<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Dini Forum - Peygamberler Tarihi]]></title>
		<link>https://dini-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Dini Forum - https://dini-forum.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 02:14:40 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamberlerin Geliş Sıralaması Nasıldır]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=270</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:37:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=270</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Peygamberlerin Geliş Sıralaması Nasıldır?</span><br />
<br />
1. Âdem (as).<br />
<br />
2. Şit (as): Babası: Âdem Aleyhisselâm, Annesi de, Hz. Havvâ'dır.<br />
<br />
3. İdris (as): İdris (as)'ın soyu, Yerd (yahud Yarid) b. Mehlâil b. Kay­narı (yahud Kaynen) b. Enuş, b. Şit, b. Âdem Aleyhisselâm.<br />
<br />
4. Nuh (as): Nuh b. Lemek (veya Lemk), b. Mettu Şelah, b. Ahnuh (veya Uhnuh) (Yani İdris Aleyhisselâm), b. Yerd (veya Yarid), b. Mehlâil, b. Kayn (veya Kaynarı), b. Enuş, b. Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.<br />
<br />
5. Hud (as): Hûd (Âbir) b. Abdullâh, b. Rebah, b. Halud b. Âd, b. Avs, b. İrem, b. Sâm, b. Nuh Aleyhisselâmdır.<br />
<br />
6. Salih (as): Salih b. Ubeyd, b. Esif veya Asit, b. Kemaşic b. Ubeyd, b. Hadir b. Semud, b. Âbir b. İrem, b. Sâm, b. Nuh Aleyhisse!amdır.<br />
<br />
7. İbrahim (as): İbrahim b. Târah (Âzer), b. Nahor, b. Sarug (Şarug) b. Rau (Ergu), b. Falığ, b. Âbir, b. Şalıh, b. Erfahşed, b. Sâm, b. Nuh Aleyhisselâmdır.<br />
<br />
8. İsmail (as): İsmail Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın, Hz. Hâcer'den doğan ilk ve bü­yük oğludur.<br />
<br />
9. İshak (as): İshak Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olup Hz. Sâre'den doğ­muştur.<br />
<br />
10. Lut (as): Lût b. Hâran, b. Târah, b. Nahor, b. Saruğ'dur. Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın Yeğeni, yani kardeşi Haran'ın oğlu idi.<br />
<br />
11. Yakub (as):  Yâkub b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Yâkub Aleyhisselâmın Annesi: Refaka'dır.<br />
<br />
12. Yusuf (as): Yûsuf b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Yûsuf Aleyhisselâmın annesi: Râhıl bint-i Leban'dır.<br />
<br />
13. Eyyub (as): Eyyûb b. Mûs, b. Ra'vil, veya Razıh b. Ays b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Eyyûb Aleyhisselâmın annesi Lut Aleyhisselâmın kızı idi.<br />
<br />
14. Zülkifl (as): Bişr (Zülkifl) b. Eyyûb Aleyhisselâm'dır.<br />
<br />
15. Şuayb (as): Şuayb b. Mîkâil, b. Yeşcür, b. Medyen, b. İbrahim Aleyhisselâmdır. Şuayb Aleyhisselâmın annesi: Lut Aleyhisselâmın kızı Mîkâil'dir. Şuayb Aleyşhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâmın Kayınpederi idi.<br />
<br />
16. Musa (as): Mûsâ b.İmran, b.Yashür, b.Kahis, b.Lâvi, b.Yâkub, b.İshak, b.İbrahim Aleyhisselâm'dır. Mûsâ b.İmran Aleyhisselâmla Hârûn b.İmran Aleyhisselâm, Ana-Baba bir kardeş idiler. Harun Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâmdan bir yaş büyüktü.<br />
<br />
17. Harun (as): Musa (as)'ın kardeşidir.<br />
<br />
18. Hızır (as): Rivayete göre: Hızır Aleyhisselamın soyu: Belya (veya İlya) b. Milkân, b.Falığ, b.Âbir, b.Salih, b.Erfahşed, b.Sâm b.Nuh Aleyhisselam olup babası, büyük bir kraldı. Kendisinin; Âdem Aleyhisselamın oğlu veya Ays b. İshak Aleyhisselamın oğullarından olduğu veya İbrahim Aleyhisselama iman ve Babil'den, Onunla birlikte hicret edenlerden birisinin ya da Farslı bir babanın oğlu ol­duğu, kral Efridun ve İbrahim Aleyhisselam devrinde yaşadığı, büyük Zülkarneyn'e Kılavuzluk ettiği, İsrailoğulları krallarından İbn. Emus'un zamanında İsrailoğullarına peygamber olarak gönderildiği, halen, sağ olup her yıl, Hacc Mevsiminde İlyas Aleyhisselamla buluştukları da rivayet edilir.<br />
<br />
19. Yuşa (as): Yûşa' b. Nûn, b. Efrâim, b. Yûsuf, b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâm'dir.<br />
<br />
20. Kâlib b. Yüfena (as): Kâlib b. Yüfena, b. Bariz (Fariz), b. Yehuza, b. Yâkub b. İshak, b. İbra­him Aleyhisselâmdır. Kâlib b. Yüfenna Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâmın kız kardeşi Meryem'in kocası veya Mûsâ Aleyhisselâmın damadı idi.<br />
<br />
21. Hızkıl (as): Hızkıl b. Nûridir. Hızkıl Aleyhisselâmın annesi yaşlanıp çocuk doğurmaz hale geldikten sonra, Yüce Allâh'dan bir oğul dilemiş ve Hızkıl Aleyhisselâm, ihsan olunmuştur. Bunun için, Hızkıl Aleyhisselâm (İbnül'acûz = Koca Karının Oğlu) diye anılmıştır.<br />
<br />
22. İlyas (as): İlyas b. Yasin, b. Finhas, b. Ayzar, b. Hârûn, b. İmran (as)'dır.<br />
<br />
23. Elyesa (as): Elyesa' b. Ahtub, b. Adiy, b. Şütlem, b. Efrâîm, b. Yûsuf, b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâm'dır. Elyesa Aleyhisselâm'ın, İlyas Aleyhisselâm'ın amcasının oğlu olduğu da söylenir.<br />
<br />
24. Yunus (as): Yûnus b. Matta; Bünyamin b. Yâkub b. İshâk, b. İbrahim Aleyhisselâm oğulla­rı soyundandı. Matta, Yûnus Aleyhiselâmın annesi idi. Peygamberlerden, Yûnus b. Matta ile İsâ b. Meryem Aleyhisselâmlardan baş­ka hiçbiri, annesine nisbetle anılmamıştır.<br />
<br />
25. Şemûyel (as): Şemûyel b. Bali, b. Alkama, b. Yerham, b. Yehu, b. Tehu, b. Savf'dır. Şemuyel Aleyhisselâm, İsrailoğullarından ve Hârûn Aleyhisselâmın zürriyetindendi. Şemuyel Aleyhisselâmın annesi Hanne olup Lâvi b.Yâkub Aleyhisselâmın Hanedanına mensuptu.<br />
<br />
26. Davud (as): Dâvûd b. İşâ Aleyhisselâm; Yehûza b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmın soyundandır.<br />
<br />
27. Süleyman (as): Dâvûd b. İşa Aleyhisselâmın oğlu olan Süleyman Aleyhiselâmın da soyu, Yehûza b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlara dayanır.<br />
<br />
28. Lukman (as): Lukman b. Sâran, b.Mürîd, b. Savun. Lukman Aleyhisselâm; Dâvûd Aleyhisselâmın devrinde yaşamıştır. Kendisi; Mısır Nub kabilesine mensubtu. Medyen ve Eyke halkındandı. İsrailoğullarından bir adamın kölesi iken, onun tarafından âzâd edilmiş ve kendisine ayrıca mal da, verilmişti.<br />
<br />
29. Şâ'yâ (as): Şâ'yâ b. Emus veya Emsıya'dır.<br />
<br />
30. İrmiya (as): İrmiya b. Hılkıya; Lavi b. Yâkub Aleyhisselâm'ın soyundan gelen Hârûn b. İmran Aleyhisselâmın soyundandı.<br />
<br />
31. Danyal (as): Danyal b. Hızkıl'ül 'asgar, Peygamber oğullarından, Süleyman b. Dâvud Aleyhisselamların soyundandı.<br />
<br />
32. Uzeyr (as): Uzeyr b. Cerve Hârûn Aleyhisselâmın zürriyetindendir.<br />
<br />
33. Zulkarneyn (as): Zülkarneyn Aleyhisselâmın ismi, soyu ve Peygamber olup olmadığı... Hakkın­da birçok ve çelişkili rivayetler bulunmaktadır. Kendisinin, Sa'b b. Abdullah'ülkahtânî olduğu söylendiği gibi, babasının Hımyerîlerden olduğu da ileri sürülmektedir.<br />
<br />
İbn. Habîb de Hımyer krallarının isimlerini Hişam b. Kelbî'den sırasıyla kitabı­na geçirirken, Sa'b b. Karîn b. Hemal'ı, -Yüce Allah'ın, Kitabında- Zülkarneyn diye anmış olduğunu kayd ettikten sonra, kral Zeyd b.Hemal'ı kayd edip ona da Yü­ce Allah'ın Tübba' adını vermiş olduğunu açıklar.<br />
<br />
Zülkarneyn Aleyhnisselâm hakkında: "Hem Nebi idi, hem Resul idi." diyenler olduğu gibi, "Hayır! O, Resul olmayan bir Nebi idi. Resul olmayan bir Nebî oluşu, inşâallâh, Sahih'dir!" diyenler de vardır. Hz. Ali'ye göre, Zülkarneyn Aleyhisselâm: Ne bir Nebi, ne de, bir kraldı. Fakat, Allan'ın Salih bir kulu idi ki, o, Allâhı, sevmiş, Allah da, onu, sevmişti.<br />
<br />
34. Zekeriyya (as): Zekeriyyâ b. Berahyâ Aleyhisselâmın soyu, Süleyman b. Dâvûd Aleyhisselâmlara, Süleyman b. Dâvûd Aleyhisselâmların soyu da, Yehûza b. Yâkub Aleyhisselâma dayanır.<br />
<br />
35. Yahya (as): Yahya (as), Zekeriyya (as)'ın oğludur.<br />
<br />
36. İsa (as): Hz. Meryemin oğludur ve bir mucize olarak babasız dünyaya gelmiştir. Hz. Meryem'in babası İmran b.Mâsân olup Hub'um b. Süleyman Aleyhisselâmın soyundandı.<br />
<br />
37. Hz. Muhammed (asm): Muhammed b. Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b. Kilab, b. Mürre, b. Ka'b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Mâlik, b. Nadr, b. Kinane, b. Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan. Bütün kaynaklar Muhammed (a.s.)ın, Adnan'a kadar olan atalarının gerek isimlerinde, gerek sıralarında, ittifak halinde bulundukları gibi, Adnan'ın da İsmail (a.s.) b. İbrahim (a.s.)ın öz be öz soyundan geldiğinde de müttefiktirler.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Peygamberlerin Geliş Sıralaması Nasıldır?</span><br />
<br />
1. Âdem (as).<br />
<br />
2. Şit (as): Babası: Âdem Aleyhisselâm, Annesi de, Hz. Havvâ'dır.<br />
<br />
3. İdris (as): İdris (as)'ın soyu, Yerd (yahud Yarid) b. Mehlâil b. Kay­narı (yahud Kaynen) b. Enuş, b. Şit, b. Âdem Aleyhisselâm.<br />
<br />
4. Nuh (as): Nuh b. Lemek (veya Lemk), b. Mettu Şelah, b. Ahnuh (veya Uhnuh) (Yani İdris Aleyhisselâm), b. Yerd (veya Yarid), b. Mehlâil, b. Kayn (veya Kaynarı), b. Enuş, b. Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.<br />
<br />
5. Hud (as): Hûd (Âbir) b. Abdullâh, b. Rebah, b. Halud b. Âd, b. Avs, b. İrem, b. Sâm, b. Nuh Aleyhisselâmdır.<br />
<br />
6. Salih (as): Salih b. Ubeyd, b. Esif veya Asit, b. Kemaşic b. Ubeyd, b. Hadir b. Semud, b. Âbir b. İrem, b. Sâm, b. Nuh Aleyhisse!amdır.<br />
<br />
7. İbrahim (as): İbrahim b. Târah (Âzer), b. Nahor, b. Sarug (Şarug) b. Rau (Ergu), b. Falığ, b. Âbir, b. Şalıh, b. Erfahşed, b. Sâm, b. Nuh Aleyhisselâmdır.<br />
<br />
8. İsmail (as): İsmail Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın, Hz. Hâcer'den doğan ilk ve bü­yük oğludur.<br />
<br />
9. İshak (as): İshak Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olup Hz. Sâre'den doğ­muştur.<br />
<br />
10. Lut (as): Lût b. Hâran, b. Târah, b. Nahor, b. Saruğ'dur. Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın Yeğeni, yani kardeşi Haran'ın oğlu idi.<br />
<br />
11. Yakub (as):  Yâkub b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Yâkub Aleyhisselâmın Annesi: Refaka'dır.<br />
<br />
12. Yusuf (as): Yûsuf b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Yûsuf Aleyhisselâmın annesi: Râhıl bint-i Leban'dır.<br />
<br />
13. Eyyub (as): Eyyûb b. Mûs, b. Ra'vil, veya Razıh b. Ays b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Eyyûb Aleyhisselâmın annesi Lut Aleyhisselâmın kızı idi.<br />
<br />
14. Zülkifl (as): Bişr (Zülkifl) b. Eyyûb Aleyhisselâm'dır.<br />
<br />
15. Şuayb (as): Şuayb b. Mîkâil, b. Yeşcür, b. Medyen, b. İbrahim Aleyhisselâmdır. Şuayb Aleyhisselâmın annesi: Lut Aleyhisselâmın kızı Mîkâil'dir. Şuayb Aleyşhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâmın Kayınpederi idi.<br />
<br />
16. Musa (as): Mûsâ b.İmran, b.Yashür, b.Kahis, b.Lâvi, b.Yâkub, b.İshak, b.İbrahim Aleyhisselâm'dır. Mûsâ b.İmran Aleyhisselâmla Hârûn b.İmran Aleyhisselâm, Ana-Baba bir kardeş idiler. Harun Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâmdan bir yaş büyüktü.<br />
<br />
17. Harun (as): Musa (as)'ın kardeşidir.<br />
<br />
18. Hızır (as): Rivayete göre: Hızır Aleyhisselamın soyu: Belya (veya İlya) b. Milkân, b.Falığ, b.Âbir, b.Salih, b.Erfahşed, b.Sâm b.Nuh Aleyhisselam olup babası, büyük bir kraldı. Kendisinin; Âdem Aleyhisselamın oğlu veya Ays b. İshak Aleyhisselamın oğullarından olduğu veya İbrahim Aleyhisselama iman ve Babil'den, Onunla birlikte hicret edenlerden birisinin ya da Farslı bir babanın oğlu ol­duğu, kral Efridun ve İbrahim Aleyhisselam devrinde yaşadığı, büyük Zülkarneyn'e Kılavuzluk ettiği, İsrailoğulları krallarından İbn. Emus'un zamanında İsrailoğullarına peygamber olarak gönderildiği, halen, sağ olup her yıl, Hacc Mevsiminde İlyas Aleyhisselamla buluştukları da rivayet edilir.<br />
<br />
19. Yuşa (as): Yûşa' b. Nûn, b. Efrâim, b. Yûsuf, b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâm'dir.<br />
<br />
20. Kâlib b. Yüfena (as): Kâlib b. Yüfena, b. Bariz (Fariz), b. Yehuza, b. Yâkub b. İshak, b. İbra­him Aleyhisselâmdır. Kâlib b. Yüfenna Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâmın kız kardeşi Meryem'in kocası veya Mûsâ Aleyhisselâmın damadı idi.<br />
<br />
21. Hızkıl (as): Hızkıl b. Nûridir. Hızkıl Aleyhisselâmın annesi yaşlanıp çocuk doğurmaz hale geldikten sonra, Yüce Allâh'dan bir oğul dilemiş ve Hızkıl Aleyhisselâm, ihsan olunmuştur. Bunun için, Hızkıl Aleyhisselâm (İbnül'acûz = Koca Karının Oğlu) diye anılmıştır.<br />
<br />
22. İlyas (as): İlyas b. Yasin, b. Finhas, b. Ayzar, b. Hârûn, b. İmran (as)'dır.<br />
<br />
23. Elyesa (as): Elyesa' b. Ahtub, b. Adiy, b. Şütlem, b. Efrâîm, b. Yûsuf, b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâm'dır. Elyesa Aleyhisselâm'ın, İlyas Aleyhisselâm'ın amcasının oğlu olduğu da söylenir.<br />
<br />
24. Yunus (as): Yûnus b. Matta; Bünyamin b. Yâkub b. İshâk, b. İbrahim Aleyhisselâm oğulla­rı soyundandı. Matta, Yûnus Aleyhiselâmın annesi idi. Peygamberlerden, Yûnus b. Matta ile İsâ b. Meryem Aleyhisselâmlardan baş­ka hiçbiri, annesine nisbetle anılmamıştır.<br />
<br />
25. Şemûyel (as): Şemûyel b. Bali, b. Alkama, b. Yerham, b. Yehu, b. Tehu, b. Savf'dır. Şemuyel Aleyhisselâm, İsrailoğullarından ve Hârûn Aleyhisselâmın zürriyetindendi. Şemuyel Aleyhisselâmın annesi Hanne olup Lâvi b.Yâkub Aleyhisselâmın Hanedanına mensuptu.<br />
<br />
26. Davud (as): Dâvûd b. İşâ Aleyhisselâm; Yehûza b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmın soyundandır.<br />
<br />
27. Süleyman (as): Dâvûd b. İşa Aleyhisselâmın oğlu olan Süleyman Aleyhiselâmın da soyu, Yehûza b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlara dayanır.<br />
<br />
28. Lukman (as): Lukman b. Sâran, b.Mürîd, b. Savun. Lukman Aleyhisselâm; Dâvûd Aleyhisselâmın devrinde yaşamıştır. Kendisi; Mısır Nub kabilesine mensubtu. Medyen ve Eyke halkındandı. İsrailoğullarından bir adamın kölesi iken, onun tarafından âzâd edilmiş ve kendisine ayrıca mal da, verilmişti.<br />
<br />
29. Şâ'yâ (as): Şâ'yâ b. Emus veya Emsıya'dır.<br />
<br />
30. İrmiya (as): İrmiya b. Hılkıya; Lavi b. Yâkub Aleyhisselâm'ın soyundan gelen Hârûn b. İmran Aleyhisselâmın soyundandı.<br />
<br />
31. Danyal (as): Danyal b. Hızkıl'ül 'asgar, Peygamber oğullarından, Süleyman b. Dâvud Aleyhisselamların soyundandı.<br />
<br />
32. Uzeyr (as): Uzeyr b. Cerve Hârûn Aleyhisselâmın zürriyetindendir.<br />
<br />
33. Zulkarneyn (as): Zülkarneyn Aleyhisselâmın ismi, soyu ve Peygamber olup olmadığı... Hakkın­da birçok ve çelişkili rivayetler bulunmaktadır. Kendisinin, Sa'b b. Abdullah'ülkahtânî olduğu söylendiği gibi, babasının Hımyerîlerden olduğu da ileri sürülmektedir.<br />
<br />
İbn. Habîb de Hımyer krallarının isimlerini Hişam b. Kelbî'den sırasıyla kitabı­na geçirirken, Sa'b b. Karîn b. Hemal'ı, -Yüce Allah'ın, Kitabında- Zülkarneyn diye anmış olduğunu kayd ettikten sonra, kral Zeyd b.Hemal'ı kayd edip ona da Yü­ce Allah'ın Tübba' adını vermiş olduğunu açıklar.<br />
<br />
Zülkarneyn Aleyhnisselâm hakkında: "Hem Nebi idi, hem Resul idi." diyenler olduğu gibi, "Hayır! O, Resul olmayan bir Nebi idi. Resul olmayan bir Nebî oluşu, inşâallâh, Sahih'dir!" diyenler de vardır. Hz. Ali'ye göre, Zülkarneyn Aleyhisselâm: Ne bir Nebi, ne de, bir kraldı. Fakat, Allan'ın Salih bir kulu idi ki, o, Allâhı, sevmiş, Allah da, onu, sevmişti.<br />
<br />
34. Zekeriyya (as): Zekeriyyâ b. Berahyâ Aleyhisselâmın soyu, Süleyman b. Dâvûd Aleyhisselâmlara, Süleyman b. Dâvûd Aleyhisselâmların soyu da, Yehûza b. Yâkub Aleyhisselâma dayanır.<br />
<br />
35. Yahya (as): Yahya (as), Zekeriyya (as)'ın oğludur.<br />
<br />
36. İsa (as): Hz. Meryemin oğludur ve bir mucize olarak babasız dünyaya gelmiştir. Hz. Meryem'in babası İmran b.Mâsân olup Hub'um b. Süleyman Aleyhisselâmın soyundandı.<br />
<br />
37. Hz. Muhammed (asm): Muhammed b. Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b. Kilab, b. Mürre, b. Ka'b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Mâlik, b. Nadr, b. Kinane, b. Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan. Bütün kaynaklar Muhammed (a.s.)ın, Adnan'a kadar olan atalarının gerek isimlerinde, gerek sıralarında, ittifak halinde bulundukları gibi, Adnan'ın da İsmail (a.s.) b. İbrahim (a.s.)ın öz be öz soyundan geldiğinde de müttefiktirler.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Âdem Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=269</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:35:33 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=269</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Âdem Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm´ın Yaratılışı:<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmı yaratmak istediği zaman[1], yere: "Ben, sen­den bir halk yaratacağım ki, onlardan, bana itaat edenler de olacak, onlardan, bana isyan edenler de olacaktır.<br />
<br />
Onlardan, bana itaat eden kimseyi, Cennet´e koyacağım.<br />
<br />
Bana isyan eden kimseyi ise, Cehennem´e sokacağım!" diye Vahy etti. Sonra da[2], Cebrail Aleyhisselâmı, yerden[3], bir avuç toprak[4], çamur getirmesi için, gönderdi.<br />
<br />
Yer, Cebrail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ben, senin, benden bir şey eksiltmenden, beni, yaramaz hale getirmenden, Allah´a sığınırım![5]<br />
<br />
Ben, senin, beni eksiltmeni, istemiyorum!<br />
<br />
Çünki, Allah, benden bir halk yaratacak, bu halk ta, Allah´a âsi olacak.<br />
<br />
Allah, onlardan dolayı, beni, bir ceza ile cezalandırır!" dedi.[6]<br />
<br />
Bunun üzerine, Cebrail Aleyhisselâm, ondan, bir şey almaksızın[7] geri döndü.<br />
<br />
"Yâ Rabb! Yer, sana sığınınca, onu, sığındırdım.[8]<br />
<br />
Onun üzerinde durmayı, kendisini zorlamayı uygun görmedim." dedi.[9]<br />
<br />
Yüce Allah, bundan sonra, Mikâil Aleyhisselâmı gönderdi.[10]<br />
<br />
Yer, Ona da, Cebrail Aleyhisselâma söylediği gibi söyledi.[11]<br />
<br />
Onun yapacağı şeyden dolayı da, Allah´a sığındı.<br />
<br />
Mikâil Aleyhisselâm da, onu, sığındırdı.[12]<br />
<br />
Yer, böyle, kendisinden bir şey alınmasından. Allah´a sığınınca[13], Mikâil Aley­hisselâm. ondan bir şey almaksızın[14] dönüp Yüce Allah´a, Cebrail Aleyhisselâ-mın söylediği gibi söyledi. Bunun üzerine. Yüce Allan, yere, Ölüm Meleğini gönderdi.[15]<br />
<br />
Yer. yine. kendisinden alacağı şeyden dolayı[16], Allah´a sığınınca[17], ölüm me­leği: "Ben de. Allah´ın emrini, yerine getirmemiş olarak dönmemden Allah´a sı­ğınırım!" dedi.[18]<br />
<br />
Yer yüzünden alacağını aldı ve tek yerden almadı.[19] Kırmızı, beyaz ve siyah topraktan aldı.[20] ve karıştırdı.[21] Böyle, yer yüzünden alınan topraktan yaratılmış olduğu için, Âdem Aleyhisse­lâma "Âdem" ismi verilmiştir.[22]<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmı, yaratmağa başladığı zaman, Melekler[23]: "Allah[24], Yüce Rabb´ımız, varsın, istediğini yaratırsın.[25]<br />
<br />
Allah, bizden daha bilgili ve kendisi katında bizden daha şerefli bir halk ya­ratmaz![26]<br />
<br />
Biz muhakkak, o yaratılacak olandan daha bilgili ve ondan, daha şerefliyizdir!" diyerek[27], aralarında gizlice konuştular.[28]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın bedenini Cennet´te yaratarak onu, dilediği kadar, kendi halinde bıraktığı sırada, İblis, onun çevresinde dolaşmağa başlayıp çinin boş ve kendisine mâlik olamayacak bir biçimde yaratılmış olduğunu gördü ve anladı da[29] "Ben, bunu kolayca yenebilir, ona, üstün gelebilirim!" dedi.[30]<br />
<br />
Melekler, Âdem Aleyhisselâmın, Cennette yerde duran ruhsuz cesedini gör­dükleri zaman korktular.<br />
<br />
Onların arasında en çok korkan da, İblis (Şeytan) idi.<br />
<br />
iblis, cesedin yanından geçtikçe "Sen, muhakkak, büyük bir iş için yaratılmış-sındır!" derdi.[31]´Ayağıyla, ona vurur ve vurdukça da, cesed, testi gibi ses çı­karırdı.<br />
<br />
"Her halde, sen, böyle testi gibi seslenmek için değilsin! Muhakkak yaratıldı­ğın şey içinsin![32] Eğer ben senin üzerine musallat kılınacak, sataştırılacak olur­sam, muhakkak seni, helak edeceğim!<br />
<br />
Eğer, sen, benim üzerime musallat kılınacak olursan, sana isyan edeceğim!"<br />
<br />
derdi.[33]<br />
<br />
İblis, Meleklere de; "Bu, size üstün tutulacak olursa, siz ne yaparsınız " diye sordu.<br />
<br />
Melekler "Biz, Rabb´ımıza itaat ederiz!" dediler.<br />
<br />
İblis ise, içinden "Vallahi, bu, bana üstün tutulacak olursa, ona, isyan edece­ğim!" dedi.[34]<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma, Ruh üfürdüğü zaman, Ruh, Onun cesedi­nin baş tarafından girdi ve cesedin her yerinde eseri ve kan, meydana geldi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, aksırınca, Melekler, Âdem Aleyhisselâma: "Elhamdü lil-iâh (Hamd olsun Allah´a!) de" dediler.<br />
<br />
Adem Aleyhisselâm da "Elhamdü lillâh!" dedi.[35]<br />
<br />
Başka rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, aksırınca, hamd etmesini, Ona, Yü­ce Allah ilham etti.[36]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm da, Rabb´ına hamd etti.[37] "Elhamdü lillâhi Rabb´il´âle- nîn = Rabb´ül´âlemîn olan Allah´a hamd olsun" dedi.[38]<br />
<br />
Yüce Allah da "Rabb´ın, sana rahmet etsin!" buyurdu.[39]<br />
<br />
Yüce Allah;<br />
<br />
"Ey Âdem! Ben, kim´im " diye sordu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, senden başka ilâh bulunmayan Allansın!" dedi.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Doğruyu söyledin!" buyurdu.[40]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Yaratıldığı Ve Cennet´e Konulduğu Gün:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın yaratıldığı[41] ve Cennet´e konulduğu[42] gün, Cuma gü­nü idi.[43]<br />
<br />
<br />
<br />
Meleklerin Âdem Aleyhisselâma Secde Ve İblisin İmtina Edişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma secde etmelerini Meleklere emr etti.<br />
<br />
Meleklerin hepsi, hemen secdeye kapandılar.<br />
<br />
İblis ise, secde etmeğe yanaşmadı.<br />
<br />
Kendisinin nefsi, ona, kibir ve gurur telkin etti de, büyüklenmek istedi:<br />
<br />
"Ben, ona secde etmem! Ben, ondan daha hayırlıyım!<br />
<br />
Yaşça, ondan daha büyüğüm.<br />
<br />
Yaratılışça da, ondan daha güçlüyüm!<br />
<br />
Beni ateşten, onu ise, çamurdan yarattı!" dedi.<br />
<br />
Ateş, topraktan daha güçlüdür! demek istedi. [44]<br />
<br />
"Ben, yer yüzünde Halifelik vazifesinde çalıştırılmıştım.<br />
<br />
Ben, kanadlıyım! Nur göğüslüktü ve keramet taclıyımdır!<br />
<br />
Ben, senin yerinde ve göğünde Sana, ibâdet etmişimdir" dedi. [45]<br />
<br />
<br />
<br />
İblis´in Aslı, İyi Ve Kötü Tutumu:<br />
<br />
<br />
İblis; Cin aslındandı. [46]<br />
<br />
Semada, Melekler yanında, Allah´a, öyle ibâdete koyulmuştu ki, kullarından, hiç bir kimse, Allah´a, onun gibi ibâdet edememişti.<br />
<br />
Kendisinin, Âdem Aleyhisselâmın yaratılışına kadar böylece ibadet etmekten ayrılmamış olması[47], içinde taşıdığı kibir, gurur, azgınlık ve kıskançlık duygula­rını silemedi. [48]<br />
<br />
Yüce Allah´ın, Âdem Aleyhisselâma, sulbünden getireceği Nebîler, Resuller seöebile bahş ettiği şerefi kıskandı da[49], Âdem Aleyhisselâmın balçıktan, ken­esinin ateşten yaratıldığına bakıp "Ben, ondan hayırlıyım ! [50], ben bir çamur ola--ak yarattığın kişiye secde eder miyim hiç [51] diyerek kâfirliğini açığa vurdu.<br />
<br />
Yüce Allah´ın emrini dinlemedi. [52] Âdem Aleyhisselâma secde etmedi.<br />
<br />
Yüce Allah da, onu, isyanının cezası olarak, her hayrdan ümid kesmiş, taşlan- bir Şeytan yaptı! [53]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Bilgi Ve Kerametçe Meleklere Üstünlüğünün Gösterilişi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Melekleri, Âdem Aleyhisselâma secde ettirdikten sonra, Ona, her şeyin, hattâ, zürriyetinden geleceklerin isimlerine varıncaya kadar, bütün yara-iPdarın -Meleklerin bile- isimlerini birer birer öğretti.<br />
<br />
Onları, Meleklere sorup bu husustaki aczlerini, kendilerine itiraf etttrdikten son--3. Âdem Aleyhisselâma emr etti, onları Meleklere, birer birer haber verdirdi.´[54]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın, bilgice ve kerametçe, Meleklere üstünlüğü, böylece gös-snlmiş ve anlatılmış, kendileri de bu hususta açıkladıkları, gizledikleri sözlerinden dolayı tevbeye sevk edilmiş oldu.[55]<br />
<br />
<br />
<br />
İnsanlık Tarihinde İlk Selamlaşma:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:<br />
<br />
Haydi, şu Melekler cemâatinin yanına git te, onlara[56] (Esselâmü aleyküm!) derek[57] selâm ver![58]<br />
<br />
Senin selamını, onların, nasıl karşılayacaklarına[59], bak![60] Söylediklerine iyi-3e Kulak ver![61]<br />
<br />
Çünkü, o, hem senin, hem de, senin zürriyetinin selâmlaşmasıdır!"<br />
<br />
=*.yurdu.[62]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, gidip Meleklere: Esselâmü aleyküm!" dedi. Melekler de: Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh"[63]<br />
<br />
Yahut:<br />
<br />
"Ve aleykesselâmü ve rahmetullâh!" dediler.[64] Selâmlarına, "Rahmetullâh" sözlerini eklediler.[65]<br />
<br />
<br />
<br />
Hazret-i Havva´nın Yaratılışı:<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Cennet´te[66] oturup konuşacak bir kimse[67] ve kendisi ile sükûnet bulacağı bir zevce[68] bulunmaksızın tek başına gezip dolaştığı sırada[69], Yüce Allah, ona, bir uyku verdi. [70]Uyudu[71].<br />
<br />
Yüce Allah, ona bir elem duyurmadan, sol eğe kemiklerinden birini alıp yerine et doldurdu[72]´<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, daha uykudan uyanmadan, Hz. Havva´yı, ondan yarattı. [73]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, uyanınca[74], başucunda bir kadının oturduğunu gördü. [75]<br />
<br />
"Bir kadın ha! " dedi,´[76] ve ona:<br />
<br />
"Sen, Nesin ´[77], Sen, kimsin " diye sordu.<br />
<br />
Hz. Havva:<br />
<br />
"Bir Kadın!" dedi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, ne için yaratıldın " diye sordu.<br />
<br />
Hz. Havva:<br />
<br />
"Sen, benimle sükûnet bulasın diye yaratıldım!" dedi. [78]<br />
<br />
Melekler, Âdem Aleyhisselâmın bilgisinin nerelere kadar ulaşabildiğini anlamak, ilmini sınamak için[79] hz.Havva hakkında ona:<br />
<br />
"Bu, nedir " diye sordular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bir kadın!" dedi.[80]<br />
<br />
Melekler:<br />
<br />
"Onun ismi nedir " diye sordular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Havva´dır" dedi. [81]<br />
<br />
Melekler:<br />
<br />
"doğru söyledin!" dediler. [82]<br />
<br />
Ona, ne için Havva ismi verildi " diye sordular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Kendisi, canlı bir şeyden yaratıldığı için!" dedi. [83]<br />
<br />
İbn. Abbas´a göre: Hz. Havva´ya, her canlının anası olduğu için, Havva ismi verilmiştir.´[84] Melekler:<br />
<br />
"O, ne için yaratıldı " diye sordular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, benimle sükûnet bulsun, ben de, onunla sükûnet bulayım diye!" dedi. [85]<br />
<br />
Yüce Allah, böylece, Hz.Havva´yı, Âdem Aleyhisselâma eş yaptı. [86]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, bir Hadîs-i şeriflerinde: "Kadın, ka-rurga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri yeri de, üst kısmıdır. Onu, doğ­rultmağa kalkarsan, kırarsın! Hali üzere bırakırsan, eğrilikte devam eder.<br />
<br />
Kadınlar hakkında, biribirinize hayr tavsiye ediniz!" buyurmuştur.[87]<br />
<br />
<br />
<br />
İlk Eşlerin Mutlu Cennet Yaşantıları Ve İblisin Onları Cennetten Uzaklaştırma Tuzağına Düşürüşü: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva´nın Cennet´te yaşamalarına ve ora­da -yaklaşmalarını yasakladığı bir tek ağaç dışında- Cennet meyvalarının hepsin­den ve Cennet´in her nimetinden bol bol yararlanmalarına müsâade etti.[88]<br />
<br />
Ayrıca; İblis´in de, kendilerine düşman olduğunu açıklayıp: "O, sakın sizi, Cennetten çıkarmasın!" buyurarak uyardı. [89]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm ile Hz.Havva´ya, Cennet´teki belli bir ağaçtan yararlanma­larının yasaklanması ise, kendileri için, bir imtihan olup bu da, hem kendileri, hem zürriyetleri hakkında, yerine getirilecek İlâhî hükmün bir gereği idi. [90]<br />
<br />
İblis; Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva´yı, tuzağa düşürme işine, önce Ağıt´la başladı. [91]<br />
<br />
Öyle bir ağıt ağladı ki, onları hüzün içinde bıraktı.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva, İblis´in ağıtını işittikleri zaman[92], ona:<br />
<br />
"Sen ne için ağlıyorsun " diye sordular. [93]<br />
<br />
İblis:<br />
<br />
"Sizin, öleceğinize ve içinde bulunduğunuz şu nimet ve ikramlardan[94]´ ayrı­lacağınıza ağlıyorum!" dedi. [95]<br />
<br />
İblis´in bu sözü, onların kalbine tasa düşürdü. Bundan sonra, İblis, onların yanına tekrar geldi. [96]<br />
<br />
Kendilerinin iyiliklerini istediğine yemin edip onları, aldattı. Yasak ağacın mey-vasından yedirerek edep yerlerinin açılmasına, Cennetten çıkarılmalarına sebep oldu. [97]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, kendilerine yasaklanan ağaçtan yemekten kaçınmış, Hz.Havva ise, hemen varıp ondan yemiş, sonra da "Ey Âdem! Sen de ye! Ben, yedim, bana, zarar vermedi." demişti.[98]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm :<br />
<br />
"Havva olmasaydı, kadın, hiçbir zaman kocasına karşı emniyete aykırı davranışta bulunmaz, onu, aldatmazdı![99] Hadis-i şe­rifleri ile, belki, de bu hâdiseye işaret buyurmuşlardır.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, daha önce, avret mahallini, hiç görmemişti.[100]<br />
<br />
Cennet´te avret mahalli açılınca, kaçmağa başladı.[101]<br />
<br />
Kaçarken, bir ağaca takılıp kaldı.[102]<br />
<br />
Ağaca:<br />
<br />
"Sal beni!" dedi.<br />
<br />
Ağaç:<br />
<br />
"Ben, seni salıcı değilim!" dedi.[103]<br />
<br />
O sırada, Rabb´ı:<br />
<br />
"Ey Âdem! Benden mi kaçıyorsun! " diye seslendi.[104]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Hayır! Kaçmıyorum yâ Rabb![105] fakat senden utanıyorum!" dedi.[106]<br />
<br />
<br />
<br />
Cennetten Yeryüzüne İndiriliş:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Sana, Cennet´ten bol bol ihsanda bulunduğum ve oradan, istediğin gibi, ya­rarlanmanı helâl kıldığım nimetler yetmedi mi ki, sana, haram kılmış olduğum şey­den tattın !" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Yâ Rabb! Öyle oldu. fakat, senin izzet sıfatına yemin ederim ki: ben, bir kimsenin, yalan yere, senin ismine yemin edebileceğini sanmıyordum." dedi.<br />
<br />
Şeytan´ın, kendilerine ettiği yeminine aldanmış olduklarını söylemek istedi. Yüce Allah:<br />
<br />
"İzzet sıfatıma yemin ederim ki: Ben, seni muhakkak yere indireceğim! Orada geçimini, ancak zahmet ve meşakkatle sağlayacaksın!" buyurdu.<br />
<br />
Halbuki, onlar, Cennet´te, istedikleri yerden, istedikleri gibi yiyip içerlerken, is­tedikleri gibi yeyip içemeyecekleri yere indirildiler.[107]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Cennet´ten, Cuma günü çıkarılıp yer yüzüne indirildi.[108]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: Hindistana (Hâkim-Müstedrek c.2, s.542), Hindistan´da Nevz veya Bevz dağına´[109] Hz.Havva´da, Cidde´ye indirilmiştir.[110]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın indirildiği dağın, Hindistan´ın Serendip ceziresinde bu­lunduğu[111]´ ve onun, Bevz (Nevz) dağı olduğu da, açıklanır.´[112]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmı, cennetten çıkardığı zaman, ona her şeyi yapma sanatını da öğretti.[113]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma örs, çekiç, kerpetin ve külünk gibi bazı âletlerle[114], kızıl tüylü bir öküz de verildi.[115]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, çiftçi oldu.[116]<br />
<br />
Ekin ekmesi, kendisine emr edildi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, yeri, alnının terini sile sile sürdü.<br />
<br />
Sonra, ekini ekti,<br />
<br />
Sonra, onu suladı.<br />
<br />
Biçme zamanı gelince, onu biçti.<br />
<br />
Sonra, onları düvenle sürdü.<br />
<br />
Sonra, rüzgârda savurup taneleri, samanından ayırdı.<br />
<br />
Sonra, taneleri öğütüp un yaptı.<br />
<br />
Sonra, onu, yoğurup hamur, hamuru da pişirip ekmek yaptı.<br />
<br />
Bu ekmeği, Allah´ın, erişmesini dilediği zaman erişmedikçe, yeyip yuta­madı.[117]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma, demircilik sanatı da öğretildi.[118]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın, demirden ilk yapıp kullandığı şey, bıçak oldu.[119]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Üç Şeyden Seçtiği Birisi İle Üçüne Birden Sahip Oluşu:<br />
<br />
<br />
Cerail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâm´ın yanına gelip:<br />
<br />
"Ben, sana, üç şey getirdim. Birisini seç al!" dedi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Cebrail! Nedir onlar " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Akıl, Haya, Din!" dedi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Akl´ı seçtim!" dedi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm; Haya ile Din´e:<br />
<br />
"Akl´ı, size tercih edip seçti. Siz, dönüp gidiniz!" dedi.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
Biz, her nerede olursa olsun, akıl ile birlikte bulunmakla emr olunduk!" dedi­ler, akl´ın yanından ayrılmadılar.[120]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Cennette Kalış Süresi:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Cennet´te, ikindi ile güneşin batışı arasındaki zaman Kadar[121] kalmıştı ki, bu süre, dünya günlerinden 130 yıla eşitti.[122]<br />
<br />
<br />
<br />
Tevbe Ve Âdem Aleyhisselâmın Tevbe Edişi:<br />
<br />
<br />
Günahlardan dönmek´[123], günah işlemeyi, her bakımdan bırakmak demek aan tevbe[124] ; Şeriat dilinde: yerilen işleri, işlemekten, övülen işleri işlemeye aönmek demektir.[125]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, tevbe için, Yüce Rabb´ından, bazı kelimeler telakki et­ti.[126]<br />
<br />
Nasıl tevbe edeceği, kendisine ilham olundu.[127] Bunun üzerine, kendisi ve zevcesi: "Ey Rabb´imiz! Biz, kendimize zulm ettik!<br />
<br />
Eğer, Sen, bizi, yarlıgamaz, bağışlamaz, esirgemezsen, biz, muhakkak maddi, mânevi en büyük) zarara uğrayanlardan olacağız!" diyerek yalvardılar.[128]<br />
<br />
Rivayet olunduğuna göre: Âdem Aleyhisselâm; Yüce Allah´a: Yâ Rabb! Beni, Sen, Kendi Kudret Elinle, yaratmadın mı " dedi. Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: "Yâ Rabb! Sen, bana, Ruh´undan üfürmedin mi " dedi. Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: "Sen, beni, Cennetine, yerleştirmedin mi " dedi. Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: "Yâ Rabb! Senin Rahmetin, gazabını, geçmiş değil iri1´-dedi.<br />
<br />
Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: "Eğer, ben, tevbe eder ve halimi düzeltirsem, Sen, beni, «ne Cennetine döndürür müsün " dedi.<br />
<br />
Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.[129]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, tevbe etmeye başladı:<br />
<br />
´Allâhım! Sen´den başka ilâh yoktur!<br />
<br />
Ben, Seni, hamdinle teşbih ederim.<br />
<br />
Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim! Sen, beni, bağışla.<br />
<br />
Sen, suç bağışlayanların en hayırlısısın!<br />
<br />
Allah´ım! Sen´den başka ilâh yoktur!<br />
<br />
Biz, Seni, teşbih ve Sana, hamd ederiz!<br />
<br />
Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim. Sen, bana merhamet et!<br />
<br />
Muhakkak ki, Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın!<br />
<br />
Yâ Rabb! Senden başka ilâh yoktur!<br />
<br />
Seni, teşbih ve Sana, hamd ederim!<br />
<br />
Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim.<br />
<br />
Bana, tevbeyi nasip et!<br />
<br />
Muhakkak ki, Sen, tevbeyi, çok kabul eden ve çok esirgeyensin!"´[130]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın hatasını kasıtlı olmayıp kendisine önceden yapılmış bulunan uyarıyı unutmuş olmasından ileri geldiğini bildiği[131]´ ve Kendisi de, Mü´minlerce Rahmeti umulan Gafur, Rahîm[132] ve Tevvâb Mevlâ olduğu için, onların tevbesini kabul buyurdu.[133]<br />
<br />
<br />
<br />
İslamiyette Tevbe Ve İstiğfarın Önemi:<br />
<br />
<br />
Islamiyette, tevbe ve istiğfara büyük önem verilmiş, Kufân-ı Kerîm´de:<br />
<br />
"...Ey Mü´minler! Hepiniz. Allah´a, tevbe ediniz ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız![134]<br />
<br />
"Her kim, bir kötülük yapar, yahut, nefsine zulm eder de, sonra, Allah´tan mağfiret (yarlıganmak, bağışlanmak) dilerse, o, Allah´ı, çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyici bulur.[135]<br />
<br />
"...Ben, tevbeyi, en çok kabul eden´im! ve en çok esirgeyen´im![136] "...Allah, çok tevbe edenleri de, sever, çok temizlenenleri de, sever.[137]<br />
<br />
"Tevbe ve iman edip iyi amellerde bulunanlar (var ya) işte, Allah, onların kötülüklerini, iyiliklere çevirir!<br />
<br />
Allah, çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyicidir!<br />
<br />
Kim, (günahlardan) tevbe (ve rûcu´) eder, güzel amellerde bulunursa, muhakkak ki, o, Allah´a -tevbesi makbul ve Allah´ın rızasına erişmiş olarak-döne/[138] buyrulmuştur.<br />
<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm da, Hadîs-i şeriflerinde:<br />
<br />
"Ey insanlar! Allah´a, tevbe ediniz! Ben de, Ona, günde yüz kerre tevbe ederim![139]<br />
<br />
"Vallahi, Allah, kulunun tevbesine, sizden birinizin, çölde yiten hayvanını /de­vesini) buluverince, duyduğu sevincinden daha çok sevinir (hoşnud olur). ´´[140]<br />
<br />
"Şüphesiz ki, Yüce Allah, gündüzün günah işleyenin, tevbesini kabul buyur­mak için, geceleyin elini, açar;<br />
<br />
"Geceleyin günah işleyenin, tevbesini kabul buyurmak için de, gündüzün, elini açar!<br />
<br />
Bu, tâ güneş, battığı yerden doğuncaya kadar devam ecfe/[141]<br />
<br />
"Cennet´in sekiz kapısı olup yedisi, kapalı, birisi ise,güneş, batıdan doğun­caya kadar, kulların tevbeleri için, açıktır!´[142]<br />
<br />
"Yüce Allah; kulların tevbe edip tevbelerinin kabul olunması için, batı (sema­sında), eni: bir yanından, o bir yanına yetmiş yılda gidilebilecek genişlikte bir kapı yaratmıştır ki, o kapı, güneş, oradan doğuncaya kadar kapanmayacak­tır.[143]<br />
<br />
"Her kim, güneş, battığı yerden doğmadan önce, tevbe ederse, Yüce Allah, onun tevbesini, kabul buyurur.[144]<br />
<br />
"Kul, günahlarından tevbe edince, Yüce Allah, onun günahlarını (yazan) Hafaza Meleklerine, günahları işlediği azalarına, günahları işlediği yerlere unut­turur!<br />
<br />
Kıyamet gününde, o, günahları üzerine aleyhinde şahidlik edecek hiç bir kimse ve hiçbirşey bulunmaksızın, Yüce Allah´ın huzuruna çıkar![145]<br />
<br />
"Günahlarından tevbe eden kimse, hiç günah işlememiş kimse gibidir" buyur­muşlardır.[146]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Kabe´yi Bina Ve Tavaf Edişi:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın, uğradığı ağır ibtilâdan dolayı ağlamasının şiddetlenme­si ve Meleklerin de, onun ağlamasından ağlaşmaları ve tasasından tasalanmala­rı üzerine[147], Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Arş´ımın alt hizasında benim bir Harem´im (Yasak bölgem) vardır.[148] Sen, hemen git te, orada, benim içinv bir Beyt (Mâbed) yap!<br />
<br />
Meleklerimin, Arş´ımı tavaf ettiklerini gördüğün gibi, sen de, orayı, tavaf et![149] Ve beni, zikr et![150]<br />
<br />
Orada, senin duanı ve tâatımda bulunan çocuklarının dualarını kabul edece­ğim!" diye Vahy[151] ve Mekke´ye gitmesini, ona, emr buyurdu.[152]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Rabb´ım! Bu, benim için nasıl mümkün olur<br />
<br />
Ben, buna, ne güc yetirebilirim, ne de, oraya varmağa yol bulabilirim " dedi.<br />
<br />
Yüce Allah´ın gönderdiği bir Melek r), kılavuz olup onu, Mekke´ye doğru gö­türdü.[153]<br />
<br />
Giderken, yerler, uçsuz bucaksız çöller ve ovalar, onun için, dürüldü.<br />
<br />
Geçeceği her yer: çöl, çukurlar, ister su, ister deniz çukurları olsun, onun için, dürülüp bir adımda atlanır, geçilir oldu.[154]<br />
<br />
Mekke´ye varıncaya kadar[155], arzdan her nereye ayak bastı[156], her nere­de konakladı ise[157] orası, bir mâmûre[158], bereketli bir yer[159] oldu.[160]<br />
<br />
Bir adımda geçtiği her yer ise, boş bir yer oldu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, yolda, ne zaman, bir bahçeye rastlayıp bahçenin yeri ho­şuna gitse, Melek´e:<br />
<br />
"Bizi, şuraya kondursan " demekte,<br />
<br />
Melek te:<br />
<br />
"Senin konacağın yerin var!" diye cevap vermekte idi.[161]<br />
<br />
Nihayet, Mekke´ye gelip eriştiler.[162]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, kanadını, yerin dibindeki berk ve sabit kesimine kadar daldırıp Kabe´nin temelini açtı.<br />
<br />
Melekler de, otuz kişinin kaldıramayacağı kadar ağır kayaları, temellere bırak­tılar.[163]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi, beş dağdan:<br />
<br />
1) Tûr-i Seynâ,<br />
<br />
2) Tûr-i Zeytun (Zeyta),<br />
<br />
3) Lübnan,<br />
<br />
4) Cûdî,<br />
<br />
5) Hıra<br />
<br />
dağlarından getirilen taşlarla yaptı.[164]<br />
<br />
Kabe´nin, yer yüzüne çıkıncaya kadar[165] temellerini[166] Hıra dağından geti­rilen taşlarla yaptı.[167]<br />
<br />
Kabe´nin yapısı işinden boşalınca, Âdem Aleyhisselâmı, Cebrail Aleyhisselâm, Arafat´a götürdü.<br />
<br />
Halkın, bu gün yapmakta oldukları Hacc amellerinin hepsini, ona gösterdi.[168]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Hz. Havva´yı, arıyor[169], Hz. Havva da, Âdem Aleyhis-selâm´ı arıyordu.[170]<br />
<br />
Nihayet, Arafat´ta buluştular, orada, birbirlerini görüp tanıdılar.<br />
<br />
Müzdelife´de birleştiler ve bundan dolayı, oralara Arafat, Cemi´ ve Müzdelife isimleri verildi.[171]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâmın, İbrahim Aleyhisselâma, Hacc amellerini birer birer gös­terip "Öğrendin mi " diye tekrar tekrar sorarak onun da "Evet!" dediği ve bu­nun için Arafat´a, Arafat denildiği de, rivayet edilir.[172]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâmı, Mekke´ye getirdi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi yedi kerre tavaf etti.[173]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi yedi kerre tavaf ettiği sırada[174] veya Me´ze<br />
<br />
meyn´de Meleklerle karşılaştı[175] Melekler, Âdem Aleyhisselâmın Haccını tebrik ettiler ve: "Biz, bu Beyt´i, senden iki bin yıl önce tavaf ve Hacc etmişizdir." dediler.[176] Âdem Aleyhisselâm, onlara: "Siz, tavaf ederken, ne derdiniz " diye sordu. Melekler:<br />
<br />
(Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhu vallâhu ekber) derdik." dediler. Âdem Aleyhisselâm, buna (velâ havle velâ kuvvete illâ billâh) cümlesini ekledi. Bunun üzerine, Melekler, tavafda, bu cümleyi ekleyerek okumaya başladılar. Âdem Aleyhisselâm, Hacc amellerini yerine getirdiği zaman: "Ey Rabb´ım! Her amel sahibi için bir ecir olur! " dedi. Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Âdem! Senin de, vardır. Ben, seni, afv etmiş, yarlıgamışımdır.<br />
<br />
Senin zürriyetine gelince, onlardan, bu Beyt´e günahı ile gelen kimsenin de, günahını afv edeceğim!" buyurdu.[177]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın tevbesi de, bir Cuma günü kabul buyrulmuştur.[178]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Hacc´dan sonra, Hz. Havva ile birlikte Hindistan´a dön­dü.[179]<br />
<br />
Gecelerinde ve gündüzlerinde içinde barınmak üzre[180], bir Mağarayı, barı­nak edindiler.[181]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Hindistan´dan yaya olarak gelip Kabe´yi[182] kırk[183] ve­ya yetmiş kerre[184] Hacc etti.[185]<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke Hareminin Sınırı:<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Şeytanın şerrinden korkmağa başlayıp Al­lah´a sığınınca, Yüce Allah, onu, Koruyucu Melekler, göndermiş ve bu Melekler, Mekke´yi, her tarafından kuşatmışlardı.<br />
<br />
Melekler, Mekke´nin çevrelerinde, nerelerde durmuşlarsa, oraları, Mekke´nin Harem Sınırı olmuştur.[186]<br />
<br />
<br />
<br />
Kur´ân-ı Kerimin Âdem Aleyhisselâmla İlgili Açıklaması:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm hakkında Kur´an-ı kerimde şöyle buyrulur: "Muhakkak ki, İsa´nın hâli de, Allah katında Âdem´in hâli gibidir. (Allah), Onu (Ademi) topraktan yarattı. Sonra, ona: ol! dedi. O da, oluverdi."[187]<br />
<br />
"Hanı, Rabb´ın, Meleklere: muhakkak, ben, yeryüzünde (Benim emirlerimi teb­liğ ve infaza memur) bir Halîfe yaratacağım! demişti.<br />
<br />
Onlar (Melekler) de: Biz, Seni, hamdinle teşbih ve takdis edip dururken, orada bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın ! demişlerdi.<br />
<br />
Allâh(da): Sizin bilemeyeceğinizi, her halde, ben, bilirim! buyurmuştu.[188]<br />
<br />
Hatırla o vakti ki, Rabb´ın, Meleklere: ben, demişti, kuru bir çamurdan, sûretlen-miş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!<br />
<br />
O halde, ben, onun yaratılışını bitirdiğim, ona, Ruhumdan üfürdüğüm zaman, siz, hemen ona secdeye[189] kapanınız![190]<br />
<br />
Hanı, Meleklere: Âdeme, secde ediniz! demiştik te, İblis´den başkası, hemen secde etmişlerdi.[191]<br />
<br />
Fakat, İblis, bu secde edenlerle beraber olmaktan kaçınarak[192] dayattı.[193]´ Kibirlenmek istedi. (Zâten de) o, kâfirlerdendi.[194]<br />
<br />
...Çin´den olduğu için, Rabb´ının emrinden dışarı çıkmıştı.....[195]<br />
<br />
(Allah): Ey İblis! Sen, ne diye secde edenlerle beraber olmadın ![196] İki Elimle varattığıma, secde etmenden seni hangi şey men etti Kibirlenmek mi istedin Yoksa, yücelerden mi oldun [197]´ Sana emr ettiğim zaman, ona, secde etmemeni gerektiren, seni, secde etmek­ten men eden sebep ne idi diye sordu.[198]<br />
<br />
(İblis): Ben, kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan yarattığın beşer için secde edeyim diye (var) olmadım![199]<br />
<br />
Ben, ondan (Âdemden) hayırlıyım.<br />
<br />
Çünki, beni, ateşten yarattın, onu ise, çamurdan yarattın[200]<br />
<br />
....Ben, bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim hiç [201]<br />
<br />
Benden şerefli kıldığın bu (Âdem) de, kim oluyormuş Haber ver bana " dedi.[202]<br />
<br />
(Allah): Hemen in oradan!<br />
<br />
Artık, senin orada kibirlenmen, kafa tutman, sana yaraşmaz![203]<br />
<br />
Hemen çık git buradan![204]<br />
<br />
Çünki, sen, artık koğulmuşsundur[205]<br />
<br />
Çünki, artık, sen, taşlanan (İlâhî Rahmetten kovulan bir mel´un)sun.[206]<br />
<br />
Hiç şüphesiz, Ceza gününe kadar[207]´ lânei[208], lânetim[209], senin üstünde, te­pendedir! Buyurdu.[210]<br />
<br />
(İblis): Ey Rabb´ım[211] Öyle ise, bana[212] (İnsanların tekrar diriltilecekler![213] kabirlerinden kalkacaklar![214], dirilip kaldırılacaklar![215]´ güne kadar bana möhlet ver! dedi.[216]<br />
<br />
Eğer, beni, Kıyamet gününe kadar geciktirirsen, and olsun ki: onun (Âdemin) zürriyetini -birazı müstesna olmak üzre- kendime bend ederim! dedi.[217]<br />
<br />
(Allah): Haydi, sen, malum olan (bir zamanın gününe kadar[218] möhlet verilmiş­lerden[219] geciktirilenlerdensin.[220]<br />
<br />
Git, artık, onlardan, kim sana uyarsa, şüphesiz ki, Cehennem, hepinizin ceza-sıdrır, tas tamam bir ceza![221]<br />
<br />
Onların içinden, gücünün yettiği kimseleri, seninle yerinden oynat! Onlara kar­şı, süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkar.<br />
<br />
Onların mallarına, evladlarına ortak ol!<br />
<br />
Onlara, va´d et!<br />
<br />
Şeytan, onlara, bir aldatıştan başka ne va´d eder kif[222]<br />
<br />
Benim gerçek kullarım (yok mu ) Senin, onlar üzerinde hiç bir hâkimiyetin yoktur.<br />
<br />
(Onlara) Vekil olarak Rabb´ın, yeterdir!" buyurdu.[223]<br />
<br />
(İblis): Ey Rabb´ım[224] (Mâdâm ki) sen, beni, azgınlığa mahkûm ettin.[225]<br />
<br />
Senin, beni azdırdığın şeye (Rahmetinden tard etmene) mukabi[226] ben de, and olsun ki:[227] (onları saptırmak için) Senin doğru yolunda (pusu kurup) otu-racağım[228]<br />
<br />
And olsun ki: onların, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından kendi­lerine geleceğim (sataşacağım).<br />
<br />
And olsun ki: onların, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından kendi­lerine geleceğim (sataşacağım)..<br />
<br />
Sen de, onların çoğunu, şükr edici (kimse)ler bulmayacaksın.[229]<br />
<br />
Yine, and olsun ki: yer (yüzünjde, onlarfın mâsiyetlerini) herhalda süsleyeceğim (kendilerine hoş göstereceğim}[230]<br />
<br />
Senin İzzetine (mutlak kudretine) and ederim ki: onların hepsini, toptan, muhak­kak, azdıracağım!<br />
<br />
Onlardan, Ihlasa erdirilmiş kulların müstesna!" dedi.[231]<br />
<br />
(Allah): İşte, bu, doğrudur! buyurdu, ben şu hakikati söyleyeyim: and olsun ki, ben de, senden (senin cinsinden) ve onların (insanların) içinden sana uyanların hepsi ite Cehennemi dolduracağım[232]<br />
<br />
Benim (İhlaslı) kullarımın üzerinde senin hiç bir tehakkümün yoktur.<br />
<br />
Meğer ki, azıp sapanlardan sana uyanlar olsun.[233]<br />
<br />
Hiç şüphesiz, onların topuna va´d olunan yer, Cehennemdir.[234]<br />
<br />
Onun yedi kapısı, onlardan her kapının da, (onlara) ayrılmış birer nasîbi vardır."[235]<br />
<br />
"Hani (Allah), Âdem´e, bütün isimleri öğretmişti,<br />
<br />
Sonra, onları, Meleklere gösterip: doğruculardan iseniz, bunları, adları ile, bana haber veriniz! buyurmuştu.[236]<br />
<br />
Onlar (Melekler)de: Seni, tenzih ederiz. Senin, bize öğrettiğinden başka, bizim hiç bir bilgimiz yoktur.<br />
<br />
(Her şeyi) hakkıyle bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan, şüphesiz ki, Sen´sin Sen! Demişlerdir.[237]<br />
<br />
(Allah): Ey Âdem! Onları, adları ile kendilerine haber ver! buyurup ta, o da, onla­rı, isimlerile söyleyiverince, (Allah): size demedim mi ki, göklerin ve yerin gaybını, hiç şüphesiz, ben, bilirim<br />
<br />
Neyi açıklarsanız, neyi de, gizlemişseniz, ben, biliyorumdur.[238]<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmı yarattıktan, ondan da, gönlü, kendisine yatıp ısınsın diye, zevcesini (Hz. Havva´yı) yarattıktan[239] sonra şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Ey Âdem! Sen, zevcenle birlikte Cennet´te yerleş de, ikiniz de ondan (Cennef-in yiyeceklerinden) dilediğiniz yerden bol bol yeyiniz!<br />
<br />
Ancak, şu ağaca, yaklaşmayınız!<br />
<br />
Yoksa, ikiniz de, kendilerine yazık etmişlerden olursunuz![240]<br />
<br />
Ey Âdem! Hiç şüphesiz, bu (İblis), senin de, zevcenin de, düşmanıdır.<br />
<br />
Bundan dolayı, o, sakın sizi Cennetten çıkarmasın!<br />
<br />
Sonra, zahmete düşersin.[241]<br />
<br />
Çünkü, senin acıkmaman, çıplak kalmaman, hep oradadır.[242]<br />
<br />
Ve sen, hakikatan burada susmayacaksın. Güneş(in sıcağı altında)de de, kal­mayacaksın!" buyurdu.[243]<br />
<br />
Nihayet, Şeytan, onu, fitledi:<br />
<br />
Ey Âdem! Seni, Ebedîlik ağacına, zeval bulmayacak bir Devlete (ulaştırmağa) delâlet edeyim mi dedi.[244]<br />
<br />
Onlardan, gizli bırakılmış o çirkin yerlerini, kendilerine açıklamak (göstermek) için, ikisine de, vesvese verdi.:<br />
<br />
Rabb´ınız, size, bu ağacı, başka bir şey için değil, ancak, iki Melek olacağınız, yahut (ölümden âzâde ve) ebedî kalıcılardan olacağınız için (yâni, böyle olmayası­nız diye) yasak etti!" dedi.[245]<br />
<br />
Bir de, onlara: şüphesiz ki, ben, sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim!" diyerek yemin<br />
<br />
etti.[246]<br />
<br />
İşte, böylece, ikisini de, aldatarak (o ağaçtan yemeye) tenezzül ettirdi.<br />
<br />
(Onlar), ağacı(n meyvasını), tattıkları anda ise, o çirkin yerleri, kendilerine açılı-verdi ve üzerlerine, Cennet yaprağından üst üste yamayıp örtmeğe başladılar.<br />
<br />
Rabb´ları da: "Ben, size, bu ağacı, yasak etmedim mi . Şeytan, size, muhakkak, apaçık bir düşmandır! "demedim mi " diye nida buyurdu.<br />
<br />
(Onlar): Ey Rabb´ımız! Kendimize yazık ettik.<br />
<br />
Eğer, sen, bizi bağışlamaz, bizi esirgemezsen, her halde (maddî manevî en bü­yük) zarara uğrayanlardan olacağız!" dediler.[247]<br />
<br />
Şeytan, böylece, onları(n ayağını) oradan kaydırıp içinde bulunduklarından (onun nimetlerinden) onları, çıkarıvermiş (mahrum edivermiş)ti..<br />
<br />
Âdem, Rabbı´ndan, bazı kelimeler belleyip aldı (Ona, o kelimelerle yalvardı)<br />
<br />
O da, onun tevbesini kabul etti.<br />
<br />
Çünki, tevbeyi en çok kabul eden, asıl esirgeyen O´dur.[248]<br />
<br />
En sonra, Rabb´ı, (yine) onu seçti de, tevbesini kabul etti.[249]<br />
<br />
Ona, doğru yolu gösterdi.[250]<br />
<br />
Ve şöyle buyurdu.[251]<br />
<br />
Kiminiz, kiminize düşman olarak hepiniz, oradan (Cennetten) ininizi[252]<br />
<br />
Yer yüzünde, sizin için, bir zamana kadar durak ve yararlanacak şey vardır.[253]<br />
<br />
Orada yaşayacaksınız! Orada öleceksiniz! Yine, oradan (dirilip) çıkanla-caksınız.[254]<br />
<br />
Artık, ne zaman, benden, size, bir hidâyet gelir de, kim bu hidâyetime uyarsa, o (dünyada) sapmaz, (Âhirette de) mutsuz olmaz.[255]<br />
<br />
Onlara, hiç bir korku ve tehlike yoktur.<br />
<br />
Onlar, mahzun da, olacak değillerdir.[256]<br />
<br />
Kim de, benim bu zikrimden yüz çevirirse, onun hakkı da, dar bir geçimdir ve biz, onu, Kıyamet gününde kör olarak haşr ederiz!" buyurdu.[257]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Hz. Havva´dan Doğan Çocukları:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, yüz yıldan sonra Hz. Havva´ya yaklaştı.[258] İlk batında Kabil ile kız kardeşi Lubud (Lübüz)[259] ikiz olarak doğdu.[260] İkinci batında Hâbil ile kız kardeşi Iklima[261] doğdu. Yüce Allah; birinci batında doğanı, ikinci batında doğanla;<br />
<br />
İkinci batında doğanı da, birinci batında doğanla- iki batın arasındaki evlenme­de birbirine muhalefet korunmak sureti ile- evlendirmesini, Âdem Aleyhisselâma emr etti.[262]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın; Hz.Havva´dan, her batında biri erkek, diğeri kız olarak yirmi batında ikiz kırk çocuğu doğdu.[263]<br />
<br />
Bu batınlardan, bir erkek çocuk -kendisiyle birlikte ikiz olarak doğmuş olup ken­disine helal olmayan kız dışında- diğer batınlarda doğmuş bulunan istediği kızla evlenebilirdi.<br />
<br />
Bu da, o zaman, Hz.Havva anadan doğan öteki kız kardeşlerden başka kadın bulunmamış olmasından ileri geliyordu.[264]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Hâbil´in ikiz kız kardeşiyle evlenmesini oğlu Kabil´e; Kabil´in kız kardeşiyle evlenmesini de, oğlu Hâbil´e emr etti. Hâbil; Kabil´in kız kardeşiie evlenmeğe razı oldu.<br />
<br />
Kabil ise, Hâbil´in kız kardeşiie evlenmekten kaçındı ve kendi ikiz kız kardeşiy­le evlenmeğe özendi.[265]<br />
<br />
Hâbil, Kabil´e başvurup kız kardeşini, kendisiyle evlendirmesini istedi.<br />
<br />
Kabil, Hâbil´in dileğini kabul etmedi ve:<br />
<br />
"O, benimle birlikte doğan kız kardeşimdir.<br />
<br />
Kendisi, senin kız kardeşinden daha güzeldir.<br />
<br />
Onunla evlenmeğe, ben, senden daha lâyık ve müstahıkkım!" dedi.[266]<br />
<br />
Gerçekten de, Kabil´in kız kardeşi çok güzel, Hâbil´in kız kardeşi ise, arkindi.[267]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, yüce Allah tarafından, kendisine emr olunanı, Hz. Hav­va´ya da haber verip[268]<br />
<br />
"Kabil´e emr et: Hâbil ile doğan kızla evlensin!<br />
<br />
Hâbile de, emr et: Kabil ile doğan kızla evlensin!" dedi.[269]<br />
<br />
Hz.Havva, bunu, oğullarına söyledi.<br />
<br />
Hâbil, razı oldu.<br />
<br />
Kabil ise, kızdı.[270]<br />
<br />
"Bu, ancak, onun (Âdem Aleyhisselâmın) re´yidir![271]<br />
<br />
Hayır! Vallahi, Allah, bunu, hiç bir zaman emr etmez!" dedi.<br />
<br />
Babasına da:<br />
<br />
"Ey âdem! Bu, senin işlerindendir!" dedi.[272]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabil´e, kız kardeşini, Hâbil ile evlendirmesini emr etti.<br />
<br />
Fakat, Kabil, kabul etmeğe yanaşmadı.[273]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, sana helal değildir!" dedi,[274] ve kızdı:<br />
<br />
"Gidiniz![275] ikiniz, Allah´a, birer kurban takdim ediniz![276]<br />
<br />
Muhakeme olununuz![277]<br />
<br />
Hanginizin kurbanı kabul olunursa, o, bununla evlenmeğe, diğerinden daha lâyık ve müstahık olur![278]<br />
<br />
Hanginiz, onunla evlenmeğe lâyık ise, Allah, semâdan bir ateş indirir, onun kurbanını yakar!" dedi.<br />
<br />
İkisi de, bu teklifi kabul ettiler.[279]<br />
<br />
Hâbil, davar sahibi idi.[280]<br />
<br />
Bir çok davarı vardı.<br />
<br />
Kurban için, davarının süt ve kaymak gibi en nefîs gıdasını hazırladı.[281]<br />
<br />
Kabil, çiftçi idi.[282]<br />
<br />
Kurban için, ekininin en kötüsü olanından aldı.[283]<br />
<br />
Kurbanlarını yaklaştırmaları, kendilerine emr olununca, davar sahibi, davarı­nın en değerlisini, semizini ve güzelini, gönlünden koparak[284]; çiftçi olan ise, pek çok buğday başağı bulunduğu halde, elinde onları ufalayıp yemiş, ancak, bir avuc[285] kötüsünü, karamuklusunu, hem de, gönülsüz olarak takdim etmek üzere[286], Nevz dağına çıktılar.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm da, yanlarında idi.<br />
<br />
Hâbil ile Kabil, kurbanlarını oraya koydular.[287]<br />
<br />
Kabil, Hâbil´e:<br />
<br />
"Ben, senden büyüğüm! Ebeveynimin de, Vasîsiyim.<br />
<br />
O, benimle birlikte doğan kız kardeşimdir.<br />
<br />
Ben, onunla evlenmeğe senden daha lâyıkım!" diyerek övünüyordu.[288]<br />
<br />
O zaman, Hâbil, yirmi yaşında[289], Kabil de, yirmi beş yaşında idi.[290]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Rabb´ına dua etti.[291]<br />
<br />
Hâbil, kalbinde Allanın takdirine rızâ ve emrine boyun eğme duygusu taşımak­ta idi.[292]<br />
<br />
Çünki, o temiz kalbli idi.[293]<br />
<br />
Kabil ise, içinden "Benim kurbanım, ister kabul olunsun, ister kabul olunma­sın, umurumda değildir.<br />
<br />
Hâbil, hiç bir zaman, benim kız kardeşimle evlenemeyecektir!" dedi;[294]<br />
<br />
O sırada, gökten bir ateş inip Hâbil´in kurbanını yaktı.[295] Onun kurbanı, ka­bul olundu.[296]<br />
<br />
Kabil´in kurbanı ise, uzaklaştırıldı. [297] Kabul olunmadı. [298]<br />
<br />
Çünki, o, temiz kalbli değildi. [299]<br />
<br />
Dağdan indiler ve dağıldılar.<br />
<br />
Kabil, Kurbanının, Allah tarafından reddedilişine kızdı. Kendisinin kalbindeki «oskançlığı ve azgınlığı kabardı.[300]<br />
<br />
Hâbil, davarının başına gitmişti.<br />
<br />
Kabil, onun yanına varıp[301]<br />
<br />
"Ben, seni, muhakkak öldüreceğim!" dedi.<br />
<br />
Hâbil:<br />
<br />
"Beni, ne için öldüreceksin " diye sordu. [302]<br />
<br />
Kabil:<br />
<br />
"Çünki, Allah, senden, kurbanını kabul etti. Benim kurbanını kabul etmeyip mana geri çevirdi.<br />
<br />
Demek sen, benim güzel kız kardeşimle evleneceksin! Ben ise, senin çirkin kız kardeşinle evleneceğim, hâ!<br />
<br />
Sonra da, herkes, senin, benden daha hayırlı ve üstün olduğunu söyleyecek-er hâ! [303] Bundan sonrada, senin çocukların, benim çocuklarıma karşı, övünecekler hâ! [304]<br />
<br />
Demek, sen, halkın içine gideceksin. Onlar, senin takdim ettiğin kurbanının caüul olunduğunu, benim kurbanımın ise, geri çevirildiğini öğrenecekler hâ!<br />
<br />
Hayır! Vallahi, halk, ne beni, ne de, seni, senin, benden daha hayırlı olduğunu göremeyecektir!´[305]<br />
<br />
Ben, seni, muhakkak öldüreceğim!" dedi.<br />
<br />
Hâbil:<br />
<br />
"Benim günahım nedir<br />
<br />
Allah, ancak, kendisinden korkanların kurbanını kabul eder." dedi. [306]<br />
<br />
Dağların başlarından aşağı kayıp Kabil´in elinden kurtuldu ise de[307], Kabil, anu, öldürmek için fırsat kollamağa devam etti.<br />
<br />
Hâbil; günlerden bir gün, dağda davarlarını otlattığı[308] ve kendisi de, orada «atıp uyuduğu sırada, Kabil, onun yanına vardı. Yerden kaldırıp başına vurduğu :&gt;r kaya parçasile Hâbil´i, öldürdü. [309]<br />
<br />
Kabil, Hâbil´i, akşamleyin öldürmüştü.<br />
<br />
Ertesi günü, sabahleyin "Ne yapıyor " diye ona bakmak için gitti.[310]<br />
<br />
Hâbil; yer yüzünde Âdem oğullarından ilk ölen kimse olduğu için, Kabil, onun ölüsüne, ne yapacağını bilemiyordu.[311]<br />
<br />
O sırada, Yüce Allah iki karga gönderdi. Onlar, birbirleriyle kavga ettiler. Biri, diğerini öldürdü.<br />
<br />
Sonra, gagası ve iki ayağı ile bir çukur kazıp öldürdüğü kargayı onun içine itip bıraktı ve üzerini toprakla örttü. Kabil, onun yaptığını gördü. [312]<br />
<br />
Kurban Hâdisesi ve sonucu, Kur´ân-ı Kerimde şöyle açıklanır: "Onlara, Âdem´in iki oğlunun gerçek haberini oku!<br />
<br />
Hanı, onlar, (Allah´a yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi de, ikisinden birininki kabul olunmuş, o birininki kabul olunmamıştı.<br />
<br />
O (evvelkisi, kardeşine):<br />
<br />
"Seni, elbette öldüreceğim!" demişti.<br />
<br />
(Beriki de, şöyle) söylemişti:<br />
<br />
"Allah, ancak (Kendisinden) korkanlar(ınkini) kabul eder.<br />
<br />
And olsun ki: sen, beni öldürmen için, elini bana uzatırsan, ben seni öldürmem için, elimi, sana uzatıcı değilim!<br />
<br />
Çünki, ben, âlemlerin Rabb´ı olan Allahdan korkarım.<br />
<br />
Şüphesiz dilerim ki: Sen, kendi günahınla birlikte benim günahımı da, yüklene-sin de, o ateşin yaranından olasın!<br />
<br />
İşte, zâlimlerin cezası, budur."<br />
<br />
Nihayet, nefsi, ona kardeşini öldürmeyi kolay göstermişti. O da, onu öldürmüştü.<br />
<br />
Bu yüzden, (maddî, manevî) ziyana uğrayanlardan olmuştu.<br />
<br />
Sonra, Allah, bir karga gönderdi.<br />
<br />
O, eşiyordu ki, ona, kardeşinin ölü cesedini, nasıl örteceğini (gömeceğini) gös­tersin.<br />
<br />
"Yazıklar olsun bana! dedi, ben, şu karga gibi bile olup ta, kardeşimin cesedini örtmekten (gömmekten) âciz mi oldum "<br />
<br />
Artık, o, (ettiğine) peşimanlığa düşenlerden olmuştu. "[313]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Kabili Kovuşu:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabil´e:<br />
<br />
"Git! Artık, sen, hiç bir zaman korkutulmaktan uzak kalmayacak, gördüğün hiç bir kimseden de, güvenlikte ve selâmette olmayacaksın!" dedi.<br />
<br />
Kabil; kendisiyle birlikte doğan kızın elinden tutarak Nevz dağından inip[314] Yemen topraklarından Aden´e gitti. [315]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmla Hz.Havva, Hâbil için, uzun zaman ağladılar.´[316]<br />
<br />
<br />
<br />
Kabil´in Âkibeti:<br />
<br />
<br />
Kabil´in oğullarından Kabil´e rastlayıp ta, onu, taşa tutmayan bir kimse yoktu.<br />
<br />
Kabil´in âmâ olan oğlu, bir gün, Kabil´in yanına kendi oğlu ile birlikte gelip oğ­lu: "İşte, bu, baban Kabil!" deyince, âmâ, hemen bir taş atarak babası Kabil´i öldürdü!<br />
<br />
Âmâ´nın oğlu: "Babacığım! Sen, babanı, öldürdün!" dedi. Âmâ, hemen elini kaldırıp oğluna bir şamar indirdi. O da, öldü!<br />
<br />
Bunun üzerine, âmâ "Yazıklar olsun bana! Attığım taşla babamı, öldürdüm! İndirdiğim şamarla da, oğlumu, öldürdüm!" diyerek acındı. [317]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın İlk Nebi (Peygamber) Oluşu<br />
<br />
<br />
insanlara gönderilen Peygamberlerin ilki, Âdem Aleyhisselâmdır. [318]<br />
<br />
Eshab-ı kiramdan Ebû Zerr´ül ´gıfârî der ki[319]: "Nebî Aleyhisselâm´a[320] (Yâ Resûlallâh! [321] Nebîlerin evveli, ilki hangisidir ) diye sordum.<br />
<br />
(Âdem´dir!) buyurdu.<br />
<br />
(O, Nebî mi idi ) diye sordum.<br />
<br />
(Evet! Mükellem (Allah´la konuşan) bir Nebî idi.) buyurdu." [322]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, çocuklarına, Peygamber olarak gönderildi ve Kendisine, yirmi bir Sahife indirildi.[323]´´<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâma yazı yazmayı öğrettiği için, Âdem Aleyhisselâm, inen sahifeleri kendi el yazısı ile yazdı. [324]<br />
<br />
Yüce Allah´ın, Âdem Aleyhisselâma indirdiği hükümler arasında, ölü hayvan eti, kan ve domuz eti de, haram kılınmıştı. [325]<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimizin Miraç Gecesinde Birinci Kat Semada Âdem Aleyhisselâmla Selamlaşması: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Mîrac gecesinde, Cebrail Aleyhisselâmla dünya semasının üzerine çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda bir takım karaltılar bulunan, sağına baktıkça, gülen, soluna baktıkça da, ağlayan bir Zat ile karşılaş­malardı.[326]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimize:<br />
<br />
"Selâm ver Ona!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz, selâm verdi.<br />
<br />
O da, Peygamberimizin selâmına mukabele etti. [327] ve:<br />
<br />
"Hoş geldin, safa geldim sâlih Peygamber! Salih oğlum!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz, Cebrail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Kim bu " diye sordu. [328]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu, atan Âdem (Aleyhisselam)dır! [329]<br />
<br />
Sağında ve solunda olan şu karaltılar da, onun soyundan gelen çocuklarının ruh­larıdır!<br />
<br />
Onlardan, sağında olanlar, Cennetlik; solunda olan karaltılar da, Cehennemliktirler! Sağına bakınca, güler, soluna bakınca da, ağlar!" dedi. [330]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma Kıyamete Kadar Gelecek Zürriyetinin Arz Edilişi Ve Onlardan Ve Peygamberlerden Ahdü Mîsak Alınışı<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; yaratıldığı[331], veya semâda bulunduğu[332] veya Cen­netten, yer yüzüne indirildiğ[333], ya da,<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke´de Arafat arkasındaki Na´man mevkiinde bulunduğu sırada[334], Yüce Allah; onun sırtını sıvazladı da, sırtından, Kıyamete kadar yaratacağı zürriyetinin her canlı kişisi düştü.<br />
<br />
Sonra, onlardan, her insanın iki gözü arasında nurdan bir parıltı yaratıp onları, Âdem Aleyhisselâma arz etti.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Rabb´ım! Kim bunlar " diye sordu.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Bunlar, senin zürriyetindir!" buyurdu. [335]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
Yâ Rabb! Şu, Nurlar ile insanlara üstün geldiklerini gördüğüm kimlerdir " aye sordu.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Âdem! Onlar, zürriyetinden gelecek Peygamberlerdir!" buyurdu.[336]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın belinden bütün zürriyetini çıkarıp onları, akıl sahibi yaptı da, kendilerine hitapta bulundu: İman ile emr ve imansızlıktan nehy<br />
<br />
etti. [337]<br />
<br />
Kendilerinden Ahd ve Mîsak aldı ve onları, kendilerine şâhid tutup Kıyamet günü Biz, bunu, bilmiyorduk! demeyesiniz diye, size, yedi kat gökleri şâhid tuttum ve sze Babanız Âdemi de, şâhid tuttum.<br />
<br />
Şunu, iyi biliniz ki: Benden başka Rabb yoktur. Bana, hiç bir şeyi, ortak tutmayınız!<br />
<br />
Bu Ahd´ü Mîsakımı, size hatırlatacak Peygamberlerimi de, göndereceğim ve sze Kitablarımı da, indireceğim! [338]<br />
<br />
Ben, sizin Rabb´ınız değil miyim " buyurdu. Evet! Sen, bizim Rabb´ımızsın! [339]<br />
<br />
Senin, bizim Rabb´ımız ve İlâhımız olduğuna, bizim için, Senden başka Rabb bulunmadığına şâhid olduk!" dediler, ve bunu, ikrar ettiler. [340]<br />
<br />
Bu hâdise, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
´Hani, Rabb´ın, Âdem oğullarından, onların sırtlarından (sulblerinden) zürriyet-erini çıkarıp kendilerini, nefslerine şâhid tutmuş:<br />
<br />
Ben, sizin Rabb´ınız değil miyim (demişti)<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"Evet! (Rabb´ımızsın!) şâhid olduk!" demişlerdi.<br />
<br />
(İşte, bu şâhidlendirme) Kıyamet günü; Bizim, bundan haberimiz yoktu!" deme-"neniz içindi.<br />
<br />
Yâhud: daha önce, ancak, Atalarımız, şirk koşmuştu. Biz ise, onların ardından (gelen) bir nesliz.<br />
<br />
Şimdi, o bâtılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden, bizi, helak mı edeceksin" dememeniz içindi.´[341]<br />
<br />
Yüce Allah; ayrıca, bütün Peygamberlerden de, Risâlet ve Nübüvvet Mîsakı aldı.[342]<br />
<br />
Bu da, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
"AJlân; (geçmiş) Peygamberler(in)den - And olsun ki: size, Kitab ve hikmet ver-dim. Sonra da, size, nezdinizdeki (o kitab ve hikmeti) tasdik eden bir Peygamber gelmiştir (getecektir)<br />
<br />
Ona, mut/aka imân ve Kendisine herhalde yardım edeceksiniz diye (ahd ve) Mî-sak aldığı zaman: İkrar ettiniz ve üzerinize, bu ağır yükümü alıp kabul eylediniz mi buyurdu.<br />
<br />
Onlar (cevaben) İkrar ettik! dediler.<br />
<br />
(Allah da): Öyle ise, birbirinize ve ümmetlerinize karşı, şâhid olunuz! Ben de, sizinle beraber (bu ikrarınıza) şâhidlik edenlerdenim! buy urdu. [343] Kadı lyaz´a göre: Yüce Allah, bu Mîsakı, Vahy ile almıştır.<br />
<br />
Hiç bir Peygamber göndermemiştir ki, ona, Muhammed Aleyhisselâmı veya vasıflarını anmış ve ona eriştiği takdirde, kesin olarak iman edeceksin! diye ken­disinden ahd ve Mîsak almış olmasın.<br />
<br />
Deniliyor ki: Yüce Allah, Peygamberlerinden, bunu, kendi kavmlarına da, ha­ber vermeleri ve onların, kendilerinden sonra gelecek kavmlara da, haber ver­meleri hususunda dahi kesin söz almıştır... "[344]<br />
<br />
Hz. Ali de demiştir ki:<br />
<br />
"Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâm´dan ve ondan sonra gelen her Peygam­berden:<br />
<br />
Eğer, Muhammed Aleyhisselâm, gönderildiği zaman, kendileri, sağ olurlarsa, ona, iman ve dinine yardım etmeleri ve aynı surette Ümmetlerinden de kesin söz almaları hususunda kesin söz almıştır." [345]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma Peygamber Resimlerinin İndirilişi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın dileği üzerine, zürriyetinden gelen (bazı) Pey­gamberlerin suretlerini´[346] Cennet ipeklerinden kumaşlara[347] çıkarttırıp´[348]´ Adem Aleyhisselâma indirmişti. [349]<br />
<br />
Bunlar, Âdem Aleyhisselâmın; güneşin battığı yerin yanındaki Mahzeninde saklı ulunuyordu.[350]<br />
<br />
Zülkarneyn Aleyhisselâm, onları Mahzenden cıkarıp[351] Danyal Aleyhisselâ-ia vermiş[352] Danyal Aleyhisselâm da, onları[353] ipek kumaşlara geçirmiş[354], ozmişti´[355].<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmdan Muhammed Aleyhisselâma kadar olan Peygamberler­den bir kısmına aid bulunan bu resimler[356], Kıraldan kirala geçe geçe Kayser Herakliüs´e kadar gelip erişmiş[357], o da, Hz.Ebû Bekr´in İstanbul´a giden Elçi-erine, Sandığından, birer birer çıkarıp göstermiş. İslâm Elçileri, Peygamberimi­zin Resmiyle karşılaşınca, ağlamışlardır´[358]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Sağlığında Gördüğü Oğul Ve Torunlarının Sayısı Ve Vefatı:<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Nevz dağında, oğulları ve oğullarının oğulları, kırk bine doluncaya kadar yaşadı. [359]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, ölüm döşeğine düştüğü zaman, oğullarına: "Oğulcuklarım! Ben, Cennet meyvalarından yemeyi özlüyorum!" dedi.<br />
<br />
Oğulları, onu, Babaları için aramağa, elde etmeğe gittiler. Meleklerle karşı-aştılar.<br />
<br />
Meleklerin yanlarında, Âdem Aleyhisselâm için, kefen ve koku ile kazma, kü­rek ve zenbil vardı.<br />
<br />
Melekler:<br />
<br />
"Ey Âdem´in oğulları! Nereye gidiyorsunuz ve ne aramak istiyorsunuz " diye sordular.<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"Babamız, hastadır. Cennet meyvalarından yemeği arzuluyor, onu, toplamak îçin, bizi gönderdi." dediler.<br />
<br />
Melekler:<br />
<br />
"Geri dönünüz/ Babanızın eceli geldi!" dediler.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın oğulları, Meleklerle birlikte geri döndüler.<br />
<br />
Melekler, Âdem Aleyhisselâmın yanına girince, Hz.Havva, korktu ve Âdem Aley-hisselâma yapıştı.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Sen, Yüce Rabb´ımın Melekleri ile benim aramdan çekil!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Melekler, Âdem Aleyhisselâmın ruhunu kabz ettiler.<br />
<br />
Sonra, onu, yıkadılar, kefenlediler, kokuladılar.<br />
<br />
Kabrini, kazdılar.<br />
<br />
Meleklerden birisi, öne geçti.<br />
<br />
Öteki Melekler de onun arkasına durdular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın oğulları da, onların arkasında sıralandılar.<br />
<br />
Cenaze namazını kıldılar.<br />
<br />
Melekler, kabrin içine girip Âdem Aleyhisselâmı, kabre indirdiler.<br />
<br />
Üzerini, kerpiçle kapattılar. Kabrin üzerine, toprak çektikten sonra "Ey Âde-moğulları! İşte, ölüleriniz hakkında tutacağınız yol, budur!" dediler.[360]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Vefat Günü, Yaşı Ve Kabri:<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın vefat ettiği gün, cuma günü idi.[361] Ömrü de, bin yıldı[362] Selâm olsun Ona!<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın kabri hakkında müteaddid ve muhtelif rivayetler olup bun­lara göre:<br />
<br />
1) Âdem Aleyhisselâmın cesedi, Hindistan´ın Nevz dağındaki mağarada idi.[363]<br />
<br />
2) Âdem Aleyhisselâmın cesedi, mekke dağlarıdan Ebû Kubeys dağındaki kenz mağarasında idi.<br />
<br />
3) Âdem Aleyhisselâmdan bir yıl sonra, Hz.Havva da, vefat edince, Kenz ma­ğarasına gömülmüştü.[364]<br />
<br />
4) Sâm b.Nuh, Âdem Aleyhisselâmın cesedini, Mekkedeki Hayf mescidinin yanına gömülmüştü..[365]<br />
<br />
5) Nuh Aleyhisselâmın, hem Âdem Aleyhisselâmın, hem de hz. Havva nın Ebû Kubeys dağındaki<br />
<br />
kenz mağarasından alıp tabut içinde gemide taşıdığı cesetlerini Tufandan sonra, eski yerlerine iade etmiştir.[366]<br />
<br />
6) Nuh Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâmın gemide taşıdığı cesedini , gemiden indiği zaman götürüp Beytülmaktis (Kudüs) e gömmüştür.[367]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemali:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
Uzun hurma ağacı gibi[368], upuzun boylu[369], kıvırcık[370] ve çok saçlı[371] kırmızı benizli, büyük gözlü, kalın baldırlı , uzun boyunlu[372], yassı yağırnılı idi.[373]<br />
<br />
Sakalsızdı.[374]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın başının saçı, iki bölük halinde örgülü idi.[375]<br />
<br />
Kendisi yaratıklar içinde en güzeli idi.[376]<br />
<br />
Onun güzelliği Yusuf Aleyhisselâmdan başka hiçkimsede toplanmamıştı.[377]<br />
<br />
<br />
<br />
Gerekli Bir Açıklama:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Ebülbeşer liği, Yüce Allah tarafından, müteaddid sure ve ayetlerde insanlara, Ey Adem oğulları! diye hitab buyurması ile [378],<br />
<br />
Ey insanlar! Sizi bir tek candan yaratan, ondan da, yine, onun zevcesini vücuda getiren ve ikisindende, bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbınıza karşı gelmekten sakınınz.! [379]<br />
<br />
Ey Âdem oğulları ! Şeytan Ana ve Babanızı , fena yerlerine kendilerine göstermek için , elbiselerini soyarak. Nasıl cennetten çıkardı ise, sakın sizi de bir fitne yapmasın! [380]<br />
<br />
Nasslarile sabit iken,<br />
<br />
Hattâ, son nass´a göre: yalnız Âdem Aleyhisselâmın Ebülbeşerliği´nin değil, zevcesinin de Ümmülbeşerliğinin kabul edilmesi gerekirken,<br />
<br />
Bazı, ilim ve din adamlarının, Kur´ân-ı kerimde, Âdem Aleyhisselâmın, Ebül-beşer olduğu hakkında açık ve kesin bir Nass bulunmadığını ve hattâ, Âdem Aley­hisselâmın, insanların Atası olduğu hakkındaki Hadîs-i şeriflerin bile, bu husus­taki âyetin tefsir ve izahı sayılamayacaklarını söyleyecek kadar ileri gitmelerine şaşmamak, elde değildir!<br />
<br />
Halbuki; o Hadîs-i şeriflerde, Kıyamet gününde Mahşer halkının, şefaat için Âdem Aleyhisselâma baş vurarak:<br />
<br />
"Ey Âdem! Sen, Ebülbeşer´sin!" diye hitab edecekleri[381] ve Mekke´nin fethin­de îrad buyrulan hutbe´de de:<br />
<br />
"Bütün insanlar, Adem´dendir!<br />
<br />
Âdem de, topraktandır, topraktan yaratılmıştır!" diye açıklanmış bulun-maktadır.[382]<br />
<br />
Mübarek ağzından, hak ve gerçek olandan başkası çıkmayan[383], Kendi rey ve hevâsından söz söylemeyen[384] Peygamberimiz Aleyhisselâmın konumuzdaki açık ve kesin beyanlarını bir yana itebilmek cesaretini kendimizde nasıl bulabili­yoruz bilmem Cenab-ı Hakk, hepimizi afvetsin!<br />
<br />
Kendilerinden, hiç beklenmeyen bazı zatların kitaplarında görülen ve insanın, maymun cinsinden tekâmül ederek meydana geldiğini açıklayan ve binnetice, Âdem Aleyhisselâmın Ebülbeşer´liğini inkâra varan sözleri karşısındaki hayreti­miz de, evvelkisinden aşağı değildir.<br />
<br />
Bir Hadîs-i şerifde: Âdem Aleyhisselâmın, kendisine mahsus olan suret üzere yaratılmış olduğu açıklandığı gibi[385]; Kur´ân-ı kerimde de, insanların, Yüce Al­lah´a ibadet etmek üzre yaratıldıkları açıklanmıştır.[386]<br />
<br />
Yüce Allah;<br />
<br />
İnsanları yaratmağa da, Âdem Aleyhisselâmın yaratılışiyle başlayacağını ve Me­leklere:<br />
<br />
"Ben, yer yüzünde bir Halîfe yaratacağım!" buyurduğu zaman, Melekler:<br />
<br />
"Biz, Seni, hamd´inle teşbih ve takdis edip dururken, orada, bozgunculuk ede­cek, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın !" demişler,<br />
<br />
Yüce Allah da:<br />
<br />
"Sizin bilemeyeceğiniz şeyleri, ben, bilirim!" buyurmuş.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma, tüm Esmâ´yı öğretmiş, sonra, onları, Meleklere gösterip:<br />
<br />
"Doğrucular iseniz, bunları, isimlerile, haydi, bana, haber veriniz!" buyurmuş.<br />
<br />
Melekler de:<br />
<br />
"Seni, tenzih ederiz. Senin, bize öğrettiğinden başka, bizim hiç bir bilgimiz yok!<br />
<br />
Her şeyi, hakkıyle bilen ve her yaptığını yerli yerince yapan Sen´sin Sen!" de­mişlerdir.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Âdem! Onları, isimleriyle kendilerine haber ver!" buyurup o da, onları, isim­leriyle söyleyivermişti.[387]<br />
<br />
Yüce Allah , Âdem Aleyhisselâmı, yaratmadan önce, onu, bir beşer, bir insan olarak yaratacağını da, açıklamış:<br />
<br />
"An o vakti ki: Rabb´ın, Meleklere:<br />
<br />
Ben, kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!<br />
<br />
O halde, ben, onun yaratılışını bitirdiğim, ona, Ruhum´dan üfürdüğüm zaman, siz, derhal, onun için secdeye kapanınız!" buyurmuş.<br />
<br />
Bunun üzerine, Meleklerin hepsi, toptan secde etmiştir,[388]<br />
<br />
Yaratılış bitirilip Ruh üfürülür üfürülmez, Melekler, her hangi bir yaratığa değil, kendisine, yüce Allah tarafından her şeyin ismi öğretilen Âdem Aleyhisselâma secde etmişlerdir.<br />
<br />
Yüce Allah, insanı, evvel ve âhir, insan olarak ve en güzel bir biçimde yarattığını açıkladığı gibi[389], hayvanları da, hayvan olarak yarattığını açıklamış:<br />
<br />
"Allah, her hayvanı, sudan yarattı.<br />
<br />
İşte, bunlardan kimi, karnı üstünde yürüyor, kimi, iki ayağı üstünde yürüyor, ki­mi de, dört ayağı üstünde yürüyordun<br />
<br />
Allah, ne dilerse, yaratır.<br />
<br />
Çünkü, Allah, her şeye hakkıyle kadirdir." Buyurmuştur.[390]<br />
<br />
Durum; ilk insan olan Âdem Aleyhisselâm için olduğu kadar, onun zürriyeti bu­lunan bütün insanlar için de aynıdır.<br />
<br />
Nitekim, Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmın bütün zürriyetini -onlar daha dün­yaya gelmeden önce- onun belinden çıkarıp kendilerine:<br />
<br />
"Ben, sizin Rabb´ınız değil miyim " diye hitapta bulunduğunu ve onların da:<br />
<br />
