekat 56; Buhari, Sulh 11<br />
<br />
(23) Fey’zül Kadir, 3/195<br />
<br />
(24) Buhari, Ezan 36, Zekat 16; Müslim, Zekat 91<br />
<br />
(25) Bakara 2/186<br />
<br />
(26) Riya-üz- Salihin Tercemesi cilt 3 sayfa 38-39 h. no. 1464<br />
<br />
(27) Buhari, Tevhid 50; Müslim, Zikir 2,3 20-22<br />
<br />
(28 ) Yunus Emre<br />
<br />
(29) Buhari, Zekat 21<br />
<br />
(30) Buhari, Zekat 10, 9, Edeb 34; Müslim, Zekat 66-67<br />
<br />
(31) Buhari, Edeb 34, Müslimi, Zekat 56<br />
<br />
(32) Buhari, Edeb 33; Müslim, Zekat 53<br />
<br />
(33) R,iyaz’üz Salihin, .<br />
<br />
(34) Tirmizi, Zekat 28<br />
<br />
(35) Defterdar S.M. Paşa Devlet Adamlarına öğütler, 124<br />
<br />
(36) Riyaz’ül Salihin Hadis no 1525<br />
<br />
(37) Lokman : <br />
<br />
(38 ) Buhari, Zekat 8; Müslim, Zekat 68<br />
<br />
(39) Bezzar<br />
<br />
(40) Bakara :  2/267<br />
<br />
(41) Buhari, Tirmizi<br />
<br />
(42) Hadis-i Şerif<br />
<br />
(43) Muhammed 47/7<br />
<br />
(44) Tegabun :  64/17<br />
<br />
(45)Tirmizi, Kıyamet 42<br />
<br />
(46) Al-i İmran :  3/92<br />
<br />
(47) Bakara :  2/177<br />
<br />
(48 ) Derh :  76/5-8<br />
<br />
(49) Kütüb-ü Sitte Muhtasarı c. 16 s. 548 H. no. 6060<br />
<br />
(50) Müslim, zikir 23, 20/22; Buhari Tevhid 50<br />
<br />
(51) Kütüb-ü Sitte Muhtesarı, c.16 s. 547 H. no. 6059<br />
<br />
(52) Müslim Misafirin, 84, Zekat :  56; Buhari Sulh :  11, Cihad 72<br />
<br />
(53) Sahih-I Buhari Muhtesarı, c. 12, sayfa 129<br />
<br />
(54) Buhari, Nafakat 1, İman 41; Müslim, Zekat 48<br />
<br />
(55) Bakara :  2/271<br />
<br />
(56) Bakara 2/274<br />
<br />
(57) Bakar : 2/261<br />
<br />
(58 ) Zümer 39/10<br />
<br />
--------------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynaklar  :  </span><br />
Dinimiz islam<br />
islmaiyasam<br />
Sorularla İslamiyet</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mallarınızı Zekat ile Koruyun]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=124</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 09:10:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=124</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mallarınızı Zekat ile Koruyun</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekâtın önemi nedir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span><br />
Kur’an-ı kerimde, çok yerde namazla zekât beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekâtı verin) buyuruluyor. Zekât vermeyene, Allah lanet eder. Kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allah’a ve Resulüne inanan, zekât versin!) [Taberani]<br />
<br />
(Zekat vermekle müslümanlığınız mükemmel hâle gelir.) [Bezzar]<br />
<br />
(En faziletli ibadet namaz, sonra zekâttır.) [Taberani]<br />
<br />
(Hastayı sadakayla, malı zekâtla koruyun!) [Deylemi]<br />
<br />
(Allahü teâlâ, malınızın temizlenip güzelleşmesi için zekâtı farz kıldı.) [Hakim]<br />
<br />
(Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] (Zekât vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz, sahih olup borcu ödenirse de, namazdan hâsıl olacak sevaba kavuşamaz.)<br />
<br />
(Zekat vermeyen kimseye Allahü teâlâ lanet eder.) [Nesai]<br />
<br />
(Zekat vermeyen, temiz malını kirletmiş olur.) [Taberani]<br />
<br />
(Zekat vermeyen kimse, kıyamette ateştedir.) [Taberani]<br />
<br />
(Zenginlerin zekâtı fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] (Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekât istemesi haramdır. İstemediği halde kendisine zekât verilirse, alması günah olmaz. Zekât, nisaba malik olmayıp çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri milletin içinde kırkta bir oranında yaratmıştır.)<br />
<br />
(Zekat vermeyen bir toplum, rahmetten, iyilikten mahrum kalır. Hayvanlar da olmasa, hiç rahmet görmezlerdi.) [Taberani]<br />
<br />
(Zekatı verilmeyen mallar, karada, denizde telef olur.) [Taberani]<br />
<br />
(Zekatını veren o malın şerrinden korunmuş olur.) [Beyheki]<br />
<br />
Resulullah efendimiz, (Zekâtı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır) buyurup şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu:<br />
(Hak teâlânın ihsan ettiği malın zekâtını vermeyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Hâlbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar. O mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp baştan ayağa kadar onları sokacaktır.) [Âl-i İmran 180]<br />
<br />
Bu acı azaplardan kurtulmak için, malların zekâtını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Zekât kırkta bir, uşur onda bir verilir. Kur’an-ı kerimde, (Malı, parayı biriktirip zekâtını vermeyene çok acı azabı müjdele! Zekâtı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır) buyuruldu. (Tevbe 34, 35)<br />
<br />
Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir.<br />
<br />
Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, (Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz) ve (Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz) buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasbetmiş olduğu için ve Allahü teâlânın emrini yapmadığı için, bunun hiçbir hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır.<br />
<br />
Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olarak caizdir. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz. Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Nisap miktarıysa zekâtı verilir.<br />
<br />
Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır; fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı muhtaçlara vermelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Tevbe suresi 34. âyetinde, (Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyene çok acı bir azap vardır) deniyor. Burada, para biriktirmek yasaklanmıyor mu?</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span><br />
Peygamber efendimiz, Kur’an-ı kerimi açıklamıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Zekâtı verilen mal, kenz değildir.) [Ebu Davud, Hâkim, Hatib] (Kenz, biriktirip saklanan, faydalanılmayan mal, define demektir.)<br />
<br />
Müslümanın malında, zekâttan başka, kimsenin hiçbir hakkı yoktur. Resulullah efendimiz, (Malda zekâttan başka hak yoktur) buyurdu. (Ahkâm-üs-sultaniyye)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mallarınızı Zekat ile Koruyun</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekâtın önemi nedir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span><br />
Kur’an-ı kerimde, çok yerde namazla zekât beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekâtı verin) buyuruluyor. Zekât vermeyene, Allah lanet eder. Kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allah’a ve Resulüne inanan, zekât versin!) [Taberani]<br />
<br />
(Zekat vermekle müslümanlığınız mükemmel hâle gelir.) [Bezzar]<br />
<br />
(En faziletli ibadet namaz, sonra zekâttır.) [Taberani]<br />
<br />
(Hastayı sadakayla, malı zekâtla koruyun!) [Deylemi]<br />
<br />
(Allahü teâlâ, malınızın temizlenip güzelleşmesi için zekâtı farz kıldı.) [Hakim]<br />
<br />
(Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] (Zekât vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz, sahih olup borcu ödenirse de, namazdan hâsıl olacak sevaba kavuşamaz.)<br />
<br />
(Zekat vermeyen kimseye Allahü teâlâ lanet eder.) [Nesai]<br />
<br />
(Zekat vermeyen, temiz malını kirletmiş olur.) [Taberani]<br />
<br />
(Zekat vermeyen kimse, kıyamette ateştedir.) [Taberani]<br />
<br />
(Zenginlerin zekâtı fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] (Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekât istemesi haramdır. İstemediği halde kendisine zekât verilirse, alması günah olmaz. Zekât, nisaba malik olmayıp çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri milletin içinde kırkta bir oranında yaratmıştır.)<br />
<br />
(Zekat vermeyen bir toplum, rahmetten, iyilikten mahrum kalır. Hayvanlar da olmasa, hiç rahmet görmezlerdi.) [Taberani]<br />
<br />
(Zekatı verilmeyen mallar, karada, denizde telef olur.) [Taberani]<br />
<br />
(Zekatını veren o malın şerrinden korunmuş olur.) [Beyheki]<br />
<br />
Resulullah efendimiz, (Zekâtı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır) buyurup şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu:<br />
(Hak teâlânın ihsan ettiği malın zekâtını vermeyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Hâlbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar. O mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp baştan ayağa kadar onları sokacaktır.) [Âl-i İmran 180]<br />
<br />
Bu acı azaplardan kurtulmak için, malların zekâtını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Zekât kırkta bir, uşur onda bir verilir. Kur’an-ı kerimde, (Malı, parayı biriktirip zekâtını vermeyene çok acı azabı müjdele! Zekâtı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır) buyuruldu. (Tevbe 34, 35)<br />
<br />
Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir.<br />
<br />
Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, (Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz) ve (Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz) buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasbetmiş olduğu için ve Allahü teâlânın emrini yapmadığı için, bunun hiçbir hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır.<br />
<br />
Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olarak caizdir. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz. Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Nisap miktarıysa zekâtı verilir.<br />
<br />
Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır; fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı muhtaçlara vermelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Tevbe suresi 34. âyetinde, (Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyene çok acı bir azap vardır) deniyor. Burada, para biriktirmek yasaklanmıyor mu?</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span><br />
Peygamber efendimiz, Kur’an-ı kerimi açıklamıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Zekâtı verilen mal, kenz değildir.) [Ebu Davud, Hâkim, Hatib] (Kenz, biriktirip saklanan, faydalanılmayan mal, define demektir.)<br />
<br />
Müslümanın malında, zekâttan başka, kimsenin hiçbir hakkı yoktur. Resulullah efendimiz, (Malda zekâttan başka hak yoktur) buyurdu. (Ahkâm-üs-sultaniyye)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zekat Nisabı Nedir? Yani Zekat Ne Kadar Malin Varsa Verilir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=123</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 09:07:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=123</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekat Nisabı Nedir? Yani Zekat Ne Kadar Malin Varsa Verilir?</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekât nisabı nedir, nasıl hesaplanır?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span><br />
Maddeler halinde yazalım:<br />
1- Zekât nisabı, 20 miskal yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekât nisabına malik olana zengin denir. Dinimize göre, erkekle hanımının mal varlığı ayrıdır. Birbirine eklenmez. Biri zengin, diğeri fakir olabilir. Kim zenginse kendi zekâtını verir.<br />
<br />
2- Alacaklar nisap hesabına dâhil edilir. Alacakların zekâtları tahsil edildikten sonra verilir. Daha almadan da verilebilir. Borçlar, mevcut para veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir. On yıl sonra alınacak para, zekât nisabına dahil edilir. On yıl sonra ödenecek borç zekâttan düşülür.<br />
<br />
3- Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar zekât nisabına dâhil edilmez. Ticaret için alınan malların, altın, gümüş, her çeşit paranın zekâtı verilir. Evin, arabanın, zekâtı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan, bunların zekâtını verir; çünkü bunlar ticaret malı olmuştur. Ev yaptırmak için arsa alan, bunun zekâtını vermez. (Dürer)<br />
<br />
4- Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Diğer para ve ticaret mallarıyla nisaba ulaşırsa zekâtı verilir.<br />
<br />
5- Zekâta tâbi malların veya paranın, yıl içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisaba malik olduktan bir yıl sonra elde kalan mal, nisabı bulursa, kırkta biri zekât olarak verilir. Zekât, kârdan değil, eldeki ticaret malının veya paranın tamamından verilir.<br />
<br />
6- Kaybolmuş, gasbedilmiş, saklanılan yeri unutulmuş mal ve inkâr olunan alacaklar, nisaba katılmaz ve ele geçerlerse, önceki yılların zekâtları verilmez. Senetli veya iki şahitli veya itiraf olunan alacaklar, iflas edende ve fakirde de olsa, nisaba katılır. Ele geçince, geçmiş yılların zekâtı da verilir.<br />
<br />
7- Nisabın üstünde takısı olan kadın, zekâtını kendi verir veya (Zekâtımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parasıyla zekâtı verebilir. Borçlu ve fakir olana, hanımı zekât verebilir. Bir hanım mehr-i müeccel olarak kocasından alacağı altınları zekât nisabına katar. Kadının altın ve gümüşten başka diğer ziynet eşyaları zekâta tâbi değildir. Pırlanta, elmas gibi ziynet eşyalarının zekâtı verilmez. Şâfiî’de ise, kadının ziynetlerin zekâtı verilmez. (Hidaye)<br />
<br />
8- Nisabın helak olması, sıfırlanması demektir. Borçlanıp sıfırlanır veya sıfırın altına düşerse nisab helak olmuş olur.<br />
<br />
9- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Receb’de zengin olmuşsa, bir yıl sonra Receb’in 3’ü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekât vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur; hatta gelecek birkaç yılın zekâtını önceden vermek de caizdir. Zekâtını yanlış hesaplayıp, bir altın zekât vermesi gerekirken iki altın veren, bunu anlayınca ikinci yıl vereceği zekâttan bu bir altını mahsup edebilir.<br />
<br />
10- Çalışanların alacakları maaş ve ücretler, ellerine geçmeden önce nisap hesabına katılmaz, çünkü bunlar, hak edilmiş ücret iseler de, hak edilen mal, ele geçmeden önce mülk olmaz. Maaşlardan kesilen yardım sandığı ve sigorta paraları zekât hesabına katılmaz. Yıllarca sonra birikmiş olarak ele alınınca, yalnız alınan para, o senenin zekât nisabının hesabına katılır.<br />
<br />
11- Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altınıyla Aziz lira 7,2 gr olarak kabul edilir. Yani 12 ayardan fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekât olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olan, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesiyse, mekruhtur. Zekâta tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir.<br />
<br />
12- Hisse senetlerinin nâma [isme] ve hâmiline [taşıyana] yazılı olanları vardır. İsimsiz, hâmiline yazılı olanların devir kabiliyetleri vardır. Yani döviz gibi elden ele dolaşır. İstendiği zaman satılabilir. Bu senetler ticaret malı gibi, zekâtın hesap edildiği tarihteki piyasa değeri üzerinden nisaba dahil edilir. Nâma yazılı hisse senedi alan, sene sonunda, fabrikanın demirbaş mallarının haricindeki parasını zekât nisabına dahil eder.<br />
<br />
13- Gölde yetiştirilen balıklar satılınca, bu para diğer zekâta tâbi mallarla beraber nisaba ulaşırsa zekâtı verilir. Birkaç ineği olup çok süt satan, ineklerin zekâtını vermez, fakat sene sonunda sütten elde ettiği para zekât nisabına dahil edilir.<br />
<br />
14- Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek mekruhtur. Zekât verirken, zekât demek gerekmez. Hediye denilse de caizdir. Zekât, ticareti yapılan maldan veya aynı değerde altın olarak verilir.<br />
<br />
15- Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekât verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekât verilir. Kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekât vermek, daha çok sevab olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zenginlik nisabını yeniden ele almalı diyorlar. Zekat nisabı belli değil midir?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Gazeteleri okuyan, TV’leri seyredenler, sanki din yeni ortaya çıkmış gibi, hakiki İslam âlimlerince açıklanıp, onaylanıp 14 asırdır uygulanan dini hükümleri değiştirmeye kalkanlar çıkıyor. Kimi tesettürü kaldırıyor, kimi bayanlara hayz ve nifas hallerinde namaz kıldırıyor, kimi kaderi inkâr ediyor, (Fakirlik kaderimiz değil) diyerek, güya alınyazısını değiştirmeye kalkıyor. Kimi haricileri, İslam tarihinde ilk demokrat ve cumhuriyetçi fırka diye övüyor.<br />
<br />
Kimi yakında kıyamet kopacak diyor. Hele tuhaf biri, (İstanbul’da büyük deprem olacak, 5 milyon kişi ölecek, aklı olan İstanbul’u terk etsin) diyor. Kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği Kur’an-ı kerimde yazılıdır. Depremin de bugün için önceden bilinmesi mümkün değildir. Gaybdan haber verircesine, milleti sıkıntıya sokmak haramdır.<br />
<br />
Dünyada da reform hareketi sürüyor. İslam’ın beş şartından biri olan namazı, sahih olmasın diye vakti girmeden kıldıran yerler var. Sahih olmaması için hac bir gün önce yaptırılıyor. Zekat, altın, gümüş veya ticaret ettiği maldan verilmesi gerekirken, ticaret malından değil de, başka maldan veriliyor. Böylece zekatlar da sahih olmuyor. Şimdi de kurban ibadeti kaldırılmak isteniyor. Kurban kesilmeyip parası yoksullara verilmesi isteniyor. Dinimiz, (Muhtaç insanlar olduğu zaman kurban kesmeyip parası yoksullara verilsin) diyemez miydi? Peygamber efendimiz böyle bir şeyi düşünememiş mi, 1400 yıldan beri gelen âlimler düşünememiş mi?<br />
<br />
Son olarak da zenginlik nisabını yeniden ele alıp bozmaya çalışanlar var. Dinimiz kâmil değil midir? Eksik olan nesi vardır? Namazın, orucun, zekatın, nisabın yeni bir şekli olur mu? Reformcu, (Dine göre, malların değeri değişmiş, kim zengin, kim fakir belli değil. Mesela ortalama 40 davarın değeri 2.5 milyar, beş devenin bedeli 5 milyar, 30 sığırın bedeli 10 milyar. Gümüşe göre 60, altına göre 500 milyondur. Bunun ortalamasını almak gerekir. Siz, 500 milyonu olanı zengin sayar, 29 sığırın bedeli olan 9 milyarlık adamı fakir sayarsanız, bu adaletli olmaz) diyor. Biri çıkıp da niye dinimizle oynuyorsunuz demiyor.<br />
<br />
Böyle bir teklifi, ya dini bilmeyenler veya dini kasten bozmak isteyenler yapar. Dinimizde, bir adamın 29 ineği ve 39 koyunu ve 4 devesi olsa, ayrıca 50 gram da altını olsa zekat vermez. Hatta yün için, yük taşımak için, binmek için olan hayvanları varsa onların da zekatı olmaz. Çünkü deve, sığır gibi başka cinsten sâime hayvanlar, birbirlerine ve ticaret eşyasına eklenmezler. Eklenince, altına ve ticaret malına göre, nisabı çok geçer. Bu kadar çok mala sahip olan kimsenin, dinimizin emrine uyarak, zekat vermesi gerekmez. Çünkü din böyle bildirmiş. Sen bunları birbirine ilave edersen, dinin bildirdiği yolu bırakmış olursun. Bu kadar malı olmayıp da 100 gram altını olan kimse, dinen zengindir. Zekat vermesi gerekir. Reformcunun (malı çok olan zekat vermiyor da, malı az olan zekat veriyor) demesi yersizdir. Hatta bir kimse, fakir de olsa, toprak mahsullerinin uşrunu vermesi gerekir.<br />
<br />
Problem diye çıkarılan bu meseleler, kitaba uymamaktan ileri gelmektedir. Dinimiz eksik değildir. Kitaplara göre amel edilirse, hiçbir mesele kalmaz. Kitaplarda eşyanın değeri, dövize, koyuna, sığıra veya deveye göre tayin edilmez. (Keşf-i rümûz) kitabında (Eşyanın kıymetleri altın ve gümüş ile anlaşılır) deniyor. Şimdi, gümüşün altına nazaran kıymeti, yedide birden çok düşük olduğu için, zekat hesaplarının yalnız altın lira ile kıymetlendirilmesi lazım olduğu İbni Âbidin’de bildirilmektedir.<br />
<br />
Ticaret eşyasının kıymeti, para olarak kullanılmayan altın ve gümüş ile hesap edilmez. Hükümet tarafından damgalı altın liralardan kıymeti en az olanı ile hesap edilir. Kitaba inananlar için işin esası budur.<br />
<br />
Fakirin lehi dinde ölçü mü?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Dinde yenilikçi bir yazar, fakirin lehine diyerek zenginlikteki nisap miktarını 96 gramdan 80’e indiriyor. Yaptığı dinde reform değil midir?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Ölçü birimleri, Şer’i birimler, Urfi birimler olmak üzere ikiye ayrılır. Şer’i birimler, Peygamber efendimizin zamanında kullanılan birimlerdir. Urfi birimler, şer’i birimlerden farklıdır. Urfi birimler, hükümetin kabul ettiği birimlerdir. Altının nisabı 20 miskaldir. Bir miskalin ağırlığı dört mezhepte farklıdır. Hanefi’de bir miskal, 20 kırât’tır. Bir kırât-ı şer’i ise, kabuksuz, uçları kesilmiş, kuru 5 arpadır. Hassas terazi ile bu vasıftaki 5 arpanın 0,24 gr olduğu tespit edildi. Şu halde bir şer’i miskal, yüz arpadır, yani, 4,8 gramdır. 20 miskal altın ise (20x4,8 ) = 96 gramdır.<br />
<br />
Urfi kırâtın ağırlığı olan 0,20 ile çarpılırsa, bulunan 4 gr, miskalin ağırlığı olmaz. Altının nisap miktarını bu yanlış miskale göre yapıp, 4x20 = 80 gr demek doğru olmaz. İbni Âbidin hazretleri, mal zekatı kısmında, (Kırât-ı urfi 4 arpadır) buyuruyor. Yazar, (Önceleri İslam âlimlerine uyarak altının nisabının 96 gr olduğunu açıklamıştım. Fakat fakirin lehine olduğu için şimdi 80 gramı esas alıyorum) diyor. Fakirin lehi her yerde, her zaman dinde ölçü olur mu? Madem ölçü oluyorsa, ne diye 70 gr değil de, 80 gr alınıyor? 10 gr alınsa fakirin daha lehine değil midir? Hatta bu ölçüyü temelli kaldırsalar, fakirlerin lehine olmaz mı? Âlimlerin bildirdiği ölçüye uymadan, fakirin lehine diye altının nisap miktarını değiştirmek dinde reform olur. Kendi görüşüne göre dini değiştirmeye kalkan reformculara itibar etmemelidir! Mutlaka muteber bir kitaptan kaynak istemelidir!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dinimizle oynayanlar</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Zekât nisabı 96 gram iken, (Fakirin lehine olacağı için 80 grama düşürdük) diyenler olduğu gibi, (Birlik beraberlik sağlanması için 80 gramı esas aldık) diyenler çıkıyor. Dinin bildirdiği ölçü mü önemli, yoksa fakirin lehi mi veya birlik beraberlik için, dinin bildirdiğinden farklı şeyler söylemek mi?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Evet, fakirin lehine diyerek zenginlikteki nisap miktarını 96 gramdan 80’e indirenler var. Bu sivri zekâlı, (Önceleri İslam âlimlerine uyarak altının nisabının 96 gr olduğunu açıklamıştım, fakat fakirin lehine olduğu için şimdi 80 gramı esas alıyorum) diyor.<br />
<br />
Fakirin lehi dinde ölçü olur mu? Madem ölçü oluyorsa, ne diye 70 gr değil de, 80 gr alınıyor? 10 gr alınsa fakirin daha lehine değil mi? Hatta bu ölçüyü temelli kaldırsa, fakirlerin lehine olmaz mı? Âlimlerin bildirdiği ölçüye uymadan, fakirin lehine diyerek altının nisabını değiştirerek dinde reforma çalışıyorlar.<br />
<br />
Başka bir türedi de, (96 gram nisab yanlış değil, ancak çoğunluğa uymak, birlik ve beraberliği sağlamak için, ben de 80 gramı ölçü alıyorum) diyor.<br />
<br />
Çoğunluğa uyma mantığı, bir önceki görüşe göre daha saçmadır, çünkü hakkı çoğunlukta aramak kadar yanlış bir iş, olamaz. (Herkes öyle diyor) demekle din olmaz.<br />
<br />
Kimisi, (Çok kimse, bir dine inanmadığı için, ben de inanmıyorum) diyor. Kimisi de, (Çok kimse namaz kılmadığı için, ben de kılmıyorum, hemen herkes açık gezdiği için, ben de açık geziyorum) diyor. Genel olarak çoğunluk örnek gösteriliyor. (Herkes böyle yapıyor, ben de yapsam ne çıkar?) deniyor.<br />
<br />
İyilik, doğruluk, güzellik, hak gibi hususlar, her zaman çoğunluğun bulunduğu yerde olmaz. Mesela Çin’in, Japonya’nın nüfusu çoktur. Dinleri Budizm’dir. İnsanların çoğu Budist diye, Budizm’in doğru olduğu söylenemez. Dünyada Müslüman olmayanlar, Müslümanlardan daha fazladır. Buradan Müslümanlığın hak din olmadığı söylenemez. Allahü teâlâ, insanların çoğuna uyanın sapıtacağını bildiriyor. (Enam 116)<br />
<br />
Demek ki, çoğunluğun yaptığı dinde ölçü olmaz. Din ne diyorsa, muteber fıkıh kitaplarında nasıl bildirilmişse, ona uymak gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dini emirler çağa göre değişmez</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Her yıl, zekat için 20 miskal altından, fıtra için şu kadar ölçek un veya buğdaydan söz edilir. Buna ne lüzum vardır? Zekat ve fıtra miktarlarının Türkiye’de TL’ye, Almanya’da Euro’ya göre hesaplanıp ilan edilmesi gerekmez mi? Bir de Şafiiler, deterjan varken, toprakla necaset temizliyorlar. Niçin zamanımıza uymuyorlar?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Dini kuran biz değiliz ki, değiştirme yetkisi bizde olsun! Dinimize ilave ve çıkarma yetkisi kimsede yoktur. Dinde yapılacak değişikliklere bid’at denir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Her bid’at dalalettir, dalalet ehli de Cehennemdedir.) [Müslim]<br />
<br />
Dinimiz, zekat, fıtra ve kurban nisabının ve eşyanın kıymetlerinin altın ve gümüş ile tespit edileceğini bildirmektedir. (Keşf-i rümûz)<br />
<br />
Nisap miktarları, resmi damgalı, altın veya gümüş paralardan, kıymeti en az olan ile hesap edilir. Para olarak kullanılmayan altın ve gümüş ile hesap edilmez. Kıyamete kadar böyledir. Mesela bugün, Aziz, Hamit gibi altınlardan kıymeti en az olan ile hesap edilir. 20 miskal altını veya bu değerde ticaret malı olan kimse, dinen zengin sayılır. Bu malın üzerinden bir sene geçmişse, zekatını verir. (Redd-ül Muhtar)<br />
<br />
Koyun zekatı kırkta birdir. Kırk koyunu olan, birini zekat verir. Bunu otuzda bir veya ellide bir yapmaya hiç kimsenin yetkisi yoktur. Sadaka-i fıtr için de belli ölçekte buğday, un, arpa, hurma ve kuru üzüm verilir. Yani bunların bildirilen miktarı ölçü olarak alınır. Muza göre veya cevize göre olmaz. Dinimiz neyi bildirmişse, o ölçü alınır. Mesela dinimiz, (Fıtra olarak, 3500 gr arpa veya değeri kadar altın veya gümüş verilir) diyorsa, Kıyamete kadar bu böyle devam eder. Karadenizli fındığı, Akdenizli portakalı ölçü alamaz.<br />
<br />
Dini kim koydu ise, değiştirme yetkisi de ondadır. Çağa göre dini emirler değişmez. Her çağa göre yeni yorum getirilmez. Çağa göre tefsir olmaz. Şafii mezhebinde, köpek bir yere yaş olarak dokunursa, orasını bir defa topraklı olmak üzere yedi defa su ile yıkamak gerekir. (Bugün sabun ve deterjan var, toprakla yıkamaya lüzum yok) denemez. Dinimizin bildirdiği emirlere aynen uyulur. Uymak istemeyenlere sözümüz yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Alınacak maaşlar zekat nisabına katılır mı?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Memur ve işçilerin alacakları maaş ve ücretler, ellerine geçmeden önce nisap hesabına katılmaz.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: İşten çıkarılanlara, ödenmeyen maaş ve tazminatlarına karşılık 3-4 ay sonrasına senet veriyorlar. Bu senetlerin, o gün geldiğinde ödenip ödenmeyeceği de kesin değil. Elinde böyle 3-4 milyarlık senedi olan bunu nisaba katar mı?<br />
CEVAP</span><br />
Çekler maaş gibi değildir. Bunlar nisap hesabına katılır. Elinde kurban kesecek kadar parası olan kurban keser. Zekat için de, paralar eline geçince zekatını verir. Şimdi de, zekatlarını verse mahzuru olmaz.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Paylaşılmamış miras malımız var. Nisaba dahil edilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Evet edilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Altın diş nisaba katılır mı?</span><br />
CEVAP<br />
Evet katılır.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Sonradan satmaya niyet edilen arsa zekat hesabına dahil edilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Edilmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Hanımına mehr borcu olan erkek, bu miktarı zekat nisabından düşer mi?</span><br />
CEVAP<br />
Evet. Kime borcu olursa olsun, borçlar çıkarılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 25-30 senelik vadeli taksitlerle alınan krediler zekat hesabında borç olarak düşülür mü?</span><br />
CEVAP<br />
Evet bütün taksitleri düşülür. 30 yıllık taksiti olsa da hepsi düşülür.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bugün zekat günümdür. On gün sonra, hac için yatıracağım para, zekat nisabından düşülür mü?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekatı hesaplarken, verilecek kira da borç gibi düşülür mü?</span><br />
CEVAP<br />
O ay tahakkuk eden kira zekat nisabından düşülür, gelecek aylarınki düşülmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Devre mülk zekat nisabına girer mi?</span><br />
CEVAP<br />
Girmez.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Kirada üç evi olan zekât verir mi? Vermezse zekât alabilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Ev zekat nisabına dahil değilse de, kurban nisabına dahildir. Kurban nisabına malik olanın da, zekat alması haram olur. (Redd-ül muhtar)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Kiradaki evlerimizin kira gelirlerinin zekatını nasıl vereceğiz?</span><br />
CEVAP<br />
Kira gelirinin diğer gelirlerden bir farkı yoktur. Mesela, bir yıllık kira gelirleri toplanarak hesap edilmez. Zekat verilmesi gereken gün, eldeki paraya bakılır, nisabı buluyorsa onun zekatı verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Evimde gümüş şekerlik, gümüş ibrik, gümüş tabak gibi 12 kiloyu bulan gümüş kap var. 12 kg gümüş için ne kadar zekat vermek gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
İşlenmemiş 12 kilo gümüş için, 300 gram gümüş veya bu değerde altın verilir. İşlenmişse, sanat ve işçilik değeri ile kaç liraysa, o değer üzerinden verilir. Mesela 12 kg gümüşün bugün kilosu 500 liradan 6 bin lira ediyorsa, işlenmiş olarak 10 bin liraysa, 6 bin üzerinden değil, 10 bin üzerinden zekatı verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Altınımız ve paramız yok. Sadece yarım kilo gümüş eşyamız var. Ama piyasa değeri çok pahalı olup, nisabın üzerine çıkıyor. Zekatını vermemiz gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Gümüşün nisabı 672 gramdır. Değeri çok olsa da, ağırlık olarak nisabı bulmadığı için zekatı verilmez; çünkü gümüş ve altının zekatı ağırlık olarak ölçülür. Satıp parası elde olsa idi, nisabı geçtiği için zekat vermek gerekirdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gümüş ve altın nisabı</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Gümüş nisabına göre zengin sayılan kimsenin, zekât alması caiz olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Caiz olur. 200 dirhem [672 gr] gümüş, 20 miskal [96 gr] altının değerinden aşağı olduğu müddetçe, zenginlikte altının nisabı esas alınır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekat Nisabı Nedir? Yani Zekat Ne Kadar Malin Varsa Verilir?</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekât nisabı nedir, nasıl hesaplanır?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span><br />
Maddeler halinde yazalım:<br />
1- Zekât nisabı, 20 miskal yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekât nisabına malik olana zengin denir. Dinimize göre, erkekle hanımının mal varlığı ayrıdır. Birbirine eklenmez. Biri zengin, diğeri fakir olabilir. Kim zenginse kendi zekâtını verir.<br />
<br />
2- Alacaklar nisap hesabına dâhil edilir. Alacakların zekâtları tahsil edildikten sonra verilir. Daha almadan da verilebilir. Borçlar, mevcut para veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir. On yıl sonra alınacak para, zekât nisabına dahil edilir. On yıl sonra ödenecek borç zekâttan düşülür.<br />
<br />
3- Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar zekât nisabına dâhil edilmez. Ticaret için alınan malların, altın, gümüş, her çeşit paranın zekâtı verilir. Evin, arabanın, zekâtı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan, bunların zekâtını verir; çünkü bunlar ticaret malı olmuştur. Ev yaptırmak için arsa alan, bunun zekâtını vermez. (Dürer)<br />
<br />
4- Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Diğer para ve ticaret mallarıyla nisaba ulaşırsa zekâtı verilir.<br />
<br />
5- Zekâta tâbi malların veya paranın, yıl içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisaba malik olduktan bir yıl sonra elde kalan mal, nisabı bulursa, kırkta biri zekât olarak verilir. Zekât, kârdan değil, eldeki ticaret malının veya paranın tamamından verilir.<br />
<br />
6- Kaybolmuş, gasbedilmiş, saklanılan yeri unutulmuş mal ve inkâr olunan alacaklar, nisaba katılmaz ve ele geçerlerse, önceki yılların zekâtları verilmez. Senetli veya iki şahitli veya itiraf olunan alacaklar, iflas edende ve fakirde de olsa, nisaba katılır. Ele geçince, geçmiş yılların zekâtı da verilir.<br />
<br />
7- Nisabın üstünde takısı olan kadın, zekâtını kendi verir veya (Zekâtımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parasıyla zekâtı verebilir. Borçlu ve fakir olana, hanımı zekât verebilir. Bir hanım mehr-i müeccel olarak kocasından alacağı altınları zekât nisabına katar. Kadının altın ve gümüşten başka diğer ziynet eşyaları zekâta tâbi değildir. Pırlanta, elmas gibi ziynet eşyalarının zekâtı verilmez. Şâfiî’de ise, kadının ziynetlerin zekâtı verilmez. (Hidaye)<br />
<br />
8- Nisabın helak olması, sıfırlanması demektir. Borçlanıp sıfırlanır veya sıfırın altına düşerse nisab helak olmuş olur.<br />
<br />
9- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Receb’de zengin olmuşsa, bir yıl sonra Receb’in 3’ü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekât vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur; hatta gelecek birkaç yılın zekâtını önceden vermek de caizdir. Zekâtını yanlış hesaplayıp, bir altın zekât vermesi gerekirken iki altın veren, bunu anlayınca ikinci yıl vereceği zekâttan bu bir altını mahsup edebilir.<br />
<br />
10- Çalışanların alacakları maaş ve ücretler, ellerine geçmeden önce nisap hesabına katılmaz, çünkü bunlar, hak edilmiş ücret iseler de, hak edilen mal, ele geçmeden önce mülk olmaz. Maaşlardan kesilen yardım sandığı ve sigorta paraları zekât hesabına katılmaz. Yıllarca sonra birikmiş olarak ele alınınca, yalnız alınan para, o senenin zekât nisabının hesabına katılır.<br />
<br />
11- Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altınıyla Aziz lira 7,2 gr olarak kabul edilir. Yani 12 ayardan fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekât olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olan, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesiyse, mekruhtur. Zekâta tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir.<br />
<br />
12- Hisse senetlerinin nâma [isme] ve hâmiline [taşıyana] yazılı olanları vardır. İsimsiz, hâmiline yazılı olanların devir kabiliyetleri vardır. Yani döviz gibi elden ele dolaşır. İstendiği zaman satılabilir. Bu senetler ticaret malı gibi, zekâtın hesap edildiği tarihteki piyasa değeri üzerinden nisaba dahil edilir. Nâma yazılı hisse senedi alan, sene sonunda, fabrikanın demirbaş mallarının haricindeki parasını zekât nisabına dahil eder.<br />
<br />
13- Gölde yetiştirilen balıklar satılınca, bu para diğer zekâta tâbi mallarla beraber nisaba ulaşırsa zekâtı verilir. Birkaç ineği olup çok süt satan, ineklerin zekâtını vermez, fakat sene sonunda sütten elde ettiği para zekât nisabına dahil edilir.<br />
<br />
14- Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek mekruhtur. Zekât verirken, zekât demek gerekmez. Hediye denilse de caizdir. Zekât, ticareti yapılan maldan veya aynı değerde altın olarak verilir.<br />
<br />
15- Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekât verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekât verilir. Kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekât vermek, daha çok sevab olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zenginlik nisabını yeniden ele almalı diyorlar. Zekat nisabı belli değil midir?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Gazeteleri okuyan, TV’leri seyredenler, sanki din yeni ortaya çıkmış gibi, hakiki İslam âlimlerince açıklanıp, onaylanıp 14 asırdır uygulanan dini hükümleri değiştirmeye kalkanlar çıkıyor. Kimi tesettürü kaldırıyor, kimi bayanlara hayz ve nifas hallerinde namaz kıldırıyor, kimi kaderi inkâr ediyor, (Fakirlik kaderimiz değil) diyerek, güya alınyazısını değiştirmeye kalkıyor. Kimi haricileri, İslam tarihinde ilk demokrat ve cumhuriyetçi fırka diye övüyor.<br />
<br />
Kimi yakında kıyamet kopacak diyor. Hele tuhaf biri, (İstanbul’da büyük deprem olacak, 5 milyon kişi ölecek, aklı olan İstanbul’u terk etsin) diyor. Kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği Kur’an-ı kerimde yazılıdır. Depremin de bugün için önceden bilinmesi mümkün değildir. Gaybdan haber verircesine, milleti sıkıntıya sokmak haramdır.<br />
<br />
Dünyada da reform hareketi sürüyor. İslam’ın beş şartından biri olan namazı, sahih olmasın diye vakti girmeden kıldıran yerler var. Sahih olmaması için hac bir gün önce yaptırılıyor. Zekat, altın, gümüş veya ticaret ettiği maldan verilmesi gerekirken, ticaret malından değil de, başka maldan veriliyor. Böylece zekatlar da sahih olmuyor. Şimdi de kurban ibadeti kaldırılmak isteniyor. Kurban kesilmeyip parası yoksullara verilmesi isteniyor. Dinimiz, (Muhtaç insanlar olduğu zaman kurban kesmeyip parası yoksullara verilsin) diyemez miydi? Peygamber efendimiz böyle bir şeyi düşünememiş mi, 1400 yıldan beri gelen âlimler düşünememiş mi?<br />
<br />
Son olarak da zenginlik nisabını yeniden ele alıp bozmaya çalışanlar var. Dinimiz kâmil değil midir? Eksik olan nesi vardır? Namazın, orucun, zekatın, nisabın yeni bir şekli olur mu? Reformcu, (Dine göre, malların değeri değişmiş, kim zengin, kim fakir belli değil. Mesela ortalama 40 davarın değeri 2.5 milyar, beş devenin bedeli 5 milyar, 30 sığırın bedeli 10 milyar. Gümüşe göre 60, altına göre 500 milyondur. Bunun ortalamasını almak gerekir. Siz, 500 milyonu olanı zengin sayar, 29 sığırın bedeli olan 9 milyarlık adamı fakir sayarsanız, bu adaletli olmaz) diyor. Biri çıkıp da niye dinimizle oynuyorsunuz demiyor.<br />
<br />
Böyle bir teklifi, ya dini bilmeyenler veya dini kasten bozmak isteyenler yapar. Dinimizde, bir adamın 29 ineği ve 39 koyunu ve 4 devesi olsa, ayrıca 50 gram da altını olsa zekat vermez. Hatta yün için, yük taşımak için, binmek için olan hayvanları varsa onların da zekatı olmaz. Çünkü deve, sığır gibi başka cinsten sâime hayvanlar, birbirlerine ve ticaret eşyasına eklenmezler. Eklenince, altına ve ticaret malına göre, nisabı çok geçer. Bu kadar çok mala sahip olan kimsenin, dinimizin emrine uyarak, zekat vermesi gerekmez. Çünkü din böyle bildirmiş. Sen bunları birbirine ilave edersen, dinin bildirdiği yolu bırakmış olursun. Bu kadar malı olmayıp da 100 gram altını olan kimse, dinen zengindir. Zekat vermesi gerekir. Reformcunun (malı çok olan zekat vermiyor da, malı az olan zekat veriyor) demesi yersizdir. Hatta bir kimse, fakir de olsa, toprak mahsullerinin uşrunu vermesi gerekir.<br />
<br />
Problem diye çıkarılan bu meseleler, kitaba uymamaktan ileri gelmektedir. Dinimiz eksik değildir. Kitaplara göre amel edilirse, hiçbir mesele kalmaz. Kitaplarda eşyanın değeri, dövize, koyuna, sığıra veya deveye göre tayin edilmez. (Keşf-i rümûz) kitabında (Eşyanın kıymetleri altın ve gümüş ile anlaşılır) deniyor. Şimdi, gümüşün altına nazaran kıymeti, yedide birden çok düşük olduğu için, zekat hesaplarının yalnız altın lira ile kıymetlendirilmesi lazım olduğu İbni Âbidin’de bildirilmektedir.<br />
<br />
Ticaret eşyasının kıymeti, para olarak kullanılmayan altın ve gümüş ile hesap edilmez. Hükümet tarafından damgalı altın liralardan kıymeti en az olanı ile hesap edilir. Kitaba inananlar için işin esası budur.<br />
<br />
Fakirin lehi dinde ölçü mü?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Dinde yenilikçi bir yazar, fakirin lehine diyerek zenginlikteki nisap miktarını 96 gramdan 80’e indiriyor. Yaptığı dinde reform değil midir?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Ölçü birimleri, Şer’i birimler, Urfi birimler olmak üzere ikiye ayrılır. Şer’i birimler, Peygamber efendimizin zamanında kullanılan birimlerdir. Urfi birimler, şer’i birimlerden farklıdır. Urfi birimler, hükümetin kabul ettiği birimlerdir. Altının nisabı 20 miskaldir. Bir miskalin ağırlığı dört mezhepte farklıdır. Hanefi’de bir miskal, 20 kırât’tır. Bir kırât-ı şer’i ise, kabuksuz, uçları kesilmiş, kuru 5 arpadır. Hassas terazi ile bu vasıftaki 5 arpanın 0,24 gr olduğu tespit edildi. Şu halde bir şer’i miskal, yüz arpadır, yani, 4,8 gramdır. 20 miskal altın ise (20x4,8 ) = 96 gramdır.<br />
<br />
Urfi kırâtın ağırlığı olan 0,20 ile çarpılırsa, bulunan 4 gr, miskalin ağırlığı olmaz. Altının nisap miktarını bu yanlış miskale göre yapıp, 4x20 = 80 gr demek doğru olmaz. İbni Âbidin hazretleri, mal zekatı kısmında, (Kırât-ı urfi 4 arpadır) buyuruyor. Yazar, (Önceleri İslam âlimlerine uyarak altının nisabının 96 gr olduğunu açıklamıştım. Fakat fakirin lehine olduğu için şimdi 80 gramı esas alıyorum) diyor. Fakirin lehi her yerde, her zaman dinde ölçü olur mu? Madem ölçü oluyorsa, ne diye 70 gr değil de, 80 gr alınıyor? 10 gr alınsa fakirin daha lehine değil midir? Hatta bu ölçüyü temelli kaldırsalar, fakirlerin lehine olmaz mı? Âlimlerin bildirdiği ölçüye uymadan, fakirin lehine diye altının nisap miktarını değiştirmek dinde reform olur. Kendi görüşüne göre dini değiştirmeye kalkan reformculara itibar etmemelidir! Mutlaka muteber bir kitaptan kaynak istemelidir!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dinimizle oynayanlar</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Zekât nisabı 96 gram iken, (Fakirin lehine olacağı için 80 grama düşürdük) diyenler olduğu gibi, (Birlik beraberlik sağlanması için 80 gramı esas aldık) diyenler çıkıyor. Dinin bildirdiği ölçü mü önemli, yoksa fakirin lehi mi veya birlik beraberlik için, dinin bildirdiğinden farklı şeyler söylemek mi?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Evet, fakirin lehine diyerek zenginlikteki nisap miktarını 96 gramdan 80’e indirenler var. Bu sivri zekâlı, (Önceleri İslam âlimlerine uyarak altının nisabının 96 gr olduğunu açıklamıştım, fakat fakirin lehine olduğu için şimdi 80 gramı esas alıyorum) diyor.<br />
<br />
Fakirin lehi dinde ölçü olur mu? Madem ölçü oluyorsa, ne diye 70 gr değil de, 80 gr alınıyor? 10 gr alınsa fakirin daha lehine değil mi? Hatta bu ölçüyü temelli kaldırsa, fakirlerin lehine olmaz mı? Âlimlerin bildirdiği ölçüye uymadan, fakirin lehine diyerek altının nisabını değiştirerek dinde reforma çalışıyorlar.<br />
<br />
Başka bir türedi de, (96 gram nisab yanlış değil, ancak çoğunluğa uymak, birlik ve beraberliği sağlamak için, ben de 80 gramı ölçü alıyorum) diyor.<br />
<br />
Çoğunluğa uyma mantığı, bir önceki görüşe göre daha saçmadır, çünkü hakkı çoğunlukta aramak kadar yanlış bir iş, olamaz. (Herkes öyle diyor) demekle din olmaz.<br />
<br />
Kimisi, (Çok kimse, bir dine inanmadığı için, ben de inanmıyorum) diyor. Kimisi de, (Çok kimse namaz kılmadığı için, ben de kılmıyorum, hemen herkes açık gezdiği için, ben de açık geziyorum) diyor. Genel olarak çoğunluk örnek gösteriliyor. (Herkes böyle yapıyor, ben de yapsam ne çıkar?) deniyor.<br />
<br />
İyilik, doğruluk, güzellik, hak gibi hususlar, her zaman çoğunluğun bulunduğu yerde olmaz. Mesela Çin’in, Japonya’nın nüfusu çoktur. Dinleri Budizm’dir. İnsanların çoğu Budist diye, Budizm’in doğru olduğu söylenemez. Dünyada Müslüman olmayanlar, Müslümanlardan daha fazladır. Buradan Müslümanlığın hak din olmadığı söylenemez. Allahü teâlâ, insanların çoğuna uyanın sapıtacağını bildiriyor. (Enam 116)<br />
<br />
Demek ki, çoğunluğun yaptığı dinde ölçü olmaz. Din ne diyorsa, muteber fıkıh kitaplarında nasıl bildirilmişse, ona uymak gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dini emirler çağa göre değişmez</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Her yıl, zekat için 20 miskal altından, fıtra için şu kadar ölçek un veya buğdaydan söz edilir. Buna ne lüzum vardır? Zekat ve fıtra miktarlarının Türkiye’de TL’ye, Almanya’da Euro’ya göre hesaplanıp ilan edilmesi gerekmez mi? Bir de Şafiiler, deterjan varken, toprakla necaset temizliyorlar. Niçin zamanımıza uymuyorlar?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Dini kuran biz değiliz ki, değiştirme yetkisi bizde olsun! Dinimize ilave ve çıkarma yetkisi kimsede yoktur. Dinde yapılacak değişikliklere bid’at denir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Her bid’at dalalettir, dalalet ehli de Cehennemdedir.) [Müslim]<br />
<br />
Dinimiz, zekat, fıtra ve kurban nisabının ve eşyanın kıymetlerinin altın ve gümüş ile tespit edileceğini bildirmektedir. (Keşf-i rümûz)<br />
<br />
Nisap miktarları, resmi damgalı, altın veya gümüş paralardan, kıymeti en az olan ile hesap edilir. Para olarak kullanılmayan altın ve gümüş ile hesap edilmez. Kıyamete kadar böyledir. Mesela bugün, Aziz, Hamit gibi altınlardan kıymeti en az olan ile hesap edilir. 20 miskal altını veya bu değerde ticaret malı olan kimse, dinen zengin sayılır. Bu malın üzerinden bir sene geçmişse, zekatını verir. (Redd-ül Muhtar)<br />
<br />
Koyun zekatı kırkta birdir. Kırk koyunu olan, birini zekat verir. Bunu otuzda bir veya ellide bir yapmaya hiç kimsenin yetkisi yoktur. Sadaka-i fıtr için de belli ölçekte buğday, un, arpa, hurma ve kuru üzüm verilir. Yani bunların bildirilen miktarı ölçü olarak alınır. Muza göre veya cevize göre olmaz. Dinimiz neyi bildirmişse, o ölçü alınır. Mesela dinimiz, (Fıtra olarak, 3500 gr arpa veya değeri kadar altın veya gümüş verilir) diyorsa, Kıyamete kadar bu böyle devam eder. Karadenizli fındığı, Akdenizli portakalı ölçü alamaz.<br />
<br />
Dini kim koydu ise, değiştirme yetkisi de ondadır. Çağa göre dini emirler değişmez. Her çağa göre yeni yorum getirilmez. Çağa göre tefsir olmaz. Şafii mezhebinde, köpek bir yere yaş olarak dokunursa, orasını bir defa topraklı olmak üzere yedi defa su ile yıkamak gerekir. (Bugün sabun ve deterjan var, toprakla yıkamaya lüzum yok) denemez. Dinimizin bildirdiği emirlere aynen uyulur. Uymak istemeyenlere sözümüz yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Alınacak maaşlar zekat nisabına katılır mı?<br />
<br />
<br />
CEVAP</span><br />
Memur ve işçilerin alacakları maaş ve ücretler, ellerine geçmeden önce nisap hesabına katılmaz.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: İşten çıkarılanlara, ödenmeyen maaş ve tazminatlarına karşılık 3-4 ay sonrasına senet veriyorlar. Bu senetlerin, o gün geldiğinde ödenip ödenmeyeceği de kesin değil. Elinde böyle 3-4 milyarlık senedi olan bunu nisaba katar mı?<br />
CEVAP</span><br />
Çekler maaş gibi değildir. Bunlar nisap hesabına katılır. Elinde kurban kesecek kadar parası olan kurban keser. Zekat için de, paralar eline geçince zekatını verir. Şimdi de, zekatlarını verse mahzuru olmaz.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Paylaşılmamış miras malımız var. Nisaba dahil edilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Evet edilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Altın diş nisaba katılır mı?</span><br />
CEVAP<br />
Evet katılır.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Sonradan satmaya niyet edilen arsa zekat hesabına dahil edilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Edilmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Hanımına mehr borcu olan erkek, bu miktarı zekat nisabından düşer mi?</span><br />
CEVAP<br />
Evet. Kime borcu olursa olsun, borçlar çıkarılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 25-30 senelik vadeli taksitlerle alınan krediler zekat hesabında borç olarak düşülür mü?</span><br />
CEVAP<br />
Evet bütün taksitleri düşülür. 30 yıllık taksiti olsa da hepsi düşülür.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bugün zekat günümdür. On gün sonra, hac için yatıracağım para, zekat nisabından düşülür mü?</span><br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekatı hesaplarken, verilecek kira da borç gibi düşülür mü?</span><br />
CEVAP<br />
O ay tahakkuk eden kira zekat nisabından düşülür, gelecek aylarınki düşülmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Devre mülk zekat nisabına girer mi?</span><br />
CEVAP<br />
Girmez.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Kirada üç evi olan zekât verir mi? Vermezse zekât alabilir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Ev zekat nisabına dahil değilse de, kurban nisabına dahildir. Kurban nisabına malik olanın da, zekat alması haram olur. (Redd-ül muhtar)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Kiradaki evlerimizin kira gelirlerinin zekatını nasıl vereceğiz?</span><br />
CEVAP<br />
Kira gelirinin diğer gelirlerden bir farkı yoktur. Mesela, bir yıllık kira gelirleri toplanarak hesap edilmez. Zekat verilmesi gereken gün, eldeki paraya bakılır, nisabı buluyorsa onun zekatı verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Evimde gümüş şekerlik, gümüş ibrik, gümüş tabak gibi 12 kiloyu bulan gümüş kap var. 12 kg gümüş için ne kadar zekat vermek gerekir?</span><br />
CEVAP<br />
İşlenmemiş 12 kilo gümüş için, 300 gram gümüş veya bu değerde altın verilir. İşlenmişse, sanat ve işçilik değeri ile kaç liraysa, o değer üzerinden verilir. Mesela 12 kg gümüşün bugün kilosu 500 liradan 6 bin lira ediyorsa, işlenmiş olarak 10 bin liraysa, 6 bin üzerinden değil, 10 bin üzerinden zekatı verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Altınımız ve paramız yok. Sadece yarım kilo gümüş eşyamız var. Ama piyasa değeri çok pahalı olup, nisabın üzerine çıkıyor. Zekatını vermemiz gerekir mi?</span><br />
CEVAP<br />
Gümüşün nisabı 672 gramdır. Değeri çok olsa da, ağırlık olarak nisabı bulmadığı için zekatı verilmez; çünkü gümüş ve altının zekatı ağırlık olarak ölçülür. Satıp parası elde olsa idi, nisabı geçtiği için zekat vermek gerekirdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gümüş ve altın nisabı</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Gümüş nisabına göre zengin sayılan kimsenin, zekât alması caiz olur mu?</span><br />
CEVAP<br />
Caiz olur. 200 dirhem [672 gr] gümüş, 20 miskal [96 gr] altının değerinden aşağı olduğu müddetçe, zenginlikte altının nisabı esas alınır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zekat Ne Zaman Verilir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=122</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 09:04:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=122</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekat ne zaman verilir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span><br />
Zekat, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Recebde zengin olmuşsa, bir yıl sonra Recebin üçü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa zekatını verir. Ramazan ayını beklemez.<br />
<br />
Günü gelmeden zekat vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur. Hatta gelecek birkaç yılın zekatını önceden vermek de caizdir. Bir kimse, zekatını yanlış hesap edip, bir altın zekat vermesi gerekirken iki altın hesap etse, fakire verdikten sonra tekrar hesap etse, bir altın vereceğini anlasa, ikinci yıl vereceği zekata bu bir altını mahsup eder.<br />
<br />
Zekatı acele etmeden bir yıl içinde vermek gerekir diyen âlimler var ise de, acele edip, hemen vermek vaciptir. Özürsüz geciktirmek mekruh olur. Şafii ve Maliki’de, zekat farz olunca, hemen vermek farzdır. Hadis-i şerifte, (Zekat vermekte acele ediniz!) buyuruldu. (İbni Mace)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Zekat yalnız Ramazan ayında mı verilir?<br />
CEVAP</span><br />
Her zenginin zekat verme ayı ve günü farklı olur. Ramazan ayını beklemez. Eğer Şevvalın 23'ünde zengin olmuşsa, gelecek yılın Şevvalin 23'ünde zekat verir. Şevval ayı gelmeden Ramazan ayında verse de olur. Fakat Şevval ayının 23'ünde tekrar malını hesap eder. Az vermişse, üstünü tamamlar. Çok vermişse, fazla verdiği nafile olur. Yani zekatı günü gelmeden önce de vermek caizdir. Fakat gününde tekrar hesap etmek gerekir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Bir hoca, (Zekat yalnız Ramazan ayında verilir. Bayramdan önce vermek gerekir. Bayramdan sonraya bırakılmaz) dedi. Zekat günü dolmayanlar ne olacaktır?<br />
CEVAP</span><br />
Bir yanlışlık vardır. Belki sadaka-i fıtır için söylemiştir. Herkesin zekat verme tarihi farklı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Malımız nisaba ulaştıktan sonra, bir yıl dolunca hemen zekatını vermek farz mıdır? Bugün yarın zekat vereceğim derken ölürse, miras bıraktığı maldan vermek lazım mıdır?<br />
CEVAP</span><br />
Zekat, farz olur olmaz hemen vermek gerekmez. Vermeden ölürse, bıraktığı maldan verilmez. Bazı âlimlere göre de zekatı geciktirmek mekruhtur, hemen ilk fırsatta vermek gerekir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Zengin olduğumuz tarih belli değilse, yani hatırlamıyorsak, zekatı ne zaman vermeliyiz?<br />
CEVAP</span><br />
Zannı galibe göre tahmini bir tarih kabul edilir. Bundan sonra o tarih esas alınır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Nisap tarihim 1 Ramazandır. Mevcut mal varlığım nisap miktarını aşıyor. 1 Ramazan günü hangi saatten itibaren zekat bana farz oluyor?<br />
CEVAP</span><br />
Şer'i gün, imsak ile başlar. İmsak vaktinden itibaren zekat size farz olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekat vereceğim gün öğle vaktinde paramı veya altınımı çaldırsam, imsak vaktinden sonra zekat vermek bana farz olduğu için, zekat miktarını daha sonra elime geçince ödemem gerekiyor mu?<br />
CEVAP</span><br />
Hayır. Kendiniz telef etmediğiniz için vermeniz gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekat verme günü gelip de zekatını vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmayan kimsenin zekat borcu af olur mu?<br />
CEVAP</span><br />
Malı kendi telef ederse, zekat borcu af olmaz, para kendiliğinden telef olursa zekat af olur. Yani malı, kendi harcar veya telef ederse, zekat af olmaz. Mesela borsada parasını yok ederse veya araba, buzdolabı gibi şeyler alarak parasının hepsini harcarsa zekat af olmaz, zekatını ödemesi gerekir. Malı çalınırsa, kaybolursa, yanıp yok olursa yahut ödünç veya âriyet verip geri alamazsa, o zaman zekat vermek gerekmez.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekat ne zaman verilir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">CEVAP</span><br />
Zekat, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Recebde zengin olmuşsa, bir yıl sonra Recebin üçü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa zekatını verir. Ramazan ayını beklemez.<br />
<br />
Günü gelmeden zekat vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur. Hatta gelecek birkaç yılın zekatını önceden vermek de caizdir. Bir kimse, zekatını yanlış hesap edip, bir altın zekat vermesi gerekirken iki altın hesap etse, fakire verdikten sonra tekrar hesap etse, bir altın vereceğini anlasa, ikinci yıl vereceği zekata bu bir altını mahsup eder.<br />
<br />
Zekatı acele etmeden bir yıl içinde vermek gerekir diyen âlimler var ise de, acele edip, hemen vermek vaciptir. Özürsüz geciktirmek mekruh olur. Şafii ve Maliki’de, zekat farz olunca, hemen vermek farzdır. Hadis-i şerifte, (Zekat vermekte acele ediniz!) buyuruldu. (İbni Mace)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Zekat yalnız Ramazan ayında mı verilir?<br />
CEVAP</span><br />
Her zenginin zekat verme ayı ve günü farklı olur. Ramazan ayını beklemez. Eğer Şevvalın 23'ünde zengin olmuşsa, gelecek yılın Şevvalin 23'ünde zekat verir. Şevval ayı gelmeden Ramazan ayında verse de olur. Fakat Şevval ayının 23'ünde tekrar malını hesap eder. Az vermişse, üstünü tamamlar. Çok vermişse, fazla verdiği nafile olur. Yani zekatı günü gelmeden önce de vermek caizdir. Fakat gününde tekrar hesap etmek gerekir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Bir hoca, (Zekat yalnız Ramazan ayında verilir. Bayramdan önce vermek gerekir. Bayramdan sonraya bırakılmaz) dedi. Zekat günü dolmayanlar ne olacaktır?<br />
CEVAP</span><br />
Bir yanlışlık vardır. Belki sadaka-i fıtır için söylemiştir. Herkesin zekat verme tarihi farklı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Malımız nisaba ulaştıktan sonra, bir yıl dolunca hemen zekatını vermek farz mıdır? Bugün yarın zekat vereceğim derken ölürse, miras bıraktığı maldan vermek lazım mıdır?<br />
CEVAP</span><br />
Zekat, farz olur olmaz hemen vermek gerekmez. Vermeden ölürse, bıraktığı maldan verilmez. Bazı âlimlere göre de zekatı geciktirmek mekruhtur, hemen ilk fırsatta vermek gerekir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Zengin olduğumuz tarih belli değilse, yani hatırlamıyorsak, zekatı ne zaman vermeliyiz?<br />
CEVAP</span><br />
Zannı galibe göre tahmini bir tarih kabul edilir. Bundan sonra o tarih esas alınır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Nisap tarihim 1 Ramazandır. Mevcut mal varlığım nisap miktarını aşıyor. 1 Ramazan günü hangi saatten itibaren zekat bana farz oluyor?<br />
CEVAP</span><br />
Şer'i gün, imsak ile başlar. İmsak vaktinden itibaren zekat size farz olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekat vereceğim gün öğle vaktinde paramı veya altınımı çaldırsam, imsak vaktinden sonra zekat vermek bana farz olduğu için, zekat miktarını daha sonra elime geçince ödemem gerekiyor mu?<br />
CEVAP</span><br />
Hayır. Kendiniz telef etmediğiniz için vermeniz gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekat verme günü gelip de zekatını vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmayan kimsenin zekat borcu af olur mu?<br />
CEVAP</span><br />
Malı kendi telef ederse, zekat borcu af olmaz, para kendiliğinden telef olursa zekat af olur. Yani malı, kendi harcar veya telef ederse, zekat af olmaz. Mesela borsada parasını yok ederse veya araba, buzdolabı gibi şeyler alarak parasının hepsini harcarsa zekat af olmaz, zekatını ödemesi gerekir. Malı çalınırsa, kaybolursa, yanıp yok olursa yahut ödünç veya âriyet verip geri alamazsa, o zaman zekat vermek gerekmez.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hangi Maldan Zekat Verilir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=121</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 08:51:58 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=121</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Hangi maldan zekat verilir?<br />
CEVAP</span><br />
Zekatın hangi maldan verileceğini birçok müslüman bilmemektedir. Zekat olarak verilecek mallar yerine, bunların kıymetlerini de vermek caizdir. Kıymet denilince, altın ve gümüş anlaşılır, başka mal, çek, senet, para veya döviz anlaşılmaz. Çünkü eşyanın kıymeti altın ve gümüş ile anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer)<br />
<br />
Fülus [bakır] paraların kıymetleri nisabı bulunca zekat olarak, bu fülusun değerlerinin kırkta birini gümüş olarak vermek gerekir. (M.Seade)<br />
<br />
Bakır paranın zekatı, aynı cins bakır paradan verilmez, gümüş olarak verilmesi gerekir. (İmam-ı Ebu Yusuf buyurdu ki, toprak sahiplerinden uşur ve zekat olarak, altın ve gümüş yerine, başka geçer akçe [para] almak haram olur. Her ne kadar bunlar, herkesin kabul ettiği damgalı para ise de, altın değil, bakır paradır.) [Redd-ül muhtar]<br />
<br />
Altın ve gümüş olmayan, tedavüldeki para ile zekat verilmez. Zekat, ya altın veya gümüş, yahut ticareti yapılan maldan verilir. İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki: Bir zengin, yemek satın alıp fakire yedirse, zekat vermiş olmaz. (Zahire)<br />
<br />
Zekat olarak, erkek deve verilmez. Erkek develerin zekatı bile dişi deve olarak verilir. Dişi devesi yoksa değeri kadar altın veya gümüş verilir. Başka mal verilmez. (Hindiyye)<br />
<br />
Zekat olarak altın ve gümüş yerine, bunların kıymeti kadar uruz vermek sahihtir. (M.Felah)<br />
<br />
Ticaret malına uruz denir. Elbise tüccarı, ya uruz yani ticaretini yaptığı elbiseden veya değeri kadar altın, gümüş verir. (Tahtavi)<br />
<br />
Altın ile gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyası kabul edilir. Nisap miktarı ise zekatı verilir.<br />
<br />
Kira ve zekat<br />
Bugün fakir için kiralık ev çok mühimdir. Fakat zengin zekatına mahsuben fakiri evinde oturtamaz. Çünkü bir zengin, zekatına mahsuben, bir fakiri evinde oturtsa zekat vermiş olmaz.<br />
<br />
Mal vermek gerekir<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Fakirdeki kira alacağını almayıp zekatına saymak caiz olur mu?<br />
CEVAP</span><br />
Zekat niyeti ile fakiri evinde parasız oturtsa, kira almasa, sahih olmaz. Çünkü, fakire mal vermesi lazımdır.<br />
<br />
Alaşımdan zekat<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bakır alaşımından yapılan bronz liraların renkleri ve şekilleri altın liralara benzediği ve altın yerine kullanıldıkları halde, bunlarla zekat verilemez mi? Vekil asıl gibi değil midir? Gümüş alaşımlı paralar da gümüşe benzediğine göre bunlardan zekat verilemez mi?<br />
CEVAP</span><br />
İkisinden de zekat verilemez. Çünkü, zekat vermek ibadettir. Altın veya gümüş olarak verilmesi lazımdır. İbadet değiştirilemez, yani dinin bildirdiği şekilde yapılması lazım ki ibadet olsun. İnsanın vekili, bunun namına ancak dinin izin verdiği işleri yapar. Fakat, bunun namazlarını vekili kılamaz. Bir fasığın temiz olarak ve edep ile ezan okuması caiz değildir. Çünkü o günah işlediği için onun ezanı sahih olmaz. Hoparlör de fısk olan şarkıları, çalgı aletlerini yaymakta kullanıldığı için, bu fısk aleti ile ezan okumak caiz olmaz. Çünkü, ibadet değiştirilemez. Çalgıyı hiç kullanmayıp evinde bulundurmak bile caiz değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zekât verirken</span><br />
1- Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altınıyla Aziz lira 7.2 gr olarak kabul edilir. Yani 12 ayardan fazla olan bütün altınlar tartılıp kırkta biri zekât olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olanın, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesi ise mekruhtur.<br />
<br />
2- Zekâta tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir.<br />
<br />
3- Nisabın üstünde bileziği olan kadın, zekâtını kendi verir veya (Zekâtımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parasıyla zekâtı verebilir.<br />
<br />
4- Bir kadın mehr-i müeccel olarak kocasından alacağı altınları nisap hesabına katar, fakat zekâtını vermez. Aldıktan sonra verir.<br />
<br />
5- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Receb’de zengin olmuşsa, bir yıl sonra Receb’in 3’ü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekât vermekte de mahzur yoktur, hatta gelecek birkaç yılın zekâtını önceden vermek de caizdir.<br />
<br />
6- Nisap, yıl içinde sıfırlanınca, ilk nisabı bulduğu gün yeniden tarih atılır. Bundan bir hicri yıl sonra, nisaba malikse zekât verir. Sıfırladıktan sonra, bir daha zengin olana kadar tarih atılmaz. Sıfırlanmadan mesela 50 gram varsa, yıl sonu diğer paralarıyla birlikte nisaba malikse zekâtını verir, yani yıl içindeki, sıfırlanma hariç diğer dalgalanmalara itibar edilmez.<br />
<br />
7- Uşru verilen mal, kırk yıl kalsa, uşru da zekâtı da verilmez, ama ticaret malı olursa veya satılıp paraya, altına çevrilirse zekât malı olur. Bir gün sonra da zekât günü gelse zekâtını vermek gerekir. Altın ve gümüş eşya ve kâğıt paralar, her ne suretle ele geçerse geçsin, zekât malı olurlar.<br />
<br />
8- O ay tahakkuk eden kira, zekât nisabından düşülür, gelecek aylarınki düşülmez.<br />
<br />
9- Miras alacakları nisap hesabına dâhil edilir, fakat ele geçmedikçe zekâtı verilmez.<br />
<br />
10- 25-30 yıllık da olsa, vadeli taksitlerle alınan krediler, zekât hesabında borç olarak düşülür.<br />
<br />
11- Altın miktarı yarıdan az olan karışımın zekât hesabı, ağırlığıyla değil kıymetiyle yapılır.<br />
<br />
12- Yılın yarıdan fazlasında, parasız çayırda otlayan hayvanlar, üretmek için, sütü için olursa, bunlara saime hayvan denir. Saime hayvan sayısı, nisabı bulursa, zekâtı verilir. Yün için, yük taşımak için, binmek için olursa saime denilmez ve zekâtı verilmez. Parasız çayırda otlamayıp, evde besleniyorsa, üretmek veya eti ve sütü için de beslense yine zekâtı verilmez. Çift sürmek, yük taşımak, binmek için yetiştirilen hayvanların zekâtı olmaz</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Hangi maldan zekat verilir?<br />
CEVAP</span><br />
Zekatın hangi maldan verileceğini birçok müslüman bilmemektedir. Zekat olarak verilecek mallar yerine, bunların kıymetlerini de vermek caizdir. Kıymet denilince, altın ve gümüş anlaşılır, başka mal, çek, senet, para veya döviz anlaşılmaz. Çünkü eşyanın kıymeti altın ve gümüş ile anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer)<br />
<br />
Fülus [bakır] paraların kıymetleri nisabı bulunca zekat olarak, bu fülusun değerlerinin kırkta birini gümüş olarak vermek gerekir. (M.Seade)<br />
<br />
Bakır paranın zekatı, aynı cins bakır paradan verilmez, gümüş olarak verilmesi gerekir. (İmam-ı Ebu Yusuf buyurdu ki, toprak sahiplerinden uşur ve zekat olarak, altın ve gümüş yerine, başka geçer akçe [para] almak haram olur. Her ne kadar bunlar, herkesin kabul ettiği damgalı para ise de, altın değil, bakır paradır.) [Redd-ül muhtar]<br />
<br />
Altın ve gümüş olmayan, tedavüldeki para ile zekat verilmez. Zekat, ya altın veya gümüş, yahut ticareti yapılan maldan verilir. İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki: Bir zengin, yemek satın alıp fakire yedirse, zekat vermiş olmaz. (Zahire)<br />
<br />
Zekat olarak, erkek deve verilmez. Erkek develerin zekatı bile dişi deve olarak verilir. Dişi devesi yoksa değeri kadar altın veya gümüş verilir. Başka mal verilmez. (Hindiyye)<br />
<br />
Zekat olarak altın ve gümüş yerine, bunların kıymeti kadar uruz vermek sahihtir. (M.Felah)<br />
<br />
Ticaret malına uruz denir. Elbise tüccarı, ya uruz yani ticaretini yaptığı elbiseden veya değeri kadar altın, gümüş verir. (Tahtavi)<br />
<br />
Altın ile gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyası kabul edilir. Nisap miktarı ise zekatı verilir.<br />
<br />
Kira ve zekat<br />
Bugün fakir için kiralık ev çok mühimdir. Fakat zengin zekatına mahsuben fakiri evinde oturtamaz. Çünkü bir zengin, zekatına mahsuben, bir fakiri evinde oturtsa zekat vermiş olmaz.<br />
<br />
Mal vermek gerekir<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Fakirdeki kira alacağını almayıp zekatına saymak caiz olur mu?<br />
CEVAP</span><br />
Zekat niyeti ile fakiri evinde parasız oturtsa, kira almasa, sahih olmaz. Çünkü, fakire mal vermesi lazımdır.<br />
<br />
Alaşımdan zekat<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bakır alaşımından yapılan bronz liraların renkleri ve şekilleri altın liralara benzediği ve altın yerine kullanıldıkları halde, bunlarla zekat verilemez mi? Vekil asıl gibi değil midir? Gümüş alaşımlı paralar da gümüşe benzediğine göre bunlardan zekat verilemez mi?<br />
CEVAP</span><br />
İkisinden de zekat verilemez. Çünkü, zekat vermek ibadettir. Altın veya gümüş olarak verilmesi lazımdır. İbadet değiştirilemez, yani dinin bildirdiği şekilde yapılması lazım ki ibadet olsun. İnsanın vekili, bunun namına ancak dinin izin verdiği işleri yapar. Fakat, bunun namazlarını vekili kılamaz. Bir fasığın temiz olarak ve edep ile ezan okuması caiz değildir. Çünkü o günah işlediği için onun ezanı sahih olmaz. Hoparlör de fısk olan şarkıları, çalgı aletlerini yaymakta kullanıldığı için, bu fısk aleti ile ezan okumak caiz olmaz. Çünkü, ibadet değiştirilemez. Çalgıyı hiç kullanmayıp evinde bulundurmak bile caiz değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zekât verirken</span><br />
1- Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altınıyla Aziz lira 7.2 gr olarak kabul edilir. Yani 12 ayardan fazla olan bütün altınlar tartılıp kırkta biri zekât olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olanın, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesi ise mekruhtur.<br />
<br />
2- Zekâta tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir.<br />
<br />
3- Nisabın üstünde bileziği olan kadın, zekâtını kendi verir veya (Zekâtımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parasıyla zekâtı verebilir.<br />
<br />
4- Bir kadın mehr-i müeccel olarak kocasından alacağı altınları nisap hesabına katar, fakat zekâtını vermez. Aldıktan sonra verir.<br />
<br />
5- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Receb’de zengin olmuşsa, bir yıl sonra Receb’in 3’ü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekât vermekte de mahzur yoktur, hatta gelecek birkaç yılın zekâtını önceden vermek de caizdir.<br />
<br />
6- Nisap, yıl içinde sıfırlanınca, ilk nisabı bulduğu gün yeniden tarih atılır. Bundan bir hicri yıl sonra, nisaba malikse zekât verir. Sıfırladıktan sonra, bir daha zengin olana kadar tarih atılmaz. Sıfırlanmadan mesela 50 gram varsa, yıl sonu diğer paralarıyla birlikte nisaba malikse zekâtını verir, yani yıl içindeki, sıfırlanma hariç diğer dalgalanmalara itibar edilmez.<br />
<br />
7- Uşru verilen mal, kırk yıl kalsa, uşru da zekâtı da verilmez, ama ticaret malı olursa veya satılıp paraya, altına çevrilirse zekât malı olur. Bir gün sonra da zekât günü gelse zekâtını vermek gerekir. Altın ve gümüş eşya ve kâğıt paralar, her ne suretle ele geçerse geçsin, zekât malı olurlar.<br />
<br />
8- O ay tahakkuk eden kira, zekât nisabından düşülür, gelecek aylarınki düşülmez.<br />
<br />
9- Miras alacakları nisap hesabına dâhil edilir, fakat ele geçmedikçe zekâtı verilmez.<br />
<br />
10- 25-30 yıllık da olsa, vadeli taksitlerle alınan krediler, zekât hesabında borç olarak düşülür.<br />
<br />
11- Altın miktarı yarıdan az olan karışımın zekât hesabı, ağırlığıyla değil kıymetiyle yapılır.<br />
<br />
12- Yılın yarıdan fazlasında, parasız çayırda otlayan hayvanlar, üretmek için, sütü için olursa, bunlara saime hayvan denir. Saime hayvan sayısı, nisabı bulursa, zekâtı verilir. Yün için, yük taşımak için, binmek için olursa saime denilmez ve zekâtı verilmez. Parasız çayırda otlamayıp, evde besleniyorsa, üretmek veya eti ve sütü için de beslense yine zekâtı verilmez. Çift sürmek, yük taşımak, binmek için yetiştirilen hayvanların zekâtı olmaz</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zekat Kimlere Verilir?]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=120</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 08:38:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=120</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekât kimlere verilir?<br />
CEVAP</span><br />
Maddeler hâlinde bildirelim:<br />
1- Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekât verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekât verilir. Kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekât vermek, daha çok sevab olur.<br />
<br />
2- Kadın, borçlu ve fakir olan kocasına zekât verebilir.<br />
<br />
3- Hayır kurumlarına zekât verilmez. Müctehid imamların hiçbirisi, hayır kurumlarına zekât verileceğini bildirmemiş ve bu konuda icma hâsıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri, icmayı bozamaz.<br />
<br />
Demek ki, bugün hakiki bir âlim bile çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetva verse, icmayı bozamayacağı için fetvası geçersiz olur. Zaten hakiki âlim de, icmayı bozucu fetva vermez. Durum böyleyken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar yahut makbuzla para topluyorlar. Bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez.<br />
<br />
Buralara zekât verebilmek için dinin emrine uydurulması gerekir. Dine hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur’an-ı kerim kursları, vakıflar ve başka hayır kurumları vardır. Bu kurumların bir yetkilisi, bir fakirden vekâlet alır. Fakir, kurumdaki yetkili şahsa vekâlet verirken, (Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Yahut sadece (Seni zekât almaya umumi vekil ettim) demesi de kâfidir. O zaman vekil de, aldığı zekâtı, talebelerin veya kurumun ihtiyaçlarına sarf edebilir. Böylece dine uyulmuş, zekât dine uygun olarak verilmiş olur.<br />
<br />
4- Hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu. Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar yani işi, mesleği bu olanlar, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler.<br />
<br />
5- Babası zenginse, küçük çocuğuna zekât verilmez. Babası fakirse, fakir olan büyük veya küçük çocuğa zekât verilir. Deliye de, fakirse zekât verilir. Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisi olan akrabasına veya vasisine verilir. Zengin birisinin küçük oğluna, fakir olsa da zekât verilmez, ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına fakirseler verebilir. Burada büyük demek akıl baliğ olmuş demektir. Küçük ise, henüz akıl baliğ olmamış demektir.<br />
<br />
6- Peygamber efendimizin soyundan gelen seyyidlere ve şeriflere eskiden zekât verilmezdi. Günümüzde, bunlara zekât verilir. (Dürr-i Yekta)<br />
<br />
Zekât verip alırken<br />
1- Gayrimüslime, zekât da, sadaka da verilmez. [Zimmi, İslam devleti uyruğunda olan, gayrimüslim vatandaş demektir.] Zimmi varken, zimmiye zekât hariç, fitre, kefaret, nezir [adak] ve sadaka verilirdi. Bugün, dünyada zimmi yoktur.<br />
<br />
2- Zekât verilecek kimseyi araştırmak gerekir, zan üzerine zekât verilmez. Zengine veya Müslüman olmayana zekât vermek sahih değildir. Ancak zekât verecek kimseyi araştırarak, zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zekât verilmesi caiz olmayan biri olduğu anlaşılsa zararı olmaz. Yani zekâtı sahihtir. Rastgele değil, araştırarak verdiği için yeniden vermek gerekmez.<br />
<br />
3- Zekât verirken, salih akrabaları tercih etmek gerekir, çünkü zekâtı, salih olan fakir akrabaya vermek daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz.<br />
<br />
4- Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalı. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olur. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz.<br />
<br />
5- Zekât verirken, zekât demek gerekmez. Hediye dense de caizdir.<br />
<br />
6- Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır, fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı mümkünse, salih olan muhtaçlara vermeli.<br />
<br />
7- Fakire zekât için altın verip, tekrar onu ucuza satın almak mekruhtur.<br />
<br />
8- Fakirdeki alacağı zekâta saymak caiz olmaz. Fakirde alacağı olan zengin, fakire borç senedini verip, (Alacağımı zekât olarak sana verdim. Sen de borcuna karşılık kabul et) dese, fakir de kabul etse, zengin zekâtını vermiş olmaz, çünkü zekât, borç senedi vermekle, razı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle verilmiş olur. Bu zenginin zekâtını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi gerekir.<br />
<br />
9- Ev kirasını ödeyemeyen fakir kiracıya, mal sahibi kirayı almadan bağışlasa, bu para zekât yerine geçmez, sadaka olur. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
10- Fakirde alacağı olan, fakirin, borcunu vereceğine güvenemiyorsa, güvendiği birini fakire göstererek, (Zekâtını almak ve borcunu ödemek için, bunu vekil yap) der. Zekâtı bu vekile verir. Vekil de, zengine geri vererek, fakirin borcunu öder. Böylece hem zekât verilmiş olur, hem de fakirin borcu ödenmiş olur. (Dürr-i yekta, Mizan-ı kübra)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Anne ve babaya zekat verilir mi? Kimlere verilmez?<br />
CEVAP</span><br />
Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekat verilmez. Fakir olmak şartı ile geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekat verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekat vermek daha çok sevap olur. İmameyne göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı zekat verebilir. (Mevkufat)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Fakir bir çocuğa zekat vermek istiyorum. Yaşı küçük, zekatı babasına verebilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Evet.<br />
<br />
Zenginin ailesine zekât<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bir kimse, zengin birisinin fakir çocuğuna veya fakir hanımına yahut zenginin fakir babasına zekât verebilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Bir kimse, zekâtını zenginin küçük oğluna veremez; ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına fakirseler verebilir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Burada büyük demek akıl baliğ olmuş demektir. Küçükse henüz akıl baliğ olmamış demektir<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kızımın aldığı evlatlığa zekat verebilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Kızınızın aldığı evlatlık, onun çocuğu olmadığı gibi, sizin de torununuz olmaz. Ona zekat verebilirsiniz. Hatta kızınız da ona zekat verebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Fakir kardeşe zekat verilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Evet.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kız kardeşime zekat verebilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Zekatınızı, zengin değilse kız kardeşinize veya çocuklarına vermenizde mahzur yoktur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Bir fakir aldığı zekatı herhangi bir zengine veya bizzat zekat veren zengine hediye etse, zenginin o parayı kullanması caiz olur mu?<br />
CEVAP</span><br />
Fakir aldığı zekatı, zengine verebilir. Verdiği hediye olur. Zenginin bunu alması helal olur. Çünkü fakir kendi mülkünden vermiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Şu beş Müslüman zengin zekat alabilir:<br />
1- Allah yolunda cihad eden,<br />
2- Zekat toplamakla görevli olan,<br />
3- Borçlu ve borcunu ödeyemeyen zengin,<br />
4- Kendi memleketinde zengin olduğu halde, bulunduğu yerde parasız kalan ve çok alacağı varsa da, alamayıp muhtaç kalan.<br />
5- Fakir, aldığı zekatı zengine hediye ederse, zengin bunu alabilir.) [Ebu Davud]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekatı her fakire vermek uygun mu?<br />
CEVAP</span><br />
Malını israf edene, haramda kullanana zekat ve fitre vermek layık değildir. Verilirse sevabı az olur.<br />
<br />
Salih olmayan fakir müslümana da, zekat vermek sahihtir. Fakat salihleri tercih etmek çok sevaptır. Fasıka zekat vermek, kıraç yere ekin ekmeye benzer, bire 3-5 alınabilir. Salihlere vermek ise, mümbit toprağa ekin ekmeye benzer. Sulak, verimli toprağa tohum atılırsa daha çok mahsul alınır.<br />
<br />
Kâfir, her ibadet gibi zekat vermekle de mükellef değildir. Gayrı müslime zekat vermek caiz değildir. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, Muaz bin Cebel hazretlerini Yemen’e gönderirken, zekatın, uşrun, kimlerden alınıp kimlere verileceğini bildirirken, (Müslüman zenginlerinden al, fakirlerine ver) buyurdu. (Buhari)<br />
<br />
Bu hadis-i şerifi açıklayan âlimler, zekatın müslüman zenginlerden alınacağını ve onların [müslümanların] fakirlerine verileceğini, gayrı müslime verilmeyeceğini bildirmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Akrabaya sadaka, zekât vermek çok sevab deniyor; ama benim akrabalarım fasıktır. O parayla, içki içerler. Bunlara vermeyip, salihleri mi tercih etmeliyim?<br />
CEVAP</span><br />
Evet, salihleri tercih etmek gerekir. Salih akrabaları tercih etmekse, daha çok sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekatı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani, zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz. (F. Bilgiler)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gayrimüslime sadaka<br />
Sual: Gayrimüslime, sadaka veya zekât verilebilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Zimmi varken, zimmiye zekât hariç, fitre, kefaret, nezir [adak] ve sadaka verilirdi.. Bugün, dünyada zimmi yoktur. Yani, şimdi gayrimüslime, zekât da, sadaka da verilmez. [Zimmi, İslam devleti uyruğunda olan, gayrimüslim vatandaş demektir.]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Salih bir Müslümana, dinen fakir olup olmadığını sordum. Hesap etti. Nisaba ulaşmadığını, fakir olduğunu söyledi. Ben de zekatımı ona verdim. Aradan bir müddet geçtikten sonra, o kimse, ben yanlış hesap etmişim, dinen zenginmişim, verdiğin parayı da harcadım. Sen zekatını bir fakire ver dedi. Zekatımı tekrar bir fakire vermem gerekir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Fakir mi, zengin mi diye, gerekli araştırmayı yaptığınız için, tekrar vermek gerekmez. Zekat verilebileceğini, soruşturup anlayarak, zekatını verdikten sonra, bunun zengin olduğu anlaşılsa, zararı olmaz; yani zekat kabul olur. Fıkıh kitaplarında deniyor ki:<br />
Zekat verilecek olan kimse, fakir olduğunu, zekat alabileceğini söylemiş ise, bu kimsenin, zekat almaya hakkı olup olmadığını araştırmak gerekmez. Buna zekat verince, soruşturarak, araştırarak vermiş sayılır. (Nehr-ül-Faik)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Çocuğa ve deliye zekât verilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Babası zengin ise, çocuğa zekât verilmez. Babası fakir ise, fakir olan çocuğa zekât verilir. Deliye de fakir ise zekât verilir.<br />
<br />
Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisi olan akrabasına veya vasisine verilir. Zenginin küçük oğluna fakir olsa da zekât verilmez; ama büluğa ermiş oğlu fakir ise verilir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Din ilmi talebesi<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Din ilmi öğrenen öğrenciye, zengin de olsa zekât verilir deniyor. Ben her gün dini kitap okuyup, dinimi öğrenmeye çalışıyorum. Zengin de olsam, zekât alabilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Dinini öğrenmek, her Müslümanın vazifesidir. Din ilmi tahsil eden öğrenci farklıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Şafii’de kadın, fakir olan kocasına zekât verebilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Evet, verebilir. (Mizan)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Müellefe-i kulüb<br />
Sual: Kur’an-ı kerimde, müellefe-i kulüb denilen kimselere zekât verileceği bildirilirken niye bunlara zekât verilmiyor?<br />
CEVAP</span><br />
Kalblerine iman yerleştirilmesi veya kötülükleri önlenmek istenilen bazı kâfirler ve yeni iman etmiş olan bazı zayıf Müslümanlara müellefe-i kulüb denirdi. Resulullah efendimiz, bunların üçüne de zekât verirdi; fakat hazret-i Ebu Bekr zamanında, Beyt-ül-mal emini olan Hazret-i Ömer, bir hadis-i şerif okuyarak, (Müellefe-i kulüb olanlara zekât verilmesini Resulullah nesh etmiştir) dedi.<br />
<br />
Halife ve Eshab-ı kiramın hepsi bunu kabul ederek, nesh edilmiş olduğunda ve artık bunlara zekât verilmemesi hususunda icma hâsıl oldu. Nesh, Resulullah hayattayken olur. İcma ise, vefatından sonra olur. Bu inceliği anlamayanlar, bunu Hazret-i Ömer’in nesh ettiğini sanıyorlar. Eshab-ı kirama ve fıkıh âlimlerine dil uzatıyorlar. Bedayı ve diğer kitaplarda bildirildiği gibi, İslamiyet’e yardım için, düşmanın zararını önlemek için, onlara mal, para her zaman ödenir; fakat bu Beyt-ül-malın zekât bölümünden değil, başka bölümünden ödenir. Görülüyor ki, müellefe-i kulüb denilen kimselere ödeme yapılması yasak edilmemiş, onlara zekât verilmesi yasak edilmiştir. (F. Bilgiler)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bakılan kişiye zekât<br />
Sual: Kocası ölmüş ve kimsesiz kalmış fakir kayınvalideme evimde bakıyorum. Zekâtımı ona verebilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Evet, vermek iyi olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Seyyidlere zekât<br />
Sual: Peygamber efendimizin soyundan gelen seyyidlere ve şeriflere eskiden zekât verilmezdi. Şimdi verilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Evet, bugün için bunlara zekât verilir. (Dürr-i Yekta)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zenginin çocuğu<br />
Sual: Babası veya annesi zengin olan baliğ olmamış çocuğa zekât verilebilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Babası zenginse zekât verilemez. Babası fakir, annesi zenginse, ona zekât verilebilir, çünkü baliğ olmamış bir çocuk, annesinin malıyla zengin sayılmaz. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kime zengin denir?<br />
Sual: Dinimize göre, zengin ve fakir kime denir?<br />
CEVAP</span><br />
Kurban nisabına malik olana, dinen zengin denir. Bu nisaba malik olanın, zekât alması haram olur. Kurban nisabına malik olmayana ise, dinen fakir denir. Bu kimse zekât alabilir. İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar [96 gram altın veya o değerde] malı veya parası bulunan Müslüman, kurban nisabına malik demektir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekât kimlere verilir?<br />
CEVAP</span><br />
Maddeler hâlinde bildirelim:<br />
1- Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekât verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekât verilir. Kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekât vermek, daha çok sevab olur.<br />
<br />
2- Kadın, borçlu ve fakir olan kocasına zekât verebilir.<br />
<br />
3- Hayır kurumlarına zekât verilmez. Müctehid imamların hiçbirisi, hayır kurumlarına zekât verileceğini bildirmemiş ve bu konuda icma hâsıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri, icmayı bozamaz.<br />
<br />
Demek ki, bugün hakiki bir âlim bile çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetva verse, icmayı bozamayacağı için fetvası geçersiz olur. Zaten hakiki âlim de, icmayı bozucu fetva vermez. Durum böyleyken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar yahut makbuzla para topluyorlar. Bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez.<br />
<br />
Buralara zekât verebilmek için dinin emrine uydurulması gerekir. Dine hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur’an-ı kerim kursları, vakıflar ve başka hayır kurumları vardır. Bu kurumların bir yetkilisi, bir fakirden vekâlet alır. Fakir, kurumdaki yetkili şahsa vekâlet verirken, (Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Yahut sadece (Seni zekât almaya umumi vekil ettim) demesi de kâfidir. O zaman vekil de, aldığı zekâtı, talebelerin veya kurumun ihtiyaçlarına sarf edebilir. Böylece dine uyulmuş, zekât dine uygun olarak verilmiş olur.<br />
<br />
4- Hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu. Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar yani işi, mesleği bu olanlar, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler.<br />
<br />
5- Babası zenginse, küçük çocuğuna zekât verilmez. Babası fakirse, fakir olan büyük veya küçük çocuğa zekât verilir. Deliye de, fakirse zekât verilir. Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisi olan akrabasına veya vasisine verilir. Zengin birisinin küçük oğluna, fakir olsa da zekât verilmez, ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına fakirseler verebilir. Burada büyük demek akıl baliğ olmuş demektir. Küçük ise, henüz akıl baliğ olmamış demektir.<br />
<br />
6- Peygamber efendimizin soyundan gelen seyyidlere ve şeriflere eskiden zekât verilmezdi. Günümüzde, bunlara zekât verilir. (Dürr-i Yekta)<br />
<br />
Zekât verip alırken<br />
1- Gayrimüslime, zekât da, sadaka da verilmez. [Zimmi, İslam devleti uyruğunda olan, gayrimüslim vatandaş demektir.] Zimmi varken, zimmiye zekât hariç, fitre, kefaret, nezir [adak] ve sadaka verilirdi. Bugün, dünyada zimmi yoktur.<br />
<br />
2- Zekât verilecek kimseyi araştırmak gerekir, zan üzerine zekât verilmez. Zengine veya Müslüman olmayana zekât vermek sahih değildir. Ancak zekât verecek kimseyi araştırarak, zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zekât verilmesi caiz olmayan biri olduğu anlaşılsa zararı olmaz. Yani zekâtı sahihtir. Rastgele değil, araştırarak verdiği için yeniden vermek gerekmez.<br />
<br />
3- Zekât verirken, salih akrabaları tercih etmek gerekir, çünkü zekâtı, salih olan fakir akrabaya vermek daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz.<br />
<br />
4- Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalı. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olur. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz.<br />
<br />
5- Zekât verirken, zekât demek gerekmez. Hediye dense de caizdir.<br />
<br />
6- Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır, fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı mümkünse, salih olan muhtaçlara vermeli.<br />
<br />
7- Fakire zekât için altın verip, tekrar onu ucuza satın almak mekruhtur.<br />
<br />
8- Fakirdeki alacağı zekâta saymak caiz olmaz. Fakirde alacağı olan zengin, fakire borç senedini verip, (Alacağımı zekât olarak sana verdim. Sen de borcuna karşılık kabul et) dese, fakir de kabul etse, zengin zekâtını vermiş olmaz, çünkü zekât, borç senedi vermekle, razı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle verilmiş olur. Bu zenginin zekâtını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi gerekir.<br />
<br />
9- Ev kirasını ödeyemeyen fakir kiracıya, mal sahibi kirayı almadan bağışlasa, bu para zekât yerine geçmez, sadaka olur. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
10- Fakirde alacağı olan, fakirin, borcunu vereceğine güvenemiyorsa, güvendiği birini fakire göstererek, (Zekâtını almak ve borcunu ödemek için, bunu vekil yap) der. Zekâtı bu vekile verir. Vekil de, zengine geri vererek, fakirin borcunu öder. Böylece hem zekât verilmiş olur, hem de fakirin borcu ödenmiş olur. (Dürr-i yekta, Mizan-ı kübra)<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Anne ve babaya zekat verilir mi? Kimlere verilmez?<br />
CEVAP</span><br />
Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekat verilmez. Fakir olmak şartı ile geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekat verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekat vermek daha çok sevap olur. İmameyne göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı zekat verebilir. (Mevkufat)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Fakir bir çocuğa zekat vermek istiyorum. Yaşı küçük, zekatı babasına verebilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Evet.<br />
<br />
Zenginin ailesine zekât<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bir kimse, zengin birisinin fakir çocuğuna veya fakir hanımına yahut zenginin fakir babasına zekât verebilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Bir kimse, zekâtını zenginin küçük oğluna veremez; ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına fakirseler verebilir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Burada büyük demek akıl baliğ olmuş demektir. Küçükse henüz akıl baliğ olmamış demektir<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kızımın aldığı evlatlığa zekat verebilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Kızınızın aldığı evlatlık, onun çocuğu olmadığı gibi, sizin de torununuz olmaz. Ona zekat verebilirsiniz. Hatta kızınız da ona zekat verebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Fakir kardeşe zekat verilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Evet.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kız kardeşime zekat verebilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Zekatınızı, zengin değilse kız kardeşinize veya çocuklarına vermenizde mahzur yoktur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Sual: Bir fakir aldığı zekatı herhangi bir zengine veya bizzat zekat veren zengine hediye etse, zenginin o parayı kullanması caiz olur mu?<br />
CEVAP</span><br />
Fakir aldığı zekatı, zengine verebilir. Verdiği hediye olur. Zenginin bunu alması helal olur. Çünkü fakir kendi mülkünden vermiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Şu beş Müslüman zengin zekat alabilir:<br />
1- Allah yolunda cihad eden,<br />
2- Zekat toplamakla görevli olan,<br />
3- Borçlu ve borcunu ödeyemeyen zengin,<br />
4- Kendi memleketinde zengin olduğu halde, bulunduğu yerde parasız kalan ve çok alacağı varsa da, alamayıp muhtaç kalan.<br />
5- Fakir, aldığı zekatı zengine hediye ederse, zengin bunu alabilir.) [Ebu Davud]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Zekatı her fakire vermek uygun mu?<br />
CEVAP</span><br />
Malını israf edene, haramda kullanana zekat ve fitre vermek layık değildir. Verilirse sevabı az olur.<br />
<br />
Salih olmayan fakir müslümana da, zekat vermek sahihtir. Fakat salihleri tercih etmek çok sevaptır. Fasıka zekat vermek, kıraç yere ekin ekmeye benzer, bire 3-5 alınabilir. Salihlere vermek ise, mümbit toprağa ekin ekmeye benzer. Sulak, verimli toprağa tohum atılırsa daha çok mahsul alınır.<br />
<br />
Kâfir, her ibadet gibi zekat vermekle de mükellef değildir. Gayrı müslime zekat vermek caiz değildir. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, Muaz bin Cebel hazretlerini Yemen’e gönderirken, zekatın, uşrun, kimlerden alınıp kimlere verileceğini bildirirken, (Müslüman zenginlerinden al, fakirlerine ver) buyurdu. (Buhari)<br />
<br />
Bu hadis-i şerifi açıklayan âlimler, zekatın müslüman zenginlerden alınacağını ve onların [müslümanların] fakirlerine verileceğini, gayrı müslime verilmeyeceğini bildirmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Akrabaya sadaka, zekât vermek çok sevab deniyor; ama benim akrabalarım fasıktır. O parayla, içki içerler. Bunlara vermeyip, salihleri mi tercih etmeliyim?<br />
CEVAP</span><br />
Evet, salihleri tercih etmek gerekir. Salih akrabaları tercih etmekse, daha çok sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekatı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani, zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz. (F. Bilgiler)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gayrimüslime sadaka<br />
Sual: Gayrimüslime, sadaka veya zekât verilebilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Zimmi varken, zimmiye zekât hariç, fitre, kefaret, nezir [adak] ve sadaka verilirdi.. Bugün, dünyada zimmi yoktur. Yani, şimdi gayrimüslime, zekât da, sadaka da verilmez. [Zimmi, İslam devleti uyruğunda olan, gayrimüslim vatandaş demektir.]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Salih bir Müslümana, dinen fakir olup olmadığını sordum. Hesap etti. Nisaba ulaşmadığını, fakir olduğunu söyledi. Ben de zekatımı ona verdim. Aradan bir müddet geçtikten sonra, o kimse, ben yanlış hesap etmişim, dinen zenginmişim, verdiğin parayı da harcadım. Sen zekatını bir fakire ver dedi. Zekatımı tekrar bir fakire vermem gerekir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Fakir mi, zengin mi diye, gerekli araştırmayı yaptığınız için, tekrar vermek gerekmez. Zekat verilebileceğini, soruşturup anlayarak, zekatını verdikten sonra, bunun zengin olduğu anlaşılsa, zararı olmaz; yani zekat kabul olur. Fıkıh kitaplarında deniyor ki:<br />
Zekat verilecek olan kimse, fakir olduğunu, zekat alabileceğini söylemiş ise, bu kimsenin, zekat almaya hakkı olup olmadığını araştırmak gerekmez. Buna zekat verince, soruşturarak, araştırarak vermiş sayılır. (Nehr-ül-Faik)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Çocuğa ve deliye zekât verilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Babası zengin ise, çocuğa zekât verilmez. Babası fakir ise, fakir olan çocuğa zekât verilir. Deliye de fakir ise zekât verilir.<br />
<br />
Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisi olan akrabasına veya vasisine verilir. Zenginin küçük oğluna fakir olsa da zekât verilmez; ama büluğa ermiş oğlu fakir ise verilir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Din ilmi talebesi<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Din ilmi öğrenen öğrenciye, zengin de olsa zekât verilir deniyor. Ben her gün dini kitap okuyup, dinimi öğrenmeye çalışıyorum. Zengin de olsam, zekât alabilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Dinini öğrenmek, her Müslümanın vazifesidir. Din ilmi tahsil eden öğrenci farklıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Şafii’de kadın, fakir olan kocasına zekât verebilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Evet, verebilir. (Mizan)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Müellefe-i kulüb<br />
Sual: Kur’an-ı kerimde, müellefe-i kulüb denilen kimselere zekât verileceği bildirilirken niye bunlara zekât verilmiyor?<br />
CEVAP</span><br />
Kalblerine iman yerleştirilmesi veya kötülükleri önlenmek istenilen bazı kâfirler ve yeni iman etmiş olan bazı zayıf Müslümanlara müellefe-i kulüb denirdi. Resulullah efendimiz, bunların üçüne de zekât verirdi; fakat hazret-i Ebu Bekr zamanında, Beyt-ül-mal emini olan Hazret-i Ömer, bir hadis-i şerif okuyarak, (Müellefe-i kulüb olanlara zekât verilmesini Resulullah nesh etmiştir) dedi.<br />
<br />
Halife ve Eshab-ı kiramın hepsi bunu kabul ederek, nesh edilmiş olduğunda ve artık bunlara zekât verilmemesi hususunda icma hâsıl oldu. Nesh, Resulullah hayattayken olur. İcma ise, vefatından sonra olur. Bu inceliği anlamayanlar, bunu Hazret-i Ömer’in nesh ettiğini sanıyorlar. Eshab-ı kirama ve fıkıh âlimlerine dil uzatıyorlar. Bedayı ve diğer kitaplarda bildirildiği gibi, İslamiyet’e yardım için, düşmanın zararını önlemek için, onlara mal, para her zaman ödenir; fakat bu Beyt-ül-malın zekât bölümünden değil, başka bölümünden ödenir. Görülüyor ki, müellefe-i kulüb denilen kimselere ödeme yapılması yasak edilmemiş, onlara zekât verilmesi yasak edilmiştir. (F. Bilgiler)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bakılan kişiye zekât<br />
Sual: Kocası ölmüş ve kimsesiz kalmış fakir kayınvalideme evimde bakıyorum. Zekâtımı ona verebilir miyim?<br />
CEVAP</span><br />
Evet, vermek iyi olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Seyyidlere zekât<br />
Sual: Peygamber efendimizin soyundan gelen seyyidlere ve şeriflere eskiden zekât verilmezdi. Şimdi verilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Evet, bugün için bunlara zekât verilir. (Dürr-i Yekta)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zenginin çocuğu<br />
Sual: Babası veya annesi zengin olan baliğ olmamış çocuğa zekât verilebilir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Babası zenginse zekât verilemez. Babası fakir, annesi zenginse, ona zekât verilebilir, çünkü baliğ olmamış bir çocuk, annesinin malıyla zengin sayılmaz. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kime zengin denir?<br />
Sual: Dinimize göre, zengin ve fakir kime denir?<br />
CEVAP</span><br />
Kurban nisabına malik olana, dinen zengin denir. Bu nisaba malik olanın, zekât alması haram olur. Kurban nisabına malik olmayana ise, dinen fakir denir. Bu kimse zekât alabilir. İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar [96 gram altın veya o değerde] malı veya parası bulunan Müslüman, kurban nisabına malik demektir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ziynet eşyalarının zekatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=119</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 08:35:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=119</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kadınların takındığı inci, zümrüt, elmas ve pırlanta gibi ziynetlerin zekatı olur mu?<br />
CEVAP</span><br />
Kadınların altın ve gümüş hariç, başka ziynet eşyaları, ne kadar çok olursa olsun, zekat nisabına dahil edilmez. Fakat kurban nisabına dahil edilir. Yani nisabın üstünde ziynet eşyası olan kadın zengindir, kurban kesmesi vaciptir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Altın kaplanmış, kolye ve kordonun zekâtı nasıl hesaplanır?<br />
CEVAP</span><br />
Altın miktarı yarıdan az olan karışımın zekât hesabı, ağırlığıyla değil, kıymetiyle yapılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bize ait olmayan fakat bizde bulunan ziynet eşyalarının zekatını kim verir?<br />
CEVAP</span><br />
Kimin ise o verir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 100 gram ağırlığında beş tane bileziğim vardı. Param olmadığı için bileziğin birisini bozdurup zekatımı vereyim dedim. Kuyumcuya giderken bileziğimi çaldırdım. Zekat vermem gerekir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Nisaptan düştüğünüz için zekat af olmuştur. Eğer o bir bilezik ile bir mal alsaydınız, yine nisaptan düşerdiniz, fakat zekatını da vermeniz gerekirdi, çünkü kendi arzunuzla nisaptan düşmüş olurdunuz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Şafii’de, kadınların taktıkları altınlar zekata tâbi midir?<br />
CEVAP</span><br />
Tâbi değildir, yani zekatı verilmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Şafii’de bir kadının bin bileziği, bin Reşat altını olsa yine mi zekata tâbi değildir?<br />
CEVAP</span><br />
Şafii mezhebinde, (Kadının ziyneti zekata tâbi değildir) demek, (Âdet olarak kullanılan ziyneti zekata tâbi değildir) demektir. Ziynet olarak, bin bilezik, bin altın lira takılmaz.<br />
<br />
Diyelim ki âdet olarak en fazla on bilezik ile on altın lira takılıyorsa, bunlar zekata tâbi olmaz. (Kadının ziyneti 200 miskali geçerse, fazlası zekata tâbidir) diyen âlimler de vardır. Demek ki, kadının normal ziyneti zekata tâbi değildir. Fakat âdet olandan fazlası zekata tâbidir. Hanbeli ve Maliki'de de kadının ziyneti zekata tâbi değildir. Hanefi'de ise, altın kimde, nerede, ne maksatla kullanılırsa kullanılsın, nisabı bulursa zekata tâbidir. (Mezahib-i Erbe'a)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Kadınların takındığı inci, zümrüt, elmas ve pırlanta gibi ziynetlerin zekatı olur mu?<br />
CEVAP</span><br />
Kadınların altın ve gümüş hariç, başka ziynet eşyaları, ne kadar çok olursa olsun, zekat nisabına dahil edilmez. Fakat kurban nisabına dahil edilir. Yani nisabın üstünde ziynet eşyası olan kadın zengindir, kurban kesmesi vaciptir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Altın kaplanmış, kolye ve kordonun zekâtı nasıl hesaplanır?<br />
CEVAP</span><br />
Altın miktarı yarıdan az olan karışımın zekât hesabı, ağırlığıyla değil, kıymetiyle yapılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Bize ait olmayan fakat bizde bulunan ziynet eşyalarının zekatını kim verir?<br />
CEVAP</span><br />
Kimin ise o verir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: 100 gram ağırlığında beş tane bileziğim vardı. Param olmadığı için bileziğin birisini bozdurup zekatımı vereyim dedim. Kuyumcuya giderken bileziğimi çaldırdım. Zekat vermem gerekir mi?<br />
CEVAP</span><br />
Nisaptan düştüğünüz için zekat af olmuştur. Eğer o bir bilezik ile bir mal alsaydınız, yine nisaptan düşerdiniz, fakat zekatını da vermeniz gerekirdi, çünkü kendi arzunuzla nisaptan düşmüş olurdunuz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Şafii’de, kadınların taktıkları altınlar zekata tâbi midir?<br />
CEVAP</span><br />
Tâbi değildir, yani zekatı verilmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Şafii’de bir kadının bin bileziği, bin Reşat altını olsa yine mi zekata tâbi değildir?<br />
CEVAP</span><br />
Şafii mezhebinde, (Kadının ziyneti zekata tâbi değildir) demek, (Âdet olarak kullanılan ziyneti zekata tâbi değildir) demektir. Ziynet olarak, bin bilezik, bin altın lira takılmaz.<br />
<br />
Diyelim ki âdet olarak en fazla on bilezik ile on altın lira takılıyorsa, bunlar zekata tâbi olmaz. (Kadının ziyneti 200 miskali geçerse, fazlası zekata tâbidir) diyen âlimler de vardır. Demek ki, kadının normal ziyneti zekata tâbi değildir. Fakat âdet olandan fazlası zekata tâbidir. Hanbeli ve Maliki'de de kadının ziyneti zekata tâbi değildir. Hanefi'de ise, altın kimde, nerede, ne maksatla kullanılırsa kullanılsın, nisabı bulursa zekata tâbidir. (Mezahib-i Erbe'a)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Altın ve Gümüşün Zekâtı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=118</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 08:17:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=118</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Altın ve Gümüşün zekâtı</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Tepsi, şekerlik ve ibrik gibi gümüş eşyalarının toplamı, 1 kg tutan bir kimse, bunların zekâtını nasıl verir?<br />
CEVAP</span><br />
S. Ebediyye’de deniyor ki:<br />
(200 dirhem ağırlığında olan bir gümüş ibrik, sanat, işçilik bakımından 300 dirhem kıymetinde olsa, bunun zekâtı 5 dirhem gümüş verilir. 5 dirhem gümüş kıymetinde altın verilemez. 7.5 dirhem gümüş kıymetinde, altın vermek lazımdır.)<br />
<br />
Gümüşün nisabı 200 dirhemdir. Bu da 672 gram eder.<br />
<br />
Eğer gümüş olarak verilecekse, 1 kg gümüş için, 25 gram gümüş verilir. Gümüş verilmeyecekse, 25 gram gümüşün değeri verilmez, 1 kg gümüşün değeri ne kadar tutuyorsa, bunun kırkta biri kadar altın verilir. Mesela bugün, 1 kg gümüş, 600 lira ediyorsa, kırkta biri 15 lira eder. Ama zekât olarak, 15 liralık altın verilmez. Bir gümüş eşya; işçilik, sanat ve antika değeriyle birlikte, 6 bin lira ediyorsa, bunun kırkta biri olan 150 lira değerinde altın vermek gerekir. Gümüş olarak verilse idi, 25 gram gümüş vermek gerekirdi. Bu da 15 lira ederdi. Demek ki, gümüş olarak verilince 15 lira eden 25 gram gümüş veriliyor, değeri altın olarak verilince 150 liralık altın vermek gerekiyor.<br />
<br />
Bir de şu husus var. Bir kimsenin sadece 500 gram gümüşü olsa zekât vermez. Eğer, başka parası veya altını da varsa, hepsi birlikte nisaba katılır. Mesela, 3.000 lira ile 500 gram da gümüşü varsa, gümüşün değeri, hurda gümüş olarak 300 lira olsa da, işçilik ve sanat değeri yönünden 5.000 lira ediyorsa, bu kimsenin 3.000 + 5.000= 8.000 liranın zekâtını vermesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Altın ve gümüşün zekâtı</span><br />
Sual: Zekât için gümüşün nisabı 200 dirhem, altınınki ise 20 miskaldir. Bunların yarısı mesela 100 dirhem gümüşle 10 miskal altını olan zekât vermesi lazım geliyor; fakat S. Ebediyye’de, (95 dirhem gümüşle 1 miskal altını olsa ve 1 miskal altın kıymeti, 5 dirhem gümüş ise, altın nisabını doldurduğu için zekât verir) deniyor. Bu, ne 20 miskal altın, ne de 200 dirhem gümüş ediyor. Burada bir yanlışlık yok mu?<br />
CEVAP<br />
Verdiğiniz örnek yanlıştır. 100 dirhem gümüşle 10 miskal altını olan zekât vermeyebilir. Bu, altın ve gümüşün fiyatına göre değişir. Gümüşün fiyatı düşükse nisabı bulmayabilir. Mesela bugün için nisabı bulmaz. Çünkü 100 dirhem gümüş, 10 miskal altın etmez. Etseydi nisabı bulurdu. Gümüşün dirhemi bugün için 2,3 liradır. 100 dirhem gümüş 230 lira eder. Bununla da ancak 5,4 gram altın alınabilir. Bu da, 1 miskalden 0,6 gram fazla eder. Yani, bugün için 100 dirhem gümüş, yaklaşık 1 miskal altına tekabül etmiş olur. On miskal altın vardı, gümüş de bir miskal olunca, 11 miskal eder. 11 miskal altının ise zekâtı olmaz.<br />
<br />
S. Ebediyye’deki bildirilen ifadede yanlışlık yoktur. 1 miskal altının kıymeti, 5 dirhem gümüş, 95 dirhem gümüş ise, 19 miskal altına tekabül eder, deniyor. Yani 19 miskal altın değerinde gümüşle bir miskal altını olan 20 miskali bulduğu için zekât verir.<br />
<br />
Bunun gibi, (150 dirhem gümüşle, 40 dirhem kıymetinde, 5 miskal altını olan, zekât verir) deniyor; çünkü gümüşün altına ilavesiyle nisap meydana geliyor. 40 dirhem gümüş, 5 miskal altın ediyor. 20 miskali bulmak için, 15 miskal değerinde gümüşü varsa zekât verir. 15 miskal altın ise, 120 dirhem gümüş eder. Elinde 150 dirhem gümüş olduğuna göre, zekât vermesi gerekir. Nisab gümüşe göre değil, altına göre hesap edilir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Bir örnek daha verelim:</span><br />
Bugünün rayicine göre, 150 dirhem gümüşle 18 miskal altını olanın, zekât vermesi gerekir mi?<br />
<br />
150 dirhem gümüşle, bugün 2 miskal altın alınamadığı için zekât vermek gerekmez. 19 miskal altınla 150 dirhem gümüşü olsaydı zekât verirdi.<br />
<br />
Demek ki, eldeki gümüşün değeri altının nisabını doldurursa zekât vermek gerekiyor. Mesela, 15 miskal altını olanın elinde, 5 miskal değerinde gümüş varsa nisabı buluyor demektir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Altın ve Gümüşün zekâtı</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sual: Tepsi, şekerlik ve ibrik gibi gümüş eşyalarının toplamı, 1 kg tutan bir kimse, bunların zekâtını nasıl verir?<br />
CEVAP</span><br />
S. Ebediyye’de deniyor ki:<br />
(200 dirhem ağırlığında olan bir gümüş ibrik, sanat, işçilik bakımından 300 dirhem kıymetinde olsa, bunun zekâtı 5 dirhem gümüş verilir. 5 dirhem gümüş kıymetinde altın verilemez. 7.5 dirhem gümüş kıymetinde, altın vermek lazımdır.)<br />
<br />
Gümüşün nisabı 200 dirhemdir. Bu da 672 gram eder.<br />
<br />
Eğer gümüş olarak verilecekse, 1 kg gümüş için, 25 gram gümüş verilir. Gümüş verilmeyecekse, 25 gram gümüşün değeri verilmez, 1 kg gümüşün değeri ne kadar tutuyorsa, bunun kırkta biri kadar altın verilir. Mesela bugün, 1 kg gümüş, 600 lira ediyorsa, kırkta biri 15 lira eder. Ama zekât olarak, 15 liralık altın verilmez. Bir gümüş eşya; işçilik, sanat ve antika değeriyle birlikte, 6 bin lira ediyorsa, bunun kırkta biri olan 150 lira değerinde altın vermek gerekir. Gümüş olarak verilse idi, 25 gram gümüş vermek gerekirdi. Bu da 15 lira ederdi. Demek ki, gümüş olarak verilince 15 lira eden 25 gram gümüş veriliyor, değeri altın olarak verilince 150 liralık altın vermek gerekiyor.<br />
<br />
Bir de şu husus var. Bir kimsenin sadece 500 gram gümüşü olsa zekât vermez. Eğer, başka parası veya altını da varsa, hepsi birlikte nisaba katılır. Mesela, 3.000 lira ile 500 gram da gümüşü varsa, gümüşün değeri, hurda gümüş olarak 300 lira olsa da, işçilik ve sanat değeri yönünden 5.000 lira ediyorsa, bu kimsenin 3.000 + 5.000= 8.000 liranın zekâtını vermesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Altın ve gümüşün zekâtı</span><br />
Sual: Zekât için gümüşün nisabı 200 dirhem, altınınki ise 20 miskaldir. Bunların yarısı mesela 100 dirhem gümüşle 10 miskal altını olan zekât vermesi lazım geliyor; fakat S. Ebediyye’de, (95 dirhem gümüşle 1 miskal altını olsa ve 1 miskal altın kıymeti, 5 dirhem gümüş ise, altın nisabını doldurduğu için zekât verir) deniyor. Bu, ne 20 miskal altın, ne de 200 dirhem gümüş ediyor. Burada bir yanlışlık yok mu?<br />
CEVAP<br />
Verdiğiniz örnek yanlıştır. 100 dirhem gümüşle 10 miskal altını olan zekât vermeyebilir. Bu, altın ve gümüşün fiyatına göre değişir. Gümüşün fiyatı düşükse nisabı bulmayabilir. Mesela bugün için nisabı bulmaz. Çünkü 100 dirhem gümüş, 10 miskal altın etmez. Etseydi nisabı bulurdu. Gümüşün dirhemi bugün için 2,3 liradır. 100 dirhem gümüş 230 lira eder. Bununla da ancak 5,4 gram altın alınabilir. Bu da, 1 miskalden 0,6 gram fazla eder. Yani, bugün için 100 dirhem gümüş, yaklaşık 1 miskal altına tekabül etmiş olur. On miskal altın vardı, gümüş de bir miskal olunca, 11 miskal eder. 11 miskal altının ise zekâtı olmaz.<br />
<br />
S. Ebediyye’deki bildirilen ifadede yanlışlık yoktur. 1 miskal altının kıymeti, 5 dirhem gümüş, 95 dirhem gümüş ise, 19 miskal altına tekabül eder, deniyor. Yani 19 miskal altın değerinde gümüşle bir miskal altını olan 20 miskali bulduğu için zekât verir.<br />
<br />
Bunun gibi, (150 dirhem gümüşle, 40 dirhem kıymetinde, 5 miskal altını olan, zekât verir) deniyor; çünkü gümüşün altına ilavesiyle nisap meydana geliyor. 40 dirhem gümüş, 5 miskal altın ediyor. 20 miskali bulmak için, 15 miskal değerinde gümüşü varsa zekât verir. 15 miskal altın ise, 120 dirhem gümüş eder. Elinde 150 dirhem gümüş olduğuna göre, zekât vermesi gerekir. Nisab gümüşe göre değil, altına göre hesap edilir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Bir örnek daha verelim:</span><br />
Bugünün rayicine göre, 150 dirhem gümüşle 18 miskal altını olanın, zekât vermesi gerekir mi?<br />
<br />
150 dirhem gümüşle, bugün 2 miskal altın alınamadığı için zekât vermek gerekmez. 19 miskal altınla 150 dirhem gümüşü olsaydı zekât verirdi.<br />
<br />
Demek ki, eldeki gümüşün değeri altının nisabını doldurursa zekât vermek gerekiyor. Mesela, 15 miskal altını olanın elinde, 5 miskal değerinde gümüş varsa nisabı buluyor demektir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zekatla ilgili çeşitli sual cevaplar]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=117</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 08:15:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=117</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zekatla ilgili çeşitli sual cevaplar</span><br />
<br />
Sual: Hayat sigortası yaptırdım. Her yıl belli miktar parayı yatırıyorum. 20 yıl sonra toplu olarak ödeme yapacaklar veya toplu ödeme istemezsem aylık olarak ödeyecekler (aylık maaş gibi). Burada biriken para toplu olarak alınınca, geçen 20 yılın zekâtı tek tek hesaplanarak mı verilecek, yoksa 20 yıl sonra ele geçen paranın o zaman ki zekâtı mı verilecek? Eşim ve çocuklar için de hayat sigortası yaptırdım. Onların durumu nasıl?<br />
CEVAP<br />
Sigorta paraları ve tasarruf bonoları zekât hesabına katılmaz. Senelerce sonra birikmiş olarak ele alınınca, yalnız alınan para, o senenin zekât nisabının hesabına katılır. Satış karşılığı alınan bonolar, böyle değildir. Bunlar, hisse ve tahvil senetleri, her sene zekât hesabına katılır. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Eş ve çocuklarınızın durumu da aynı. Ancak, hanım ve çocuklar için yatırdığınız para onlarınsa yani onların parasından vermişseniz veya onlara hediye etmişseniz zekâtlarını onlar verecek, sizinse siz vereceksiniz. Sigortanın onların adına olmasının önemi yok.<br />
<br />
Nisabın sıfırlanması<br />
Sual: Nisaba malik olunan tarihi kaydettik, mesela miktar 250 gr altın ve tarih 1 Ramazan 1425. Bir sene içerisinde bu nisap 50 ye düştü, sıfırladı, 500 e çıktı, 1 Ramazan 1426 olunca elimizdeki 100 gr altının zekâtını verecek miyiz? Elimizde 50 gr altın kalsa ne yaparız?<br />
CEVAP<br />
Nisap sene içinde sıfırlanınca, ilk nisabı bulduğu gün yeniden tarih atılır. Bundan bir hicri yıl sonra nisaba malikse zekât verir. Sıfırladıktan sonra, bir daha zengin olana kadar tarih atılmaz. Sıfırlanmadan 50 gram varsa, sene sonu diğer paralarıyla birlikte nisaba malikse zekâtını verir, yani sene içindeki sıfırlanma hariç diğer dalgalanmalara itibar edilmez.<br />
<br />
Nisabın helak olması<br />
Sual: Nisabın helak olması ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Sıfırlanması demektir. Sıfır veya sıfırın altına düşerse helak olmuş olur. Sıfırlanma demekse, mevcut parası altını vs. hiç olmamak veya borçlu duruma düşmek demektir.<br />
<br />
Sual: Benim ihtiyacımdan fazla elbisem ve eşarbım var, fakat kendime ait başka hiçbir şeyim yok. Zekat vermem gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Bir oda dolusu elbise ve eşarbınız olsa, ticaret malı olmadığı için zekatı olmaz. Ancak bunlar kurban nisabına dahil edilir. Yani borçlar çıktıktan sonra, elinizde 96 gram altın alacak elbise ve eşarp kalmışsa, kurban kesmeniz, fitre vermeniz vacip olur. Bunlardan üç takım elbise, üç eşarp hariçtir. Fakat elbiseler alış fiyatına göre değil, bit pazarına çıkarsanız kaç liraya alırlarsa o değerden hesap edilir. Bu bakımdan elbiseniz ne kadar çok olursa olsun nisabı bulması zordur.<br />
<br />
Sual: Zekat verirken bunun zekat olduğunu söylemek gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Gerekmez, hediyemdir dense de olur.<br />
<br />
Sual: Zekatım fitrelerimizle birlikte bir çeyrek altın tutuyor. Bir çeyrek altını hem zekatım için hem de fitrelerim için verebilir miyim?<br />
CEVAP<br />
Evet verilir.<br />
<br />
Sual: Param yok. Zekatımı hesap edip taksitlerle versem caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Zekat verirken, altınları tartmak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Altın liraların ağırlığı belli olduğu için tartmak gerekmez, 7.2 gramdır. Bilezikleri tartmak gerekir. Ağırlıkları biliniyorsa tartmak şart değildir. Kırkta biri altın olarak verilir.<br />
<br />
Sual: 2 kg ağırlığındaki gümüş tepsinin zekatı nasıl verilir?<br />
CEVAP<br />
2 kg gümüş tepsinin kırkta biri yani 50 gr gümüş, bir fakire verilir. <br />
<br />
Sual: Verilen zekatın, fakirin veya vekilinin eline geçmesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, gerekir.<br />
<br />
Sual: Zekatı fazla vermek iyi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Elbette.<br />
<br />
Sual: Zekat altını hediye içine koyup fakire vermek sahih mi?<br />
CEVAP<br />
Sahih olmaz. Ancak fakir, içinden altın çıktı ne diye sorarsa, siz de hediye derseniz mekruh olarak sahih olur.<br />
<br />
Sual: Ev yaptırmak için kooperatife verilen para zekata tâbi mi?<br />
CEVAP<br />
Para mülkünden çıktığı için zekatı verilmez.<br />
<br />
Sual: Zekatta, altını düşük ayardan vermek mekruh mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Zekatı verince fakir olan, yıl dolmadan zekat alabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Kurban nisabına malik olmadığı gün, zekat alabilir.<br />
<br />
Sual: Bana zekat olarak verilen kağıt para ile altın alsam zekat sahih olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Pahalı dergilerim hurda oldu. Zekatta da hurda mı sayılır?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Zenginmişim bilmiyordum. Bana zekat verdiler. Ne yapayım?<br />
CEVAP<br />
Bir fakire vermek lazımdır.<br />
<br />
Sual: Fakir, verdiğim zekatı bana hediye etti. O miktar kağıt parayı fakirlere vermezsem günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Tenzihen mekruh olur.<br />
<br />
Sual: Fakire zekat olarak verdiğim altını, ucuz satın almam caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Mekruhtur.<br />
<br />
Sual: Para değer kaybetmesin diye birkaç daire aldım. İhtiyaç olunca satarım. Bunlar nisaba katılır mı?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Ticaret malı değildir.<br />
<br />
Sual: 200 gram altını, 150 gr mehr borcu olan, zekat verir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır vermez.<br />
<br />
Sual: Zekat borcunu ödemek için ödünç almak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Eldeki para, nisaptan aşağı düşünce, zekat almak caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Kurban nisabına malik ise zekat alamaz.<br />
<br />
Sual: Ev yapamazsam satarım diye alınan arsa, zekata tâbi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Dükkanları, daireleri olan, zekat nisabına malik değilse, zekat alır mı?<br />
CEVAP<br />
Alamaz.<br />
<br />
Sual: Fakire zekat olarak bir altın verip (Bunun beş gramını al, kalanı benimdir) demek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: 672 gramdan ağır olan gümüş tepsinin zekatı verilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Nisabı bulacak kadar taksitli borçları olanın, üç ayda bir emekli maaşını alınca, eline nisabı bulacak kadar maaş para geçse, zengin sayılır mı?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Hiç borcu olmasa da, elindeki parayı bekletmeden harcayıp nisabdan düşerse, nisab tarihini belirleme bakımından zengin sayılmaz. Bunun gibi, devir iskata oturan fakir de, eline nisabdan fazla altın geçse de, başkasına verdiği için, nisab tarihi bakımından zengin olmuş sayılmaz.<br />
<br />
Sual: Nisaba malik olunca yarısını harcadım. O gün zengin miyim?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Zengin çocuk, büluğdan önceki yılların zekatını verir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Satıp ev almak gayesiyle bir cins yatırım için, alınan arsa zekâta tâbi mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Taksim edilmemiş malın zekatı nasıl verilir?<br />
CEVAP<br />
Hemen veya ileride verilir.<br />
<br />
Sual: Nisaptan fazla, geçmez para ve pul zekata tâbi mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Altınlar tartılmadan tahmin edilerek zekatı verilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Zekat sayılmadan tartılmadan verilmez. Ancak yaklaşık olarak bilinebilir. Mesela 3 bileziği vardır, alırken gramı belli idi, diyelim ki on gram civarında idi. Küpesi şu kadar kolyesi şu kadar diye hesap edilir. Birazcık da fazla hesap edilmesi iyi olur. Diyelim hepsi 97 gram tuttu siz 100 gram üzerinden zekat verebilirsiniz. 12 ayardan üstünü altındır aşağısı altın değildir. Zekat için altınların gramı önemlidir ayarı önemli olmaz.<br />
<br />
Sual: Altının zekatı, ayarı dikkate almadan, hepsi birden tartılıp kırkta birinin zekatı verilir dediniz. Halbuki 10 kilo 14 ayar altın, 6 kilo 24 ayar altın bile etmez. Bu nasıl oluyor?<br />
CEVAP<br />
Dinimiz, % 50 nin üstünde altın karışımı olan madeni, altın olarak bildirmiştir. Ayar farkı gözetmeden hepsi toplanır. Kırkta biri zekat olarak verilir. En yüksek ayardan vermek daha sevaptır. Fakat her ayar altını, ayrı ayrı toplayıp her ayarın kırkta birini vermek de caizdir.<br />
<br />
Sual: Nisap miktarını hesaplamak için elimizdeki döviz cinsinden paraları TL ye çevirirken alış ve satış fiyatlarından hangisini esas alacağız. Aynı şekilde 96 gr altının kaç TL ettiğini hesaplarken alış mı satış mı değerini esas alacağız?<br />
CEVAP<br />
Kuyumcunun satış fiyatı esas alınır. Elimizdeki doları satarken de dövizci kaça alıyorsa o fiyattan.<br />
<br />
Sual: 10 sene önce zekat borcu bulunan bir kimsenin zekat borcunu nasıl ödemesi gerekir? O zaman elinde bulunan para miktarını biliyorsa, o zamanki altın kuruna göre mi hareket etmeli?<br />
CEVAP<br />
10 yıl önceki para ile ne kadar altın alınabiliyorsa, o altın esas alınır.<br />
<br />
Sual: Evi olan bir kimse, ikinci bir ev yaptırıyor olsa, bu eve harcadığını ve bu ev için borçlandığını zekat hesabına nasıl dahil eder?<br />
CEVAP<br />
Evi olup olmamasının önemi yoktur. Ev için harcananlar, harcanmış sayılır, borçlanınca, borçlar mevcut paradan düşülür. Geriye kalanın zekatı verilir. Taksitler ne kadar uzun vadeli olursa olsun, alacaklardan ve mevcut paradan çıkarılır. Kalanın zekatı verilir.<br />
<br />
Sual: Bankada nisap miktarının üstünde para var, yıllardır duruyor. Annem, siz okuyorsunuz, sizlere zekat gerekmez diyor. Doğru mu, yoksa zekat vermem lazım mı?<br />
CEVAP<br />
Para ne için saklanırsa saklansın zekata tâbidir. Zekatı fakirse ağabeyinize verebilirsiniz. Ana babaya verilmez. Amcaya dayıya halaya teyzeye vermek daha iyi olur. Zekat vermemek büyük günahtır.<br />
<br />
Sual: Üç evle iki arabası olduğu halde hiç parası olmayan kimsenin zekât vermesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Ev ve araba çok olsa da zekâtı olmaz. Arabalar ticarette kullanılsa da, evler kirada olsa da zekâtları verilmez. Sene sonunda elinde paraları kalırsa, o paranın zekâtı verilir.<br />
<br />
Sual: Çok evi olup da kira geliri olan zekatını nasıl hesaplar?<br />
CEVAP<br />
Oradan aldıkları ve başka yerden gelenler, maaş vesaire hepsi toplanır, nisabı bulursa, bulduğu zaman zengin sayılır. Bir yıl sonra zekat vermesi farz olur.<br />
<br />
Sual: Zekat ve fitre aynı kişiye verilebilir mi? Zekat, birkaç kişiye bölünerek verilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
İkisine de evet.<br />
<br />
Sual: Gümüş tepsi zekat nisabına girer mi?<br />
CEVAP<br />
Bütün altın ve gümüş eşyalar nisaba girer.<br />
<br />
Sual: Nisap miktarına sahip akıl baliğ olmayan çocuk zekat verir mi?<br />
CEVAP<br />
Baliğ olmadıkça zekat vermez.<br />
<br />
Sual: Bir kimsenin 20 yıldan beri 100 gr altını olsa, zekat vermesi gerektiğini yeni öğrense, ne kadar zekat vermesi gerekir?<br />
CEVAP<br />
Öyle ise, 20 sene önceki 100 gramın % 2.5 ini verir, ikinci sene (19 sene önceki) için kalanın % 2.5 ini verir. İki sene sonra bu 96 gramdan aşağı düşeceği için artık zekatı verilmez.<br />
<br />
Sual: Zekat ve uşru dini kitap olarak verebilir miyiz?<br />
CEVAP<br />
Zekat ya ticareti yapılan maldan verilir veya altın olarak verilir. Uşur da öyle, kaldırılan mahsulden verilir veya altın olarak verilir. Dini kitap ticareti yapan zekatını kitap olarak verebilir.<br />
<br />
Sual: Ticaret, yani satmak için olmayan bir evin zekatı olur mu?<br />
CEVAP<br />
Ticaret malı olmayan evin zekatı olmaz. (Her şeyin bir zekatı vardır. Evin zekatı ise, misafir odasıdır) hadis-i şerifi eve misafir kabul etmenin önemini göstermektedir. (A. Rifai)<br />
<br />
Nafile oruç tutmak da farz değildir. Fakat, (Her şeyin bir zekatı vardır. Vücudun zekatı ise oruçtur) hadis-i şerifi de, ara sıra nafile oruç tutmanın iyi olduğunu göstermektedir. (İbni Mace)<br />
<br />
Sual: Hastaya veya şuraya buraya yardım için verdiğimiz paralar zekat yerine geçer mi?<br />
CEVAP<br />
Geçmez. Zekat vermenin usulü vardır. Ona göre vermelidir!<br />
<br />
Sual: Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir müslümanın da zekat vermesi lazım mıdır?<br />
CEVAP<br />
Elbette vermesi lazım. Nasıl olsa, oruç tutmuyorum, zekatımı da vermeyeyim dememelidir! Hiç değilse, borcun birinden kurtulmalıdır!<br />
<br />
Sual: Bir arkadaşa şu altınları falanca fakire ver dedim. O da, benim altınlarımı değil de kendi altınlarını vermiş. Bir mahzuru olur mu?<br />
CEVAP<br />
Vekil, zenginden aldığı altın yerine, kendi altınını fakire verip sonra zenginin verdiğini, kendi kullanması caizdir. Fakat, zenginin parasını önce kendi kullanıp, sonra kendi parasından zekatı verirse, caiz olmaz.<br />
<br />
Salebe’nin zekâtı<br />
Sual: Şevahid-ün Nübüvve kitabında deniyor ki:<br />
(Allahü teâlâ Salebe hakkında, (Onlardan kimi de, “Eğer bize lütuf ve kereminden ihsan ederse, muhakkak zekâtını vereceğiz, gerçekten salihlerden olacağız” diyerek Allah’a kesin söz vermişti. Ne zaman ki Allah, kereminden isteklerini verdi, cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten yan çizip duruyorlardı) buyurdu. Salebe’nin kabilesi bunu işitince Salebe’ye, (Helak oldun. Allahü teâlâ senin hakkında âyet gönderdi) dediler. Salebe, Resulullaha gelip, (İşte malımın zekâtı, kabul eyle) dedi. Resulullah, (Allahü teâlâ senin zekâtını kabul etmekten beni men etti) ve (Sen kendi kendine ettin! Sana söyledim, sözümü dinlemedin) buyurdu ve onun zekâtını almadı. Resulullah vefat ettikten sonra Salebe zekâtını Hazret-i Ebu Bekir’e getirdi. Hazret-i Ebu Bekir de, (Resulullahın kabul etmediğini ben nasıl kabul edebilirim) buyurdu. Hazret-i Ömer’in halifeliği zamanında zekâtını ona da getirdi. O da kabul etmedi; fakat Hazret-i Osman halifeliği sırasında kabul etti.)<br />
Burada iki sualim var: 1- Salebe sahabeden değil miydi? Normal bir Müslüman bile zekât verdiği halde, bir sahabi nasıl zekât vermez? Tevbe ettiği halde, zekâtı niye kabul edilmiyor? 2- Hazret-i Osman niye kabul etti?<br />
CEVAP<br />
1- Salebe münafıktı. Allahü teâlâ onun münafık olduğunu, tevbe de etmeyeceğini bildiği için zekâtını kabul etmedi. Halk arasında ayıplanmamak için, münafıklığı meydana çıkmaması için zekât vermek istedi. Allahü teâlâ da, Müslümanların bu oyuna gelmemesi için zekâtını kabul etmedi. Tevbe suresinin 76. âyetinin sonunda, (hüm mu’ridun) buyuruluyor. Tefsirlerde, (Onlar yan çizenlerdendi, sağa sola yalpalayanlardandı, döneklerdendi, sözünde durmayanlardandı, itiraz edenlerdendi) gibi manalar verilmiştir. Bundan sonraki iki âyetin meali:<br />
(Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da bu yaptıklarının sonucunu kıyamete kadar kalblerinde sürüp gidecek bir münafıklığa çevirdi.) [Tevbe 77]<br />
<br />
(O münafıklar bilmez mi ki, Allah, onların gizlediklerini de bilir, fısıltılarını da.) [Tevbe 78]<br />
<br />
2- Resulullahın kabul etmediğini hazret-i Ebu Bekir de, bir örnek olsun diye kabul etmedi. Hazret-i Ömer ise, her bakımdan hazret-i Ebu Bekir’e tâbi olduğu için o da, kabul etmedi. Böylece münafıkların zekâtlarının kabul edilmeyeceği kesinleşti. Hazret-i Osman’ın zekâtı alıp almaması, artık fark etmiyordu. Kâfirin verdiği şeyi almanın bir mahzuru olmadığı için, zekât olarak değil, bir bağış olarak kabul etti. Bu da kâfirlerin hediyelerini kabul etmenin caiz olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Sual: Bu sene hacca gidecek zengin bir kimse, hac için ayırdığı paranın da zekâtını verecek midir?<br />
CEVAP<br />
Herkesin zekât zamanı aynı değildir. Zekât zamanı, hac zamanından önce olan, mesela Ramazanda olan kimse, vakti gelince, zekâtını verir. Kalan parayla hacca gider. Zekât zamanı, Hac zamanından sonra olan, mesela Muharremde olan, önce hacca gider. Zekât zamanı gelince, hacdan artan paranın zekâtını verir.<br />
<br />
Fakire çok zekât vermek<br />
Sual: Fakire nisap miktarını tamamlayacak kadar zekât vermek mekruhtur. Yarım kilo altın borcu olan fakire, yarım kilo altın zekât vermek caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, caiz olur. Borcu olduğu için, fakir nisaba ulaşmaz.<br />
<br />
Verdiği altınları zekâta saymak<br />
Sual: Dinen fakir olana altın takan kimse, bunları daha sonra, vereceği zekâta sayabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Altın fakirde bulunduğu müddetçe, sayabilir. Fakir altını harcamışsa zekâta sayılamaz. (S. Ebediyye)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zekatla ilgili çeşitli sual cevaplar</span><br />
<br />
Sual: Hayat sigortası yaptırdım. Her yıl belli miktar parayı yatırıyorum. 20 yıl sonra toplu olarak ödeme yapacaklar veya toplu ödeme istemezsem aylık olarak ödeyecekler (aylık maaş gibi). Burada biriken para toplu olarak alınınca, geçen 20 yılın zekâtı tek tek hesaplanarak mı verilecek, yoksa 20 yıl sonra ele geçen paranın o zaman ki zekâtı mı verilecek? Eşim ve çocuklar için de hayat sigortası yaptırdım. Onların durumu nasıl?<br />
CEVAP<br />
Sigorta paraları ve tasarruf bonoları zekât hesabına katılmaz. Senelerce sonra birikmiş olarak ele alınınca, yalnız alınan para, o senenin zekât nisabının hesabına katılır. Satış karşılığı alınan bonolar, böyle değildir. Bunlar, hisse ve tahvil senetleri, her sene zekât hesabına katılır. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Eş ve çocuklarınızın durumu da aynı. Ancak, hanım ve çocuklar için yatırdığınız para onlarınsa yani onların parasından vermişseniz veya onlara hediye etmişseniz zekâtlarını onlar verecek, sizinse siz vereceksiniz. Sigortanın onların adına olmasının önemi yok.<br />
<br />
Nisabın sıfırlanması<br />
Sual: Nisaba malik olunan tarihi kaydettik, mesela miktar 250 gr altın ve tarih 1 Ramazan 1425. Bir sene içerisinde bu nisap 50 ye düştü, sıfırladı, 500 e çıktı, 1 Ramazan 1426 olunca elimizdeki 100 gr altının zekâtını verecek miyiz? Elimizde 50 gr altın kalsa ne yaparız?<br />
CEVAP<br />
Nisap sene içinde sıfırlanınca, ilk nisabı bulduğu gün yeniden tarih atılır. Bundan bir hicri yıl sonra nisaba malikse zekât verir. Sıfırladıktan sonra, bir daha zengin olana kadar tarih atılmaz. Sıfırlanmadan 50 gram varsa, sene sonu diğer paralarıyla birlikte nisaba malikse zekâtını verir, yani sene içindeki sıfırlanma hariç diğer dalgalanmalara itibar edilmez.<br />
<br />
Nisabın helak olması<br />
Sual: Nisabın helak olması ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Sıfırlanması demektir. Sıfır veya sıfırın altına düşerse helak olmuş olur. Sıfırlanma demekse, mevcut parası altını vs. hiç olmamak veya borçlu duruma düşmek demektir.<br />
<br />
Sual: Benim ihtiyacımdan fazla elbisem ve eşarbım var, fakat kendime ait başka hiçbir şeyim yok. Zekat vermem gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Bir oda dolusu elbise ve eşarbınız olsa, ticaret malı olmadığı için zekatı olmaz. Ancak bunlar kurban nisabına dahil edilir. Yani borçlar çıktıktan sonra, elinizde 96 gram altın alacak elbise ve eşarp kalmışsa, kurban kesmeniz, fitre vermeniz vacip olur. Bunlardan üç takım elbise, üç eşarp hariçtir. Fakat elbiseler alış fiyatına göre değil, bit pazarına çıkarsanız kaç liraya alırlarsa o değerden hesap edilir. Bu bakımdan elbiseniz ne kadar çok olursa olsun nisabı bulması zordur.<br />
<br />
Sual: Zekat verirken bunun zekat olduğunu söylemek gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Gerekmez, hediyemdir dense de olur.<br />
<br />
Sual: Zekatım fitrelerimizle birlikte bir çeyrek altın tutuyor. Bir çeyrek altını hem zekatım için hem de fitrelerim için verebilir miyim?<br />
CEVAP<br />
Evet verilir.<br />
<br />
Sual: Param yok. Zekatımı hesap edip taksitlerle versem caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Zekat verirken, altınları tartmak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Altın liraların ağırlığı belli olduğu için tartmak gerekmez, 7.2 gramdır. Bilezikleri tartmak gerekir. Ağırlıkları biliniyorsa tartmak şart değildir. Kırkta biri altın olarak verilir.<br />
<br />
Sual: 2 kg ağırlığındaki gümüş tepsinin zekatı nasıl verilir?<br />
CEVAP<br />
2 kg gümüş tepsinin kırkta biri yani 50 gr gümüş, bir fakire verilir. <br />
<br />
Sual: Verilen zekatın, fakirin veya vekilinin eline geçmesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, gerekir.<br />
<br />
Sual: Zekatı fazla vermek iyi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Elbette.<br />
<br />
Sual: Zekat altını hediye içine koyup fakire vermek sahih mi?<br />
CEVAP<br />
Sahih olmaz. Ancak fakir, içinden altın çıktı ne diye sorarsa, siz de hediye derseniz mekruh olarak sahih olur.<br />
<br />
Sual: Ev yaptırmak için kooperatife verilen para zekata tâbi mi?<br />
CEVAP<br />
Para mülkünden çıktığı için zekatı verilmez.<br />
<br />
Sual: Zekatta, altını düşük ayardan vermek mekruh mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Zekatı verince fakir olan, yıl dolmadan zekat alabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Kurban nisabına malik olmadığı gün, zekat alabilir.<br />
<br />
Sual: Bana zekat olarak verilen kağıt para ile altın alsam zekat sahih olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Pahalı dergilerim hurda oldu. Zekatta da hurda mı sayılır?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Zenginmişim bilmiyordum. Bana zekat verdiler. Ne yapayım?<br />
CEVAP<br />
Bir fakire vermek lazımdır.<br />
<br />
Sual: Fakir, verdiğim zekatı bana hediye etti. O miktar kağıt parayı fakirlere vermezsem günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Tenzihen mekruh olur.<br />
<br />
Sual: Fakire zekat olarak verdiğim altını, ucuz satın almam caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Mekruhtur.<br />
<br />
Sual: Para değer kaybetmesin diye birkaç daire aldım. İhtiyaç olunca satarım. Bunlar nisaba katılır mı?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Ticaret malı değildir.<br />
<br />
Sual: 200 gram altını, 150 gr mehr borcu olan, zekat verir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır vermez.<br />
<br />
Sual: Zekat borcunu ödemek için ödünç almak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Eldeki para, nisaptan aşağı düşünce, zekat almak caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Kurban nisabına malik ise zekat alamaz.<br />
<br />
Sual: Ev yapamazsam satarım diye alınan arsa, zekata tâbi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Dükkanları, daireleri olan, zekat nisabına malik değilse, zekat alır mı?<br />
CEVAP<br />
Alamaz.<br />
<br />
Sual: Fakire zekat olarak bir altın verip (Bunun beş gramını al, kalanı benimdir) demek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: 672 gramdan ağır olan gümüş tepsinin zekatı verilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Nisabı bulacak kadar taksitli borçları olanın, üç ayda bir emekli maaşını alınca, eline nisabı bulacak kadar maaş para geçse, zengin sayılır mı?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Hiç borcu olmasa da, elindeki parayı bekletmeden harcayıp nisabdan düşerse, nisab tarihini belirleme bakımından zengin sayılmaz. Bunun gibi, devir iskata oturan fakir de, eline nisabdan fazla altın geçse de, başkasına verdiği için, nisab tarihi bakımından zengin olmuş sayılmaz.<br />
<br />
Sual: Nisaba malik olunca yarısını harcadım. O gün zengin miyim?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Zengin çocuk, büluğdan önceki yılların zekatını verir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Satıp ev almak gayesiyle bir cins yatırım için, alınan arsa zekâta tâbi mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.<br />
<br />
Sual: Taksim edilmemiş malın zekatı nasıl verilir?<br />
CEVAP<br />
Hemen veya ileride verilir.<br />
<br />
Sual: Nisaptan fazla, geçmez para ve pul zekata tâbi mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.<br />
<br />
Sual: Altınlar tartılmadan tahmin edilerek zekatı verilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Zekat sayılmadan tartılmadan verilmez. Ancak yaklaşık olarak bilinebilir. Mesela 3 bileziği vardır, alırken gramı belli idi, diyelim ki on gram civarında idi. Küpesi şu kadar kolyesi şu kadar diye hesap edilir. Birazcık da fazla hesap edilmesi iyi olur. Diyelim hepsi 97 gram tuttu siz 100 gram üzerinden zekat verebilirsiniz. 12 ayardan üstünü altındır aşağısı altın değildir. Zekat için altınların gramı önemlidir ayarı önemli olmaz.<br />
<br />
Sual: Altının zekatı, ayarı dikkate almadan, hepsi birden tartılıp kırkta birinin zekatı verilir dediniz. Halbuki 10 kilo 14 ayar altın, 6 kilo 24 ayar altın bile etmez. Bu nasıl oluyor?<br />
CEVAP<br />
Dinimiz, % 50 nin üstünde altın karışımı olan madeni, altın olarak bildirmiştir. Ayar farkı gözetmeden hepsi toplanır. Kırkta biri zekat olarak verilir. En yüksek ayardan vermek daha sevaptır. Fakat her ayar altını, ayrı ayrı toplayıp her ayarın kırkta birini vermek de caizdir.<br />
<br />
Sual: Nisap miktarını hesaplamak için elimizdeki döviz cinsinden paraları TL ye çevirirken alış ve satış fiyatlarından hangisini esas alacağız. Aynı şekilde 96 gr altının kaç TL ettiğini hesaplarken alış mı satış mı değerini esas alacağız?<br />
CEVAP<br />
Kuyumcunun satış fiyatı esas alınır. Elimizdeki doları satarken de dövizci kaça alıyorsa o fiyattan.<br />
<br />
Sual: 10 sene önce zekat borcu bulunan bir kimsenin zekat borcunu nasıl ödemesi gerekir? O zaman elinde bulunan para miktarını biliyorsa, o zamanki altın kuruna göre mi hareket etmeli?<br />
CEVAP<br />
10 yıl önceki para ile ne kadar altın alınabiliyorsa, o altın esas alınır.<br />
<br />
Sual: Evi olan bir kimse, ikinci bir ev yaptırıyor olsa, bu eve harcadığını ve bu ev için borçlandığını zekat hesabına nasıl dahil eder?<br />
CEVAP<br />
Evi olup olmamasının önemi yoktur. Ev için harcananlar, harcanmış sayılır, borçlanınca, borçlar mevcut paradan düşülür. Geriye kalanın zekatı verilir. Taksitler ne kadar uzun vadeli olursa olsun, alacaklardan ve mevcut paradan çıkarılır. Kalanın zekatı verilir.<br />
<br />
Sual: Bankada nisap miktarının üstünde para var, yıllardır duruyor. Annem, siz okuyorsunuz, sizlere zekat gerekmez diyor. Doğru mu, yoksa zekat vermem lazım mı?<br />
CEVAP<br />
Para ne için saklanırsa saklansın zekata tâbidir. Zekatı fakirse ağabeyinize verebilirsiniz. Ana babaya verilmez. Amcaya dayıya halaya teyzeye vermek daha iyi olur. Zekat vermemek büyük günahtır.<br />
<br />
Sual: Üç evle iki arabası olduğu halde hiç parası olmayan kimsenin zekât vermesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Ev ve araba çok olsa da zekâtı olmaz. Arabalar ticarette kullanılsa da, evler kirada olsa da zekâtları verilmez. Sene sonunda elinde paraları kalırsa, o paranın zekâtı verilir.<br />
<br />
Sual: Çok evi olup da kira geliri olan zekatını nasıl hesaplar?<br />
CEVAP<br />
Oradan aldıkları ve başka yerden gelenler, maaş vesaire hepsi toplanır, nisabı bulursa, bulduğu zaman zengin sayılır. Bir yıl sonra zekat vermesi farz olur.<br />
<br />
Sual: Zekat ve fitre aynı kişiye verilebilir mi? Zekat, birkaç kişiye bölünerek verilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
İkisine de evet.<br />
<br />
Sual: Gümüş tepsi zekat nisabına girer mi?<br />
CEVAP<br />
Bütün altın ve gümüş eşyalar nisaba girer.<br />
<br />
Sual: Nisap miktarına sahip akıl baliğ olmayan çocuk zekat verir mi?<br />
CEVAP<br />
Baliğ olmadıkça zekat vermez.<br />
<br />
Sual: Bir kimsenin 20 yıldan beri 100 gr altını olsa, zekat vermesi gerektiğini yeni öğrense, ne kadar zekat vermesi gerekir?<br />
CEVAP<br />
Öyle ise, 20 sene önceki 100 gramın % 2.5 ini verir, ikinci sene (19 sene önceki) için kalanın % 2.5 ini verir. İki sene sonra bu 96 gramdan aşağı düşeceği için artık zekatı verilmez.<br />
<br />
Sual: Zekat ve uşru dini kitap olarak verebilir miyiz?<br />
CEVAP<br />
Zekat ya ticareti yapılan maldan verilir veya altın olarak verilir. Uşur da öyle, kaldırılan mahsulden verilir veya altın olarak verilir. Dini kitap ticareti yapan zekatını kitap olarak verebilir.<br />
<br />
Sual: Ticaret, yani satmak için olmayan bir evin zekatı olur mu?<br />
CEVAP<br />
Ticaret malı olmayan evin zekatı olmaz. (Her şeyin bir zekatı vardır. Evin zekatı ise, misafir odasıdır) hadis-i şerifi eve misafir kabul etmenin önemini göstermektedir. (A. Rifai)<br />
<br />
Nafile oruç tutmak da farz değildir. Fakat, (Her şeyin bir zekatı vardır. Vücudun zekatı ise oruçtur) hadis-i şerifi de, ara sıra nafile oruç tutmanın iyi olduğunu göstermektedir. (İbni Mace)<br />
<br />
Sual: Hastaya veya şuraya buraya yardım için verdiğimiz paralar zekat yerine geçer mi?<br />
CEVAP<br />
Geçmez. Zekat vermenin usulü vardır. Ona göre vermelidir!<br />
<br />
Sual: Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir müslümanın da zekat vermesi lazım mıdır?<br />
CEVAP<br />
Elbette vermesi lazım. Nasıl olsa, oruç tutmuyorum, zekatımı da vermeyeyim dememelidir! Hiç değilse, borcun birinden kurtulmalıdır!<br />
<br />
Sual: Bir arkadaşa şu altınları falanca fakire ver dedim. O da, benim altınlarımı değil de kendi altınlarını vermiş. Bir mahzuru olur mu?<br />
CEVAP<br />
Vekil, zenginden aldığı altın yerine, kendi altınını fakire verip sonra zenginin verdiğini, kendi kullanması caizdir. Fakat, zenginin parasını önce kendi kullanıp, sonra kendi parasından zekatı verirse, caiz olmaz.<br />
<br />
Salebe’nin zekâtı<br />
Sual: Şevahid-ün Nübüvve kitabında deniyor ki:<br />
(Allahü teâlâ Salebe hakkında, (Onlardan kimi de, “Eğer bize lütuf ve kereminden ihsan ederse, muhakkak zekâtını vereceğiz, gerçekten salihlerden olacağız” diyerek Allah’a kesin söz vermişti. Ne zaman ki Allah, kereminden isteklerini verdi, cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten yan çizip duruyorlardı) buyurdu. Salebe’nin kabilesi bunu işitince Salebe’ye, (Helak oldun. Allahü teâlâ senin hakkında âyet gönderdi) dediler. Salebe, Resulullaha gelip, (İşte malımın zekâtı, kabul eyle) dedi. Resulullah, (Allahü teâlâ senin zekâtını kabul etmekten beni men etti) ve (Sen kendi kendine ettin! Sana söyledim, sözümü dinlemedin) buyurdu ve onun zekâtını almadı. Resulullah vefat ettikten sonra Salebe zekâtını Hazret-i Ebu Bekir’e getirdi. Hazret-i Ebu Bekir de, (Resulullahın kabul etmediğini ben nasıl kabul edebilirim) buyurdu. Hazret-i Ömer’in halifeliği zamanında zekâtını ona da getirdi. O da kabul etmedi; fakat Hazret-i Osman halifeliği sırasında kabul etti.)<br />
Burada iki sualim var: 1- Salebe sahabeden değil miydi? Normal bir Müslüman bile zekât verdiği halde, bir sahabi nasıl zekât vermez? Tevbe ettiği halde, zekâtı niye kabul edilmiyor? 2- Hazret-i Osman niye kabul etti?<br />