"Evet! Sen, bizim Rabb´ımız´sın!" ikrarında bulunduklarını açıklamıştır.[391]<br />
<br />
Kur´ân-ı Kerim´in Meryem sûresinde, insanlar arasından:<br />
<br />
Zekeriyyâ, Yahya, İsâ, İbrahim, İshak, Yâkub, Mûsâ, İsmail ve İdris Aleyhisse-lâmlar anıldıktan sonra:<br />
<br />
"İşte, bunlar, Allah´ın, kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerden, Âdem´in zürriyetinden, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsmail´in neslinden hi­dayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir....."[392] buyrularak, İnsanların, Âdem Aleyhisselâmın zürriyetinden oldukları -dolayısıyle de- açıklanmış bulun­maktadır.<br />
<br />
Bu İlâhî gerçekler, görmezden gelinerek, Âdem Aleyhisselâmın, insanların Atası olduğu hakkında, Kur´ân-ı kerimde açık ve kesin bir Nass bulunmadığı veya in­sanların maymun cinsinden tekâmül ederek insan oldukları nasıl iddia edilebilir Hayret!<br />
<br />
Kâinatta bir tekâmül ve gelişme bulunduğunda şüphe yoktur.<br />
<br />
Fakat, bu tekâmül; sanıldığı gibi, bir cinsten, diğer bir cinse geçiş şeklinde de­ğil, aynı cins dahilinde bir gelişme ve iyileşme mahiyetindedir.<br />
<br />
Bu güne kadar, hiç bir hayvan, zahirî benzerliklerine rağmen, gelişerek, kendi cinsinden başka bir hayvan olmamış ve olmamaktadır.<br />
<br />
At, deve, eşek, maymun... ehlî, vahşî, büyük, küçük... bütün hayvanlar, sayı­sız çeşidleriyle bütün kuşlar -birbirlerine olanca benzerliklerine rağmen- ancak, kendi cinslerini devam ettirmişlerdir.<br />
<br />
Hiç birinin, kendi cinsinden başka bir cinse değiştiği görülmemiş ve görülme­mektedir.<br />
<br />
Bitkilerde de, durum, aynıdır.<br />
<br />
Hiç bir zaman, arpa ekilen yerden, buğday veya yulaf biçilmemiş, buğday eki­len tarladan da, pirinç elde edilmemiştir.<br />
<br />
Hulâsa: kâinatta, her çekirdek, her tohum, ancak ve ancak, kendi cinsinin, kendi nevinin özelliğini taşımakta ve sürdürmektedir.<br />
<br />
Gerçek ve vâki´ olan, budur.<br />
<br />
Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası.<br />
<br />
Allahü teâlânın emri ile melekler çeşitli memleketlerden topraklar getirdiler. Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp insan şekline koydular. Bu şekilde Mekke ile Taif arasında kırk yıl yatıp “salsal” oldu yani pişmiş gibi kurudu. Önce Muhammed aleyhisselamın nuru alnına kondu. Sonra Muharremin onuncu Cuma günü ruh verildi. Her şeyin ismi ve faydası kendisine bildirildi. Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi.<br />
<br />
Allahü teâlânın emri ile bütün melekler Âdem aleyhisselama karşı secde ettiler. Uzun zaman meleklerin hocalığını yapmış olan İblis, kibirlenip bu emre karşı geldi ve Âdem aleyhisselama karşı secde etmedi. “O çamurdan yaratıldı, ben ise ateşten yaratıldım. Ondan üstünüm.” iddiasında bulundu. İblis (şeytan) kendini üstün görüp, kibirlenerek Allahü teâlânın emrine uymayınca gadab-ı ilahiyyeye uğradı ve Cennet’ten kovuldu.<br />
<br />
Âdem aleyhisselam kırk yaşındayken Firdevs adındaki Cennet’e götürüldü. Cennet’te bulunduğu sırada veya daha önce Mekke dışında uyurken sol kaburga kemiğinden hazret-i Havva yaratıldı. Allahü teâlâ onları birbirine nikâh etti. Cennet’te yerleşmelerini ve Cennet’in meyvelerinden dilediklerini yemelerini bildirdi. Fakat Cennet’te bulunan bir ağaç için, “Bu ağaca yaklaşmayın, bu ağaçtan yemeyin.” buyurdu.<br />
<br />
Âdem aleyhisselam ve Havva validemiz, Cennet’te bin yıl kadar yaşayıp, İblisin yalan yeminine inanarak yasak edilen ağacın meyvesinden unutarak önce hazret-i Havva, sonra Âdem aleyhisselam yedikleri için Cennet’ten çıkarıldılar. Âdem aleyhisselam Hindistan’da Seylan (Serendib) Adasına, Havva ise, Cidde’ye indirildi. Birbirlerinden iki yüz sene müddetle ayrı kalan Âdem aleyhisselam ve hazret-i Havva bu müddet içinde ağlayıp yalvardıktan sonra tövbe ve duaları kabul oldu. Hacca gelmeleri emrolundu.<br />
<br />
Arafat Ovasında hazret-i Havva ile buluştu. Kâbe’yi inşa etti. Her sene hac yaptı. Arafat Meydanında veya başka meydanda kıyamete kadar gelecek çocukları belinden zerreler halinde çıkarıldı. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye soruldu. Hepsi; “Bela = Evet!” dediler. Sonra hepsi zerreler haline gelip beline girdiler. Buna “Ahd-ü-Misak” ve “Kalu Bela” denildi. Âdem aleyhisselam ve hazret-i Havva daha sonra Şam’a geldiler. Burada yirmi defa ikiz evladı oldu. Bir defa da yalnız Şit aleyhisselam oldu. Neslinden kırk bin kişiyi gördü.<br />
<br />
Oğullarına ve torunlarına peygamber olarak gönderildi. Cebrail aleyhisselam kendisine on iki defa geldi. Kendisine on suhuf (forma) kitap verildi. Bu kitapta; iman edilecek hususlar, çeşitli diller ve lügatler, her gün bir vakit namaz kılmak, gusül boy abdesti almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz eti yememek, tıb, ilaçlar, hesab, geometri gibi şeyler bildirildi. Ayrıca fizik, kimya, tıb, eczacılık, matematik bilgileri öğretildi. İbrani, Süryani ve Arap dillerinde kerpiç üstüne çok yazı yazıldı.<br />
<br />
İlk insanlar, bazı tarihçilerin zannettiği gibi ilimsiz, fensiz, görgüsüz, çıplak ve vahşi kimseler değildi. Bugün Asya, Afrika çöllerinde ve Amerika ormanlarında tunç devrindekilere benziyen vahşiler yaşadığı gibi, ilk insanlarda da bilgisiz basit yaşayanlar vardı. Bundan dolayı ne bugünkü, ne de ilk insanların hepsi için vahşidir denilemez. Hazret-i Âdem ve ona inananlar şehirlerde yaşarlardı. Okuma-yazma bilirlerdi. Demircilik, dokumacılık, çiftçilik, ekmek yapmak gibi san’atları vardı. Altın üzerine para dahi basılmış, maden ocakları işletilip, çeşitli aletler yapılmıştı.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamın hiç sakalı yoktu. İlk sakalı çıkan Şit aleyhisselamdır. Hazret-i Âdem çok güzeldi. Siyah saçlı ve buğday tenliydi. On bir gün hasta yatıp, bir Cuma günü vefat etti. Âdem aleyhisselam vefat edince, Cebrail aleyhisselam bir gömlek giydirdi. Şit aleyhisselama yıkamayı öğretti. Yıkayıp kefenlediler.<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyruldu ki:<br />
“Âdem aleyhisselam vefat edince, melekler üç defa su ile yıkadılar. Onu defnettiler. Sonra çocuklarına dönerek, (Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız) dediler.”<br />
<br />
Şit aleyhisselam imam olup cenaze namazını kıldırdı. Âdem aleyhisselamın kabri; Kudüs’te, Mina’da, Mescid-i Hif’te veya Arafat’tadır. Hayatını bildiren rivayetler birbirinden farklıdır.<br />
<br />
Hazret-i Âdem, Allah’a ilk hamd ve ilk tövbe edendir. Seçilmişlerin ilki, yeryüzünde Allahü teâlânın ilk halifesidir.<br />
<br />
Birçok mucizeleri vardır. Bunlardan bir kaçı şöyledir:<br />
Yırtıcı, vahşi hayvanlarla konuşurdu. Susuz dağ ve taşlara elini vurunca, pınarlar fışkırır, temiz sular akardı. Eline aldığı ufak taşlar, yüksek sesle Allahü teâlâyı zikrederdi.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamın yaratılması, Cennet’te kalması, Cennet’ten çıkarılarak yeryüzüne indirilmesi, Kur’an-ı kerimde çeşitli âyet-i kerimelerde bildirilmiştir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Âdem Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm´ın Yaratılışı:<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmı yaratmak istediği zaman[1], yere: "Ben, sen­den bir halk yaratacağım ki, onlardan, bana itaat edenler de olacak, onlardan, bana isyan edenler de olacaktır.<br />
<br />
Onlardan, bana itaat eden kimseyi, Cennet´e koyacağım.<br />
<br />
Bana isyan eden kimseyi ise, Cehennem´e sokacağım!" diye Vahy etti. Sonra da[2], Cebrail Aleyhisselâmı, yerden[3], bir avuç toprak[4], çamur getirmesi için, gönderdi.<br />
<br />
Yer, Cebrail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ben, senin, benden bir şey eksiltmenden, beni, yaramaz hale getirmenden, Allah´a sığınırım![5]<br />
<br />
Ben, senin, beni eksiltmeni, istemiyorum!<br />
<br />
Çünki, Allah, benden bir halk yaratacak, bu halk ta, Allah´a âsi olacak.<br />
<br />
Allah, onlardan dolayı, beni, bir ceza ile cezalandırır!" dedi.[6]<br />
<br />
Bunun üzerine, Cebrail Aleyhisselâm, ondan, bir şey almaksızın[7] geri döndü.<br />
<br />
"Yâ Rabb! Yer, sana sığınınca, onu, sığındırdım.[8]<br />
<br />
Onun üzerinde durmayı, kendisini zorlamayı uygun görmedim." dedi.[9]<br />
<br />
Yüce Allah, bundan sonra, Mikâil Aleyhisselâmı gönderdi.[10]<br />
<br />
Yer, Ona da, Cebrail Aleyhisselâma söylediği gibi söyledi.[11]<br />
<br />
Onun yapacağı şeyden dolayı da, Allah´a sığındı.<br />
<br />
Mikâil Aleyhisselâm da, onu, sığındırdı.[12]<br />
<br />
Yer, böyle, kendisinden bir şey alınmasından. Allah´a sığınınca[13], Mikâil Aley­hisselâm. ondan bir şey almaksızın[14] dönüp Yüce Allah´a, Cebrail Aleyhisselâ-mın söylediği gibi söyledi. Bunun üzerine. Yüce Allan, yere, Ölüm Meleğini gönderdi.[15]<br />
<br />
Yer. yine. kendisinden alacağı şeyden dolayı[16], Allah´a sığınınca[17], ölüm me­leği: "Ben de. Allah´ın emrini, yerine getirmemiş olarak dönmemden Allah´a sı­ğınırım!" dedi.[18]<br />
<br />
Yer yüzünden alacağını aldı ve tek yerden almadı.[19] Kırmızı, beyaz ve siyah topraktan aldı.[20] ve karıştırdı.[21] Böyle, yer yüzünden alınan topraktan yaratılmış olduğu için, Âdem Aleyhisse­lâma "Âdem" ismi verilmiştir.[22]<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmı, yaratmağa başladığı zaman, Melekler[23]: "Allah[24], Yüce Rabb´ımız, varsın, istediğini yaratırsın.[25]<br />
<br />
Allah, bizden daha bilgili ve kendisi katında bizden daha şerefli bir halk ya­ratmaz![26]<br />
<br />
Biz muhakkak, o yaratılacak olandan daha bilgili ve ondan, daha şerefliyizdir!" diyerek[27], aralarında gizlice konuştular.[28]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın bedenini Cennet´te yaratarak onu, dilediği kadar, kendi halinde bıraktığı sırada, İblis, onun çevresinde dolaşmağa başlayıp çinin boş ve kendisine mâlik olamayacak bir biçimde yaratılmış olduğunu gördü ve anladı da[29] "Ben, bunu kolayca yenebilir, ona, üstün gelebilirim!" dedi.[30]<br />
<br />
Melekler, Âdem Aleyhisselâmın, Cennette yerde duran ruhsuz cesedini gör­dükleri zaman korktular.<br />
<br />
Onların arasında en çok korkan da, İblis (Şeytan) idi.<br />
<br />
iblis, cesedin yanından geçtikçe "Sen, muhakkak, büyük bir iş için yaratılmış-sındır!" derdi.[31]´Ayağıyla, ona vurur ve vurdukça da, cesed, testi gibi ses çı­karırdı.<br />
<br />
"Her halde, sen, böyle testi gibi seslenmek için değilsin! Muhakkak yaratıldı­ğın şey içinsin![32] Eğer ben senin üzerine musallat kılınacak, sataştırılacak olur­sam, muhakkak seni, helak edeceğim!<br />
<br />
Eğer, sen, benim üzerime musallat kılınacak olursan, sana isyan edeceğim!"<br />
<br />
derdi.[33]<br />
<br />
İblis, Meleklere de; "Bu, size üstün tutulacak olursa, siz ne yaparsınız " diye sordu.<br />
<br />
Melekler "Biz, Rabb´ımıza itaat ederiz!" dediler.<br />
<br />
İblis ise, içinden "Vallahi, bu, bana üstün tutulacak olursa, ona, isyan edece­ğim!" dedi.[34]<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma, Ruh üfürdüğü zaman, Ruh, Onun cesedi­nin baş tarafından girdi ve cesedin her yerinde eseri ve kan, meydana geldi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, aksırınca, Melekler, Âdem Aleyhisselâma: "Elhamdü lil-iâh (Hamd olsun Allah´a!) de" dediler.<br />
<br />
Adem Aleyhisselâm da "Elhamdü lillâh!" dedi.[35]<br />
<br />
Başka rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, aksırınca, hamd etmesini, Ona, Yü­ce Allah ilham etti.[36]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm da, Rabb´ına hamd etti.[37] "Elhamdü lillâhi Rabb´il´âle- nîn = Rabb´ül´âlemîn olan Allah´a hamd olsun" dedi.[38]<br />
<br />
Yüce Allah da "Rabb´ın, sana rahmet etsin!" buyurdu.[39]<br />
<br />
Yüce Allah;<br />
<br />
"Ey Âdem! Ben, kim´im " diye sordu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, senden başka ilâh bulunmayan Allansın!" dedi.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Doğruyu söyledin!" buyurdu.[40]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Yaratıldığı Ve Cennet´e Konulduğu Gün:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın yaratıldığı[41] ve Cennet´e konulduğu[42] gün, Cuma gü­nü idi.[43]<br />
<br />
<br />
<br />
Meleklerin Âdem Aleyhisselâma Secde Ve İblisin İmtina Edişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma secde etmelerini Meleklere emr etti.<br />
<br />
Meleklerin hepsi, hemen secdeye kapandılar.<br />
<br />
İblis ise, secde etmeğe yanaşmadı.<br />
<br />
Kendisinin nefsi, ona, kibir ve gurur telkin etti de, büyüklenmek istedi:<br />
<br />
"Ben, ona secde etmem! Ben, ondan daha hayırlıyım!<br />
<br />
Yaşça, ondan daha büyüğüm.<br />
<br />
Yaratılışça da, ondan daha güçlüyüm!<br />
<br />
Beni ateşten, onu ise, çamurdan yarattı!" dedi.<br />
<br />
Ateş, topraktan daha güçlüdür! demek istedi. [44]<br />
<br />
"Ben, yer yüzünde Halifelik vazifesinde çalıştırılmıştım.<br />
<br />
Ben, kanadlıyım! Nur göğüslüktü ve keramet taclıyımdır!<br />
<br />
Ben, senin yerinde ve göğünde Sana, ibâdet etmişimdir" dedi. [45]<br />
<br />
<br />
<br />
İblis´in Aslı, İyi Ve Kötü Tutumu:<br />
<br />
<br />
İblis; Cin aslındandı. [46]<br />
<br />
Semada, Melekler yanında, Allah´a, öyle ibâdete koyulmuştu ki, kullarından, hiç bir kimse, Allah´a, onun gibi ibâdet edememişti.<br />
<br />
Kendisinin, Âdem Aleyhisselâmın yaratılışına kadar böylece ibadet etmekten ayrılmamış olması[47], içinde taşıdığı kibir, gurur, azgınlık ve kıskançlık duygula­rını silemedi. [48]<br />
<br />
Yüce Allah´ın, Âdem Aleyhisselâma, sulbünden getireceği Nebîler, Resuller seöebile bahş ettiği şerefi kıskandı da[49], Âdem Aleyhisselâmın balçıktan, ken­esinin ateşten yaratıldığına bakıp "Ben, ondan hayırlıyım ! [50], ben bir çamur ola--ak yarattığın kişiye secde eder miyim hiç [51] diyerek kâfirliğini açığa vurdu.<br />
<br />
Yüce Allah´ın emrini dinlemedi. [52] Âdem Aleyhisselâma secde etmedi.<br />
<br />
Yüce Allah da, onu, isyanının cezası olarak, her hayrdan ümid kesmiş, taşlan- bir Şeytan yaptı! [53]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Bilgi Ve Kerametçe Meleklere Üstünlüğünün Gösterilişi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Melekleri, Âdem Aleyhisselâma secde ettirdikten sonra, Ona, her şeyin, hattâ, zürriyetinden geleceklerin isimlerine varıncaya kadar, bütün yara-iPdarın -Meleklerin bile- isimlerini birer birer öğretti.<br />
<br />
Onları, Meleklere sorup bu husustaki aczlerini, kendilerine itiraf etttrdikten son--3. Âdem Aleyhisselâma emr etti, onları Meleklere, birer birer haber verdirdi.´[54]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın, bilgice ve kerametçe, Meleklere üstünlüğü, böylece gös-snlmiş ve anlatılmış, kendileri de bu hususta açıkladıkları, gizledikleri sözlerinden dolayı tevbeye sevk edilmiş oldu.[55]<br />
<br />
<br />
<br />
İnsanlık Tarihinde İlk Selamlaşma:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:<br />
<br />
Haydi, şu Melekler cemâatinin yanına git te, onlara[56] (Esselâmü aleyküm!) derek[57] selâm ver![58]<br />
<br />
Senin selamını, onların, nasıl karşılayacaklarına[59], bak![60] Söylediklerine iyi-3e Kulak ver![61]<br />
<br />
Çünkü, o, hem senin, hem de, senin zürriyetinin selâmlaşmasıdır!"<br />
<br />
=*.yurdu.[62]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, gidip Meleklere: Esselâmü aleyküm!" dedi. Melekler de: Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh"[63]<br />
<br />
Yahut:<br />
<br />
"Ve aleykesselâmü ve rahmetullâh!" dediler.[64] Selâmlarına, "Rahmetullâh" sözlerini eklediler.[65]<br />
<br />
<br />
<br />
Hazret-i Havva´nın Yaratılışı:<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Cennet´te[66] oturup konuşacak bir kimse[67] ve kendisi ile sükûnet bulacağı bir zevce[68] bulunmaksızın tek başına gezip dolaştığı sırada[69], Yüce Allah, ona, bir uyku verdi. [70]Uyudu[71].<br />
<br />
Yüce Allah, ona bir elem duyurmadan, sol eğe kemiklerinden birini alıp yerine et doldurdu[72]´<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, daha uykudan uyanmadan, Hz. Havva´yı, ondan yarattı. [73]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, uyanınca[74], başucunda bir kadının oturduğunu gördü. [75]<br />
<br />
"Bir kadın ha! " dedi,´[76] ve ona:<br />
<br />
"Sen, Nesin ´[77], Sen, kimsin " diye sordu.<br />
<br />
Hz. Havva:<br />
<br />
"Bir Kadın!" dedi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, ne için yaratıldın " diye sordu.<br />
<br />
Hz. Havva:<br />
<br />
"Sen, benimle sükûnet bulasın diye yaratıldım!" dedi. [78]<br />
<br />
Melekler, Âdem Aleyhisselâmın bilgisinin nerelere kadar ulaşabildiğini anlamak, ilmini sınamak için[79] hz.Havva hakkında ona:<br />
<br />
"Bu, nedir " diye sordular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bir kadın!" dedi.[80]<br />
<br />
Melekler:<br />
<br />
"Onun ismi nedir " diye sordular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Havva´dır" dedi. [81]<br />
<br />
Melekler:<br />
<br />
"doğru söyledin!" dediler. [82]<br />
<br />
Ona, ne için Havva ismi verildi " diye sordular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Kendisi, canlı bir şeyden yaratıldığı için!" dedi. [83]<br />
<br />
İbn. Abbas´a göre: Hz. Havva´ya, her canlının anası olduğu için, Havva ismi verilmiştir.´[84] Melekler:<br />
<br />
"O, ne için yaratıldı " diye sordular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, benimle sükûnet bulsun, ben de, onunla sükûnet bulayım diye!" dedi. [85]<br />
<br />
Yüce Allah, böylece, Hz.Havva´yı, Âdem Aleyhisselâma eş yaptı. [86]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, bir Hadîs-i şeriflerinde: "Kadın, ka-rurga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri yeri de, üst kısmıdır. Onu, doğ­rultmağa kalkarsan, kırarsın! Hali üzere bırakırsan, eğrilikte devam eder.<br />
<br />
Kadınlar hakkında, biribirinize hayr tavsiye ediniz!" buyurmuştur.[87]<br />
<br />
<br />
<br />
İlk Eşlerin Mutlu Cennet Yaşantıları Ve İblisin Onları Cennetten Uzaklaştırma Tuzağına Düşürüşü: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva´nın Cennet´te yaşamalarına ve ora­da -yaklaşmalarını yasakladığı bir tek ağaç dışında- Cennet meyvalarının hepsin­den ve Cennet´in her nimetinden bol bol yararlanmalarına müsâade etti.[88]<br />
<br />
Ayrıca; İblis´in de, kendilerine düşman olduğunu açıklayıp: "O, sakın sizi, Cennetten çıkarmasın!" buyurarak uyardı. [89]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm ile Hz.Havva´ya, Cennet´teki belli bir ağaçtan yararlanma­larının yasaklanması ise, kendileri için, bir imtihan olup bu da, hem kendileri, hem zürriyetleri hakkında, yerine getirilecek İlâhî hükmün bir gereği idi. [90]<br />
<br />
İblis; Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva´yı, tuzağa düşürme işine, önce Ağıt´la başladı. [91]<br />
<br />
Öyle bir ağıt ağladı ki, onları hüzün içinde bıraktı.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva, İblis´in ağıtını işittikleri zaman[92], ona:<br />
<br />
"Sen ne için ağlıyorsun " diye sordular. [93]<br />
<br />
İblis:<br />
<br />
"Sizin, öleceğinize ve içinde bulunduğunuz şu nimet ve ikramlardan[94]´ ayrı­lacağınıza ağlıyorum!" dedi. [95]<br />
<br />
İblis´in bu sözü, onların kalbine tasa düşürdü. Bundan sonra, İblis, onların yanına tekrar geldi. [96]<br />
<br />
Kendilerinin iyiliklerini istediğine yemin edip onları, aldattı. Yasak ağacın mey-vasından yedirerek edep yerlerinin açılmasına, Cennetten çıkarılmalarına sebep oldu. [97]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, kendilerine yasaklanan ağaçtan yemekten kaçınmış, Hz.Havva ise, hemen varıp ondan yemiş, sonra da "Ey Âdem! Sen de ye! Ben, yedim, bana, zarar vermedi." demişti.[98]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm :<br />
<br />
"Havva olmasaydı, kadın, hiçbir zaman kocasına karşı emniyete aykırı davranışta bulunmaz, onu, aldatmazdı![99] Hadis-i şe­rifleri ile, belki, de bu hâdiseye işaret buyurmuşlardır.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, daha önce, avret mahallini, hiç görmemişti.[100]<br />
<br />
Cennet´te avret mahalli açılınca, kaçmağa başladı.[101]<br />
<br />
Kaçarken, bir ağaca takılıp kaldı.[102]<br />
<br />
Ağaca:<br />
<br />
"Sal beni!" dedi.<br />
<br />
Ağaç:<br />
<br />
"Ben, seni salıcı değilim!" dedi.[103]<br />
<br />
O sırada, Rabb´ı:<br />
<br />
"Ey Âdem! Benden mi kaçıyorsun! " diye seslendi.[104]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Hayır! Kaçmıyorum yâ Rabb![105] fakat senden utanıyorum!" dedi.[106]<br />
<br />
<br />
<br />
Cennetten Yeryüzüne İndiriliş:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Sana, Cennet´ten bol bol ihsanda bulunduğum ve oradan, istediğin gibi, ya­rarlanmanı helâl kıldığım nimetler yetmedi mi ki, sana, haram kılmış olduğum şey­den tattın !" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Yâ Rabb! Öyle oldu. fakat, senin izzet sıfatına yemin ederim ki: ben, bir kimsenin, yalan yere, senin ismine yemin edebileceğini sanmıyordum." dedi.<br />
<br />
Şeytan´ın, kendilerine ettiği yeminine aldanmış olduklarını söylemek istedi. Yüce Allah:<br />
<br />
"İzzet sıfatıma yemin ederim ki: Ben, seni muhakkak yere indireceğim! Orada geçimini, ancak zahmet ve meşakkatle sağlayacaksın!" buyurdu.<br />
<br />
Halbuki, onlar, Cennet´te, istedikleri yerden, istedikleri gibi yiyip içerlerken, is­tedikleri gibi yeyip içemeyecekleri yere indirildiler.[107]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Cennet´ten, Cuma günü çıkarılıp yer yüzüne indirildi.[108]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: Hindistana (Hâkim-Müstedrek c.2, s.542), Hindistan´da Nevz veya Bevz dağına´[109] Hz.Havva´da, Cidde´ye indirilmiştir.[110]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın indirildiği dağın, Hindistan´ın Serendip ceziresinde bu­lunduğu[111]´ ve onun, Bevz (Nevz) dağı olduğu da, açıklanır.´[112]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmı, cennetten çıkardığı zaman, ona her şeyi yapma sanatını da öğretti.[113]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma örs, çekiç, kerpetin ve külünk gibi bazı âletlerle[114], kızıl tüylü bir öküz de verildi.[115]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, çiftçi oldu.[116]<br />
<br />
Ekin ekmesi, kendisine emr edildi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, yeri, alnının terini sile sile sürdü.<br />
<br />
Sonra, ekini ekti,<br />
<br />
Sonra, onu suladı.<br />
<br />
Biçme zamanı gelince, onu biçti.<br />
<br />
Sonra, onları düvenle sürdü.<br />
<br />
Sonra, rüzgârda savurup taneleri, samanından ayırdı.<br />
<br />
Sonra, taneleri öğütüp un yaptı.<br />
<br />
Sonra, onu, yoğurup hamur, hamuru da pişirip ekmek yaptı.<br />
<br />
Bu ekmeği, Allah´ın, erişmesini dilediği zaman erişmedikçe, yeyip yuta­madı.[117]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma, demircilik sanatı da öğretildi.[118]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın, demirden ilk yapıp kullandığı şey, bıçak oldu.[119]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Üç Şeyden Seçtiği Birisi İle Üçüne Birden Sahip Oluşu:<br />
<br />
<br />
Cerail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâm´ın yanına gelip:<br />
<br />
"Ben, sana, üç şey getirdim. Birisini seç al!" dedi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Cebrail! Nedir onlar " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Akıl, Haya, Din!" dedi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Akl´ı seçtim!" dedi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm; Haya ile Din´e:<br />
<br />
"Akl´ı, size tercih edip seçti. Siz, dönüp gidiniz!" dedi.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
Biz, her nerede olursa olsun, akıl ile birlikte bulunmakla emr olunduk!" dedi­ler, akl´ın yanından ayrılmadılar.[120]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Cennette Kalış Süresi:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Cennet´te, ikindi ile güneşin batışı arasındaki zaman Kadar[121] kalmıştı ki, bu süre, dünya günlerinden 130 yıla eşitti.[122]<br />
<br />
<br />
<br />
Tevbe Ve Âdem Aleyhisselâmın Tevbe Edişi:<br />
<br />
<br />
Günahlardan dönmek´[123], günah işlemeyi, her bakımdan bırakmak demek aan tevbe[124] ; Şeriat dilinde: yerilen işleri, işlemekten, övülen işleri işlemeye aönmek demektir.[125]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, tevbe için, Yüce Rabb´ından, bazı kelimeler telakki et­ti.[126]<br />
<br />
Nasıl tevbe edeceği, kendisine ilham olundu.[127] Bunun üzerine, kendisi ve zevcesi: "Ey Rabb´imiz! Biz, kendimize zulm ettik!<br />
<br />
Eğer, Sen, bizi, yarlıgamaz, bağışlamaz, esirgemezsen, biz, muhakkak maddi, mânevi en büyük) zarara uğrayanlardan olacağız!" diyerek yalvardılar.[128]<br />
<br />
Rivayet olunduğuna göre: Âdem Aleyhisselâm; Yüce Allah´a: Yâ Rabb! Beni, Sen, Kendi Kudret Elinle, yaratmadın mı " dedi. Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: "Yâ Rabb! Sen, bana, Ruh´undan üfürmedin mi " dedi. Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: "Sen, beni, Cennetine, yerleştirmedin mi " dedi. Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: "Yâ Rabb! Senin Rahmetin, gazabını, geçmiş değil iri1´-dedi.<br />
<br />
Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm: "Eğer, ben, tevbe eder ve halimi düzeltirsem, Sen, beni, «ne Cennetine döndürür müsün " dedi.<br />
<br />
Yüce Allah: "Evet!" buyurdu.[129]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, tevbe etmeye başladı:<br />
<br />
´Allâhım! Sen´den başka ilâh yoktur!<br />
<br />
Ben, Seni, hamdinle teşbih ederim.<br />
<br />
Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim! Sen, beni, bağışla.<br />
<br />
Sen, suç bağışlayanların en hayırlısısın!<br />
<br />
Allah´ım! Sen´den başka ilâh yoktur!<br />
<br />
Biz, Seni, teşbih ve Sana, hamd ederiz!<br />
<br />
Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim. Sen, bana merhamet et!<br />
<br />
Muhakkak ki, Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın!<br />
<br />
Yâ Rabb! Senden başka ilâh yoktur!<br />
<br />
Seni, teşbih ve Sana, hamd ederim!<br />
<br />
Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim.<br />
<br />
Bana, tevbeyi nasip et!<br />
<br />
Muhakkak ki, Sen, tevbeyi, çok kabul eden ve çok esirgeyensin!"´[130]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın hatasını kasıtlı olmayıp kendisine önceden yapılmış bulunan uyarıyı unutmuş olmasından ileri geldiğini bildiği[131]´ ve Kendisi de, Mü´minlerce Rahmeti umulan Gafur, Rahîm[132] ve Tevvâb Mevlâ olduğu için, onların tevbesini kabul buyurdu.[133]<br />
<br />
<br />
<br />
İslamiyette Tevbe Ve İstiğfarın Önemi:<br />
<br />
<br />
Islamiyette, tevbe ve istiğfara büyük önem verilmiş, Kufân-ı Kerîm´de:<br />
<br />
"...Ey Mü´minler! Hepiniz. Allah´a, tevbe ediniz ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız![134]<br />
<br />
"Her kim, bir kötülük yapar, yahut, nefsine zulm eder de, sonra, Allah´tan mağfiret (yarlıganmak, bağışlanmak) dilerse, o, Allah´ı, çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyici bulur.[135]<br />
<br />
"...Ben, tevbeyi, en çok kabul eden´im! ve en çok esirgeyen´im![136] "...Allah, çok tevbe edenleri de, sever, çok temizlenenleri de, sever.[137]<br />
<br />
"Tevbe ve iman edip iyi amellerde bulunanlar (var ya) işte, Allah, onların kötülüklerini, iyiliklere çevirir!<br />
<br />
Allah, çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyicidir!<br />
<br />
Kim, (günahlardan) tevbe (ve rûcu´) eder, güzel amellerde bulunursa, muhakkak ki, o, Allah´a -tevbesi makbul ve Allah´ın rızasına erişmiş olarak-döne/[138] buyrulmuştur.<br />
<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm da, Hadîs-i şeriflerinde:<br />
<br />
"Ey insanlar! Allah´a, tevbe ediniz! Ben de, Ona, günde yüz kerre tevbe ederim![139]<br />
<br />
"Vallahi, Allah, kulunun tevbesine, sizden birinizin, çölde yiten hayvanını /de­vesini) buluverince, duyduğu sevincinden daha çok sevinir (hoşnud olur). ´´[140]<br />
<br />
"Şüphesiz ki, Yüce Allah, gündüzün günah işleyenin, tevbesini kabul buyur­mak için, geceleyin elini, açar;<br />
<br />
"Geceleyin günah işleyenin, tevbesini kabul buyurmak için de, gündüzün, elini açar!<br />
<br />
Bu, tâ güneş, battığı yerden doğuncaya kadar devam ecfe/[141]<br />
<br />
"Cennet´in sekiz kapısı olup yedisi, kapalı, birisi ise,güneş, batıdan doğun­caya kadar, kulların tevbeleri için, açıktır!´[142]<br />
<br />
"Yüce Allah; kulların tevbe edip tevbelerinin kabul olunması için, batı (sema­sında), eni: bir yanından, o bir yanına yetmiş yılda gidilebilecek genişlikte bir kapı yaratmıştır ki, o kapı, güneş, oradan doğuncaya kadar kapanmayacak­tır.[143]<br />
<br />
"Her kim, güneş, battığı yerden doğmadan önce, tevbe ederse, Yüce Allah, onun tevbesini, kabul buyurur.[144]<br />
<br />
"Kul, günahlarından tevbe edince, Yüce Allah, onun günahlarını (yazan) Hafaza Meleklerine, günahları işlediği azalarına, günahları işlediği yerlere unut­turur!<br />
<br />
Kıyamet gününde, o, günahları üzerine aleyhinde şahidlik edecek hiç bir kimse ve hiçbirşey bulunmaksızın, Yüce Allah´ın huzuruna çıkar![145]<br />
<br />
"Günahlarından tevbe eden kimse, hiç günah işlememiş kimse gibidir" buyur­muşlardır.[146]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Kabe´yi Bina Ve Tavaf Edişi:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın, uğradığı ağır ibtilâdan dolayı ağlamasının şiddetlenme­si ve Meleklerin de, onun ağlamasından ağlaşmaları ve tasasından tasalanmala­rı üzerine[147], Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Arş´ımın alt hizasında benim bir Harem´im (Yasak bölgem) vardır.[148] Sen, hemen git te, orada, benim içinv bir Beyt (Mâbed) yap!<br />
<br />
Meleklerimin, Arş´ımı tavaf ettiklerini gördüğün gibi, sen de, orayı, tavaf et![149] Ve beni, zikr et![150]<br />
<br />
Orada, senin duanı ve tâatımda bulunan çocuklarının dualarını kabul edece­ğim!" diye Vahy[151] ve Mekke´ye gitmesini, ona, emr buyurdu.[152]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Rabb´ım! Bu, benim için nasıl mümkün olur<br />
<br />
Ben, buna, ne güc yetirebilirim, ne de, oraya varmağa yol bulabilirim " dedi.<br />
<br />
Yüce Allah´ın gönderdiği bir Melek r), kılavuz olup onu, Mekke´ye doğru gö­türdü.[153]<br />
<br />
Giderken, yerler, uçsuz bucaksız çöller ve ovalar, onun için, dürüldü.<br />
<br />
Geçeceği her yer: çöl, çukurlar, ister su, ister deniz çukurları olsun, onun için, dürülüp bir adımda atlanır, geçilir oldu.[154]<br />
<br />
Mekke´ye varıncaya kadar[155], arzdan her nereye ayak bastı[156], her nere­de konakladı ise[157] orası, bir mâmûre[158], bereketli bir yer[159] oldu.[160]<br />
<br />
Bir adımda geçtiği her yer ise, boş bir yer oldu.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, yolda, ne zaman, bir bahçeye rastlayıp bahçenin yeri ho­şuna gitse, Melek´e:<br />
<br />
"Bizi, şuraya kondursan " demekte,<br />
<br />
Melek te:<br />
<br />
"Senin konacağın yerin var!" diye cevap vermekte idi.[161]<br />
<br />
Nihayet, Mekke´ye gelip eriştiler.[162]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, kanadını, yerin dibindeki berk ve sabit kesimine kadar daldırıp Kabe´nin temelini açtı.<br />
<br />
Melekler de, otuz kişinin kaldıramayacağı kadar ağır kayaları, temellere bırak­tılar.[163]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi, beş dağdan:<br />
<br />
1) Tûr-i Seynâ,<br />
<br />
2) Tûr-i Zeytun (Zeyta),<br />
<br />
3) Lübnan,<br />
<br />
4) Cûdî,<br />
<br />
5) Hıra<br />
<br />
dağlarından getirilen taşlarla yaptı.[164]<br />
<br />
Kabe´nin, yer yüzüne çıkıncaya kadar[165] temellerini[166] Hıra dağından geti­rilen taşlarla yaptı.[167]<br />
<br />
Kabe´nin yapısı işinden boşalınca, Âdem Aleyhisselâmı, Cebrail Aleyhisselâm, Arafat´a götürdü.<br />
<br />
Halkın, bu gün yapmakta oldukları Hacc amellerinin hepsini, ona gösterdi.[168]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Hz. Havva´yı, arıyor[169], Hz. Havva da, Âdem Aleyhis-selâm´ı arıyordu.[170]<br />
<br />
Nihayet, Arafat´ta buluştular, orada, birbirlerini görüp tanıdılar.<br />
<br />
Müzdelife´de birleştiler ve bundan dolayı, oralara Arafat, Cemi´ ve Müzdelife isimleri verildi.[171]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâmın, İbrahim Aleyhisselâma, Hacc amellerini birer birer gös­terip "Öğrendin mi " diye tekrar tekrar sorarak onun da "Evet!" dediği ve bu­nun için Arafat´a, Arafat denildiği de, rivayet edilir.[172]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâmı, Mekke´ye getirdi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi yedi kerre tavaf etti.[173]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi yedi kerre tavaf ettiği sırada[174] veya Me´ze<br />
<br />
meyn´de Meleklerle karşılaştı[175] Melekler, Âdem Aleyhisselâmın Haccını tebrik ettiler ve: "Biz, bu Beyt´i, senden iki bin yıl önce tavaf ve Hacc etmişizdir." dediler.[176] Âdem Aleyhisselâm, onlara: "Siz, tavaf ederken, ne derdiniz " diye sordu. Melekler:<br />
<br />
(Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhu vallâhu ekber) derdik." dediler. Âdem Aleyhisselâm, buna (velâ havle velâ kuvvete illâ billâh) cümlesini ekledi. Bunun üzerine, Melekler, tavafda, bu cümleyi ekleyerek okumaya başladılar. Âdem Aleyhisselâm, Hacc amellerini yerine getirdiği zaman: "Ey Rabb´ım! Her amel sahibi için bir ecir olur! " dedi. Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Âdem! Senin de, vardır. Ben, seni, afv etmiş, yarlıgamışımdır.<br />
<br />
Senin zürriyetine gelince, onlardan, bu Beyt´e günahı ile gelen kimsenin de, günahını afv edeceğim!" buyurdu.[177]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın tevbesi de, bir Cuma günü kabul buyrulmuştur.[178]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Hacc´dan sonra, Hz. Havva ile birlikte Hindistan´a dön­dü.[179]<br />
<br />
Gecelerinde ve gündüzlerinde içinde barınmak üzre[180], bir Mağarayı, barı­nak edindiler.[181]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Hindistan´dan yaya olarak gelip Kabe´yi[182] kırk[183] ve­ya yetmiş kerre[184] Hacc etti.[185]<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke Hareminin Sınırı:<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Şeytanın şerrinden korkmağa başlayıp Al­lah´a sığınınca, Yüce Allah, onu, Koruyucu Melekler, göndermiş ve bu Melekler, Mekke´yi, her tarafından kuşatmışlardı.<br />
<br />
Melekler, Mekke´nin çevrelerinde, nerelerde durmuşlarsa, oraları, Mekke´nin Harem Sınırı olmuştur.[186]<br />
<br />
<br />
<br />
Kur´ân-ı Kerimin Âdem Aleyhisselâmla İlgili Açıklaması:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm hakkında Kur´an-ı kerimde şöyle buyrulur: "Muhakkak ki, İsa´nın hâli de, Allah katında Âdem´in hâli gibidir. (Allah), Onu (Ademi) topraktan yarattı. Sonra, ona: ol! dedi. O da, oluverdi."[187]<br />
<br />
"Hanı, Rabb´ın, Meleklere: muhakkak, ben, yeryüzünde (Benim emirlerimi teb­liğ ve infaza memur) bir Halîfe yaratacağım! demişti.<br />
<br />
Onlar (Melekler) de: Biz, Seni, hamdinle teşbih ve takdis edip dururken, orada bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın ! demişlerdi.<br />
<br />
Allâh(da): Sizin bilemeyeceğinizi, her halde, ben, bilirim! buyurmuştu.[188]<br />
<br />
Hatırla o vakti ki, Rabb´ın, Meleklere: ben, demişti, kuru bir çamurdan, sûretlen-miş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!<br />
<br />
O halde, ben, onun yaratılışını bitirdiğim, ona, Ruhumdan üfürdüğüm zaman, siz, hemen ona secdeye[189] kapanınız![190]<br />
<br />
Hanı, Meleklere: Âdeme, secde ediniz! demiştik te, İblis´den başkası, hemen secde etmişlerdi.[191]<br />
<br />
Fakat, İblis, bu secde edenlerle beraber olmaktan kaçınarak[192] dayattı.[193]´ Kibirlenmek istedi. (Zâten de) o, kâfirlerdendi.[194]<br />
<br />
...Çin´den olduğu için, Rabb´ının emrinden dışarı çıkmıştı.....[195]<br />
<br />
(Allah): Ey İblis! Sen, ne diye secde edenlerle beraber olmadın ![196] İki Elimle varattığıma, secde etmenden seni hangi şey men etti Kibirlenmek mi istedin Yoksa, yücelerden mi oldun [197]´ Sana emr ettiğim zaman, ona, secde etmemeni gerektiren, seni, secde etmek­ten men eden sebep ne idi diye sordu.[198]<br />
<br />
(İblis): Ben, kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan yarattığın beşer için secde edeyim diye (var) olmadım![199]<br />
<br />
Ben, ondan (Âdemden) hayırlıyım.<br />
<br />
Çünki, beni, ateşten yarattın, onu ise, çamurdan yarattın[200]<br />
<br />
....Ben, bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim hiç [201]<br />
<br />
Benden şerefli kıldığın bu (Âdem) de, kim oluyormuş Haber ver bana " dedi.[202]<br />
<br />
(Allah): Hemen in oradan!<br />
<br />
Artık, senin orada kibirlenmen, kafa tutman, sana yaraşmaz![203]<br />
<br />
Hemen çık git buradan![204]<br />
<br />
Çünki, sen, artık koğulmuşsundur[205]<br />
<br />
Çünki, artık, sen, taşlanan (İlâhî Rahmetten kovulan bir mel´un)sun.[206]<br />
<br />
Hiç şüphesiz, Ceza gününe kadar[207]´ lânei[208], lânetim[209], senin üstünde, te­pendedir! Buyurdu.[210]<br />
<br />
(İblis): Ey Rabb´ım[211] Öyle ise, bana[212] (İnsanların tekrar diriltilecekler![213] kabirlerinden kalkacaklar![214], dirilip kaldırılacaklar![215]´ güne kadar bana möhlet ver! dedi.[216]<br />
<br />
Eğer, beni, Kıyamet gününe kadar geciktirirsen, and olsun ki: onun (Âdemin) zürriyetini -birazı müstesna olmak üzre- kendime bend ederim! dedi.[217]<br />
<br />
(Allah): Haydi, sen, malum olan (bir zamanın gününe kadar[218] möhlet verilmiş­lerden[219] geciktirilenlerdensin.[220]<br />
<br />
Git, artık, onlardan, kim sana uyarsa, şüphesiz ki, Cehennem, hepinizin ceza-sıdrır, tas tamam bir ceza![221]<br />
<br />
Onların içinden, gücünün yettiği kimseleri, seninle yerinden oynat! Onlara kar­şı, süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkar.<br />
<br />
Onların mallarına, evladlarına ortak ol!<br />
<br />
Onlara, va´d et!<br />
<br />
Şeytan, onlara, bir aldatıştan başka ne va´d eder kif[222]<br />
<br />
Benim gerçek kullarım (yok mu ) Senin, onlar üzerinde hiç bir hâkimiyetin yoktur.<br />
<br />
(Onlara) Vekil olarak Rabb´ın, yeterdir!" buyurdu.[223]<br />
<br />
(İblis): Ey Rabb´ım[224] (Mâdâm ki) sen, beni, azgınlığa mahkûm ettin.[225]<br />
<br />
Senin, beni azdırdığın şeye (Rahmetinden tard etmene) mukabi[226] ben de, and olsun ki:[227] (onları saptırmak için) Senin doğru yolunda (pusu kurup) otu-racağım[228]<br />
<br />
And olsun ki: onların, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından kendi­lerine geleceğim (sataşacağım).<br />
<br />
And olsun ki: onların, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından kendi­lerine geleceğim (sataşacağım)..<br />
<br />
Sen de, onların çoğunu, şükr edici (kimse)ler bulmayacaksın.[229]<br />
<br />
Yine, and olsun ki: yer (yüzünjde, onlarfın mâsiyetlerini) herhalda süsleyeceğim (kendilerine hoş göstereceğim}[230]<br />
<br />
Senin İzzetine (mutlak kudretine) and ederim ki: onların hepsini, toptan, muhak­kak, azdıracağım!<br />
<br />
Onlardan, Ihlasa erdirilmiş kulların müstesna!" dedi.[231]<br />
<br />
(Allah): İşte, bu, doğrudur! buyurdu, ben şu hakikati söyleyeyim: and olsun ki, ben de, senden (senin cinsinden) ve onların (insanların) içinden sana uyanların hepsi ite Cehennemi dolduracağım[232]<br />
<br />
Benim (İhlaslı) kullarımın üzerinde senin hiç bir tehakkümün yoktur.<br />
<br />
Meğer ki, azıp sapanlardan sana uyanlar olsun.[233]<br />
<br />
Hiç şüphesiz, onların topuna va´d olunan yer, Cehennemdir.[234]<br />
<br />
Onun yedi kapısı, onlardan her kapının da, (onlara) ayrılmış birer nasîbi vardır."[235]<br />
<br />
"Hani (Allah), Âdem´e, bütün isimleri öğretmişti,<br />
<br />
Sonra, onları, Meleklere gösterip: doğruculardan iseniz, bunları, adları ile, bana haber veriniz! buyurmuştu.[236]<br />
<br />
Onlar (Melekler)de: Seni, tenzih ederiz. Senin, bize öğrettiğinden başka, bizim hiç bir bilgimiz yoktur.<br />
<br />
(Her şeyi) hakkıyle bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan, şüphesiz ki, Sen´sin Sen! Demişlerdir.[237]<br />
<br />
(Allah): Ey Âdem! Onları, adları ile kendilerine haber ver! buyurup ta, o da, onla­rı, isimlerile söyleyiverince, (Allah): size demedim mi ki, göklerin ve yerin gaybını, hiç şüphesiz, ben, bilirim<br />
<br />
Neyi açıklarsanız, neyi de, gizlemişseniz, ben, biliyorumdur.[238]<br />
<br />
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmı yarattıktan, ondan da, gönlü, kendisine yatıp ısınsın diye, zevcesini (Hz. Havva´yı) yarattıktan[239] sonra şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Ey Âdem! Sen, zevcenle birlikte Cennet´te yerleş de, ikiniz de ondan (Cennef-in yiyeceklerinden) dilediğiniz yerden bol bol yeyiniz!<br />
<br />
Ancak, şu ağaca, yaklaşmayınız!<br />
<br />
Yoksa, ikiniz de, kendilerine yazık etmişlerden olursunuz![240]<br />
<br />
Ey Âdem! Hiç şüphesiz, bu (İblis), senin de, zevcenin de, düşmanıdır.<br />
<br />
Bundan dolayı, o, sakın sizi Cennetten çıkarmasın!<br />
<br />
Sonra, zahmete düşersin.[241]<br />
<br />
Çünkü, senin acıkmaman, çıplak kalmaman, hep oradadır.[242]<br />
<br />
Ve sen, hakikatan burada susmayacaksın. Güneş(in sıcağı altında)de de, kal­mayacaksın!" buyurdu.[243]<br />
<br />
Nihayet, Şeytan, onu, fitledi:<br />
<br />
Ey Âdem! Seni, Ebedîlik ağacına, zeval bulmayacak bir Devlete (ulaştırmağa) delâlet edeyim mi dedi.[244]<br />
<br />
Onlardan, gizli bırakılmış o çirkin yerlerini, kendilerine açıklamak (göstermek) için, ikisine de, vesvese verdi.:<br />
<br />
Rabb´ınız, size, bu ağacı, başka bir şey için değil, ancak, iki Melek olacağınız, yahut (ölümden âzâde ve) ebedî kalıcılardan olacağınız için (yâni, böyle olmayası­nız diye) yasak etti!" dedi.[245]<br />
<br />
Bir de, onlara: şüphesiz ki, ben, sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim!" diyerek yemin<br />
<br />
etti.[246]<br />
<br />
İşte, böylece, ikisini de, aldatarak (o ağaçtan yemeye) tenezzül ettirdi.<br />
<br />
(Onlar), ağacı(n meyvasını), tattıkları anda ise, o çirkin yerleri, kendilerine açılı-verdi ve üzerlerine, Cennet yaprağından üst üste yamayıp örtmeğe başladılar.<br />
<br />
Rabb´ları da: "Ben, size, bu ağacı, yasak etmedim mi . Şeytan, size, muhakkak, apaçık bir düşmandır! "demedim mi " diye nida buyurdu.<br />
<br />
(Onlar): Ey Rabb´ımız! Kendimize yazık ettik.<br />
<br />
Eğer, sen, bizi bağışlamaz, bizi esirgemezsen, her halde (maddî manevî en bü­yük) zarara uğrayanlardan olacağız!" dediler.[247]<br />
<br />
Şeytan, böylece, onları(n ayağını) oradan kaydırıp içinde bulunduklarından (onun nimetlerinden) onları, çıkarıvermiş (mahrum edivermiş)ti..<br />
<br />
Âdem, Rabbı´ndan, bazı kelimeler belleyip aldı (Ona, o kelimelerle yalvardı)<br />
<br />
O da, onun tevbesini kabul etti.<br />
<br />
Çünki, tevbeyi en çok kabul eden, asıl esirgeyen O´dur.[248]<br />
<br />
En sonra, Rabb´ı, (yine) onu seçti de, tevbesini kabul etti.[249]<br />
<br />
Ona, doğru yolu gösterdi.[250]<br />
<br />
Ve şöyle buyurdu.[251]<br />
<br />
Kiminiz, kiminize düşman olarak hepiniz, oradan (Cennetten) ininizi[252]<br />
<br />
Yer yüzünde, sizin için, bir zamana kadar durak ve yararlanacak şey vardır.[253]<br />
<br />
Orada yaşayacaksınız! Orada öleceksiniz! Yine, oradan (dirilip) çıkanla-caksınız.[254]<br />
<br />
Artık, ne zaman, benden, size, bir hidâyet gelir de, kim bu hidâyetime uyarsa, o (dünyada) sapmaz, (Âhirette de) mutsuz olmaz.[255]<br />
<br />
Onlara, hiç bir korku ve tehlike yoktur.<br />
<br />
Onlar, mahzun da, olacak değillerdir.[256]<br />
<br />
Kim de, benim bu zikrimden yüz çevirirse, onun hakkı da, dar bir geçimdir ve biz, onu, Kıyamet gününde kör olarak haşr ederiz!" buyurdu.[257]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Hz. Havva´dan Doğan Çocukları:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, yüz yıldan sonra Hz. Havva´ya yaklaştı.[258] İlk batında Kabil ile kız kardeşi Lubud (Lübüz)[259] ikiz olarak doğdu.[260] İkinci batında Hâbil ile kız kardeşi Iklima[261] doğdu. Yüce Allah; birinci batında doğanı, ikinci batında doğanla;<br />
<br />
İkinci batında doğanı da, birinci batında doğanla- iki batın arasındaki evlenme­de birbirine muhalefet korunmak sureti ile- evlendirmesini, Âdem Aleyhisselâma emr etti.[262]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın; Hz.Havva´dan, her batında biri erkek, diğeri kız olarak yirmi batında ikiz kırk çocuğu doğdu.[263]<br />
<br />
Bu batınlardan, bir erkek çocuk -kendisiyle birlikte ikiz olarak doğmuş olup ken­disine helal olmayan kız dışında- diğer batınlarda doğmuş bulunan istediği kızla evlenebilirdi.<br />
<br />
Bu da, o zaman, Hz.Havva anadan doğan öteki kız kardeşlerden başka kadın bulunmamış olmasından ileri geliyordu.[264]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Hâbil´in ikiz kız kardeşiyle evlenmesini oğlu Kabil´e; Kabil´in kız kardeşiyle evlenmesini de, oğlu Hâbil´e emr etti. Hâbil; Kabil´in kız kardeşiie evlenmeğe razı oldu.<br />
<br />
Kabil ise, Hâbil´in kız kardeşiie evlenmekten kaçındı ve kendi ikiz kız kardeşiy­le evlenmeğe özendi.[265]<br />
<br />
Hâbil, Kabil´e başvurup kız kardeşini, kendisiyle evlendirmesini istedi.<br />
<br />
Kabil, Hâbil´in dileğini kabul etmedi ve:<br />
<br />
"O, benimle birlikte doğan kız kardeşimdir.<br />
<br />
Kendisi, senin kız kardeşinden daha güzeldir.<br />
<br />
Onunla evlenmeğe, ben, senden daha lâyık ve müstahıkkım!" dedi.[266]<br />
<br />
Gerçekten de, Kabil´in kız kardeşi çok güzel, Hâbil´in kız kardeşi ise, arkindi.[267]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, yüce Allah tarafından, kendisine emr olunanı, Hz. Hav­va´ya da haber verip[268]<br />
<br />
"Kabil´e emr et: Hâbil ile doğan kızla evlensin!<br />
<br />
Hâbile de, emr et: Kabil ile doğan kızla evlensin!" dedi.[269]<br />
<br />
Hz.Havva, bunu, oğullarına söyledi.<br />
<br />
Hâbil, razı oldu.<br />
<br />
Kabil ise, kızdı.[270]<br />
<br />
"Bu, ancak, onun (Âdem Aleyhisselâmın) re´yidir![271]<br />
<br />
Hayır! Vallahi, Allah, bunu, hiç bir zaman emr etmez!" dedi.<br />
<br />
Babasına da:<br />
<br />
"Ey âdem! Bu, senin işlerindendir!" dedi.[272]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabil´e, kız kardeşini, Hâbil ile evlendirmesini emr etti.<br />
<br />
Fakat, Kabil, kabul etmeğe yanaşmadı.[273]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, sana helal değildir!" dedi,[274] ve kızdı:<br />
<br />
"Gidiniz![275] ikiniz, Allah´a, birer kurban takdim ediniz![276]<br />
<br />
Muhakeme olununuz![277]<br />
<br />
Hanginizin kurbanı kabul olunursa, o, bununla evlenmeğe, diğerinden daha lâyık ve müstahık olur![278]<br />
<br />
Hanginiz, onunla evlenmeğe lâyık ise, Allah, semâdan bir ateş indirir, onun kurbanını yakar!" dedi.<br />
<br />
İkisi de, bu teklifi kabul ettiler.[279]<br />
<br />
Hâbil, davar sahibi idi.[280]<br />
<br />
Bir çok davarı vardı.<br />
<br />
Kurban için, davarının süt ve kaymak gibi en nefîs gıdasını hazırladı.[281]<br />
<br />
Kabil, çiftçi idi.[282]<br />
<br />
Kurban için, ekininin en kötüsü olanından aldı.[283]<br />
<br />
Kurbanlarını yaklaştırmaları, kendilerine emr olununca, davar sahibi, davarı­nın en değerlisini, semizini ve güzelini, gönlünden koparak[284]; çiftçi olan ise, pek çok buğday başağı bulunduğu halde, elinde onları ufalayıp yemiş, ancak, bir avuc[285] kötüsünü, karamuklusunu, hem de, gönülsüz olarak takdim etmek üzere[286], Nevz dağına çıktılar.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm da, yanlarında idi.<br />
<br />
Hâbil ile Kabil, kurbanlarını oraya koydular.[287]<br />
<br />
Kabil, Hâbil´e:<br />
<br />
"Ben, senden büyüğüm! Ebeveynimin de, Vasîsiyim.<br />
<br />
O, benimle birlikte doğan kız kardeşimdir.<br />
<br />
Ben, onunla evlenmeğe senden daha lâyıkım!" diyerek övünüyordu.[288]<br />
<br />
O zaman, Hâbil, yirmi yaşında[289], Kabil de, yirmi beş yaşında idi.[290]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Rabb´ına dua etti.[291]<br />
<br />
Hâbil, kalbinde Allanın takdirine rızâ ve emrine boyun eğme duygusu taşımak­ta idi.[292]<br />
<br />
Çünki, o temiz kalbli idi.[293]<br />
<br />
Kabil ise, içinden "Benim kurbanım, ister kabul olunsun, ister kabul olunma­sın, umurumda değildir.<br />
<br />
Hâbil, hiç bir zaman, benim kız kardeşimle evlenemeyecektir!" dedi;[294]<br />
<br />
O sırada, gökten bir ateş inip Hâbil´in kurbanını yaktı.[295] Onun kurbanı, ka­bul olundu.[296]<br />
<br />
Kabil´in kurbanı ise, uzaklaştırıldı. [297] Kabul olunmadı. [298]<br />
<br />
Çünki, o, temiz kalbli değildi. [299]<br />
<br />
Dağdan indiler ve dağıldılar.<br />
<br />
Kabil, Kurbanının, Allah tarafından reddedilişine kızdı. Kendisinin kalbindeki «oskançlığı ve azgınlığı kabardı.[300]<br />
<br />
Hâbil, davarının başına gitmişti.<br />
<br />
Kabil, onun yanına varıp[301]<br />
<br />
"Ben, seni, muhakkak öldüreceğim!" dedi.<br />
<br />
Hâbil:<br />
<br />
"Beni, ne için öldüreceksin " diye sordu. [302]<br />
<br />
Kabil:<br />
<br />
"Çünki, Allah, senden, kurbanını kabul etti. Benim kurbanını kabul etmeyip mana geri çevirdi.<br />
<br />
Demek sen, benim güzel kız kardeşimle evleneceksin! Ben ise, senin çirkin kız kardeşinle evleneceğim, hâ!<br />
<br />
Sonra da, herkes, senin, benden daha hayırlı ve üstün olduğunu söyleyecek-er hâ! [303] Bundan sonrada, senin çocukların, benim çocuklarıma karşı, övünecekler hâ! [304]<br />
<br />
Demek, sen, halkın içine gideceksin. Onlar, senin takdim ettiğin kurbanının caüul olunduğunu, benim kurbanımın ise, geri çevirildiğini öğrenecekler hâ!<br />
<br />
Hayır! Vallahi, halk, ne beni, ne de, seni, senin, benden daha hayırlı olduğunu göremeyecektir!´[305]<br />
<br />
Ben, seni, muhakkak öldüreceğim!" dedi.<br />
<br />
Hâbil:<br />
<br />
"Benim günahım nedir<br />
<br />
Allah, ancak, kendisinden korkanların kurbanını kabul eder." dedi. [306]<br />
<br />
Dağların başlarından aşağı kayıp Kabil´in elinden kurtuldu ise de[307], Kabil, anu, öldürmek için fırsat kollamağa devam etti.<br />
<br />
Hâbil; günlerden bir gün, dağda davarlarını otlattığı[308] ve kendisi de, orada «atıp uyuduğu sırada, Kabil, onun yanına vardı. Yerden kaldırıp başına vurduğu :&gt;r kaya parçasile Hâbil´i, öldürdü. [309]<br />
<br />
Kabil, Hâbil´i, akşamleyin öldürmüştü.<br />
<br />
Ertesi günü, sabahleyin "Ne yapıyor " diye ona bakmak için gitti.[310]<br />
<br />
Hâbil; yer yüzünde Âdem oğullarından ilk ölen kimse olduğu için, Kabil, onun ölüsüne, ne yapacağını bilemiyordu.[311]<br />
<br />
O sırada, Yüce Allah iki karga gönderdi. Onlar, birbirleriyle kavga ettiler. Biri, diğerini öldürdü.<br />
<br />
Sonra, gagası ve iki ayağı ile bir çukur kazıp öldürdüğü kargayı onun içine itip bıraktı ve üzerini toprakla örttü. Kabil, onun yaptığını gördü. [312]<br />
<br />
Kurban Hâdisesi ve sonucu, Kur´ân-ı Kerimde şöyle açıklanır: "Onlara, Âdem´in iki oğlunun gerçek haberini oku!<br />
<br />
Hanı, onlar, (Allah´a yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi de, ikisinden birininki kabul olunmuş, o birininki kabul olunmamıştı.<br />
<br />
O (evvelkisi, kardeşine):<br />
<br />
"Seni, elbette öldüreceğim!" demişti.<br />
<br />
(Beriki de, şöyle) söylemişti:<br />
<br />
"Allah, ancak (Kendisinden) korkanlar(ınkini) kabul eder.<br />
<br />
And olsun ki: sen, beni öldürmen için, elini bana uzatırsan, ben seni öldürmem için, elimi, sana uzatıcı değilim!<br />
<br />
Çünki, ben, âlemlerin Rabb´ı olan Allahdan korkarım.<br />
<br />
Şüphesiz dilerim ki: Sen, kendi günahınla birlikte benim günahımı da, yüklene-sin de, o ateşin yaranından olasın!<br />
<br />
İşte, zâlimlerin cezası, budur."<br />
<br />
Nihayet, nefsi, ona kardeşini öldürmeyi kolay göstermişti. O da, onu öldürmüştü.<br />
<br />
Bu yüzden, (maddî, manevî) ziyana uğrayanlardan olmuştu.<br />
<br />
Sonra, Allah, bir karga gönderdi.<br />
<br />
O, eşiyordu ki, ona, kardeşinin ölü cesedini, nasıl örteceğini (gömeceğini) gös­tersin.<br />
<br />
"Yazıklar olsun bana! dedi, ben, şu karga gibi bile olup ta, kardeşimin cesedini örtmekten (gömmekten) âciz mi oldum "<br />
<br />
Artık, o, (ettiğine) peşimanlığa düşenlerden olmuştu. "[313]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Kabili Kovuşu:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, Kabil´e:<br />
<br />
"Git! Artık, sen, hiç bir zaman korkutulmaktan uzak kalmayacak, gördüğün hiç bir kimseden de, güvenlikte ve selâmette olmayacaksın!" dedi.<br />
<br />
Kabil; kendisiyle birlikte doğan kızın elinden tutarak Nevz dağından inip[314] Yemen topraklarından Aden´e gitti. [315]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmla Hz.Havva, Hâbil için, uzun zaman ağladılar.´[316]<br />
<br />
<br />
<br />
Kabil´in Âkibeti:<br />
<br />
<br />
Kabil´in oğullarından Kabil´e rastlayıp ta, onu, taşa tutmayan bir kimse yoktu.<br />
<br />
Kabil´in âmâ olan oğlu, bir gün, Kabil´in yanına kendi oğlu ile birlikte gelip oğ­lu: "İşte, bu, baban Kabil!" deyince, âmâ, hemen bir taş atarak babası Kabil´i öldürdü!<br />
<br />
Âmâ´nın oğlu: "Babacığım! Sen, babanı, öldürdün!" dedi. Âmâ, hemen elini kaldırıp oğluna bir şamar indirdi. O da, öldü!<br />
<br />
Bunun üzerine, âmâ "Yazıklar olsun bana! Attığım taşla babamı, öldürdüm! İndirdiğim şamarla da, oğlumu, öldürdüm!" diyerek acındı. [317]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın İlk Nebi (Peygamber) Oluşu<br />
<br />
<br />
insanlara gönderilen Peygamberlerin ilki, Âdem Aleyhisselâmdır. [318]<br />
<br />
Eshab-ı kiramdan Ebû Zerr´ül ´gıfârî der ki[319]: "Nebî Aleyhisselâm´a[320] (Yâ Resûlallâh! [321] Nebîlerin evveli, ilki hangisidir ) diye sordum.<br />
<br />
(Âdem´dir!) buyurdu.<br />
<br />
(O, Nebî mi idi ) diye sordum.<br />
<br />
(Evet! Mükellem (Allah´la konuşan) bir Nebî idi.) buyurdu." [322]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, çocuklarına, Peygamber olarak gönderildi ve Kendisine, yirmi bir Sahife indirildi.[323]´´<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâma yazı yazmayı öğrettiği için, Âdem Aleyhisselâm, inen sahifeleri kendi el yazısı ile yazdı. [324]<br />
<br />
Yüce Allah´ın, Âdem Aleyhisselâma indirdiği hükümler arasında, ölü hayvan eti, kan ve domuz eti de, haram kılınmıştı. [325]<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimizin Miraç Gecesinde Birinci Kat Semada Âdem Aleyhisselâmla Selamlaşması: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Mîrac gecesinde, Cebrail Aleyhisselâmla dünya semasının üzerine çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda bir takım karaltılar bulunan, sağına baktıkça, gülen, soluna baktıkça da, ağlayan bir Zat ile karşılaş­malardı.[326]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimize:<br />
<br />
"Selâm ver Ona!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz, selâm verdi.<br />
<br />
O da, Peygamberimizin selâmına mukabele etti. [327] ve:<br />
<br />
"Hoş geldin, safa geldim sâlih Peygamber! Salih oğlum!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz, Cebrail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Kim bu " diye sordu. [328]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu, atan Âdem (Aleyhisselam)dır! [329]<br />
<br />
Sağında ve solunda olan şu karaltılar da, onun soyundan gelen çocuklarının ruh­larıdır!<br />
<br />
Onlardan, sağında olanlar, Cennetlik; solunda olan karaltılar da, Cehennemliktirler! Sağına bakınca, güler, soluna bakınca da, ağlar!" dedi. [330]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma Kıyamete Kadar Gelecek Zürriyetinin Arz Edilişi Ve Onlardan Ve Peygamberlerden Ahdü Mîsak Alınışı<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; yaratıldığı[331], veya semâda bulunduğu[332] veya Cen­netten, yer yüzüne indirildiğ[333], ya da,<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke´de Arafat arkasındaki Na´man mevkiinde bulunduğu sırada[334], Yüce Allah; onun sırtını sıvazladı da, sırtından, Kıyamete kadar yaratacağı zürriyetinin her canlı kişisi düştü.<br />
<br />
Sonra, onlardan, her insanın iki gözü arasında nurdan bir parıltı yaratıp onları, Âdem Aleyhisselâma arz etti.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Rabb´ım! Kim bunlar " diye sordu.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Bunlar, senin zürriyetindir!" buyurdu. [335]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
Yâ Rabb! Şu, Nurlar ile insanlara üstün geldiklerini gördüğüm kimlerdir " aye sordu.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Âdem! Onlar, zürriyetinden gelecek Peygamberlerdir!" buyurdu.[336]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın belinden bütün zürriyetini çıkarıp onları, akıl sahibi yaptı da, kendilerine hitapta bulundu: İman ile emr ve imansızlıktan nehy<br />
<br />
etti. [337]<br />
<br />
Kendilerinden Ahd ve Mîsak aldı ve onları, kendilerine şâhid tutup Kıyamet günü Biz, bunu, bilmiyorduk! demeyesiniz diye, size, yedi kat gökleri şâhid tuttum ve sze Babanız Âdemi de, şâhid tuttum.<br />
<br />
Şunu, iyi biliniz ki: Benden başka Rabb yoktur. Bana, hiç bir şeyi, ortak tutmayınız!<br />
<br />
Bu Ahd´ü Mîsakımı, size hatırlatacak Peygamberlerimi de, göndereceğim ve sze Kitablarımı da, indireceğim! [338]<br />
<br />
Ben, sizin Rabb´ınız değil miyim " buyurdu. Evet! Sen, bizim Rabb´ımızsın! [339]<br />
<br />
Senin, bizim Rabb´ımız ve İlâhımız olduğuna, bizim için, Senden başka Rabb bulunmadığına şâhid olduk!" dediler, ve bunu, ikrar ettiler. [340]<br />
<br />
Bu hâdise, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
´Hani, Rabb´ın, Âdem oğullarından, onların sırtlarından (sulblerinden) zürriyet-erini çıkarıp kendilerini, nefslerine şâhid tutmuş:<br />
<br />
Ben, sizin Rabb´ınız değil miyim (demişti)<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"Evet! (Rabb´ımızsın!) şâhid olduk!" demişlerdi.<br />
<br />
(İşte, bu şâhidlendirme) Kıyamet günü; Bizim, bundan haberimiz yoktu!" deme-"neniz içindi.<br />
<br />
Yâhud: daha önce, ancak, Atalarımız, şirk koşmuştu. Biz ise, onların ardından (gelen) bir nesliz.<br />
<br />
Şimdi, o bâtılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden, bizi, helak mı edeceksin" dememeniz içindi.´[341]<br />
<br />
Yüce Allah; ayrıca, bütün Peygamberlerden de, Risâlet ve Nübüvvet Mîsakı aldı.[342]<br />
<br />
Bu da, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
"AJlân; (geçmiş) Peygamberler(in)den - And olsun ki: size, Kitab ve hikmet ver-dim. Sonra da, size, nezdinizdeki (o kitab ve hikmeti) tasdik eden bir Peygamber gelmiştir (getecektir)<br />
<br />
Ona, mut/aka imân ve Kendisine herhalde yardım edeceksiniz diye (ahd ve) Mî-sak aldığı zaman: İkrar ettiniz ve üzerinize, bu ağır yükümü alıp kabul eylediniz mi buyurdu.<br />
<br />
Onlar (cevaben) İkrar ettik! dediler.<br />
<br />
(Allah da): Öyle ise, birbirinize ve ümmetlerinize karşı, şâhid olunuz! Ben de, sizinle beraber (bu ikrarınıza) şâhidlik edenlerdenim! buy urdu. [343] Kadı lyaz´a göre: Yüce Allah, bu Mîsakı, Vahy ile almıştır.<br />
<br />
Hiç bir Peygamber göndermemiştir ki, ona, Muhammed Aleyhisselâmı veya vasıflarını anmış ve ona eriştiği takdirde, kesin olarak iman edeceksin! diye ken­disinden ahd ve Mîsak almış olmasın.<br />
<br />
Deniliyor ki: Yüce Allah, Peygamberlerinden, bunu, kendi kavmlarına da, ha­ber vermeleri ve onların, kendilerinden sonra gelecek kavmlara da, haber ver­meleri hususunda dahi kesin söz almıştır... "[344]<br />
<br />
Hz. Ali de demiştir ki:<br />
<br />
"Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâm´dan ve ondan sonra gelen her Peygam­berden:<br />
<br />
Eğer, Muhammed Aleyhisselâm, gönderildiği zaman, kendileri, sağ olurlarsa, ona, iman ve dinine yardım etmeleri ve aynı surette Ümmetlerinden de kesin söz almaları hususunda kesin söz almıştır." [345]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma Peygamber Resimlerinin İndirilişi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın dileği üzerine, zürriyetinden gelen (bazı) Pey­gamberlerin suretlerini´[346] Cennet ipeklerinden kumaşlara[347] çıkarttırıp´[348]´ Adem Aleyhisselâma indirmişti. [349]<br />
<br />
Bunlar, Âdem Aleyhisselâmın; güneşin battığı yerin yanındaki Mahzeninde saklı ulunuyordu.[350]<br />
<br />
Zülkarneyn Aleyhisselâm, onları Mahzenden cıkarıp[351] Danyal Aleyhisselâ-ia vermiş[352] Danyal Aleyhisselâm da, onları[353] ipek kumaşlara geçirmiş[354], ozmişti´[355].<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmdan Muhammed Aleyhisselâma kadar olan Peygamberler­den bir kısmına aid bulunan bu resimler[356], Kıraldan kirala geçe geçe Kayser Herakliüs´e kadar gelip erişmiş[357], o da, Hz.Ebû Bekr´in İstanbul´a giden Elçi-erine, Sandığından, birer birer çıkarıp göstermiş. İslâm Elçileri, Peygamberimi­zin Resmiyle karşılaşınca, ağlamışlardır´[358]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Sağlığında Gördüğü Oğul Ve Torunlarının Sayısı Ve Vefatı:<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Nevz dağında, oğulları ve oğullarının oğulları, kırk bine doluncaya kadar yaşadı. [359]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, ölüm döşeğine düştüğü zaman, oğullarına: "Oğulcuklarım! Ben, Cennet meyvalarından yemeyi özlüyorum!" dedi.<br />
<br />
Oğulları, onu, Babaları için aramağa, elde etmeğe gittiler. Meleklerle karşı-aştılar.<br />
<br />
Meleklerin yanlarında, Âdem Aleyhisselâm için, kefen ve koku ile kazma, kü­rek ve zenbil vardı.<br />
<br />
Melekler:<br />
<br />
"Ey Âdem´in oğulları! Nereye gidiyorsunuz ve ne aramak istiyorsunuz " diye sordular.<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"Babamız, hastadır. Cennet meyvalarından yemeği arzuluyor, onu, toplamak îçin, bizi gönderdi." dediler.<br />
<br />
Melekler:<br />
<br />
"Geri dönünüz/ Babanızın eceli geldi!" dediler.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın oğulları, Meleklerle birlikte geri döndüler.<br />
<br />
Melekler, Âdem Aleyhisselâmın yanına girince, Hz.Havva, korktu ve Âdem Aley-hisselâma yapıştı.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Sen, Yüce Rabb´ımın Melekleri ile benim aramdan çekil!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Melekler, Âdem Aleyhisselâmın ruhunu kabz ettiler.<br />
<br />
Sonra, onu, yıkadılar, kefenlediler, kokuladılar.<br />
<br />
Kabrini, kazdılar.<br />
<br />
Meleklerden birisi, öne geçti.<br />
<br />
Öteki Melekler de onun arkasına durdular.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın oğulları da, onların arkasında sıralandılar.<br />
<br />
Cenaze namazını kıldılar.<br />
<br />
Melekler, kabrin içine girip Âdem Aleyhisselâmı, kabre indirdiler.<br />
<br />
Üzerini, kerpiçle kapattılar. Kabrin üzerine, toprak çektikten sonra "Ey Âde-moğulları! İşte, ölüleriniz hakkında tutacağınız yol, budur!" dediler.[360]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Vefat Günü, Yaşı Ve Kabri:<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın vefat ettiği gün, cuma günü idi.[361] Ömrü de, bin yıldı[362] Selâm olsun Ona!<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın kabri hakkında müteaddid ve muhtelif rivayetler olup bun­lara göre:<br />
<br />
1) Âdem Aleyhisselâmın cesedi, Hindistan´ın Nevz dağındaki mağarada idi.[363]<br />
<br />
2) Âdem Aleyhisselâmın cesedi, mekke dağlarıdan Ebû Kubeys dağındaki kenz mağarasında idi.<br />
<br />
3) Âdem Aleyhisselâmdan bir yıl sonra, Hz.Havva da, vefat edince, Kenz ma­ğarasına gömülmüştü.[364]<br />
<br />
4) Sâm b.Nuh, Âdem Aleyhisselâmın cesedini, Mekkedeki Hayf mescidinin yanına gömülmüştü..[365]<br />
<br />
5) Nuh Aleyhisselâmın, hem Âdem Aleyhisselâmın, hem de hz. Havva nın Ebû Kubeys dağındaki<br />
<br />
kenz mağarasından alıp tabut içinde gemide taşıdığı cesetlerini Tufandan sonra, eski yerlerine iade etmiştir.[366]<br />
<br />
6) Nuh Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâmın gemide taşıdığı cesedini , gemiden indiği zaman götürüp Beytülmaktis (Kudüs) e gömmüştür.[367]<br />
<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemali:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm:<br />
<br />
Uzun hurma ağacı gibi[368], upuzun boylu[369], kıvırcık[370] ve çok saçlı[371] kırmızı benizli, büyük gözlü, kalın baldırlı , uzun boyunlu[372], yassı yağırnılı idi.[373]<br />
<br />
Sakalsızdı.[374]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın başının saçı, iki bölük halinde örgülü idi.[375]<br />
<br />
Kendisi yaratıklar içinde en güzeli idi.[376]<br />
<br />
Onun güzelliği Yusuf Aleyhisselâmdan başka hiçkimsede toplanmamıştı.[377]<br />
<br />
<br />
<br />
Gerekli Bir Açıklama:<br />
<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Ebülbeşer liği, Yüce Allah tarafından, müteaddid sure ve ayetlerde insanlara, Ey Adem oğulları! diye hitab buyurması ile [378],<br />
<br />
Ey insanlar! Sizi bir tek candan yaratan, ondan da, yine, onun zevcesini vücuda getiren ve ikisindende, bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbınıza karşı gelmekten sakınınz.! [379]<br />
<br />
Ey Âdem oğulları ! Şeytan Ana ve Babanızı , fena yerlerine kendilerine göstermek için , elbiselerini soyarak. Nasıl cennetten çıkardı ise, sakın sizi de bir fitne yapmasın! [380]<br />
<br />
Nasslarile sabit iken,<br />
<br />
Hattâ, son nass´a göre: yalnız Âdem Aleyhisselâmın Ebülbeşerliği´nin değil, zevcesinin de Ümmülbeşerliğinin kabul edilmesi gerekirken,<br />
<br />
Bazı, ilim ve din adamlarının, Kur´ân-ı kerimde, Âdem Aleyhisselâmın, Ebül-beşer olduğu hakkında açık ve kesin bir Nass bulunmadığını ve hattâ, Âdem Aley­hisselâmın, insanların Atası olduğu hakkındaki Hadîs-i şeriflerin bile, bu husus­taki âyetin tefsir ve izahı sayılamayacaklarını söyleyecek kadar ileri gitmelerine şaşmamak, elde değildir!<br />
<br />
Halbuki; o Hadîs-i şeriflerde, Kıyamet gününde Mahşer halkının, şefaat için Âdem Aleyhisselâma baş vurarak:<br />
<br />
"Ey Âdem! Sen, Ebülbeşer´sin!" diye hitab edecekleri[381] ve Mekke´nin fethin­de îrad buyrulan hutbe´de de:<br />
<br />
"Bütün insanlar, Adem´dendir!<br />
<br />
Âdem de, topraktandır, topraktan yaratılmıştır!" diye açıklanmış bulun-maktadır.[382]<br />
<br />
Mübarek ağzından, hak ve gerçek olandan başkası çıkmayan[383], Kendi rey ve hevâsından söz söylemeyen[384] Peygamberimiz Aleyhisselâmın konumuzdaki açık ve kesin beyanlarını bir yana itebilmek cesaretini kendimizde nasıl bulabili­yoruz bilmem Cenab-ı Hakk, hepimizi afvetsin!<br />
<br />
Kendilerinden, hiç beklenmeyen bazı zatların kitaplarında görülen ve insanın, maymun cinsinden tekâmül ederek meydana geldiğini açıklayan ve binnetice, Âdem Aleyhisselâmın Ebülbeşer´liğini inkâra varan sözleri karşısındaki hayreti­miz de, evvelkisinden aşağı değildir.<br />
<br />
Bir Hadîs-i şerifde: Âdem Aleyhisselâmın, kendisine mahsus olan suret üzere yaratılmış olduğu açıklandığı gibi[385]; Kur´ân-ı kerimde de, insanların, Yüce Al­lah´a ibadet etmek üzre yaratıldıkları açıklanmıştır.[386]<br />
<br />
Yüce Allah;<br />
<br />
İnsanları yaratmağa da, Âdem Aleyhisselâmın yaratılışiyle başlayacağını ve Me­leklere:<br />
<br />
"Ben, yer yüzünde bir Halîfe yaratacağım!" buyurduğu zaman, Melekler:<br />
<br />
"Biz, Seni, hamd´inle teşbih ve takdis edip dururken, orada, bozgunculuk ede­cek, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın !" demişler,<br />
<br />
Yüce Allah da:<br />
<br />
"Sizin bilemeyeceğiniz şeyleri, ben, bilirim!" buyurmuş.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma, tüm Esmâ´yı öğretmiş, sonra, onları, Meleklere gösterip:<br />
<br />
"Doğrucular iseniz, bunları, isimlerile, haydi, bana, haber veriniz!" buyurmuş.<br />
<br />
Melekler de:<br />
<br />
"Seni, tenzih ederiz. Senin, bize öğrettiğinden başka, bizim hiç bir bilgimiz yok!<br />
<br />
Her şeyi, hakkıyle bilen ve her yaptığını yerli yerince yapan Sen´sin Sen!" de­mişlerdir.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Âdem! Onları, isimleriyle kendilerine haber ver!" buyurup o da, onları, isim­leriyle söyleyivermişti.[387]<br />
<br />
Yüce Allah , Âdem Aleyhisselâmı, yaratmadan önce, onu, bir beşer, bir insan olarak yaratacağını da, açıklamış:<br />
<br />
"An o vakti ki: Rabb´ın, Meleklere:<br />
<br />
Ben, kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!<br />
<br />
O halde, ben, onun yaratılışını bitirdiğim, ona, Ruhum´dan üfürdüğüm zaman, siz, derhal, onun için secdeye kapanınız!" buyurmuş.<br />
<br />
Bunun üzerine, Meleklerin hepsi, toptan secde etmiştir,[388]<br />
<br />
Yaratılış bitirilip Ruh üfürülür üfürülmez, Melekler, her hangi bir yaratığa değil, kendisine, yüce Allah tarafından her şeyin ismi öğretilen Âdem Aleyhisselâma secde etmişlerdir.<br />
<br />
Yüce Allah, insanı, evvel ve âhir, insan olarak ve en güzel bir biçimde yarattığını açıkladığı gibi[389], hayvanları da, hayvan olarak yarattığını açıklamış:<br />
<br />
"Allah, her hayvanı, sudan yarattı.<br />
<br />
İşte, bunlardan kimi, karnı üstünde yürüyor, kimi, iki ayağı üstünde yürüyor, ki­mi de, dört ayağı üstünde yürüyordun<br />
<br />
Allah, ne dilerse, yaratır.<br />
<br />
Çünkü, Allah, her şeye hakkıyle kadirdir." Buyurmuştur.[390]<br />
<br />
Durum; ilk insan olan Âdem Aleyhisselâm için olduğu kadar, onun zürriyeti bu­lunan bütün insanlar için de aynıdır.<br />
<br />
Nitekim, Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmın bütün zürriyetini -onlar daha dün­yaya gelmeden önce- onun belinden çıkarıp kendilerine:<br />
<br />
"Ben, sizin Rabb´ınız değil miyim " diye hitapta bulunduğunu ve onların da:<br />
<br />
"Evet! Sen, bizim Rabb´ımız´sın!" ikrarında bulunduklarını açıklamıştır.[391]<br />
<br />
Kur´ân-ı Kerim´in Meryem sûresinde, insanlar arasından:<br />
<br />
Zekeriyyâ, Yahya, İsâ, İbrahim, İshak, Yâkub, Mûsâ, İsmail ve İdris Aleyhisse-lâmlar anıldıktan sonra:<br />
<br />
"İşte, bunlar, Allah´ın, kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerden, Âdem´in zürriyetinden, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsmail´in neslinden hi­dayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir....."[392] buyrularak, İnsanların, Âdem Aleyhisselâmın zürriyetinden oldukları -dolayısıyle de- açıklanmış bulun­maktadır.<br />
<br />
Bu İlâhî gerçekler, görmezden gelinerek, Âdem Aleyhisselâmın, insanların Atası olduğu hakkında, Kur´ân-ı kerimde açık ve kesin bir Nass bulunmadığı veya in­sanların maymun cinsinden tekâmül ederek insan oldukları nasıl iddia edilebilir Hayret!<br />
<br />
Kâinatta bir tekâmül ve gelişme bulunduğunda şüphe yoktur.<br />
<br />
Fakat, bu tekâmül; sanıldığı gibi, bir cinsten, diğer bir cinse geçiş şeklinde de­ğil, aynı cins dahilinde bir gelişme ve iyileşme mahiyetindedir.<br />
<br />
Bu güne kadar, hiç bir hayvan, zahirî benzerliklerine rağmen, gelişerek, kendi cinsinden başka bir hayvan olmamış ve olmamaktadır.<br />
<br />
At, deve, eşek, maymun... ehlî, vahşî, büyük, küçük... bütün hayvanlar, sayı­sız çeşidleriyle bütün kuşlar -birbirlerine olanca benzerliklerine rağmen- ancak, kendi cinslerini devam ettirmişlerdir.<br />
<br />
Hiç birinin, kendi cinsinden başka bir cinse değiştiği görülmemiş ve görülme­mektedir.<br />
<br />
Bitkilerde de, durum, aynıdır.<br />
<br />
Hiç bir zaman, arpa ekilen yerden, buğday veya yulaf biçilmemiş, buğday eki­len tarladan da, pirinç elde edilmemiştir.<br />
<br />
Hulâsa: kâinatta, her çekirdek, her tohum, ancak ve ancak, kendi cinsinin, kendi nevinin özelliğini taşımakta ve sürdürmektedir.<br />
<br />
Gerçek ve vâki´ olan, budur.<br />
<br />
Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası.<br />
<br />
Allahü teâlânın emri ile melekler çeşitli memleketlerden topraklar getirdiler. Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp insan şekline koydular. Bu şekilde Mekke ile Taif arasında kırk yıl yatıp “salsal” oldu yani pişmiş gibi kurudu. Önce Muhammed aleyhisselamın nuru alnına kondu. Sonra Muharremin onuncu Cuma günü ruh verildi. Her şeyin ismi ve faydası kendisine bildirildi. Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi.<br />
<br />
Allahü teâlânın emri ile bütün melekler Âdem aleyhisselama karşı secde ettiler. Uzun zaman meleklerin hocalığını yapmış olan İblis, kibirlenip bu emre karşı geldi ve Âdem aleyhisselama karşı secde etmedi. “O çamurdan yaratıldı, ben ise ateşten yaratıldım. Ondan üstünüm.” iddiasında bulundu. İblis (şeytan) kendini üstün görüp, kibirlenerek Allahü teâlânın emrine uymayınca gadab-ı ilahiyyeye uğradı ve Cennet’ten kovuldu.<br />
<br />
Âdem aleyhisselam kırk yaşındayken Firdevs adındaki Cennet’e götürüldü. Cennet’te bulunduğu sırada veya daha önce Mekke dışında uyurken sol kaburga kemiğinden hazret-i Havva yaratıldı. Allahü teâlâ onları birbirine nikâh etti. Cennet’te yerleşmelerini ve Cennet’in meyvelerinden dilediklerini yemelerini bildirdi. Fakat Cennet’te bulunan bir ağaç için, “Bu ağaca yaklaşmayın, bu ağaçtan yemeyin.” buyurdu.<br />
<br />
Âdem aleyhisselam ve Havva validemiz, Cennet’te bin yıl kadar yaşayıp, İblisin yalan yeminine inanarak yasak edilen ağacın meyvesinden unutarak önce hazret-i Havva, sonra Âdem aleyhisselam yedikleri için Cennet’ten çıkarıldılar. Âdem aleyhisselam Hindistan’da Seylan (Serendib) Adasına, Havva ise, Cidde’ye indirildi. Birbirlerinden iki yüz sene müddetle ayrı kalan Âdem aleyhisselam ve hazret-i Havva bu müddet içinde ağlayıp yalvardıktan sonra tövbe ve duaları kabul oldu. Hacca gelmeleri emrolundu.<br />
<br />
Arafat Ovasında hazret-i Havva ile buluştu. Kâbe’yi inşa etti. Her sene hac yaptı. Arafat Meydanında veya başka meydanda kıyamete kadar gelecek çocukları belinden zerreler halinde çıkarıldı. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye soruldu. Hepsi; “Bela = Evet!” dediler. Sonra hepsi zerreler haline gelip beline girdiler. Buna “Ahd-ü-Misak” ve “Kalu Bela” denildi. Âdem aleyhisselam ve hazret-i Havva daha sonra Şam’a geldiler. Burada yirmi defa ikiz evladı oldu. Bir defa da yalnız Şit aleyhisselam oldu. Neslinden kırk bin kişiyi gördü.<br />
<br />
Oğullarına ve torunlarına peygamber olarak gönderildi. Cebrail aleyhisselam kendisine on iki defa geldi. Kendisine on suhuf (forma) kitap verildi. Bu kitapta; iman edilecek hususlar, çeşitli diller ve lügatler, her gün bir vakit namaz kılmak, gusül boy abdesti almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz eti yememek, tıb, ilaçlar, hesab, geometri gibi şeyler bildirildi. Ayrıca fizik, kimya, tıb, eczacılık, matematik bilgileri öğretildi. İbrani, Süryani ve Arap dillerinde kerpiç üstüne çok yazı yazıldı.<br />
<br />
İlk insanlar, bazı tarihçilerin zannettiği gibi ilimsiz, fensiz, görgüsüz, çıplak ve vahşi kimseler değildi. Bugün Asya, Afrika çöllerinde ve Amerika ormanlarında tunç devrindekilere benziyen vahşiler yaşadığı gibi, ilk insanlarda da bilgisiz basit yaşayanlar vardı. Bundan dolayı ne bugünkü, ne de ilk insanların hepsi için vahşidir denilemez. Hazret-i Âdem ve ona inananlar şehirlerde yaşarlardı. Okuma-yazma bilirlerdi. Demircilik, dokumacılık, çiftçilik, ekmek yapmak gibi san’atları vardı. Altın üzerine para dahi basılmış, maden ocakları işletilip, çeşitli aletler yapılmıştı.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamın hiç sakalı yoktu. İlk sakalı çıkan Şit aleyhisselamdır. Hazret-i Âdem çok güzeldi. Siyah saçlı ve buğday tenliydi. On bir gün hasta yatıp, bir Cuma günü vefat etti. Âdem aleyhisselam vefat edince, Cebrail aleyhisselam bir gömlek giydirdi. Şit aleyhisselama yıkamayı öğretti. Yıkayıp kefenlediler.<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyruldu ki:<br />
“Âdem aleyhisselam vefat edince, melekler üç defa su ile yıkadılar. Onu defnettiler. Sonra çocuklarına dönerek, (Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız) dediler.”<br />
<br />
Şit aleyhisselam imam olup cenaze namazını kıldırdı. Âdem aleyhisselamın kabri; Kudüs’te, Mina’da, Mescid-i Hif’te veya Arafat’tadır. Hayatını bildiren rivayetler birbirinden farklıdır.<br />
<br />
Hazret-i Âdem, Allah’a ilk hamd ve ilk tövbe edendir. Seçilmişlerin ilki, yeryüzünde Allahü teâlânın ilk halifesidir.<br />
<br />
Birçok mucizeleri vardır. Bunlardan bir kaçı şöyledir:<br />
Yırtıcı, vahşi hayvanlarla konuşurdu. Susuz dağ ve taşlara elini vurunca, pınarlar fışkırır, temiz sular akardı. Eline aldığı ufak taşlar, yüksek sesle Allahü teâlâyı zikrederdi.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamın yaratılması, Cennet’te kalması, Cennet’ten çıkarılarak yeryüzüne indirilmesi, Kur’an-ı kerimde çeşitli âyet-i kerimelerde bildirilmiştir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Şit (Şis) Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=268</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:33:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=268</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Şit (Şis) Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Babası: Âdem Aleyhisselâm, Annesi de, Hz. Havvâ´dır.[1]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Doğuşu:<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın oğlu Kabil, kardeşi Hâbil´i kıskanarak öldürdükten beş yıl sonra[2], Şis (Hibetullâh) Aleyhisselâm[3] doğdu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Hz. Havva´ya: "Allah, bunu (Şis´i), sana, Hâbil´in yerine verdi" dedi.[4] (Hibetullâh)a: Arabcada Şes, Süryancada Şas, İbrancada Şis denir.[5] Şis Aleyhisselâm, doğunca, Âdem Aleyhisselâm da:<br />
<br />
"Bu, Hibetullâh´dır (Allah´ın Hibesidir) demiş ve Hâbil´den dolayı yemin et­miştir.[6]<br />
<br />
Alınlardan Alınlara Geçen Peygamberlik Nuru:<br />
<br />
Hz.Havva, Şis´e hâmile olunca, alnında parıldamağa başlayan Nûr, Şis´i do­ğurduğu zaman, onun alnına geçmişti.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, bundan, Şis´in kendisinden sonra, yerini tutacağını anlamıştı.[7]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın alnında parlayan Peygamberlik Nûr´u, zevcesine, oğlu Enuş doğduğu zaman da, Enuş´un alnına, ondan da, oğlu Kaynanın alnına geçmiş, asırlar boyunca, alından alına geçmiş durmuş ve nihayet, Abdulmuttalibden Abdullâh´a, ondan da, Muhammed Aleyhisselâma geçip son temelli sahibinde ka­rar kılmıştır.[8]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Bazı Faziletleri Ve Peygamberliği:<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm; Âdem Aleyhisselâmın oğullarının en ulusu, en üstünü, Âdem Aleyhisselâma, en sevgilisi ve ona, en çok benzeyeni idi.[9]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; vefatından on bir gün önce[10], Şis Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ey oğulcuğum! Sen, benden sonra, Halîfem´sin!" diyerek vazifesini takva üze­re yürütmesini tavsiye etti.[11]<br />
<br />
Onu, bir Vasiyetname ile yerine Vekil bıraktı.[12]<br />
<br />
Bunu, Kabil´den ve Kabil oğullarından gizli tutmasını, ona emretti.[13]<br />
<br />
Gece ve gündüz saatlerini ve her mahlukun, Allâha, hangi saatlerde, ne gibi ibadetler yaptıklarını bildirdi.<br />