CEVAP<br />
1- Salebe münafıktı. Allahü teâlâ onun münafık olduğunu, tevbe de etmeyeceğini bildiği için zekâtını kabul etmedi. Halk arasında ayıplanmamak için, münafıklığı meydana çıkmaması için zekât vermek istedi. Allahü teâlâ da, Müslümanların bu oyuna gelmemesi için zekâtını kabul etmedi. Tevbe suresinin 76. âyetinin sonunda, (hüm mu’ridun) buyuruluyor. Tefsirlerde, (Onlar yan çizenlerdendi, sağa sola yalpalayanlardandı, döneklerdendi, sözünde durmayanlardandı, itiraz edenlerdendi) gibi manalar verilmiştir. Bundan sonraki iki âyetin meali:<br />
(Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da bu yaptıklarının sonucunu kıyamete kadar kalblerinde sürüp gidecek bir münafıklığa çevirdi.) [Tevbe 77]<br />
<br />
(O münafıklar bilmez mi ki, Allah, onların gizlediklerini de bilir, fısıltılarını da.) [Tevbe 78]<br />
<br />
2- Resulullahın kabul etmediğini hazret-i Ebu Bekir de, bir örnek olsun diye kabul etmedi. Hazret-i Ömer ise, her bakımdan hazret-i Ebu Bekir’e tâbi olduğu için o da, kabul etmedi. Böylece münafıkların zekâtlarının kabul edilmeyeceği kesinleşti. Hazret-i Osman’ın zekâtı alıp almaması, artık fark etmiyordu. Kâfirin verdiği şeyi almanın bir mahzuru olmadığı için, zekât olarak değil, bir bağış olarak kabul etti. Bu da kâfirlerin hediyelerini kabul etmenin caiz olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Sual: Bu sene hacca gidecek zengin bir kimse, hac için ayırdığı paranın da zekâtını verecek midir?<br />
CEVAP<br />
Herkesin zekât zamanı aynı değildir. Zekât zamanı, hac zamanından önce olan, mesela Ramazanda olan kimse, vakti gelince, zekâtını verir. Kalan parayla hacca gider. Zekât zamanı, Hac zamanından sonra olan, mesela Muharremde olan, önce hacca gider. Zekât zamanı gelince, hacdan artan paranın zekâtını verir.<br />
<br />
Fakire çok zekât vermek<br />
Sual: Fakire nisap miktarını tamamlayacak kadar zekât vermek mekruhtur. Yarım kilo altın borcu olan fakire, yarım kilo altın zekât vermek caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, caiz olur. Borcu olduğu için, fakir nisaba ulaşmaz.<br />
<br />
Verdiği altınları zekâta saymak<br />
Sual: Dinen fakir olana altın takan kimse, bunları daha sonra, vereceği zekâta sayabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Altın fakirde bulunduğu müddetçe, sayabilir. Fakir altını harcamışsa zekâta sayılamaz. (S. Ebediyye)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zekatla ilgili Fetvalar - Fetavayi- Hindiyye Zekat]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=114</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 08:07:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=114</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zekatla ilgili Fetvalar - Fetavayi- Hindiyye Zekat</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1- ZEKATIN MANASI, SIFATI VE ŞARTLARI</span><br />
<br />
<br />
Şefcât: Bir müslümanın, Hâçmıî veya bir Hâşİmî´nin kölesi olmayan, müsliiman bir fakire, ondan hiç tir menfaat beklemeksi­zin, sırf Allah nzasi için, i malını verniesidir. Zekâtın şerif şerifteki tarifi budur. Tefeyîn´ de de bökedir. [1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekâtın Sıfatı :</span><br />
<br />
<br />
Zekât, muhkem bir farzdır. Onu inkâr eden Jcalir olur. Ver meyen ise öldürülür. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Malın üzerinden tam bir sene geçince, zefcâtını^hemen ve-mek vacip olur. Özürsüz olarak, zekâ*, vermeyi geriye bırakan kim­se ise günahkâr olur.<br />
<br />
Râzî´nin rivayetinde, zekâtın verilntesi fevrî değildir, (yani, farz olur olmaz, hemen vermek gerekmez.) Bir kimse onu Ömrünün so­nuna kadar tehir edebilir. Ancak, evvelki kavil esahhtır ve zekâtını tehir edip ölürken veren kimse günahkâr olur. Telızîb´de de böyle­dir.<br />
<br />
Veya, bir kimse verilmesi gereken zekâtını,-malından Sı­rırken, ^-onun zekât olduğuna— niyyet etmelidir: Kenz´de de böyle­dir.<br />
<br />
Zekât vermeye niyyeıt eden kimse, maluıdan bit-şey ayırma­dan, senenin sonuna kadar, zaman zaman tasaddıakta bulunsa ve bu sadakaları verirken, zekâta niyyet etmiş olmasa, verdiği bu sadaka­lar, zekât olarak caiz olmaz. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bu sadakaları verdiği sırada, kendisine, «bunu ne için veriyorsun » denilse ve o kimsenin de, hiç düşünmeden: »Zekât olarak veriyorum.» demesi mümkün olsa, o şahsın bu hali niyyet olur.<br />
<br />
Ancak, bir kimsenin : «Senenin sonuna kadar verdiğim sadaka­ları, zekâtıma niyyet ettim.» demiş olması caiz olmaz. SSrâciyye´de de böyledir.<br />
<br />
Zekâtını vermek üzere, birisini vekil eden kimsenin —zekât için ayırdığı malı—o kimseye verirken, zekât için niyyet etmesi caiz olur. Şayet, bu şahsı vekil tayin ederken değil de, bu vekile, zekâtı verirken niyyet etmiş olsa yine bu niyyeti caiz olur. Mî´râcü´d - Dirâ-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, başka bir şahsa zekâtını verip onu fakirlere ver­mesini emretse, o kimse de verirken niyyet etmese, bu da caiz olur. Çünkü, bu durumda, âmirin niyyeti bulunmaktadır. Serahsî´nin Mu-hıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtını vermek üzere vekil tayin ettiği şahsa, zekâtını verdikten sonra, henüz o vekil zekâtı fakirlere dağıtmadan önce, zekâtın, sahibi niyyetini değiştirip yenilemiş olsa, ikinci niy­yeti ne ise o, caiz olur.<br />
<br />
Bu kimse, malının zekâtından vekiline bir kaç dirhem vermiş olsa, memur (= vekil) onu fakire vermeden önce, amir, o miktarın, , nezri yerine verilmesine nıyyet etse, verilen o şey zekât değil, nezir olur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât vercek olan bir kimse, bir şahsa : «Eğer, şu eve gi­rersem, Allah için, sana şu yüz dinarı vereceğim.» demiş olsa ve o kimse de, mezkur eve girse, zekât verecek olan kimse de, o yüz di­narı zekâtı yerine vermeye niyyet etse; bu yüz dinar, zekât olarak caiz olmaz. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Kendisine emanet olarak konulmuş -bir malı zayi etmiş bu­lunan bir kimse, emanetin sahibi olan fakir kimsenin düşmanlığın­dan kurtulmak için, zayi olan emânetin bedelini, o fakir şahsa zekât niyyeti ile verse bu, caiz olmaz. Fetâvâyi Kâdîbân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, niyyetsiz olarak fakire vermiş olduğu bir malı, henüz fakir harcamadan zekât olarak niyyet etmiş olsa, bu caiz olur. Fakat, fakir harcadıktan sonra, böyle niyyet etmiş olması caiz ol­maz. Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, başka bir şahsın malından, mal sahibinin haberi olmadan, bir fakire zekât vermiş olsa ve mal sahibi de buna razı olsa; eğer bu durumda ayiu mal, aynı fakirin elinde bulunmakta İse, bu zekât caiz olur. Aksi takdirde caiz olmaz. Sirâciyye´de de böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimse, ihtiyacından fazla olan malının hepsini tasad-duk eylese de, bu halde zekâta niyyet etmemiş bulunsa, bu kimse­den zakâtm farziyyeü düşer. Bu istihsandır. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Nafile tasaddukta, niyyetin bulunmuş olması ile olmaması arasında bir fark yoktur.<br />
<br />
Bir kimse, nisabının tamamını nezir veya başka bir vacip niyyeti ile, fukuraya vermiş olsa, neye niyyet etmişse onu vermiş olur. Diğerine ise borçlu kalır.<br />
<br />
İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, nisabının bir kısmını fa­kire hibe etmiş olan, mal sahibinden zekât sakıt olur. Tebyîn´de de<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
İmâmı A´zam Ebû Hanîfe CR.A.) ´den de bunun gibi bir rivayet gelmiştir. Bu kavil, eşbehtir. Zâhîdî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir fakirde alacağı olan bir kimse, bu alacağından vaz geç­miş olsa; zekâta niyyet etsin veya etmesin vazgeçmiş bulun­duğu bu malın zekâtı kendisinden düşer. Çünkü o,*helak olmuş mal hükmündedir.<br />
<br />
Fakat, bu kimse, bu alacağından bir kısmından vaz geçmiş ol­sa, vaz geçtiği kadarının zekâtı zimmetinden sakıt olur.<br />
<br />
Bu kimse, vaz geçtiği miktarı, kalan alacağının zekâtına niyyet etmiş olsa bile kalan alacağının zekâtı, bu şahsın üzerinde kalır. (Yani onun da zekâtını vermesi^ gerekir.) Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir zenginde olan ve üzerinden bir yıl geçmiş bu­lunan alacağını o zengine bağışlamış olsa, Câmî´in rivayetinde, esahh olan kavle göre, o kimse bağışlamış bulunduğu bu malm zekâtını da borçlu olur. Serahsî´nin Mııhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir fakire başka bir fakirde olan alacağının ze­kâtı niyyeti ile bağışlamış olsa veya kendisinin yanında bulunan ma-Jımn. zekâtı niyyeti ile bağışlamış olsa, bu caiz olmaz. Kâfi´de de böyledir.<br />
<br />
Bİf kimsenin, bizzat yanında bulunan malının zekâtını, biz­zat yanında bulunan malı ile veya alacağının zekâtım, bizzat yanında bulunan malının zekâtı yetine sayması caiz olmaz. Ancak, alacağını, almamış bulunduğu! alacağının yerine zekât olarak verse caiz olur. Seraibsî´nm Muhiyt´inde de böyfödir.<br />
<br />
Zekât verecek kimsenin zekâtını açıktan vermesi, nafile sa­dakalarını ise gizli vermesi daha efdaldir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir fakire; bağış veya bprç diyerek para veren kimsenin, zek&amp;ta niyyet etmesi caiz olur. Esahh olan görüş budur. Bahrü´r -Râık´ta da da böyledir. [2]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekâtın Vücubunün Şartları:</span><br />
<br />
<br />
Bir kimseye zekâtın farz olması için şu şartlar vardır : [3]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hürriyet :</span><br />
<br />
<br />
Bir kimseye zekâtın farz olması için, o kim-senin hür olması şartır. Köleye zekât,, —kendisine<br />
<br />
ticaret izni verüL miş olsa bile-^- farz değildir.<br />
<br />
Mükatep, ümm^ü veled ve müdeber de böyledir. Yani, bunlann da zekât vermeleri farz değildir. Ebû Hanîfe (R.A.) ye göre, müstes´-â*mn hükmü de mütkâtebin hükmü gibidir. Bedâî´de de böyledir. [4]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İslâm</span><br />
<br />
<br />
Bir kimseye zekâtın farz olması için, o şahsın müslüman olması gerekir. Kafirin zekât vermesi faiz değildir. Be-dât´de de böyledir.<br />
<br />
Bize göre, islâm, zekâtın, vücubünun şartı olduğu gibi, bekası­nın, da şartıdır. Mesela: Kendisine zekât farz olduktan sonra, irtidâd eden bir kimseden, —Kİlümde olduğu gibi— zekâtın farziyyeti düşer. Ve bu kimse, senelerce irtidad halinde kaldıktan sonra,.yeniden müslüman olsa, mürted olarak kaldığı o senelerin zekâtı kendisine farz olmaz. Mİrâcü´d - Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
es - Sıyr, Fîmâ´da : Dâr-ı harbde müslüman olan bir kâfir, müslüman olduktan sonra, orada senelerce yaşasa, sonra da çıkıp îslâm Diyarına gelse; bu kimseden îmâm, (=: veliyyül-emr) zekât namına hiç bir şey almaz. Çünkü, bu kimse, o veliyyü´l - emrin vela­yeti altında değildi ki, kendisine zekât vermek vacip olsun<br />
<br />
Ancak, bu kimse îalâm Diyarına gelmeden önce zekâtın: farz olduğunu biliyor idiyse, onun zekât vermesi ile fetva verilir. Btt nu bilmiyor idiyse, zekât vermesine fptva yoktur; onun zekât verme­si vacip olmaz.<br />
<br />
İslâm Diyarında müsiüman olan kimselerin durumu; bu kaide­nin hilafınadır. Çünkü, bu kimselerin zekât! vermesi, zekât verme­nin farz olduğunu bilseler debilmeseİer de— farzdır. Sirâcu 1 - Y«h-hâc´da da böyledir. [5]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Akıl Ve Bulûğ :</span><br />
<br />
<br />
Bir kimseye zekâtın fa^z olması için, o kimsenin, akıllı ve bulûğa ermiş olması şarfctır.<br />
<br />
Çocuğun ye delinin; zekât vermeleri farz değildir. Ancak, delaliğin/, sene boyunca devam etmesi gerekir. Cevheretü´n-Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Bir mecnun (= deli), nisaba ulaşacak mala sahip olduktan son­ra, senenin bazı günlerinde delilikten çıkmış olsa, ^-bu günler, ister senenin başında, ister senenin sonunda bulunsun; ister çok, isterse az olsun—, o delinin/zekât vermesi farz olur. Aynî´de de böyledir. Zahirü´r - rivaye budur. Kâfî´de de böyledir. SadruH - İslâm Ebû´l* Yüsr : «Bu esahhtır,» demiştir. Ebî´1 - Mekârim´in Nikâye Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Bu, anzî cinnetlerdedir. Bu ise, bulûğdan sonra ve geçici olarak meydana gelir.<br />
<br />
Fakat, Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre, deli olarak bulûğa erişen kim­se için, iyileşmiş olduğu zaman senenin başlarına itibar edilir. Kâfî´­de de böyledir.<br />
<br />
Çocuk da böyledir. Bulûğa eriştiği zaman, senenin evveline itibar olutıur. Yani, bulûğa erdiği günden itibaren, zaman işlemeye başlar. Bu andan itibaren, bir yıl dolunca, o çocuğa zekât farz olur. Tebyüı´de de böyledir.<br />
<br />
Baygın olan bir kimsenin, baygınlığı bir yıl devam etse bile kendisine zekât farz olur. Fetâvâyi Kİidîhân´da da böyledir. [6]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nisab Miktar! Mal :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şartların­dan biri de, malın nisab miktarına baliğ olmasıdır. Nisap miktarın­dan az olan mal için, zekât farz olmaz. Kenz Şerhi Aynî´de de böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimse, bir sene tamamlanmış olduğu için mevcut ikiyüz dinarının zekâtı olarak, bir fakire veya zekâtını dağıtmak üzere kendisine vekil ettiği bir şahsa, beş dinar vermiş olsa; sonradan da, dinarlarının iki yüz değil ide, altmış dinar olduğu anlaşılsa, ze­kâta konu o ian malm nisaptan az olması sebebi ile, bu beş dinar zekât olmaz. Fakat, o kimse, bu beş dinarı, fakirden geri almayı is­tese, geri de alamaz. Vekilinden almak istediğinde, şayet vekili o beş dinarı fakire vermişse, ondan da alamaz. Ancak, vekil fakire verme­mişse, bu dinarları sahibi geri alır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [7]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mala Tam Malik Olmak :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şart­larından birisi de, tanT temellük yani kişinin mala tam sahip olması­dır.<br />
<br />
Tam temellük, malın kişinin elinin altında bulunmasıdır. Mal, bulunduğu halde, kişinin elinin altında olmazsa, (eline alma­dan önce, kaidının kocasında olan mehri gibi) veya mal elinde oldu­ğu halde, kişi ona tam sahip olmazsa, (mükatep veya borçlu gibi) bu kibi kimselere zekât vermek farz olmaz. Slrâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Teslim alınmadan Önce parası Ödenmiş bulunan mala ge­lince, «Bu mal nisaba -^dahil— değildir.» diyenler olmuşsa da, esahh olan, onun nisab (a dahil) olduğudur. Yani, bu malın da ze­kâtı verilir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ticaret için kölesine mal vernüş olsa ve o köle de kaçsa, o mal için zekât farz olmaz. Mecma´ Şerhin´de de bövle-dir.<br />
<br />
Bir kadının, kocasından bin dinar mehir alacağı olsa da, seneler geçmesine rağmen, bu kadın, kocasından bu parayı almamış bulunsa; kadına, bu bin dinardan dolayı zekât farz olmaz. Muzma-rât´da böyledir.<br />
<br />
Rehine verilmiş olan bir mal, kendisine rehin olarak bıra­kılmış olan kimsenin elinde bulunduğu müddetçe, rehine bırakan kimsenin bu maldan dolayı zekât vermesi gerekmez. Bahrü´r -Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Kendisine ticaret yapmak için izin verilmiş olan bir kölenin, elinde bulunan mal, borcunu karşılamıyorsa, bu mal için de zekât yoktur.<br />
<br />
Eğer, bu kölenin borcu yoksa, kazancı efendisinindir. Bu malın üzerindne bir sene geçince, zekâtını vermek, o kölenin efendisine farz olur. Mi´râcü´d- Dlrâye´de de böyledir.<br />
<br />
«Münasip olan, almadan önce, zekâtını vermektir.» denil­miş ise de; sahih olan, almadan önce zekâtının verilmesinin lazım gelmiyeceğidir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Yolcu olan kimselere de, mallarının zekâtını vermeleri farz ölür. Çünkü, o yolcu, naibi vasıtası ile harcamada bulunma yetkisi­ne sahiptir. Fetâvâyi Kâdîhân in Ticaret Malı Bölümü´nde de böy­ledir. [8]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Havaic-İ Asliyeden Fazla Mal :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olması­nın şartlarından biri de, malm havaic-i asliyeden (— aslî ihtiyaçlar­dan) fazla olmasıdır.<br />
<br />
İçinde oturulan eve, giyilen elbiseye, evin zarurî eşyaları­na, binek hayvanlarına, hizmet gören kölelere, kuiamlan silahlara, aile fertlerinin bir senelik yiyeceğine, altın ve gümüşten olmayan kap kaçağa zekât gerekmez. Keza, cevahir, inci, yakut, zümrüt ve benzeri şeylere de, —şayet bunlar ticaret îçin kullamlmıyorlarsa— zekât gerekmez. Keza, nafaka temini için bulundurulan para için de zekât gerekmez. Hidâye Şerhi Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
İlim ehlinin kitaplarına, sanatkârların aletlerine veya evde kullanılan aletlere de zekât gerekmez.<br />
<br />
Fakat, elbise boyacısı olan bir kimsenin, başkasının elbisesini boyamak için satm almış bulunduğu boya ve zaferân gibi şeylerin kıymeti, nisap miktarına ulaşır ve bunun da üzerinden bir sene ge­çerse, bu gibi şeylerin zekâtlarının verilmesi farz oîür.<br />
<br />
Keza, bir iş yapmakta kullanmak için satın alman ve yapılan işte tesiri ve izi kalan, (dibagatta kullanılan yağ gibi) şeylerin üze­rinden sene geç&#36;e ve bunların miktarı da nisaba baliğ olsa, bunların da zekâtının verilmesi lazım gelir.<br />
<br />
Şayet, o şeyin kullanıldığı işte, bir eseri ve bir izi kalmazsa, (sa­bun gibi veya çöğen gibi) bu gibi şeylere zekât gerekmez. Kifâye´de de böyledir. [9]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Borçlu Olmamak :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şartlarından biri de, borçlu olmamaktır.<br />
<br />
0 Alimlerimiz - «Kullar tarafından talep edilen borçların hep­si zekâtın farz olmasına manidir. Bu borç; ister kulların her hangi birinin, ödünç gibi; alınmış olan bir şeyin bedeli gibi, telef olunmuş bir şeyin ödenmesi gibi, yaralama diyeti gibi bir alacağı olsun; is­terse nakitlerden, ölçülebilen, tartılabilen şeylerden veya elbise, hayvan kan bedeli ve emsali gibi şeylerden olsun; isterse bu borçlar, te´cil edilmiş olsun veya isterse bu borç, zekât borcu gibi Allah için bir borç olsun, bunların hepsi, —zekâtın farziyyetine mani olma bakımından— müsavidir.» demişlerdir.<br />
<br />
Bu borç, şayet saimenin zekâtından dolayı bir borç olursa, âlimlerimiz arasında bir ihtilaf olmaksızın, zekâtın vücubuna mani olur, İsterse bu borç, bir kimsenin bizzat yanında bulunan mal gibi, ayni mal olsun; isterse, nisabın helak olması sebebi ile zimmette kalmış olan bir borç olsun, müsavidir.<br />
<br />
Eğer bu borç, meyvelerin ve ticaret mallarının zekâtı sebebi ile meydana gelmiş bir borç olursa, bunlar4 hakkında âlimlerimiz ara­sında ihtilâf vâki olmuştur. İmâm Ebû Hanîfe CR.A.) ile İmâm Afu-hammed (R.A.)´in görüşlerine göre, bunlar da sahne gibidir. Eğer borç, toprağın haracı gibi olursa, miktarı kadarının zekâtına mani ölu£. Bu kaide, haraç hakkı ile alındığı ve buğday zamanına eriştik-ten sonra senenin tamam olduğu zaman geçerlidir. Eğer, buğday zamanına erişihnemişse haraç vermek yoktur.<br />
<br />
Haksız olarak alınmış olan mallar, sene tamam olmadan önce alınmadığı müddetçe, zekâtın vücubuna mani olmaz.<br />
<br />
Öşür arazisinden mahsul çıktıktan sonra, zekâtı verilmeden he­lak olsa, mislini ödemek gerekir. Bu, dirhemlerin üzerinden sene ge­çerse, üzerine zekât yoktur. Tatarhâniyye de de böyledir.<br />
<br />
Keza, mehir de, ister müeccel olsun, ister muaccel olsun ze­kâtın vücubuna manidir. Çünkü mehir, istenilerek bir borçtur. 3e-rahsî´nin Muhiyt´inde de oöyledir. Zahirî mezhepde sahih olan bu­dur.<br />
<br />
el - Bezdevî, Câmiu´l - Kebîr Şerhinde : «Âlimlerimiz şöy­le demişlerdir : Bir kimsenin üzerinde, karısının mehr-i müecceli olsa ve bu kimse de onu vermek istemese, bu hâl, zekâtın vücubuna mani olmaz. Çünkü, bunu istemek adet değildir. Bu, yukarıda da geçi İği gibi güzeldir.» demiştir. Cevâhirü´I - Fetâvâ´da da böyledir.<br />
<br />
Fakat, hanımların nafakaları borç değildir. Bu borç, haki­min karârı ile veya iki tarafın rızasrile olsa bile, .zekâtın vücubuna mani değildir. Hakimin kazası veya iki tarafın rızası olmasa da du­rum aynıdır. Mahremlerin nafakaları da böyledir Hakimin bir aydan aşağı olan kısa bir müddetle hüküm verdiği zaman durum böyledir. Nafakanın müddeti uzun olursa, durum yine böyledir. Fakat; bu tak­dirde, bu miktar nisabtan çıkarılır. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bunların tamamı, zekât kendisine vacip olmadan önce, zim­metinde bu borçlar bulunduğu zamandadır. Fakat zekât vacip olduk­tan sonra, br kimse borçlanmış olursa, bu borç, zekâtın farziyyetini düşürmez. Cevheretü´n - eyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Fakat, bu borç, senenin içinde arz olmuş ise, bu hususta, Uyûn´da : «Bu, durumda, İmâm Mujıammed (R.A.), zekâtı men eder; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.). ise, zekâtı men etmez.» denilmiştir. Serah-sî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, ticaret için bir kölesi olsa ve bu köleden do­layı da bir miktar borcu bulunsa, malından, bu borç miktarı kada­rın m zekâtı gerekmez.<br />
<br />
Bir kimsenin, başka bir şahıstan bin dirhem alacağı olsa, borç­lu olan şahsın da, kendi emri ile veya emri olmadan bir de kefili bulunsa; asıl borçlunun ve kefilinin de Ijiner dirhemleri bulunsa ve bu dirhemlerinin üzerinden de bir sene geçmiş olsa, borçluya da, ke­file de, —bu biner dirhemlerinden dolayı— zekât vermek farz olmaz.<br />
<br />
Bir-kimse, başka bir kimsenin bin dirhemini gasfaetmiş olsa, ikinci bir şahıs da, geüp onun elinden bu bin dirhemi gasbetse ve bu bin dirhemi harcasa; bu iki gasıbında şahıslarına ait biner dir­hemleri bulunsa ve bunların da üzerlerinden birer yıl geçmiş olsa; birinci gasıb, bin dirheminin zekâtını verir. îkinci-gasıb içinse —bu bin dirheminden dolayı zekât vermek gerekmez. Fetâvâyİ Kâdîhân-da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, bin dirhemi ve bin dirhem de borcu olsa: ti­caret için olmayan hizmetçisi ve evi de bulunsa, bunların kıymetle­ri on bir dirhem bile olsa, o kimsenin zekât vermesi´gerekmez. Çün­kü elindeki, borcunun karşılığıdır. Borç, bunlara harcanmıştır. Ev ile hizmetçi ise, o kimsenin hacet-j asliyesindendir. Ve borç, bunla­ra harcanmamıştır.<br />
<br />
Bu ev ile hizmetçi, o kimsenin zekât almasına da mani değildir. Çünkü bunlar, ihtiyacını gidermez; bil-akis ihtiyacını artırır. Bu, Ha-san-ı Basrî´nin kavlinin manasıdır. O : «Şüphesiz ki, sadaka (= ze­kât), on bin dirheme sahip olan kimseye bile helal olur.» de­miştir. «Bu nasıl olur. » diye soranlara İse : «Evi, hizmetçisi ve si­lahı bulunup, bunları satamayan kimselerin durumu böyledir.» de­miştir.<br />
<br />
Keza, âlimlerimiz : «Çok kıymetli kitaplara sahip olan bir âlim, eğer onlara muhtaç ise, ve başka bir şeyi yoksa bu âlimin zekât alması helal olur. Ancak, bu kimse, ihtiyacından başka, iki yüz dirhem bir fazlalığa sahip bulunursa, bu durumda, o âlimin ze­kât alması,haram ölür.» İmâm Serahsî´nin Mebsût Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Kitabın ihtiyaçtan fazla olması, her tasniften, iki nüshadan fazla olmasıdır. «Üç nüshadan fazla olmasıdır.´) da denilmiştir. Fa.kat, muhtar olan, birinci kavildir. Yani, iki nüshadan.fazlası, fazla demektir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir alacaklı, alacağından vaz geçip, borçlunun borcu´ düş­tüğü zaman, İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, borcun düştüğü güne itibar edilir. O günden itibaren, üzerinden tam bir sene geçince, borcundan vazgeçilmiş olan kimsenin üzerine zekât farz olur. Fet­hü´l - Kaclîr´de de böyledir.<br />
<br />
Nezirler, keffaretler, fıtır sadakaları ve hac gibi, kullar tara­fından istenilmeyen her borç, Allah borcu gibidir ve bunlar zekâta mani değildir. Serahsî´nin Muhlyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bulunmuş eşyaların, tazminatı ile hak sahibine vermeden Önceki Ödemelerin tazminatı da zekâta mani değildir. Tatarhânîyye´-de de böyledir.<br />
<br />
Âlimler : «Ödemelerin tazminatı, sene içinde olursa, zekâ­ta manidir; sene çıktıktan sonra olursa, mani değildir.» demişlerdir. Bedâî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, eğer dirhemler, .dinarlar, ticaret malları ve ev hayvanüarı gibi muhtelif nisablara sahip olursa ve bu şahsın borcu da bulunursa; bu; kimse borcunu, önce dirhem ve dinarlarına karşı­lık tutar. Eğer borcu, bunlardan fazla olursa, ticaret mallarını da borcuna karşı tutar. Ondan da fazla gelirse, hayvanlarını karşılık tutar. Şayet hayvanları muhtelif cinslerden ise, en az olanların, bor­cuna karşılık tutar. Eğer, mallar değerce müsavi olurlarsa, dilediği­ni borcuna karşılık tutar ve bu kimse, borcunu karşıladıktan sonra, kalan malının zekâtını verir. Tebynvde de böyledir.<br />
<br />
0 Bu ^hükum—, âmil (= zekât toplama memuru) hazır bu­lunduğu zaman içindir. Amil hazır bulunmazsa, mal sahibi serbest­tir. D:lerse, alacağını sâimeye sarfeder ve zekâtını sâimeden verir. Çünkü mal sahibinin, ikisinde.de eşit hakkı yardır. İhtilaf, âmilde­dir. Çünkü onun, dirhemlerden değil, sâimeden zekât almaya vela­yeti´ vardır. Bunun içindir ki, alacağını dirhemlere harcar ve zekâtı sâimeden alır. İmâm Serahsî´nin Mebsût Şerhî´den de böyledir.<br />
<br />
İkiyüz dirhemi ve hizmetçileri bulunan bir kimse, hizmet­çilerini evleııdirse ve ihtiyacı kadar da borç buğday alsa, bu durum-da, iki yüz dirhemi de durmakta olsa, bu kimsenin zekât vermesi la­zım gelmez. Çünkü, malı yok demektir.<br />
<br />
İmâm Züfer ise : «Bu kimse, alacağını, cinsine sarfederse, zekât verir.» demiştir. Kâfi´de de böyledir. [10]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nisabın Namı Olması :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şartla­rından bivi de, nisabın namî (= çoğalıcı) olmasıdır.<br />
<br />
Nema (= çoğalma) ´ya, doğma, doğurma,, kazanma, kâr et­me gibi hakiki olur; veya bir kimsenin kendisinin veya naibinin elinde malın temekkünü (= durması) sebebi ile artıma el verişil olan mal gibi takdirî olur. Hakikî nema da, takdirî nema da, hılkî ve fi´li olmak üzere ikişer kısma ayrılırlar. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Hılkî olanlar*/ allın ve gümüştür. Çünkü bunlar, bizzat in­tifa için, yani havaic-i asliyyeyi gidermek bakımından elverişli değil­dirler. Ticaret için niyyet edilsin veya edilmesin, bu gibi malların ze­kâtı verilir. Nafakaya niyyet edilmiş olsa bile bunların zekâtı verilir. Fiilî olanlar ise, altın ve gümüşün dışında kalanlardır.<br />
<br />
Fiilî olanlarda nema ise, ticarete niyyet etmekle olur. Ticaret mallarına veya otlak hayvanlarına ilave edilmezlerse, bunlara itibar edilmez.<br />
<br />
Ticarete niyyet ise, ya sarahaten (açıkça) olur veya delaleten olur. Sarih olan ticaret, bu alış verişin akdi esnasında, ticarete niy­yet etmekle olur. Memlûkün ticaret için olması da böyledir. Bu akdin, satın alma veya kiralama olması ve bedelinin de nakid veya uruz olması da müsavidir.<br />
<br />
Öelâleten ticarete niyyete gelince : Serahaten ticarete niyyet edilmemiş olsa bile, bir malın kendisini, ticaret sebebi ile satın al­mak veya ticaret için bir evi kiraya vermek gibi durumlardır. Bu durumlarda ticarete niyyet edilmemiş olsa bile, yapılan işlem ticaret olmuş olur.<br />
<br />
Sedâü´de : «Burada ihtilaf, bu malın bedeli hususundadır, Men­faatler ticaretin aynıdır.» denilmiştir. Kitebü´z - Zekât´ta ; «Bu ihti­laf, niyyetsiz ticaret hakkındadır.»; CâmTde ise : «Durmak, niyyete delalet ´eder.» denilmiştir. Bu mesele hakkında iki rivayet vardır. Belh´li âlimler, Cami´in rivayetim doğru bulmuşlardır.<br />
<br />
Bir kimsenin, hibe, vasiyyet, nikâh, mehir, hulû´ (= bir ka­dının kocasına, kendisini boşaması için talâk karşılığı olinak üzere, uzlaşarak verdiği para veya mal), bir kimsenin kasden Öldürülen bir yakınî için, suih sebebi ile kısas yolu ile sahip olduğu şey, veya azat olma bedeli gibi şeyleri, ticarete niyyet etmesi sahih olmaz. Esahh olan görüş budur, Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, varis olduğu malı da, ticarete niyyet etmesi sahih olmaz. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
0 Bir varis, mirasım aldığı adamın ölümünden sonra, otlak hayvanlarını ve ticaret malarını üsaraeye veya ticarete niyyet etse, bu malların zekâtım vermek, p varise farz olur. Böyle bir niyyeti ol­maması halinde ise, bazı âlimler : «O kimseye/ zekâtı farz olur.»; bazıları ise : «farz olmaz» demişlerdir. Serahaî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ticaret için bir cariye alsa, sonra da da onu hiz­metinde kullanmaya niyyet etse, o cariyenin bedeline zekât düşmez. Zahidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir malın zekâtının verilmesi için, o malın, ya sahibi olan kimsenin veya naibinin elinde bulunması ve bu malın artması veya temekkün etmesi şarttır. Artması olmayan ve temekkünü bulunma­yan mal için zekât yoktur. Nitekim, mâl-i zımâr (= tahsili mümkün olmayan alacak böyledir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Mâl-i zımâr : Aslında, bir kimsenin malı plan ve önün mül­kine dahil bulunduğu sırada elinden çıkıp, bir daha geri dönmesi umulamayan mal, demektir. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
inkâr edilen borç ye zoraki alman mal, üzerlerine, beyyine-leri, şahitleri, senetleri veya benzeri şeyleri yoksa, mâl-i zımâr´dan-dır. Ancak, bunların beyyineleii, şahitleri veya senetleri varsa, ze-kâttarını vermek farz olur.<br />
<br />
Ancak, gasbedilnüş olan otlak hayvanları için, gasbeden kimse durumu ikrar etse bale, zekât verilmez.<br />
<br />
Kaybolan mal, kaçan köle, müsadere ile alınmış olan mal, deni­ze düşen veya sahraya gömülüp yeri unutulan mal da, mal-i zımâr hükmündedir.<br />
<br />
Fakat, eve gömülen, mal, gömülen ev başkasının evi olsa bile, yerinin unutulmasından dolayı, mâl-i zunâr sayılmaz. Bahrü´r - Râik´ ta da böyledir<br />
<br />
«Mal, bir kimsenin kendi arazisinde veya bağında gömiÜtt ise, bu malın zekâtını vermek farzdır.» denilmiştir. Çünkü, o kim­senin, malını bulmak için, arazisini kazması mümkündür.<br />
<br />
«Bu durumdaki malın zekâtı, farz olmaz» da denilmiştir. ÇUn-kü, arazinin tamamım kazmak zordur.<br />
<br />
Fakat, ev, bunun hilâfınaidır. Ancak&gt; ev çok büyükse, gömülü bulunan o mal, nisap olarak hesaba alınmaz.<br />
<br />
«Borç, inkarcının üzerinde olduğu halde, şahit ve senet, sağlam ve âdil değilse, o mal için zekât farz olimaz.» denilmiştir. Sahih olan İse, bu durumda zekâtın farz olmasıdır. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Üzerine bir beyyine, bir delil olmadığı için inkâr edilen bir borç için, yıllarca sonra —borçlu olan kimsenin insanlar arasında borcunu ikrar etmesi gibi— bir .beyyine olursa, bu durumda bile, o alacağa zekât gerekmez. Tebyîn´de tde böyledir.<br />
<br />
Eğer kadı, bu alacağı biliyorsa, bu alacağın geçmiş senelere ait zekâtının da verilmesi farz olur. Borçlu olan kimse, borcunu ik­rar ediyorsa, bu alacağın zekâtının mutlaka verilmesi lâzımdır. Bu durumda, borçlunun fakir olması, zengin olması veya müflis olması müsavidir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R^J ve İmâm Ebû Yûsuf İKA.) ´un ka­villerine göre, borç, bir müflisin üzerinde olsa, kadı da ondan tahsil etmiş Munsa ve alacaklıya gönderse, fakat bu, alacakılya senelerce sonra ulaşmış olsa, bunu alan kimsenin, bu alacağının geçmiş sene­lere ait zekâtlarını da vermesi icabeder. Kâdîhân´m Câmiu´s - Sağîr´-inde de böyledir.<br />
<br />
Bir borçlu, borcunu, gizlide ikrar ve açıkta inkâr etse, bu alacak nisaba dahil edilmez.<br />
<br />
Bir borçlu, borcunu ikrar etse, fakat bunu hakimin huzurunda inkâr etse; sonra borçlu olduğuna dair şahidter getirilse; şahidlerin ta´diîi için (=; âdil olup olmadığını araştırmak için) zaman geçse; sonra da bu kimsenin borçlu olduğuna hükmedilse, borçlunun, ka-dı´nıh huzurunda, borcunu inkâr ettiği zamanüar için, bu alacağın zekâtı hükmdluriduğu zamana kadar, gerekmez. Fetâvâyi Kâdîhân-da da böyledir.<br />
<br />
fe Bir kimsenin borçlusu kaçsa, alacaklı olanın da bu kimseyi bulmaya gücü yetse; veya kaçan adamın bir vekili bulunsa, bu du­rumda alacaklı olan şahsın, bu alacağının zekâtını vermesi gerekir. Fakat, alacaklının, bu alacağını almaya gücü yetmezse, bu alacağı için zekât vermesi gerekmez. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
İmâm-i A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)N*e göre, diğer borçlar üç mertebededir :<br />
<br />
a)- Zayıf Alacaklar : .Bunlar, vasiyyet gibi, asla hiç bir şeyin karşılığı olmayan borçlarla; mehir, muhalaa, dem-i amd´den musâla-ha, diyet ve kitabet gibi mal olmayan şeylerin bedelleri olarak sabit ve hasıl olan ve talep edilen borçlardır. Bunlar. alınıp, üzeri^t^1 bir yıl geçmedikçe, zekâtlarının verilmesi gerekmezi;<br />
<br />
b)- Vasat Alacaklar : Ticaret malları veya hayvanlar gibi ol­mayan malların bedelleri (yani, havaic-i asliyeden olan, yenilen, içi­len, giyilen ve benzeri malların bedelleri ile, kiralanan ev ve akarla­rın ücretleri gibi şeylerden dolayı olan alacaklar, Vasat Alacaklardır. Sahih olan rivayete göre, bu borçların bir sene geçmesinden sonra, alınan nisab miktarının zekâtı verilir.<br />
<br />
c.- Kuvvetli Alacaklar : Ticaret mallarının bedeli (yani, yanın­da biı- sene baki kalarak zekâtı´lazım gelen paralar, emsali mallar ve sevâimin" bedeli olan alacaklar da, Kuvvetli Alacaklaradır. Bunla-<br />
<br />
nn miktarı, nisaba baliğ olur ve üzerinden de bir yıl geçerse, alındığı zaman zekâtı yerilir. Zâhidî´de de böyledir.[11]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Malın Üzerinden Bir Sene Geçmesi :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şartlarından birisi de, malın üzerinden bir sene geçme­sidir.<br />
<br />
Zekâtta kameri seneye itibar edilir. Gunye´de de böyledir.<br />
<br />
Nisâb, senenin başında ve sonunda tamam olursa, zekât ve­rilir. Nisabın, sene içinde noksanlaşrnış olması, zekâtı düşürmez. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ticaret malı veya nakit, kendi cinsi ile veya kendi cinsinden. olmayan bir şeyle değiştirilmiş olsa, bu durum, sene ilgili hükmü kesmez.<br />
<br />
Otlak hayvanları, kendi cinsleri ile veya kendi cinsinden olma­yan bir şeyle değiştirilmiş olsa, sene ile ilgili hüküm kesilir. Yani, bir senelik müddet, bu değiştirilme zamanından itibaren sayılır. Se­rahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Nisab miktarı mala sahip olan bir kimse, sene içinde, elin­de olan malın cinsinden, yeni mallara nail olmuş olsa, bunları, ön­ceki mallarına ilave ederek zekâtını—hesaplar ve— verir. Nail oldu­ğu fazlalık, ister kendi malının artmasından olsun, ister başka şe­kilde artmış bulunsun, bu fazlalık önceki malına eklenir. Bunun, miras, hibe veya başka bir yolla artmış olması da müsavidir-<br />
<br />
Sene içinde nail olunan fazlalık, şayet bir kimsenin nail olduğu mal cinsinden değilse, bu fazlalık, önceki malın üzerine ilave edil­mez. Koyunu olan bir kimsenin, sene içinde develerinin de olması gibi... Cevheretü´n - Neyyiire´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, sene tamamlandıktan sonra, bu yeni mallara nail olursa, bunlar eski mallarının üzerine ilâve edilmezler. Bu yeni mal için, senenin yeniden bağlıyacağında ittifak vardır. Tahâvî Şerhi´nde ide böyledir.<br />
<br />
Bize göre, asıl mal, nisab miktarında ise, sonradan elde edilen mal, bu asıl mala İlave edilir.<br />
<br />
Fakat, asıl mal nisab miktarından az ise, sonradan sahip olunan mal buna ilave olunmaz.<br />
<br />
Yeni elde edilen malla, önceki inal, nisab miktarım buluyorsa, nisabın meydana gelmesinden itibaren bir sene geçince, bu maHann zekâtı verilir. Bedai´de de böyledir.<br />
<br />
Sonradan elde edilenlerle birlikte, otlak hayvanlarından, nisab miktarı mal meydana gelirse ve bunların üzerinden de bir se­ne geçerse, bunların zekâtını, sahibi olan kimse verir.<br />
<br />
Bir kimse, daha sonra bu hayvanları satar ve. bundan dolayı, dirhemleri olur ve bu dirhemlerle diğer dirhemleri, nisab miktarını -doldururca, îmânı Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, bu kimsenin hayvan­lardan elde ettiği para, önceki parasına ilave edilmez. Bil-akis, bu paranın zekâtının, senesinin başlangıcı elde edildiği zaman olur. Di­ğer iki imâiriimıza göre ise, bu para, önceki paraya ilave edilir ve hepsinin birden zekâtı verilir. Bu —kaide— satılan hayvanların pa­rasının tek başına nisab miktarına ulaştığı zaman geçerlidir. Fakat, bu para. nisap miktarı yoksa, bil-icmâ´ önceki paraya ilave edilir. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Öşrü verilmiş olan yiyeceklerin ve sadaka-i fitri verilmiş bulunan kölenin bedellerinin. Önceki paraya ilave edileceği hususun­da ittifak vardır.<br />
<br />
Bir kimse, sene başından önce hayvanlarım satmış olsa, bedel­lerini bil-ıcmâ´ kendi cinsi üzerine ilave eder; bu bedel dirhem ise, onu dirhemlerine; hayvan ise, onu hayvanlarına ilave eder.<br />
<br />
Bir kimse, hayvanının zekâtını verdikten sonra, o hayvanını el­de beslese, yani onu —kendisine zekât düşmeyen— ulufe hayvanı ha­line getirse ve sonradan da satsa, bü-icmâ* bu hayvanın bedeli ola­rak aldığı parayı, önceki parasının üzerine iüave eder. Sirâcül - Veh-hâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, haracını vermiş bulunduğu arazisini satarsa, be­delini aslî nisabına ilave eder. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
İmâm-ı A zam Ebû Hanîfe (RÂ, şöyle buyurmuştur : «Bir kimse, dirhemlerinin zekâtını vermiş olsa, sonra da bu dirhemlerle oÜak hayvanları .satın alsa, bu hayvanları, daha önceki hayvanlarına ilâve etmez. Çünkü, son aldığı hayvanlar, bedellerinin zekâtı veril­miş olan hayvanlardır.<br />
<br />
Kendisine, bin dirhem hibe edilen bir kimse, sonradan da bin dirhem elde etmiş ofsa; sene tamamlanmadan önce, kendisine bibede bulunmuş olan kimse, kadı´mn hükmü ile, bu hîbesioden geri dönmüş olsa, bu kimsenin sonradan elde ettiği bin dfrhem için de, bu andan itibaren bir sene geçmedikçe, zekât vermesi gerekmez. Çünkü, hibe edilmiş olan bin dirhemin başlangıcı olan zaman sene batıl olmuştur. Ona tabi olarak, sonradan elde ettiği bin dir­hem için de bu başlangıç batıl olmuş olur.<br />
<br />
Bir kimsenin tikiyüz dirhemi bulunsa, üzerinden üç sene geçse, ancak bir gün noksanı olsa; sonra bu şahsın eline beş dirhem daha geçse, birinci sene için beş dirhemi zekât olarak verir. Diğer seneler içinse, zekât vermez. Çünkü, ikinci ve üçüncü senelerde, zekât, bor­cundan dolayı, elindeki nisabdân noksan olmuş oîur.» Serahsî nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, ticaret mali olarak, değeri iki yüz dirheme eşit koyunları olsa ve bu koyunlar sene tamamlanmadan önce ölse-ler. Bu kimse, ölen koyunların derilerini yüzse ve onları tobağlasa; bu derilerin parası ise nisabı doldursa, sene tamam olunca, bunların zekâtını vermesi farz olur.<br />
<br />
«Çünkü, o yünler, ilk aylarda koyunların üzerinde idi. İkinci bö­lümde ise, ayrı yünler, derilerinin üzerinde idiler. Fakat, sene ta­mamlanmadan önce, koyunların ölümü ile senenin hükmü batıl- ol­muştur. (Derilerin bedeli, nisab miktarına ulaştığı -günden itibaren bir sene geçmedikçe, zekât farz olmaz.» denilmiştir. Fetâvâyi Kâdî-hân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, ticaret malı olarak bulundurduğu şırası, sone ta­mamlanmadan önce şaraplaşmış olsa; sonra da sahibi bu şarabı sir-keleştirse, bedeli nisaba ulaşsa bile, sene sonunda onun zekâtının verilmesi gerekmez.<br />
<br />
Bir mal nisaba baliğ olunca, zekâtını vermekte acele etmek caiz olur; nisaba erişmeden acele etmek ise^ caiz değildir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bu durumda acele etmek, ancak şu üç şartla caiz olur :<br />
<br />
Acele edildiği zaman, sene tamamlanmış olmalıdır.<br />
<br />
Sene sonunda nisap tamam olmalı, öncekinden eksilmiş bulunmamalıdır.<br />
<br />
Bu malın aslı, sene içinde zayi olmamalıdır.<br />
<br />
Nisab, altından, gümüşten veya ticaret maiındac olsa ve lama­mı iki yüz dirhemden az bulunsa ve bu malın zekâtının verilmesin­de acele edilse; sonra da nisab tamamlansa; sene tamamlanana ka­dar nisap yine noksanlaşsa; veya zekât acele olarak verilirken nisab tam olmuş bulunsa da, daha sonra malın tamamı helak olsa; vermiş olduğu o miktar, zekât değil, nafile bir sadaka olur. Tehâvî Şerhi´-nde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, nisaba mâlik olduktan sonra, zekât vermekte acele etmesi caizdir. Bu durumda, bütün nisablarda acele etmek caiz dir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Yanında iki yüz dirhemi olan bir kimse, aceleten. bin dir­hemlik zekât vermiş olsa ve sene içinde eline yeniden dirhemler geçse veya kâr etse; böylece mali sene sonuna kadar bin dirheme ulaşmış olsa; önce vermiş bulunduğu zekât, bu bin dirhemin zekâtı yerine geçer ve bu bin dirhemin zekâtı düşer.<br />
<br />
Şayet, bu durumda sene tamamlandığı halde, eline yeni dirhem­ler geçmez veya kâr etmezse; fakat, ikinci senede bu artım olursa, önceki verdiği miktar, bunun zekâtı yerine ceiz olmaz. Ancak, sene, sonradan elde ettiği dinarları eline,geçirdiği zaman tamamlanmış olursa, bıi, zekâtı yerine caiz olur. Böyle değilse, sonradan elde ettiği dirhemlerin zekâtını, ayrıca vermek farz olur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Sebepleri mevcut olduğu için, seneler önceye ait zekâtları, acele vermek caiz olur. Hİd&amp;ye´de de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse, bin dirhemi var iken, iki bin dirhemlik zekât vermekle acele etse; şayet o sene iki bin dirhemi olursa, önce verdi­ği zekât, bu iki bin dirhemin zekâtı yerine geçer. Değilse, ikinci se­nenin bin dirheminin zekâtı yerine geçer ve bu caiz olur.<br />
<br />
Bir kimsenin, dört yüz dirhemi olsa, bunu beş yüz dirhem zannederek, beş yüz dirhemlik zekât verse; sonradan da durumu an­lasa, bu kimse, vermiş bulunduğu fazlalığı, gelecek senenin zekâtına mahsup edebilir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, nisab miktarı altını ve nisab miktarı gümüşü olsa; o kimse bunlardan birinin zekâtını acele verse (yani, birinin hem de gelecek yıla ait zekâtını verse), bu verdiği zekât, ikisinin ye­rine de vâki-olur. Çünkü bu durumda ilave edilmesi ve cinslerinin bir olması sebebi ile, ta´yin geçersizdir. Eğer bu nisablardan birisi helak alsa, verilen zekât değerine ta´yin edilmiş olur. Kâfi´de de böyle dir.<br />
<br />
Daha açık bir ifade ile: Bir kimsenin yirmi miskal altını ve iki-yüz dirhem gümüşü bulunsa ve bu şahıs — meselâ — yirmi miskal altının zekâtını, bu sene için verdiği gibi, gelecek sene için´ de verse; o sene içinde de yirmi miskal altını zayi etse, önceden vermiş oMu-ğü zekât gümüşün zekâtı yerine mahsup olur.<br />
<br />
Bir kimse, muhtelif hayvanlardan ayrı ayrı nisaba mâlik olsa, bunlardan bir kısmının zekâtını da aceleten (yılın sonunda de­ğil de başında) vermiş olisa, zekâtını vermiş olduğu hayvanlar da son­radan helak olsa, vermiş bulunduğu bu zekât, diğer hayvanların ze­kâtı yerine sayılmaz. Serahsî´nin Muhıyt´iride de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtını bir fakire vermede acele etse, (malının zekâtım, yıl tamamlanınca değil de, yılın başında vermiş olsa), son­ra da bu kimse fakir düşse, ölse veya irtidât eylese; sene tamam ol­madan verdiğ zekât, zekât olarak caiz olur. Sîrâcü´l - Veibhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Âlimlerimiz: «Üzerinde zekât borcu olduğu halde ölen bir kimsenin, ölümü sebebi ile üzerindeki zekât borcu düşer. Muhryt´te de böyledir. [12]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2-OTLAK HAYVANLARIN ZEKÂTI</span><br />
<br />
Mukaddeme<br />
<br />
<br />
Zekât, sadmenin/erkeklerine de, dişilerine de farzdır.<br />
<br />
Siaime: Kırlarda, seniîzlenip etüeriniii, yadlarının artması ve ne­sillerinin çoğalması için otlktiİan hayvanlar demektir. Meselâ, yük taşımak veya binmek vçtiı beslenen ve sadece nesli için beslen­mekte olmayan hayvanlar İçin zekât vermek gerekmez. Muhiyt´ı Serahsî´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, eti için otlatilân hayvanlar da zekâta tâbi değildir. Ancak, bu hayvanlar, ticaret için beslenmekte* iseler, sâime olmasa­lar bile, onların zekâtının verâmesi gerekir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Senenin bazı aylarında kırlarda otlatılan, bazı aylarında ise, evde beslenen hayvanlar; şayet senenin çok kısmında kırlarda otla-tdiyorlarsa, bunâar sâimedir. Böyle olmayan hayvanlar ise, sâime değildirler. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir<br />
<br />
Senenin yarısında evde bakılıp beslenen ^hayvanlar da sâime değüidirler ve onların zekâtöu vermek farz olmaz. Tebyîn´de de böy­ledir.<br />
<br />
Ticaret fçüi, altı ay veya daha fazla otlatılmış olan hayvan­lar da sâime olmazlar. Aacak, bunların sâime olmasına niyyet edilir­se, sâime olurlar.<br />
<br />
Ticaret için olan köle, senelerce hizmette kullanılsa, bu durunv da yine o ticaret içindir. Ancak bunun hizmette kullanılmasına niy­yet edilirse, bu durumda o köle, hizmet için olmuş olur. Hulâsa´dâ da böyledir.<br />
<br />
Sâime sahibi olan bir kimse; eğer o malları sâime olarak kullanmayı veya evde beslemeyi istese fakat bunu sene geçene kadar yapmasa, bunların zekâtları sâime ol&amp;rafc verilir. Fetâvfiyİ cHhAn´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ticaret için satın almış olduğu hayvanları saat dan sâime yapsa, bunlar, o andan itibaren sâime olurlar ve sene ta­mamlanınca, zekâtları ona göre hesap edilir ve verilir.<br />
<br />
Sâime ile ticaret için olan hayvanlar arasında, —zekât bakımın­dan.— fark vardır. Meselâ : Sâime olan bin koyunun zekâtı, bir yıl­da on köytian. iken, ticaret liçin olan bin koyunun bir yıllık zekâtı, yir­mi beş koyundur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir. [13]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Develerin Zekâtı</span><br />
<br />
<br />
Beş adetten ,az olan develer için zekât yoktur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
25 deveden az olan develer için, her 5 deveye 1 koyun zekât verilir. Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu koyunların ise, bir yaşını bitirmiş, iki yaşma basmış ol­ması gerekir. Cevheretü´jı - Nfeyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Deve adedi 25 e ulaşınca, zekât olarak iki yaşma girmiş di­şi bir deve verilir. Deve adedi otuz beşe varıncaya kadar durvm böy­ledir.<br />
<br />
Deve sayısı otuz altı olunca, zekât .olarak üç yaşına girmiş dişi bir deve verilir. Durum deve sayısı kırk beşe varıncaya kadar aynı­dır.<br />
<br />
Deve sayısı 46´ya varınca, zekât olarak, dört yaşına girmiş dişi bir deve-verilir. Altmış deveye varıncaya kadar durum yine böyle­dir.<br />
<br />
Deve sayısı 61 olunca, zekât olarak beş yaşma basmış dişi bir deve verilir. 75 deveye kadar dunun yine böyledir.<br />
<br />
Deve sayısı, 76 olunca, zekât olarak üç yaşma basmış iki adet dişi deve verilir. Deve sayısı 90 oluncaya kadar durum yine böyledir.<br />
<br />
Deve sayısı, 91 olunca, zekât olarak dört yaşma girmiş iki adet dişi deve verilir. Deve sayısı 120 ye varıncaya kadar durum yine böy­ledir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bundan sonra, 120 deve üzerine ilave edilen her beş deve için, dört yaşma basmış iki dişi deveye ilâve olarak— birer ko­yun ilave edilerek zekât verilir. 145 deveye kadar, durum yine böy­ledir.<br />
<br />
145 den 150 ye kadar olan develer için ise, dört yaşına basmış iki dişi deve üe iki yaşma basmış bir dişi deve zekât olarak verilir.<br />
<br />
Deve sayısı tam 150 olunca da, zekât olarak dört yaşma girmiş üç dişi deve verilir.<br />
<br />
Bundan sonra, develerin sayısı 175 e varıncaya kadar, her beş deve için -^-dört yaşına girmiş üç dişi deveye ilâveten— birer koyun verilir.<br />
<br />
175 den 186 deveye kadar, zekât olarak, dört yaşma basmış üç dişi deve ile ıUci yaşma basmış bir dişi deve yerilir.<br />
<br />
186´dan 196 ya kadar, dört yaşma basmış üç dişi deve ile üç yaşına basmış bîr dişi deve, zt^kât olarak verilir.<br />
<br />
196 dan 200 e kadar, zekât olarak, dört yaşını bitirmiş, 4- adet dişi deve verilir. Hüdâye Şerhi Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
200 den sonra, her elli deve için, sahibi isterse zekât olarak dört yaşma girmiş bir dişi deve verir; isterse de, her kırk deve dçin, üç yaşma basmış bir dişi deve verir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle-idr.<br />
<br />
Bundan sonra da, 150 adedden sonraki elli adedde yapılan muamele, 200 adetten sonra gelen her 50 aded için de tatbik edilir. Bu bize göredir.<br />
<br />
Devenin tek hörgüçlü olması ile çift hörgüçlü olması müsavi­dir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
îmânı-ı A zam Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Muhammed (R. A.) ´in kavillerine göre, sâime olan develerin, zekâtı olarak verilecek olan devenin, en az iki yaşma basmış olması gerekir. Bu deveye «bint-i mehâd» denir. Tahâvî Şeriıi´nde de böyledir.<br />
<br />
Zekâtı verilecek develet sayılırken, küçük ve kör olan deve­ler de sayılır. Ancak, bunlar zekât olarak verilmezler.<br />
<br />
Yavrusu oilan deve, yenilmek için beslenmekte olan deve, doğum yapacak deve ve erkek deve ide zekât olarak verilmez. Sâimenin ze­kât hususunda en hayırlı olanı, orta halli olanıdır. Sei-ahsi´nin Mu-hıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Zekâtın, orta halli olan develerden verilmesi gerekir. Eğer o vasıfta deve bulunmazsa, zekât verecek kimse, daha üstün olan bir deveyi verir ve fazlasını geri alır. Veya ondan aşağı durumda olan bir deveyi verir ve bunun fazlasını da verir. Veyahut da, orta halli bir devemin kıymetini zekât olarak verir. «Fazlasını da verir» demek­ten maksat, «o devenin yavrusunu da verir.» demektir.<br />
<br />
Zekâtı alan kimse, durum itibarı ile vasatın altında olan bir de­veyi, zekât olarak almaz. Ya verilmesi gerekenin aynını ister veya onun kıymetini ister. Ancak, bu hususta, zekât veren kimseyi zorla­maz. [14]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sığırların Zekâtı</span><br />
<br />
<br />
Sığırın iırisabı 30 dur. Yâni, 30 dan az olan sığırlar İçin ze­kât icabetmez.<br />
<br />
Sâime olan sığırkrin sayısı 30 a ulaştığı zaman, zekât olarak, iki yaşma girmiş erkek veya dişi bir buzağı verilir. Hidâye´de de<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
Sığırların sayısı 40 a varıncaya kadar, ilâve olarak bir şey vermek îcab etmez. Talıâvî ŞerKi´nde de böyledir. (Yani 30 - 40 sığır için, iki yaşma girmiş, erkek veya dişi bir buzağı verilir.)<br />
<br />
Sığırların sayısı 40´a ulaşınca, zekât olarak üç yaşına girmiş, erkek veya dişi bir dana verilir.<br />
<br />
İmâmı Azam İR´A.)´a göre, 40 dan 60a kadar; artan mik­tarın da zekâtını vermek icabetler. Fazla olan her bir sığır için, üç yaşındaki bir donanın kıymetinin kırkta biri, (fazla olan tiki sığır için, mezkur dananın değerinin yirmide biri...) verilir. Bu kavi, el-Asü isimli "eserde rivayet edilmiştir.<br />
<br />
60 sığır için, zekât olarak, iki yaşına girmiş erkek veya dişi 2 buzağı verilir. Hklâye´de de böyledir.<br />
<br />
Sığırların zekâtının hesaplanmasında, 60´dan sonra otuz veya kırk sayılarına itibar edilir. Yani, 60´dan sonra her 30 sığır için bir, iki yaşma girmiş buzağı; veya her 40 sığır için üç yasına girmiş bir dana hesabı ile zekât verilir.<br />
<br />
Meselâ : 70 sığır için, bdr buzağı ile bir dana; 80 sığır için, iki dana; doksan sığır için üç buzağı; 100 sığır için de, iki buzağı ile bir dana zekât olarak verilir. Tahavî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Verilecek zekâtın buzağı ile de, dana ile de karşılanma ih­timali olunca, zekât verecek olan kimse muhayyerdir; dilerse zekâtı buzağılarla verir, dilerse danalarla verir.<br />
<br />
Şöyle ki : 120 sığın olan bir kimse, isterse, bunların zekâtı ola­rak, üç dana verir; isterse dört buzağı verir. (Çünkü, 120 de 3 tane 40 veya 4 tane 30 vardır. Yani 4 x 30 = 120 olduğu gibi 3 x 40 = 120 dir.) Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Zekât hususunda manda (camız) da sığır gibidir. Bunlar ka­rışık bulundukları zaman, birbirine ilâve edilirler. Nisabın tamam­lanmasında da, zekâtın hesaplanmasında da durum böyledir.<br />
<br />
Bu iki cinsden hangisi çoksa, zekât ondan verilir.<br />
<br />
Bunların sayıları eşit-olursa; zekât ya.ednamn âlâsından veya âlânın ednasından ödenir. Zekât, sığırdan verilecekse, onların en kuvvetlisi (âlâsı); mandadan verilecekse, onların en zayıfı (ednâsı) verilir. Böylece itidal temin edilmüş olur. Bahrü´r - Râık´ta da böy­ledir.<br />
<br />
Nafî´da : «Zekât olarak verme hususunda, sığırın, erkeği üe dişisi müsavidir, denilmiştir.<br />
<br />
Fetâvâyi İtâbiyye´de- : «Sığırın, erkek olanlarının zekâtını, erkek buzağı veya danalardan; dlşd olanlarının zekâtını ise, dişi bu­zağı veya danalardan vermek efdâldir.» denilmiştir. Fetâvâyi Tatar-hâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R.Â.) ile İmâm Muhammed (R A.) ´e göre, zekât olarak verilecek sığırın, en az iki yaşma girmiş ol­ması gerekir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir. [15]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Koyunların Zekâte</span><br />
<br />
<br />
Sâirne olan koyunlarda nisab, 4O´tır. 40´dan aşağı olan ko­yunlar için zekât yoktur.<br />
<br />
40 adet sâime koyunun, üzerinden bir yıl geçerse, zekât olarak<br />
<br />
bir koyun verilir. 120 ye kadar durum aynıdır.<br />
<br />
Koyunların sayısı —120 den 1 fazîa yâni— 121 olunca, zekât 201 koyundan 4O0 koyuna kadar olunca da, 3 koyun zekât ola-<br />
<br />
olarak 2 koyun verilir. 200´e kadar durum aynıdır.<br />
<br />
rak verilir.<br />
<br />
Koyunların sayısı tam 400 e ulaşınca, zekât olarak 4 koyun ve­rilir.<br />
<br />
400 den sonra ise, zekât olarak her 100 koyun için, 1 koyun daha verilir.<br />
<br />
îşte bunlar, Allah Resulü (S.A.VJ´nün kitabında ve Hz. Ebû Bekir (R.Â.)´in kitabında variddir. İcma´da bunun üzerinedir.<br />
<br />
İmâm-i A´zam Efoû Hanîfe (R.AJ ile İmâm Muharûmed (R.A.)´ in kavillerine göre, koyunlarda zekâtın farz olması için, bunların en âz bir yaşında olmaları gerekir,<br />
<br />
Davarla geyiğin birleşmesinden doğan yavrular, analarına tabidirler. Eğer anaları davar ise, bunlar da nisaba dahil´edilirler ve zekâttan verilir. Oncak, anaları geyik ise, nisaba dahil edilmezler ve zekâtları da yerilmez.<br />
<br />
Keza, ehli olian sığırlarla, vahşî sığırların birleşmesinden doğan yavrular da analarına tabidirler. Eğer, anaları ehli ise, zekâtları ve­rilir; ehli değilse zekâtları verilmez. Serahsî´nin Muhıyt´inde de<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
Zekât hususunda, koyunlarla keçiler müsavidir. Bunlar, bdr cins sayılırlar. [16]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekâta Tabî Olmayan Mallar</span><br />
<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe CR.A.) ile İmâm Mu ha mm e d (R, A.) ´e<br />
<br />
yöre, atlar için zekât yoktur. Fetva için seçilmiş oJan kavil de bu­dur.<br />
<br />
Ancak, ticaret için olan atlar, zekâta tabidirler. Kâft´de de böy­ledir.<br />
<br />
Ticâret dçin olan atların hükmü, diğer ticaret eşyasının hük­mü gibidir. Eğer, bunların değeri nisab miktarına ulaşırsa, bunlar ister sâime olsun, ister evde beslensinler, zekâta tabî olurlar. Muz-ınarat´ta da böyledir.<br />
<br />
Eşekler, katırlar, parslar ve av köpekleri de eğer ticâret için olurlarsa, zekâta tabidirler. Sirâciyye´de de böyledir.<br />
<br />
Kuzular, oğlaklar, buzağılar ve deve yavruları için de zekât yoktur. Bu, İmâm-ı A´zam CR.A.) ´m son kavli olduğu gibi, İmâm Mu-hammed (R.A.Vm de kavlidir.<br />
<br />
Ancak, bu saydıklarımızın içinde, bir tane, yaşını doldurmuş olan varsa, bunların hepsi de ona tâbi olarak, nisaba sayılırlar. Fa­kat, bunlardan birisi" zekât olarak verilemez. Ancak, yaşı müsait bu­lunan, o bir hayvan, zekât olarak verilebilir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Meselâ : Kırk kuzunun içinde bir de koyun bulunsa, bu duramda, orta halli bir koyun zekât olarak verilir.<br />
<br />
Eğer kuzular arasındaki koyun, orta halli ise veya daha aşağı de­recede ise, zekât olarak o koyun verilir.<br />
<br />
Şayet, sene tamamlanmadan o koyun ölürse, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, —bunların hepsinden zekâttan düşer.<br />
<br />
Keza, elli tane deve yavrusu olsa da, aralarında, dört yaşına gir­miş orta halli bir deve bulunsa, o deveyi zekât olarak vermek gero´ .<br />
<br />
Eğer deve yavrularının yarısı ölmüş olsao devenin kıymetinin yansı da zekâttandüşer, ve —onun değerinin— yarai zekât olarak kahr. Kâfi´de de böytedir.<br />
<br />
Zekât olarak o yavrulardan birini almak caiz değildir. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Çalıştırılan, evde beslenen ve yük taşıyan hayvanlar için de zekât yoktur. Hidâye´de de böyledir. [17]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3- ALTININ, GÜMÜŞÜN VE TİCARET MALLARININ ZEKÂTI</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Altının Ve Gümüşün Zekâtı</span><br />
<br />
<br />
Her iki yüz dirhem için, beş dirhem zekât vermek farzdır. Her yirmi mâskâl için de, yarım miskal zekât vermek gerekir. Bunların, sikkeli olup olmaması; masnû´ bulunup bulunmaması; erkekler veya kadınlar için, zînet eşyası olup olmaması, darb edil­miş olması veya olmaması hallerinde de durum değişmez, (Bunla­rın hepsi zekâta tâbidir<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/wink.png" alt="Wink" title="Wink" class="smilie smilie_2" /> Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Altın ve gümüşün zekâtları, itibarî kıymetlerine göre değil, vezinlerine (= ağırlıklarına) göre verilir .Bu, İmâm Ebû HanSfe (R. A.) ile İmâm Yûsuf CR.A.) ´a göredir.<br />
<br />
Meselâ : Bir kimse, beş taze dirhem yerine, kıymeti dört dlrv hern edecek olan, eskimiş ve kullanılmış olan beş dirhem vermiş ol­sa; bu, her iki imâma göre de caizdir. Lâkin bu mekruh olur.<br />
<br />
Yeni olan, dört dirhemin kıymeti, eski olan beş dirheme eşit ol­sa, zekât olarak bu dört dirhemin verilmesi caiz olmza.<br />
<br />
Bir kimsenin, gümüşten bir ibriği bulunsa ve bunun ağırlığı da 200 dirhem gelse, üzerindeki kuyumculuk işlemelerinden dolayı, kıymeti ise üç yüz dirhem etse, bu kimse, bu ibriğin zekâtını aynın­dan verecekse kırkta birini (= rub´u uşrunu) verir ki bu da beş. dirhemdir. Bunun zekâtım kıymetinden verecek olursa, 7 Va ( = ye­di buçuk) dirhem zekât vermek gerekir. Kırkta birinin değeri, beş dirhem tutarsa, zekât olarak da beş dirhem vermesi caizdir.<br />
<br />
Bir kimse, bir malın zekâtını, o malın cinsinden değil de başka bâr şeyden verecek olursa, zekâtı verilecek malın kıymetine itibar edilir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, altın ve gümüş gibi mallarda, nisab olma yönünden, ağırlıklarına itibar edilir; nisab olma bakımından,´bunların değerine itibar edilmez. Bu hususta icmâ´ vardır.<br />
<br />
Meselâ : Bir gümüş ibriğin ağırlığı yüz elli dirhem gelse fakat kıymeti ise 2O0 dirhem olsa, bu ibriğe zekât farz ilmaz. Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
Bize göre, bu gibi şeyler satıldıkları zaman 200 .dirhem ede­cek olsa, tartıldıklan zaman ise, ço kaz bir noksanları olsa bile, 200 dirhem gelmedikçe bunlara zekât îcâbetmez. Fetâvâyi Tatarhâniyye -de de böyledir,<br />
<br />
Altında, miskaîlerin ağırlığına itibar edilir.<br />
<br />
Dirhem´de ise, yedi vezin ağırlığına itibar edilir. Yani, her on dirhem, yedi mıskal ağırlığına eşittir. Fetâvâyi Kâdîhânda da böyle­dir.<br />
<br />
Bir dinar da, ölçü itibari ile miskaîle aynıdır. Her ikisi de 20´şer kırattır.<br />
<br />
Dirhem ise, 14 kırattır. 1 kırat ise —orta boy— beş arpa ağır­lığıdır. Tebym´de de böyîödir.<br />
<br />
Dirhemler karışık olduğu zaman, şayet gümüşü fazla olur­sa, bu durumda olanlar, halis gümüş gibidirler. Eğer katkı maddesi fazla ise, bu gümüş gibi değildir. Meselâ : îki: tarafı gümüşle kaplan­mış olan bakır böyledir.<br />
<br />
Böyle durumlarda bakılır; eğer bu eşya ticaret eşyası ise, kıy­metine itibar edilir. Bu şey nisaba ulaşırsa, dirhemleri az olsa büle, zekâta tabi olur. Şayet, bedeli nisaba ulaşmazsa, veya bu mal ticaret eşyası olmazsa, zekâta tâbi olmaz. Ancak, bu ezyanm içindeki gü­müş, 200 dirheme baliğ olur ve katkısından ayrılabilfirse, onun ze­kâtını vermek icabeder. Fakat, ayrılmazsa, buna bir şey icabetmez. Keza, altın ve gümüş kakmalı çok sayıdaki kitap da, içinde baş­ka katkı maddesi bulunan gümüş gibidir. Katkı maddesinin müsavi olması halinde ihtilâf vardır. Haniyye´de ve Hulâsa´da bunun zekâ­tının verilmesinin ihtiyata daha uygun olacağı görüşü belirtilmiştir. Bahrü´r - Râak´ta da böyledir.<br />
<br />
Altınla gümüş birbirine karışmış olsa; eğer bu karışımda bulunan altın, altın için gerekli olan nisaba ulaşmış olursa, bu karı­şımın zekâtı altına göre verilir. Şayet, bu karışım içindeki gümüş, gümüş nisabına ulaşırsa ve bu karışım da gümüş altından daha faz­la bulunursa, bu karışımın zekâtı da gümüşe göre verilir. Fakat, bu kandımda gümüş az olursa, karışımın tamamı, altın gibi olur. Çün­kü o, kıymet bakımından daha yüksek ve daha değerlidir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Paraya gelince, ticaret için olmadığı müddetçe ona zekât gerekmez. Ancak, ticaret için olunca, 200 dirhem gümüş bedeline ulaşınca, para için de zekât vermek gerekir. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
İmâm-ı A´zam Ebû Hanife (R.A.) ´ye göre, 200 dirhemden veya 20 miskalden fazlası için zekât gerekmez. Ancak, bu fazlalıklar altında 4 miskale, gümüşte ise 40 dirheme ulaşınca bunların da zekâtım vermek iicabeder.<br />
<br />
Fazla olan, her dört miskal altın için, iki kırat altın ve her kırk dirhem gümüş için de, bir dirhem gümüş zekât olarak verilir. Hİdâ-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Ticaret mallarının kıymeti, altın ve gümüşün bedellerine ilâve edilir. Altın ve gümüşün kıymetleri de birbirlerine ilâve edilir. Yani, zekâtta nisabın temininde ve zekatın hesaplanmasında bunla­rın değerleri birbirleri ile toplanır.<br />
<br />
Meselâ : 100 dirhem gümüşü bulunan bir kimsenin, beş dinar da parası olsa ve ikisinin kıymetlerinin toplamı 200 dirheme ulaşsa, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre bu kimsenin zekât verme­si icabeder. Diğer iki imamımız ise, buna muhaliftirler.<br />
<br />
Bir kimsenin, 100 dirhem gümüşü ile 10 dinar değerinde altını veya 150 dirhem gümüşü ile 5 dinarı bulunsa veyahut da, 50 dirhem gümüşü ile 15 dinarı olsa, bunları, —zekât hususunda— birbirine ilâve edeceği hususunda ittifak vardır. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, 100 dirhem gümüşü ile 10 dinarı olsa, fakat bunların değeri 200 dirhemden az olsa, İmâmeyne göre, bu kimseye zekât farz olur. İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre ise, bu mesele ihtilaflıdır. Fakat, sahih olan, bu durumdaki şahsın zekât vermesidir. Serahsî´nin Mtıhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Nisabdan fazla, fakat altında, dört miskâl´den; gümüşte ise, 40 dirhemden az olan bu fazlalıklar, birbirlerine ilâve edileerk, 4 miskûl altın veya 40 dirhem gümüş değerine tamamlanırlar. Muz-marât´ta da böyledir.<br />
<br />
İki nisap, birbirine katılmış olursa, hepsinin zekâtını altın­dan veya gümüşten vermekte bir beis yoktur. Fakat, fakirlerin men­faati bakımından hangisi daha elverişli ve dana kıymetli ise, ondan verilir. Yoksa, zekât olarak, hurbirinin ayrı ayrı kırkta biri verilir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir. [18]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ticaret Mallarının Zekâtı</span><br />
<br />
<br />
Ölçülüp tartiimayan; altın, gümüş ve sâirae gibi de olmayan ticaret mallarına «URUZ» denir.<br />
<br />
Uruzun (== ticaret mallarının) kıymeti, gümüşün veya altının nisabına erişince, zekâtının verilmesi icabeder. Hidaye´de de böyle­dir.<br />
<br />
Ticaret mallarının kıymeti paraya göredir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ticaret mantarının,´sene sonundaki kıymetine itibar edilir. Senenin başındaki kıymetinin ise, gümüşü fazla olan dirhemlerden 200 dirhem olması gerekir. Muzmarât´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ticaret mallarının zekâtını, dilerse gümüş nisabı­nı esas alarak, dilerse altın nisabını esas alarak verir. Ancak&gt; ticâ^ ret malları, bunlardan birisinin nisabına ulaşmazsa, hangisinin ni­sabına erişiyorsa, zekâtının ona göre verilmesi gerekir. Bahrü´r -Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, 200 dirhem kıymetinde 200 ölçek buğdayı ol­sa, bu buğdayın üzerinden de bir sene geçmiş bulunsa, bu durumda da piyasa, artsa veya eksilse; eğer zekâtı, buğdayın aslından vere­cekse, zekât olarak 5,ölçek buğday verir. Eğer, zekâtı buğdayın kıy­metinden verecekse, kendisine zekât vermenin .farz olduğu günkü «kıymetinden verir. Çünkü, burada farz, ya aynı üzerinedir veya kıy­meti üzerinedir. Bundan dolayı, zekât âmiline, zekât toplarken, bun­lardan biri ile zekâtı alması emredilir.<br />
<br />
Ölçülen, tartılan veya sayılan şeylerin zekâtları toplanırken de durum yine böyledir.<br />
<br />
Zekâtı verilecek malın, değerindeki artış, yaşlığının kuruması gibi, bizzat malın kendisinde olursa; bu durumda, malın zekâtının farz olduğu zamandaki kıymeti ne ise, zekâtın o değerden verileceği hususunda ittifak vardır. Çünkü, senenin tamamlanmasından sonra meydana gelen kısmet artışı, bu kıymete ilâve edilmez.<br />
<br />
Eğer, zekâtı verilecek malın değeri, ıslanmak gibi bir sebeple, bizzat eksilmiş olursa; bu durumda, malın zekâtının ödendiği gün­deki değerine itibar olunur. Âlimlerimüzin ve imamlarımızın görüşü budur. Kafî´de. de böyledir.<br />
<br />
Mal sahibi, malının kıymetini, o malın bulunduğu yerdeki fiatına görfe değerlendirir.<br />
<br />
Meselâ : Bir kimse, bir kölesini ticaret için, başka bir beldeye göndermiş olsa, aradan bir sene geçince, bu kölenin kıymeti, bulün-duğu beldedeki kıymetidir. Eğer bu köle, çölde, sahrada olmuş olur­sa, kıymeti bulunduğu yere en yakın olan şehirdeki kıymetidir, Fet-hüİ - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Cinsleri ayrı oîsa bile, ticaret´ eşyaları, birbiri üzerine ilave edilerek, zekâtlan hesaplanır.<br />
<br />
Yakut, inci ve cevahir, süs eşyası olarak kullanılıyorsa, bunlar için zekât yoktur. Ancak, bunlar, ticaret eşyası olarak bulundurulu-yorsa, kıymetlerine göre zekâtları verilir. Cevheretü´n - Neyyîre´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kulanmak veya kiraya vermek için, bakır kazan­lar satın almış olsa, kiralık evlere zekât olmadığı gibi, bunlara da zekât yoktur.<br />
<br />
Bir kimse, arazisinden, kıymeti nisaba baliğ olacak kadar buğ­day hasad etse ve bu buğdayı bir müddet yanında tuttuktan sonra, satmak nityeti Üe anbanna koysa, bunun üzerinden de bir sene geç­miş olsa, bu buğdaya zekât lâzım gelmez. Fetevâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir tüccar, hayvanlar ve bunlarla birlikte hayvanların boy­nuna takılan çanlar, yularlar ve benzeri şeyler de satın almış olsa; sonra hayvanları satsa, eğer hayvanlarla birlikte mezkur şeyler de satılırsa, bunların da zekâtlan verilir. Fakat, bunlar satılmaz da, hayvanların muhafazasında kullanılırlarsa, bunlar için zekât gerek­mez. Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, bir attâr (= koku, baharat satan kimse) kiraya ver­mek için şaseler veya torbalar satın alsa, bunlar için de zekât yok­tur. Çünkü, bunları satmak için değil, gelir, getirmeleri için satın aü-mıştır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Fırıncının, ekmek için satın almış olduğu odun ve tuz için de zekât yoktur. Fırıncının, ekmeğin üzerine ekmek içdn satın almış olduğu susam için zekât vermesi gerekir. Zehryre´de de böyledir.<br />
<br />
Sermaye sahibi olmayan, ancak sermayeyi çalıştıran bir kimse, bir köle veya elbise veyahut da yük taşımak için bir deve satın almış olsa, bunların hepsi içfin zekât vermesi gerekir. Mal sa­hibi ise, bunun hilâfmadır; Çünkü o, bunların hiç birisi için zekât vermez. Bu kimse, bunları ticaretin dışında kullanmak üzere satın almaya yetkilidir. Kâfİ´de de böyledir.<br />
<br />
Bir müdanb (= sermaye başkasından, emek kendisnden olmak üzere» biri ile ortak olmuş kimse), ticaret kölelerinin nafaka­ları için yiyecek almış ve bunun üzerinden de bir yıl geçmiş olsa, bu yiyeceklerin de zekâtlarının verilmesi gerekir.<br />
<br />
Fakat, mal (= sermaye) sahibi olan kâmse, ticaret köleleri için. nafaka olarak yiyecek almış olsa, bunların üzerinden de bir sene geç­miş bulunsa, bu durumda, mal sahibinin zekât vermesi îcâbetmez. Serahsî´nin Muhryt´inde de böyledir.<br />
<br />
Kendisinden zekât verilmesi gereken mal için, kendi cin­sinden olmayan bir şeyden zekât verilecek olsa, bunun aynı değil de kıymeti verilir. Bu hususta ittifak vardır.<br />
<br />
Keza, zekât kendi cinsinden verilirse, on da riba câri oîmaz; ya­ni, artan kısmı için, bu kısım nisaba erişmedikçe ona aynı cinsden zekât gerekmez. İmâm Ebû Hanife (R.A.) ile İmâm Ebû Yûsuf (R. A.) ´a göre, artan cinsin, kıymetinden değil de, kendi cinsinden zekât verilir.<br />
<br />
Mesedâ : 240 dirhem gümüşün zekâtı olarak, 6 dirhem gümüş zekât olarak verilir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.[19]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekâtla İlgili Bazı Mes´eleler</span><br />
<br />
<br />
Zekâtını verip vermediğini hatırîamıyan bir kimsenin, ze­kâtını yeniden vermesi lazımdır. Vâkıât´tan naklen Bahrü´r - Râik´ta, Siraciyye´de ve Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, zekât, nisab miktarında olan mala gerekir. Nisabdan fazla olan mal helak olsa da, nisab baki kalsa, onun zekâtı da baki kalır. Çünkü,<br />
<br />
fazlalık nisaba tâbidir. Bunun içindir ki, İmâmı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) şöyle demiştir : «Eğer, zekât farz olduktan sonra, mal helak olsa, zekât sakıt olur. Malın tamamı değil de, bir kısmı helak olsa, helak olan kısmın zekâtı düşer. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Zekât icabettikten sonra, nisap helak olsa, zekât helak ol­maz. Sirâciyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ticaret malını, başka bir ticaret malı ile de­ğiştirse, bu durumda mal helak oîmuş sayılmaz. Değişen malın, aynı cinsten olmas; ile ayrı cinsten olması müsavidir ve bu hususta ih­tilaf yoktur. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
«Bir kimse, sadmeyi (= Otlak hayvanını) hapsedip, aç ve susuz bırakırsa, bu istihlâktir ( = helak etmedir) ve bu kimse, bu şekilde helak ettiği hayvanların zekâtını öder.» denilmiştir, «...öde­mez» diyenler de olmuştur.<br />
<br />
Bir kimsenin nisap miktarındaki malı, bibe gibi bir sebep­le, karşılıksız olarak zail olup gitse; veya mehir gibi bir sebeple zâü olup gitse; veya karşılığı mal olmas´a veya hizmet kölesi gibi, zekâta tâbi bir mal olmasa, istihlâk ederse, elinde karşılık kalsın veya kalmasın— o şahsın zekât miktarını ödemesi gerekir. Bu şa­hıs, hibesinden bir hüküm sebebi ile dönse veya malını geri alsa, zekât borcu da düşer. Keza, hibeden dönüş, hâkimin hükmü ile ol­masa bile, zekâttan muaf ölür. Sahih olan budur. Zâhidî´de de böy­ledir.<br />
<br />
Tağlib Oğullarının sâimelerinden, zekât olarak, müslüman-lardan almanın iki katı alınır. {Tağlib Oğulları, hristiyan bir arap kabilesidir.) Tağlib Kabilesinin, fakirlerinden ve kölelerinden, ciz­yeden başka bir şey alınmaz. Serahsî´nin MuhıytMnde de böyledir.<br />
<br />
Tağlib Oğullarının çocuklarından bir şey alınmaz. Kadınla­rından ise, erkeklerinden almanın aynı alınır. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Kitab´da : «Toplanmış olanlar dağıtılmaz; dağınık bulunan­lar da bir araya getirilmez.» denilmiştir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. Meselâ :<br />
<br />
80 koyunu olan bir kimsenin, zekât olarak 1 koyun vermesii icabeder. O, 80 koyun, sanki iki adamınmış gibi bölünmez ve zekât olarak iki koyun alınmaz.<br />
<br />
Eğer, bu 80 koyun iki adamın olursa, o zaman, bunların zekâtı iki koyundur. Bunlar da, bir adaminmış gibi bir araya toplanmaz ve bunlardan da zekât olarak —sadece— bir koyun verilmez. Serahsî*-nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
îki kişinin, birbirlerine karışmış olan hayvanları, karışma­mış olan hayvanlar gibidir. Bu şahıslardan her birinin hissesi, niisab miktarına erişirse, kendilerinin zekât vermeleri icabeder. Aksi tak­dirde zekât vermeleri gerekmez. Bu şahıslar, bir sözleşme ile veya veraset yolu ile ortalr olmuş bulunsalar da, durum yine aynıdır. Ot­laklarının da bir veya ayrı ayrı olması da müsavidir.<br />
<br />
Bu iki şahıstan birinin hissesi nisaba baliğ olur; diğerininkH ise baliğ olmazsa; hissesi nisaba baliğ olan kimsenin, zekât vermesi ica­beder. Diğerinin ise, zekât vermesi gerekmez.<br />
<br />
Çocuğun malı, nisab miktarım geçse bile, ona zekât farz olmaz.<br />
<br />
Bir kimse, kendisi ile 80 kişi olan bir toplulukla, 80 koyuna or­tak olsa, bu şahıs, her koyuna, bir başka şahısla yarı yarıya ortak bulunsa; bu durumda her biri, koyunun yansı toplanınca 40 koyun yapsa bile, İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R.A.) &#36;e İmâm Muhammed (RJL) ´e göre bu kimseye bir şey lazım gelmez.<br />
<br />
Kendisi ile altmış kişinin, aynı şekilde ortak bulundukları 60 sı­ğırın durumu da böyledir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Ortakların hisseleri ınüsavî olmayabilir; meselâ : îki şah­sın ortaklaşa 61 develeri olsa ve —hisse itibarı ile— birinin 36, di-ğerintin de 25 devesi bulunsa; zekât âmili bunlardan, iki yaşına bas­mış dişi bir deve ile üç yaşına girmiş bir dişi deveyi zekât olarak alır. Bu durumda ortaklardan her biri, hisselerine göre zekâtlarını kabullenirler. fÜç yaşındaki deve 36 deveran, 2 yaşındaki deve ise 25 devenin zekâtı olmuş olur.) Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
îmâm (= Devlet Başkam) zekâtı istediği halde, mal sahibi vermese ve sonra da bu mal helak olsa, bu kimse, bu zekâtı tazmin etmez. Sahih olan budur ve umum da bu görüş üzeredir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir sene içinde, harâc da, sâimenin zekâtı da iki defa alm-r rnaz. IBdâye´de de böyledir.<br />
<br />
Tuhfe´de : «Zekât olarak verilecek devenin, dişi olması va-cibtir.» denilmiştir. Erkek devenin, zekât olarak verilmesi caiz olmaz. Zekât olarak, erkek devenün ancak bedeli caiz olur. Tatarhâ-itfyye´de de böyledir.<br />
<br />
Koyunun zekâtı, erkeğinden de dişisinden de alınabilir. Çünkü, bu isim ikisini de içine almaktadır. İbil (= deve) ise böyle değildir. Bu, Özel isimdir ve bint-u mahad ve bint-ü lebün manala­rını ihtiva eder. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bize göre, zekât olarak verilecek şeylerin, bedellerini ver­mek de caizdir.<br />
<br />
Keza, keffâretUerde, fıtır sadakasında, öşürde ve nezirde de, ve­rilmesi gereken şeylerin bedeleri de verilebilir. Hidâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekât olarak, dört koyun yerine, iyi beşlenmiş üç koyun veya üç yaşında orta halli bir deve yerine, iki yaşında kuvvet­li bir deve verse, bunlar caiz olur. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, kıymeti 200 dirhem edecek 200 ölçek buğdayı olduğu zaman, bu kimse muhayyerdir; isterse bu buğdaydan zekât olarak5 ölçek verir, isterse, bu 5 ölçeğin bedellini verir. Tahâvî .Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Otîak hayvanları satıldığı sırada, zekât âmili orada hazır bulunsa; bu durumda âmil muhayyerdir : İsterse alınması icabeden malm kıymetini alır; böyle yapması halinde yapılan alim - satım, hayvanların tamamı için caiz olur; isterse, bizzat zekât olan ve sa­tılmış bulunan hayvanları alır;, bu durumda ise, zekât olarak alınan hayvanlar kadarının alım - satımı bâtıl olur.<br />
<br />
Eğer, zekât âmili orada hazır bulunmaz da, alıcı ile satıcı bir­birlerinden ayrıldıktan sonra gelirse, bu durumda zekât âmili, sa­tılmış bulunan hayvanlardan —zekât olarak— alamaz; ancak alın­ması .icabeden zekâtın kıymetini satıcıdan alır.<br />
<br />
Bir kimse, öşrü icabeden yiyecekleri satmış olsa, bu dunun­da âmil serbesttir : İsterse bunları satıcıdan, isterse alıcıdan alır. Burada, âmilin hazır bulunup bulunmaması, satıcı ile alıcının bir­birlerinden ayrılmış olmaları veya almamaları da müsavidir. Bah-rüRâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kürrıse, arazisini, her seneliği üç yüz dirhem olmak üze­re, üç seneliğine kiraya verse; aradan sekiz ay geçince, iki yüz dirheme sahip olsa; o zamandan itibaren bir sene geçince, beş yüz dir­hemin zekâtını verir.<br />
<br />
Bir şahsın, 1000 dirhemden başka malı olmasa, buna karşı­lık olarak, seneliği 100 dirhemden 10 senelik bir ev icarlasa ve bu 1000 dirhemi de ev sahibine verse; bu evde de senelerce oturmasa ve ev kiraya tufamn elinde kalsa; kiracı, ilk sene için 900 dirhemin zekâtını; ikinci sene için de 800 dirhemin zekâtını venir. Yalnız, bi­rinci senenin zekâtını vermez. Sonra, her sene için 100 er dirhem düşerek, geri kalan kısmın zekâtım verir.<br />
<br />
Evini kiraya veren kimse ise, birinci ve ikinci yıllar için zekât vermez. Çünkü, bu durumda nisab noksan bulunmaktadır. Sonra da, her sene için 100 dirhem artırarak, ona göre zekâtını verir. An­cak, aldığı kira bedelini artıriniyorsa (biriktiremiyorsa), bu kimse­nin zekât vermesi gerekmez.<br />
<br />
Bu durumda, evi kiraya tutan şahsın, ticaret için bir cariyesi bulunmuş olsa, bunun da değeri 1000 dirhem etse; sahibi, evin ki­rasına karşılık olarak bu cariyeyi verse, bu halde nıes´ele değişir. Kiralayan adama zekât düşmez. Çünkü bu, durumda, cariyenin zatı yok olmuştur. Ev sahibinin ise, yukarıda anlattığımız şekilde zekât vermesi* gerekir.<br />
<br />
Kira, tartılan ve ölçülenin aynı olmaz ise, dirhemler gibidir; aynı olunca ise câriye gibi olur. Ev sahibi, evi teslim ettiği halde kirasını peşin almazsa, bu durumdaki hüküm değişiktir. Fetâvâyi Kâdîiân´-da da böyledir.<br />
<br />
Bir adam, 200 dirhem gümüş kıymetimde olan bir köleyi, ticaret için satın alsa ve bedelini de peşin ödese; fakat köleyi bir sene geçene kadar teslim almasa ve bu köle satan şahsın yanında ölse, bu 200 dirhemin zekâtını, köleyi satan şahıs öder. Keza, köleyi alan şahıs da zekâtını öder.<br />
<br />
Eğer kölenin kıymeti, 100 dirhem olmuş olsa, satan şahsın, 200 dirhemin zekâtını vermesi gerekir; alıcısına ise zekât düşmez. Fetâ­vâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, 100 dirheme, hizmet için bir köle satmış olsa, parasının üzerinden bir sene geçtikten sonra, ya hâkimin hükmü veya kendi rızası ile, ayıbından dolayı köle geri verilse; bu kimse, 1000 dirhemin zekâtını öder.<br />
<br />
Bir kimse, bir malı, ticaret için satmış olsa, bu mal bir sene sonra, ayıbından dolayı ve hâkiimin hükmü ile iade edilmiş olisa; satmış olan kimsenin, o malın zekâtını vermesi gerekmez. Bu şekil­de, sattığı kölenin de zekâtını vermesi gerekmez. Alan kimsenin de, bu malın zekâtını vermesi gerekmez. Fakat, bu mal, satan kimseye, hâkimin hükmü olmadan geri verilirse zekâtım vermesi gerekir. Çünkü o, yeni alım - satım gibidir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Malmın zekâtını, kendisi hasta oluncaya kadar ödememiş olan kimse, varislerinden gizlice bu zekâtını öder.<br />
<br />
Eğer, bu kimsenin yanında, zekâtım Ödeyecek kadar malı ol­maz ve zekâtım vermek için borçlanmayı isterse; bu durumda, borç­lanıp, zekât borcunu ödedikten sonra, bu yeni borcunu da Ödemeye gücünün yeteceğine kalbi kanat getirirse, borçlanıp zekât borcunu öder. Böyle yapması efdâl olur. Şayet, böyle yapar ve fakat borcunu ödemeden ölürse, bu borcunu âhirette Allâhu Teâlâ´nın ödemesi ümid edilir.<br />
<br />
Şayet, borçlandığı zaman, bu borcu ödeyebileceğine kalbi ka­naat getirmezse, bu durumda efdal olan ise, borçlanrnamasıdır. Çünkü, kula borçluluğun husumeti daha fazladır. Serahsî´nin Mu-htyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, 1000 dirhem karşılık vererek, t—câriye olduğunu bülmeden —bir kadınla evlenmiş olsa ve o kadın yanında olduğu hal­de bir sene geçse; sonra da onun câriye olduğunu anlasa; o kadın, efendisinden izin almaya ihtiyaç duymadan evlenmiş ve aldığı 1000 dirhemi de kocasına vermiş olursa; Ebû Yûsuf (R.A.)´m rivayetine göre, bu durumda her ikisine de zekât düşmez.<br />
<br />
Keza, bir kimse, başka bir kimsenin sakalını kesse de, bu durumda hâkim, kesen şahsın diyet ödemesine hükmetse ve o şahıs da bu diyeti ödese, aradan bir sene geçip, bu şahsın sakalı aynen ye­rine gelince, aldığı diyeti iade etmiş olsa, bu halde her ikisine de zekât lazım olmaz.<br />
<br />
Keza, bir kimse, başka bir kimseye, 1000 dirhem borcunun olduğunu ikrar etse ve ödese; aradan bir sene geçince, borcunun ol­madığı ortaya çıksa —ve parasını geri alsa— bu durumda, her ikisi­ne de zekât lazım gelmez.<br />
<br />
Keza,-bir kûnse, diğer bir kimseye 1000 dirhem hibe etse ve bunu verse; aradan bir sene geçince de, bu hibesinden hâMmin hükmü veya iki tarafın rızası ile geri dönse ve bu 1000 diürhemi geri alsa, bu durumda, her ikisine de zekât lazım olmaz. Fetâvâyî Kâ-dihân´da da böyledir.<br />
<br />
200 dirhemin zekâtını vermesi dcabeden bir kimse, bunun için malından 5 dirhem ayırmış olsa ve sonra da bu 5 dirhem zayi olsa; bu kimseden zekât sakıt olmaz.<br />
<br />
Ancak, bu kimse o 5 dirhemi ayırdıktan sonra ölürse, bu 5 dir­hem, mirasçının malı oîur. Zahîröyye´den naklen Tatârhânİyyede de böyledir.<br />
<br />
Sâime olan 40 koyun karşılığında bir kadınla evlenmiş olan kimse, kadın bu 40 koyunu aldıktan ve aradan bir sene geçtikten sonra, duhûl vâki olmadan o kadını boşamış olsa, bu şahıs geriye kalan ve bu 40 koyunun yansı olan 20 koyunun zekâtım verir. Fetâ-vâyü Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât vermesi icabettiği halde onu ödemeyen bir kimse­nin malından, fakirlerin ona haber vermeden* almaları helâl olmaz. Şayet, fakirler almış öfea mal sahibi geri alır. Şayet bu mal, fakirin elinde durmamakta ise, mal sahibi Ödetir. Tatarhâniyye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Devlet başkanının zorla almış olduğu mala, mal sahibi ve­rirken zekâtına nivyet eylese, bu durum ihtilaflıdır. Sahih olan, bu kimsenin zekâtının sayılması ve zekâtın düşmesidir. Muzmarât´ta<br />
<br />
da böyledir.<br />
<br />
Birbirleri´ ile değiştirilen, zekâta tâbi maÜarm hüküm­leri aynıdır.<br />
<br />
Meselâ : Hiç bir şeye niyyet etmeden, iki köle birbirleri ile de-ğiştirilse, eğer bu ik köle de, ticaret içinse, yine ikisi de ticaret için olmuş oîur. Şayet, ikisi de hizmet için iseler, yine hizmet için olur­lar. Eğer, değişilen bu kölelerin biri hizmet için, diğeri de ticaret için olursa; yine, ticaret için olanı ticaret için, hSzmet için olanı da hizmet için olur.<br />
<br />
İki şahıs, senenin ortasında, ticaret için olan ütü köleyi de-ğişseler, bu kölelerden birinin kıymeti 1000; diğerinin kıymeti ise 200 dirhem olsa; 200 dirhem değerindeki kölenin kıymeti, bir Özründen dolayı 100 dirhem noksanlassa, nisabı doldurmadığı için bu kö­lenin sahibinin senenin başında zekât vermesi gerekmez. Eğer, sat­tıktan sonra, sene tamamlanırsa, kıymeti yüksek olan kölenin sahibi zekâtmı verir. Çünkü o köle, sahibinin elinde 1000 dirhem değerle, bir sene kalmış olmaktadır. Diğer şahıs ise, nisabı tamam olmadığı için zekât vermez.<br />
<br />
Şayet, özürlü köle, hâkimin hükmü olmadan geri verilirse, geri veren kimse bunu satın aldıktan sonra, bir sene geçmiş olsa bile, zekât vermez. Geri alan. kimse ise, İ000 dirhemin zekâtını verir. Çünkü bu, yeni alım - satım gibi olur ve helak etmiş sayılır.<br />
<br />
Eğer bu köle, hâkimin hükmü ile geri verilmişse, bunu geri alan kimse, zekâtım verir.<br />
<br />
Eğer değeri yüksek olan kölenin, senenin yarısından sonra ve satım vaktinde, bir özürü ortaya çıkar ve değeri 200 dirhem noksan-laşırsa, diğer kölenin de bir özürü yoksa, ister mahkeme yolu ile isterse rizâen geri verilmiş olsun, geri veren de, geri alan da, bunun zekâtım verirler. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
İki kişi, mallarının zekâtını, dağıtmak üzere başka biir şah­sa verseler; bu şahıs da bunları birbirine kat&amp;a, sonra da zekât ola­rak dağıtsa; bu şahıs, zekâtı dağıtmak üzere kendisine verilmiş olan iki şahsa borçlu.kalır. Dağıttığı ise, kendisinin sadakası olmuş ofaır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, zekât olarak dağıtmak üzere eline koyduğu şeyi fakirler yağmalayıp kapişsa bu zekât olarak caiz olur.<br />
<br />
Bu şey, o kimsenin elinden düşse v6 bir fakir onu alsa, bu şa­hıs da buna razı olsa, yine zekât olarak caiz olur. Ancak bu durum­da o şahsın, fakirin aldığı malın, kendi malı olduğunu bilmesi ge­rekir. Hulâsa´da da böyledir. [20]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- ÖŞÜR TOPLAYAN KİMSELERİN DURUMU</span><br />
<br />
<br />
Öşür toplayan kimse, devlet başkanının, sadakaları (zekât­ları, devlet gelirlerimi) toplamak ve tüccarı hırsızdan korumak üze­re tayin ettiği kimsedir.<br />
<br />
Âşir (= öşür toplayan kimse =âmil), açık malların sadakasını (= zekâtını) aldığı gibi, tüccarın yanında bulunan gizli malların da sadakalarım (— zekâtlarını) alır. KâB´de de böyledir.<br />
<br />
Âmil´in´ (= Âşir´in), hür olması, müslüman olması ve Ha-şimî olmaması şart kılınmıştır. Gâye´den naklen Bahrü´r Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir müslüman, yanında ticaret malı bulunduğu halde bir âmile (= âşir´e) uğrarsa, havM havelan (= senenin tamam olması) ve nisabın tam olması şartı ile, âmil o malın 40 da birini, zekât ola­rak alır. ve zekât konulmakta olan yere kor.<br />
<br />
Bu âmile, bir zımmî îslâm ülkesinde yaşayan gayr-i müslim vatandaş) uğrarsa; âmiil, bu kimseden yanında bulunan ticaret mal­larının yirmide birini alır. Bunu da, cizyelerin konulduğu yere kor. Bu zımmîden cizye alınmış olmasından dolayı, onun harâc borcu düşmez. Zımmîden de, bir senede, bir defadan fazla —vergi—• alın­maz. Şirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir,<br />
<br />
Bir âşire, yanında 200 dirhemden daha az malı bulunan bir kimse uğrayınca; bu kimse, müslüman olsun, zımmî veya harbî olsun; âmil bu kimseden evinde başka malı olduğu bilinse de, bi­linmese de— bir şey almaz. Serâhsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir âşir´in yanına, malı ile uğramış olan kimse : «Bu malın üzerinden sene geçmedi. Aynı cinsten, üzerinden sene geçmiş olan başka malım da yok» dese; veya : «Üzerimde insanların isteyip ala­cakları borcum var.» veya :.«Ben yolculuğa çıkmadan önce, sadaka­yı zekâtı, vergiyi) başka fakirlere ödedim.» veya : ´&lt;... bu sene için de başka âşir´e ödedim.» der ve yemin ederse; o kimsenin söz­lerine inanılır.<br />
<br />
Câmi-i Sağîr´de : «Bu kimsemi beraatını vesikasını, delili­ni) çıkarması şart değildir. Sahih olan budur.» denilmiştir. Ancak, o sene, bu âşirden başka âşir yoksa, o kimsenin sözüne inanılmaz.<br />
<br />
Keza, yolculuğa çıktıktan sonra verdiğini iddıia edenin de, sözü doğru görülmez. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimse, zekâtım verdiğini iddia ettiği âmil´in ismine uy­mayan, başka bar isimle berât çıkarıp göstermiş olsa ve verdiğine yemin etse, sözüne inanılır. Zahirü´r- rivâye´de böyledir. Çünkü, be­raat şart değildir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, başka bir âmü´e verdiğine dair yemin ettiği hal­de; senelerce sonra yalanı ortaya çıkmış olsa bile, kendisinden bu zekâtı alınır. Câmiu´l - Cevâmi´den naklen Tatarhâniyye´de de böyle­dir.<br />
<br />
Müslümanların doğru söylediklerinin kabul edildiği her şeyde, zımmîlerin de doğrulukları kabul edilir ve onlara da inanılır. Koız´de de böyledir.<br />
<br />
Âmilin bu hususu umum hakkında icrası caiz olmaz. Meselâ : Zımmî´den alman cizye hususunda, o zımmî : «Ben ver­dim.» dese, sözü doğru bulunmaz. Çünkü, fakir olan zımmîlere, bu hak —cizye— verilmez. Onların bunu almaya, ehliyetleri ve veren zımmînin de bunu yermeye velayeti yoktur. Bu, müslümanlann ala­cağı bir şeydir.<br />
<br />
Eğer, bir zımmî, sahnelerinin vergisini, şehrin fakirlerine ver­diğini iddia ederse; bu iddiası kabul edilmez. Bil-akis, verdiği bilin­se bile, ikinci defa yeniden aîimr.<br />
<br />
Bu durumda, ikinci defa alman, zekât yerine geçer; birin­cisi ise nafile olmuş olur. Sahih olan budur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ebû´l-Yüsr, Cami´de : «Eğer, devlet başkanı, onlara, ver­gilerini diledikleri kimseye vermeleri hususunda izin vermişse, o za­man bir beis yoktur. Çünkü, devlet başkanının, başlangıçta onlara izin vermiş olması halinde, fakire vermelerinin caiz olduğu gibi, bunlar fakire verdikten sonra devlet başkanı izin vermiş olsa; bu durum yine caiz olur.» demiştir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledSr.<br />
<br />
Bir âmil. sâimelere veya nükuda uğramış olsa da, sahibi : «Bunlar benim değildir.» dese, u kimseye inanılır. Sirâcü´l - Vehhâc´­da da böyledir.<br />
<br />
Bir âmile, ticaret malı ile uğrayan bir kimse : «Bu ticaret malı değildir.» dese, onun sözüne de inanıür. Tahâvî Şerfıi´nde de böyledir.<br />
<br />
Âşir, 200 dirhem değerinde, bulunmuş olan bir mala rast-lasa, bunun öşrünü almaz.<br />
<br />
Keza, bu durumda müdâribden de zekât alınmaz. Ancak, mü-dârîb (.= sermaye başkasından, emek kendisinden olmak üzere or­taklık yapan kimse) kendi öz hissesinden kâr eder de, bu kân nisab miktarına baliğ olmuş bulunur, bununda da, üzerinden bir sene geçmiş olursa; bu müdâribden o malının zekâtı alınır. Çünkü, o şa­hıs, bu malin sahibi olmuştur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, mal sahibi olma izin ve yetkisine sahip olan bir kö­leye uğramış olan âmil, o köleden ide zekâtını alır.<br />
<br />
Fakat, mal —böyle izni olmayan— bir kölenin olursa; kazancı olsa bile, âmil, ondan zekât almaz. Bu görüş sahihtir.<br />
<br />
Eğer, efendisi bu köle ile beraberse, âmil bu efendiden zekâtı alır. Ancak, bu efendinin malından, kulların alacağı varsa, (yani, bu mal sahibi başkalarına borçlu ise) ve bu mal da borcunun karşılığı ise, o zaman âmil bu kimseden de zekât almaz. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Ticaret malı olan şarap ve domuzu bulunan bir zımmı, âmil´e gelse; bu ticaret mallarının değerleri de 200 dirheme eşit ve­ya ondan daha fazla bulunsa; bu âmil, şarabın kıymetinin onda bi­rini alır. Zahirü´r - rivâye´ye göre, domuzun değerinden bir şey al­maz. Bu, İmâmı A´zam (R.A.) ve İmâm Mvihammed (R.A.)´e göre­dir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
İmâm Muhammed CR.A.), ölmüş hayvanların derilerinin hükmünü zikretmedi. «...Böyle bir metâı olan, bir zımmî, âşire uğ­radığı zaman, münasip,olan, âşirin onların da öşrünü almasıdır.» denilmiştir, Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Harbîden de öşür alınır. Ancak, harbîden öşür alınması için, onların da müslüman tüccarlardan az veya çok öşür almakta olmaları gerekir.<br />
<br />
Keza, onlar bizim tüccarlarımızdan bir zey almazlarsa; biz de, onlardan hiç bir şey almayız. Yani, onlar bize nasıl davranırlarsa, biz de onlara öyle davranırız.<br />
<br />
Eğer onlar, bizim tüccarlarımızın elinden mallarının tamamını alırlarsa; biz de onlardan mallarının tamamını alırız. Ancak, bu cUit rumda, ona emân verene kadar olan miktar müstesnadır.<br />
<br />
Harbîlerin mukatep kölelerinden ve çocuklarından bir şey alın­maz. Ancak, onlar bizim mükâtep kölelerimizden ve çocuklarımız­dan alırlarsa, o zaman biz de onların mükâtep koie ve çocuklarından —vergi— alınz. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Hiç bir hususta harbîlere inanılmaz. Ancak, cariyelerinin ümm-i veled (= evlâdlarının anası) olduğunu iddia ederlerse ve ço­cukları hakkında onların kendi çocukları olduklarını iddia ederlerse bunlara inanılır. Çünkü, nesebe ikrar ve çocuğunun anası olmakla ikrar sahihtir.<br />
<br />
Harbîler, eğer : «Bunlar müdebbirdirler,» derlerse, bu sözleri­ne inanılmaz. Çünkü, tedbiri ikrar etmeleri sahlih değildir.<br />
<br />
Harbîler, şayet 50 dirhemle gelirlerse, bu durumdaki harbîden bir şey alınmaz. Ancak onlar bizim tüccarlarımızdan bunu alır­larsa, biz de onlardan alırız.<br />
<br />
Eğer, harbîlerin bizden öşür alıp almadıklarını bilmezsek veya aldıklarını bilir fakat ne kadar aldıklarını bilemezsek, biz de onlar­dan öşür ahriz. SÜrftcül - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Eğer bir harbî, âşire uğrar; o da bu harbîden alınması ge­rekeni alırsa; bu harbî başka bir âşire uğramış olsa bile, bir yıl ta­mam oluncaya kadar, ondan yeniden hiç bir şey alınmaz. Fakat, bu harbî öşrünü verdikten sonra, dâr-ı harbe gitse de, sonra aynı gün geri gelse, önce olduğu gibi —tekrar— öşrü alınır. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir harbî, âşire uğrasa; âşir de onun harbî olduğunu bilme­se ve bu harbî dâr-i harbe dönse; sonra da geri gelse, önceki uğra­masından dolayı ondan öşür alınmaz. Tebyln´de de böyledir.<br />
<br />
Bir müslüman ve bir zımmî âşire gelseler, âşir de onları tammasa —-ve alması gerekeni almasa—, ikinci sene âşâr onları tam­sa, ikisinden de, geçen senenin zekâtını alır. Sirâcül - Vehhâc´da da<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, yanında 40 koyun olduğu halde, âşire varsa, —bu koyunların da— üzerinden iki yıl geçmiş bulunsa,<br />
<br />
senenin zekâtını alır; ikinci seneninkini almaz. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Tağlib Oğullarından, cizye yerine, öşrün yarısı alınır. Eğer Tağli bililerin çocukları veya kanlan âşirin yanına varırsa; çocuklar­dan bir şey alınmaz. Kadınlardan ise, erkeklerden alman kadar alı­nır. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, hâricilerin âşirine uğrasa; o âşir de, bu kimse­den Öşrünü alsa; bu kimse, daha sonra, adi ehlinin âşirine uğrasa; bu âşir de ikinci defa o kimseden zekâtını alır. Ancak, haricîlerin çoğunlukta bulunduğu belde bunun hilafın adı r. Bu şahsın otlak hayvanlarının zekâtını hâricilerin âşiri almış olursa, ehl-i adtfn âşiri bunların zekâtını yeniden almaz. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Âşirin yanına, 3´aş meyve, sebze veya süt gibi çabuk bozu­lacak btr şeyle varan kimse, bunların değeri nisaba baliğ olsa bile, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.AJ´ve aöre, bunlardan bir sey alın-maz. tmâmeyne göre ise, bunların öşrü alınır. Sh-âcü´I - Vehhâc´da da böyledir. Bu, Serahsî´nin Muhıyt´inde ve Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, nisab miktarına, ulaşmamış hayvanlarla, âşirin yanına gelir; evinde de onları nisab miktarına ulaştıracak başka hayvanları bulunursa; âşir o şahıstan, vermesi icabeden kadarını alır. Çünkü, bu hayvanların hepsi himaye altındadır. Sirâcül-Veh­hâc´da da böyledir. [21]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- DEFİNELERİN VE MÂDENLERİN ZEKÂTI</span><br />
<br />
<br />
Mâden ocaklarından çıkan mâdenler üç türlüdür: 1 — Ateş­te eriyen mâdenler, 2 — Mâi (= akıcı) olan mâdenler, Akıcı olmayan ve erimeyen mâdenler.<br />
<br />
Ateşte eriyen mâdenler : Altın, gümüş, demir, bakır ve ka­lay gibi mâdenlerdir. Bunların zekâtı ise beşte birdir. Tehaâb´de de böyledir.<br />
<br />
Mâdeni çıkaranın hür, köle, zımmî, çocuk veya kadın olma­sı müsavidir.<br />
<br />
Beşte birden geriye kalan mâden, bulan kimsenindir.<br />
<br />
Eman verilmiş olan harbî, devlet başkanının izni olmadan mâ­den çıkarırsa; bu mâdenden kendisine hiç bir şey veirlmez- Eğer, devlet başkanının izni ile çikarmışsa, anlaşmalarındaki şartlara gö­re hareket edilir.<br />
<br />
Mâdenlerin öşür arazisinde veya harâc arizisinde bulunması mü­savidir. Serahsî´nin Mııhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
îki kişi, mâden arasa ve define birisine rastiasa, o bulanın olur.<br />
<br />
Bir kimse, mâden aramak için ücretle adam çalıştırsa; bu­lunan mâden müste´cire (= ücretle çalıştıran şahsa yani iş verene) ait olur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir,<br />
<br />
Akıcı olan mâdenler : Petrol, zift ve sudan eMe edilen tuz<br />
<br />
gibi madenlerdir.<br />
<br />
Akıcı olmayan ve ateşte erimeyen madenler ise : Alçı, kireç,<br />
<br />
cevahir ve yakut taşlan gibi mâdenlerdir. Bunlara zekât yoktur. Tehzîb´de de böyledir.<br />
<br />
Civanın zekâtı, beşte birdir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böv´edir.<br />
<br />
Bir kimsenin kendi evinde veya arazisinde bulduğu mâden­den bir şey alınmaz. Bu, İmâmı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre böyledir. İmâmeyne göre ise, bunlardan da beşte biri alınır. Tebyîn´-de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, İslâm ülkelerinde, sahra gibi gayr-i memlûk olan {= hiç kimsenin mülkiyeti altında bulunmayan) bir yerde, define bulsa; eğer, bulduğu şeylerin üzerinde kelime-i şehadet gibi müslü-manlâra ait bir yazı varsa; bu define «bulunmuş mal» menzil´esin­dedir.<br />
<br />
Eğer, bulunan şeylerin üzerinde put veya salip nakşı varsa; bunların beşte biri —zekât olarak— alınır; beşte dördü, bulanın olur. Serahsî´nin Muhıyt´ânde de böyledir.<br />
<br />
Bulunan şeylerin üzerindeki işaret kesin belli olmazsa; bunlar cahüiyye alâmetlerine benzemese bile, zâhir-i mezhebe göre, cahiliyyeye ait kabul edilir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bunları bulan kimsenin küçük, büyük, hür, köle, müslüman veya zimmî olması müsavidir.<br />
<br />
Fakat, bunları´eman sahibi bir harbî bulmuş olursa; kendisine hiç bir şey verilmez. Ancak, bu harbî, imâmın ( — devlet başkanının) izni ile hareket etmişse ve aralarında bir şart koşulmuşsa; o şart ye­rine getirilir. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Eğer, define memlûke olan birinin mülkiyeti altında bulunan) bir yerde bulunmuşsa, bulunan şeyin beşte birinin e­kât olarak alınacağında ittifak vardır.<br />
<br />
Kalan beşte dört hususunda ise, görüş ayrılığına düşülmüştür. İmâm-x A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) .: «Bu beşte dört, mülk sahibinin­dir.» demiştir. Tahâvî Şerhî´nde de böyledir.<br />
<br />
Fetâvâyi İtâHİyye´de : «Eğer, mülk sahibi zimmî ise, bulu­nan şeyden kendisine bir şey verilmez. Eğer, mülk sahibi bilinmez­se ve vârisi yoksa, kalan beşte dört o mülkün sahibini uzaktan tanıyan bir müslümana verilir.» denilmiştir. Tatarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Veya, -r-bu beşte dört— onun varislerine verilir, Becİâi´ ve Tahâvî Şerhi´nden naklen Bahrü´r - Râık´ta da böyledir. Varisi ol­mazsa, beyfü´1-mâle verilir, Serahsî´nin Mufaıyfinde de böyledir.<br />
<br />
Bir müslüman, dâr-i harbte, sahipsiz bir yerde bir define veya mâden bulmuş olsa; bulduğu bu şeyin tamamı kendisinindir. Ondan beşte bir alınmaz.<br />
<br />
Eğer, bu müslüman, mezkûr şeyleri sahipli bir yerde bulmuş ise ve dâr-i harbe de eman ile girmiş olursa; bulduklarını, o harbî­lere verir.<br />
<br />
Eman ile girmemişse, bulduğu şeyleri dâr-i İslâm´a çıkarır ve —tamamı— kendisinin olur; fakat bu, temiz bir şey olmaz. Buldu­ğu bu şeyleii, satması da caizdir ve fakat yukarıda söylediğimiz gi­bi, bu alan kimse için de temiz bir şey olmaz. Tahâvî Şerhî´nde de böyledir.<br />
<br />
Bu hususta takip edilecek en doğru yol, bu gibi şeyleri fa­kirlere sadaka olarak dağıtmaktır. Barhü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bu müslüman, dâr-i harbe, emansız girmiş ise, beşte bir de vermeden, —bulduğu şeyin— tamamı kendisinin olur. Serahsî´nin Muhıyt´indetde böyledir.<br />
<br />
Bulunan şeyler, silâhlar, âletler, ev eşyaları, yüzük kaşlan veya kumaş gibi şeyler olsa bile, bunların hepsi de hazine (= defî-ne) gibidirler ve beşte biri alındıktan sonra, kalan beşte dördü, kim bulmuşsa ona verilir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Anber, inci ve balık gibi, denizden çıkartılan şeylerden —zekât olarak— hiç bir şey alınmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, denizden altın veya gümüş çıkarsa; kendisinden —zekât olarak— hiç bir şey alınmaz. Tehzîb´de de böyledir.<br />
<br />
Dağlarda bulunan, fîrûzec denilen şeylerden de, beşte bir almak yoktur. Hidâye´de de böyledir. [22]<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">6- ZİRAÎ MAHSULLERİN VE MEYVELERİN ZEKÂTI</span><br />
<br />
<br />
Ziraî mahsullerden ve meyvelerden zekât vermek farzdır.<br />
<br />
Bunun farz olmasının sebebi : Arazînin verimli olması ve harâc arazisi olmamasıdır.<br />
<br />
Arzın C= yerin) hakîkaten veya takdîren temekkün (= yerleş­me) sebebi ile verimli olması, öşür (= zekât) almanın sebebidir. Temekkün olur da, ekip - biçme olmazsa, bu araziden öşür alınmaz; ancak haraç alınır.<br />
<br />
Zirâate bir âfet dokunduğu zaman, öşür alınmaz.<br />
<br />
Ziraî mahsullerden ve meyvelerden zekât almanın rüknü : Tem-likdir. (Yâni, arazînin sâhibd olmaktır.)<br />
<br />
Bunun edasının şartı ise, «Zekât» bahsirlde geçmiştir.<br />
<br />
Bu zekâtın, vücubunun şartı ikidir ;<br />
<br />
1- Ehliyet sahibi olmak (Yani, müslüman olmak.) Bu ilk şarttır ve bunda ihtilaf yoktur.<br />
<br />
Öşrün farz olduğunu bilmek de gereklidir.<br />
<br />
Akü ve Bulûğ, öşrün vücubunun şartlarından değildir. Hatta, öşür, çocukların ve delilerin arazilerinden de alınır. Çünkü o arazide de nzık olma manası vardır. Bundan dolayıdır ki, öşrü devlet baş­kanının cebren alması caizdir. Böyle alınınca, arazi sahibinin öşür borcu kalkar; fakat sevap olmaz.<br />
<br />
Keza, üzerinde öşür borcu var iken Ölen kimsenin terekesinden bu borç olınır. Zekât dse, böyle değildir.<br />
<br />
Keza arzın (= yerin) mülk olması da, öşrün vücûbu için şart değildir.<br />
<br />
Mevkuf (= vakfedilmiş) arazilerin de öşrü alınır.<br />
<br />
Me´zûn ve mükâteb kölelerin arazilerinden de öşür alınır.<br />
<br />
2- Arzın mahallî olması da, öşrün vücûbu için şarttır. Bu ise, arazinin öşür arazisi olması demektir. Hariçde bulunan, haraç arazi­leri için öşür yoktur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Odun, ot, kamış, yılgın ağacı ve hurma dalı için de, öşür yoktur. Çünkü bunlardan dolayı arazinin verimi artmaz. Aksine bunlar araziyi ifsad ederler. Ancak, bunlardan istifade edilirse veya arazide olan çınar ve benzeri gibi ağaçlar kesilip satılırsa; bunların da öşürünü almak icabeder. Serahsî´ndn Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, yerden çıkan her şeyin öşrünü vermek icabeder. Buğday, arpa, darı, pirinç ve her çeşit hu­bubat ile bakliyat; reyhanlar, güller, şeker kamışları, tutyalar, ka­vun, karpuz, hıyar, patlıcan, boya otu ve bunlara benziyen şeyler; meyve ağaçlarının meyveleri az olsun, çok olsun, bunların hepsinin de öşrü verilir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bunların yağmur suyu ile veya akar su ile sulanmaları da müsavidir. Keza bunların bir vesk´e baliğ olup olmamaları da müsa­vidir. (Bütün bunlar İmâmı A´zam Ebû Hanîfe CK.A.´ye göredir.)<br />
<br />
Pamuktan ve pamuk tohumundan da öşür almak icabeder. Çünkü, bunlardan her biri, aranılan şeylerdendir. Mecnıa´ Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Cevizden, bademden, kimyondan ve kişniş otundan da öşür almak icabeder. Muzmarât´ta da böyledir.<br />
<br />
Bal, öşür arazisinden elde ediliyorsa; ondan da, öşür alınır. Hizânetü´l - Müftîn´de de böyledir.<br />
<br />
Dağlarda biten ağaçların meyveleri toplandığı zaman, onla­rın da öşrü alınır. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Yere tabi olan ağaçlardan çıkan katran ve ağaç sakızların­dan Öşür alınmaz. Çünkü, bunlardan faydalanmak maksud değildir. Bahrü´r-Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
Sadece ziraat ve tedavi için kullanılan tohumların hepsi (Karpuz tohumu, kavun tohumu, anason tohumu ve çörek otu tohu­mu gibi) Öşre tabidir. Ziraat veya tedavi için olmayan tohumlar için ise, Öşür yoktur. Muzmarât´ta da böyledir.<br />
<br />
Keten, kenevir, pamuk sapları, patlıcan, kendir, muz ve in­cir gibi şeylere de öşür yoktur. Hızânetü´l - Müftîn´de de böyledir.<br />
<br />
Evinin önünde (ki avlusunda) meyveli ağacı olan kimse­nin, o ağacın meyvesinden dolayı, öşür vermesi gerekmez. Mecmâ´ Şerhİ´nde de böyledir.<br />
<br />
Dolaplarla veya kovalarla sulanan arazilerden elde edilen bitkilerden nısıf öşür (yani yirmide bir) alınır.<br />
<br />
Bir öşür arazisi,hem yağmur veya nehir suyu ile; ( hem de dolap veya benzeri bir aletle sulanılıyorsa, hangisi ile daha çok su­lanıyorsa, ona itibar edilir. Eğer, müsavi bir şekilde sıilanıyoras, —bu durumda, mükellefin lehine olarak— öşrün yansı (= mahsu­latın yirmide biri) alınır. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Öşür almaya —veliyyü´l - emrin— hak kazanmasının za­manı, İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre, mahsulün çıkıp ol­gunlaştığı, meyvelerin de yetiştiği zamandır. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Arazinin öşrünü vaktinden önce vermek caiz değildir. An­cak, bir kimse tohumu ektikten sonra, öşrü verirse caiz olur.<br />
<br />
Eğer bir kimse, tohumu ektikten sonra ve fakat bu bitmeden önce, öşrü verirse, açık olan durum bunun caiz olmamasıdır.<br />
<br />
Meyveler çıkıp, kendini gösterdikten sonra öşür verilmiş olur­sa, bu durumdaki acele verme hali caiz olur; bundan önce, öşrün verilmiş olması caiz değildir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Öşür arazisinin mahsulâtı, hasaddan sonra; sahibinin sun´u olmadan, haricî bir sebeble telef olsa veya çalınsa, bu mah­sulatın öşrü sakıt ölür.<br />
<br />
Bu mahsulatın, bu şekilde, bir kısmı helak olmuş olsa; o nis-bette Öşrü de azalmış olur.<br />
<br />
Bu mahsulâtı, şayet njal sahibinden başkası helak etmiş, olur­sa; o şahsa ödettirilir. Bu durumda, mezkûr mahsulâttan Öşür de alınır.<br />
<br />
Bu mahsulât, mal sahibi tarafından imha edilmiş olursa, öşrü mal sahibine ödettirilir. Bu kimse, şayet bü borcunu ödemeden ölür ve bu hususta da bir vasiyyeti bulunmazsa, bu öşür ondan sakıt olur. Bahrü´r - ftâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Benî Tağlib Kabilesinin, öşür arazilerinin mahsulâtından, öşür olarak, müslümanl ardan almanın iki katı alınır.<br />
<br />
Bir TağlibUnin arazisini, bir zımmî satın almış olsa; durum yi­ne değişmez. Yani, bu zımmî de öşrü iki kat verir.<br />
<br />
Keza, bir Tağlib´linin arazisini müslümanlar satın almış olsa ve­ya bir Tağlib´li müslüman olmuş bulunsa; bunun arazisinden yine iki kat Öşür alınır. Bu, îmâm-i A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göredir.<br />
<br />
Bir müslüman, sahibi bulunduğu arazisiyi, Tağlib´li olmayan bir zımmî´ye satarsa; Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre, o arazi haraç arazisi olur.<br />
<br />
Bu müslüman, sattığı bu araziyi, şuf´a yolu ile veya satışın fa-sid olmasından dolayı, geri alırsa; bu arazi yine öşür arazisi olur.<br />
<br />
Kendi beldelerinde bulunan mecûsilerden bir şey alınmaz. Hİ-dâye´de de böyledir,<br />
<br />
Bahçesine, bostan ekmiş bulunan bir müslüman, eğer onu öşür suyu ile sularsa, mahsul öşrî; haraç suyu ile sularsa, mahsul haracî olur.<br />
<br />
Zımmî ise: böyle değildir. Bostanım ne ile sularsa sulasm, mah­sulü haracîdir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Kabristan da, böyledir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Müslüman ıda, zımim de, bostanını bir defa öşür suyu ile, bir defa da haraç suyu ile sulamış olsalar; bu durumda müslüman Öşür, zımnî ise haraç verir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir. [23]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Öşür Suyu :</span><br />
<br />
<br />
Öşür arazisinde kazılan kuyuların, öşür ara­zisinden çıkan kaynak ve pınarların suları ile, başkaları tarafından<br />
<br />
kazılmış bulunan kanallardan gelen yağmur, deniz ve nehir sulan Öşür suyudur. [24]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Haraç Suyu :</span><br />
<br />
<br />
Haraç arazilerinde kazılmış bulunan kuyuların suyudur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Ebû Hanîfe (R.A.) ve Ebû Yûsut (R.A.)´a göre, Seyhun, Dicle ve Fırat Nehirlerinin sulan da, Haraç Suyu´dur. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir öşür arazisi kiraya verilmiş olursa; buranın Öşrünü, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A,)´ye göre, kiraya vermiş olan şahıs verir. İmâmeyne göre ise, bu arazînin öşrünü, kiralayan şahıs verir. Hulâ­sa´da da böyledir.<br />
<br />
Bu araziyi kiralayan şahıs, hasaddan önce ölmüş olsa; öşrü­nü, kiraya veren şahsın vermesi icabetmez.<br />
<br />
Ancak, bu araziyi kiralayan şahıs, hasaddan sonra ölürse; o za­man, öşrü kiraya veren şahsın vermesi gerekir.<br />
<br />
İmâmı A´zam (R.A.)´a göre, hasaddan önce veya hasaddan son­ra, Ölmüş olması durumunda da, o kimseden, Öşür sakıt olmaz. Ta-hâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, araziyi, bir müslümandan emanet, olarak alır ve ekerse; bu arazinin Öşrü, Ödünç alan şahsa aittir.<br />
<br />
Araz1!, bir kafirden emaneten alınmış ve ekilmiş olursa; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, yine öşrü, emaneten alan şahsa aittir, îmameyn´e göre ise, kafire aittir. Bu durumda, kafir, İmâm Muham-med (R.A.) ´e göre bir öşür; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre iki öşür verir.^Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Öşür arazisi, müzarea sureti ile işlendiği zaman, İmâm-ı A´zam (R.A.) ´a göre mahsulâtının öşrü, arazi sahibinden alınır. İmâ-meyn´e göre ise, tarlayı işleyene aittir. Ancak, bu durumda arazi sahibinin, kendi hissesine ait öşrü vermesi vacip olur; tarlayı işle­yen kimsenin hissesine ait olan öşürden do,layı da, borçlu bulunur; bu onun zimmetinde olmuş olur. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
Mal sahibi olmayan, fakat tarlayı işlemekte olan kimse öl­se; îmâmeyne göre, hem kendisinden hem de tarlanın sahibi olan ortağından Öşür sakıt olur. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre<br />
Ekilmiş bulunan bir mahsulü, sulandıktan sonra ve hasaddan önce, bir kimse helak etmiş veya çalmış bulunsa; bu kimse, bun­ları ödiyene kadar, mal sahibinün Öşür vermesi gerekmez. Serahsî´-nin Muhıytlnde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir öşür arazisini gasbeder ve orada ziraat yapar­sa; eğer, mahsulde bir eksilme olmazsa; arazi sahibi için öşür ge­rekmez; eğer mahsul ııoksarJaşırsa; araai sahibinden öşür alınır. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse´, içindeki ekini ile beraber, bir araziyi satarsa; bu tarladaki mahsulün öşrü, tarlayı satan kimseye aittir; satın ala­na ait değildir.<br />
<br />
Bakliyat efeili bir yer, satıldığı zaman, eğer, müşteri pazarhk-ta kesmişse yine— öşrü saJtan kimseye aittir. Ancak, pazarlıkta böy­le bir şart koşulmamışsa; öşür, alıcıya ait olur. Tahavî ŞerM´nde de böyledir.<br />
<br />
Öşür arazisinden elde edilen mahsulât, satılmış -olsa; bakı­lır : Eğer, mahsulât yetişmiş ise, âşir (= âmil — öşür toplayan gö­revli) dilerse, öşrü; satan kSmseden, dilerse satın alan kimseden alır.<br />
<br />
Bu mahsulâtı satan kimse, kıymetinden fazlaya satmış ve müş­teri de henüz teslim almamış olursa; âşir, isterse, öşrü, malın ay­nından, isterse bedelinden alır.<br />
<br />
Eğer satıcı, ahş-verişinde insanları aldatmayan bir kimse ise, bu durumda âşir, Öşrü, satılmış olan malın bedelinden değil1 de, ay­nından alır.<br />
<br />
Eğer, bu mal helak edilftrse; âşir, öşrü, satıcıdan ahr.<br />
<br />
Eğer, bu malı müşteri helak etmiş olursa; âşir muhayyerdir : Di­lerse, satın alan şahsa ödettirir. Çünkü, bu durumda onlardan her biri hakkını telef etmiştir.<br />
<br />
Satıcı, eğer yaş üzüm satmış olursa; âşir, öşrünü onun bedelin­den alır.<br />
<br />
Keza, bu kimse, şıra elde etse ve sonra da onu satmış olsa, âşâr, bunun öşrünü de bedelinden alır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyle­dir.<br />
<br />
Öşürde, amelenlin ücreti, hayvanların yiyecekleri, su sula­yanın kirası, bekçi ücreti ve benzeri gibi şeyler hesaba katılmaz.<br />
<br />
Yerde yetişip çıkan, her şeyin öşrünü (= onda birini) veya nı­sıf öşrünü yirmide birini) vermek, bu mahsulâtı çıkaran herkes için vaciptir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Zekâtı (=öşrü) verilecek olan mahsulâttan, öşrü verile­ne kadar yenilemez. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Öşrü ayrıldıktan sonra, geriye kalan mahsulâttan yomek helâl oiur. İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) : «Bir kimse öşrü ve­rilmemiş maldan yediğini ve yediğinin öşrünü borçlanmış olur.» buyurmuştur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir. [25]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">7- ZEKÂT VERİLECEK KİMSELER</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın masrafı yani zekât yenilecek kimseler şunlardır:. [26]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fakirler :</span><br />
<br />
<br />
Fakir : Nisab miktarından az malı olan kimse demektir. Veya, nisab miktarına ulaşmış olmasına rağmen, nami olmayan mala sahip olan kimseye de fakir denir.<br />
<br />
Nisabdan fazla mala sahip olmasına rağmen, bu malı ihtiyacını karşıiamıyan veya ihtiyacını karşıladıktan sonra, kendisi için artma­yan ve ihtiyaç hali devam eden fcimse de fakirdir. Fethü´J - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Zekâtı ( = sadakayı) fakir olan alimlere vermek, fakir olan cahillere vermekten daha efdaldir. Zâhidî´de de böyledir. [27]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Miskinler :</span><br />
<br />
<br />
Miskin : Hiç bir şeyi bulunmayıp, dilenmeye muhtaç olan kim­se demektir.<br />
<br />
Fakirin aksine, bu kimselerin kuvvetten düşmemek ve bedeni­ni korumak maksadı ile dilenmesi helâl olur.<br />
<br />
Fakirin dilenmesi ise helâl olmaz. Bir günlük yiyeceği ve avret mahallini örtebilecek elbisesi olan kimsenin dilenmesi helâl olmaz. Fethü´I - Kadîr´de de böyledir. [28]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âmil :</span><br />
<br />
<br />
Âmil : Vcliyyü´l- emrin, zahirî malların zekât ve Öşrünü topla­mak üzere ta´yin edip, memur eylediği kimsedir. Kâfî´de de böyle­dir.<br />
<br />
Bu şekilde tayin edilmiş bulunan bir âmile, zekât toplamak üze­re gidip gelmesinden ve bu husustaki hizmetinden dolayı, görevi de­vam ettiği müddetçe, kendisinin ve aile efradının ihtiyaçlarına kâfi gelebilecek miktarda, —orta halli topladığı zekattan, bir hisse maaş verilir. Pek çok zekât toplamış olsa bile, —bu maaşı— yarı­sından fazla miktarda attırılmaz. Bahrü´r - Râik´ia da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kendi malının zekâtını, bizzat getirip devlet baş­kanına verirse, ânıil bu zekâttan bir hisse almaya hak kazanmış ol­maz. Yenâbi´de ve Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Peygamber (S.A.V.) Efendimize akraba bulunmalarından dolayı, Hâşimî´lerin âmillik yapması helâl olmaz. Onların yüce şe­refinden dolayı, insanlardan bu gibi şeyleri almaları veya aldıkları şüphesinin bulunması doğru olmaz.<br />
<br />
Zenginlerin âmil olarak görevlendirilmeleri ise caizdir. Tebyiz­de de böyledir.<br />
<br />
Rızkım başka yerden temin eden Hâşimî´niıı, âmillik yap­masında bir beis yoktur. Huiâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir âmülin elindeki mal, helak olsa veya kaybolsa, bu âmi­lin alacağı sakıt olur. Bu âmilin, zekât veren kimseden, bu zekâtı tekrar alması caiz olur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir âmilin, kendi ücretini henüz hak etmiş olmadan alması caiz olur; fakat bu durumda, almaması daha efdâldir. Huiâsa´da böyledir.. [29]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mükâteb Köle :</span><br />
<br />
<br />
Mükâteb olan kölelere, onları, kölelikten kurtarıp hürriyetleri­ne kavuşturmak için yardım edilmesi uygundur. Serahsî´nin Muhıyt1 inde de böyledir.<br />
<br />
Mükâteb : Bir bedel mukabilinde, azad edilmek üzere efendisi ile mukavele yapmış olan köle veya cariye demektir.<br />
<br />
Mükâtebe, zengin olduğu bilinsin veya bilinmesin zekât vermek caiz olur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Hâşîmüerin muk atehlerin e de, zekât vermek caiz olmaz. Çünkü, kölenin mülkü de efendisine aittir. Ve şüphenin hakikata karışması ihtimali vardır. Serahsî´nin Muhıyl´indc de böyledir. [30]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Borçlu:</span><br />
<br />
<br />
Borçlu : Borcundan fazla, nisab miktarı mala sahip olmayan ve­ya kendisinin de, başkasında alacağı olmasına rağmen, bunu alması mümkün olmayan kimse demektir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Zekâtı, borçlu olanlara vermek, fakir olanlara vermekten daha efdaldir. Muzmarât´ta da böyledir. [31]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah Yolunda Olanlara :</span><br />
<br />
<br />
İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre, Allah yolunda olanlardan maksad, Allah yolunda cihad eden gazilerin fakirleridir.<br />
<br />
İmâm Muhammed (R.A.) ´e göre ise, hac yolunda olan fakir kim­selerdir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Sahih olan ise, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´un kavlidir. [32]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yolcu :</span><br />
<br />
<br />
Zekât verilecek yolcudan maksad, malı, beldesinde kalıp, elinde bir şey bulunmayan garip kimsedir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Yolcuların, ihtiyaçları kadar zekât almaları caizdir. Fakat, ihtiyaçlarından fazlasını almaları helâl olmaz. Bu hüküm, malından ayrı bulunan kimselerin hepsine aittir;bunlar, kendi memleketle­rinde olsalar bile, durum aynıdır. Çünkü, muteber olan ihtiyaçtır.<br />
<br />
Yolcunun, malına kavuştuğu zaman, elinde kalan zekât parası­nın fazlasını sadaka etmesi de gerekmez. Bu yolcunun bu durumu, zengin olan fakir gibidir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Yolcunun borç alması, zekât almasından daha efdaldir. Za-hîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Yukarıda saydığımız kimseler, kendilerine zekât verilebile­cek olan kimselerdir.<br />
<br />
Zekât verecek olan kimse, zekâtını bunlardan her birine vere­bilir. Bunlardan her hangi bir topluluğa da verebilir; tek kişiye de verebilir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Zekât olarak verilen miktar, nisaba erişmiyorsa, bunu tek kişiye vermek daha efdildir. Zahidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimseye, zekât olarak 200 dirhem, toptan vermek de ca­izdir. Fakat, daha fazlasını vermek mekruhtur. Hidâye´de de böyle­dir.<br />
<br />
Söylediğimiz bu husus, fakır borçlu olmadığı zaman için­dir. Eğer, bu kimse borçlu olursa; ona, hem borcunu ödeyeck, hem de geride 200 dirhem kalacak kadar, zekât vermek caizdir.<br />
<br />
Keza, zekât verilecek kjimse, aile sahibi ise, zekât olarak verilen miktar, ailesinin her ferdine taksim edilince, herbirine 200 dirhem düşecek miktarda, zekât vermek caiz olur. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bilhassa zamanımızda, zenginlerin, fakirlerin hallerini sor­maları mendub olur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Zıramîlere zekât vermek caiz değildir. Bu hususta ittifak vardır. Ancak, zımmîlere nafile sadakaların verilmesi; yine ittifakla caizdir.<br />
<br />
Verilmesi vaoip olan sadakaların, zunmîlere verilip verilemiye-ceği konusunda da ihtilâf vardır. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Afuhammed CR.A.) ´e göre, zımmîlere bu sadakaların verilmesi caiz­dir. Fakat, bize göre, bu sadakaları da fakir müslümanlara vermek daha sevimlidir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Harbîlere gelince, onlara farz ve vacip olan sadakaları ver­mek, bil-icmâ caiz değildir. Fakat nafile olan sadakalar, bunlara da verilebilir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât parası ile mescid bina etmek, misafirhaneler yap­mak, su sebil etmek, yolan tamir etmek, nehir kanalları kazmak caiz olmadığı gibi; bu paranın, hac ve cihada sarfedilmesi ve nisaba malik olan kimselere de verilmesi caiz değildir. Zekât parası ile bir ölüye kefen almak, bdr ölünün borcunu ödemek caiz değildir. Bu pa­ra ile köle satın alıp, azad etmek ve bu parayı baba, dede... gibi her ne kadar yukarıda olursa olsun usûle ve oğul, torun... gibi her ne kadar aşağıda olursa olsun fürû´a vermek caiz değildir. Kâfî´de de böyledir. Zekât parası, reddedilmiş olan çocuğa ve veled-i zinaya da verilmez. Timurtâşî´de de böyledir.<br />
<br />
Menfaatleri müşterek olduğu için, zengin bir koca, fakir olan karısına zekât veremez. Keza, zengin olan kadın da, fakir olan kocasına zekât veremez. Bu, İmânı ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye gö­redir, Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Yine, Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre bir kimse kendi kölesine, mükâtebine, ümmü veledine ve bir kısmım azâd etmiş bulunduğu kölesine, zekâtını veremez. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Nisaba malik olan bir kimseye zekât vermek caiz değildir. Yani, bir kimsenin hangi cinsten olursa olsun, nisab miktarından fazla malı olur ve bu mal, o şahsın elinde senenin yansından fazla durmuş bulunursa, bu mal ister altın, ister gümüş, ister, sâime hay­van, ister ticaret malı olsun, o kimseye zekât verilmez. Zâhidi´de de böyledir.<br />
<br />
Nisabdan fazla olan malın, haceti asliyenin dışında otura­cak yer, ev eşyası, elbise, hizmetçi, binek hayvanı veya silah obuası hallerinde de yine durum aynıdır.<br />
<br />
Fazla olan bu malların, nâmı (= çoğalıcı) olması da şart değil­dir; malın nâmı olması, zekâtın vücûbunun şartîanndandır. Kâö´de de böyledir.<br />
<br />
Bedenen güçlü ve çalışıp kazanabilecek durumda olan ve fakat nisâb miktarı malı bulunmayan kimselere, zekât verilebilir, Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Zengin bir şahsın, mükâteb olmayan kölesine de zekât ve­rilmez. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Keza, zengin bir şahsın küçük yaştaki çocuğuna da zekât verilmez. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ancak, zengin bir şahsın, fakir ve müslüman olan ve büyümüş bulunan çocuğuna zekât verilebilir.<br />
<br />
Zengin bir adamın, fakir olan karısına da zekât verilir.<br />
<br />
Keza zengin bir şahsın büyümüş olan ve fakir bulunan kızma da, eğer o, nafakasını temin edecek güçte değilse, zekât verilir. Çün­kü bu, kocasının veya babasının zengin olmasından dolayı, zengin sayılmaz. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Oğlu zengin olan, fakir bir babaya da, zekât .vermek caiz­dir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Nisaba mâlik bulunmadığı halde, dilenmeyen (= isteme­yen) kimseye zekât verilir.<br />
<br />
200 dirhem gümüş kıymetinde kitabı bulunan fakat okumak veya okutmak için bunlara ihtiyacı olan kimseye de zekât verilir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu kitapların fıkıh, hadîs veya edep kitabı olmaları da mü­savidir. Serahsî´nin Muhıyf´inde de böyledir.<br />
<br />
Keza, Kur´an-ı Kerimleri olan ve onlara muhtaç bulunan kimselere de zekât verilebilir.<br />
<br />
Fakat, bu kimse onlara muhtaç bulunmaz, onların değerleri de 200 dirheme veya daha fazlaya ulaşırsa, bu kimseye zekât ver­mek caiz olmadığı gibi, onun zekât alması da caiz değildir.<br />
<br />
İmâm Muhammed<br />
Üç bin dirhem değerinde, arazisi olan bir kimse, kendisinin ve aile efradının nafakasını çıkarmıyorsa, bu şahsın, durumu hak­kında ihtilâf edilmiştir : Muhammed bin Mukâtil : «Bu kimsenin zekât alması caizdir.» demiştir.<br />
<br />
Bir kimsenin, 200 dirhem kıymetinde bahçe içinde bir evi olsa, eğer bu bahçedeki evin mutfak, banyo ve benzerleri gibi müştemilâtı yoksa, bu kimseye zekât vermek caiz olmaz. Çünkü bu kimse, tica­ret metâı ve cevahiri buüunan ve fakat bunlar, başka insanlar üze­rinde ve onların sonra ödemeleri gereken bir alacak şeklinde olan bir kimse durumundadır. Bu durumda olan kimselerin, nafakaya muhtaç oldukları zaman, alacaklarının zamanı gelene kadar, nafaka­ları riçin kafi gelecek miktarda zekât almaları caiz olur.<br />
<br />
Bu kimsenin, alacağı, tehirli olmadığı halde, fakir bir kimsede ise, bu şahıs yine zekât alabilir. Esahh olan kaviller de böyledir. Çünkü, bu kimse yolcu durumundadır.<br />
<br />
Eğer, bu şahsın alacaklı bulunduğu şahıs, zengin ve borcunu da kabul etmekte ise, alacaklı olan bu şahsın, zekât alması caiz ol­maz. Bu kimsenin alacaklı olduğu şahıs, borcunu inkâr etse ve fakat alacaklının senedi veya şahidi bulunsa, yine zekât alması caiz olmaz.<br />
<br />
Bu kimsenin, o şahıstan alacaklı olduğunu isbat edecek bir de­lili olmadığı zaman da, borçlu olan şahsı hâkime şikayet edip, borç­luya yemin ettirilmesine kadar, alacaklı olan şahsın, zekât alması yi­ne caiz olmaz. Ancak, bundan —yani borçlunun hakim huzurunda, borcunu yemin ile inkâr etmesinden— sonra, bu kimsenin zekât alması c .iz ve aldığı zekât helâl olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy­ledir.<br />
<br />
İçinde oturduğu bir evi bulunan kimsenin, —bu evin .tama­mında oturmakta olmasa bile— zekât alması caiz olur. Sahih olan budur. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Benî Hâşim´e (Hâşim Oğullarına) zekât verilmez.<br />
<br />
Burada, Benî Hâşim´den maksat. Resulü Ekrem (S.A.VJ Efen­dimizin amcası Hz. Abbas (R.A.) ´in evlâd ve ahfâdiyîe; diğer amcası Ebü Tâlib´in oğulları Hz. Ali (R.AJ ´nin ve onun kardeşi Ca´fer ve Hz. Akîl´in evlât ve ahfadı, bir de Abduhnuttalib bin Hars´m evlâd ve ahfadıdır. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Hâşim Oğulannım, bu saydıklarımızın dışında kalan şube­lerine zekât´vermek caiz olur. Ebû Leheb´ıin zürriyetinden gelenler gibi... Çünkü, onlar Peygamber (S.A.V.) Efendimiz´e yardım etme­diler. SirâcüT - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât, nezir, öşür ve keffâret gibi verilmesi icabeden sada­kalar Beni Hâşim´e verilemezler; ancak bunlara nafile sadakaları vermek caizdir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, Benî Hâşim´in kölelerine de zekât verilmez. Kenz Şerhi Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
Hâşim OğuUarı´ndan fakir olanlara, madenlerin ve definele­rin beşte birini vermek caizdir. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimsenin zekât dağıtmak üzere vekil kıldığı şahıs, bu zekâtı, eğer muhtaç iseler, kendisinin büyük veya küçük çocuğuna veyahut da hanımına verebilir; bu caizdir. Ancak, bu zekâtı kendi elinde tutamaz. Huİâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât verecek olan bir kimse, zekât vermek istediği kim­senin durumundan şüphelenir ve bu hususta araştırma yapar; bu araştırması sonunda da o kimsenin zekât vermeye layık bir şahıs ol­duğu kanaatine varırsa, zekâtını ona verir veya ona sorduktan son­ra verirra verir.<br />
<br />
Veya, bir kimse, fakirlerin arasında gördüğü bir şahsa zekâtını verir, sonradan da o şahsın zekât verilmesi uygun olan kimselerden olduğu anlaşılırsa, bu kimsenin zekâtı, bil-ittifak caiz olur.<br />
<br />
Keza, bu kimsenin durumu belli olmazsa; bu. durumlardaki kimselere de zekât vermek caiz olur.<br />
<br />
Zekât vermiş olduğu kimsenin, zengin veya Hâşimî veya kâfir veya Hâşimîlerin kölesi olduğu,.kendisinin dedelerinden veya nine­lerinden bulunduğu; kendisinin karısı veya zekâtı veren kadın­sa kocası okluğu meydana çıkarsa, yine bu kimsenin zekâtı caiz olur ve onun zekât borcu düşer. Bu, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R. A.) ile İmâm Muhammed (R.A.) ´in kavilleridir.<br />
<br />
Şayet zekât vermiş olduğu kimsenin, kölesi veya müdeb-biresi veya ümmü veledi veyahut da muktebesi olduğu anlaşılırsa, bu durumda o kimsenin zekâtı caiz olmaz. Onu iade etmesi, (tekrar vermesi, bil-iemâ´ lazım oltır.<br />
<br />
Keza, zekât verilen kimsenin zengin olduğu ortaya çıkarsa, -İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, buna verilen zekâtm da iadesi, yani yeniden verilmesi lazım gelir. Tahâvî Şerftİ´nde de böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, zekâtını verdiği sırada, zekât verdiği kimse­nin halini araştırmaması, onun zekât almaya hak sahibi olup olma­dığını, tetkik ermemesi caizdir.<br />
<br />
Ancak, bir kimsenin, kendisine zekât verilmesi uygun olmayan kimselerden olduğu ortaya çıkarsa, ona zekât verilmez.<br />
<br />
Durumu şüpheli olan bir şahsa araştırıp soruşturulmadan zekât verilirse ve sonradan da bu zahsm zekâta müstehak olmadığı ortaya çıkar veya ona zekât verilmeyeceğine zann-ı galibi olursa, verilen bu zekât fesada gitmiş oltır.<br />
<br />
Ancak, bu kimsenin zekât almaya hâk sahibi olduğu ortaya çı­karsa, verdiği zekât caiz olur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Zekâtı bir beldeden, başka bir beldeye nakletmek mekruh­tur.<br />
<br />
Ancak, bir kimsenin zekâtını t aşka bir belde1"- ı~ şehirde, yer­de) bulunan akrabasına veya I ivminden oıar . Saiuseye, onlar bulunduğu beldenin fakirlerİ7.den daha muhtr s jîr durumda iseler— göndermesi caiz olur.<br />
<br />
Bir kimsenin zekâtım, başka beldede bulunan ve akrabası olma­yan muhtaç kimselere göndermesinde de bir beis yoktur. Bu mekruh olmakla beraber; böyle yapan kimselerin zekâtları yine de caiz olur.<br />
<br />
Zekâtı başka yere göndermenin mehrûh olması, zekâtın zamanı­nın geçtikten sonra verilmesi.halindedir. Fakat, zekât, verilme zamanından Önce, başka beldeye gönderilmiş olursa; bunda bir beis yok­tur.<br />
<br />
Zekâtta, fıtırda ve nezirlerde efdal olan, bunları önce, fakir olan erkek kardeşlere, kız kardeşlere, sonra bunların çocuklarına; sonra anıca ve halalara, sonra da bunların evladlarma; sonra dayı ve tey­zelere ve sonra da bunların evladlarma; sonra diğer akrabalara, son­ra komşulara, sonra aynı mahallede oturanlara, sonra aynı şehir veya aynı köyde oturanlara vermektir, Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Zekâtta muteber olan, malın bulunduğu yerdir. Hattâ zekâtı verecek kimse bir yerde, malı ise başka bir yerde olsa, zekâtını ma­lın bulunduğu yerde verir; küçük çocuklarının ve kölelerinin bulun­duğu yerde vermez. Sahihi de budur. Tebyîn´de de böyledir. Fetva da bunun üzerinedir. Muzmarât´ta da böyledir.<br />
<br />
Zamanımızın zâlimlerinin zekâtları, Öşür, haraç, vergi ve benzerlerini almaları halinde, esahh olan, bu borçların sakıt oldu­ğudur. Ancak, bunları verdikleri zaman, sadakaya niyyet etmeleri gerekir. Tatarhâıüyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtına niyyet ederek kendi öz malından, bir fakirin borcunu ödese ve bundan da o fakirin haberi bulun­makta olsa, verdiği bu şey zekât olarak caiz olur. Fakirin haberi bu­lunmamakta ise, zekât olarak caiz olmaz. Fakat, fakirin borcu da düşmüş olur.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtına mahsuben bir fakiri evinde oturtmuş ol­sa; bu, zekât yerine caiz olmaz. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekât niyyeti dle akrabasının çocuklarına bir şey dağıtsa; veya haber gebren kimseye, zekât niyyeti ile bir şey Verse; veya turfanda bir şey getirene zekât niyyeti ile bir şey ver­se, bunlar zekât olarak caiz olur.<br />
<br />
Keza, bayramlarda veya başka bir zamanda, zekât niyyeti ile kadın veya erkek hizmetçilere verilen şeyler de, zekât olarak caiz olur. Mi´râcü´d - Dürâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtını bir fakire verdiği zaman, eğer bu zekâ­tı, o fakir kimse eline almamışsa, bu zekât, caiz olmaz.<br />
<br />
Keza, üzerinde velayet bulunan bir fakirin babası veya bir mecnûnun veya1 küçük çocuğun vasisi, zekât niyyeti ile verilen bu Burachı kaydedilen zaman, eserin te´lif edildiği Hicri 11. asırdır.<br />
<br />
şeyi, almış olmadıkça, bu zekât olarak caiz olmaz. Yani zekâtı fakir veya onun namına veîî-vasî gibi birisi almadıkça zekât verilmiş olmaz. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Keza, bir kimse, ailesinin içinde bulunan ve akrabasından olan bir kimseye zekâtını vermiş olsa, o şahıs almadıkça, zekât ve­rilmiş olmaz. Bu durum, yabancılar için de böyledir.<br />
<br />
Bulunan bir şey de, sahibinin eline verilmedikçe verilmiş sa­yılmaz.<br />
<br />
«Bir kimse zekâtını, bir mecnûna veya sabi bir çocuğa vermiş olsa, bunların da akh yetmese ve aldıklarını babasına veya velîsine vermiş olsalar, verilen bu şey zekât olmaz.» denilmiştir. Nitekim; bir kimsenin zekâtını yüksekçe, bir yere koyması ve bir fakirin de gelip oradan alması, da caizdir.<br />
<br />
Ancak, kendisine zekât verilen ve bunu alan çocuk, şayet mü-rahık (= aklı yeten çocuk) ise, bu zekât caiz olur.<br />
<br />
Keza, almasını bilen, aldığını atmayan bir kimse, bu zekâ­tı almış olsa ve bu kimseyi, onu elinden almak için başka bir kim­se aldatmasa veya bu kimse aldığını atmayan bir kişi olsa, böyle bir fakire verilen zekât caiz olur.<br />
<br />
Bunamış bir fakire verilen zekât da caiz olur. Fetâvâyi Kâdi-nâh´da da böyledir. [33]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beytü´l - Mâl´in Gelirleri</span><br />
<br />
<br />
Beytü´l - mâlin, gelir kaynağı vardır :<br />
<br />
Sâime olan hayvanların zekâtı, öşür ve rnüslümanların ti­caret malından âşir tarafından alınan şeyler.<br />
<br />
Bunların kimlere verileceğini «Zekât Kimlere Verilir» bölümün­de söyledik.<br />
<br />
Ganimetlerin, madenlerin, eskiden kalma hazine ve define­lerin beşte biri.<br />
<br />
Bunların sarf yeri ise fakirler, kimsesiz ve muhtaç yetimler ve yolculardır.<br />
<br />
Haraç, cizye, harb edilmeden ve üzerinde anlaşmaya varı­larak alman sulh bedelleri, (Mecran Oğullarından alman elbiseler ve Tağlib Oğullarımdan alınan ve zekâtın iki katı olan vergiler gibi) ve kendilerine emân yerilmiş bulunanlardan alman öşürler ile ticaretle uğraşan zimmîlerden alınan şeyler.<br />
<br />
Bunlar, savaş hizmetlerine, kale yapımlarına, îslâm ülke-. sindeki yolların emniyetinin sağlanması ve yol kesicilerin gözetlen­mesine, köprü ve kanalların yapılmasına harcanır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bunlar, Ceyhun, Fırat ve Dicle gibi çok büyük olan ve kim­senin mülkiyetinde bulunmayan, nehirler üzerinde köprü kanal ve bent (=-baraj) yapımında da kullanılır. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Bunlar, nbâtlara, mescidlere, set baskınını Önlemek için yapılan sedîere, düşman baskınından korkulan yerlere kale yapımına, vali, kadı, müftü ve diğer me´mur ve idarecilerin maaşlarına da sarfedilir. Serahsî´nin Muhiytlinde de böyledir.<br />
<br />
Bunlar, ilim öğretenlere ve ilim öğrenenlere de sarf edilir. Si-râcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bunlar, müslümanlarm işleri için uğrasan ve mü´mml´erin sa­lâhına çalışan kimselere de sarf edilir. Serahsî´nin Muhıyf inde de boyledSr.<br />
<br />
Lukatalar (= Buluntular), varis, bırakmadan ölenlerin te­rekeleri, yalnız kocası veya yalnız karısı kalmış olanların kan veya koca hisselerini aldıktan sonra arta kalan, terekeleri.<br />
<br />
Bunlar da, fakir olan hastaların tedavilerine ve nafakalarına; malı olmayan cenazelerin kefen masraflarına; bir malı kaybolmuş kimselere; aklî dengesini yitirmiş olanlara; kazançtan aciz kalanlara, bunların nafakalarının, üzerine vacip olduğu bir kimse olmadığ,ı zaman harcanır. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Veliyyü´temr´in, beytü´l-mâlin bu dört ayrı nev´î gelirlerini dört ayrı yerde toplayıp, bunların herbirine ayn ayrı evler yapması gerekir. Çünkü, bunlardan herbirinin hükümleri ayrıdır; kendilerine mahsus, hükümleri vardır. Bir bölümün malı, diğerine karışmama­lıdır.<br />
<br />
Eğer, bu bölümlerden bir kısmında mal bulunmazsa veliyyül -emr´in bu. bölümler için diğer bölümlerden borç alması caizdir.<br />
<br />
Böyle bir durumda veliyyül - emr beytü´l - mâlin zekât bölümünden, borç alıp, haraç bölümüne vermiş olursa, haraç alındığı zaman almış bulunduğu bu borcu öder. Ancak, bu borcu "kıtal (= savaş) için al­mış olursa, bunda fakirlerin nasibi olduğu için bu borç olmaz.<br />
<br />
Veliyyü´1-emr, eğer beytü´l - mâlin haraç bölümünden zekât bö­lümüne borç almışsa ve bunu fakirlere harcamış olursa,- onlara borç­lanmış olmaz. Çünkü haraç fey´ ve ganimet hükmündedir. Fakirlerin ise bunda nasipleri vardır. Ancak fakirler, bu zekât ile zengin edil­mezler. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Veliyyü´l - emr olan kimselerin, hakları, hak sahibi olanlara ulaştırmaları ve onları Kaklarını almaktan men etmemeleri gerekir. Beytü´1-mâle ait olan bu mallardan, veliyyü´l - emrin ve ava-nesinin almaları caiz olmaz. Ancak bunlar, kendilerine ve aüe fert­lerine kifayet edecek kadar, beytü´l - mâl´den alabilirler; fakat, bun­ları biriktirip kendileri için bir hazine meydana getiremezler. Bu mallardan artan olursa, müslümanlar arasında taksim olunur.<br />
<br />
Veliyyü´^emr olan kimseler, bu vazifelerinde kusur ederlerse, vebali kendilerine aittir.<br />
<br />
Zımmîlere, beytü´l - mâl´den hiç bir şey verilmez. Ancak, veliyyü´l - emr onların açlıktan Ölmek üzere olduklarını görürse, on­lara ölmiyecekleri kadar gereken şeyleri verir. Çünkü onlar, İslâm Beldesi vatandaşiarmdandırlar ve onların hayatını korumak, devlet başkanının görevlerindendir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Diyanet yönünden, beytü´l-mâl"de nasibi olan bir kimse­nin, o hakkını alması mümkündür. Hüküm yönünden ise, devlet başkanı, o hakkı verip vermemek hususunda muhayyerdir. Gunye´de de böyledir. [34]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">8- SADAKA-İ FITIR</span><br />
<br />
<br />
Sadak-i Fıtır, havâic-i asliyesinden fazla, nisab miktarı ma­la sahip bulunan, hür ve müslüman olan her ferde vacibtir. Muhtar Şerhi îhtiyar´da da böyledir.<br />
<br />
Bu malın, namî olması da gerekli değildir. Nisab miktann-daki bu maldan dolayı, kurban kesmek vacib olduğu gSbi; akraba­ların nafakasını ödemek de vacibtir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy­ledir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fıtır sadakası, şu dört şeyden vacib olur;</span><br />
<br />
1- Buğday,<br />
<br />
2- Arpa,<br />
<br />
3- Hurma ve<br />
<br />
4- Kuru üzüm. Hizânetü´l Müftîn´de ve Ta-hâvî Şerhi ´nde de böyledir.<br />
<br />
Fıtır sadakası buğdaydan yarım sa´dır. Arpadan ve hurma­dan bir sa´dır. (*) Buğdayın unu ve kavrulmuşu, buğday gibidir. Arpanın unu ve kavrulmuşu da arpa gibidir.<br />
<br />
Ekmekten fitra vermek caiz olmaz; ancak kıymeti itibari´ ile ve­rilirse, bu caiz olur. Sahih olan kavil budur.<br />
<br />
Kuru üzüme gelince, Camiü´s - Sağîr´de İmâra Ebü Hanîfe (R.A.)´den nakledildiğine göre, yarım sa´dır. Çünkü, kuru üzüm bütün cüzleri ile yenilebilen bir şeydir.<br />
<br />
sa´yi Irâkînin — 1040 dirhem-i şer´î olduğu kabul edilir fei bu da 910 dirhem-i örfiye eşittir.<br />
<br />
Bu durumda, yanm sa´ — 520 şer´î dirhem olur. Bu ise 455 dirhem-i ör-fi´ye eşittir.<br />
<br />
Bunlar ise, yaklaşık olarak: 1040 direhm-i şer´î 2.917 kilogramdır. 1040 dirhem-i örfî ise, 3.333 kilogramdır. 520 dirhem-i şer´î 1458 kilogramdar. 520 dirhem-i örfi ise, 1.667 kilogramdır.<br />
<br />
1 kilogram — 357 dirhem-i şer´î — 312 dirhem´i örfî olur.<br />
<br />
Bir şeyin, 1 saVinin değerini hesap etmefc için, o şeyin 1 kilogrami´nm fiatı ile, 3.333 ü çarpmak gerekir.<br />
<br />
Bir şeyin yarım sa´yinin değerini bulmak içinse, u şeyin 1 kilogramının rayiç fiata ile 1.778 yi çarpmak gerekir.<br />
<br />
(islâm Hukukunda kullanılan ölçülerle ilgili ma´lûmat yeri geldikçe ve mufassal. olarak da son ciîtde verilecektir.)<br />
<br />
Yine İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R-A.)´den gelen bir rivayete göre, kuru üzümden sadaka-i fıtır bir sa´dır. îmâmeyn´in kavli de böyledir.<br />
<br />
Bunların, bizzat kendilerinin sadaka-i fıtır olarak verilmeleri caizdıir. Daha efdâlotan ise, bunlanfa değerlerini, fıtır sadakası ola­rak vermektir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Sadaka-i fıtır olarak, un vermek, buğday vermekten daha efdaldir. Unun parasını vermekse, un vermekten daha efdal ve daha üstündür. Çünkü, para, fakirin ihtiyacını gidermeye daha müsaittir.<br />
<br />
Saydığımız bu şeylerden başka cinste olan, hububatlardan sada­ka-i fıtır verilmez. Ancak, bunların değerlerinden fıtır sadakası ver­mek caizdir.<br />
<br />
Fetvalarda : «Üzerinde nas bulunan şeylerin, sadaka-i fıtır oJa-rak değerlerini vermek, bizzat kendilerini vermekten daha iyidir.» denilmiştir. Fetva da bunun üzerinedir. Cevheretü´n - Neyyîre´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, taze buğdaydan dörtte bir sa´ verse, ve fakat bu miktarın değeri yanm sa´ye eşit olsa, verdiği bu dörtte bir sa´ sada-kai- fıtır olarak caiz olmaz.<br />
<br />
Arpada da durum böyledir. Yani bir sa´ arpa yerine —aynı de­ğerde olan— yanm sa´ taze arpa vermek caiz değildir. Eğer, böyle verilmişse, bunlar verilmesi gereken miktara tamamlanır.<br />
<br />
Keza, bir sa´ arpa yerine, aynı kıymete eşit olan, dörtte bir sa´ buğday vermek de cadz değildSr. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir sadaka-i fıtır olarak, yanm sa´ arpa ile yarım sa´ hurma vermiş olsa; veya yarım sa´ hurma ile bir men (=.260 dirhem) buğday vermiş olsa; veya yarım sa´ arpa ile dörtte bir sa1 buğday vermiş olsa bize göre, böyle yapmak caiz olur. BahrüV-Râ-ık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bağdad´lılara göre 1 sa´ = 8 rıtıl´dir. 1 ntıl-ı Bağdadî ise = 20 estardir: Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
1 estar ise - 4,5 (= dört buçuk) mıiskâl´dir. Vikaye Şer-hi´nde -de böyledir.<br />
<br />
Sadaka-i fıtır verilirken, yarım.sa1 olan buğday ve bir sa´ olan diğer şeyler, tartılarak tcsbit edilir. Bu hususu, İmâm Ebû Yûsııf (R.A.), İmâmı A´zam Ebû Fanîfe (R.A.)´dan nakletmiştir. Çün­kü, âlimlerin sa´Ia ilgili ihtilafları, onun kaç rıtıl olduğu hususunda-dır. Fakat, tartıya itibar edilmesi hususunda, âlimlerin icmâ´ı var­dır. Tebyîn´de de böyledir. [35]<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fıtır Sadakası Ne Zaman Vacib Olur :</span><br />
<br />
<br />
Fıtır sadakası, Ramazan Bayramı´mn ilk günü, sabahının ikinci fecrinin doğmasından sonra vacip olur.<br />
<br />
Bu vakitten önce ölmüş olan kimsenin, üzerine fıtır sadakası vacib olmaz.<br />
<br />
Bu vakitten Önce doğmuş olan çocuğa veya müslüman olmuş bulunan kimseye ise, fıtır sadakası vacib olur. Bu vakitten sonra doğmuş olan veya müslüman olmuş bulunalara ise sadaka-i fıtir va­cip olmaz.<br />
<br />
Keza, fakir bir kimse, bu zamandan önce zengin olmuş olursa, ona sadaka-i fıtır vacip olur. Bu zamandan Önce fakir düşen zengi­ne ise, sadaka-i fıtır vacip olmaz. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böy­ledir.<br />