<br />
Vuku bulacak Tufan hakkında da, bilgi verdi.[14]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Kabil oğullarının zina ve içkiye düştüklerini, bozuldukları­nı görünce de, Şis Aleyhisselâmın oğullarına da, Kabil oğullarile evlilik bağlantısı kurmamalarını tavsiye etti.[15]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâma, yirmi bir[16], Şis Aleyhisselâma da, yirmi dokuz sahife indirip[17] Şis Aleyhisselâmı, bu elliyi bulan sahifelere göre[18] ha­reket ve amel etmekle mükellef kıldı.[19]<br />
<br />
Yüce Allah´ın; Âlâ sûresinin on sekizinci âyetinde andığı Suhufu Ûlâ, Hibetul-lâh Sis b.Âdem Aleyhisselâm ile İdris Aleyhisselâm´a indirilmiş olan Sahi-fe´lerdi.[20]<br />
<br />
Peygamberlik, Din, İbâdet ve Yüce Allah´ın Hak ve Şeriatlarına göre hareket, Şis Aleyhisselâm´da ve oğullarında bulundu.<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın yurdu, Dağın başında; Kabil oğullarının yurdu ise, vadinin altında idi.[21]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm; Allah´ı, takdis ve tenzihden geri durmaz, kavmına da; Al­lah´ın buyruklarını yerine getirmemekten sakınmalarını, Allah´ı, her türlü noksan, eksik sıfatlardan uzak tutmalarını ve dâima iyi işler işlemelerini emrederdi.<br />
<br />
Bunun için, Şis oğulları ve kadınları arasında ne düşmanlık, ne kıskançlık olur, ne kin tutulur, ne suçlama yapılır, ne yalan söylenir, ne de, boş yere yemin edilirdi.<br />
<br />
Onlardan, her hangi biri, yemin etmek istediği zaman, ancak: "Hâbil´in kanı üzerine yemin olsun ki!" derdi.[22]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm´dan sonra, oğullarından, Kabe´nin onarımını ilk defa, taş­la ve çamurla yapan da, Şis Aleyhisselâm idi.[23]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm; vefat edinceye kadar, Mekke´de kalmaktan Hacc ve Umre yapmaktan geri durmadı.[24]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Vefatı:<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm; vefat edeceği sırada, yerine oğlu Enuş´u bırakıp ona; Âdem Aleyhisselâmın, tâbut içindeki cesedini, korumasını, Allah´ın buyruklarını yerine<br />
<br />
getirmemekten sakınmasını ve kavmına da, bunu ve Allah´a güzelce ibâdet et­melerini emr etmesini emr etti.<br />
<br />
Oğullarına Bereket duası yaptı.<br />
<br />
Oturdukları mukaddes dağdan inmemeleri, çocuklarının da, oradan inmeleri­ne engel olmalarını ve lanetlenmiş Kabil´in çocuklarile düşüp kalkmamaları hak­kında da, Hâbil´in kanı üzerine and verdi. Sonra, vefat etti.[25] Ona ve gönderi­len bütün Peygamberlere selâm olsun!<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm, vefat ettiği zaman, dokuz yüz on iki yaşında idi.[26] idris Aleyhisselâm da, o zaman yirmi yaşında bulunuyordu.[27]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın oğlu Enuş, babasının cesedini özel ağaç zamkı ile ve dar-çın gibi kokan ağacın kokusu ile kokuladı.[28]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın cenaze namazını; oğulları, oğullarının oğulları ile kızları ve kızlarının oğulları gelip kıldılar.[29]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın oğullarından, Şis Aleyhisselâmdan başkasının nesli de­vam etmeyip kesilmiş, Şis Aleyhisselâm, böylece, Ebülbeşer olan Âdem Aleyhisselâmla birlikte[30], bütün insanların soylarının varıp dayandığı Soy direği ol-muştur.[31]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmdan sonra, bütün Şis oğullarının nesebleri, Şis Aleyhisselâ-ma ulaşmadığı gibi, İdris Aleyhisselâma kadar da, onlarda Vahy ve Peygamber­lik te, bulunmamıştır.[32]<br />
<br />
Rivayete göre: Şis Aleyhisselâm da, Mekke dağlarından Ebû Kubeys dağın­daki mağaraya gömülen Ebeveyninin yanına gömülmüştür.[33]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmla İdris Aleyhisselâm Arasındaki Soy Direği Atalar :<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Enuş, Babasının ve Dedesinin vasiyetini korudu.<br />
<br />
Allah´a, en güzel şekilde ibadet etti.<br />
<br />
Kavmine de; Allah´a, güzel şekilde ibâdet etmelerini emr etti.[34]<br />
<br />
Yer yüzünde ilk kez hurma ağacı diken, Enuş idi.[35]<br />
<br />
İlk kez, Sadaka veren ve vermeyi teşvik eden de, o idi.[36] Enuş, vefat edeceği sırada, bütün oğulları için Bereket duası yaptı.<br />
<br />
Onları, oturdukları mukaddes dağlarından aşağıya inmekten ve içlerinden hiç bir kimsenin, lanetlenmiş Kabil´in oğullarile düşüp kalkmasına meydan vermek­ten nehy etti.<br />
<br />
Oğlu Kaynan´ı da, yerine bıraktı ve kendisini Âdem Aleyhisselâmın, tâbut için­deki cesedi ile de, ilgilenmekle görevlendirdi.<br />
<br />
Onun yanında namaz kılmalarını ve Allâhı, çokça takdis etmelerini emr ettik­ten sonra, vefat etti.<br />
<br />
Vefat ettiği zaman, dokuz yüz altmış beş yaşında idi.[37] Enuş´un alnında peygamberlik Nuru parıldardı.[38] Hâbil´in katili Kabil de, onun zamanında öldürülmüştür.[39]<br />
<br />
Enuş´un oğulları ve oğullarının oğulları Kaynan, Mehlâil, Yerd, Uhnuh (İdris), Mettu Şelah ile kadınları ve onların oğulları toplanıp Enuşun cenaze namazını kıldılar.<br />
<br />
Kaynan; latîf, müttakî ve Allah´ı çok takdis edici bir zat idi.<br />
<br />
Kavmim; Allah´a itaat ve güzelce ibadet etmeye, Âdem ve Şis Aleyhisselamla-rın vasiyetlerini tutmaya davet ve teşvik etti.[40]<br />
<br />
Kaynan´ın alnında da, Peygamberlik Nûr´u, parıldardı.[41] Kaynan, vefat edeceği sırada, oğulları için, Bereket duası yaptı.<br />
<br />
Aralarından, hiç bir kimsenin, oturdukları mukaddes dağdan, lanetlenmiş Ka­bil oğullarının yanına inmemeleri için, onlara, Hâbil´in kanı üzerine-and verdi.<br />
<br />
Yerine, oğlu Mehlâil´i, bıraktı.[42]<br />
<br />
Kaynan, dokuz yüz yirmi yaşında vefat etti.[43]<br />
<br />
Kaynan vefat edince; oğulları ve oğullarının oğulları Mehlâil, Yerd, Mettu Şe-lah ve lemek ile kadınları ve onların oğulları toplandılar, Kaynan´ın üzerine, ce­naze namazı kıldılar.<br />
<br />
Mehlâl; zamanında Âdem oğullarının Seyyid´i ve Ulu kişisi idi.[44]<br />
<br />
Mehlâil; kavmini, Yüce Allah´a ibâdet ve tâata devam ettirdi. Onlara, Babasının vasiyetini, yerine getirtti.<br />
<br />
vefatı yaklaştığı sırada Mehlâil; oğlu Yerd´i, kendisine halef tayin ve Âdem Aley-hisselâmın tâbutunu, ona vasiyet etti.[45]<br />
<br />
İlimleri öğretti. Âlemde cereyan edecek şeyleri haber verdi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma indirilmiş olan (Hükümdarların Sırrı) kitabı Mehlâil´de bu­lunuyordu. [46]<br />
<br />
Mehlâil, sekiz yüz doksan beş yaşında vefat etti.[47]<br />
<br />
<br />
Mehlâil´in vefatından sonra, yerine geçen oğlu Yerd; imanlı, tam amelli, kendi­sini, Allah´a ibadet ve tâata vermiş, gece, gündüz çok çok namaz kılan bir zat idi.[48]<br />
<br />
Kabil oğullarında, ötedenberi içki, zina düşkünlüğü[49], hayasızlık ve ateşe tap­mak gibi türlü kötülükler vardı.<br />
<br />
Çeşid çeşid çalgı âletleri de, edinmişlerdi.[50]<br />
<br />
Kadın, erkek, genç, ihtiyar, sık sık toplanıp davul, düdük, zurna, def çalarlar, güler, oynarlar, nâra atarlardı.<br />
<br />
Hattâ, onların seslerini, dağda oturan Şis oğullarından bazıları duyarlardı. Onların, bu meclislerine, gençlerinden ziyade, yaşlılar, düşkündüler. Günah olan her kötülüğü işlemekte birleşmişlerdi.<br />
<br />
Zaman, uzayınca, Şis oğulları da, aralarında gereğini titizlikle yerine getire gel­dikleri Ahd ve mîsaklarını bozdular.[51]<br />
<br />
İçlerinden, yüz erkek, oturdukları mukaddes dağlarından inip amuca oğulları­nın, ne yaptıklarını görmek istediler.[52]<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil, bunu, haber alınca, hemen yanlarına vardı. Onlara "Allah aş­kına yapmayınız!" dedi.<br />
<br />
Atalarının bu husustaki vasiyetini ve kendilerinin, Hâbil´in kanı üzerine, yaptık­ları And´ı hatırlattı.[53]<br />
<br />
Kendilerine, va´z ve nasihatta bulundu ise de, dinlemediler.[54] Oğlu Uhnuh (İdris Aleyhisselam), ayağa kalkıp:<br />
<br />
"İyi biliniz ki: içinizden, kim Babamız Yerd´i, dinlemeyerek dağımızdan inerse, biz de onun bir daha dağımıza çıkmasına meydan vermeyiz!" dedi.<br />
<br />
Fakat, onlar, yine de, inmekten başkasına yanaşmadılar.[55] Dağdan, Kabil oğullarının yanına indiler.<br />
<br />
Kabil oğullarının kadınları, Şis oğullarını yanlarında tutup bırakmadılar.<br />
<br />
Bundan sonra, Şis oğullarından yüz kişilik ikinci bir erkek kafilesi daha "Kar­deşlerimiz, ne yapıyorlar " diyerek dağdan, onların yanına indiler.<br />
<br />
Onları da, Kabil oğullarının kadınları tutup bırakmadılar.<br />
<br />
Daha sonra, bütün Şis oğulları, dağdan, onların yanına indiler.<br />
<br />
Azgınlık ve onlarla evlilik yapıldı, birbirlerine karıştılar.<br />
<br />
Kabil oğulları, yeryüzünü dolduracak kadar çoğaldılar.<br />
<br />
Fakat, Tufanda hepsi boğulup yok oldular.[56]<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil, vefat edeceği sırada, oğulları için, Bereket duası yaptı.<br />
<br />
Onları; oturdukları mukaddes dağdan aşağıya inmekten nehy etti.<br />
<br />
"Siz, her halde, er geç aşağı yere ineceksinizdir.<br />
<br />
İçinizden, hanginiz, en son inecek olursa, Atamız Âdem´in, içinde cesedi bu­lunan tâbutunu, indirsin. Sonra da, bize tavsiye edildiği gibi, onu, arzın ortasına yerleştirsin." dedi.<br />
<br />
Oğlu Uhnuh´u (İdris Aleyhiselâmı) yerine bırakıp Kenz mağarasında namaz kıl­maktan ayrılmamasını, ona emr etti.<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil, vefat ettiği zaman, dokuz yüz altmış iki yaşında idi.<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil, vefat edince, oğulları ve oğullarının oğulları Uhnuh, Mettu Şe-lah, Lemek ve Nuh Aleyhisselâmlar toplandılar. Babalarının üzerine, cenaze na­mazı kıldılar.[57]<br />
<br />
<br />
Âdem Oğulları Arasında Putperestlik Ne Zaman Ve Nasıl Başladı<br />
<br />
Rivayete göre: Kabil, kardeşi Hâbil´i öldürünce, Babası Âdem Aleyhisselâm-dan korkarak Yemen´e kaçtı.<br />
<br />
Şeytan, ona:<br />
<br />
"Hâbil´in kurbanını ateşin yakması ve kurbanının kabul olunması, onun, ateşe hizmet ve ibadet etmesi yüzündendi.<br />
<br />
Sen de, öyle yap!" diye telkinde bulundu.<br />
<br />
Bunun üzerine, Kabil, bir ateş evi yapıp içinde ateş yakarak ona tapmağa başladı.[58]<br />
<br />
Put, ağaçtan veya altun veya gümüşten insan şeklinde yapılırsa, ona: Sanem, taştan yapılırsa, ona da, Vesen denir.[59]<br />
<br />
Şis oğulları, önceleri gelir, Âdem Aleyhisselâmın Nevz veya Bevz dağındaki mağarada bulunan cesedini, ziyaret eder ve ona, tazimde bulunurlar, kendisi için, Allâhdan rahmet dilerlerdi.[60]<br />
<br />
Kabil b.Âdem oğullarından bir adam:<br />
<br />
"Ey Kabil oğulları! Şis oğulları, Âdemin cesedinin çevresinde dönüp dolaşa­rak ona tazimde bulunuyorlar.<br />
<br />
Sizin ise, böyle bir şeyiniz yok!" dedi, ve onlar için bir put yonttu. Tarihde ilk put yapan adam, bu, oldu.[61]<br />
<br />
Kur´an-ı kerimde Vedd, Süva´, Yağus, Yauk ve Nesr diye adları anılan put-lar[62], rivayete göre: Âdem Aleyhisselâmın oğulları[63] veya oğullarının oğulları idiler.[64]<br />
<br />
Bunlar, iyi amelli kişilerdi.[65] Halk, bunlara uyarlardı.[66]<br />
<br />
Süva´ın, Şis Aleyhisselâmın oğlu olduğu, Yağus, Yauk ve Nesr´in de, Süva´ın oğulları oldukları da, rivayet edilir.[67]<br />
<br />
Bunlar, öldükleri zaman, adamları:<br />
<br />
"Kâşke, onların suretlerini, bize bir yapan olsaydı da, kendilerini hatırladıkça, bizi, ibadete teşvik etmiş olurdu." dediler.[68]<br />
<br />
Onlara, yakınları, çok ağladılar. Kabil oğullarından bir adam:<br />
<br />
"Ey kavmim![69] Ben, can vermeye güç yetiremem amma, size, onların suret­lerine göre beş tane put yapsam, yontsam olmaz mı " dedi.<br />
<br />
Onlar da: "Olur!" dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Kabil oğullarının put yapıcısı, onlar için, Vedd, Süva´, Yağus, Yauk ve Nesr´in suretlerine göre beş tane put yonttu, dikti.<br />
<br />
Adlarına put dikilenlerin kardeşleri, amucaları ve amuca oğulları gelip bu put­ların çevrelerinde koşarak dolaşırlar ve onlara tazimde bulunurlardı.<br />
<br />
O asır, böylece geçti.<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil b.Kaynan b.Enuş, b.Şis, b.Âdem zamanında da, böyle yapıldı.[70]<br />
<br />
Bazı kîmseter, İslâmiyetten döndü.[71]<br />
<br />
İkinci asır gelince, bu putlara, ilk çağdakinden daha çok tazimde bulundular.<br />
<br />
Üçüncü asır gelince:<br />
<br />
"Bizden öncekilerin şu putlara tazimleri, ancak, Allah katında, şefaat etmele­rini umdukları içindi!" diyerek onlara tapmağa başladılar, küfürlerini artırdılar.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah, onlara İdris Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, onları, putlara tapmaktan men ve Yüce Allâha ibadete da­vet etti.[72]<br />
<br />
Fakat, onlar, İdris Aleyhisselâmı, yalanladılar. Yüce Allah da, onu, yüksek bir Makama kaldırdı.<br />
<br />
Putperestlik, Nuh Aleyhisselâmın zamanına kadar artmakta devam etti. Yüce Allah, Nuh Aleyhisselâmı, Peygamber gönderdi. Nuh Aleyhisselâm, onları, Yüce Allâha ibadete, uzun zaman davet etti. Fakat, onlar, Nuh Aleyhisselâma karşı koydular ve kendisini, yalanladılar.[73]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, onlarla başa çıkamayınca, kendisini ve yanındaki Mü´min-leri, onlardan kurtarması için, Allah´a dua etti.(70)<br />
<br />
Yüce Allah da, onları, Tufan suyunda boğdu.[74] Tufan suları, Nevz veya Bevz dağından beş putu sürükleyip yere indirdi. Suların, şiddetli akışları, onları, ülkeden ülkeye sürükledi. Nihayet, Cüdde toprağına attı. Sonra, sular, çekildi.<br />
<br />
Esen rüzgârlar, putların üzerine toprak yığdı.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamdan sonra gönderilen peygamber. Âdem aleyhisselamın oğludur. Âdem aleyhisselamın oğullarından Hâbil ile Kâbil arasında çıkan anlaşmazlık netîcesinde Kâbil, Hâbil’i öldürünce, Allahü teâlâ, hazret-i Âdem’e, Hâbil’e karşılık ihsân olarak, yeni bir oğul verdi. Âdem aleyhisselamın bütün çocukları ikiz olarak doğduğu hâlde, Şit aleyhisselam tek doğdu. Şit adı verilen yeni oğlun ismi İbrânice olup, Arapça karşılığı “Allah’ın hîbesi” mânâsınadır. İsmine “Şis” de denilmiştir.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamın oğullarından Kâbil, Hâbil’i şehit ettikten sonra doğmuş olan Şît aleyhisselam, son peygamber Muhammed aleyhisselamın nûrunu alnında taşıyordu. Bu sebeple Âdem aleyhisselam onu pek fazla seviyordu. Bütün evlâdı üzerine onu reis yaptığı gibi, vefat edeceği sırada da bütün yeryüzünün halîfeliğine onu tâyin etti. Bu hususta vasiyette bulundu. Ayrıca ilâhî sırları bildirip, bütün ilimleri öğretti.<br />
<br />
Peygamber efendimizin nûruyla ilgili olarak oğlu Şît aleyhisselama şöyle vasiyyet etti: “Oğlum! Alnında parlayan bu nûr, son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nûrudur. Bu nûru mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyet et.”<br />
<br />
Şit, bu vasiyet üzerine sâlihâ bir kızla evlendi. Sonra evlâtlarına da böyle vasiyet ettiler. Onlar da bu vasiyete uyup öylece devâm ettiler.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamın vefatından sonra, Allahü teâlâ, Şit aleyhisselama peygamberlik verdi. Elli sayfa (forma) küçük kitap indirdi. Bu kitaplarda hikmet ilmi, matematik, sanâyi bilgileri, kimyâ ilmi ve daha birçok şeyler bildirilmişti.<br />
<br />
Şit aleyhisselam zamânında insanlar çoğalıp, her tarafa yayıldılar. Onlara Allahü teâlânın emirlerini bildirip îmân etmeye çağırdı.<br />
<br />
Şit aleyhisselamın dîninin esasları, Âdem aleyhisselamın bildirdiği dînin esaslarına uygundu. Şit aleyhisselam ekseriyâ Şam’da ikâmet edip, insanlara, Allahü teâlâya îmân etmeyi ve emirlerine uymayı bildirerek tebliğ vazîfesini yaptı. Bin şehir kurup, hudutlarını tespit etti. Şit aleyhisselamın çocukları ve torunları îmâr ettikleri şehirlerde yaşayıp, Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle meşgul oldular. Gâyet huzurlu bir hayat sürdüler. Aralarında düşmanlık buğz ve haset yoktu. Kötülüklerden, haramlardan ve isyândan uzak dururlardı.<br />
<br />
Şit aleyhisselam, Şam’dan Yemen tarafına gidip, azgın ve sapık bir hâlde yaşayan Kâbil’in oğullarını Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Fakat bu kavim, Şit aleyhisselamın dâvetini kabul etmeyip, sapıklıklarında ısrâr ettiler. Şit aleyhisselam, onlarla savaş yaptı. Bu savaşta kılıç kullandı. İlk kılıç kullanan odur. Yemendeki bu azgın kavmin bir kısmını kılıçtan geçirdi, bir kısmını da esir aldı. Babası, Âdem aleyhisselamla veya kardeşleriyle Kâbe’yi balçık çamuru kullanarak taştan yaptı.<br />
<br />
Son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nûru Şit aleyhisselamdan onun oğlu Enûş’a geçti. Şit aleyhisselam, oğlu Enûş’a, babası Âdem aleyhisselamın, Muhammed aleyhisselamın nûruyla ilgili olarak kendisine yaptığı vasiyeti yaptı ve Enûş’u yeryüzüne halîfe tâyin ederek vefat etti. Ömrünün dokuz yüz on iki veya dokuz yüz elli yâhut da dokuz yüz sene olduğu rivâyet edilmiştir. Peygamberliğininse, iki yüz seksen iki veya iki yüz on iki yâhut da iki yüz kırk iki sene olduğu rivâyet edilmiştir.<br />
<br />
Şit aleyhisselamdan sonra, çoğalarak yeryüzüne dağılan insanlar, zamanla doğru yoldan uzaklaşıp, çok azgınlık gösterdiler. Allahü teâlâ onlara İdrîs aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi.<br />
<br />
Şit aleyhisselam Âdem aleyhisselamın öteki evlâtlarının hepsinden güzel ve fazîletliydi. Sûret ve sîrette yâni hâl ve yaşayışta tıpkı babasına benzediği için Âdem aleyhisselam onu diğer evlâtlarından çok severdi<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Şit (Şis) Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Babası: Âdem Aleyhisselâm, Annesi de, Hz. Havvâ´dır.[1]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Doğuşu:<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın oğlu Kabil, kardeşi Hâbil´i kıskanarak öldürdükten beş yıl sonra[2], Şis (Hibetullâh) Aleyhisselâm[3] doğdu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Hz. Havva´ya: "Allah, bunu (Şis´i), sana, Hâbil´in yerine verdi" dedi.[4] (Hibetullâh)a: Arabcada Şes, Süryancada Şas, İbrancada Şis denir.[5] Şis Aleyhisselâm, doğunca, Âdem Aleyhisselâm da:<br />
<br />
"Bu, Hibetullâh´dır (Allah´ın Hibesidir) demiş ve Hâbil´den dolayı yemin et­miştir.[6]<br />
<br />
Alınlardan Alınlara Geçen Peygamberlik Nuru:<br />
<br />
Hz.Havva, Şis´e hâmile olunca, alnında parıldamağa başlayan Nûr, Şis´i do­ğurduğu zaman, onun alnına geçmişti.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm, bundan, Şis´in kendisinden sonra, yerini tutacağını anlamıştı.[7]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın alnında parlayan Peygamberlik Nûr´u, zevcesine, oğlu Enuş doğduğu zaman da, Enuş´un alnına, ondan da, oğlu Kaynanın alnına geçmiş, asırlar boyunca, alından alına geçmiş durmuş ve nihayet, Abdulmuttalibden Abdullâh´a, ondan da, Muhammed Aleyhisselâma geçip son temelli sahibinde ka­rar kılmıştır.[8]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Bazı Faziletleri Ve Peygamberliği:<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm; Âdem Aleyhisselâmın oğullarının en ulusu, en üstünü, Âdem Aleyhisselâma, en sevgilisi ve ona, en çok benzeyeni idi.[9]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; vefatından on bir gün önce[10], Şis Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ey oğulcuğum! Sen, benden sonra, Halîfem´sin!" diyerek vazifesini takva üze­re yürütmesini tavsiye etti.[11]<br />
<br />
Onu, bir Vasiyetname ile yerine Vekil bıraktı.[12]<br />
<br />
Bunu, Kabil´den ve Kabil oğullarından gizli tutmasını, ona emretti.[13]<br />
<br />
Gece ve gündüz saatlerini ve her mahlukun, Allâha, hangi saatlerde, ne gibi ibadetler yaptıklarını bildirdi.<br />
<br />
Vuku bulacak Tufan hakkında da, bilgi verdi.[14]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm; Kabil oğullarının zina ve içkiye düştüklerini, bozuldukları­nı görünce de, Şis Aleyhisselâmın oğullarına da, Kabil oğullarile evlilik bağlantısı kurmamalarını tavsiye etti.[15]<br />
<br />
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâma, yirmi bir[16], Şis Aleyhisselâma da, yirmi dokuz sahife indirip[17] Şis Aleyhisselâmı, bu elliyi bulan sahifelere göre[18] ha­reket ve amel etmekle mükellef kıldı.[19]<br />
<br />
Yüce Allah´ın; Âlâ sûresinin on sekizinci âyetinde andığı Suhufu Ûlâ, Hibetul-lâh Sis b.Âdem Aleyhisselâm ile İdris Aleyhisselâm´a indirilmiş olan Sahi-fe´lerdi.[20]<br />
<br />
Peygamberlik, Din, İbâdet ve Yüce Allah´ın Hak ve Şeriatlarına göre hareket, Şis Aleyhisselâm´da ve oğullarında bulundu.<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın yurdu, Dağın başında; Kabil oğullarının yurdu ise, vadinin altında idi.[21]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm; Allah´ı, takdis ve tenzihden geri durmaz, kavmına da; Al­lah´ın buyruklarını yerine getirmemekten sakınmalarını, Allah´ı, her türlü noksan, eksik sıfatlardan uzak tutmalarını ve dâima iyi işler işlemelerini emrederdi.<br />
<br />
Bunun için, Şis oğulları ve kadınları arasında ne düşmanlık, ne kıskançlık olur, ne kin tutulur, ne suçlama yapılır, ne yalan söylenir, ne de, boş yere yemin edilirdi.<br />
<br />
Onlardan, her hangi biri, yemin etmek istediği zaman, ancak: "Hâbil´in kanı üzerine yemin olsun ki!" derdi.[22]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm´dan sonra, oğullarından, Kabe´nin onarımını ilk defa, taş­la ve çamurla yapan da, Şis Aleyhisselâm idi.[23]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm; vefat edinceye kadar, Mekke´de kalmaktan Hacc ve Umre yapmaktan geri durmadı.[24]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın Vefatı:<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm; vefat edeceği sırada, yerine oğlu Enuş´u bırakıp ona; Âdem Aleyhisselâmın, tâbut içindeki cesedini, korumasını, Allah´ın buyruklarını yerine<br />
<br />
getirmemekten sakınmasını ve kavmına da, bunu ve Allah´a güzelce ibâdet et­melerini emr etmesini emr etti.<br />
<br />
Oğullarına Bereket duası yaptı.<br />
<br />
Oturdukları mukaddes dağdan inmemeleri, çocuklarının da, oradan inmeleri­ne engel olmalarını ve lanetlenmiş Kabil´in çocuklarile düşüp kalkmamaları hak­kında da, Hâbil´in kanı üzerine and verdi. Sonra, vefat etti.[25] Ona ve gönderi­len bütün Peygamberlere selâm olsun!<br />
<br />
Şis Aleyhisselâm, vefat ettiği zaman, dokuz yüz on iki yaşında idi.[26] idris Aleyhisselâm da, o zaman yirmi yaşında bulunuyordu.[27]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın oğlu Enuş, babasının cesedini özel ağaç zamkı ile ve dar-çın gibi kokan ağacın kokusu ile kokuladı.[28]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmın cenaze namazını; oğulları, oğullarının oğulları ile kızları ve kızlarının oğulları gelip kıldılar.[29]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın oğullarından, Şis Aleyhisselâmdan başkasının nesli de­vam etmeyip kesilmiş, Şis Aleyhisselâm, böylece, Ebülbeşer olan Âdem Aleyhisselâmla birlikte[30], bütün insanların soylarının varıp dayandığı Soy direği ol-muştur.[31]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmdan sonra, bütün Şis oğullarının nesebleri, Şis Aleyhisselâ-ma ulaşmadığı gibi, İdris Aleyhisselâma kadar da, onlarda Vahy ve Peygamber­lik te, bulunmamıştır.[32]<br />
<br />
Rivayete göre: Şis Aleyhisselâm da, Mekke dağlarından Ebû Kubeys dağın­daki mağaraya gömülen Ebeveyninin yanına gömülmüştür.[33]<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmla İdris Aleyhisselâm Arasındaki Soy Direği Atalar :<br />
<br />
Şis Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Enuş, Babasının ve Dedesinin vasiyetini korudu.<br />
<br />
Allah´a, en güzel şekilde ibadet etti.<br />
<br />
Kavmine de; Allah´a, güzel şekilde ibâdet etmelerini emr etti.[34]<br />
<br />
Yer yüzünde ilk kez hurma ağacı diken, Enuş idi.[35]<br />
<br />
İlk kez, Sadaka veren ve vermeyi teşvik eden de, o idi.[36] Enuş, vefat edeceği sırada, bütün oğulları için Bereket duası yaptı.<br />
<br />
Onları, oturdukları mukaddes dağlarından aşağıya inmekten ve içlerinden hiç bir kimsenin, lanetlenmiş Kabil´in oğullarile düşüp kalkmasına meydan vermek­ten nehy etti.<br />
<br />
Oğlu Kaynan´ı da, yerine bıraktı ve kendisini Âdem Aleyhisselâmın, tâbut için­deki cesedi ile de, ilgilenmekle görevlendirdi.<br />
<br />
Onun yanında namaz kılmalarını ve Allâhı, çokça takdis etmelerini emr ettik­ten sonra, vefat etti.<br />
<br />
Vefat ettiği zaman, dokuz yüz altmış beş yaşında idi.[37] Enuş´un alnında peygamberlik Nuru parıldardı.[38] Hâbil´in katili Kabil de, onun zamanında öldürülmüştür.[39]<br />
<br />
Enuş´un oğulları ve oğullarının oğulları Kaynan, Mehlâil, Yerd, Uhnuh (İdris), Mettu Şelah ile kadınları ve onların oğulları toplanıp Enuşun cenaze namazını kıldılar.<br />
<br />
Kaynan; latîf, müttakî ve Allah´ı çok takdis edici bir zat idi.<br />
<br />
Kavmim; Allah´a itaat ve güzelce ibadet etmeye, Âdem ve Şis Aleyhisselamla-rın vasiyetlerini tutmaya davet ve teşvik etti.[40]<br />
<br />
Kaynan´ın alnında da, Peygamberlik Nûr´u, parıldardı.[41] Kaynan, vefat edeceği sırada, oğulları için, Bereket duası yaptı.<br />
<br />
Aralarından, hiç bir kimsenin, oturdukları mukaddes dağdan, lanetlenmiş Ka­bil oğullarının yanına inmemeleri için, onlara, Hâbil´in kanı üzerine-and verdi.<br />
<br />
Yerine, oğlu Mehlâil´i, bıraktı.[42]<br />
<br />
Kaynan, dokuz yüz yirmi yaşında vefat etti.[43]<br />
<br />
Kaynan vefat edince; oğulları ve oğullarının oğulları Mehlâil, Yerd, Mettu Şe-lah ve lemek ile kadınları ve onların oğulları toplandılar, Kaynan´ın üzerine, ce­naze namazı kıldılar.<br />
<br />
Mehlâl; zamanında Âdem oğullarının Seyyid´i ve Ulu kişisi idi.[44]<br />
<br />
Mehlâil; kavmini, Yüce Allah´a ibâdet ve tâata devam ettirdi. Onlara, Babasının vasiyetini, yerine getirtti.<br />
<br />
vefatı yaklaştığı sırada Mehlâil; oğlu Yerd´i, kendisine halef tayin ve Âdem Aley-hisselâmın tâbutunu, ona vasiyet etti.[45]<br />
<br />
İlimleri öğretti. Âlemde cereyan edecek şeyleri haber verdi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâma indirilmiş olan (Hükümdarların Sırrı) kitabı Mehlâil´de bu­lunuyordu. [46]<br />
<br />
Mehlâil, sekiz yüz doksan beş yaşında vefat etti.[47]<br />
<br />
<br />
Mehlâil´in vefatından sonra, yerine geçen oğlu Yerd; imanlı, tam amelli, kendi­sini, Allah´a ibadet ve tâata vermiş, gece, gündüz çok çok namaz kılan bir zat idi.[48]<br />
<br />
Kabil oğullarında, ötedenberi içki, zina düşkünlüğü[49], hayasızlık ve ateşe tap­mak gibi türlü kötülükler vardı.<br />
<br />
Çeşid çeşid çalgı âletleri de, edinmişlerdi.[50]<br />
<br />
Kadın, erkek, genç, ihtiyar, sık sık toplanıp davul, düdük, zurna, def çalarlar, güler, oynarlar, nâra atarlardı.<br />
<br />
Hattâ, onların seslerini, dağda oturan Şis oğullarından bazıları duyarlardı. Onların, bu meclislerine, gençlerinden ziyade, yaşlılar, düşkündüler. Günah olan her kötülüğü işlemekte birleşmişlerdi.<br />
<br />
Zaman, uzayınca, Şis oğulları da, aralarında gereğini titizlikle yerine getire gel­dikleri Ahd ve mîsaklarını bozdular.[51]<br />
<br />
İçlerinden, yüz erkek, oturdukları mukaddes dağlarından inip amuca oğulları­nın, ne yaptıklarını görmek istediler.[52]<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil, bunu, haber alınca, hemen yanlarına vardı. Onlara "Allah aş­kına yapmayınız!" dedi.<br />
<br />
Atalarının bu husustaki vasiyetini ve kendilerinin, Hâbil´in kanı üzerine, yaptık­ları And´ı hatırlattı.[53]<br />
<br />
Kendilerine, va´z ve nasihatta bulundu ise de, dinlemediler.[54] Oğlu Uhnuh (İdris Aleyhisselam), ayağa kalkıp:<br />
<br />
"İyi biliniz ki: içinizden, kim Babamız Yerd´i, dinlemeyerek dağımızdan inerse, biz de onun bir daha dağımıza çıkmasına meydan vermeyiz!" dedi.<br />
<br />
Fakat, onlar, yine de, inmekten başkasına yanaşmadılar.[55] Dağdan, Kabil oğullarının yanına indiler.<br />
<br />
Kabil oğullarının kadınları, Şis oğullarını yanlarında tutup bırakmadılar.<br />
<br />
Bundan sonra, Şis oğullarından yüz kişilik ikinci bir erkek kafilesi daha "Kar­deşlerimiz, ne yapıyorlar " diyerek dağdan, onların yanına indiler.<br />
<br />
Onları da, Kabil oğullarının kadınları tutup bırakmadılar.<br />
<br />
Daha sonra, bütün Şis oğulları, dağdan, onların yanına indiler.<br />
<br />
Azgınlık ve onlarla evlilik yapıldı, birbirlerine karıştılar.<br />
<br />
Kabil oğulları, yeryüzünü dolduracak kadar çoğaldılar.<br />
<br />
Fakat, Tufanda hepsi boğulup yok oldular.[56]<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil, vefat edeceği sırada, oğulları için, Bereket duası yaptı.<br />
<br />
Onları; oturdukları mukaddes dağdan aşağıya inmekten nehy etti.<br />
<br />
"Siz, her halde, er geç aşağı yere ineceksinizdir.<br />
<br />
İçinizden, hanginiz, en son inecek olursa, Atamız Âdem´in, içinde cesedi bu­lunan tâbutunu, indirsin. Sonra da, bize tavsiye edildiği gibi, onu, arzın ortasına yerleştirsin." dedi.<br />
<br />
Oğlu Uhnuh´u (İdris Aleyhiselâmı) yerine bırakıp Kenz mağarasında namaz kıl­maktan ayrılmamasını, ona emr etti.<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil, vefat ettiği zaman, dokuz yüz altmış iki yaşında idi.<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil, vefat edince, oğulları ve oğullarının oğulları Uhnuh, Mettu Şe-lah, Lemek ve Nuh Aleyhisselâmlar toplandılar. Babalarının üzerine, cenaze na­mazı kıldılar.[57]<br />
<br />
<br />
Âdem Oğulları Arasında Putperestlik Ne Zaman Ve Nasıl Başladı<br />
<br />
Rivayete göre: Kabil, kardeşi Hâbil´i öldürünce, Babası Âdem Aleyhisselâm-dan korkarak Yemen´e kaçtı.<br />
<br />
Şeytan, ona:<br />
<br />
"Hâbil´in kurbanını ateşin yakması ve kurbanının kabul olunması, onun, ateşe hizmet ve ibadet etmesi yüzündendi.<br />
<br />
Sen de, öyle yap!" diye telkinde bulundu.<br />
<br />
Bunun üzerine, Kabil, bir ateş evi yapıp içinde ateş yakarak ona tapmağa başladı.[58]<br />
<br />
Put, ağaçtan veya altun veya gümüşten insan şeklinde yapılırsa, ona: Sanem, taştan yapılırsa, ona da, Vesen denir.[59]<br />
<br />
Şis oğulları, önceleri gelir, Âdem Aleyhisselâmın Nevz veya Bevz dağındaki mağarada bulunan cesedini, ziyaret eder ve ona, tazimde bulunurlar, kendisi için, Allâhdan rahmet dilerlerdi.[60]<br />
<br />
Kabil b.Âdem oğullarından bir adam:<br />
<br />
"Ey Kabil oğulları! Şis oğulları, Âdemin cesedinin çevresinde dönüp dolaşa­rak ona tazimde bulunuyorlar.<br />
<br />
Sizin ise, böyle bir şeyiniz yok!" dedi, ve onlar için bir put yonttu. Tarihde ilk put yapan adam, bu, oldu.[61]<br />
<br />
Kur´an-ı kerimde Vedd, Süva´, Yağus, Yauk ve Nesr diye adları anılan put-lar[62], rivayete göre: Âdem Aleyhisselâmın oğulları[63] veya oğullarının oğulları idiler.[64]<br />
<br />
Bunlar, iyi amelli kişilerdi.[65] Halk, bunlara uyarlardı.[66]<br />
<br />
Süva´ın, Şis Aleyhisselâmın oğlu olduğu, Yağus, Yauk ve Nesr´in de, Süva´ın oğulları oldukları da, rivayet edilir.[67]<br />
<br />
Bunlar, öldükleri zaman, adamları:<br />
<br />
"Kâşke, onların suretlerini, bize bir yapan olsaydı da, kendilerini hatırladıkça, bizi, ibadete teşvik etmiş olurdu." dediler.[68]<br />
<br />
Onlara, yakınları, çok ağladılar. Kabil oğullarından bir adam:<br />
<br />
"Ey kavmim![69] Ben, can vermeye güç yetiremem amma, size, onların suret­lerine göre beş tane put yapsam, yontsam olmaz mı " dedi.<br />
<br />
Onlar da: "Olur!" dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Kabil oğullarının put yapıcısı, onlar için, Vedd, Süva´, Yağus, Yauk ve Nesr´in suretlerine göre beş tane put yonttu, dikti.<br />
<br />
Adlarına put dikilenlerin kardeşleri, amucaları ve amuca oğulları gelip bu put­ların çevrelerinde koşarak dolaşırlar ve onlara tazimde bulunurlardı.<br />
<br />
O asır, böylece geçti.<br />
<br />
Yerd b.Mehlâil b.Kaynan b.Enuş, b.Şis, b.Âdem zamanında da, böyle yapıldı.[70]<br />
<br />
Bazı kîmseter, İslâmiyetten döndü.[71]<br />
<br />
İkinci asır gelince, bu putlara, ilk çağdakinden daha çok tazimde bulundular.<br />
<br />
Üçüncü asır gelince:<br />
<br />
"Bizden öncekilerin şu putlara tazimleri, ancak, Allah katında, şefaat etmele­rini umdukları içindi!" diyerek onlara tapmağa başladılar, küfürlerini artırdılar.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah, onlara İdris Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, onları, putlara tapmaktan men ve Yüce Allâha ibadete da­vet etti.[72]<br />
<br />
Fakat, onlar, İdris Aleyhisselâmı, yalanladılar. Yüce Allah da, onu, yüksek bir Makama kaldırdı.<br />
<br />
Putperestlik, Nuh Aleyhisselâmın zamanına kadar artmakta devam etti. Yüce Allah, Nuh Aleyhisselâmı, Peygamber gönderdi. Nuh Aleyhisselâm, onları, Yüce Allâha ibadete, uzun zaman davet etti. Fakat, onlar, Nuh Aleyhisselâma karşı koydular ve kendisini, yalanladılar.[73]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, onlarla başa çıkamayınca, kendisini ve yanındaki Mü´min-leri, onlardan kurtarması için, Allah´a dua etti.(70)<br />
<br />
Yüce Allah da, onları, Tufan suyunda boğdu.[74] Tufan suları, Nevz veya Bevz dağından beş putu sürükleyip yere indirdi. Suların, şiddetli akışları, onları, ülkeden ülkeye sürükledi. Nihayet, Cüdde toprağına attı. Sonra, sular, çekildi.<br />
<br />
Esen rüzgârlar, putların üzerine toprak yığdı.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamdan sonra gönderilen peygamber. Âdem aleyhisselamın oğludur. Âdem aleyhisselamın oğullarından Hâbil ile Kâbil arasında çıkan anlaşmazlık netîcesinde Kâbil, Hâbil’i öldürünce, Allahü teâlâ, hazret-i Âdem’e, Hâbil’e karşılık ihsân olarak, yeni bir oğul verdi. Âdem aleyhisselamın bütün çocukları ikiz olarak doğduğu hâlde, Şit aleyhisselam tek doğdu. Şit adı verilen yeni oğlun ismi İbrânice olup, Arapça karşılığı “Allah’ın hîbesi” mânâsınadır. İsmine “Şis” de denilmiştir.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamın oğullarından Kâbil, Hâbil’i şehit ettikten sonra doğmuş olan Şît aleyhisselam, son peygamber Muhammed aleyhisselamın nûrunu alnında taşıyordu. Bu sebeple Âdem aleyhisselam onu pek fazla seviyordu. Bütün evlâdı üzerine onu reis yaptığı gibi, vefat edeceği sırada da bütün yeryüzünün halîfeliğine onu tâyin etti. Bu hususta vasiyette bulundu. Ayrıca ilâhî sırları bildirip, bütün ilimleri öğretti.<br />
<br />
Peygamber efendimizin nûruyla ilgili olarak oğlu Şît aleyhisselama şöyle vasiyyet etti: “Oğlum! Alnında parlayan bu nûr, son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nûrudur. Bu nûru mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyet et.”<br />
<br />
Şit, bu vasiyet üzerine sâlihâ bir kızla evlendi. Sonra evlâtlarına da böyle vasiyet ettiler. Onlar da bu vasiyete uyup öylece devâm ettiler.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamın vefatından sonra, Allahü teâlâ, Şit aleyhisselama peygamberlik verdi. Elli sayfa (forma) küçük kitap indirdi. Bu kitaplarda hikmet ilmi, matematik, sanâyi bilgileri, kimyâ ilmi ve daha birçok şeyler bildirilmişti.<br />
<br />
Şit aleyhisselam zamânında insanlar çoğalıp, her tarafa yayıldılar. Onlara Allahü teâlânın emirlerini bildirip îmân etmeye çağırdı.<br />
<br />
Şit aleyhisselamın dîninin esasları, Âdem aleyhisselamın bildirdiği dînin esaslarına uygundu. Şit aleyhisselam ekseriyâ Şam’da ikâmet edip, insanlara, Allahü teâlâya îmân etmeyi ve emirlerine uymayı bildirerek tebliğ vazîfesini yaptı. Bin şehir kurup, hudutlarını tespit etti. Şit aleyhisselamın çocukları ve torunları îmâr ettikleri şehirlerde yaşayıp, Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle meşgul oldular. Gâyet huzurlu bir hayat sürdüler. Aralarında düşmanlık buğz ve haset yoktu. Kötülüklerden, haramlardan ve isyândan uzak dururlardı.<br />
<br />
Şit aleyhisselam, Şam’dan Yemen tarafına gidip, azgın ve sapık bir hâlde yaşayan Kâbil’in oğullarını Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Fakat bu kavim, Şit aleyhisselamın dâvetini kabul etmeyip, sapıklıklarında ısrâr ettiler. Şit aleyhisselam, onlarla savaş yaptı. Bu savaşta kılıç kullandı. İlk kılıç kullanan odur. Yemendeki bu azgın kavmin bir kısmını kılıçtan geçirdi, bir kısmını da esir aldı. Babası, Âdem aleyhisselamla veya kardeşleriyle Kâbe’yi balçık çamuru kullanarak taştan yaptı.<br />
<br />
Son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nûru Şit aleyhisselamdan onun oğlu Enûş’a geçti. Şit aleyhisselam, oğlu Enûş’a, babası Âdem aleyhisselamın, Muhammed aleyhisselamın nûruyla ilgili olarak kendisine yaptığı vasiyeti yaptı ve Enûş’u yeryüzüne halîfe tâyin ederek vefat etti. Ömrünün dokuz yüz on iki veya dokuz yüz elli yâhut da dokuz yüz sene olduğu rivâyet edilmiştir. Peygamberliğininse, iki yüz seksen iki veya iki yüz on iki yâhut da iki yüz kırk iki sene olduğu rivâyet edilmiştir.<br />
<br />
Şit aleyhisselamdan sonra, çoğalarak yeryüzüne dağılan insanlar, zamanla doğru yoldan uzaklaşıp, çok azgınlık gösterdiler. Allahü teâlâ onlara İdrîs aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi.<br />
<br />
Şit aleyhisselam Âdem aleyhisselamın öteki evlâtlarının hepsinden güzel ve fazîletliydi. Sûret ve sîrette yâni hâl ve yaşayışta tıpkı babasına benzediği için Âdem aleyhisselam onu diğer evlâtlarından çok severdi<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz İdris  Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=267</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:30:21 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=267</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz İdris Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
İdris Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
İdris (Ahnuh veya Unhuh veya Hanuh) b.Yerd (yahud Yarid)b.Mehlâil b.Kay­narı (yahud Kaynen) b.Enuş, b.Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.[1]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâma İdris Denilmesinin Sebebi:<br />
<br />
idris Aleyhisselâma; Yüce Allâhın kitabından ve İslam Dininin Sünnetinden[2], Kitaplardan, Âdem ve Şis Aleyhisselamların Sahifelerinden[3] çok çok ders yap­tığı için[4] İdris adı verildiği rivayet edilir.[5]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; beyaz tenli[6], uzun boylu, büyük karınlı, geniş göğüslü[7],<br />
<br />
kaba Sakallı, İri kemikli, güzel yüzlü İdi.[8]<br />
<br />
Yürürken, adımını, kısa atar[9], önüne bakardı.[10]<br />
<br />
Vücudu, az kıllı, başı, çok saçlı idi. Vücudunda, yaratılıştan beyaz bir nokta vardı.[11] Sesi, ince ve konuşması mülayimdi.[12]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmın Özelliklerinden Bazıları:<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; Âdem Aleyhisselâmdan sonra[13], kalemle ilk kez yazı yazan [14],<br />
<br />
İlk kez yıldızlar ve hisab ilmini gözden geçiren zat idi.[15]<br />
<br />
Geçmiş devirlerin bütün ilimleri kendisinde toplanmıştı.[16]<br />
<br />
Bütün ilimler kendisine öğretilmiş, Şis Aleyhisselâmdan sonra hiç kimseye gizli ilimlerin Mushafı da ona teslim edilmişti.[17]<br />
<br />
Kendisi terzi idi..[18]<br />
<br />
İlk kez, iğne ile dikiş diken[19], ilk kez elbise dikip giyen de İdris Aleyhisselâmdı.<br />
<br />
Halbuki, ondan önceki insanlar, hayvanların derilerini giyerlerdi[20]<br />
<br />
Babası Yerd b. Mehlâil, İdris Aleyhisselâmı yerine bıraktığı ve kavmin oturdukları mukaddes dağdan , Kabil oğullarının yanına inmemeleri için[21] yaptığı va z ve nasihata kulak asamadıkları zaman[22] İdris Aleyhisselâm, ayağa kalkıp onlara:<br />
<br />
İyi biliniz ki: içinizden kim Babamız Yerd i , dinlemeyerek dağımızdan inerse, biz, onun bir daha dağaımıza çıkmasına meydan bırakmayacağız! demiş, fakat onlar, dağdan inmekten başkasına yanaşmamışlar, inecekleri yere inmişler, Kabil oğullarının kadınları ile düşüp kalkmışlardır.[23]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, çok ibadet edici bir zat idi. Kendisinin, bir günde yükselen ameline, zamanındaki Âdem oğullarını bir ayda yükselen amelleri denk gelmezdi.[24]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmın Peygamberliği, Mücadele Ve Mücâhedesi:<br />
<br />
Âdem, Şis Aleyhisselâmlardan sonra[25], İdris Aleyhisselâma , Yüce Allah tarafından peygamberlik verildi.[26]<br />
<br />
Ve kendisine otuz sahife indirildi.[27]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; kavmini, putlara tapmaktan men ve yüce Allaha ibadete davet etti.<br />
<br />
Fakat, onlar, onu, yalanladılar.[28]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; Şis oğullarından olan kavmim yanına çağırıp onlara, öğüt­ler vermiş, Yüce Allâha itaat, Şeytana ise, isyan etmelerini ve Kabil oğulları ile düşüp kalkmamalarını emr etmiş ise de, onlar, dinlememişler[29], Kabil oğulları­nın yanına, birbiri ardınca, kafile kafile inmeğe başlamışlar[30], İdris Aleyhisselâmın dâvetine, ancak, bin kişi icabet etmiştir.[31]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, ilk kez, Allah yolunda Kabil oğulları ile savaşmış, onlardan esirler alıp âzad etmiştir.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; göğe yükseltilmeden önce, oğlu Mettu Şelah´ı, kendisine Halef ve Ev halkına Vasi tayin etti.<br />
<br />
Yüce Allah´ın; Kabil oğullarını, onlarla düşüp kalkanları ve onlara meyi eden­leri azaba uğratacağını bildirdi ve kendilerini, onlarla düşüp kalkmaktan nehy etti.[32]<br />
<br />
Allâha ibadette İhlaslı olmalarını, doğruluk ve yakîn üzere amel etmelerini tav­siye etti.[33]<br />
<br />
Bundan sonra, Yüce Allah, İdris Aleyhisselâmı, pek yüce bir yere kaldırıp yük­seltti. [34]<br />
<br />
O zaman, kendisi, yüz altmış beş yaşında idi.[35] Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun![36]<br />
<br />
Cehennem Ve Cennetin İdris Aleyhisselâma Gösterilişi:<br />
<br />
Hz.Ümmü Seleme´nin, bildirdiğine göre:<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, Ölüm Meleğinin dostu idi. O´ndan, Cennet´i ve Cehennem´i, kendisine göstermesini istedi.<br />
<br />
O da, onu, yükseltti.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, Cehennem´i görünce, ondan korktu. Az kalsın bayılacaktı.<br />
<br />
Ölüm Meleği, onun üzerine kanadını gerip:<br />
<br />
"Gördün onu, değil mi " dedi.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Bu güne kadar, onu, hiç görmemiştim!" dedi.<br />
<br />
Ölüm Meleği, Cennet´i görünceye kadar onu götürüp Cennet´e girdi ve jdris Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Cennet´i de, gördün değil mi " dedi. İdris Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Vallahi, burası, Cennet´tir!" dedi.<br />
<br />
Ölüm Meleği:<br />
<br />
"Haydi, gördüğüne git!" dedi.<br />
<br />
idris Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nereye gideyim " diye sordu.<br />
<br />
Ölüm Meleği:<br />
<br />
"Nerede olmak istersen, oraya git!" dedi.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Hayır! Vallahi, ben, oraya girdikten sonra, çıkmam!" dedi.<br />
<br />
Ölüm Meleğine:<br />
<br />
"Sen, onu, oraya koyma!<br />
<br />
oraya girince, hiç kimse için, bir daha oradan çıkmak yoktur!" denildi.[37]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde İdris Aleyhisselâmla Selamlaşması: Başa Dön<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Miraç gecesinde, Cebrail Aleyhisselâmla birlikte dördüncü kat göğe yükseldiği zaman, orada, İdris Aleyhisselâmla karşılaştı.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Kim bu " diye sordu.[38]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu, İdris (Aleyhisselâm)dır! Selâm ver ona!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz, selâm verdi.<br />
<br />
O da, peygamberimizin selâmına mukabele ettikten sonra:<br />
<br />
"Hoş geldin, safa geldin sâlih kardeş, sâlih Peygamber!" dedi ve hayır dua etti.[39]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmla Nuh Aleyhisselâm Arasındaki Soy Direği Atalar:<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Mettu Şelah; Yüce Allâha ibadet ve tâata devam etti.[40]<br />
<br />
Kendisi; ata binip savaşmakta Babasını örnek edinen[41] ve Allâha tâat ve iba­det olan günlük amellerinde de, Baba ve Atalarının yolunu tutan mübarek bir Zat idi.[42]<br />
<br />
Alnında peygamberlik nuru parıldardı.[43]<br />
<br />
Mettu Şelah, vefat edeceği sırada, oğlu Lemek´i, yerine bıraktı ve Allah´a tâat ve ahidleri korumak gibi Atalarının, kendisine tavsiye etmiş oldukları ve kendisi­nin de, yerine getirmiş olduğu şeyleri ona da, tavsiye etti ve dokuz yüz on yedi yaşında vefat etti.[44]<br />
<br />
Lemek b.Mettu Şelah da, Allâha ibâdet ve tâata devam etti.[45]<br />
<br />
Kavmim, öğütledi ve onları, Kabil oğullları ile düşüp kalkmaktan nehy etti.<br />
<br />
Kavmi ise, Lemek´in sözünü dinlemediler. Hepsi, oturdukları dağdan, Kabil oğul­larının yanına indiler.[46]<br />
<br />
Şis oğulları, Kabil oğullarının kızları ile düşüp kalktıkları zaman, Cebâbire diye anılan Zorbalar doğdu ve çoğaldı.<br />
<br />
Lemek; ölüm döşeğine düştüğü zaman, oğlu Nuh Aleyhisselâmla torunları Sam, Ham ve Yâfes´i ve onların kadınlarını yanına çağırdı.<br />
<br />
Dağda, Şis oğullarından sekiz candan başka kimse kalmamış, hepsi, Kabil oğul­larının yanına gitmişlerdi.<br />
<br />
Lemek, yanına gelenler için, Bereket duası yaptı ve ağladı: "Demek, Cinsimizden, şu sekiz candan başka kimse kalmamış!<br />
<br />
Âdem ve Havva´yı yaratan, sonra, o ikisinden çocuklarını çoğaltan Allâh´dan dilerim ki: sizi, şu kötü kadın hastalığından korusun!<br />
<br />
Çocuklarınızı, yer yüzünü dolduracak kadar çoğaltsın!<br />
<br />
Size, Atamız Âdemin bereketini versin!<br />
<br />
Oğullarınıza Hükümdarlık nasîb etsin![47]<br />
<br />
Ey Nuh! Bildiğin gibi, şuracıkta, bizden başka kimse kalmamıştır.<br />
<br />
Sakın bundan ürkme ve şu günahkâr kavmin ardına düşme![48]<br />
<br />
Öldüğüm zaman, beni, Kenz mağarasının içine koy!<br />
<br />
Allah, Gemiye binmeni irâde buyurduğu zaman, Babamız Âdemin Cesedini de, yükle ve Gemiden inerken de, yanında indir.<br />
<br />
Onu, Gemide, üst katın ortasına koy.<br />
<br />
Sen ve oğulların, Geminin şark tarafında bulununuz.<br />
<br />
Kadının ve oğulların da, geminin garp tarafında bulunsunlar.<br />
<br />
Fakat, Âdemin cesedi, aranızda bulunmalıdır.<br />
<br />
Ne siz kadınlarınıza tecavüz edeceksiniz, ne de, kadınlarınız size tecavüz ede­cekler.<br />
<br />
Gemiden çıkıncaya kadar onlarla birlikte yemeyeceksiniz, içmeyeceksiniz ve onlara yaklaşmayacaksınız.<br />
<br />
Tufan, çekilip gittiği ve siz, Gemiden, yer yüzüne çıktığınız zaman, Âdemin ce­sedi yanında namaz kıl!<br />
<br />
Sonra, büyük oğlun Şam´a vasiyet et:<br />
<br />
Âdemin cesedini götürüp yer yüzünün ortasına, üstününe koysun.<br />
<br />
Oğullarından birisini de, kendisinin yanında bulundurup onun bakımı ile vazi­felendirsin.<br />
<br />
Hayatını, Allah için vakf etsin. Ne bir kadınla evlensin, ne bir ev yapsın. Ne bir kan döksün, ne yürüyenlerden, ne de uçanlardan birisine bir yaklaşımla yak­laşsın!<br />
<br />
Hiç şüphesiz, Allah, Meleklerinden bir Meleği gönderir, yer yüzünün ortasını, üstününü, ona gösterir ve onunla üsniyet eder!" dedi.<br />
<br />
Lemek, vefat edince, Nuh Aleyhisselamla oğulları, onun üzerine cenaze na­mazı kıldılar.<br />
<br />
Lemek, vefat ettiği zaman, yedi yüz yetmiş yedi yaşında idi.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’de ismi geçen peygamberlerden. Şit aleyhisselamın torunlarındandır. Asıl ismi Ahnûh veya Hanûh’tur. Kur’ân-ı kerîm’de İdrîs diye bildirildi. Kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için “Müselles bin-Ni’me” (kendisine üç nîmet verilen) de denilmiştir. Babasının adı Yerd, annesinin adı Berre veya Eşvet’tir. Bâbil’de veya Mısır’da Mûnif denilen yerde doğduğu rivâyet edilmiştir. Kendisine otuz suhuf (forma) kitap verildi. Diri olarak göğe kaldırıldı.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamdan ve Şît aleyhisselamdan sonra insanlar maddeten ve mânen bozuldular. İdrîs aleyhisselam, içinde yaşamış olduğu, Kâbil’in evlâdından bir topluluğa peygamber olarak gönderildi. Her türlü isyân, kötülük ve günâhın işlendiği bu topluluğa Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi ve Allahü teâlâya kulluk etmeleri gerektiğini sabırla anlattı. Allahü teâlâ ona otuz sayfa (forma) kitap gönderdi. Cebrâil aleyhisselam dört defâ gelerek Allahü teâlânın emir ve yasaklarını tebliğ etti.<br />
<br />
İdrîs aleyhisselam, kavmine kendisinden sonra gelecek peygamberleri, Muhammed aleyhisselamın vasıflarını bildirdi. Kendisinden sonra gelecek olan Nûh Tûfânını ve Âhir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselamı bütün tafsilâtıyla anlattı. Peygamber olduğunu ispat eden birçok mucizeler gösterdi. Fakat kendisine kavminden pek az kimse itâat etti, pek çoğu ise karşı geldi. Bunun üzerine İdrîs aleyhisselam yaşamış olduğu Bâbil diyârından Mısır’a hicret etti. Kendisine îmân edenlerle birlikte burada yerleşti. Allahü teâlâ ona yetmiş iki lisanla konuşmayı nasib etti. Her kavmi kendi lisanıyla hak dîne dâvet etti. Harp âletleri yapıp, kâfirlerle cihâd etti.<br />
<br />
İnsanlara şehir kurmak sanatını ve idârecilik ilmini öğretti. Yüz şehir kurdu. Bunların en küçüğü Diyarbakır yakınında bulunan Rehâ şehridir. Her millet de öğrendikleri bu kâidelere göre kendi bölgelerinde pekçok şehirler kurdu.<br />
<br />
İnsanlara muhtelif ilimleri de öğretti. Pekçok kimseye hikmet ve riyâziye (matematik) dersleri verdi. Fen ilimleri, tıp ve yıldızlarla alâkalı ince ve derin meselelerden bahsetti. Allahü teâlâ ona göklerin terkiplerini, neden meydana geldiklerini, yıldızlarla alâkalı derin bilgileri, senelerin sayısını ve hesâb ilmini öğretti. İdrîs aleyhisselam kavmine kalem ile yazı yazmasını, iğne ile dikiş dikmesini öğretti. Öğrettiği ilimler, Allahü teâlânın bildirmesi ile oldu. Yoksa insanoğlunun aklı ve zekâsı, sâdece araştırma yoluyla bu bilgilere ulaşamazdı. Eski Yunanlılar ve daha sonra gelen filozoflar, fizik, kimyâ ve tıb bilgilerini İdrîs aleyhisselamın kitâbından aldılar.<br />
<br />
İdrîs aleyhisselam, uzun seneler insanları hak dîne dâvet etti. Yeryüzünün meskûn yerlerini dört bölgeye ayırıp herbirine bir vekil tâyin etti. Bir müddet sonra Aşûre gününde göğe (semâya) kaldırıldı. Dünyâda yaşadığı ömrünün sonuna doğru ölüm meleği Azrâil aleyhisselam, İdrîs aleyhisselamı ziyârete geldi. İdrîs aleyhisselam, Azrâil’e: “Bir anlık benim rûhumu al.” dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil aleyhisselama; “Onun rûhunu al!” diye vahyetti. Azrâil aleyhisselam rûhunu aldı. Allahü teâlâ, İdrîs aleyhisselamın rûhunu tekrar iâde etti. İdrîs aleyhisselam, Azrâil aleyhisselama; “Beni semâlara götür. Cennet’i ve Cehennem’i göreyim.” dedi. Allahü teâlâ, Azrâil’e onu semâya götürmesini, Cehennem’i ve Cennet’i göstermesini vahyetti. İdrîs aleyhisselama Cehennem gösterildi. Cennet’e götürüldü. Cennet’e girince, çıkmak istemedi. Kendisine; “Niçin çıkmıyorsun?” diye sorulunca; “Allahü teâlâ, «Her nefis ölümü tadacaktır.» buyurdu. Ben ise ölümü tattım. Yine Allahü teâlâ, «Herkes Cehennem’e uğrayacaktır.» buyurdu. Ben oraya uğradım. Allahü teâlâ, «Onlar oradan (Cennet’ten) çıkmayacaklardır.» buyurdu. İşte ben bunun için Cennet’ten çıkmak istemem.” dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil’e vahyedip, İdrîs aleyhisselamın Cennet’te kalmasını bildirdi. İdrîs aleyhisselam böylece Cennet’te kaldı. Bu husus Kur’ân-ı kerîm’de Meryem sûresi 57. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Biz onu yüksek bir mekâna kaldırdık.” buyrulmak sûretiyle bildirilmiştir. Tefsir âlimleri âyet-i kerîmede bildirilen “yüce mekân”dan murâdın, peygamberlik ve Allahü teâlâya yakınlık mertebesi veya Cennet veya altıncı, yâhut dördüncü kat semâ olduğunu bildirmişlerdir.<br />
<br />
Nitekim Buhârî ve Müslim’de bildirilen hadîs-i şerîfte, Peygamberimiz aleyhisselam Mîrâca çıktığı zaman, hazret-i İdrîs’i dördüncü kat semâda gördüğünü bildirmiştir. İdrîs aleyhisselam diri olarak göğe çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadılar. Hatırlamak için resmini yaptılar. Daha sonra gelenler bu resmi tanrı sandılar, çeşitli heykeller yapıp tapıldı. Böylece putperestlik meydana çıktı.<br />
<br />
İdrîs aleyhisselam, ağaçların yapraklarının sayısını bilirdi. Duâ ederken (Bî adedil-evrâk) “Ağaçların yaprakları kadar” diyerek tesbih okurdu. Yıldızlara âit ilmi bilirdi. Kavmini îmâna dâvet ettiği zaman, yıldızların heyeti, durumu ve diğer husûsî hâllerini açıklamasını istediler. İdrîs aleyhisselam bunu geniş olarak haber verdi. Yıldızların durumunu anlattı. Bunun için “nücûm ilmi” hazret-i İdrîs’den kalmıştır, denir. Melekler grup grup onun ziyâretine gelip görünürlerdi. Her birinin ismini, vazîfesini, tesbihini bilirdi. Havada uçup giderlerken onları görürdü. Gökyüzündeki bulutlara dağılmalarını emrettiği zaman dağılırlar ve dile gelip onunla konuşurlardı. Bunlar Allah’ın İdrîs aleyhisselama verdiği mucizelerdir.<br />
<br />
İdrîs aleyhisselamın hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır:<br />
“Akıllı kimsenin rütbesi yükseldikçe, tevâzûsu (alçak gönüllülüğü) artar.”<br />
<br />
“Câhil, mertebesi yüksek olsa da, basîret ehlini hakîr ve aşağı görür.<br />
<br />
“Dostlar arasındaki hakîkî sevgi, içinde bir menfeat temin etme ve kendisinden bir zararı def etme düşüncesi olmayan sevgidir.”<br />
<br />
“İnsanda bulunan en fazîletli cevher, akıldır. Sâhibini pişman ettirmeyen en kıymetli şey sâlih ameldir.”<br />
<br />
“İyi hasletlerin en üstünü; kızgınlık hâlinde doğruluk, sıkıntı hâlinde cömertlik, cezâ vermeye gücü yettiği hâlde affetmektir.”<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’in Meryem, Enbiyâ sûrelerinde İdrîs aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz İdris Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
İdris Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
İdris (Ahnuh veya Unhuh veya Hanuh) b.Yerd (yahud Yarid)b.Mehlâil b.Kay­narı (yahud Kaynen) b.Enuş, b.Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.[1]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâma İdris Denilmesinin Sebebi:<br />
<br />
idris Aleyhisselâma; Yüce Allâhın kitabından ve İslam Dininin Sünnetinden[2], Kitaplardan, Âdem ve Şis Aleyhisselamların Sahifelerinden[3] çok çok ders yap­tığı için[4] İdris adı verildiği rivayet edilir.[5]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; beyaz tenli[6], uzun boylu, büyük karınlı, geniş göğüslü[7],<br />
<br />
kaba Sakallı, İri kemikli, güzel yüzlü İdi.[8]<br />
<br />
Yürürken, adımını, kısa atar[9], önüne bakardı.[10]<br />
<br />
Vücudu, az kıllı, başı, çok saçlı idi. Vücudunda, yaratılıştan beyaz bir nokta vardı.[11] Sesi, ince ve konuşması mülayimdi.[12]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmın Özelliklerinden Bazıları:<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; Âdem Aleyhisselâmdan sonra[13], kalemle ilk kez yazı yazan [14],<br />
<br />
İlk kez yıldızlar ve hisab ilmini gözden geçiren zat idi.[15]<br />
<br />
Geçmiş devirlerin bütün ilimleri kendisinde toplanmıştı.[16]<br />
<br />
Bütün ilimler kendisine öğretilmiş, Şis Aleyhisselâmdan sonra hiç kimseye gizli ilimlerin Mushafı da ona teslim edilmişti.[17]<br />
<br />
Kendisi terzi idi..[18]<br />
<br />
İlk kez, iğne ile dikiş diken[19], ilk kez elbise dikip giyen de İdris Aleyhisselâmdı.<br />
<br />
Halbuki, ondan önceki insanlar, hayvanların derilerini giyerlerdi[20]<br />
<br />
Babası Yerd b. Mehlâil, İdris Aleyhisselâmı yerine bıraktığı ve kavmin oturdukları mukaddes dağdan , Kabil oğullarının yanına inmemeleri için[21] yaptığı va z ve nasihata kulak asamadıkları zaman[22] İdris Aleyhisselâm, ayağa kalkıp onlara:<br />
<br />
İyi biliniz ki: içinizden kim Babamız Yerd i , dinlemeyerek dağımızdan inerse, biz, onun bir daha dağaımıza çıkmasına meydan bırakmayacağız! demiş, fakat onlar, dağdan inmekten başkasına yanaşmamışlar, inecekleri yere inmişler, Kabil oğullarının kadınları ile düşüp kalkmışlardır.[23]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, çok ibadet edici bir zat idi. Kendisinin, bir günde yükselen ameline, zamanındaki Âdem oğullarını bir ayda yükselen amelleri denk gelmezdi.[24]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmın Peygamberliği, Mücadele Ve Mücâhedesi:<br />
<br />
Âdem, Şis Aleyhisselâmlardan sonra[25], İdris Aleyhisselâma , Yüce Allah tarafından peygamberlik verildi.[26]<br />
<br />
Ve kendisine otuz sahife indirildi.[27]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; kavmini, putlara tapmaktan men ve yüce Allaha ibadete davet etti.<br />
<br />
Fakat, onlar, onu, yalanladılar.[28]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; Şis oğullarından olan kavmim yanına çağırıp onlara, öğüt­ler vermiş, Yüce Allâha itaat, Şeytana ise, isyan etmelerini ve Kabil oğulları ile düşüp kalkmamalarını emr etmiş ise de, onlar, dinlememişler[29], Kabil oğulları­nın yanına, birbiri ardınca, kafile kafile inmeğe başlamışlar[30], İdris Aleyhisselâmın dâvetine, ancak, bin kişi icabet etmiştir.[31]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, ilk kez, Allah yolunda Kabil oğulları ile savaşmış, onlardan esirler alıp âzad etmiştir.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm; göğe yükseltilmeden önce, oğlu Mettu Şelah´ı, kendisine Halef ve Ev halkına Vasi tayin etti.<br />
<br />
Yüce Allah´ın; Kabil oğullarını, onlarla düşüp kalkanları ve onlara meyi eden­leri azaba uğratacağını bildirdi ve kendilerini, onlarla düşüp kalkmaktan nehy etti.[32]<br />
<br />
Allâha ibadette İhlaslı olmalarını, doğruluk ve yakîn üzere amel etmelerini tav­siye etti.[33]<br />
<br />
Bundan sonra, Yüce Allah, İdris Aleyhisselâmı, pek yüce bir yere kaldırıp yük­seltti. [34]<br />
<br />
O zaman, kendisi, yüz altmış beş yaşında idi.[35] Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun![36]<br />
<br />
Cehennem Ve Cennetin İdris Aleyhisselâma Gösterilişi:<br />
<br />
Hz.Ümmü Seleme´nin, bildirdiğine göre:<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, Ölüm Meleğinin dostu idi. O´ndan, Cennet´i ve Cehennem´i, kendisine göstermesini istedi.<br />
<br />
O da, onu, yükseltti.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm, Cehennem´i görünce, ondan korktu. Az kalsın bayılacaktı.<br />
<br />
Ölüm Meleği, onun üzerine kanadını gerip:<br />
<br />
"Gördün onu, değil mi " dedi.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Bu güne kadar, onu, hiç görmemiştim!" dedi.<br />
<br />
Ölüm Meleği, Cennet´i görünceye kadar onu götürüp Cennet´e girdi ve jdris Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Cennet´i de, gördün değil mi " dedi. İdris Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Vallahi, burası, Cennet´tir!" dedi.<br />
<br />
Ölüm Meleği:<br />
<br />
"Haydi, gördüğüne git!" dedi.<br />
<br />
idris Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nereye gideyim " diye sordu.<br />
<br />
Ölüm Meleği:<br />
<br />
"Nerede olmak istersen, oraya git!" dedi.<br />
<br />
İdris Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Hayır! Vallahi, ben, oraya girdikten sonra, çıkmam!" dedi.<br />
<br />
Ölüm Meleğine:<br />
<br />
"Sen, onu, oraya koyma!<br />
<br />
oraya girince, hiç kimse için, bir daha oradan çıkmak yoktur!" denildi.[37]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde İdris Aleyhisselâmla Selamlaşması: Başa Dön<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Miraç gecesinde, Cebrail Aleyhisselâmla birlikte dördüncü kat göğe yükseldiği zaman, orada, İdris Aleyhisselâmla karşılaştı.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Kim bu " diye sordu.[38]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu, İdris (Aleyhisselâm)dır! Selâm ver ona!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz, selâm verdi.<br />
<br />
O da, peygamberimizin selâmına mukabele ettikten sonra:<br />
<br />
"Hoş geldin, safa geldin sâlih kardeş, sâlih Peygamber!" dedi ve hayır dua etti.[39]<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmla Nuh Aleyhisselâm Arasındaki Soy Direği Atalar:<br />
<br />
İdris Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Mettu Şelah; Yüce Allâha ibadet ve tâata devam etti.[40]<br />
<br />
Kendisi; ata binip savaşmakta Babasını örnek edinen[41] ve Allâha tâat ve iba­det olan günlük amellerinde de, Baba ve Atalarının yolunu tutan mübarek bir Zat idi.[42]<br />
<br />
Alnında peygamberlik nuru parıldardı.[43]<br />
<br />
Mettu Şelah, vefat edeceği sırada, oğlu Lemek´i, yerine bıraktı ve Allah´a tâat ve ahidleri korumak gibi Atalarının, kendisine tavsiye etmiş oldukları ve kendisi­nin de, yerine getirmiş olduğu şeyleri ona da, tavsiye etti ve dokuz yüz on yedi yaşında vefat etti.[44]<br />
<br />
Lemek b.Mettu Şelah da, Allâha ibâdet ve tâata devam etti.[45]<br />
<br />
Kavmim, öğütledi ve onları, Kabil oğullları ile düşüp kalkmaktan nehy etti.<br />
<br />
Kavmi ise, Lemek´in sözünü dinlemediler. Hepsi, oturdukları dağdan, Kabil oğul­larının yanına indiler.[46]<br />
<br />
Şis oğulları, Kabil oğullarının kızları ile düşüp kalktıkları zaman, Cebâbire diye anılan Zorbalar doğdu ve çoğaldı.<br />
<br />
Lemek; ölüm döşeğine düştüğü zaman, oğlu Nuh Aleyhisselâmla torunları Sam, Ham ve Yâfes´i ve onların kadınlarını yanına çağırdı.<br />
<br />
Dağda, Şis oğullarından sekiz candan başka kimse kalmamış, hepsi, Kabil oğul­larının yanına gitmişlerdi.<br />
<br />
Lemek, yanına gelenler için, Bereket duası yaptı ve ağladı: "Demek, Cinsimizden, şu sekiz candan başka kimse kalmamış!<br />
<br />
Âdem ve Havva´yı yaratan, sonra, o ikisinden çocuklarını çoğaltan Allâh´dan dilerim ki: sizi, şu kötü kadın hastalığından korusun!<br />
<br />
Çocuklarınızı, yer yüzünü dolduracak kadar çoğaltsın!<br />
<br />
Size, Atamız Âdemin bereketini versin!<br />
<br />
Oğullarınıza Hükümdarlık nasîb etsin![47]<br />
<br />
Ey Nuh! Bildiğin gibi, şuracıkta, bizden başka kimse kalmamıştır.<br />
<br />
Sakın bundan ürkme ve şu günahkâr kavmin ardına düşme![48]<br />
<br />
Öldüğüm zaman, beni, Kenz mağarasının içine koy!<br />
<br />
Allah, Gemiye binmeni irâde buyurduğu zaman, Babamız Âdemin Cesedini de, yükle ve Gemiden inerken de, yanında indir.<br />
<br />
Onu, Gemide, üst katın ortasına koy.<br />
<br />
Sen ve oğulların, Geminin şark tarafında bulununuz.<br />
<br />
Kadının ve oğulların da, geminin garp tarafında bulunsunlar.<br />
<br />
Fakat, Âdemin cesedi, aranızda bulunmalıdır.<br />
<br />
Ne siz kadınlarınıza tecavüz edeceksiniz, ne de, kadınlarınız size tecavüz ede­cekler.<br />
<br />
Gemiden çıkıncaya kadar onlarla birlikte yemeyeceksiniz, içmeyeceksiniz ve onlara yaklaşmayacaksınız.<br />
<br />
Tufan, çekilip gittiği ve siz, Gemiden, yer yüzüne çıktığınız zaman, Âdemin ce­sedi yanında namaz kıl!<br />
<br />
Sonra, büyük oğlun Şam´a vasiyet et:<br />
<br />
Âdemin cesedini götürüp yer yüzünün ortasına, üstününe koysun.<br />
<br />
Oğullarından birisini de, kendisinin yanında bulundurup onun bakımı ile vazi­felendirsin.<br />
<br />
Hayatını, Allah için vakf etsin. Ne bir kadınla evlensin, ne bir ev yapsın. Ne bir kan döksün, ne yürüyenlerden, ne de uçanlardan birisine bir yaklaşımla yak­laşsın!<br />
<br />
Hiç şüphesiz, Allah, Meleklerinden bir Meleği gönderir, yer yüzünün ortasını, üstününü, ona gösterir ve onunla üsniyet eder!" dedi.<br />
<br />
Lemek, vefat edince, Nuh Aleyhisselamla oğulları, onun üzerine cenaze na­mazı kıldılar.<br />
<br />
Lemek, vefat ettiği zaman, yedi yüz yetmiş yedi yaşında idi.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’de ismi geçen peygamberlerden. Şit aleyhisselamın torunlarındandır. Asıl ismi Ahnûh veya Hanûh’tur. Kur’ân-ı kerîm’de İdrîs diye bildirildi. Kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için “Müselles bin-Ni’me” (kendisine üç nîmet verilen) de denilmiştir. Babasının adı Yerd, annesinin adı Berre veya Eşvet’tir. Bâbil’de veya Mısır’da Mûnif denilen yerde doğduğu rivâyet edilmiştir. Kendisine otuz suhuf (forma) kitap verildi. Diri olarak göğe kaldırıldı.<br />
<br />
Âdem aleyhisselamdan ve Şît aleyhisselamdan sonra insanlar maddeten ve mânen bozuldular. İdrîs aleyhisselam, içinde yaşamış olduğu, Kâbil’in evlâdından bir topluluğa peygamber olarak gönderildi. Her türlü isyân, kötülük ve günâhın işlendiği bu topluluğa Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi ve Allahü teâlâya kulluk etmeleri gerektiğini sabırla anlattı. Allahü teâlâ ona otuz sayfa (forma) kitap gönderdi. Cebrâil aleyhisselam dört defâ gelerek Allahü teâlânın emir ve yasaklarını tebliğ etti.<br />
<br />
İdrîs aleyhisselam, kavmine kendisinden sonra gelecek peygamberleri, Muhammed aleyhisselamın vasıflarını bildirdi. Kendisinden sonra gelecek olan Nûh Tûfânını ve Âhir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselamı bütün tafsilâtıyla anlattı. Peygamber olduğunu ispat eden birçok mucizeler gösterdi. Fakat kendisine kavminden pek az kimse itâat etti, pek çoğu ise karşı geldi. Bunun üzerine İdrîs aleyhisselam yaşamış olduğu Bâbil diyârından Mısır’a hicret etti. Kendisine îmân edenlerle birlikte burada yerleşti. Allahü teâlâ ona yetmiş iki lisanla konuşmayı nasib etti. Her kavmi kendi lisanıyla hak dîne dâvet etti. Harp âletleri yapıp, kâfirlerle cihâd etti.<br />
<br />
İnsanlara şehir kurmak sanatını ve idârecilik ilmini öğretti. Yüz şehir kurdu. Bunların en küçüğü Diyarbakır yakınında bulunan Rehâ şehridir. Her millet de öğrendikleri bu kâidelere göre kendi bölgelerinde pekçok şehirler kurdu.<br />
<br />
İnsanlara muhtelif ilimleri de öğretti. Pekçok kimseye hikmet ve riyâziye (matematik) dersleri verdi. Fen ilimleri, tıp ve yıldızlarla alâkalı ince ve derin meselelerden bahsetti. Allahü teâlâ ona göklerin terkiplerini, neden meydana geldiklerini, yıldızlarla alâkalı derin bilgileri, senelerin sayısını ve hesâb ilmini öğretti. İdrîs aleyhisselam kavmine kalem ile yazı yazmasını, iğne ile dikiş dikmesini öğretti. Öğrettiği ilimler, Allahü teâlânın bildirmesi ile oldu. Yoksa insanoğlunun aklı ve zekâsı, sâdece araştırma yoluyla bu bilgilere ulaşamazdı. Eski Yunanlılar ve daha sonra gelen filozoflar, fizik, kimyâ ve tıb bilgilerini İdrîs aleyhisselamın kitâbından aldılar.<br />
<br />
İdrîs aleyhisselam, uzun seneler insanları hak dîne dâvet etti. Yeryüzünün meskûn yerlerini dört bölgeye ayırıp herbirine bir vekil tâyin etti. Bir müddet sonra Aşûre gününde göğe (semâya) kaldırıldı. Dünyâda yaşadığı ömrünün sonuna doğru ölüm meleği Azrâil aleyhisselam, İdrîs aleyhisselamı ziyârete geldi. İdrîs aleyhisselam, Azrâil’e: “Bir anlık benim rûhumu al.” dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil aleyhisselama; “Onun rûhunu al!” diye vahyetti. Azrâil aleyhisselam rûhunu aldı. Allahü teâlâ, İdrîs aleyhisselamın rûhunu tekrar iâde etti. İdrîs aleyhisselam, Azrâil aleyhisselama; “Beni semâlara götür. Cennet’i ve Cehennem’i göreyim.” dedi. Allahü teâlâ, Azrâil’e onu semâya götürmesini, Cehennem’i ve Cennet’i göstermesini vahyetti. İdrîs aleyhisselama Cehennem gösterildi. Cennet’e götürüldü. Cennet’e girince, çıkmak istemedi. Kendisine; “Niçin çıkmıyorsun?” diye sorulunca; “Allahü teâlâ, «Her nefis ölümü tadacaktır.» buyurdu. Ben ise ölümü tattım. Yine Allahü teâlâ, «Herkes Cehennem’e uğrayacaktır.» buyurdu. Ben oraya uğradım. Allahü teâlâ, «Onlar oradan (Cennet’ten) çıkmayacaklardır.» buyurdu. İşte ben bunun için Cennet’ten çıkmak istemem.” dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil’e vahyedip, İdrîs aleyhisselamın Cennet’te kalmasını bildirdi. İdrîs aleyhisselam böylece Cennet’te kaldı. Bu husus Kur’ân-ı kerîm’de Meryem sûresi 57. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Biz onu yüksek bir mekâna kaldırdık.” buyrulmak sûretiyle bildirilmiştir. Tefsir âlimleri âyet-i kerîmede bildirilen “yüce mekân”dan murâdın, peygamberlik ve Allahü teâlâya yakınlık mertebesi veya Cennet veya altıncı, yâhut dördüncü kat semâ olduğunu bildirmişlerdir.<br />
<br />
Nitekim Buhârî ve Müslim’de bildirilen hadîs-i şerîfte, Peygamberimiz aleyhisselam Mîrâca çıktığı zaman, hazret-i İdrîs’i dördüncü kat semâda gördüğünü bildirmiştir. İdrîs aleyhisselam diri olarak göğe çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadılar. Hatırlamak için resmini yaptılar. Daha sonra gelenler bu resmi tanrı sandılar, çeşitli heykeller yapıp tapıldı. Böylece putperestlik meydana çıktı.<br />
<br />
İdrîs aleyhisselam, ağaçların yapraklarının sayısını bilirdi. Duâ ederken (Bî adedil-evrâk) “Ağaçların yaprakları kadar” diyerek tesbih okurdu. Yıldızlara âit ilmi bilirdi. Kavmini îmâna dâvet ettiği zaman, yıldızların heyeti, durumu ve diğer husûsî hâllerini açıklamasını istediler. İdrîs aleyhisselam bunu geniş olarak haber verdi. Yıldızların durumunu anlattı. Bunun için “nücûm ilmi” hazret-i İdrîs’den kalmıştır, denir. Melekler grup grup onun ziyâretine gelip görünürlerdi. Her birinin ismini, vazîfesini, tesbihini bilirdi. Havada uçup giderlerken onları görürdü. Gökyüzündeki bulutlara dağılmalarını emrettiği zaman dağılırlar ve dile gelip onunla konuşurlardı. Bunlar Allah’ın İdrîs aleyhisselama verdiği mucizelerdir.<br />
<br />
İdrîs aleyhisselamın hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır:<br />
“Akıllı kimsenin rütbesi yükseldikçe, tevâzûsu (alçak gönüllülüğü) artar.”<br />
<br />
“Câhil, mertebesi yüksek olsa da, basîret ehlini hakîr ve aşağı görür.<br />
<br />
“Dostlar arasındaki hakîkî sevgi, içinde bir menfeat temin etme ve kendisinden bir zararı def etme düşüncesi olmayan sevgidir.”<br />
<br />
“İnsanda bulunan en fazîletli cevher, akıldır. Sâhibini pişman ettirmeyen en kıymetli şey sâlih ameldir.”<br />
<br />
“İyi hasletlerin en üstünü; kızgınlık hâlinde doğruluk, sıkıntı hâlinde cömertlik, cezâ vermeye gücü yettiği hâlde affetmektir.”<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’in Meryem, Enbiyâ sûrelerinde İdrîs aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Nuh Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=266</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:27:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=266</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Nuh Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Nuh b.Lemek (veya Lemk), b.Mettu Şelah, b.Ahnuh (veya Uhnuh) (Yani İdris Aleyhisselâm), b.Yerd (veya Yarid), b.Mehlâil, b.Kayn (veya Kaynarı), b.Enuş, b.Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.[1]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; uzun boylu[2], esmer, ince tenli, uzunca başlı, büyük göz­lü, uzun ve enli sakallı, iri vücudlu idi.<br />
<br />
Kendisinin kolları ve bacakları ince,uylukları etli idi. [3]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Kavmine Peygamber Olarak Gönderilişi:<br />
<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın meskeni Irakta idi. [4]<br />
<br />
Vedd, Süva´, Yağus, Yauk ve Nesr diye anılan putlara[5] tapan kavmini, baş­larına gelecek azapla korkutmak, bir olan Allah´a ibadete davet etmek üzre, Pey­gamber olarak gönderildi. [6]<br />
<br />
Onlara:<br />
<br />
"...Ey kavmim! Allâha ibadet ediniz!<br />
<br />
Sizin, Ondan başka hiç bir İlâhınız yoktur!. [7]<br />
<br />
"Şüphesiz ki, ben, sizi, Allanın azabından apaçık korkutan´im.<br />
<br />
Allah´dan başkasına tapmayınız.<br />
<br />
Ben, sizin başınıza acıklı bir azabın gelip çatmasından korkuyorum!" dedi. [8]<br />
<br />
Kavminden ileri gelenler:<br />
<br />
"Biz, seni, hiç şüphesiz, apaçık bir sapkınlık içinde görüyoruz!" dediler.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey kavmim! Bende hiç bir sapkınlık yoktur.<br />
<br />
Fakat, ben, Âlemlerin Rabb´ı tarafından gönderilmiş bir Peygamberim!<br />
<br />
Size, Rabb´ımın Vahy ettiklerini, tebliğ ediyorum.<br />
<br />
Sizin iyiliğinizi istiyorum.<br />
<br />
Ben, sizin bilmediklerinizi de, Allâhdan (gelen Vahy ile) biliyorum.<br />
<br />
Size, o korkunç akıbeti haber vermek için, korunmanız için ve belki, böylelikle rahmete kavuşturulmanız için, kendinizden bir adam vâsıtasile Rabb´ınızdan, size bir ihtar geldi diye şaşıyor musunuz !" dedi.[9]<br />
<br />
"Biz, seni, kendimiz gibi bir insandan başka olarak görmüyoruz.<br />
<br />
Basit, ve zahirî görüşe uyan en aşağı tabakalarımızdan başkasının sana tâbi olduğunu da, görmüyoruz.<br />
<br />
Sizin, bize karşı bir üstünlüğünüzü de, göremiyoruz. Bilakis, sizi yalancılar sanıyoruz!" dediler. Nuh Aleyhisselâm: "Ya ben, Rabb´ımdan gelen apaçık bir Burhan üzerinde isem<br />
<br />
O, bana, Kendi katından bir Rahmet vermiş de, bunlar, siz (in gözlerinizden gizli bırakılmışsa<br />
<br />
Söyleyiniz bana, ey kavmim! Sizi, istemediğiniz halde, ona zorlayacak mıyız<br />
<br />
Ey kavmim! Bundan (bu tebliğlerimden) dolayı, sizden hiç bir mal istemiyorum.<br />
<br />
Benim mükâfatım, Allâhdan başkasına aid değildir.<br />
<br />
Ben, iman edenleri, tard edici de, değilim!<br />
<br />
Çünki, onlar, muhakkak ki, Rabblarına, kavuşanlardır.<br />
<br />
Ben, sizi, ancak cahillik eden bir kavm görüyorum!<br />
<br />
Ey kavmim! Ben, onları kovarsam, Allâhdan (Allâhın azabından) beni, kim kur-tara bilir Bana, kim yardım edebilir hiç düşünmez misiniz !<br />
<br />
Ben, size (Allâhın hazineleri, benim yanımdadır!) demiyorum.<br />
<br />
Ben, gaybı da, bilmem!<br />
<br />
Ben (hakikatta bir Melek´im!) de, demiyorum.<br />
<br />
Bununla beraber, gözlerinizin hor gördüğü o kimseler hakkında (Allah, onlara asla hayr vermeyecektir) de, diyemem!<br />
<br />
Onların özlerindekini, en çok bilen, Allâh´dır.<br />
<br />
Aksi takdirde, hiç şüphesiz, ben, zâlimlerden olmuş olurum!" dedi.<br />
<br />
"Ey Nuh! Doğrusu, sen, bizimle uğraştın durdun!<br />
<br />
Bizimle uğraşmanda aşırı da, gittin!<br />
<br />
Eğer, sen, doğruculardan isen, bizi tehdid edip durduğun şeyi haydi getir bi­ze!" dediler.<br />
<br />
Nuh (Aleyhisselâm):<br />
<br />
"Onu-dilerse-size, ancak, Allah, getirir.<br />
<br />
Siz, Allah´ı, bundan âciz bırakabilecek değilsiniz.<br />
<br />
Eğer, Allah, sizi helak etmek dilemişse, ben, sizin iyiliğinizi arzu etmiş olsam bile, bu hayrhâhlığım, size hiç bir yarar vermez.<br />
<br />
O, sizin Rabb´ınızdır ve nihayet, Ona döndürüleceksiniz.´[10]<br />
<br />
Ben (gelecek tehlikelerle) korkutandan başka bir kimse değilim.!" dedi.<br />
<br />
"Ey Nuh! Sen, (bu dediğinden) vaz geçmezsen, muhakkak, taşlanmışlardan ola­caksın!" dediler. [11]<br />
<br />
Nuh (Aleyhisselâm):<br />
<br />
"Ey kavmim! Benim, aranızda duruşum, Allah´ın âyetleri ile öğüt verişim, size ağır geliyorsa, (ne diyeyim) ben, ancak, Allah´a dayanıp güvenmişimdir.<br />
<br />
Siz ve ortaklarınız da, artık, toplanıp ne yapacağınızı kararlaştırınız. Bu yapacağınız, size, sonradan hiç bir tasa vermesin! Hattâ, bana, möhlet de, vermeyiniz.<br />
<br />
Eğer, (benim öğütlerimden) yüz çeviriyorsanız, ben, sizden (zâten bu hususta) hiç bir mükâfat istemedim.<br />
<br />
Benim mükâfatım, Allah´dan başkasına âid değildir.<br />
<br />
Ben (Onun hükmüne boyun eğen) Müslümanlardan olmakla emr olundum"<br />
<br />
dedi. [12]<br />
<br />
Kavmi, onu, yalanladılar. [13]<br />
<br />
Kâfirlerden bir takımları:<br />
<br />
"Bu, sizin gibi bir insandan başka (bir şey) değildir.<br />
<br />
O, size karşı üstünlük sağlamak istiyor.<br />
<br />
Eğer, Allah, (Peygamber göndermek) dileseydi, elbette, bize Melekler indirirdi.<br />
<br />
Biz, önceki Atalarımızdan, bunu (Allâhı Birlemeyi) hiç duymadık.<br />
<br />
Bu, kendisinde bir delilik bulunan adamdan başkası değildir.<br />
<br />
Binâenaleyh, siz onu bir zamana gözetleyiniz! dediler.<br />
<br />
Nuh (Aleyhisselâm) da:<br />
<br />
Ey Rabb ım ! Onların beni yalanlamalarına karşı sen bana yardım et! dedi.<br />
<br />
Biz de, ona (şöyle) Vahy ettik: Sen, bizim bizim nezaretimiz ve Vahyimizle gemi yap!<br />
<br />
Nihayet (helaklerine emrimiz gelip te, o fırın kaynamağa başlayınca, ona her (nevi hayvanlardan erkek ve dişi) ikişer çift ile aileni alıp içerisine gir!<br />
<br />
(Kavmının) içinden, aleyhlerine söz geçmiş (hüküm giymiş olanlar müstesna.<br />
<br />
O zulm edenler(in kurtulması) hakkında bana hitapta bulunma.<br />
<br />
Çünki, onlar boğul(mağa mahkum ol)muşlardır.<br />
<br />
Artık sen mahiyetindekilerle birlikte, Geminin üstüne doğrulup yerleşince: Bizi o zalimler güruhundan selamete erdiren Allaha hamd olsun! de!<br />
<br />
Rabb ım! Beni bereketli bir menzile kondur!<br />
<br />
Sen, konduranların en hayırlısısın! de! [14]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Kavmini Tevhide Davet Edişi Ve Başına Gelenler:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; halkın, heykellerinde , puthhanelerde bulundukları sırada, yanlarına varıp:<br />
<br />
(Lâ ilâhe illallâh=Allâh dan başka ilâh yoktur!) deyiniz.<br />
<br />
Ben , Allâh ın Kul ve Resulüyüm! dedikçe, işitmemek için halk, başlarını, elbiselerinin içine sokar, kulaklarını da parmakları ile tıkarlardı!<br />
<br />
Yine bir gün onlara: (Lâ ilâhe illallâh=Allâh dan başka ilâh yoktur!) dediği zaman, Sanemler yüzlerinin üzerine düşünce, kalktılar, Onu, yüzünün üzerine düşünceye kadar dövdüler.<br />
<br />
Kral Mahvil[15], bunu, haber alınca, Nuh Aleyhisselâmı huzuruna getirtti ve Ona :<br />
<br />
Nedir su, senin hakkında işittiğim !<br />
<br />
Dinime ve Babanın oğullarının, üzerinde bulundukları şeye karşi davranışın !<br />
<br />
Nedir, Sanemleri kürsülerinden düşüren bu sihir !<br />
<br />
Bunu sana kim öğretti. Dedi.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
Onlar dediğin gibi birer ilah olsalardı, yüzlerinin üzerine düşmezlerdi.<br />
<br />
Ben Allahın Kulu ve Resulüyüm!<br />
<br />
Sen, Yüce Allah dan kork ve Ona, hiçbirşeyi şerik koşma! dedi.<br />
<br />
Kral Mahvil; Sanemler Bayramı hazırlanıncaya kadar, Nuh Aleyhisselâmın tu­tuklanmasını ve Sanemlerin, tekrar Kürsülerine yerleştirilmelerini ve bozulan yer­lerinin onarılmasını emr etti.<br />
<br />
Bayram gelince, toplanıp yapılan şeyleri görsünler diye halk´a nida ettirildi.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Kral hakkında Allâha düa etti. Kral, bir baş ağrısına tutul­du, aklını kaybetti. Bir hafta sonra da, öldü.<br />
<br />
Ölüsü, altun şerir üzerine konulup Sanem heykellerinin içinde ağlanarak tavaf edildikten sonra, gömüldü.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâma, dilleri ile her kötülüğü yaptılar, sövdüler, saydılar.[16]<br />
<br />
Kral Mahvil´in ölümü üzerine, yerine geçen oğlu Dermesil, Nuh Aleyhisselâmı, serbest bıraktı.<br />
<br />
Halk, büyük Sanemlerden her birinin yanında senenin belli vakitlerinde topla­nıp bayram yaparlar, Sanemler için, kurban keserler ve onları tavaf ederlerdi.<br />
<br />
Yağus bayramı için de, halk, her taraftan gelip toplanmıştı.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, onların yanlarına vardı. Ortalarında ayakta dikilip:<br />
<br />
"Lâ ilahe illallah = Allâh´dan başka ilâh yoktur!" demeleri için, onlara seslen­diği zaman, yine, başlarını, elbiselerinin altına soktular, parmaklarını da, kulakla­rına tıkadılar!<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın seslenmesiyle, Sanemlerin Kürsülerinden yere düşmele­ri, bir oldu!<br />