<br />
Fecrin doğmasından sonra, ölmüş olan kimse üzerine fiti sadakası vacip olmuş olur.<br />
<br />
Keza, fecrin dogmasından sonra bayram günü fakir düş­müş olan zengin kimseye de fıtır sadakası vacip olmuş olur. Cevhe-retü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Fıtır sadakasını, bayramdan önce vermek caizdir. Fakat, bunun bir efdaliyeti yoktur. Sahih olan bu kavildir.<br />
<br />
Fıtır sadakasını, bayramdan sonraya te´hir etmiş olan kimsenin üzerinden bu borç sakıt olmaz. Onu çıkarıp vermesi gerekir. Hidâ-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse sadaka-â fıtri nisaba sahip olmadan vermiş bu­lunsa da, daha sonra nisab miktarı mala sahÜp olsa, Önce verdiği bu fıtır sadakası sahih ve caiz olur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Tecnîs´de : «İhtiyarlığı veya hastalığı sebebi ile oruç tuta­mamış olan kimseden, sadaka-i fıtır sakıt olamaz.» denilmiştir. Muzmarât´ta da böyÜldir.<br />
<br />
Fıtır sadakasının, bayram günü fecrin doğmasından ve bay­ram namazı kılınacak yere gitmeden önce verilmesi müstehabtır. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Bütün âlimlerimize göre, fıtır sadakasının edâ vakti, bütün ömür boyudur. Bedâi´dc de böyledir;<br />
<br />
Bir kimsenin, kendisinin ve fakir olan küçük çocuklannın sadaki-i fıtnnı vermesi vaciptir, Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Cinneti ister aslî, ister arızî olsun mecnunlarla, bunamış olanlar da, çocuklar gibidirler. Onlann da fıtralannı vermek icab-eder. Zâhirü´l - mezhep budur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Küçük çocukların ve mecnunların sadaka-i fıtırlannı baba­ları ve vasileri, kendilerine ait olan inaldan verirler. İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre böyledir.<br />
<br />
Kendisinde hayat alameti görülmemiş olan düşük ceninler için sadaka-i fıtır verilmez. Sirâcü´İ - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir baba, kendisine ait maldan, küçük çocuğuna ait köle­lerin sadaka-ı fıtnnı vermek mecburiyetinde değildir.<br />
<br />
Keza, bunamış kimseye ait kölelerin fıtrasım da, bu kimsenin vasisi vermez. Bu da Ebû Hanîfe (R.A.) ile Ebû Yûsuf (R.A.Vnm kavlidir.<br />
<br />
Bababası hayatta olan çocukların, sadaka-i fıtırlannı, de­delerinin verme mükellefiyeti yoktur. Zahârü´r - rivayete göre ise, babaları ölmüş olsa bile, o çocukların dedeleri için böyle bir mükel­lefiyet yoktur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Baba ile anası arasında bulunan bir çocuk için, ikisi de tam olarak sadakanı fıtır verirler. Zahrîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Eğer bunlardan birisi ölü, diğer sağ ise veya birisi zengin, diğeri fakir ise, bu çocuğun sadaka-i fıtrim, sağ olan veya zengin olan ve­rir. Diğerinin vermesi gerekmez. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, küçük kızını bir şahsa nikahlasa ve ona teslim etse, sonra da ramazan bayramı gelse, bu kızın sadaka-i fıtrim ver­mek, babasına ait değildir. Tatarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Köleler ister müslüman olsun, ister kafir, efendileri, onlann sadaka-i fıtırlannı verirler.<br />
<br />
Bir kimsenin, müdebbirlerinin ve ümmü veledlerinin sadaka-i fıtırlanriı vermesi de vaciptir.<br />
<br />
Bize göre, bar kimsenin, icarladığı kölelerle me´zun olan kölele­rinin fıtrasmı vermesi de vaciptir. Borçlu olan veya hizmet için va-sâyetli bulunan kölelerin fıtralannı vermek de, efendilerine ait bir mükellefiyettir.<br />
<br />
Keza, emanet ve ariyet olan kölelerle, kasden veya hatâen crina-yet işlemiş kölelerin fıtralarını da, bunların sahipleri verir. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Rehnedilmiş olan bir malin değeri, borç çıkıldıktan sonra nisab miktarına ulaşırsa; o malın sahibinin de sadaka-i fıtır vermesi gerekir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bize göre, bir kimsenin ticaret için bulundurduğu, kölele­rinin ve bunlara ait kölelerin sadaka-i fıtırlanm vermesi icabetmez. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Mülkiyetindeki kusurlardan dolayı, mükâtep olan kölenin sadaka-ı fıtrini vermek de, sahibine vacip olmaz.<br />
<br />
Mükâtep olan bir köle fakir olduğundan dolayı kendi fıtır sadakasım vermekle mükellef değildir.<br />
<br />
Bir kısmı ıtk edilmiş köleye gelince, İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R,A.) ´ye göre, o köle de mükâtep gibidir; sahibinin, onun fıtır sa­dakasını vermesi gerekmez. îmâmeyne göre ise, bu köle, borçlu olan hür gibidir. Eğer zengin ise fıtrasım vermek kendisine vacip olur; değilse olmaz. Sirâçü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Mükâtep, aciz kalır da köleliğini iade ederse, efendisinin, ona ait geçmiş senelerin fıtır sadakasını vermesi, o köle, hizmet için olduğu takdirde kalkmaz. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
İki kişinin ortak bulunduğu.köleler için, fıtır sadakası vacip değildir.<br />
<br />
Kaçmış veya gasbedilmiş veyahut da habsedümiş olan kölelerin fıtır sadakları da, efendilerine vacip olmadığı gibi, köle oldukları için kendilerine de vacip değildir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Şayet, kaçan köle bayramdan sonra, geni geîse veya gasbe-dilfen köle iade edüse&gt; geçmiş senenin fıtır sadakasını da vermek ica-beder. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir köle, satıcı ûle müşteri arasında muhayyerlik şartı ile satılmış, olsa, veya bu ihtiyar hakkı başkasına da tanınmış olsa, bu muhayyerlik günlerinde de ramazan bayramı girse; bu muhayyerlik günlerinde, fıtır sadakası durdurulur. Eğer satış tamam olursa, o kö­lenin fıtır sadakası alıcıya aittir. Saöş bozulursa, fıtır sadakası sa­tana ait olur.<br />
<br />
Şayet bu köleyi satın alan kimse, onu teslim almadan önce bir ayıbından veya muhayyerliğinden dolayı, geri verirse; bu kölenin sa­daka-i fıtri satana ait olur. Fakat, teslim aldıktan sonra geri verir­se, fıtır sadakası satın alana ait olur. Hızânetü´l - Müftîn´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir. köleyi sözleşme ile satın almış olsa ve bay­ram gelse; fıtır sadakasını satın alan kimsenin vermesi gerekir. Eğer köle, teslim alınmadan önce ölürse; fıtır sadakası alana da, satana da düşmez. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Köle, bey-ı fâsid^le satılmış olsa ve müşteri teslim alma­dan önce bayram gelse, sonra onu teslim alsa veya azâd etse, fıtır sadakası satıcıya ait olur.<br />
<br />
Bayram gelse ve müşteri de onu teslim almış olsa, sonra da onu geri gönderse, satan kimse ise, onu tekrar göndermemiş olsa veya onu azâd etse, o kölenin fıtır sadakası satın alan kimseye ait olur. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Nezredilmiş olan kölenin fıtır sadakası verilir. Tatarhâniy-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Mehir yerine verilmiş olan kölenin fıtır sadakası, bu köle­nin verilmiş olduğu kadına vacip olur. Kadının bu köleyi teslim alıp almaması müsavidir. Çünkü o kadın, sözleşme ile o köleye sahip ol­muş olur.<br />
<br />
Duhûlden Önce kocası, o kadını boşamış olsa ve sonra da bay­ram gelse, eğer bu kadın, mehrini almamışsa, onun fitrası ikisine de vacip olmaz. Teslim almış olsa bil&amp;, durum böyledir. Esahh olan da budur. Hızânetü´l - Müftîn´de de böyledir.<br />
<br />
Eğer mehir olarak verilen kölenin kendisi değil de, be­deli olmuş olursa; onun fotir sadakasını vermek, her ikisine de va­cip oîmaz. Tatarhârayye´de de böyledir.<br />
<br />
Kölesine : «Bayram gelince hürsün.» diyen kimse; bayram gelince onu azâd etse, azad ötmeden önce, hemen onun sadaka-i fit­imi vermesi vacip olur. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir,<br />
<br />
Bir kimseye, aynı evde oturuyorlar olsa bile, karısının ve büyümüş olan çocuklarının fitir sadakalarını ödemek vacip değil­dir. Ancak, bu kimsenin, bunların haberi olmadan fıtır sadaklarını Ödemiş elması da çok güzeldir ve caizdir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin kendi ailesinden olmayan, başka kimselerin fıtır sadakalarım vermesi caiz olmaz. Ancak onların haberi ve izni olursa, bu da caiz olur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, dedelerinin, ninelerinin ve torunlarının sadaka-i fıtırlarını vermek mükellefiyetinde değildir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, aynı aile içinde olsalar bile babasının ve annesinin fıtır sadakalarını da vermek mükellefiyetinde değildir. Çünkü, bir kimsenin büyümüş evladl´an üzerinde velayeti bulunma­sına rağmen, baba ve anası üzerinde velayeti yoktur. Cevheretü´n -Neyyîre´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimseye, aynı aileden olmalarına rağmen küçük kardeşlerinin ve diğer akrabalarının fıtır sadakalarım vermek ´de vacip değildir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu hususta asıl kaide şudur : Fıtır sadakası velayete ve meûnete tealluk eder. Bir kimsenin, nafakası, velayeti ve meûneti ki­min üzerine vacipse, bunların hepsinin fıtır sadakalarını vermek de, onun üzerine vaciptir. Böyle olmazsa, fıtır sadakası da o kimse üze­rine vacip olmaz. Tahavî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Bir ferdin fıtır sadakası, ancak bir fakire verilir. Şayet, bir fıtır sadakası iki veya daha fazla fakire taksim edilmiş olursa; bu caiz olmaz.<br />
<br />
Bir ailenin veya bir topluluğun sadaka-i fıtri, bir fakire verilebi­lir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ölen bir kimsenin üzerinde, zekât, fitre, kefaret ve nezirler bulunsa; bize göre, bunlardan dolayı terekesinden bir şey alınmaz. Ancak varisleri bunlar için— teberruda bulunurlarsa; o zaman caıiz olur. Şayet —bunları— vermekten kaçınırlarsa; bu hususta zor­lanmazlar.<br />
<br />
Şayet, o kimse ölmeden önce, bunları vasij´yet etmişse; te­rekesinden bunların ayrılması caiz olu/. Bu vasiyyeli, malının üçte birinden infaz olunur. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kadın, kocasından kendisinin fıtır sadakasını vermesini istese ve kocasının izni ve haberi olmadan kendi buğdayını, kocası­nın buğdayına katmış olsa, kocası da bu buğdayı —fıUr sadakası ola­rak— bir fakire verse, kadının sadaka-i fıtri caiz olur; kocasminki ise caiz olmaz. Bu, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göredir.<br />
<br />
Bir adamın evladları ve karısı olsa ve bu kimse bunların her birisi için sadaka-i fıtır olmak üzere buğday ölçüp ayırsa; sonra da bu buğdayın hepsini bir yere toplasa ve hepsinin de fıtır sadakasına niyyet ederek bir fakire vermiş olsa; bu durumda hepsinin de sada­ka-i fıtırlan caiz olur.<br />
<br />
Fıtır sadakası, kendilerine zekât verilebilecek herkese veri­lir. Yani, fıtır sadakasının sarf edileceği yerler, zekâtın sarfedîleceği yerlerin aynıdır. Hulâsa´da da böyledir. [36]<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zekatla ilgili Fetvalar - Fetavayi- Hindiyye Zekat</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1- ZEKATIN MANASI, SIFATI VE ŞARTLARI</span><br />
<br />
<br />
Şefcât: Bir müslümanın, Hâçmıî veya bir Hâşİmî´nin kölesi olmayan, müsliiman bir fakire, ondan hiç tir menfaat beklemeksi­zin, sırf Allah nzasi için, i malını verniesidir. Zekâtın şerif şerifteki tarifi budur. Tefeyîn´ de de bökedir. [1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekâtın Sıfatı :</span><br />
<br />
<br />
Zekât, muhkem bir farzdır. Onu inkâr eden Jcalir olur. Ver meyen ise öldürülür. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Malın üzerinden tam bir sene geçince, zefcâtını^hemen ve-mek vacip olur. Özürsüz olarak, zekâ*, vermeyi geriye bırakan kim­se ise günahkâr olur.<br />
<br />
Râzî´nin rivayetinde, zekâtın verilntesi fevrî değildir, (yani, farz olur olmaz, hemen vermek gerekmez.) Bir kimse onu Ömrünün so­nuna kadar tehir edebilir. Ancak, evvelki kavil esahhtır ve zekâtını tehir edip ölürken veren kimse günahkâr olur. Telızîb´de de böyle­dir.<br />
<br />
Veya, bir kimse verilmesi gereken zekâtını,-malından Sı­rırken, ^-onun zekât olduğuna— niyyet etmelidir: Kenz´de de böyle­dir.<br />
<br />
Zekât vermeye niyyeıt eden kimse, maluıdan bit-şey ayırma­dan, senenin sonuna kadar, zaman zaman tasaddıakta bulunsa ve bu sadakaları verirken, zekâta niyyet etmiş olmasa, verdiği bu sadaka­lar, zekât olarak caiz olmaz. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bu sadakaları verdiği sırada, kendisine, «bunu ne için veriyorsun » denilse ve o kimsenin de, hiç düşünmeden: »Zekât olarak veriyorum.» demesi mümkün olsa, o şahsın bu hali niyyet olur.<br />
<br />
Ancak, bir kimsenin : «Senenin sonuna kadar verdiğim sadaka­ları, zekâtıma niyyet ettim.» demiş olması caiz olmaz. SSrâciyye´de de böyledir.<br />
<br />
Zekâtını vermek üzere, birisini vekil eden kimsenin —zekât için ayırdığı malı—o kimseye verirken, zekât için niyyet etmesi caiz olur. Şayet, bu şahsı vekil tayin ederken değil de, bu vekile, zekâtı verirken niyyet etmiş olsa yine bu niyyeti caiz olur. Mî´râcü´d - Dirâ-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, başka bir şahsa zekâtını verip onu fakirlere ver­mesini emretse, o kimse de verirken niyyet etmese, bu da caiz olur. Çünkü, bu durumda, âmirin niyyeti bulunmaktadır. Serahsî´nin Mu-hıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtını vermek üzere vekil tayin ettiği şahsa, zekâtını verdikten sonra, henüz o vekil zekâtı fakirlere dağıtmadan önce, zekâtın, sahibi niyyetini değiştirip yenilemiş olsa, ikinci niy­yeti ne ise o, caiz olur.<br />
<br />
Bu kimse, malının zekâtından vekiline bir kaç dirhem vermiş olsa, memur (= vekil) onu fakire vermeden önce, amir, o miktarın, , nezri yerine verilmesine nıyyet etse, verilen o şey zekât değil, nezir olur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât vercek olan bir kimse, bir şahsa : «Eğer, şu eve gi­rersem, Allah için, sana şu yüz dinarı vereceğim.» demiş olsa ve o kimse de, mezkur eve girse, zekât verecek olan kimse de, o yüz di­narı zekâtı yerine vermeye niyyet etse; bu yüz dinar, zekât olarak caiz olmaz. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Kendisine emanet olarak konulmuş -bir malı zayi etmiş bu­lunan bir kimse, emanetin sahibi olan fakir kimsenin düşmanlığın­dan kurtulmak için, zayi olan emânetin bedelini, o fakir şahsa zekât niyyeti ile verse bu, caiz olmaz. Fetâvâyi Kâdîbân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, niyyetsiz olarak fakire vermiş olduğu bir malı, henüz fakir harcamadan zekât olarak niyyet etmiş olsa, bu caiz olur. Fakat, fakir harcadıktan sonra, böyle niyyet etmiş olması caiz ol­maz. Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, başka bir şahsın malından, mal sahibinin haberi olmadan, bir fakire zekât vermiş olsa ve mal sahibi de buna razı olsa; eğer bu durumda ayiu mal, aynı fakirin elinde bulunmakta İse, bu zekât caiz olur. Aksi takdirde caiz olmaz. Sirâciyye´de de böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimse, ihtiyacından fazla olan malının hepsini tasad-duk eylese de, bu halde zekâta niyyet etmemiş bulunsa, bu kimse­den zakâtm farziyyeü düşer. Bu istihsandır. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Nafile tasaddukta, niyyetin bulunmuş olması ile olmaması arasında bir fark yoktur.<br />
<br />
Bir kimse, nisabının tamamını nezir veya başka bir vacip niyyeti ile, fukuraya vermiş olsa, neye niyyet etmişse onu vermiş olur. Diğerine ise borçlu kalır.<br />
<br />
İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, nisabının bir kısmını fa­kire hibe etmiş olan, mal sahibinden zekât sakıt olur. Tebyîn´de de<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
İmâmı A´zam Ebû Hanîfe CR.A.) ´den de bunun gibi bir rivayet gelmiştir. Bu kavil, eşbehtir. Zâhîdî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir fakirde alacağı olan bir kimse, bu alacağından vaz geç­miş olsa; zekâta niyyet etsin veya etmesin vazgeçmiş bulun­duğu bu malın zekâtı kendisinden düşer. Çünkü o,*helak olmuş mal hükmündedir.<br />
<br />
Fakat, bu kimse, bu alacağından bir kısmından vaz geçmiş ol­sa, vaz geçtiği kadarının zekâtı zimmetinden sakıt olur.<br />
<br />
Bu kimse, vaz geçtiği miktarı, kalan alacağının zekâtına niyyet etmiş olsa bile kalan alacağının zekâtı, bu şahsın üzerinde kalır. (Yani onun da zekâtını vermesi^ gerekir.) Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir zenginde olan ve üzerinden bir yıl geçmiş bu­lunan alacağını o zengine bağışlamış olsa, Câmî´in rivayetinde, esahh olan kavle göre, o kimse bağışlamış bulunduğu bu malm zekâtını da borçlu olur. Serahsî´nin Mııhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir fakire başka bir fakirde olan alacağının ze­kâtı niyyeti ile bağışlamış olsa veya kendisinin yanında bulunan ma-Jımn. zekâtı niyyeti ile bağışlamış olsa, bu caiz olmaz. Kâfi´de de böyledir.<br />
<br />
Bİf kimsenin, bizzat yanında bulunan malının zekâtını, biz­zat yanında bulunan malı ile veya alacağının zekâtım, bizzat yanında bulunan malının zekâtı yetine sayması caiz olmaz. Ancak, alacağını, almamış bulunduğu! alacağının yerine zekât olarak verse caiz olur. Seraibsî´nm Muhiyt´inde de böyfödir.<br />
<br />
Zekât verecek kimsenin zekâtını açıktan vermesi, nafile sa­dakalarını ise gizli vermesi daha efdaldir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir fakire; bağış veya bprç diyerek para veren kimsenin, zek&amp;ta niyyet etmesi caiz olur. Esahh olan görüş budur. Bahrü´r -Râık´ta da da böyledir. [2]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekâtın Vücubunün Şartları:</span><br />
<br />
<br />
Bir kimseye zekâtın farz olması için şu şartlar vardır : [3]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hürriyet :</span><br />
<br />
<br />
Bir kimseye zekâtın farz olması için, o kim-senin hür olması şartır. Köleye zekât,, —kendisine<br />
<br />
ticaret izni verüL miş olsa bile-^- farz değildir.<br />
<br />
Mükatep, ümm^ü veled ve müdeber de böyledir. Yani, bunlann da zekât vermeleri farz değildir. Ebû Hanîfe (R.A.) ye göre, müstes´-â*mn hükmü de mütkâtebin hükmü gibidir. Bedâî´de de böyledir. [4]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İslâm</span><br />
<br />
<br />
Bir kimseye zekâtın farz olması için, o şahsın müslüman olması gerekir. Kafirin zekât vermesi faiz değildir. Be-dât´de de böyledir.<br />
<br />
Bize göre, islâm, zekâtın, vücubünun şartı olduğu gibi, bekası­nın, da şartıdır. Mesela: Kendisine zekât farz olduktan sonra, irtidâd eden bir kimseden, —Kİlümde olduğu gibi— zekâtın farziyyeti düşer. Ve bu kimse, senelerce irtidad halinde kaldıktan sonra,.yeniden müslüman olsa, mürted olarak kaldığı o senelerin zekâtı kendisine farz olmaz. Mİrâcü´d - Dirâye´de de böyledir.<br />
<br />
es - Sıyr, Fîmâ´da : Dâr-ı harbde müslüman olan bir kâfir, müslüman olduktan sonra, orada senelerce yaşasa, sonra da çıkıp îslâm Diyarına gelse; bu kimseden îmâm, (=: veliyyül-emr) zekât namına hiç bir şey almaz. Çünkü, bu kimse, o veliyyü´l - emrin vela­yeti altında değildi ki, kendisine zekât vermek vacip olsun<br />
<br />
Ancak, bu kimse îalâm Diyarına gelmeden önce zekâtın: farz olduğunu biliyor idiyse, onun zekât vermesi ile fetva verilir. Btt nu bilmiyor idiyse, zekât vermesine fptva yoktur; onun zekât verme­si vacip olmaz.<br />
<br />
İslâm Diyarında müsiüman olan kimselerin durumu; bu kaide­nin hilafınadır. Çünkü, bu kimselerin zekât! vermesi, zekât verme­nin farz olduğunu bilseler debilmeseİer de— farzdır. Sirâcu 1 - Y«h-hâc´da da böyledir. [5]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Akıl Ve Bulûğ :</span><br />
<br />
<br />
Bir kimseye zekâtın fa^z olması için, o kimsenin, akıllı ve bulûğa ermiş olması şarfctır.<br />
<br />
Çocuğun ye delinin; zekât vermeleri farz değildir. Ancak, delaliğin/, sene boyunca devam etmesi gerekir. Cevheretü´n-Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Bir mecnun (= deli), nisaba ulaşacak mala sahip olduktan son­ra, senenin bazı günlerinde delilikten çıkmış olsa, ^-bu günler, ister senenin başında, ister senenin sonunda bulunsun; ister çok, isterse az olsun—, o delinin/zekât vermesi farz olur. Aynî´de de böyledir. Zahirü´r - rivaye budur. Kâfî´de de böyledir. SadruH - İslâm Ebû´l* Yüsr : «Bu esahhtır,» demiştir. Ebî´1 - Mekârim´in Nikâye Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Bu, anzî cinnetlerdedir. Bu ise, bulûğdan sonra ve geçici olarak meydana gelir.<br />
<br />
Fakat, Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre, deli olarak bulûğa erişen kim­se için, iyileşmiş olduğu zaman senenin başlarına itibar edilir. Kâfî´­de de böyledir.<br />
<br />
Çocuk da böyledir. Bulûğa eriştiği zaman, senenin evveline itibar olutıur. Yani, bulûğa erdiği günden itibaren, zaman işlemeye başlar. Bu andan itibaren, bir yıl dolunca, o çocuğa zekât farz olur. Tebyüı´de de böyledir.<br />
<br />
Baygın olan bir kimsenin, baygınlığı bir yıl devam etse bile kendisine zekât farz olur. Fetâvâyi Kİidîhân´da da böyledir. [6]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nisab Miktar! Mal :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şartların­dan biri de, malın nisab miktarına baliğ olmasıdır. Nisap miktarın­dan az olan mal için, zekât farz olmaz. Kenz Şerhi Aynî´de de böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimse, bir sene tamamlanmış olduğu için mevcut ikiyüz dinarının zekâtı olarak, bir fakire veya zekâtını dağıtmak üzere kendisine vekil ettiği bir şahsa, beş dinar vermiş olsa; sonradan da, dinarlarının iki yüz değil ide, altmış dinar olduğu anlaşılsa, ze­kâta konu o ian malm nisaptan az olması sebebi ile, bu beş dinar zekât olmaz. Fakat, o kimse, bu beş dinarı, fakirden geri almayı is­tese, geri de alamaz. Vekilinden almak istediğinde, şayet vekili o beş dinarı fakire vermişse, ondan da alamaz. Ancak, vekil fakire verme­mişse, bu dinarları sahibi geri alır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [7]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mala Tam Malik Olmak :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şart­larından birisi de, tanT temellük yani kişinin mala tam sahip olması­dır.<br />
<br />
Tam temellük, malın kişinin elinin altında bulunmasıdır. Mal, bulunduğu halde, kişinin elinin altında olmazsa, (eline alma­dan önce, kaidının kocasında olan mehri gibi) veya mal elinde oldu­ğu halde, kişi ona tam sahip olmazsa, (mükatep veya borçlu gibi) bu kibi kimselere zekât vermek farz olmaz. Slrâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Teslim alınmadan Önce parası Ödenmiş bulunan mala ge­lince, «Bu mal nisaba -^dahil— değildir.» diyenler olmuşsa da, esahh olan, onun nisab (a dahil) olduğudur. Yani, bu malın da ze­kâtı verilir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ticaret için kölesine mal vernüş olsa ve o köle de kaçsa, o mal için zekât farz olmaz. Mecma´ Şerhin´de de bövle-dir.<br />
<br />
Bir kadının, kocasından bin dinar mehir alacağı olsa da, seneler geçmesine rağmen, bu kadın, kocasından bu parayı almamış bulunsa; kadına, bu bin dinardan dolayı zekât farz olmaz. Muzma-rât´da böyledir.<br />
<br />
Rehine verilmiş olan bir mal, kendisine rehin olarak bıra­kılmış olan kimsenin elinde bulunduğu müddetçe, rehine bırakan kimsenin bu maldan dolayı zekât vermesi gerekmez. Bahrü´r -Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Kendisine ticaret yapmak için izin verilmiş olan bir kölenin, elinde bulunan mal, borcunu karşılamıyorsa, bu mal için de zekât yoktur.<br />
<br />
Eğer, bu kölenin borcu yoksa, kazancı efendisinindir. Bu malın üzerindne bir sene geçince, zekâtını vermek, o kölenin efendisine farz olur. Mi´râcü´d- Dlrâye´de de böyledir.<br />
<br />
«Münasip olan, almadan önce, zekâtını vermektir.» denil­miş ise de; sahih olan, almadan önce zekâtının verilmesinin lazım gelmiyeceğidir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Yolcu olan kimselere de, mallarının zekâtını vermeleri farz ölür. Çünkü, o yolcu, naibi vasıtası ile harcamada bulunma yetkisi­ne sahiptir. Fetâvâyi Kâdîhân in Ticaret Malı Bölümü´nde de böy­ledir. [8]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Havaic-İ Asliyeden Fazla Mal :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olması­nın şartlarından biri de, malm havaic-i asliyeden (— aslî ihtiyaçlar­dan) fazla olmasıdır.<br />
<br />
İçinde oturulan eve, giyilen elbiseye, evin zarurî eşyaları­na, binek hayvanlarına, hizmet gören kölelere, kuiamlan silahlara, aile fertlerinin bir senelik yiyeceğine, altın ve gümüşten olmayan kap kaçağa zekât gerekmez. Keza, cevahir, inci, yakut, zümrüt ve benzeri şeylere de, —şayet bunlar ticaret îçin kullamlmıyorlarsa— zekât gerekmez. Keza, nafaka temini için bulundurulan para için de zekât gerekmez. Hidâye Şerhi Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
İlim ehlinin kitaplarına, sanatkârların aletlerine veya evde kullanılan aletlere de zekât gerekmez.<br />
<br />
Fakat, elbise boyacısı olan bir kimsenin, başkasının elbisesini boyamak için satm almış bulunduğu boya ve zaferân gibi şeylerin kıymeti, nisap miktarına ulaşır ve bunun da üzerinden bir sene ge­çerse, bu gibi şeylerin zekâtlarının verilmesi farz oîür.<br />
<br />
Keza, bir iş yapmakta kullanmak için satın alman ve yapılan işte tesiri ve izi kalan, (dibagatta kullanılan yağ gibi) şeylerin üze­rinden sene geç&#36;e ve bunların miktarı da nisaba baliğ olsa, bunların da zekâtının verilmesi lazım gelir.<br />
<br />
Şayet, o şeyin kullanıldığı işte, bir eseri ve bir izi kalmazsa, (sa­bun gibi veya çöğen gibi) bu gibi şeylere zekât gerekmez. Kifâye´de de böyledir. [9]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Borçlu Olmamak :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şartlarından biri de, borçlu olmamaktır.<br />
<br />
0 Alimlerimiz - «Kullar tarafından talep edilen borçların hep­si zekâtın farz olmasına manidir. Bu borç; ister kulların her hangi birinin, ödünç gibi; alınmış olan bir şeyin bedeli gibi, telef olunmuş bir şeyin ödenmesi gibi, yaralama diyeti gibi bir alacağı olsun; is­terse nakitlerden, ölçülebilen, tartılabilen şeylerden veya elbise, hayvan kan bedeli ve emsali gibi şeylerden olsun; isterse bu borçlar, te´cil edilmiş olsun veya isterse bu borç, zekât borcu gibi Allah için bir borç olsun, bunların hepsi, —zekâtın farziyyetine mani olma bakımından— müsavidir.» demişlerdir.<br />
<br />
Bu borç, şayet saimenin zekâtından dolayı bir borç olursa, âlimlerimiz arasında bir ihtilaf olmaksızın, zekâtın vücubuna mani olur, İsterse bu borç, bir kimsenin bizzat yanında bulunan mal gibi, ayni mal olsun; isterse, nisabın helak olması sebebi ile zimmette kalmış olan bir borç olsun, müsavidir.<br />
<br />
Eğer bu borç, meyvelerin ve ticaret mallarının zekâtı sebebi ile meydana gelmiş bir borç olursa, bunlar4 hakkında âlimlerimiz ara­sında ihtilâf vâki olmuştur. İmâm Ebû Hanîfe CR.A.) ile İmâm Afu-hammed (R.A.)´in görüşlerine göre, bunlar da sahne gibidir. Eğer borç, toprağın haracı gibi olursa, miktarı kadarının zekâtına mani ölu£. Bu kaide, haraç hakkı ile alındığı ve buğday zamanına eriştik-ten sonra senenin tamam olduğu zaman geçerlidir. Eğer, buğday zamanına erişihnemişse haraç vermek yoktur.<br />
<br />
Haksız olarak alınmış olan mallar, sene tamam olmadan önce alınmadığı müddetçe, zekâtın vücubuna mani olmaz.<br />
<br />
Öşür arazisinden mahsul çıktıktan sonra, zekâtı verilmeden he­lak olsa, mislini ödemek gerekir. Bu, dirhemlerin üzerinden sene ge­çerse, üzerine zekât yoktur. Tatarhâniyye de de böyledir.<br />
<br />
Keza, mehir de, ister müeccel olsun, ister muaccel olsun ze­kâtın vücubuna manidir. Çünkü mehir, istenilerek bir borçtur. 3e-rahsî´nin Muhiyt´inde de oöyledir. Zahirî mezhepde sahih olan bu­dur.<br />
<br />
el - Bezdevî, Câmiu´l - Kebîr Şerhinde : «Âlimlerimiz şöy­le demişlerdir : Bir kimsenin üzerinde, karısının mehr-i müecceli olsa ve bu kimse de onu vermek istemese, bu hâl, zekâtın vücubuna mani olmaz. Çünkü, bunu istemek adet değildir. Bu, yukarıda da geçi İği gibi güzeldir.» demiştir. Cevâhirü´I - Fetâvâ´da da böyledir.<br />
<br />
Fakat, hanımların nafakaları borç değildir. Bu borç, haki­min karârı ile veya iki tarafın rızasrile olsa bile, .zekâtın vücubuna mani değildir. Hakimin kazası veya iki tarafın rızası olmasa da du­rum aynıdır. Mahremlerin nafakaları da böyledir Hakimin bir aydan aşağı olan kısa bir müddetle hüküm verdiği zaman durum böyledir. Nafakanın müddeti uzun olursa, durum yine böyledir. Fakat; bu tak­dirde, bu miktar nisabtan çıkarılır. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bunların tamamı, zekât kendisine vacip olmadan önce, zim­metinde bu borçlar bulunduğu zamandadır. Fakat zekât vacip olduk­tan sonra, br kimse borçlanmış olursa, bu borç, zekâtın farziyyetini düşürmez. Cevheretü´n - eyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Fakat, bu borç, senenin içinde arz olmuş ise, bu hususta, Uyûn´da : «Bu, durumda, İmâm Mujıammed (R.A.), zekâtı men eder; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.). ise, zekâtı men etmez.» denilmiştir. Serah-sî´nin Muhiyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, ticaret için bir kölesi olsa ve bu köleden do­layı da bir miktar borcu bulunsa, malından, bu borç miktarı kada­rın m zekâtı gerekmez.<br />
<br />
Bir kimsenin, başka bir şahıstan bin dirhem alacağı olsa, borç­lu olan şahsın da, kendi emri ile veya emri olmadan bir de kefili bulunsa; asıl borçlunun ve kefilinin de Ijiner dirhemleri bulunsa ve bu dirhemlerinin üzerinden de bir sene geçmiş olsa, borçluya da, ke­file de, —bu biner dirhemlerinden dolayı— zekât vermek farz olmaz.<br />
<br />
Bir-kimse, başka bir kimsenin bin dirhemini gasfaetmiş olsa, ikinci bir şahıs da, geüp onun elinden bu bin dirhemi gasbetse ve bu bin dirhemi harcasa; bu iki gasıbında şahıslarına ait biner dir­hemleri bulunsa ve bunların da üzerlerinden birer yıl geçmiş olsa; birinci gasıb, bin dirheminin zekâtını verir. îkinci-gasıb içinse —bu bin dirheminden dolayı zekât vermek gerekmez. Fetâvâyİ Kâdîhân-da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, bin dirhemi ve bin dirhem de borcu olsa: ti­caret için olmayan hizmetçisi ve evi de bulunsa, bunların kıymetle­ri on bir dirhem bile olsa, o kimsenin zekât vermesi´gerekmez. Çün­kü elindeki, borcunun karşılığıdır. Borç, bunlara harcanmıştır. Ev ile hizmetçi ise, o kimsenin hacet-j asliyesindendir. Ve borç, bunla­ra harcanmamıştır.<br />
<br />
Bu ev ile hizmetçi, o kimsenin zekât almasına da mani değildir. Çünkü bunlar, ihtiyacını gidermez; bil-akis ihtiyacını artırır. Bu, Ha-san-ı Basrî´nin kavlinin manasıdır. O : «Şüphesiz ki, sadaka (= ze­kât), on bin dirheme sahip olan kimseye bile helal olur.» de­miştir. «Bu nasıl olur. » diye soranlara İse : «Evi, hizmetçisi ve si­lahı bulunup, bunları satamayan kimselerin durumu böyledir.» de­miştir.<br />
<br />
Keza, âlimlerimiz : «Çok kıymetli kitaplara sahip olan bir âlim, eğer onlara muhtaç ise, ve başka bir şeyi yoksa bu âlimin zekât alması helal olur. Ancak, bu kimse, ihtiyacından başka, iki yüz dirhem bir fazlalığa sahip bulunursa, bu durumda, o âlimin ze­kât alması,haram ölür.» İmâm Serahsî´nin Mebsût Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Kitabın ihtiyaçtan fazla olması, her tasniften, iki nüshadan fazla olmasıdır. «Üç nüshadan fazla olmasıdır.´) da denilmiştir. Fa.kat, muhtar olan, birinci kavildir. Yani, iki nüshadan.fazlası, fazla demektir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir alacaklı, alacağından vaz geçip, borçlunun borcu´ düş­tüğü zaman, İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, borcun düştüğü güne itibar edilir. O günden itibaren, üzerinden tam bir sene geçince, borcundan vazgeçilmiş olan kimsenin üzerine zekât farz olur. Fet­hü´l - Kaclîr´de de böyledir.<br />
<br />
Nezirler, keffaretler, fıtır sadakaları ve hac gibi, kullar tara­fından istenilmeyen her borç, Allah borcu gibidir ve bunlar zekâta mani değildir. Serahsî´nin Muhlyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bulunmuş eşyaların, tazminatı ile hak sahibine vermeden Önceki Ödemelerin tazminatı da zekâta mani değildir. Tatarhânîyye´-de de böyledir.<br />
<br />
Âlimler : «Ödemelerin tazminatı, sene içinde olursa, zekâ­ta manidir; sene çıktıktan sonra olursa, mani değildir.» demişlerdir. Bedâî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, eğer dirhemler, .dinarlar, ticaret malları ve ev hayvanüarı gibi muhtelif nisablara sahip olursa ve bu şahsın borcu da bulunursa; bu; kimse borcunu, önce dirhem ve dinarlarına karşı­lık tutar. Eğer borcu, bunlardan fazla olursa, ticaret mallarını da borcuna karşı tutar. Ondan da fazla gelirse, hayvanlarını karşılık tutar. Şayet hayvanları muhtelif cinslerden ise, en az olanların, bor­cuna karşılık tutar. Eğer, mallar değerce müsavi olurlarsa, dilediği­ni borcuna karşılık tutar ve bu kimse, borcunu karşıladıktan sonra, kalan malının zekâtını verir. Tebynvde de böyledir.<br />
<br />
0 Bu ^hükum—, âmil (= zekât toplama memuru) hazır bu­lunduğu zaman içindir. Amil hazır bulunmazsa, mal sahibi serbest­tir. D:lerse, alacağını sâimeye sarfeder ve zekâtını sâimeden verir. Çünkü mal sahibinin, ikisinde.de eşit hakkı yardır. İhtilaf, âmilde­dir. Çünkü onun, dirhemlerden değil, sâimeden zekât almaya vela­yeti´ vardır. Bunun içindir ki, alacağını dirhemlere harcar ve zekâtı sâimeden alır. İmâm Serahsî´nin Mebsût Şerhî´den de böyledir.<br />
<br />
İkiyüz dirhemi ve hizmetçileri bulunan bir kimse, hizmet­çilerini evleııdirse ve ihtiyacı kadar da borç buğday alsa, bu durum-da, iki yüz dirhemi de durmakta olsa, bu kimsenin zekât vermesi la­zım gelmez. Çünkü, malı yok demektir.<br />
<br />
İmâm Züfer ise : «Bu kimse, alacağını, cinsine sarfederse, zekât verir.» demiştir. Kâfi´de de böyledir. [10]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nisabın Namı Olması :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şartla­rından bivi de, nisabın namî (= çoğalıcı) olmasıdır.<br />
<br />
Nema (= çoğalma) ´ya, doğma, doğurma,, kazanma, kâr et­me gibi hakiki olur; veya bir kimsenin kendisinin veya naibinin elinde malın temekkünü (= durması) sebebi ile artıma el verişil olan mal gibi takdirî olur. Hakikî nema da, takdirî nema da, hılkî ve fi´li olmak üzere ikişer kısma ayrılırlar. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Hılkî olanlar*/ allın ve gümüştür. Çünkü bunlar, bizzat in­tifa için, yani havaic-i asliyyeyi gidermek bakımından elverişli değil­dirler. Ticaret için niyyet edilsin veya edilmesin, bu gibi malların ze­kâtı verilir. Nafakaya niyyet edilmiş olsa bile bunların zekâtı verilir. Fiilî olanlar ise, altın ve gümüşün dışında kalanlardır.<br />
<br />
Fiilî olanlarda nema ise, ticarete niyyet etmekle olur. Ticaret mallarına veya otlak hayvanlarına ilave edilmezlerse, bunlara itibar edilmez.<br />
<br />
Ticarete niyyet ise, ya sarahaten (açıkça) olur veya delaleten olur. Sarih olan ticaret, bu alış verişin akdi esnasında, ticarete niy­yet etmekle olur. Memlûkün ticaret için olması da böyledir. Bu akdin, satın alma veya kiralama olması ve bedelinin de nakid veya uruz olması da müsavidir.<br />
<br />
Öelâleten ticarete niyyete gelince : Serahaten ticarete niyyet edilmemiş olsa bile, bir malın kendisini, ticaret sebebi ile satın al­mak veya ticaret için bir evi kiraya vermek gibi durumlardır. Bu durumlarda ticarete niyyet edilmemiş olsa bile, yapılan işlem ticaret olmuş olur.<br />
<br />
Sedâü´de : «Burada ihtilaf, bu malın bedeli hususundadır, Men­faatler ticaretin aynıdır.» denilmiştir. Kitebü´z - Zekât´ta ; «Bu ihti­laf, niyyetsiz ticaret hakkındadır.»; CâmTde ise : «Durmak, niyyete delalet ´eder.» denilmiştir. Bu mesele hakkında iki rivayet vardır. Belh´li âlimler, Cami´in rivayetim doğru bulmuşlardır.<br />
<br />
Bir kimsenin, hibe, vasiyyet, nikâh, mehir, hulû´ (= bir ka­dının kocasına, kendisini boşaması için talâk karşılığı olinak üzere, uzlaşarak verdiği para veya mal), bir kimsenin kasden Öldürülen bir yakınî için, suih sebebi ile kısas yolu ile sahip olduğu şey, veya azat olma bedeli gibi şeyleri, ticarete niyyet etmesi sahih olmaz. Esahh olan görüş budur, Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, varis olduğu malı da, ticarete niyyet etmesi sahih olmaz. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
0 Bir varis, mirasım aldığı adamın ölümünden sonra, otlak hayvanlarını ve ticaret malarını üsaraeye veya ticarete niyyet etse, bu malların zekâtım vermek, p varise farz olur. Böyle bir niyyeti ol­maması halinde ise, bazı âlimler : «O kimseye/ zekâtı farz olur.»; bazıları ise : «farz olmaz» demişlerdir. Serahaî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ticaret için bir cariye alsa, sonra da da onu hiz­metinde kullanmaya niyyet etse, o cariyenin bedeline zekât düşmez. Zahidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir malın zekâtının verilmesi için, o malın, ya sahibi olan kimsenin veya naibinin elinde bulunması ve bu malın artması veya temekkün etmesi şarttır. Artması olmayan ve temekkünü bulunma­yan mal için zekât yoktur. Nitekim, mâl-i zımâr (= tahsili mümkün olmayan alacak böyledir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Mâl-i zımâr : Aslında, bir kimsenin malı plan ve önün mül­kine dahil bulunduğu sırada elinden çıkıp, bir daha geri dönmesi umulamayan mal, demektir. Muhiyt´te de böyledir.<br />
<br />
inkâr edilen borç ye zoraki alman mal, üzerlerine, beyyine-leri, şahitleri, senetleri veya benzeri şeyleri yoksa, mâl-i zımâr´dan-dır. Ancak, bunların beyyineleii, şahitleri veya senetleri varsa, ze-kâttarını vermek farz olur.<br />
<br />
Ancak, gasbedilnüş olan otlak hayvanları için, gasbeden kimse durumu ikrar etse bale, zekât verilmez.<br />
<br />
Kaybolan mal, kaçan köle, müsadere ile alınmış olan mal, deni­ze düşen veya sahraya gömülüp yeri unutulan mal da, mal-i zımâr hükmündedir.<br />
<br />
Fakat, eve gömülen, mal, gömülen ev başkasının evi olsa bile, yerinin unutulmasından dolayı, mâl-i zunâr sayılmaz. Bahrü´r - Râik´ ta da böyledir<br />
<br />
«Mal, bir kimsenin kendi arazisinde veya bağında gömiÜtt ise, bu malın zekâtını vermek farzdır.» denilmiştir. Çünkü, o kim­senin, malını bulmak için, arazisini kazması mümkündür.<br />
<br />
«Bu durumdaki malın zekâtı, farz olmaz» da denilmiştir. ÇUn-kü, arazinin tamamım kazmak zordur.<br />
<br />
Fakat, ev, bunun hilâfınaidır. Ancak&gt; ev çok büyükse, gömülü bulunan o mal, nisap olarak hesaba alınmaz.<br />
<br />
«Borç, inkarcının üzerinde olduğu halde, şahit ve senet, sağlam ve âdil değilse, o mal için zekât farz olimaz.» denilmiştir. Sahih olan İse, bu durumda zekâtın farz olmasıdır. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Üzerine bir beyyine, bir delil olmadığı için inkâr edilen bir borç için, yıllarca sonra —borçlu olan kimsenin insanlar arasında borcunu ikrar etmesi gibi— bir .beyyine olursa, bu durumda bile, o alacağa zekât gerekmez. Tebyîn´de tde böyledir.<br />
<br />
Eğer kadı, bu alacağı biliyorsa, bu alacağın geçmiş senelere ait zekâtının da verilmesi farz olur. Borçlu olan kimse, borcunu ik­rar ediyorsa, bu alacağın zekâtının mutlaka verilmesi lâzımdır. Bu durumda, borçlunun fakir olması, zengin olması veya müflis olması müsavidir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R^J ve İmâm Ebû Yûsuf İKA.) ´un ka­villerine göre, borç, bir müflisin üzerinde olsa, kadı da ondan tahsil etmiş Munsa ve alacaklıya gönderse, fakat bu, alacakılya senelerce sonra ulaşmış olsa, bunu alan kimsenin, bu alacağının geçmiş sene­lere ait zekâtlarını da vermesi icabeder. Kâdîhân´m Câmiu´s - Sağîr´-inde de böyledir.<br />
<br />
Bir borçlu, borcunu, gizlide ikrar ve açıkta inkâr etse, bu alacak nisaba dahil edilmez.<br />
<br />
Bir borçlu, borcunu ikrar etse, fakat bunu hakimin huzurunda inkâr etse; sonra borçlu olduğuna dair şahidter getirilse; şahidlerin ta´diîi için (=; âdil olup olmadığını araştırmak için) zaman geçse; sonra da bu kimsenin borçlu olduğuna hükmedilse, borçlunun, ka-dı´nıh huzurunda, borcunu inkâr ettiği zamanüar için, bu alacağın zekâtı hükmdluriduğu zamana kadar, gerekmez. Fetâvâyi Kâdîhân-da da böyledir.<br />
<br />
fe Bir kimsenin borçlusu kaçsa, alacaklı olanın da bu kimseyi bulmaya gücü yetse; veya kaçan adamın bir vekili bulunsa, bu du­rumda alacaklı olan şahsın, bu alacağının zekâtını vermesi gerekir. Fakat, alacaklının, bu alacağını almaya gücü yetmezse, bu alacağı için zekât vermesi gerekmez. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
İmâm-i A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)N*e göre, diğer borçlar üç mertebededir :<br />
<br />
a)- Zayıf Alacaklar : .Bunlar, vasiyyet gibi, asla hiç bir şeyin karşılığı olmayan borçlarla; mehir, muhalaa, dem-i amd´den musâla-ha, diyet ve kitabet gibi mal olmayan şeylerin bedelleri olarak sabit ve hasıl olan ve talep edilen borçlardır. Bunlar. alınıp, üzeri^t^1 bir yıl geçmedikçe, zekâtlarının verilmesi gerekmezi;<br />
<br />
b)- Vasat Alacaklar : Ticaret malları veya hayvanlar gibi ol­mayan malların bedelleri (yani, havaic-i asliyeden olan, yenilen, içi­len, giyilen ve benzeri malların bedelleri ile, kiralanan ev ve akarla­rın ücretleri gibi şeylerden dolayı olan alacaklar, Vasat Alacaklardır. Sahih olan rivayete göre, bu borçların bir sene geçmesinden sonra, alınan nisab miktarının zekâtı verilir.<br />
<br />
c.- Kuvvetli Alacaklar : Ticaret mallarının bedeli (yani, yanın­da biı- sene baki kalarak zekâtı´lazım gelen paralar, emsali mallar ve sevâimin" bedeli olan alacaklar da, Kuvvetli Alacaklaradır. Bunla-<br />
<br />
nn miktarı, nisaba baliğ olur ve üzerinden de bir yıl geçerse, alındığı zaman zekâtı yerilir. Zâhidî´de de böyledir.[11]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Malın Üzerinden Bir Sene Geçmesi :</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın farz olmasının şartlarından birisi de, malın üzerinden bir sene geçme­sidir.<br />
<br />
Zekâtta kameri seneye itibar edilir. Gunye´de de böyledir.<br />
<br />
Nisâb, senenin başında ve sonunda tamam olursa, zekât ve­rilir. Nisabın, sene içinde noksanlaşrnış olması, zekâtı düşürmez. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Ticaret malı veya nakit, kendi cinsi ile veya kendi cinsinden. olmayan bir şeyle değiştirilmiş olsa, bu durum, sene ilgili hükmü kesmez.<br />
<br />
Otlak hayvanları, kendi cinsleri ile veya kendi cinsinden olma­yan bir şeyle değiştirilmiş olsa, sene ile ilgili hüküm kesilir. Yani, bir senelik müddet, bu değiştirilme zamanından itibaren sayılır. Se­rahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Nisab miktarı mala sahip olan bir kimse, sene içinde, elin­de olan malın cinsinden, yeni mallara nail olmuş olsa, bunları, ön­ceki mallarına ilave ederek zekâtını—hesaplar ve— verir. Nail oldu­ğu fazlalık, ister kendi malının artmasından olsun, ister başka şe­kilde artmış bulunsun, bu fazlalık önceki malına eklenir. Bunun, miras, hibe veya başka bir yolla artmış olması da müsavidir-<br />
<br />
Sene içinde nail olunan fazlalık, şayet bir kimsenin nail olduğu mal cinsinden değilse, bu fazlalık, önceki malın üzerine ilave edil­mez. Koyunu olan bir kimsenin, sene içinde develerinin de olması gibi... Cevheretü´n - Neyyiire´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, sene tamamlandıktan sonra, bu yeni mallara nail olursa, bunlar eski mallarının üzerine ilâve edilmezler. Bu yeni mal için, senenin yeniden bağlıyacağında ittifak vardır. Tahâvî Şerhi´nde ide böyledir.<br />
<br />
Bize göre, asıl mal, nisab miktarında ise, sonradan elde edilen mal, bu asıl mala İlave edilir.<br />
<br />
Fakat, asıl mal nisab miktarından az ise, sonradan sahip olunan mal buna ilave olunmaz.<br />
<br />
Yeni elde edilen malla, önceki inal, nisab miktarım buluyorsa, nisabın meydana gelmesinden itibaren bir sene geçince, bu maHann zekâtı verilir. Bedai´de de böyledir.<br />
<br />
Sonradan elde edilenlerle birlikte, otlak hayvanlarından, nisab miktarı mal meydana gelirse ve bunların üzerinden de bir se­ne geçerse, bunların zekâtını, sahibi olan kimse verir.<br />
<br />
Bir kimse, daha sonra bu hayvanları satar ve. bundan dolayı, dirhemleri olur ve bu dirhemlerle diğer dirhemleri, nisab miktarını -doldururca, îmânı Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, bu kimsenin hayvan­lardan elde ettiği para, önceki parasına ilave edilmez. Bil-akis, bu paranın zekâtının, senesinin başlangıcı elde edildiği zaman olur. Di­ğer iki imâiriimıza göre ise, bu para, önceki paraya ilave edilir ve hepsinin birden zekâtı verilir. Bu —kaide— satılan hayvanların pa­rasının tek başına nisab miktarına ulaştığı zaman geçerlidir. Fakat, bu para. nisap miktarı yoksa, bil-icmâ´ önceki paraya ilave edilir. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Öşrü verilmiş olan yiyeceklerin ve sadaka-i fitri verilmiş bulunan kölenin bedellerinin. Önceki paraya ilave edileceği hususun­da ittifak vardır.<br />
<br />
Bir kimse, sene başından önce hayvanlarım satmış olsa, bedel­lerini bil-ıcmâ´ kendi cinsi üzerine ilave eder; bu bedel dirhem ise, onu dirhemlerine; hayvan ise, onu hayvanlarına ilave eder.<br />
<br />
Bir kimse, hayvanının zekâtını verdikten sonra, o hayvanını el­de beslese, yani onu —kendisine zekât düşmeyen— ulufe hayvanı ha­line getirse ve sonradan da satsa, bü-icmâ* bu hayvanın bedeli ola­rak aldığı parayı, önceki parasının üzerine iüave eder. Sirâcül - Veh-hâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, haracını vermiş bulunduğu arazisini satarsa, be­delini aslî nisabına ilave eder. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
İmâm-ı A zam Ebû Hanîfe (RÂ, şöyle buyurmuştur : «Bir kimse, dirhemlerinin zekâtını vermiş olsa, sonra da bu dirhemlerle oÜak hayvanları .satın alsa, bu hayvanları, daha önceki hayvanlarına ilâve etmez. Çünkü, son aldığı hayvanlar, bedellerinin zekâtı veril­miş olan hayvanlardır.<br />
<br />
Kendisine, bin dirhem hibe edilen bir kimse, sonradan da bin dirhem elde etmiş ofsa; sene tamamlanmadan önce, kendisine bibede bulunmuş olan kimse, kadı´mn hükmü ile, bu hîbesioden geri dönmüş olsa, bu kimsenin sonradan elde ettiği bin dfrhem için de, bu andan itibaren bir sene geçmedikçe, zekât vermesi gerekmez. Çünkü, hibe edilmiş olan bin dirhemin başlangıcı olan zaman sene batıl olmuştur. Ona tabi olarak, sonradan elde ettiği bin dir­hem için de bu başlangıç batıl olmuş olur.<br />
<br />
Bir kimsenin tikiyüz dirhemi bulunsa, üzerinden üç sene geçse, ancak bir gün noksanı olsa; sonra bu şahsın eline beş dirhem daha geçse, birinci sene için beş dirhemi zekât olarak verir. Diğer seneler içinse, zekât vermez. Çünkü, ikinci ve üçüncü senelerde, zekât, bor­cundan dolayı, elindeki nisabdân noksan olmuş oîur.» Serahsî nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, ticaret mali olarak, değeri iki yüz dirheme eşit koyunları olsa ve bu koyunlar sene tamamlanmadan önce ölse-ler. Bu kimse, ölen koyunların derilerini yüzse ve onları tobağlasa; bu derilerin parası ise nisabı doldursa, sene tamam olunca, bunların zekâtını vermesi farz olur.<br />
<br />
«Çünkü, o yünler, ilk aylarda koyunların üzerinde idi. İkinci bö­lümde ise, ayrı yünler, derilerinin üzerinde idiler. Fakat, sene ta­mamlanmadan önce, koyunların ölümü ile senenin hükmü batıl- ol­muştur. (Derilerin bedeli, nisab miktarına ulaştığı -günden itibaren bir sene geçmedikçe, zekât farz olmaz.» denilmiştir. Fetâvâyi Kâdî-hân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, ticaret malı olarak bulundurduğu şırası, sone ta­mamlanmadan önce şaraplaşmış olsa; sonra da sahibi bu şarabı sir-keleştirse, bedeli nisaba ulaşsa bile, sene sonunda onun zekâtının verilmesi gerekmez.<br />
<br />
Bir mal nisaba baliğ olunca, zekâtını vermekte acele etmek caiz olur; nisaba erişmeden acele etmek ise^ caiz değildir. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bu durumda acele etmek, ancak şu üç şartla caiz olur :<br />
<br />
Acele edildiği zaman, sene tamamlanmış olmalıdır.<br />
<br />
Sene sonunda nisap tamam olmalı, öncekinden eksilmiş bulunmamalıdır.<br />
<br />
Bu malın aslı, sene içinde zayi olmamalıdır.<br />
<br />
Nisab, altından, gümüşten veya ticaret maiındac olsa ve lama­mı iki yüz dirhemden az bulunsa ve bu malın zekâtının verilmesin­de acele edilse; sonra da nisab tamamlansa; sene tamamlanana ka­dar nisap yine noksanlaşsa; veya zekât acele olarak verilirken nisab tam olmuş bulunsa da, daha sonra malın tamamı helak olsa; vermiş olduğu o miktar, zekât değil, nafile bir sadaka olur. Tehâvî Şerhi´-nde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, nisaba mâlik olduktan sonra, zekât vermekte acele etmesi caizdir. Bu durumda, bütün nisablarda acele etmek caiz dir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Yanında iki yüz dirhemi olan bir kimse, aceleten. bin dir­hemlik zekât vermiş olsa ve sene içinde eline yeniden dirhemler geçse veya kâr etse; böylece mali sene sonuna kadar bin dirheme ulaşmış olsa; önce vermiş bulunduğu zekât, bu bin dirhemin zekâtı yerine geçer ve bu bin dirhemin zekâtı düşer.<br />
<br />
Şayet, bu durumda sene tamamlandığı halde, eline yeni dirhem­ler geçmez veya kâr etmezse; fakat, ikinci senede bu artım olursa, önceki verdiği miktar, bunun zekâtı yerine ceiz olmaz. Ancak, sene, sonradan elde ettiği dinarları eline,geçirdiği zaman tamamlanmış olursa, bıi, zekâtı yerine caiz olur. Böyle değilse, sonradan elde ettiği dirhemlerin zekâtını, ayrıca vermek farz olur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Sebepleri mevcut olduğu için, seneler önceye ait zekâtları, acele vermek caiz olur. Hİd&amp;ye´de de böyledir.<br />
<br />
Bîr kimse, bin dirhemi var iken, iki bin dirhemlik zekât vermekle acele etse; şayet o sene iki bin dirhemi olursa, önce verdi­ği zekât, bu iki bin dirhemin zekâtı yerine geçer. Değilse, ikinci se­nenin bin dirheminin zekâtı yerine geçer ve bu caiz olur.<br />
<br />
Bir kimsenin, dört yüz dirhemi olsa, bunu beş yüz dirhem zannederek, beş yüz dirhemlik zekât verse; sonradan da durumu an­lasa, bu kimse, vermiş bulunduğu fazlalığı, gelecek senenin zekâtına mahsup edebilir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, nisab miktarı altını ve nisab miktarı gümüşü olsa; o kimse bunlardan birinin zekâtını acele verse (yani, birinin hem de gelecek yıla ait zekâtını verse), bu verdiği zekât, ikisinin ye­rine de vâki-olur. Çünkü bu durumda ilave edilmesi ve cinslerinin bir olması sebebi ile, ta´yin geçersizdir. Eğer bu nisablardan birisi helak alsa, verilen zekât değerine ta´yin edilmiş olur. Kâfi´de de böyle dir.<br />
<br />
Daha açık bir ifade ile: Bir kimsenin yirmi miskal altını ve iki-yüz dirhem gümüşü bulunsa ve bu şahıs — meselâ — yirmi miskal altının zekâtını, bu sene için verdiği gibi, gelecek sene için´ de verse; o sene içinde de yirmi miskal altını zayi etse, önceden vermiş oMu-ğü zekât gümüşün zekâtı yerine mahsup olur.<br />
<br />
Bir kimse, muhtelif hayvanlardan ayrı ayrı nisaba mâlik olsa, bunlardan bir kısmının zekâtını da aceleten (yılın sonunda de­ğil de başında) vermiş olisa, zekâtını vermiş olduğu hayvanlar da son­radan helak olsa, vermiş bulunduğu bu zekât, diğer hayvanların ze­kâtı yerine sayılmaz. Serahsî´nin Muhıyt´iride de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtını bir fakire vermede acele etse, (malının zekâtım, yıl tamamlanınca değil de, yılın başında vermiş olsa), son­ra da bu kimse fakir düşse, ölse veya irtidât eylese; sene tamam ol­madan verdiğ zekât, zekât olarak caiz olur. Sîrâcü´l - Veibhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Âlimlerimiz: «Üzerinde zekât borcu olduğu halde ölen bir kimsenin, ölümü sebebi ile üzerindeki zekât borcu düşer. Muhryt´te de böyledir. [12]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2-OTLAK HAYVANLARIN ZEKÂTI</span><br />
<br />
Mukaddeme<br />
<br />
<br />
Zekât, sadmenin/erkeklerine de, dişilerine de farzdır.<br />
<br />
Siaime: Kırlarda, seniîzlenip etüeriniii, yadlarının artması ve ne­sillerinin çoğalması için otlktiİan hayvanlar demektir. Meselâ, yük taşımak veya binmek vçtiı beslenen ve sadece nesli için beslen­mekte olmayan hayvanlar İçin zekât vermek gerekmez. Muhiyt´ı Serahsî´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, eti için otlatilân hayvanlar da zekâta tâbi değildir. Ancak, bu hayvanlar, ticaret için beslenmekte* iseler, sâime olmasa­lar bile, onların zekâtının verâmesi gerekir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Senenin bazı aylarında kırlarda otlatılan, bazı aylarında ise, evde beslenen hayvanlar; şayet senenin çok kısmında kırlarda otla-tdiyorlarsa, bunâar sâimedir. Böyle olmayan hayvanlar ise, sâime değildirler. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir<br />
<br />
Senenin yarısında evde bakılıp beslenen ^hayvanlar da sâime değüidirler ve onların zekâtöu vermek farz olmaz. Tebyîn´de de böy­ledir.<br />
<br />
Ticaret fçüi, altı ay veya daha fazla otlatılmış olan hayvan­lar da sâime olmazlar. Aacak, bunların sâime olmasına niyyet edilir­se, sâime olurlar.<br />
<br />
Ticaret için olan köle, senelerce hizmette kullanılsa, bu durunv da yine o ticaret içindir. Ancak bunun hizmette kullanılmasına niy­yet edilirse, bu durumda o köle, hizmet için olmuş olur. Hulâsa´dâ da böyledir.<br />
<br />
Sâime sahibi olan bir kimse; eğer o malları sâime olarak kullanmayı veya evde beslemeyi istese fakat bunu sene geçene kadar yapmasa, bunların zekâtları sâime ol&amp;rafc verilir. Fetâvfiyİ cHhAn´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ticaret için satın almış olduğu hayvanları saat dan sâime yapsa, bunlar, o andan itibaren sâime olurlar ve sene ta­mamlanınca, zekâtları ona göre hesap edilir ve verilir.<br />
<br />
Sâime ile ticaret için olan hayvanlar arasında, —zekât bakımın­dan.— fark vardır. Meselâ : Sâime olan bin koyunun zekâtı, bir yıl­da on köytian. iken, ticaret liçin olan bin koyunun bir yıllık zekâtı, yir­mi beş koyundur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir. [13]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Develerin Zekâtı</span><br />
<br />
<br />
Beş adetten ,az olan develer için zekât yoktur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
25 deveden az olan develer için, her 5 deveye 1 koyun zekât verilir. Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu koyunların ise, bir yaşını bitirmiş, iki yaşma basmış ol­ması gerekir. Cevheretü´jı - Nfeyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Deve adedi 25 e ulaşınca, zekât olarak iki yaşma girmiş di­şi bir deve verilir. Deve adedi otuz beşe varıncaya kadar durvm böy­ledir.<br />
<br />
Deve sayısı otuz altı olunca, zekât .olarak üç yaşına girmiş dişi bir deve verilir. Durum deve sayısı kırk beşe varıncaya kadar aynı­dır.<br />
<br />
Deve sayısı 46´ya varınca, zekât olarak, dört yaşına girmiş dişi bir deve-verilir. Altmış deveye varıncaya kadar durum yine böyle­dir.<br />
<br />
Deve sayısı 61 olunca, zekât olarak beş yaşma basmış dişi bir deve verilir. 75 deveye kadar dunun yine böyledir.<br />
<br />
Deve sayısı, 76 olunca, zekât olarak üç yaşma basmış iki adet dişi deve verilir. Deve sayısı 90 oluncaya kadar durum yine böyledir.<br />
<br />
Deve sayısı, 91 olunca, zekât olarak dört yaşma girmiş iki adet dişi deve verilir. Deve sayısı 120 ye varıncaya kadar durum yine böy­ledir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bundan sonra, 120 deve üzerine ilave edilen her beş deve için, dört yaşma basmış iki dişi deveye ilâve olarak— birer ko­yun ilave edilerek zekât verilir. 145 deveye kadar, durum yine böy­ledir.<br />
<br />
145 den 150 ye kadar olan develer için ise, dört yaşına basmış iki dişi deve üe iki yaşma basmış bir dişi deve zekât olarak verilir.<br />
<br />
Deve sayısı tam 150 olunca da, zekât olarak dört yaşma girmiş üç dişi deve verilir.<br />
<br />
Bundan sonra, develerin sayısı 175 e varıncaya kadar, her beş deve için -^-dört yaşına girmiş üç dişi deveye ilâveten— birer koyun verilir.<br />
<br />
175 den 186 deveye kadar, zekât olarak, dört yaşma basmış üç dişi deve ile ıUci yaşma basmış bir dişi deve yerilir.<br />
<br />
186´dan 196 ya kadar, dört yaşma basmış üç dişi deve ile üç yaşına basmış bîr dişi deve, zt^kât olarak verilir.<br />
<br />
196 dan 200 e kadar, zekât olarak, dört yaşını bitirmiş, 4- adet dişi deve verilir. Hüdâye Şerhi Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
200 den sonra, her elli deve için, sahibi isterse zekât olarak dört yaşma girmiş bir dişi deve verir; isterse de, her kırk deve dçin, üç yaşma basmış bir dişi deve verir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle-idr.<br />
<br />
Bundan sonra da, 150 adedden sonraki elli adedde yapılan muamele, 200 adetten sonra gelen her 50 aded için de tatbik edilir. Bu bize göredir.<br />
<br />
Devenin tek hörgüçlü olması ile çift hörgüçlü olması müsavi­dir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
îmânı-ı A zam Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Muhammed (R. A.) ´in kavillerine göre, sâime olan develerin, zekâtı olarak verilecek olan devenin, en az iki yaşma basmış olması gerekir. Bu deveye «bint-i mehâd» denir. Tahâvî Şeriıi´nde de böyledir.<br />
<br />
Zekâtı verilecek develet sayılırken, küçük ve kör olan deve­ler de sayılır. Ancak, bunlar zekât olarak verilmezler.<br />
<br />
Yavrusu oilan deve, yenilmek için beslenmekte olan deve, doğum yapacak deve ve erkek deve ide zekât olarak verilmez. Sâimenin ze­kât hususunda en hayırlı olanı, orta halli olanıdır. Sei-ahsi´nin Mu-hıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Zekâtın, orta halli olan develerden verilmesi gerekir. Eğer o vasıfta deve bulunmazsa, zekât verecek kimse, daha üstün olan bir deveyi verir ve fazlasını geri alır. Veya ondan aşağı durumda olan bir deveyi verir ve bunun fazlasını da verir. Veyahut da, orta halli bir devemin kıymetini zekât olarak verir. «Fazlasını da verir» demek­ten maksat, «o devenin yavrusunu da verir.» demektir.<br />
<br />
Zekâtı alan kimse, durum itibarı ile vasatın altında olan bir de­veyi, zekât olarak almaz. Ya verilmesi gerekenin aynını ister veya onun kıymetini ister. Ancak, bu hususta, zekât veren kimseyi zorla­maz. [14]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sığırların Zekâtı</span><br />
<br />
<br />
Sığırın iırisabı 30 dur. Yâni, 30 dan az olan sığırlar İçin ze­kât icabetmez.<br />
<br />
Sâime olan sığırkrin sayısı 30 a ulaştığı zaman, zekât olarak, iki yaşma girmiş erkek veya dişi bir buzağı verilir. Hidâye´de de<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
Sığırların sayısı 40 a varıncaya kadar, ilâve olarak bir şey vermek îcab etmez. Talıâvî ŞerKi´nde de böyledir. (Yani 30 - 40 sığır için, iki yaşma girmiş, erkek veya dişi bir buzağı verilir.)<br />
<br />
Sığırların sayısı 40´a ulaşınca, zekât olarak üç yaşına girmiş, erkek veya dişi bir dana verilir.<br />
<br />
İmâmı Azam İR´A.)´a göre, 40 dan 60a kadar; artan mik­tarın da zekâtını vermek icabetler. Fazla olan her bir sığır için, üç yaşındaki bir donanın kıymetinin kırkta biri, (fazla olan tiki sığır için, mezkur dananın değerinin yirmide biri...) verilir. Bu kavi, el-Asü isimli "eserde rivayet edilmiştir.<br />
<br />
60 sığır için, zekât olarak, iki yaşına girmiş erkek veya dişi 2 buzağı verilir. Hklâye´de de böyledir.<br />
<br />
Sığırların zekâtının hesaplanmasında, 60´dan sonra otuz veya kırk sayılarına itibar edilir. Yani, 60´dan sonra her 30 sığır için bir, iki yaşma girmiş buzağı; veya her 40 sığır için üç yasına girmiş bir dana hesabı ile zekât verilir.<br />
<br />
Meselâ : 70 sığır için, bdr buzağı ile bir dana; 80 sığır için, iki dana; doksan sığır için üç buzağı; 100 sığır için de, iki buzağı ile bir dana zekât olarak verilir. Tahavî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Verilecek zekâtın buzağı ile de, dana ile de karşılanma ih­timali olunca, zekât verecek olan kimse muhayyerdir; dilerse zekâtı buzağılarla verir, dilerse danalarla verir.<br />
<br />
Şöyle ki : 120 sığın olan bir kimse, isterse, bunların zekâtı ola­rak, üç dana verir; isterse dört buzağı verir. (Çünkü, 120 de 3 tane 40 veya 4 tane 30 vardır. Yani 4 x 30 = 120 olduğu gibi 3 x 40 = 120 dir.) Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Zekât hususunda manda (camız) da sığır gibidir. Bunlar ka­rışık bulundukları zaman, birbirine ilâve edilirler. Nisabın tamam­lanmasında da, zekâtın hesaplanmasında da durum böyledir.<br />
<br />
Bu iki cinsden hangisi çoksa, zekât ondan verilir.<br />
<br />
Bunların sayıları eşit-olursa; zekât ya.ednamn âlâsından veya âlânın ednasından ödenir. Zekât, sığırdan verilecekse, onların en kuvvetlisi (âlâsı); mandadan verilecekse, onların en zayıfı (ednâsı) verilir. Böylece itidal temin edilmüş olur. Bahrü´r - Râık´ta da böy­ledir.<br />
<br />
Nafî´da : «Zekât olarak verme hususunda, sığırın, erkeği üe dişisi müsavidir, denilmiştir.<br />
<br />
Fetâvâyi İtâbiyye´de- : «Sığırın, erkek olanlarının zekâtını, erkek buzağı veya danalardan; dlşd olanlarının zekâtını ise, dişi bu­zağı veya danalardan vermek efdâldir.» denilmiştir. Fetâvâyi Tatar-hâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R.Â.) ile İmâm Muhammed (R A.) ´e göre, zekât olarak verilecek sığırın, en az iki yaşma girmiş ol­ması gerekir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir. [15]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Koyunların Zekâte</span><br />
<br />
<br />
Sâirne olan koyunlarda nisab, 4O´tır. 40´dan aşağı olan ko­yunlar için zekât yoktur.<br />
<br />
40 adet sâime koyunun, üzerinden bir yıl geçerse, zekât olarak<br />
<br />
bir koyun verilir. 120 ye kadar durum aynıdır.<br />
<br />
Koyunların sayısı —120 den 1 fazîa yâni— 121 olunca, zekât 201 koyundan 4O0 koyuna kadar olunca da, 3 koyun zekât ola-<br />
<br />
olarak 2 koyun verilir. 200´e kadar durum aynıdır.<br />
<br />
rak verilir.<br />
<br />
Koyunların sayısı tam 400 e ulaşınca, zekât olarak 4 koyun ve­rilir.<br />
<br />
400 den sonra ise, zekât olarak her 100 koyun için, 1 koyun daha verilir.<br />
<br />
îşte bunlar, Allah Resulü (S.A.VJ´nün kitabında ve Hz. Ebû Bekir (R.Â.)´in kitabında variddir. İcma´da bunun üzerinedir.<br />
<br />
İmâm-i A´zam Efoû Hanîfe (R.AJ ile İmâm Muharûmed (R.A.)´ in kavillerine göre, koyunlarda zekâtın farz olması için, bunların en âz bir yaşında olmaları gerekir,<br />
<br />
Davarla geyiğin birleşmesinden doğan yavrular, analarına tabidirler. Eğer anaları davar ise, bunlar da nisaba dahil´edilirler ve zekâttan verilir. Oncak, anaları geyik ise, nisaba dahil edilmezler ve zekâtları da yerilmez.<br />
<br />
Keza, ehli olian sığırlarla, vahşî sığırların birleşmesinden doğan yavrular da analarına tabidirler. Eğer, anaları ehli ise, zekâtları ve­rilir; ehli değilse zekâtları verilmez. Serahsî´nin Muhıyt´inde de<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
Zekât hususunda, koyunlarla keçiler müsavidir. Bunlar, bdr cins sayılırlar. [16]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekâta Tabî Olmayan Mallar</span><br />
<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe CR.A.) ile İmâm Mu ha mm e d (R, A.) ´e<br />
<br />
yöre, atlar için zekât yoktur. Fetva için seçilmiş oJan kavil de bu­dur.<br />
<br />
Ancak, ticaret için olan atlar, zekâta tabidirler. Kâft´de de böy­ledir.<br />
<br />
Ticâret dçin olan atların hükmü, diğer ticaret eşyasının hük­mü gibidir. Eğer, bunların değeri nisab miktarına ulaşırsa, bunlar ister sâime olsun, ister evde beslensinler, zekâta tabî olurlar. Muz-ınarat´ta da böyledir.<br />
<br />
Eşekler, katırlar, parslar ve av köpekleri de eğer ticâret için olurlarsa, zekâta tabidirler. Sirâciyye´de de böyledir.<br />
<br />
Kuzular, oğlaklar, buzağılar ve deve yavruları için de zekât yoktur. Bu, İmâm-ı A´zam CR.A.) ´m son kavli olduğu gibi, İmâm Mu-hammed (R.A.Vm de kavlidir.<br />
<br />
Ancak, bu saydıklarımızın içinde, bir tane, yaşını doldurmuş olan varsa, bunların hepsi de ona tâbi olarak, nisaba sayılırlar. Fa­kat, bunlardan birisi" zekât olarak verilemez. Ancak, yaşı müsait bu­lunan, o bir hayvan, zekât olarak verilebilir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Meselâ : Kırk kuzunun içinde bir de koyun bulunsa, bu duramda, orta halli bir koyun zekât olarak verilir.<br />
<br />
Eğer kuzular arasındaki koyun, orta halli ise veya daha aşağı de­recede ise, zekât olarak o koyun verilir.<br />
<br />
Şayet, sene tamamlanmadan o koyun ölürse, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, —bunların hepsinden zekâttan düşer.<br />
<br />
Keza, elli tane deve yavrusu olsa da, aralarında, dört yaşına gir­miş orta halli bir deve bulunsa, o deveyi zekât olarak vermek gero´ .<br />
<br />
Eğer deve yavrularının yarısı ölmüş olsao devenin kıymetinin yansı da zekâttandüşer, ve —onun değerinin— yarai zekât olarak kahr. Kâfi´de de böytedir.<br />
<br />
Zekât olarak o yavrulardan birini almak caiz değildir. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Çalıştırılan, evde beslenen ve yük taşıyan hayvanlar için de zekât yoktur. Hidâye´de de böyledir. [17]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3- ALTININ, GÜMÜŞÜN VE TİCARET MALLARININ ZEKÂTI</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Altının Ve Gümüşün Zekâtı</span><br />
<br />
<br />
Her iki yüz dirhem için, beş dirhem zekât vermek farzdır. Her yirmi mâskâl için de, yarım miskal zekât vermek gerekir. Bunların, sikkeli olup olmaması; masnû´ bulunup bulunmaması; erkekler veya kadınlar için, zînet eşyası olup olmaması, darb edil­miş olması veya olmaması hallerinde de durum değişmez, (Bunla­rın hepsi zekâta tâbidir<img src="https://dini-forum.com/images/smilies/wink.png" alt="Wink" title="Wink" class="smilie smilie_2" /> Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Altın ve gümüşün zekâtları, itibarî kıymetlerine göre değil, vezinlerine (= ağırlıklarına) göre verilir .Bu, İmâm Ebû HanSfe (R. A.) ile İmâm Yûsuf CR.A.) ´a göredir.<br />
<br />
Meselâ : Bir kimse, beş taze dirhem yerine, kıymeti dört dlrv hern edecek olan, eskimiş ve kullanılmış olan beş dirhem vermiş ol­sa; bu, her iki imâma göre de caizdir. Lâkin bu mekruh olur.<br />
<br />
Yeni olan, dört dirhemin kıymeti, eski olan beş dirheme eşit ol­sa, zekât olarak bu dört dirhemin verilmesi caiz olmza.<br />
<br />
Bir kimsenin, gümüşten bir ibriği bulunsa ve bunun ağırlığı da 200 dirhem gelse, üzerindeki kuyumculuk işlemelerinden dolayı, kıymeti ise üç yüz dirhem etse, bu kimse, bu ibriğin zekâtını aynın­dan verecekse kırkta birini (= rub´u uşrunu) verir ki bu da beş. dirhemdir. Bunun zekâtım kıymetinden verecek olursa, 7 Va ( = ye­di buçuk) dirhem zekât vermek gerekir. Kırkta birinin değeri, beş dirhem tutarsa, zekât olarak da beş dirhem vermesi caizdir.<br />
<br />
Bir kimse, bir malın zekâtını, o malın cinsinden değil de başka bâr şeyden verecek olursa, zekâtı verilecek malın kıymetine itibar edilir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, altın ve gümüş gibi mallarda, nisab olma yönünden, ağırlıklarına itibar edilir; nisab olma bakımından,´bunların değerine itibar edilmez. Bu hususta icmâ´ vardır.<br />
<br />
Meselâ : Bir gümüş ibriğin ağırlığı yüz elli dirhem gelse fakat kıymeti ise 2O0 dirhem olsa, bu ibriğe zekât farz ilmaz. Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
Bize göre, bu gibi şeyler satıldıkları zaman 200 .dirhem ede­cek olsa, tartıldıklan zaman ise, ço kaz bir noksanları olsa bile, 200 dirhem gelmedikçe bunlara zekât îcâbetmez. Fetâvâyi Tatarhâniyye -de de böyledir,<br />
<br />
Altında, miskaîlerin ağırlığına itibar edilir.<br />
<br />
Dirhem´de ise, yedi vezin ağırlığına itibar edilir. Yani, her on dirhem, yedi mıskal ağırlığına eşittir. Fetâvâyi Kâdîhânda da böyle­dir.<br />
<br />
Bir dinar da, ölçü itibari ile miskaîle aynıdır. Her ikisi de 20´şer kırattır.<br />
<br />
Dirhem ise, 14 kırattır. 1 kırat ise —orta boy— beş arpa ağır­lığıdır. Tebym´de de böyîödir.<br />
<br />
Dirhemler karışık olduğu zaman, şayet gümüşü fazla olur­sa, bu durumda olanlar, halis gümüş gibidirler. Eğer katkı maddesi fazla ise, bu gümüş gibi değildir. Meselâ : îki: tarafı gümüşle kaplan­mış olan bakır böyledir.<br />
<br />
Böyle durumlarda bakılır; eğer bu eşya ticaret eşyası ise, kıy­metine itibar edilir. Bu şey nisaba ulaşırsa, dirhemleri az olsa büle, zekâta tabi olur. Şayet, bedeli nisaba ulaşmazsa, veya bu mal ticaret eşyası olmazsa, zekâta tâbi olmaz. Ancak, bu ezyanm içindeki gü­müş, 200 dirheme baliğ olur ve katkısından ayrılabilfirse, onun ze­kâtını vermek icabeder. Fakat, ayrılmazsa, buna bir şey icabetmez. Keza, altın ve gümüş kakmalı çok sayıdaki kitap da, içinde baş­ka katkı maddesi bulunan gümüş gibidir. Katkı maddesinin müsavi olması halinde ihtilâf vardır. Haniyye´de ve Hulâsa´da bunun zekâ­tının verilmesinin ihtiyata daha uygun olacağı görüşü belirtilmiştir. Bahrü´r - Râak´ta da böyledir.<br />
<br />
Altınla gümüş birbirine karışmış olsa; eğer bu karışımda bulunan altın, altın için gerekli olan nisaba ulaşmış olursa, bu karı­şımın zekâtı altına göre verilir. Şayet, bu karışım içindeki gümüş, gümüş nisabına ulaşırsa ve bu karışım da gümüş altından daha faz­la bulunursa, bu karışımın zekâtı da gümüşe göre verilir. Fakat, bu kandımda gümüş az olursa, karışımın tamamı, altın gibi olur. Çün­kü o, kıymet bakımından daha yüksek ve daha değerlidir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Paraya gelince, ticaret için olmadığı müddetçe ona zekât gerekmez. Ancak, ticaret için olunca, 200 dirhem gümüş bedeline ulaşınca, para için de zekât vermek gerekir. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
İmâm-ı A´zam Ebû Hanife (R.A.) ´ye göre, 200 dirhemden veya 20 miskalden fazlası için zekât gerekmez. Ancak, bu fazlalıklar altında 4 miskale, gümüşte ise 40 dirheme ulaşınca bunların da zekâtım vermek iicabeder.<br />
<br />
Fazla olan, her dört miskal altın için, iki kırat altın ve her kırk dirhem gümüş için de, bir dirhem gümüş zekât olarak verilir. Hİdâ-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Ticaret mallarının kıymeti, altın ve gümüşün bedellerine ilâve edilir. Altın ve gümüşün kıymetleri de birbirlerine ilâve edilir. Yani, zekâtta nisabın temininde ve zekatın hesaplanmasında bunla­rın değerleri birbirleri ile toplanır.<br />
<br />
Meselâ : 100 dirhem gümüşü bulunan bir kimsenin, beş dinar da parası olsa ve ikisinin kıymetlerinin toplamı 200 dirheme ulaşsa, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre bu kimsenin zekât verme­si icabeder. Diğer iki imamımız ise, buna muhaliftirler.<br />
<br />
Bir kimsenin, 100 dirhem gümüşü ile 10 dinar değerinde altını veya 150 dirhem gümüşü ile 5 dinarı bulunsa veyahut da, 50 dirhem gümüşü ile 15 dinarı olsa, bunları, —zekât hususunda— birbirine ilâve edeceği hususunda ittifak vardır. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, 100 dirhem gümüşü ile 10 dinarı olsa, fakat bunların değeri 200 dirhemden az olsa, İmâmeyne göre, bu kimseye zekât farz olur. İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre ise, bu mesele ihtilaflıdır. Fakat, sahih olan, bu durumdaki şahsın zekât vermesidir. Serahsî´nin Mtıhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Nisabdan fazla, fakat altında, dört miskâl´den; gümüşte ise, 40 dirhemden az olan bu fazlalıklar, birbirlerine ilâve edileerk, 4 miskûl altın veya 40 dirhem gümüş değerine tamamlanırlar. Muz-marât´ta da böyledir.<br />
<br />
İki nisap, birbirine katılmış olursa, hepsinin zekâtını altın­dan veya gümüşten vermekte bir beis yoktur. Fakat, fakirlerin men­faati bakımından hangisi daha elverişli ve dana kıymetli ise, ondan verilir. Yoksa, zekât olarak, hurbirinin ayrı ayrı kırkta biri verilir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir. [18]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ticaret Mallarının Zekâtı</span><br />
<br />
<br />
Ölçülüp tartiimayan; altın, gümüş ve sâirae gibi de olmayan ticaret mallarına «URUZ» denir.<br />
<br />
Uruzun (== ticaret mallarının) kıymeti, gümüşün veya altının nisabına erişince, zekâtının verilmesi icabeder. Hidaye´de de böyle­dir.<br />
<br />
Ticaret mallarının kıymeti paraya göredir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ticaret mantarının,´sene sonundaki kıymetine itibar edilir. Senenin başındaki kıymetinin ise, gümüşü fazla olan dirhemlerden 200 dirhem olması gerekir. Muzmarât´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, ticaret mallarının zekâtını, dilerse gümüş nisabı­nı esas alarak, dilerse altın nisabını esas alarak verir. Ancak&gt; ticâ^ ret malları, bunlardan birisinin nisabına ulaşmazsa, hangisinin ni­sabına erişiyorsa, zekâtının ona göre verilmesi gerekir. Bahrü´r -Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, 200 dirhem kıymetinde 200 ölçek buğdayı ol­sa, bu buğdayın üzerinden de bir sene geçmiş bulunsa, bu durumda da piyasa, artsa veya eksilse; eğer zekâtı, buğdayın aslından vere­cekse, zekât olarak 5,ölçek buğday verir. Eğer, zekâtı buğdayın kıy­metinden verecekse, kendisine zekât vermenin .farz olduğu günkü «kıymetinden verir. Çünkü, burada farz, ya aynı üzerinedir veya kıy­meti üzerinedir. Bundan dolayı, zekât âmiline, zekât toplarken, bun­lardan biri ile zekâtı alması emredilir.<br />
<br />
Ölçülen, tartılan veya sayılan şeylerin zekâtları toplanırken de durum yine böyledir.<br />
<br />
Zekâtı verilecek malın, değerindeki artış, yaşlığının kuruması gibi, bizzat malın kendisinde olursa; bu durumda, malın zekâtının farz olduğu zamandaki kıymeti ne ise, zekâtın o değerden verileceği hususunda ittifak vardır. Çünkü, senenin tamamlanmasından sonra meydana gelen kısmet artışı, bu kıymete ilâve edilmez.<br />
<br />
Eğer, zekâtı verilecek malın değeri, ıslanmak gibi bir sebeple, bizzat eksilmiş olursa; bu durumda, malın zekâtının ödendiği gün­deki değerine itibar olunur. Âlimlerimüzin ve imamlarımızın görüşü budur. Kafî´de. de böyledir.<br />
<br />
Mal sahibi, malının kıymetini, o malın bulunduğu yerdeki fiatına görfe değerlendirir.<br />
<br />
Meselâ : Bir kimse, bir kölesini ticaret için, başka bir beldeye göndermiş olsa, aradan bir sene geçince, bu kölenin kıymeti, bulün-duğu beldedeki kıymetidir. Eğer bu köle, çölde, sahrada olmuş olur­sa, kıymeti bulunduğu yere en yakın olan şehirdeki kıymetidir, Fet-hüİ - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Cinsleri ayrı oîsa bile, ticaret´ eşyaları, birbiri üzerine ilave edilerek, zekâtlan hesaplanır.<br />
<br />
Yakut, inci ve cevahir, süs eşyası olarak kullanılıyorsa, bunlar için zekât yoktur. Ancak, bunlar, ticaret eşyası olarak bulundurulu-yorsa, kıymetlerine göre zekâtları verilir. Cevheretü´n - Neyyîre´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kulanmak veya kiraya vermek için, bakır kazan­lar satın almış olsa, kiralık evlere zekât olmadığı gibi, bunlara da zekât yoktur.<br />
<br />
Bir kimse, arazisinden, kıymeti nisaba baliğ olacak kadar buğ­day hasad etse ve bu buğdayı bir müddet yanında tuttuktan sonra, satmak nityeti Üe anbanna koysa, bunun üzerinden de bir sene geç­miş olsa, bu buğdaya zekât lâzım gelmez. Fetevâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir tüccar, hayvanlar ve bunlarla birlikte hayvanların boy­nuna takılan çanlar, yularlar ve benzeri şeyler de satın almış olsa; sonra hayvanları satsa, eğer hayvanlarla birlikte mezkur şeyler de satılırsa, bunların da zekâtlan verilir. Fakat, bunlar satılmaz da, hayvanların muhafazasında kullanılırlarsa, bunlar için zekât gerek­mez. Zehıyre´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, bir attâr (= koku, baharat satan kimse) kiraya ver­mek için şaseler veya torbalar satın alsa, bunlar için de zekât yok­tur. Çünkü, bunları satmak için değil, gelir, getirmeleri için satın aü-mıştır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Fırıncının, ekmek için satın almış olduğu odun ve tuz için de zekât yoktur. Fırıncının, ekmeğin üzerine ekmek içdn satın almış olduğu susam için zekât vermesi gerekir. Zehryre´de de böyledir.<br />
<br />
Sermaye sahibi olmayan, ancak sermayeyi çalıştıran bir kimse, bir köle veya elbise veyahut da yük taşımak için bir deve satın almış olsa, bunların hepsi içfin zekât vermesi gerekir. Mal sa­hibi ise, bunun hilâfmadır; Çünkü o, bunların hiç birisi için zekât vermez. Bu kimse, bunları ticaretin dışında kullanmak üzere satın almaya yetkilidir. Kâfİ´de de böyledir.<br />
<br />
Bir müdanb (= sermaye başkasından, emek kendisnden olmak üzere» biri ile ortak olmuş kimse), ticaret kölelerinin nafaka­ları için yiyecek almış ve bunun üzerinden de bir yıl geçmiş olsa, bu yiyeceklerin de zekâtlarının verilmesi gerekir.<br />
<br />
Fakat, mal (= sermaye) sahibi olan kâmse, ticaret köleleri için. nafaka olarak yiyecek almış olsa, bunların üzerinden de bir sene geç­miş bulunsa, bu durumda, mal sahibinin zekât vermesi îcâbetmez. Serahsî´nin Muhryt´inde de böyledir.<br />
<br />
Kendisinden zekât verilmesi gereken mal için, kendi cin­sinden olmayan bir şeyden zekât verilecek olsa, bunun aynı değil de kıymeti verilir. Bu hususta ittifak vardır.<br />
<br />
Keza, zekât kendi cinsinden verilirse, on da riba câri oîmaz; ya­ni, artan kısmı için, bu kısım nisaba erişmedikçe ona aynı cinsden zekât gerekmez. İmâm Ebû Hanife (R.A.) ile İmâm Ebû Yûsuf (R. A.) ´a göre, artan cinsin, kıymetinden değil de, kendi cinsinden zekât verilir.<br />
<br />
Mesedâ : 240 dirhem gümüşün zekâtı olarak, 6 dirhem gümüş zekât olarak verilir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.[19]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekâtla İlgili Bazı Mes´eleler</span><br />
<br />
<br />
Zekâtını verip vermediğini hatırîamıyan bir kimsenin, ze­kâtını yeniden vermesi lazımdır. Vâkıât´tan naklen Bahrü´r - Râik´ta, Siraciyye´de ve Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, zekât, nisab miktarında olan mala gerekir. Nisabdan fazla olan mal helak olsa da, nisab baki kalsa, onun zekâtı da baki kalır. Çünkü,<br />
<br />
fazlalık nisaba tâbidir. Bunun içindir ki, İmâmı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) şöyle demiştir : «Eğer, zekât farz olduktan sonra, mal helak olsa, zekât sakıt olur. Malın tamamı değil de, bir kısmı helak olsa, helak olan kısmın zekâtı düşer. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Zekât icabettikten sonra, nisap helak olsa, zekât helak ol­maz. Sirâciyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir ticaret malını, başka bir ticaret malı ile de­ğiştirse, bu durumda mal helak oîmuş sayılmaz. Değişen malın, aynı cinsten olmas; ile ayrı cinsten olması müsavidir ve bu hususta ih­tilaf yoktur. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
«Bir kimse, sadmeyi (= Otlak hayvanını) hapsedip, aç ve susuz bırakırsa, bu istihlâktir ( = helak etmedir) ve bu kimse, bu şekilde helak ettiği hayvanların zekâtını öder.» denilmiştir, «...öde­mez» diyenler de olmuştur.<br />
<br />
Bir kimsenin nisap miktarındaki malı, bibe gibi bir sebep­le, karşılıksız olarak zail olup gitse; veya mehir gibi bir sebeple zâü olup gitse; veya karşılığı mal olmas´a veya hizmet kölesi gibi, zekâta tâbi bir mal olmasa, istihlâk ederse, elinde karşılık kalsın veya kalmasın— o şahsın zekât miktarını ödemesi gerekir. Bu şa­hıs, hibesinden bir hüküm sebebi ile dönse veya malını geri alsa, zekât borcu da düşer. Keza, hibeden dönüş, hâkimin hükmü ile ol­masa bile, zekâttan muaf ölür. Sahih olan budur. Zâhidî´de de böy­ledir.<br />
<br />
Tağlib Oğullarının sâimelerinden, zekât olarak, müslüman-lardan almanın iki katı alınır. {Tağlib Oğulları, hristiyan bir arap kabilesidir.) Tağlib Kabilesinin, fakirlerinden ve kölelerinden, ciz­yeden başka bir şey alınmaz. Serahsî´nin MuhıytMnde de böyledir.<br />
<br />
Tağlib Oğullarının çocuklarından bir şey alınmaz. Kadınla­rından ise, erkeklerinden almanın aynı alınır. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Kitab´da : «Toplanmış olanlar dağıtılmaz; dağınık bulunan­lar da bir araya getirilmez.» denilmiştir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. Meselâ :<br />
<br />
80 koyunu olan bir kimsenin, zekât olarak 1 koyun vermesii icabeder. O, 80 koyun, sanki iki adamınmış gibi bölünmez ve zekât olarak iki koyun alınmaz.<br />
<br />
Eğer, bu 80 koyun iki adamın olursa, o zaman, bunların zekâtı iki koyundur. Bunlar da, bir adaminmış gibi bir araya toplanmaz ve bunlardan da zekât olarak —sadece— bir koyun verilmez. Serahsî*-nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
îki kişinin, birbirlerine karışmış olan hayvanları, karışma­mış olan hayvanlar gibidir. Bu şahıslardan her birinin hissesi, niisab miktarına erişirse, kendilerinin zekât vermeleri icabeder. Aksi tak­dirde zekât vermeleri gerekmez. Bu şahıslar, bir sözleşme ile veya veraset yolu ile ortalr olmuş bulunsalar da, durum yine aynıdır. Ot­laklarının da bir veya ayrı ayrı olması da müsavidir.<br />
<br />
Bu iki şahıstan birinin hissesi nisaba baliğ olur; diğerininkH ise baliğ olmazsa; hissesi nisaba baliğ olan kimsenin, zekât vermesi ica­beder. Diğerinin ise, zekât vermesi gerekmez.<br />
<br />
Çocuğun malı, nisab miktarım geçse bile, ona zekât farz olmaz.<br />
<br />
Bir kimse, kendisi ile 80 kişi olan bir toplulukla, 80 koyuna or­tak olsa, bu şahıs, her koyuna, bir başka şahısla yarı yarıya ortak bulunsa; bu durumda her biri, koyunun yansı toplanınca 40 koyun yapsa bile, İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R.A.) &#36;e İmâm Muhammed (RJL) ´e göre bu kimseye bir şey lazım gelmez.<br />
<br />
Kendisi ile altmış kişinin, aynı şekilde ortak bulundukları 60 sı­ğırın durumu da böyledir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Ortakların hisseleri ınüsavî olmayabilir; meselâ : îki şah­sın ortaklaşa 61 develeri olsa ve —hisse itibarı ile— birinin 36, di-ğerintin de 25 devesi bulunsa; zekât âmili bunlardan, iki yaşına bas­mış dişi bir deve ile üç yaşına girmiş bir dişi deveyi zekât olarak alır. Bu durumda ortaklardan her biri, hisselerine göre zekâtlarını kabullenirler. fÜç yaşındaki deve 36 deveran, 2 yaşındaki deve ise 25 devenin zekâtı olmuş olur.) Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
îmâm (= Devlet Başkam) zekâtı istediği halde, mal sahibi vermese ve sonra da bu mal helak olsa, bu kimse, bu zekâtı tazmin etmez. Sahih olan budur ve umum da bu görüş üzeredir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir sene içinde, harâc da, sâimenin zekâtı da iki defa alm-r rnaz. IBdâye´de de böyledir.<br />
<br />
Tuhfe´de : «Zekât olarak verilecek devenin, dişi olması va-cibtir.» denilmiştir. Erkek devenin, zekât olarak verilmesi caiz olmaz. Zekât olarak, erkek devenün ancak bedeli caiz olur. Tatarhâ-itfyye´de de böyledir.<br />
<br />
Koyunun zekâtı, erkeğinden de dişisinden de alınabilir. Çünkü, bu isim ikisini de içine almaktadır. İbil (= deve) ise böyle değildir. Bu, Özel isimdir ve bint-u mahad ve bint-ü lebün manala­rını ihtiva eder. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bize göre, zekât olarak verilecek şeylerin, bedellerini ver­mek de caizdir.<br />
<br />
Keza, keffâretUerde, fıtır sadakasında, öşürde ve nezirde de, ve­rilmesi gereken şeylerin bedeleri de verilebilir. Hidâye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekât olarak, dört koyun yerine, iyi beşlenmiş üç koyun veya üç yaşında orta halli bir deve yerine, iki yaşında kuvvet­li bir deve verse, bunlar caiz olur. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, kıymeti 200 dirhem edecek 200 ölçek buğdayı olduğu zaman, bu kimse muhayyerdir; isterse bu buğdaydan zekât olarak5 ölçek verir, isterse, bu 5 ölçeğin bedellini verir. Tahâvî .Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Otîak hayvanları satıldığı sırada, zekât âmili orada hazır bulunsa; bu durumda âmil muhayyerdir : İsterse alınması icabeden malm kıymetini alır; böyle yapması halinde yapılan alim - satım, hayvanların tamamı için caiz olur; isterse, bizzat zekât olan ve sa­tılmış bulunan hayvanları alır;, bu durumda ise, zekât olarak alınan hayvanlar kadarının alım - satımı bâtıl olur.<br />
<br />
Eğer, zekât âmili orada hazır bulunmaz da, alıcı ile satıcı bir­birlerinden ayrıldıktan sonra gelirse, bu durumda zekât âmili, sa­tılmış bulunan hayvanlardan —zekât olarak— alamaz; ancak alın­ması .icabeden zekâtın kıymetini satıcıdan alır.<br />
<br />
Bir kimse, öşrü icabeden yiyecekleri satmış olsa, bu dunun­da âmil serbesttir : İsterse bunları satıcıdan, isterse alıcıdan alır. Burada, âmilin hazır bulunup bulunmaması, satıcı ile alıcının bir­birlerinden ayrılmış olmaları veya almamaları da müsavidir. Bah-rüRâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir kürrıse, arazisini, her seneliği üç yüz dirhem olmak üze­re, üç seneliğine kiraya verse; aradan sekiz ay geçince, iki yüz dirheme sahip olsa; o zamandan itibaren bir sene geçince, beş yüz dir­hemin zekâtını verir.<br />
<br />
Bir şahsın, 1000 dirhemden başka malı olmasa, buna karşı­lık olarak, seneliği 100 dirhemden 10 senelik bir ev icarlasa ve bu 1000 dirhemi de ev sahibine verse; bu evde de senelerce oturmasa ve ev kiraya tufamn elinde kalsa; kiracı, ilk sene için 900 dirhemin zekâtını; ikinci sene için de 800 dirhemin zekâtını venir. Yalnız, bi­rinci senenin zekâtını vermez. Sonra, her sene için 100 er dirhem düşerek, geri kalan kısmın zekâtım verir.<br />
<br />
Evini kiraya veren kimse ise, birinci ve ikinci yıllar için zekât vermez. Çünkü, bu durumda nisab noksan bulunmaktadır. Sonra da, her sene için 100 dirhem artırarak, ona göre zekâtını verir. An­cak, aldığı kira bedelini artıriniyorsa (biriktiremiyorsa), bu kimse­nin zekât vermesi gerekmez.<br />
<br />
Bu durumda, evi kiraya tutan şahsın, ticaret için bir cariyesi bulunmuş olsa, bunun da değeri 1000 dirhem etse; sahibi, evin ki­rasına karşılık olarak bu cariyeyi verse, bu halde nıes´ele değişir. Kiralayan adama zekât düşmez. Çünkü bu, durumda, cariyenin zatı yok olmuştur. Ev sahibinin ise, yukarıda anlattığımız şekilde zekât vermesi* gerekir.<br />
<br />
Kira, tartılan ve ölçülenin aynı olmaz ise, dirhemler gibidir; aynı olunca ise câriye gibi olur. Ev sahibi, evi teslim ettiği halde kirasını peşin almazsa, bu durumdaki hüküm değişiktir. Fetâvâyi Kâdîiân´-da da böyledir.<br />
<br />
Bir adam, 200 dirhem gümüş kıymetimde olan bir köleyi, ticaret için satın alsa ve bedelini de peşin ödese; fakat köleyi bir sene geçene kadar teslim almasa ve bu köle satan şahsın yanında ölse, bu 200 dirhemin zekâtını, köleyi satan şahıs öder. Keza, köleyi alan şahıs da zekâtını öder.<br />
<br />
Eğer kölenin kıymeti, 100 dirhem olmuş olsa, satan şahsın, 200 dirhemin zekâtını vermesi gerekir; alıcısına ise zekât düşmez. Fetâ­vâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, 100 dirheme, hizmet için bir köle satmış olsa, parasının üzerinden bir sene geçtikten sonra, ya hâkimin hükmü veya kendi rızası ile, ayıbından dolayı köle geri verilse; bu kimse, 1000 dirhemin zekâtını öder.<br />
<br />
Bir kimse, bir malı, ticaret için satmış olsa, bu mal bir sene sonra, ayıbından dolayı ve hâkiimin hükmü ile iade edilmiş olisa; satmış olan kimsenin, o malın zekâtını vermesi gerekmez. Bu şekil­de, sattığı kölenin de zekâtını vermesi gerekmez. Alan kimsenin de, bu malın zekâtını vermesi gerekmez. Fakat, bu mal, satan kimseye, hâkimin hükmü olmadan geri verilirse zekâtım vermesi gerekir. Çünkü o, yeni alım - satım gibidir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Malmın zekâtını, kendisi hasta oluncaya kadar ödememiş olan kimse, varislerinden gizlice bu zekâtını öder.<br />
<br />
Eğer, bu kimsenin yanında, zekâtım Ödeyecek kadar malı ol­maz ve zekâtım vermek için borçlanmayı isterse; bu durumda, borç­lanıp, zekât borcunu ödedikten sonra, bu yeni borcunu da Ödemeye gücünün yeteceğine kalbi kanat getirirse, borçlanıp zekât borcunu öder. Böyle yapması efdâl olur. Şayet, böyle yapar ve fakat borcunu ödemeden ölürse, bu borcunu âhirette Allâhu Teâlâ´nın ödemesi ümid edilir.<br />
<br />
Şayet, borçlandığı zaman, bu borcu ödeyebileceğine kalbi ka­naat getirmezse, bu durumda efdal olan ise, borçlanrnamasıdır. Çünkü, kula borçluluğun husumeti daha fazladır. Serahsî´nin Mu-htyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, 1000 dirhem karşılık vererek, t—câriye olduğunu bülmeden —bir kadınla evlenmiş olsa ve o kadın yanında olduğu hal­de bir sene geçse; sonra da onun câriye olduğunu anlasa; o kadın, efendisinden izin almaya ihtiyaç duymadan evlenmiş ve aldığı 1000 dirhemi de kocasına vermiş olursa; Ebû Yûsuf (R.A.)´m rivayetine göre, bu durumda her ikisine de zekât düşmez.<br />
<br />
Keza, bir kimse, başka bir kimsenin sakalını kesse de, bu durumda hâkim, kesen şahsın diyet ödemesine hükmetse ve o şahıs da bu diyeti ödese, aradan bir sene geçip, bu şahsın sakalı aynen ye­rine gelince, aldığı diyeti iade etmiş olsa, bu halde her ikisine de zekât lazım olmaz.<br />
<br />
Keza, bir kimse, başka bir kimseye, 1000 dirhem borcunun olduğunu ikrar etse ve ödese; aradan bir sene geçince, borcunun ol­madığı ortaya çıksa —ve parasını geri alsa— bu durumda, her ikisi­ne de zekât lazım gelmez.<br />
<br />
Keza,-bir kûnse, diğer bir kimseye 1000 dirhem hibe etse ve bunu verse; aradan bir sene geçince de, bu hibesinden hâMmin hükmü veya iki tarafın rızası ile geri dönse ve bu 1000 diürhemi geri alsa, bu durumda, her ikisine de zekât lazım olmaz. Fetâvâyî Kâ-dihân´da da böyledir.<br />
<br />
200 dirhemin zekâtını vermesi dcabeden bir kimse, bunun için malından 5 dirhem ayırmış olsa ve sonra da bu 5 dirhem zayi olsa; bu kimseden zekât sakıt olmaz.<br />
<br />
Ancak, bu kimse o 5 dirhemi ayırdıktan sonra ölürse, bu 5 dir­hem, mirasçının malı oîur. Zahîröyye´den naklen Tatârhânİyyede de böyledir.<br />
<br />
Sâime olan 40 koyun karşılığında bir kadınla evlenmiş olan kimse, kadın bu 40 koyunu aldıktan ve aradan bir sene geçtikten sonra, duhûl vâki olmadan o kadını boşamış olsa, bu şahıs geriye kalan ve bu 40 koyunun yansı olan 20 koyunun zekâtım verir. Fetâ-vâyü Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât vermesi icabettiği halde onu ödemeyen bir kimse­nin malından, fakirlerin ona haber vermeden* almaları helâl olmaz. Şayet, fakirler almış öfea mal sahibi geri alır. Şayet bu mal, fakirin elinde durmamakta ise, mal sahibi Ödetir. Tatarhâniyye´de de böy­ledir.<br />
<br />
Devlet başkanının zorla almış olduğu mala, mal sahibi ve­rirken zekâtına nivyet eylese, bu durum ihtilaflıdır. Sahih olan, bu kimsenin zekâtının sayılması ve zekâtın düşmesidir. Muzmarât´ta<br />
<br />
da böyledir.<br />
<br />
Birbirleri´ ile değiştirilen, zekâta tâbi maÜarm hüküm­leri aynıdır.<br />
<br />
Meselâ : Hiç bir şeye niyyet etmeden, iki köle birbirleri ile de-ğiştirilse, eğer bu ik köle de, ticaret içinse, yine ikisi de ticaret için olmuş oîur. Şayet, ikisi de hizmet için iseler, yine hizmet için olur­lar. Eğer, değişilen bu kölelerin biri hizmet için, diğeri de ticaret için olursa; yine, ticaret için olanı ticaret için, hSzmet için olanı da hizmet için olur.<br />
<br />
İki şahıs, senenin ortasında, ticaret için olan ütü köleyi de-ğişseler, bu kölelerden birinin kıymeti 1000; diğerinin kıymeti ise 200 dirhem olsa; 200 dirhem değerindeki kölenin kıymeti, bir Özründen dolayı 100 dirhem noksanlassa, nisabı doldurmadığı için bu kö­lenin sahibinin senenin başında zekât vermesi gerekmez. Eğer, sat­tıktan sonra, sene tamamlanırsa, kıymeti yüksek olan kölenin sahibi zekâtmı verir. Çünkü o köle, sahibinin elinde 1000 dirhem değerle, bir sene kalmış olmaktadır. Diğer şahıs ise, nisabı tamam olmadığı için zekât vermez.<br />
<br />
Şayet, özürlü köle, hâkimin hükmü olmadan geri verilirse, geri veren kimse bunu satın aldıktan sonra, bir sene geçmiş olsa bile, zekât vermez. Geri alan. kimse ise, İ000 dirhemin zekâtını verir. Çünkü bu, yeni alım - satım gibi olur ve helak etmiş sayılır.<br />
<br />
Eğer bu köle, hâkimin hükmü ile geri verilmişse, bunu geri alan kimse, zekâtım verir.<br />
<br />
Eğer değeri yüksek olan kölenin, senenin yarısından sonra ve satım vaktinde, bir özürü ortaya çıkar ve değeri 200 dirhem noksan-laşırsa, diğer kölenin de bir özürü yoksa, ister mahkeme yolu ile isterse rizâen geri verilmiş olsun, geri veren de, geri alan da, bunun zekâtım verirler. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
İki kişi, mallarının zekâtını, dağıtmak üzere başka biir şah­sa verseler; bu şahıs da bunları birbirine kat&amp;a, sonra da zekât ola­rak dağıtsa; bu şahıs, zekâtı dağıtmak üzere kendisine verilmiş olan iki şahsa borçlu.kalır. Dağıttığı ise, kendisinin sadakası olmuş ofaır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, zekât olarak dağıtmak üzere eline koyduğu şeyi fakirler yağmalayıp kapişsa bu zekât olarak caiz olur.<br />
<br />
Bu şey, o kimsenin elinden düşse v6 bir fakir onu alsa, bu şa­hıs da buna razı olsa, yine zekât olarak caiz olur. Ancak bu durum­da o şahsın, fakirin aldığı malın, kendi malı olduğunu bilmesi ge­rekir. Hulâsa´da da böyledir. [20]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4- ÖŞÜR TOPLAYAN KİMSELERİN DURUMU</span><br />
<br />
<br />
Öşür toplayan kimse, devlet başkanının, sadakaları (zekât­ları, devlet gelirlerimi) toplamak ve tüccarı hırsızdan korumak üze­re tayin ettiği kimsedir.<br />
<br />
Âşir (= öşür toplayan kimse =âmil), açık malların sadakasını (= zekâtını) aldığı gibi, tüccarın yanında bulunan gizli malların da sadakalarım (— zekâtlarını) alır. KâB´de de böyledir.<br />
<br />
Âmil´in´ (= Âşir´in), hür olması, müslüman olması ve Ha-şimî olmaması şart kılınmıştır. Gâye´den naklen Bahrü´r Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bir müslüman, yanında ticaret malı bulunduğu halde bir âmile (= âşir´e) uğrarsa, havM havelan (= senenin tamam olması) ve nisabın tam olması şartı ile, âmil o malın 40 da birini, zekât ola­rak alır. ve zekât konulmakta olan yere kor.<br />
<br />
Bu âmile, bir zımmî îslâm ülkesinde yaşayan gayr-i müslim vatandaş) uğrarsa; âmiil, bu kimseden yanında bulunan ticaret mal­larının yirmide birini alır. Bunu da, cizyelerin konulduğu yere kor. Bu zımmîden cizye alınmış olmasından dolayı, onun harâc borcu düşmez. Zımmîden de, bir senede, bir defadan fazla —vergi—• alın­maz. Şirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir,<br />
<br />
Bir âşire, yanında 200 dirhemden daha az malı bulunan bir kimse uğrayınca; bu kimse, müslüman olsun, zımmî veya harbî olsun; âmil bu kimseden evinde başka malı olduğu bilinse de, bi­linmese de— bir şey almaz. Serâhsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir âşir´in yanına, malı ile uğramış olan kimse : «Bu malın üzerinden sene geçmedi. Aynı cinsten, üzerinden sene geçmiş olan başka malım da yok» dese; veya : «Üzerimde insanların isteyip ala­cakları borcum var.» veya :.«Ben yolculuğa çıkmadan önce, sadaka­yı zekâtı, vergiyi) başka fakirlere ödedim.» veya : ´&lt;... bu sene için de başka âşir´e ödedim.» der ve yemin ederse; o kimsenin söz­lerine inanılır.<br />
<br />
Câmi-i Sağîr´de : «Bu kimsemi beraatını vesikasını, delili­ni) çıkarması şart değildir. Sahih olan budur.» denilmiştir. Ancak, o sene, bu âşirden başka âşir yoksa, o kimsenin sözüne inanılmaz.<br />
<br />
Keza, yolculuğa çıktıktan sonra verdiğini iddıia edenin de, sözü doğru görülmez. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bu kimse, zekâtım verdiğini iddia ettiği âmil´in ismine uy­mayan, başka bar isimle berât çıkarıp göstermiş olsa ve verdiğine yemin etse, sözüne inanılır. Zahirü´r- rivâye´de böyledir. Çünkü, be­raat şart değildir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, başka bir âmü´e verdiğine dair yemin ettiği hal­de; senelerce sonra yalanı ortaya çıkmış olsa bile, kendisinden bu zekâtı alınır. Câmiu´l - Cevâmi´den naklen Tatarhâniyye´de de böyle­dir.<br />
<br />
Müslümanların doğru söylediklerinin kabul edildiği her şeyde, zımmîlerin de doğrulukları kabul edilir ve onlara da inanılır. Koız´de de böyledir.<br />
<br />
Âmilin bu hususu umum hakkında icrası caiz olmaz. Meselâ : Zımmî´den alman cizye hususunda, o zımmî : «Ben ver­dim.» dese, sözü doğru bulunmaz. Çünkü, fakir olan zımmîlere, bu hak —cizye— verilmez. Onların bunu almaya, ehliyetleri ve veren zımmînin de bunu yermeye velayeti yoktur. Bu, müslümanlann ala­cağı bir şeydir.<br />
<br />
Eğer, bir zımmî, sahnelerinin vergisini, şehrin fakirlerine ver­diğini iddia ederse; bu iddiası kabul edilmez. Bil-akis, verdiği bilin­se bile, ikinci defa yeniden aîimr.<br />
<br />
Bu durumda, ikinci defa alman, zekât yerine geçer; birin­cisi ise nafile olmuş olur. Sahih olan budur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ebû´l-Yüsr, Cami´de : «Eğer, devlet başkanı, onlara, ver­gilerini diledikleri kimseye vermeleri hususunda izin vermişse, o za­man bir beis yoktur. Çünkü, devlet başkanının, başlangıçta onlara izin vermiş olması halinde, fakire vermelerinin caiz olduğu gibi, bunlar fakire verdikten sonra devlet başkanı izin vermiş olsa; bu durum yine caiz olur.» demiştir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledSr.<br />
<br />
Bir âmil. sâimelere veya nükuda uğramış olsa da, sahibi : «Bunlar benim değildir.» dese, u kimseye inanılır. Sirâcü´l - Vehhâc´­da da böyledir.<br />
<br />
Bir âmile, ticaret malı ile uğrayan bir kimse : «Bu ticaret malı değildir.» dese, onun sözüne de inanıür. Tahâvî Şerfıi´nde de böyledir.<br />
<br />
Âşir, 200 dirhem değerinde, bulunmuş olan bir mala rast-lasa, bunun öşrünü almaz.<br />
<br />
Keza, bu durumda müdâribden de zekât alınmaz. Ancak, mü-dârîb (.= sermaye başkasından, emek kendisinden olmak üzere or­taklık yapan kimse) kendi öz hissesinden kâr eder de, bu kân nisab miktarına baliğ olmuş bulunur, bununda da, üzerinden bir sene geçmiş olursa; bu müdâribden o malının zekâtı alınır. Çünkü, o şa­hıs, bu malin sahibi olmuştur. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, mal sahibi olma izin ve yetkisine sahip olan bir kö­leye uğramış olan âmil, o köleden ide zekâtını alır.<br />
<br />
Fakat, mal —böyle izni olmayan— bir kölenin olursa; kazancı olsa bile, âmil, ondan zekât almaz. Bu görüş sahihtir.<br />
<br />
Eğer, efendisi bu köle ile beraberse, âmil bu efendiden zekâtı alır. Ancak, bu efendinin malından, kulların alacağı varsa, (yani, bu mal sahibi başkalarına borçlu ise) ve bu mal da borcunun karşılığı ise, o zaman âmil bu kimseden de zekât almaz. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Ticaret malı olan şarap ve domuzu bulunan bir zımmı, âmil´e gelse; bu ticaret mallarının değerleri de 200 dirheme eşit ve­ya ondan daha fazla bulunsa; bu âmil, şarabın kıymetinin onda bi­rini alır. Zahirü´r - rivâye´ye göre, domuzun değerinden bir şey al­maz. Bu, İmâmı A´zam (R.A.) ve İmâm Mvihammed (R.A.)´e göre­dir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
İmâm Muhammed CR.A.), ölmüş hayvanların derilerinin hükmünü zikretmedi. «...Böyle bir metâı olan, bir zımmî, âşire uğ­radığı zaman, münasip,olan, âşirin onların da öşrünü almasıdır.» denilmiştir, Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Harbîden de öşür alınır. Ancak, harbîden öşür alınması için, onların da müslüman tüccarlardan az veya çok öşür almakta olmaları gerekir.<br />
<br />
Keza, onlar bizim tüccarlarımızdan bir zey almazlarsa; biz de, onlardan hiç bir şey almayız. Yani, onlar bize nasıl davranırlarsa, biz de onlara öyle davranırız.<br />
<br />
Eğer onlar, bizim tüccarlarımızın elinden mallarının tamamını alırlarsa; biz de onlardan mallarının tamamını alırız. Ancak, bu cUit rumda, ona emân verene kadar olan miktar müstesnadır.<br />
<br />
Harbîlerin mukatep kölelerinden ve çocuklarından bir şey alın­maz. Ancak, onlar bizim mükâtep kölelerimizden ve çocuklarımız­dan alırlarsa, o zaman biz de onların mükâtep koie ve çocuklarından —vergi— alınz. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Hiç bir hususta harbîlere inanılmaz. Ancak, cariyelerinin ümm-i veled (= evlâdlarının anası) olduğunu iddia ederlerse ve ço­cukları hakkında onların kendi çocukları olduklarını iddia ederlerse bunlara inanılır. Çünkü, nesebe ikrar ve çocuğunun anası olmakla ikrar sahihtir.<br />
<br />
Harbîler, eğer : «Bunlar müdebbirdirler,» derlerse, bu sözleri­ne inanılmaz. Çünkü, tedbiri ikrar etmeleri sahlih değildir.<br />
<br />
Harbîler, şayet 50 dirhemle gelirlerse, bu durumdaki harbîden bir şey alınmaz. Ancak onlar bizim tüccarlarımızdan bunu alır­larsa, biz de onlardan alırız.<br />
<br />
Eğer, harbîlerin bizden öşür alıp almadıklarını bilmezsek veya aldıklarını bilir fakat ne kadar aldıklarını bilemezsek, biz de onlar­dan öşür ahriz. SÜrftcül - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Eğer bir harbî, âşire uğrar; o da bu harbîden alınması ge­rekeni alırsa; bu harbî başka bir âşire uğramış olsa bile, bir yıl ta­mam oluncaya kadar, ondan yeniden hiç bir şey alınmaz. Fakat, bu harbî öşrünü verdikten sonra, dâr-ı harbe gitse de, sonra aynı gün geri gelse, önce olduğu gibi —tekrar— öşrü alınır. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir harbî, âşire uğrasa; âşir de onun harbî olduğunu bilme­se ve bu harbî dâr-i harbe dönse; sonra da geri gelse, önceki uğra­masından dolayı ondan öşür alınmaz. Tebyln´de de böyledir.<br />
<br />
Bir müslüman ve bir zımmî âşire gelseler, âşir de onları tammasa —-ve alması gerekeni almasa—, ikinci sene âşâr onları tam­sa, ikisinden de, geçen senenin zekâtını alır. Sirâcül - Vehhâc´da da<br />
<br />
böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, yanında 40 koyun olduğu halde, âşire varsa, —bu koyunların da— üzerinden iki yıl geçmiş bulunsa,<br />
<br />
senenin zekâtını alır; ikinci seneninkini almaz. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Tağlib Oğullarından, cizye yerine, öşrün yarısı alınır. Eğer Tağli bililerin çocukları veya kanlan âşirin yanına varırsa; çocuklar­dan bir şey alınmaz. Kadınlardan ise, erkeklerden alman kadar alı­nır. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, hâricilerin âşirine uğrasa; o âşir de, bu kimse­den Öşrünü alsa; bu kimse, daha sonra, adi ehlinin âşirine uğrasa; bu âşir de ikinci defa o kimseden zekâtını alır. Ancak, haricîlerin çoğunlukta bulunduğu belde bunun hilafın adı r. Bu şahsın otlak hayvanlarının zekâtını hâricilerin âşiri almış olursa, ehl-i adtfn âşiri bunların zekâtını yeniden almaz. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Âşirin yanına, 3´aş meyve, sebze veya süt gibi çabuk bozu­lacak btr şeyle varan kimse, bunların değeri nisaba baliğ olsa bile, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.AJ´ve aöre, bunlardan bir sey alın-maz. tmâmeyne göre ise, bunların öşrü alınır. Sh-âcü´I - Vehhâc´da da böyledir. Bu, Serahsî´nin Muhıyt´inde ve Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, nisab miktarına, ulaşmamış hayvanlarla, âşirin yanına gelir; evinde de onları nisab miktarına ulaştıracak başka hayvanları bulunursa; âşir o şahıstan, vermesi icabeden kadarını alır. Çünkü, bu hayvanların hepsi himaye altındadır. Sirâcül-Veh­hâc´da da böyledir. [21]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">5- DEFİNELERİN VE MÂDENLERİN ZEKÂTI</span><br />
<br />
<br />
Mâden ocaklarından çıkan mâdenler üç türlüdür: 1 — Ateş­te eriyen mâdenler, 2 — Mâi (= akıcı) olan mâdenler, Akıcı olmayan ve erimeyen mâdenler.<br />
<br />
Ateşte eriyen mâdenler : Altın, gümüş, demir, bakır ve ka­lay gibi mâdenlerdir. Bunların zekâtı ise beşte birdir. Tehaâb´de de böyledir.<br />
<br />
Mâdeni çıkaranın hür, köle, zımmî, çocuk veya kadın olma­sı müsavidir.<br />
<br />
Beşte birden geriye kalan mâden, bulan kimsenindir.<br />
<br />
Eman verilmiş olan harbî, devlet başkanının izni olmadan mâ­den çıkarırsa; bu mâdenden kendisine hiç bir şey veirlmez- Eğer, devlet başkanının izni ile çikarmışsa, anlaşmalarındaki şartlara gö­re hareket edilir.<br />
<br />
Mâdenlerin öşür arazisinde veya harâc arizisinde bulunması mü­savidir. Serahsî´nin Mııhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
îki kişi, mâden arasa ve define birisine rastiasa, o bulanın olur.<br />
<br />
Bir kimse, mâden aramak için ücretle adam çalıştırsa; bu­lunan mâden müste´cire (= ücretle çalıştıran şahsa yani iş verene) ait olur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir,<br />
<br />
Akıcı olan mâdenler : Petrol, zift ve sudan eMe edilen tuz<br />
<br />
gibi madenlerdir.<br />
<br />
Akıcı olmayan ve ateşte erimeyen madenler ise : Alçı, kireç,<br />
<br />
cevahir ve yakut taşlan gibi mâdenlerdir. Bunlara zekât yoktur. Tehzîb´de de böyledir.<br />
<br />
Civanın zekâtı, beşte birdir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böv´edir.<br />
<br />
Bir kimsenin kendi evinde veya arazisinde bulduğu mâden­den bir şey alınmaz. Bu, İmâmı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre böyledir. İmâmeyne göre ise, bunlardan da beşte biri alınır. Tebyîn´-de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, İslâm ülkelerinde, sahra gibi gayr-i memlûk olan {= hiç kimsenin mülkiyeti altında bulunmayan) bir yerde, define bulsa; eğer, bulduğu şeylerin üzerinde kelime-i şehadet gibi müslü-manlâra ait bir yazı varsa; bu define «bulunmuş mal» menzil´esin­dedir.<br />
<br />
Eğer, bulunan şeylerin üzerinde put veya salip nakşı varsa; bunların beşte biri —zekât olarak— alınır; beşte dördü, bulanın olur. Serahsî´nin Muhıyt´ânde de böyledir.<br />
<br />
Bulunan şeylerin üzerindeki işaret kesin belli olmazsa; bunlar cahüiyye alâmetlerine benzemese bile, zâhir-i mezhebe göre, cahiliyyeye ait kabul edilir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bunları bulan kimsenin küçük, büyük, hür, köle, müslüman veya zimmî olması müsavidir.<br />
<br />
Fakat, bunları´eman sahibi bir harbî bulmuş olursa; kendisine hiç bir şey verilmez. Ancak, bu harbî, imâmın ( — devlet başkanının) izni ile hareket etmişse ve aralarında bir şart koşulmuşsa; o şart ye­rine getirilir. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Eğer, define memlûke olan birinin mülkiyeti altında bulunan) bir yerde bulunmuşsa, bulunan şeyin beşte birinin e­kât olarak alınacağında ittifak vardır.<br />
<br />
Kalan beşte dört hususunda ise, görüş ayrılığına düşülmüştür. İmâm-x A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) .: «Bu beşte dört, mülk sahibinin­dir.» demiştir. Tahâvî Şerhî´nde de böyledir.<br />
<br />
Fetâvâyi İtâHİyye´de : «Eğer, mülk sahibi zimmî ise, bulu­nan şeyden kendisine bir şey verilmez. Eğer, mülk sahibi bilinmez­se ve vârisi yoksa, kalan beşte dört o mülkün sahibini uzaktan tanıyan bir müslümana verilir.» denilmiştir. Tatarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Veya, -r-bu beşte dört— onun varislerine verilir, Becİâi´ ve Tahâvî Şerhi´nden naklen Bahrü´r - Râık´ta da böyledir. Varisi ol­mazsa, beyfü´1-mâle verilir, Serahsî´nin Mufaıyfinde de böyledir.<br />
<br />
Bir müslüman, dâr-i harbte, sahipsiz bir yerde bir define veya mâden bulmuş olsa; bulduğu bu şeyin tamamı kendisinindir. Ondan beşte bir alınmaz.<br />
<br />
Eğer, bu müslüman, mezkûr şeyleri sahipli bir yerde bulmuş ise ve dâr-i harbe de eman ile girmiş olursa; bulduklarını, o harbî­lere verir.<br />
<br />
Eman ile girmemişse, bulduğu şeyleri dâr-i İslâm´a çıkarır ve —tamamı— kendisinin olur; fakat bu, temiz bir şey olmaz. Buldu­ğu bu şeyleii, satması da caizdir ve fakat yukarıda söylediğimiz gi­bi, bu alan kimse için de temiz bir şey olmaz. Tahâvî Şerhî´nde de böyledir.<br />
<br />
Bu hususta takip edilecek en doğru yol, bu gibi şeyleri fa­kirlere sadaka olarak dağıtmaktır. Barhü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bu müslüman, dâr-i harbe, emansız girmiş ise, beşte bir de vermeden, —bulduğu şeyin— tamamı kendisinin olur. Serahsî´nin Muhıyt´indetde böyledir.<br />
<br />
Bulunan şeyler, silâhlar, âletler, ev eşyaları, yüzük kaşlan veya kumaş gibi şeyler olsa bile, bunların hepsi de hazine (= defî-ne) gibidirler ve beşte biri alındıktan sonra, kalan beşte dördü, kim bulmuşsa ona verilir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Anber, inci ve balık gibi, denizden çıkartılan şeylerden —zekât olarak— hiç bir şey alınmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, denizden altın veya gümüş çıkarsa; kendisinden —zekât olarak— hiç bir şey alınmaz. Tehzîb´de de böyledir.<br />
<br />
Dağlarda bulunan, fîrûzec denilen şeylerden de, beşte bir almak yoktur. Hidâye´de de böyledir. [22]<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">6- ZİRAÎ MAHSULLERİN VE MEYVELERİN ZEKÂTI</span><br />
<br />
<br />
Ziraî mahsullerden ve meyvelerden zekât vermek farzdır.<br />
<br />
Bunun farz olmasının sebebi : Arazînin verimli olması ve harâc arazisi olmamasıdır.<br />
<br />
Arzın C= yerin) hakîkaten veya takdîren temekkün (= yerleş­me) sebebi ile verimli olması, öşür (= zekât) almanın sebebidir. Temekkün olur da, ekip - biçme olmazsa, bu araziden öşür alınmaz; ancak haraç alınır.<br />
<br />
Zirâate bir âfet dokunduğu zaman, öşür alınmaz.<br />
<br />
Ziraî mahsullerden ve meyvelerden zekât almanın rüknü : Tem-likdir. (Yâni, arazînin sâhibd olmaktır.)<br />
<br />
Bunun edasının şartı ise, «Zekât» bahsirlde geçmiştir.<br />
<br />
Bu zekâtın, vücubunun şartı ikidir ;<br />
<br />
1- Ehliyet sahibi olmak (Yani, müslüman olmak.) Bu ilk şarttır ve bunda ihtilaf yoktur.<br />
<br />
Öşrün farz olduğunu bilmek de gereklidir.<br />
<br />
Akü ve Bulûğ, öşrün vücubunun şartlarından değildir. Hatta, öşür, çocukların ve delilerin arazilerinden de alınır. Çünkü o arazide de nzık olma manası vardır. Bundan dolayıdır ki, öşrü devlet baş­kanının cebren alması caizdir. Böyle alınınca, arazi sahibinin öşür borcu kalkar; fakat sevap olmaz.<br />
<br />
Keza, üzerinde öşür borcu var iken Ölen kimsenin terekesinden bu borç olınır. Zekât dse, böyle değildir.<br />
<br />
Keza arzın (= yerin) mülk olması da, öşrün vücûbu için şart değildir.<br />
<br />
Mevkuf (= vakfedilmiş) arazilerin de öşrü alınır.<br />
<br />
Me´zûn ve mükâteb kölelerin arazilerinden de öşür alınır.<br />
<br />
2- Arzın mahallî olması da, öşrün vücûbu için şarttır. Bu ise, arazinin öşür arazisi olması demektir. Hariçde bulunan, haraç arazi­leri için öşür yoktur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Odun, ot, kamış, yılgın ağacı ve hurma dalı için de, öşür yoktur. Çünkü bunlardan dolayı arazinin verimi artmaz. Aksine bunlar araziyi ifsad ederler. Ancak, bunlardan istifade edilirse veya arazide olan çınar ve benzeri gibi ağaçlar kesilip satılırsa; bunların da öşürünü almak icabeder. Serahsî´ndn Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, yerden çıkan her şeyin öşrünü vermek icabeder. Buğday, arpa, darı, pirinç ve her çeşit hu­bubat ile bakliyat; reyhanlar, güller, şeker kamışları, tutyalar, ka­vun, karpuz, hıyar, patlıcan, boya otu ve bunlara benziyen şeyler; meyve ağaçlarının meyveleri az olsun, çok olsun, bunların hepsinin de öşrü verilir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bunların yağmur suyu ile veya akar su ile sulanmaları da müsavidir. Keza bunların bir vesk´e baliğ olup olmamaları da müsa­vidir. (Bütün bunlar İmâmı A´zam Ebû Hanîfe CK.A.´ye göredir.)<br />
<br />
Pamuktan ve pamuk tohumundan da öşür almak icabeder. Çünkü, bunlardan her biri, aranılan şeylerdendir. Mecnıa´ Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Cevizden, bademden, kimyondan ve kişniş otundan da öşür almak icabeder. Muzmarât´ta da böyledir.<br />
<br />
Bal, öşür arazisinden elde ediliyorsa; ondan da, öşür alınır. Hizânetü´l - Müftîn´de de böyledir.<br />
<br />
Dağlarda biten ağaçların meyveleri toplandığı zaman, onla­rın da öşrü alınır. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Yere tabi olan ağaçlardan çıkan katran ve ağaç sakızların­dan Öşür alınmaz. Çünkü, bunlardan faydalanmak maksud değildir. Bahrü´r-Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
Sadece ziraat ve tedavi için kullanılan tohumların hepsi (Karpuz tohumu, kavun tohumu, anason tohumu ve çörek otu tohu­mu gibi) Öşre tabidir. Ziraat veya tedavi için olmayan tohumlar için ise, Öşür yoktur. Muzmarât´ta da böyledir.<br />
<br />
Keten, kenevir, pamuk sapları, patlıcan, kendir, muz ve in­cir gibi şeylere de öşür yoktur. Hızânetü´l - Müftîn´de de böyledir.<br />
<br />
Evinin önünde (ki avlusunda) meyveli ağacı olan kimse­nin, o ağacın meyvesinden dolayı, öşür vermesi gerekmez. Mecmâ´ Şerhİ´nde de böyledir.<br />
<br />
Dolaplarla veya kovalarla sulanan arazilerden elde edilen bitkilerden nısıf öşür (yani yirmide bir) alınır.<br />
<br />
Bir öşür arazisi,hem yağmur veya nehir suyu ile; ( hem de dolap veya benzeri bir aletle sulanılıyorsa, hangisi ile daha çok su­lanıyorsa, ona itibar edilir. Eğer, müsavi bir şekilde sıilanıyoras, —bu durumda, mükellefin lehine olarak— öşrün yansı (= mahsu­latın yirmide biri) alınır. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Öşür almaya —veliyyü´l - emrin— hak kazanmasının za­manı, İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre, mahsulün çıkıp ol­gunlaştığı, meyvelerin de yetiştiği zamandır. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Arazinin öşrünü vaktinden önce vermek caiz değildir. An­cak, bir kimse tohumu ektikten sonra, öşrü verirse caiz olur.<br />
<br />
Eğer bir kimse, tohumu ektikten sonra ve fakat bu bitmeden önce, öşrü verirse, açık olan durum bunun caiz olmamasıdır.<br />
<br />
Meyveler çıkıp, kendini gösterdikten sonra öşür verilmiş olur­sa, bu durumdaki acele verme hali caiz olur; bundan önce, öşrün verilmiş olması caiz değildir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Öşür arazisinin mahsulâtı, hasaddan sonra; sahibinin sun´u olmadan, haricî bir sebeble telef olsa veya çalınsa, bu mah­sulatın öşrü sakıt ölür.<br />
<br />
Bu mahsulatın, bu şekilde, bir kısmı helak olmuş olsa; o nis-bette Öşrü de azalmış olur.<br />
<br />
Bu mahsulâtı, şayet njal sahibinden başkası helak etmiş, olur­sa; o şahsa ödettirilir. Bu durumda, mezkûr mahsulâttan Öşür de alınır.<br />
<br />
Bu mahsulât, mal sahibi tarafından imha edilmiş olursa, öşrü mal sahibine ödettirilir. Bu kimse, şayet bü borcunu ödemeden ölür ve bu hususta da bir vasiyyeti bulunmazsa, bu öşür ondan sakıt olur. Bahrü´r - ftâık´ta da böyledir.<br />
<br />
Benî Tağlib Kabilesinin, öşür arazilerinin mahsulâtından, öşür olarak, müslümanl ardan almanın iki katı alınır.<br />
<br />
Bir TağlibUnin arazisini, bir zımmî satın almış olsa; durum yi­ne değişmez. Yani, bu zımmî de öşrü iki kat verir.<br />
<br />
Keza, bir Tağlib´linin arazisini müslümanlar satın almış olsa ve­ya bir Tağlib´li müslüman olmuş bulunsa; bunun arazisinden yine iki kat Öşür alınır. Bu, îmâm-i A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göredir.<br />
<br />
Bir müslüman, sahibi bulunduğu arazisiyi, Tağlib´li olmayan bir zımmî´ye satarsa; Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre, o arazi haraç arazisi olur.<br />
<br />
Bu müslüman, sattığı bu araziyi, şuf´a yolu ile veya satışın fa-sid olmasından dolayı, geri alırsa; bu arazi yine öşür arazisi olur.<br />
<br />
Kendi beldelerinde bulunan mecûsilerden bir şey alınmaz. Hİ-dâye´de de böyledir,<br />
<br />
Bahçesine, bostan ekmiş bulunan bir müslüman, eğer onu öşür suyu ile sularsa, mahsul öşrî; haraç suyu ile sularsa, mahsul haracî olur.<br />
<br />
Zımmî ise: böyle değildir. Bostanım ne ile sularsa sulasm, mah­sulü haracîdir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Kabristan da, böyledir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Müslüman ıda, zımim de, bostanını bir defa öşür suyu ile, bir defa da haraç suyu ile sulamış olsalar; bu durumda müslüman Öşür, zımnî ise haraç verir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir. [23]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Öşür Suyu :</span><br />
<br />
<br />
Öşür arazisinde kazılan kuyuların, öşür ara­zisinden çıkan kaynak ve pınarların suları ile, başkaları tarafından<br />
<br />
kazılmış bulunan kanallardan gelen yağmur, deniz ve nehir sulan Öşür suyudur. [24]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Haraç Suyu :</span><br />
<br />
<br />
Haraç arazilerinde kazılmış bulunan kuyuların suyudur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Ebû Hanîfe (R.A.) ve Ebû Yûsut (R.A.)´a göre, Seyhun, Dicle ve Fırat Nehirlerinin sulan da, Haraç Suyu´dur. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir öşür arazisi kiraya verilmiş olursa; buranın Öşrünü, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A,)´ye göre, kiraya vermiş olan şahıs verir. İmâmeyne göre ise, bu arazînin öşrünü, kiralayan şahıs verir. Hulâ­sa´da da böyledir.<br />
<br />
Bu araziyi kiralayan şahıs, hasaddan önce ölmüş olsa; öşrü­nü, kiraya veren şahsın vermesi icabetmez.<br />
<br />
Ancak, bu araziyi kiralayan şahıs, hasaddan sonra ölürse; o za­man, öşrü kiraya veren şahsın vermesi gerekir.<br />
<br />
İmâmı A´zam (R.A.)´a göre, hasaddan önce veya hasaddan son­ra, Ölmüş olması durumunda da, o kimseden, Öşür sakıt olmaz. Ta-hâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, araziyi, bir müslümandan emanet, olarak alır ve ekerse; bu arazinin Öşrü, Ödünç alan şahsa aittir.<br />
<br />
Araz1!, bir kafirden emaneten alınmış ve ekilmiş olursa; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, yine öşrü, emaneten alan şahsa aittir, îmameyn´e göre ise, kafire aittir. Bu durumda, kafir, İmâm Muham-med (R.A.) ´e göre bir öşür; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre iki öşür verir.^Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Öşür arazisi, müzarea sureti ile işlendiği zaman, İmâm-ı A´zam (R.A.) ´a göre mahsulâtının öşrü, arazi sahibinden alınır. İmâ-meyn´e göre ise, tarlayı işleyene aittir. Ancak, bu durumda arazi sahibinin, kendi hissesine ait öşrü vermesi vacip olur; tarlayı işle­yen kimsenin hissesine ait olan öşürden do,layı da, borçlu bulunur; bu onun zimmetinde olmuş olur. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.<br />
<br />
Mal sahibi olmayan, fakat tarlayı işlemekte olan kimse öl­se; îmâmeyne göre, hem kendisinden hem de tarlanın sahibi olan ortağından Öşür sakıt olur. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre<br />
Ekilmiş bulunan bir mahsulü, sulandıktan sonra ve hasaddan önce, bir kimse helak etmiş veya çalmış bulunsa; bu kimse, bun­ları ödiyene kadar, mal sahibinün Öşür vermesi gerekmez. Serahsî´-nin Muhıytlnde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir öşür arazisini gasbeder ve orada ziraat yapar­sa; eğer, mahsulde bir eksilme olmazsa; arazi sahibi için öşür ge­rekmez; eğer mahsul ııoksarJaşırsa; araai sahibinden öşür alınır. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse´, içindeki ekini ile beraber, bir araziyi satarsa; bu tarladaki mahsulün öşrü, tarlayı satan kimseye aittir; satın ala­na ait değildir.<br />
<br />
Bakliyat efeili bir yer, satıldığı zaman, eğer, müşteri pazarhk-ta kesmişse yine— öşrü saJtan kimseye aittir. Ancak, pazarlıkta böy­le bir şart koşulmamışsa; öşür, alıcıya ait olur. Tahavî ŞerM´nde de böyledir.<br />
<br />
Öşür arazisinden elde edilen mahsulât, satılmış -olsa; bakı­lır : Eğer, mahsulât yetişmiş ise, âşir (= âmil — öşür toplayan gö­revli) dilerse, öşrü; satan kSmseden, dilerse satın alan kimseden alır.<br />
<br />
Bu mahsulâtı satan kimse, kıymetinden fazlaya satmış ve müş­teri de henüz teslim almamış olursa; âşir, isterse, öşrü, malın ay­nından, isterse bedelinden alır.<br />
<br />
Eğer satıcı, ahş-verişinde insanları aldatmayan bir kimse ise, bu durumda âşir, Öşrü, satılmış olan malın bedelinden değil1 de, ay­nından alır.<br />
<br />
Eğer, bu mal helak edilftrse; âşir, öşrü, satıcıdan ahr.<br />
<br />
Eğer, bu malı müşteri helak etmiş olursa; âşir muhayyerdir : Di­lerse, satın alan şahsa ödettirir. Çünkü, bu durumda onlardan her biri hakkını telef etmiştir.<br />
<br />
Satıcı, eğer yaş üzüm satmış olursa; âşir, öşrünü onun bedelin­den alır.<br />
<br />
Keza, bu kimse, şıra elde etse ve sonra da onu satmış olsa, âşâr, bunun öşrünü de bedelinden alır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyle­dir.<br />
<br />
Öşürde, amelenlin ücreti, hayvanların yiyecekleri, su sula­yanın kirası, bekçi ücreti ve benzeri gibi şeyler hesaba katılmaz.<br />
<br />
Yerde yetişip çıkan, her şeyin öşrünü (= onda birini) veya nı­sıf öşrünü yirmide birini) vermek, bu mahsulâtı çıkaran herkes için vaciptir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Zekâtı (=öşrü) verilecek olan mahsulâttan, öşrü verile­ne kadar yenilemez. Zahîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Öşrü ayrıldıktan sonra, geriye kalan mahsulâttan yomek helâl oiur. İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) : «Bir kimse öşrü ve­rilmemiş maldan yediğini ve yediğinin öşrünü borçlanmış olur.» buyurmuştur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir. [25]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">7- ZEKÂT VERİLECEK KİMSELER</span><br />
<br />
<br />
Zekâtın masrafı yani zekât yenilecek kimseler şunlardır:. [26]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fakirler :</span><br />
<br />
<br />
Fakir : Nisab miktarından az malı olan kimse demektir. Veya, nisab miktarına ulaşmış olmasına rağmen, nami olmayan mala sahip olan kimseye de fakir denir.<br />
<br />
Nisabdan fazla mala sahip olmasına rağmen, bu malı ihtiyacını karşıiamıyan veya ihtiyacını karşıladıktan sonra, kendisi için artma­yan ve ihtiyaç hali devam eden fcimse de fakirdir. Fethü´J - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Zekâtı ( = sadakayı) fakir olan alimlere vermek, fakir olan cahillere vermekten daha efdaldir. Zâhidî´de de böyledir. [27]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Miskinler :</span><br />
<br />
<br />
Miskin : Hiç bir şeyi bulunmayıp, dilenmeye muhtaç olan kim­se demektir.<br />
<br />
Fakirin aksine, bu kimselerin kuvvetten düşmemek ve bedeni­ni korumak maksadı ile dilenmesi helâl olur.<br />
<br />
Fakirin dilenmesi ise helâl olmaz. Bir günlük yiyeceği ve avret mahallini örtebilecek elbisesi olan kimsenin dilenmesi helâl olmaz. Fethü´I - Kadîr´de de böyledir. [28]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Âmil :</span><br />
<br />
<br />
Âmil : Vcliyyü´l- emrin, zahirî malların zekât ve Öşrünü topla­mak üzere ta´yin edip, memur eylediği kimsedir. Kâfî´de de böyle­dir.<br />
<br />
Bu şekilde tayin edilmiş bulunan bir âmile, zekât toplamak üze­re gidip gelmesinden ve bu husustaki hizmetinden dolayı, görevi de­vam ettiği müddetçe, kendisinin ve aile efradının ihtiyaçlarına kâfi gelebilecek miktarda, —orta halli topladığı zekattan, bir hisse maaş verilir. Pek çok zekât toplamış olsa bile, —bu maaşı— yarı­sından fazla miktarda attırılmaz. Bahrü´r - Râik´ia da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, kendi malının zekâtını, bizzat getirip devlet baş­kanına verirse, ânıil bu zekâttan bir hisse almaya hak kazanmış ol­maz. Yenâbi´de ve Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Peygamber (S.A.V.) Efendimize akraba bulunmalarından dolayı, Hâşimî´lerin âmillik yapması helâl olmaz. Onların yüce şe­refinden dolayı, insanlardan bu gibi şeyleri almaları veya aldıkları şüphesinin bulunması doğru olmaz.<br />
<br />
Zenginlerin âmil olarak görevlendirilmeleri ise caizdir. Tebyiz­de de böyledir.<br />
<br />
Rızkım başka yerden temin eden Hâşimî´niıı, âmillik yap­masında bir beis yoktur. Huiâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir âmülin elindeki mal, helak olsa veya kaybolsa, bu âmi­lin alacağı sakıt olur. Bu âmilin, zekât veren kimseden, bu zekâtı tekrar alması caiz olur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir âmilin, kendi ücretini henüz hak etmiş olmadan alması caiz olur; fakat bu durumda, almaması daha efdâldir. Huiâsa´da böyledir.. [29]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mükâteb Köle :</span><br />
<br />
<br />
Mükâteb olan kölelere, onları, kölelikten kurtarıp hürriyetleri­ne kavuşturmak için yardım edilmesi uygundur. Serahsî´nin Muhıyt1 inde de böyledir.<br />
<br />
Mükâteb : Bir bedel mukabilinde, azad edilmek üzere efendisi ile mukavele yapmış olan köle veya cariye demektir.<br />
<br />
Mükâtebe, zengin olduğu bilinsin veya bilinmesin zekât vermek caiz olur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Hâşîmüerin muk atehlerin e de, zekât vermek caiz olmaz. Çünkü, kölenin mülkü de efendisine aittir. Ve şüphenin hakikata karışması ihtimali vardır. Serahsî´nin Muhıyl´indc de böyledir. [30]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Borçlu:</span><br />
<br />
<br />
Borçlu : Borcundan fazla, nisab miktarı mala sahip olmayan ve­ya kendisinin de, başkasında alacağı olmasına rağmen, bunu alması mümkün olmayan kimse demektir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Zekâtı, borçlu olanlara vermek, fakir olanlara vermekten daha efdaldir. Muzmarât´ta da böyledir. [31]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah Yolunda Olanlara :</span><br />
<br />
<br />
İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre, Allah yolunda olanlardan maksad, Allah yolunda cihad eden gazilerin fakirleridir.<br />
<br />
İmâm Muhammed (R.A.) ´e göre ise, hac yolunda olan fakir kim­selerdir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Sahih olan ise, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´un kavlidir. [32]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yolcu :</span><br />
<br />
<br />
Zekât verilecek yolcudan maksad, malı, beldesinde kalıp, elinde bir şey bulunmayan garip kimsedir. Bedâi´de de böyledir.<br />
<br />
Yolcuların, ihtiyaçları kadar zekât almaları caizdir. Fakat, ihtiyaçlarından fazlasını almaları helâl olmaz. Bu hüküm, malından ayrı bulunan kimselerin hepsine aittir;bunlar, kendi memleketle­rinde olsalar bile, durum aynıdır. Çünkü, muteber olan ihtiyaçtır.<br />
<br />
Yolcunun, malına kavuştuğu zaman, elinde kalan zekât parası­nın fazlasını sadaka etmesi de gerekmez. Bu yolcunun bu durumu, zengin olan fakir gibidir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Yolcunun borç alması, zekât almasından daha efdaldir. Za-hîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Yukarıda saydığımız kimseler, kendilerine zekât verilebile­cek olan kimselerdir.<br />
<br />
Zekât verecek olan kimse, zekâtını bunlardan her birine vere­bilir. Bunlardan her hangi bir topluluğa da verebilir; tek kişiye de verebilir. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.<br />
<br />
Zekât olarak verilen miktar, nisaba erişmiyorsa, bunu tek kişiye vermek daha efdildir. Zahidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimseye, zekât olarak 200 dirhem, toptan vermek de ca­izdir. Fakat, daha fazlasını vermek mekruhtur. Hidâye´de de böyle­dir.<br />
<br />
Söylediğimiz bu husus, fakır borçlu olmadığı zaman için­dir. Eğer, bu kimse borçlu olursa; ona, hem borcunu ödeyeck, hem de geride 200 dirhem kalacak kadar, zekât vermek caizdir.<br />
<br />
Keza, zekât verilecek kjimse, aile sahibi ise, zekât olarak verilen miktar, ailesinin her ferdine taksim edilince, herbirine 200 dirhem düşecek miktarda, zekât vermek caiz olur. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bilhassa zamanımızda, zenginlerin, fakirlerin hallerini sor­maları mendub olur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Zıramîlere zekât vermek caiz değildir. Bu hususta ittifak vardır. Ancak, zımmîlere nafile sadakaların verilmesi; yine ittifakla caizdir.<br />
<br />
Verilmesi vaoip olan sadakaların, zunmîlere verilip verilemiye-ceği konusunda da ihtilâf vardır. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Afuhammed CR.A.) ´e göre, zımmîlere bu sadakaların verilmesi caiz­dir. Fakat, bize göre, bu sadakaları da fakir müslümanlara vermek daha sevimlidir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Harbîlere gelince, onlara farz ve vacip olan sadakaları ver­mek, bil-icmâ caiz değildir. Fakat nafile olan sadakalar, bunlara da verilebilir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât parası ile mescid bina etmek, misafirhaneler yap­mak, su sebil etmek, yolan tamir etmek, nehir kanalları kazmak caiz olmadığı gibi; bu paranın, hac ve cihada sarfedilmesi ve nisaba malik olan kimselere de verilmesi caiz değildir. Zekât parası ile bir ölüye kefen almak, bdr ölünün borcunu ödemek caiz değildir. Bu pa­ra ile köle satın alıp, azad etmek ve bu parayı baba, dede... gibi her ne kadar yukarıda olursa olsun usûle ve oğul, torun... gibi her ne kadar aşağıda olursa olsun fürû´a vermek caiz değildir. Kâfî´de de böyledir. Zekât parası, reddedilmiş olan çocuğa ve veled-i zinaya da verilmez. Timurtâşî´de de böyledir.<br />
<br />
Menfaatleri müşterek olduğu için, zengin bir koca, fakir olan karısına zekât veremez. Keza, zengin olan kadın da, fakir olan kocasına zekât veremez. Bu, İmânı ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye gö­redir, Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Yine, Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre bir kimse kendi kölesine, mükâtebine, ümmü veledine ve bir kısmım azâd etmiş bulunduğu kölesine, zekâtını veremez. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Nisaba malik olan bir kimseye zekât vermek caiz değildir. Yani, bir kimsenin hangi cinsten olursa olsun, nisab miktarından fazla malı olur ve bu mal, o şahsın elinde senenin yansından fazla durmuş bulunursa, bu mal ister altın, ister gümüş, ister, sâime hay­van, ister ticaret malı olsun, o kimseye zekât verilmez. Zâhidi´de de böyledir.<br />
<br />
Nisabdan fazla olan malın, haceti asliyenin dışında otura­cak yer, ev eşyası, elbise, hizmetçi, binek hayvanı veya silah obuası hallerinde de yine durum aynıdır.<br />
<br />
Fazla olan bu malların, nâmı (= çoğalıcı) olması da şart değil­dir; malın nâmı olması, zekâtın vücûbunun şartîanndandır. Kâö´de de böyledir.<br />
<br />
Bedenen güçlü ve çalışıp kazanabilecek durumda olan ve fakat nisâb miktarı malı bulunmayan kimselere, zekât verilebilir, Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Zengin bir şahsın, mükâteb olmayan kölesine de zekât ve­rilmez. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Keza, zengin bir şahsın küçük yaştaki çocuğuna da zekât verilmez. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ancak, zengin bir şahsın, fakir ve müslüman olan ve büyümüş bulunan çocuğuna zekât verilebilir.<br />
<br />
Zengin bir adamın, fakir olan karısına da zekât verilir.<br />
<br />
Keza zengin bir şahsın büyümüş olan ve fakir bulunan kızma da, eğer o, nafakasını temin edecek güçte değilse, zekât verilir. Çün­kü bu, kocasının veya babasının zengin olmasından dolayı, zengin sayılmaz. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Oğlu zengin olan, fakir bir babaya da, zekât .vermek caiz­dir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Nisaba mâlik bulunmadığı halde, dilenmeyen (= isteme­yen) kimseye zekât verilir.<br />
<br />
200 dirhem gümüş kıymetinde kitabı bulunan fakat okumak veya okutmak için bunlara ihtiyacı olan kimseye de zekât verilir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu kitapların fıkıh, hadîs veya edep kitabı olmaları da mü­savidir. Serahsî´nin Muhıyf´inde de böyledir.<br />
<br />
Keza, Kur´an-ı Kerimleri olan ve onlara muhtaç bulunan kimselere de zekât verilebilir.<br />
<br />
Fakat, bu kimse onlara muhtaç bulunmaz, onların değerleri de 200 dirheme veya daha fazlaya ulaşırsa, bu kimseye zekât ver­mek caiz olmadığı gibi, onun zekât alması da caiz değildir.<br />
<br />
İmâm Muhammed<br />
Üç bin dirhem değerinde, arazisi olan bir kimse, kendisinin ve aile efradının nafakasını çıkarmıyorsa, bu şahsın, durumu hak­kında ihtilâf edilmiştir : Muhammed bin Mukâtil : «Bu kimsenin zekât alması caizdir.» demiştir.<br />
<br />
Bir kimsenin, 200 dirhem kıymetinde bahçe içinde bir evi olsa, eğer bu bahçedeki evin mutfak, banyo ve benzerleri gibi müştemilâtı yoksa, bu kimseye zekât vermek caiz olmaz. Çünkü bu kimse, tica­ret metâı ve cevahiri buüunan ve fakat bunlar, başka insanlar üze­rinde ve onların sonra ödemeleri gereken bir alacak şeklinde olan bir kimse durumundadır. Bu durumda olan kimselerin, nafakaya muhtaç oldukları zaman, alacaklarının zamanı gelene kadar, nafaka­ları riçin kafi gelecek miktarda zekât almaları caiz olur.<br />
<br />
Bu kimsenin, alacağı, tehirli olmadığı halde, fakir bir kimsede ise, bu şahıs yine zekât alabilir. Esahh olan kaviller de böyledir. Çünkü, bu kimse yolcu durumundadır.<br />
<br />
Eğer, bu şahsın alacaklı bulunduğu şahıs, zengin ve borcunu da kabul etmekte ise, alacaklı olan bu şahsın, zekât alması caiz ol­maz. Bu kimsenin alacaklı olduğu şahıs, borcunu inkâr etse ve fakat alacaklının senedi veya şahidi bulunsa, yine zekât alması caiz olmaz.<br />
<br />
Bu kimsenin, o şahıstan alacaklı olduğunu isbat edecek bir de­lili olmadığı zaman da, borçlu olan şahsı hâkime şikayet edip, borç­luya yemin ettirilmesine kadar, alacaklı olan şahsın, zekât alması yi­ne caiz olmaz. Ancak, bundan —yani borçlunun hakim huzurunda, borcunu yemin ile inkâr etmesinden— sonra, bu kimsenin zekât alması c .iz ve aldığı zekât helâl olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy­ledir.<br />
<br />
İçinde oturduğu bir evi bulunan kimsenin, —bu evin .tama­mında oturmakta olmasa bile— zekât alması caiz olur. Sahih olan budur. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Benî Hâşim´e (Hâşim Oğullarına) zekât verilmez.<br />
<br />
Burada, Benî Hâşim´den maksat. Resulü Ekrem (S.A.VJ Efen­dimizin amcası Hz. Abbas (R.A.) ´in evlâd ve ahfâdiyîe; diğer amcası Ebü Tâlib´in oğulları Hz. Ali (R.AJ ´nin ve onun kardeşi Ca´fer ve Hz. Akîl´in evlât ve ahfadı, bir de Abduhnuttalib bin Hars´m evlâd ve ahfadıdır. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Hâşim Oğulannım, bu saydıklarımızın dışında kalan şube­lerine zekât´vermek caiz olur. Ebû Leheb´ıin zürriyetinden gelenler gibi... Çünkü, onlar Peygamber (S.A.V.) Efendimiz´e yardım etme­diler. SirâcüT - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât, nezir, öşür ve keffâret gibi verilmesi icabeden sada­kalar Beni Hâşim´e verilemezler; ancak bunlara nafile sadakaları vermek caizdir. Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Keza, Benî Hâşim´in kölelerine de zekât verilmez. Kenz Şerhi Aynî´de de böyledir.<br />
<br />
Hâşim OğuUarı´ndan fakir olanlara, madenlerin ve definele­rin beşte birini vermek caizdir. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyle­dir.<br />
<br />
Bir kimsenin zekât dağıtmak üzere vekil kıldığı şahıs, bu zekâtı, eğer muhtaç iseler, kendisinin büyük veya küçük çocuğuna veyahut da hanımına verebilir; bu caizdir. Ancak, bu zekâtı kendi elinde tutamaz. Huİâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Zekât verecek olan bir kimse, zekât vermek istediği kim­senin durumundan şüphelenir ve bu hususta araştırma yapar; bu araştırması sonunda da o kimsenin zekât vermeye layık bir şahıs ol­duğu kanaatine varırsa, zekâtını ona verir veya ona sorduktan son­ra verirra verir.<br />
<br />
Veya, bir kimse, fakirlerin arasında gördüğü bir şahsa zekâtını verir, sonradan da o şahsın zekât verilmesi uygun olan kimselerden olduğu anlaşılırsa, bu kimsenin zekâtı, bil-ittifak caiz olur.<br />
<br />
Keza, bu kimsenin durumu belli olmazsa; bu. durumlardaki kimselere de zekât vermek caiz olur.<br />
<br />
Zekât vermiş olduğu kimsenin, zengin veya Hâşimî veya kâfir veya Hâşimîlerin kölesi olduğu,.kendisinin dedelerinden veya nine­lerinden bulunduğu; kendisinin karısı veya zekâtı veren kadın­sa kocası okluğu meydana çıkarsa, yine bu kimsenin zekâtı caiz olur ve onun zekât borcu düşer. Bu, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R. A.) ile İmâm Muhammed (R.A.) ´in kavilleridir.<br />
<br />
Şayet zekât vermiş olduğu kimsenin, kölesi veya müdeb-biresi veya ümmü veledi veyahut da muktebesi olduğu anlaşılırsa, bu durumda o kimsenin zekâtı caiz olmaz. Onu iade etmesi, (tekrar vermesi, bil-iemâ´ lazım oltır.<br />
<br />
Keza, zekât verilen kimsenin zengin olduğu ortaya çıkarsa, -İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, buna verilen zekâtm da iadesi, yani yeniden verilmesi lazım gelir. Tahâvî Şerftİ´nde de böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimsenin, zekâtını verdiği sırada, zekât verdiği kimse­nin halini araştırmaması, onun zekât almaya hak sahibi olup olma­dığını, tetkik ermemesi caizdir.<br />
<br />
Ancak, bir kimsenin, kendisine zekât verilmesi uygun olmayan kimselerden olduğu ortaya çıkarsa, ona zekât verilmez.<br />
<br />
Durumu şüpheli olan bir şahsa araştırıp soruşturulmadan zekât verilirse ve sonradan da bu zahsm zekâta müstehak olmadığı ortaya çıkar veya ona zekât verilmeyeceğine zann-ı galibi olursa, verilen bu zekât fesada gitmiş oltır.<br />
<br />
Ancak, bu kimsenin zekât almaya hâk sahibi olduğu ortaya çı­karsa, verdiği zekât caiz olur. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Zekâtı bir beldeden, başka bir beldeye nakletmek mekruh­tur.<br />
<br />
Ancak, bir kimsenin zekâtını t aşka bir belde1"- ı~ şehirde, yer­de) bulunan akrabasına veya I ivminden oıar . Saiuseye, onlar bulunduğu beldenin fakirlerİ7.den daha muhtr s jîr durumda iseler— göndermesi caiz olur.<br />
<br />
Bir kimsenin zekâtım, başka beldede bulunan ve akrabası olma­yan muhtaç kimselere göndermesinde de bir beis yoktur. Bu mekruh olmakla beraber; böyle yapan kimselerin zekâtları yine de caiz olur.<br />
<br />
Zekâtı başka yere göndermenin mehrûh olması, zekâtın zamanı­nın geçtikten sonra verilmesi.halindedir. Fakat, zekât, verilme zamanından Önce, başka beldeye gönderilmiş olursa; bunda bir beis yok­tur.<br />
<br />
Zekâtta, fıtırda ve nezirlerde efdal olan, bunları önce, fakir olan erkek kardeşlere, kız kardeşlere, sonra bunların çocuklarına; sonra anıca ve halalara, sonra da bunların evladlarma; sonra dayı ve tey­zelere ve sonra da bunların evladlarma; sonra diğer akrabalara, son­ra komşulara, sonra aynı mahallede oturanlara, sonra aynı şehir veya aynı köyde oturanlara vermektir, Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Zekâtta muteber olan, malın bulunduğu yerdir. Hattâ zekâtı verecek kimse bir yerde, malı ise başka bir yerde olsa, zekâtını ma­lın bulunduğu yerde verir; küçük çocuklarının ve kölelerinin bulun­duğu yerde vermez. Sahihi de budur. Tebyîn´de de böyledir. Fetva da bunun üzerinedir. Muzmarât´ta da böyledir.<br />
<br />
Zamanımızın zâlimlerinin zekâtları, Öşür, haraç, vergi ve benzerlerini almaları halinde, esahh olan, bu borçların sakıt oldu­ğudur. Ancak, bunları verdikleri zaman, sadakaya niyyet etmeleri gerekir. Tatarhâıüyye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtına niyyet ederek kendi öz malından, bir fakirin borcunu ödese ve bundan da o fakirin haberi bulun­makta olsa, verdiği bu şey zekât olarak caiz olur. Fakirin haberi bu­lunmamakta ise, zekât olarak caiz olmaz. Fakat, fakirin borcu da düşmüş olur.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtına mahsuben bir fakiri evinde oturtmuş ol­sa; bu, zekât yerine caiz olmaz. Zâhidî´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekât niyyeti dle akrabasının çocuklarına bir şey dağıtsa; veya haber gebren kimseye, zekât niyyeti ile bir şey Verse; veya turfanda bir şey getirene zekât niyyeti ile bir şey ver­se, bunlar zekât olarak caiz olur.<br />
<br />
Keza, bayramlarda veya başka bir zamanda, zekât niyyeti ile kadın veya erkek hizmetçilere verilen şeyler de, zekât olarak caiz olur. Mi´râcü´d - Dürâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, zekâtını bir fakire verdiği zaman, eğer bu zekâ­tı, o fakir kimse eline almamışsa, bu zekât, caiz olmaz.<br />
<br />
Keza, üzerinde velayet bulunan bir fakirin babası veya bir mecnûnun veya1 küçük çocuğun vasisi, zekât niyyeti ile verilen bu Burachı kaydedilen zaman, eserin te´lif edildiği Hicri 11. asırdır.<br />
<br />
şeyi, almış olmadıkça, bu zekât olarak caiz olmaz. Yani zekâtı fakir veya onun namına veîî-vasî gibi birisi almadıkça zekât verilmiş olmaz. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Keza, bir kimse, ailesinin içinde bulunan ve akrabasından olan bir kimseye zekâtını vermiş olsa, o şahıs almadıkça, zekât ve­rilmiş olmaz. Bu durum, yabancılar için de böyledir.<br />
<br />
Bulunan bir şey de, sahibinin eline verilmedikçe verilmiş sa­yılmaz.<br />
<br />
«Bir kimse zekâtını, bir mecnûna veya sabi bir çocuğa vermiş olsa, bunların da akh yetmese ve aldıklarını babasına veya velîsine vermiş olsalar, verilen bu şey zekât olmaz.» denilmiştir. Nitekim; bir kimsenin zekâtını yüksekçe, bir yere koyması ve bir fakirin de gelip oradan alması, da caizdir.<br />
<br />
Ancak, kendisine zekât verilen ve bunu alan çocuk, şayet mü-rahık (= aklı yeten çocuk) ise, bu zekât caiz olur.<br />
<br />
Keza, almasını bilen, aldığını atmayan bir kimse, bu zekâ­tı almış olsa ve bu kimseyi, onu elinden almak için başka bir kim­se aldatmasa veya bu kimse aldığını atmayan bir kişi olsa, böyle bir fakire verilen zekât caiz olur.<br />
<br />
Bunamış bir fakire verilen zekât da caiz olur. Fetâvâyi Kâdi-nâh´da da böyledir. [33]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Beytü´l - Mâl´in Gelirleri</span><br />
<br />
<br />
Beytü´l - mâlin, gelir kaynağı vardır :<br />
<br />
Sâime olan hayvanların zekâtı, öşür ve rnüslümanların ti­caret malından âşir tarafından alınan şeyler.<br />
<br />
Bunların kimlere verileceğini «Zekât Kimlere Verilir» bölümün­de söyledik.<br />
<br />
Ganimetlerin, madenlerin, eskiden kalma hazine ve define­lerin beşte biri.<br />
<br />
Bunların sarf yeri ise fakirler, kimsesiz ve muhtaç yetimler ve yolculardır.<br />
<br />
Haraç, cizye, harb edilmeden ve üzerinde anlaşmaya varı­larak alman sulh bedelleri, (Mecran Oğullarından alman elbiseler ve Tağlib Oğullarımdan alınan ve zekâtın iki katı olan vergiler gibi) ve kendilerine emân yerilmiş bulunanlardan alman öşürler ile ticaretle uğraşan zimmîlerden alınan şeyler.<br />
<br />
Bunlar, savaş hizmetlerine, kale yapımlarına, îslâm ülke-. sindeki yolların emniyetinin sağlanması ve yol kesicilerin gözetlen­mesine, köprü ve kanalların yapılmasına harcanır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bunlar, Ceyhun, Fırat ve Dicle gibi çok büyük olan ve kim­senin mülkiyetinde bulunmayan, nehirler üzerinde köprü kanal ve bent (=-baraj) yapımında da kullanılır. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Bunlar, nbâtlara, mescidlere, set baskınını Önlemek için yapılan sedîere, düşman baskınından korkulan yerlere kale yapımına, vali, kadı, müftü ve diğer me´mur ve idarecilerin maaşlarına da sarfedilir. Serahsî´nin Muhiytlinde de böyledir.<br />
<br />