<br />
Halk, yine üzerine yürüyüp Nuh Aleyhisselâmı dövdüler ve yüzünün üzerine düşürdüler.<br />
<br />
Başını da, yardılar.<br />
<br />
Kendisini, çeke çeke Kralın köşküne götürdüler, yanına, soktular.<br />
<br />
Kral, Nuh Aleyhisselâma:<br />
<br />
"İlâhlarla ilgili işlerden hiç bir şeye karışmamanı, sana, söylemedik mi Seni, böyle şeylerden, men etmedim mi !<br />
<br />
Hattâ, onları, kürsülerine, şerefli yerlerine koydurduğumda, onlara, secde de, edeceksin diye sana, emir etmedim mi<br />
<br />
Bunu, sana kim öğretti .." diyerek çıkıştı.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; kanlara boyanmış bir halde, Krala: "Eğer, onlar, birer ilâh olsalardı, yerlere düşmezlerdi Ey Dermesil! Allâh´dan kork! Allah´a, hiç bir şeyi şerik koşma! Çünki, O, seni görüyordur!" dedi.<br />
<br />
Dermesil:<br />
<br />
"Sen, bana, böyle hitap etmek kudretini kendinde nasıl buluyorsun " dedi.<br />
<br />
İkinci Sanem bayramı hazırlığı sonuna kadar habs edilmesini, Sanem için kur­ban kesilmesini ve yere düşen Sanemlerin kürsülerine tekrar konulmasını emretti.<br />
<br />
Emri, yerine getirildi.<br />
<br />
Kral Dermesil, Nuh Aleyhisselam hakkında korkunç bir rü´ya görüp:<br />
<br />
"Mecnundur! Yaptıklarından mes´ul değildir!" diyerek hapisten çıkarılmasını emretti.<br />
<br />
Zamanın Kâhin´i ise, Tufan işini ve zamanının yaklaştığını, halka bildirir ve Nuh Aleyhisselâmın öldürülmesini emr ederdi.[17]<br />
<br />
Babil Kralı Dermesil´e de, yazı yazarak Nuh Aleyhisselâmın öldürülmesini işa­ret etmişti.<br />
<br />
Dermesil; çevre halkına yazıp Nuh Aleyhisselâmın, Esnam ibadetini değiştir­mek istediğini ve bir tek İlândan başka ilâh bulunmadığını iddia ettiğini anlattı ve "Siz, Sanemlerden başka İlahlar bulunduğunu biliyor musunuz " diye sordu.<br />
<br />
Hepsi de, bunu, inkâr ettiler.[18]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın, Tevhid akidesini yaymasına engel oldula[19] Hattâ, bayılıncaya kadar, kendisinin boğazını sıktılar.´[20] Öldü sandılar. [21]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, ayıldığı zaman: "Ey Allah´ım! Beni ve kavmimi, yarlığa! Çünkü, onlar, (ne yaptıklarını) bilmiyorlar!" dedi. [22] Gusl edip tekrar yanlarına vardı. Onları, Allah´a iman ve ibadete davet etti. [23]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, kendisine zulm etmekten geri durmayan kavminin arasında dokuz yüz elli yıl kaldı..[24] Kendisi, çok sabırlı ve halîm idi. [25]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Allâha İltica Ve Kavminin Helaki İçin Dua Edişi:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Tebliğ ve Davet vazifesini, gece, gündüz, gizli, açık yap­mağa devam etti. Fakat, kendisinin, bütün bu çabaları, onların, imandan kaçmalarından, küfürlemi artırmalarından başka bir işe yaramadı, boşa gitti.[26] Bunun üzerine, Nuh Aleyhisselâm: "Ey Rabb´ım! Onlar, bana isyan ettiler.<br />
<br />
Malları ve evladları, kendilerinin hüsranlarından başkasını artırmayan kimselere<br />
<br />
jf´dular.<br />
<br />
Onlar da, büyük büyük hileler yaptılar.<br />
<br />
(Halk tabakasına): Sakın! Taptıklarınızı, bırakmayınız.<br />
<br />
Hele, Vedd´den, Süva´dan, Yağus´dan, Yauk´danve Nesr´den vazgeçmeyiniz! jediler.<br />
<br />
Gerçekten, onlar, bir çok kimseleri, baştan çıkardılar.<br />
<br />
Sen, ey Rabb´ım! O zâlimlerin, şaşkınlıktan başkasını artırma[27]<br />
<br />
Ben, artık, mağlûbum! Benim intikamımı alf[28]<br />
<br />
Benimle onlar arasındaki hükmü Sen ver de, beni ve beraberimdeki Mü´minleri kurtar. [29]<br />
<br />
Ey Rabb´ım! Yer yüzünde, kâfirlerden yurt tutan hiç bir kimse bırakma!<br />
<br />
Çünkü, Sen, onları, bırakırsan, onlar, kullarını yoldan çıkarırlar, nankör ve fâcir-jen başka da, doğurmazlar!<br />
<br />
Ey Rabb´ım! Beni, Anamı, Babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, erkek Mü´-"vnleri, kadın Mü´minleri yarlığa!<br />
<br />
Zâlimlerin helakinden başka bir şeyini de, artırma!" diyerek düa etti. [30]<br />
<br />
Tufan Gemisinin Hazırlanışı:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, Nuh Aleyhisselâm´a, ağaç dikmesini emr etti. O da, dikti.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın diktiği, Sac ağacı, kırk yılda büyüyüp yetişti ve boyu, üç yüz zira´ı buldu. [31]<br />
<br />
Sac ağacı: Hind ülkesinde yetişen kara ve büyük bir ağaç olup[32] bunun, Aba-nus ağacı olduğu da, söylenir. [33]<br />
<br />
Yüce Allah tarafından Nuh Aleyhisselâma şöyle Vahy olundu: "Kavminden, iman etmiş olanlardan başkası asla imana gelmeyecektir. O halde, onların işlemekte oldukları şeylerden dolayı tasalanma!<br />
<br />
Bizim nezaretimiz altında ve Vahyimiz (talimatımız) veçhile Gemi yap! Zulm edenler hakkında bana bir şey söyleme! Çünkü, onlar, suda boğulmağa mahkûmdurlar!"[34]<br />
<br />
Yüce Allah, dikilmiş ve yetişmiş olan ağaçları kesip gemi yapımında kullanma­sını Nuh Aleyhisselâma emretti. [35]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Marangozdu. [36]<br />
<br />
Ağaçları, kesti. [37]<br />
<br />
Kuruttu. [38]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Geminin nasıl yapılacağını bilmiyordu. [39]<br />
<br />
"Yâ Rabb! Yapılacak Gemiyi nasıl yapayım " diye sordu.<br />
<br />
"Onu, üç suret üzerine, devrik yap:<br />
<br />
Başını, horuz başı gibi,<br />
<br />
Karnını, kuş karnı gibi,<br />
<br />
Kuyruğunu, horoz kuyruğu gibi meyilli yap ve üç kat olarak yap!" bu-yuruldu. [40]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, gemiyi yapmaya başladı. [41]<br />
<br />
Kestiği[42] Sac[43]´ ağacından tahtalar biçti. [44]´<br />
<br />
Üç yıl, bununla meşgul oldu. [45]<br />
<br />
Demirden çiviler yaptı.<br />
<br />
Gemi için gereken[46] zift vesair[47] her şeyi hazırladı. [48]<br />
<br />
Yapılacak şeylerin hepsini, kendisi yaptı, çattı. [49]<br />
<br />
Eline aldığı keseri, yapacağı şeyde hiç yanılmıyordu[50]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Gemiyi yapıp çatarken, kavminden, her hangi bir topluluk, yanından geçtikçe, alay etmek için:<br />
<br />
"Ey Nuh! Peygamberlikten sonra, Marangozluk yapıyorsun ha ! [51] Ne yapıyorsun sen " diyorlar; Nuh Aleyhisselâm da: "Gemi yapıyorum!" deyince: ´Demek, karada gemi yapıyorsun ha ! Gemiyi, karada nasıl yüzdüreceksin ![52] Birbirlerine de:<br />
<br />
"Bakmıyormusunuz şu deliye Su üzerinde seyr etmek için ev yapıyor! [53] "Hani ya, su, nerede !" [54] diyerek gülüşüyor, alay ediyorlardı. [55] Nuh Aleyhisselâm da:<br />
<br />
"Siz, nasıl bizimle eğleniyorsanız, biz de, sizin bu eğlenip durduğunuz gibi, si­zinle eğleneceğiz!<br />
<br />
(Âhirette de) daimî azabın kimin başına ineceğini, ileride görecek, bileceksiniz-dir!" diye cevap veriyordu. [56]<br />
<br />
Geminin yapılışı, iki yıl sürdü. [57]<br />
<br />
Daha fazla sürdüğü de, rivayet edilir. [58]<br />
<br />
Geminin Planı:<br />
<br />
Geminin uzunluğu: Nuh Aleyhisselâmın Babasının Dedesinin Zira´i ile üç yüz Zira´,<br />
<br />
Geminin eni; elli Zira´,<br />
<br />
Geminin yüksekliği: otuz Zira´ idi. [59]<br />
<br />
Geminin, uzunluğunun: altıyüz altmış,<br />
<br />
Eninin: üçyüz otuz,<br />
<br />
Yüksekliğinin: otuzüç Zira´ olduğu rivayet edildiği gibi´[60]<br />
<br />
Eninin: altıyüz, Zira´ olduğu da, rivayet edilir. [61]<br />
<br />
(Zira1: Dirseğin ucundan, orta parmağın ucuna kadar[62], veya Dirsekten, omu­za kadar olan uzunluğa denir. [63]<br />
<br />
Gemi: alt kat, orta kat, üst kat olmak üzere[64], üç kattı. [65] Geminin her katı, on Zira´ yükseklikte idi. [66] Bunlara, küçük birer ışık deliği (pencere) de, konulmuştu. [67] Geminin, birbirinden aşağı olmak üzere´[68], üç kapısı vardı. [69]<br />
<br />
Geminin üst katında, içilecek su için depolar ve yiyecekler için de, iki yanına tahtadan dolaplar yapılmıştı. [70]<br />
<br />
Geminin altı Zira´ı, su içinde idi. [71]<br />
<br />
Altı Zira´ yerine, dört Zira´ rivayeti de, vardır. [72]<br />
<br />
Yapılan geminin gövdesi: kuş göksü gibi[73], suyu, yaracak biçimde´[74] meyil­li, devrikti. [75]<br />
<br />
Geminin baş tarafı: horoz başı gibi, karnı: kuş karnı gibi, kuyruk tarafı da, ho­ruz kuyruğu gibi meyilli idi. [76]<br />
<br />
Geminin kanadları da, vardı. [77]<br />
<br />
Geminin tahta levhaları, demir çivilerle çivilenip[78] berkitilmişti. [79]<br />
<br />
Çivilenen tahta levhaların arasından, içeriye su sızmaması için, Gemi, içinden ve dışından ziftlenmişti. [80]<br />
<br />
Gemiye Ne Zaman Binildiği Kimlerin Bindiği Ve Binenlerin Sayısı:<br />
<br />
Yüce Allah; Nuh Aleyhisselâma:<br />
<br />
´Nihayet, emrimiz gelip de, Fırın (tandır) kaynadığı zaman, her birinden (her bir levi´den erkek, dişi) ikişer çift ile -Aleyhlerinde söz geçmiş (helakleri kesinleşmiş) banlar, müstesna olmak üzre- aileni ve iman edenleri (Geminin) içine yükle!" Duyurdu.<br />
<br />
Zâten, onun maiyyetindeki az sayıdaki kimselerden başkası da, iman etmemişti.<br />
<br />
Bunun üzerine, Nuh (Aleyhisselâm), Gemiye binecek olanlara:<br />
<br />
"Bininiz içerisine!<br />
<br />
Onun, akması da, durması da, Allanın ismiyledir,<br />
<br />
Hiç şüphesiz, Rabb´ım, çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir." dedi. [81]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Gemi´ye, oğulları: Sam, Ham, Yâfes ve bunların zevcele­ri [82] ile kendisine iman etmiş bulunan altı kişiyi bindirdi.<br />
<br />
Oğlu Yam (Ken´an) ise, geri kaldı. [83]<br />
<br />
Çünki, o, kâfirdi. [84]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın karısı[85] Vâile de[86] kâfirdi.<br />
<br />
Halka, Nuh Aleyhisselâmın mecnun olduğunu söylerdi.[87]<br />
<br />
Kavmi gibi küfür üzerinde direnerek onlarla birlikte suda boğulup gitmiştir. [88]<br />
<br />
Gemiye binenlerin Nuh Aleyhisselâmla üç oğlu ve onların kadmlarile birlikte sekiz kişi oldukları rivayet edildiği gibi[89], onbeş erkekle beş kadın[90]´ veya on erkekle on kadın oldukları da, rivayet edilir. [91]<br />
<br />
Hattâ, seksen kişiyi buldukları rivayeti de, vardır. [92]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Tâbutunun Getirilip Gemiye Konulusu:<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın, Cebrail Aleyhisselâm tarafından getirilen[93] Tâbutu da, Gemiye alındı. [94] ve erkeklerle kadınlar arasına konuldu. [95]<br />
<br />
Gemiye binildiği zaman, Receb ayından on gece geçmiş bulunuyordu. [96]<br />
<br />
Kral´ın Gemiyi Ve Gemidekileri Yakmak İçin Gelişi:<br />
<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın, Gemiye bindiği ve azığını Gemiye yüklediği haberini alınca, Kral Dermesil;<br />
<br />
"Onları, akıtıp taşıyacak su nerede ! diyerek Gemiyi yakmak üzere adamla­rından bir takım süvarilerle birlikte Geminin bulunduğu yere kadar gitti.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın oğlu Yam da, Kralla birlikte gelenler arasında idi. Kral, Nuh Aleyhlsselâma seslenip´.<br />
<br />
"Gemlcvi, artacak su nerede ´." ded\.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O su, senin durduğun yerde, sana gelecektir!" dedi.<br />
<br />
Kral:<br />
<br />
"Bu, çok şaşılacak, hiç olmayacak şeydir!<br />
<br />
Demek, sen, kuru toprakta şu Gemiyi yüzdürecek sular, seller olacağını söylü­yorsun ha !<br />
<br />
Sen de, seninle birlikte bulunanlar da, onun içinden hemen ininiz!<br />
<br />
Yoksa, hepinizi, yakarım!" dedi.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allâha karşı, gururunu çoğaltma da, imana gelmekte acele et!<br />
<br />
Yüce Allâha, eş, ortak koşmayı bırakıp Müslüman ol, doğru yolu bul!<br />
<br />
Aksi takdirde, azabı, önünde hâzır bulacaksın!" dedi.[97]<br />
<br />
Tufan Haberi, İnkâr Ve Telaşlanış:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Kralla konuştuğu sırada, bir adam gelip bir kadın´ın ekmek pişirdiği Tandırından su fışkırmağa başladığını, Krala haber verdi.<br />
<br />
Kral;<br />
<br />
"Tandırdan, su fışkırmış olamaz!" dedi.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; ona:<br />
<br />
"Yazıklar olsun sana! O, İlâhî gazabın geliş belirtisidir!<br />
<br />
Rabb´ım, bana, bunu böyle vahy etti.<br />
<br />
Bu, bütün yer yüzünün delinip deşileceğine, atını, dikildiği yerden ayıracağına ve atının ayağının altından su fışkıracağına işarettir!" dedi.<br />
<br />
Kral, atını, durduğu yerden ayırınca, ayağının altından su fışkırdığını gördü, ve hemen atını, başka bir yere sürdü.<br />
<br />
Orada da, aynı hal, vuku buldu.<br />
<br />
Kralın, tahkik için gönderdiği adam dönüp suyun çoğaldığını ve kaynadığını, ıaber verince, Kral, ailesini ve oğlunu alıp kendisi için dağ başına yaptırmış ol­duğu Maakil´e[98] götürmek üzere, acele, evine döndü.<br />
<br />
Herkes, Tufan olacağını, anlıyor, fakat, vaktini bilmiyordu. Bunun için, Kral da, Maakil´e, yiyecek doldurmuştu.<br />
<br />
Kral ve ev halkı, dağa çıkmak istedikleri zaman, dağın başından, kayaların baş­arının üzerine atıldığını, yuvarlandığını gördüler.<br />
<br />
Nereye yönelip gideceklerini bilmiyorlardı.<br />
<br />
Yerden fışkıran sular, çok sıcak ve pis kokulu idi. [99]<br />
<br />
Tufanın Yaygınlanışı:<br />
<br />
Göklerden boşanan yağmurların,yerlerden fışkıran suların selleri´[100], bütün yer yüzünü tuttu ve dağları, kapladı.´[101]<br />
<br />
Hattâ, dağların tepesinden on beş Zira´ yükseldi. [102]<br />
<br />
Güneşin ve ay´ın ışığı, karardı.<br />
<br />
Dünya, karanlık içinde kaldı.<br />
<br />
Gece, gündüz bir oldu. [103]<br />
<br />
Yağış, kırk gün sürdü. [104]<br />
<br />
Seller; yer yüzünde taşmadık, aşmadık yer bırakmadı. [105]<br />
<br />
Beş Putun Dalgalarla Cidde´ye Sürüklenişi Ve Orada Toprağa Gömülüp Kalışı: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Tufan suları; vedd, Süva´, Yağus, Yauk ve Nesr putlarını, Nevz dağından sü­rükleyip yere indirdi.<br />
<br />
Suların şiddetli akışları, onları, ülkeden ülkeye sürükledi.<br />
<br />
Nihayet, Cidde toprağına attı.<br />
<br />
Esen rüzgârlar, putların üzerlerine toprak yığdı. [106]<br />
<br />
<br />
Gemidekiler Dışındaki Halkın Tufanda Boğuluşu:<br />
<br />
Tufan suyunda boğulacak olanlar, boğuldu. [107]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm ile Gemidekilerden başka, yer yüzünde bulunanların hepsi Tufan suyunda boğulup helak oldu. [108]<br />
<br />
Dağın Tepesinde Bile Boğulmaktan Kurtulamayan Anne Ve Çocuk:<br />
<br />
Hz.Âişe´nin, Peygamberimiz Aleyhisselâmdan rivayetine göre:<br />
<br />
Seller; yollarda ve sokaklarda çoğalınca; son derece sevdiği yavrusunun hayatı hak­kında korkuya düşen bir anne, hemen dağa doğru gidip dağın üçte birisine kadar çıktı.<br />
<br />
Su, oraya erişince, kadın, dağın ikinci üçte birisine çıktı. Su, oraya da, ulaştı. Kadın, dağın üzerine çıktı.<br />
<br />
Su, yükselip kadının boynuna ulaşınca, kadın, çocuğunu, elile başının üzerine kal­dırdı ise de, su, nihayet, onları, alıp götürdü!<br />
<br />
Eğer, Yüce Allah, Nuh kavminden, her hangi birisini, esirgeyecek olaydı, bu çocu­ğun annesini, esirgerdi!" buyrulmuştur. [109]<br />
<br />
Geminin Her Yeri Dolaşıp Cûdi Dağı Üzerine Oturuşu :<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Gemisi, bütün dünyayı dolaştı. [110]<br />
<br />
Önce; sağ tarafa doğru gitmeye başlayıp Habeş ülkesine ulaştı.<br />
<br />
Sonra da, Cidde tarafına yöneldi.<br />
<br />
Sonra, Rum ülkesine doğru yol almağa başladı.<br />
<br />
Rum ülkesini geçince, geri dönüp Mukaddes Arz´a yöneldi[111] Mekke Hare­mine kadar gitti.<br />
<br />
Harem-i şerifin çevresinde yedi kerre dolaştı. [112]´ Sonra da´[113], Yemen´e doğru gitti. Oradan dönüp´[114] Cûdi dağına ulaştı.<br />
<br />
Yüce Allah, sema´ya: Suyunu, tut!", yere de "Suyunu, yut!" emrini verip te, yağışlar, durduğu ve dağların üzerlerinden aşan suların seviyeleri düşmeğe başadığı zaman, Gemi, Cûdî dağının üzerine oturdu.[115]<br />
<br />
Geminin Su Üzerinde Ne Kadar Dolaştığı Ve Gemiden Ne Zaman İnildiği<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Gemisi, hiç durmadan altı ay su üzerinde[116]´ dağlar gibi dalgalar arasında akarar[117] dünyanın her tarafını dolaştı. [118]<br />
<br />
Yüz elli gün dolaştığı rivayeti de, vardır. [119]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Cûdî dağında bir ay kalıp[120] sular, çekildiği ve yerler, ku--jduğu zaman, yanındakilerle birlikte, Muharrem ayının onuncu günü, dağdan indi.<br />
<br />
O gün, Gemi halkı, Şükür Orucu tuttular. [121]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Gemiden inerken, Gemisini kilitleyip Anahtarını oğlu Sâm´a verdi.[122]<br />
<br />
Semânin Şehrinin Kuruluşu:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Karda´da Semânîn diye anılan yerde, yanındakilerden her = risi için birer ev yaptı. [123]<br />
<br />
Semânîn: Musul´un üst tarafında, İbn.Ömercezîresinin yakınındaki Cûdî dağl­ayanında bir beldeciktir. [124]<br />
<br />
Ibn.Habîb (vefatı: 245 Hicrî), İbn.Kuteybe (vefatı: 276 Hicrî), Taberî (vefatı: 310 -i crî), İbn.Esîr (vefatı: 630 Hicrî); bu şehirciğin, kendi zamanlarına kadar (Sûk-ı Semânîn) adıyla[125]<br />
<br />
Mes´ûdî (vefatı: 346 Hicrî) de, dağ eteğinde kurulmuş olan bu şehirciğin, ken-z- zamanına kadar sâdece (Semânîn) adıyla anıla geldiğini bildirir. [126]<br />
<br />
Yakut (vefatı: 626 Hicrfta göre: Nuh Aleyhisselâmın yapmış olduğu Mescid, el´an rrada bulunmaktadır. [127]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Semânîn´de yerleştikten sonra, ekin ekti, üzüm çubuğu,<br />
<br />
sikti.<br />
<br />
Bulunduğu yeri, düzledi, onardı. [128]<br />
<br />
Bir müddet sonra, Semânîn halkı, Vebâ´ya tutuldu. Nuh Aleyhisselâm ile oğullarından başka, hepsi öldü. [129]<br />
<br />
Cûdî Dağı Nerededir :<br />
<br />
Cûdî Dağı: Musul toprağında[130]<br />
<br />
Musul´un Hısneyn[131] veya Hadıyd mevkiindedir. [132]<br />
<br />
Cezâre´de[133] 130 , Musul yakınındaki Cezîre´dedir. [134]<br />
<br />
Musul beldelerinden İbn.Ömer ceziresinde[135], Basuri´dedir. [136]<br />
<br />
İbn.Ömer cezîresi, Musul´un üzerinde, üç günlük bir yerdir. [137]<br />
<br />
Basurin de, Dicle´nin doğusunda, Musul mülhakatından bir nahiyedir.´[138]<br />
<br />
Cûdî Dağı: Cezîre´de[139], Karda nâhiyesindedir. [140]<br />
<br />
Cûdî Dağı: Karda ve Zebdi kariyelerinin dağıdır. [141]<br />
<br />
Karda: Cezîre´de, Cûdî Dağı yakınında bir kariye olup İbn.Ömer Cezîresi yakı­nındaki Semânîn kariyesine de, yakındır. [142]<br />
<br />
Cûdî Dağı ile Dicle arası, sekiz Fersah´dır. [143]<br />
<br />
Fersah: on üç hâşimî Mili veya on iki veya on bin Zira´dır.[144] Mil de: dört bin Zira´dır. [145]<br />
<br />
Yüce Allah´ın Şereflendirdiği Üç Dağ:<br />
<br />
Yüce Allah; Dağlardan, üç dağı:<br />
<br />
Cûdî Dağını, Nuh Aleyhisselâm ile,<br />
<br />
Tûr-i Seynâ Dağını Mûsâ Aleyhisselâm ile,<br />
<br />
Hıra (Nûr) Dağını, Muhammed Aleyhisselâm ile şereflendirdi. [146]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Tufan Gemisi Ve Sonucu:<br />
<br />
Yüce Allah; Nuh Aleyhisselâmın kavmini, zulme devam edip durdukları sırada, Tûfan sularında boğdu. Nuh Aleyhisselâm ile gemi arkadaşlarını, selâmete erdir. [147]<br />
<br />
Gemisini de, Cezîre toprağında[148], Cezîre toprağından Karda´da[149], Karda<br />
3raktı. [151]<br />
<br />
Gemi, uzun zaman, orada kaldı. [152]<br />
<br />
Hattâ, Nuh Aleyhisselâmın ümmetinin öncekilerinden nice kimseler, varıp onu, seyr ve temâşâ ettikten sonra[153], Gemi, çürüyüp kül oldu. [154]<br />
<br />
Tefsir kitaplarımızdaki görüşler, böyle!<br />
<br />
Acaba, Kamer sûresinin 15. âyetindeki mutlak beyana bakılarak Gemi´nin, Cûdî Dağı üzerinde, şu veya bu şekilde mesela taşlaşmış olarak ibretli bir Mucize hâ­inde el´an mevcudiyeti düşünülemez mi<br />
<br />
Ecnebî İlim ve Fen adamlarından bazılarının, Gemi´den bir kalıntı bulabilme ümidiyle ve Ahd-i Atîk´ın, Tekvin kitabının 8. babının 4. fıkrasındaki Ararat tâbirin­den mülhem olarak zaman zaman gelip Ağrı dağına tırmandıklarını ve her sefe-nnde de, elleri boş döndüklerini işitiyoruz...<br />
<br />
Tırmanıp Ağrı´nın başına, Yorma gel kendini boşuna. Maksadın keşf ise Gemiyi Düş Cûdî dağında peşine.[155]<br />
<br />
<br />
Kur´ân-ı Kerimin Tûfan Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
Tûfan ve Sonucu, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
"Bunun üzerine, biz de, şarıl şarıl dökülen bir suya, gök kapılarını açtık.<br />
<br />
Yeri de, kaynaklar halinde (tamamıyla) fışkırttık da, (her iki su) takdir edilmiş bir emr üzerinde birleşiverdi. [156]<br />
<br />
"(Gemi), nankörlük edilmiş bulunan (o zâta) bir mükâfat olmak üzere, bizim göz­lerimiz önünde akıp gidiyordu.[157]<br />
<br />
Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı:<br />
<br />
Oğulcağızım! (gel) bizim yanımıza sen de, bin! Kâfirlerden olma!<br />
<br />
Qğ(u (se:<br />
<br />
Bir dağa sığınırım!<br />
<br />
O, beni, sudan, korur! dedi.<br />
<br />
Nuh:<br />
<br />
Bu gün, Allah´ın emrinden, esirgeyen, Kendisinden başka hiç bir kurtarıcı yok­tur! dedi.<br />
<br />
İkisinin arasına, dalga girdi.<br />
<br />
O da, derhal, boğulanlardan oldu. [158]<br />
<br />
Nuh, Rabb´ına dua ve nida edip:<br />
<br />
Ey Rabb´ım! Benim oğlum da, şüphesiz, benim âilemdendir.<br />
<br />
Senin (ailemi kurtaracağın hakkındaki) va´d´in, elbette hak´dır ve Sen, Hâkimle­rin Hâkimisin! dedi.<br />
<br />
(Allah):<br />
<br />
Ey Nuh!, O, kat´iyyen senin ailenden değildir!<br />
<br />
Çünki, o(nun işlediği) sâlih olmayan (kötü) bir iştir (kâfirlik ve imansızlıktır)<br />
<br />
O halde, bilmediğin bir şeyi benden isteme!<br />
<br />
Seni, bilmezlerden olmaktan, bihakkın men ederim! buyurdu.<br />
<br />
Nuh:<br />
<br />
Ey Rabb´ım! Ben, bilmediğim şeyi, Senden istemekten, Sana, sığınırım!<br />
<br />
Eğer, Sen, beni bağışlamazsan, esirgemezsen, hüsrana düşmüşlerden olurum! dedi. [159]<br />
<br />
Ey arz! Suyunu, yut!<br />
<br />
Ey gök! Sen de, tut! denildi.<br />
<br />
Su, kesildi. İş, olup bitirildi.<br />
<br />
(Gemi de) Cûdî (dağının) üzerinde durdu.[160]<br />
<br />
O zâlimler güruhuna:<br />
<br />
Uzak olsunlar! Denildi. [161]<br />
<br />
Ey Nuh! Sana ve (Gemide) beraberinde bulunanlardan (gelecek Mü´min) üm­metlere bizden selâm (ve selâmet) ve bereketlerle in (Gemiden)!<br />
<br />
(Onlardan türeyecek diğer kâfir) ümmetler de, vardır ki, biz, onları da (dünyada do! azıklarla) yararlandıracağız.<br />
<br />
Sonra ise (Âhirette) kendilerine bizden pek acıklı bir azab çarpacaktır! denildi. [162]<br />
<br />
And olsun ki: biz, Nuh´u, kavmine (Peygamber olarak) göndermişiz de, o, aralarında-elli yıl müstesna olmak üzre-bin yıl kalmıştır.<br />
<br />
Nihayet, onlar, zulümde devam edip dururlarken, kendilerini, Tufan, yakalayı- ermiştir.<br />
<br />
Fakat, biz, onu da, gemi arkadaşlarını da, selâmete erdirmiş ve bunu, âlemlere oır ibret yapmışızdır! [163]<br />
<br />
And olsun ki: biz, bunu (Gemiyi) bir âyet olarak bırakmışızdır.<br />
<br />
O halde, düşünüp ibret alan var mı ki, benim azabım ve tehdidlerim nice<br />
<br />
-niş[164]<br />
<br />
Bunlar, gayb haberlerindendir ki, sana, Vahy ediyoruz. Bundan önce, ne sen biliyordun, ne de, kavmin biliyordu. O halde, sen de, (Nuh gibi her cefaya) katlan. Akıbet, hiç şüphesiz, takvaya erenlerindir. "[165]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Oğullarına Tavsiyeleri Ve Vefatı:<br />
<br />
Rivayete göre: Nuh Aleyhisselâm; Tufandan sonra, üç yüz elli yıl daha yaşa­mıştır. [166]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, vefatı yaklaştığı sırada, yerine, büyük oğlu Sâmı[167] vekil Dirakt.. [168]<br />
<br />
Yanına toplanan oğulları: Sâm, Ham ve Yâfes ile bunların oğullarına, bir takım tavsiyelerde bulundu.<br />
<br />
Yüce Allah´a ibadete devam etmelerini, onlara emretti.´[169] Ayrıca, oğlu Sâm´a:<br />
<br />
"Ey oğulcağızım! dedi, kalbinde, zerre ağırlığınca şirk olduğu halde, kabre girme!<br />
<br />
Çünki, Allah´ın huzuruna müşrik olarak gelen kimse için, bir delil yoktur. Ey oğulcağızım! Kalbinde, zerre ağırlığınca, kibir bulunduğu halde, kabre girme! Çünki, Kibriya, Yüce Allah´ın Ridâ´sıdır.<br />
<br />
Ridâ´sı hakkında çekişen kimseye, Allah, gazab eder.<br />
<br />
Ey oğulcağızım! Kalbinde, zerre ağırlığınca, Rahmetten ümid kesmiş olarak kabre girme!<br />
<br />
Çünki, dalâlete düşmüş kimseden başkası, Allah´ın rahmetinden ümid kesmez. [170]<br />
<br />
Ben, sana vasiyetimi söylüyorum: Sana, iki şeyi emr, ve seni, iki şeyden de, nehy ediyorum. Sana (Lâ ilahe illallah) Kelime-i Tevhid´ini, emrediyorum. Çünki, yedi kat göklerle yedi kat yerler, bir terazi kefesine ve Lâ ilahe illallah Kelimesi de, diğer bir kefeye konulsa, bu, onlardan ağır gelir.<br />
<br />
Eğer, yedi kat göklerle yedi kat yerler, uçsuz bucaksız bir çenber olsalar, Lâ ilahe illallah ve Sübhânallâhi ve bihamdihî Kelimeleri, onları kırar.<br />
<br />
Çünki, bunlar, her şeyin düasıdır ve halk, bunlarla rızıklanır. Seni, şirkten ve kibirden nehy ediyorum. [171]<br />
<br />
Gücün yeterse, kalbinde, şirkten ve kibirden hiç bir şey bulundurmamağa çahş!" [172]<br />
<br />
Rivayete göre: Nuh Aleyhisselâma, vefatı yaklaştığı sıralarda[173]<br />
<br />
"Ey Ebülbeşer ve ey uzun ömürlü! [174]´ Dünyayı, nasıl buldun " diye so­rulmuştu.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Onu, iki kapılı bir ev gibi buldum.<br />
<br />
Bir kapısından girdim, diğer kapısından çıktım!" demiştir´[175]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, kamıştan bir kulübe edinmişti.<br />
<br />
"Keşke, bundan daha sağlam bir ev yapsaydın " denilince:<br />
<br />
"Ölecek bir kimse için, bu bile çok!" demiştir.´[176]<br />
<br />
Rivayete göre: Peygamberlerden, ümmeti helak olan Peygamber, Mekke´ye gelir, orada, Allah´a, ibadete koyulur, kendisi ve yanında bulunanlar, vefatlarına kadar, orada kalırlardı.<br />
<br />
Nitekim, Nuh, Hûd, Salih ve Şuayb Aleyhisselâmlar da, Mekke´de vefat etmiş­lerdir.<br />
<br />
Bunların, kabirleri, Zemzem ile Hacerülesved Rüknü arasındadır.[177]<br />
<br />
Zemzem ile Rükün arasında yetmiş Peygamber[178] diğer rivayete göre: Hac­ca gelip vefat eden Peygamberlerden, orada doksan dokuz peygamber gö­mülüdür." [179]<br />
<br />
Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm Olsun!<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, bir şey yediği zaman: Elhamdü lillâh! derdi.<br />
<br />
Bir şey içtiği zaman: Elhamdü lillâh! derdi.<br />
<br />
Bir şey giydiği zaman: Elhümdü lillâh! derdi.<br />
<br />
Bir şeye bindiği zaman: Elhamdü lillâh! derdi.<br />
<br />
Bunun için, Yüce Allah, ona (Şükr edici bir kul) ismini vermiştir. [180]<br />
<br />
<br />
Peygamberlerin Uluları:<br />
<br />
Sahih bir Hadîs-i şerîf´e göre: Peygamberlerin, Seyyid ve Ulu kişileri, beştir:<br />
<br />
1) Nuh,<br />
<br />
2) İbrahim,<br />
<br />
3) Mûsâ,<br />
<br />
4) İsâ,<br />
<br />
5) Muhammed Aleyhisselâmlardır.<br />
<br />
Muhammed Aleyhisselâm ise, bu beşin, Seyyid ve Ulu Kişisidir"[181]<br />
<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Ebülbeşerliği Ve Bütün İnsanların Onun Oğullarından Üreyişi: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Kur´ân-ı kerimde:<br />
<br />
"Onun (Nuh Aleyhisselâmın) zürriyetini, yeryüzünde devamlı kalanların, ta ken­disi kıldık. [182] mealindeki âyet hakkında, Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nuh´un üç oğlu vardı:<br />
<br />
1) Sâm,<br />
<br />
2) Hâm,<br />
<br />
3) Yâfes. [183]<br />
<br />
Sâm, Arabların babasıdır. Yâfes, Rumların babasıdır. Ham, Habeşlerin babasıdır." buyurmuştur. [184]<br />
<br />
Buna göre: yer yüzündeki insanların tümü, Nuh Aleyhisselâmın zürriyeti-dirler. [185]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâm´dan sonra, Ebülbeşer = İnsanların Ata-srdır. [186]<br />
<br />
İnsanlar, Âdem ve Nuh Aleyhisselâmlardan meydana gelmişlerdir. [187] Başka bir deyişle:<br />
<br />
İnsanların Birinci Atası: Âdem Aleyhisselâm, İkinci Atası da, Nuh Aleyhisse-lâm´dır. [188]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Yeryüzünü Üç Oğlu Arasında Bölüştürüşü:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, yeryüzünü, üç oğlu arasında bölüştürmüş; Oğlu Sâm´a, yeryüzünün orta, üstün kısmını tahsis etmişti[189] ki, Beytülmak-dis´i[190], Nil, Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan ve Feysun[191] ırmakların[192] bu beş ır­mağın suladığı´[193] yerleri içine alır, [194] Feysun ile Nil´in doğusuna ve arka tara­fından güney rüzgârlarının estiği buruna kadar olan yerlere kadar uzanır[195]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; oğlu Ham´a, Nil´in batısına ve arka tarafına düşen yerleri tahsis etmişti ki, buraları, poyraz rüzgârlarının estiği buruna kadar uzanan yerlerdi. [196]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; oğlu Yâfes´e de, Feysun ile onun arka tarafına düşen ve lodos rüzgârlarının estiği buruna kadar uzanan yerleri tahsis etmişti.<br />
<br />
Yâfes, Mağrıb ile Meşrık arasında konaklamıştı. [197]<br />
<br />
Yâfes´in oğullarından Sakalib ve Isban´ın yurdları, Rumlardan önce, Erzu­rum´du. [198]<br />
<br />
Türklerden, Hazerlerden ve daha başkalarından gelen ve Arab olmayan bü­tün krallar, Yâfes´in çocuklarındandırlar. [199]<br />
<br />
Yâfes´in çocuklarından olan Türklerden kimi şehir ve kale halkı idi, kimisi de, dağlarda, kırlarda göçebe olarak keçe çadırlar altında yaşarlar, avcılıktan başka iş yapmazlardı.<br />
<br />
Türklerin en büyük kralları, Hakan olup kendisinin, altundan tahtı, altundan ta­cı, altundan kemeri vardı.<br />
<br />
Kendisi, ipek elbise giyerdi. [200]<br />
<br />
Ham, deniz sahiline gidip yerleşti.<br />
<br />
Ham´ın, Küş, Ken´an, Kut, adındaki oğullarından Kut, Hind ve Sind toprakları­na gidip yerleşti.<br />
<br />
Oraların halkı, Kut´un çocuklarından üremiştir.<br />
<br />
Sudan, Nûbe, Zene, Karan, Zegave, Habeşe, Kıbt ve Berber cinsleri de, Ham´ın, Küş ve Ken´an adındaki oğullarından türemişlerdir. [201]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın oğlu Sâm; Arz-ı Haram´a ve çevresine yerleşmiş, Yemen´e, oradan Hadramevt´e, oradan Amman´a, oradan Âlic ve Yebrin´e, Vebar, Devv ve Dehnâ´ya kadar uzanmıştı. [202]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmla İbrahim Aleyhisselâm Arasındaki Soy Direği Atalar:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın oğlu Sâm; akılda, bilgide, kavrayış ve anlayışta, kalb te­mizliğinde, öteki kardeşlerinden üstün olduğu için, Nuh Aleyhisselâm, onu, yeri­ne Vekil bıraktı ve kendisine, Peygamberlik sırlarını, hikmetin inceliklerini öğretti.<br />
<br />
Öteki oğullarına da, Sâm´ın emrine boyun eğmelerini vasiyet etti.<br />
<br />
Peygamberlerden, Velilerden, Sıddîklardan, Salihlerden, Sultanlardan Âmir­lerden, bir çoklarının, onun soyundan<br />
<br />
gelmesini, Yüce Allâh´dan diledi. [203]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmdan sonra, Oğlu Sâm da, Yüce Allah´a ibadet ve taâtla, üze­rine düşen vazifelerle meşgul oldu. (Yâkubî-Tarih c.ı,s.i7)<br />
<br />
Sâm´ın vefatı yaklaştığı sırada, oğlu Erfahşed´i, yerine bıraktı. [204]<br />
<br />
Sâm, altı yüz yaşında vefat etti.<br />
<br />
Şam´dan sonra oğlu Erfahşed, Yüce Allah´a ibâdet ve tâatla meşgul oldu.<br />
<br />
Erfahşed, vefat edeceği sırada, oğlunu ve ailesini yanında toplayıp Yüce Al­lah´a ibâdete devam etmelerini ve mâsiyetlerden sakınmalarını onlara tavsiye etti.<br />
<br />
Oğlu Şâlıh´a da, ayrıca:<br />
<br />
"Vasiyetimi, kabul et.<br />
<br />
Benden sonra, aile içinde, Yüce Allâha ibâdat ve tâat edici ol!" dedi.<br />
<br />
Erfahşed, vefat ettiği zaman, dört yüz altmış beş yaşında idi. [205]<br />
<br />
Erfahşed´den sonra, yerine geçen oğlu Şâlıh[206] Yüce Allâha ibadet ve tâat-la meşgul olup kavmim, mâsiyetlerden nehy etti.<br />
<br />
Mâsiyet işleyenlerin uğradıkları azaba uğramaktan, onları, sakındırdı. [207]´ Şâlıh vefat edeceği sırada, oğlu Âbir´i, yerine bıraktı. [208]<br />
<br />
Lanete uğrayan Kabil oğullarının işlerinden uzak durmasını, ona, emr ve ten-bih etti.<br />
<br />
Şâlıh vefat ettiği zaman, dörtyüz otuz yaşında idi. [209]<br />
<br />
Şâlıh´dan sonra, oğlu Âbir, kavmini, Yüce Allah´a ibâdet ve tâata davetle meş­gul oldu.<br />
<br />
Atalarının Dinini değiştiren ve mâsiyetler isleyen Ken´an b.Ham oğullarıyla dü­şüp kalkmaktan Sâm oğullarını sakındırdı. [210]<br />
<br />
Âbir, vefat edeceği sırada, oğlu Fâlığ´ı, yerine bıraktı. [211]´ Ona:<br />
<br />
"Ey oğulcuğum! Mel´un Kabil oğulları, Yüce Allah´a isyan olan işleri işlemeyi çoğalttıkları zaman, Şis oğulları, onların yanına uğradılar.<br />
<br />
Yüce Allah da, onların üzerine, kötü bir azab gönderdi.<br />
<br />
Sakın ne sen, ne de, ev halkın, Kenan oğulları topluluğunun içine girmeyiniz!" dedi.<br />
<br />
Âbir, vefat ettiği zaman, üç yüz kırk yaşında idi. [212]<br />
<br />
âbir´den sonra, yerine oğlu Fâlığ geçti. [213]<br />
<br />
Fâlığ, kavmini, Yüce Allah´a tâata davet etti.<br />
<br />
Fâlığ, vefat edeceği sırada, oğlu Ergu´yu, yerine bıraktı.<br />
<br />
Fâlığ vefat ettiği zaman, iki yüz otuz dokuz yaşında idi. [214]<br />
<br />
Fâlığ´dan sonra, yerine, oğlu Ergu geçti.<br />
<br />
Ergu, vefat edeceği zaman, yerine, oğlu Sarug´u, bıraktı. [215]<br />
<br />
Ergu, Babilde oturan Cebbar (Zorba) Nemrud´un zamanında idi.<br />
<br />
Ergu, iki yüz yaşında iken vefat etti. [216]<br />
<br />
Ergu´dan sonra, yerine, oğlu Sarug geçti. [217]<br />
<br />
Sarug´un devrinde Cebbar ve Zorbalar, çoğalmış, putperestlik yaygın hale gelmişti.<br />
<br />
Halkın, kimisi puta, kimisi taşa, kimisi ağaca, kimisi suya, kimisi rüzgâra tap­mağa başlamıştı.<br />
<br />
Sarug, vefat edeceği sırada, oğlu Nahor´u, yerine bıraktı ve ona, Yüce Allah´a oadeti emr etti.<br />
<br />
Sarug, vefat ettiği zaman, iki yüz otuz yaşında idi. [218]<br />
<br />
Sarug´dan sonra, oğlu Nahor, Babasının yerine geçti. [219]<br />
<br />
Nahor´un devrinde, Yüce Allah, yeri dehşetli bir sarsıntı ile sarstı.<br />
<br />
Bütün putlar, yerlerinden, yere düştü.<br />
<br />
Fakat, bundan, uyanmadılar.<br />
<br />
Yere düşen putları, tekrar yerlerine diktiler.<br />
<br />
O devirde Cebbar ve Zorbalar, Âd b.Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh oğulları olup bunların yurdları Hadramevt´in yüksek taraflarile Necran vadileri ne kadar uzan­makta idi. [220]<br />
<br />
Âd kavmi, Ahkafta, uzun, ince kum tepelerinde oturmakta idiler.<br />
<br />
Azgınlık ve taşkınlığa başladıkları zaman, Yüce Allah, onlara, kardeşleri´[221] Hûd Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi.<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâm, onları, Yüce Allâha ibadet ve tâata, haramlardan geri dur­mağa davet etti ise de, onu, yalanladılar. [222]<br />
<br />
Yüce Allah, üç yıl, onlardan, yağmuru kesti´[223]<br />
<br />
Yağmur yağdıracağını sandıkları kara bir bulutun getirdiği ve dokunduğu her şeyi yakan bir kasırga ile de, yok olup gittiler.´[224]<br />
<br />
İrem b.Sâm´ın çocuklarından Semud b.Âbir (veya Câir) -ki, Âd´ın amcasının oğlu idi-Hıcr´a yerleştiler.<br />
<br />
Yüce Allah, bunlara da, kardeşleri olan Salih Aleyhisselâmı Peygamber ola­rak gönderdi.<br />
<br />
Yine, İrem b.Sâm´ın oğlu Lâvez´in oğulları Tasm ve Cedis, Yemâme´ye ve Bah­reyn´e yerleştiler.<br />
<br />
Bunların kardeşleri Amlık (Imlak) b.Lâvez olup bunun soyundan gelenlerden bazıları Haram´e, bazıları da, Şam´a yerleştiler.<br />
<br />
İşte, Âmâlık diye anılan kavimler, bunlardandı ve her beldeye dağılmışlardı.<br />
<br />
Mısır Firavunları, Mütegallibeler, Fars Şahları ve Horasan Hükümdarları da, bunlardandı.<br />
<br />
Bunların kardeşi olan Ümeym b.Lâvez, Fars toprağında yerleşmişti. Farslıların her cinsi, Ümeym b.Lâvez´in çocuklarındandır. İrem´in oğlu Maş ise, Babil´e yerleşmişti. Maş´ın oğlu Nemrud, orada doğmuştur.<br />
<br />
Nemrud, Babildeki köşkü yaptıran ve beş yüz yıl Hükümdarlık yapan kimsedir. [225]<br />
<br />
Yüce Allah´, İbrahim Aleyhisselâmı da, bu Nemrud´un zamanında Babil halkı­na Peygamber olarak göndermişti.[226]<br />
<br />
Âbir b.Salih´in oğlu Kantan´ın Ya´rub ve Yaktan adlarında iki oğlu vardı.<br />
<br />
Kahtan; bütün Yemenlilerin Babası idi ve ilk defa düzgün Arapça konuşan kimse [227]<br />
<br />
Kahtan´ın oğlu Yarub, Yemen topraklarına yerleşmişti.<br />
<br />
O da, bütün Yemenlilerin babası idi ve Arapça konuşan kimse idi. [228]<br />
<br />
Ya´rub; çocukları tarafından, Krallara mahsus:<br />
<br />
(En´im sabâhan = Sabahın hayr ola!) ve:<br />
<br />
(Ebeytellâne = Zâtından, lanet ve nefret ettirici haller sâdır olmaya!) diye se-lâmlananların ilki idi.[229]<br />
<br />
Kahtan´ın oğlu Yaktan ise, Cürhüm´ün babası ve Cürhüm de, Ya´rub´un am­casının oğlu idi.<br />
<br />
Cürhümîler, Yemen´de oturur ve Arapça konuşurlardı.<br />
<br />
Sonradan, Mekke´ye geldiler ve orada, yerleştiler.<br />
<br />
Katuralar, bunların amcalarının oğullarıdır.<br />
<br />
Daha sonra, Yüce Allah, Mekke´ye, İsmail Aleyhisselâmı, yerleştirdi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselam, Cürhümîlerden bir kızla evlendi.<br />
<br />
Bunun için, Cürhümîler, İsmail Aleyhisselâmın Dayıları olurlardır. [230]<br />
<br />
Arap olanı ve Arap olmayanlarıyla bütün Peygamberler, Yemenlileri ve Nizar-lılarıyla bütün Araplar, Sâm b.Nuh´un çocuklarındandırlar.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Nuh Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Nuh b.Lemek (veya Lemk), b.Mettu Şelah, b.Ahnuh (veya Uhnuh) (Yani İdris Aleyhisselâm), b.Yerd (veya Yarid), b.Mehlâil, b.Kayn (veya Kaynarı), b.Enuş, b.Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.[1]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; uzun boylu[2], esmer, ince tenli, uzunca başlı, büyük göz­lü, uzun ve enli sakallı, iri vücudlu idi.<br />
<br />
Kendisinin kolları ve bacakları ince,uylukları etli idi. [3]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Kavmine Peygamber Olarak Gönderilişi:<br />
<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın meskeni Irakta idi. [4]<br />
<br />
Vedd, Süva´, Yağus, Yauk ve Nesr diye anılan putlara[5] tapan kavmini, baş­larına gelecek azapla korkutmak, bir olan Allah´a ibadete davet etmek üzre, Pey­gamber olarak gönderildi. [6]<br />
<br />
Onlara:<br />
<br />
"...Ey kavmim! Allâha ibadet ediniz!<br />
<br />
Sizin, Ondan başka hiç bir İlâhınız yoktur!. [7]<br />
<br />
"Şüphesiz ki, ben, sizi, Allanın azabından apaçık korkutan´im.<br />
<br />
Allah´dan başkasına tapmayınız.<br />
<br />
Ben, sizin başınıza acıklı bir azabın gelip çatmasından korkuyorum!" dedi. [8]<br />
<br />
Kavminden ileri gelenler:<br />
<br />
"Biz, seni, hiç şüphesiz, apaçık bir sapkınlık içinde görüyoruz!" dediler.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey kavmim! Bende hiç bir sapkınlık yoktur.<br />
<br />
Fakat, ben, Âlemlerin Rabb´ı tarafından gönderilmiş bir Peygamberim!<br />
<br />
Size, Rabb´ımın Vahy ettiklerini, tebliğ ediyorum.<br />
<br />
Sizin iyiliğinizi istiyorum.<br />
<br />
Ben, sizin bilmediklerinizi de, Allâhdan (gelen Vahy ile) biliyorum.<br />
<br />
Size, o korkunç akıbeti haber vermek için, korunmanız için ve belki, böylelikle rahmete kavuşturulmanız için, kendinizden bir adam vâsıtasile Rabb´ınızdan, size bir ihtar geldi diye şaşıyor musunuz !" dedi.[9]<br />
<br />
"Biz, seni, kendimiz gibi bir insandan başka olarak görmüyoruz.<br />
<br />
Basit, ve zahirî görüşe uyan en aşağı tabakalarımızdan başkasının sana tâbi olduğunu da, görmüyoruz.<br />
<br />
Sizin, bize karşı bir üstünlüğünüzü de, göremiyoruz. Bilakis, sizi yalancılar sanıyoruz!" dediler. Nuh Aleyhisselâm: "Ya ben, Rabb´ımdan gelen apaçık bir Burhan üzerinde isem<br />
<br />
O, bana, Kendi katından bir Rahmet vermiş de, bunlar, siz (in gözlerinizden gizli bırakılmışsa<br />
<br />
Söyleyiniz bana, ey kavmim! Sizi, istemediğiniz halde, ona zorlayacak mıyız<br />
<br />
Ey kavmim! Bundan (bu tebliğlerimden) dolayı, sizden hiç bir mal istemiyorum.<br />
<br />
Benim mükâfatım, Allâhdan başkasına aid değildir.<br />
<br />
Ben, iman edenleri, tard edici de, değilim!<br />
<br />
Çünki, onlar, muhakkak ki, Rabblarına, kavuşanlardır.<br />
<br />
Ben, sizi, ancak cahillik eden bir kavm görüyorum!<br />
<br />
Ey kavmim! Ben, onları kovarsam, Allâhdan (Allâhın azabından) beni, kim kur-tara bilir Bana, kim yardım edebilir hiç düşünmez misiniz !<br />
<br />
Ben, size (Allâhın hazineleri, benim yanımdadır!) demiyorum.<br />
<br />
Ben, gaybı da, bilmem!<br />
<br />
Ben (hakikatta bir Melek´im!) de, demiyorum.<br />
<br />
Bununla beraber, gözlerinizin hor gördüğü o kimseler hakkında (Allah, onlara asla hayr vermeyecektir) de, diyemem!<br />
<br />
Onların özlerindekini, en çok bilen, Allâh´dır.<br />
<br />
Aksi takdirde, hiç şüphesiz, ben, zâlimlerden olmuş olurum!" dedi.<br />
<br />
"Ey Nuh! Doğrusu, sen, bizimle uğraştın durdun!<br />
<br />
Bizimle uğraşmanda aşırı da, gittin!<br />
<br />
Eğer, sen, doğruculardan isen, bizi tehdid edip durduğun şeyi haydi getir bi­ze!" dediler.<br />
<br />
Nuh (Aleyhisselâm):<br />
<br />
"Onu-dilerse-size, ancak, Allah, getirir.<br />
<br />
Siz, Allah´ı, bundan âciz bırakabilecek değilsiniz.<br />
<br />
Eğer, Allah, sizi helak etmek dilemişse, ben, sizin iyiliğinizi arzu etmiş olsam bile, bu hayrhâhlığım, size hiç bir yarar vermez.<br />
<br />
O, sizin Rabb´ınızdır ve nihayet, Ona döndürüleceksiniz.´[10]<br />
<br />
Ben (gelecek tehlikelerle) korkutandan başka bir kimse değilim.!" dedi.<br />
<br />
"Ey Nuh! Sen, (bu dediğinden) vaz geçmezsen, muhakkak, taşlanmışlardan ola­caksın!" dediler. [11]<br />
<br />
Nuh (Aleyhisselâm):<br />
<br />
"Ey kavmim! Benim, aranızda duruşum, Allah´ın âyetleri ile öğüt verişim, size ağır geliyorsa, (ne diyeyim) ben, ancak, Allah´a dayanıp güvenmişimdir.<br />
<br />
Siz ve ortaklarınız da, artık, toplanıp ne yapacağınızı kararlaştırınız. Bu yapacağınız, size, sonradan hiç bir tasa vermesin! Hattâ, bana, möhlet de, vermeyiniz.<br />
<br />
Eğer, (benim öğütlerimden) yüz çeviriyorsanız, ben, sizden (zâten bu hususta) hiç bir mükâfat istemedim.<br />
<br />
Benim mükâfatım, Allah´dan başkasına âid değildir.<br />
<br />
Ben (Onun hükmüne boyun eğen) Müslümanlardan olmakla emr olundum"<br />
<br />
dedi. [12]<br />
<br />
Kavmi, onu, yalanladılar. [13]<br />
<br />
Kâfirlerden bir takımları:<br />
<br />
"Bu, sizin gibi bir insandan başka (bir şey) değildir.<br />
<br />
O, size karşı üstünlük sağlamak istiyor.<br />
<br />
Eğer, Allah, (Peygamber göndermek) dileseydi, elbette, bize Melekler indirirdi.<br />
<br />
Biz, önceki Atalarımızdan, bunu (Allâhı Birlemeyi) hiç duymadık.<br />
<br />
Bu, kendisinde bir delilik bulunan adamdan başkası değildir.<br />
<br />
Binâenaleyh, siz onu bir zamana gözetleyiniz! dediler.<br />
<br />
Nuh (Aleyhisselâm) da:<br />
<br />
Ey Rabb ım ! Onların beni yalanlamalarına karşı sen bana yardım et! dedi.<br />
<br />
Biz de, ona (şöyle) Vahy ettik: Sen, bizim bizim nezaretimiz ve Vahyimizle gemi yap!<br />
<br />
Nihayet (helaklerine emrimiz gelip te, o fırın kaynamağa başlayınca, ona her (nevi hayvanlardan erkek ve dişi) ikişer çift ile aileni alıp içerisine gir!<br />
<br />
(Kavmının) içinden, aleyhlerine söz geçmiş (hüküm giymiş olanlar müstesna.<br />
<br />
O zulm edenler(in kurtulması) hakkında bana hitapta bulunma.<br />
<br />
Çünki, onlar boğul(mağa mahkum ol)muşlardır.<br />
<br />
Artık sen mahiyetindekilerle birlikte, Geminin üstüne doğrulup yerleşince: Bizi o zalimler güruhundan selamete erdiren Allaha hamd olsun! de!<br />
<br />
Rabb ım! Beni bereketli bir menzile kondur!<br />
<br />
Sen, konduranların en hayırlısısın! de! [14]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Kavmini Tevhide Davet Edişi Ve Başına Gelenler:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; halkın, heykellerinde , puthhanelerde bulundukları sırada, yanlarına varıp:<br />
<br />
(Lâ ilâhe illallâh=Allâh dan başka ilâh yoktur!) deyiniz.<br />
<br />
Ben , Allâh ın Kul ve Resulüyüm! dedikçe, işitmemek için halk, başlarını, elbiselerinin içine sokar, kulaklarını da parmakları ile tıkarlardı!<br />
<br />
Yine bir gün onlara: (Lâ ilâhe illallâh=Allâh dan başka ilâh yoktur!) dediği zaman, Sanemler yüzlerinin üzerine düşünce, kalktılar, Onu, yüzünün üzerine düşünceye kadar dövdüler.<br />
<br />
Kral Mahvil[15], bunu, haber alınca, Nuh Aleyhisselâmı huzuruna getirtti ve Ona :<br />
<br />
Nedir su, senin hakkında işittiğim !<br />
<br />
Dinime ve Babanın oğullarının, üzerinde bulundukları şeye karşi davranışın !<br />
<br />
Nedir, Sanemleri kürsülerinden düşüren bu sihir !<br />
<br />
Bunu sana kim öğretti. Dedi.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
Onlar dediğin gibi birer ilah olsalardı, yüzlerinin üzerine düşmezlerdi.<br />
<br />
Ben Allahın Kulu ve Resulüyüm!<br />
<br />
Sen, Yüce Allah dan kork ve Ona, hiçbirşeyi şerik koşma! dedi.<br />
<br />
Kral Mahvil; Sanemler Bayramı hazırlanıncaya kadar, Nuh Aleyhisselâmın tu­tuklanmasını ve Sanemlerin, tekrar Kürsülerine yerleştirilmelerini ve bozulan yer­lerinin onarılmasını emr etti.<br />
<br />
Bayram gelince, toplanıp yapılan şeyleri görsünler diye halk´a nida ettirildi.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Kral hakkında Allâha düa etti. Kral, bir baş ağrısına tutul­du, aklını kaybetti. Bir hafta sonra da, öldü.<br />
<br />
Ölüsü, altun şerir üzerine konulup Sanem heykellerinin içinde ağlanarak tavaf edildikten sonra, gömüldü.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâma, dilleri ile her kötülüğü yaptılar, sövdüler, saydılar.[16]<br />
<br />
Kral Mahvil´in ölümü üzerine, yerine geçen oğlu Dermesil, Nuh Aleyhisselâmı, serbest bıraktı.<br />
<br />
Halk, büyük Sanemlerden her birinin yanında senenin belli vakitlerinde topla­nıp bayram yaparlar, Sanemler için, kurban keserler ve onları tavaf ederlerdi.<br />
<br />
Yağus bayramı için de, halk, her taraftan gelip toplanmıştı.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, onların yanlarına vardı. Ortalarında ayakta dikilip:<br />
<br />
"Lâ ilahe illallah = Allâh´dan başka ilâh yoktur!" demeleri için, onlara seslen­diği zaman, yine, başlarını, elbiselerinin altına soktular, parmaklarını da, kulakla­rına tıkadılar!<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın seslenmesiyle, Sanemlerin Kürsülerinden yere düşmele­ri, bir oldu!<br />
<br />
Halk, yine üzerine yürüyüp Nuh Aleyhisselâmı dövdüler ve yüzünün üzerine düşürdüler.<br />
<br />
Başını da, yardılar.<br />
<br />
Kendisini, çeke çeke Kralın köşküne götürdüler, yanına, soktular.<br />
<br />
Kral, Nuh Aleyhisselâma:<br />
<br />
"İlâhlarla ilgili işlerden hiç bir şeye karışmamanı, sana, söylemedik mi Seni, böyle şeylerden, men etmedim mi !<br />
<br />
Hattâ, onları, kürsülerine, şerefli yerlerine koydurduğumda, onlara, secde de, edeceksin diye sana, emir etmedim mi<br />
<br />
Bunu, sana kim öğretti .." diyerek çıkıştı.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; kanlara boyanmış bir halde, Krala: "Eğer, onlar, birer ilâh olsalardı, yerlere düşmezlerdi Ey Dermesil! Allâh´dan kork! Allah´a, hiç bir şeyi şerik koşma! Çünki, O, seni görüyordur!" dedi.<br />
<br />
Dermesil:<br />
<br />
"Sen, bana, böyle hitap etmek kudretini kendinde nasıl buluyorsun " dedi.<br />
<br />
İkinci Sanem bayramı hazırlığı sonuna kadar habs edilmesini, Sanem için kur­ban kesilmesini ve yere düşen Sanemlerin kürsülerine tekrar konulmasını emretti.<br />
<br />
Emri, yerine getirildi.<br />
<br />
Kral Dermesil, Nuh Aleyhisselam hakkında korkunç bir rü´ya görüp:<br />
<br />
"Mecnundur! Yaptıklarından mes´ul değildir!" diyerek hapisten çıkarılmasını emretti.<br />
<br />
Zamanın Kâhin´i ise, Tufan işini ve zamanının yaklaştığını, halka bildirir ve Nuh Aleyhisselâmın öldürülmesini emr ederdi.[17]<br />
<br />
Babil Kralı Dermesil´e de, yazı yazarak Nuh Aleyhisselâmın öldürülmesini işa­ret etmişti.<br />
<br />
Dermesil; çevre halkına yazıp Nuh Aleyhisselâmın, Esnam ibadetini değiştir­mek istediğini ve bir tek İlândan başka ilâh bulunmadığını iddia ettiğini anlattı ve "Siz, Sanemlerden başka İlahlar bulunduğunu biliyor musunuz " diye sordu.<br />
<br />
Hepsi de, bunu, inkâr ettiler.[18]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın, Tevhid akidesini yaymasına engel oldula[19] Hattâ, bayılıncaya kadar, kendisinin boğazını sıktılar.´[20] Öldü sandılar. [21]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, ayıldığı zaman: "Ey Allah´ım! Beni ve kavmimi, yarlığa! Çünkü, onlar, (ne yaptıklarını) bilmiyorlar!" dedi. [22] Gusl edip tekrar yanlarına vardı. Onları, Allah´a iman ve ibadete davet etti. [23]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, kendisine zulm etmekten geri durmayan kavminin arasında dokuz yüz elli yıl kaldı..[24] Kendisi, çok sabırlı ve halîm idi. [25]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Allâha İltica Ve Kavminin Helaki İçin Dua Edişi:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Tebliğ ve Davet vazifesini, gece, gündüz, gizli, açık yap­mağa devam etti. Fakat, kendisinin, bütün bu çabaları, onların, imandan kaçmalarından, küfürlemi artırmalarından başka bir işe yaramadı, boşa gitti.[26] Bunun üzerine, Nuh Aleyhisselâm: "Ey Rabb´ım! Onlar, bana isyan ettiler.<br />
<br />
Malları ve evladları, kendilerinin hüsranlarından başkasını artırmayan kimselere<br />
<br />
jf´dular.<br />
<br />
Onlar da, büyük büyük hileler yaptılar.<br />
<br />
(Halk tabakasına): Sakın! Taptıklarınızı, bırakmayınız.<br />
<br />
Hele, Vedd´den, Süva´dan, Yağus´dan, Yauk´danve Nesr´den vazgeçmeyiniz! jediler.<br />
<br />
Gerçekten, onlar, bir çok kimseleri, baştan çıkardılar.<br />
<br />
Sen, ey Rabb´ım! O zâlimlerin, şaşkınlıktan başkasını artırma[27]<br />
<br />
Ben, artık, mağlûbum! Benim intikamımı alf[28]<br />
<br />
Benimle onlar arasındaki hükmü Sen ver de, beni ve beraberimdeki Mü´minleri kurtar. [29]<br />
<br />
Ey Rabb´ım! Yer yüzünde, kâfirlerden yurt tutan hiç bir kimse bırakma!<br />
<br />
Çünkü, Sen, onları, bırakırsan, onlar, kullarını yoldan çıkarırlar, nankör ve fâcir-jen başka da, doğurmazlar!<br />
<br />
Ey Rabb´ım! Beni, Anamı, Babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, erkek Mü´-"vnleri, kadın Mü´minleri yarlığa!<br />
<br />
Zâlimlerin helakinden başka bir şeyini de, artırma!" diyerek düa etti. [30]<br />
<br />
Tufan Gemisinin Hazırlanışı:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, Nuh Aleyhisselâm´a, ağaç dikmesini emr etti. O da, dikti.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın diktiği, Sac ağacı, kırk yılda büyüyüp yetişti ve boyu, üç yüz zira´ı buldu. [31]<br />
<br />
Sac ağacı: Hind ülkesinde yetişen kara ve büyük bir ağaç olup[32] bunun, Aba-nus ağacı olduğu da, söylenir. [33]<br />
<br />
Yüce Allah tarafından Nuh Aleyhisselâma şöyle Vahy olundu: "Kavminden, iman etmiş olanlardan başkası asla imana gelmeyecektir. O halde, onların işlemekte oldukları şeylerden dolayı tasalanma!<br />
<br />
Bizim nezaretimiz altında ve Vahyimiz (talimatımız) veçhile Gemi yap! Zulm edenler hakkında bana bir şey söyleme! Çünkü, onlar, suda boğulmağa mahkûmdurlar!"[34]<br />
<br />
Yüce Allah, dikilmiş ve yetişmiş olan ağaçları kesip gemi yapımında kullanma­sını Nuh Aleyhisselâma emretti. [35]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Marangozdu. [36]<br />
<br />
Ağaçları, kesti. [37]<br />
<br />
Kuruttu. [38]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Geminin nasıl yapılacağını bilmiyordu. [39]<br />
<br />
"Yâ Rabb! Yapılacak Gemiyi nasıl yapayım " diye sordu.<br />
<br />
"Onu, üç suret üzerine, devrik yap:<br />
<br />
Başını, horuz başı gibi,<br />
<br />
Karnını, kuş karnı gibi,<br />
<br />
Kuyruğunu, horoz kuyruğu gibi meyilli yap ve üç kat olarak yap!" bu-yuruldu. [40]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, gemiyi yapmaya başladı. [41]<br />
<br />
Kestiği[42] Sac[43]´ ağacından tahtalar biçti. [44]´<br />
<br />
Üç yıl, bununla meşgul oldu. [45]<br />
<br />
Demirden çiviler yaptı.<br />
<br />
Gemi için gereken[46] zift vesair[47] her şeyi hazırladı. [48]<br />
<br />
Yapılacak şeylerin hepsini, kendisi yaptı, çattı. [49]<br />
<br />
Eline aldığı keseri, yapacağı şeyde hiç yanılmıyordu[50]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Gemiyi yapıp çatarken, kavminden, her hangi bir topluluk, yanından geçtikçe, alay etmek için:<br />
<br />
"Ey Nuh! Peygamberlikten sonra, Marangozluk yapıyorsun ha ! [51] Ne yapıyorsun sen " diyorlar; Nuh Aleyhisselâm da: "Gemi yapıyorum!" deyince: ´Demek, karada gemi yapıyorsun ha ! Gemiyi, karada nasıl yüzdüreceksin ![52] Birbirlerine de:<br />
<br />
"Bakmıyormusunuz şu deliye Su üzerinde seyr etmek için ev yapıyor! [53] "Hani ya, su, nerede !" [54] diyerek gülüşüyor, alay ediyorlardı. [55] Nuh Aleyhisselâm da:<br />
<br />
"Siz, nasıl bizimle eğleniyorsanız, biz de, sizin bu eğlenip durduğunuz gibi, si­zinle eğleneceğiz!<br />
<br />
(Âhirette de) daimî azabın kimin başına ineceğini, ileride görecek, bileceksiniz-dir!" diye cevap veriyordu. [56]<br />
<br />
Geminin yapılışı, iki yıl sürdü. [57]<br />
<br />
Daha fazla sürdüğü de, rivayet edilir. [58]<br />
<br />
Geminin Planı:<br />
<br />
Geminin uzunluğu: Nuh Aleyhisselâmın Babasının Dedesinin Zira´i ile üç yüz Zira´,<br />
<br />
Geminin eni; elli Zira´,<br />
<br />
Geminin yüksekliği: otuz Zira´ idi. [59]<br />
<br />
Geminin, uzunluğunun: altıyüz altmış,<br />
<br />
Eninin: üçyüz otuz,<br />
<br />
Yüksekliğinin: otuzüç Zira´ olduğu rivayet edildiği gibi´[60]<br />
<br />
Eninin: altıyüz, Zira´ olduğu da, rivayet edilir. [61]<br />
<br />
(Zira1: Dirseğin ucundan, orta parmağın ucuna kadar[62], veya Dirsekten, omu­za kadar olan uzunluğa denir. [63]<br />
<br />
Gemi: alt kat, orta kat, üst kat olmak üzere[64], üç kattı. [65] Geminin her katı, on Zira´ yükseklikte idi. [66] Bunlara, küçük birer ışık deliği (pencere) de, konulmuştu. [67] Geminin, birbirinden aşağı olmak üzere´[68], üç kapısı vardı. [69]<br />
<br />
Geminin üst katında, içilecek su için depolar ve yiyecekler için de, iki yanına tahtadan dolaplar yapılmıştı. [70]<br />
<br />
Geminin altı Zira´ı, su içinde idi. [71]<br />
<br />
Altı Zira´ yerine, dört Zira´ rivayeti de, vardır. [72]<br />
<br />
Yapılan geminin gövdesi: kuş göksü gibi[73], suyu, yaracak biçimde´[74] meyil­li, devrikti. [75]<br />
<br />
Geminin baş tarafı: horoz başı gibi, karnı: kuş karnı gibi, kuyruk tarafı da, ho­ruz kuyruğu gibi meyilli idi. [76]<br />
<br />
Geminin kanadları da, vardı. [77]<br />
<br />
Geminin tahta levhaları, demir çivilerle çivilenip[78] berkitilmişti. [79]<br />
<br />
Çivilenen tahta levhaların arasından, içeriye su sızmaması için, Gemi, içinden ve dışından ziftlenmişti. [80]<br />
<br />
Gemiye Ne Zaman Binildiği Kimlerin Bindiği Ve Binenlerin Sayısı:<br />
<br />
Yüce Allah; Nuh Aleyhisselâma:<br />
<br />
´Nihayet, emrimiz gelip de, Fırın (tandır) kaynadığı zaman, her birinden (her bir levi´den erkek, dişi) ikişer çift ile -Aleyhlerinde söz geçmiş (helakleri kesinleşmiş) banlar, müstesna olmak üzre- aileni ve iman edenleri (Geminin) içine yükle!" Duyurdu.<br />
<br />
Zâten, onun maiyyetindeki az sayıdaki kimselerden başkası da, iman etmemişti.<br />
<br />
Bunun üzerine, Nuh (Aleyhisselâm), Gemiye binecek olanlara:<br />
<br />
"Bininiz içerisine!<br />
<br />
Onun, akması da, durması da, Allanın ismiyledir,<br />
<br />
Hiç şüphesiz, Rabb´ım, çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir." dedi. [81]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Gemi´ye, oğulları: Sam, Ham, Yâfes ve bunların zevcele­ri [82] ile kendisine iman etmiş bulunan altı kişiyi bindirdi.<br />
<br />
Oğlu Yam (Ken´an) ise, geri kaldı. [83]<br />
<br />
Çünki, o, kâfirdi. [84]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın karısı[85] Vâile de[86] kâfirdi.<br />
<br />
Halka, Nuh Aleyhisselâmın mecnun olduğunu söylerdi.[87]<br />
<br />
Kavmi gibi küfür üzerinde direnerek onlarla birlikte suda boğulup gitmiştir. [88]<br />
<br />
Gemiye binenlerin Nuh Aleyhisselâmla üç oğlu ve onların kadmlarile birlikte sekiz kişi oldukları rivayet edildiği gibi[89], onbeş erkekle beş kadın[90]´ veya on erkekle on kadın oldukları da, rivayet edilir. [91]<br />
<br />
Hattâ, seksen kişiyi buldukları rivayeti de, vardır. [92]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın Tâbutunun Getirilip Gemiye Konulusu:<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâmın, Cebrail Aleyhisselâm tarafından getirilen[93] Tâbutu da, Gemiye alındı. [94] ve erkeklerle kadınlar arasına konuldu. [95]<br />
<br />
Gemiye binildiği zaman, Receb ayından on gece geçmiş bulunuyordu. [96]<br />
<br />
Kral´ın Gemiyi Ve Gemidekileri Yakmak İçin Gelişi:<br />
<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın, Gemiye bindiği ve azığını Gemiye yüklediği haberini alınca, Kral Dermesil;<br />
<br />
"Onları, akıtıp taşıyacak su nerede ! diyerek Gemiyi yakmak üzere adamla­rından bir takım süvarilerle birlikte Geminin bulunduğu yere kadar gitti.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın oğlu Yam da, Kralla birlikte gelenler arasında idi. Kral, Nuh Aleyhlsselâma seslenip´.<br />
<br />
"Gemlcvi, artacak su nerede ´." ded\.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O su, senin durduğun yerde, sana gelecektir!" dedi.<br />
<br />
Kral:<br />
<br />
"Bu, çok şaşılacak, hiç olmayacak şeydir!<br />
<br />
Demek, sen, kuru toprakta şu Gemiyi yüzdürecek sular, seller olacağını söylü­yorsun ha !<br />
<br />
Sen de, seninle birlikte bulunanlar da, onun içinden hemen ininiz!<br />
<br />
Yoksa, hepinizi, yakarım!" dedi.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allâha karşı, gururunu çoğaltma da, imana gelmekte acele et!<br />
<br />
Yüce Allâha, eş, ortak koşmayı bırakıp Müslüman ol, doğru yolu bul!<br />
<br />
Aksi takdirde, azabı, önünde hâzır bulacaksın!" dedi.[97]<br />
<br />
Tufan Haberi, İnkâr Ve Telaşlanış:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Kralla konuştuğu sırada, bir adam gelip bir kadın´ın ekmek pişirdiği Tandırından su fışkırmağa başladığını, Krala haber verdi.<br />
<br />
Kral;<br />
<br />
"Tandırdan, su fışkırmış olamaz!" dedi.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; ona:<br />
<br />
"Yazıklar olsun sana! O, İlâhî gazabın geliş belirtisidir!<br />
<br />
Rabb´ım, bana, bunu böyle vahy etti.<br />
<br />
Bu, bütün yer yüzünün delinip deşileceğine, atını, dikildiği yerden ayıracağına ve atının ayağının altından su fışkıracağına işarettir!" dedi.<br />
<br />
Kral, atını, durduğu yerden ayırınca, ayağının altından su fışkırdığını gördü, ve hemen atını, başka bir yere sürdü.<br />
<br />
Orada da, aynı hal, vuku buldu.<br />
<br />
Kralın, tahkik için gönderdiği adam dönüp suyun çoğaldığını ve kaynadığını, ıaber verince, Kral, ailesini ve oğlunu alıp kendisi için dağ başına yaptırmış ol­duğu Maakil´e[98] götürmek üzere, acele, evine döndü.<br />
<br />
Herkes, Tufan olacağını, anlıyor, fakat, vaktini bilmiyordu. Bunun için, Kral da, Maakil´e, yiyecek doldurmuştu.<br />
<br />
Kral ve ev halkı, dağa çıkmak istedikleri zaman, dağın başından, kayaların baş­arının üzerine atıldığını, yuvarlandığını gördüler.<br />
<br />
Nereye yönelip gideceklerini bilmiyorlardı.<br />
<br />
Yerden fışkıran sular, çok sıcak ve pis kokulu idi. [99]<br />
<br />
Tufanın Yaygınlanışı:<br />
<br />
Göklerden boşanan yağmurların,yerlerden fışkıran suların selleri´[100], bütün yer yüzünü tuttu ve dağları, kapladı.´[101]<br />
<br />
Hattâ, dağların tepesinden on beş Zira´ yükseldi. [102]<br />
<br />
Güneşin ve ay´ın ışığı, karardı.<br />
<br />
Dünya, karanlık içinde kaldı.<br />
<br />
Gece, gündüz bir oldu. [103]<br />
<br />
Yağış, kırk gün sürdü. [104]<br />
<br />
Seller; yer yüzünde taşmadık, aşmadık yer bırakmadı. [105]<br />
<br />
Beş Putun Dalgalarla Cidde´ye Sürüklenişi Ve Orada Toprağa Gömülüp Kalışı: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Tufan suları; vedd, Süva´, Yağus, Yauk ve Nesr putlarını, Nevz dağından sü­rükleyip yere indirdi.<br />
<br />
Suların şiddetli akışları, onları, ülkeden ülkeye sürükledi.<br />
<br />
Nihayet, Cidde toprağına attı.<br />
<br />
Esen rüzgârlar, putların üzerlerine toprak yığdı. [106]<br />
<br />
<br />
Gemidekiler Dışındaki Halkın Tufanda Boğuluşu:<br />
<br />
Tufan suyunda boğulacak olanlar, boğuldu. [107]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm ile Gemidekilerden başka, yer yüzünde bulunanların hepsi Tufan suyunda boğulup helak oldu. [108]<br />
<br />
Dağın Tepesinde Bile Boğulmaktan Kurtulamayan Anne Ve Çocuk:<br />
<br />
Hz.Âişe´nin, Peygamberimiz Aleyhisselâmdan rivayetine göre:<br />
<br />
Seller; yollarda ve sokaklarda çoğalınca; son derece sevdiği yavrusunun hayatı hak­kında korkuya düşen bir anne, hemen dağa doğru gidip dağın üçte birisine kadar çıktı.<br />
<br />
Su, oraya erişince, kadın, dağın ikinci üçte birisine çıktı. Su, oraya da, ulaştı. Kadın, dağın üzerine çıktı.<br />
<br />
Su, yükselip kadının boynuna ulaşınca, kadın, çocuğunu, elile başının üzerine kal­dırdı ise de, su, nihayet, onları, alıp götürdü!<br />
<br />
Eğer, Yüce Allah, Nuh kavminden, her hangi birisini, esirgeyecek olaydı, bu çocu­ğun annesini, esirgerdi!" buyrulmuştur. [109]<br />
<br />
Geminin Her Yeri Dolaşıp Cûdi Dağı Üzerine Oturuşu :<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Gemisi, bütün dünyayı dolaştı. [110]<br />
<br />
Önce; sağ tarafa doğru gitmeye başlayıp Habeş ülkesine ulaştı.<br />
<br />
Sonra da, Cidde tarafına yöneldi.<br />
<br />
Sonra, Rum ülkesine doğru yol almağa başladı.<br />
<br />
Rum ülkesini geçince, geri dönüp Mukaddes Arz´a yöneldi[111] Mekke Hare­mine kadar gitti.<br />
<br />
Harem-i şerifin çevresinde yedi kerre dolaştı. [112]´ Sonra da´[113], Yemen´e doğru gitti. Oradan dönüp´[114] Cûdi dağına ulaştı.<br />
<br />
Yüce Allah, sema´ya: Suyunu, tut!", yere de "Suyunu, yut!" emrini verip te, yağışlar, durduğu ve dağların üzerlerinden aşan suların seviyeleri düşmeğe başadığı zaman, Gemi, Cûdî dağının üzerine oturdu.[115]<br />
<br />
Geminin Su Üzerinde Ne Kadar Dolaştığı Ve Gemiden Ne Zaman İnildiği<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Gemisi, hiç durmadan altı ay su üzerinde[116]´ dağlar gibi dalgalar arasında akarar[117] dünyanın her tarafını dolaştı. [118]<br />
<br />
Yüz elli gün dolaştığı rivayeti de, vardır. [119]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Cûdî dağında bir ay kalıp[120] sular, çekildiği ve yerler, ku--jduğu zaman, yanındakilerle birlikte, Muharrem ayının onuncu günü, dağdan indi.<br />
<br />
O gün, Gemi halkı, Şükür Orucu tuttular. [121]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Gemiden inerken, Gemisini kilitleyip Anahtarını oğlu Sâm´a verdi.[122]<br />
<br />
Semânin Şehrinin Kuruluşu:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Karda´da Semânîn diye anılan yerde, yanındakilerden her = risi için birer ev yaptı. [123]<br />
<br />
Semânîn: Musul´un üst tarafında, İbn.Ömercezîresinin yakınındaki Cûdî dağl­ayanında bir beldeciktir. [124]<br />
<br />
Ibn.Habîb (vefatı: 245 Hicrî), İbn.Kuteybe (vefatı: 276 Hicrî), Taberî (vefatı: 310 -i crî), İbn.Esîr (vefatı: 630 Hicrî); bu şehirciğin, kendi zamanlarına kadar (Sûk-ı Semânîn) adıyla[125]<br />
<br />
Mes´ûdî (vefatı: 346 Hicrî) de, dağ eteğinde kurulmuş olan bu şehirciğin, ken-z- zamanına kadar sâdece (Semânîn) adıyla anıla geldiğini bildirir. [126]<br />
<br />
Yakut (vefatı: 626 Hicrfta göre: Nuh Aleyhisselâmın yapmış olduğu Mescid, el´an rrada bulunmaktadır. [127]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; Semânîn´de yerleştikten sonra, ekin ekti, üzüm çubuğu,<br />
<br />
sikti.<br />
<br />
Bulunduğu yeri, düzledi, onardı. [128]<br />
<br />
Bir müddet sonra, Semânîn halkı, Vebâ´ya tutuldu. Nuh Aleyhisselâm ile oğullarından başka, hepsi öldü. [129]<br />
<br />
Cûdî Dağı Nerededir :<br />
<br />
Cûdî Dağı: Musul toprağında[130]<br />
<br />
Musul´un Hısneyn[131] veya Hadıyd mevkiindedir. [132]<br />
<br />
Cezâre´de[133] 130 , Musul yakınındaki Cezîre´dedir. [134]<br />
<br />
Musul beldelerinden İbn.Ömer ceziresinde[135], Basuri´dedir. [136]<br />
<br />
İbn.Ömer cezîresi, Musul´un üzerinde, üç günlük bir yerdir. [137]<br />
<br />
Basurin de, Dicle´nin doğusunda, Musul mülhakatından bir nahiyedir.´[138]<br />
<br />
Cûdî Dağı: Cezîre´de[139], Karda nâhiyesindedir. [140]<br />
<br />
Cûdî Dağı: Karda ve Zebdi kariyelerinin dağıdır. [141]<br />
<br />
Karda: Cezîre´de, Cûdî Dağı yakınında bir kariye olup İbn.Ömer Cezîresi yakı­nındaki Semânîn kariyesine de, yakındır. [142]<br />
<br />
Cûdî Dağı ile Dicle arası, sekiz Fersah´dır. [143]<br />
<br />
Fersah: on üç hâşimî Mili veya on iki veya on bin Zira´dır.[144] Mil de: dört bin Zira´dır. [145]<br />
<br />
Yüce Allah´ın Şereflendirdiği Üç Dağ:<br />
<br />
Yüce Allah; Dağlardan, üç dağı:<br />
<br />
Cûdî Dağını, Nuh Aleyhisselâm ile,<br />
<br />
Tûr-i Seynâ Dağını Mûsâ Aleyhisselâm ile,<br />
<br />
Hıra (Nûr) Dağını, Muhammed Aleyhisselâm ile şereflendirdi. [146]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Tufan Gemisi Ve Sonucu:<br />
<br />
Yüce Allah; Nuh Aleyhisselâmın kavmini, zulme devam edip durdukları sırada, Tûfan sularında boğdu. Nuh Aleyhisselâm ile gemi arkadaşlarını, selâmete erdir. [147]<br />
<br />
Gemisini de, Cezîre toprağında[148], Cezîre toprağından Karda´da[149], Karda<br />
3raktı. [151]<br />
<br />
Gemi, uzun zaman, orada kaldı. [152]<br />
<br />
Hattâ, Nuh Aleyhisselâmın ümmetinin öncekilerinden nice kimseler, varıp onu, seyr ve temâşâ ettikten sonra[153], Gemi, çürüyüp kül oldu. [154]<br />
<br />
Tefsir kitaplarımızdaki görüşler, böyle!<br />
<br />
Acaba, Kamer sûresinin 15. âyetindeki mutlak beyana bakılarak Gemi´nin, Cûdî Dağı üzerinde, şu veya bu şekilde mesela taşlaşmış olarak ibretli bir Mucize hâ­inde el´an mevcudiyeti düşünülemez mi<br />
<br />
Ecnebî İlim ve Fen adamlarından bazılarının, Gemi´den bir kalıntı bulabilme ümidiyle ve Ahd-i Atîk´ın, Tekvin kitabının 8. babının 4. fıkrasındaki Ararat tâbirin­den mülhem olarak zaman zaman gelip Ağrı dağına tırmandıklarını ve her sefe-nnde de, elleri boş döndüklerini işitiyoruz...<br />
<br />
Tırmanıp Ağrı´nın başına, Yorma gel kendini boşuna. Maksadın keşf ise Gemiyi Düş Cûdî dağında peşine.[155]<br />
<br />
<br />
Kur´ân-ı Kerimin Tûfan Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
Tûfan ve Sonucu, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
"Bunun üzerine, biz de, şarıl şarıl dökülen bir suya, gök kapılarını açtık.<br />
<br />
Yeri de, kaynaklar halinde (tamamıyla) fışkırttık da, (her iki su) takdir edilmiş bir emr üzerinde birleşiverdi. [156]<br />
<br />
"(Gemi), nankörlük edilmiş bulunan (o zâta) bir mükâfat olmak üzere, bizim göz­lerimiz önünde akıp gidiyordu.[157]<br />
<br />
Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı:<br />
<br />
Oğulcağızım! (gel) bizim yanımıza sen de, bin! Kâfirlerden olma!<br />
<br />
Qğ(u (se:<br />
<br />
Bir dağa sığınırım!<br />
<br />
O, beni, sudan, korur! dedi.<br />
<br />
Nuh:<br />
<br />
Bu gün, Allah´ın emrinden, esirgeyen, Kendisinden başka hiç bir kurtarıcı yok­tur! dedi.<br />
<br />
İkisinin arasına, dalga girdi.<br />
<br />
O da, derhal, boğulanlardan oldu. [158]<br />
<br />
Nuh, Rabb´ına dua ve nida edip:<br />
<br />
Ey Rabb´ım! Benim oğlum da, şüphesiz, benim âilemdendir.<br />
<br />
Senin (ailemi kurtaracağın hakkındaki) va´d´in, elbette hak´dır ve Sen, Hâkimle­rin Hâkimisin! dedi.<br />
<br />
(Allah):<br />
<br />
Ey Nuh!, O, kat´iyyen senin ailenden değildir!<br />
<br />
Çünki, o(nun işlediği) sâlih olmayan (kötü) bir iştir (kâfirlik ve imansızlıktır)<br />
<br />
O halde, bilmediğin bir şeyi benden isteme!<br />
<br />
Seni, bilmezlerden olmaktan, bihakkın men ederim! buyurdu.<br />
<br />
Nuh:<br />
<br />
Ey Rabb´ım! Ben, bilmediğim şeyi, Senden istemekten, Sana, sığınırım!<br />
<br />
Eğer, Sen, beni bağışlamazsan, esirgemezsen, hüsrana düşmüşlerden olurum! dedi. [159]<br />
<br />
Ey arz! Suyunu, yut!<br />
<br />
Ey gök! Sen de, tut! denildi.<br />
<br />
Su, kesildi. İş, olup bitirildi.<br />
<br />
(Gemi de) Cûdî (dağının) üzerinde durdu.[160]<br />
<br />
O zâlimler güruhuna:<br />
<br />
Uzak olsunlar! Denildi. [161]<br />
<br />
Ey Nuh! Sana ve (Gemide) beraberinde bulunanlardan (gelecek Mü´min) üm­metlere bizden selâm (ve selâmet) ve bereketlerle in (Gemiden)!<br />
<br />
(Onlardan türeyecek diğer kâfir) ümmetler de, vardır ki, biz, onları da (dünyada do! azıklarla) yararlandıracağız.<br />
<br />
Sonra ise (Âhirette) kendilerine bizden pek acıklı bir azab çarpacaktır! denildi. [162]<br />
<br />
And olsun ki: biz, Nuh´u, kavmine (Peygamber olarak) göndermişiz de, o, aralarında-elli yıl müstesna olmak üzre-bin yıl kalmıştır.<br />
<br />
Nihayet, onlar, zulümde devam edip dururlarken, kendilerini, Tufan, yakalayı- ermiştir.<br />
<br />
Fakat, biz, onu da, gemi arkadaşlarını da, selâmete erdirmiş ve bunu, âlemlere oır ibret yapmışızdır! [163]<br />
<br />
And olsun ki: biz, bunu (Gemiyi) bir âyet olarak bırakmışızdır.<br />
<br />
O halde, düşünüp ibret alan var mı ki, benim azabım ve tehdidlerim nice<br />
<br />
-niş[164]<br />
<br />
Bunlar, gayb haberlerindendir ki, sana, Vahy ediyoruz. Bundan önce, ne sen biliyordun, ne de, kavmin biliyordu. O halde, sen de, (Nuh gibi her cefaya) katlan. Akıbet, hiç şüphesiz, takvaya erenlerindir. "[165]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Oğullarına Tavsiyeleri Ve Vefatı:<br />
<br />
Rivayete göre: Nuh Aleyhisselâm; Tufandan sonra, üç yüz elli yıl daha yaşa­mıştır. [166]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, vefatı yaklaştığı sırada, yerine, büyük oğlu Sâmı[167] vekil Dirakt.. [168]<br />
<br />
Yanına toplanan oğulları: Sâm, Ham ve Yâfes ile bunların oğullarına, bir takım tavsiyelerde bulundu.<br />
<br />
Yüce Allah´a ibadete devam etmelerini, onlara emretti.´[169] Ayrıca, oğlu Sâm´a:<br />
<br />
"Ey oğulcağızım! dedi, kalbinde, zerre ağırlığınca şirk olduğu halde, kabre girme!<br />
<br />
Çünki, Allah´ın huzuruna müşrik olarak gelen kimse için, bir delil yoktur. Ey oğulcağızım! Kalbinde, zerre ağırlığınca, kibir bulunduğu halde, kabre girme! Çünki, Kibriya, Yüce Allah´ın Ridâ´sıdır.<br />
<br />
Ridâ´sı hakkında çekişen kimseye, Allah, gazab eder.<br />
<br />
Ey oğulcağızım! Kalbinde, zerre ağırlığınca, Rahmetten ümid kesmiş olarak kabre girme!<br />
<br />
Çünki, dalâlete düşmüş kimseden başkası, Allah´ın rahmetinden ümid kesmez. [170]<br />
<br />
Ben, sana vasiyetimi söylüyorum: Sana, iki şeyi emr, ve seni, iki şeyden de, nehy ediyorum. Sana (Lâ ilahe illallah) Kelime-i Tevhid´ini, emrediyorum. Çünki, yedi kat göklerle yedi kat yerler, bir terazi kefesine ve Lâ ilahe illallah Kelimesi de, diğer bir kefeye konulsa, bu, onlardan ağır gelir.<br />
<br />
Eğer, yedi kat göklerle yedi kat yerler, uçsuz bucaksız bir çenber olsalar, Lâ ilahe illallah ve Sübhânallâhi ve bihamdihî Kelimeleri, onları kırar.<br />
<br />
Çünki, bunlar, her şeyin düasıdır ve halk, bunlarla rızıklanır. Seni, şirkten ve kibirden nehy ediyorum. [171]<br />
<br />
Gücün yeterse, kalbinde, şirkten ve kibirden hiç bir şey bulundurmamağa çahş!" [172]<br />
<br />
Rivayete göre: Nuh Aleyhisselâma, vefatı yaklaştığı sıralarda[173]<br />
<br />
"Ey Ebülbeşer ve ey uzun ömürlü! [174]´ Dünyayı, nasıl buldun " diye so­rulmuştu.<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Onu, iki kapılı bir ev gibi buldum.<br />
<br />
Bir kapısından girdim, diğer kapısından çıktım!" demiştir´[175]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, kamıştan bir kulübe edinmişti.<br />
<br />
"Keşke, bundan daha sağlam bir ev yapsaydın " denilince:<br />
<br />
"Ölecek bir kimse için, bu bile çok!" demiştir.´[176]<br />
<br />
Rivayete göre: Peygamberlerden, ümmeti helak olan Peygamber, Mekke´ye gelir, orada, Allah´a, ibadete koyulur, kendisi ve yanında bulunanlar, vefatlarına kadar, orada kalırlardı.<br />
<br />
Nitekim, Nuh, Hûd, Salih ve Şuayb Aleyhisselâmlar da, Mekke´de vefat etmiş­lerdir.<br />
<br />
Bunların, kabirleri, Zemzem ile Hacerülesved Rüknü arasındadır.[177]<br />
<br />
Zemzem ile Rükün arasında yetmiş Peygamber[178] diğer rivayete göre: Hac­ca gelip vefat eden Peygamberlerden, orada doksan dokuz peygamber gö­mülüdür." [179]<br />
<br />
Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm Olsun!<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, bir şey yediği zaman: Elhamdü lillâh! derdi.<br />
<br />
Bir şey içtiği zaman: Elhamdü lillâh! derdi.<br />
<br />
Bir şey giydiği zaman: Elhümdü lillâh! derdi.<br />
<br />
Bir şeye bindiği zaman: Elhamdü lillâh! derdi.<br />
<br />
Bunun için, Yüce Allah, ona (Şükr edici bir kul) ismini vermiştir. [180]<br />
<br />
<br />
Peygamberlerin Uluları:<br />
<br />
Sahih bir Hadîs-i şerîf´e göre: Peygamberlerin, Seyyid ve Ulu kişileri, beştir:<br />
<br />
1) Nuh,<br />
<br />
2) İbrahim,<br />
<br />
3) Mûsâ,<br />
<br />
4) İsâ,<br />
<br />
5) Muhammed Aleyhisselâmlardır.<br />
<br />
Muhammed Aleyhisselâm ise, bu beşin, Seyyid ve Ulu Kişisidir"[181]<br />
<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Ebülbeşerliği Ve Bütün İnsanların Onun Oğullarından Üreyişi: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Kur´ân-ı kerimde:<br />
<br />
"Onun (Nuh Aleyhisselâmın) zürriyetini, yeryüzünde devamlı kalanların, ta ken­disi kıldık. [182] mealindeki âyet hakkında, Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nuh´un üç oğlu vardı:<br />
<br />
1) Sâm,<br />
<br />
2) Hâm,<br />
<br />
3) Yâfes. [183]<br />
<br />
Sâm, Arabların babasıdır. Yâfes, Rumların babasıdır. Ham, Habeşlerin babasıdır." buyurmuştur. [184]<br />
<br />
Buna göre: yer yüzündeki insanların tümü, Nuh Aleyhisselâmın zürriyeti-dirler. [185]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâm´dan sonra, Ebülbeşer = İnsanların Ata-srdır. [186]<br />
<br />
İnsanlar, Âdem ve Nuh Aleyhisselâmlardan meydana gelmişlerdir. [187] Başka bir deyişle:<br />
<br />
İnsanların Birinci Atası: Âdem Aleyhisselâm, İkinci Atası da, Nuh Aleyhisse-lâm´dır. [188]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın Yeryüzünü Üç Oğlu Arasında Bölüştürüşü:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm, yeryüzünü, üç oğlu arasında bölüştürmüş; Oğlu Sâm´a, yeryüzünün orta, üstün kısmını tahsis etmişti[189] ki, Beytülmak-dis´i[190], Nil, Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan ve Feysun[191] ırmakların[192] bu beş ır­mağın suladığı´[193] yerleri içine alır, [194] Feysun ile Nil´in doğusuna ve arka tara­fından güney rüzgârlarının estiği buruna kadar olan yerlere kadar uzanır[195]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; oğlu Ham´a, Nil´in batısına ve arka tarafına düşen yerleri tahsis etmişti ki, buraları, poyraz rüzgârlarının estiği buruna kadar uzanan yerlerdi. [196]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm; oğlu Yâfes´e de, Feysun ile onun arka tarafına düşen ve lodos rüzgârlarının estiği buruna kadar uzanan yerleri tahsis etmişti.<br />
<br />
Yâfes, Mağrıb ile Meşrık arasında konaklamıştı. [197]<br />
<br />
Yâfes´in oğullarından Sakalib ve Isban´ın yurdları, Rumlardan önce, Erzu­rum´du. [198]<br />
<br />
Türklerden, Hazerlerden ve daha başkalarından gelen ve Arab olmayan bü­tün krallar, Yâfes´in çocuklarındandırlar. [199]<br />
<br />
Yâfes´in çocuklarından olan Türklerden kimi şehir ve kale halkı idi, kimisi de, dağlarda, kırlarda göçebe olarak keçe çadırlar altında yaşarlar, avcılıktan başka iş yapmazlardı.<br />
<br />
Türklerin en büyük kralları, Hakan olup kendisinin, altundan tahtı, altundan ta­cı, altundan kemeri vardı.<br />
<br />
Kendisi, ipek elbise giyerdi. [200]<br />
<br />
Ham, deniz sahiline gidip yerleşti.<br />
<br />
Ham´ın, Küş, Ken´an, Kut, adındaki oğullarından Kut, Hind ve Sind toprakları­na gidip yerleşti.<br />
<br />
Oraların halkı, Kut´un çocuklarından üremiştir.<br />
<br />
Sudan, Nûbe, Zene, Karan, Zegave, Habeşe, Kıbt ve Berber cinsleri de, Ham´ın, Küş ve Ken´an adındaki oğullarından türemişlerdir. [201]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın oğlu Sâm; Arz-ı Haram´a ve çevresine yerleşmiş, Yemen´e, oradan Hadramevt´e, oradan Amman´a, oradan Âlic ve Yebrin´e, Vebar, Devv ve Dehnâ´ya kadar uzanmıştı. [202]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmla İbrahim Aleyhisselâm Arasındaki Soy Direği Atalar:<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmın oğlu Sâm; akılda, bilgide, kavrayış ve anlayışta, kalb te­mizliğinde, öteki kardeşlerinden üstün olduğu için, Nuh Aleyhisselâm, onu, yeri­ne Vekil bıraktı ve kendisine, Peygamberlik sırlarını, hikmetin inceliklerini öğretti.<br />
<br />
Öteki oğullarına da, Sâm´ın emrine boyun eğmelerini vasiyet etti.<br />
<br />
Peygamberlerden, Velilerden, Sıddîklardan, Salihlerden, Sultanlardan Âmir­lerden, bir çoklarının, onun soyundan<br />
<br />
gelmesini, Yüce Allâh´dan diledi. [203]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâmdan sonra, Oğlu Sâm da, Yüce Allah´a ibadet ve taâtla, üze­rine düşen vazifelerle meşgul oldu. (Yâkubî-Tarih c.ı,s.i7)<br />
<br />
Sâm´ın vefatı yaklaştığı sırada, oğlu Erfahşed´i, yerine bıraktı. [204]<br />
<br />
Sâm, altı yüz yaşında vefat etti.<br />
<br />
Şam´dan sonra oğlu Erfahşed, Yüce Allah´a ibâdet ve tâatla meşgul oldu.<br />
<br />
Erfahşed, vefat edeceği sırada, oğlunu ve ailesini yanında toplayıp Yüce Al­lah´a ibâdete devam etmelerini ve mâsiyetlerden sakınmalarını onlara tavsiye etti.<br />
<br />
Oğlu Şâlıh´a da, ayrıca:<br />
<br />
"Vasiyetimi, kabul et.<br />
<br />
Benden sonra, aile içinde, Yüce Allâha ibâdat ve tâat edici ol!" dedi.<br />
<br />
Erfahşed, vefat ettiği zaman, dört yüz altmış beş yaşında idi. [205]<br />
<br />
Erfahşed´den sonra, yerine geçen oğlu Şâlıh[206] Yüce Allâha ibadet ve tâat-la meşgul olup kavmim, mâsiyetlerden nehy etti.<br />
<br />
Mâsiyet işleyenlerin uğradıkları azaba uğramaktan, onları, sakındırdı. [207]´ Şâlıh vefat edeceği sırada, oğlu Âbir´i, yerine bıraktı. [208]<br />
<br />
Lanete uğrayan Kabil oğullarının işlerinden uzak durmasını, ona, emr ve ten-bih etti.<br />
<br />
Şâlıh vefat ettiği zaman, dörtyüz otuz yaşında idi. [209]<br />
<br />
Şâlıh´dan sonra, oğlu Âbir, kavmini, Yüce Allah´a ibâdet ve tâata davetle meş­gul oldu.<br />
<br />
Atalarının Dinini değiştiren ve mâsiyetler isleyen Ken´an b.Ham oğullarıyla dü­şüp kalkmaktan Sâm oğullarını sakındırdı. [210]<br />
<br />
Âbir, vefat edeceği sırada, oğlu Fâlığ´ı, yerine bıraktı. [211]´ Ona:<br />
<br />
"Ey oğulcuğum! Mel´un Kabil oğulları, Yüce Allah´a isyan olan işleri işlemeyi çoğalttıkları zaman, Şis oğulları, onların yanına uğradılar.<br />
<br />
Yüce Allah da, onların üzerine, kötü bir azab gönderdi.<br />
<br />
Sakın ne sen, ne de, ev halkın, Kenan oğulları topluluğunun içine girmeyiniz!" dedi.<br />
<br />
Âbir, vefat ettiği zaman, üç yüz kırk yaşında idi. [212]<br />