Bunlar, ilim öğretenlere ve ilim öğrenenlere de sarf edilir. Si-râcü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bunlar, müslümanlarm işleri için uğrasan ve mü´mml´erin sa­lâhına çalışan kimselere de sarf edilir. Serahsî´nin Muhıyf inde de boyledSr.<br />
<br />
Lukatalar (= Buluntular), varis, bırakmadan ölenlerin te­rekeleri, yalnız kocası veya yalnız karısı kalmış olanların kan veya koca hisselerini aldıktan sonra arta kalan, terekeleri.<br />
<br />
Bunlar da, fakir olan hastaların tedavilerine ve nafakalarına; malı olmayan cenazelerin kefen masraflarına; bir malı kaybolmuş kimselere; aklî dengesini yitirmiş olanlara; kazançtan aciz kalanlara, bunların nafakalarının, üzerine vacip olduğu bir kimse olmadığ,ı zaman harcanır. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Veliyyü´temr´in, beytü´l-mâlin bu dört ayrı nev´î gelirlerini dört ayrı yerde toplayıp, bunların herbirine ayn ayrı evler yapması gerekir. Çünkü, bunlardan herbirinin hükümleri ayrıdır; kendilerine mahsus, hükümleri vardır. Bir bölümün malı, diğerine karışmama­lıdır.<br />
<br />
Eğer, bu bölümlerden bir kısmında mal bulunmazsa veliyyül -emr´in bu. bölümler için diğer bölümlerden borç alması caizdir.<br />
<br />
Böyle bir durumda veliyyül - emr beytü´l - mâlin zekât bölümünden, borç alıp, haraç bölümüne vermiş olursa, haraç alındığı zaman almış bulunduğu bu borcu öder. Ancak, bu borcu "kıtal (= savaş) için al­mış olursa, bunda fakirlerin nasibi olduğu için bu borç olmaz.<br />
<br />
Veliyyü´1-emr, eğer beytü´l - mâlin haraç bölümünden zekât bö­lümüne borç almışsa ve bunu fakirlere harcamış olursa,- onlara borç­lanmış olmaz. Çünkü haraç fey´ ve ganimet hükmündedir. Fakirlerin ise bunda nasipleri vardır. Ancak fakirler, bu zekât ile zengin edil­mezler. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Veliyyü´l - emr olan kimselerin, hakları, hak sahibi olanlara ulaştırmaları ve onları Kaklarını almaktan men etmemeleri gerekir. Beytü´1-mâle ait olan bu mallardan, veliyyü´l - emrin ve ava-nesinin almaları caiz olmaz. Ancak bunlar, kendilerine ve aüe fert­lerine kifayet edecek kadar, beytü´l - mâl´den alabilirler; fakat, bun­ları biriktirip kendileri için bir hazine meydana getiremezler. Bu mallardan artan olursa, müslümanlar arasında taksim olunur.<br />
<br />
Veliyyü´^emr olan kimseler, bu vazifelerinde kusur ederlerse, vebali kendilerine aittir.<br />
<br />
Zımmîlere, beytü´l - mâl´den hiç bir şey verilmez. Ancak, veliyyü´l - emr onların açlıktan Ölmek üzere olduklarını görürse, on­lara ölmiyecekleri kadar gereken şeyleri verir. Çünkü onlar, İslâm Beldesi vatandaşiarmdandırlar ve onların hayatını korumak, devlet başkanının görevlerindendir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Diyanet yönünden, beytü´l-mâl"de nasibi olan bir kimse­nin, o hakkını alması mümkündür. Hüküm yönünden ise, devlet başkanı, o hakkı verip vermemek hususunda muhayyerdir. Gunye´de de böyledir. [34]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">8- SADAKA-İ FITIR</span><br />
<br />
<br />
Sadak-i Fıtır, havâic-i asliyesinden fazla, nisab miktarı ma­la sahip bulunan, hür ve müslüman olan her ferde vacibtir. Muhtar Şerhi îhtiyar´da da böyledir.<br />
<br />
Bu malın, namî olması da gerekli değildir. Nisab miktann-daki bu maldan dolayı, kurban kesmek vacib olduğu gSbi; akraba­ların nafakasını ödemek de vacibtir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy­ledir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fıtır sadakası, şu dört şeyden vacib olur;</span><br />
<br />
1- Buğday,<br />
<br />
2- Arpa,<br />
<br />
3- Hurma ve<br />
<br />
4- Kuru üzüm. Hizânetü´l Müftîn´de ve Ta-hâvî Şerhi ´nde de böyledir.<br />
<br />
Fıtır sadakası buğdaydan yarım sa´dır. Arpadan ve hurma­dan bir sa´dır. (*) Buğdayın unu ve kavrulmuşu, buğday gibidir. Arpanın unu ve kavrulmuşu da arpa gibidir.<br />
<br />
Ekmekten fitra vermek caiz olmaz; ancak kıymeti itibari´ ile ve­rilirse, bu caiz olur. Sahih olan kavil budur.<br />
<br />
Kuru üzüme gelince, Camiü´s - Sağîr´de İmâra Ebü Hanîfe (R.A.)´den nakledildiğine göre, yarım sa´dır. Çünkü, kuru üzüm bütün cüzleri ile yenilebilen bir şeydir.<br />
<br />
sa´yi Irâkînin — 1040 dirhem-i şer´î olduğu kabul edilir fei bu da 910 dirhem-i örfiye eşittir.<br />
<br />
Bu durumda, yanm sa´ — 520 şer´î dirhem olur. Bu ise 455 dirhem-i ör-fi´ye eşittir.<br />
<br />
Bunlar ise, yaklaşık olarak: 1040 direhm-i şer´î 2.917 kilogramdır. 1040 dirhem-i örfî ise, 3.333 kilogramdır. 520 dirhem-i şer´î 1458 kilogramdar. 520 dirhem-i örfi ise, 1.667 kilogramdır.<br />
<br />
1 kilogram — 357 dirhem-i şer´î — 312 dirhem´i örfî olur.<br />
<br />
Bir şeyin, 1 saVinin değerini hesap etmefc için, o şeyin 1 kilogrami´nm fiatı ile, 3.333 ü çarpmak gerekir.<br />
<br />
Bir şeyin yarım sa´yinin değerini bulmak içinse, u şeyin 1 kilogramının rayiç fiata ile 1.778 yi çarpmak gerekir.<br />
<br />
(islâm Hukukunda kullanılan ölçülerle ilgili ma´lûmat yeri geldikçe ve mufassal. olarak da son ciîtde verilecektir.)<br />
<br />
Yine İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R-A.)´den gelen bir rivayete göre, kuru üzümden sadaka-i fıtır bir sa´dır. îmâmeyn´in kavli de böyledir.<br />
<br />
Bunların, bizzat kendilerinin sadaka-i fıtır olarak verilmeleri caizdıir. Daha efdâlotan ise, bunlanfa değerlerini, fıtır sadakası ola­rak vermektir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Sadaka-i fıtır olarak, un vermek, buğday vermekten daha efdaldir. Unun parasını vermekse, un vermekten daha efdal ve daha üstündür. Çünkü, para, fakirin ihtiyacını gidermeye daha müsaittir.<br />
<br />
Saydığımız bu şeylerden başka cinste olan, hububatlardan sada­ka-i fıtır verilmez. Ancak, bunların değerlerinden fıtır sadakası ver­mek caizdir.<br />
<br />
Fetvalarda : «Üzerinde nas bulunan şeylerin, sadaka-i fıtır oJa-rak değerlerini vermek, bizzat kendilerini vermekten daha iyidir.» denilmiştir. Fetva da bunun üzerinedir. Cevheretü´n - Neyyîre´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, taze buğdaydan dörtte bir sa´ verse, ve fakat bu miktarın değeri yanm sa´ye eşit olsa, verdiği bu dörtte bir sa´ sada-kai- fıtır olarak caiz olmaz.<br />
<br />
Arpada da durum böyledir. Yani bir sa´ arpa yerine —aynı de­ğerde olan— yanm sa´ taze arpa vermek caiz değildir. Eğer, böyle verilmişse, bunlar verilmesi gereken miktara tamamlanır.<br />
<br />
Keza, bir sa´ arpa yerine, aynı kıymete eşit olan, dörtte bir sa´ buğday vermek de cadz değildSr. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir sadaka-i fıtır olarak, yanm sa´ arpa ile yarım sa´ hurma vermiş olsa; veya yarım sa´ hurma ile bir men (=.260 dirhem) buğday vermiş olsa; veya yarım sa´ arpa ile dörtte bir sa1 buğday vermiş olsa bize göre, böyle yapmak caiz olur. BahrüV-Râ-ık´ta da böyledir.<br />
<br />
Bağdad´lılara göre 1 sa´ = 8 rıtıl´dir. 1 ntıl-ı Bağdadî ise = 20 estardir: Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
1 estar ise - 4,5 (= dört buçuk) mıiskâl´dir. Vikaye Şer-hi´nde -de böyledir.<br />
<br />
Sadaka-i fıtır verilirken, yarım.sa1 olan buğday ve bir sa´ olan diğer şeyler, tartılarak tcsbit edilir. Bu hususu, İmâm Ebû Yûsııf (R.A.), İmâmı A´zam Ebû Fanîfe (R.A.)´dan nakletmiştir. Çün­kü, âlimlerin sa´Ia ilgili ihtilafları, onun kaç rıtıl olduğu hususunda-dır. Fakat, tartıya itibar edilmesi hususunda, âlimlerin icmâ´ı var­dır. Tebyîn´de de böyledir. [35]<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fıtır Sadakası Ne Zaman Vacib Olur :</span><br />
<br />
<br />
Fıtır sadakası, Ramazan Bayramı´mn ilk günü, sabahının ikinci fecrinin doğmasından sonra vacip olur.<br />
<br />
Bu vakitten önce ölmüş olan kimsenin, üzerine fıtır sadakası vacib olmaz.<br />
<br />
Bu vakitten Önce doğmuş olan çocuğa veya müslüman olmuş bulunan kimseye ise, fıtır sadakası vacib olur. Bu vakitten sonra doğmuş olan veya müslüman olmuş bulunalara ise sadaka-i fıtir va­cip olmaz.<br />
<br />
Keza, fakir bir kimse, bu zamandan önce zengin olmuş olursa, ona sadaka-i fıtır vacip olur. Bu zamandan Önce fakir düşen zengi­ne ise, sadaka-i fıtır vacip olmaz. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böy­ledir.<br />
<br />
Fecrin doğmasından sonra, ölmüş olan kimse üzerine fiti sadakası vacip olmuş olur.<br />
<br />
Keza, fecrin dogmasından sonra bayram günü fakir düş­müş olan zengin kimseye de fıtır sadakası vacip olmuş olur. Cevhe-retü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Fıtır sadakasını, bayramdan önce vermek caizdir. Fakat, bunun bir efdaliyeti yoktur. Sahih olan bu kavildir.<br />
<br />
Fıtır sadakasını, bayramdan sonraya te´hir etmiş olan kimsenin üzerinden bu borç sakıt olmaz. Onu çıkarıp vermesi gerekir. Hidâ-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse sadaka-â fıtri nisaba sahip olmadan vermiş bu­lunsa da, daha sonra nisab miktarı mala sahÜp olsa, Önce verdiği bu fıtır sadakası sahih ve caiz olur. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.<br />
<br />
Tecnîs´de : «İhtiyarlığı veya hastalığı sebebi ile oruç tuta­mamış olan kimseden, sadaka-i fıtır sakıt olamaz.» denilmiştir. Muzmarât´ta da böyÜldir.<br />
<br />
Fıtır sadakasının, bayram günü fecrin doğmasından ve bay­ram namazı kılınacak yere gitmeden önce verilmesi müstehabtır. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Bütün âlimlerimize göre, fıtır sadakasının edâ vakti, bütün ömür boyudur. Bedâi´dc de böyledir;<br />
<br />
Bir kimsenin, kendisinin ve fakir olan küçük çocuklannın sadaki-i fıtnnı vermesi vaciptir, Kâfî´de de böyledir.<br />
<br />
Cinneti ister aslî, ister arızî olsun mecnunlarla, bunamış olanlar da, çocuklar gibidirler. Onlann da fıtralannı vermek icab-eder. Zâhirü´l - mezhep budur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Küçük çocukların ve mecnunların sadaka-i fıtırlannı baba­ları ve vasileri, kendilerine ait olan inaldan verirler. İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre böyledir.<br />
<br />
Kendisinde hayat alameti görülmemiş olan düşük ceninler için sadaka-i fıtır verilmez. Sirâcü´İ - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Bir baba, kendisine ait maldan, küçük çocuğuna ait köle­lerin sadaka-ı fıtnnı vermek mecburiyetinde değildir.<br />
<br />
Keza, bunamış kimseye ait kölelerin fıtrasım da, bu kimsenin vasisi vermez. Bu da Ebû Hanîfe (R.A.) ile Ebû Yûsuf (R.A.Vnm kavlidir.<br />
<br />
Bababası hayatta olan çocukların, sadaka-i fıtırlannı, de­delerinin verme mükellefiyeti yoktur. Zahârü´r - rivayete göre ise, babaları ölmüş olsa bile, o çocukların dedeleri için böyle bir mükel­lefiyet yoktur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Baba ile anası arasında bulunan bir çocuk için, ikisi de tam olarak sadakanı fıtır verirler. Zahrîriyye´de de böyledir.<br />
<br />
Eğer bunlardan birisi ölü, diğer sağ ise veya birisi zengin, diğeri fakir ise, bu çocuğun sadaka-i fıtrim, sağ olan veya zengin olan ve­rir. Diğerinin vermesi gerekmez. Hulâsa´da da böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, küçük kızını bir şahsa nikahlasa ve ona teslim etse, sonra da ramazan bayramı gelse, bu kızın sadaka-i fıtrim ver­mek, babasına ait değildir. Tatarhâniyye´de de böyledir.<br />
<br />
Köleler ister müslüman olsun, ister kafir, efendileri, onlann sadaka-i fıtırlannı verirler.<br />
<br />
Bir kimsenin, müdebbirlerinin ve ümmü veledlerinin sadaka-i fıtırlanriı vermesi de vaciptir.<br />
<br />
Bize göre, bar kimsenin, icarladığı kölelerle me´zun olan kölele­rinin fıtrasmı vermesi de vaciptir. Borçlu olan veya hizmet için va-sâyetli bulunan kölelerin fıtralannı vermek de, efendilerine ait bir mükellefiyettir.<br />
<br />
Keza, emanet ve ariyet olan kölelerle, kasden veya hatâen crina-yet işlemiş kölelerin fıtralarını da, bunların sahipleri verir. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Rehnedilmiş olan bir malin değeri, borç çıkıldıktan sonra nisab miktarına ulaşırsa; o malın sahibinin de sadaka-i fıtır vermesi gerekir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bize göre, bir kimsenin ticaret için bulundurduğu, kölele­rinin ve bunlara ait kölelerin sadaka-i fıtırlanm vermesi icabetmez. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Mülkiyetindeki kusurlardan dolayı, mükâtep olan kölenin sadaka-ı fıtrini vermek de, sahibine vacip olmaz.<br />
<br />
Mükâtep olan bir köle fakir olduğundan dolayı kendi fıtır sadakasım vermekle mükellef değildir.<br />
<br />
Bir kısmı ıtk edilmiş köleye gelince, İmâmı Azam Ebû Hanîfe (R,A.) ´ye göre, o köle de mükâtep gibidir; sahibinin, onun fıtır sa­dakasını vermesi gerekmez. îmâmeyne göre ise, bu köle, borçlu olan hür gibidir. Eğer zengin ise fıtrasım vermek kendisine vacip olur; değilse olmaz. Sirâçü´l - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Mükâtep, aciz kalır da köleliğini iade ederse, efendisinin, ona ait geçmiş senelerin fıtır sadakasını vermesi, o köle, hizmet için olduğu takdirde kalkmaz. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
İki kişinin ortak bulunduğu.köleler için, fıtır sadakası vacip değildir.<br />
<br />
Kaçmış veya gasbedilmiş veyahut da habsedümiş olan kölelerin fıtır sadakları da, efendilerine vacip olmadığı gibi, köle oldukları için kendilerine de vacip değildir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Şayet, kaçan köle bayramdan sonra, geni geîse veya gasbe-dilfen köle iade edüse&gt; geçmiş senenin fıtır sadakasını da vermek ica-beder. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bir köle, satıcı ûle müşteri arasında muhayyerlik şartı ile satılmış, olsa, veya bu ihtiyar hakkı başkasına da tanınmış olsa, bu muhayyerlik günlerinde de ramazan bayramı girse; bu muhayyerlik günlerinde, fıtır sadakası durdurulur. Eğer satış tamam olursa, o kö­lenin fıtır sadakası alıcıya aittir. Saöş bozulursa, fıtır sadakası sa­tana ait olur.<br />
<br />
Şayet bu köleyi satın alan kimse, onu teslim almadan önce bir ayıbından veya muhayyerliğinden dolayı, geri verirse; bu kölenin sa­daka-i fıtri satana ait olur. Fakat, teslim aldıktan sonra geri verir­se, fıtır sadakası satın alana ait olur. Hızânetü´l - Müftîn´de de böy­ledir.<br />
<br />
Bir kimse, bir. köleyi sözleşme ile satın almış olsa ve bay­ram gelse; fıtır sadakasını satın alan kimsenin vermesi gerekir. Eğer köle, teslim alınmadan önce ölürse; fıtır sadakası alana da, satana da düşmez. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.<br />
<br />
Köle, bey-ı fâsid^le satılmış olsa ve müşteri teslim alma­dan önce bayram gelse, sonra onu teslim alsa veya azâd etse, fıtır sadakası satıcıya ait olur.<br />
<br />
Bayram gelse ve müşteri de onu teslim almış olsa, sonra da onu geri gönderse, satan kimse ise, onu tekrar göndermemiş olsa veya onu azâd etse, o kölenin fıtır sadakası satın alan kimseye ait olur. Fetâvâyİ Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Nezredilmiş olan kölenin fıtır sadakası verilir. Tatarhâniy-ye´de de böyledir.<br />
<br />
Mehir yerine verilmiş olan kölenin fıtır sadakası, bu köle­nin verilmiş olduğu kadına vacip olur. Kadının bu köleyi teslim alıp almaması müsavidir. Çünkü o kadın, sözleşme ile o köleye sahip ol­muş olur.<br />
<br />
Duhûlden Önce kocası, o kadını boşamış olsa ve sonra da bay­ram gelse, eğer bu kadın, mehrini almamışsa, onun fitrası ikisine de vacip olmaz. Teslim almış olsa bil&amp;, durum böyledir. Esahh olan da budur. Hızânetü´l - Müftîn´de de böyledir.<br />
<br />
Eğer mehir olarak verilen kölenin kendisi değil de, be­deli olmuş olursa; onun fotir sadakasını vermek, her ikisine de va­cip oîmaz. Tatarhârayye´de de böyledir.<br />
<br />
Kölesine : «Bayram gelince hürsün.» diyen kimse; bayram gelince onu azâd etse, azad ötmeden önce, hemen onun sadaka-i fit­imi vermesi vacip olur. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir,<br />
<br />
Bir kimseye, aynı evde oturuyorlar olsa bile, karısının ve büyümüş olan çocuklarının fitir sadakalarını ödemek vacip değil­dir. Ancak, bu kimsenin, bunların haberi olmadan fıtır sadaklarını Ödemiş elması da çok güzeldir ve caizdir. Hidâye´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimsenin kendi ailesinden olmayan, başka kimselerin fıtır sadakalarım vermesi caiz olmaz. Ancak onların haberi ve izni olursa, bu da caiz olur. Muhıyt´te de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, dedelerinin, ninelerinin ve torunlarının sadaka-i fıtırlarını vermek mükellefiyetinde değildir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimse, aynı aile içinde olsalar bile babasının ve annesinin fıtır sadakalarını da vermek mükellefiyetinde değildir. Çünkü, bir kimsenin büyümüş evladl´an üzerinde velayeti bulunma­sına rağmen, baba ve anası üzerinde velayeti yoktur. Cevheretü´n -Neyyîre´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kimseye, aynı aileden olmalarına rağmen küçük kardeşlerinin ve diğer akrabalarının fıtır sadakalarım vermek ´de vacip değildir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.<br />
<br />
Bu hususta asıl kaide şudur : Fıtır sadakası velayete ve meûnete tealluk eder. Bir kimsenin, nafakası, velayeti ve meûneti ki­min üzerine vacipse, bunların hepsinin fıtır sadakalarını vermek de, onun üzerine vaciptir. Böyle olmazsa, fıtır sadakası da o kimse üze­rine vacip olmaz. Tahavî Şerhi´nde de böyledir.<br />
<br />
Bir ferdin fıtır sadakası, ancak bir fakire verilir. Şayet, bir fıtır sadakası iki veya daha fazla fakire taksim edilmiş olursa; bu caiz olmaz.<br />
<br />
Bir ailenin veya bir topluluğun sadaka-i fıtri, bir fakire verilebi­lir. Tebyîn´de de böyledir.<br />
<br />
Ölen bir kimsenin üzerinde, zekât, fitre, kefaret ve nezirler bulunsa; bize göre, bunlardan dolayı terekesinden bir şey alınmaz. Ancak varisleri bunlar için— teberruda bulunurlarsa; o zaman caıiz olur. Şayet —bunları— vermekten kaçınırlarsa; bu hususta zor­lanmazlar.<br />
<br />
Şayet, o kimse ölmeden önce, bunları vasij´yet etmişse; te­rekesinden bunların ayrılması caiz olu/. Bu vasiyyeli, malının üçte birinden infaz olunur. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.<br />
<br />
Bir kadın, kocasından kendisinin fıtır sadakasını vermesini istese ve kocasının izni ve haberi olmadan kendi buğdayını, kocası­nın buğdayına katmış olsa, kocası da bu buğdayı —fıUr sadakası ola­rak— bir fakire verse, kadının sadaka-i fıtri caiz olur; kocasminki ise caiz olmaz. Bu, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göredir.<br />
<br />
Bir adamın evladları ve karısı olsa ve bu kimse bunların her birisi için sadaka-i fıtır olmak üzere buğday ölçüp ayırsa; sonra da bu buğdayın hepsini bir yere toplasa ve hepsinin de fıtır sadakasına niyyet ederek bir fakire vermiş olsa; bu durumda hepsinin de sada­ka-i fıtırlan caiz olur.<br />
<br />
Fıtır sadakası, kendilerine zekât verilebilecek herkese veri­lir. Yani, fıtır sadakasının sarf edileceği yerler, zekâtın sarfedîleceği yerlerin aynıdır. Hulâsa´da da böyledir. [36]<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zekat Hakkında Detaylı Bilgiler]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=111</link>
			<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 07:55:07 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=111</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat Hakkında Detaylı Bilgiler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ZEKAT</span><br />
<br />
Kelime anlamiyla zekat; temizlik, artmak, bereketli olmak, iyi ve düzgün olmak manasina gelir.<br />
<br />
Dini anlamiyla ise; nisap miktari zenginlige sahip olan Müslümanin Allah’in hakki olanlara verilmesini emrettigi belli miktarda mali vermesidir.Veren kimseyi cimrilik kirlerinden ve günahlardan temizledigi ve malinda berekete vesile oldugu için, kelime manasi ile dini manasi arasinda bir bag vardir.<br />
<br />
Örfde, mecburi olmayan küçük bagislar için kullanilan sadaka kelimesi de, Kur’an’da ve hadiste zekat manasinda kullanilmistir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekatin Hükmü</span><br />
<br />
Zekat, hicretin ikinci yilinda, Ramazan orucundan sonra farz kilindi, Islam’in bes sartindan birisidir.Kur’an-i Kerim’de zekati emreden pekçok ayet vardir.Bunlardan birisi:<br />
<br />
“Iman edip iyi isler yapan, namaz kilan ve zekât verenler var ya, onlarin mükâfatlari Rableri katindadir. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” mealindeki Bakara Suresi, 277. ayetidir. Bu ayette beraber zikredilen namaz ve zekat kelimeleri Kur’an-i Kerim’de ayni ifade ile birçok yerde daha tekrarlanmistir.Bu ayetlerden bir kismi sirasiyla: Bakara Suresi 177. ve 271.,Enam Suresi 141., Tevbe Suresi 11. ve 60., Enbiya Suresi 73., Nur 37., Beyyine Suresi 5. Ayetleridir.<br />
<br />
Iki Cihan Serveri Efendimiz (s.a.v)’in de bu konudaki hadislerinden birkaç örnek verelim:<br />
<br />
“Islam, bes esas üzerine kurulmustur:Allah(c.c)’ dan baska ilah olmadigina ve Muhammed (s.a.v)’in Allah’in peygamberi olduguna sehadet etmek, namaz kilmak,zekat vermek,Ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir” (Tirmizi Iman-3; Buhari Iman-1;Müslim Iman-21)<br />
<br />
“Mallarinizi zekat ile koruyunuz.Hastaliklarinizi sadaka ile iyilestiriniz, bela dalgalarini dua ve niyaz ile karsilayiniz” (Büyük Islam Ilmihali, Ömer Nasuhi Bilmen, Bilmen Yay.,Sy.435)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekatin dinimizdeki yeri nedir?</span><br />
<br />
Zekat, dinin diregi olan Namaz ibadetinden hemen sonra gelmekte ve birlikte zikredilmektedir.Ikisinin birbirine baglanmasinin en mühim hikmeti, namazin dinin diregi, zekatin ise Islam’in köprüsü olmasidir.Namaz, dini koruyan, zekat asayisi temin eden Ilahi iki esastir.<br />
<br />
Ebedi saadetin basta gelen sartlarindan biri olan zekat,öylesine kuvvetli bir iman asametidir ki; müminlerle kanli çarpismalara giren müsriklerin tevbe edip namaz kilmalari ve zekat vermeleri halinde , savas halinin kalkacagi ve eski müsriklerin bu alametlerle birlikte müminlerin din kardesi vasfini kazanacaklari bildirilmistir.( Tevbe Suresi 5.Ayet &amp;ndash; “Haram aylar çikinca müsrikleri buldugunuz yerde öldürün; onlari yakalayin, onlari hapsedin ve onlari her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eger tevbe eder, namazi dosdogru kilar, zekâti da verirlerse artik yollarini serbest birakin. Allah yarligayan, esirgeyendir.” )<br />
<br />
Zekatin dindeki ehemmiyeti içindir ki; Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) ‘nin vefatindan sonra halife seçilen Hz.Ebu Bekir (r.anh) , zekat vermeyenlerle savasmis ve bununla ilgili olarak söyle söylemistir:<br />
<br />
“Allah (c.c) ‘ a yemin ederim ki, namazla zekatin arasini ayiranlarla mutlaka savasacagim . Çünkü zekat mali bir haktir.Allah(c.c) ‘a yemin ederim ki;Resulullah (s.a.v) ‘a vermis olduklari bir deve yularini dahi bana vermezlerse ,bu sebeble onlarla mutlaka savasirim” (Ebu Davud &amp;ndash; Zekat:1)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat Vermemenin Mesuliyeti</span><br />
<br />
Gerek ayetlerde gerekse de hadislerde farz olan zekati vermeyenler siddetle tehdit edilmislerdir .Kur’an-i Kerim’de Ali Imran Suresi 180.Ayetinde “Allah’in, kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasinlar ki o, kendileri için hayirlidir; tersine bu onlar için pek fenadir. Cimrilik ettikleri sey de kiyamet gününde boyunlarina dolanacaktir. Göklerin ve yerin mirasi Allah’indir. Allah bütün yaptiklarinizdan haberdardir.” denilmistir.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadisi serifinde “Allah’in kendisine vermis oldugu malin zekatini vermeyen kimsenin mali, Kiyamet gününd, iki gözünde iki siyah nokta bulunan, dehsetli,zehirli bir yilan sekline sokulur ve bu yilan o gün mal sahibinin boynuna sarilir.Sonra agzi ile mal sahibinin çenesinin iki tarafindan yakalar ve ‘Ben senin dünyada çok sevdigin malinim, ben senin hazinenim ‘ der” söylemistir. ( Buhari, Zekat:3 ; Ibni Mace, Zekat:3 )<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat Kimlere Farzdir?</span><br />
<br />
Bir kimsenin zekat vermekle mükellef olabilmesi için bazi sartlar vardir.Bu sartlari söylece siralayabiliriz:<br />
<br />
Müslüman Olmak: Zekat,akli basinda,ergenlik çagina ermis ve hür olan Müslümanlara farzdir. Hanefi mezhebi disindaki diger mezheplere göre çocuklarin ve delilerin de zekat vermeleri gerekir.Onlarin zekatini onlara ait olan maldan velileri verir.Bunlar çocuklarin malina zekat düsmesine delil olarak su hadisi zikrederler: ” Mali bulunan bir yetimin velisi olan onun adina ticaret yapsin.Ta zekat onu yemesin.” ( Tirmizi, Zekat:15 )<br />
<br />
Nisap miktari mala sahip olmak: Zekatin farz olmasinin bir sarti da, asli ihtiyaçtan baska nisap miktari veya daha fazla bir mala sahip olmaktir.Nisap, zekatin farz olmasi için tayin olunan miktarda mal demektir.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zamaninda altinla gümüsün satin alma gücü bakimindan günümüzde oldugu gibi büyük fark yoktu.Dolayisiyla zekat için nisap miktari bunlar üzerinden belirlenmisti.Zirai mahsüllerin ve hayvanlarin disinda kalan mallarda nisap miktari altinda Hanefilere göre 85 gram; gümüste ise 595 gram: Safilere göre ise altinda 72 gram, gümüste 504 gram olaraka tespit edilmistir.O devirde 85 gram altinla, 595 gram gümüsün satin alma gücü birbirine esitti fakat günümüzde bu nisaplar arasinda büyük bir fark vardir.Bu sebeple günümüzde nisap miktari olarak altinin esas alinmasi zekatin gayesine daha uygundur.<br />
<br />
Malda bir artisin olmasi: Zekati verilecek mal hakikaten veya hükmen artmali, yani sahibine gelir getirmelidir.Artmayan mal için zekat vermek gerekmez.Hakikaten artis, ticaret yolu veya dogum yolu ile artistir. Ticareti yapilan mallar gün geçtikçe kiymetlenir.Zekati verilmesi gereken koyun,sigir gibi hayvanlar ise her sene yavruladiklarindan kiymet kazandiklarindan hakiki bir artis vardir.Yine para, ekin ve meyveler gelisen mallardir.<br />
<br />
Hükmi artis ise altin ve gümüse mahsustur.Bu madenler her ne kadar maddeleri itibariyle bir artis göstermeseler de , degerleri her zaman artar.Buna hükmi artis denir.<br />
<br />
Mala sahip olmak: Zekati verilecek mala insan tam sahip olmalidir.Sahibinin elinde ve tasarrufunda bulunmayan malin zekatini vermek gerekmez.Satin alinip alis veris yapildiktan sonra henüz ele geçmemis olan mal zekata tabidir.Rehin birakilan mal zekata tabi degildir.Belirli bir sahibi bulunmayan, kaybedilmis ve gasbedilmil mala zekat düsmez.<br />
<br />
Bir yilin geçmesi: Zekata tabi olan malin üzerinden hicri takvime göre bir yilin geçmesi gerekir.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadisinde “Üzerinden bir yil geçmedikçe bir malin zekatini vermek gerekmez.” buyurarak buna dikkat çekmistir.Bu bir yil içinde artis gerçeklesir, hayvanlar yavrular, ihtiyaçlar ,fiyatlar degisir.<br />
<br />
Hanefilere göre, nisap miktari hem senenin evvelinde, hem de senenin sonunda bulunmalidir.Mesela bir kimse asli ihtiyaçlarindan fazla olarak 100 gram altina sahip olsa, bir sene geçtikten sonra bu altin 60 grama düsse, bu kimseye zekat vermek farz degildir.Fakat nisap miktarinin sene içinde azalmasi zekata mani degildir.Mesela alti ay geçtikten sonra 60 grama düsse, fakat senenin sonunda 120 grama çiksa, senenin basindaki 100 gram veya alti ay sonraki 60 gram degil de, senenin sonunda 120 gram altinin zekati verilir.Zekata tabi olan bir mal üzerinden bir sene geçtikten sonra artsa, artan kisim zekata tabi olmaz.Onun zekata tabi olmasi için bir senenin geçmesi gerekir.Mesela birinin elinde geçen yilin Ramazan ayinin onuncu gününde 100 milyon lira bulunsa, bu senenin Ramazan ayinin onuncu gününde bu miktar 120 milyon olsa,Ramazan’in on besinde 130 milyona çiksa, bu kimse 120 milyonun zekatini verir.<br />
<br />
Safiilere göre ise yil içerisinde nisap bir an bile olsa eksilirse, o yil için zekat vermek gerekmez.Yilin baslangicinda nisap tam olur,yil içerisinde eksilir, sonra yine tamamlanirs, zekatin farz olmasi için nisabin tamam oldugu günden itibaren bir yil geçmesi gerekir.Ancak bir insanin zekattan mal kaçirmak için yil içerisinde servetini mesela bir miktar malini birisine hibe edip daha sonra almak gibi, hile-i ser’iyye ile, eksiltmesi mekruhdur.Alimlerin çogunluguna göre ise böyle yapmak haramdir.<br />
<br />
Zekatin farz olmasi için malin üzerinden bir senenin geçmesi, bir sene dolmadan zekat verilmez demek degildir.Fakat bir senede iki defa zekat verilmez.<br />
<br />
Borçlu olmamak: Zekatin farz olmasinin sartlarindan biri de, eldeki malin varsa, borçlar çiktiktan sonra nisap miktarina ulasmasidir.Mesela elinde asli ihtiyaçlarindan fazla olarak bir milyari bulunan, fakat sekiz yüz milyon borcu bulunan birine zekat farz degildir.Zekat vermek için bütün sartlar varsa, kisinin zekati kendisine farz olduktan sonra olan borçlanmalari , zekatin farziyetine mani degildir. Bir alacakli alacagindan vazgeçse, o günden itibaren bir sene geçince, borcundan vaz geçilen kimsenin nisap miktarinda mali oldugu takdirde üzerine zekat farz olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Asli Ihtiyaçlar nelerdir?</span><br />
<br />
Asli ihtiyaçlar ( havaici asliye ), genis bir tarifle maddi ve manevi hayati devam etmesi için muhtaç olunan seylerdir.Insanin arzu ettigi hersey zaruri ihtiyaç degildir.Zekat mükellefiyeti bakimindan zaruri ihtiyaçlar sunlardir:<br />
<br />
Ev ve ev esyasi: Ev ve ev için gerekli olan zaruri ihtiyaçlar, diger bir tabirle lüks olmayan harcamalar zekattan muafdir. Buzdolabi, çamasir makinasi, evde kullanilan aletler ihtiyaçtir.Evde ihtiyaç fazlasi olan diger esyalar veya çift olan esyalar satmak yani ticaret gayesiyle olmadigi takdirde, zekata tabi degildir. Ancak bu esyalarin toplami nisap miktarina ulasirsa, zekat almamaya, kurban kesmeye ve fitre vermeye sebebtir.<br />
<br />
Safii mezhebine göre, bir kimse çalisarak geçimini temin edemiyorsa, evde bulunan esyalarinin nisap miktarina ulasmasi zekat almasina mani degildir, alabilir.Bizim tercihimiz de budur.<br />
<br />
Temel bir ihtiyaç, mesela ileride ev alma düsüncesiyle ayrilan paradan zekat verilmez.Ancak paranin üzerinden bir yil geçtigi halde henüz ev alinmamissa bu para zekata tabidir.<br />
<br />
Yiyecek: Kisinin kendisi, hanimi ve çocuklari için bir aylik ( baska bir rivayete göre bir senelik) yiyecek, içecek ve erzak giderleri de zekattan muafdir.<br />
<br />
Giyim ve kusam masraflari: Bir müslümanin kendisi, hanimi ve bakimini üstlendigi kimselerin kürk ve benzeri gibi lüks olmayan giyim kusam masraflari da zekattan muafdir.<br />
<br />
Tedavi giderleri: Dinimizde kisinin sihhatini korumasi farzdir. Bu sebeble, sahsin kendisi ve bakmakla mükellef oldugu kimselerin her nerede olursa olsun, tedavi giderleri nisaba dahil degildir.<br />
<br />
Egitim harcamalari: Kisinin kendisi ve aile fertlerinin egitim harcamalari nisaba dahil edilmez. Ilim adamlarinin kitaplari da zekata tabi degildir.<br />
<br />
Binek masraflari: Bir müslüman ister kendisi için, isterse ailesi için olsun seyahat ve ise gelirken harcadigi masraflar zekattan muafdir.<br />
<br />
Lüks olmamak sartiyla kisinin vasat(orta) halli bir otomobili de nisaba dahil degildir. Ancak büyük bir servet olan lüks arabalarin zekata dahil edilmeleri gerekir.Ancak büyük bir servet olan lüks arabalarin zekata dahil edilmeleri gerekir.Çünkü binek zaruri ihtiyaçlardan olmakla birlikte, bunu lükse kaçarak temin etmek zaruri degildir.<br />
<br />
Hizmetçi için yapilan harcamalar: Hizmetçi için yapilan harcamalar da zekata tabi degildir.<br />
<br />
Ticaret yerleri ve ticaret vasitalari: Bir tüccarin, esnafin ticaret için kullandigi dükkan, tezgah, atölye ve benzeri tesisler de zekatin muafdir.<br />
<br />
Ziraat ve hayvancilik vasitalari: Hayvancilikla ugrasan kimselerin yaptirdiklari tesisler; ziraatla ugrasan kimselerin traktör, patos, biçer döver ve benzeri vasitalari da zekattan muafdir. Ancak bir çiftçi traktörü ve biçer döveri ile baskalarina is yapiyorsa, geliri nisaba dahil edilmeli ve zekati verilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Nisap miktarindaki farklilik nereden kaynaklaniyor?</span><br />
<br />
Araplar, ticari hayatlarinda dirhem, miskal, kirat ve benzeri ölçüleri kullaniyorlardi.Altin ve gümüsün nisabi tayin edilirken bu ölçüler esas alinmis, altinin nisabi yirmi miskal, gümüsün nisabi ise iki yüz dirhem olarak tespit edilmisti. ( Muvatta, Zekat:1 ; Müslim, Zekat:1 )<br />
<br />
Eskiden simdi kullandigimiz, gramlar ve hassa teraziler yoktu. Dirhem ve miskal hesabi arpa tanelerine göre yapiliyordu. Yapilan hesap ve tahminlere göre bir dirhem elli adet, bir miskal ise yetmis iki adet arpanin agirligina esitti. ( Tecrid-i Sarih Tercümesi, 5:50 )<br />
<br />
Bu itibarla dirhem ve miskalin grama çevrilmesi için, belirtilen miktarda arpa tanelerini tartmak gerekir.Mesela 20 miskal, 1440 adet arpa tanesinin agirligina esittir.<br />
<br />
Iste 20 miskalin grama çevrilmesinde birbirini tutmayan rakamlarin çikmasinin sebebi, arpa tanelerinin büyüklük ve küçüklük bakimindan farkli olmasindan kaynaklanmaktadir.Yapilan tartimda 20 miskala karsilik olarak 80 gr, 85 gr, 93 gr ve 100 gr seklinde rakamlar çikmistir.<br />
<br />
Miskal ve dirhemin grama çevrilmesinde arkeolojikbulgulardan faydalananlar da vardir. Bunlar, dünyanin meshur müzelerinde bulunan en eski Islam dinarlarini tartmislar ve bunlarin 4.25 gram geldigini tespit etmislerdir. Buna göre altinda nisap miktarini 20 * 4.25 =85 gram olarak tespit etmislerdir. Gümüste de on dirhemin yedi dinara esit olmasi hesabiyla bir dirhemin yedi dinara esit olmasi hesabiyla bir dirhemi 2.975 gram olarak bulmuslardir.Buna göre 200 * 2.975 =595 gramdir.<br />
<br />
Hanefi mezhebinde, altinda nisap miktari olarak fakirin lehine olmasi için bu hesaplama sonucunda bulunan 85 grami, gümüste ise 595 grami esas alinir. Ssfii, Hanbeli ve Maliki mezheplerinde ise 20 miskal altin 72 grama, 200 dirhem gümüs 504 grama esittir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Altin ve gümüs biriktirmek caiz midir?</span><br />
<br />
Pekçok ayet-i kerimede ve hadis-i serifde, müminler Allah yolunda mallarini harcamaya tesvik edilirler. Allah yolunda harcamanin asgari haddi ve temel unsuru ise, zekattir.Zekat, dinin temel esasidir. Bu sebeble, yerine getirilip getirilmemesi, kisi de imanin kuvvetliligiyle dogrudan alakali bir esas olarak görülmüstür.<br />
<br />
Zekat sadece biz Müslümanlara farz kilinmis bir ibadet degildir.Daha önce de müstakil bir baslik altinda ele aldigimiz gibi önceki ümmetlere de farz kilinmisti.<br />
<br />
“Vaktiyle biz, Israilogullarindan: Yalnizca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakin akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almis ve “Insanlara güzel söz söyleyin, namazi kilin, zekâti verin” diye de emretmistik. Sonunda aziniz müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.” ( Bakara Suresi, 83. Ayet )<br />
<br />
“Ona (Ibrahim’e), Ishak’i ve fazladan bir bagis olmak üzere Ya’kub’u lütfettik; herbirini salih insanlar yaptik.Onlari, emrimiz uyarinca dogru yolu gösteren önderler yaptik ve kendilerine hayirli isler yapmayi, namaz kilmayi, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.” ( Enbiya Suresi: 72., 73. Ayetler)<br />
<br />
Ancak, Yahudi ve Hristiyanlar emrolunduklari zekati terkettiler, altini ve gümüsü toplamaya basladilar. Bunlarin bazilari biriktirdikleri altinlari sandiklarda, hazinelerde saklarken bazilari da gömerlerdi. Altin ve gümüsü piyasaya sürerek insanligin istifadesine sunmalari, onlardan bir kismini fakir fukaraya tasadduk etmeleri gerekirken bunu yapmadilar.Bunun üzerine Cenab-i Hakk, mallarini Allah yolunda harcamaktan kaçinan bu gibi kimseleri siddetle tehdit ederek su ayet-i kerimeyi indirdi: “Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve rahiplerden birçogu insanlarin mallarini haksiz yollardan yerler ve (insanlari) Allah yolundan engellerler. Altin ve gümüsü yigip da onlari Allah yolunda harcamayanlar yok mu, iste onlara elem verici bir azabi müjdele! (Bu paralar) cehennem atesinde kizdirilip bunlarla onlarin alinlari, yanlari ve sirtlari daglanacagi gün (onlara denilir ki): ‘Iste bu kendiniz için biriktirdiginiz servettir. Artik yigmakta oldugunuz seylerin (azabini) tadin!’ ” ( Tevbe Suresi: 34., 35. Ayetleri )<br />
<br />
Bu ayeti tefsir eden müfessirler, altin ve gümüs biriktirmeleri sebebiyle azapla tehdit edilen kimselerin, zekatlarini vermeyen kimseler oldugunu ifade ederler.Zekatini vermek sartiyla altin veya para biriktirmenin caiz oldugunu söylerler. Hz.Ömer, Abdullah bin Ömer ve Abdullah bin Abbas (r. anhüm) gibi alim Sahabiler de bu kanaattedir.Abdullah ibni Ömer (r.a) bu mesele ile ilgili olarak söyle der: “Zekati ödenen sey yedi kat yerin altinda da olsa yigip biriktirme sayilmaz.Zekati ödenmeyen sey de yerin üzerinde de olsa yigma ve biriktirmedir.” ( Tefsir-i Kebir, 16:44)<br />
<br />
Abdullah bin Abbas da ,ayette geçen “Allah yolunda infak edemezler” cümlesini “Mallarinin zekatini vermek istemezler” seklinde tesfir etmistir.Nitekim Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) de bununla ilgili olarak söyle buyurur: ” Bir sey zekati verilecek miktara ulasir da zekati verilirse kenz sayilmaz” (Ebu Davud, Zekat :4)<br />
<br />
Netice olarak söylemek gerekirse, zekatini vermek sartiyla bir Müslümanin elindeki paranin degerini muhafaza etmek maksadiyla veya baska sebeplerle altin almasinda ve biriktirmesinde bir mahzur bulunmamaktadir.Dinimize göre, zekati verilen ve helal dairesinde ihtiyaçlar için sarfedilen mal ne kadar çok olursa olsun övülmüstür. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Hz. Ebu Bekir, Hz.Osman, Hz. Talha bin Ubeydullah ve Hz. Abdurrahman bin Avf (r. anhüm) gibi zengin Sahabileri müminlerin büyüklerinden saymis ve onlari övmüstür.Sayet helalinden mal birikitrmek uygun bir davranis olmasaydi, Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zengin Sahabileri övmezdi.<br />
<br />
Su da var ki, Müslümanlarin ihtiyaçlarindan fazla olarak sahip olduklari mal ve parayi herhangi bir surette biriktirmek yerine, ticarette kullanmalari, bir is yeri açmalari fazilet ve takvaya daha uygun bir davranisdir ve buna tesvik vardir. Çünkü bu durumda, diger Müslüman kardeslerinin de istifade etmesi söz konusudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat kimlere ve nerelere verilir?</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde ” Bana zekat ver” diyen birisine söyle buyurmustu: “Yüce Allah zekatin verilecegi yerler hususunda ne bir peygamberin, ne de bir baskasinin hükmüne razi olmayarak, onunla ilgili hükmü kendisi verir.On sekiz sinifa taksim etti.Eger o sekiz sinifin içinde isen sana hakkini veririm” ( Ebu Davud, Zekat:24 ; Müsned,4:169 )<br />
<br />
Evet, zekati farz kilan Cenab-i Hakk onun nereye verilecegini de kendisi tayin etmistir: “Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düskünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (Islâm’a) isindirilacak olanlara, (hürriyetlerini satin almaya çalisan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalisip cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.” ( Tevbe Suresi,60.Ayet )<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bu ayette geçen sekiz sinifi söyle açiklayabiliriz:</span><br />
<br />
1,2 . Fakirler ve miskinler: Hanefilere göre fakir, nisap miktari mala sahip olmayan kimsedir. Miskin ise hiçbir seyi olmayan kimsedir.Buna göre miskin, fakirden daha muhtaçdir. Safiilere göre ise, fakir hiçbir mal ve kazanci olmayan kimsedir.Miskin de, mali veya kazanci olup da geçimine kafi gelmeyen,yani gideri gelirinden fazla olan kimsedir.Buna göre fakir miskinden daha muhtaçdir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) de bir hadislerinde miskinle ilgili olarak söyle buyurmustur: “Miskin, bir iki hurma veya bir iki lokma ile geri çevrilen degildir.Asil miskin, insanlardan bir sey istemedigi için onlar tarafindan durumu bilinmeyen, bu sebeple kendisine bir yardimin yapilmadigi kkimsedir.” ( Ebu Davud, Zekat:24 ; Buhari,Zekat:53 ; Müslim, Zekat:101 )<br />
<br />
3. Zekat Memurlari: Zekat mallarinin toplanmasi, korunmasi, hesaplarinin tutulmasi ve layik olanlara dagitilmasi için devlet baskani veya yetkili kildigi kimse tarafindan görevlendirilen kisidir.Bu, çalisma karsiliginda alinan bir ücret oldugundan, zekat memurunun zengin olmasi zekattan hisse almasina engel degildir.<br />
<br />
4. Müellefe-i kulub: Müellef-i kulub, gönülleri Islama isindirilanlar demektir.Bunlardan bazilari yeni Müslüman olmus inançlari zayif olan kimselerdir. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Islama isinmalari ve Müslümanlara zarar vermemeleri için onlara zekattan pay vermistir.Mesela Uyeyne bin Hisn ile Akra bin Habis, Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) ‘nin bu gaye ile hisse verdigi kimselerdendi.<br />
<br />
Fakat Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (r.anhüm) müellefe-i kuluba zekat vermemislerdir. Hz.Ömer(r.a), zekattan hisse isteyen Uyeyne bin Hisn ve Akra bin Habis’e “Resulullah (s.a.v) kalplerinizi Islama isindirmak için size hisse veriyordu.Artik Allah, dinin güçlendirmistir.Müslüman kalmaya devam ederseniz ne ala, aksi takdirde bizimle sizin aranizda kiliç vardir” demistir.<br />
<br />
Hanefiler, müellefe-i kuluba zekat verilmeyecegi görüsündedir.Alimlerin çogunluguna göre ise, müellefe-i kuluba ihtiyaç aninda günümüzde de zekat verilebilir.Safiilere göre kafir olanlara zekat verilmez.<br />
<br />
5. Köleler: Efendisiyle hürriyetine kavusmak üzere anlasan küleler de, kendilerine zekat<br />
<br />
verilmesi gereken gruplardan birisidir.Bu da dinimizin insanlarin kölelikten kurtulmasi için gösterdigi gayretlerden birisidir.<br />
<br />
6. Borçlular: Hanefilere göre borçlu, borcu olan ve borcundan baska nisap miktari mala<br />
<br />
sahip olmayan kimsedir.Safiiler ve diger mezhep imamlari da borçluyu, kendisi için borçlanan kimse ve toplumun menfaati için borçlanan kimse diye iki kisma ayirmislardir.<br />
<br />
7. Allah yolunda cihat edenler: Allah’in dinini ve dince mukaddes tanina seyleri korumak,<br />
<br />
Allah’in ismini yüceltmek için mücadele eden kimselerdir.Bunu sadece maddi cihad olarak anlamamak gerekir.Manevi cihad edenlere de zekat verilir.<br />
<br />
8. Yolcular: Parasizlik sebebiyle yolda kalmis olanlardir.Memleketlerinde zengin olsalar<br />
<br />
dahi böylelerine zekat verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bir zekat sekiz sinifa mi taksim edilecek?</span><br />
<br />
Hanefilere ve alimlerin çogunluguna göre zekatin sekiz siniftan sadece birisine verilmesi caizdir. Safiilere göre ise, zekatin sekiz sinifa taksim edilmesi gerekir.Bu mezhebe göre zekatin her siniftan en az üçüne verilmesi tarzindaki taksim caiz degildir.Zamanimizda sekiz siniftan ancak genel olarak dördünü bulmak mümkündür.Bunlar; fakirler, miskinler, borçlular ve yolculardir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekatin tamami bir kisiye verilebilir mi?</span><br />
<br />
Hanefi ve Safiilere göre fakir ve miskinlere ihtiyaçlarini karsilayacak kadar zekat vermek caizdir.Hanefilere göre , eger zekat ayri ayri kimselere verildigi takdirde çok küçük parçalara ayrilacaksa, tamamini bir kisiye vermek daha uygundur. Mesela evlenmek için borca giren bir fakire, ihtiyacini karsilayacak kadar zekat toptan verilebilir.Bir kimseye nisap miktari veya nisap miktarindan fazla zekat vermek caiz ise de, böyle yapmak kerahatten uzak degildir.Ancak borçlu olan birisine hem borcunu ödeyecek, hem de elinde bir miktar para kalacak sekilde zekat verilebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kari ile koca birbirlerine zekat verebilir mi?</span><br />
<br />
Zengin bir koca fakir olan hanimina zekat veremez. Çünkü kadinin geçimi zaten kocasinin üzerinedir. Imam-i azam’a göre bir kadin da fakir olan kocasina zekat veremez. Imam Ebu Yusuf, Imam Muhammed, Imam Safii ve Imam Malik’e göre ise, zengin bir kadin fakir olan kocasina zekat verebilir. Kayinpeder ve kayinvalide fakir olan damadina zekat verebilecegi gibi, zengin olan damat da fakir olan kayinpederine ve kayinvalidesine zekat verebilir.<br />
<br />
Amcaya, kardese, dayiya,hala ve teyzeye zekat verilebilir mi?<br />
<br />
Fakir olan amca, kardes,dayi, hala ve teyzeye zekat verilebilir. Hatta bu daha efdaldir.Bir hadis-i serifte “Fakirlere verilen sadaka bir sadakadir, akrabaya verilen sadaka iki sadakadir. Biri sadaka, digeri akrabaya iyilik ” buyurularak bunun önemine dikkat çekilmistir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zengin zekat malindan yiyebilir mi?</span><br />
<br />
Zengine zekat almak helal olmamakla beraber, zengin birisi bir fakire verilen zekattan yiyebilir.”Zengine zekat helel degildir buyuran Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) fakire verilen zekatin hediye edilmesi durumunda, zengine onu almasinin caiz oldugunu bildirmistir. ( Ebu Davud, Zekat:26 ; Müsned, 3:97)<br />
<br />
Bir defasinda Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v)’ne Hz.Aise (r.anha) ‘nin azadli kölesi Berire’ye sadaka olarak verilen bir et getirilmistir. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) onun nereden geldigini sordu. “Berire’ye verilen sadaka” cevabini verdiler.Resullulah ( s.a.v), “Bu onun için sadaka,bizim için hediyedir ” buyurarak o etten yedi. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v), bu sözüyle Berire’ye sadaka olarak verilen etin artik onun mali oldugunu, vasfinin degistigini, kendileri için bir sadaka degil, Berire’ nin ikrami oldugunu ifade etmislerdir. (Buhari, Zekat:61 ; Ebu Davud, Zekat:30 ; Müslim, Zekat:170 )<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Islami hizmetlere zekat verilir mi?</span><br />
<br />
Ayet-i kerimede geçen ve “Allah yolunda harcanma” olarak tercüme edilen “fi sebilillah” ifadesi, mutlak ve umuni olarak zikredilmistir.Bu tabir bazi fikih kitaplarimizda her ne kadar silahla cihada katilan gazilere ve yolda kalan hacilara tahsis edilmisde de ,tefsirlerde ve güvenilir fikih kitaplarimizda meseke daha genis olarak ele alinmistir.Mesela Hanefi mezhebi alimlerinden Imam Kasani, Bedaiu’s-Sanai isimli meshur eserinde bulunan ilgili olarak söyle der: “Allah yolunda olanlardan maksat, Allah’a yaklastiran herseydir.Eger ihtiyaç varsa bu manaya, Allah’a itaat yolunda çalisan herkes ile bütün hayir yollari girer.”<br />
<br />
“Fi sebilillah tabiri umumidir” diyen Fahreddin Razi, bu tabiri söyle açiklar.”Fi sebilillah tabiri sadece gazilere mahsus degildir. Zekat bütün hayir yollarina verilebilir. Ölülerin techiz ve tekfini, kale ve cami yapimi da bu tabirin içine girer.” ( Tefsir-i Kebir, 16:113 )<br />
<br />
Elmalili Hamdi Yazir da, zekatin mücahidlere cihat malzemesi alinmak üzere sarfedilebilecegini söyler. (Hak Dini Kur’an Dili, 4:2581 ).Eskiden cihad kiliçla, kalkanla,topla tüfekle yapiliyordu.Simdi ide genelde cihad gazeteyle, dergiyle , kasetle ,web üzerinden yapiliyor.Bunlar düsmana atilan birer bomba hüviyetini tasir.Dolayisiyla bir Müslüman Islama layikiyla hizmet ettigine, bu yolla dinsizlerle, inkarcilarla cihat ettigine inandigi müesseselere zekat verebilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, zekat Islam’in gönüllerde yayilmasi ve din düsmanlarinin tahribatini önlemek için Allah yolunda faaliyet gösteren hizmet kuruluslarina da verilir.Günümüzde böyle hizmet kuruluslarina zekat vermek daha da ehemmiyet kazanmistir.Kaldi ki bu da bir cihaddir. Nitekim Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde “Müsriklere karsi malinizla, caninizla ve dilinizle cihat edin” ( Müsned, 3:13,16 : Ebu Davud, Chad 5,38 ) buyurmuslardir. Bugün din düsmanlariyla yapilan en tesirli cihad gazete,dergi,web, kitap, radyo ve televizyon yoluyla yapilmaktadir.<br />
<br />
Gayesi Islama hizmet olmayan kurum ve kuruluslara yardim yapilsa da zekat verilemeyecegi gerçegi hatirdan uzak tutulmamalidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat nerelere ve kimlere verilmez?</span><br />
<br />
Zekat verilecek kimseler ve yerler belli oldugu gibi, zekat verilmeyecek kimseler de bellidir. Su kimselere de zekat verilmez.<br />
<br />
Müslüman olmayan birine zekat verilmez<br />
Nisap miktari mala sahip olan kimseye zekat verilmez.<br />
Anneye, babaya, dede ve nineye, onlarin anne ve babasina zekat verilmeyecegi gibi; kendi çocuklarina, torunlarina, torunlarinin çocuklarina ve daha asagisina da zekat vermek caiz degildir.<br />
<br />
Safii mezhebinde ise bu sayilanlar birbirlerine sadece borçlu iseler borçlarinin ödenmesi için zekat verebilirler.Aksi halde veremezler.<br />
<br />
Bos gezen ve çalismayan kimseye nisap miktari mala sahip olmadiginda zekat vermek Hanefi mezhebine göre caizse de, zekat vermek uygun olmaz.<br />
Zekat ehil, yani layik olan kimseye verilmelidir. Bunun için de arastirma yapilmalidir. Ve alinan zekat maksada uygun tarzda kullanilmalidir.Mesela zekat alan fakirin bunu sefahete ve gayr-i mesru yollara degil, zaruri ihtiyaçlarina harcamasi gerekir.Borçlu da zekati borcuna sarfetmelidir.<br />
Islam’in aleyhine çalisan kisi ve kuruluslara zekat verilmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat ve NiyetZekatta niyetin önemi nedir?</span><br />
<br />
Zekati fakire verirken veya zekat için mal ayirirken bunu zekat olduguna kalben niyet etmek gerektigi hususunda dört mezhep alimleri ittifak halindedir.Dil ile niyete ise gerek yoktur.Bir kimse, bir fakire zekat niyetiyle bir sey verirken onu rencide etmemek için “Bu bir hibedir” dese, zekatin sihhatine zarar vermez. Kendisine zekat verilen kimsenin aldigi seyin zekat oldugunu bilmesi de sart degildir. Fakire ,”Bu benim zekatimdir” demeye gerek yoktur.Ancak baskalarina örnek olmak söz konusu ise, zekatin açiktan verilmesi daha faziletlidir. Çünkü zekat farz bir ibadettir.Farzda ise riya olmaz.<br />
<br />
Bir mal fakire niyetsiz olarak verilirse, sonradan bunu zekat olmasi istense, eger verilen sey fakirin elinde duruyorsa, o sey zekat yerine geçer. Fakat elinden çikmissa, zekat yerine geçmez.Asil olan vekilin degil, zekati veren kimsenin niyetidir.Bu sebeble zekat veren kimse verdigi seyi ya vekile verirken veya vekil fakire verirken niyet etmelidir.<br />
<br />
Bir kimse, zekata niyet etmeksizin zaman zaman fakirlere birseyler verse, o seyler zekat yerine geçmez.<br />
<br />
Zekat verirken, niyet Allah rizasini kazanmak olmalidir<br />
<br />
Zekatta bir mali, bir parayi fakire veya bir hizmet kurulusuna verirken, gaye sirf Allah rizasini kazanmak olmalidir. Baska bir karsilik beklenmez.Böyle olunca da bir zengin zekatini verirken kesinlikle zekat verdigi kimseyi minnet altina almayi düsünemez. Bilakis kendisini zekat borcundan kurtardigi için zekat verdigi kimseye tesekkür etmelidir.Kasa basindaki memurun mal sahibinin emriyle verdigi kisilere karsi hiçbir minnet taslamaya hakki olur mu?Çünkü mali veren de ,zekatin verilmesini emreden de allahü Teala ‘dir.Zekat bu suurla verildiginde fakir kendisini minnet altinda hissetmez, bir eziklik duymaz.Çünkü bilir ki, o mal veya para zaten kendisinin degildir.Zenginin üzerinde emanet olarak durmaktadir.Dolayisiyla borcunu ödeyen biri borçlu oldugu kimseyi minnet altina alamayacagi gibi, borcunu alan kimse de bie eziklik içinde olmaz.Nitekim zekatin zengin üzerinde fakirin bir borcu oldugu gerçegini Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde söyle ifade ederler: “Malin zekatini ödedigin vakit, üzerindeki borcu ife etmis olursun” ( Ibni Mace, Zekat:3)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Para ve altinin zekati nasil hesaplanir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Paranin zekati:</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zamaninda günümüzde oldugu gibi para yoktu.Dinar isimli altin para ile, dirhem isimli gümüs para vardi.Zekat da bu sebeple altin ve gümüs para üzerinden hesaplaniyordu.Bunun için, günümüzde paralarda nisap miktari, altin esas alinarak tespit edilir. Bu da 85 gram altindir.Bir miktar parasi, bir miktar da altini olan kimse, sayet her ikisinin toplami 85 gram altina esit gelirse, zekat vermekle mükellefdir.<br />
<br />
Safilere göre böyle bir ilave yapilamaz.Bir kimse zekatla mükellef olabilmesi için nisap miktari altina veya paraya sahip olmasi gerekir.Safiilerde nisap miktari 72 gram altindir. Paranin zekati 1/40 ( % 2.5 )’dir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Altinin Zekati</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde, “Altin üzerinden yirmi miskalden azinda zekat yoktur, gümüs üzerinden iki yüz dirhemden azinda zekat yoktur” buyurarak, altin ve gümüsün nisap miktarini belirlemistir.Bu da günümüz ölçülerine göre altinda 85 gram, gümüste 595 gram eder.*<br />
<br />
85 gram altinin zekati 2 gram altindir. Bu ise 1/40 demektir.85 gramdan sonrasi, yaklasik 20 gram olmadikça zekata tabi degildir.85+20 olursa, o yirmi gram da ayrica zekata tabidir.Ancak 20 gramdan az olan altin zekata tabi olan baska bir seyle mesela para ile birlikte hesaplandiginda nisap miktarina ulasiyorsa yine zekati verilir.85 grama ilaveten mevcut olan 20 gram altinin zekata tabi olmamasi, Imam-i Azam ‘a göredir.Talebesi olan Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed’e göre bu fazlaligin da kirkta biri zekat olarak verilir.<br />
<br />
Imam Safii ve diger mezhep imamlari da fazlalik için 1/40 zekat verilecegi görüsündedirler. Gümüste de ölçü 1/40’dir.Buna göre 595 gram gümüsün zekati, 15 gram gümüsdür.<br />
<br />
Altindan veya gümüsten yapilmis sanat eserleri eger nisap miktarina ulasirsa zekati verilir. Böyle bir antika eserin zekati eger kendisinden verilecekse tartilir, kirkta biri zekat olarak verilir.Fakat baska birseyden verilirse, degeri nazara alinir.Kendi cinsinden ödendigi takdirde de Imam-i Azam ve Ebu Yusuf’a göre degeri esas alinir.<br />
<br />
Hanefi mezhebine göre altin, gümüs ve ticari mallarinin nisap miktarinda bunlarin bir cinsten bulunmasi sarti aranmaz.Mesela bir kimsenin bir miktar altini, biraz gümüsü, biraz da ticaret esyasi bulunsa, bunlarin toplami nisap miktarina ulassa, böyle birinin zekat vermesi farzdir. Safii’ye göre altin ile gümüs farkli cinsten olduklari için, nisapta beraber hesaplanmazlar.<br />
<br />
* Altin için 72, 91, 96 ve 100 grami; gümüs için de 642 ve 700 grami esas alanlar da vardir. Bu farkliligin nereden kaynaklandigini daha önce anlattik.Oraya bakilabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Karisik altinin zekati (Magsus)</span><br />
<br />
Magsusun ( halis olmayan, yani yabanci madenler karismis olan altin veya gümüs ) zekati hakkinda mezheplerin çesitli görüsleri vardir.Mesela Hanefi alimlerine göre, altin veya gümüsün halis olmasi sart degildir.Içindeki altin veya gümüs agirligi yabanci madenlerden fazla veya ona esit ise, tamamini altin veya gümüs olarak düsünüp zekatini vermek gerekir.<br />
<br />
Safiilere göre, “magsus” olan altinin içerisndeki halis altin kismi nisap miktarina ulasmadikça zekatini vermek gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zinet esyasina zekat düser mi?</span><br />
<br />
Kadinin kullandigi zinet esyasi ya altindan, ya gümüsten veya inci,elmas,yakut ve zümrüt gibi kiymetli taslardan yapilan kadinlarin zinet esyasina zekat düsmedigi hususunda bütün alimler ittifak halindedir.Ancak zinet esyalarina zekat düsüp düsmeyecegi hususunda mezhepler arasinda farkli görüsler vardir.<br />
<br />
Mesela Hanefi mezhebine göre, altindan veya gümüsten yapilmis olan, nisan yüzügü, küpe,bilezik gibi zinet esyalari nisap miktarina ulastiginda, üzerinden bir sene geçtigi zaman zekat vermek gerekir.Bu zinet esyalarinin zekati kendi cinsinden degil de baska bir seyle, mesela para ile ödenecekse, kiymetleri esas alinir.Bunda ittifak vardir.Kendi cinsleriyle, yani altin veya gümüsle ödenecegi takdirde ise Imam-i Azam ve Imam Ebu Yusuf ‘a göre grami, Imam Züfer’e göre kiymetleri ,Imam Muhammed’e göre ise daha faydali olan hangisi ise o esas alinir.Mesela 85 gram agirliginda olan bir altin bilezik, üzerindeki sanat eseri sebebiyle fiyat itibariyla 110 gram altin degerinde olsa, eger altindan baska birseyden verilecekse,85 gramin degil, maddi degeri olan 110 gramin zekati verilir.Fakat altin olarak verilecekse, Imam-i Azam ve Imam Ebu Yusuf’a göre 85 gramin zekati verilir.Altin ve gümüsten olan zinet esyasinin zekatini vermek Hanefi mezhebine göre gerektigi halde, cumhur dedigimiz müçtehidlerin çogu, zinet esyasina zekat düsmeyecegi kanaatindedir.Mesela Safii, Maliki,Hanbeli mezhebine göre ve birçok Sahabi ve Tabiine göre zinet esyasina zekat düsmez.<br />
<br />
Safii mezhebine göre, kadinin sahip oldugu altin ve gümüsten olan zinet esyasinin üzerinden bir sene geçmis olsa bile, zekata tabi olmaz.Bu mezhebe göre, kadinin zinet esyasi insanin normal olarak kullandigi elbise gibidir, sahsi ihtiyacidir.<br />
<br />
Maliki ve Hanbeliler’e göre kadinin kullanma hakkina sahip olduklari zinetlerin zekata tabi olmadigi görüsündedirler.Fakat Malikiler’e göre bir anne ,kizi için veya bir erkek evlenmeden önce ileride lazim olacak düsüncesiyle aldigi zinet esyasi üzerinden bir sene geçtigi takdirde zekatini vermesi gerekir.Yine bu mezhebe göre kullanilmayacak derecede kirilan zineti tamir ettirme düsüncesi olmazsa,zekatini vermek gerekir.<br />
<br />
Erkeklerin ise altindan zinet esyasi kullanmalari caiz degildir.Kullanilirsa , zekata tabi mallariyla birlikte nisaba ulasirsa, zekat vermeleri farz olur. ( Mezahibü’i-Erbaa, 2:602 ; Muvatta, Zekat:5 )<br />
<br />
Ancak ” Kadinin zinetine zekat düsmez” diyen alimler, kadinin zinet esyasinin örfe ve içtimaimevkisine göre normal olmasini ve zekattan servet kaçirma gibi bir niyet tasinmamasini sart kosmuslardir. Israfa ve gösterise kaçan veya zekatinin verilecegi kanaatindedirler. ( Hukuk-u Islamiyye Kamusu, 4:112 )<br />
<br />
Bazi müçtehidler de “Bunlarin zekati ihtiyaci olanlara emaneten vermektir.Veya süs esyalarina sadece bir defaya mahsus olmak üzere zekat düser” hükmünü benimsemislerdir. Zinet esyasina zekatin verilecegini savunan alimlerin de, verilmeyecegini savunan alimlerin de delilleri vardir.Mesela,zinet esyasinin zekata tabi oldugunu savunan Hanefiler ve Mücahid Zühri gibi alimler,su hadisi görüslerine delil olarak zikrederler:<br />
<br />
Bir kadin ile kizi beraber Resulullah (s.a.v)’a gelmisti.Kizin kolunda iki tane kalin bilezik vardi. Resulullah(s.a.v) kadina, “Bunun zekatini veriyor musun?” dedi. Onon “Hayir” cevabi üzerine de söyle buyurdu:<br />
<br />
“Kiyamet gününde Allah(c.c)’in onlarin yerine sana atesten iki bilezik taktirmasi hosuna gider mi?”<br />
<br />
Bu tehdidi duyan kadin hemen onlarin çikartti ve “Ikisi de aziz ve celil olan allah ve Resulüne aittir” diyerek Resulullah (s.a.v)’a uzatti. ( Ebu Davud, Zekat:9 )<br />
<br />
Yine bu alimler, Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Hz. Aise(r.anha) ‘nin parmaklarindaki büyük yüzüklerin zekatini vermedigini söylemesi üzerine, “Onlarin zekatini vermemen atese girmen için sana yeter” ( Ebu Davud, Zekat:9) seklindeki tehdidini de delil olarak zikrederler.<br />
<br />
Zinet esyasina zekat düsmeyecegini söyleyenler de, “Zinet esyasi zekata tabi degildir” ( Darekutni, Sünen,2 :107 ) hadisini ve Hz.Aise (r.anha)’nin kardesinin yetim kizlarina baktigini, onlarin zinet esyasi oldugu halde zekatlarini vermedigini görüslerine delil olarak zikrederler.(Muvatta, Zekat:5) Ayrica Hz.Cabir bin Abdullah (r.a) zinetin zekati hususundaki bir suali verilmeyecegi seklinde cevaplandirdigini söylerler.<br />
<br />
Bu hususta Hanefi mezhebinin esas alinmasi, fakirleri koruma açisindan daha uygundur.<br />
<br />
Sahsi fikrime göre ise; her iste oldugu gibi mümin olayin vera tarafina sarilmali ve imaninin derecesini süpheli taraftan sakinarak göstermelidir.Allahu alem…<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ticaret esyasinin zekati nasil hesaplanir?</span><br />
<br />
Her çesit ticaret mali nisaba, yani 85 gram altinin degerine ulastiginda zekata tabidir.Semure bin Cündüb (r.a) bununla ilgili olarak söyle bir hadis rivayet eder:<br />
<br />
“Resulullah (s.a.v) satis için hazirladigimiz seylerden zekat vermemizi emrederdi” ( Ebu Davud, Zekat: 3)<br />
<br />
Senenin basinda nisap miktarinda olan ticaret mallarinda, sene sonundaki piyasa fiyatlari esas alinir.Yalniz KDV hariç tutulur. Çünkü bu para tüccarin degil, maliyenindir.<br />
<br />
Hanefilere göre sene içerisinde nisap miktarindan artis veya eksilis zekata tesir etmez. Fakat sene sonunda ticaret mali nisap miktarindan asagiya düserse, zekata tabi olmaz. Safiilere ve Malikilere göre, nisap miktarina sadece sene sonunda itibar edilir. Buna göre sene basinda nisap miktarinda olmayan bir mal sene sonunda nisaba ulasirsa, zekatini vermek gerekir.<br />
<br />
Cinsleri ayri ayri da olsa, ticaret esyalari birlikte hesaplanir.<br />
<br />
Bir malin ticaret esyasi sayilabilmesi için kar etme niyeti ile fiilen satisa arzetme unsurlarinin bulunmasi gerekir. Baslangiçta ticaret için satin alinmayan bir mal, sonradan ileride satilmak üzere saklanacak olsa, üzerinden bir sene geçmis olmakla zekat düsmez.Fakat otomobil alim satimi yapan biri satmak için aldigi otomobillerden birini bir müddet kullanacak, isi bittikten sonra satacak olsa, o otomobil yine ticaret esyasidir. Zekat verilirken o da hesaplanir.<br />
<br />
Hanefilere göre ticaret malinin zekati kendi cinsinden ödenebilecegi gibi, kiymeti para olarak da ödenebilir. Mesela bir konfeksiyoncu isterse, zekatini elbise olarak, isterse para olarak verebilir.Safii mezhebine göre ise bir malin zekatinin kendi cinsinden ödenmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hisse senedinin zekati nasil hesaplanir?</span><br />
<br />
Diger ticaret mallari gibi, hisse senedi zekata tabiidir. Buna göre hisse senedinin degeri tek basina veya zekata tabi baska bir mala eklendiginde, asli ihtiyaçtan fazla olarak nisap miktarina ulasiyorsa, üzerinden bir yil geçtikten sonra zekatinin verilmesi farz olur. Mesela asli ihtiyaçtan fazla olarak Hanefilere göre 85; Safiilere göre 72 gram altina veya bu degerde paraya veya ticari esyaya sahip olan kimse dinen zengin sayilir.<br />
<br />
Hisse senedinin nasil hesaplanacagi hususunda alimler arasinda farkli görüsler vardir. Bazi alimler ortaklarina hisse veren sirketleri zekat mükellefiyeti bakimindan ticari ve sinai olmak üzere ikiye ayirirlar. Bazi alimler ise böyle bir ayrima gerek görmezler. Biz önce sirketleri zekat mükellefiyeti bakimindan ikiye ayiran görüs üzerinde duralim.<br />
<br />
Ticari sirket, sermayenin pek az kismi sabit tesislere yatirilmis, sermayenin çogu hareketli olan, ihracat, ithalat veya iç pazarda devamli mal ile nakit arasinda yer degistiren sirketlerdir.<br />
<br />
Sinai sirket ise, sermayenin çogunu fabrika,makine, otel, gemi ve nakil vasitalari gibi sabit olan, üretime ve kazanca vesile teskil eden seylere yatiran sirkettir.<br />
<br />
Her iki sirketin zekatini da iki sekilde ödemek mümkündür.Ya sirket ortaklarina kar (kazanç) dagitmadan önce zekati öder, kazancin kalanini dagitir. Veya zekat isine hiç karismaz, ortaklarina kazançdan hisselerini dagitir,her ortak zekatini kendisi öder.<br />
<br />
Ticari sirketin zekati söyle hesaplanir: Eger zekati sirket ödeyecekse sabit malzeme, vasita ve büro gibi seyler için yatirilmis sermaye çikarilir.Hareketli sermayeye kazanç ilave edilir, toplamin kirkta biri ( %2.5) zekat olarak verilir.<br />
<br />
Zekati sirket degil de sahis ödeyecekse, hisse senedinin ister piyasa degerine, isterse üzerindeki degere kazanci da ilave ederek kirkta birini (%2.5) zekat olarak verir. Tercihte serbesttir. Hisse senedinin piyasa degerini esas almasi fakirler açisindan faydali oldugundan daha uygun olur. Sirket ortaklarina kazanç dagitmamis da sermaye arttirimina gitmisse, önceki hisse senedi sonraki verilen senet de ilave edilerek, toplam deger üzerinden kirkta bir olarak verilir.<br />
<br />
Ticari sirketlerin zekatlarinin hesaplanmasi hususunda bütün alimler ittifak etmis olmakla birlikte, sinai sirketlerin zekatlarinin hesaplanmasi hususunda farli görüsler vardir. Bazilarina göre yalnizca kazancin kirkta biri verilir, bazilarina göre ise, sabit sermaye ile kazanç toplaminin kirkta biri ( % 2.5 ) zekat olarak verilir. Muasir alimler ise bu görüslerin ikisine de katilmiyor veüçüncü bir görüs ileri sürüyorlar.<br />
<br />
Diyorlar ki: Eger kazancin kirkta biri zekata tabii tutulursa, çok büyük rakamlara varan servetler zekat disi birakilmis oluyor. Bu durumda hem ticari sirketlere haksizlik edilmis, hem de fakirin aleyhine bir uygulama ortaya çikmis oluyor. Söyle ki:<br />
<br />
Yüz milyonla ticaret yapan bir ticari sirket düsünelim. Bu sirket 20 milyon lira da kar(kazanç)<br />
<br />
elde etmis olsun. Böyle bir ticari sirketin 120 milyonun % 2.5 ‘u üzerinden 3 milyon lira zekat ödemesi gerekir. Yüz milyonluk bir makine ile yilda 20 milyon kazanan bir sinai sirketin ödeyecegi zekat miktari ise sadece kazanci olan 20 milyonun % 2.5 ‘u yani 500.000 liradir.Ayni sermaye ile çalisan ve ayni miktarda kazanç kazanan iki sirketin ödedigi zekat miktarinda bu derece fark olmasi, uygun düsmemektedir.<br />
<br />
Iste bu adaletsizligi göz önüne alan muasir Islam alimleri, sinai sirket ve kuruluslari eski uygulama içinde mülk veya kiralanmis araziden elde edilen mahsül ile, kiraya verilen zinetten elde edilen gelire benzetmislerdir.Buna göre sinai sirketlerin zekatlarinin hesaplanmasinda üçüncü bir yol ileri sürmüslerdir. Zekat sadece kazançtan verilecekse kazancin onda biri zekat olarak verilir. Mesela on milyon lira sermayesi olan biri iki milyon kazanç elde etse, sermayeyi hiç hesaba katmaz, iki milyon liranin onda birini zekat olarak verir. bu ise 200.000 lira eder.<br />
<br />
Gayr-i sarfi kazançtan ödendiginde ise, zekat yirmide bir olarak ödenir.<br />
<br />
Sirketleri ticari ve sinai olarak ayiranlarin yani sira bir de böyle bir ayirim yapmayan görüs vardir. Bunlara göre sirketin çesidine bakmaksizin piyasa degeri ile yillik kazanç toplaminin kirkta biri ( %2.5) zekat olarak verilir.<br />
<br />
Netice olarak söylemek gerekirse, elinde ticari sirkete ait hisse senedi olanlar ister fakirin menfaati için senetlerinin piyasa degerine &amp;ndash; ki en uygun ve faziletli olan budur- ister üzerindeki degere kazancini ekleyerek toplamin kirkta birini ( %2.5) zekat olarak verebilirler.<br />
<br />
Sinai sirkete ait hisse senedi bulunanlar ise, isterlerse yillik kazancin onda birini zekat olarak verirler; isterlerse iki sirket arasinda ayirim yapmayan alimlerin görüslerini esasa alarak ticari sirket gibi hesap edip zekat verirler.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Maden ve definelerin zekati nasil hesaplanir?</span><br />
<br />
Alimlerin çogunluguna göre, sahibi bilinmeyen definelerin 1/5’i devlete, geri kalani da bulan kimseye aittir.<br />
<br />
Madenlere gelince, bu konuda alimler arasinda farkli görüsler vardir. Bu görüsleri nakletmeden önce konunun iyi anlasilmasi için, öncelikle maden çesitleri üzerinde duralim.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Madenler üç kisimdir:</span><br />
<br />
Kati olup ateste eritilebilen, dökümü yapilabilen madenler: altin, gümüs, demir, bakir, kalay, nikel gibi.<br />
Eritilmeye elverisli olmayan kati madenler: Kömür, kireç, yakut, alçi tasi ve elmas gibi.<br />
Sivi halde bulunan madenler: Petrol, sudan elde edilen tuz, zift gibi.<br />
<br />
Hanefi mezhebine göre, bu üç grup madenden sadece birinci gruptakiler, yani isi ile eritilip sekillendirilebilen madenler zekata tabidir. bu mezhebe göre, madenler ganimet hükmünde oldugundan 1/5 nisbetinde zekat vermek gerekir. Eritilmeyen ve sivi olan madenlere ise, zekat vermek gerekmez.<br />
<br />
Safiiler ise, “Ey iman edenler! Kazandiklarinizin iyilerinden ve rizik olarak yerden size çikardiklarimizdan hayra harcayin. ” ( Bakara Suresi 267.Ayet ) mealindeki ayeti bütün madenlere tesmil etmezler. Bunlara göre, sadece altin ve gümüs zekata tabidir, diger madenlere zekat düsmez.<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel ise bütün madenlerin ayetin sümulü içine girdigin, dolayisiyla zekata tabi oldugunu ifade eder.Ahmed bin Hanbel’ e göre madenlerden 1/40 nisbetinde zekat alinir.<br />
<br />
Imam Malik de, eger emek ve masraf çok ise 1/40, maden emek ve masrafa galip ise 1/5’inin zekat olarak verilecegi kanaatindedir.<br />
<br />
Bu görüslerden bize en uygunu, günümüzde uygulamaya daha müsait oldugu için Hanbeli mezhebinin bütün madenlerin zekata tabi olacagi görüsüdür. Bunu tercih etmemizin birinci nedeni, yukarida mealini verdigimiz ayet-i kerimenin umumi olmasidir. Ikincisi; petrol, kömür gibi madenlerin zamanimizda büyük bir servet kaynagi olmasidir.<br />
<br />
“Defineye beste bir nisberinde zekat vardir” hadis-i serifi, define ve madenlere zekat verilmesi gerektiginin delilidir. ( Buhari, Zekat:66; Müslim, Hudud:45 ; Tirmizi, Zekat:16 ; Ahkam:37 )<br />
<br />
Madenlere zekat verilmesi için Hanefi mezhebine göre nisap miktari sart degildir.Azi da , çogu da zekata tabidir. Malikilere, Safiilere ve Hanbelilere göre ise, madenlerde de nisaba itibar edilir. Madenlerde nisap da altin ve gümüsün nisabi kadardir. Madenlerde nisap miktarinin bir defada elde edilmesi sart degildir.Çikarilan madenin bir senelik miktari bir birine eklendiginde, nisap miktarina ulasmasi kafidir.<br />
<br />
Madenlerin zekati ile ilgili diger bir husus da, zekatinin verilmesi için üzerinden bir yil geçmesi gibi bir sartin aranmadigidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bal ve diger hayvan ürünlerine zekat düser mi?</span><br />
<br />
Bal, Yüce Rabbimizin biz kullarina ikram ettigi gidali, lezzetli ve sifali bir nimettir.Cenab-i Allah ari manasina gelen “Nahl” Suresi’nde balin bu özelligine isaretle söyle buyurur:<br />
<br />
“Rabbin bal arisina: Daglardan, agaçlardan ve insanlarin yaptiklari çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylastirdigi yaylim yollarina gir, diye ilham etti. Onlarin karinlarindan renkleri çesitli bir serbet (bal) çikar ki, onda insanlar için sifa vardir. Elbette bunda düsünen bir kavim için büyük bir ibret vardir.” ( Nahl suresi, 68. ve 69.Ayetler )<br />
<br />
Ebu Hanife’ye göre, bal eger ösri arazideki aridan elde ediliyorsa miktari ne olursa olsun 1/10 nisbetinde zekat düser. Ahmed bin Hanbel’e göre ise, arazinin ösri arazi olup olmamasi hükmü degistirmez. Her halukardabala zekat düser. Bala zekat düsecegini söyleyen alimler görüslerine delil olarak birçok hadis naklederler. Ebu Seyyare el-Met’i ‘den rivayet edilen bir hadis su mealdedir:<br />
<br />
” ‘Ey Allah’in Resulü,benim arilarim var’ dedim. ‘Onda birini zekat ver!’ buyurdu ” ( Neylü’l-Evtar, 4:146 )<br />
<br />
Kaynaklarimizda Hz.Ömer (r.a) ‘in da baldan zekat aldigi rivayet edilir. ( Ebu Davud, Zekat :13)<br />
<br />
Bal hem ölçülebilmekte, hemde saklanabilmektedir. Bu sebeple hurma ve hububat gibi bala da zekat düser. Çünkü bir malin ölçülebilir ve saklanabilir olmasi, zekatin prensiplerindendir. Dolayisiyla bala zekat düsecegi kiyasla da sabittir.<br />
<br />
Safii ve Maliki mezhebinde ise, umumiyetle bala zekat düsmedigi fikrindedirler. Bu mezheplerind, bal sivi oldugu için süt hükmündedir ve süte de icma ile zekat düsmedigini görüsündedirler.<br />