<br />
âbir´den sonra, yerine oğlu Fâlığ geçti. [213]<br />
<br />
Fâlığ, kavmini, Yüce Allah´a tâata davet etti.<br />
<br />
Fâlığ, vefat edeceği sırada, oğlu Ergu´yu, yerine bıraktı.<br />
<br />
Fâlığ vefat ettiği zaman, iki yüz otuz dokuz yaşında idi. [214]<br />
<br />
Fâlığ´dan sonra, yerine, oğlu Ergu geçti.<br />
<br />
Ergu, vefat edeceği zaman, yerine, oğlu Sarug´u, bıraktı. [215]<br />
<br />
Ergu, Babilde oturan Cebbar (Zorba) Nemrud´un zamanında idi.<br />
<br />
Ergu, iki yüz yaşında iken vefat etti. [216]<br />
<br />
Ergu´dan sonra, yerine, oğlu Sarug geçti. [217]<br />
<br />
Sarug´un devrinde Cebbar ve Zorbalar, çoğalmış, putperestlik yaygın hale gelmişti.<br />
<br />
Halkın, kimisi puta, kimisi taşa, kimisi ağaca, kimisi suya, kimisi rüzgâra tap­mağa başlamıştı.<br />
<br />
Sarug, vefat edeceği sırada, oğlu Nahor´u, yerine bıraktı ve ona, Yüce Allah´a oadeti emr etti.<br />
<br />
Sarug, vefat ettiği zaman, iki yüz otuz yaşında idi. [218]<br />
<br />
Sarug´dan sonra, oğlu Nahor, Babasının yerine geçti. [219]<br />
<br />
Nahor´un devrinde, Yüce Allah, yeri dehşetli bir sarsıntı ile sarstı.<br />
<br />
Bütün putlar, yerlerinden, yere düştü.<br />
<br />
Fakat, bundan, uyanmadılar.<br />
<br />
Yere düşen putları, tekrar yerlerine diktiler.<br />
<br />
O devirde Cebbar ve Zorbalar, Âd b.Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh oğulları olup bunların yurdları Hadramevt´in yüksek taraflarile Necran vadileri ne kadar uzan­makta idi. [220]<br />
<br />
Âd kavmi, Ahkafta, uzun, ince kum tepelerinde oturmakta idiler.<br />
<br />
Azgınlık ve taşkınlığa başladıkları zaman, Yüce Allah, onlara, kardeşleri´[221] Hûd Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi.<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâm, onları, Yüce Allâha ibadet ve tâata, haramlardan geri dur­mağa davet etti ise de, onu, yalanladılar. [222]<br />
<br />
Yüce Allah, üç yıl, onlardan, yağmuru kesti´[223]<br />
<br />
Yağmur yağdıracağını sandıkları kara bir bulutun getirdiği ve dokunduğu her şeyi yakan bir kasırga ile de, yok olup gittiler.´[224]<br />
<br />
İrem b.Sâm´ın çocuklarından Semud b.Âbir (veya Câir) -ki, Âd´ın amcasının oğlu idi-Hıcr´a yerleştiler.<br />
<br />
Yüce Allah, bunlara da, kardeşleri olan Salih Aleyhisselâmı Peygamber ola­rak gönderdi.<br />
<br />
Yine, İrem b.Sâm´ın oğlu Lâvez´in oğulları Tasm ve Cedis, Yemâme´ye ve Bah­reyn´e yerleştiler.<br />
<br />
Bunların kardeşleri Amlık (Imlak) b.Lâvez olup bunun soyundan gelenlerden bazıları Haram´e, bazıları da, Şam´a yerleştiler.<br />
<br />
İşte, Âmâlık diye anılan kavimler, bunlardandı ve her beldeye dağılmışlardı.<br />
<br />
Mısır Firavunları, Mütegallibeler, Fars Şahları ve Horasan Hükümdarları da, bunlardandı.<br />
<br />
Bunların kardeşi olan Ümeym b.Lâvez, Fars toprağında yerleşmişti. Farslıların her cinsi, Ümeym b.Lâvez´in çocuklarındandır. İrem´in oğlu Maş ise, Babil´e yerleşmişti. Maş´ın oğlu Nemrud, orada doğmuştur.<br />
<br />
Nemrud, Babildeki köşkü yaptıran ve beş yüz yıl Hükümdarlık yapan kimsedir. [225]<br />
<br />
Yüce Allah´, İbrahim Aleyhisselâmı da, bu Nemrud´un zamanında Babil halkı­na Peygamber olarak göndermişti.[226]<br />
<br />
Âbir b.Salih´in oğlu Kantan´ın Ya´rub ve Yaktan adlarında iki oğlu vardı.<br />
<br />
Kahtan; bütün Yemenlilerin Babası idi ve ilk defa düzgün Arapça konuşan kimse [227]<br />
<br />
Kahtan´ın oğlu Yarub, Yemen topraklarına yerleşmişti.<br />
<br />
O da, bütün Yemenlilerin babası idi ve Arapça konuşan kimse idi. [228]<br />
<br />
Ya´rub; çocukları tarafından, Krallara mahsus:<br />
<br />
(En´im sabâhan = Sabahın hayr ola!) ve:<br />
<br />
(Ebeytellâne = Zâtından, lanet ve nefret ettirici haller sâdır olmaya!) diye se-lâmlananların ilki idi.[229]<br />
<br />
Kahtan´ın oğlu Yaktan ise, Cürhüm´ün babası ve Cürhüm de, Ya´rub´un am­casının oğlu idi.<br />
<br />
Cürhümîler, Yemen´de oturur ve Arapça konuşurlardı.<br />
<br />
Sonradan, Mekke´ye geldiler ve orada, yerleştiler.<br />
<br />
Katuralar, bunların amcalarının oğullarıdır.<br />
<br />
Daha sonra, Yüce Allah, Mekke´ye, İsmail Aleyhisselâmı, yerleştirdi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselam, Cürhümîlerden bir kızla evlendi.<br />
<br />
Bunun için, Cürhümîler, İsmail Aleyhisselâmın Dayıları olurlardır. [230]<br />
<br />
Arap olanı ve Arap olmayanlarıyla bütün Peygamberler, Yemenlileri ve Nizar-lılarıyla bütün Araplar, Sâm b.Nuh´un çocuklarındandırlar.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Hud Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=265</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:22:38 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=265</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Hud Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın Soyu Ve Mesleği:<br />
<br />
Hûd (Âbir) b.Abdullâh, b.Rebah, b.Halud[1] b.Âd, b.Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır. [2]<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâm, Âd kavmi içinde Baba ve Ana soyu yönünden en üstün du­rumda idi. [3]<br />
<br />
Kendisi, daha önce ticaretle uğraşırdı. [4]<br />
<br />
Hud Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
Hud Aleyhisselâm; orta boylu[5], esmer tenli, çok saçlı[6], güzel yüzlü idi. Âdem Aleyhisselâma benzerdi[7]<br />
<br />
Güçlü, kuvvetli idi.[8]<br />
<br />
Zühd´ü takva ve ibâdet ehli idi. Çok cömerd ve şefkatli idi. Yoksullara bol bol Sadaka verirdi. [9]<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın Kavmi:<br />
<br />
Hûd Aleyhisselamın kavmi, Âd kavmi idi.<br />
<br />
Âd kavmi, Birinci ve İkinci Âd diye ikiye ayrılır.<br />
<br />
Birincisi: Âd b. Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâm´dır.[10]<br />
<br />
İkincisi: Semud b. Câir, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır. [11]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmdan önceki Birinci Âd kavmi, on, on üç kabileden oluşan[12] üç dört bin kişilik bir topluluktu.<br />
<br />
Âd, Semud, Cürhüm, Tasm, Cedis, Ümeym, Medyen, Imlak, Ubeyl, Câsim, Kahtan ve Kahtan oğullan gibi bir çok kabilelere Arabul´âribe,<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın oğullarından gelen kabilelere de, Arabulmüsta´rebe denir. [13]<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın Kavmi Olan Âd Kavminin Yurdları Ve Kötü Tutum Ve Davranışları:<br />
<br />
Âd kavminin yurdları; Hudramevt´e ve Yemen´e kadar uzanan yerler olup Al­lah´ın yerlerinden, en genişi, en otlu, sulu, bol nimetli olanı idi.[14]<br />
<br />
Yerin üzerinde akan ırmakları, bağları, bahçeleri, sürü sürü davar/arı[15], yer al­tında da, su depoları vardı. [16]<br />
<br />
Başkalarına verilmeyen boy bos, güç kuvvet de, onlara, verilmişti. [17]<br />
<br />
Onlar, inatçı bir zorbanın emrini tutup ardından gittiler de[18]: "Kuvvetçe, biz­den daha güçlü kim varmış " diyerek yer yüzünde büyüklük taslamağa[19], mem­leketlerinde azgınlık ve fesadlarını artırmağa´[20], halka zulm etmeğe başladılar. [21]<br />
<br />
Âhiret hayatını, öldükten sonra dirilmeyi inkâr ettiler. [22]<br />
<br />
Şadda, Samud ve Henna´ adındaki üç puta tapmaktan da, geri durmadılar. [23]<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın Âd Kavmine Peygamber Gönderilişi:<br />
<br />
Yüce Allah, âd kavmına, kardeşleri Hûd Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi. [24]<br />
<br />
O da, onları, Bir olan Allah´a iman ve ibadete, insanlara zulmetmekten vaz geç-meye() davet etti ise de, red ve tekzib ile karşılandı[25]<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah, üç yıl, onlardan, yağmuru, kesti. [26]<br />
<br />
Onları, yağmur duası için, Mekke´ye bir heyet göndermek zorunda bıraktı. Yağmur yağdıracağını sandıkları bir kasırga ile de, yok olup gittiler. [27]<br />
<br />
Kur´ân-ı Kerimin Âd Kavmi Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın, Âd kavmına gönderilişi ve onların, tutum ve davranışları ve akıbetleri Kur´ân-ı Kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
"Âd (kavmine)da, kardeşleri Hûd´u (gönderdik)<br />
<br />
O, (kavmına):<br />
<br />
"Ey kavmim! Allah´a, ibadet ediniz!<br />
<br />
Sizin, O´ndan başka hiç bir ilâhınız, yoktur. [28]<br />
<br />
(hâlâ, Allah´dan) korkmayacak mısınız [29]<br />
<br />
Siz, (Allah´a karşı) yalan düzenlerden başka (kimseler) değilsiniz!" dedi. [30]<br />
<br />
Kavminin ileri gelenlerinden kâfir bir cemâat ise:<br />
<br />
"Biz, seni, muhakkak, bir beyinsizlik içinde görüyoruz!<br />
<br />
Seni, muhakkak, yalancılardan sanıyoruz!" dediler.<br />
<br />
(Hûd):<br />
<br />
"Ey kavmim! Bende hiç bir beyinsizlik yoktur.<br />
<br />
Fakat, ben, âlemlerin Rabb´ı tarafından gönderilmiş bir Peygamberim!<br />
<br />
Size, Rabb´ımın Vahy ettiklerini tebliğ ediyorum.<br />
<br />
Ben, sizin Emin bir hayrhâhınızım.<br />
<br />
Size, o korkunç akıbeti haber vermek için, içinizden bir adam (vâsıtasile) Rabb´-ınızdan, size bir ihtar gelmesi tuhafınıza mı gidiyor<br />
<br />
Düşününüz ki: O (Rabb´ınız), sizi, Nuh kavmından sonra, Hükümdarlar yaptı. Size, yaratılışta, onlardan (Nuh kavmından) ziyâde boy bos (ve kuvvet) verdi.<br />
<br />
O halde, Allah´ın nimetlerini (unutmayıp) hatırlayınız ki: kurtuluşa erebilesiniz!" dedi.<br />
<br />
"Sen, bize, yalnız Allah´a ibadet etmemiz. Atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin !<br />
<br />
O halde, doğruculardan isen, bizi, tehdid etmekte olduğun şeyi (azabı) getir bi­ze!" dediler.<br />
<br />
Hûd:<br />
<br />
"Rabb´ınızdan, üzerinize bir azab, bir gazab hakk oldu muhakkak!<br />
<br />
Kendinizin ve Atalarınızın takdığınız (düzme) bir takım adlar (putlar) hakkında, Allah, onlara bir Hüccet indirmemişken, benimle mücâdele mi ediyorsunuz<br />
<br />
Artık, bekleyiniz!<br />
<br />
Şüphesiz ki, ben de, sizinle birlikte onu, bekleyenlerdenim[31]<br />
<br />
Ey kavmim! Ben, buna (bu tebliğime) karşılık, sizden hiç bir ücret istemiyorum.<br />
<br />
Benim mükâfatım, ben´i Yaratan´dan başkasına âid değildir.<br />
<br />
Hâlâ, akıllanmayacak mısınız !<br />
<br />
Ey kavmim! Rabb´ınızdan yarlıganmak dileyiniz.<br />
<br />
Sonra, yine, Ona tevbe ve rücu ediniz ki, üstünüze bol bol (feyzini) göndersin. Kuvvetinize, daha fazla kuvvet katsın!<br />
<br />
Günahkârlar olarak yüz çevirmeyiniz!" dedi.<br />
<br />
"Ey Hûd! Sen, bize açık bir Mucize getirmedin!<br />
<br />
Biz de, senin sözünle, İlahlarımızı bırakıcı değiliz!<br />
<br />
Sana, inanıcılar da, değiliz! [32]<br />
<br />
Sen, bize, İlâhlarımız(a tapmak)tan, bizi döndürmek için mi geldin !<br />
<br />
Öyle ise, bizi tehdid etmekte olduğun şeyi -eğer (iddianda) doğru söyleyenlerden isen- getir bize!" dediler.<br />
<br />
Hûd:<br />
<br />
"(Bunun) İlmi, ancak, Allah katındadır.<br />
<br />
Ben, size, gönderildiğim şeyi, tebliğ ediyorum.<br />
<br />
Fakat, ben, sizi, bilmezler güruhu olarak görmekteyim [33]<br />
<br />
Allâh´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz! [34]<br />
<br />
Ben, cidden, üstünüze (gelecek) büyük bir günün azabından korkuyorum!" dedi. [35]<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
"Va´z etsen de veya va´z edicilerden olmasan da, bize göre, birdir.<br />
<br />
Bu, öncekilerin âdetinden başka (bir şey) değildir.<br />
<br />
Biz, azaba uğrayacaklar da, değiliz!" dediler. [36]<br />
<br />
Onun (Hûd´un) kavminden -kendi/erine dünya hayatında refah verdiğim/z hal­de, küfr (ve inkâr) eden- bir güruh da:<br />
<br />
"Bu, sizin gibi bir beşerden başkası değildir.<br />
<br />
Sizin yediklerinizden yiyor, içtiklerinizden, içiyor!<br />
<br />
Eğer, kendiniz gibi bir insana boyun eğerseniz, and olsun ki: o takdirde, mutla­ka, hüsrana düşenlersinizdir.<br />
<br />
Öldüğünüz ve bir toprak, bir kemik olduğunuz vakit, sizin herhalde (diri olarak kabirlerinizden) çıkarılmış olacağınızı mı va´d (ve tehdid) ediyor o<br />
<br />
Tehdid olunageldiğiniz o şey, ne kadar uzak! Ne kadar uzak!<br />
<br />
O (hayat), bizim (şu) dünya hayatımızdan başkası değildir.<br />
<br />
Yaşarız, ölürüz.<br />
<br />
Fakat, biz (tekrar) dirilecekler değiliz!<br />
<br />
O (Hûd), Allâha karşı, yalan düzen bir adamdan başkası değildir.<br />
<br />
Biz, onu, tasdik edici değiliz!" dediler.<br />
<br />
(Hud):<br />
<br />
"Rabb´ım! Beni, yalanlamalarına karşı, Sen, bana yardım et!" dedi.<br />
<br />
(Allah) Buyurdu ki:<br />
<br />
Az bir (zamanda) her halde, onlar, pişman olacaklardır!<br />
<br />
İşte, onları, o müthiş (azab) Sayha(sı), Allah´ın bir adâletfi) olmak üzre, hemen yakalayıverdi de, onları, bir çörçöp haline getirdik!<br />
<br />
Artık, uzak olsun o zâlimler güruhu! [37]<br />
<br />
Onlar, onu, (azabı), vadilerine yönelerek gelen bir bulut haline görmüşlerdi de;<br />
<br />
"Bu, bize yağmur verici bir buluttur!" demişlerdi.<br />
<br />
Hayır! Bu, çarçabuk gelmesini istediğiniz şeydir! Kasırgadır ki, onda, elem veri­ci bir azab vardır.<br />
<br />
O, Rabb´ının emriyle, her şeyi helak edecektir!<br />
<br />
İşte, onlar, o hale geldiler ki, meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu!<br />
<br />
Biz, işte, günahkârlar güruhunu, böyle cezalandırırız! [38]<br />
<br />
.....Alay ede geldikleri şey, kendilerini, çepçevre kuşatıverdi. [39]<br />
<br />
.....Her uğradığı şeyi (yerinde) bırakmıyor, mutlaka, onu, kül gibi savuruyordu. [40]<br />
<br />
Çünki, biz (haklarında) uğursuz (ve uğursuzluğu) sürekli bir günde, onların üs­tüne, çok gürültülü bir kasırga saldık.<br />
<br />
(Öyle bir kasırga ki) insanları, sanki, onlar, köklerinden sökülmüş hurma kütük­leri imiş gibi, tâ temelinden koparfıp helake uğratıyordu. [41] (Allah) onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardınca, üzerlerine musallat etti.<br />
<br />
Öyle ki (eğer, sen de, hâzır olsaydın) o kavmin (bu müddet) içinde (nasıl) ölüp yıkıldığını görürdün!<br />
<br />
Sanki, onlar, içleri bomboş hurma kütükleri idiler! Şimdi, onlardan bir kalan görebiliyor musun [42]<br />
<br />
(Hûd´un) kendisini de, onunla birlikte olan (Müslümanları da, katımızdan bir Rah­met ile kurtardık.<br />
<br />
Âyetlerimizi yalan sayıp iman etmemiş olanların ise, kökünü kestik!´[43]<br />
<br />
Hud Aleyhisselâmın Hacca Gidişi:<br />
<br />
Peygamberimiz, Veda haccında, Osfan vadisine vardığı zaman, Hz.Ebu Bekr´e: "Ey Ebû Bekr! Bu, hangi vadidir " diye sormuş, Hz.Ebû Bekr", Osfan vadisidir!" de­yince, Peygamberimiz: Hud Aleyhisselâmın da, beline Aba tutunmuş, belinden yuka­rısını alacalı bir kumaşla bürümüş, genç ve kızıl, yuları hurma lifinden örülmüş dişi bir deve üzerinde olduğu halde, Hacc için buradan Telbiye ederek geçmiş olduğunu ha­ber vermiştir. [44]<br />
<br />
Hud Aleyhisselâmın Mekke´ye Gidişi Ve Vefat Edişi:<br />
<br />
Rivayete göre: Peygamberlerden, ümmeti helak olan Peygamber, kendisine iman edenlerle birlikte Mekke´ye gelir, vefatına kadar orada, Yüce Allah´a iba­detle meşgul olurdu. [45]<br />
<br />
Âd kavmi helak olunca, Hud Aleyhisselâm da, kendisine iman etmiş olan kim­seleri yanına alarak Mekke´ye gitti ve oradan ayrılmadı. [46]<br />
<br />
Mekke´de vefat eden Peygamberlerden, Zemzem ile Hacerülesved arasında yetmiş[47], diğer rivayette doksan dokuz Peygamber gömülüdür.<br />
<br />
Hud Aleyhisselâm da, orada gömülü Peygamberler arasındadır. [48]<br />
<br />
Hud Aleyhisselâmın Hadramevt´te vefat ettiği ve kabrinin, orada kızıl kumdan bir tepe üzerinde bulunduğu[49] ve vefatında dört yüz altmış dört yaşında olduğu da, rivayet edilir. [50]<br />
<br />
Yemen’de bulunan Âd kavmine gönderilen peygamber. Nûh aleyhisselamın oğlu Sâm’ın neslindendir. Bir ismi de Âbir olup, lakabı Nebiyyullahtır. Kur’ân-ı kerîmde ismi bildirilen peygamberlerdendir.<br />
<br />
Yemen’de Aden ile Umman arasında bulunan Ahkâf diyârında doğup yetişti. Çocukluğundan îtibâren Allahü teâlâya ibâdet etmekle meşgul oldu. Ara sıra ticâretle de uğraşan Hûd aleyhisselam, gayet şefkâtli ve çok cömertti.<br />
<br />
Nûh tûfânından sonra torunlarından biri olan Âd, Yemen’de Hadramut civârında Ahkâf denilen yerde yerleşti. Âd’ın neslinden gelen insanlar çoğalarak büyük bir kavim oldular. Bunlara Âd kavmi denildi. Bulundukları belde bereketli bir yerdi. Bağlar, bahçeler her tarafı sarmış ve İrem Bağları diye meşhur olmuştu. Oğulları, malları, davarları ve muhteşem sarayları vardı. Güçleri, kuvvetleri, boyları ve cüsseleri ile meşhur olan bu insanlar, servetlerinin ve maddî güçlerinin çokluğuna bakarak azdılar ve doğru yoldan, dinlerinden ayrıldılar. Yeryüzünde büyüklük tasladılar. Allahü teâlâyı unuttular ve çeşitli putlara tapmaya başladılar. Ellerindeki maddî imkânlarla etrâfa dehşet salıyorlar, fakîrleri ve diğer kabîleleri zulümleri altında inletiyorlardı. Onları köle gibi çalıştırıyorlar, çeşitli işkencelerle öldürüyorlardı.<br />
<br />
Allahü teâlâ, Âd kavmini doğru yola kavuşturmak için Hûd aleyhisselamı onlara peygamber gönderdi. Bu hususta Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:<br />
Âd kavmine kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. Hûd (aleyhisselam) onlara; “Ey kavmim! Allahü teâlâya ibâdet edin. İbâdet edilecek O’ndan başkası yoktur. Hâlâ O’nun azâbından korkmayacak mısınız?” dedi. (A’râf sûresi: 65).<br />
<br />
Hûd aleyhisselam kavmini doğru yola kavuşturmak için tebliğ vazîfesine başladı. Onları putlara tapmaktan, zulum ve günahlardan tövbe ederek vazgeçmeye ve Allahü teâlâya şükür ve ibâdete çağırdı. Fakat Âd kavminin insanları, Hûd aleyhisselamı dinlemeyip, ona karşı kaba ve inkârcı davrandılar.<br />
<br />
Hûd aleyhisselam kavminin bu tutumu üzerine; “Eğer doğru yola gelmezseniz, haberiniz olsun, ben size tebliğ vazîfemi yapıyorum; Rabbim size acı bir azap gönderir de helâk olursunuz?” buyurdu. Azgın Âd kavmi, Hûd aleyhisselama; “Mucize getirmeden putlarımızı terk etmeyiz.” dediler. Hûd aleyhisselam onlara; “İstediğiniz mucize nedir?” diye sordu. Onlar da “Rüzgârı istediğin tarafa çevir!” dediler. Hûd aleyhisselam dua etti. Allahü teâlâ; “Ne tarafa istersen elinle işâret et!” buyurdu. O da eliyle işâret edince, rüzgâr istediği istikâmette esmeye başladı. Büyük kayaların toprak olmasını istediler. Hûd aleyhisselamın duası ile bu da oldu. Bu mucizeleri gördükleri hâlde inanmayıp hırçınlaşarak koyunların yünlerinin de ipek olmasını istediler. Hûd aleyhisselam dua etti. Koyunların yünü ipek hâline geldi.<br />
<br />
Âd kavmi, gösterilen mucizelere rağmen inanmadılar. “Sen bizi putlarımızdan ayırmak için mi geldin? Doğru söylüyorsan, haydi bizi tehdit ettiğin azâbı getir de görelim!” dediler.<br />
<br />
Hûd aleyhisselam kavmini îmâna dâvete devâm etti. Pek az kimse îmân etti. Kavmi ise hakâret edip kendinden geçinceye kadar dövdü. Kavminin ıslâh olmayacağını anlayan Hûd aleyhisselam; “Ya Rabbî! Sen her şeyi biliyorsun. Ben onlara peygamberliğimi bildirdim. Ey Rabbim! Onlara, ders almalarına vesîle olacak bir musîbet ver?” diye bedduada bulundu. Hûd aleyhisselamın bedduasını kabul buyuran Allahü teâlâ, Âd kavmine önce kuraklık, kıtlık musîbetini verdi. Üç sene müddetle akan pınarlar kurudu. Yeşillikler sarardı, soldu. Meşhûr İrem Bağları yok oldu. İnsanlar bir yudum suya, bir parça ekmeğe muhtaç hâle geldiler. Hayvanlar susuzluktan telef oldular. Devamlı olarak bunaltıcı kuru bir rüzgâr esiyordu. İnsanlar ağızlarını güçlükle açıyor, zor nefes alıyordu. Tozdan göz gözü göremiyordu.<br />
<br />
Bu arada Hûd aleyhisselam kavmini îmâna, tövbe ve istiğfâra dâvete devâm ediyordu. Hûd aleyhisselamın kavmine meâlen şöyle dediği bildirilmektedir:<br />
“Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin. Sonra O’na tövbe edin ki, gökten üzerinize bol bol bereket (ekinleri yetiştirecek yağmur) indirsin ve kuvvetinize kuvvet katarak sizi çoğaltsın. Günahlarınıza ısrar ederek îmândan yüz çevirmeyin.” (Hûd sûresi: 52)<br />
<br />
Hûd aleyhisselamın bu son dâveti de onların aklını başlarına getirmeye yetmedi. Hûd aleyhisselama işkenceye ve onu öldürmeye kalkıştılar. Artık onlara azâbın gelmekte olduğu Hûd aleyhisselama bildirildi. Bir sabah Hûd aleyhisselam îmân edenleri biraraya topladı. Gün ağarırken ufukta siyah bir bulut belirdi. Bunu gören Âd kavmi, işte bize yağmur geliyor, dediler. Hûd aleyhisselam “Hayır, o can yakıcı azâb veren bir rüzgârdır. Her şeyi yok eder.” dedi. Rüzgâr korkunç bir ses çıkararak vâdiyi kapladı. Son derece hızlı ve soğuk olup, her şeyi saman çöpü gibi savuruyordu.<br />
<br />
Fussilet sûresi 16. âyet-i kerîmesinde, bu rüzgâr “sarsar” (kavurucu rüzgâr); azâb günleri de “eyyâm-ı nahisât” olarak geçmektedir. Âd kavmi kasırgadan kurtulmak için tutundukları ağaç ve taşlarla birlikde havaya fırlayarak paramparça oldular. Hepsi ölüp yere serildiler. Daha sonra rüzgâr bunları sürükleyip denize attı. Mal ve mülklerinden hiçbir eser kalmadı, helâk olup gittiler. Âd kavminin helâk oluşu Kur’ân-ı kerîmde meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
“Nihâyet Hûd’u ve berâberindeki îmân edenleri, rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi tekzib ederek, yalanlayarak îmân etmemiş olanların kökünü kestik.” (A’râf sûresi: 72)<br />
<br />
Hûd aleyhisselam ve ona îmân edenler bu şiddetli kasırgada Allahü teâlâ tarafından muhâfaza edildiler. Kâfirleri helâk eden şiddetli fırtına, onlara serinletici ve rahatlatıcı hafif bir rüzgâr gibi esiyordu.<br />
<br />
Hûd aleyhisselam, Âd kavmi helâk olduktan sonra, kendine inananlarla birlikte Mekke-i mükerremeye gitti. Kâbe-i muazzamanın bulunduğu yerde ibâdet ve taatla meşgul oldu ve orada vefat etti. Kabrinin Harem-i şerîf (Kâbe-i muazzamanın etrâfındaki mescit)te Hicr denilen yerde bulunduğu rivâyet edilmektedir.<br />
<br />
Hûd aleyhisselam ve peygamber olarak gönderildiği Âd kavmiyle ilgili olarak Kur’ân-ı kerîmin A’râf, Hûd, Mü’minûn, Fussilet, Ahkâf, Zâriyât, Kamer, Hâkka, Şuarâ ve Fecr sûrelerinde bilgi verilmektedir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Hud Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın Soyu Ve Mesleği:<br />
<br />
Hûd (Âbir) b.Abdullâh, b.Rebah, b.Halud[1] b.Âd, b.Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır. [2]<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâm, Âd kavmi içinde Baba ve Ana soyu yönünden en üstün du­rumda idi. [3]<br />
<br />
Kendisi, daha önce ticaretle uğraşırdı. [4]<br />
<br />
Hud Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
Hud Aleyhisselâm; orta boylu[5], esmer tenli, çok saçlı[6], güzel yüzlü idi. Âdem Aleyhisselâma benzerdi[7]<br />
<br />
Güçlü, kuvvetli idi.[8]<br />
<br />
Zühd´ü takva ve ibâdet ehli idi. Çok cömerd ve şefkatli idi. Yoksullara bol bol Sadaka verirdi. [9]<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın Kavmi:<br />
<br />
Hûd Aleyhisselamın kavmi, Âd kavmi idi.<br />
<br />
Âd kavmi, Birinci ve İkinci Âd diye ikiye ayrılır.<br />
<br />
Birincisi: Âd b. Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâm´dır.[10]<br />
<br />
İkincisi: Semud b. Câir, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır. [11]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmdan önceki Birinci Âd kavmi, on, on üç kabileden oluşan[12] üç dört bin kişilik bir topluluktu.<br />
<br />
Âd, Semud, Cürhüm, Tasm, Cedis, Ümeym, Medyen, Imlak, Ubeyl, Câsim, Kahtan ve Kahtan oğullan gibi bir çok kabilelere Arabul´âribe,<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın oğullarından gelen kabilelere de, Arabulmüsta´rebe denir. [13]<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın Kavmi Olan Âd Kavminin Yurdları Ve Kötü Tutum Ve Davranışları:<br />
<br />
Âd kavminin yurdları; Hudramevt´e ve Yemen´e kadar uzanan yerler olup Al­lah´ın yerlerinden, en genişi, en otlu, sulu, bol nimetli olanı idi.[14]<br />
<br />
Yerin üzerinde akan ırmakları, bağları, bahçeleri, sürü sürü davar/arı[15], yer al­tında da, su depoları vardı. [16]<br />
<br />
Başkalarına verilmeyen boy bos, güç kuvvet de, onlara, verilmişti. [17]<br />
<br />
Onlar, inatçı bir zorbanın emrini tutup ardından gittiler de[18]: "Kuvvetçe, biz­den daha güçlü kim varmış " diyerek yer yüzünde büyüklük taslamağa[19], mem­leketlerinde azgınlık ve fesadlarını artırmağa´[20], halka zulm etmeğe başladılar. [21]<br />
<br />
Âhiret hayatını, öldükten sonra dirilmeyi inkâr ettiler. [22]<br />
<br />
Şadda, Samud ve Henna´ adındaki üç puta tapmaktan da, geri durmadılar. [23]<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın Âd Kavmine Peygamber Gönderilişi:<br />
<br />
Yüce Allah, âd kavmına, kardeşleri Hûd Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi. [24]<br />
<br />
O da, onları, Bir olan Allah´a iman ve ibadete, insanlara zulmetmekten vaz geç-meye() davet etti ise de, red ve tekzib ile karşılandı[25]<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah, üç yıl, onlardan, yağmuru, kesti. [26]<br />
<br />
Onları, yağmur duası için, Mekke´ye bir heyet göndermek zorunda bıraktı. Yağmur yağdıracağını sandıkları bir kasırga ile de, yok olup gittiler. [27]<br />
<br />
Kur´ân-ı Kerimin Âd Kavmi Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
Hûd Aleyhisselâmın, Âd kavmına gönderilişi ve onların, tutum ve davranışları ve akıbetleri Kur´ân-ı Kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
"Âd (kavmine)da, kardeşleri Hûd´u (gönderdik)<br />
<br />
O, (kavmına):<br />
<br />
"Ey kavmim! Allah´a, ibadet ediniz!<br />
<br />
Sizin, O´ndan başka hiç bir ilâhınız, yoktur. [28]<br />
<br />
(hâlâ, Allah´dan) korkmayacak mısınız [29]<br />
<br />
Siz, (Allah´a karşı) yalan düzenlerden başka (kimseler) değilsiniz!" dedi. [30]<br />
<br />
Kavminin ileri gelenlerinden kâfir bir cemâat ise:<br />
<br />
"Biz, seni, muhakkak, bir beyinsizlik içinde görüyoruz!<br />
<br />
Seni, muhakkak, yalancılardan sanıyoruz!" dediler.<br />
<br />
(Hûd):<br />
<br />
"Ey kavmim! Bende hiç bir beyinsizlik yoktur.<br />
<br />
Fakat, ben, âlemlerin Rabb´ı tarafından gönderilmiş bir Peygamberim!<br />
<br />
Size, Rabb´ımın Vahy ettiklerini tebliğ ediyorum.<br />
<br />
Ben, sizin Emin bir hayrhâhınızım.<br />
<br />
Size, o korkunç akıbeti haber vermek için, içinizden bir adam (vâsıtasile) Rabb´-ınızdan, size bir ihtar gelmesi tuhafınıza mı gidiyor<br />
<br />
Düşününüz ki: O (Rabb´ınız), sizi, Nuh kavmından sonra, Hükümdarlar yaptı. Size, yaratılışta, onlardan (Nuh kavmından) ziyâde boy bos (ve kuvvet) verdi.<br />
<br />
O halde, Allah´ın nimetlerini (unutmayıp) hatırlayınız ki: kurtuluşa erebilesiniz!" dedi.<br />
<br />
"Sen, bize, yalnız Allah´a ibadet etmemiz. Atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin !<br />
<br />
O halde, doğruculardan isen, bizi, tehdid etmekte olduğun şeyi (azabı) getir bi­ze!" dediler.<br />
<br />
Hûd:<br />
<br />
"Rabb´ınızdan, üzerinize bir azab, bir gazab hakk oldu muhakkak!<br />
<br />
Kendinizin ve Atalarınızın takdığınız (düzme) bir takım adlar (putlar) hakkında, Allah, onlara bir Hüccet indirmemişken, benimle mücâdele mi ediyorsunuz<br />
<br />
Artık, bekleyiniz!<br />
<br />
Şüphesiz ki, ben de, sizinle birlikte onu, bekleyenlerdenim[31]<br />
<br />
Ey kavmim! Ben, buna (bu tebliğime) karşılık, sizden hiç bir ücret istemiyorum.<br />
<br />
Benim mükâfatım, ben´i Yaratan´dan başkasına âid değildir.<br />
<br />
Hâlâ, akıllanmayacak mısınız !<br />
<br />
Ey kavmim! Rabb´ınızdan yarlıganmak dileyiniz.<br />
<br />
Sonra, yine, Ona tevbe ve rücu ediniz ki, üstünüze bol bol (feyzini) göndersin. Kuvvetinize, daha fazla kuvvet katsın!<br />
<br />
Günahkârlar olarak yüz çevirmeyiniz!" dedi.<br />
<br />
"Ey Hûd! Sen, bize açık bir Mucize getirmedin!<br />
<br />
Biz de, senin sözünle, İlahlarımızı bırakıcı değiliz!<br />
<br />
Sana, inanıcılar da, değiliz! [32]<br />
<br />
Sen, bize, İlâhlarımız(a tapmak)tan, bizi döndürmek için mi geldin !<br />
<br />
Öyle ise, bizi tehdid etmekte olduğun şeyi -eğer (iddianda) doğru söyleyenlerden isen- getir bize!" dediler.<br />
<br />
Hûd:<br />
<br />
"(Bunun) İlmi, ancak, Allah katındadır.<br />
<br />
Ben, size, gönderildiğim şeyi, tebliğ ediyorum.<br />
<br />
Fakat, ben, sizi, bilmezler güruhu olarak görmekteyim [33]<br />
<br />
Allâh´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz! [34]<br />
<br />
Ben, cidden, üstünüze (gelecek) büyük bir günün azabından korkuyorum!" dedi. [35]<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
"Va´z etsen de veya va´z edicilerden olmasan da, bize göre, birdir.<br />
<br />
Bu, öncekilerin âdetinden başka (bir şey) değildir.<br />
<br />
Biz, azaba uğrayacaklar da, değiliz!" dediler. [36]<br />
<br />
Onun (Hûd´un) kavminden -kendi/erine dünya hayatında refah verdiğim/z hal­de, küfr (ve inkâr) eden- bir güruh da:<br />
<br />
"Bu, sizin gibi bir beşerden başkası değildir.<br />
<br />
Sizin yediklerinizden yiyor, içtiklerinizden, içiyor!<br />
<br />
Eğer, kendiniz gibi bir insana boyun eğerseniz, and olsun ki: o takdirde, mutla­ka, hüsrana düşenlersinizdir.<br />
<br />
Öldüğünüz ve bir toprak, bir kemik olduğunuz vakit, sizin herhalde (diri olarak kabirlerinizden) çıkarılmış olacağınızı mı va´d (ve tehdid) ediyor o<br />
<br />
Tehdid olunageldiğiniz o şey, ne kadar uzak! Ne kadar uzak!<br />
<br />
O (hayat), bizim (şu) dünya hayatımızdan başkası değildir.<br />
<br />
Yaşarız, ölürüz.<br />
<br />
Fakat, biz (tekrar) dirilecekler değiliz!<br />
<br />
O (Hûd), Allâha karşı, yalan düzen bir adamdan başkası değildir.<br />
<br />
Biz, onu, tasdik edici değiliz!" dediler.<br />
<br />
(Hud):<br />
<br />
"Rabb´ım! Beni, yalanlamalarına karşı, Sen, bana yardım et!" dedi.<br />
<br />
(Allah) Buyurdu ki:<br />
<br />
Az bir (zamanda) her halde, onlar, pişman olacaklardır!<br />
<br />
İşte, onları, o müthiş (azab) Sayha(sı), Allah´ın bir adâletfi) olmak üzre, hemen yakalayıverdi de, onları, bir çörçöp haline getirdik!<br />
<br />
Artık, uzak olsun o zâlimler güruhu! [37]<br />
<br />
Onlar, onu, (azabı), vadilerine yönelerek gelen bir bulut haline görmüşlerdi de;<br />
<br />
"Bu, bize yağmur verici bir buluttur!" demişlerdi.<br />
<br />
Hayır! Bu, çarçabuk gelmesini istediğiniz şeydir! Kasırgadır ki, onda, elem veri­ci bir azab vardır.<br />
<br />
O, Rabb´ının emriyle, her şeyi helak edecektir!<br />
<br />
İşte, onlar, o hale geldiler ki, meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu!<br />
<br />
Biz, işte, günahkârlar güruhunu, böyle cezalandırırız! [38]<br />
<br />
.....Alay ede geldikleri şey, kendilerini, çepçevre kuşatıverdi. [39]<br />
<br />
.....Her uğradığı şeyi (yerinde) bırakmıyor, mutlaka, onu, kül gibi savuruyordu. [40]<br />
<br />
Çünki, biz (haklarında) uğursuz (ve uğursuzluğu) sürekli bir günde, onların üs­tüne, çok gürültülü bir kasırga saldık.<br />
<br />
(Öyle bir kasırga ki) insanları, sanki, onlar, köklerinden sökülmüş hurma kütük­leri imiş gibi, tâ temelinden koparfıp helake uğratıyordu. [41] (Allah) onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardınca, üzerlerine musallat etti.<br />
<br />
Öyle ki (eğer, sen de, hâzır olsaydın) o kavmin (bu müddet) içinde (nasıl) ölüp yıkıldığını görürdün!<br />
<br />
Sanki, onlar, içleri bomboş hurma kütükleri idiler! Şimdi, onlardan bir kalan görebiliyor musun [42]<br />
<br />
(Hûd´un) kendisini de, onunla birlikte olan (Müslümanları da, katımızdan bir Rah­met ile kurtardık.<br />
<br />
Âyetlerimizi yalan sayıp iman etmemiş olanların ise, kökünü kestik!´[43]<br />
<br />
Hud Aleyhisselâmın Hacca Gidişi:<br />
<br />
Peygamberimiz, Veda haccında, Osfan vadisine vardığı zaman, Hz.Ebu Bekr´e: "Ey Ebû Bekr! Bu, hangi vadidir " diye sormuş, Hz.Ebû Bekr", Osfan vadisidir!" de­yince, Peygamberimiz: Hud Aleyhisselâmın da, beline Aba tutunmuş, belinden yuka­rısını alacalı bir kumaşla bürümüş, genç ve kızıl, yuları hurma lifinden örülmüş dişi bir deve üzerinde olduğu halde, Hacc için buradan Telbiye ederek geçmiş olduğunu ha­ber vermiştir. [44]<br />
<br />
Hud Aleyhisselâmın Mekke´ye Gidişi Ve Vefat Edişi:<br />
<br />
Rivayete göre: Peygamberlerden, ümmeti helak olan Peygamber, kendisine iman edenlerle birlikte Mekke´ye gelir, vefatına kadar orada, Yüce Allah´a iba­detle meşgul olurdu. [45]<br />
<br />
Âd kavmi helak olunca, Hud Aleyhisselâm da, kendisine iman etmiş olan kim­seleri yanına alarak Mekke´ye gitti ve oradan ayrılmadı. [46]<br />
<br />
Mekke´de vefat eden Peygamberlerden, Zemzem ile Hacerülesved arasında yetmiş[47], diğer rivayette doksan dokuz Peygamber gömülüdür.<br />
<br />
Hud Aleyhisselâm da, orada gömülü Peygamberler arasındadır. [48]<br />
<br />
Hud Aleyhisselâmın Hadramevt´te vefat ettiği ve kabrinin, orada kızıl kumdan bir tepe üzerinde bulunduğu[49] ve vefatında dört yüz altmış dört yaşında olduğu da, rivayet edilir. [50]<br />
<br />
Yemen’de bulunan Âd kavmine gönderilen peygamber. Nûh aleyhisselamın oğlu Sâm’ın neslindendir. Bir ismi de Âbir olup, lakabı Nebiyyullahtır. Kur’ân-ı kerîmde ismi bildirilen peygamberlerdendir.<br />
<br />
Yemen’de Aden ile Umman arasında bulunan Ahkâf diyârında doğup yetişti. Çocukluğundan îtibâren Allahü teâlâya ibâdet etmekle meşgul oldu. Ara sıra ticâretle de uğraşan Hûd aleyhisselam, gayet şefkâtli ve çok cömertti.<br />
<br />
Nûh tûfânından sonra torunlarından biri olan Âd, Yemen’de Hadramut civârında Ahkâf denilen yerde yerleşti. Âd’ın neslinden gelen insanlar çoğalarak büyük bir kavim oldular. Bunlara Âd kavmi denildi. Bulundukları belde bereketli bir yerdi. Bağlar, bahçeler her tarafı sarmış ve İrem Bağları diye meşhur olmuştu. Oğulları, malları, davarları ve muhteşem sarayları vardı. Güçleri, kuvvetleri, boyları ve cüsseleri ile meşhur olan bu insanlar, servetlerinin ve maddî güçlerinin çokluğuna bakarak azdılar ve doğru yoldan, dinlerinden ayrıldılar. Yeryüzünde büyüklük tasladılar. Allahü teâlâyı unuttular ve çeşitli putlara tapmaya başladılar. Ellerindeki maddî imkânlarla etrâfa dehşet salıyorlar, fakîrleri ve diğer kabîleleri zulümleri altında inletiyorlardı. Onları köle gibi çalıştırıyorlar, çeşitli işkencelerle öldürüyorlardı.<br />
<br />
Allahü teâlâ, Âd kavmini doğru yola kavuşturmak için Hûd aleyhisselamı onlara peygamber gönderdi. Bu hususta Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:<br />
Âd kavmine kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. Hûd (aleyhisselam) onlara; “Ey kavmim! Allahü teâlâya ibâdet edin. İbâdet edilecek O’ndan başkası yoktur. Hâlâ O’nun azâbından korkmayacak mısınız?” dedi. (A’râf sûresi: 65).<br />
<br />
Hûd aleyhisselam kavmini doğru yola kavuşturmak için tebliğ vazîfesine başladı. Onları putlara tapmaktan, zulum ve günahlardan tövbe ederek vazgeçmeye ve Allahü teâlâya şükür ve ibâdete çağırdı. Fakat Âd kavminin insanları, Hûd aleyhisselamı dinlemeyip, ona karşı kaba ve inkârcı davrandılar.<br />
<br />
Hûd aleyhisselam kavminin bu tutumu üzerine; “Eğer doğru yola gelmezseniz, haberiniz olsun, ben size tebliğ vazîfemi yapıyorum; Rabbim size acı bir azap gönderir de helâk olursunuz?” buyurdu. Azgın Âd kavmi, Hûd aleyhisselama; “Mucize getirmeden putlarımızı terk etmeyiz.” dediler. Hûd aleyhisselam onlara; “İstediğiniz mucize nedir?” diye sordu. Onlar da “Rüzgârı istediğin tarafa çevir!” dediler. Hûd aleyhisselam dua etti. Allahü teâlâ; “Ne tarafa istersen elinle işâret et!” buyurdu. O da eliyle işâret edince, rüzgâr istediği istikâmette esmeye başladı. Büyük kayaların toprak olmasını istediler. Hûd aleyhisselamın duası ile bu da oldu. Bu mucizeleri gördükleri hâlde inanmayıp hırçınlaşarak koyunların yünlerinin de ipek olmasını istediler. Hûd aleyhisselam dua etti. Koyunların yünü ipek hâline geldi.<br />
<br />
Âd kavmi, gösterilen mucizelere rağmen inanmadılar. “Sen bizi putlarımızdan ayırmak için mi geldin? Doğru söylüyorsan, haydi bizi tehdit ettiğin azâbı getir de görelim!” dediler.<br />
<br />
Hûd aleyhisselam kavmini îmâna dâvete devâm etti. Pek az kimse îmân etti. Kavmi ise hakâret edip kendinden geçinceye kadar dövdü. Kavminin ıslâh olmayacağını anlayan Hûd aleyhisselam; “Ya Rabbî! Sen her şeyi biliyorsun. Ben onlara peygamberliğimi bildirdim. Ey Rabbim! Onlara, ders almalarına vesîle olacak bir musîbet ver?” diye bedduada bulundu. Hûd aleyhisselamın bedduasını kabul buyuran Allahü teâlâ, Âd kavmine önce kuraklık, kıtlık musîbetini verdi. Üç sene müddetle akan pınarlar kurudu. Yeşillikler sarardı, soldu. Meşhûr İrem Bağları yok oldu. İnsanlar bir yudum suya, bir parça ekmeğe muhtaç hâle geldiler. Hayvanlar susuzluktan telef oldular. Devamlı olarak bunaltıcı kuru bir rüzgâr esiyordu. İnsanlar ağızlarını güçlükle açıyor, zor nefes alıyordu. Tozdan göz gözü göremiyordu.<br />
<br />
Bu arada Hûd aleyhisselam kavmini îmâna, tövbe ve istiğfâra dâvete devâm ediyordu. Hûd aleyhisselamın kavmine meâlen şöyle dediği bildirilmektedir:<br />
“Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin. Sonra O’na tövbe edin ki, gökten üzerinize bol bol bereket (ekinleri yetiştirecek yağmur) indirsin ve kuvvetinize kuvvet katarak sizi çoğaltsın. Günahlarınıza ısrar ederek îmândan yüz çevirmeyin.” (Hûd sûresi: 52)<br />
<br />
Hûd aleyhisselamın bu son dâveti de onların aklını başlarına getirmeye yetmedi. Hûd aleyhisselama işkenceye ve onu öldürmeye kalkıştılar. Artık onlara azâbın gelmekte olduğu Hûd aleyhisselama bildirildi. Bir sabah Hûd aleyhisselam îmân edenleri biraraya topladı. Gün ağarırken ufukta siyah bir bulut belirdi. Bunu gören Âd kavmi, işte bize yağmur geliyor, dediler. Hûd aleyhisselam “Hayır, o can yakıcı azâb veren bir rüzgârdır. Her şeyi yok eder.” dedi. Rüzgâr korkunç bir ses çıkararak vâdiyi kapladı. Son derece hızlı ve soğuk olup, her şeyi saman çöpü gibi savuruyordu.<br />
<br />
Fussilet sûresi 16. âyet-i kerîmesinde, bu rüzgâr “sarsar” (kavurucu rüzgâr); azâb günleri de “eyyâm-ı nahisât” olarak geçmektedir. Âd kavmi kasırgadan kurtulmak için tutundukları ağaç ve taşlarla birlikde havaya fırlayarak paramparça oldular. Hepsi ölüp yere serildiler. Daha sonra rüzgâr bunları sürükleyip denize attı. Mal ve mülklerinden hiçbir eser kalmadı, helâk olup gittiler. Âd kavminin helâk oluşu Kur’ân-ı kerîmde meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
“Nihâyet Hûd’u ve berâberindeki îmân edenleri, rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi tekzib ederek, yalanlayarak îmân etmemiş olanların kökünü kestik.” (A’râf sûresi: 72)<br />
<br />
Hûd aleyhisselam ve ona îmân edenler bu şiddetli kasırgada Allahü teâlâ tarafından muhâfaza edildiler. Kâfirleri helâk eden şiddetli fırtına, onlara serinletici ve rahatlatıcı hafif bir rüzgâr gibi esiyordu.<br />
<br />
Hûd aleyhisselam, Âd kavmi helâk olduktan sonra, kendine inananlarla birlikte Mekke-i mükerremeye gitti. Kâbe-i muazzamanın bulunduğu yerde ibâdet ve taatla meşgul oldu ve orada vefat etti. Kabrinin Harem-i şerîf (Kâbe-i muazzamanın etrâfındaki mescit)te Hicr denilen yerde bulunduğu rivâyet edilmektedir.<br />
<br />
Hûd aleyhisselam ve peygamber olarak gönderildiği Âd kavmiyle ilgili olarak Kur’ân-ı kerîmin A’râf, Hûd, Mü’minûn, Fussilet, Ahkâf, Zâriyât, Kamer, Hâkka, Şuarâ ve Fecr sûrelerinde bilgi verilmektedir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Salih Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=264</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:19:54 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=264</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Salih Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Salih Aleyhisselamın Soyu Ve Mesleği:<br />
<br />
Salih b.Ubeyd[1], b.Esif[2] veya Asit[3], b.Kemaşic[4] veya Masic[5] veya Masih[6] b.Ubeyd, b.Hadir[7] veya Hazir[8] veya Cadir[9] veya Hacir[10] b.Semud[11]´, b.Âbir[12] veya Cair[13] b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisse!amdır. [14]<br />
<br />
Salih Aleyhisselam; Semud kavmi içinde Baba ve Ana soyu yönünden en seç­kin ve üstün bir durumda idi. [15]<br />
<br />
Kendisi, daha önce ticaretle uğraşırdı. [16]<br />
<br />
Salih Aleyhisselamın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselama benzerdi. Beyaza çalar kırmızı benizli idi.<br />
<br />
Düz saçlı idi. Kıvırcık saçlı değildi.<br />
<br />
Kendisi, İsâ Aleyhisselam gibi yalın ayak yürür, ayakkabı giymezdi. [17]<br />
<br />
Semuo Kavmi Ve Yurdları:<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm in kavmi, İkinci Âd diye anılan Semud kavmi olup Arabul´-âribedendir. [18]<br />
<br />
Yüce Allah, Birinci Âd´ı, yâni Hûd Aleyhisselamın kavmini helak ettikten son­ra, onların ardından Semud kavmini yer yüzüne hâkim kılmıştı. [19]<br />
<br />
Yüce Allah, Semud kavmini, uzun ömürlü yaratmıştı.<br />
<br />
Hattâ, onlardan, bir kimse, kendisine taştan, çamurdan bir ev yapar, adam, daha sağ iken, ev, yıkılır giderdi.<br />
<br />
Bunun için, onlar, dağlarda kayaları oyarak kendilerine evler edindiler ve ge­çim bolluğu içinde yaşadılar durdular. [20]<br />
<br />
Semud kavmi; Hicaz´la Şam arasında Vâdilkura´ya kadar uzanan Hicr bölge­sinde otururlardı. [21]<br />
<br />
(Hicr; Semud kavminin, Medine ile Şam arasında bulunan yurdlarının adıdır.)<br />
<br />
Istahrî, Hicr hakkındaki müşâhadelerini şöyle anlatır: Hicr, halkı, az bir kariyedir. Dağlar arasında olup Vâdilkura´ya bir günlüktür.<br />
<br />
Yüce Allah´ın buyurduğu gibi, Semud kavminin, dağlardan yontmuş oldukları evler (Şuarâ: 149), buradadır.<br />
<br />
Esâlis diye anılan dağlar içinde, bizim evlerimizin teşkilatına benzer dağlar gi­bi yükselmiş evler gördüm.<br />
<br />
Uzaktan bakan, onları, birbirine bitişik dağ sanar.<br />
<br />
Ortasına varınca, her birinin münferid ve kendi kendine dikili durduklarını görür.<br />
<br />
Dolaşacak olan, onlardan her birinin çevresini, seğirterek zahmetsizce dola­şabilir.<br />
<br />
Evlerden her biri, kendi kendine ayakta durmaktadır.<br />
<br />
İnsan, onların üzerine, ancak, son derecede zahmet çekerek çıkabilir.<br />
<br />
Yüce Allah´ın:<br />
<br />
"... İşte, dişi deve! Su içme hakkı, bir gün, onundur. Belli bir günün su içme hak­kı da, sizindir." (Şuarâ: 155) buyurduğu Semud kuyusu da, Hicrdedir."[22]<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselamın Semud Kavmine Peygamber Olarak Gönderilişi:<br />
<br />
<br />
Semud kavmi, işi büsbütün azıtıp Allah´ın emrine aykırı olarak putlara tapma­ğa[23], yer yüzünde fesad çıkarmağa[24], taşkınlık etmeğe başladıkları zaman[25],<br />
<br />
Yüce Allah, onlara, Salih Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi. [26]<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, Semud kavmini, bütün putları atarak[27] Bir olan Allah´a, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın iman ve ibadet etmeye davete başladı. [28]<br />
<br />
"Fakat, onlar; Salih Aleyhisselâmı ve tebligatını, küfr ve inkârla karşıladılar. [29]<br />
<br />
Zâten, Semud kavmi, kendilerine Salih Aleyhisselâmdan önce gönderildikleri an­laşılan ve fakat, isimleri ve kıssaları, Kur´ân-ı Kerimde açıklanmamış olan başka Peygamberleri de, yalanlamış durmuşlardı. [30]<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, davet ve tebligatına ısrarla devam etti.<br />
<br />
Davetini, kabul etmedikleri takdirde, Allah´ın gazabına ve azabına uğrayacak­larını, onlara haber verdi. [31]<br />
<br />
Semud kavmi ile yirmi yıl uğraştı. [32]<br />
<br />
İş, uzayıp gidince, Salih Aleyhisselâmdan, söylediklerini doğrulayacak bir âyet, bir Mucize göstermesini istediler.<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, onlara:<br />
<br />
"Nasıl bir Mucize istersiniz " diye sordu.<br />
<br />
Semud kavminin, her yıl belli bir günde putlarını yanlarına alarak çıkıp kutla­dıkları bir Bayramları vardı.<br />
<br />
Sen, kendi İlâhına yalvar.<br />
<br />
Biz de, kendi ilâhlarımıza yalvaralım.<br />
<br />
Eğer, senin İlahın, duanı kabul ederse, biz, sana tâbi olalım.<br />
<br />
Eğer, bizim ilahlarımız, duamızı kabul ederse, sen, bize tâbi ol!" dediler.<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Olur!" dedi.<br />
<br />
Semud kavmi, Vesenleri, putları ile birlikte bu Bayramlarını kutlamağa çıktılar.<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm da, onlarla birlikte gitti.<br />
<br />
Semud kavmi, dualarında: Salih Aleyhisselamın yapacağı duasından hiç bir şeyi kabul etmemesini Vesenlerinden, putlarından istediler.<br />
<br />
O zaman, Semud kavminin Seyyidi, Ulu kişisi olan Cenda´ b.Amr:<br />
<br />
"Ey Salih! Şu kayanın yanına bizimle birlikte git. Kayanın içinden, bizim için, şöyle şöyle vasıfda bir dişi deve çıkarırsan, senin Peygamberliğini, doğrular ve sana, iman ederiz!" dedi.<br />
<br />
Salih Aleyhisselam, bunu yaptığı takdirde, Peygamberliğini tasdik ve kendisi­ne iman edecekleri hakkında onlardan kesin söz aldıktan sonra[33], kayanın ya­nında namaz kıldı[34], Yüce Allah´a dua edince, kaya, sanki, doğum sancısı gibi sancılandı. [35]<br />
<br />
Gebe bir kadının hareketi gibi, hareket etti. [36] Titredi, sonra da, ikiye ayrıla­rak, içinden, istedikleri vasıfta bir Deve çıktı. [37]<br />
<br />
Kaya, bir deve doğurdu. [38]<br />
<br />
Semud kavmi, bu Deve´yi, istedikleri kadar sağarlar, kablarını, kaçaklarını süt­le doldururlardı. [39]<br />
<br />
Bunun üzerine, Cenda´ b.Amr ile kavminden bazı kişiler, Salih Aleyhisselama iman etti. [40]<br />
<br />
Cenda´ b.Amr´ın amcasının oğlu Şihab b.Halife gibi Semud kavminin bazı Eş­rafı da, Salih Aleyhisselama iman etmek ve tâbi olmak istedilerse de, Vesenleri-nin sahipleri olan Eşraftan Zuab b.Amr ile Habbab ve Rebab, engel oldular. On­lar da, bunlara uyarak, Müslüman olmaktan vaz geçtiler. [41]<br />
<br />
<br />
<br />
Semud Kavminin Mucize Deveyi Öldürmeleri Ve Salih Aleyhisselâmı Da Öldürmeğe Kalkışmaları: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselam, Rabb´inin, kendisine verdiği Devesinden hiç ayrılmazdı. O, nereye yönelse, onun yanında bulunurdu. [42]<br />
<br />
Deve, bir gün, Semud kavminin suyundan içer, bir gün de, onlar Deve´nin sü­tünü sağar, içerlerdi.<br />
<br />
Semud kavmi, Rab´larının emrine karşı, kibir ve gurura düştüler, azgınlık etti­ler, Deveyi boğazladılar. [43]<br />
<br />
Deveyi boğazlıyanlardan birisi: kızıl.sarışın, gök gözlü, köse, kısa bir adamdı.<br />
<br />
Öteki de, uzun boylu, akılsız ve titrek bir kimse idi. [44]<br />
<br />
Ana deve, kesilince, yavrusu kaçıp dağa çıktı. [45]<br />
<br />
Yavru deve, Salih Aleyhisselâmı görünce, ağladı ve üç kerre böğürdü.<br />
<br />
Salih Aleyhisselam; Semud kavmine:<br />
<br />
"Her böğürüş, bir eceldir: Yurdunuzda, üç gün daha yaşayacaksınız! Bu, ya-lanlanamayacak bir Va´d´dir!" dedi.[46]<br />
<br />
Semud kavminden, Salih Aleyhisselâmı, öldürmeğe kalkışanlar, oldu. Fakat, Al­lah, onu, korudu. [47]<br />
<br />
<br />
<br />
Semud Kavminin Helak Oluşu:<br />
<br />
<br />
<br />
Semud kavmi, Salih Aleyhisselâmla alay ederek, azaba, ne zaman uğrayacak­larını, sordular.<br />
<br />
Salih Aleyhisselam:<br />
<br />
"Azab alâmeti: birinci günde, yüzleriniz, sararmış olarak sabaha çıkacaksınız!<br />
<br />
İkinci günde, yüzleriniz, kızarmış olarak sabaha çıkacaksınız!<br />
<br />
Üçüncü günde, yüzleriniz, kararmış olarak sabaha çıkacaksınız!" dedi.<br />
<br />
Gerçekten de, ilk günde sabaha çıktıkları zaman, küçük büyük, erkek, kadın, hepsinin yüzleri, sanki, haluk kokusu sürünmüş gibi sapsarı kesilmişti. [48]<br />
<br />
Bunun üzerine, Semud kavmi, helak olacaklarını ve Salih Aleyhisselâmın doğ­ru söylemiş olduğunu anladılar. [49]<br />
<br />
İkinci gün, yüzleri, kızarmış olarak sabaha çıktılar.<br />
<br />
Üçüncü gün, yüzleri, kara boya sürünmüş gibi kararmış olarak sabaha<br />
<br />
çıktılar. [50]<br />
<br />
Dördüncü gün, pazar günü, sabaha çıktıkları zaman, kendilerine, azabdan, ce­zadan neler geleceğini, gelecek azabın, hangi yandan[51], üzerlerinden gökten mi yoksa, ayaklarının altından, yerden mi geleceğini[52] bilmiyorlar[53]; kâh baş­larını kaldırıp semaya bakıyorlar, kâh gözlerini yere dikiyorlardı! [54]<br />
<br />
Sabaha girdikleri sırada[55], güneş doğarken[56]´, gökten, onlara göklerin bütün gürlemelerini, yer yüzünün bütün çığlıklarını içinde taşıyan[57] öyle bir bağırışla bağırıldı ki, bir anda göğüslerindeki kalbleri parçalandı!´[58]<br />
<br />
Canları, bedenlerinden uçtu! Solukları, kımıldamaları, kesiliverdi!<br />
<br />
Altlarından da, son derece şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldılar. [59]<br />
<br />
Allah´ın Hareminin, bu azabdan koruduğu bir tek kimseden başka, doğu, batı arasında, onlardan, helak olmadık bir kimse kalmadı! [60]<br />
<br />
Kurtulan o tek kişi ise, Ebû Rigal idi. [61]<br />
<br />
Âd kavminin helaki ile Semud kavminin helaki arasındaki süre, bes yüz y.ld.. [62]<br />
<br />
<br />
<br />
Kur´ân-I Kerimin Semud Kavmi Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselamın Semud Kavmine gönderilişi ve onların kötü tutum ve dav­ranışları ve akıbetleri Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:<br />
<br />
"And olsun ki: Eshab-ı Hicr da, Peygamberleri, yalanlamışlardır.<br />
<br />
Biz, onlara, âyetlerimizi vermiştik te, onlar, bunlardan yüz çevirici idiler.<br />
<br />
Onlar, dağlardan, emîn emin evler, yontar, oyarlardı. [63]<br />
<br />
And olsun ki: biz, Semud (kavmına) da;<br />
<br />
"Allah´a, ibadet ediniz!" diye kardeşleri Salih´i gönderdik.<br />
<br />
Bir de, ne görsün: onlar, birbirleriyle çekişir iki fırkadır!<br />
<br />
Salih:<br />
<br />
"Ey kavmim! Niçin iyiden (ve güzelden) önce, çarçabuk kötüyü (azabı) isti­yorsunuz !<br />
<br />
Allah´dan, yargılanmanızı istemeli değil misiniz (Böyle yaparsanız) umulur ki, esirgenirsiniz." dedi.<br />
<br />
"Biz, senin yüzünden ve maiyyetinde bulunan kimseler (Mü´minler) yüzünden, uğursuzluğa uğradık!" dediler.<br />
<br />
(Salih):<br />
<br />
"Sizin (bütün) emel ve hareketleriniz), Allah katında gizli değildir.<br />
<br />
Belki, siz, imtihana çekilmekte olan bir kavmsiniz!" dedi.<br />
<br />
O şehirde (Hıcrda, düşman) dokuz erkek vardı ki, bunlar, yer (yüzün)de fesad çıkarıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.<br />
<br />
Onlar, Allah adıyla andlaşarak:<br />
<br />
Ona (Salih´e) ve Ehline, her halde bir gece baskın yapalımf hepsini öldürelim) Sonra da, Velîsine: and olsun ki; biz, o ailenin helakinde hâzır değildik.<br />
<br />
Şüphesiz ki: biz, (bu sözümüzde) elbette sâdıklarız! diyelim." dediler.<br />
<br />
Onlar, böyle bir tuzak kurdular.<br />
<br />
Biz de, kendilerinin haberleri olmadan, onların planlarını, altüst ediverdik! [64]<br />
<br />
....O<br />
<br />
Ey kavmim! Allah´a, ibadet ediniz!<br />
<br />
Sizin, O´ndan başka, hiç bir İlâhınız yoktur.<br />
<br />
O, sizi, topraktan meydana getirdi.<br />
<br />
Sizi, orada ömür geçirmeye (veya imâra) memur etti.<br />
<br />
O halde, O´ndan, yargılanmak dileyiniz.<br />
<br />
Sonra, Ona tevbe ediniz.<br />
<br />
Şüphe yok ki, Rabbim(in Rahmeti) çok yakındır.<br />
<br />
O (duaları da) kabul edendir. [65]<br />
<br />
Düşününüz ki: (Allah) sizi, Âd´dan sonra, Hükümdarlar yaptı.<br />
<br />
Yer yüzünde sizi yerleştirdi.<br />
<br />
Ovalarından köşkler yapıyor, dağlarından, evler yontuyorsunuzdur.<br />
<br />
Artık, (hepiniz) Allah´ın lütuflarını anınız.<br />
<br />
Yer yüzünde fesadcılar olup taşkınlıklar yapmayınız!" dedi. [66]<br />
<br />
"Ey Salih! Sen, bundan önce, içimizde ümid beslenen biri idin.<br />
<br />
(Şimdi) Atalarımızın taptığı şeylere tapmamızdan bizi vaz geçirmek mi istie-yorsun !<br />
<br />
Senin, bizi (İbadete) davet ettiğin (Rab)dan, hakîkaten, şüphe içindeyiz, şüphe-leniciyiz!" dediler.<br />
<br />
(Salih):<br />
<br />
"Ey kavmim! Ya ben, Rabb´ımdan (gelen) apaçık bir Mucizenin üzerinde isem, ve O Rab, Kendinden, bana bir Rahmet (Peygamberlik) vermişse, buna, ne diye­ceksiniz<br />
<br />
O halde, Allah´ın (intikamından -eğer, Ona isyan edersem- (kurtarmak husu­sunda) bana, kim yardım eder<br />
<br />
Demek, siz, beni ziyana uğratmaktan, (bunu) bana karşı artırmaktan başka bir şey yapmayacaksınız [67]<br />
<br />
Şüphesiz ki, ben, size (gönderilmiş) emîn bir Peygamber´im. Artık, Allâh´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.<br />
<br />
Ben, buna karşılık, sizden, hiç bir ücret istemiyorum.<br />
<br />
Benim mükâfatım, âlemlerin Rabb´ından başkasına aid değildir.<br />
<br />
Siz, buradafki nimetlerin içinde), bağların, pınarların içinde, ekinliklerin ve do-murcukları nazik ve yumuşak hurma ağaçlarının içinde emîn emîn bırakılacak mısınız<br />
<br />
Dağlardan, şımarık şımarık evler yontuyorsunuz. Artık, Allah´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.<br />
<br />
Ifratcıların emrine boyun eğmeyiniz ki, onlar, yer (yüzün)de fesad yapar, ıslah etmez kimselerdir." dedi.<br />
<br />
"Sen, ancak (hızlı) büyülenmişlerdensin!" dediler. [68]<br />
<br />
Onun kavminden (iman etmeyi) kibirlerine yediremeyen ileri gelenleri de, kendi­lerince her görünenlere, onların içinden iman edenlere:<br />
<br />
"Siz, Salih´in, gerçekten, Rabb´ı katında gönderilmiş bir Peygamber olduğunu biliyor musunuz " dediler.<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"Biz, doğrusu, onunla ne gönderildiyse, ona, iman edicileriz!" dediler. [69]<br />
<br />
Yine, kibirlenen kimseler:<br />
<br />
"Biz, doğrusu, o, sizin iman ettiğinize münkir ve kâfir olanlarız! [70]<br />
<br />
Salih´e de:<br />
<br />
"Sen, bizim gibi bir beşerden başkası değilsin!<br />
<br />
Bununla beraber, eğer (Peygamberlik dâvasında) doğruculardan isen, haydi bir âyet (bir mucize) getir!" dediler. [71]<br />
<br />
(Salih):<br />
<br />
"Ey kavmim! İşte, size bir âyet (bir Mucize) olmak üzere Allâhın şu dişi Devesi!<br />
<br />
Artık, onu, serbest bırakınız. Allâhın arzında otlasın... [72]<br />
<br />
İşte, bu Dişi Deve!<br />
<br />
Su içme hakkı, (bir gün) onundur.<br />
<br />
Belli bir günün su içme hakkı da, sizindir.<br />
<br />
Ona, bir kötülükle ilişmeyiniz!<br />
<br />
Sonra, sizi, büyük bir günün azabı, yakalar!" dedi. [73]<br />
<br />
Derken. O Dişi Deve´yi -ayaklarını keserek- öldürdüler.<br />
<br />
Salih! Eğer, sen, gönderilmiş Peygamberlerden isen, bizi, tehdid edip durdu­ğun azabı, getir bize! dediler. [74]<br />
<br />
Rab´lerinin, emrinden (uzaklaşarak) isyan ettiler ve:<br />
<br />
Salih! Eğer, sen, gönderilrr m azabı, getir bize! dediler<br />
<br />
.....Bunun üzerine (Salih):<br />
<br />
"Memleketinizde üç gün daha yaşayınız!<br />
<br />
İşte, bu, yalanı çıkarılamayacak bir tehdiddir!" dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, azab emrimiz geldi. [75]<br />
<br />
Sabaha girdikleri sırada, onları, o (korkunç) Bağırış, yakalayiverdi!<br />
<br />
Kazanageldikleri o şeyler, kendilerinden (hiç bir azabı) def edemedi. [76]<br />
<br />
Salih´i de, onun maiyyetinde iman etmiş olanları da, tarafımızdan bir rahmet ola­rak (azabdan ve) o günün rüsvaylığından kurtardık.<br />
<br />
Şüphesiz ki, Rabb´ın, O, çok kuvvetlidir, mutlak galibdir.<br />
<br />
O zalimleri ise, korkunç bir ses alıp götürdü de, yurdlarında dizüstü çöken (can­ları çıkan) kimseler oluverdiler!<br />
<br />
Sanki, orada (hiç) oturmamışlardı!<br />
<br />
Haberiniz olsun ki: Semud (kavmi), hakikaten, Rab´lerine küfr ettiler.<br />
<br />
Gözünüzü acınız, iyi biliniz ki: Semud´a (Allah´ın Rahmetinden) uzaklık (verilmiştir.) [77]<br />
<br />
Semud (kavminin helak edilmesinde) de, (bir ibret vardır). Hani, onlara:<br />
<br />
Bir zamana kadar, yararlanadurunuz! denilmişti de, Rab´lannın emrinden uzak­laşıp azmışlardı.<br />
<br />
İşte (bu yüzden) kendileri de, göre göre, onları Yıldırım tutuvermişti de, ayakta durmağa güç yetiremediler, bir yardım da, göremediler. [78]<br />
<br />
İşte, sana! Onların, kendi zulümleri yüzünden ıpıssız kalmış evleri!<br />
<br />
Şüphe yok ki, bilecek bir kavim için, bunda (ibret verici) bir nişane vardır[79]<br />
<br />
İman edip te (fenalıktan) sakınır olanları, biz (dâima) kurtardık. [80]<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselâmın Hacca Gidişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Veda´ Haccında, Osfan vadisine vardığı zaman, Hz.EbÛ Bekr´e: "Ey Ebû Bekr! Bu, hangi vadidir " diye sormuş, Hz.Ebû Bekr: "Osfan vadisidir!" deyince, Peygamberimiz, Salih Aleyhisselâmın da, beline aba tutunmuş, belinden yukarısını, alacalı bir kumaşla bürümüş, genç ve kızıl tüylü, yuları hurma lifinden örülmüş dişi bir deve üzerinde olduğu halde, Hacc için, buradan, Telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir. [81]<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselâmın Helak Olan Kavmine Hitab Edişi Ve Mekke´ye Gidişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm; Semud kavmini, Yüce Allah´a iman ve ibâdete davet et­mekle uğraşmıştı. [82]<br />
<br />
Semud kavminin helakinden sonra, Hicr´den ayrılırken, onlara şöyle hitab<br />
<br />
etti[83]:<br />
<br />
".....Ey kavmim! And olsun ki: ben, size, Rabb ´imin Elçiliklerini tebliğ etmişimdir.<br />
<br />
Size, hayrhahlık göstermişimdir.<br />
<br />
Fakat, siz, hayrhahları sevmezsiniz ki!" dedi. [84]<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, yanında bulunan Mü´minlere de:<br />
<br />
"Ey kavmim! Şüphe yok ki, burası, halkına, Allah´ın gazab etmiş olduğu bir yerdir.<br />
<br />
Buradan, hemen göç ediniz ve Allah´ın Harem´ine ve Emân´ına gidip kavuşu­nuz!" dedi.<br />
<br />
Abalarının içinde ihrama girdiler. Lifden yularlı, genç, kızıl tüylü develeri ye­deklerine alarak yola düştüler. Telbiye ede ede gittiler, Mekke´ye varıp kavuştu­lar. Hayatlarının sonuna kadar orada kaldılar.<br />
<br />
Kabirleri, Kâbenin batısında, Dârünnedve ile Hicr arasında bulunmaktadır. [85]<br />
<br />
Rivayete göre: Salih Aleyhisselâm vefat ettiği zaman iki yüz elli sekiz[86] veya iki yüz seksen yaşında idi. [87]<br />
<br />
<br />
<br />
Haremin Azabdan Koruduğu Tek Adam Ebû Rigal Ve Akıbeti:<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm; Tebük seferinde Hıcr´dan geçerken, Se­mud kavminden, ancak, Harem´in korumuş olduğu bir tek adamın sağ kaldığını ha­ber vermişti.<br />
<br />
Eshabı kiram: "Ey Allah´ın peygamberi! Kim´di o adam " diye sordular. Peygam­berimiz:<br />
<br />
"Ebû Rigal´dır!" buyurdular. [88] Ebû Rigal, Sakıtların atasıydı. [89]<br />
<br />
Salih Aleyhisselamın da, kölesi idi. [90]<br />
<br />
Onu, Mekke tarafına, Sadaka, Zekât Tahsildarı olarak göndermişti.<br />
<br />
Ebû Rigal; sütü çekilmiş yüz koyunu, ayrıca bir koçu ve bir de, akşamleyin an­nesi ölmüş bir oğlan çocuğu bulunan bir adamın yanına vardı.<br />
<br />
Ona: "Beni, sana, Resûlullâh gönderdi!" dedi.<br />
<br />
Adam: "Resûlullah´ın Elçisi, hoş geldi, safa geldi. İstediğini, al!" dedi.<br />
<br />
Ebû Rigal, koyunlardan, sütlü olanı, aldı.<br />
<br />
Adam: "O, annesinin ölümünden sonra, sağ kalan şu çocuğundur. Onun yeri­ne, on koyun al!" dedi.<br />
<br />
Ebû Rigal: "Hayır!" dedi.<br />
<br />
Adam: "Yirmi koyun al!" dedi.<br />
<br />
Ebû Rigal: "Hayır!" dedi.<br />
<br />
Adam: "Elli koyun al!" dedi.<br />
<br />
Ebû Rigal: "Hayır!" dedi.<br />
<br />
Adam: "Şu bir koyundan başka, koyunların hepsini al!" dedi. [91]<br />
<br />
Ebû Rigal: "Hayır!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, adam: "Eğer, sen, süt içmeyi seversen, ben de, severim" di­yerek ok çantasındaki okları, serdi. Sonra da:<br />
<br />
"Ey Allâhım! Sen, şâhid ol!" dedi. Yayına, bir ok yerleştirip Ebû Rigal´i öldür­dü. "Bunun haberi, Allah´ın Peygamberine, benden önce, erişmesin!" dedi. Sa­lih Aleyhisselamın yanına varıp Ebû Rigal´in yaptıklarını haber verdi.<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, ellerini, göğe kaldırdı. Üç kerre:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Ebû Rigal´e, lanet et!" diyerek dua etti. [92]<br />
<br />
Ebû Rigal´i öldüren, Kays. Aylanlardan Münebbih b.Hevâzin´in oğlu Sakıf idi.<br />
<br />
Semûd kavmine gönderilen peygamber. Hazret-i Âdem’in on dokuzuncu batından torunudur.<br />
<br />
Hûd aleyhisselamın peygamber olarak gönderildiği Ad kavmi, isyânları sebebiyle büyük bir azaba düşüp, helâk olmuştu. Îmân ettikleri için bu azaptan kurtulan insanlar ise kendilerine yeni yurtlar kurmak üzere çeşitli bölgelere dağıldılar. Bu dağılan insanlardan bir kısmı Semûd denilen kimsenin evlatlarıdır. Semûd kavmi, Şam ile Hicaz arasındaki Hicr denilen bölgede yerleşmişti. Bu sebeple “Eshâb-ül-Hicr” de denilen bu kavim, gün geçtikçe çoğalıp büyüdü. Dokuz kabîleden meydana geldi. Çok çalışıp, bağlar, bahçeler yetiştirdi. Çöllerin kuru sıcağından kurtulup, dağları oyarak tepelere saraylar, ovalara köşkler kurdular. Sanatta ve servette iyice ilerlediler. Ancak, zevk ve safâya düşüp daha önce kendilerine Hûd aleyhisselam tarafından bildirilen, hak dinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Kabîle reislerinin de zulme ve haksızlığa başlamaları üzerine, gittikçe çözülen, Semûd kavmi, nihâyet ağaçtan ve taştan putlar yapıp tapmaya başladılar. Saptıkları kötü yolda sürüklenerek, tevhid esâsından, Allahü teâlâya îmân etmekten tamâmen uzaklaştılar. Câhil ve azgın bir kavim oldular.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam, bu kavim arasında herkesle iyi geçinen, fakirlere yardım eden, zayıfları koruyan ve üstün ahlâkıyla sevilen bir zâttı. Kırk yaşlarına geldiği sırada, Allahü teâlâ onu Semûd kavmine, doğru yolu göstermek üzere peygamber olarak gönderdi. Sâlih aleyhisselam kavmini îmâna dâvet edip, putlara tapmaktan, zulümden ve diğer bütün kötülüklerden uzak durmalarını ısrarla söyledi. Kavmine; “Gerçekten ben size gönderilen güvenilir bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun, bana itâat edin.” diyerek dâvetini açıkladı.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselamın bu dâveti karşısında pek az kimse îmân etti. Kavmin çoğunluğu îmân etmemekte direndi. Servetlerine güvenen, zevk ve safâ içinde kendinden geçip, zulme başvuran inkârcılar, Sâlih aleyhisselama; “Sen de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin!” diyorlar, onu, “büyülenmiş, yalancı” sayıyorlardı. Sâlih aleyhisselam ise kavmini îmâna dâvet etmeye devam ediyor ve şöyle diyordu:<br />
<br />
“Ey Semûd kavmi! Siz içinde bulunduğunuz bu güzel bağ ve bahçelerle, bu yemyeşil ekinler, altın başaklarla, güzel hurmalarla ve çağlayan sularla berâber ebedî olarak burada kalacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu evleri kim yaptı. Şimdi kim oturuyor, hiç düşünüyor musunuz? Bu bağların ve bahçelerin ilk sâhipleri kimlerdi, şimdi kim oturuyor? Belki onlar da sizin gibi kendilerini burada ebedî kalacak zannediyorlardı. Fakat hepsi ölüp gittiler. Siz de gelip geçenler gibi öleceksiniz. Bunlar size kalmayacak. Âhirette, yaptıklarınızdan birer birer hesâba çekileceksiniz. Henüz fırsat eldeyken bana tâbi olun. Şunu iyi bilin ki, bugün sizi aldatıp, Allah’a isyân ettirenler, ilâhî azaptan kendilerini de sizi de kurtaramayacaklardır. Çünkü onlar da sizin gibi âciz insanlardır.”<br />
<br />
Allahü teâlâ, Semûd kavmine isyân ve taşkınlıktan vaz geçmeleri için, kadınlarını kısır bıraktı. Ağaçlar kuruyup meyve vermedi. Semûdluların bir kuyu hâricindeki bütün suları kurudu. Sâlih aleyhisselama kin ve öfkeyle gelen Semûdlular: “Ey Sâlih! Aramıza fesâd karıştırdın. Mallarımıza, çoluk-çocuğumuza, bize zarar verdin. Buradan çekil git. Yoksa seni öldürürüz.” dediler. Sâlih aleyhisselam bir müddet onlardan ayrılıp tenhâ yerlere gitti. Bir müddet sonra tekrar dönüp Semûdluları îmâna dâvet etti. Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselamdan mucize göstermesini istedi. Ancak mucizeleri gördükleri hâlde yine îmân etmediler.<br />
<br />
Yine bir gün Sâlih aleyhisselama gelip: “Eğer doğru söylüyorsan, şu dağdaki sarp kayalardan kızıl tüylü ve doğurmak üzere olan bir dişi deve çıksın. O zaman sana îmân ederiz.” dediler. Bunu istemekten maksatları akıllara durgunluk verecek, insanları şaşırtacak bir iş isteyip, yapamamasını ve mahcup olmasını düşündüler.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam; “Allahü teâlâ her şeye kâdirdir, böyle bir mucize görürseniz, dağdan akan pınar suyunun bir gün deveye, bir gün size âit olmasına râzı mısınız?” dedi. Semûd kavmi böyle bir şey olamayacağını düşünerek; “Bu şartı da kabul ediyoruz.” dediler.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselamın bu şarttan maksâdı; dağdan gelen pınar suyunun az olması ve azgın insanların sâhiplenmesi sebebiyle zor durumda kalan kimselere yardımcı olup, devenin hissesi olan suyu fakir ve zayıflara vermekti.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam onlara; “Benimle sözleştiğinizi unutmayın, şâyet deve çıkınca ona bir zarar verirseniz ve verdiğiniz sözlerde durmazsanız acı bir azâba uğrarsınız.” dedi. Semûd kavmi; “Sen deveyi çıkar, her istediğini kabul edeceğiz. Aksine bir iş yaparsak azâbı da kabul ediyoruz.” dediler. Nihâyet devenin çıkmasını istedikleri dağın kayalıkları önünde toplanıp, beklemeye başladılar.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam böyle bir mucize vermesi için Allahü teâlâya dua etti ve duası kabul oldu. Kaya yarılıp, arasından istedikleri gibi bir deve çıktı. Deve, iki yana dizilip hayret ve şaşkınlıktan donakalan Semûd kavmi arasından salına salına yürümeye başladı. Sonra da bir yavru doğurdu. Bu mucizeyi görenlerden bir kısmı îmân etti. Diğer bir kısmı ise menfaatlerinin ve zulümlerinin ortadan kalkacağını görerek bir türlü îmân etmediler. Sâlih aleyhisselam onlara sözlerinde durmalarını, aksi takdirde ağır bir azâba düşeceklerini söyledi. Fakat inad ve inkârdan vazgeçmediler. Suyun taksimi işi de kendilerine ağır gelip kendilerine göre çâreler aramaya başladılar.<br />
<br />
Mucize olarak kayadan çıkan deve, yavrusuyla birlikte her tarafı dolaşıyor, su içme nöbeti olduğu gün de suyun başına gelip suyu tamâmen içiyordu. Su içmesi de ayrı bir mucize olup tonlarca su içiyor, su vücûdunda kayboluyordu. Suyu içip bitirince, su çıkan yerde oturuyordu. Îmân edenler, ondan bir kabîleye yetecek kadar bol süt sağıyorlar, sütten içiyor ve yiyecekler yapıyorlardı. Böylece inananların îmânı kuvvetlenir, inkârcıların kinleri artardı. Bu mucize karşısında âciz kalan Semûd kavmi, deveyi ödürmeyi plânlıyordu. Nitekim, Sâlih aleyhisselamın nasîhat edip, îmân etmeye çağırdığı bir sırada, onlar, su içmekte olan deveyi göstererek; “Güyâ şu deveyi öldürsek biz helâk olacakmışız! Onu öldürelim de gör!” dediler.<br />
<br />
Nihâyet çeşitli plânlar kurarak deveyi öldürdüler. Sonra da Sâlih aleyhisselama; “İşte deveyi öldürdük. Eğer söylediğin gibi bir peygambersen söylediğin azâbı getir.” dediler.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam bu azgın kavme şefkat ve merhâmetle nasîhat edip; “Ey kavmim! Nedir bu yaptığınız? Sizin için bir imtihan vesîlesi olan deveyi de öldürdünüz. İnkârda ve günahkârlıkta ısrar ettiniz. Buna rağmen tövbe kapısı açıktır. Neden azâbın gelmesini istiyorsunuz, tövbe ediniz!” dedi. Bu son dâvete de sert cevaplar veren Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselamı, âilesini ve îmân edenleri de öldürmeyi plânlamaya başladılar.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam bu azgın kavme şöyle dedi: “Yurdunuzda üç gün daha kalın, birinci gün yüzünüz sararacak, ikinci gün kızaracak, üçüncü gün siyahlaşacak, dördüncü gün ise üzerinize azâb gelerek sizi helâk edecektir!”<br />
<br />
Sâlih aleyhisselamın söylediği bu günler gelip çattı. Bu sırada Semûd kavmi Sâlih aleyhisselamı ve inananları öldürme teşebbüsüne giriştiler. Onlar harekete geçmeden, Cebrâil aleyhisselam gelip, durumu Sâlih aleyhisselama bildirdi. Sâlih aleyhisselam da îmân edenlerle birlikte oradan uzaklaşıp gitti.<br />
<br />
Birinci günde bâzı acayib hâller zuhûr etti. Devenin bastığı yerlerden kan fışkırdığı, ağaçların yapraklarının kızardığı, kuyu suyunun kan renginde ve insanların yüzlerinin sapsarı olduğu görüldü. İkinci günde Semûdluların yüzleri kana boyanmış gibi kıpkırmızı oldu. Bu belirtileri gören Semûdlular azâbın geleceğine kanâat getirip feryât ettiler. Yüzlerinin siyahlaştığı üçüncü gün, evini sarıp hücum ettikleri Sâlih aleyhisselamın, şehirden çıkıp gittiğini anladılar. O gün, gece yarısından sonra, sabaha karşı şiddetli bir sarsıntı ve dağlardan fışkıran ateş ile Semûd kavminin yurdu altüst oldu. Sayhanın (sarsıntının) şiddetinden hepsinin ödleri patladı. Hepsi helâk olup gittiler. Bundan sonra da yurtları hiç mâmur edilmedi. Sanki hiç insan yaşamamış bir yer hâlini aldı.<br />
<br />
Semûd kavmi helâk edildikten sonra Sâlih aleyhisselam, îmân edenlerle birlikte gelip, yerle bir edilen şehre ibretle bakarak; “Ey kavmim! Sizden hiçbir ücret istemeden, sizi sâdece Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet ettim ve bunu size tebliğ ettim. Bu duruma düşmeyesiniz diye, size nice nasîhatlar yaptım. Fakat siz dinlemediniz. Sonra bu azâba uğradınız!” dedi.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam, kavminin helâkinden sonra kendisine îmân edenlerle birlikte Mekke’ye veya Şam taraflarına gitti. Remle kasabasına yerleşti. Hadramût tarafına gittiğine dâir rivâyetler de vardır.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmin değişik âyet-i kerîmelerinde, Sâlih aleyhisselamdan ve kavminden bahsedilmekte olup, Semûd kavminin helâk edilişi meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
Semûd kavmine gelince: Biz onlara doğru yolu gösterdik de onlar, körlüğü (câhillik ve sapıklığı) hidâyete tercih ettiler. Bunun üzerine onları, kazandıkları (işledikleri) günâh yüzünden şiddetli azap yıldırımı yakalayıverdi. Îmân edip de azâbımızdan korkanları ise kurtardık. (Fussilet sûresi: 17-18)<br />
<br />
Sâlih aleyhisselamın mucizeleri:<br />
1. Kayadan deve çıkartması.<br />
<br />
2. Sâlih aleyhisselamın kavminin bulundukları yerde hamt denilen meyvesiz ağaçlardan başka ağaç yoktu. “Hak peygambersen, bu ağaçlar meyve versin!” diye kendisine mucize teklifinde bulundular. Sâlih aleyhisselam dua edince, bu ağaçların hepsi çeşit çeşit meyveler verdi.<br />
<br />
3. Sâlih aleyhisselamın duası bereketiyle büyük taştan su çıkmıştır.<br />
<br />
4. Sâlih aleyhisselamın çadırına ateş tesir etmemiştir. Şöyle ki, kavmi koyuncu idi. Senenin bâzı aylarını sahralarda, yaylalarda çadır kurarak geçirirlerdi. Îmân etmeyenlerden biri, gizlice Sâlih aleyhisselamın çadırını ateşe verince, çadır yanmağa başladı. Bunun üzerine kavminden kâfir olanlar; “Hak peygamber isen, çadırındaki yangını söndür!” diye alay etmeye, eğlenmeye başladılar. Hazret-i Sâlih, yangının sönmesi için dua edince, kendi çadırı kurtulup, ateş kâfirlerin çadırlarına geçti ve hiçbir çadır kalmayıp, içindeki eşyâlarla berâber, yanıp kül oldu</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Salih Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Salih Aleyhisselamın Soyu Ve Mesleği:<br />
<br />
Salih b.Ubeyd[1], b.Esif[2] veya Asit[3], b.Kemaşic[4] veya Masic[5] veya Masih[6] b.Ubeyd, b.Hadir[7] veya Hazir[8] veya Cadir[9] veya Hacir[10] b.Semud[11]´, b.Âbir[12] veya Cair[13] b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisse!amdır. [14]<br />
<br />
Salih Aleyhisselam; Semud kavmi içinde Baba ve Ana soyu yönünden en seç­kin ve üstün bir durumda idi. [15]<br />
<br />
Kendisi, daha önce ticaretle uğraşırdı. [16]<br />
<br />
Salih Aleyhisselamın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselama benzerdi. Beyaza çalar kırmızı benizli idi.<br />
<br />
Düz saçlı idi. Kıvırcık saçlı değildi.<br />
<br />
Kendisi, İsâ Aleyhisselam gibi yalın ayak yürür, ayakkabı giymezdi. [17]<br />
<br />
Semuo Kavmi Ve Yurdları:<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm in kavmi, İkinci Âd diye anılan Semud kavmi olup Arabul´-âribedendir. [18]<br />
<br />
Yüce Allah, Birinci Âd´ı, yâni Hûd Aleyhisselamın kavmini helak ettikten son­ra, onların ardından Semud kavmini yer yüzüne hâkim kılmıştı. [19]<br />
<br />
Yüce Allah, Semud kavmini, uzun ömürlü yaratmıştı.<br />
<br />
Hattâ, onlardan, bir kimse, kendisine taştan, çamurdan bir ev yapar, adam, daha sağ iken, ev, yıkılır giderdi.<br />
<br />
Bunun için, onlar, dağlarda kayaları oyarak kendilerine evler edindiler ve ge­çim bolluğu içinde yaşadılar durdular. [20]<br />
<br />
Semud kavmi; Hicaz´la Şam arasında Vâdilkura´ya kadar uzanan Hicr bölge­sinde otururlardı. [21]<br />
<br />
(Hicr; Semud kavminin, Medine ile Şam arasında bulunan yurdlarının adıdır.)<br />
<br />
Istahrî, Hicr hakkındaki müşâhadelerini şöyle anlatır: Hicr, halkı, az bir kariyedir. Dağlar arasında olup Vâdilkura´ya bir günlüktür.<br />
<br />
Yüce Allah´ın buyurduğu gibi, Semud kavminin, dağlardan yontmuş oldukları evler (Şuarâ: 149), buradadır.<br />
<br />
Esâlis diye anılan dağlar içinde, bizim evlerimizin teşkilatına benzer dağlar gi­bi yükselmiş evler gördüm.<br />
<br />
Uzaktan bakan, onları, birbirine bitişik dağ sanar.<br />
<br />
Ortasına varınca, her birinin münferid ve kendi kendine dikili durduklarını görür.<br />
<br />
Dolaşacak olan, onlardan her birinin çevresini, seğirterek zahmetsizce dola­şabilir.<br />
<br />
Evlerden her biri, kendi kendine ayakta durmaktadır.<br />
<br />
İnsan, onların üzerine, ancak, son derecede zahmet çekerek çıkabilir.<br />
<br />
Yüce Allah´ın:<br />
<br />
"... İşte, dişi deve! Su içme hakkı, bir gün, onundur. Belli bir günün su içme hak­kı da, sizindir." (Şuarâ: 155) buyurduğu Semud kuyusu da, Hicrdedir."[22]<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselamın Semud Kavmine Peygamber Olarak Gönderilişi:<br />
<br />
<br />
Semud kavmi, işi büsbütün azıtıp Allah´ın emrine aykırı olarak putlara tapma­ğa[23], yer yüzünde fesad çıkarmağa[24], taşkınlık etmeğe başladıkları zaman[25],<br />
<br />
Yüce Allah, onlara, Salih Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi. [26]<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, Semud kavmini, bütün putları atarak[27] Bir olan Allah´a, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın iman ve ibadet etmeye davete başladı. [28]<br />
<br />
"Fakat, onlar; Salih Aleyhisselâmı ve tebligatını, küfr ve inkârla karşıladılar. [29]<br />
<br />
Zâten, Semud kavmi, kendilerine Salih Aleyhisselâmdan önce gönderildikleri an­laşılan ve fakat, isimleri ve kıssaları, Kur´ân-ı Kerimde açıklanmamış olan başka Peygamberleri de, yalanlamış durmuşlardı. [30]<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, davet ve tebligatına ısrarla devam etti.<br />
<br />
Davetini, kabul etmedikleri takdirde, Allah´ın gazabına ve azabına uğrayacak­larını, onlara haber verdi. [31]<br />
<br />
Semud kavmi ile yirmi yıl uğraştı. [32]<br />
<br />
İş, uzayıp gidince, Salih Aleyhisselâmdan, söylediklerini doğrulayacak bir âyet, bir Mucize göstermesini istediler.<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, onlara:<br />
<br />
"Nasıl bir Mucize istersiniz " diye sordu.<br />
<br />
Semud kavminin, her yıl belli bir günde putlarını yanlarına alarak çıkıp kutla­dıkları bir Bayramları vardı.<br />
<br />
Sen, kendi İlâhına yalvar.<br />
<br />
Biz de, kendi ilâhlarımıza yalvaralım.<br />
<br />
Eğer, senin İlahın, duanı kabul ederse, biz, sana tâbi olalım.<br />
<br />
Eğer, bizim ilahlarımız, duamızı kabul ederse, sen, bize tâbi ol!" dediler.<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Olur!" dedi.<br />
<br />
Semud kavmi, Vesenleri, putları ile birlikte bu Bayramlarını kutlamağa çıktılar.<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm da, onlarla birlikte gitti.<br />
<br />
Semud kavmi, dualarında: Salih Aleyhisselamın yapacağı duasından hiç bir şeyi kabul etmemesini Vesenlerinden, putlarından istediler.<br />
<br />
O zaman, Semud kavminin Seyyidi, Ulu kişisi olan Cenda´ b.Amr:<br />
<br />
"Ey Salih! Şu kayanın yanına bizimle birlikte git. Kayanın içinden, bizim için, şöyle şöyle vasıfda bir dişi deve çıkarırsan, senin Peygamberliğini, doğrular ve sana, iman ederiz!" dedi.<br />
<br />
Salih Aleyhisselam, bunu yaptığı takdirde, Peygamberliğini tasdik ve kendisi­ne iman edecekleri hakkında onlardan kesin söz aldıktan sonra[33], kayanın ya­nında namaz kıldı[34], Yüce Allah´a dua edince, kaya, sanki, doğum sancısı gibi sancılandı. [35]<br />
<br />
Gebe bir kadının hareketi gibi, hareket etti. [36] Titredi, sonra da, ikiye ayrıla­rak, içinden, istedikleri vasıfta bir Deve çıktı. [37]<br />
<br />
Kaya, bir deve doğurdu. [38]<br />
<br />
Semud kavmi, bu Deve´yi, istedikleri kadar sağarlar, kablarını, kaçaklarını süt­le doldururlardı. [39]<br />
<br />
Bunun üzerine, Cenda´ b.Amr ile kavminden bazı kişiler, Salih Aleyhisselama iman etti. [40]<br />
<br />
Cenda´ b.Amr´ın amcasının oğlu Şihab b.Halife gibi Semud kavminin bazı Eş­rafı da, Salih Aleyhisselama iman etmek ve tâbi olmak istedilerse de, Vesenleri-nin sahipleri olan Eşraftan Zuab b.Amr ile Habbab ve Rebab, engel oldular. On­lar da, bunlara uyarak, Müslüman olmaktan vaz geçtiler. [41]<br />
<br />
<br />
<br />
Semud Kavminin Mucize Deveyi Öldürmeleri Ve Salih Aleyhisselâmı Da Öldürmeğe Kalkışmaları: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselam, Rabb´inin, kendisine verdiği Devesinden hiç ayrılmazdı. O, nereye yönelse, onun yanında bulunurdu. [42]<br />
<br />
Deve, bir gün, Semud kavminin suyundan içer, bir gün de, onlar Deve´nin sü­tünü sağar, içerlerdi.<br />
<br />
Semud kavmi, Rab´larının emrine karşı, kibir ve gurura düştüler, azgınlık etti­ler, Deveyi boğazladılar. [43]<br />
<br />
Deveyi boğazlıyanlardan birisi: kızıl.sarışın, gök gözlü, köse, kısa bir adamdı.<br />
<br />
Öteki de, uzun boylu, akılsız ve titrek bir kimse idi. [44]<br />
<br />
Ana deve, kesilince, yavrusu kaçıp dağa çıktı. [45]<br />
<br />
Yavru deve, Salih Aleyhisselâmı görünce, ağladı ve üç kerre böğürdü.<br />
<br />
Salih Aleyhisselam; Semud kavmine:<br />
<br />
"Her böğürüş, bir eceldir: Yurdunuzda, üç gün daha yaşayacaksınız! Bu, ya-lanlanamayacak bir Va´d´dir!" dedi.[46]<br />
<br />
Semud kavminden, Salih Aleyhisselâmı, öldürmeğe kalkışanlar, oldu. Fakat, Al­lah, onu, korudu. [47]<br />
<br />
<br />
<br />
Semud Kavminin Helak Oluşu:<br />
<br />
<br />
<br />
Semud kavmi, Salih Aleyhisselâmla alay ederek, azaba, ne zaman uğrayacak­larını, sordular.<br />
<br />
Salih Aleyhisselam:<br />
<br />
"Azab alâmeti: birinci günde, yüzleriniz, sararmış olarak sabaha çıkacaksınız!<br />
<br />
İkinci günde, yüzleriniz, kızarmış olarak sabaha çıkacaksınız!<br />
<br />
Üçüncü günde, yüzleriniz, kararmış olarak sabaha çıkacaksınız!" dedi.<br />
<br />
Gerçekten de, ilk günde sabaha çıktıkları zaman, küçük büyük, erkek, kadın, hepsinin yüzleri, sanki, haluk kokusu sürünmüş gibi sapsarı kesilmişti. [48]<br />
<br />
Bunun üzerine, Semud kavmi, helak olacaklarını ve Salih Aleyhisselâmın doğ­ru söylemiş olduğunu anladılar. [49]<br />
<br />
İkinci gün, yüzleri, kızarmış olarak sabaha çıktılar.<br />
<br />
Üçüncü gün, yüzleri, kara boya sürünmüş gibi kararmış olarak sabaha<br />
<br />
çıktılar. [50]<br />
<br />
Dördüncü gün, pazar günü, sabaha çıktıkları zaman, kendilerine, azabdan, ce­zadan neler geleceğini, gelecek azabın, hangi yandan[51], üzerlerinden gökten mi yoksa, ayaklarının altından, yerden mi geleceğini[52] bilmiyorlar[53]; kâh baş­larını kaldırıp semaya bakıyorlar, kâh gözlerini yere dikiyorlardı! [54]<br />
<br />
Sabaha girdikleri sırada[55], güneş doğarken[56]´, gökten, onlara göklerin bütün gürlemelerini, yer yüzünün bütün çığlıklarını içinde taşıyan[57] öyle bir bağırışla bağırıldı ki, bir anda göğüslerindeki kalbleri parçalandı!´[58]<br />
<br />
Canları, bedenlerinden uçtu! Solukları, kımıldamaları, kesiliverdi!<br />
<br />
Altlarından da, son derece şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldılar. [59]<br />
<br />
Allah´ın Hareminin, bu azabdan koruduğu bir tek kimseden başka, doğu, batı arasında, onlardan, helak olmadık bir kimse kalmadı! [60]<br />
<br />
Kurtulan o tek kişi ise, Ebû Rigal idi. [61]<br />
<br />
Âd kavminin helaki ile Semud kavminin helaki arasındaki süre, bes yüz y.ld.. [62]<br />
<br />
<br />
<br />
Kur´ân-I Kerimin Semud Kavmi Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselamın Semud Kavmine gönderilişi ve onların kötü tutum ve dav­ranışları ve akıbetleri Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:<br />
<br />
"And olsun ki: Eshab-ı Hicr da, Peygamberleri, yalanlamışlardır.<br />
<br />
Biz, onlara, âyetlerimizi vermiştik te, onlar, bunlardan yüz çevirici idiler.<br />
<br />
Onlar, dağlardan, emîn emin evler, yontar, oyarlardı. [63]<br />
<br />
And olsun ki: biz, Semud (kavmına) da;<br />
<br />
"Allah´a, ibadet ediniz!" diye kardeşleri Salih´i gönderdik.<br />
<br />
Bir de, ne görsün: onlar, birbirleriyle çekişir iki fırkadır!<br />
<br />
Salih:<br />
<br />
"Ey kavmim! Niçin iyiden (ve güzelden) önce, çarçabuk kötüyü (azabı) isti­yorsunuz !<br />
<br />
Allah´dan, yargılanmanızı istemeli değil misiniz (Böyle yaparsanız) umulur ki, esirgenirsiniz." dedi.<br />
<br />
"Biz, senin yüzünden ve maiyyetinde bulunan kimseler (Mü´minler) yüzünden, uğursuzluğa uğradık!" dediler.<br />
<br />
(Salih):<br />
<br />
"Sizin (bütün) emel ve hareketleriniz), Allah katında gizli değildir.<br />
<br />
Belki, siz, imtihana çekilmekte olan bir kavmsiniz!" dedi.<br />
<br />
O şehirde (Hıcrda, düşman) dokuz erkek vardı ki, bunlar, yer (yüzün)de fesad çıkarıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.<br />
<br />
Onlar, Allah adıyla andlaşarak:<br />
<br />
Ona (Salih´e) ve Ehline, her halde bir gece baskın yapalımf hepsini öldürelim) Sonra da, Velîsine: and olsun ki; biz, o ailenin helakinde hâzır değildik.<br />
<br />
Şüphesiz ki: biz, (bu sözümüzde) elbette sâdıklarız! diyelim." dediler.<br />
<br />
Onlar, böyle bir tuzak kurdular.<br />
<br />
Biz de, kendilerinin haberleri olmadan, onların planlarını, altüst ediverdik! [64]<br />
<br />
....O<br />
<br />
Ey kavmim! Allah´a, ibadet ediniz!<br />
<br />
Sizin, O´ndan başka, hiç bir İlâhınız yoktur.<br />
<br />
O, sizi, topraktan meydana getirdi.<br />
<br />
Sizi, orada ömür geçirmeye (veya imâra) memur etti.<br />
<br />
O halde, O´ndan, yargılanmak dileyiniz.<br />
<br />
Sonra, Ona tevbe ediniz.<br />
<br />
Şüphe yok ki, Rabbim(in Rahmeti) çok yakındır.<br />
<br />
O (duaları da) kabul edendir. [65]<br />
<br />
Düşününüz ki: (Allah) sizi, Âd´dan sonra, Hükümdarlar yaptı.<br />
<br />
Yer yüzünde sizi yerleştirdi.<br />
<br />
Ovalarından köşkler yapıyor, dağlarından, evler yontuyorsunuzdur.<br />
<br />
Artık, (hepiniz) Allah´ın lütuflarını anınız.<br />
<br />
Yer yüzünde fesadcılar olup taşkınlıklar yapmayınız!" dedi. [66]<br />
<br />
"Ey Salih! Sen, bundan önce, içimizde ümid beslenen biri idin.<br />
<br />
(Şimdi) Atalarımızın taptığı şeylere tapmamızdan bizi vaz geçirmek mi istie-yorsun !<br />
<br />
Senin, bizi (İbadete) davet ettiğin (Rab)dan, hakîkaten, şüphe içindeyiz, şüphe-leniciyiz!" dediler.<br />
<br />
(Salih):<br />
<br />
"Ey kavmim! Ya ben, Rabb´ımdan (gelen) apaçık bir Mucizenin üzerinde isem, ve O Rab, Kendinden, bana bir Rahmet (Peygamberlik) vermişse, buna, ne diye­ceksiniz<br />
<br />
O halde, Allah´ın (intikamından -eğer, Ona isyan edersem- (kurtarmak husu­sunda) bana, kim yardım eder<br />
<br />
Demek, siz, beni ziyana uğratmaktan, (bunu) bana karşı artırmaktan başka bir şey yapmayacaksınız [67]<br />
<br />
Şüphesiz ki, ben, size (gönderilmiş) emîn bir Peygamber´im. Artık, Allâh´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.<br />
<br />
Ben, buna karşılık, sizden, hiç bir ücret istemiyorum.<br />
<br />
Benim mükâfatım, âlemlerin Rabb´ından başkasına aid değildir.<br />
<br />
Siz, buradafki nimetlerin içinde), bağların, pınarların içinde, ekinliklerin ve do-murcukları nazik ve yumuşak hurma ağaçlarının içinde emîn emîn bırakılacak mısınız<br />
<br />
Dağlardan, şımarık şımarık evler yontuyorsunuz. Artık, Allah´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.<br />
<br />
Ifratcıların emrine boyun eğmeyiniz ki, onlar, yer (yüzün)de fesad yapar, ıslah etmez kimselerdir." dedi.<br />
<br />
"Sen, ancak (hızlı) büyülenmişlerdensin!" dediler. [68]<br />
<br />
Onun kavminden (iman etmeyi) kibirlerine yediremeyen ileri gelenleri de, kendi­lerince her görünenlere, onların içinden iman edenlere:<br />
<br />
"Siz, Salih´in, gerçekten, Rabb´ı katında gönderilmiş bir Peygamber olduğunu biliyor musunuz " dediler.<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"Biz, doğrusu, onunla ne gönderildiyse, ona, iman edicileriz!" dediler. [69]<br />
<br />
Yine, kibirlenen kimseler:<br />
<br />
"Biz, doğrusu, o, sizin iman ettiğinize münkir ve kâfir olanlarız! [70]<br />
<br />
Salih´e de:<br />
<br />
"Sen, bizim gibi bir beşerden başkası değilsin!<br />
<br />
Bununla beraber, eğer (Peygamberlik dâvasında) doğruculardan isen, haydi bir âyet (bir mucize) getir!" dediler. [71]<br />
<br />
(Salih):<br />
<br />
"Ey kavmim! İşte, size bir âyet (bir Mucize) olmak üzere Allâhın şu dişi Devesi!<br />
<br />
Artık, onu, serbest bırakınız. Allâhın arzında otlasın... [72]<br />
<br />
İşte, bu Dişi Deve!<br />
<br />
Su içme hakkı, (bir gün) onundur.<br />
<br />
Belli bir günün su içme hakkı da, sizindir.<br />
<br />
Ona, bir kötülükle ilişmeyiniz!<br />
<br />
Sonra, sizi, büyük bir günün azabı, yakalar!" dedi. [73]<br />
<br />
Derken. O Dişi Deve´yi -ayaklarını keserek- öldürdüler.<br />
<br />
Salih! Eğer, sen, gönderilmiş Peygamberlerden isen, bizi, tehdid edip durdu­ğun azabı, getir bize! dediler. [74]<br />
<br />
Rab´lerinin, emrinden (uzaklaşarak) isyan ettiler ve:<br />
<br />
Salih! Eğer, sen, gönderilrr m azabı, getir bize! dediler<br />
<br />
.....Bunun üzerine (Salih):<br />
<br />
"Memleketinizde üç gün daha yaşayınız!<br />
<br />
İşte, bu, yalanı çıkarılamayacak bir tehdiddir!" dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, azab emrimiz geldi. [75]<br />
<br />
Sabaha girdikleri sırada, onları, o (korkunç) Bağırış, yakalayiverdi!<br />
<br />
Kazanageldikleri o şeyler, kendilerinden (hiç bir azabı) def edemedi. [76]<br />
<br />
Salih´i de, onun maiyyetinde iman etmiş olanları da, tarafımızdan bir rahmet ola­rak (azabdan ve) o günün rüsvaylığından kurtardık.<br />
<br />
Şüphesiz ki, Rabb´ın, O, çok kuvvetlidir, mutlak galibdir.<br />
<br />
O zalimleri ise, korkunç bir ses alıp götürdü de, yurdlarında dizüstü çöken (can­ları çıkan) kimseler oluverdiler!<br />
<br />
Sanki, orada (hiç) oturmamışlardı!<br />
<br />
Haberiniz olsun ki: Semud (kavmi), hakikaten, Rab´lerine küfr ettiler.<br />
<br />
Gözünüzü acınız, iyi biliniz ki: Semud´a (Allah´ın Rahmetinden) uzaklık (verilmiştir.) [77]<br />
<br />
Semud (kavminin helak edilmesinde) de, (bir ibret vardır). Hani, onlara:<br />
<br />
Bir zamana kadar, yararlanadurunuz! denilmişti de, Rab´lannın emrinden uzak­laşıp azmışlardı.<br />
<br />
İşte (bu yüzden) kendileri de, göre göre, onları Yıldırım tutuvermişti de, ayakta durmağa güç yetiremediler, bir yardım da, göremediler. [78]<br />
<br />
İşte, sana! Onların, kendi zulümleri yüzünden ıpıssız kalmış evleri!<br />
<br />
Şüphe yok ki, bilecek bir kavim için, bunda (ibret verici) bir nişane vardır[79]<br />
<br />
İman edip te (fenalıktan) sakınır olanları, biz (dâima) kurtardık. [80]<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselâmın Hacca Gidişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Veda´ Haccında, Osfan vadisine vardığı zaman, Hz.EbÛ Bekr´e: "Ey Ebû Bekr! Bu, hangi vadidir " diye sormuş, Hz.Ebû Bekr: "Osfan vadisidir!" deyince, Peygamberimiz, Salih Aleyhisselâmın da, beline aba tutunmuş, belinden yukarısını, alacalı bir kumaşla bürümüş, genç ve kızıl tüylü, yuları hurma lifinden örülmüş dişi bir deve üzerinde olduğu halde, Hacc için, buradan, Telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir. [81]<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselâmın Helak Olan Kavmine Hitab Edişi Ve Mekke´ye Gidişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm; Semud kavmini, Yüce Allah´a iman ve ibâdete davet et­mekle uğraşmıştı. [82]<br />
<br />
Semud kavminin helakinden sonra, Hicr´den ayrılırken, onlara şöyle hitab<br />
<br />
etti[83]:<br />
<br />
".....Ey kavmim! And olsun ki: ben, size, Rabb ´imin Elçiliklerini tebliğ etmişimdir.<br />
<br />
Size, hayrhahlık göstermişimdir.<br />
<br />
Fakat, siz, hayrhahları sevmezsiniz ki!" dedi. [84]<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, yanında bulunan Mü´minlere de:<br />
<br />
"Ey kavmim! Şüphe yok ki, burası, halkına, Allah´ın gazab etmiş olduğu bir yerdir.<br />
<br />
Buradan, hemen göç ediniz ve Allah´ın Harem´ine ve Emân´ına gidip kavuşu­nuz!" dedi.<br />
<br />
Abalarının içinde ihrama girdiler. Lifden yularlı, genç, kızıl tüylü develeri ye­deklerine alarak yola düştüler. Telbiye ede ede gittiler, Mekke´ye varıp kavuştu­lar. Hayatlarının sonuna kadar orada kaldılar.<br />
<br />
Kabirleri, Kâbenin batısında, Dârünnedve ile Hicr arasında bulunmaktadır. [85]<br />
<br />
Rivayete göre: Salih Aleyhisselâm vefat ettiği zaman iki yüz elli sekiz[86] veya iki yüz seksen yaşında idi. [87]<br />
<br />
<br />
<br />
Haremin Azabdan Koruduğu Tek Adam Ebû Rigal Ve Akıbeti:<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm; Tebük seferinde Hıcr´dan geçerken, Se­mud kavminden, ancak, Harem´in korumuş olduğu bir tek adamın sağ kaldığını ha­ber vermişti.<br />
<br />
Eshabı kiram: "Ey Allah´ın peygamberi! Kim´di o adam " diye sordular. Peygam­berimiz:<br />
<br />
"Ebû Rigal´dır!" buyurdular. [88] Ebû Rigal, Sakıtların atasıydı. [89]<br />
<br />
Salih Aleyhisselamın da, kölesi idi. [90]<br />
<br />
Onu, Mekke tarafına, Sadaka, Zekât Tahsildarı olarak göndermişti.<br />
<br />
Ebû Rigal; sütü çekilmiş yüz koyunu, ayrıca bir koçu ve bir de, akşamleyin an­nesi ölmüş bir oğlan çocuğu bulunan bir adamın yanına vardı.<br />
<br />
Ona: "Beni, sana, Resûlullâh gönderdi!" dedi.<br />
<br />
Adam: "Resûlullah´ın Elçisi, hoş geldi, safa geldi. İstediğini, al!" dedi.<br />
<br />
Ebû Rigal, koyunlardan, sütlü olanı, aldı.<br />
<br />
Adam: "O, annesinin ölümünden sonra, sağ kalan şu çocuğundur. Onun yeri­ne, on koyun al!" dedi.<br />
<br />
Ebû Rigal: "Hayır!" dedi.<br />
<br />
Adam: "Yirmi koyun al!" dedi.<br />
<br />
Ebû Rigal: "Hayır!" dedi.<br />
<br />
Adam: "Elli koyun al!" dedi.<br />
<br />
Ebû Rigal: "Hayır!" dedi.<br />
<br />
Adam: "Şu bir koyundan başka, koyunların hepsini al!" dedi. [91]<br />
<br />
Ebû Rigal: "Hayır!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, adam: "Eğer, sen, süt içmeyi seversen, ben de, severim" di­yerek ok çantasındaki okları, serdi. Sonra da:<br />
<br />
"Ey Allâhım! Sen, şâhid ol!" dedi. Yayına, bir ok yerleştirip Ebû Rigal´i öldür­dü. "Bunun haberi, Allah´ın Peygamberine, benden önce, erişmesin!" dedi. Sa­lih Aleyhisselamın yanına varıp Ebû Rigal´in yaptıklarını haber verdi.<br />
<br />
Salih Aleyhisselâm, ellerini, göğe kaldırdı. Üç kerre:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Ebû Rigal´e, lanet et!" diyerek dua etti. [92]<br />
<br />
Ebû Rigal´i öldüren, Kays. Aylanlardan Münebbih b.Hevâzin´in oğlu Sakıf idi.<br />
<br />
Semûd kavmine gönderilen peygamber. Hazret-i Âdem’in on dokuzuncu batından torunudur.<br />
<br />
Hûd aleyhisselamın peygamber olarak gönderildiği Ad kavmi, isyânları sebebiyle büyük bir azaba düşüp, helâk olmuştu. Îmân ettikleri için bu azaptan kurtulan insanlar ise kendilerine yeni yurtlar kurmak üzere çeşitli bölgelere dağıldılar. Bu dağılan insanlardan bir kısmı Semûd denilen kimsenin evlatlarıdır. Semûd kavmi, Şam ile Hicaz arasındaki Hicr denilen bölgede yerleşmişti. Bu sebeple “Eshâb-ül-Hicr” de denilen bu kavim, gün geçtikçe çoğalıp büyüdü. Dokuz kabîleden meydana geldi. Çok çalışıp, bağlar, bahçeler yetiştirdi. Çöllerin kuru sıcağından kurtulup, dağları oyarak tepelere saraylar, ovalara köşkler kurdular. Sanatta ve servette iyice ilerlediler. Ancak, zevk ve safâya düşüp daha önce kendilerine Hûd aleyhisselam tarafından bildirilen, hak dinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Kabîle reislerinin de zulme ve haksızlığa başlamaları üzerine, gittikçe çözülen, Semûd kavmi, nihâyet ağaçtan ve taştan putlar yapıp tapmaya başladılar. Saptıkları kötü yolda sürüklenerek, tevhid esâsından, Allahü teâlâya îmân etmekten tamâmen uzaklaştılar. Câhil ve azgın bir kavim oldular.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam, bu kavim arasında herkesle iyi geçinen, fakirlere yardım eden, zayıfları koruyan ve üstün ahlâkıyla sevilen bir zâttı. Kırk yaşlarına geldiği sırada, Allahü teâlâ onu Semûd kavmine, doğru yolu göstermek üzere peygamber olarak gönderdi. Sâlih aleyhisselam kavmini îmâna dâvet edip, putlara tapmaktan, zulümden ve diğer bütün kötülüklerden uzak durmalarını ısrarla söyledi. Kavmine; “Gerçekten ben size gönderilen güvenilir bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun, bana itâat edin.” diyerek dâvetini açıkladı.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselamın bu dâveti karşısında pek az kimse îmân etti. Kavmin çoğunluğu îmân etmemekte direndi. Servetlerine güvenen, zevk ve safâ içinde kendinden geçip, zulme başvuran inkârcılar, Sâlih aleyhisselama; “Sen de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin!” diyorlar, onu, “büyülenmiş, yalancı” sayıyorlardı. Sâlih aleyhisselam ise kavmini îmâna dâvet etmeye devam ediyor ve şöyle diyordu:<br />
<br />
“Ey Semûd kavmi! Siz içinde bulunduğunuz bu güzel bağ ve bahçelerle, bu yemyeşil ekinler, altın başaklarla, güzel hurmalarla ve çağlayan sularla berâber ebedî olarak burada kalacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu evleri kim yaptı. Şimdi kim oturuyor, hiç düşünüyor musunuz? Bu bağların ve bahçelerin ilk sâhipleri kimlerdi, şimdi kim oturuyor? Belki onlar da sizin gibi kendilerini burada ebedî kalacak zannediyorlardı. Fakat hepsi ölüp gittiler. Siz de gelip geçenler gibi öleceksiniz. Bunlar size kalmayacak. Âhirette, yaptıklarınızdan birer birer hesâba çekileceksiniz. Henüz fırsat eldeyken bana tâbi olun. Şunu iyi bilin ki, bugün sizi aldatıp, Allah’a isyân ettirenler, ilâhî azaptan kendilerini de sizi de kurtaramayacaklardır. Çünkü onlar da sizin gibi âciz insanlardır.”<br />
<br />
Allahü teâlâ, Semûd kavmine isyân ve taşkınlıktan vaz geçmeleri için, kadınlarını kısır bıraktı. Ağaçlar kuruyup meyve vermedi. Semûdluların bir kuyu hâricindeki bütün suları kurudu. Sâlih aleyhisselama kin ve öfkeyle gelen Semûdlular: “Ey Sâlih! Aramıza fesâd karıştırdın. Mallarımıza, çoluk-çocuğumuza, bize zarar verdin. Buradan çekil git. Yoksa seni öldürürüz.” dediler. Sâlih aleyhisselam bir müddet onlardan ayrılıp tenhâ yerlere gitti. Bir müddet sonra tekrar dönüp Semûdluları îmâna dâvet etti. Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselamdan mucize göstermesini istedi. Ancak mucizeleri gördükleri hâlde yine îmân etmediler.<br />
<br />
Yine bir gün Sâlih aleyhisselama gelip: “Eğer doğru söylüyorsan, şu dağdaki sarp kayalardan kızıl tüylü ve doğurmak üzere olan bir dişi deve çıksın. O zaman sana îmân ederiz.” dediler. Bunu istemekten maksatları akıllara durgunluk verecek, insanları şaşırtacak bir iş isteyip, yapamamasını ve mahcup olmasını düşündüler.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam; “Allahü teâlâ her şeye kâdirdir, böyle bir mucize görürseniz, dağdan akan pınar suyunun bir gün deveye, bir gün size âit olmasına râzı mısınız?” dedi. Semûd kavmi böyle bir şey olamayacağını düşünerek; “Bu şartı da kabul ediyoruz.” dediler.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselamın bu şarttan maksâdı; dağdan gelen pınar suyunun az olması ve azgın insanların sâhiplenmesi sebebiyle zor durumda kalan kimselere yardımcı olup, devenin hissesi olan suyu fakir ve zayıflara vermekti.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam onlara; “Benimle sözleştiğinizi unutmayın, şâyet deve çıkınca ona bir zarar verirseniz ve verdiğiniz sözlerde durmazsanız acı bir azâba uğrarsınız.” dedi. Semûd kavmi; “Sen deveyi çıkar, her istediğini kabul edeceğiz. Aksine bir iş yaparsak azâbı da kabul ediyoruz.” dediler. Nihâyet devenin çıkmasını istedikleri dağın kayalıkları önünde toplanıp, beklemeye başladılar.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam böyle bir mucize vermesi için Allahü teâlâya dua etti ve duası kabul oldu. Kaya yarılıp, arasından istedikleri gibi bir deve çıktı. Deve, iki yana dizilip hayret ve şaşkınlıktan donakalan Semûd kavmi arasından salına salına yürümeye başladı. Sonra da bir yavru doğurdu. Bu mucizeyi görenlerden bir kısmı îmân etti. Diğer bir kısmı ise menfaatlerinin ve zulümlerinin ortadan kalkacağını görerek bir türlü îmân etmediler. Sâlih aleyhisselam onlara sözlerinde durmalarını, aksi takdirde ağır bir azâba düşeceklerini söyledi. Fakat inad ve inkârdan vazgeçmediler. Suyun taksimi işi de kendilerine ağır gelip kendilerine göre çâreler aramaya başladılar.<br />
<br />
Mucize olarak kayadan çıkan deve, yavrusuyla birlikte her tarafı dolaşıyor, su içme nöbeti olduğu gün de suyun başına gelip suyu tamâmen içiyordu. Su içmesi de ayrı bir mucize olup tonlarca su içiyor, su vücûdunda kayboluyordu. Suyu içip bitirince, su çıkan yerde oturuyordu. Îmân edenler, ondan bir kabîleye yetecek kadar bol süt sağıyorlar, sütten içiyor ve yiyecekler yapıyorlardı. Böylece inananların îmânı kuvvetlenir, inkârcıların kinleri artardı. Bu mucize karşısında âciz kalan Semûd kavmi, deveyi ödürmeyi plânlıyordu. Nitekim, Sâlih aleyhisselamın nasîhat edip, îmân etmeye çağırdığı bir sırada, onlar, su içmekte olan deveyi göstererek; “Güyâ şu deveyi öldürsek biz helâk olacakmışız! Onu öldürelim de gör!” dediler.<br />
<br />
Nihâyet çeşitli plânlar kurarak deveyi öldürdüler. Sonra da Sâlih aleyhisselama; “İşte deveyi öldürdük. Eğer söylediğin gibi bir peygambersen söylediğin azâbı getir.” dediler.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam bu azgın kavme şefkat ve merhâmetle nasîhat edip; “Ey kavmim! Nedir bu yaptığınız? Sizin için bir imtihan vesîlesi olan deveyi de öldürdünüz. İnkârda ve günahkârlıkta ısrar ettiniz. Buna rağmen tövbe kapısı açıktır. Neden azâbın gelmesini istiyorsunuz, tövbe ediniz!” dedi. Bu son dâvete de sert cevaplar veren Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselamı, âilesini ve îmân edenleri de öldürmeyi plânlamaya başladılar.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam bu azgın kavme şöyle dedi: “Yurdunuzda üç gün daha kalın, birinci gün yüzünüz sararacak, ikinci gün kızaracak, üçüncü gün siyahlaşacak, dördüncü gün ise üzerinize azâb gelerek sizi helâk edecektir!”<br />
<br />
Sâlih aleyhisselamın söylediği bu günler gelip çattı. Bu sırada Semûd kavmi Sâlih aleyhisselamı ve inananları öldürme teşebbüsüne giriştiler. Onlar harekete geçmeden, Cebrâil aleyhisselam gelip, durumu Sâlih aleyhisselama bildirdi. Sâlih aleyhisselam da îmân edenlerle birlikte oradan uzaklaşıp gitti.<br />
<br />
Birinci günde bâzı acayib hâller zuhûr etti. Devenin bastığı yerlerden kan fışkırdığı, ağaçların yapraklarının kızardığı, kuyu suyunun kan renginde ve insanların yüzlerinin sapsarı olduğu görüldü. İkinci günde Semûdluların yüzleri kana boyanmış gibi kıpkırmızı oldu. Bu belirtileri gören Semûdlular azâbın geleceğine kanâat getirip feryât ettiler. Yüzlerinin siyahlaştığı üçüncü gün, evini sarıp hücum ettikleri Sâlih aleyhisselamın, şehirden çıkıp gittiğini anladılar. O gün, gece yarısından sonra, sabaha karşı şiddetli bir sarsıntı ve dağlardan fışkıran ateş ile Semûd kavminin yurdu altüst oldu. Sayhanın (sarsıntının) şiddetinden hepsinin ödleri patladı. Hepsi helâk olup gittiler. Bundan sonra da yurtları hiç mâmur edilmedi. Sanki hiç insan yaşamamış bir yer hâlini aldı.<br />
<br />
Semûd kavmi helâk edildikten sonra Sâlih aleyhisselam, îmân edenlerle birlikte gelip, yerle bir edilen şehre ibretle bakarak; “Ey kavmim! Sizden hiçbir ücret istemeden, sizi sâdece Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet ettim ve bunu size tebliğ ettim. Bu duruma düşmeyesiniz diye, size nice nasîhatlar yaptım. Fakat siz dinlemediniz. Sonra bu azâba uğradınız!” dedi.<br />
<br />
Sâlih aleyhisselam, kavminin helâkinden sonra kendisine îmân edenlerle birlikte Mekke’ye veya Şam taraflarına gitti. Remle kasabasına yerleşti. Hadramût tarafına gittiğine dâir rivâyetler de vardır.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmin değişik âyet-i kerîmelerinde, Sâlih aleyhisselamdan ve kavminden bahsedilmekte olup, Semûd kavminin helâk edilişi meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
Semûd kavmine gelince: Biz onlara doğru yolu gösterdik de onlar, körlüğü (câhillik ve sapıklığı) hidâyete tercih ettiler. Bunun üzerine onları, kazandıkları (işledikleri) günâh yüzünden şiddetli azap yıldırımı yakalayıverdi. Îmân edip de azâbımızdan korkanları ise kurtardık. (Fussilet sûresi: 17-18)<br />
<br />
Sâlih aleyhisselamın mucizeleri:<br />
1. Kayadan deve çıkartması.<br />
<br />
2. Sâlih aleyhisselamın kavminin bulundukları yerde hamt denilen meyvesiz ağaçlardan başka ağaç yoktu. “Hak peygambersen, bu ağaçlar meyve versin!” diye kendisine mucize teklifinde bulundular. Sâlih aleyhisselam dua edince, bu ağaçların hepsi çeşit çeşit meyveler verdi.<br />
<br />
3. Sâlih aleyhisselamın duası bereketiyle büyük taştan su çıkmıştır.<br />
<br />
4. Sâlih aleyhisselamın çadırına ateş tesir etmemiştir. Şöyle ki, kavmi koyuncu idi. Senenin bâzı aylarını sahralarda, yaylalarda çadır kurarak geçirirlerdi. Îmân etmeyenlerden biri, gizlice Sâlih aleyhisselamın çadırını ateşe verince, çadır yanmağa başladı. Bunun üzerine kavminden kâfir olanlar; “Hak peygamber isen, çadırındaki yangını söndür!” diye alay etmeye, eğlenmeye başladılar. Hazret-i Sâlih, yangının sönmesi için dua edince, kendi çadırı kurtulup, ateş kâfirlerin çadırlarına geçti ve hiçbir çadır kalmayıp, içindeki eşyâlarla berâber, yanıp kül oldu</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz İbrahim Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=263</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:17:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=263</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz İbrahim Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
İbrahim b.Târah (Âzer), b.Nahor, b.Sarug (Şarug) b.Rau (Ergu), b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır.[1]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Ve Yurdu:<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Harran halkından idi. [2] Onun, Küfe ile Basra arasındaki Kûsâ köyü halkından olduğu da söylenir. [3] Harran; büyük bir şehir olup Mudar´ın kasabası idi. Reha ile araları bir günlük, Rakka ile araları iki günlüktür. Musul-Şam ve Rum yolu üzerindedir.<br />
<br />
Harran´ı, ilk önce kuran, İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Haran olduğu için, oraya Harran adı verilmiştir.<br />
<br />
Tufandan sonra yer yüzünde ilk kurulan şehirdir. [4]<br />
<br />
Kûsâ: Babil toprağındaki Irak köylerindendir ve Fırattan, Irak´a akıtılan ilk ır­mağın da, adıdır. [5]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Kral Nemrud´un putlarının Bakı­cısı ve İdarecisi idi.<br />
<br />
Harranda, kıtlıkla karşılaşınca, evini[6] Nemrud´un oturduğu[7] Kûsâ´ya nakl etmişti. [8]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Annesi:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın annesi ise Erfahşed b.Sâm, b.Nuh oğullarından Kern-ba b. Kûsâ´nın kızı Nuna veya Efrayim b.Ergu, b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh´un kızı Ebyuna idi. [9]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm: orta boylu, ak benizli, elâ gözlü[10], ak saçlı, güzel ve güler yüzlü, açık alınlı, uzunca yanaklı ak sakallı idi. [11]<br />
<br />
Ayak izlerine varıncaya kadar[12] şekil ve şemailce Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, insanların, en çok benzeyeni idi. [13]<br />
<br />
<br />
<br />
Kral Nemrud Ve Marifetleri:<br />
<br />
<br />
Nemrud; ilk defa, kötü yol açan[14], İlk defa, başına tac giyen. [15]<br />
<br />
İlk defa, yıldızların durumunu ortaya koyan ve onlar hakkında nazariyeler ku­ran ve ameliyeler yapan[16].<br />
<br />
(Kabil´den sonra) ilk defa, ateşe tapan kimse idi.<br />
<br />
Yerden bir ateşin çıktığını görünce, varıp önünde yere kapanmış ve üzerine bir bina çattırarak ona bir bakıcı da, tayin etmişti. [17]<br />
<br />
İnsanları, kendisine tapmağa, ilk defa davet eden de, o idi. [18]<br />
<br />
<br />
<br />
Halkın Sema İlimleri İle Uğraşmaları:<br />
<br />
<br />
Nemrud´un zamanında, insanlar da, yıldızlara âid bilgilerle uğraşırlar; güneşin, ay´ın tutulacağı tarihi hesaplarlar, yıldızları ve mevkilerini belirlerler[19], yıldızlar, ve feleklere âid yaptıkları âletlerle onlardan bir takım hükümler çıkarırlardı. [20]<br />
<br />
<br />
<br />
Nemrud´un Rü´yâsı Ve Korkunç Tedbirlere Başvurması:<br />
<br />
<br />
<br />
Rivayete göre: Nemrud; o sıralarda, rü´yâsında[21], bir yıldızın doğduğunu gör­müştü ki, yıldızın parlaklığı, ay´ın aydınlığını, güneşin ziyasını bastırıyordu!<br />
<br />
Nemrud, bundan, son derecede korktu.<br />
<br />
Sihirbazları, Kâhinleri ve Kaifleri (iz ve yüz çizgilerinden anlayanları) davet edip bunun, sırrını sordu.[22]<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"Ülkende şu yılda bir çocuk doğacak, halkın Dinini değiştirecek[23], senin ölü­mün, saltanatının zevali, onun elile olacaktır!" dediler.[24]<br />
<br />
O sırada Nemrud, Küfe Babil´inde oturmakta idi.<br />
<br />
Oturduğu köyden ayrılıp başka bir köye taşındı.<br />
<br />
Oradan, bütün erkekleri, çıkarttı. Orada, yalnız kadınları, bıraktı.[25]<br />
<br />
Her on erkeğin üzerine, güvenilir bir Murakıb tâyin etti.[26]<br />
<br />
Doğan erkek çocukların hepsinin öldürülmesini emretti. [27]<br />
<br />
Bunun üzerine doğan bütün erkek çocuklar, öldürüldü!<br />
<br />
Nemrud´un, o şehirde önemli bir işi çıktı.<br />
<br />
Nemrud, İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer´den başkasına güvenmediği için, onu, çağırdı. [28]<br />
<br />
"Ben, sana, bir işimi havale etmek istiyorum.<br />
<br />
Seni, oraya, ancak, sana olan güvencimden dolayı, gönderiyorum.<br />
<br />
Ailenin yanına varmamak, kendisile münâsebette bulunmamak üzre and ve­riyorum! [29]<br />
<br />
Bak! Eşinle, sakın münâsebette bulunayım deme, hâ!" dedi´[30]<br />
<br />
Âzer:<br />
<br />
"Ben, bu hususta Dinimden fedâkârlık yapmakta çok cimriyimdir." dedi. [31]<br />
<br />
Bunun üzerine, Nemrud, ona, yapacağı işi, havale etti.<br />
<br />
Âzer, şehre girip Nemrud´un işini hallettikten sonra, kendi kendine "Ailemin yanına bir varsam da, ne yapıyorlar bir baksam " dedi. [32]<br />
<br />
Ailesinin yanına varınca, sözünde duramadı.<br />
<br />
Bunun üzerine, ailesini, Küfe ile Basra arasında Evr diye anılan bir köye kaçı­rarak orada bir bodruma yerleştirdi.<br />
<br />
Kendisinin, yiyeceğini, içeceğini ve şâir ihtiyaçlarını sağladı.<br />
<br />
Aradan, uzun bir müddet geçip te, bir şey zuhur etmeyince, Nemrud:<br />
<br />
"Demek, bu, yalancı sihirbazların sözü imiş!<br />
<br />
Yurdlarınıza dönünüz artık!" dedi. Erkekler de yurtlarına döndüler. [33]<br />
<br />
İbn.İshak´a göre de:<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın doğma zamanı yaklaşınca, Müneccimler, Nemrud´a:<br />
<br />
"Senin, şu köyünde, şu yılın, şu ayında İbrahim adında bir çocuk doğacak! [34] Senin Dinini yerecek, topluluğunu dağıtacak. [35] Halkı, dininizden ayıracak ve putlarınızı, kıracaktır!" dediler.<br />
<br />
Nemrud, bildirilen zaman gelince, adamlar göndererek köydeki her gebe ka­dını getirtti ve göz altında tuttu.<br />
<br />
Ancak, İbrahim Aleyhisselâmın annesi, pek genç olup gebeliği bilinemediğin­den, gözaltına alınmadı.<br />
<br />
Nemrud, Müneccimlerin bildirdiği yılın belli ayında[36] doğan erkek çocukların hepsini öldürttü. [37]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Doğuşu Ve Mağarada Büyüyüşü:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın annesi; doğum yapma zamanı gelince, geceleyin evin­den çıkarak yakınlarında bulunan bir mağaraya gitti. İbrahim Aleyhisselâmı, ora­da doğurdu. [38]<br />
<br />
İbn.Asâkir´e göre: İbrahim Aleyhisselâm; Irak toprağında Babil´in Kûsâ köyün­de hâlen kendisine nisbet edilen Makam´da doğmuştur. [39]<br />
<br />
Annesi; yeni doğan bir çocuk için, ne yapmak lazımsa, hepsini yaptıktan, sa­rıp sarmaladıktan sonra, mağaranın kapısını kapatarak evine döndü.<br />
<br />
Zaman zaman, mağaraya uğruyor, oğlunun, sağ ve baş parmağını emip dur­duğunu görüyordu.<br />
<br />
Âzer, gebeliğini ne yaptığını sorduğu zaman, Nuna: "Bir oğlan doğurmuştum. Öldü!" dedi. Âzer, onu doğruladı ve sustu. [40]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâmın miladından -yaklaşık olarak- iki bin yıl önce doğmuştur. [41]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; mağarada, bir günde, bir haftalık gibi, bir haftada, bir aylık gibi, bir ayda, bir yıllık gibi hızlı büyüyordu.<br />
<br />
Mağarada, ancak, on beş ay kaldı.<br />
<br />
Âzer; oğlunun, mağarada gizlice nasıl doğurulduğunu, büyütüldüğünü, öğre­nince, son derecede sevindi. [42]<br />
<br />
Nemrud, bütün olan bitenleri unutmuştu. İbrahim Aleyhisselâm da büyümüştü. [43]<br />
<br />
Kendisi, anne ve babasından başka, yaratıklardan, henüz hiç birini gör-memişti. [44]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Anne Ve Babasına İlk Soruları:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, mağarada, annesine:<br />
<br />
"Benim Rabb´im, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Annesi Nuna:<br />
<br />
"Ben´im!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Senin Rabb´ın, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Annesi:<br />
<br />
"Babandır!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Babamın Rabb´i, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Annesi<br />
<br />
"Nemrud´dur!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nemrud´un, Rabb´i, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Annesi:<br />
<br />
"Sus!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, sustu.<br />
<br />
Nuna hatun, kocasının yanına dönüp:<br />
<br />
"Gördün mü Halkın, dinini değiştireceği söylenen çocuk, işte, senin oğlun­dur!" dedi, İbrahim Aleyhisselâmın söylediklerini, Âzer´e haber verdi. [45]<br />
<br />
Âzer, İbrahim Aleyhisselâmın yanına gidince, ona da: "Ey Babacığım! Benim Rabb´im, kimdir " diye sordu. Âzer:<br />
<br />
"Annen´dir!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Annemin Rabb´i, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Âzer:<br />
<br />
"Ben´im!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Senin Rabb´in, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Âzer:<br />
<br />
"Nemrud´dur!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nemrud´un Rabb´i, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Âzer, ona bir tokat vurup "Sus!" dedi. [46]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Mağaradan Çıkarılışı:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), arkadaşlarına:<br />
<br />
"Benim bir oğlum vardır ki, onu, Kralın, öldürme emrine rağmen, saklamıştım.<br />
<br />
Kendisini, saklı bulunduğu yerden çıkarıp getirmemi, korkulu ve sakıncalı bu­lur musunuz " diye sordu.<br />
<br />
Arkadaşları "Hayır! git, getir!" dediler.<br />
<br />
Âzer, gidip İbrahim Aleyhisselâmı, yerin altındaki mağaradan, bodrumdan dı­şarı çıkardı.[47]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Görüp Şaşırdığı Hayvanlar Hakkındaki Soruları:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, mağaradan çıkınca, yer yüzünde gezen, dolaşan hay­vanlara, yaratıklara bakıyor, bakıyor da, deve hakkında:<br />
<br />
"Bu, nedir " diye soruyor,<br />
<br />
Babası da, onun, deve olduğunu haber veriyor:<br />
<br />
"Bu, devedir!" diyordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ineği görünce, soruyor,<br />
<br />
Babası: "İnek´tir!" diyordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, atı, görünce, soruyor,<br />
<br />
Babası: "At´tır!" diyordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, koyunu, görünce, soruyor,<br />
<br />
Babası "Koyundur!" diyordu.[48]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın İrşad Olunuşu Ve Rabb´ini Buluşu:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; yer yüzünde gezip dolaşan hayvanları görünce, kendi kendine:<br />
<br />
"Her halde, şu yaratıkların, bir Rabb´i, olması, gerekir!" dedi. İbrahim Aleyhisselâmın mağaradan çıkışı, güneşin batışından sonra idi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, başını, göklere doğru kaldırıp baktığı zaman, bir yıldız görmüştü ki, o, Müşteri yıldızı idi. [49]<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâmın, Yıldızı, Ay´ı, Güneşi görüşünü ve Hakka erişini Kur´ân-ı Keriminde şöyle açıklar:<br />
<br />
"Biz, İbrahim´e (Gerçeği nasıl gösterdi isek, istidlalde bulunması ve) kesin il­me erenlerden olması için, göklerin ve yerin büyük mülkünü de, öylece, gösteri-yorduk.<br />
<br />
İşte, o, üstünü gece bürüyüp örtünce, bir yıldız görmüş:<br />
<br />
Rabb´im, budur demişti.<br />
<br />
Yıldız, sönüp gidince;<br />
<br />
Ben, böyle sönüp batanları, sevmem! dedi.<br />
<br />
Sonra, Ay´ı, doğar halde görünce:<br />
<br />
Rabb´im, budur! dedi.<br />
<br />
Fakat, o da, batıp gidince;<br />
<br />
And olsun ki: eğer, Rabb´im, bana, hidayet etmemiş olsaydı, muhakkak, ben de, hakdan sapanlar güruhundan olurdum! dedi.<br />
<br />
Sonra, güneşi, doğar halde görünce de:<br />
<br />
"Rabb´im, budur! Bu, hepsinden daha büyük!" dedi.<br />
<br />
O da, batınca:<br />
<br />
Ey kavmim! Ben, sizin, Allâha şerik koşageldiğinizden kesin olarak uzağımdır.<br />
<br />
Hiç kuşkusuz, ben, bir muvahhid olarak yüzümü, O gökleri ve yeri yaratmış bu­lunan Allâha yönelttim. Ben, müşriklerden değilimdir! dedi. [50]<br />
<br />
Rabb´i, ona: "Müslüman ol! dediği zaman, o: âlemlerin Rabb´ına teslim oldum!" dedi. [51]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Halkı Uyarmağa Başlaması:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, kavminin putlara tapışına şaşıyor ve onlara: "Elinizle yonttuğunuz şeylere ne diye tapıyorsunuz !" diyordu.<br />
<br />
Kavmi de:<br />
<br />
"Bunu, bize, senin baban öğretti!" diyorlardı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Muhakkak ki, benim babam da, yolunu, sapıtan kimselerdendir!" diyordu. [52]<br />
<br />
<br />
<br />
Âzer´in İbrahim Aleyhisselâma Kardeşleriyle Birlikte Put Sattırışı:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), kavminin taptıkları putları yapar, götürüp satması için, öteki oğulları ile birlikte İbrahim Aleyhisselâm´a da, verir´[53]:<br />
<br />
"Bu putlardan, büyüğünü şu fiata, küçüğünü, şu fiata sat!" derdi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, onları, babasından alınca, ayaklarından bir iple sıkı­ca bağlar, arkasından çeker götürür[54]<br />
<br />
. "Ne zarar, ne de, yarar veremeyen bu putları, alan var mı " diyerek seslenir, hiç bir kimse, kendisinden put satın almazdı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, putları satamayınca, bir ırmağın kıyısına götürüp başla­rını, suya sokar -kavminin putlara düşkünlüğüyle alay etmek için- "İçiniz!" der, hiç satmadan, onları, eve geri getirirdi. [55]<br />
<br />
Kardeşleri ise, götürdüklerinin hepsini satmış olarak eve dönerlerdi. [56] İbrahim Aleyhisselâm, kumaş ve elbise ticaretiyle uğraşmış. [57] Hicretten sonra da çiftçilik yapmıştır.[58]<br />
<br />
<br />
<br />
Âzer´in İbrahim Aleyhisselâmı Nemrud´a Götürüşü:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah´dan başka ilâh yoktur. O, benim Rabb´imdir! O, her şeyin Rabb´idir!" dedikçe, annesi ve babası, Nemrud´dan, korkarak ağlarlar, İbrahim Aleyhisselâ-mı, uyarmağa çalışırlardı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm ise:<br />
<br />
"Benim hakkımda, Nemrud´dan hiç korkmayınız.<br />
<br />
Beni, küçüklüğümde koruyan, büyüklüğümde de, korur!" derdi.<br />
<br />
Fakat, Âzer, kendisini, birisinin, Nemrud´a ihbar edeceğinden korkarak Nem-rud´a gidip:<br />
<br />
"Ey kral! Senin, doğmasından sakındırdığın çocuk, benim oğlumdur.<br />
<br />
Kendisi, evimden başka bir yerde doğmuş, yanıma gelinceye kadar, ondan ha­berim olmamıştır.<br />
<br />
Şimdi, onu, sana haber veriyorum.<br />
<br />
Kendisi hakkında, istediğini, yap! Sonra, beni, kınama!" dedi.<br />
<br />
Nemrud "Onu, bana getir!" dedi.<br />
<br />
Âzer, İbrahim Aleyhisselamı, annesinin yanından alıp Nemrud´a götürdü.<br />
<br />
Nemrud, Meclisini süslemiş, askerlerini, sıra sıra dizdirmişti.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, sağına, soluna bakıp:<br />
<br />
"Ey kavim! Siz, neye tapıyorsunuz " diye sordu.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Sen, üzerinde bulunduğum dinime gir ki, seni, ben yaratmışım-dır ve rızkınım da, ben veriyorum!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Nemrud! Sen, yalan söylüyorsun!<br />
<br />
O, Rab ki, beni, yaratan, bana, doğru yolu gösteren O´dur!<br />
<br />
Bana, yediren, içiren de, O´dur!" deyince, Nemrud da, halk da, tutula kaldılar!<br />
<br />
Bunun üzerine Nemrud, Âzer´e dönüp:<br />
<br />
"Ey Âzer! Bu oğlun, daha küçüktür.<br />
<br />
Ne söylediğini, benim kadr´ü kıymetimi, mülk´ü saltanatımın ululuğunu, bilmiyor.<br />
<br />
Sen, onu, hemen al, götür. Kendisini, azabımın şiddetiyle korkut! Ola ki, üze­rinde saplanıp kaldığı şeyden döner!" dedi.´[59]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, Cebrail Aleyhisselamı gönderip Dinini öğ-retti[60] ve kendisini, kavmine, Peygamber olarak gönderdi. [61]<br />
<br />
Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselâmın, babası ve kavmiyle aralarında geçenler, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
"Vaktâ ki, İbrahim, babasına:<br />
<br />
Ey babam! İşitmez, görmez, sana, hiç bir yararı olmaz şeylere ne diye taparsın !<br />
<br />
Ey babam! Bana, muhakkak ki, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir.<br />
<br />
O halde, bana uy da, seni, ben, dümdüz bir yola çıkarayım.<br />
<br />
Ey babam! Şeytana tapma!<br />
<br />
Çünkü, şeytan, hakkıyle esirgeyen Allâha çok âsi olmuştur.<br />
<br />
Ey babam! Gerçekten korkuyorum ki: Çok esirgeyen Allah´dan sana, bir azab gelip çatar da, şeytana yâr olmuş olursun! dedi.<br />
<br />
Babası:<br />
<br />
Ey İbrahim! Sen, benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin !<br />
<br />
And olsun ki: vaz geçmezsen, seni, muhakkak, taşlarım!<br />
<br />
Sen, uzun bir müddet benden ayrıl!" dedi.<br />
<br />
İbrahim ise;<br />
<br />
Üstüne selâmet! Ben, senin için, Rabb´imden mağfiret dileyeceğim.<br />
<br />
Çünkü, O, bana çok lütufkârdır.<br />
<br />
Sizi ve Allâh´dan başka taptıklarınızı bırakıp çekiliyorum.<br />
<br />
Rabb´ime, dua ediyorum.<br />
<br />
Umulur ki: Rabb´ime duada, sizin gibi bedbaht olmam! dedi. [62]<br />
<br />
İbrahim´in, babası için mağfiret dilemesi, ancak, ona olan bir va´d´den dolayı idi.<br />
<br />
Yoksa, onun, Allah´ın bir düşmanı olduğu, kendisince belli olunca, o, ondan uzaklaştı.<br />
<br />
İbrahim, gerçekten, çok çok tazarru ve niyaz edici, pek yumuşak huylu ve sa­bırlı idi. [63]<br />
<br />
O zaman, o, babasına ve kavmine: Sizin tapmakta olduğunuz bu timsallar, nedir " diye sordu. Onlar:<br />
<br />
"Biz, Atalarımızı, bunların tapıcıları olarak bulduk!" dediler. İbrahim:<br />
<br />
"And olsun ki: siz de, Atalarınız da, apaçık bir sapıklık içindesinizdir!" dedi. Onlar:<br />
<br />
"Sen, bize gerçeği mi getirdin Yoksa, sen, şakacılardan mısın " dediler. İbrahim:<br />
<br />
"Hayır! Sizin Rabb´iniz, hem göklerin, hem yerin Rabb´idir ki, bütün bunları, O, yaratmıştır ve ben de, buna yakîn hâsıl edenlerdenim!" dedi. [64]<br />
<br />
"Hani, o, babasına ve kavmine: "Siz, neye tapıyorsunuz " demişti.<br />
<br />
"Putlara, tapıyoruz! Onun için, bütün gün, onlara vakf-ı hizmet etmekte sabit ve dâimiz!" dediler. İbrahim:<br />
<br />
"Siz, çağırdığınız vakit, onlar, sizi duyuyorlar mı<br />
<br />
Yahud (taparsanız) size bir yarar veya (tapmazsanız) bir zarar yapıyorlar mı " diye sordu.<br />
<br />
"Hayır! Biz, babalarımızı, böyle bulduk. (Onlar da, böyle yapıyorlardı) dediler. İbrahim:<br />
<br />
"Şimdi, gördünüz mü Gerek sizin, gerek daha önceki babalarımızın neye tap­makta olduklarınızı !<br />
<br />
işte, onlar, benim, muhakkak düşmanımdır. Fakat, âlemlerin Rabb´ı, böyle değildir. O Rab ki, beni yaratan, bana, doğru yolu gösteren O´dur. Bana, yediren, içiren, O´dur.<br />
<br />
Hastalandığım zaman, şifâ veren, hastalığımı geçiren, O´dur. Beni, öldürecek, sonra, diriltecek olan, O´dur. Ceza gününde kusurlarımı yarlıgayacağını umduğum da, O´dur. Rabb´im! Bana, bir hüküm ihsan et ve beni, Sâlihler zümresine kat! Benden sonrakiler içinde, benim için, bir lisân-ı sıdk (güzel bir anış) ver. Beni, Naîm Cennetinin vârislerinden (onda temelli kalacaklardan) kıl! Babamı da, yarlığa! Çünki, o, sapkınlardandır.<br />
<br />
Kulların, kabirlerinden kaldırılacakları gün, beni, rüsvay etme! O gün ki, ne mal yarar verir, ne de, oğullar! Meğer ki, Allah ´a (küfür ve nifaktan) temamen salim, hâlis bir kalb ile gelenler ola.<br />
<br />
O günde ki, Cennet, takva sahiplerine (Allâhın buyruklarını yerine getiren, ya­saklarından sakınanlara) yaklaştırılmıştır.<br />
<br />
Cehennem de, azgınlara açılıp gösterilmiştir ve onlara:<br />
<br />
Allâhı bırakıp ta, taptıklarınız nerede Size yardım ediyorlar mı !<br />
<br />
Yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu ! denilmiştir.<br />
<br />
Artık, onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da, yüzleri koyun top yekûn Cehen­nemin içine atılmışlardır.<br />
<br />
Orada, birbirleriyle çekişecekler:<br />
<br />
Allah´a and olsun ki, gerçekten, biz, apaçık bir sapkınlık içinde idik.<br />
<br />
Çünkü, sizi, âlemlerin Rabb´i ile bir tutuyorduk.<br />
<br />
Bizi, o mücrimlerden başkası saptırmadı.<br />
<br />
Artık, bizim için, ne şefâatcılardan bir kimse, ne de, candan bir dost var!<br />
<br />
Bizim için, gerçekten bir geri dönüş olsaydı da, biz de, Mü´minlerden olsaydık!" diyeceklerdir. [65]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Puthanedeki Putları Kırması:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, putlara karşı tutum ve davranışı, kavmi arasında ya­yılmış, fakat, bu hususta Nemrud´a hiç bir haber ulaşmamıştı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, kavmini, tapmakta oldukları şeyleri bırakıp Yüce Allah´a ibadete davet ettiği zaman, kavmi, ona:<br />
<br />
"Sen, kime ibadet ediyorsun " diye sordular.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Rabbül´âlemîn´e!" dedi<br />
<br />
"Nemrud´a tapsana " dediler.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Hayır! Ben, beni yaratmış olan´a ibadet ederim." dedi.<br />
<br />
Artık, İbrahim Aleyhisselâmın işi, iyice açığa çıkmış, Nemrud´a da, ulaştırılmış bulunuyordu. [66]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer ise, oğlunu, putperestliğe çevirmek için bir tedbir düşündü:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Bizim bir Bayram günümüz vardır ki, o gün, sen, bizimle birlikte bayram yerine gidersen, her halde, dinimiz, senin de, hoşuna gider." dedi.<br />
<br />
Bayram günü olunca, İbrahim Aleyhisselâm, onlarla birlikte yola çıktı.<br />
<br />
Yolun bir kısmında, kendisini, yere attı ve "Ben, hastayım, Vebâ´ya tutuldum!" der demez, kendisi, yere serilmiş bir halde iken, halk, onun ayaklarını çiğneye çiğneye kaçıştılar!<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, zaiflikleri sebebile halkın en geride kalanlarına seslendi[67]:<br />
<br />
"Allâha yemin ederim ki: siz, arkanızı dönüp gittikten sonra, ben, putlarınıza, muhakkak, bir tuzak kuracağım!" dedi. [68]<br />
<br />
Geride kalanlar, İbrahim Aleyhisselâmın söylediğini, işittiler.<br />
<br />
Bundan sonra, İbrahim Aleyhisselâm, dönüp putların bulunduğu binaya geldi.<br />
<br />
Puthane; büyük bir binanın içinde idi.<br />
<br />
Puthanenin kapısının karşısında büyük bir put vardı. [69] ki, altundan yapılmıştı.<br />
<br />
Bu putun iki gözünün içine de, geceleyin parıldayan iki pırlanta yerleşti­rilmişti. [70]<br />
<br />
Onun yanında da, birbirinden küçük, yan yana sıralanmış, dizilmiş, puthane-nin kapısına kadar uzanan putlar vardı.<br />
<br />
Putperestler; Bayram yerine gitmeden, yemekler yapıp putların önlerine koy­muşlar "Dönüşümüzde, putlarımızın bereketlendirecekleri bu yemeklerimizi, ye­riz!" demişlerdi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, putlara ve önlerindeki yemeklere baktı[71].<br />
<br />
"Ne diye yemek yemiyorsunuz !<br />
<br />
Size, ne oluyor da, hiç konuşmuyorsunuz !" dedi. [72]<br />
<br />
Eline, bir balta geçirdi. Bütün putları, böğürlerinden vurup yardı. [73]<br />
<br />
Her birine vururken:<br />
<br />
"Kendini, korusana " diyordu. [74]<br />
<br />
Putları, parça parça etti.<br />
<br />
Yalnız, onların en büyüğünü bıraktı, belki, ona başvururlar diye! [75]<br />
<br />
Baltayı da, en büyük putun boynuna astıktan sonra puthaneden çıkıp gitti.<br />
<br />
Putperestler, teberrük için bıraktıkları yemekleri almağa geldiler ve putlarına baktılar. [76]<br />
<br />
"Bunu, dediler, bizim tanrılarımıza kim yaptı Her halde, o, zâlimlerden biridir! [77]<br />
<br />
İşittik ki, İbrahim diye anılan bir genç, bunları, diline dolay ip duruyordu.<br />
<br />
Onları, yeriyor, ayıplıyor, onlarla alay ediyordu.<br />
<br />
Biz, ondan başka, hiç kimsenin, böyle söylediğini işitmedik.<br />
<br />
Sanıyoruz ki: bu işleri yapan da, odur!" dediler. [78]<br />
<br />
Derken, kavmi, koşarak onun yanına geldiler.<br />
<br />
İbrahim, onlara:<br />
<br />
"Siz, kendi elinizle yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz !<br />
<br />
Halbuki, sizi de, elinizle yapageldiğiniz şeyleri de, Allah, yaratmıştır." dedi. [79]<br />
<br />
Hâdisenin haberi, Nemrud´a ulaştırıldı. [80]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Nemrud ile kavmin Eşrafı, İbrahim Aleyhisselâmı, delilsiz olarak cezalandırmayı, uygun görmediler. Suçunu, kendisine itiraf ettirmek istediler. [81]<br />
<br />
"O halde, onu, insanların gözleri önüne getiriniz.<br />
<br />
Olur ki, onlar da, kendisinin aleyhinde şâhidlik ederler!" dediler. [82]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, getirildikten sonra, halk, kralları Nemrud´un huzurunda toplandılar. [83]<br />
<br />
"Ey İbrahim! Sen mi, tanrılarımıza bu işi yaptın " dediler. İbrahim:<br />
<br />
"Belki, onların şu büyüğü yapmıştır! Eğer, konuşurlarsa, onlara sorunuz[84]<br />
<br />
Bu putların en büyüğü, sizin, kendisiyle birlikte şu küçük putlara da, tapmanı­za kızarak onları, kırmıştır!" deyince, biraz insafa gelir gibi oldular. [85]<br />
<br />
Sonra, yine, eski kafalarına döndürüldüler de:<br />
<br />
"And olsun ki: bunların, söz söylemeyeceğini, sen de, bilirsin!" dediler.<br />
<br />
İbrahim:<br />
<br />
"Öyle ise, Allâhı bırakıp ta, size hiç bir şeyle ne yarar, ne de zarar yapamaya­cak olan şu putlara hâlâ tapacak mısınız !<br />
<br />
Yuf size ve Allâhı bırakıp tapmakta olduklarınıza! Siz daha akıllanmayacak mısınız " dedi. [86]<br />
<br />
Bunun üzerine, kavmi, Yüce Allah hakkında, İbrahim Aleyhisselâm ile tartışıp, tanrılarının daha hayırlı olduğunu iddia etti. [87]<br />
<br />
"Ona, hüccet getirmeğe kalkıştı. İbrahim de:<br />
<br />
"Allah, beni, doğru yola iletmişken, siz, Onun hakkında benimle hâlâ çekişiyor musunuz<br />
<br />
Ben, ona şerik koştuğunuz şeylerden hiç bir zaman, korkmam! Meğer ki, Rabb´im, hakkında bir şey (bir felâket) dilemiş bulunsun. Rabb´imin ilmi, her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız !<br />
<br />
Hem, Allâhın, size, haklarında hiç bir delil ve burhan indirmediği şeyleri, siz, Ona şerik koşmanızdan korkmazken, ben, şerik koştuğunuz o şeylerden nasıl korkarım !<br />
<br />
Şimdi, biliyorsanız, söyleyiniz: iki zümreden, hangisi, korkudan emîn olmaya daha ayıktır<br />
<br />
İman edenler, bununla beraber, imanlarını, haksızlıkla ve şirkle bulaştırmayan-´ar, işte, ancak, onlardır ki, korkudan emîn olmak hakkı, elbette kendilerinindir.<br />
<br />
Onlar, doğru yolu bulmuş kimselerdir! "[88] diyerek, Yüce Allâhın korkulmağa ve ibadet edilmeğe, tapındıkları şeylerden daha lâyık olduğunu bilsinler diye on­lara ibretli temsiller getiriyordu. [89]<br />
<br />
Nemrud, İbrahim Aleyhiselâmı, huzuruna çağırıp<br />
<br />
"Senin, şu ibadet etmekte olduğun ve halkı da, ona, ibadete davet ettiğin, baş­kalarına karşı, kudretinin ululuğundan ve üstünlüğünden söz ettiğin İlâhını gör­dün mü Nasıldır o " diye sordu. [90]<br />
<br />
ibrahim:<br />
<br />
"Benim Rabb´ım, hem diriltir, hem öldürür!" deyince, Nemrud: "Ben de, diriltirim, öldürürüm!" dedi. (Bakara: 258) İbrahim Aleyhisselâm, ona: "Sen, nasıl diriltir ve öldürürsün " diye sordu. Nemrud:<br />
<br />
"Tutup ölümüne hükmettiğim iki adamdan birini, öldürürüm, onu, öldürmüş olurum.<br />
<br />
Diğerini ise, affedip sağ bırakırım. Onu da, diriltmiş olurum!" dedi. [91] İbrahim:<br />
<br />
"Allah, güneşi, doğudan getiriyor. Haydi, sen, onu, batıdan getir bakayım " deyince, kâfir (Nemrud), şaşırıp, tutulup kaldı.<br />
<br />
Allah, zâlimler güruhunu, muvaffak kılmaz. [92]<br />
<br />
Bunun üzerine, Nemrud, İbrahim Aleyhisselâmı, zindanda yedi yıl hapsetti. [93]<br />
<br />
Bundan sonra, Nemrud ile kavmi, İbrahim Aleyhisselâmın öldürülmesi üzerin­de söz birliği ettiler. [94]<br />
<br />
"Onun için bir bina çatınız da, alevli ateşin içine atınız onu! [95]<br />
<br />
Onu, yakınız! Bu suretle, tanrılarınıza, yardım ediniz, eğer bir iş yapanlarsanız!" dediler.[96]<br />
<br />
Nemrud´a "Onu, ateşte yakınız!" diye tavsiyede bulunan adam, Fars Bedevi­lerinden Kürt Heyzen idi.<br />
<br />
Yüce Allah, onu, yere yutturdu da, kendisi, Kıyamete kadar, kımıldadıkça, ye­re batıp duracaktır![97]<br />
<br />
Nemrud, İbrahim Aleyhisselâm için, her çeşit odun toplanmasını emretti. Odunların, en sert ve dayanıklı cinslerinden odun toplandı. Hattâ, İbrahim Aleyhisselâmın köyünden, hasta bir kadın:<br />
<br />
"Tanrı, beni, hastalıktan kurtarırsa, İbrahim için, odun toplayayım!" diyerek adak adamıştı. [98]<br />
<br />
Nemrud, İbrahim Aleyhisselâm için, toplattığı çakıl taşlar ile de geniş bir ateş çukuru, tandır yaptırdı[99] Ateş ocağı, Guta kariyesinde idi ve ocağa, üç ay odun toplanıp yığılmıştı, [100]<br />
<br />
Ocağın içine yığılan odunları, her taraftan tutuşturdular.<br />
<br />
Ateş, o kadar alevlenmişti ki, uçan kuşlar, oradan geçecek olsalar, hararetin şiddetinden, yanıp kavruluyorlardı![101]<br />
<br />
Ateşin sıcaklığı ve dumanı, Guta halkını, neredeyse, helak edecekti!<br />
<br />
Hararetin şiddetinden, bazıları, yer altındaki bodrumlara sığınmak zorunda kal­mışlardı.[102]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmı, ateşe atmak için, yüksek bir binanın üzerine çıkardılar. Ellerini, ayaklarını, sımsıkı bağladılar. [103]<br />
<br />
Binanın üzerine de bir Mancınık kurdular.[104] İbrahim Aleyhisselâmı, Mancınığın kefesine koydular. [105]<br />
<br />
Mancınığı yapan, ve kuran, Kürd Heyzen olup kendisi, Mancınık yapanların il­ki İdi.[106]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bağlanırken, Yüce Allah´a:<br />
<br />
"Senden başka ilâh yoktur!<br />
<br />
Sen, her noksandan münezzeh ve mukaddessin.<br />
<br />
Âlemlerin Rabb´isin!<br />
<br />
Hamd, Sana mahsustur. Mülk, Senindir. Senin şerîkin yoktur!" dedi. [107]<br />
<br />
Mancınıkla havaya atıldığı sırada[108] Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey İbrahim Bir hacetin var mı " diye sordu. [109]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sana ise, hayır!" dedi. [110]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Öyle ise, hacetini, Rabb´inden dile!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O´nun; hâlimi, dileğimi, bilmesi, bana yeter!" dedi. [111] ve başını, göğe kaldırıp:<br />
<br />
"Ey Allâhım! Sen, göklerde Tek´sin! [112] Yerde de, Tek´sin! [113]<br />
<br />
Ben de, yerde bir tek´im! [114] Yerde, benden başka, Sana ibâdet edecek kim­se yoktur. [115]<br />
<br />
Allah, bana yeter! [116]Ne güzel Vekildir O!" dedi. [117]<br />
<br />
<br />
<br />
Ateşin İbrahim Aleyhisselâma Serinlik Ve Selâmetlik Oluşu:<br />
<br />
<br />
<br />
Ateşin içine atıldığı zaman, İbrahim Aleyhisselâmın, Yüce Allâha tevekkülü, en yüksek derecede idi.[118] Tevhid´i, Vesîlesiz, Aracısız sırf, katkısız Tevhiddi. [119]<br />
<br />
O zaman, Yüce Allah tarafından:<br />
<br />
"Ey ateş! İbrahim´e karşı, serinlik ve selâmettik ol!" buyuruldu.[120] Ateş, Yüce Allâhın buyurduğu gibi, oldu. [121]<br />
<br />
Ateşten, sıcaklık ve yakıcı tabiatı giderilip ateş, bir ışık haline getirildi. [122] Ateş, ancak, İbrahim Aleyhisselâmın bağlandığı ipleri yaktı. [123]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ateşin içinde yedi gün kaldı. [124] Kendisinin, ateşte kırk veya elli gün kaldığı da, rivayet edilir. [125]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer, oğlunun, ateşe atılışından yedi gün son­ra, Nemrud´a gidip:<br />
<br />
"İbrahim´in kemikleri hakkında bana izin ver de, onları, gömeyim!" demişti. [126]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Ateş İçinde Annesiyle Görüşmesi:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın annesi Nuna, oğluna bakıp ateşin onu yakmadığını görünce:<br />
<br />
"Ey yavrucuğum! Ben, senin yanına gelmek istiyorum. Allah´a dua et de, çev­rendeki ateşin hararetinden, beni, korusun!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Olur!" dedi.<br />
<br />
Nuna, oğlunun yanına kadar geldi.<br />
<br />
Ateşin hararetinden, hiç bir şey, ona, dokunmadı.<br />
<br />
Nuna, gelince, İbrahim Aleyhisselâmı kucaklayıp öptükten sonra geri döndü. [127]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Ateşin İçinden Çıkıp Nemrud´la Konuşmaları:<br />
<br />
<br />
Nemrud; ateşin, İbrahim Aleyhisselâmı, yakıp kül haline getirdiğini, sanıyor, ve bundan, hiç şüphe etmiyordu. [128]<br />
<br />
Hayvanına binerek ateşin yanından geçti.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmı yakmak için toplanmış, yığılmış odunlar, hâlâ yanıp du­ruyordu.<br />
<br />
Nemrud, bakınca, İbrahim Aleyhisselâmın, ateşin içinde oturduğunu, yanında da, kendisine benzeyen birisinin bulunduğunu, gördü ve hemen geri döndü. Kavmine:<br />
<br />
"Ben, İbrahimi, ateşin içinde diri bir halde gördüm ! Bu hususta, şüphe içindeyim.<br />
<br />
Siz, benim için, hemen, yüksek bir bina çatınız da, onun üzerinden, ateşin içi­ne bakıp İbrahimin durumunu tesbit edeyim" dedi.<br />
<br />
Hemen, yüksek bir bina çattılar. [129]<br />
<br />
Nemrud; binanın üzerine çıkıp ateşin içine baktığı zaman, İbrahim Aleyhisselâm´ın, ateşin içinde oturduğunu, yanında da, kendisine benzeyen birisinin bu--nduğunu gördü ve:<br />
<br />
´Ey İbrahim! Gördüm ki: senin İlâh´ın, pek büyükmüş ve kendisinin kudret ve zzeti de, aramıza gerilip seni zarardan koruyacak dereceye varmış! [130]<br />
<br />
Ey İbrahim! Ne güzel Rab´dir senin Rabb´in!" diyerek seslendi. [131] Sonra da: ´Ey İbrahim! Ateşin içinden çıkmağa da, gücün yeter mi " diye sordu.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm: "Evet!" dedi.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
Ateş içinde kalmanın, sana zarar verebileceğinden korkmaz mısın " diye<br />
<br />
sordu.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
´Hayır!" dedi.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Öyle ise, kalk ve ateşin içinden çık!" dedi.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm, kalkıp ateşin içinden, yürüyerek dışarı çıktı. Nemrud´-jn yanına doğru vardı.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Senin yanında, senin gibi bir adamın oturduğunu gördüm, Kimdi o " diye sordu.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, gölgeler Meleği idi. Rabb´ım, onu, bana, yanımda bulunsun ve ateşin için­de, benimle görüşüp konuşsun; ateşi, bana serinlik ve selâmetlik yapsın diye gön­dermişti!" dedi.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Ben, senin İlâhına kurban takdim edeceğim.<br />
<br />
Fakat, bunu, kendisine ibadet ve birliğini itiraf maksadiyle değil, izzet ve kud-retini ve sana yaptığı şeyleri, gözlerimle gördüğüm için, yapacağım! Ona, dört oin sığır keseceğim!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, bu dininden, her hangi bir şey üzerinde bulunmaksızın ayrılıp benim di­nime girmedikçe, Allah, senin takdim edeceğin kurbanı kabul etmez!" dedi.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Ben, mülk ve saltanatı, elden bırakmağa güç yetiremem.<br />
<br />
Fakat, ben, onun için, kurban keseceğim!" dedi ve kesti. [132]<br />
<br />
<br />
<br />
İlk Müminler Ve Hicret:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, ateşin içinden, dipdiri çıktığını gören bazı kimseler; Nemrud ile adamlarının şerlerinden korkmalarına rağmen, İbrahim Aleyhisselâ­mın davetine icabet ederek, Allah´a iman ettiler.<br />
<br />
İman edenler arasında İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Hâran´ın oğlu Lut b.Ha­ran, b.Târah ile İbrahim Aleyhisselâmın amcası büyük Hâran´ın kızı Hz.Sâre de, bulunuyordu. [133]<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselama, Nemrud´un ülkesinden ayrılıp[134] kutsal Şam topraklarına doğru gitmesini emretti. [135]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm ile kendisine tâbi olan Sahâbîleri de, kavimlerinden ay­rılıp gitmeyi, kararlaştırdılar.<br />
<br />
Kavim ve kabilelerine de:<br />
<br />
"Biz, sizden ve Allâh´dan başka tapmakta bulunduğunuz şeylerden uzağız ve bezginiz!<br />
<br />
Ey Allâh´dan gayrı olan putlar! Biz, sizi, red ve inkâr ediyoruz!<br />
<br />
Ey puta tapanlar! Sizler de, bir olan Allâha iman edinceye kadar, sizinle ara­mızda, ancak, düşmanlık, sürüp gidecektir!" diyerek ültimatom verdiler.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Rabb´inin yolunda Muhacir olarak, yurdundan, gizlice ayrıldı.<br />
<br />
Amcası Hâran´ın kızı Hz.Sâre de, Rabb´ine, rahatça ibadet etmek üzre, firar yolunu seçip İbrahim Aleyhisselâm ile birlikte yola çıktı. [136] Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâm´a, Hz.Sâre ile evlenmesini vahy etmişti. [137] Hz.Sâre de, hiç boşamamak şartı ile kendisiyle evlenebileceğini teklif etti. [138] İbrahim Aleyhisselâm da, bu şartla, onunla evlendi. [139] O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, otuz yedi yaşında idi. [140] İbrahim Aleyhisselâmle birlikte, Lut Aleyhisselâm da, hicret etti. [141] O zaman, Kûsâ halkının ve İbrahim Aleyhisselâmın dili Süryanca idi.[142]<br />
<br />
<br />
<br />
Nemrud´un Muhacirleri Geri Çevirmek İstemesi:<br />
<br />
<br />
<br />
Nemrud, Muhacirlerin arkalarından adamlar koşturdu:<br />
<br />
"Süryanca konuşan hiç bir kimseyi bırakmayıp bana getiriniz!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Harran´da Fırat´ı geçince, Yüce Allah, onun dilini, İbra-nıceye çevirdi, değiştirdi.<br />
<br />
Nemrud´un adamları, İbrahim Aleyhisselâma yetiştiler, ibrahim Aleyhisselâm, adamlara, İbranice konuşunca, onlar, dilini anlayama­dıkları için, kendisini, geri çevirmeyip serbest bıraktılar. [143]<br />
<br />
Muhacirler, Harran´a varıp orada bir müddet oturdular. [144]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm´ın babası Târah (Âzer), iki yüz beş yaşında iken, orada<br />
<br />
öldü.<br />
<br />
Yüce Allah tarafından, İbrahim Aleyhisselâma, Ken´ânîlerin yurduna gitmesi emr ve kendisinin zürriyetinin yerdeki kumlar sayısınca çoğalacağı tebşir bu-,uruldu.<br />
<br />
O zaman, Ken´ânîlerin yurdunda kıtlık ve açlık vardı. [145] İbrahim Aleyhisselâm, oradan Ürdün´e[146], Ürdünden de, Mısır´a gitti. [147]<br />
<br />
Mısırda ilk Firavunlardan, bir Firavun bulunuyordu. [148] ki, kendisi, yedi Fira­vundan ilki olan Totıs idi. Babasını, öldürüp tahtına oturmuştu.<br />
<br />
Totıs; mütegallibe, zorba, atılgan, korkunç, hiddetli ve cezası şiddetli bir Fi­ravundu.<br />
<br />
Akrabalarını, ev halkını, amcasının oğullarını, hizmetçilerini, kadınlarını ve bir cok kâhinleri, hekimleri öldürmekten çekinmemişti. Kan dökmeğe çok hırslı<br />
<br />
.di. [149]<br />
<br />
Kendisinin; Sinan b.Eşel, b.Ulvan, b.Ubeyd´[150], b.Avlec, b.lmlak, b.Lâvez, b.Sâm, b.Nuh (Aleyhisseİâm) olduğu ve meşhur Zâlim Dahhâk´in kardeşi olup Mısır´ı idareye, onun tarafından memur edildiği de, rivayet edilir. [151]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Sâre Yüzünden Başı Dertte:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; zevcesi Hz.Sâre ile birlikte Mısır´a varınca[152]´, şehrin giriş kapısında vazifeli Müfettişler, Hz.Sâre´yi görür görmez, yüzünün güzelliği­ne hayran oldular ve Firavun´a:<br />
<br />
"Şark halkından´[153], buraya, bir adam geldi.<br />
<br />
Onun yanında, bir kadın var ki[154], kendisi, insanların en güzellerindendir. [155]<br />
<br />
İnsanlar, ondan daha güzel yüzlüsünü ve güzelini, görmemiştir!" diyerek ha­ber verdiler. [156]<br />
<br />
Firavun´un adamlarından biri de, Firavun´un yanına giderek "O, senden başkasına lâyık olamaz!" dedi. [157]<br />
<br />
Firavun, hemen Vezîr´ini gönderip İbrahim Aleyhisselâmı huzuruna getirtti. Ona, kim olduğunu, Mısıra niçin geldiğini ve nereli olduğunu sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da. kim olduğunu, Mısıra ne için geldiğini ve nereli oldu­ğunu, ona, haber verdi. [158]<br />
<br />
Firavun:<br />
<br />
"O kadın, kimdir [159] Senin, neyin olur " diye sordu. [160]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Hz.Sâre hakkında "Benim hanımımdır!" diyecek olur­sa, onun yüzünden, kendisinin öldürüleceğinden çekindi[161] de,<br />
<br />
"Kız kardeşimdir!" dedi. [162] Firavun, onu, görmek istedi. Kendisine, muhalefet edilemezdi.<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, Firavun´un, Hz. Sâre´ye kötülük yapama­yacağını, bildirdi. [163]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, hemen, Hz.Sâre´nin yanına geldi:<br />
<br />
"Bu zorba, senin, benim zevcem olduğunu öğrenirse, senin için, bana, gale-be çalar. [164]<br />
<br />
Bunlar, seni, bana sordular. "Kızkardeşimdir!" diye haber verdim." dedi. [165]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre Firavun´un Huzurunda:<br />
<br />
<br />
<br />
Firavun, adam göndererek, Hz. Sâre´yi, yanına getirtti. [166] İbrahim Aleyhisselâm, hemen namaza durdu. [167]<br />
<br />
Firavun´a, Hz.Sâre´nin ve yüzünün güzelliği, çok övülmüştü. [168]<br />
<br />
Gerçekten de, Hz.Sâre, çok güzel ve İbrahim Aleyhisselâma karşı da, son de­rece itaatli idi. Hiç itâatsızlıkta bulunmazdı. [169]<br />
<br />
Bunun için, Yüce Allah, onu, şerefli kıldı. [170]<br />
<br />
Hz. Sâre, Firavun´un huzuruna girince, Firavun, ayağa kalktı. [171]<br />
<br />
Hz. Sâre, hemen abdest alarak namaza durdu.<br />
<br />
Namazını, bitirince:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Ben, Sana ve Senin Peygamberine inanmış; kadınlığımı da, ko­camdan başkasına karşı, temelli olarak korumuş bir kulun isem, şu kâfiri, bana, sataştırma!" diyerek dua etti. [172]<br />
<br />
Firavun; Hz.Sâre´ye, elini uzatmaktan kendisini, alamayıp, eli tutula kalınca, Hz.Sâre´ye:<br />
<br />
"Allah´a, dua et te, elimi, salsın, sana, bir zarar vermeyeceğim!" dedi. Hz.Sâre, Allah´a, dua etti. Firavun´un eli, bırakıldı.<br />
<br />
Bundan sonra, Firavun, ikinci kere, ona, el uzatmağa kalkıştı. Firavun´un eli, öncekinden daha şiddetli bir şekilde tutuldu! Firavun, yine:<br />
<br />
"Allah´a dua et te, elimi, salsın, sana, bir zarar vermeyeceğim!" dedi. Hz.Sâre, dua etti. Firavun´un eli, bırakıldı.[173]<br />
<br />
Fakat, Firavun, eski hareketini tekrarlayıp ta, ilk ikisinden daha şiddetli olarak eli, tutula kalınca:<br />
<br />
"Allâha dua et, elimi, salsın! Vallahi, sana, bir zarar vermeyeceğim!" dedi. [174] Hz.Sâre:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Eğer, bunun sözü ve özü doğru ise, elini, bırak!" diyerek[175] dua edince, Firavun´un eli, bırakıldı. [176]<br />
<br />
Rivâyşte göre: Firavun´un, her saldırışında, eli, tutulmakla kalmamış, aynı zamanda, nefesi de, boğulup kendisi, horlamağa ve hattâ, yeri, ayağıyla tepmeğe başlamıştı.<br />
<br />
Bunun üzerine, Hz.Sâre:<br />
<br />
"Allâhım! Eğer, bu herif ölürse (Onu, bu kadın, öldürdü!) denilir diyerek endi-şelenmişti.<br />
<br />
Firavun; elinin, ikinci veya üçüncü bırakılışında[177], Hz.Sâre´yi getiren adamı­nı[178] veya muhafızlarından bazılarını çağırıp:<br />
<br />
"Siz, bana, bir insan getirmemişsiniz, ancak, bir şeytan getirmişsiniz! [179]<br />
<br />
Onu, İbrahim´e geri çeviriniz. [180]<br />
<br />
Ülkemden, hemen dışarı çıkarınız[181]<br />
<br />
Hâcer´i de, ona veriniz!" dedi. [182]<br />
<br />
Hz.Sâre´ye, ayrıca, elbise de, hediye etti. [183]<br />
<br />
Hz.Sâre´ye:<br />
<br />
"Gerçekten, senin Rabb´in, büyükmüş!" dedi ve kendisinin, İbrahim Aleyhis-selâmın, neyi olduğunu, sordu.<br />
<br />
Hz.Sâre:<br />
<br />
"Kocam ve akrabam olur." dedi.<br />
<br />
Firavun:<br />
<br />
"O, senin için, kız kardeşi olduğunu, söylemişti." dedi.<br />
<br />
Hz.Sâre:<br />
<br />
"Doğrudur. Ben, onun, dinde kız kardeşiyim.<br />
<br />
Bizim dinimizde olan herkes, bizim için, din kardeşimiz sayılır." dedi.<br />
<br />
Firavun:<br />
<br />
"Ne güzel dinmiş sizin dininiz!" dedi ve Hz.Sâre´yi. görüşsün diye kızı Hurya´-ya gönderdi.[184]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre´ye Yapılan İkramlar: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Firavun´un kızı Hurya, çok akıllı ve üstün vasıflı bir kadındı.<br />
<br />
Yüce Allah, onun kalbinde, Hz. Sâre´ye karşı, büyük sevgi ve saygı uyandırdı.<br />
<br />
Hurya; Hz. Sâre´yi. en güzel bir şekilde karşıladı ve ağırladı:<br />
<br />
Kendisine, mal ve mücevherat hediye etti.<br />
<br />
Hz.Sâre, onları alıp[185] İbrahim Aleyhisselâmın yanına geldi. [186]<br />
<br />
O sırada, İbrahim Aleyhisselâm, namaz kılıyor[187], Allah´a, dua ediyordu. [188]<br />
<br />
Hz. Sâre´nin geldiğini hissedince, namazını, bitirdi. [189]<br />
<br />
Hz. Sâre´ye, eliyle işaret ederek[190]<br />
<br />
"Ne haber " dedi. [191]<br />
<br />
Hz. Sâre:<br />
<br />
"Hayır haber!" [192]<br />
<br />
Anladın mı [193], İzzet ve Celal sahibi olan[194] Allah, o fâcirin elini, benden men[195], kötülüğünü, redd[196] ve kendisini, zelil etti[197]. Bana da, bir hizmetçi Dağışladı[198], Hâcer´i, verdi!" dedi. [199]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Hurya´nın hediye ettiği mal ve mücevherat hakkında:<br />
<br />
"Götür, geri ver! Bunlar, bize gerekmez!" dedi.<br />
<br />
Hz. Sâre, onları, götürüp geri verdi.<br />
<br />
Hurya, durumu, babasına anlatınca, Firavun, buna, şaşa kaldı ve:<br />
<br />
"Muhakkak ki, bunlar, üstün şerefli bir kavimdirler. Temiz ve asâletli bir soy­durlar!" dedi.<br />
<br />
Hz.Sâre´ye iyilik yapmak için, her çareye başvurdu ise de, kabul ettiremedi.<br />
<br />
Cariyelerinin en güzeli olan Hâcer´in kabulü için, ısrar edince, kabul etmek zo­runda kaldı. [200]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Firavun´dan ve şerrinden sakındığı için[201], Şam´a dön­mek üzere[202], Mısır´dan ayrılmak istediği zaman Firavun´un kızı Hurya, yol azı­ğı olarak helvalar, şekerden tatlılar, ekmekler yaptı. Pek çok yiyecekler hazırladı. Onları, sepetlere doldurdu.<br />
<br />
Her sepetteki helvanın altına, bir çok kıymetli mücevherat, kuyumcu işi, hayrette bırakıcı bilezikler yerleştirdi.<br />
<br />
Hz. Sâre, veda için, geldiği zaman, Hurya, bu sepetleri, ona, verip:<br />
<br />
"Bunlar, yanında bulunsun da, azık edinirsin!" dedi.<br />
<br />
Hz.Sâre:<br />
<br />
"Sahibime bir danışayım." dedi ve danıştı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yiyecek olunca, al onu!" dedi.<br />
<br />
Hz. Sâre, Hurya´dan sepetleri alıp vedalaşarak İbrahim Aleyhisselâmın yanı­na döndü.[203]<br />
<br />
<br />
<br />
Mısır dan Ayrılış:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm ve Hz.Sâre, yanlarında, Hz.Hâcer olduğu halde, Mısır­dan ayrıldılar.<br />
<br />
Epeyce yol gittikleri ve Mısırdan uzaklaştıkları zaman, Hz. Sâre, azıklardan ye­mek için, sepetlerden bazısını çıkarıp içine, elini, sokunca, cevher buldu.<br />
<br />
Öteki sepetleri de karıştırdı. Onlarda da, aynı şekilde, cevherler buldu ve hep­sini bir araya toplayıp İbrahim Aleyhisselâma sundu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, onlardan bir kısmını, satıp bedeliyle bir kuyu kazdırdı. Bir kısmını da, hayr ve iyilik yollarına harcadı. [204]<br />
<br />
<br />
<br />
Seb´in Yurt Edinilişi:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm ile Zevcesi ve Cariyesi, Filistin toprağında, Filistin ile Ku­düs arasında, Şam çölündeki Seb´ diye anılan yere varıp indiler. [205]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, orada bir kuyu kazdı ve bir Mescid yaptı. [206]<br />
<br />
Kuyunun suyu, bir çeşme gibi akar, İbrahim Aleyhisselâmın koyunları, su iç­mek için kuyunun başına gelirlerdi. [207]<br />
<br />
Seb´ halkı, İbrahim Aleyhisselâmı, rahatsız edecek bazı uygunsuz hareketler­de bulunmağa başladılar.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, başka bir yerde oturmak üzere, hemen oradan ayr,ld.. [208]<br />
<br />
<br />
<br />
Seb´ Halkının İbrahim Aleyhisselâmı Geri Çevirmek İstemeleri:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Seb´den ayrılınca, yerden çıkıp duran su, kesildi, gitti.<br />
<br />
Halk, İbrahim Aleyhisselâma yaptıklarına nadim oldular;<br />
<br />
"Salih Zâtı, aramızdan çıkardık!" dediler.<br />
<br />
Arkasından yetişip yanlarına dönmesini ondan rica ettiler. [209]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, içinden çıkmış olduğum bir yere artık geri dönemem!" dedi.<br />
<br />
"Senin içtiğin ve bizim de, seninle birlikte içmiş olduğunuz o su, kesildi, gitti!" dediler. [210]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, onlara, davarlarından yedi keçi verdi:<br />
<br />
"Bunları, yanınızda götürünüz. Onları, kuyunun başında sulamağa hazırlaya­cak olursanız, kuyunun suyu, yükselir ve akmağa başlar.<br />
<br />
Eskiden olduğu gibi, ondan, siz de, içersiniz.<br />
<br />
Sakın, ay halinde iken, hiç bir kadın, ondan, avuçlamasın!" dedi.<br />
<br />
Seb´ halkı, keçilerle birlikte gelip kuyunun başında durdukları zaman, su, çıktı. Ondan, içmeye başladılar.<br />
<br />
Ay halli bir kadın gelip ondan, avuçlayıncaya kadar, kuyunun suyu, aktı durdu. Avuçlandığı zaman da, eski kuru haline döndü. [211]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm Yeni Yurdunda:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Seb´den ayrıldıktan sonra Filistin toprağında, Remle ile Uya (Kudüs) arasında bir yere gelip yerleşti. [212] ki, orası, Katt veya Kıtt diye anı­lan yerdi. [213]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bu yurdunda da, bir kuyu kazdı.<br />
<br />
Evine inen konukları, ağırlardı. [214]<br />
<br />
Konuk, konuklayanların ilki idi ve (Konuklar Babası) diye anılırdı. [215]<br />
<br />
Yüce Allah, ona, rızık ve geçim bolluğu, servet ve hizmetçiler ihsan etti. [216]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Lut Aleyhisselâmı Ve Malını Düşman Elinden Kurtarışı:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Hâran´ın oğlu Lut Aleyhisselâmın da, malı ço­ğalmıştı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Yüce Allah, bizim mallarımızı, küçük ve büyük baş hayvanlarımızı çoğalttı. Sen, yanımızdan ayrılıp Sedum ve Amûre şehirlerine yerleş!" dedi. Bu şehirler, İbrahim Aleyhisselâmın oturduğu yerin yakınında idi.<br />
<br />
Lut Aleyhisselâm, Sedum ve Amûre´ye varıp yerleşince, o taraflara gelen bir kral, Lut Aleyhisselâmla çarpıştı. [217]<br />
<br />
Kendisini, esir ve mallarını ığtinam edip sürdürdü.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bunu haber alır almaz, üçyüz on sekiz kişi ile gidip çarpı­şarak Lut Aleyhisselâmı kurtardı ve onun mallarını da, geri aldı.<br />
<br />
Allah ve Resulünün düşmanlarından bir çoklarını öldürdü. Bozguna uğratıp ka­çırdıklarını da, Dımaşk´ın doğusuna varıncaya kadar takip etti. [218]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Hâcerle Evlenmesi:<br />
<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma mal ve servet bolluğu verince, İbrahim Aley­hisselâm:<br />
<br />
"Ey Rabb´im! Benim çocuğum yok. Ben, çok mal ve serveti, ne yapayım " demişti.<br />
<br />
Yüce Allah, ona:<br />
<br />
"Ben, senin çocuklarını da, öyle çoğaltacağım ki, onlar, yıldızların sayısınca, olacaklardır " diye vahy buyurdu. [219]<br />
<br />
Mukaddes beldelerde yirmi yıldan beri oturdukları halde, çocukları olmu-yor[220]; Hz. Sâre ise, bir hayli yaşlanıp İbrahim Aleyhisselâm için çocuk doğur­maktan kalmış bulunuyordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın da, yaşı, çok ilerlemişti.<br />
<br />
Fakat, kendisi, sâlih bir oğul ihsan buyurması için, Yüce Allâha yalvarıp du­ruyordu. [221]<br />
<br />
Mısırdan gelişlerinden on yıl sonra idi[222] ki, Hz.Sâre, hizmetçisi Hz.Hacer´i, İbrahim Aleyhisselâma bağışlayarak "Ben, onun gösterişli bir kadın olduğunu gö­rüyorum.<br />
<br />
Sen, onu, zevceliğe al. Belki, Allah, Sana, ondan bir oğul nasîb eder" dedi. [223]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Hâcer´in Kimliği:<br />
<br />
<br />
<br />
Hz.Hâcer; Firavun´un, İbrahim Aleyhisselâma iman eden câriyelerindendi. [224] Kendisi, Mısır´ın Ferema önündeki Ümmülarab köyündendi. [225]<br />
<br />
Ümmülarab köyüne yak köyü de, denirdi. [226]<br />
<br />
Hz.Hâcer´in köyünün Ferema olduğu da, söylenir. [227]<br />
<br />
Hz. Hacer, Kıbtf[228]´, Mısırlı idi. [229], Kıbtî, Mısırlı demektir. [230]<br />
<br />
Hz. Hâcer; Firavundan önce, Mısır Kıbt kırallarından bir kralın kızı idi.<br />
<br />
Amr b.Âs; Mısırı, feth için kuşattığı zaman, Mısırlılara:<br />
<br />
"Peygamberimiz Aleyhisselâm, Mısırın fethini bize va´d ve Mısırlılarla arada soy ve hısımlık ilişkisi bulunduğundan,kendilerine iyi davranmamızı emir ve tav­siye buyurmuştu" dedi.<br />
<br />
Mısırlılar, bu akrabalığın, uzak bir akrabalık olduğunu ileri sürdükten sonra;<br />
<br />
´Doğru söylüyorsun, dediler, sizin ananız, bizim kralımızın kızı ve Menf hal-&lt; ndan idi. Kral da, Menf halkının kralı idi.<br />
<br />
Ayn-ı Şems halkı, Menfliler üzerine yürüdüler, onları, yendiler ve devletlerine son verdiler, Menf halkını, gurbet illere düşürdüler.<br />
<br />
Böylece, Hâcer de, Babanız İbrahim (Aleyhisselam)in zevcesi ve sizin Ananız olmuş oldu..." diye itirafta bulundular. [231]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, seksenini aştıktan sonra, Kadum veya Kaddum ile[232] sünnet olmuş, bundan sonra da, seksen yıl daha yaşamıştır.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm, ilk sünnet olan insandı. [233]<br />
<br />
İmanını tamamlamasının, cesedinden bir parça etini kesip atması, yâni Sünnet olması ile gerçekleşeceği vahy edilince[234], kendisini, hemen Kaddum (keser) ile sünnet etmiş, ağrının şiddetine dayanamayınca da, Allâha yalvarmıştı.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Biz, sana, Sünnet âletini beyan etmeden önce, sen, acele ettin!" diye Vahy buyurmuştu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da:<br />
<br />
"Yâ Rab! Emrini, geciktirmek istemedim" demişti. [235]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın; Amalıklarla yaptığı savaşta, iki taraftan pek çok ölen­ler olup kendi adamlarını gömmek için tanıyamadığından, Müslümanlık alâmeti olmak üzre sünnetle emrolunduğu da, rivayet edilir. [236]<br />
<br />
<br />
<br />
Sünnete Aid Bazı Hükümler:<br />
<br />
<br />
<br />
Sünnet olmak, erkekler için sünnettir. [237]<br />
<br />
Sünnet olmak, Müslümanı, Müslüman olmayandan ayırt ettiği için, elinin şia­rından olmakla beraber farz değil, sünnettir. [238]<br />
<br />
Sünnet´in, Vâcib ve Müstehab olmak üzre, iki vakti vardır. Sünnetin vâcib vakti, buluğ çağıdır ve onu, geciktirmemek gerekir. Sünnetin Müstehab vakti, buluğ çağından öncedir.<br />
<br />
Çocuğu, doğumunun yedinci günü veya kırkıncı günü sünnet ettirmek, müste-habdır.<br />
<br />
Sünnetin, müstehab vakti, özürsüz geciktirilmemelidir. [239]<br />
<br />
Hz.Hüseyin, doğumunun yedinci gününde sünnet ettirilmiştir. [240]<br />
<br />
imam Zührî:<br />
<br />
"Bir erkek, Müslüman olduğu zaman, yaşı, büyük bile olsa, sünnet olması ken­disine emredilir."´[241] Salim de: "Abdullah b.Ömer, beni ve Nuaym´ı, sünnet edip bizim için bir koç kesti.<br />
<br />
Bize, koç kestiğinden dolayı, çocuklara karşı, neşelendiğimizi, gerçekten, ken­dimizde hissetmiştik." demiştir. [242]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Doğuşu Ve Hz. Sâre´nin Hz. Hâcer Hakkındaki Kıskançlığı Ve Yemini:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, seksen altı yaşında bulunduğu sırada´[243] ismail Aley-hisselâm, Hz.Hâcer´den doğdu. [244]<br />
<br />
Hz. Sâre, İsmail Aleyhisselâmın doğumundan sonra, Hz.Hâcer´i kıskanmağa, çekememeğe başladı.<br />
<br />
Bir gün, ona, kızdı. [245] Kendisini, evden dışarı çıkardı. Sonra geri çağırıp eve aldı.<br />
<br />
Yine, böyle kızıp dışarı çıkardı. [246] Sonra, tekrar eve alıp[247] vücudunun üç uzvundan birer parça kesmeğe[248], şeklini, değiştirmeğe[249] yemin etti. [250] Kendi kendine:<br />
<br />
"Ben, onun burnunu, keseyim! Kulaklarını, keseyim! Amma, bu, onu, çok çir-kinleştirir!" dedi. [251]<br />
<br />
Çok çirkinleştireceği için, onun, burnunu, kulağını, kesmeyi bıraktı. [252]<br />
<br />
"Hayır! Ben, onu, sünnet edeyim!" dedi. [253]<br />
<br />
Öfkesi geçip aklı başına geldiği zaman, Hz. Sâre, yaptığı bu yemîne şaştı[254]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; -yemînı, yerine getirmek üzere Hz.Hâcer´in iki kulağını delmesini ve onu, Sünnet etmesini, Hz.Sâre´ye tavsiye etti. [255]<br />
<br />