<br />
Fakat gerek bu konudaki hadisleri, gerek hububatla kiyas, gerekse zekatin umumi prensipleri bala zekat düsecegi görüsünü hakli çikarmaktadir.<br />
<br />
Ayrica yumurta ve ipek gibi hayvanlardan elde edilen mahsuller de bala kiyas edilerek masraflari çikarildiktan sonra 1/10’u zekat olarak verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deniz mahsullerine zekat düser mi?</span><br />
<br />
Imam-i Azam ve talebesi Imam Muhammed ‘in de içinde bulundugu bazi alimler, denizden elde edilen balik, sünger ve inci gibi seylerin zekata tabii olmadigi görüsündedirler. Içlerinde Imam-i Azam’in talebesi Ebu Yusuf’un da bulundugu bazi alimler ise, bu servetin zekattan muaf tutulamayacagi kanaatindedirler. Bu görüs tercih edilmeye daha uygundur.<br />
Tarim ürünlerinin zekati (ösür)<br />
<br />
Tarim ürünlerinin de bir mal oldugu ve bu bakimdan zekata tabii bulundugu Kitap,Sünnet ve Icma ile sabittir. Mesela su iki ayette mahsüllerden zekat verilecegine dikkat çekilmektedir:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Kazandiklarinizin iyilerinden ve rizik olarak yerden size çikardiklarimizdan hayra harcayin. ” ( Bakara Suresi 267.Ayet )<br />
<br />
“Çardakli ve çardaksiz (üzüm) bahçeleri, ürünleri çesit çesit hurmalari, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narlari yaratan O’dur. Herbiri meyve verdigi zaman meyvesinden yeyin. Devsirilip toplandigi gün de hakkini (zekât ve sadakasini) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” ( En’am Suresi, 141.Ayet )<br />
<br />
Müfessirler bu ayetlerdezikredilen bagista bulunma (harcama) ve fakirin hakkinin zekat olduguna dikkat çekerler. ( El-Cessa, Ahkamü’l-Kur’an , 1:543 ; Yusuf el-Kardavi,Islam Hukukunda Zekat, 1:352 ; Tefsirü’t- Taberi, 5:555 ; 12:161 ).Es-Süddi gibi bazi müfessirler de bu ayetin hükmünün zekat ayetleriyle neshedildigini, yani hükmün kaldirildigin söylerler. Fakat buna katilmak mümkün degildir. Çünkü bu ayetlerin neshedildigini söylemeyi gerektirecek hiçbir delil yoktur.<br />
<br />
Ösrün verilmesine hadisten de deliller vardir. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde bununla ilgili olarak söyle buyurmuslardir: “Yagmurun, kaynaklarin suladigi veya suyu dipten alan mahsulden onda bir; su çekilerek sulanan mahsulde de yirmide bir zekat vardir” ( Müslim, Zekat:7; Buhari, Zekat: 55; Ebu Davud, Zekat:12)<br />
<br />
Kitap ve sünnetle sabit olan ösür, icma yani alimlerin ittifakiyla da sabittir.Islam alimleri,yerin mahsulünde sulanma durumuna göre bir veya yirmide bir zekat verilecegi hususunda ittifak etmislerdir.<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
Ösre tabi olan mallar</span><br />
<br />
Hanefi mezhebine göre, ot,odun ve farisi kamisi disinda kalan bütün tarim ürünleri zekata tabidir. Imameyne göre, bir mahsulün zekata tabi olmasi için çürümeden en az bir yil kalabilecek vasifta olma sarti aranmakta ise de, mezhepte tercih edilen görüs birincisidir.<br />
<br />
Safii ve Maliki mezhebine göre ise, ancak bir muhafaza edilebilen, depolanabilen ve tabii gida maddesi olan hububat ve meyvalar zekata tabiidir. Hububattan arpa, bugday,mercimek, nohut, misir, pirinç ve bakla gibi ürünler; meyvalardan sadece üzüm ve hurma. Bu mezheplere göre tabii gida sinifina girmeyen findik, fistik ve ceviz gibi gidalar zekata tabi degildir.Yine depolanamayacagi ve kurutulamayacagi için seftali, armut, elma gibi meyvalar da zekata tabi degildir.<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel’e göre ölçülebilen, bekletilebilen ve kurutulabilen mahsullerin zekati verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ösür için bir nisap var midir?</span><br />
<br />
Hanefi mezhebine göre çikan ürün az olsun, çok olsun zekata tabiidir. Imam-i azam ‘in talebeleri olan Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed ‘e ve müçtehidlerin çogunluguna göre ise, bir tondan az olan hububattan ve bir sene müddetle elde tutulmayan sebzeler için ösür alinmaz.<br />
<br />
Ösür için mahsulün üzerinden bir sene geçmesi gerekir mi?<br />
<br />
Ösrün verilebilmesi için mahsulün üzerinden bir sene gibi bir vaktin geçmesi gerekmez.Bir senede birkaç defa alinan mahsulün ösrü, her defa için ayri ayri ödenir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ösür miktari ne kadardir?</span><br />
<br />
Ösür, arazinin sulama sekline göre degisir. Arazi sayet yagmur ve kaynak sekline göre sulaniyorsa, onda biri ; motorla veya emek sarfedilerek sulaniyorsa yirmide biri zekat olarak verilir.Bazilari ise buna muhalefet ederler.Geçmiste belki tarla için fazla masraf yapilmiyordu. Günümüzde ise, tarlanin sürülmesi, ekilmesi, gübrelenmesi, mahsulün nakli bir hayli masrafli olmaktadir.Böyle bir zamanda masraflar çikarilmadan zekat verilmesinin, zekat esasina uymayacagini söylerler.Bu konuyla ilgili, Sahabilerden Abdullah bin Abbas (r.a), “Kisi arazisi için yaptigi masraflari zekattan önce öder” derken,Abdullah bin Ömer (r.a) de ,”Meyve için yaptigi masraflari karsilar ve geri kalanin zekatini verir” der.Masraflarin çikaralacagini söyleyen baska alimler de vardir.( Yusuf el-Kardavi, Islam Hukukunda Zekat, 1:398)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Fakirin ösür vermesi gerekir mi?</span><br />
<br />
Zekat, zenginden fakire uzanan bir yardim oldugundan, gerçekten fakir olan ve ürettigi mahsüle muhtaç bulunan birisinin ösür vermesi de gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ösür verilmemis mahsulden yemek</span><br />
<br />
Henüz ösrü verilmemis hububat veya agaç üstündeki meyveden yemek Hanefi mezhebine göre de, Safii mezhebine göre de caiz degildir; yiyen günahkar olur. Çünkü zekati çikarilmadigindan içinde kul hakki bulunmaktadir. Ancak sonradan ödenmek üzere hesap ederek yemekte bir mahzur yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bir mahsulden kaç defa ösür alinir?</span><br />
<br />
Ekin ve meyvelerde ösür senede bir defaya mahsus olmak üzere farzdir. Ösrü verilen meyve ve ekinlerin üzerinden birkaç yil geçse tekrar ösür vermek gerekmez. Böyle bir mahsul satilsa, karsiliginda alinan para nisap miktarina ulassa da, zekati verilmez.Ancak bu paranin üzerinden bir yil geçtikten sonra zekati verilir. Zeytinden ösür alinmissa,o zeytinden elde edilen zeytin yagindan ösür alinmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Vakif arazisinden ösür verilir mi?</span><br />
<br />
Ösürde mal sahibine degil, araziye itibar edilir. buna göre arazi vakfa ait bulunsa da, ösrünün verilmesi gerekir. Safiilere göre camilere vakfedilmis olan ürünlerden zekat yoktur.<br />
Zekat malin iyisinden verilmeli<br />
<br />
Yüce Allah, Bakara Suresi 267. Ayet-i Kerimesi’nde “Ey iman edenler! Kazandiklarinizin iyilerinden ve rizik olarak yerden size çikardiklarimizdan hayra harcayin. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacaginiz kötü mali, hayir diye vermeye kalkismayin. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyiktir.” buyurarak müminlere zekatlarini çürük, bozuk veya hastalikli mallardan vermemeleri noktasinda ikaz etmistir.<br />
<br />
Zekat memurlarina israrla Müslümanlarin mallarinin iyisini almamalarini emreden Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) (Ebu Davud, Zekat:5 ; Nesei, Zekat:12 ) de mükelleflere mallarinin orta hallisinden zekat vermelerini istemis ve bununla ilgili olarak söyle buyurmustur:<br />
<br />
“Üç sey vardir ki, onlari yapan kimse imanin lezzetini almis olur. Bunlar, kisinini bir olan Allah’a kulluk edip, O’ndan baska ilah olmadigina inanmasi, gönül hosnutluguyla malinin zekatini seve seve vermesi, ne yasli, ne uyuzlu, ne hasta ve ne de adi olan hayvani zekat olarak vermemesidir. Zekatinizi mallarinizin orta hallisinden verin.Çünkü Allah sizden malinizin iyisini istememis, fakat adisini de vermenizi emretmemistir. ( Ebu Davud,Zekat: 5)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir defasinda da Übey bin Ka’b (r.a)’i zekat almasi için birisine göndermisti. Übey bin Ka’b (r.a) o zata gitti, hayvanlarini toplamasini istedi.O kimse develerini toplayinca zekat olarak iki yasina basmis bir deve vermesi gerektigini söyledi. O kimse, “Onun ne sütü var ne de tasimaya elverisli. Ama su deve hem genç , hem de besili disi bir devedir.Bunu al.” dedi. Übey bin Ka’b (r.a) ,” Emrolunmadigim seyi almam. Resulullah yakinimizda.Bana takdim ettigin seyi ona takdim etmeyi arzu ediyorsan bunu yap. O kabul ederse ben de ederim. Kabul etmezse ben de etmem.”<br />
<br />
O sahabi vermek istedigi deveyi de yanina aldi, beraberce Resulullah ‘a gittiler. Sahabi durumu O’na anlatti. Peygamberimiz söyle buyurdu:<br />
<br />
“Vermen gereken deve, memurun istedigidir. Ama ondan daha iyisini vermek istiyorsan, Allah bunun sevabini sana verir.Biz de onu senden kabul ederiz.” O kimse, “Iste o budur ya Resulullah.Onu sana getirdim. Buyur al” dedi. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) onun alinmasini emretti ve o Sahabiye malinin bereketlenmesi için dua etti. (Ebu Davud, Zekat:5 ; Müsned, 5:12)<br />
<br />
Hayvanlarin iyisini zekat olarak vermek faziletli oldugu gibi, meyvenin de iyisini zekat vermek gerekir. Bir hadislerinde adi ve küçük hurmanin zekat olarak alinmasini yasaklayan Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) , adi hurmayi zekat olarak veren birisi için de, “Bu kimse isteseydi, bundan daha iyisini zekat olarak verebilirdi. Bu zekatin sahibi kiyamet günü adi kuru hurma yiyecektir” ( Ebu Davud, Zekat:18 ; Ibni Mace, Zekat:19 ) buyurmustur</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat Hakkında Detaylı Bilgiler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ZEKAT</span><br />
<br />
Kelime anlamiyla zekat; temizlik, artmak, bereketli olmak, iyi ve düzgün olmak manasina gelir.<br />
<br />
Dini anlamiyla ise; nisap miktari zenginlige sahip olan Müslümanin Allah’in hakki olanlara verilmesini emrettigi belli miktarda mali vermesidir.Veren kimseyi cimrilik kirlerinden ve günahlardan temizledigi ve malinda berekete vesile oldugu için, kelime manasi ile dini manasi arasinda bir bag vardir.<br />
<br />
Örfde, mecburi olmayan küçük bagislar için kullanilan sadaka kelimesi de, Kur’an’da ve hadiste zekat manasinda kullanilmistir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekatin Hükmü</span><br />
<br />
Zekat, hicretin ikinci yilinda, Ramazan orucundan sonra farz kilindi, Islam’in bes sartindan birisidir.Kur’an-i Kerim’de zekati emreden pekçok ayet vardir.Bunlardan birisi:<br />
<br />
“Iman edip iyi isler yapan, namaz kilan ve zekât verenler var ya, onlarin mükâfatlari Rableri katindadir. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” mealindeki Bakara Suresi, 277. ayetidir. Bu ayette beraber zikredilen namaz ve zekat kelimeleri Kur’an-i Kerim’de ayni ifade ile birçok yerde daha tekrarlanmistir.Bu ayetlerden bir kismi sirasiyla: Bakara Suresi 177. ve 271.,Enam Suresi 141., Tevbe Suresi 11. ve 60., Enbiya Suresi 73., Nur 37., Beyyine Suresi 5. Ayetleridir.<br />
<br />
Iki Cihan Serveri Efendimiz (s.a.v)’in de bu konudaki hadislerinden birkaç örnek verelim:<br />
<br />
“Islam, bes esas üzerine kurulmustur:Allah(c.c)’ dan baska ilah olmadigina ve Muhammed (s.a.v)’in Allah’in peygamberi olduguna sehadet etmek, namaz kilmak,zekat vermek,Ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir” (Tirmizi Iman-3; Buhari Iman-1;Müslim Iman-21)<br />
<br />
“Mallarinizi zekat ile koruyunuz.Hastaliklarinizi sadaka ile iyilestiriniz, bela dalgalarini dua ve niyaz ile karsilayiniz” (Büyük Islam Ilmihali, Ömer Nasuhi Bilmen, Bilmen Yay.,Sy.435)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekatin dinimizdeki yeri nedir?</span><br />
<br />
Zekat, dinin diregi olan Namaz ibadetinden hemen sonra gelmekte ve birlikte zikredilmektedir.Ikisinin birbirine baglanmasinin en mühim hikmeti, namazin dinin diregi, zekatin ise Islam’in köprüsü olmasidir.Namaz, dini koruyan, zekat asayisi temin eden Ilahi iki esastir.<br />
<br />
Ebedi saadetin basta gelen sartlarindan biri olan zekat,öylesine kuvvetli bir iman asametidir ki; müminlerle kanli çarpismalara giren müsriklerin tevbe edip namaz kilmalari ve zekat vermeleri halinde , savas halinin kalkacagi ve eski müsriklerin bu alametlerle birlikte müminlerin din kardesi vasfini kazanacaklari bildirilmistir.( Tevbe Suresi 5.Ayet &amp;ndash; “Haram aylar çikinca müsrikleri buldugunuz yerde öldürün; onlari yakalayin, onlari hapsedin ve onlari her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eger tevbe eder, namazi dosdogru kilar, zekâti da verirlerse artik yollarini serbest birakin. Allah yarligayan, esirgeyendir.” )<br />
<br />
Zekatin dindeki ehemmiyeti içindir ki; Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) ‘nin vefatindan sonra halife seçilen Hz.Ebu Bekir (r.anh) , zekat vermeyenlerle savasmis ve bununla ilgili olarak söyle söylemistir:<br />
<br />
“Allah (c.c) ‘ a yemin ederim ki, namazla zekatin arasini ayiranlarla mutlaka savasacagim . Çünkü zekat mali bir haktir.Allah(c.c) ‘a yemin ederim ki;Resulullah (s.a.v) ‘a vermis olduklari bir deve yularini dahi bana vermezlerse ,bu sebeble onlarla mutlaka savasirim” (Ebu Davud &amp;ndash; Zekat:1)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat Vermemenin Mesuliyeti</span><br />
<br />
Gerek ayetlerde gerekse de hadislerde farz olan zekati vermeyenler siddetle tehdit edilmislerdir .Kur’an-i Kerim’de Ali Imran Suresi 180.Ayetinde “Allah’in, kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasinlar ki o, kendileri için hayirlidir; tersine bu onlar için pek fenadir. Cimrilik ettikleri sey de kiyamet gününde boyunlarina dolanacaktir. Göklerin ve yerin mirasi Allah’indir. Allah bütün yaptiklarinizdan haberdardir.” denilmistir.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadisi serifinde “Allah’in kendisine vermis oldugu malin zekatini vermeyen kimsenin mali, Kiyamet gününd, iki gözünde iki siyah nokta bulunan, dehsetli,zehirli bir yilan sekline sokulur ve bu yilan o gün mal sahibinin boynuna sarilir.Sonra agzi ile mal sahibinin çenesinin iki tarafindan yakalar ve ‘Ben senin dünyada çok sevdigin malinim, ben senin hazinenim ‘ der” söylemistir. ( Buhari, Zekat:3 ; Ibni Mace, Zekat:3 )<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat Kimlere Farzdir?</span><br />
<br />
Bir kimsenin zekat vermekle mükellef olabilmesi için bazi sartlar vardir.Bu sartlari söylece siralayabiliriz:<br />
<br />
Müslüman Olmak: Zekat,akli basinda,ergenlik çagina ermis ve hür olan Müslümanlara farzdir. Hanefi mezhebi disindaki diger mezheplere göre çocuklarin ve delilerin de zekat vermeleri gerekir.Onlarin zekatini onlara ait olan maldan velileri verir.Bunlar çocuklarin malina zekat düsmesine delil olarak su hadisi zikrederler: ” Mali bulunan bir yetimin velisi olan onun adina ticaret yapsin.Ta zekat onu yemesin.” ( Tirmizi, Zekat:15 )<br />
<br />
Nisap miktari mala sahip olmak: Zekatin farz olmasinin bir sarti da, asli ihtiyaçtan baska nisap miktari veya daha fazla bir mala sahip olmaktir.Nisap, zekatin farz olmasi için tayin olunan miktarda mal demektir.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zamaninda altinla gümüsün satin alma gücü bakimindan günümüzde oldugu gibi büyük fark yoktu.Dolayisiyla zekat için nisap miktari bunlar üzerinden belirlenmisti.Zirai mahsüllerin ve hayvanlarin disinda kalan mallarda nisap miktari altinda Hanefilere göre 85 gram; gümüste ise 595 gram: Safilere göre ise altinda 72 gram, gümüste 504 gram olaraka tespit edilmistir.O devirde 85 gram altinla, 595 gram gümüsün satin alma gücü birbirine esitti fakat günümüzde bu nisaplar arasinda büyük bir fark vardir.Bu sebeple günümüzde nisap miktari olarak altinin esas alinmasi zekatin gayesine daha uygundur.<br />
<br />
Malda bir artisin olmasi: Zekati verilecek mal hakikaten veya hükmen artmali, yani sahibine gelir getirmelidir.Artmayan mal için zekat vermek gerekmez.Hakikaten artis, ticaret yolu veya dogum yolu ile artistir. Ticareti yapilan mallar gün geçtikçe kiymetlenir.Zekati verilmesi gereken koyun,sigir gibi hayvanlar ise her sene yavruladiklarindan kiymet kazandiklarindan hakiki bir artis vardir.Yine para, ekin ve meyveler gelisen mallardir.<br />
<br />
Hükmi artis ise altin ve gümüse mahsustur.Bu madenler her ne kadar maddeleri itibariyle bir artis göstermeseler de , degerleri her zaman artar.Buna hükmi artis denir.<br />
<br />
Mala sahip olmak: Zekati verilecek mala insan tam sahip olmalidir.Sahibinin elinde ve tasarrufunda bulunmayan malin zekatini vermek gerekmez.Satin alinip alis veris yapildiktan sonra henüz ele geçmemis olan mal zekata tabidir.Rehin birakilan mal zekata tabi degildir.Belirli bir sahibi bulunmayan, kaybedilmis ve gasbedilmil mala zekat düsmez.<br />
<br />
Bir yilin geçmesi: Zekata tabi olan malin üzerinden hicri takvime göre bir yilin geçmesi gerekir.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadisinde “Üzerinden bir yil geçmedikçe bir malin zekatini vermek gerekmez.” buyurarak buna dikkat çekmistir.Bu bir yil içinde artis gerçeklesir, hayvanlar yavrular, ihtiyaçlar ,fiyatlar degisir.<br />
<br />
Hanefilere göre, nisap miktari hem senenin evvelinde, hem de senenin sonunda bulunmalidir.Mesela bir kimse asli ihtiyaçlarindan fazla olarak 100 gram altina sahip olsa, bir sene geçtikten sonra bu altin 60 grama düsse, bu kimseye zekat vermek farz degildir.Fakat nisap miktarinin sene içinde azalmasi zekata mani degildir.Mesela alti ay geçtikten sonra 60 grama düsse, fakat senenin sonunda 120 grama çiksa, senenin basindaki 100 gram veya alti ay sonraki 60 gram degil de, senenin sonunda 120 gram altinin zekati verilir.Zekata tabi olan bir mal üzerinden bir sene geçtikten sonra artsa, artan kisim zekata tabi olmaz.Onun zekata tabi olmasi için bir senenin geçmesi gerekir.Mesela birinin elinde geçen yilin Ramazan ayinin onuncu gününde 100 milyon lira bulunsa, bu senenin Ramazan ayinin onuncu gününde bu miktar 120 milyon olsa,Ramazan’in on besinde 130 milyona çiksa, bu kimse 120 milyonun zekatini verir.<br />
<br />
Safiilere göre ise yil içerisinde nisap bir an bile olsa eksilirse, o yil için zekat vermek gerekmez.Yilin baslangicinda nisap tam olur,yil içerisinde eksilir, sonra yine tamamlanirs, zekatin farz olmasi için nisabin tamam oldugu günden itibaren bir yil geçmesi gerekir.Ancak bir insanin zekattan mal kaçirmak için yil içerisinde servetini mesela bir miktar malini birisine hibe edip daha sonra almak gibi, hile-i ser’iyye ile, eksiltmesi mekruhdur.Alimlerin çogunluguna göre ise böyle yapmak haramdir.<br />
<br />
Zekatin farz olmasi için malin üzerinden bir senenin geçmesi, bir sene dolmadan zekat verilmez demek degildir.Fakat bir senede iki defa zekat verilmez.<br />
<br />
Borçlu olmamak: Zekatin farz olmasinin sartlarindan biri de, eldeki malin varsa, borçlar çiktiktan sonra nisap miktarina ulasmasidir.Mesela elinde asli ihtiyaçlarindan fazla olarak bir milyari bulunan, fakat sekiz yüz milyon borcu bulunan birine zekat farz degildir.Zekat vermek için bütün sartlar varsa, kisinin zekati kendisine farz olduktan sonra olan borçlanmalari , zekatin farziyetine mani degildir. Bir alacakli alacagindan vazgeçse, o günden itibaren bir sene geçince, borcundan vaz geçilen kimsenin nisap miktarinda mali oldugu takdirde üzerine zekat farz olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Asli Ihtiyaçlar nelerdir?</span><br />
<br />
Asli ihtiyaçlar ( havaici asliye ), genis bir tarifle maddi ve manevi hayati devam etmesi için muhtaç olunan seylerdir.Insanin arzu ettigi hersey zaruri ihtiyaç degildir.Zekat mükellefiyeti bakimindan zaruri ihtiyaçlar sunlardir:<br />
<br />
Ev ve ev esyasi: Ev ve ev için gerekli olan zaruri ihtiyaçlar, diger bir tabirle lüks olmayan harcamalar zekattan muafdir. Buzdolabi, çamasir makinasi, evde kullanilan aletler ihtiyaçtir.Evde ihtiyaç fazlasi olan diger esyalar veya çift olan esyalar satmak yani ticaret gayesiyle olmadigi takdirde, zekata tabi degildir. Ancak bu esyalarin toplami nisap miktarina ulasirsa, zekat almamaya, kurban kesmeye ve fitre vermeye sebebtir.<br />
<br />
Safii mezhebine göre, bir kimse çalisarak geçimini temin edemiyorsa, evde bulunan esyalarinin nisap miktarina ulasmasi zekat almasina mani degildir, alabilir.Bizim tercihimiz de budur.<br />
<br />
Temel bir ihtiyaç, mesela ileride ev alma düsüncesiyle ayrilan paradan zekat verilmez.Ancak paranin üzerinden bir yil geçtigi halde henüz ev alinmamissa bu para zekata tabidir.<br />
<br />
Yiyecek: Kisinin kendisi, hanimi ve çocuklari için bir aylik ( baska bir rivayete göre bir senelik) yiyecek, içecek ve erzak giderleri de zekattan muafdir.<br />
<br />
Giyim ve kusam masraflari: Bir müslümanin kendisi, hanimi ve bakimini üstlendigi kimselerin kürk ve benzeri gibi lüks olmayan giyim kusam masraflari da zekattan muafdir.<br />
<br />
Tedavi giderleri: Dinimizde kisinin sihhatini korumasi farzdir. Bu sebeble, sahsin kendisi ve bakmakla mükellef oldugu kimselerin her nerede olursa olsun, tedavi giderleri nisaba dahil degildir.<br />
<br />
Egitim harcamalari: Kisinin kendisi ve aile fertlerinin egitim harcamalari nisaba dahil edilmez. Ilim adamlarinin kitaplari da zekata tabi degildir.<br />
<br />
Binek masraflari: Bir müslüman ister kendisi için, isterse ailesi için olsun seyahat ve ise gelirken harcadigi masraflar zekattan muafdir.<br />
<br />
Lüks olmamak sartiyla kisinin vasat(orta) halli bir otomobili de nisaba dahil degildir. Ancak büyük bir servet olan lüks arabalarin zekata dahil edilmeleri gerekir.Ancak büyük bir servet olan lüks arabalarin zekata dahil edilmeleri gerekir.Çünkü binek zaruri ihtiyaçlardan olmakla birlikte, bunu lükse kaçarak temin etmek zaruri degildir.<br />
<br />
Hizmetçi için yapilan harcamalar: Hizmetçi için yapilan harcamalar da zekata tabi degildir.<br />
<br />
Ticaret yerleri ve ticaret vasitalari: Bir tüccarin, esnafin ticaret için kullandigi dükkan, tezgah, atölye ve benzeri tesisler de zekatin muafdir.<br />
<br />
Ziraat ve hayvancilik vasitalari: Hayvancilikla ugrasan kimselerin yaptirdiklari tesisler; ziraatla ugrasan kimselerin traktör, patos, biçer döver ve benzeri vasitalari da zekattan muafdir. Ancak bir çiftçi traktörü ve biçer döveri ile baskalarina is yapiyorsa, geliri nisaba dahil edilmeli ve zekati verilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Nisap miktarindaki farklilik nereden kaynaklaniyor?</span><br />
<br />
Araplar, ticari hayatlarinda dirhem, miskal, kirat ve benzeri ölçüleri kullaniyorlardi.Altin ve gümüsün nisabi tayin edilirken bu ölçüler esas alinmis, altinin nisabi yirmi miskal, gümüsün nisabi ise iki yüz dirhem olarak tespit edilmisti. ( Muvatta, Zekat:1 ; Müslim, Zekat:1 )<br />
<br />
Eskiden simdi kullandigimiz, gramlar ve hassa teraziler yoktu. Dirhem ve miskal hesabi arpa tanelerine göre yapiliyordu. Yapilan hesap ve tahminlere göre bir dirhem elli adet, bir miskal ise yetmis iki adet arpanin agirligina esitti. ( Tecrid-i Sarih Tercümesi, 5:50 )<br />
<br />
Bu itibarla dirhem ve miskalin grama çevrilmesi için, belirtilen miktarda arpa tanelerini tartmak gerekir.Mesela 20 miskal, 1440 adet arpa tanesinin agirligina esittir.<br />
<br />
Iste 20 miskalin grama çevrilmesinde birbirini tutmayan rakamlarin çikmasinin sebebi, arpa tanelerinin büyüklük ve küçüklük bakimindan farkli olmasindan kaynaklanmaktadir.Yapilan tartimda 20 miskala karsilik olarak 80 gr, 85 gr, 93 gr ve 100 gr seklinde rakamlar çikmistir.<br />
<br />
Miskal ve dirhemin grama çevrilmesinde arkeolojikbulgulardan faydalananlar da vardir. Bunlar, dünyanin meshur müzelerinde bulunan en eski Islam dinarlarini tartmislar ve bunlarin 4.25 gram geldigini tespit etmislerdir. Buna göre altinda nisap miktarini 20 * 4.25 =85 gram olarak tespit etmislerdir. Gümüste de on dirhemin yedi dinara esit olmasi hesabiyla bir dirhemin yedi dinara esit olmasi hesabiyla bir dirhemi 2.975 gram olarak bulmuslardir.Buna göre 200 * 2.975 =595 gramdir.<br />
<br />
Hanefi mezhebinde, altinda nisap miktari olarak fakirin lehine olmasi için bu hesaplama sonucunda bulunan 85 grami, gümüste ise 595 grami esas alinir. Ssfii, Hanbeli ve Maliki mezheplerinde ise 20 miskal altin 72 grama, 200 dirhem gümüs 504 grama esittir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Altin ve gümüs biriktirmek caiz midir?</span><br />
<br />
Pekçok ayet-i kerimede ve hadis-i serifde, müminler Allah yolunda mallarini harcamaya tesvik edilirler. Allah yolunda harcamanin asgari haddi ve temel unsuru ise, zekattir.Zekat, dinin temel esasidir. Bu sebeble, yerine getirilip getirilmemesi, kisi de imanin kuvvetliligiyle dogrudan alakali bir esas olarak görülmüstür.<br />
<br />
Zekat sadece biz Müslümanlara farz kilinmis bir ibadet degildir.Daha önce de müstakil bir baslik altinda ele aldigimiz gibi önceki ümmetlere de farz kilinmisti.<br />
<br />
“Vaktiyle biz, Israilogullarindan: Yalnizca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakin akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almis ve “Insanlara güzel söz söyleyin, namazi kilin, zekâti verin” diye de emretmistik. Sonunda aziniz müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.” ( Bakara Suresi, 83. Ayet )<br />
<br />
“Ona (Ibrahim’e), Ishak’i ve fazladan bir bagis olmak üzere Ya’kub’u lütfettik; herbirini salih insanlar yaptik.Onlari, emrimiz uyarinca dogru yolu gösteren önderler yaptik ve kendilerine hayirli isler yapmayi, namaz kilmayi, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.” ( Enbiya Suresi: 72., 73. Ayetler)<br />
<br />
Ancak, Yahudi ve Hristiyanlar emrolunduklari zekati terkettiler, altini ve gümüsü toplamaya basladilar. Bunlarin bazilari biriktirdikleri altinlari sandiklarda, hazinelerde saklarken bazilari da gömerlerdi. Altin ve gümüsü piyasaya sürerek insanligin istifadesine sunmalari, onlardan bir kismini fakir fukaraya tasadduk etmeleri gerekirken bunu yapmadilar.Bunun üzerine Cenab-i Hakk, mallarini Allah yolunda harcamaktan kaçinan bu gibi kimseleri siddetle tehdit ederek su ayet-i kerimeyi indirdi: “Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve rahiplerden birçogu insanlarin mallarini haksiz yollardan yerler ve (insanlari) Allah yolundan engellerler. Altin ve gümüsü yigip da onlari Allah yolunda harcamayanlar yok mu, iste onlara elem verici bir azabi müjdele! (Bu paralar) cehennem atesinde kizdirilip bunlarla onlarin alinlari, yanlari ve sirtlari daglanacagi gün (onlara denilir ki): ‘Iste bu kendiniz için biriktirdiginiz servettir. Artik yigmakta oldugunuz seylerin (azabini) tadin!’ ” ( Tevbe Suresi: 34., 35. Ayetleri )<br />
<br />
Bu ayeti tefsir eden müfessirler, altin ve gümüs biriktirmeleri sebebiyle azapla tehdit edilen kimselerin, zekatlarini vermeyen kimseler oldugunu ifade ederler.Zekatini vermek sartiyla altin veya para biriktirmenin caiz oldugunu söylerler. Hz.Ömer, Abdullah bin Ömer ve Abdullah bin Abbas (r. anhüm) gibi alim Sahabiler de bu kanaattedir.Abdullah ibni Ömer (r.a) bu mesele ile ilgili olarak söyle der: “Zekati ödenen sey yedi kat yerin altinda da olsa yigip biriktirme sayilmaz.Zekati ödenmeyen sey de yerin üzerinde de olsa yigma ve biriktirmedir.” ( Tefsir-i Kebir, 16:44)<br />
<br />
Abdullah bin Abbas da ,ayette geçen “Allah yolunda infak edemezler” cümlesini “Mallarinin zekatini vermek istemezler” seklinde tesfir etmistir.Nitekim Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) de bununla ilgili olarak söyle buyurur: ” Bir sey zekati verilecek miktara ulasir da zekati verilirse kenz sayilmaz” (Ebu Davud, Zekat :4)<br />
<br />
Netice olarak söylemek gerekirse, zekatini vermek sartiyla bir Müslümanin elindeki paranin degerini muhafaza etmek maksadiyla veya baska sebeplerle altin almasinda ve biriktirmesinde bir mahzur bulunmamaktadir.Dinimize göre, zekati verilen ve helal dairesinde ihtiyaçlar için sarfedilen mal ne kadar çok olursa olsun övülmüstür. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Hz. Ebu Bekir, Hz.Osman, Hz. Talha bin Ubeydullah ve Hz. Abdurrahman bin Avf (r. anhüm) gibi zengin Sahabileri müminlerin büyüklerinden saymis ve onlari övmüstür.Sayet helalinden mal birikitrmek uygun bir davranis olmasaydi, Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zengin Sahabileri övmezdi.<br />
<br />
Su da var ki, Müslümanlarin ihtiyaçlarindan fazla olarak sahip olduklari mal ve parayi herhangi bir surette biriktirmek yerine, ticarette kullanmalari, bir is yeri açmalari fazilet ve takvaya daha uygun bir davranisdir ve buna tesvik vardir. Çünkü bu durumda, diger Müslüman kardeslerinin de istifade etmesi söz konusudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat kimlere ve nerelere verilir?</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde ” Bana zekat ver” diyen birisine söyle buyurmustu: “Yüce Allah zekatin verilecegi yerler hususunda ne bir peygamberin, ne de bir baskasinin hükmüne razi olmayarak, onunla ilgili hükmü kendisi verir.On sekiz sinifa taksim etti.Eger o sekiz sinifin içinde isen sana hakkini veririm” ( Ebu Davud, Zekat:24 ; Müsned,4:169 )<br />
<br />
Evet, zekati farz kilan Cenab-i Hakk onun nereye verilecegini de kendisi tayin etmistir: “Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düskünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (Islâm’a) isindirilacak olanlara, (hürriyetlerini satin almaya çalisan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalisip cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.” ( Tevbe Suresi,60.Ayet )<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bu ayette geçen sekiz sinifi söyle açiklayabiliriz:</span><br />
<br />
1,2 . Fakirler ve miskinler: Hanefilere göre fakir, nisap miktari mala sahip olmayan kimsedir. Miskin ise hiçbir seyi olmayan kimsedir.Buna göre miskin, fakirden daha muhtaçdir. Safiilere göre ise, fakir hiçbir mal ve kazanci olmayan kimsedir.Miskin de, mali veya kazanci olup da geçimine kafi gelmeyen,yani gideri gelirinden fazla olan kimsedir.Buna göre fakir miskinden daha muhtaçdir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) de bir hadislerinde miskinle ilgili olarak söyle buyurmustur: “Miskin, bir iki hurma veya bir iki lokma ile geri çevrilen degildir.Asil miskin, insanlardan bir sey istemedigi için onlar tarafindan durumu bilinmeyen, bu sebeple kendisine bir yardimin yapilmadigi kkimsedir.” ( Ebu Davud, Zekat:24 ; Buhari,Zekat:53 ; Müslim, Zekat:101 )<br />
<br />
3. Zekat Memurlari: Zekat mallarinin toplanmasi, korunmasi, hesaplarinin tutulmasi ve layik olanlara dagitilmasi için devlet baskani veya yetkili kildigi kimse tarafindan görevlendirilen kisidir.Bu, çalisma karsiliginda alinan bir ücret oldugundan, zekat memurunun zengin olmasi zekattan hisse almasina engel degildir.<br />
<br />
4. Müellefe-i kulub: Müellef-i kulub, gönülleri Islama isindirilanlar demektir.Bunlardan bazilari yeni Müslüman olmus inançlari zayif olan kimselerdir. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Islama isinmalari ve Müslümanlara zarar vermemeleri için onlara zekattan pay vermistir.Mesela Uyeyne bin Hisn ile Akra bin Habis, Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) ‘nin bu gaye ile hisse verdigi kimselerdendi.<br />
<br />
Fakat Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (r.anhüm) müellefe-i kuluba zekat vermemislerdir. Hz.Ömer(r.a), zekattan hisse isteyen Uyeyne bin Hisn ve Akra bin Habis’e “Resulullah (s.a.v) kalplerinizi Islama isindirmak için size hisse veriyordu.Artik Allah, dinin güçlendirmistir.Müslüman kalmaya devam ederseniz ne ala, aksi takdirde bizimle sizin aranizda kiliç vardir” demistir.<br />
<br />
Hanefiler, müellefe-i kuluba zekat verilmeyecegi görüsündedir.Alimlerin çogunluguna göre ise, müellefe-i kuluba ihtiyaç aninda günümüzde de zekat verilebilir.Safiilere göre kafir olanlara zekat verilmez.<br />
<br />
5. Köleler: Efendisiyle hürriyetine kavusmak üzere anlasan küleler de, kendilerine zekat<br />
<br />
verilmesi gereken gruplardan birisidir.Bu da dinimizin insanlarin kölelikten kurtulmasi için gösterdigi gayretlerden birisidir.<br />
<br />
6. Borçlular: Hanefilere göre borçlu, borcu olan ve borcundan baska nisap miktari mala<br />
<br />
sahip olmayan kimsedir.Safiiler ve diger mezhep imamlari da borçluyu, kendisi için borçlanan kimse ve toplumun menfaati için borçlanan kimse diye iki kisma ayirmislardir.<br />
<br />
7. Allah yolunda cihat edenler: Allah’in dinini ve dince mukaddes tanina seyleri korumak,<br />
<br />
Allah’in ismini yüceltmek için mücadele eden kimselerdir.Bunu sadece maddi cihad olarak anlamamak gerekir.Manevi cihad edenlere de zekat verilir.<br />
<br />
8. Yolcular: Parasizlik sebebiyle yolda kalmis olanlardir.Memleketlerinde zengin olsalar<br />
<br />
dahi böylelerine zekat verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bir zekat sekiz sinifa mi taksim edilecek?</span><br />
<br />
Hanefilere ve alimlerin çogunluguna göre zekatin sekiz siniftan sadece birisine verilmesi caizdir. Safiilere göre ise, zekatin sekiz sinifa taksim edilmesi gerekir.Bu mezhebe göre zekatin her siniftan en az üçüne verilmesi tarzindaki taksim caiz degildir.Zamanimizda sekiz siniftan ancak genel olarak dördünü bulmak mümkündür.Bunlar; fakirler, miskinler, borçlular ve yolculardir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekatin tamami bir kisiye verilebilir mi?</span><br />
<br />
Hanefi ve Safiilere göre fakir ve miskinlere ihtiyaçlarini karsilayacak kadar zekat vermek caizdir.Hanefilere göre , eger zekat ayri ayri kimselere verildigi takdirde çok küçük parçalara ayrilacaksa, tamamini bir kisiye vermek daha uygundur. Mesela evlenmek için borca giren bir fakire, ihtiyacini karsilayacak kadar zekat toptan verilebilir.Bir kimseye nisap miktari veya nisap miktarindan fazla zekat vermek caiz ise de, böyle yapmak kerahatten uzak degildir.Ancak borçlu olan birisine hem borcunu ödeyecek, hem de elinde bir miktar para kalacak sekilde zekat verilebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kari ile koca birbirlerine zekat verebilir mi?</span><br />
<br />
Zengin bir koca fakir olan hanimina zekat veremez. Çünkü kadinin geçimi zaten kocasinin üzerinedir. Imam-i azam’a göre bir kadin da fakir olan kocasina zekat veremez. Imam Ebu Yusuf, Imam Muhammed, Imam Safii ve Imam Malik’e göre ise, zengin bir kadin fakir olan kocasina zekat verebilir. Kayinpeder ve kayinvalide fakir olan damadina zekat verebilecegi gibi, zengin olan damat da fakir olan kayinpederine ve kayinvalidesine zekat verebilir.<br />
<br />
Amcaya, kardese, dayiya,hala ve teyzeye zekat verilebilir mi?<br />
<br />
Fakir olan amca, kardes,dayi, hala ve teyzeye zekat verilebilir. Hatta bu daha efdaldir.Bir hadis-i serifte “Fakirlere verilen sadaka bir sadakadir, akrabaya verilen sadaka iki sadakadir. Biri sadaka, digeri akrabaya iyilik ” buyurularak bunun önemine dikkat çekilmistir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zengin zekat malindan yiyebilir mi?</span><br />
<br />
Zengine zekat almak helal olmamakla beraber, zengin birisi bir fakire verilen zekattan yiyebilir.”Zengine zekat helel degildir buyuran Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) fakire verilen zekatin hediye edilmesi durumunda, zengine onu almasinin caiz oldugunu bildirmistir. ( Ebu Davud, Zekat:26 ; Müsned, 3:97)<br />
<br />
Bir defasinda Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v)’ne Hz.Aise (r.anha) ‘nin azadli kölesi Berire’ye sadaka olarak verilen bir et getirilmistir. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) onun nereden geldigini sordu. “Berire’ye verilen sadaka” cevabini verdiler.Resullulah ( s.a.v), “Bu onun için sadaka,bizim için hediyedir ” buyurarak o etten yedi. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v), bu sözüyle Berire’ye sadaka olarak verilen etin artik onun mali oldugunu, vasfinin degistigini, kendileri için bir sadaka degil, Berire’ nin ikrami oldugunu ifade etmislerdir. (Buhari, Zekat:61 ; Ebu Davud, Zekat:30 ; Müslim, Zekat:170 )<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Islami hizmetlere zekat verilir mi?</span><br />
<br />
Ayet-i kerimede geçen ve “Allah yolunda harcanma” olarak tercüme edilen “fi sebilillah” ifadesi, mutlak ve umuni olarak zikredilmistir.Bu tabir bazi fikih kitaplarimizda her ne kadar silahla cihada katilan gazilere ve yolda kalan hacilara tahsis edilmisde de ,tefsirlerde ve güvenilir fikih kitaplarimizda meseke daha genis olarak ele alinmistir.Mesela Hanefi mezhebi alimlerinden Imam Kasani, Bedaiu’s-Sanai isimli meshur eserinde bulunan ilgili olarak söyle der: “Allah yolunda olanlardan maksat, Allah’a yaklastiran herseydir.Eger ihtiyaç varsa bu manaya, Allah’a itaat yolunda çalisan herkes ile bütün hayir yollari girer.”<br />
<br />
“Fi sebilillah tabiri umumidir” diyen Fahreddin Razi, bu tabiri söyle açiklar.”Fi sebilillah tabiri sadece gazilere mahsus degildir. Zekat bütün hayir yollarina verilebilir. Ölülerin techiz ve tekfini, kale ve cami yapimi da bu tabirin içine girer.” ( Tefsir-i Kebir, 16:113 )<br />
<br />
Elmalili Hamdi Yazir da, zekatin mücahidlere cihat malzemesi alinmak üzere sarfedilebilecegini söyler. (Hak Dini Kur’an Dili, 4:2581 ).Eskiden cihad kiliçla, kalkanla,topla tüfekle yapiliyordu.Simdi ide genelde cihad gazeteyle, dergiyle , kasetle ,web üzerinden yapiliyor.Bunlar düsmana atilan birer bomba hüviyetini tasir.Dolayisiyla bir Müslüman Islama layikiyla hizmet ettigine, bu yolla dinsizlerle, inkarcilarla cihat ettigine inandigi müesseselere zekat verebilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, zekat Islam’in gönüllerde yayilmasi ve din düsmanlarinin tahribatini önlemek için Allah yolunda faaliyet gösteren hizmet kuruluslarina da verilir.Günümüzde böyle hizmet kuruluslarina zekat vermek daha da ehemmiyet kazanmistir.Kaldi ki bu da bir cihaddir. Nitekim Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde “Müsriklere karsi malinizla, caninizla ve dilinizle cihat edin” ( Müsned, 3:13,16 : Ebu Davud, Chad 5,38 ) buyurmuslardir. Bugün din düsmanlariyla yapilan en tesirli cihad gazete,dergi,web, kitap, radyo ve televizyon yoluyla yapilmaktadir.<br />
<br />
Gayesi Islama hizmet olmayan kurum ve kuruluslara yardim yapilsa da zekat verilemeyecegi gerçegi hatirdan uzak tutulmamalidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat nerelere ve kimlere verilmez?</span><br />
<br />
Zekat verilecek kimseler ve yerler belli oldugu gibi, zekat verilmeyecek kimseler de bellidir. Su kimselere de zekat verilmez.<br />
<br />
Müslüman olmayan birine zekat verilmez<br />
Nisap miktari mala sahip olan kimseye zekat verilmez.<br />
Anneye, babaya, dede ve nineye, onlarin anne ve babasina zekat verilmeyecegi gibi; kendi çocuklarina, torunlarina, torunlarinin çocuklarina ve daha asagisina da zekat vermek caiz degildir.<br />
<br />
Safii mezhebinde ise bu sayilanlar birbirlerine sadece borçlu iseler borçlarinin ödenmesi için zekat verebilirler.Aksi halde veremezler.<br />
<br />
Bos gezen ve çalismayan kimseye nisap miktari mala sahip olmadiginda zekat vermek Hanefi mezhebine göre caizse de, zekat vermek uygun olmaz.<br />
Zekat ehil, yani layik olan kimseye verilmelidir. Bunun için de arastirma yapilmalidir. Ve alinan zekat maksada uygun tarzda kullanilmalidir.Mesela zekat alan fakirin bunu sefahete ve gayr-i mesru yollara degil, zaruri ihtiyaçlarina harcamasi gerekir.Borçlu da zekati borcuna sarfetmelidir.<br />
Islam’in aleyhine çalisan kisi ve kuruluslara zekat verilmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zekat ve NiyetZekatta niyetin önemi nedir?</span><br />
<br />
Zekati fakire verirken veya zekat için mal ayirirken bunu zekat olduguna kalben niyet etmek gerektigi hususunda dört mezhep alimleri ittifak halindedir.Dil ile niyete ise gerek yoktur.Bir kimse, bir fakire zekat niyetiyle bir sey verirken onu rencide etmemek için “Bu bir hibedir” dese, zekatin sihhatine zarar vermez. Kendisine zekat verilen kimsenin aldigi seyin zekat oldugunu bilmesi de sart degildir. Fakire ,”Bu benim zekatimdir” demeye gerek yoktur.Ancak baskalarina örnek olmak söz konusu ise, zekatin açiktan verilmesi daha faziletlidir. Çünkü zekat farz bir ibadettir.Farzda ise riya olmaz.<br />
<br />
Bir mal fakire niyetsiz olarak verilirse, sonradan bunu zekat olmasi istense, eger verilen sey fakirin elinde duruyorsa, o sey zekat yerine geçer. Fakat elinden çikmissa, zekat yerine geçmez.Asil olan vekilin degil, zekati veren kimsenin niyetidir.Bu sebeble zekat veren kimse verdigi seyi ya vekile verirken veya vekil fakire verirken niyet etmelidir.<br />
<br />
Bir kimse, zekata niyet etmeksizin zaman zaman fakirlere birseyler verse, o seyler zekat yerine geçmez.<br />
<br />
Zekat verirken, niyet Allah rizasini kazanmak olmalidir<br />
<br />
Zekatta bir mali, bir parayi fakire veya bir hizmet kurulusuna verirken, gaye sirf Allah rizasini kazanmak olmalidir. Baska bir karsilik beklenmez.Böyle olunca da bir zengin zekatini verirken kesinlikle zekat verdigi kimseyi minnet altina almayi düsünemez. Bilakis kendisini zekat borcundan kurtardigi için zekat verdigi kimseye tesekkür etmelidir.Kasa basindaki memurun mal sahibinin emriyle verdigi kisilere karsi hiçbir minnet taslamaya hakki olur mu?Çünkü mali veren de ,zekatin verilmesini emreden de allahü Teala ‘dir.Zekat bu suurla verildiginde fakir kendisini minnet altinda hissetmez, bir eziklik duymaz.Çünkü bilir ki, o mal veya para zaten kendisinin degildir.Zenginin üzerinde emanet olarak durmaktadir.Dolayisiyla borcunu ödeyen biri borçlu oldugu kimseyi minnet altina alamayacagi gibi, borcunu alan kimse de bie eziklik içinde olmaz.Nitekim zekatin zengin üzerinde fakirin bir borcu oldugu gerçegini Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde söyle ifade ederler: “Malin zekatini ödedigin vakit, üzerindeki borcu ife etmis olursun” ( Ibni Mace, Zekat:3)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Para ve altinin zekati nasil hesaplanir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Paranin zekati:</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zamaninda günümüzde oldugu gibi para yoktu.Dinar isimli altin para ile, dirhem isimli gümüs para vardi.Zekat da bu sebeple altin ve gümüs para üzerinden hesaplaniyordu.Bunun için, günümüzde paralarda nisap miktari, altin esas alinarak tespit edilir. Bu da 85 gram altindir.Bir miktar parasi, bir miktar da altini olan kimse, sayet her ikisinin toplami 85 gram altina esit gelirse, zekat vermekle mükellefdir.<br />
<br />
Safilere göre böyle bir ilave yapilamaz.Bir kimse zekatla mükellef olabilmesi için nisap miktari altina veya paraya sahip olmasi gerekir.Safiilerde nisap miktari 72 gram altindir. Paranin zekati 1/40 ( % 2.5 )’dir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Altinin Zekati</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde, “Altin üzerinden yirmi miskalden azinda zekat yoktur, gümüs üzerinden iki yüz dirhemden azinda zekat yoktur” buyurarak, altin ve gümüsün nisap miktarini belirlemistir.Bu da günümüz ölçülerine göre altinda 85 gram, gümüste 595 gram eder.*<br />
<br />
85 gram altinin zekati 2 gram altindir. Bu ise 1/40 demektir.85 gramdan sonrasi, yaklasik 20 gram olmadikça zekata tabi degildir.85+20 olursa, o yirmi gram da ayrica zekata tabidir.Ancak 20 gramdan az olan altin zekata tabi olan baska bir seyle mesela para ile birlikte hesaplandiginda nisap miktarina ulasiyorsa yine zekati verilir.85 grama ilaveten mevcut olan 20 gram altinin zekata tabi olmamasi, Imam-i Azam ‘a göredir.Talebesi olan Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed’e göre bu fazlaligin da kirkta biri zekat olarak verilir.<br />
<br />
Imam Safii ve diger mezhep imamlari da fazlalik için 1/40 zekat verilecegi görüsündedirler. Gümüste de ölçü 1/40’dir.Buna göre 595 gram gümüsün zekati, 15 gram gümüsdür.<br />
<br />
Altindan veya gümüsten yapilmis sanat eserleri eger nisap miktarina ulasirsa zekati verilir. Böyle bir antika eserin zekati eger kendisinden verilecekse tartilir, kirkta biri zekat olarak verilir.Fakat baska birseyden verilirse, degeri nazara alinir.Kendi cinsinden ödendigi takdirde de Imam-i Azam ve Ebu Yusuf’a göre degeri esas alinir.<br />
<br />
Hanefi mezhebine göre altin, gümüs ve ticari mallarinin nisap miktarinda bunlarin bir cinsten bulunmasi sarti aranmaz.Mesela bir kimsenin bir miktar altini, biraz gümüsü, biraz da ticaret esyasi bulunsa, bunlarin toplami nisap miktarina ulassa, böyle birinin zekat vermesi farzdir. Safii’ye göre altin ile gümüs farkli cinsten olduklari için, nisapta beraber hesaplanmazlar.<br />
<br />
* Altin için 72, 91, 96 ve 100 grami; gümüs için de 642 ve 700 grami esas alanlar da vardir. Bu farkliligin nereden kaynaklandigini daha önce anlattik.Oraya bakilabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Karisik altinin zekati (Magsus)</span><br />
<br />
Magsusun ( halis olmayan, yani yabanci madenler karismis olan altin veya gümüs ) zekati hakkinda mezheplerin çesitli görüsleri vardir.Mesela Hanefi alimlerine göre, altin veya gümüsün halis olmasi sart degildir.Içindeki altin veya gümüs agirligi yabanci madenlerden fazla veya ona esit ise, tamamini altin veya gümüs olarak düsünüp zekatini vermek gerekir.<br />
<br />
Safiilere göre, “magsus” olan altinin içerisndeki halis altin kismi nisap miktarina ulasmadikça zekatini vermek gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zinet esyasina zekat düser mi?</span><br />
<br />
Kadinin kullandigi zinet esyasi ya altindan, ya gümüsten veya inci,elmas,yakut ve zümrüt gibi kiymetli taslardan yapilan kadinlarin zinet esyasina zekat düsmedigi hususunda bütün alimler ittifak halindedir.Ancak zinet esyalarina zekat düsüp düsmeyecegi hususunda mezhepler arasinda farkli görüsler vardir.<br />
<br />
Mesela Hanefi mezhebine göre, altindan veya gümüsten yapilmis olan, nisan yüzügü, küpe,bilezik gibi zinet esyalari nisap miktarina ulastiginda, üzerinden bir sene geçtigi zaman zekat vermek gerekir.Bu zinet esyalarinin zekati kendi cinsinden degil de baska bir seyle, mesela para ile ödenecekse, kiymetleri esas alinir.Bunda ittifak vardir.Kendi cinsleriyle, yani altin veya gümüsle ödenecegi takdirde ise Imam-i Azam ve Imam Ebu Yusuf ‘a göre grami, Imam Züfer’e göre kiymetleri ,Imam Muhammed’e göre ise daha faydali olan hangisi ise o esas alinir.Mesela 85 gram agirliginda olan bir altin bilezik, üzerindeki sanat eseri sebebiyle fiyat itibariyla 110 gram altin degerinde olsa, eger altindan baska birseyden verilecekse,85 gramin degil, maddi degeri olan 110 gramin zekati verilir.Fakat altin olarak verilecekse, Imam-i Azam ve Imam Ebu Yusuf’a göre 85 gramin zekati verilir.Altin ve gümüsten olan zinet esyasinin zekatini vermek Hanefi mezhebine göre gerektigi halde, cumhur dedigimiz müçtehidlerin çogu, zinet esyasina zekat düsmeyecegi kanaatindedir.Mesela Safii, Maliki,Hanbeli mezhebine göre ve birçok Sahabi ve Tabiine göre zinet esyasina zekat düsmez.<br />
<br />
Safii mezhebine göre, kadinin sahip oldugu altin ve gümüsten olan zinet esyasinin üzerinden bir sene geçmis olsa bile, zekata tabi olmaz.Bu mezhebe göre, kadinin zinet esyasi insanin normal olarak kullandigi elbise gibidir, sahsi ihtiyacidir.<br />
<br />
Maliki ve Hanbeliler’e göre kadinin kullanma hakkina sahip olduklari zinetlerin zekata tabi olmadigi görüsündedirler.Fakat Malikiler’e göre bir anne ,kizi için veya bir erkek evlenmeden önce ileride lazim olacak düsüncesiyle aldigi zinet esyasi üzerinden bir sene geçtigi takdirde zekatini vermesi gerekir.Yine bu mezhebe göre kullanilmayacak derecede kirilan zineti tamir ettirme düsüncesi olmazsa,zekatini vermek gerekir.<br />
<br />
Erkeklerin ise altindan zinet esyasi kullanmalari caiz degildir.Kullanilirsa , zekata tabi mallariyla birlikte nisaba ulasirsa, zekat vermeleri farz olur. ( Mezahibü’i-Erbaa, 2:602 ; Muvatta, Zekat:5 )<br />
<br />
Ancak ” Kadinin zinetine zekat düsmez” diyen alimler, kadinin zinet esyasinin örfe ve içtimaimevkisine göre normal olmasini ve zekattan servet kaçirma gibi bir niyet tasinmamasini sart kosmuslardir. Israfa ve gösterise kaçan veya zekatinin verilecegi kanaatindedirler. ( Hukuk-u Islamiyye Kamusu, 4:112 )<br />
<br />
Bazi müçtehidler de “Bunlarin zekati ihtiyaci olanlara emaneten vermektir.Veya süs esyalarina sadece bir defaya mahsus olmak üzere zekat düser” hükmünü benimsemislerdir. Zinet esyasina zekatin verilecegini savunan alimlerin de, verilmeyecegini savunan alimlerin de delilleri vardir.Mesela,zinet esyasinin zekata tabi oldugunu savunan Hanefiler ve Mücahid Zühri gibi alimler,su hadisi görüslerine delil olarak zikrederler:<br />
<br />
Bir kadin ile kizi beraber Resulullah (s.a.v)’a gelmisti.Kizin kolunda iki tane kalin bilezik vardi. Resulullah(s.a.v) kadina, “Bunun zekatini veriyor musun?” dedi. Onon “Hayir” cevabi üzerine de söyle buyurdu:<br />
<br />
“Kiyamet gününde Allah(c.c)’in onlarin yerine sana atesten iki bilezik taktirmasi hosuna gider mi?”<br />
<br />
Bu tehdidi duyan kadin hemen onlarin çikartti ve “Ikisi de aziz ve celil olan allah ve Resulüne aittir” diyerek Resulullah (s.a.v)’a uzatti. ( Ebu Davud, Zekat:9 )<br />
<br />
Yine bu alimler, Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Hz. Aise(r.anha) ‘nin parmaklarindaki büyük yüzüklerin zekatini vermedigini söylemesi üzerine, “Onlarin zekatini vermemen atese girmen için sana yeter” ( Ebu Davud, Zekat:9) seklindeki tehdidini de delil olarak zikrederler.<br />
<br />
Zinet esyasina zekat düsmeyecegini söyleyenler de, “Zinet esyasi zekata tabi degildir” ( Darekutni, Sünen,2 :107 ) hadisini ve Hz.Aise (r.anha)’nin kardesinin yetim kizlarina baktigini, onlarin zinet esyasi oldugu halde zekatlarini vermedigini görüslerine delil olarak zikrederler.(Muvatta, Zekat:5) Ayrica Hz.Cabir bin Abdullah (r.a) zinetin zekati hususundaki bir suali verilmeyecegi seklinde cevaplandirdigini söylerler.<br />
<br />
Bu hususta Hanefi mezhebinin esas alinmasi, fakirleri koruma açisindan daha uygundur.<br />
<br />
Sahsi fikrime göre ise; her iste oldugu gibi mümin olayin vera tarafina sarilmali ve imaninin derecesini süpheli taraftan sakinarak göstermelidir.Allahu alem…<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ticaret esyasinin zekati nasil hesaplanir?</span><br />
<br />
Her çesit ticaret mali nisaba, yani 85 gram altinin degerine ulastiginda zekata tabidir.Semure bin Cündüb (r.a) bununla ilgili olarak söyle bir hadis rivayet eder:<br />
<br />
“Resulullah (s.a.v) satis için hazirladigimiz seylerden zekat vermemizi emrederdi” ( Ebu Davud, Zekat: 3)<br />
<br />
Senenin basinda nisap miktarinda olan ticaret mallarinda, sene sonundaki piyasa fiyatlari esas alinir.Yalniz KDV hariç tutulur. Çünkü bu para tüccarin degil, maliyenindir.<br />
<br />
Hanefilere göre sene içerisinde nisap miktarindan artis veya eksilis zekata tesir etmez. Fakat sene sonunda ticaret mali nisap miktarindan asagiya düserse, zekata tabi olmaz. Safiilere ve Malikilere göre, nisap miktarina sadece sene sonunda itibar edilir. Buna göre sene basinda nisap miktarinda olmayan bir mal sene sonunda nisaba ulasirsa, zekatini vermek gerekir.<br />
<br />
Cinsleri ayri ayri da olsa, ticaret esyalari birlikte hesaplanir.<br />
<br />
Bir malin ticaret esyasi sayilabilmesi için kar etme niyeti ile fiilen satisa arzetme unsurlarinin bulunmasi gerekir. Baslangiçta ticaret için satin alinmayan bir mal, sonradan ileride satilmak üzere saklanacak olsa, üzerinden bir sene geçmis olmakla zekat düsmez.Fakat otomobil alim satimi yapan biri satmak için aldigi otomobillerden birini bir müddet kullanacak, isi bittikten sonra satacak olsa, o otomobil yine ticaret esyasidir. Zekat verilirken o da hesaplanir.<br />
<br />
Hanefilere göre ticaret malinin zekati kendi cinsinden ödenebilecegi gibi, kiymeti para olarak da ödenebilir. Mesela bir konfeksiyoncu isterse, zekatini elbise olarak, isterse para olarak verebilir.Safii mezhebine göre ise bir malin zekatinin kendi cinsinden ödenmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Hisse senedinin zekati nasil hesaplanir?</span><br />
<br />
Diger ticaret mallari gibi, hisse senedi zekata tabiidir. Buna göre hisse senedinin degeri tek basina veya zekata tabi baska bir mala eklendiginde, asli ihtiyaçtan fazla olarak nisap miktarina ulasiyorsa, üzerinden bir yil geçtikten sonra zekatinin verilmesi farz olur. Mesela asli ihtiyaçtan fazla olarak Hanefilere göre 85; Safiilere göre 72 gram altina veya bu degerde paraya veya ticari esyaya sahip olan kimse dinen zengin sayilir.<br />
<br />
Hisse senedinin nasil hesaplanacagi hususunda alimler arasinda farkli görüsler vardir. Bazi alimler ortaklarina hisse veren sirketleri zekat mükellefiyeti bakimindan ticari ve sinai olmak üzere ikiye ayirirlar. Bazi alimler ise böyle bir ayrima gerek görmezler. Biz önce sirketleri zekat mükellefiyeti bakimindan ikiye ayiran görüs üzerinde duralim.<br />
<br />
Ticari sirket, sermayenin pek az kismi sabit tesislere yatirilmis, sermayenin çogu hareketli olan, ihracat, ithalat veya iç pazarda devamli mal ile nakit arasinda yer degistiren sirketlerdir.<br />
<br />
Sinai sirket ise, sermayenin çogunu fabrika,makine, otel, gemi ve nakil vasitalari gibi sabit olan, üretime ve kazanca vesile teskil eden seylere yatiran sirkettir.<br />
<br />
Her iki sirketin zekatini da iki sekilde ödemek mümkündür.Ya sirket ortaklarina kar (kazanç) dagitmadan önce zekati öder, kazancin kalanini dagitir. Veya zekat isine hiç karismaz, ortaklarina kazançdan hisselerini dagitir,her ortak zekatini kendisi öder.<br />
<br />
Ticari sirketin zekati söyle hesaplanir: Eger zekati sirket ödeyecekse sabit malzeme, vasita ve büro gibi seyler için yatirilmis sermaye çikarilir.Hareketli sermayeye kazanç ilave edilir, toplamin kirkta biri ( %2.5) zekat olarak verilir.<br />
<br />
Zekati sirket degil de sahis ödeyecekse, hisse senedinin ister piyasa degerine, isterse üzerindeki degere kazanci da ilave ederek kirkta birini (%2.5) zekat olarak verir. Tercihte serbesttir. Hisse senedinin piyasa degerini esas almasi fakirler açisindan faydali oldugundan daha uygun olur. Sirket ortaklarina kazanç dagitmamis da sermaye arttirimina gitmisse, önceki hisse senedi sonraki verilen senet de ilave edilerek, toplam deger üzerinden kirkta bir olarak verilir.<br />
<br />
Ticari sirketlerin zekatlarinin hesaplanmasi hususunda bütün alimler ittifak etmis olmakla birlikte, sinai sirketlerin zekatlarinin hesaplanmasi hususunda farli görüsler vardir. Bazilarina göre yalnizca kazancin kirkta biri verilir, bazilarina göre ise, sabit sermaye ile kazanç toplaminin kirkta biri ( % 2.5 ) zekat olarak verilir. Muasir alimler ise bu görüslerin ikisine de katilmiyor veüçüncü bir görüs ileri sürüyorlar.<br />
<br />
Diyorlar ki: Eger kazancin kirkta biri zekata tabii tutulursa, çok büyük rakamlara varan servetler zekat disi birakilmis oluyor. Bu durumda hem ticari sirketlere haksizlik edilmis, hem de fakirin aleyhine bir uygulama ortaya çikmis oluyor. Söyle ki:<br />
<br />
Yüz milyonla ticaret yapan bir ticari sirket düsünelim. Bu sirket 20 milyon lira da kar(kazanç)<br />
<br />
elde etmis olsun. Böyle bir ticari sirketin 120 milyonun % 2.5 ‘u üzerinden 3 milyon lira zekat ödemesi gerekir. Yüz milyonluk bir makine ile yilda 20 milyon kazanan bir sinai sirketin ödeyecegi zekat miktari ise sadece kazanci olan 20 milyonun % 2.5 ‘u yani 500.000 liradir.Ayni sermaye ile çalisan ve ayni miktarda kazanç kazanan iki sirketin ödedigi zekat miktarinda bu derece fark olmasi, uygun düsmemektedir.<br />
<br />
Iste bu adaletsizligi göz önüne alan muasir Islam alimleri, sinai sirket ve kuruluslari eski uygulama içinde mülk veya kiralanmis araziden elde edilen mahsül ile, kiraya verilen zinetten elde edilen gelire benzetmislerdir.Buna göre sinai sirketlerin zekatlarinin hesaplanmasinda üçüncü bir yol ileri sürmüslerdir. Zekat sadece kazançtan verilecekse kazancin onda biri zekat olarak verilir. Mesela on milyon lira sermayesi olan biri iki milyon kazanç elde etse, sermayeyi hiç hesaba katmaz, iki milyon liranin onda birini zekat olarak verir. bu ise 200.000 lira eder.<br />
<br />
Gayr-i sarfi kazançtan ödendiginde ise, zekat yirmide bir olarak ödenir.<br />
<br />
Sirketleri ticari ve sinai olarak ayiranlarin yani sira bir de böyle bir ayirim yapmayan görüs vardir. Bunlara göre sirketin çesidine bakmaksizin piyasa degeri ile yillik kazanç toplaminin kirkta biri ( %2.5) zekat olarak verilir.<br />
<br />
Netice olarak söylemek gerekirse, elinde ticari sirkete ait hisse senedi olanlar ister fakirin menfaati için senetlerinin piyasa degerine &amp;ndash; ki en uygun ve faziletli olan budur- ister üzerindeki degere kazancini ekleyerek toplamin kirkta birini ( %2.5) zekat olarak verebilirler.<br />
<br />
Sinai sirkete ait hisse senedi bulunanlar ise, isterlerse yillik kazancin onda birini zekat olarak verirler; isterlerse iki sirket arasinda ayirim yapmayan alimlerin görüslerini esasa alarak ticari sirket gibi hesap edip zekat verirler.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Maden ve definelerin zekati nasil hesaplanir?</span><br />
<br />
Alimlerin çogunluguna göre, sahibi bilinmeyen definelerin 1/5’i devlete, geri kalani da bulan kimseye aittir.<br />
<br />
Madenlere gelince, bu konuda alimler arasinda farkli görüsler vardir. Bu görüsleri nakletmeden önce konunun iyi anlasilmasi için, öncelikle maden çesitleri üzerinde duralim.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Madenler üç kisimdir:</span><br />
<br />
Kati olup ateste eritilebilen, dökümü yapilabilen madenler: altin, gümüs, demir, bakir, kalay, nikel gibi.<br />
Eritilmeye elverisli olmayan kati madenler: Kömür, kireç, yakut, alçi tasi ve elmas gibi.<br />
Sivi halde bulunan madenler: Petrol, sudan elde edilen tuz, zift gibi.<br />
<br />
Hanefi mezhebine göre, bu üç grup madenden sadece birinci gruptakiler, yani isi ile eritilip sekillendirilebilen madenler zekata tabidir. bu mezhebe göre, madenler ganimet hükmünde oldugundan 1/5 nisbetinde zekat vermek gerekir. Eritilmeyen ve sivi olan madenlere ise, zekat vermek gerekmez.<br />
<br />
Safiiler ise, “Ey iman edenler! Kazandiklarinizin iyilerinden ve rizik olarak yerden size çikardiklarimizdan hayra harcayin. ” ( Bakara Suresi 267.Ayet ) mealindeki ayeti bütün madenlere tesmil etmezler. Bunlara göre, sadece altin ve gümüs zekata tabidir, diger madenlere zekat düsmez.<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel ise bütün madenlerin ayetin sümulü içine girdigin, dolayisiyla zekata tabi oldugunu ifade eder.Ahmed bin Hanbel’ e göre madenlerden 1/40 nisbetinde zekat alinir.<br />
<br />
Imam Malik de, eger emek ve masraf çok ise 1/40, maden emek ve masrafa galip ise 1/5’inin zekat olarak verilecegi kanaatindedir.<br />
<br />
Bu görüslerden bize en uygunu, günümüzde uygulamaya daha müsait oldugu için Hanbeli mezhebinin bütün madenlerin zekata tabi olacagi görüsüdür. Bunu tercih etmemizin birinci nedeni, yukarida mealini verdigimiz ayet-i kerimenin umumi olmasidir. Ikincisi; petrol, kömür gibi madenlerin zamanimizda büyük bir servet kaynagi olmasidir.<br />
<br />
“Defineye beste bir nisberinde zekat vardir” hadis-i serifi, define ve madenlere zekat verilmesi gerektiginin delilidir. ( Buhari, Zekat:66; Müslim, Hudud:45 ; Tirmizi, Zekat:16 ; Ahkam:37 )<br />
<br />
Madenlere zekat verilmesi için Hanefi mezhebine göre nisap miktari sart degildir.Azi da , çogu da zekata tabidir. Malikilere, Safiilere ve Hanbelilere göre ise, madenlerde de nisaba itibar edilir. Madenlerde nisap da altin ve gümüsün nisabi kadardir. Madenlerde nisap miktarinin bir defada elde edilmesi sart degildir.Çikarilan madenin bir senelik miktari bir birine eklendiginde, nisap miktarina ulasmasi kafidir.<br />
<br />
Madenlerin zekati ile ilgili diger bir husus da, zekatinin verilmesi için üzerinden bir yil geçmesi gibi bir sartin aranmadigidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bal ve diger hayvan ürünlerine zekat düser mi?</span><br />
<br />
Bal, Yüce Rabbimizin biz kullarina ikram ettigi gidali, lezzetli ve sifali bir nimettir.Cenab-i Allah ari manasina gelen “Nahl” Suresi’nde balin bu özelligine isaretle söyle buyurur:<br />
<br />
“Rabbin bal arisina: Daglardan, agaçlardan ve insanlarin yaptiklari çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylastirdigi yaylim yollarina gir, diye ilham etti. Onlarin karinlarindan renkleri çesitli bir serbet (bal) çikar ki, onda insanlar için sifa vardir. Elbette bunda düsünen bir kavim için büyük bir ibret vardir.” ( Nahl suresi, 68. ve 69.Ayetler )<br />
<br />
Ebu Hanife’ye göre, bal eger ösri arazideki aridan elde ediliyorsa miktari ne olursa olsun 1/10 nisbetinde zekat düser. Ahmed bin Hanbel’e göre ise, arazinin ösri arazi olup olmamasi hükmü degistirmez. Her halukardabala zekat düser. Bala zekat düsecegini söyleyen alimler görüslerine delil olarak birçok hadis naklederler. Ebu Seyyare el-Met’i ‘den rivayet edilen bir hadis su mealdedir:<br />
<br />
” ‘Ey Allah’in Resulü,benim arilarim var’ dedim. ‘Onda birini zekat ver!’ buyurdu ” ( Neylü’l-Evtar, 4:146 )<br />
<br />
Kaynaklarimizda Hz.Ömer (r.a) ‘in da baldan zekat aldigi rivayet edilir. ( Ebu Davud, Zekat :13)<br />
<br />
Bal hem ölçülebilmekte, hemde saklanabilmektedir. Bu sebeple hurma ve hububat gibi bala da zekat düser. Çünkü bir malin ölçülebilir ve saklanabilir olmasi, zekatin prensiplerindendir. Dolayisiyla bala zekat düsecegi kiyasla da sabittir.<br />
<br />
Safii ve Maliki mezhebinde ise, umumiyetle bala zekat düsmedigi fikrindedirler. Bu mezheplerind, bal sivi oldugu için süt hükmündedir ve süte de icma ile zekat düsmedigini görüsündedirler.<br />
<br />
Fakat gerek bu konudaki hadisleri, gerek hububatla kiyas, gerekse zekatin umumi prensipleri bala zekat düsecegi görüsünü hakli çikarmaktadir.<br />
<br />
Ayrica yumurta ve ipek gibi hayvanlardan elde edilen mahsuller de bala kiyas edilerek masraflari çikarildiktan sonra 1/10’u zekat olarak verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deniz mahsullerine zekat düser mi?</span><br />
<br />
Imam-i Azam ve talebesi Imam Muhammed ‘in de içinde bulundugu bazi alimler, denizden elde edilen balik, sünger ve inci gibi seylerin zekata tabii olmadigi görüsündedirler. Içlerinde Imam-i Azam’in talebesi Ebu Yusuf’un da bulundugu bazi alimler ise, bu servetin zekattan muaf tutulamayacagi kanaatindedirler. Bu görüs tercih edilmeye daha uygundur.<br />
Tarim ürünlerinin zekati (ösür)<br />
<br />
Tarim ürünlerinin de bir mal oldugu ve bu bakimdan zekata tabii bulundugu Kitap,Sünnet ve Icma ile sabittir. Mesela su iki ayette mahsüllerden zekat verilecegine dikkat çekilmektedir:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Kazandiklarinizin iyilerinden ve rizik olarak yerden size çikardiklarimizdan hayra harcayin. ” ( Bakara Suresi 267.Ayet )<br />
<br />
“Çardakli ve çardaksiz (üzüm) bahçeleri, ürünleri çesit çesit hurmalari, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narlari yaratan O’dur. Herbiri meyve verdigi zaman meyvesinden yeyin. Devsirilip toplandigi gün de hakkini (zekât ve sadakasini) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” ( En’am Suresi, 141.Ayet )<br />
<br />
Müfessirler bu ayetlerdezikredilen bagista bulunma (harcama) ve fakirin hakkinin zekat olduguna dikkat çekerler. ( El-Cessa, Ahkamü’l-Kur’an , 1:543 ; Yusuf el-Kardavi,Islam Hukukunda Zekat, 1:352 ; Tefsirü’t- Taberi, 5:555 ; 12:161 ).Es-Süddi gibi bazi müfessirler de bu ayetin hükmünün zekat ayetleriyle neshedildigini, yani hükmün kaldirildigin söylerler. Fakat buna katilmak mümkün degildir. Çünkü bu ayetlerin neshedildigini söylemeyi gerektirecek hiçbir delil yoktur.<br />
<br />
Ösrün verilmesine hadisten de deliller vardir. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde bununla ilgili olarak söyle buyurmuslardir: “Yagmurun, kaynaklarin suladigi veya suyu dipten alan mahsulden onda bir; su çekilerek sulanan mahsulde de yirmide bir zekat vardir” ( Müslim, Zekat:7; Buhari, Zekat: 55; Ebu Davud, Zekat:12)<br />
<br />
Kitap ve sünnetle sabit olan ösür, icma yani alimlerin ittifakiyla da sabittir.Islam alimleri,yerin mahsulünde sulanma durumuna göre bir veya yirmide bir zekat verilecegi hususunda ittifak etmislerdir.<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
Ösre tabi olan mallar</span><br />
<br />
Hanefi mezhebine göre, ot,odun ve farisi kamisi disinda kalan bütün tarim ürünleri zekata tabidir. Imameyne göre, bir mahsulün zekata tabi olmasi için çürümeden en az bir yil kalabilecek vasifta olma sarti aranmakta ise de, mezhepte tercih edilen görüs birincisidir.<br />
<br />
Safii ve Maliki mezhebine göre ise, ancak bir muhafaza edilebilen, depolanabilen ve tabii gida maddesi olan hububat ve meyvalar zekata tabiidir. Hububattan arpa, bugday,mercimek, nohut, misir, pirinç ve bakla gibi ürünler; meyvalardan sadece üzüm ve hurma. Bu mezheplere göre tabii gida sinifina girmeyen findik, fistik ve ceviz gibi gidalar zekata tabi degildir.Yine depolanamayacagi ve kurutulamayacagi için seftali, armut, elma gibi meyvalar da zekata tabi degildir.<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel’e göre ölçülebilen, bekletilebilen ve kurutulabilen mahsullerin zekati verilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ösür için bir nisap var midir?</span><br />
<br />
Hanefi mezhebine göre çikan ürün az olsun, çok olsun zekata tabiidir. Imam-i azam ‘in talebeleri olan Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed ‘e ve müçtehidlerin çogunluguna göre ise, bir tondan az olan hububattan ve bir sene müddetle elde tutulmayan sebzeler için ösür alinmaz.<br />
<br />
Ösür için mahsulün üzerinden bir sene geçmesi gerekir mi?<br />
<br />
Ösrün verilebilmesi için mahsulün üzerinden bir sene gibi bir vaktin geçmesi gerekmez.Bir senede birkaç defa alinan mahsulün ösrü, her defa için ayri ayri ödenir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ösür miktari ne kadardir?</span><br />
<br />
Ösür, arazinin sulama sekline göre degisir. Arazi sayet yagmur ve kaynak sekline göre sulaniyorsa, onda biri ; motorla veya emek sarfedilerek sulaniyorsa yirmide biri zekat olarak verilir.Bazilari ise buna muhalefet ederler.Geçmiste belki tarla için fazla masraf yapilmiyordu. Günümüzde ise, tarlanin sürülmesi, ekilmesi, gübrelenmesi, mahsulün nakli bir hayli masrafli olmaktadir.Böyle bir zamanda masraflar çikarilmadan zekat verilmesinin, zekat esasina uymayacagini söylerler.Bu konuyla ilgili, Sahabilerden Abdullah bin Abbas (r.a), “Kisi arazisi için yaptigi masraflari zekattan önce öder” derken,Abdullah bin Ömer (r.a) de ,”Meyve için yaptigi masraflari karsilar ve geri kalanin zekatini verir” der.Masraflarin çikaralacagini söyleyen baska alimler de vardir.( Yusuf el-Kardavi, Islam Hukukunda Zekat, 1:398)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Fakirin ösür vermesi gerekir mi?</span><br />
<br />
Zekat, zenginden fakire uzanan bir yardim oldugundan, gerçekten fakir olan ve ürettigi mahsüle muhtaç bulunan birisinin ösür vermesi de gerekmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ösür verilmemis mahsulden yemek</span><br />
<br />
Henüz ösrü verilmemis hububat veya agaç üstündeki meyveden yemek Hanefi mezhebine göre de, Safii mezhebine göre de caiz degildir; yiyen günahkar olur. Çünkü zekati çikarilmadigindan içinde kul hakki bulunmaktadir. Ancak sonradan ödenmek üzere hesap ederek yemekte bir mahzur yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bir mahsulden kaç defa ösür alinir?</span><br />
<br />
Ekin ve meyvelerde ösür senede bir defaya mahsus olmak üzere farzdir. Ösrü verilen meyve ve ekinlerin üzerinden birkaç yil geçse tekrar ösür vermek gerekmez. Böyle bir mahsul satilsa, karsiliginda alinan para nisap miktarina ulassa da, zekati verilmez.Ancak bu paranin üzerinden bir yil geçtikten sonra zekati verilir. Zeytinden ösür alinmissa,o zeytinden elde edilen zeytin yagindan ösür alinmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Vakif arazisinden ösür verilir mi?</span><br />
<br />
Ösürde mal sahibine degil, araziye itibar edilir. buna göre arazi vakfa ait bulunsa da, ösrünün verilmesi gerekir. Safiilere göre camilere vakfedilmis olan ürünlerden zekat yoktur.<br />
Zekat malin iyisinden verilmeli<br />
<br />
Yüce Allah, Bakara Suresi 267. Ayet-i Kerimesi’nde “Ey iman edenler! Kazandiklarinizin iyilerinden ve rizik olarak yerden size çikardiklarimizdan hayra harcayin. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacaginiz kötü mali, hayir diye vermeye kalkismayin. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyiktir.” buyurarak müminlere zekatlarini çürük, bozuk veya hastalikli mallardan vermemeleri noktasinda ikaz etmistir.<br />
<br />
Zekat memurlarina israrla Müslümanlarin mallarinin iyisini almamalarini emreden Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) (Ebu Davud, Zekat:5 ; Nesei, Zekat:12 ) de mükelleflere mallarinin orta hallisinden zekat vermelerini istemis ve bununla ilgili olarak söyle buyurmustur:<br />
<br />
“Üç sey vardir ki, onlari yapan kimse imanin lezzetini almis olur. Bunlar, kisinini bir olan Allah’a kulluk edip, O’ndan baska ilah olmadigina inanmasi, gönül hosnutluguyla malinin zekatini seve seve vermesi, ne yasli, ne uyuzlu, ne hasta ve ne de adi olan hayvani zekat olarak vermemesidir. Zekatinizi mallarinizin orta hallisinden verin.Çünkü Allah sizden malinizin iyisini istememis, fakat adisini de vermenizi emretmemistir. ( Ebu Davud,Zekat: 5)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir defasinda da Übey bin Ka’b (r.a)’i zekat almasi için birisine göndermisti. Übey bin Ka’b (r.a) o zata gitti, hayvanlarini toplamasini istedi.O kimse develerini toplayinca zekat olarak iki yasina basmis bir deve vermesi gerektigini söyledi. O kimse, “Onun ne sütü var ne de tasimaya elverisli. Ama su deve hem genç , hem de besili disi bir devedir.Bunu al.” dedi. Übey bin Ka’b (r.a) ,” Emrolunmadigim seyi almam. Resulullah yakinimizda.Bana takdim ettigin seyi ona takdim etmeyi arzu ediyorsan bunu yap. O kabul ederse ben de ederim. Kabul etmezse ben de etmem.”<br />
<br />
O sahabi vermek istedigi deveyi de yanina aldi, beraberce Resulullah ‘a gittiler. Sahabi durumu O’na anlatti. Peygamberimiz söyle buyurdu:<br />
<br />
“Vermen gereken deve, memurun istedigidir. Ama ondan daha iyisini vermek istiyorsan, Allah bunun sevabini sana verir.Biz de onu senden kabul ederiz.” O kimse, “Iste o budur ya Resulullah.Onu sana getirdim. Buyur al” dedi. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) onun alinmasini emretti ve o Sahabiye malinin bereketlenmesi için dua etti. (Ebu Davud, Zekat:5 ; Müsned, 5:12)<br />
<br />
Hayvanlarin iyisini zekat olarak vermek faziletli oldugu gibi, meyvenin de iyisini zekat vermek gerekir. Bir hadislerinde adi ve küçük hurmanin zekat olarak alinmasini yasaklayan Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) , adi hurmayi zekat olarak veren birisi için de, “Bu kimse isteseydi, bundan daha iyisini zekat olarak verebilirdi. Bu zekatin sahibi kiyamet günü adi kuru hurma yiyecektir” ( Ebu Davud, Zekat:18 ; Ibni Mace, Zekat:19 ) buyurmustur</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>