Hz.Sâre de, öyle yaptı[256] Bu, kadınlar hakkında sünnet ve âdet oldu. [257] Hz.Hâcer, sünnet edilince, uzun etekle, kandan korundu. Bunun için, sünnet olan kadınlar, uzun etek giymeyi âdet edinmişlerdir. [258] Hz.Hâcer; kulakları delinen ilk kadın olduğu gibi, kadınlardan, ilk sünnet olu­nan ı[259] ve Hz. Sâre´den, izini gizlemek için ilk etek uzatanı da, o, idi. [260] Kadınların, böyle, sünnet olmaları, sonradan, terk edilmiştir. Hz.Sâre, Hz.Hâcer´e:<br />
<br />
"Artık, sen, benimle bir şehirde bulunmayacak, oturmayacaksın!" dedi. [261]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz.Hacer´le İsmail Aleyhisselâm´ın Mekke Hayatı<br />
<br />
<br />
Hz. Hâcer´le İsmail Aleyhisselâm´ın Mekke´ye Götürülüşü:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; İbrahim Aleyhisselâm´a, Hz.Hacer´le İsmail Aleyhisselâm´ı, Belde-i Haram´a götürmesini Vahy etti. [262]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm´a, Beyt-i Harâm´ı, hazırladığını ve oranın, onun elleriyle -nârını takdir ettiğini, suyunu da, onun için akıttıracağını bildirdi. [263]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm, Burak´a, bindi. İki yaşındaki İsmâl Aleyhisselâmı, önü­ne. Hz.Hâcer´i de, terkisine bindirdi. [264]<br />
<br />
Burak; Merkeple katır arası büyüklükte bir binit olup uyluklarının üzerinde iki<br />
Bu yolculukta, Cebrail Aleyhisselâm da, yanlarında bulunuyor, İbrahim Aleyhisselâm´a Beytullâh´ın yerini ve Harem´in sınırlarını gösteriyordu.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm; köylerden, kasabalardan hangisine uğrasa: ´Ey cebrâil! Buraya mı inmemiz emrolundu " diye sormakta[265]<br />
<br />
Her düz ve sulu yere uğradıkça, Cebrâil Aleyhisselâm´a:<br />
<br />
"Ey Cebrâil! İn şuraya!" demekte,<br />
<br />
Cebrâli Aleyhisselâm da: Hayır!" diye cevap vermekteydi. [266]<br />
<br />
Nihayet, Mekke´nin bulunduğu yere geldiler.<br />
<br />
Cebrâil Aleyhisselâm:<br />
<br />
"in yâ İbrahim!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Burası, ne zirâata[267], ne de, davar´a elverişlidir!" dedi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Öyledir. Amma, Burada, senin oğlunun soyundan Ümmî Peygamber çıkacak ve Kelimetül´ulyâ, Onunla tamamlanacaktır!" dedi. [268]<br />
<br />
Mekke; o zaman, Selem ve Semür denilen küçük, büyük dikenli ağaçların bu­lunduğu çalılık bir yerdi.<br />
<br />
Mekke´nin dışında ve çevresinde de, Amâlıka diye anılan insanlardan bir top­luluk oturmakta idi.<br />
<br />
Beytullâh (Kabe) in yeri de; o zaman, kırmızı topraklı, kesekli[269], yerden yük­sekçe, tümsekimsi bir yerdi.<br />
<br />
Zaman zaman gelen seller, oranın, sağını, solunu oymuş, alıp götürmüştü. [270]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Cebrail Aleyhisselâm´a:<br />
<br />
"Sana, bunları, buraya mı bırakman emrolundu " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet!" dedi. [271]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Hz.Hâcer´le İsmail Aleyhisselâmı, Mescid´i Haram´ın, bu gün bulunduğu yerin ve Mescid´in yüksekçe bir mahallindeki Zemzem kuyu­sunun yukarısında bulunan büyük bir ağacın yanına bıraktı.´[272] Üzerlerine, bir gölgelik yapmalarını da, Hz.Hâcer´e emretti.´[273]<br />
<br />
O zaman; Mekke´de, hiç bir kimse, hattâ, içecek su bile yoktu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; bu Ana ve Oğulu, buraya bıraktı. Yanlarına, içi, hurma<br />
<br />
dolu meşin bir dağarcıkla, içi, su dolu bir kırba da, bıraktı. Şam´a gitmek üzere, oradan, izi sıra geri döndü. Hz. Hâcer, İbrahim Aleyhisselâmın arkasından seslendi: "Ey İbrahim! Bizi, bu ıssız vadide bırakıp ta, nereye gidiyorsun ! Öyle bir vadi ki, ne görüşülecek bir kimse var, ne de, bir şey!" dedi. [274] Hz. Hâcer, sözünü, tekrarladı ise de, İbrahim Aleyhisselâm, ona dönüp<br />
<br />
bakmadı.<br />
<br />
Bunun üzerine, Hz. Hâcer:<br />
<br />
"Yoksa, bizi, buraya bırakıp gitmeni, sana, Allah mı emretti " diye sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Allah, emretti!" diye cevap verdi.<br />
<br />
Hz. Hâcer:<br />
<br />
"Öyle ise, Allah, bize yeter. O, bizi zayi etmez, himayesiz bırakmaz! dedikten sonra, döndü.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´nin üst tarafındaki Seniye mevkiine kadar ilerle­di. Onlar tarafından görülmeyecek bir yerde durup yüzünü, bu gün Kabe´nin bu-unduğu tarafa döndürdü ve ellerini kaldırdı:<br />
<br />
"Ey Rabbimiz! Ben, zürriyetimden bir kısmını, Senin Mukaddes olan Ev´inin ya­nında, namazlarını, dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim.<br />
<br />
Artık, insanlardan bir kısmının gönüllerini, onlara meyi ettir. Şükr etmeleri için, onları, bazı meyvalarla rızıklandır.[275] diyerek Allah´a dua etti. [276]<br />
<br />
Sonra da, Şam taraflarındaki ailesinin yanına döndü. [277]<br />
<br />
<br />
<br />
Zemzemin Çıkışı:<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmı getirip ağacın gölgesi altına yatırdı. Su kırba-s´nı, ağaca astı. [278]<br />
<br />
Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmı emziriyor ve kırbadaki sudan da, ona içi-nyordu. [279]<br />
<br />
Kırbadaki su, tükenince, hem kendisi, hem de, İsmail Aleyhisselâm, su-sadılar. [280]<br />
<br />
Su, tükendiği zaman, Hz. Hâcer´in sütü de, kesildi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, acıkmağa başlamış, acıktıkça da, kendisinin açlığı şid­detlenmişti.<br />
<br />
Hz.Hâcer; oğlunun açlığından[281]´, susuzluğundan kıvranıp durduğuna ba-<br />
<br />
kıyordu. [282]<br />
<br />
Onu, ölüyor sandı ve tasalandı. Kendi kendine:<br />
<br />
"Bari, kendisinden uzaklaşayım da, onun ölümünü, görmeyeyim!" dedi. [283]<br />
<br />
Çocuğunun elemli haline bakmağa daha fazla dayanamayarak onun yanından kalkıp biraz öteye doğru gitti[284]. "En yakın tepe, hangisidir " diye etrafına bakındı. [285] O bölgede, en yakın tepe olarak Safa tepeciğini buldu. Onun üzerine çıktı. Sonra, vadiye karşı, durdu.<br />
<br />
Bir ses işitmek veya bir kimse görmek ümidiyle dinledi ve etrafına bakındı. Fakat, ne bir ses, işite bildi, ne de, bir kimse görebildi. [286]<br />
<br />
Safa tepeciğinden hızla inip vadide entarisinin eteğini topladıktan sonra, müş-kil bir işle karşılaşan bir insan azmiyle koştu ve vadiyi geçerek Merve tepeciğine geldi.<br />
<br />
Orada da, biraz durdu ve bir kimse, görebilir miyim diye baktı. Fakat, yine, hiç bir kimse göremedi. [287]<br />
<br />
Hz.Hacer´in Safa ile Merve arasında gidip gelmekle meşgul olması, hem bir kimse görebilme ümidinden, hem de, açlıktan, susuzluktan kıvranan yavrusunun can verişini gözleriyle görmek istemeyişinden ileri geliyordu.<br />
<br />
Bununla birlikte, Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmın yanına iki kere uğramaktan da, kendini alamamış, onu, eskisi gibi can çekişir bulunca, mahzun ve bitkin bir halde, tekrar Safa tepeciğine dönmüştü. [288]<br />
<br />
Hz.Hacer, Safa ile Merve arasında yedi kere gitmiş, gelmişti. [289]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm: "Bunun için, insanlar, Safa ile Merve arasında sa´y ederler." buyurmuştur. [290]<br />
<br />
Hz.Hacer; son defa Merve tepeciği üzerine çıktığında bir ses işitti ve kendi<br />
<br />
kendine:<br />
<br />
"Sus ta, iyice dinle!" dedi. Sonra, dikkatla dinledi. Bu sesi, önceki gibi bir daha işitti. [291] Bu ses, bir insan sesine benziyordu. [292] Bunun üzerine: "Ey ses sahibi! Sesini, duyurdun!<br />
<br />
Eğer, sen, yardım edecek güçte isen, bize, yardım et! [293] Ey Allah´ım! Sesini, bana duyurdun, imdadıma da, yetiş!<br />
<br />
Yetişmezsen, ben de, yanımdaki yavrum da, helak olup gideceğiz!" diye yal-varınca[294], Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir Melek (Cebrail) göründü. [295]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm; Hz.Hâcer´e: "Sen, kim´sin " diye sordu. Hz.Hâcer:<br />
<br />
"Ben, İbrahim (Aleyhisselâm)ın, buraya bıraktığı zevcesiyim, oradaki de, oğ-lumdur!" dedi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İbrahim, sizleri, kime ısmarladı " diye sordu.<br />
<br />
Hz.Hâcer:<br />
<br />
"Bizi, Yüce Allah´a ısmarladı." dedi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, sizi, en şerefli, en keremli ve yeterli Rabb´e, ısmarlamış!" dedi[296] ve aya­ğının ökçesiyle yeri eşince, su, kaynamağa başladı!<br />
<br />
Hz.Hâcer, bir yandan, boşa akmasın diye suyu, havuz gibi toprakla çevirip gö­lek yapmaktan geri durmuyor, bir yandan da, kırbasını doldurmağa devam ediyordu.<br />
<br />
Su ise, avuç avuç alındıkça, yerden kaynayıp duruyordu. [297]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah, İsmail´in Annesi Hâcer´e rahmet eylesin!<br />
<br />
Eğer, o, Zemzem´i, kendi haline bıraksaydı da, suyu, avuçlamasaydı, muhakkak ki, Zemzem, akar bir kaynak olurdu!" buyurmuştur. [298]<br />
<br />
Hz. Hâcer, bu sudan içti. Sütü gelip çocuğunu, emzirdi. [299]<br />
<br />
Melek, Hz. Hâcer´e:<br />
<br />
"Zayi ve helak oluruz diye sakın, korkmayınız!<br />
<br />
İşte, şurası, Beytullâh´ın yeridir.<br />
<br />
O Beyt´i, bu çocukla Babası yapacaktır!<br />
<br />
Muhakkak ki, Allah, o işin ehlini zayi etmez!" dedi. [300]<br />
<br />
<br />
<br />
Gerekli Bir Açıklama:<br />
<br />
<br />
<br />
Martin Lings tarafından yazılıp Pakistan Hükümetince Açılan Sîret Kitapları Ya­rışmasında Ödüllendirilmiş bulunan (İlk Kaynaklara Göre Hz.Muhammed´in Ha­yatı) isimli eserin Türkçe tercemesinde (s. 8-9):<br />
<br />
"Kitaplar, Hacer ve İsmail´in Mekke´ye nasıl ulaştığı hakkında bilgi vermiyor. Kervan yolcularının yardımları ile ulaşmış olmalılar. Çünkü, vadi, büyük kervan yollarından biri üzerindedir...<br />
<br />
Hacerle İsmail, vadiye vardıklarında, her halde, kervandan ayrılmışlardır..." gibi indî, sudan mutâlealarla karşılaşınca, hayretler içinde kaldık.<br />
<br />
Hz.Hâcerle İsmail Aleyhisselâmın Mekke´ye gelişleri hakkında İslam Kaynak­larında bilgi yok değil, hatâ, sayın Martin Lings´i, şaşırtacak kadar çoktur.<br />
<br />
Biz, bu husustaki bilgileri, okuyucularımıza sahifeler dolusu aktarmış bulu­nuyoruz.<br />
<br />
Her türlü araştırma ve aradığını bulma imkânına sahip bu günkü ilim dünya­sında indî faraziye ve tahminlere hiç yer verilmemesi gerekir ve doğru olurdu.[301]<br />
<br />
<br />
<br />
Cürhümîlerin Gelip Hz. Hâcer´e Komşu Olmaları:<br />
<br />
<br />
Hz. Hâcer, orada yaşayıp durduğu sırada, bir gün, Şam taraflarından´[302], Cür-hümîlerden bir cemâat, Kedâ yoluyla Mekke´nin alt tarafına gelmişler, oraya, bir kuşun gelip gittiğini görmüşlerdi.<br />
<br />
Kendi kendilerine:<br />
<br />
"Her halde, bu kuş, bir suyun başında döner dolaşır.<br />
<br />
Halbuki, biz, bu vadide su, bulunmadığını biliyorduk" dediler.<br />
<br />
İşin, iç yüzünü anlamak için, ayağına çevik bir veya iki kişi gönderdiler.<br />
<br />
Bunlar, orada, su bulunduğunu anlayınca, dönüp gittiler, cemaatlarına haber verdiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Cürhümîler, kalkıp oraya geldiler.<br />
<br />
Cürhümîler, geldiği sırada, İsmail Aleyhisselâmın annesi Hz. Hâcer, suyun ba­şında bulunuyordu. [303]<br />
<br />
Cürhümîler, Hz.Hâcer´e selâm verdiler.<br />
<br />
O da, selâmlarına, mukabele etti.<br />
<br />
Cürhümîler:<br />
<br />
"Bu su, kimindir " diye sordular.<br />
<br />
Hz.Hâcer:<br />
<br />
"Benimdir!" dedi[304].<br />
<br />
Cürhümîler:<br />
<br />
"Bizim de, gelip şuraya, senin çevrene konmamıza izin verir misin " diye sordular. [305]<br />
<br />
Hz.Hâcer:<br />
<br />
"Şu su üzerinde, sizin için bir mâlikiyet hakkı ve iddiası bulunmamak şartıyla, Evet! konabilirsiniz!" dedi.<br />
<br />
Cürhümîler: "Olur!" dediler.<br />
<br />
Görüşecek, konuşacak insanlara muhtaç bulunduğu bir sırada, Cürhümîlerin bu gelişi, Hz. Hâcer´in arzusuna uygun düştü.<br />
<br />
Cürhümîler, oralara konup ev halklarına haber saldılar. Onlar da, gelip birlikte kondular, ev, bark sahibi oldular. [306]<br />
<br />
Cürhümîler, büyük ağaçların altına yerleştiler, ağaçların üzerine gölgelik, çatı yaptılar.<br />
<br />
Anne-oğul, onun altında onlarla birlikte oturdular. [307] Mekke´nin ilk sakinleri, böylece, Cürhümîler, oldu[308].<br />
<br />
ismail Aleyhisselâm, artık, büyüyüp duruyor, Cürhümîlerin, çok hoşuna gi-diyordu. [309]<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke:<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke; Arabistan yarım adasında olup Ptolemee göre: mağrıb cihetinden 78. tul, 23 veya 21. arz derecesinde, Süreyya yıldızının doğduğu Seretan noktasının altında ve 2. iklimde bulunmaktadır. [310]<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke Ve Bekke İsimleri Ve Bunların Mânâları:<br />
<br />
<br />
Kur´ân-ı kerimde Mekke´nin ismi, bir kerre Mekke, bir kerre de, Bekke olarak geçer:<br />
<br />
"Ve O, O Allâh´dır ki, onların (müşriklerin) ellerini, sizden, sizin ellerinizi de, on­lardan, Mekke vadisinde çektirdi... "[311]<br />
<br />
´ ´Şüphe yok ki, insanlar için, tesis edilmiş olan ilk Beyt, Bekke ´deki o çok müba­rek ve âlemler için hidâyet olan (Beytydir.´[312]<br />
<br />
Mekke ve Bekke isimlerinin, İmlâ ve telaffuz farkına rağmen, aynı yere verilen isim olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi;<br />
<br />
Mekke´nin, Harem sınırları ile birlikte tüm bölgeyi içine alan umûmî bir isim;<br />
<br />
Bekke´nin ise, sâdece Beytullâh´ın veya Mescid-i Haram´ın ismi olduğu görü­şünde bulunanlar da, vardır. [313]<br />
<br />
Mekke´ye; günahları, eksilttiği veya giderdiği ve orada zulüm yapanları, helak ettiği[314]<br />
<br />
Zorbaların, zalimlerin boyunlarını kırdığı[315], kibir ve gururlarını yok ettiği[316]; İnsanlar, orada toplanıp biriktiği... için, Mekke ismi verilmiştir. [317] Kamus Mütercimi Âsim Efendi, Mekke maddesini şöyle tamamlar: "Müellifin Besâir´de beyanına göre: beş vecih dahi muhtemeldir:<br />
<br />
Evvelâ: Arz-ı merkumede, su, kalîl (pek az) olmağla, gûyâ ki, yerden suyu, ağız­ları ile emüp istihraç iderler (çıkarırlar).<br />
<br />
Sâniyen:Emüp sormak mânâsından dır.gûyâ ki, beher sene nâsı, kendisüne doğru emüp cezb ider (çeker).<br />
<br />
Sâlisen: Mekk, tâir mânâsındandır. Gûyâ ki, isyanı, mekk ve def ider.<br />
<br />
Râbian: Mekkâke´den me´huzdür (alınmıştır) ki, azmda (kemiğin orta­sında) lübb ve muhh(ilik) olacaktır, arz-ı merkume dahi, dünyanın vasatı ve hula-sasıdır.<br />
<br />
Hâmisen: usat´ın (âsilerin) zünûbunu (günahlarını), kemikten, iliği sorup çıka­rır gibi istihraç ve izâle ider." [318]<br />
<br />
Yâkut´ulhamevî de, bu beş maddeyi çeşitli kaynaklardan alarak kitabına kaydeder. [319]<br />
<br />
Mekke´de, zâlimlerin ve zorbaların boyunları kırıldığı veya orada insanlar, faz­la biriktikleri için, Bekke diye anılmıştır. [320]<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke Harem Sınırı:<br />
<br />
<br />
Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Cennetten, yer yüzüne indirilince, şeytan´ın şerrinden korkmağa başlamış ve Allah´a sığınmıştı.<br />
<br />
Bunun üzerine, yüce Allah, ona, koruyucu Melekler, göndermiş, bu Melekler, Mekke´yi, her tarafından kuşatmışlardı.<br />
<br />
Melekler, Mekke´nin çevrelerinde, nerelerde durmuşlarsa, yüce Allah, oraları, Mekke´nin Harem sınırı yapmıştır. [321]<br />
<br />
Mekke Harem´inin Sınırı;<br />
<br />
1) Medine yolu tarafından, Ten´im yakınındaki Benî Gıfarların evlerine kadar, jç mil´dir.[322]<br />
<br />
Ten´im: Mekke-Medine yolunun batı tarafındadır.<br />
<br />
Bu yoldaki Harem sınır taşları, Zâtülhanzal diye anılan dağ yolunun başındadır.<br />
<br />
Bu sınırın ön tarafı: Harem, arka tarafı: Hıll, Harem dışıdır. [323]<br />
<br />
2) Yemen yolu tarafından: Libn tepesindeki (Edâetüllibn)e kadar yedi Mildir. [324]<br />
<br />
Edâetüllibn: Tihame tarafında, Yemen yolundadır.<br />
<br />
Burada sınır taşları, Gurab dağı üzerindedir.<br />
<br />
Dağın yarısı: Harem, yarısı: Hıll´dir, Harem dışıdır. [325]<br />
<br />
3) Cidde yolu tarafından: (EI´A´şâş)a kadar on mildir. [326]<br />
<br />
Cidde yolundaki Hudeybiye Harem sınır taşları, (A´şâş)a kadar uzanır.<br />
<br />
A´şâş´dan önceki Batn-ı Mer üzerindeki saha, Harem dışında ve Müreyr üzeri­ne bakan bölge ise, Harem içinde kalır. [327]<br />
<br />
4) Tâif yolu tarafından: Arafat yolu üzerindeki Batn-ı Nemire´ye kadar uzanan on bir mildir.<br />
<br />
5) Irak yolu tarafından: Makta´ dağındaki (Seniyetülhal)e kadar yedi Mildir. [328]<br />
<br />
Makta´: Necid ve Irak yolunda olup Harem sınır taşları, Harem´e dayanan Se-niyetulhal´in başındadır. [329]<br />
<br />
6) Ciirrâne yolu tarafından: Abdullah b.Halid b.Esidlerin Şı´bına kadar dokuz Müdir, [330]<br />
<br />
<br />
<br />
Harem Sınır Taşlarının Dikilişi Ve Onarılışı:<br />
<br />
<br />
Mekke Hareminin sınır taşlarını, ilk önce diken, İbrahim Aleyhisselâm idi.<br />
<br />
Ona, bu taşların dikileceği yerleri de, Cebrail Aleyhisselâm, göstermişti. [331]<br />
<br />
Yüce Allah´ın emriyle, Kabe´yi, yapma işini tamamladıktan sonra, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmlar, kendilerine Hacc amellerini göstermesi için Allah´a yal-vardılar. [332]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm gelip İbrahim Aleyhisselâma Hacc amellerini gösterdi.<br />
<br />
Harem´in sınırları üzerinde durdu ve o sınırlarda, İbrahim Aleyhisselâmı da, durdurdu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, oralara, taşlar dizdi, işaretler, koydu ve üzerlerine top­rak çekti.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın koyunları, bu Harem sınırları içinde yayılırlar, Harem sı­nırını aşmazlar, Harem dışına çıkmazlardı.<br />
<br />
Harem´in her tarafından yayıla yayıla sınırlarının sonuna kadar ulaştıkları za­man, oradan topluca geri dönerlerdi. [333]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Harem sınır taşlarını onarıp yeniledi. [334]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Atalarından Kusayy´ın zamanına kadar bu taş­lar, yerlerinden kımıldatılmadı.<br />
<br />
Kusayy, onları, onarıp yeniledi. [335]<br />
<br />
Yıkılan Harem sınır taşlarını, daha önce, Adnan b.Üded´in diktiği de, rivayet edilir. [336]<br />
<br />
Mûsâ b.Ukbe´nin rivayetine göre: Kureyş müşrikleri, Harem sınır taşlarına te­cavüz ederek onları, söktüler.<br />
<br />
Müşriklerin bu davranışları, Peygamberimiz Aleyhisselâma çok ağır geldi. Cebrail Aleyhisselâm gelerek Peygamberimiz Aleyhisselâma: "Yâ Muhammedi Kureyşîlerin, Harem sınır taşlarını sökmeleri, her halde, sa­na, çok ağır geldi!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Amma, onlar, bu sınır taşlarını, yerlerine tekrar dikeceklerdir!" dedi.<br />
<br />
Çok geçmeden, Kureyş kabilesinden bir adamın, bu işi, bahis konusu ettiği, arkasından, aynı kabileden bir adamın daha çıkıp bunu, konuştuğu ve nihayet, Kureyş kabilelerinden bir çok kimselerin, bu işi, konuşmağa başladıkları görüldü.<br />
<br />
Hattâ, içlerinden biri, onlara:<br />
<br />
"Allah, sizi, Harem sayesinde aziz ve şerefli kıldı. Tecâvüzlerden korudu.<br />
<br />
Siz ise, onun sınır taşlarını yerinden söküp çıkardınız! Şimdi, Araplar, sizi, ka-aacaklardır!" diyordu.<br />
<br />
Meclislerde, bunu, konuşa konuşa sabahladılar. Gidip sınır taşlarını tekrar yer­erine diktiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Cebrail Aleyhisselâm gelip Peygamberimiz Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Yâ Muhammedi Kureyşîler, Harem sınır taşlarını, tekrar yerlerine diktiler!" aedi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Cebrail! Onlar, taşları, tam yerlerine dikebildiler mi " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Onlar, sınır taşlarından diktikleri her bir taşı, yerlerine, kendileri değil, birer Melek eliyle koydular!" dedi. [337]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Mekke feth edildikten sonra, Temim b.Esed´-jl´Huzâî´yi, göndererek Harem sınır taşlarını onarıp yenilettirdi. [338]<br />
<br />
Halifeliği sırasında Hz. Ömer de; Kureyşîlerden dört kişiyi ki: Mahreme b.Nev-fel, Ezher b.Abd.Avf, Saîd b.Yerbu´ ve Huvaytıb b.Abdul´uzzâ´yı, Harem sınır taş-tarını onarıp yenilemeğe memur etti. [339]<br />
<br />
Hz. Ömer´in hicrî 17. yılda yaptırdığı bu onarımdan sonra, Hz. Osman da, hicrî 26. yılda Harem sınır taşlarını yeniletti.<br />
<br />
Sonra, Muaviye b. Ebî Süfyan,<br />
<br />
Sonra, Abdülmelik b. Mervan,<br />
<br />
Sonra, Abbasî Halifesi Mehdî,<br />
<br />
Sonra, 325´de, Râzî,<br />
<br />
Sonra, 616´da İrbil Sahibi Melik Muzaffer,<br />
<br />
Sonra, 683 de, Yemen Sahibi Melik Muzaffer Harem sınır taslarını yenilet-mistir. [340]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Kurban Edilmek İstenilişi:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Hz.Hâcerle İsmail Aleyhisselâmı görmek istediği zaman, sabahleyin, Şam´dan, Burak´a biner, gün ortasında Mekke´ye gelir. O gün, Mek­ke´den kalkar, geceyi, Şam´daki ailesi yanında geçirirdi. [341]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, yedi yaşına bastığı sıralarda, İbrahim Aleyhisselâm, Şam´­daki evinde uyurken, rü´yasında, oğlu İsmail Aleyhisselâmı, kurban ettiğini görmüştü.<br />
<br />
Hemen Burak´a binip Mekke´ye geldi. Onu, annesinin yanında buldu. [342] İsmail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Oğulcuğum! Bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra, şu vadiye gidelim de ev hal­kına odup toplayalım" dedi.<br />
<br />
Rabb´inin, kendisine emrettiği şeyden hiç bahsetmedi. [343]<br />
<br />
Baba-Oğul Şı´b Vadisine doğru yöneldikleri zaman, şeytan, bir adam suretine girip, Allah´ın emrini yerine getirmekten vaz geçirmek için, İbrahim Aleyhisselâ-mın yolunu kesti:<br />
<br />
"Ey ihtiyar! Nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun " diye sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Şu vadiye gidip oradaki bir işimi görmek istiyorum!" dedi.<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"Sen, her halde, İsmail´i boğazlamak istiyorsun! " dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, hiç bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü " diye sordu.<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"Evet, O baba, sen´sin!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, çocuğumu, ne için boğazlayacak mışım " diye sordu. [344]<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"Sen, bunu, Allâhın, sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Eğer, Allah, bunu, yapmamı, bana emretti ise, Allah´a boyun eğip onun emri­ni yerine getirmeyi, uygun bulurum!" dedi. [345]<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
Vallahi, sanıyorum ki: Şeytan, rü´yanda, sana gelip şu oğlunu, boğazlamanı, emretmiştir.<br />
<br />
Sen, onu boğazlamağa gidiyorsun!" deyince, İbrahim Aleyhisselâm, onun, şey­tan olduğunu anladı:<br />
<br />
Ey Allah düşmanı! Vallahi, ben, Allah´ın emrini, o vadide mutlaka yerine geti--eceğim!" dedi.<br />
<br />
Şeytan, İbrahim Aleyhisselâmdan ümidini kesince, İbrahim Aleyhisselâmın ar­dasında ip ve bıçak taşıyan İsmail Aleyhisselâmın önünü kesti. Ona:<br />
<br />
´Ey çocuk! Baban, seni, nereye götürüyor biliyor musun " diye sordu. İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ev halkımıza, şu vadiden odun toplayacağız!" dedi. Şeytan:<br />
<br />
´Vallahi, baban, seni, boğazlamak istiyor[346], boğazlamağa götürüyor!"<br />
<br />
3edi. [347]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, beni, ne için boğazlayacak [348]<br />
<br />
Sen, bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü !" diye sordu.<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
´İşte, o baba, budur!" dedi. İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Babam, beni, ne için boğazlayacakmış " diye sordu. [349] Şeytan:<br />
<br />
"Rabb´inin, bunu, kendisine, emrettiğini sanıyor!" dedi. İsmail Aleyhisselâm: "O, Rabb´inin, kendisine, emr ettiği şeyi yapsın! [350]<br />
<br />
Onun, her nerede olsa, Rabb´ine boyun eğmesi, Rabb´inin buyruğunu, yerine getirmesi, daha iyidir! [351] Ben de, emri dinler ve ona, boyun eğerim!" dedi.<br />
<br />
Şeytan, İsmail Aleyhisselâmın da, kendisini dinlemekten kaçındığını görünce, hemen, onun annesine gitti.<br />
<br />
Hz. Hâcer, o sırada evinde bulunuyordu. [352] Ona:<br />
<br />
"Ey İsmailin annesi! İbrahimin, İsmail´i nereye götürdüğünü biliyormusun " diye sordu.<br />
<br />
Hz. Hâcer.<br />
<br />
"Şu vadiden, bize odun toplamağa götürdü" dedi.<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"O, İsmail´i, ancak, boğazlamak için, götürdü!" dedi. [353]<br />
<br />
Hz .Hâcer:<br />
<br />
"Bir babanın, çocuğunu, boğazlaya bileceğini, nasıl düşünebiliyorsun ! [354]<br />
<br />
Hayır! Öyle değildir.<br />
<br />
O, oğluna karşı, çok şefkatlidir!" dedi. [355]<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"O, bunu, Allah´ın, kendisine emrettiğini söylüyor ve sanıyor!" dedi. [356]<br />
<br />
Hz. Hâcer:<br />
<br />
"Eğer, Rabb´i, bunu, emretti ise, Allah´ın emrine boyun eğmek gerekir! [357]<br />
<br />
Her nerede olsa, onun, Allah´a boyun eğmesi, Allah´ın buyruğunu yerine ge­tirmesi, daha iyidir!" dedi. [358]<br />
<br />
Şeytan, İbrahim Aleyhisselâma ve onun ev halkına bir şey yapamadığına kızgın bir halde, geri döndü.<br />
<br />
Hepsi de, Allâhın buyruğunu dinlemek ve ona boyun eğmekte birleştiler. [359] İbrahim Aleyhisselâm, Sebîr vadisinde, oğlu ile başbaşa kalınca, ona:<br />
<br />
"Oğulcuğum! Ben, seni, rü´yamda boğazlıyorum gördüm!" diyerek kendisine emrolunanı, haber verdi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Babacığım! Sana emrolunanı, yap!<br />
<br />
İnşâallâh, beni, sabredenlerden bulacaksın! [360]<br />
<br />
Allah´ın emrine boyun eğ!<br />
<br />
Her iyilik, Rabb´inin emrine boyun eğmektedir!" dedikten sonra,<br />
<br />
"Sen, bunu, anneme bildirdin mi " diye sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Hayır! Bildirmedim!" dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselam: Bildirmediğine, iyi ettin" dedi. [361] Sonra da:<br />
<br />
Babacığım! boğazlamak istediğin zaman, beni, iple sıkıca bağla ki benden, sana karşı, bir şey isabet edip de, ecrim eksilmesin!<br />
<br />
Çünkü, ölüm, çok çetin ve zordur.<br />
<br />
Bıçağın, tenime dokunduğunu hissedince, çırpınmayacağımdan emîn değilim! Bıçağını, iyice bileyip keskinleştir ve boğazıma, hemen çalıver ki, beni çabuk 5ndürsün! Rahata, kavuştursun!<br />
<br />
Hem, sen, beni, boğazlamak için, yatıracağın zaman, yüzü koyun yatır, alnı yere getir.<br />
<br />
Yanımın üzerine, yatırma.<br />
<br />
Çünkü, yüzüme bakınca, rıkkata gelip te, benim hakkımda Allah´ın, sana em--eîtiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım!<br />
<br />
Eğer, gömleğimi, anneme götürüp vermeyi uygun görürsen, öyle yap! Belki, bu, onun için, bir teselli olur, gönlünü, onunla eğler!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
Oğulcağızım! Sen, bana, Allah´ın emr ettiği şey hakkında ne güzel yardımda mutundun!" dedi ve onu, istediği gibi, sımsıkı bağladı.<br />
<br />
Bıçağı, iyice biledi.<br />
<br />
Sonra, onu, yüzü koyun yatırdı! Yüzüne, bakmaktan sakındı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bıçağı, İsmail Aleyhisselâmın boğazına bastırınca[362], sanki, bıçak, bakır bir levha ile karşılaştı! Büyük bıçağın ağzı, İsmail Aleyhissela--"n boğazını kesmedi!<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm, bileği taşıyle iki veya üç kerre biledi. Fakat, her defasında da, kestirmeğe muvaffak olamadı. Her halde, bu iş, Allâh´dandır!" dedi. [363]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâmın elindeki bıçağın ağzı, tersine dönmüştü. [364] O sırada, Yüce Allah tarafından: "Ey İbrahim! Rü´yana, sadâkat gösterdin! işte, sana, oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık! Boğazla onu!" buyruldu. [365] ibrahim Aleyhisselâm, doğrulup bakınca, Cebrail Aleyhisselâmın yanında, iri boynuzlu bir koçun[366] veya önünde iri bir dağ tekesinin dikilip durduğunu gördü.<br />
<br />
"Kalk yavrucuğum! Sana, bir Fidye indi!" dedi.<br />
<br />
O teke´yi, orada, Mina´da kurban etti. [367]<br />
<br />
Bu teke´nin, Sebîr dağından inip geldiği rivayet edildiği gibi, iri boynuzlu, gü­zel bir koç olduğu da, rivayet edilir. [368]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâma, Allah tarafından Fidye olarak gönderilip kurban edilen koçun iki boynuzu, Kabe´de, uzun zaman asılı durmuş ve Kabe´nin Abdullah b. Zübeyr ve Haccac zamanında yanması üzerine, o da, yanmıştır.<br />
<br />
Rivayete göre: Koçun kuru başı, Kabe Oluğunun yanında asılı bulu­nuyordu. [369]<br />
<br />
Ebüttufeyl ile Şa´bî de, Kabe´de iki boynuzu gördüklerini söylemişlerdir. [370]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Mekkenin fethinde, Kabe Anahtarcısı Osman b. Talha´yı çağırıp ona:<br />
<br />
"Beytullâha girdiğimde, Beytullahda, iki koç boynuzu gördüm. Onların setrini emr etmeyi unuttum. Onları, setr ve görünmez et!<br />
<br />
Çünkü, Beytullah´da namaz kılanı, meşgul eden şeyin bulunması yaraşmaz." bu-yurmuştur. [371]<br />
<br />
Bu boynuz, İbrahim Aleyhisselamın oğluna feda edilmiş olan koça aid olup Ab­dullah b. Zübeyr, Kâbeyi yeniden yaptırmak üzere yıktığı zaman, onu, Kâbenin duvarında bulmuştu.<br />
<br />
Kırmızı çamurla suvanmış bulunan bu boynuzlara eliyle dokununca, onlar, ufan-mış, gitmişlerdir. [372]<br />
<br />
Hadîs´in Râvîlerinden Süfyan:<br />
<br />
"Bu koç boynuzları, Beytullâh yanıncaya kadar, Beytullâh´ın içinde buluna geldi. Yangında, onlar da, yandı." demiştir. [373]<br />
<br />
<br />
<br />
Kurban Hâdisesinin Kur´ân-ı Kerimdeki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
<br />
Kurban edilme hâdisesi, Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:<br />
<br />
"İbrahim: Ey Rabb´im! Bana, şilinlerden, bir oğul ihsan et! diye dua etti.<br />
<br />
Biz de, ona, çok uysal bir oğul müjdesini verdik.<br />
<br />
Artık, o oğul, İbrahim´in yanında koşma çağına erince, babası: Oğulcağızım! Ben, seni, rü´yamda boğazlıyorum görüyorum!<br />
<br />
Bak, artık, ne düşünürsün! dedi.<br />
<br />
Oğlu: Babacığım! Sana verilen emir ne ise, yap!<br />
<br />
İnşâallâh beni, sabredenlerden bulacaksın! dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, böylece, ikisi de, Allah´ın emrine boyun eğdiler.<br />
<br />
İbrahim, onu, alnı üzere yıktı.<br />
<br />
Biz, ona: Ey İbrahim! Sen, rü´yana sadakat gösterdin.<br />
<br />
Şüphesiz ki, biz, iyi hareket edenleri, böyle mükâfatlandırırız! diye seslendik.<br />
<br />
Gerçekten, bu, apaçık ve kesin bir imtihandı.<br />
<br />
Ona, büyük bir kurbanlık fidye verdik.<br />
<br />
Sonra gelenler arasında, ona, iyi bir nam bıraktık. Selâm olsun İbrahime!<br />
<br />
Biz, iyi hareket edenleri, işte, böyle mükâfatlandırırız.<br />
<br />
Gerçekten de, o, inanmış kullarımızdandı.<br />
<br />
Ona, salihlerden bir Peygamber olmak üzere de, İshak´ı, müjdeledik.<br />
<br />
Hem ona, hem İshak´a bereketler verdik.<br />
<br />
Her ikisinin neslinden, iyi hareket edeni de, nefsine apaçık zulüm edeni de, .ardır. "[374]<br />
<br />
<br />
<br />
Kurban Edilme Hâdisesinin Yahudilerce İshak Aleyhisselâma Mal Edilmek İstenilmesinin Sebebi: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Halîfe Ömer b. Abdul´aziz (vefatı: 101 Hicrî), Müslüman olan bir Yahudî bilgi­cini, Şam´da huzuruna davet edip kendisine:<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm´a, iki oğlundan, hangisini kurban etmesi emrolunmuş-:j " diye sormuştu.<br />
<br />
O da:<br />
<br />
"İsmail´i! Vallahi, ey Mü´minler Emîri! Bunu, Yahudîler de, bilirler.<br />
<br />
Fakat, onlar, siz Arap cemâatini kıskanırlar: Babanız İsmail´in kurban edilmesi Hakkındaki İlâhi emre boyun eğişi ve sabr edişi faziletinin Allah tarafından anılışı-ı çekemezler de, kurban emrinin, onun hakkında verilmediğini iddia eder­ler ve -kendilerinin babaları İshak olduğu için, bu husustaki emrin, İshak hakkın-3a verildiğini ileri sürerler." dedi. [375]<br />
<br />
Ahd-i Atîk adıyla anılan ve Yahudilerle Hıristiyanlarca Mukaddes sayılan kitap­ta, her ne kadar, İbrahim Aleyhisselâmın, oğlu İsmail Aleyhisselâmı değil, İshak Aleyhisselâmı kurban etmek istediği kaydedilmekte ise de, Ahd-ı Atîk metinleri Jzerinde durulunca, bunun, sonradan bu şekle sokulduğu anlaşılır.<br />
<br />
Tekvin kitabının 16. Babının 15. ve 16. fıkralarında şöyle denir:<br />
<br />
"Ve Hâcer´den Abram´a bir oğul olup Abram dahi kendine Hâcer´den doğan oğlana İsmail tesmiye eyledi.<br />
<br />
Ve Hâcer´den Abram´a, İsmail doğduğu vakit, Abram, seksen altı yaşında idi." Tekvin kitabının 21. Babının 5. fıkrasında da:<br />
<br />
"Ve İbrahim, oğlu İshak´ın doğduğunda yüz yaşında idi." denilmektedir. Tekvin kitabının 22. Babının 2, 10,11,12,15 ve 16. fıkralarında ise<br />
<br />
"ve Allah: Şimdi biricik oğlunu, yâni sevdiğin İshak´ı alıp Meriya diyarına git ve anı orada sana söyleyeceğim dağların birisi üzerinde onu yakılacak kurban olarak takdim eyle! dedi.<br />
<br />
Bundan sonra İbrahim, oğlunu boğazlamak için, elini uzatıp bıçağı aldıkta, Rab-bin Meleği: İbrahim! İbrahim! diye semâdan ana nida eyledi.<br />
<br />
O dahi: Lebbeyk! dedi.<br />
<br />
Melek dahi: elini, çocuğa uzatma ve ana bir şey yapma.<br />
<br />
Zira, Biricik oğlunu benden diriğ etmediğinden, Allahdan korkar idüğünü şim­di bildim! dedi."<br />
<br />
"Ve Rabb´in Meleği ikinci defa olarak semadan İbrahim´e nida idüp Rab bu­yurur ki: Zâtım içün yemin ettüm sen bu nesneyi işleyüp Biricik oğlunu benden diriğ etmediğün içün.." denilmektedir.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, iki oğlundan ikincisi olan İshak Aleyhisselâmın, İsma­il Aleyhisselâm´dan on dört yıl sonra doğmuş bulunduğu göz önünde tutulunca, İbrahim Aleyhisselâma verilen kurban emrindeki (biricik oğlunu) tâbirinin, ancak, İsmail Aleyhisselâm hakkında kullanılması doğru ve yerinde olur.<br />
<br />
Fakat, İsmail Aleyhisselâm mevcud iken, İshak Aleyhisselâm hakkında (biricik oğlunu) denilebileceği kabul edilemez.<br />
<br />
Esasen, 22.Babın 2, fıkrasının metninde de (biricik oğlunu) denildikten sonra (yâni sevdiğin İshak´ı) denilerek İshak isminin metne tefsir yolu ile katıldığı açık­ça görülür.<br />
<br />
Yine aynı fıkrada Kurban mahalli olarak Meriya sözü zikr edilmektedir. Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Mekke´nin bütün caddeleri, yollan ve Mina´nın her tarafı kurban kesme yeridir" buyurduğu gibi[376], Umre kurbanı için de:<br />
<br />
"İşte, burası, kesim yeri!" buyurarak Merve tepeciğini göstermiştir. [377] Asmaî (122-213 Hicrî), der ki:<br />
<br />
"Ebû Amr b.Alâ´dan (70-154), Kurbanlığın İsmâil´mi, yoksa, İshak mı olduğu­nu, sordum.<br />
<br />
Bana: (Ey Asmaî! Senin aklın nerede !) İshak, ne zaman Mekke´de bulundu ki !<br />
<br />
Mekke´de bulunan, ancak, İsmail´di ve babası ile birlikte Beytullâh´ı yapan da, O, idi.<br />
<br />
Kurban kesim yeri de, Mekke´dedir. dedi." [378]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Ok Atıcılığı, Avcılığı:<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; Cürhümîlerin çocukları ile büyümüş, onlardan, ok atmayı da, öğrenmişti. [379]<br />
<br />
Yiğitlik çağına bastığı zaman, Allah, ona, Arap Yay´ını verdi. Onunla, ok atar, attığını, vururdu. [380]<br />
<br />
Eşlem kabilesinden bir cemâat, yarış için ok atışırken, Peygamberimiz Aley­hisselâm, yanlarına varıp onlara:<br />
<br />
"Ey İsmail oğullan! Ok atınız! Sizin Atanız da, mahir bir ok atıcı idi!" buyur-muştur. [381]<br />
<br />
Cürhümîler, Mekke´de, av etiyle geçinirlerdi.<br />
<br />
Bunun için, Mekke Hareminin dışına çıkarak avlanırlardı.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm da, onlarla birlikte çıkar, avlanırdı. [382]<br />
<br />
Kendisi; av avlamağa, av silahiyle seğirtmeğe, sıçramağa, yarıp yırtmağa, par­çalamağa, öldürmeğe, avları, okla vurup düşürmeğe çok düşkündü. [383]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Davarcılığı:<br />
<br />
<br />
<br />
Cürhümîler, Mekke´ye gelip yerleştikleri zaman, İsmail Aleyhisselâm´a yedi tane dişi keçi vermişlerdi ki, İsmail Aleyhisselâmın ilk malı, bu olmuştur. [384]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın davarları, Haremin sınırları içinde yayılırlar, Harem sı­nırlarını, aşmazlardı.<br />
<br />
Yayıla yayıla her taraftan Harem sınırlarına kadar varırlar, oradan topluca geri dönerlerdi. [385]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Atçılığı Ve Ata Biniciliği:<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; ok atıcılıkta olduğu gibi, ata binicilikte de, çok mahirdi. Yabanî atları yakalayıp ehlîleştiren ve onlara binen ilk insandı.<br />
<br />
Ondan önce, vahşî hayvanlara binilmez ve binilemezdi. [386] Yüce Allah, ona, denizden yüz at çıkarıp sevk etmişti.<br />
<br />
Ehlîleştirdiği atlar, geceleri, kendi başlarına, istedikleri gibi yayılırlar, sonra, Al­lah, onları, ona doğru sürer, atlar, İsmail Aleyhisselâmın kapısının önünde sa­bahlarlardı.<br />
<br />
Kendisi ve oğulları, tutup üzerine binmedik at bırakmamışlardı. [387]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"At. edininiz! Onu, mîras olarak alınız ve mîras olarak bırakınız!<br />
<br />
Çünkü. bu. size, Babanız İsmail´in mirasıdır!" buyurmuştur. [388]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu Ve Arapça Öğrenişi:<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, on üç yaşında iken Sünnet oldu. [389] Cürhümîlerden, Arapcayı öğrendi. [390]<br />
<br />
Arapçayı öğrendiği zaman, on üc yaşında olup İbrahim Aleyhisselâmın oğulla­rından Hicaz´da Arapça konuşan[391], dili, açık ve düzgün Arapçaya döndürülen, ilk kimse idi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm´a, Sahâbîleri:<br />
<br />
"Yâ Resûlallâh! Sen, bizim dilce, en fasâhatlımız ve ifâdece, en açık ifadeli­miz nasıl oldun " diye sormuşlardı.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Arapça, bozulmağa yüz tutunca, Cebrail, Babam İsmail (Aleyhisselâm)in lügatini, kendisinin konuştuğu gibi yepyeni ve taze olarak getirip bana telkin etti."buyurmuştur. [392]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm ile Şîs, İdris ve Nuh Aleyhisselâmların dilleri Süryanca idi. [393] Tufandan sonra, Bâbil´de toplanmış olan insanlar da, Süryanca konuşurlardı. [394] İbrahim Aleyhisselâm ise, Kûsa´dan ayrılıp Fırattan geçince, Yüce Allah tarafından, İbranca konuşmağa başlamıştı. [395]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Evlenişi Ve Hz. Hâcer´in Vefatı:<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Erginlik çağına basmıştı. [396]<br />
<br />
Mekke çevresinde oturan Imlaklardan bir kızla evlendi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm´ın, ondan, çocuğu olmadı. [397]<br />
<br />
Kadın, Sa´d´in kızı Cedda´[398] veya Saîd b.Üsâme´nin kızı Umâre idi. [399]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, yirmi yaşında iken, annesi Hz.Hâcer, vefat etti.<br />
<br />
O zaman, Hz.Hâcer, doksan yaşlarında idi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, annesini, (bu gün, Kabe´nin bitişiğinde yarım dâire şek­linde bir duvarla çevrili) Hicr diye anılan mübarek yere gömdü. [400]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Oğlunu Ve Ailesini Görmeye Gelişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Bu sırada İbrahim Aleyhisselâm, Hz. Hâcerle oğlunu gidip görmek için, zev­cesi Hz. Sâre´den izin istedi.<br />
<br />
O da, Hz.Hâcer´in evine inip kalmamak şartıyla izin verince, İbrahim Aleyhis­selâm, Mekke´ye geldi. [401]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´ye geldiği zaman, İsmail Aleyhisselâm, Umâre adındaki kadınla evli[402], Hz.Hâcer de, vefat etmiş bulunuyordu[403].<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâmın evini, sordu. Gösterdiler.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmı, evinde bulamadı. [404]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın karısına selâm verdi.<br />
<br />
"İsmail, nerede [405] Sahibin, nerede " diye sordu.<br />
<br />
Umâre:<br />
<br />
"Buralarda yok! Avlanmağa gitti. [406]<br />
<br />
Bizim için, rızık aramağa, avlanmağa çıktı." dedi. [407]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Harem sınırının dışına çıkar, avlandıktan sonra, dönerdi. [408]<br />
<br />
Umâre, kaba, katı, kötü huylu bir kadındı. [409]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Evinde konukluk var mı Yiyecek, içecek var mı " diye sordu.<br />
<br />
Umâre:<br />
<br />
Umâre: "Yanımda, ne bir şey, ne de, bir Kimsem var!" dedi. [410]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm: "Geçiminiz, durumunuz nasıldır " diye sordu. Umâre:<br />
<br />
"Biz, çok kötü bir durumdayız. Son derecede darlık ve sıkıntı içindeyiz!" diye rek şikâyetlendi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Kocan, gelince, ona, benden selâm söyle! [411]<br />
<br />
(Buraya, bir ihtiyar, geldi. Kendisinin sıfatı: şöyle şöyledir.<br />
<br />
O, sana: Ben, senin kapının eşiğine razı değilim! [412] Kapısının eşiğini, değiş­tirsin! diyor, de!" dedi. [413]<br />
<br />
Dönüp Şam´a gitti. [414]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın, evine geldikçe, ailesine:<br />
<br />
"Benden sonra, size bir gelen oldu mu " diye sormak âdeti idi. [415]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, eve gelince[416], bir şeyler, sezdi. [417]<br />
<br />
Babasının kokusunu aldı, [418] da, karısına: "Sana, bir kimse geldi mi " diye sordu.<br />
<br />
Umâre:<br />
<br />
"Evet! Bir ihtiyar geldi ki, şöyle şöyle idi." [419] diyerek İbrahim Aleyhisselâmın hal ve şanını istihfaf eder bir tavırla anlattı. [420]<br />
<br />
"Seni, sordu. Haber verdim.<br />
<br />
Geçimimizin nasıl olduğunu, sordu.<br />
<br />
Çok darlık ve sıkıntı içinde bulunduğumuzu, haber verdim." dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sana, bir şey vasiyyet, bir söz tevdi etti mi [421] Sana, ne söyledi " diye<br />
<br />
sordu. [422]<br />
<br />
Umâre:<br />
<br />
Evet! âfnai Selâm söy|ememi ve (Kapının eşiğini, değiştir!" dememi bana emr etti. [423]<br />
<br />
(Kocana, selâm söyle! Kendisine, kapısının eşiğini değiştirsin de! dedi.[424] İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İşte, o, benim Babamdır. Senden ayrılmamı, bana, emr etmiştir. [425] Sen, benim evimin eşiğisin! [426]" diyerek Umâre´yi. boşadı[427]. Umâre´yi, babasının evine gönderdi. [428]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Tekrar Evlenişi:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâmı görmeğe geldiğinde, Araplardan Mudad b. Amr. Cürhümîlerin, açık ve güzel Arapça konuştuklarını, İsmail Aley--ısselamın da, onların dilini öğrendiğini görüp onlardan bir kızla evlenmesini, oğ-una, emir ve tavsiye etti. [429]<br />
<br />
Bunun üzerine, İsmail Aleyhisselâm, Mudad b.Amr´ın kızını görüp beğendi ve sabasından istedi. [430] Onunla, evlendi. [431]<br />
<br />
Kızın ismi Ra´le[432] veya Seyyide[433] olup kendisi, güler yüzlü, tatlı dilli, güzel ıııylu ve nezaketli bir kadındı. [434]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Mekke´ye Tekrar Gelişi:<br />
<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm; Yüce Allah´ın dilediği kadar Şam´da oturduktan son-´a[435], Mekke´ye gitmek ve İsmail Aleyhisselâmı görmek üzre, zevcesi Hz.Sâre´-sen izin istedi.<br />
<br />
O da, İsmail Aleyhisselâmın evine inip kalmamak şartı ile, kendisine izin verdi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´ye gelince, İsmail Aleyhisselâmın kapısının önüne<br />
<br />
kadar vardı. [436]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmı, yine, evde bulamadı. [437] Evde, İsmail Aleyhisselâmın ikinci hanımını buldu. Kapının önünde durup ona selâm verdi.<br />
<br />
O da, İbrahim Aleyhisselâmın selâmına karşılık verdi. [438]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Kocan, nerede [439] Nereye gitti " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Av avlamağa[440], rızkımızı, aramağa gitti." dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nasılsınız Geçiminiz, hal ve şanınız iyi mi " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Biz, iyilik, bolluk ve mutluluk içindeyiz!" diyerek Allah´a hamdü sena etti. [441]<br />
<br />
"Kendisi, inşâallâh, şimdi gelir. Allah, seni, Rahmetiyle esirgesin! [442] İnsen de, bir şeyler, yesen, içsen olmaz mı " dedi. [443]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evinde, konuk, yer bulur mu " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Evet! Bulur!" dedi. [444]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yiyeceğiniz, nedir " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Ettir!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İçeceğiniz, nedir " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Sudur!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah´ım! Bunlara, etlerini ve sularını, bereketli kıl!" diyerek dua etti. [445]<br />
<br />
İşte, İbrahim Aleyhisselâmın bu duası bereketileydir ki, et ile su, Mekke´den başka yerlerde, Mekke´de olduğu kadar, hiç kimsenin sağlığı ile uyarlılık arz et-mez. [446] Başka yerlerde, muhakkak, karın ağrıtır. [447]<br />
<br />
Eğer, o gün, evlerinde ekmek veya buğday, veya arpa veya hurma duası yap­mış olsaydı, Mekke, Allah´ın, yerlerinden, buğdayı, arpası, hurması en bol bir yer c«ur[448], yerlerin, ziraata en elverişlisi bulunurdu. [449]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselam, Mekke´den ayrılacağı sırada, Ra´le: ´İn de, başını, yıkayayım " dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam, inmeyip Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının ya-ııına vardı.<br />
<br />
Taşın üzerine ayağını bastı. Taşta, ayağının izi kaldı.<br />
<br />
Ra´le; İbrahim Aleyhisselamın önce başının sağ tarafını, sonra da, sol tarafını su döküp yıkadı. [450]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam, Ra´le´ye:<br />
<br />
"Kocan geldiği zaman, ona benden selâm söyle! [451]<br />
<br />
Artık, kapının eşiği, doğrulmuş bulunuyordun´[452]<br />
<br />
Kapının eşiğini, iyi tut! [453]<br />
<br />
Senden sonra bir ihtiyar geldi.<br />
<br />
Kapının eşiğini, iyi buldum. Artık, onda karar kılsın! [454]<br />
<br />
O, sana, kapının eşiğini iyi tutmanı emrediyor! de!" dedi. [455]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselam, eve gelince, Babasının kokusunu, aldı. [456]<br />
<br />
Ra´le´ye:<br />
<br />
"Sana, bir kimse geldi mi " diye sordu.<br />
<br />
O da:<br />
<br />
"Evet! [457] Güzel yüzlü´[458], insanların en güzel yüzlüsü ve en hoş kokulusu olan bir ihtiyar Zat geldi.<br />
<br />
Bana, şöyle şöyle söyledi.<br />
<br />
Sana da, şöyle şöyle söyledi.<br />
<br />
Başını, yıkadım.<br />
<br />
İşte, Makam üzerinde de, ayaklarının izi var!" [459] diyerek İbrahim Aleyhisselâmı, övdü. [460]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Babasının ayak bastığı taşı, gidip öptü. [461]<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Seni, benden sordu. Nereye gittiğini, kendisine haber verdim.<br />
<br />
Benden, geçimimizin nasıl olduğunu sordu.<br />
<br />
(Biz, hayır ve iyilik içindeyiz!) diye haber verdim." dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bana, bir şey tavsiye etti mi " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Evet!" dedi. [462]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sana, ne söyledi " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Bana, dedi ki: (Kocan, geldiği zaman, kendisine, selâm söyle: artık kapının eşiği, düzelmiştir!) de! [463]<br />
<br />
Sana, selâm söylüyor ve kapının eşiğini, iyi tutmanı emrediyor!" dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İşte, o, benim Babam İbrahim (Aleyhisselâm)dir. [464]<br />
<br />
Sen öe, eş\§\ms\n.<br />
<br />
Seni, boşamayıp tutmamı, bana, emretmektedir!" dedi. [465]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, İsmail Aleyhisselâmla Birlikte Kabe´yi İnşa Etmeleri: Başa Dön<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Yüce Allah´ın, dilediği kadar Şam´da kaldıktan sonra, Mekke´ye geldi[466], İsmail Aleyhisselâmı, buldu. [467]<br />
<br />
fev ldA. [468]<br />
<br />
O zaman, İsmail Aleyhisselâm, otuz yaşında bulunuyordu. [469]<br />
<br />
ismail Aleyhisselâm, Zemzem kuyusunun arka tarafında büyük bir ağacın al­ında okunu yontup düzeltmekte idi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Babasını, görünce, ayağa kalkıp ona doğru vardı.<br />
<br />
Bir babanın, oğluna, oğlunun da, babasına yaptığı gibi, birbirlerine iştiyakla sarıldılar, kucaklaştılar, öpüştüler. [470]<br />
<br />
İkisi de, sevinçlerinden, öyle ağladılar ki, onların ağıtına, kuşlar bile ka-<br />
<br />
îtdılar. [471]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey İsmail! Yüce Allah, bana, önemli bir iş emretti." dedi. İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Rabb´ın, sana, ne emretti ise, onu, hemen yerine getir!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, bana, bu işte yardım edeceksin." dedi. İsmail Aleyhisseiâm: "Ben, sana, yardım ederim." dedi. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yüce Allah, orada[472], Kendisi için[473], bir Beyt yapmamı, bana emr etti." dedi. [474]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm: "Nerede " diye sordu. [475]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; çevresinden yüksekçe bulunan[476], gelen sellerin ba-samadığı, üzeri ufak taşlı[477] bir tümseğe işaret etti: "İşte, orada!" dedi. [478]<br />
<br />
İkisi birlikte Kabe´nin temellerini kazmağa başladılar. Âdem Aleyhisselâmın yapısının temeline kadar indiler.<br />
<br />
Temelde, her birini, ancak, otuz adamın kaldırabileceği veya kaldıramayacağı büyüklükte ve ağırlıkta taşlara rastladılar. Kabe´yi, o temel üzerinde yapmağa başladılar. [479]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, taş taşıyor, İbrahim Aleyhisselâm da, duvarları, örmeğe devam ediyordu. [480]<br />
<br />
Duvarlar, yükselince, İbrahim Aleyhisselâmın, uzanıp yerden taş alması ve onu, duvara kaldırması, güçleşti. [481]<br />
<br />
Bunun üzerine, İsmail Aleyhisselâm, bu gün (Makam-ı İbrahim) diye anılan ta­şı getirip İbrahim Aleyhisselâmın ayağının altına (iskele gibi) koydu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, onun üzerine dikilerek yapı işine devam etti. [482] Beytullâh´ın yapısı sona erinceye kadar bu taş, köşelerde dolaştırıldı, durdu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bu taşın üzerinde durmuş olduğu içindir ki, ona (Makam-ı İbrahim) ismi verildi. [483] İbrahim Aleyhisselâm, yapar, İsmail Aleyhisselâm da, ona, taş sunarken[484]<br />
<br />
"Ey Rabb´imiz! Tarafımızdan (kulluk armağanı olarak sunulan) şu hizmeti, ka­bul buyur!<br />
<br />
Şüphe yok ki, her şeyi, hakkıyle bilen Sen´sin Sen!" diyerek dua ederlerdi. [485]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, yapı işini ilerletip bugün, Hacerülesved´in bulunduğu yere yaklaştığı zaman, İsmail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Bana, bir Taş getir ki, insanların, Kabe´yi, oradan tavafa başlamalarına bir alâmet ve nişan olsun!" dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, bir taş bulup getirdi.<br />
<br />
Fakat, İbrahim Aleyhisselâm, onu, beğenmedi. [486]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Hacerülesved´i getirdi ki, Yüce Allah, Tûfan´da onu, Ebû Kubeys dağında muhafaza etmişti. [487]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, onu, görünce:<br />
<br />
"Babacığım! Sana, nereden geldi bu " diye sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cebrail, getirdi!" dedi.<br />
<br />
Hacerülesved´i, duvardaki yerine, Cebrail Aleyhisselâm, yerleştirdi. [488]<br />
<br />
Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Cennetten çıkarken, Hacerülesvedi yanında getirmiş, onu, Mekke´de yapacağı Beyt´e yerleştirmesi, Allah tarafından, kendi­sine emredilmişti. [489]<br />
<br />
Hacerülesved; Cennetten çıktığı zaman, kardan daha ak olduğu halde Âdem oğullarının müşrik olanları, onu, günahları ile karartmışlar[490], Cahiliyet ve İslâmiyet devrinde birbiri ardınca vuku bulan yangınlar da, onu, daha kara bir hale getirmiştir. [491]<br />
<br />
Hacerülesved; Kıyamet gününde, iki görür göz ve konuşur dil haline gelip dün­yada kendisini İstilâm edenler lehinde şehadette bulunacaktır.´[492]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla İsmail Aleyhisselâm, Kabe´yi yaparlarken, Cürhüm D.Âbir b.Sebe´, b.Yaktan´ın çocuklarından yardım istemişler, onlar da yardım et­mişlerdir[493]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Kabe´nin yüksekliğini: dokuz arşın;<br />
<br />
Uzunluğunu cephede: Hacerülesved Rüknünden Hatîm´in yanındaki Şam Rük­nüne kadar otuz iki arşın;<br />
<br />
Enini: Şam Rüknü ile Garb Rüknü arasında yirmi iki arşın;<br />
<br />
Arka taraftan, Garb Rüknü ile Yemen Rüknü arasını otuz bir arşın;<br />
<br />
Yemen tarafındaki cephenin enini: Hacerülesved Rüknünden Yemen Rüknü­ne kadar Yirmi arşın yaptı.<br />
<br />
Dört köşeli olduğu için, Beytullâh´a: Kabe denildi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm in yaptığı Kabe´nin temeli de, aynen böyle idi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Kabe´ye, yer seviyesinde bir kapı yeri bırakmıştı.<br />
<br />
Tübbaulhımyerî gelip kilidli ve halkalı bir kapı taktırıncaya kadar, Kabe, kapı­sız kaldı.<br />
<br />
Tübba´ Kabe´ye, tam bir örtü de, örttürdü ve Kâbenin yanında kurban da, kesti[494]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Kabe´ye ne tavan yaptı, ne de, Kabe´nin inşasında ça­mur kullandı.<br />
<br />
Sâdece, taşları, birbiri üzerine dizdi[495]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla Oğlunun İlk Haccı Ve İnsanların Hacca Çağrılışı:<br />
<br />
<br />
Kabe yapılıp tamamlanınca, Cebrail Aleyhisselâm, geldi, ibrahim Aleyhisselâma: "Onu tavaf et!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla İsmail Aleyhisselâm, her tavafta Hacerül Esved´i, İsti­lâm etmek suretiyle Kabe´yi, yedi kerre tavaf ettiler.<br />
<br />
Makam-ı İbrahim´in arkasında ikişer rekât namaz kıldılar.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm; Safa ile Merve, Mina, Müzdelife ve Arafatta yapılacak Hacc amellerinin hepsini onlara gösterdi, ve öğretti.<br />
<br />
Akabe Cemresine vardıkları zaman, orada, Şeytan göründü.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Tekbir getir ve taş at ona!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, birer birer yedi kerre tekbir getirerek taş attı.<br />
<br />
Şeytan, kayboldu.<br />
<br />
Şeytan, orta Cemre´de de, göründü.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, yine:<br />
<br />
"Tekbir getir ve taş at ona!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, yine yedi kere, birer birer Tekbir getirerek taş attı. Şey­tan, kayboldu.<br />
<br />
Şeytan, en son Cemre´de de, tekrar göründü.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Tekbir getir ve taş at ona!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, yedi Tekbirle ona yedi taş daha attı.<br />
<br />
Şeytan kayboldu.[496]<br />
<br />
Bundan sonra, İbrahim Aleyhisselâm, Cebrail Aleyhisselâmla birlikte Meş´ar-ı Haram´a, daha sonra da, Arafat´a gitti.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, orada, İbrahim Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Gösterdiğim Hacc amellerini öğrendin mi " diye üç kere sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, her soruşunda "Evet!" dedi.<br />
<br />
Bunun için, oraya Arafat denildi.[497]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Haccı, insanlara seslenerek bildir!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm: "Ne diyerek bildireyim " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey insanlar! Rabb´inizin dâvetine icabet ediniz! diye seslenerek bildir!" dedi ve bunu, üç kere tekrarladı.[498]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Yüce Allâha:<br />
<br />
"Yâ Rab! Benim sesim, insanlara nasıl yetişebilir " diye sordu.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
´Sen, seslen! Onu, insanlara eriştirmek, bana düşer!" buyurdu.´´[499] İbrahim Aleyhisselâm, Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının üzerine<br />
<br />
âkildi. [500]<br />
<br />
Taş, yüksele yüksele, dağlardan uzun ve boylu oldu. [501]<br />
<br />
O zaman; ovası, dağı, karası, denizi, insanı ve cinni ile bütün yeryüzü daraldı, sürüldü, derlenip toplandı,<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, parmaklarını, kulaklarına tıkadı. Sağa, sola, doğuya ve batıya doğru yönelip[502]<br />
<br />
"Ey insanlar! Rabb´iniz, bir Beyt, edindi ve onu, Hacc etmenizi, size, emrediyor! [503]<br />
<br />
Ey insanlar! Atîk Beyt´e (Kabe´ye), Hacc etmeniz, size Farz kılındı.´[504] Ey Allah´ın kulları! Allah´a itaat ediniz!<br />
<br />
Ey Allah´ın kulları! Allah´ın[505], Rabb´inizin[506] dâvetine icabet ediniz!" [507] di­kerek seslendi. [508]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın sesini işiten her şeyden, taştan, ağaçtan, tepeden, top-raktan[509], her taraftan[510]<br />
<br />
"Lebbeyk! Allah´ım Buyur! Emrine amadeyiz Sana, itaat ediyoruz Allah´ım!" sesleri yükseldi. [511]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın dâvetine, insanlardan, ilk icabet edenler, Cürhümîler<br />
<br />
o*du.[512]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâmla oğlu İsmail Aleyhisselâm, o zaman Mekke´de bulunan Cûrhümî halkıyla birlikte Haccettiler.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Mina´da: öğle, ikindi, Akşam ve yatsı namazlarını, kıldırdı.<br />
<br />
Geceyi, orada geçirdi.<br />
<br />
Sabah namazını da, orada kıldırdıktan sonra hep birlikte Nemire´ye gittiler.<br />
<br />
Arafat´ta, bu gün (İbrahim Mescidi)nin bulunduğu yerde, öğle vaktinde, öğle ile ikindi namazını bir arada kıldırdı.<br />
<br />
Sonra, halkı, Arafat´taki Vakfe yerine götürüp Vakfe yaptırdı.<br />
<br />
Güneş, batarken, onları, hep birlikte Müzdelife´ye getirdi.<br />
<br />
Orada, akşamla yatsı namazını, yatsı vaktinde kıldırdı ve orada kalındı.<br />
<br />
Sabah namazını, erkence kıldırdıktan ve Müzdelife Vakfesini de, yaptırdıktan sonra, halkı, Mina´ya getirdi.<br />
<br />
Cemrelerin, nasıl atılacağını, onlara, gösterip öğretti.<br />
<br />
Bütün Hacc amellerini yaptırdıktan sonra, kendisi, dönüp Şam´a gitti.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; her yıl, Mekke´ye gelir, Hacc ederdi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın zevcesi Hz. Sâre ile oğlu İshak Aleyhisselâm da, Şam´­dan gelip Hacc Farîzasını yerine getirmişlerdir.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmdan sonraki Peygamber ve mü´min olan ümmetleri de, Mekke´ye gelip Hacc etmişlerdir.<br />
<br />
Ümmetleri helak olan Peygamberler, Mekke´ye gelirler, ömürlerinin sonuna ka­dar, orada, Allah´a ibâdet ve tâatla meşgul olurlardı.<br />
<br />
Böylelikle Hacca gelip vefat eden Peygamberlerden doksan dokuzunun, Makam-ı İbrahim ile Zemzem arasındaki yerde gömülü bulunduğu ve yetmiş Pey­gamberin, Mina´daki Mescid´de namaz kıldıkları da, rivayet edilir.´[513]<br />
<br />
<br />
<br />
Hacc Emirliği:<br />
<br />
<br />
<br />
Mes´ûdî (vefatı 346 Hicrî); Hicret´in sekizinci yılından, üç yüz otuz altıncı yılına kadar Hacc Emiri olarak, halka, kimler tarafından Hacc yaptırılmış olduğunu, sı­rası ile kayd eder. [514]<br />
<br />
<br />
<br />
Kur´ân-I Kerimin Kabe Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
Kabe, Kabe´nin yapılışı, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmların, Yüce Allâh´dan dilekleri ve Hacc´ın, insanlara ilânı... Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:<br />
<br />
"Şüphe yok ki: insanlar için, te´sis edilmiş olan ilk Beyt, Bekke´deki o çok mü­barek ve âlemler için hidâyet olan (Beyt)dir.<br />
<br />
Onda, açık alâmetler, Makam-ı İbrahim vardır. Kim, oraya girerse, (taarruzdan) emîn olur.<br />
<br />
Ona, bir yol bulabilenlerin, Beyt´i, Hacc ve Ziyaret etmesi, Allâhın, insanlar üze­rinde bir hakkıdır.<br />
<br />
Kim, bu hakkı, inkâr eder, tanımazsa, şüphe yok ki, Allah, bütün âlemlerden ga­nî ve müstağnidir. [515]<br />
<br />
"Hani, İbrahim, o Beyt´in (Kabe´nin) temellerini, duvarlarını, İsmail ile birlikte yük­seltiyordu da, her ikisi, şöyle dua ediyordu:<br />
<br />
(Ey Rabb´imiz! Tarafımızdan, Sana sunulan şu hizmeti, kabul buyur! Şüphe yok ki, her şeyi, hakkıyle işiten, hakkıyle bilen Sen´sin Sen! Ey Rabb´imiz! Bizi, Sana teslimiyette sabit kıl!<br />
<br />
Soyumuzdan da, yalnız sana boyun eğen Müslüman bir ümmet yetiştir! İbâdet edeceğimiz yerleri, Hacc amellerini, bize göster, öğret! Tevbemizi, kabul buyur!<br />
<br />
Çünkü, tevbeleri, en çok kabul buyuran ve Mü´minleri, hakkıyle esirgeyen Sen´-sı´n Sen<br />
<br />
Ey Rabb´imiz! Onların, o soyumuzun içinden, onlara, Senin âyetlerini okuyacak, onlara, Kitabı, hikmeti öğretecek, kendilerini, (şirkten, kötülüklerden) iyice temizle­yecek bir Peygamber de, gönder!<br />
<br />
Şüphe yok ki, kudretiyle her şeye üstün gelen, hikmetiyle herşeyi yerli yerince yapan, Sen´sin Sen!" [516]*<br />
<br />
"Bizim, Beyt´i (Kabe´yi), insanlar için, bir toplanma, sevabalma, emniyet ve se-âmet bulma yeri yapmış olduğumuzu hatırlayınız!<br />
<br />
Makam-ı İbrahim´i, namazgah edininiz! İbrahim ile İsmail´e:<br />
<br />
Beytimi; Tavaf edenler, ibâdet maksadı ile orada kalanlar, rükû ve sücud eden-<br />
İbrahim:<br />
<br />
Yâ Rab! Burasını, emniyetli bir şehir yap ve ehâlisinden, Allâha ve Âhiret günü­ne inananları, mahsullerle rızıklandır! diye dua etmişti.<br />
<br />
Allah da:<br />
<br />
Kâfir olanı da, kısa bir zaman için, yararlandıracağım. Sonra, onu, Cehennem azabına zorlayacağım! Ne kötü varılacak yardir orası! buyurmuştu. [517]<br />
<br />
"İnsanlara, Hacc´ı, ilân et! Gerek yaya olarak, gerek her uzak yoldan, zayıfla­mış develer üzerinde, sana, gelsinler!" [518]<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe Ve Kabe´nin Tarihçesi:<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe: Müslümanların kıblesi olan Beytullâh´ın ismidir.<br />
<br />
Bu isim, ona, ya Mik´ab, Murabba (dört köşeli) olduğu, yahud, Mekke´de ilk kurulan bina olması itibarı ile, çevresinden tepe gibi yüksekçe bulunduğu için, verilmiştir.<br />
<br />
Esasen, Araplarca, her yüksek eve, Kabe denilir. [519] Kabe; çeşitli tarihlerde, müteaddid defalar yapılmıştır:<br />
<br />
1) Rivayete göre: Yüce Allah; gök halkının, Beyt-i Mâmûr´u, Tavaf ettikleri gi­bi, yeryüzü halkının da, tavaf ve ziyaret etmeleri için, Beyt-i Mâmûr´un, yer­de bir misâli olmak üzre, Melekler gönderip ilk Kâbeyi inşa ettirmiştir. [520]<br />
<br />
2) Kabe´nin ikinci yapılışı, Âdem Aleyhisselâm tarafındandır.[521]<br />
<br />
3) Âdem Aleyhisselâmın vefatından sonra, oğulları, Kabe´yi, taş ve çamurla, yeniden yaptılar.<br />
<br />
Bu yapı, Tûfan´a kadar kaldı. Tûfan´da yıkıldı ve belirsiz oldu. [522]<br />
<br />
Kabe´yi, Âdem Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Şis Aleyhisselâm, ilk kez, taş­la ve çamurla yapmıştır. [523]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm ile İbrahim Aleyhisselâm arasındaki çağda ise, Kabe´nin yeri; sellerin aşamayacağı, kırmızı kesekli bir tepecik halinde idi.<br />
<br />
İnsanlar; Kabe´nin yerinin orada bulunduğunu, bilmekte ve fakat, tam yeri­ni, tâyin edememekte idiler.<br />
<br />
Bununla beraber, her taraftan mazlumlar, oraya gelir ve sığınırlardı. Sıkıntıya uğrayanlar, orada dua ederler, duaları, kabul olunurdu.<br />
<br />
Kabe´nin yeri; Yüce Allah tarafından, İbrahim Aleyhisselâma bildirilinceye kadar, insanlar, orayı, ziyaret ederlerdi. [524]<br />
<br />
4) Kabe´yi, dördüncü defa, İbrahim Aleyhisselâm, oğlu İsmail Aleyhisselâmla birlikte yapmışlardır. [525]<br />
<br />
5) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi beşinci defa Amâlikalar;<br />
<br />
6) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi, altıncı defa Cürhümîler[526];<br />
<br />
7) Kabe´yi, yedinci defa Kusayy b.Kilab[527]);<br />
<br />
8) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi, sekizinci defa, Kureyşîler[528]<br />
<br />
9) Kabe´yi, dokuzuncu defa (Hicrî: 61) Abdullah b.Zübeyr;<br />
<br />
10) Kabe´yi, onuncu defa, Haccac b.Yûsüfüssakafî yaptı. [529]<br />
<br />
11) Kabe´nin on birinci ve son yapılışı; Osmanlı Pâdişâhlarından Sultan Ahmed´in onarımından sonra, oğlu dördüncü Sultan Murad b. Sultan Ahmed tarafın-dandır ve şöyle olmuştur:<br />
<br />
Esedî´nin bildirdiğine göre: Hicrî on birinci asrın başlarında Kâbenin şark tara­fındaki duvarda bir çatlama olmuştu.<br />
<br />
Hicrî bin on dokuz yılında bu çatlaklık, daha da, arttı:<br />
<br />
Mekke´de, o tarihte şiddetli bir yağmur yağdı.<br />
<br />
Yağmurun arkasından sel geldi.<br />
<br />
Sel suları, Mescid-i Haram´ın içine kadar girdi.<br />
<br />
Kabe´nin, şark ve garp duvarları ile Hacerülesved´in bitişiğindeki duvar çatladı.<br />
<br />
Sultan Mehmed´in oğlu Sultan Ahmed, Beytullâh´ı, yıktırarak bu iki duvardan birinin taşlarını altun, diğerininkini de, gümüş kaplatıp yaptırmak istedi.<br />
<br />
Fakat, İlim Adamları, kendisine, mâni oldular.<br />
<br />
Bu çatlağın, bir kuşakla giderilerek duvarın yıkılmaktan korunması mümkün olduğunu söylediler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Sultan Ahmed, sarı bakırdan altun kaplamalı bir kuşak yaptırdı.<br />
<br />
Bunun, Kabe´ye bağlanması, bin yirmi yılının sonu ile bin yirmi bir yılının ba­sında idi.<br />
<br />
Sultan Ahmed, bu iş için, seksen bin Dinar (altın) harcadı.<br />
<br />
Hicrî bin otuz dokuz yılı şaban ayının on dokuzunda çarşamba günü sabahı saat ikide Mekke´ye ve havalisine benzeri görülmedik şiddetli bir yağmur yağdı.<br />
<br />
ikindi ile akşam arası Vâdi-i İbrahim tarafından sel suları akmağa başladı.<br />
<br />
Sel suları; önünde bulunan ev, dükkân, odun, ahşap, taş, toprak, ne varsa, nepsini sürükleyip getirdi.<br />
<br />
Önüne kattığı süprüntüleri, Harem-i şerîfe, Beytullâh´ın içine soktu.<br />
<br />
Sel, yatsıya yakın bir zamana kadar devam etti.<br />
<br />
Harem-i şerif içinde su, tavaf sahasının etrafındaki direkler üzerindeki kandil­lerin asıldığı halkalara kadar yükseldi! Kabe´nin içine de, anahtar deliğinden iki metre yükseklikte su girdi.<br />
<br />
Suyun boşalması için, Harem-i şerifin kapılarından olan Bâb-ı İbrahim açıla­rak, sular, oradan, Mekke´nin aşağısına doğru akıtıldı.<br />
<br />
Selde ölenlerin sayısı bin kadardı.<br />
<br />
Sel geldiği gün, ikindi vakti, Kabe´nin Şam tarafındaki duvarı, iki cephesiyle, iki tarafa doğru yıkıldı.<br />
<br />
Şark duvarının şark kapısına kadar olan kısmını da, beraberinde götürdü. On­dan başka bir duvar kalmadı.<br />
<br />
Kapının Kıvamı, kalan duvarın üzerinde idi.<br />
<br />
Garp tarafındaki duvardan da, her iki yönden altıda birini götürdü.<br />
<br />
Yalnız, bu görünen yüzden -ki, Şam duvarının bitişiği olan kısmıdır- üçte iki kadar kısmını ve tavanın da, iç kısmını, beraberinde çekip götürdü.<br />
<br />
Şam tarafından yıkılan duvar, Haccac b. Yûsüfüssakafînin yaptırdığı duvardı. Durum; Mısır yoluyla İstanbula arzedildi.<br />
<br />
Haber, dış memleketlere erişince -Hacc Mevsiminin yaklaşmış bulunması do-layısı ile- son derecede heyecan uyandırdı.<br />
<br />
Mısır Valisi, Arnavud Mehmed Ali Paşa, Pâdişâhın gelecek emrini bekleme­den, Rıdvan Ağayı, kendi tarafından, hemen Mekke´ye gönderdi.<br />
<br />
Ona, müstacel tedbirler alması için tam yetki verdi. Rıdvan Ağa, aynı yılın yirmi altı şevvalinde Mekke´ye vardı. Yirmi dokuz şevval salı günü, vazifeye başladı.<br />
<br />
Önce; Beytullâh´ın, Mescid´in içinde toplanan sel birikintilerinden temizlenmesi için, müzakerelerde bulunmak üzre, bir Meclis kurdu.<br />
<br />
Müzakere sırasında çıkan görüş ayrılığını, ilim adamlarından aldığı Fetvalarla halletti.<br />
<br />
Cidde, Medine ve Kanfede´de bulunan nakil vâsıtaları, Mekke´ye getirilerek Harem-i şerif ve tavaf yolları, üzerlerini kaplayan çamurlardan temizlendi.<br />
<br />
Haremin içine tepeler gibi çamur ve pislikler yığılmıştı.<br />
<br />
Temizleme işi, zilkade ay´ının on dokuzuncu salı günü sona erinceye kadar, günde otuz kırk bin yük çamur taşındı.<br />
<br />
Bundan sonra, sellerin tahrip ettiği yollar, havuzlar, su gözeleri ve Mina girişi onarılmağa başlanıp rebîulâhır ay´ının dokuzuncu perşembe günü bitirildi.<br />
<br />
Kabe´nin tamiri için, Mısırdan gerekli malzemeler de geldi.<br />
<br />
Pâdişah´ın gönderdiği zat ta, Mekke´ye gelip Rıdvan Ağa ile birlikte işe başladı.<br />
<br />
Yirmi dokuz rebîulâhir çarşamba günü; Seyyid Muhammed Nazır, Rıdvan Ağa, Harem Şeyhi Şemsüddinül´attâkîve Mühendis Ali b. Şemsüddin Efendiler tara­fından Kâbenin inşâat keşfi ve planı yapıldı.<br />
<br />
Binanın inşâat işine: Mühendislerden, Devlet Mühendisi Ali b.Şemsüddi-nülmekkî,<br />
<br />
Mühendis Muhammed b.Zeynülmekkî,<br />
<br />
Kardeşi Muallim Abdurrahman ve Muallim Süleymanussahrâviyyülmısrî Efen­diler tayin edildiler.<br />
<br />
Süleymanüssahrâvî, Baş marangozdu. Ustalardan da:<br />
<br />
Fâtih Ebüsseyyidüttabatıbiyyülmekkî, Selîmülkureşî, Muallim Süleyman b.Mu-nammedülbeca, Ibn. Hatim ve Nûrüddin adındaki ustalar tayin edildiler.<br />
<br />
Bunların son dördü Mısırlı idiler.<br />
<br />
Yirmi üç cemaziyelâhir pazar günü, Kabe´nin duvarları örülmeğe başlandı.<br />
<br />
Yirmi üç şaban günü, yirmi beşinci sıra taşları dizildi.<br />
<br />
Kabe´ye ve çevresine aid bütün işler, iki zilhicce gününe kadar tamamlanıp Bayramlarda ve Hilal zamanlarında ateş yakılacak yerlerin yapımı ile inşâat ve tâmirat sona erdirildi.[530]<br />
<br />
Osmanlı Tarihçilerinden Naîmâ (1065-1128) da, Tarih´inde bu hâdiseleri oriji­nal üslubuyla anlatır. [531]<br />
<br />
Halebî (975-1044) de, bunlardan, kısaca bahseder. [532]<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe´ye Örtü Örtülüsünün Kimler Tarafından Ne Çeşid Ve Nasıl Örtüldüğü<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe´ye, ötedenberi, çeşitli örtüler, örtülürdü.<br />
<br />
Kurbanlık deveye Hıbere, Bürüd vesâir Yemen kumaşı yükletilir, bunlar, Ka­be´ye hediye edilirdi.<br />
<br />
Kabe´ye hediye edilen çeşitli örtülerden Deniz koyunu yününden dokunmuş kumaş ve döşek yüzleri, Kabe´ye asılır, Kabe, bunlarla örtülür, artanı da, Kabe´­nin deposunda tutulurdu.<br />
<br />
Örtülerden, eskiyen olduğu zaman, onun yerine, depodakilerden alınıp konu­lur, üzerindeki örtülerden hiç biri başka bir suretle çıkarılmazdı.<br />
<br />
Bunun için, Kabe´nin, birbiri üzerine asılmış kat kat örtüsü vardı. [533]<br />
<br />
Örtüler; önceleri, Kabe´nin çamursuz olarak kuru taşlarla örülü duvarlarının üze­rine, dıştan sarkıtılır ve yukarıdan iç kısmına bağlanırdı. [534]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Mekke´den, Medine´ye hicret etmeden önce, Ka­be´nin üzerinde çizgili Yemen kumaşları, postlar, kilimler, su koyunu yününden yapılmış şallar vesaire bulunuyordu.<br />
<br />
Nevar bint-i Mâlik, Zeyd b.Sâbit´e hâmile iken, Kabe´nin üzerinde su koyunu yününden, ipekten, kenarları sayvanlı yeşil, sarı renkte şallar, kilimler, bedevî el­biselerinden elbiseler, keten kilimler, kıl kilim şakları gördüğünü söyler. [535]<br />
<br />
1) İsmail Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra da, gerek Kabe ve gerek Hacc amellerine ait hizmetleri yürütmek ve yönetmekte de­vam etti. [536]<br />
<br />
İlk defa olarak ta, Kabe´ye örtüyü o, örttü. [537]<br />
<br />
2) Süleyman Aleyhisselâm; İlya (Kudüs) Mescidini inşa işinden boşalınca, Mek­ke´ye gidip Kabe´yi Tavaf etti ve ona, örtü örttü.<br />
<br />
Kabe´nin yanında kurban kesti. Mekke´de yedi gün oturdu. [538]<br />
<br />
3) Yemen kralı Rebîa b. Nasr´ın ölümünden sonra, bütün Yemen´e hâkim olan Tübba´ Tüban Es´ad Ebû Kerib; Medine´yi, yıkmak ve Medine halkını imha et­mek istediği zaman, Benî Kurayza Yahudilerinin iki büyük bilgin´i:<br />
<br />
"Ey Hükümdar! Sen, böyle bir şey yapmaktan vazgeç!<br />
<br />
Vazgeçmezsen, yapmak istediğin şey ile senin arana, muhakkak, gerinilirdir.<br />
<br />
Hem biz, senin bu yüzden, hemen, bir felâkete uğramayacağından da, emîn değiliz...<br />
<br />
Çünkü, burası, Âhir-i zamanda, Kureyşîlerin bulundukları Harem´den çıkacak olan Peygamberin hicret yeri, yurdu ve başkenti olacaktır!" diyerek kendisini, bun­dan vazgeçirmişlerdi.<br />
<br />
Tüban; Medinelilerle çarpışmayı bırakıp Yemen´e doğru giderken, Usfan, Emeç mevkileri arasında, huzuruna, Hüzeyl b.Müdrike oğullarından iki kişi gelip:<br />
<br />
"Ey Hükümdar! Senden önceki Hükümdarların ihmal ettikleri inci, zümrüd, ya­kut, altun ve gümüşle dolu olan bir hazineyi size göstersek olmaz mı<br />
<br />
O hazine, Mekke´de bir Beyt´in içinde olup Mekkeliler, O Beyt´e tazim ve onun yanında ibadet ederler" dediler.<br />
<br />
Hüzeylîler, hükümdarın böyle bir şeye kalkışmasını kendisinin, helak olması için, istiyorlardı.<br />
<br />
Çünkü, onlar, Mekke´ye ve Kabe´ye tecâvüze ve onun yanında zulme kalkı­şan Hükümdarlardan her birinin helak olup gittiğini biliyorlardı.<br />
<br />
Tüban´ı, yine, yanındaki Yahudi Bilginleri, bu tehlikeli niyetinden de, vaz geçi­rip Mekke´ye vardığı zaman, Kabe´ye tazimde ve Mekke halkına iyilikte bulun­mağa ikna´ ve teşvik ettiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Tüban; Mekke´ye varınca, Beytullâh´ı Tavaf etmiş, Mekke´de kaldığı günlerde kestirdiği iki bin devenin etlerini Mekke halkına yedirmiş ve ayrı­ca bal şerbeti de, ikram etmişti.<br />
<br />
Tüban; Mekke´de bulunduğu sırada, rüyasında, Beytullâh´a örtü örttüğünü gö­rünce, Kabe´ye, Hasaf´tan, kaba dokunmuş bezden bir örtü geçirdi.<br />
<br />
Sonra, rüyasında, Beytullâh´a daha güzel bir örtü örttüğünü görünce, maafir diye anılan Yemen kumaşından bir örtü örttü.<br />
<br />
Bundan sonra, rü´yâsında, Beytullâh´a daha güzel bir örtü örttüğünü görüp Müla´ (çarşaf) ve Vasâil (çizgili ince Yemen kumaşı) örttü.<br />
<br />
Tübba´; Cürhümîlerden olan Valilerine de, gerektikçe, Beytullâh´a örtü örtme­lerini tavsiye, onu, temizlemelerini, kan, leş ve hayz bezi gibi şeyleri, ona yaklaş­tırmamalarını emretti.<br />
<br />
Kabe´ye bir kapı ve bir de, anahtar yaptırdı.<br />
<br />
Sonra da, Mekke´den çıkıp askerleri ve yanındaki iki Yahudi Bilgini ile birlikte Yemen´e doğru gitti.[539]<br />
<br />
Tübba´ın, Kabe´ye, önce deriden örtü örttüğü de, rivayet edilir. [540]<br />
<br />
Tübba´ Es´ad Ebû Kerib´in Mekke´ye bu gelişi, Kabe´ye örtü örtüşü, Peygam­berimiz Aleyhisselâmın, Peygamber gönderilişinden yedi yüz yıl önce idi. [541]<br />
<br />
4) Peygamberimiz Aleyhisselâmın Dedesi Abdulmuttalip´ten yukarı doğru yir­minci sıradaki Atası Adnan; babası Üded´den sonra, Kabe hizmetini üzerine alıp yüttüğü sırada Kabe´ye meşinden örtü geçirdi. [542]<br />
<br />
5) Cahiliye devrinde eline gecen ipekli bir peştemalı, ilk defa Kabe´ye asan da, Hâlid b. Cafer, b. Kilab olup[543] kendisi, Âmir b. Hasafa kabilesinin Cafer oğul­ları ailelerinden bir ailenin büyüğü idi. [544]<br />
<br />
6) Kureyşîler; cahiliye devrinde Kusayy b. Kilabdan Ebû Rebîa b. Mugîre b. Abdullah, b. Ömer, b. Mahzum´un zamanına kadar, Kabe örtüsü hakkında yar-dımlaşırlar, kabilelere -mâlî güçlerine göre- salma salarlardı.<br />
<br />
Ebû Rebîa, Yemen´e gider durur, orada ticaretle uğraşırdı. Çok zengindi. Kureyşîlere:<br />
<br />
"Kabe´ye, bir yıl tek başıma, ben, örtü örteyim, bir yıl da, bütün Kureyşîler, örtsün!" dedi ve böylece, ölünceye kadar, Cend kasabasından Hıbere (Çizgili in­ce Yemen kumaşı) getirtip Kabe´ye örtmeğe devam etti. [545]<br />
<br />
7) Hz.Abbas b.Abdulmuttalib´in annesi[546] Nüteyle bint-i Cenab, b. Küleyb, b. Malik, b. Amr, b. Âmir, b. Nemr, b. Kasıt[547], biricik oğlu Hz. Abbas´ı, küçük ço­cuk iken kaybetmiş ve sağ salim bulacak olursa, Kabe´ye ipek örtü örtmeyi adamıştı.<br />
<br />
Nüteyle, oğlunu, bulduğu zaman, bu adağını, yerine getirmek üzere, Kabe´ye ipek örtü örttü . [548]<br />
<br />
8) Peygamberimiz Aleyhisselâmın olgunluk çağına bastığı sıralarda idi[549] ki, bir kadın´ın, Kabe hareminde buhurdanlıkta öd ağacı yakarken, buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kabe´nin kat kat örtüsü tutuşup tamamiyle yanmıştı. [550]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm, otuz beş yaşlarında bulunduğu sıralarda[551], Kureyşîler, Kabe´yi yıkıp yeniden yaptıktan sonra, onun üzerine Hıberât-ı Yemâ-niye diye anılan Yemen işi çizgili kumaş örttüler. [552]<br />
<br />
9) Peygamberimiz Aleyhisselâm; Hicretin onuncu yılında Veda Haccı sırasın­da[553], Kabe´ye, Yemen işi çizgili örtü örttü. [554]<br />
<br />
10) Peygamberimiz Aleyhisselâmdan sonra, Hz. Ebû Bekir, Kabe´ye örtü örttü. [555]<br />
<br />
Hz.Ebû Bekir´in, Kabe´ye örttüğü örtü, Kabâtî (Mısır işi ince beyaz kumaş)<br />
<br />
idi. [556]<br />
<br />
11) Hz.Ömer de, Kabe´ye örtü örttü. [557]<br />
<br />
Kendisinin, Kabe´ye örttüğü örtü Kabâtî (Mısır işi ince, beyaz kumaş) idi. [558]<br />
<br />
Hz. Ömer, her yıl, Mısıra yazı yazar ve orada, Kabe için özel olarak Kabâtî örtü dokutturur ve bedelini, Beytülmal´den öderdi. [559]<br />
<br />
12) Hz. Ömer´den sonra Halife olan Hz. Osman da, Kabe´ye Kabâtî örtü örttürdü. [560]<br />
<br />
O da, bu örtüyü Mısırda dokuttururdu.<br />
<br />
Yalnız, bir yıl, Kabe için Yemen Valisi Yahya b. Münebbih´e emir verip Bürüd-i Yemâniye getirtmiş olduğu için, o yıl, Kabe´ye iki örtü örtülmüştü. [561]<br />
<br />
13) Emevî Halifelerinden Muâviye b. Ebî Süfyan (Vefatı: 60 Hicrî) Kabe´ye iki defa ve iki çeşit örtü örttürdü.<br />
<br />
Bunlardan biri: Kabâtî, diğeri de, Atlas örtü idi.<br />
<br />
Atlas örtü, Kabe´ye Aşûra gününde, Kabatî örtü de, Ramazan sonunda, Bay-´am için, örtülürdü. [562]<br />
<br />
14) Emevî Halifelerinden Yezid b.Ebî Süfyan (vefatı: 64 Hicrî), Kabe´ye Hüsre-vânî Atlas örtü örttü. [563]<br />
<br />
15) Abdullah b. Zübeyr (Vefatı: 74 Hicrî), Halîfe olunca, her yıl, kardeşi Müslim o.Zübeyr´e, Hüsrevânî Atlas örtü gönderir ve Aşûra gününde, Kabe´ye ört-türürdü. [564]<br />
<br />
16) Emevî halifelerinden Abdulmelik b. Mervan (Vefatı: 86), her yıl, Kabe´ye Atlas örtü gönderirdi.<br />
<br />
Onlar, önce, Medine´de Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidinde direkler arasına serilir, bir gün, yayılı kaldıktan sonra, dürülüp Mekke´ye gönderilirdi. [565]<br />
<br />
17) Kabe´ye, her yıl, biri Atlas, diğeri Kabatî olmak üzere, iki çeşit örtü örtülürdü. Atlas: Arefe gününden bir gün önce, yâni Terviye günü örtülürdü.<br />
<br />
Bunun için, önce, Kabe´nin üzerine bir gömlek asılır, bu gömlek dikilmeyip Kâ-benin üzerinden sarkıtılırdı.<br />
<br />
Hacılar, Mina´dan inmeğe başladıkları zamandan gidinceye kadar Kabe´nin ör­tüsünü yırtmamaları için, bu gömlek dikilir ve üzerinden, İzar sarkıtılırdı.<br />
<br />
Aşûra günü olunca, Kâbenin üzerine, İzar asılır ve gömleğe bitiştirilirdi.<br />
<br />
Bu Atlas örtü, ramazanın yirmi yedisine kadar Kâbenin üzerinde kalır, o gün, Bayram için, Kabatî örtüsü örtülürdü. [566]<br />
<br />
18) Abbasî Halifelerinden Mehdî (Vefatı: 169), Hicretin yüz altmışıncı yılında Hacc yaptı.<br />
<br />
Kendisine; Kâbenin üzerinde bir çok örtüler toplanıp ağırlık yaptığını ve bunun Kâbenin duvarlarını çökerteceğinden korkulduğunu arzettiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Mehdî, Kâbenin üzerindeki bütün örtülerini soydurdu. Duvarlarına, dıştan ve içten Misk, Anber kokuları sürdürdü.<br />
<br />
Duvarları, baştan başa boyattı. Sonra da, Kabe´nin üzerine, yeniden Kabatî´-den Deniz koyunu yününden ve Atlasdan üç örtü örttürdü.<br />
<br />
Hicretin ikiyüzüncü yılına kada Kâbenin örtüleri hafifletilmedi. [567]<br />
<br />
19) Hicretin iki yüzüncü yılında, Mekke Hâkimi olan Hüseyin b. Hasanüttâlibî, Kâbenin üzerindeki örtülerin ağırlığı, tehlike doğuracağını hissedince, bütün ör­tülerini soyup Kabe´ye, biri ince ipekten dokunmuş sarı, diğeri beyaz, üzerlerinde: (Bismillâhirrahmânirrâhim) ve (Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ Ehli Beyti-hittayyibînettâhirînel´ahyâr) yazılı iki örtü örttürdü.<br />
<br />
Bu örtüye, Hicretin iki yüzüncü yılından iki yüz kırk dördüncü yılına kadar de­vam edildi ve Kâbenin üzerinde yüz yetmiş örtü birikti. [568]<br />
<br />
20) Abbasîi Halifelerinden Me´mun´a (Vefatı: 218),Atlas örtünün, Bayrama ye­tişmeden yırtıldığı, yamanıp çirkinleştiği arzedildi.<br />
<br />
Me´mun da, o zaman, Mekke Posta Memuru bulunan âzadlısı Mübârekütta-berî´ye: "Kabe, hangi örtü içinde daha güzel görünür " diye sordu.<br />
<br />
O da:<br />
<br />
"Beyaz örtü içinde!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Me´mun, Kabe´ye, beyaz Atlastan örtü örtülmesini emretti.<br />
<br />
Örtü, Hicretin iki yüz altıncı yılında yapıldı, Kâbeye gönderilip asıldı.<br />
<br />
Kabe, böylece, üç örtü ile örtülür oldu.<br />
<br />
Kırmızı Atlas örtü: Terviye günü (8 zilhicce),<br />
<br />
Kabatî örtü: Recep ay´ı, girdiği gün,<br />
<br />
Me´munun ihdas ettiği beyaz Atlas örtü de, Bayram için, ramazanın yirmi ye­dinci günü örtülmeğe devam edildi.<br />
<br />
Sonra, yine, Me´mun´a, kendisinin örttürdüğü beyaz Atlas örtünün alt kısmı­nın Aşûra gününde örtülen kırmızı Atlas üzerine daha dikilmeden Hacc günlerin­de hacıların dokunmaları yüzünden yırtılıp eskidiği arz edildi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Me´mun, beyaz Atlas İzardan fazla kalanını da, gönderdi ki, bununla, Terviye günü veya zilhiccenin yedinci günü, Bayram için örtülen İzarın yırtıklarının üzeri, Aşûra günü giydirilen kırmızı Atlas dikilinceye kadar örtülüp ka-patılacaktı. [569]<br />
<br />
21) Daha sonra, Kabe´ye aid kırmızı Atlas eteklerinin daha recep ayına varma­dan, halkın dokunmaları yüzünden, eskiyip yıprandığı, Abbasî Halifelerinden Câ-ferülmütevekkil (Vefatı: 247)e, arz edildi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Halife, ilk İzar´a, iki İzar daha ekledi. Kabe´nin kırmızı Atlas gömleğinin eteğini yere değecek kadar uzattırdı. Sonra, her iki ayda bir, onun üzerine bir İzar daha koydurdu. Bu, iki yüz kırk yılında, iki yüz kırk bir yılı örtüsü içindi.<br />
<br />
Bundan sonra, Kâbenin Perdedarları, eklenen İzarların ikincisine gerek olma­dığını görerek onu, Kabe deposuna koydular ve Halifeye de:<br />
<br />
"Kâbeye, bir İzarla gömleğinin uzatılan eteği yetmektedir!" diyerek yazı yazdılar.<br />
<br />
Bundan sonra, Kabe´ye, üç ayda bir, tek İzar gönderilir ve üç ayda bir de, Etek geçirilir oldu.<br />
<br />
Daha sonra, Câferülmütevekkil, iki yüz kırk üçüncü yılda, Kabatî Gömlek Ete­ğinin, altındaki şadırvana kadar uzatılmasını emretti. [570]<br />
<br />
22) İbn. Abd. Rabbih (Vefatı: 328 Hicrî); Kabe´nin, kendi zamanındaki duru­munu tarif ederken:<br />
<br />
"Hacerülesved Rüknünün (bir buçuk adam boyundaki kısmı hariç olmak üze­re) her tarafının örtülü olduğunu ve Hacc Mevsimi yaklaşınca, beyaz Horasan at­las ile örtülüp Hacılar, İhram halinden çıkıncaya kadar bu örtü içinde bulunduğu­nu, Hacılar, İhramdan çıktıkları Kurban günü, Kabe´ye; (Tahmid), (Teşbih), (Tek­bir) ve (Tazim) yazılı kırmızı Horasan atlas örtüsü örtülerek gelecek yıla kadar Ka­be´nin, bu örtü içinde bulundurulduğunu ve örtüler çoğalıp ağırlığının, Kabe´ye zarar vermesinden korkulunca da, bazıları, alınarak hafifletildiğini bildirir. [571]<br />
<br />
23) Hicretin dört yüz altmış altıncı yılında Ebünnasr Esterâbâzî, Kâbeye, Hind işi beyaz atlas örtü örttürdü.<br />
<br />
24) Aynı yılda[572], Sultan Mehmed Sebüktekin tarafından Kabe´ye sarı atlas örtü örttürüldü. [573]<br />
<br />
25) Sultan Melik Şah b. Alparslan-ı Selçûkînın Vezîri Nızâmülmülk (Vefatı: 485 Hicrî), Kâbeye, Hind işi yeşil örtü örttürdü. [574]<br />
<br />
26) Hicretin beşyüz otuz ikinci yılında, Şeyh Ebülkasım da, Kabe´ye Hıberat ve başka örtülerden örtü örttürdü. [575]<br />
<br />
27) Abbasî Halîfelerinden Nâsır´ın (Vefatı: 575 Hicrî) Halîfeliği zamanında, Ka­be´ye, önce yeşil, sonra da, siyah örtü örtüldü ve siyah örtü örtülmeğe devam edildi. [576]<br />
<br />
28) Hicretin altıyüz kırk yılında esen şiddetli bir rüzgârda Kabe´nin örtüsü yırtı­lınca, Yemen Meliki Mansur, örtü örtmek istemişse de, bu işin, Halîfe´ye aid ol­duğu ileri sürülerek Kabe´ye, siyaha boyanan pamuk bezinden örtü örtülmekle yetinildi. [577]<br />
<br />
29) Abbâsîlerin durumları zayıflayınca, Kâbenin örtüsü, bazan Mısırdan, bazan da, Yemen´den gönderilmeğe başladı ve Mısırda karar kıldı.<br />
<br />
Böylece, Kabe´nin dış örtüsü, Mısırdan gönderilmeğe devam etti. [578]<br />
<br />
30) Mısırda her kral değiştikçe, Kabe´ye, kırmızı ipekten yapılmış örtü gön-<br />
<br />
derildi. [579]<br />
<br />
31) Krallar içinde Yemen kralı Melik Muzaffer; Abbas oğullarının, Bağdat´ta dev­letleri sona erdikten sonra, altıyüz elli dokuzda Kabe´ye örtü örtenlerin ilki idi.<br />
<br />
32) Hicretin altıyüz altmış birinci yılında. Mısır Türk krallarından Melik Zahir Bay-bars ta, Kabe´ye örtü örtenlerin ilki idi. [580]<br />
<br />
33) Hicretin yediyüz kırk üçüncü yılında; Salih İsmail b. Nasır b. Muhammed b. Klavun da, her yıl, Kabe´ye örtü örtmeyi üzerine aldı. [581]<br />
<br />
34) Kral Salih İsmail´in kardeşi Nasır Hasan da, yediyüz altmış bir yılında, ör­tünün, yere kadar olan, uzanan ve sırma ile işlenen kısmını -ki, yukarısının yarısı­na yakındır- üzerine aldı. [582]<br />
<br />
35) Osmanlı pâdişâhlarından Yavuz Sultan Selim; Hicretin dokuz yüz yirmi üçüncü yılında, Mısır ve Hicazı hükmü altına alıp adına hutbe okunduktan ve son Abbasî Halifesi Üçüncü Mütevekkil Alallâh´ı İstanbul´a yollayıp kendisinden Hilafeti dever aldıktan sonra[583], Kabe´nin iç örtüsünü göndermeyi kendi üzerine aldı ve dış örtüsünü de, Mısır´a tahsis etti. [584]<br />
<br />
36) Osmanlılar, Mısır´ı ilhak ettikten sonra, Kanunî Sultan Süleyman, Hicretin dokuz yüz kırk yedinci yılında, Melik Mansur Klavununun, Kabe örtüsü için vakf etmiş olduğu iki köy gelirinden başka, bu iş için yedi köy gelirini daha vakf etti ve ayrıca, Melik Mansur´un harap köylerini de, imar etti. [585]<br />
<br />
37) Osmanlı Pâdişâhları (Hâdımüharemeyn = İki Harem´in Hizmetkârı) unva­nını aldıktan sonra, her birisi, tahta çıktıkça, Kâbe-i muazzama ile Ravza-i mu-tahhara´nın örtülerini yenilemeyi âdet edinmişlerdi.<br />
<br />
Bu örtüler, Mısırda dokunup gönderilirdi.<br />
<br />
Sultan Ahmed tahta çıkınca (Hicrî: 1012), bu örtülerin, İstanbul´da ve görülme­miş bir şekilde dokunmasını ve işlenmesini emretti.<br />
<br />
Kırk sekiz bin dirhem ipekten bin altmış zira örtü işlenip bir heyetle Mekkeye gönderildi.<br />
<br />
Ravza-i Mutahhara ile Hz.Fâtıma´nın Merkadinin örtüsü de, ikinci yılda doku­nup işlenip gönderildi. [586]<br />
<br />
38) Osmanlılar; Mısıra ve Hicaza hâkim olunca, Kabe´nin içini, dışını, Mescid-i Haramda bulunan Makamları... ışıklandıran büyük ve küçük lambalara ilâve ola­rak, Kâbenin iç örtüsü ile Mescid-i Nebevînin örtüsünü, Kabe´nin kokularını, bu­hurunu gül kokusunu ve gül suyunu anber vesairesini, üzerine aldı.<br />
<br />
Kâbenin örtülerini bağlamak için gereken ipler, yıllık olarak Şam postasıyla gön­derildi.<br />
<br />
Kabe´nin dış örtüsü ise, Mısıra tahsis edildi.<br />
<br />
Mısır; Hicretin bin yüz on sekizinci yılına kadar Kâbenin dış ve iç örtüsünü do­kumakta devam etti. [587]<br />
<br />
39) Her yıl Mısır´da dokutturulan Kabe örtüsü; Hicretin bin iki yüz on üçüncü yılında, Mısır´ın Napolyon Bonapart tarafından işgali üzerine, gönderilemediğin­den, İstanbul´da Sultan Ahmed Camii avlusunda işlettirilip gönderildi. [588]<br />
<br />
40) Suûdîlerden Abdul´azîz´in oğlu büyük Suud, Hicaz´a girince, Mısırlılar, Ka­be´nin dış örtüsünü göndermeyi kestiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Suud b. Abdul´azîz; Hicretin bin iki yüz yirmi birinci yılında Kâ-beyi, kırmızı ipekle örttü.<br />
<br />
Bundan sonraki yıllarda da, siyah kayla ve atlasla örtüp Kâbenin İzan ile kapı­sının örtüsünü gümüş ve altınla sırmalı kırmızı ipekten yaptı.<br />
<br />
41) Osmanlı Pâdişâhları, Sultan Abdul´azîz´in devrine, Hicrî bin iki yüz yetmiş yedi yılına kadar Kabe´nin iç örtüsünü İstanbulda dokutup göndermeğe devam<br />
<br />
ettiler.<br />
<br />
Sultan Aziz´den sonra, bu iş, kesildi, ve onun, bin iki yüz yetmiş yedi yılında göndermiş olduğu son örtü, günümüze kadar Kâbenin iç örtüsü olarak kaldı.<br />
<br />
42) Osmanlı Devleti, Hicaz bölgesine tekrar hâkim olunca, eskiden olduğu gi­bi, yine, Mısır, Kâbenin dış örtüsünü göndermeye başlayıp bin üçyüz otuz dört yılına kadar devam etti.<br />
<br />
43) Hicrî bin üç yüz otuz dört yılında Şerif Hüseyin b. Ali, Osmanlı Devletine karşı, istiklâlini ilân edince, ve Mısır hükümetiyle de, araları açılınca, Mısır hükü­metinin Mekke´ye göndermek üzre yola çıkardığı örtü Cidde´den geri çevirildi.<br />
<br />
Fakat, aradaki ihtilaf kalkınca, Mısır, yine, eskiden olduğu gibi, Kabe örtüsünü göndermeğe başladı.<br />
<br />
44) Osmanlı Devleti, bin üç yüz otuz dört yılında, Mekke´ye yeniden hâkim olun­ca, Şerif Haydar Paşa vasıtası ile gönderdiği dış örtü, bin üç yüz kırk bir yılına kadar Medine´de kaldı.<br />
<br />
Kral Hüseyin, bu örtüyü, Medine´den getirtip Kabe´ye örttürdü.<br />
<br />
Mısırla aralarındaki anlaşmazlık giderilince, Mısır, yine âdet olduğu üzere, Ka­be örtüsünü göndermeğe başladı.<br />
<br />
45) Hicretin bin üç yüz kırk üçüncü yılında Suudi Hanedanından ve Faysal ai­lesinden kral Abdul´aziz, Mekke´ye hâkim olunca, Mısır´dan getirtilen örtünün gel­mesi -savaş yüzünden- ertelenip onun yerine, Ahsa´da örtü dokuttu.<br />
<br />
46) Hicretin bin üç yüz kırk dördüncü yılında savaş sona erince, Kabe örtüsü, yine, Mısır´dan gelmeğe başladı.<br />
<br />
47) Bin üç yüz kırk beş yılında iki memleketin arası açıldığından örtünün gön­derilmesi, yine, durdu.<br />
<br />
Bunun üzerine, kral Abdulaziz; Zilhicce ayının beşinci günü, kıymetli bir örtü­nün hazırlanmasını emretti.<br />
<br />
Siyah renkli üstün kumaştan bir örtü hazırlandı.<br />
<br />
48) Hicretin bin üç yüz kırk altıncı yılında kral Abdulaziz, Ecyad mahallesinde Kabe´ye örtü dokutturmak üzre bir dokuma evi kurdu.<br />
<br />
Kendi memleketinde iyi dokumacılar bulunmadığından, Hindistan´dan, doku­ma ustaları getirtti.<br />
<br />
Bu ustalar, bin üç yüz elli iki yılına kadar dokuma evinde kalarak vazife gördüler.<br />
<br />
Bin üç yüz elli iki yılından itibaren yerli ustalar ve sanatkârlar yetiştiğinden, do­kuma işlerini, artık, onlar idare ettiler. [589]<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe´nin Buhurla Tütsülenişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe´ye, örtüler hediye edildiği gibi, buhurlar, hoş kokular da, hediye edilir, bu kokularla, Kabe´nin içi ve dışı tütsülenip havası, güzelleştirilirdi. [590]<br />
<br />
Kabe´yi, ilk defa, hoş kokular ve buhurdanlıklarla tatyip ve her namaz için, Kâ-benin, hoş kokularla tütsülenmesi vazifesini ihdas eden, Muâviye b. Ebî Süfyan´dı.<br />
<br />
Hacc Mevsiminde ve Receb ayında Kabe için hoş koku, buhurdanlıklar ve bu işi görecek hizmetçiler de, gönderirdi.<br />
<br />
Ondan sonra, gelenler de, böyle yapmağa devam ettiler.[591]<br />
<br />
Halîfe Abdullah b. Zübeyr; her gün, Kabe´de buhurdanlık içinde bir batman, Cuma günleri ise, iki batman buhur yaktırırdı. [592]<br />
<br />
Kabe´nin iç kısmına, ilk defa güzel koku sürdüren de, Abdullah b. Zü-mer´di. [593]<br />
<br />
Emevî Halifelerinden Abdulmelik b. Mervan, Mekke´ye buhurdanlıklar ve gü­zel kokular gönderirdi. [594]<br />
<br />
Yavuz Sultan Selim; Hicretin dokuz yüz yirmi üçüncü yılında Mısır ve Hicaz´ı hükmü altına alıp adına hutbe okunduktan ve son Abbasî Halifesi üçüncü Müte­vekkil Alellâh´ı İstanbul´a yollayıp kendisinden Hilâfeti devr ve Hâdımulharemevn unvanını aldıktan sona, Kâbenin iç örtüsünü göndermeyi üzerine aldığı gibi[595] Kabe´nin, gülsuyu, anber vesair kokularını, buhurunu göndermeyi de, üzerine almıştı. [596]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Hâcer Ve Hz. Sâre´den Doğan Oğulları:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, ilk ve büyük oğlu, İsmail Aleyhisselâm olup, ikinci zev­cesi Hz.Hâcer´den doğmuştu. [597]<br />
<br />
O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, seksen altı yaşında bulunuyordu. [598]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olan ishak Aleyhisselâm ise, ilk zevcesi Hz.Sâre´den doğmuş olup[599] o zaman, İbraim Aleyhisselâm, yüz yaşında idi. [600]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre´nin Vefatı:<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre, yüz yirmi yedi yasında iken, Ken´an topraklarında Zorbaların kariyesi olan Habrun´da vefat etti. [601]<br />
<br />
Vâdilkurâ ile Şam arasında bulunan Habra veya Habrun[602], Beytülmakdis Kudüs) kariyelerinden olup Halîlürrahman diye anılırdır.<br />
<br />
Hz. Sâre vefat edince, İbrahim Aleyhisselâm, onu, gömmek üzere bir yer arar­ken, Habra nahiyesinde oturan kendi dininde bulunan Safvan adındaki bir adamla «arşılaştı ve ondan, elli dirheme -ki, o asırda bir dirhem, beş dirhemdi- satın aldı­ğı yere Hz. Sâre´yi. gömdü.<br />
<br />
Vefat ettiği zaman, kendisi de, oraya gömüldü.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın oğlu İshak Aleyhisselâmın zevcesi de, sonra, İshak Aıeyhisselâm da, İshak Aleyhisselâmın oğlu Yâkub Aleyhisselâm da, Yâkub Aley­hi sselâmın zevcesi İlya da, oraya gömüldüler. [603]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Katura Ve Haccunla Evlenmesi Ve Bunlardan Doğan Çocukları:<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre´nin vefatından sonra, İbrahim Aleyhisselâm, Katura (veya Kantura) - nt-i Yaktan´ul ken´ânî ve Haccun ile evlendi. [604]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâmın, Katuradan dört, Haccun adındaki hanımından da, ye-3 çocuğu doğup çocuklarının sayısı on üçü buldu. [605]<br />
<br />
Başka rivayete göre: Katura veya Kantura´dan altı, [606], Haccun veya Haccu--a´dan beş oğlu doğdu. [607]<br />
<br />
<br />
<br />
Katuradan Doğan Çocuklar:<br />
<br />
<br />
1) Zimran,<br />
<br />
2) Yokşan,<br />
<br />
3) Medan,<br />
<br />
4) Medyan,<br />
<br />
5) Yeşbak,<br />
<br />
6) Şuah[608]<br />
<br />
<br />
<br />
Haccun Veya Haccura´dan Doğan Çocuklar:<br />
<br />
<br />
1) Keysan veya Keyşan<br />
<br />
2) Feruh (Şeruh veya Süreç),<br />
<br />
3) Ümeym (veya Üheym),<br />
<br />
4) Lutan,<br />
<br />
5) Nâfes[609]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Çocuklarının Ülkelere Dağılmaları:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Katura´dan doğan oğullarından Medan ile Medyan Med-yen toprağına yerleştiler ve buralardan dolayı, oraya Medyen adı verildi.<br />
<br />
Yokşan´ın çocukları, Mekke´ye gelip yerleştiler.[610]<br />
<br />
Öteki çocuklar ise, başka ülkelere gidip oralarda yerleştiler ve İbrahim Aley-hisselâma:<br />
<br />
"Ey Babamız! İsmail ile İshakı, Senin yakınında ve yanında bıraktın. Bizlere ise, gurbette ve yabancı illerde yerleşmemizi emrettin! " dediler. İbrahim Aleyhisselâm: "Ben, böyle yapmakla emrolundum!" dedi.<br />
<br />
Onlara, Yüce Allah´ın isimlerinden bir isim öğretti ki, onunla, yağmur ve yar­dım dileğinde bulunur, yağmura ve yardıma kavuşurlardı. [611]<br />
<br />
Onlardan bazıları da, Horasan´a varıp yerleştiler. [612] Hazerler gelip onlara:<br />
<br />
"Bunu, size öğreten, yeryüzü halkının hayırlısı ve Hükümdarı olmağa lâyıktır!" diyerek onların krallarına Hakan unvanını verdiler. [613]<br />
<br />
İbn. Habîb (Vefatı: 245 Hicrî)e göre: İbrahim Aleyhisselâmın, Horasan´a gidip yerleşen oğulları:<br />
<br />
1) Medan,<br />
<br />
2) Eşbak,<br />
<br />
3) Şeuh olup bunların, orada nesilleri çoğalmış ve Horasan Türkleri de, bunların soyundan gelmiştir. [614]<br />
<br />
Bir Hadîs-i şerifde de, Türklerin, Kantura oğulları oldukları bildirilmiştir. [615]´<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Vefatı:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Ken´an ilinde[616] hastalanıp[617] yüzyetmişbeş[618] veya kiyüz yaşında bulunduğu sırada vefat etti. [619]<br />
<br />
Habrun tarlalarından satın alıp Hz. Sâre´yi gömmüş olduğu yere, kendisi­de[620], oğulları İsmail ve İshak Aleyhisselamlar tarafından gömüldü. [621]<br />
<br />
Ona ve âline ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm Olsun!<br />
<br />
Halilurrahman diye anılan bu yerle Kudüs arasındaki uzaklık, bir Merhaleye akındır. [622]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın vefatında, İsmail Aleyhisselâm, seksen dokuz yasın-aa idi. [623]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâma İndirilen İlâhî Sahifeler:<br />
<br />
<br />
<br />
Yüce Allah tarafından İbrahim Aleyhisselâma indirilmiş olan On Sahife[624]´ Ra--nazanın ilk gecesinde indirilmişti. [625]<br />
<br />
Bunların içindekiler, Emsal (kıssalar, ibretli sözler) ile Sübhânallâh diyerek Yüce Ailâhı Teşbih ve tenzih, Lâ ilahe illallah diyerek tevhid, Elhamdü lillâh diyerek Ona şükür etmekten ibaretti. [626]<br />
<br />
Eshâb-ı kiramdan Ebû Zerrülgıfârî der ki:<br />
<br />
(Yâ Resûlallâh! İbrahim´in Sahifelerinde neler vardı ) diye sordum.<br />
<br />
(Hepsi, meseller (ibretli sözler) idi. Şöyle ki:<br />
<br />
Ey saltanat verilen, sınanan, aldanan kıral!<br />
<br />
Ben, seni; dünyayı, birbiri üzerine yığasın diye göndermedim.<br />
<br />
Fakat, mazlumun duasını, benden geri çeviresin (Mazlumu, bana yalvarmak zorunda bırakmayasın) diye gönderdim.<br />
<br />
Çünkü, ben, mazlumun duasını -kâfir de, olsa- geri çevirmem!<br />
<br />
Onda, şöyle meseleler de, vardı:<br />
<br />
Aklına, mağlub olmadıkça, akıl sahibinin belli saatleri olmak:<br />
<br />
1) Bir saatini, Rabb´ına dua ve münâcâta,<br />
<br />
2) Bir saatini, Yüce Allâhın sanat ve kudreti üzerinde durup düşünmeğe,<br />
<br />
3) Bir saatini, geçmişte işlediklerinden ve gelecekte işleyeceklerinden kendisini sor­guya çekmeye,<br />
<br />
4) Bir saatini de, helâlından yeme içme ihtiyacını karşılamağa ayırmak gere-kirdir.[627]<br />
<br />
Yine akıl sahibine gerekir ki; üç şey için:<br />
<br />
1) Âhirete hazırlanmak,<br />
<br />
2) Geçimini düzene koymak,<br />
<br />
3) Haram olmayan şeylerden yararlanmak için olmadıkça, bir yerden, başka bir yere göç edip gitmemektir. [628]<br />
<br />
Yine akıl sahibine yaraşan:<br />
<br />
1) Zamanına, basiretle, ibret gözüyle bakıcı,<br />
<br />
2) İşini, önüne katıcı,<br />
<br />
3) Dilini, koruyup tutucu, kelâmını, azaltıcı olmaktır. [629]<br />
<br />
Meğer ki, mâlâyanisi (açıklaması) hakkında olsun.) buyurdu." [630]<br />
<br />
(Yâ Resûlallâh! İbrahim ve Musa´nın Sahifelerinde bulunan şeylerden, Yüce Allâhın, Sana indirdiği bir şey var mıdır ) diye sordum.<br />
<br />
(Ey Ebûzer! Okusana!:<br />
<br />
(Hakîkaten iyi temizlenen ve Rabbinin ismini zikredip de, namaz kılan kimse, umduğuna erişmiştir.<br />
<br />
Belki, siz, dünya hayatını, Âhiretten üstün tutarsınızdır.<br />
<br />
Hiç şüphesiz, bunlar, önceki Sahifelerde, İbrahim ile Musa´nın Sahifelerinde de, vardır. (Âlâ: u-19) buyurdu.[631]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Bazı Faziletleri:<br />
<br />
<br />
<br />
1) İbrahim Aleyhisselâma, buluğ çağından önce, rüşd´ü verilmişti. [632]<br />
<br />
2) İbrahim Aleyhisselâm, Tevhid Ehli olanların İmamı idi. Dili, Tevhidde hüccet kılınmıştı.<br />
<br />
Küçüğünden, büyüğüne kadar bütün halkı, hüccet dili ile Hakka davet<br />
<br />
Etmişti. [633]<br />
<br />
Kendisi, Yüce Allah´ın Hanîf bir Müslüman olarak andığı ilk Zât idi.<br />
<br />
Hakkında:<br />
<br />
"İbrahim; ne bir Yahudi, ne de, bir Hıristiyandı.<br />
<br />
Fakat, o, Allah´ı, bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de, değildi o!" buyrulmuştur. [634]<br />
<br />
3) İbrahim Aleyhisselâm, Allâhın nimetlerine şükereden bir Zat´tı. Yüce Allah, onu, beğenip seçmiş, doğru bir yola iletmişti. [635]<br />
<br />
4) İbrahim Aleyhisselâm, başlı başına bir Ümmet´ti. Allah´a, itaatkârdı. Bâtıl din­lerden uzak ve Muvahhid bir Müslümandı.<br />
<br />
O, hiç bir zaman, müşriklerden olmamıştır. [636]<br />
<br />
5) İbrahim Aleyhisselâma, Allah tarafından, dünyada bir güzellik (İyi hal ve mev-Ki) verilmiş ve hakkında:<br />
<br />
"Hiç şüphesiz, o, Âhirette de, mutlaka Salihlerdendir." buyrulmuştur. [637]<br />
<br />
6) İbrahim Aleyhisselâm; yumuşak huylu, yufka yürekli, kendisini, tamam ile Al­lah´a vermiş bir Zat´tı. [638]<br />
<br />
7) Yüce Allah, onu, Halil (Dost) edinmişti. [639]<br />
<br />
8) Peygamberlik, Kitab, Hikmet, büyük bir Mülkü saltanat, İbrahim Aleyhisselâ-mın Hanedanına, soyundan gelenlere verilmiştir., [640]<br />
<br />
9) İbrahim Aleyhisselâm: "Benden sonrakiler içinde, benim için bir lisan-ı sıdk ver! (Dünyada, Kıyamete kadar baki kalacak bir yâd-ı cemîl, zikr-i cemîl ver! İsmi­mi, hep iyilikle andır!) diyerek dua etmiş[641] bu güne kadar kendisine sevgi ve saygı beslemeyen hiç bir millet ferdi görülmemiştir. [642]<br />
<br />
10) İbrahim Aleyhisselâm, bütün insanlara İmam, kendisinin Makamı da, Müstumanlara Musalla (Namazgah) kılınmıştır. [643]<br />
<br />
11) Peygamberimiz Aleyhisselâm´a, İbrahim Aleyhisselâmın dinine uyması, em­redilmiştir! [644]<br />
<br />
12) İbrahim Aleyhisselâm, Rabb´i tarafından bir takım Kelimeler (emirler)le im­tihan olunmuş, onları, tamamıyla yerine getirmiş, başarmıştır. [645]<br />
<br />
13) İbrahim Aleyhisselâm, Allah yolunda ateşe atılanların, Allah yolunda Hic­ret edenlerin ilki idi. [646]<br />
<br />
14) Kıyamet gününde insanlar, yalın ayak ve çıplak hasrolunacaklar, O gün, insanların, ilk giydirileni, İbrahim Aleyhisselâm olacaktır. [647]<br />
<br />
15) İbrahim Aleyhiselâm, konuk konuklayan insanların ilki idi. [648] Kendisi, sabah, akşam yemeğini, misafirsiz yemezdi.<br />
<br />
Misafir, bulabilmek için, iki mil ve hattâ daha da, çok yürüdüğü olurdu. [649] Kendisi, Misafirler (Konuklar) Babası diye anılırdı. [650]<br />
<br />
16) İbrahim Aleyhisselâm; ilk kez, bıyığını kırpıp kısaltan,<br />
<br />
17) İlk kez, koltuk altı ve etek temizliği yapan[651],<br />
<br />
18) İlk kez, tırnaklarını, kesen,<br />
<br />
19) İlk kez, Misvak tutunup dişlerini temizleyen,<br />
<br />
20) İlk kez, ağzını, su ile çalkalayan,<br />
<br />
21) İlk kez, su çekip burun temizliği yapan,<br />
<br />
22) İlk kez, edeb yerlerini su ile temizleyen,<br />
<br />
23) İlk kez, saçlarını, tarayan[652],<br />
<br />
24) İlk kez, bacağına don (kilot) giyen[653],<br />
<br />
25) İlk kez, ayaklarına, ayakkabı giyen,<br />
<br />
26) İlk kez, Musâfaha yapan,<br />
<br />
27) İlk kez, kucaklaşan,<br />
<br />
28) İlk kez, iki göz arası, Secde mahalli olan alından öpen[654],<br />
<br />
29) İlk kez, kendi kendini sünnet eden[655] ve ilk kez yüz elli yaşında bulundu­ğu sırada[656], saç ve sakalının ağarmağa başladığını gören insandı. [657]<br />
<br />
Saç ve sakalında gördüğü aklığın, ne olduğunu: Yâ Rab! nedir bu " diye sorduğu zaman[658]:<br />
<br />
Hayır´dır!" buyrulmuş, sabaha çıkınca, başındaki saçların üçte ikisi, ağarmış[659]:<br />
<br />
Yâ Rab! Nedir bu " diye sorunca da[660]<br />
<br />
Bu, dünyada ibret, Âhirette de, Nurdur! [661] Vakar´dır! Ey İbrahim!" buy--Jmuş.<br />
<br />
Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselâm: Öyle ise, yâ Rab! Vakarımı, artır!" demiş[662], Sabaha çıkınca, saçı, sakalı, papatya çiçeği gbi bembeyaz olmuştur. [663]<br />
<br />
30) Cebrail Aleyhisselâmın gösterdiği yerlere Mekke Harem Sınırı taşlarını da, ik defa İbrahim Aleyhisselâm dikmişti. [664]<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde Atası İbrahim Aleyhisselâmla Karşılaşıp Selamlaşması: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Mîrac gecesinde Cebrail Aleyhis-seiâmla birlikte yedinci kat göğe yükseldiler.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, göğün kapısını çaldı.<br />
<br />
"Sen, kim´sin " denildi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cebrail´im!" dedi.<br />
<br />
"Yanında kim var " diye soruldu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Muhammed (Aleyhisselâm) var!" dedi.<br />
<br />
"O (Mîrac için) gönderildi mi " diye soruldu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm: "Gönderildi." dedi.<br />
<br />
Göğün kapısı açılınca, orada, İbrahim Aleyhisselâmla karşılaştılar ki, kendisi, sırtı­nı, Beytülmâmûr´a dayamış[665], Beytülmâmûr´un kapısının önündeki bir Kürsü üze­rinde oturuyordu. [666]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Selâm ver ona!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm selam verdi.<br />
<br />
O da, Peygamberimizin selâmına mukabele ettikten sonra:<br />
<br />
"Hoş geldin! Safa geldin Salih oğlum! Salih Peygamber!" dedi. [667]<br />
<br />
Kendisi, çok yaşlı, Ulu ve Heybetli bir Zat idi. [668]<br />
<br />
Peygamberimiz, Cebrail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu. [669]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu, Atan İbrahim Aleyhisselâm´dır." dedi. [670]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Peygamberimiz Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ümmetine[671], benden, selâm söyle! [672] Onlara, emret! [673] Haber ver de[674], Cennet´e, fidan dikmeyi, çoğaltsınlar![675]<br />
<br />
Çünkü, Cennet´in toprağı, güzel[676], suyu, tatlı[677], arzı, geniş[678] ve düzlüktür!" dedi. [679]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cennet´e dikilecek Fidan, nedir " diye sordu[680] İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cennet´e dikilecek fidan: Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhü vallâhü ekber[681], Lâ havle velâ kuvvete illâ billah´dır!" dedi. </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz İbrahim Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
İbrahim b.Târah (Âzer), b.Nahor, b.Sarug (Şarug) b.Rau (Ergu), b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır.[1]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Ve Yurdu:<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Harran halkından idi. [2] Onun, Küfe ile Basra arasındaki Kûsâ köyü halkından olduğu da söylenir. [3] Harran; büyük bir şehir olup Mudar´ın kasabası idi. Reha ile araları bir günlük, Rakka ile araları iki günlüktür. Musul-Şam ve Rum yolu üzerindedir.<br />
<br />
Harran´ı, ilk önce kuran, İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Haran olduğu için, oraya Harran adı verilmiştir.<br />
<br />
Tufandan sonra yer yüzünde ilk kurulan şehirdir. [4]<br />
<br />
Kûsâ: Babil toprağındaki Irak köylerindendir ve Fırattan, Irak´a akıtılan ilk ır­mağın da, adıdır. [5]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Kral Nemrud´un putlarının Bakı­cısı ve İdarecisi idi.<br />
<br />
Harranda, kıtlıkla karşılaşınca, evini[6] Nemrud´un oturduğu[7] Kûsâ´ya nakl etmişti. [8]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Annesi:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın annesi ise Erfahşed b.Sâm, b.Nuh oğullarından Kern-ba b. Kûsâ´nın kızı Nuna veya Efrayim b.Ergu, b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh´un kızı Ebyuna idi. [9]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm: orta boylu, ak benizli, elâ gözlü[10], ak saçlı, güzel ve güler yüzlü, açık alınlı, uzunca yanaklı ak sakallı idi. [11]<br />
<br />
Ayak izlerine varıncaya kadar[12] şekil ve şemailce Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, insanların, en çok benzeyeni idi. [13]<br />
<br />
<br />
<br />
Kral Nemrud Ve Marifetleri:<br />
<br />
<br />
Nemrud; ilk defa, kötü yol açan[14], İlk defa, başına tac giyen. [15]<br />
<br />
İlk defa, yıldızların durumunu ortaya koyan ve onlar hakkında nazariyeler ku­ran ve ameliyeler yapan[16].<br />
<br />
(Kabil´den sonra) ilk defa, ateşe tapan kimse idi.<br />
<br />
Yerden bir ateşin çıktığını görünce, varıp önünde yere kapanmış ve üzerine bir bina çattırarak ona bir bakıcı da, tayin etmişti. [17]<br />
<br />
İnsanları, kendisine tapmağa, ilk defa davet eden de, o idi. [18]<br />
<br />
<br />
<br />
Halkın Sema İlimleri İle Uğraşmaları:<br />
<br />
<br />
Nemrud´un zamanında, insanlar da, yıldızlara âid bilgilerle uğraşırlar; güneşin, ay´ın tutulacağı tarihi hesaplarlar, yıldızları ve mevkilerini belirlerler[19], yıldızlar, ve feleklere âid yaptıkları âletlerle onlardan bir takım hükümler çıkarırlardı. [20]<br />
<br />
<br />
<br />
Nemrud´un Rü´yâsı Ve Korkunç Tedbirlere Başvurması:<br />
<br />
<br />
<br />
Rivayete göre: Nemrud; o sıralarda, rü´yâsında[21], bir yıldızın doğduğunu gör­müştü ki, yıldızın parlaklığı, ay´ın aydınlığını, güneşin ziyasını bastırıyordu!<br />
<br />
Nemrud, bundan, son derecede korktu.<br />
<br />
Sihirbazları, Kâhinleri ve Kaifleri (iz ve yüz çizgilerinden anlayanları) davet edip bunun, sırrını sordu.[22]<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"Ülkende şu yılda bir çocuk doğacak, halkın Dinini değiştirecek[23], senin ölü­mün, saltanatının zevali, onun elile olacaktır!" dediler.[24]<br />
<br />
O sırada Nemrud, Küfe Babil´inde oturmakta idi.<br />
<br />
Oturduğu köyden ayrılıp başka bir köye taşındı.<br />
<br />
Oradan, bütün erkekleri, çıkarttı. Orada, yalnız kadınları, bıraktı.[25]<br />
<br />
Her on erkeğin üzerine, güvenilir bir Murakıb tâyin etti.[26]<br />
<br />
Doğan erkek çocukların hepsinin öldürülmesini emretti. [27]<br />
<br />
Bunun üzerine doğan bütün erkek çocuklar, öldürüldü!<br />
<br />
Nemrud´un, o şehirde önemli bir işi çıktı.<br />
<br />
Nemrud, İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer´den başkasına güvenmediği için, onu, çağırdı. [28]<br />
<br />
"Ben, sana, bir işimi havale etmek istiyorum.<br />
<br />
Seni, oraya, ancak, sana olan güvencimden dolayı, gönderiyorum.<br />
<br />
Ailenin yanına varmamak, kendisile münâsebette bulunmamak üzre and ve­riyorum! [29]<br />
<br />
Bak! Eşinle, sakın münâsebette bulunayım deme, hâ!" dedi´[30]<br />
<br />
Âzer:<br />
<br />
"Ben, bu hususta Dinimden fedâkârlık yapmakta çok cimriyimdir." dedi. [31]<br />
<br />
Bunun üzerine, Nemrud, ona, yapacağı işi, havale etti.<br />
<br />
Âzer, şehre girip Nemrud´un işini hallettikten sonra, kendi kendine "Ailemin yanına bir varsam da, ne yapıyorlar bir baksam " dedi. [32]<br />
<br />
Ailesinin yanına varınca, sözünde duramadı.<br />
<br />
Bunun üzerine, ailesini, Küfe ile Basra arasında Evr diye anılan bir köye kaçı­rarak orada bir bodruma yerleştirdi.<br />
<br />
Kendisinin, yiyeceğini, içeceğini ve şâir ihtiyaçlarını sağladı.<br />
<br />
Aradan, uzun bir müddet geçip te, bir şey zuhur etmeyince, Nemrud:<br />
<br />
"Demek, bu, yalancı sihirbazların sözü imiş!<br />
<br />
Yurdlarınıza dönünüz artık!" dedi. Erkekler de yurtlarına döndüler. [33]<br />
<br />
İbn.İshak´a göre de:<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın doğma zamanı yaklaşınca, Müneccimler, Nemrud´a:<br />
<br />
"Senin, şu köyünde, şu yılın, şu ayında İbrahim adında bir çocuk doğacak! [34] Senin Dinini yerecek, topluluğunu dağıtacak. [35] Halkı, dininizden ayıracak ve putlarınızı, kıracaktır!" dediler.<br />
<br />
Nemrud, bildirilen zaman gelince, adamlar göndererek köydeki her gebe ka­dını getirtti ve göz altında tuttu.<br />
<br />
Ancak, İbrahim Aleyhisselâmın annesi, pek genç olup gebeliği bilinemediğin­den, gözaltına alınmadı.<br />
<br />
Nemrud, Müneccimlerin bildirdiği yılın belli ayında[36] doğan erkek çocukların hepsini öldürttü. [37]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Doğuşu Ve Mağarada Büyüyüşü:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın annesi; doğum yapma zamanı gelince, geceleyin evin­den çıkarak yakınlarında bulunan bir mağaraya gitti. İbrahim Aleyhisselâmı, ora­da doğurdu. [38]<br />
<br />
İbn.Asâkir´e göre: İbrahim Aleyhisselâm; Irak toprağında Babil´in Kûsâ köyün­de hâlen kendisine nisbet edilen Makam´da doğmuştur. [39]<br />
<br />
Annesi; yeni doğan bir çocuk için, ne yapmak lazımsa, hepsini yaptıktan, sa­rıp sarmaladıktan sonra, mağaranın kapısını kapatarak evine döndü.<br />
<br />
Zaman zaman, mağaraya uğruyor, oğlunun, sağ ve baş parmağını emip dur­duğunu görüyordu.<br />
<br />
Âzer, gebeliğini ne yaptığını sorduğu zaman, Nuna: "Bir oğlan doğurmuştum. Öldü!" dedi. Âzer, onu doğruladı ve sustu. [40]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâmın miladından -yaklaşık olarak- iki bin yıl önce doğmuştur. [41]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; mağarada, bir günde, bir haftalık gibi, bir haftada, bir aylık gibi, bir ayda, bir yıllık gibi hızlı büyüyordu.<br />
<br />
Mağarada, ancak, on beş ay kaldı.<br />
<br />
Âzer; oğlunun, mağarada gizlice nasıl doğurulduğunu, büyütüldüğünü, öğre­nince, son derecede sevindi. [42]<br />
<br />
Nemrud, bütün olan bitenleri unutmuştu. İbrahim Aleyhisselâm da büyümüştü. [43]<br />
<br />
Kendisi, anne ve babasından başka, yaratıklardan, henüz hiç birini gör-memişti. [44]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Anne Ve Babasına İlk Soruları:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, mağarada, annesine:<br />
<br />
"Benim Rabb´im, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Annesi Nuna:<br />
<br />
"Ben´im!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Senin Rabb´ın, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Annesi:<br />
<br />
"Babandır!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Babamın Rabb´i, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Annesi<br />
<br />
"Nemrud´dur!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nemrud´un, Rabb´i, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Annesi:<br />
<br />
"Sus!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, sustu.<br />
<br />
Nuna hatun, kocasının yanına dönüp:<br />
<br />
"Gördün mü Halkın, dinini değiştireceği söylenen çocuk, işte, senin oğlun­dur!" dedi, İbrahim Aleyhisselâmın söylediklerini, Âzer´e haber verdi. [45]<br />
<br />
Âzer, İbrahim Aleyhisselâmın yanına gidince, ona da: "Ey Babacığım! Benim Rabb´im, kimdir " diye sordu. Âzer:<br />
<br />
"Annen´dir!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Annemin Rabb´i, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Âzer:<br />
<br />
"Ben´im!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Senin Rabb´in, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Âzer:<br />
<br />
"Nemrud´dur!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nemrud´un Rabb´i, kimdir " diye sordu.<br />
<br />
Âzer, ona bir tokat vurup "Sus!" dedi. [46]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Mağaradan Çıkarılışı:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), arkadaşlarına:<br />
<br />
"Benim bir oğlum vardır ki, onu, Kralın, öldürme emrine rağmen, saklamıştım.<br />
<br />
Kendisini, saklı bulunduğu yerden çıkarıp getirmemi, korkulu ve sakıncalı bu­lur musunuz " diye sordu.<br />
<br />
Arkadaşları "Hayır! git, getir!" dediler.<br />
<br />
Âzer, gidip İbrahim Aleyhisselâmı, yerin altındaki mağaradan, bodrumdan dı­şarı çıkardı.[47]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Görüp Şaşırdığı Hayvanlar Hakkındaki Soruları:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, mağaradan çıkınca, yer yüzünde gezen, dolaşan hay­vanlara, yaratıklara bakıyor, bakıyor da, deve hakkında:<br />
<br />
"Bu, nedir " diye soruyor,<br />
<br />
Babası da, onun, deve olduğunu haber veriyor:<br />
<br />
"Bu, devedir!" diyordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ineği görünce, soruyor,<br />
<br />
Babası: "İnek´tir!" diyordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, atı, görünce, soruyor,<br />
<br />
Babası: "At´tır!" diyordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, koyunu, görünce, soruyor,<br />
<br />
Babası "Koyundur!" diyordu.[48]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın İrşad Olunuşu Ve Rabb´ini Buluşu:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; yer yüzünde gezip dolaşan hayvanları görünce, kendi kendine:<br />
<br />
"Her halde, şu yaratıkların, bir Rabb´i, olması, gerekir!" dedi. İbrahim Aleyhisselâmın mağaradan çıkışı, güneşin batışından sonra idi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, başını, göklere doğru kaldırıp baktığı zaman, bir yıldız görmüştü ki, o, Müşteri yıldızı idi. [49]<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâmın, Yıldızı, Ay´ı, Güneşi görüşünü ve Hakka erişini Kur´ân-ı Keriminde şöyle açıklar:<br />
<br />
"Biz, İbrahim´e (Gerçeği nasıl gösterdi isek, istidlalde bulunması ve) kesin il­me erenlerden olması için, göklerin ve yerin büyük mülkünü de, öylece, gösteri-yorduk.<br />
<br />
İşte, o, üstünü gece bürüyüp örtünce, bir yıldız görmüş:<br />
<br />
Rabb´im, budur demişti.<br />
<br />
Yıldız, sönüp gidince;<br />
<br />
Ben, böyle sönüp batanları, sevmem! dedi.<br />
<br />
Sonra, Ay´ı, doğar halde görünce:<br />
<br />
Rabb´im, budur! dedi.<br />
<br />
Fakat, o da, batıp gidince;<br />
<br />
And olsun ki: eğer, Rabb´im, bana, hidayet etmemiş olsaydı, muhakkak, ben de, hakdan sapanlar güruhundan olurdum! dedi.<br />
<br />
Sonra, güneşi, doğar halde görünce de:<br />
<br />
"Rabb´im, budur! Bu, hepsinden daha büyük!" dedi.<br />
<br />
O da, batınca:<br />
<br />
Ey kavmim! Ben, sizin, Allâha şerik koşageldiğinizden kesin olarak uzağımdır.<br />
<br />
Hiç kuşkusuz, ben, bir muvahhid olarak yüzümü, O gökleri ve yeri yaratmış bu­lunan Allâha yönelttim. Ben, müşriklerden değilimdir! dedi. [50]<br />
<br />
Rabb´i, ona: "Müslüman ol! dediği zaman, o: âlemlerin Rabb´ına teslim oldum!" dedi. [51]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Halkı Uyarmağa Başlaması:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, kavminin putlara tapışına şaşıyor ve onlara: "Elinizle yonttuğunuz şeylere ne diye tapıyorsunuz !" diyordu.<br />
<br />
Kavmi de:<br />
<br />
"Bunu, bize, senin baban öğretti!" diyorlardı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Muhakkak ki, benim babam da, yolunu, sapıtan kimselerdendir!" diyordu. [52]<br />
<br />
<br />
<br />
Âzer´in İbrahim Aleyhisselâma Kardeşleriyle Birlikte Put Sattırışı:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), kavminin taptıkları putları yapar, götürüp satması için, öteki oğulları ile birlikte İbrahim Aleyhisselâm´a da, verir´[53]:<br />
<br />
"Bu putlardan, büyüğünü şu fiata, küçüğünü, şu fiata sat!" derdi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, onları, babasından alınca, ayaklarından bir iple sıkı­ca bağlar, arkasından çeker götürür[54]<br />
<br />
. "Ne zarar, ne de, yarar veremeyen bu putları, alan var mı " diyerek seslenir, hiç bir kimse, kendisinden put satın almazdı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, putları satamayınca, bir ırmağın kıyısına götürüp başla­rını, suya sokar -kavminin putlara düşkünlüğüyle alay etmek için- "İçiniz!" der, hiç satmadan, onları, eve geri getirirdi. [55]<br />
<br />
Kardeşleri ise, götürdüklerinin hepsini satmış olarak eve dönerlerdi. [56] İbrahim Aleyhisselâm, kumaş ve elbise ticaretiyle uğraşmış. [57] Hicretten sonra da çiftçilik yapmıştır.[58]<br />
<br />
<br />
<br />
Âzer´in İbrahim Aleyhisselâmı Nemrud´a Götürüşü:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah´dan başka ilâh yoktur. O, benim Rabb´imdir! O, her şeyin Rabb´idir!" dedikçe, annesi ve babası, Nemrud´dan, korkarak ağlarlar, İbrahim Aleyhisselâ-mı, uyarmağa çalışırlardı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm ise:<br />
<br />
"Benim hakkımda, Nemrud´dan hiç korkmayınız.<br />
<br />
Beni, küçüklüğümde koruyan, büyüklüğümde de, korur!" derdi.<br />
<br />
Fakat, Âzer, kendisini, birisinin, Nemrud´a ihbar edeceğinden korkarak Nem-rud´a gidip:<br />
<br />
"Ey kral! Senin, doğmasından sakındırdığın çocuk, benim oğlumdur.<br />
<br />
Kendisi, evimden başka bir yerde doğmuş, yanıma gelinceye kadar, ondan ha­berim olmamıştır.<br />
<br />
Şimdi, onu, sana haber veriyorum.<br />
<br />
Kendisi hakkında, istediğini, yap! Sonra, beni, kınama!" dedi.<br />
<br />
Nemrud "Onu, bana getir!" dedi.<br />
<br />
Âzer, İbrahim Aleyhisselamı, annesinin yanından alıp Nemrud´a götürdü.<br />
<br />
Nemrud, Meclisini süslemiş, askerlerini, sıra sıra dizdirmişti.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, sağına, soluna bakıp:<br />
<br />
"Ey kavim! Siz, neye tapıyorsunuz " diye sordu.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Sen, üzerinde bulunduğum dinime gir ki, seni, ben yaratmışım-dır ve rızkınım da, ben veriyorum!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Nemrud! Sen, yalan söylüyorsun!<br />
<br />
O, Rab ki, beni, yaratan, bana, doğru yolu gösteren O´dur!<br />
<br />
Bana, yediren, içiren de, O´dur!" deyince, Nemrud da, halk da, tutula kaldılar!<br />
<br />
Bunun üzerine Nemrud, Âzer´e dönüp:<br />
<br />
"Ey Âzer! Bu oğlun, daha küçüktür.<br />
<br />
Ne söylediğini, benim kadr´ü kıymetimi, mülk´ü saltanatımın ululuğunu, bilmiyor.<br />
<br />
Sen, onu, hemen al, götür. Kendisini, azabımın şiddetiyle korkut! Ola ki, üze­rinde saplanıp kaldığı şeyden döner!" dedi.´[59]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, Cebrail Aleyhisselamı gönderip Dinini öğ-retti[60] ve kendisini, kavmine, Peygamber olarak gönderdi. [61]<br />
<br />
Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselâmın, babası ve kavmiyle aralarında geçenler, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:<br />
<br />
"Vaktâ ki, İbrahim, babasına:<br />
<br />
Ey babam! İşitmez, görmez, sana, hiç bir yararı olmaz şeylere ne diye taparsın !<br />
<br />
Ey babam! Bana, muhakkak ki, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir.<br />
<br />
O halde, bana uy da, seni, ben, dümdüz bir yola çıkarayım.<br />
<br />
Ey babam! Şeytana tapma!<br />
<br />
Çünkü, şeytan, hakkıyle esirgeyen Allâha çok âsi olmuştur.<br />
<br />
Ey babam! Gerçekten korkuyorum ki: Çok esirgeyen Allah´dan sana, bir azab gelip çatar da, şeytana yâr olmuş olursun! dedi.<br />
<br />
Babası:<br />
<br />
Ey İbrahim! Sen, benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin !<br />
<br />
And olsun ki: vaz geçmezsen, seni, muhakkak, taşlarım!<br />
<br />
Sen, uzun bir müddet benden ayrıl!" dedi.<br />
<br />
İbrahim ise;<br />
<br />
Üstüne selâmet! Ben, senin için, Rabb´imden mağfiret dileyeceğim.<br />
<br />
Çünkü, O, bana çok lütufkârdır.<br />
<br />
Sizi ve Allâh´dan başka taptıklarınızı bırakıp çekiliyorum.<br />
<br />
Rabb´ime, dua ediyorum.<br />
<br />
Umulur ki: Rabb´ime duada, sizin gibi bedbaht olmam! dedi. [62]<br />
<br />
İbrahim´in, babası için mağfiret dilemesi, ancak, ona olan bir va´d´den dolayı idi.<br />
<br />
Yoksa, onun, Allah´ın bir düşmanı olduğu, kendisince belli olunca, o, ondan uzaklaştı.<br />
<br />
İbrahim, gerçekten, çok çok tazarru ve niyaz edici, pek yumuşak huylu ve sa­bırlı idi. [63]<br />
<br />
O zaman, o, babasına ve kavmine: Sizin tapmakta olduğunuz bu timsallar, nedir " diye sordu. Onlar:<br />
<br />
"Biz, Atalarımızı, bunların tapıcıları olarak bulduk!" dediler. İbrahim:<br />
<br />
"And olsun ki: siz de, Atalarınız da, apaçık bir sapıklık içindesinizdir!" dedi. Onlar:<br />
<br />
"Sen, bize gerçeği mi getirdin Yoksa, sen, şakacılardan mısın " dediler. İbrahim:<br />
<br />
"Hayır! Sizin Rabb´iniz, hem göklerin, hem yerin Rabb´idir ki, bütün bunları, O, yaratmıştır ve ben de, buna yakîn hâsıl edenlerdenim!" dedi. [64]<br />
<br />
"Hani, o, babasına ve kavmine: "Siz, neye tapıyorsunuz " demişti.<br />
<br />
"Putlara, tapıyoruz! Onun için, bütün gün, onlara vakf-ı hizmet etmekte sabit ve dâimiz!" dediler. İbrahim:<br />
<br />
"Siz, çağırdığınız vakit, onlar, sizi duyuyorlar mı<br />
<br />
Yahud (taparsanız) size bir yarar veya (tapmazsanız) bir zarar yapıyorlar mı " diye sordu.<br />
<br />
"Hayır! Biz, babalarımızı, böyle bulduk. (Onlar da, böyle yapıyorlardı) dediler. İbrahim:<br />
<br />
"Şimdi, gördünüz mü Gerek sizin, gerek daha önceki babalarımızın neye tap­makta olduklarınızı !<br />
<br />
işte, onlar, benim, muhakkak düşmanımdır. Fakat, âlemlerin Rabb´ı, böyle değildir. O Rab ki, beni yaratan, bana, doğru yolu gösteren O´dur. Bana, yediren, içiren, O´dur.<br />
<br />
Hastalandığım zaman, şifâ veren, hastalığımı geçiren, O´dur. Beni, öldürecek, sonra, diriltecek olan, O´dur. Ceza gününde kusurlarımı yarlıgayacağını umduğum da, O´dur. Rabb´im! Bana, bir hüküm ihsan et ve beni, Sâlihler zümresine kat! Benden sonrakiler içinde, benim için, bir lisân-ı sıdk (güzel bir anış) ver. Beni, Naîm Cennetinin vârislerinden (onda temelli kalacaklardan) kıl! Babamı da, yarlığa! Çünki, o, sapkınlardandır.<br />
<br />
Kulların, kabirlerinden kaldırılacakları gün, beni, rüsvay etme! O gün ki, ne mal yarar verir, ne de, oğullar! Meğer ki, Allah ´a (küfür ve nifaktan) temamen salim, hâlis bir kalb ile gelenler ola.<br />
<br />
O günde ki, Cennet, takva sahiplerine (Allâhın buyruklarını yerine getiren, ya­saklarından sakınanlara) yaklaştırılmıştır.<br />
<br />
Cehennem de, azgınlara açılıp gösterilmiştir ve onlara:<br />
<br />
Allâhı bırakıp ta, taptıklarınız nerede Size yardım ediyorlar mı !<br />
<br />
Yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu ! denilmiştir.<br />
<br />
Artık, onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da, yüzleri koyun top yekûn Cehen­nemin içine atılmışlardır.<br />
<br />
Orada, birbirleriyle çekişecekler:<br />
<br />
Allah´a and olsun ki, gerçekten, biz, apaçık bir sapkınlık içinde idik.<br />
<br />
Çünkü, sizi, âlemlerin Rabb´i ile bir tutuyorduk.<br />
<br />
Bizi, o mücrimlerden başkası saptırmadı.<br />
<br />
Artık, bizim için, ne şefâatcılardan bir kimse, ne de, candan bir dost var!<br />
<br />
Bizim için, gerçekten bir geri dönüş olsaydı da, biz de, Mü´minlerden olsaydık!" diyeceklerdir. [65]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Puthanedeki Putları Kırması:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, putlara karşı tutum ve davranışı, kavmi arasında ya­yılmış, fakat, bu hususta Nemrud´a hiç bir haber ulaşmamıştı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, kavmini, tapmakta oldukları şeyleri bırakıp Yüce Allah´a ibadete davet ettiği zaman, kavmi, ona:<br />
<br />
"Sen, kime ibadet ediyorsun " diye sordular.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Rabbül´âlemîn´e!" dedi<br />
<br />
"Nemrud´a tapsana " dediler.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Hayır! Ben, beni yaratmış olan´a ibadet ederim." dedi.<br />
<br />
Artık, İbrahim Aleyhisselâmın işi, iyice açığa çıkmış, Nemrud´a da, ulaştırılmış bulunuyordu. [66]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer ise, oğlunu, putperestliğe çevirmek için bir tedbir düşündü:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Bizim bir Bayram günümüz vardır ki, o gün, sen, bizimle birlikte bayram yerine gidersen, her halde, dinimiz, senin de, hoşuna gider." dedi.<br />
<br />
Bayram günü olunca, İbrahim Aleyhisselâm, onlarla birlikte yola çıktı.<br />
<br />
Yolun bir kısmında, kendisini, yere attı ve "Ben, hastayım, Vebâ´ya tutuldum!" der demez, kendisi, yere serilmiş bir halde iken, halk, onun ayaklarını çiğneye çiğneye kaçıştılar!<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, zaiflikleri sebebile halkın en geride kalanlarına seslendi[67]:<br />
<br />
"Allâha yemin ederim ki: siz, arkanızı dönüp gittikten sonra, ben, putlarınıza, muhakkak, bir tuzak kuracağım!" dedi. [68]<br />
<br />
Geride kalanlar, İbrahim Aleyhisselâmın söylediğini, işittiler.<br />
<br />
Bundan sonra, İbrahim Aleyhisselâm, dönüp putların bulunduğu binaya geldi.<br />
<br />
Puthane; büyük bir binanın içinde idi.<br />
<br />
Puthanenin kapısının karşısında büyük bir put vardı. [69] ki, altundan yapılmıştı.<br />
<br />
Bu putun iki gözünün içine de, geceleyin parıldayan iki pırlanta yerleşti­rilmişti. [70]<br />
<br />
Onun yanında da, birbirinden küçük, yan yana sıralanmış, dizilmiş, puthane-nin kapısına kadar uzanan putlar vardı.<br />
<br />
Putperestler; Bayram yerine gitmeden, yemekler yapıp putların önlerine koy­muşlar "Dönüşümüzde, putlarımızın bereketlendirecekleri bu yemeklerimizi, ye­riz!" demişlerdi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, putlara ve önlerindeki yemeklere baktı[71].<br />
<br />
"Ne diye yemek yemiyorsunuz !<br />
<br />
Size, ne oluyor da, hiç konuşmuyorsunuz !" dedi. [72]<br />
<br />
Eline, bir balta geçirdi. Bütün putları, böğürlerinden vurup yardı. [73]<br />
<br />
Her birine vururken:<br />
<br />
"Kendini, korusana " diyordu. [74]<br />
<br />
Putları, parça parça etti.<br />
<br />
Yalnız, onların en büyüğünü bıraktı, belki, ona başvururlar diye! [75]<br />
<br />
Baltayı da, en büyük putun boynuna astıktan sonra puthaneden çıkıp gitti.<br />
<br />
Putperestler, teberrük için bıraktıkları yemekleri almağa geldiler ve putlarına baktılar. [76]<br />
<br />
"Bunu, dediler, bizim tanrılarımıza kim yaptı Her halde, o, zâlimlerden biridir! [77]<br />
<br />
İşittik ki, İbrahim diye anılan bir genç, bunları, diline dolay ip duruyordu.<br />
<br />
Onları, yeriyor, ayıplıyor, onlarla alay ediyordu.<br />
<br />
Biz, ondan başka, hiç kimsenin, böyle söylediğini işitmedik.<br />
<br />
Sanıyoruz ki: bu işleri yapan da, odur!" dediler. [78]<br />
<br />
Derken, kavmi, koşarak onun yanına geldiler.<br />
<br />
İbrahim, onlara:<br />
<br />
"Siz, kendi elinizle yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz !<br />
<br />
Halbuki, sizi de, elinizle yapageldiğiniz şeyleri de, Allah, yaratmıştır." dedi. [79]<br />
<br />
Hâdisenin haberi, Nemrud´a ulaştırıldı. [80]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Nemrud ile kavmin Eşrafı, İbrahim Aleyhisselâmı, delilsiz olarak cezalandırmayı, uygun görmediler. Suçunu, kendisine itiraf ettirmek istediler. [81]<br />
<br />
"O halde, onu, insanların gözleri önüne getiriniz.<br />
<br />
Olur ki, onlar da, kendisinin aleyhinde şâhidlik ederler!" dediler. [82]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, getirildikten sonra, halk, kralları Nemrud´un huzurunda toplandılar. [83]<br />
<br />
"Ey İbrahim! Sen mi, tanrılarımıza bu işi yaptın " dediler. İbrahim:<br />
<br />
"Belki, onların şu büyüğü yapmıştır! Eğer, konuşurlarsa, onlara sorunuz[84]<br />
<br />
Bu putların en büyüğü, sizin, kendisiyle birlikte şu küçük putlara da, tapmanı­za kızarak onları, kırmıştır!" deyince, biraz insafa gelir gibi oldular. [85]<br />
<br />
Sonra, yine, eski kafalarına döndürüldüler de:<br />
<br />
"And olsun ki: bunların, söz söylemeyeceğini, sen de, bilirsin!" dediler.<br />
<br />
İbrahim:<br />
<br />
"Öyle ise, Allâhı bırakıp ta, size hiç bir şeyle ne yarar, ne de zarar yapamaya­cak olan şu putlara hâlâ tapacak mısınız !<br />
<br />
Yuf size ve Allâhı bırakıp tapmakta olduklarınıza! Siz daha akıllanmayacak mısınız " dedi. [86]<br />
<br />
Bunun üzerine, kavmi, Yüce Allah hakkında, İbrahim Aleyhisselâm ile tartışıp, tanrılarının daha hayırlı olduğunu iddia etti. [87]<br />
<br />
"Ona, hüccet getirmeğe kalkıştı. İbrahim de:<br />
<br />
"Allah, beni, doğru yola iletmişken, siz, Onun hakkında benimle hâlâ çekişiyor musunuz<br />
<br />
Ben, ona şerik koştuğunuz şeylerden hiç bir zaman, korkmam! Meğer ki, Rabb´im, hakkında bir şey (bir felâket) dilemiş bulunsun. Rabb´imin ilmi, her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız !<br />
<br />
Hem, Allâhın, size, haklarında hiç bir delil ve burhan indirmediği şeyleri, siz, Ona şerik koşmanızdan korkmazken, ben, şerik koştuğunuz o şeylerden nasıl korkarım !<br />
<br />
Şimdi, biliyorsanız, söyleyiniz: iki zümreden, hangisi, korkudan emîn olmaya daha ayıktır<br />
<br />
İman edenler, bununla beraber, imanlarını, haksızlıkla ve şirkle bulaştırmayan-´ar, işte, ancak, onlardır ki, korkudan emîn olmak hakkı, elbette kendilerinindir.<br />
<br />
Onlar, doğru yolu bulmuş kimselerdir! "[88] diyerek, Yüce Allâhın korkulmağa ve ibadet edilmeğe, tapındıkları şeylerden daha lâyık olduğunu bilsinler diye on­lara ibretli temsiller getiriyordu. [89]<br />
<br />
Nemrud, İbrahim Aleyhiselâmı, huzuruna çağırıp<br />
<br />
"Senin, şu ibadet etmekte olduğun ve halkı da, ona, ibadete davet ettiğin, baş­kalarına karşı, kudretinin ululuğundan ve üstünlüğünden söz ettiğin İlâhını gör­dün mü Nasıldır o " diye sordu. [90]<br />
<br />
ibrahim:<br />
<br />
"Benim Rabb´ım, hem diriltir, hem öldürür!" deyince, Nemrud: "Ben de, diriltirim, öldürürüm!" dedi. (Bakara: 258) İbrahim Aleyhisselâm, ona: "Sen, nasıl diriltir ve öldürürsün " diye sordu. Nemrud:<br />
<br />
"Tutup ölümüne hükmettiğim iki adamdan birini, öldürürüm, onu, öldürmüş olurum.<br />
<br />
Diğerini ise, affedip sağ bırakırım. Onu da, diriltmiş olurum!" dedi. [91] İbrahim:<br />
<br />
"Allah, güneşi, doğudan getiriyor. Haydi, sen, onu, batıdan getir bakayım " deyince, kâfir (Nemrud), şaşırıp, tutulup kaldı.<br />
<br />
Allah, zâlimler güruhunu, muvaffak kılmaz. [92]<br />
<br />
Bunun üzerine, Nemrud, İbrahim Aleyhisselâmı, zindanda yedi yıl hapsetti. [93]<br />
<br />
Bundan sonra, Nemrud ile kavmi, İbrahim Aleyhisselâmın öldürülmesi üzerin­de söz birliği ettiler. [94]<br />
<br />
"Onun için bir bina çatınız da, alevli ateşin içine atınız onu! [95]<br />
<br />
Onu, yakınız! Bu suretle, tanrılarınıza, yardım ediniz, eğer bir iş yapanlarsanız!" dediler.[96]<br />
<br />
Nemrud´a "Onu, ateşte yakınız!" diye tavsiyede bulunan adam, Fars Bedevi­lerinden Kürt Heyzen idi.<br />
<br />
Yüce Allah, onu, yere yutturdu da, kendisi, Kıyamete kadar, kımıldadıkça, ye­re batıp duracaktır![97]<br />
<br />
Nemrud, İbrahim Aleyhisselâm için, her çeşit odun toplanmasını emretti. Odunların, en sert ve dayanıklı cinslerinden odun toplandı. Hattâ, İbrahim Aleyhisselâmın köyünden, hasta bir kadın:<br />
<br />
"Tanrı, beni, hastalıktan kurtarırsa, İbrahim için, odun toplayayım!" diyerek adak adamıştı. [98]<br />
<br />
Nemrud, İbrahim Aleyhisselâm için, toplattığı çakıl taşlar ile de geniş bir ateş çukuru, tandır yaptırdı[99] Ateş ocağı, Guta kariyesinde idi ve ocağa, üç ay odun toplanıp yığılmıştı, [100]<br />
<br />
Ocağın içine yığılan odunları, her taraftan tutuşturdular.<br />
<br />
Ateş, o kadar alevlenmişti ki, uçan kuşlar, oradan geçecek olsalar, hararetin şiddetinden, yanıp kavruluyorlardı![101]<br />
<br />
Ateşin sıcaklığı ve dumanı, Guta halkını, neredeyse, helak edecekti!<br />
<br />
Hararetin şiddetinden, bazıları, yer altındaki bodrumlara sığınmak zorunda kal­mışlardı.[102]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmı, ateşe atmak için, yüksek bir binanın üzerine çıkardılar. Ellerini, ayaklarını, sımsıkı bağladılar. [103]<br />
<br />
Binanın üzerine de bir Mancınık kurdular.[104] İbrahim Aleyhisselâmı, Mancınığın kefesine koydular. [105]<br />
<br />
Mancınığı yapan, ve kuran, Kürd Heyzen olup kendisi, Mancınık yapanların il­ki İdi.[106]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bağlanırken, Yüce Allah´a:<br />
<br />
"Senden başka ilâh yoktur!<br />
<br />
Sen, her noksandan münezzeh ve mukaddessin.<br />
<br />
Âlemlerin Rabb´isin!<br />
<br />
Hamd, Sana mahsustur. Mülk, Senindir. Senin şerîkin yoktur!" dedi. [107]<br />
<br />
Mancınıkla havaya atıldığı sırada[108] Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey İbrahim Bir hacetin var mı " diye sordu. [109]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sana ise, hayır!" dedi. [110]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Öyle ise, hacetini, Rabb´inden dile!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O´nun; hâlimi, dileğimi, bilmesi, bana yeter!" dedi. [111] ve başını, göğe kaldırıp:<br />
<br />
"Ey Allâhım! Sen, göklerde Tek´sin! [112] Yerde de, Tek´sin! [113]<br />
<br />
Ben de, yerde bir tek´im! [114] Yerde, benden başka, Sana ibâdet edecek kim­se yoktur. [115]<br />
<br />
Allah, bana yeter! [116]Ne güzel Vekildir O!" dedi. [117]<br />
<br />
<br />
<br />
Ateşin İbrahim Aleyhisselâma Serinlik Ve Selâmetlik Oluşu:<br />
<br />
<br />
<br />
Ateşin içine atıldığı zaman, İbrahim Aleyhisselâmın, Yüce Allâha tevekkülü, en yüksek derecede idi.[118] Tevhid´i, Vesîlesiz, Aracısız sırf, katkısız Tevhiddi. [119]<br />
<br />
O zaman, Yüce Allah tarafından:<br />
<br />
"Ey ateş! İbrahim´e karşı, serinlik ve selâmettik ol!" buyuruldu.[120] Ateş, Yüce Allâhın buyurduğu gibi, oldu. [121]<br />
<br />
Ateşten, sıcaklık ve yakıcı tabiatı giderilip ateş, bir ışık haline getirildi. [122] Ateş, ancak, İbrahim Aleyhisselâmın bağlandığı ipleri yaktı. [123]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ateşin içinde yedi gün kaldı. [124] Kendisinin, ateşte kırk veya elli gün kaldığı da, rivayet edilir. [125]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer, oğlunun, ateşe atılışından yedi gün son­ra, Nemrud´a gidip:<br />
<br />
"İbrahim´in kemikleri hakkında bana izin ver de, onları, gömeyim!" demişti. [126]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Ateş İçinde Annesiyle Görüşmesi:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın annesi Nuna, oğluna bakıp ateşin onu yakmadığını görünce:<br />
<br />
"Ey yavrucuğum! Ben, senin yanına gelmek istiyorum. Allah´a dua et de, çev­rendeki ateşin hararetinden, beni, korusun!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Olur!" dedi.<br />
<br />
Nuna, oğlunun yanına kadar geldi.<br />
<br />
Ateşin hararetinden, hiç bir şey, ona, dokunmadı.<br />
<br />
Nuna, gelince, İbrahim Aleyhisselâmı kucaklayıp öptükten sonra geri döndü. [127]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Ateşin İçinden Çıkıp Nemrud´la Konuşmaları:<br />
<br />
<br />
Nemrud; ateşin, İbrahim Aleyhisselâmı, yakıp kül haline getirdiğini, sanıyor, ve bundan, hiç şüphe etmiyordu. [128]<br />
<br />
Hayvanına binerek ateşin yanından geçti.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmı yakmak için toplanmış, yığılmış odunlar, hâlâ yanıp du­ruyordu.<br />
<br />
Nemrud, bakınca, İbrahim Aleyhisselâmın, ateşin içinde oturduğunu, yanında da, kendisine benzeyen birisinin bulunduğunu, gördü ve hemen geri döndü. Kavmine:<br />
<br />
"Ben, İbrahimi, ateşin içinde diri bir halde gördüm ! Bu hususta, şüphe içindeyim.<br />
<br />
Siz, benim için, hemen, yüksek bir bina çatınız da, onun üzerinden, ateşin içi­ne bakıp İbrahimin durumunu tesbit edeyim" dedi.<br />
<br />
Hemen, yüksek bir bina çattılar. [129]<br />
<br />
Nemrud; binanın üzerine çıkıp ateşin içine baktığı zaman, İbrahim Aleyhisselâm´ın, ateşin içinde oturduğunu, yanında da, kendisine benzeyen birisinin bu--nduğunu gördü ve:<br />
<br />
´Ey İbrahim! Gördüm ki: senin İlâh´ın, pek büyükmüş ve kendisinin kudret ve zzeti de, aramıza gerilip seni zarardan koruyacak dereceye varmış! [130]<br />
<br />
Ey İbrahim! Ne güzel Rab´dir senin Rabb´in!" diyerek seslendi. [131] Sonra da: ´Ey İbrahim! Ateşin içinden çıkmağa da, gücün yeter mi " diye sordu.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm: "Evet!" dedi.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
Ateş içinde kalmanın, sana zarar verebileceğinden korkmaz mısın " diye<br />
<br />
sordu.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
´Hayır!" dedi.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Öyle ise, kalk ve ateşin içinden çık!" dedi.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm, kalkıp ateşin içinden, yürüyerek dışarı çıktı. Nemrud´-jn yanına doğru vardı.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Senin yanında, senin gibi bir adamın oturduğunu gördüm, Kimdi o " diye sordu.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, gölgeler Meleği idi. Rabb´ım, onu, bana, yanımda bulunsun ve ateşin için­de, benimle görüşüp konuşsun; ateşi, bana serinlik ve selâmetlik yapsın diye gön­dermişti!" dedi.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Ben, senin İlâhına kurban takdim edeceğim.<br />
<br />
Fakat, bunu, kendisine ibadet ve birliğini itiraf maksadiyle değil, izzet ve kud-retini ve sana yaptığı şeyleri, gözlerimle gördüğüm için, yapacağım! Ona, dört oin sığır keseceğim!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, bu dininden, her hangi bir şey üzerinde bulunmaksızın ayrılıp benim di­nime girmedikçe, Allah, senin takdim edeceğin kurbanı kabul etmez!" dedi.<br />
<br />
Nemrud:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Ben, mülk ve saltanatı, elden bırakmağa güç yetiremem.<br />
<br />
Fakat, ben, onun için, kurban keseceğim!" dedi ve kesti. [132]<br />
<br />
<br />
<br />
İlk Müminler Ve Hicret:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, ateşin içinden, dipdiri çıktığını gören bazı kimseler; Nemrud ile adamlarının şerlerinden korkmalarına rağmen, İbrahim Aleyhisselâ­mın davetine icabet ederek, Allah´a iman ettiler.<br />
<br />
İman edenler arasında İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Hâran´ın oğlu Lut b.Ha­ran, b.Târah ile İbrahim Aleyhisselâmın amcası büyük Hâran´ın kızı Hz.Sâre de, bulunuyordu. [133]<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselama, Nemrud´un ülkesinden ayrılıp[134] kutsal Şam topraklarına doğru gitmesini emretti. [135]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm ile kendisine tâbi olan Sahâbîleri de, kavimlerinden ay­rılıp gitmeyi, kararlaştırdılar.<br />
<br />
Kavim ve kabilelerine de:<br />
<br />
"Biz, sizden ve Allâh´dan başka tapmakta bulunduğunuz şeylerden uzağız ve bezginiz!<br />
<br />
Ey Allâh´dan gayrı olan putlar! Biz, sizi, red ve inkâr ediyoruz!<br />
<br />
Ey puta tapanlar! Sizler de, bir olan Allâha iman edinceye kadar, sizinle ara­mızda, ancak, düşmanlık, sürüp gidecektir!" diyerek ültimatom verdiler.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Rabb´inin yolunda Muhacir olarak, yurdundan, gizlice ayrıldı.<br />
<br />
Amcası Hâran´ın kızı Hz.Sâre de, Rabb´ine, rahatça ibadet etmek üzre, firar yolunu seçip İbrahim Aleyhisselâm ile birlikte yola çıktı. [136] Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâm´a, Hz.Sâre ile evlenmesini vahy etmişti. [137] Hz.Sâre de, hiç boşamamak şartı ile kendisiyle evlenebileceğini teklif etti. [138] İbrahim Aleyhisselâm da, bu şartla, onunla evlendi. [139] O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, otuz yedi yaşında idi. [140] İbrahim Aleyhisselâmle birlikte, Lut Aleyhisselâm da, hicret etti. [141] O zaman, Kûsâ halkının ve İbrahim Aleyhisselâmın dili Süryanca idi.[142]<br />
<br />
<br />
<br />
Nemrud´un Muhacirleri Geri Çevirmek İstemesi:<br />
<br />
<br />
<br />
Nemrud, Muhacirlerin arkalarından adamlar koşturdu:<br />
<br />
"Süryanca konuşan hiç bir kimseyi bırakmayıp bana getiriniz!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Harran´da Fırat´ı geçince, Yüce Allah, onun dilini, İbra-nıceye çevirdi, değiştirdi.<br />
<br />
Nemrud´un adamları, İbrahim Aleyhisselâma yetiştiler, ibrahim Aleyhisselâm, adamlara, İbranice konuşunca, onlar, dilini anlayama­dıkları için, kendisini, geri çevirmeyip serbest bıraktılar. [143]<br />
<br />
Muhacirler, Harran´a varıp orada bir müddet oturdular. [144]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm´ın babası Târah (Âzer), iki yüz beş yaşında iken, orada<br />
<br />
öldü.<br />
<br />
Yüce Allah tarafından, İbrahim Aleyhisselâma, Ken´ânîlerin yurduna gitmesi emr ve kendisinin zürriyetinin yerdeki kumlar sayısınca çoğalacağı tebşir bu-,uruldu.<br />
<br />
O zaman, Ken´ânîlerin yurdunda kıtlık ve açlık vardı. [145] İbrahim Aleyhisselâm, oradan Ürdün´e[146], Ürdünden de, Mısır´a gitti. [147]<br />
<br />
Mısırda ilk Firavunlardan, bir Firavun bulunuyordu. [148] ki, kendisi, yedi Fira­vundan ilki olan Totıs idi. Babasını, öldürüp tahtına oturmuştu.<br />
<br />
Totıs; mütegallibe, zorba, atılgan, korkunç, hiddetli ve cezası şiddetli bir Fi­ravundu.<br />
<br />
Akrabalarını, ev halkını, amcasının oğullarını, hizmetçilerini, kadınlarını ve bir cok kâhinleri, hekimleri öldürmekten çekinmemişti. Kan dökmeğe çok hırslı<br />
<br />
.di. [149]<br />
<br />
Kendisinin; Sinan b.Eşel, b.Ulvan, b.Ubeyd´[150], b.Avlec, b.lmlak, b.Lâvez, b.Sâm, b.Nuh (Aleyhisseİâm) olduğu ve meşhur Zâlim Dahhâk´in kardeşi olup Mısır´ı idareye, onun tarafından memur edildiği de, rivayet edilir. [151]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Sâre Yüzünden Başı Dertte:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; zevcesi Hz.Sâre ile birlikte Mısır´a varınca[152]´, şehrin giriş kapısında vazifeli Müfettişler, Hz.Sâre´yi görür görmez, yüzünün güzelliği­ne hayran oldular ve Firavun´a:<br />
<br />
"Şark halkından´[153], buraya, bir adam geldi.<br />
<br />
Onun yanında, bir kadın var ki[154], kendisi, insanların en güzellerindendir. [155]<br />
<br />
İnsanlar, ondan daha güzel yüzlüsünü ve güzelini, görmemiştir!" diyerek ha­ber verdiler. [156]<br />
<br />
Firavun´un adamlarından biri de, Firavun´un yanına giderek "O, senden başkasına lâyık olamaz!" dedi. [157]<br />
<br />
Firavun, hemen Vezîr´ini gönderip İbrahim Aleyhisselâmı huzuruna getirtti. Ona, kim olduğunu, Mısıra niçin geldiğini ve nereli olduğunu sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da. kim olduğunu, Mısıra ne için geldiğini ve nereli oldu­ğunu, ona, haber verdi. [158]<br />
<br />
Firavun:<br />
<br />
"O kadın, kimdir [159] Senin, neyin olur " diye sordu. [160]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Hz.Sâre hakkında "Benim hanımımdır!" diyecek olur­sa, onun yüzünden, kendisinin öldürüleceğinden çekindi[161] de,<br />
<br />
"Kız kardeşimdir!" dedi. [162] Firavun, onu, görmek istedi. Kendisine, muhalefet edilemezdi.<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, Firavun´un, Hz. Sâre´ye kötülük yapama­yacağını, bildirdi. [163]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, hemen, Hz.Sâre´nin yanına geldi:<br />
<br />
"Bu zorba, senin, benim zevcem olduğunu öğrenirse, senin için, bana, gale-be çalar. [164]<br />
<br />
Bunlar, seni, bana sordular. "Kızkardeşimdir!" diye haber verdim." dedi. [165]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre Firavun´un Huzurunda:<br />
<br />
<br />
<br />
Firavun, adam göndererek, Hz. Sâre´yi, yanına getirtti. [166] İbrahim Aleyhisselâm, hemen namaza durdu. [167]<br />
<br />
Firavun´a, Hz.Sâre´nin ve yüzünün güzelliği, çok övülmüştü. [168]<br />
<br />
Gerçekten de, Hz.Sâre, çok güzel ve İbrahim Aleyhisselâma karşı da, son de­rece itaatli idi. Hiç itâatsızlıkta bulunmazdı. [169]<br />
<br />
Bunun için, Yüce Allah, onu, şerefli kıldı. [170]<br />
<br />
Hz. Sâre, Firavun´un huzuruna girince, Firavun, ayağa kalktı. [171]<br />
<br />
Hz. Sâre, hemen abdest alarak namaza durdu.<br />
<br />
Namazını, bitirince:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Ben, Sana ve Senin Peygamberine inanmış; kadınlığımı da, ko­camdan başkasına karşı, temelli olarak korumuş bir kulun isem, şu kâfiri, bana, sataştırma!" diyerek dua etti. [172]<br />
<br />
Firavun; Hz.Sâre´ye, elini uzatmaktan kendisini, alamayıp, eli tutula kalınca, Hz.Sâre´ye:<br />
<br />
"Allah´a, dua et te, elimi, salsın, sana, bir zarar vermeyeceğim!" dedi. Hz.Sâre, Allah´a, dua etti. Firavun´un eli, bırakıldı.<br />
<br />
Bundan sonra, Firavun, ikinci kere, ona, el uzatmağa kalkıştı. Firavun´un eli, öncekinden daha şiddetli bir şekilde tutuldu! Firavun, yine:<br />
<br />
"Allah´a dua et te, elimi, salsın, sana, bir zarar vermeyeceğim!" dedi. Hz.Sâre, dua etti. Firavun´un eli, bırakıldı.[173]<br />
<br />
Fakat, Firavun, eski hareketini tekrarlayıp ta, ilk ikisinden daha şiddetli olarak eli, tutula kalınca:<br />
<br />
"Allâha dua et, elimi, salsın! Vallahi, sana, bir zarar vermeyeceğim!" dedi. [174] Hz.Sâre:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Eğer, bunun sözü ve özü doğru ise, elini, bırak!" diyerek[175] dua edince, Firavun´un eli, bırakıldı. [176]<br />
<br />
Rivâyşte göre: Firavun´un, her saldırışında, eli, tutulmakla kalmamış, aynı zamanda, nefesi de, boğulup kendisi, horlamağa ve hattâ, yeri, ayağıyla tepmeğe başlamıştı.<br />
<br />
Bunun üzerine, Hz.Sâre:<br />
<br />
"Allâhım! Eğer, bu herif ölürse (Onu, bu kadın, öldürdü!) denilir diyerek endi-şelenmişti.<br />
<br />
Firavun; elinin, ikinci veya üçüncü bırakılışında[177], Hz.Sâre´yi getiren adamı­nı[178] veya muhafızlarından bazılarını çağırıp:<br />
<br />
"Siz, bana, bir insan getirmemişsiniz, ancak, bir şeytan getirmişsiniz! [179]<br />
<br />
Onu, İbrahim´e geri çeviriniz. [180]<br />
<br />
Ülkemden, hemen dışarı çıkarınız[181]<br />
<br />
Hâcer´i de, ona veriniz!" dedi. [182]<br />
<br />
Hz.Sâre´ye, ayrıca, elbise de, hediye etti. [183]<br />
<br />
Hz.Sâre´ye:<br />
<br />
"Gerçekten, senin Rabb´in, büyükmüş!" dedi ve kendisinin, İbrahim Aleyhis-selâmın, neyi olduğunu, sordu.<br />
<br />
Hz.Sâre:<br />
<br />
"Kocam ve akrabam olur." dedi.<br />
<br />
Firavun:<br />
<br />
"O, senin için, kız kardeşi olduğunu, söylemişti." dedi.<br />
<br />
Hz.Sâre:<br />
<br />
"Doğrudur. Ben, onun, dinde kız kardeşiyim.<br />
<br />
Bizim dinimizde olan herkes, bizim için, din kardeşimiz sayılır." dedi.<br />
<br />
Firavun:<br />
<br />
"Ne güzel dinmiş sizin dininiz!" dedi ve Hz.Sâre´yi. görüşsün diye kızı Hurya´-ya gönderdi.[184]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre´ye Yapılan İkramlar: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Firavun´un kızı Hurya, çok akıllı ve üstün vasıflı bir kadındı.<br />
<br />
Yüce Allah, onun kalbinde, Hz. Sâre´ye karşı, büyük sevgi ve saygı uyandırdı.<br />
<br />
Hurya; Hz. Sâre´yi. en güzel bir şekilde karşıladı ve ağırladı:<br />
<br />
Kendisine, mal ve mücevherat hediye etti.<br />
<br />
Hz.Sâre, onları alıp[185] İbrahim Aleyhisselâmın yanına geldi. [186]<br />
<br />
O sırada, İbrahim Aleyhisselâm, namaz kılıyor[187], Allah´a, dua ediyordu. [188]<br />
<br />
Hz. Sâre´nin geldiğini hissedince, namazını, bitirdi. [189]<br />
<br />
Hz. Sâre´ye, eliyle işaret ederek[190]<br />
<br />
"Ne haber " dedi. [191]<br />
<br />
Hz. Sâre:<br />
<br />
"Hayır haber!" [192]<br />
<br />
Anladın mı [193], İzzet ve Celal sahibi olan[194] Allah, o fâcirin elini, benden men[195], kötülüğünü, redd[196] ve kendisini, zelil etti[197]. Bana da, bir hizmetçi Dağışladı[198], Hâcer´i, verdi!" dedi. [199]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Hurya´nın hediye ettiği mal ve mücevherat hakkında:<br />
<br />
"Götür, geri ver! Bunlar, bize gerekmez!" dedi.<br />
<br />
Hz. Sâre, onları, götürüp geri verdi.<br />
<br />
Hurya, durumu, babasına anlatınca, Firavun, buna, şaşa kaldı ve:<br />
<br />
"Muhakkak ki, bunlar, üstün şerefli bir kavimdirler. Temiz ve asâletli bir soy­durlar!" dedi.<br />
<br />
Hz.Sâre´ye iyilik yapmak için, her çareye başvurdu ise de, kabul ettiremedi.<br />
<br />
Cariyelerinin en güzeli olan Hâcer´in kabulü için, ısrar edince, kabul etmek zo­runda kaldı. [200]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Firavun´dan ve şerrinden sakındığı için[201], Şam´a dön­mek üzere[202], Mısır´dan ayrılmak istediği zaman Firavun´un kızı Hurya, yol azı­ğı olarak helvalar, şekerden tatlılar, ekmekler yaptı. Pek çok yiyecekler hazırladı. Onları, sepetlere doldurdu.<br />
<br />
Her sepetteki helvanın altına, bir çok kıymetli mücevherat, kuyumcu işi, hayrette bırakıcı bilezikler yerleştirdi.<br />
<br />
Hz. Sâre, veda için, geldiği zaman, Hurya, bu sepetleri, ona, verip:<br />
<br />
"Bunlar, yanında bulunsun da, azık edinirsin!" dedi.<br />
<br />
Hz.Sâre:<br />
<br />
"Sahibime bir danışayım." dedi ve danıştı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yiyecek olunca, al onu!" dedi.<br />
<br />
Hz. Sâre, Hurya´dan sepetleri alıp vedalaşarak İbrahim Aleyhisselâmın yanı­na döndü.[203]<br />
<br />
<br />
<br />
Mısır dan Ayrılış:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm ve Hz.Sâre, yanlarında, Hz.Hâcer olduğu halde, Mısır­dan ayrıldılar.<br />
<br />
Epeyce yol gittikleri ve Mısırdan uzaklaştıkları zaman, Hz. Sâre, azıklardan ye­mek için, sepetlerden bazısını çıkarıp içine, elini, sokunca, cevher buldu.<br />
<br />
Öteki sepetleri de karıştırdı. Onlarda da, aynı şekilde, cevherler buldu ve hep­sini bir araya toplayıp İbrahim Aleyhisselâma sundu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, onlardan bir kısmını, satıp bedeliyle bir kuyu kazdırdı. Bir kısmını da, hayr ve iyilik yollarına harcadı. [204]<br />
<br />
<br />
<br />
Seb´in Yurt Edinilişi:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm ile Zevcesi ve Cariyesi, Filistin toprağında, Filistin ile Ku­düs arasında, Şam çölündeki Seb´ diye anılan yere varıp indiler. [205]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, orada bir kuyu kazdı ve bir Mescid yaptı. [206]<br />
<br />
Kuyunun suyu, bir çeşme gibi akar, İbrahim Aleyhisselâmın koyunları, su iç­mek için kuyunun başına gelirlerdi. [207]<br />
<br />
Seb´ halkı, İbrahim Aleyhisselâmı, rahatsız edecek bazı uygunsuz hareketler­de bulunmağa başladılar.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, başka bir yerde oturmak üzere, hemen oradan ayr,ld.. [208]<br />
<br />
<br />
<br />
Seb´ Halkının İbrahim Aleyhisselâmı Geri Çevirmek İstemeleri:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Seb´den ayrılınca, yerden çıkıp duran su, kesildi, gitti.<br />
<br />
Halk, İbrahim Aleyhisselâma yaptıklarına nadim oldular;<br />
<br />
"Salih Zâtı, aramızdan çıkardık!" dediler.<br />
<br />
Arkasından yetişip yanlarına dönmesini ondan rica ettiler. [209]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, içinden çıkmış olduğum bir yere artık geri dönemem!" dedi.<br />
<br />
"Senin içtiğin ve bizim de, seninle birlikte içmiş olduğunuz o su, kesildi, gitti!" dediler. [210]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, onlara, davarlarından yedi keçi verdi:<br />
<br />
"Bunları, yanınızda götürünüz. Onları, kuyunun başında sulamağa hazırlaya­cak olursanız, kuyunun suyu, yükselir ve akmağa başlar.<br />
<br />
Eskiden olduğu gibi, ondan, siz de, içersiniz.<br />
<br />
Sakın, ay halinde iken, hiç bir kadın, ondan, avuçlamasın!" dedi.<br />
<br />
Seb´ halkı, keçilerle birlikte gelip kuyunun başında durdukları zaman, su, çıktı. Ondan, içmeye başladılar.<br />
<br />
Ay halli bir kadın gelip ondan, avuçlayıncaya kadar, kuyunun suyu, aktı durdu. Avuçlandığı zaman da, eski kuru haline döndü. [211]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm Yeni Yurdunda:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Seb´den ayrıldıktan sonra Filistin toprağında, Remle ile Uya (Kudüs) arasında bir yere gelip yerleşti. [212] ki, orası, Katt veya Kıtt diye anı­lan yerdi. [213]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bu yurdunda da, bir kuyu kazdı.<br />
<br />
Evine inen konukları, ağırlardı. [214]<br />
<br />
Konuk, konuklayanların ilki idi ve (Konuklar Babası) diye anılırdı. [215]<br />
<br />
Yüce Allah, ona, rızık ve geçim bolluğu, servet ve hizmetçiler ihsan etti. [216]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Lut Aleyhisselâmı Ve Malını Düşman Elinden Kurtarışı:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Hâran´ın oğlu Lut Aleyhisselâmın da, malı ço­ğalmıştı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Yüce Allah, bizim mallarımızı, küçük ve büyük baş hayvanlarımızı çoğalttı. Sen, yanımızdan ayrılıp Sedum ve Amûre şehirlerine yerleş!" dedi. Bu şehirler, İbrahim Aleyhisselâmın oturduğu yerin yakınında idi.<br />
<br />
Lut Aleyhisselâm, Sedum ve Amûre´ye varıp yerleşince, o taraflara gelen bir kral, Lut Aleyhisselâmla çarpıştı. [217]<br />
<br />
Kendisini, esir ve mallarını ığtinam edip sürdürdü.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bunu haber alır almaz, üçyüz on sekiz kişi ile gidip çarpı­şarak Lut Aleyhisselâmı kurtardı ve onun mallarını da, geri aldı.<br />
<br />
Allah ve Resulünün düşmanlarından bir çoklarını öldürdü. Bozguna uğratıp ka­çırdıklarını da, Dımaşk´ın doğusuna varıncaya kadar takip etti. [218]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Hâcerle Evlenmesi:<br />
<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma mal ve servet bolluğu verince, İbrahim Aley­hisselâm:<br />
<br />
"Ey Rabb´im! Benim çocuğum yok. Ben, çok mal ve serveti, ne yapayım " demişti.<br />
<br />
Yüce Allah, ona:<br />
<br />
"Ben, senin çocuklarını da, öyle çoğaltacağım ki, onlar, yıldızların sayısınca, olacaklardır " diye vahy buyurdu. [219]<br />
<br />
Mukaddes beldelerde yirmi yıldan beri oturdukları halde, çocukları olmu-yor[220]; Hz. Sâre ise, bir hayli yaşlanıp İbrahim Aleyhisselâm için çocuk doğur­maktan kalmış bulunuyordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın da, yaşı, çok ilerlemişti.<br />
<br />
Fakat, kendisi, sâlih bir oğul ihsan buyurması için, Yüce Allâha yalvarıp du­ruyordu. [221]<br />
<br />
Mısırdan gelişlerinden on yıl sonra idi[222] ki, Hz.Sâre, hizmetçisi Hz.Hacer´i, İbrahim Aleyhisselâma bağışlayarak "Ben, onun gösterişli bir kadın olduğunu gö­rüyorum.<br />
<br />
Sen, onu, zevceliğe al. Belki, Allah, Sana, ondan bir oğul nasîb eder" dedi. [223]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Hâcer´in Kimliği:<br />
<br />
<br />
<br />
Hz.Hâcer; Firavun´un, İbrahim Aleyhisselâma iman eden câriyelerindendi. [224] Kendisi, Mısır´ın Ferema önündeki Ümmülarab köyündendi. [225]<br />
<br />
Ümmülarab köyüne yak köyü de, denirdi. [226]<br />
<br />
Hz.Hâcer´in köyünün Ferema olduğu da, söylenir. [227]<br />
<br />
Hz. Hacer, Kıbtf[228]´, Mısırlı idi. [229], Kıbtî, Mısırlı demektir. [230]<br />
<br />
Hz. Hâcer; Firavundan önce, Mısır Kıbt kırallarından bir kralın kızı idi.<br />
<br />
Amr b.Âs; Mısırı, feth için kuşattığı zaman, Mısırlılara:<br />
<br />
"Peygamberimiz Aleyhisselâm, Mısırın fethini bize va´d ve Mısırlılarla arada soy ve hısımlık ilişkisi bulunduğundan,kendilerine iyi davranmamızı emir ve tav­siye buyurmuştu" dedi.<br />
<br />
Mısırlılar, bu akrabalığın, uzak bir akrabalık olduğunu ileri sürdükten sonra;<br />
<br />
´Doğru söylüyorsun, dediler, sizin ananız, bizim kralımızın kızı ve Menf hal-&lt; ndan idi. Kral da, Menf halkının kralı idi.<br />
<br />
Ayn-ı Şems halkı, Menfliler üzerine yürüdüler, onları, yendiler ve devletlerine son verdiler, Menf halkını, gurbet illere düşürdüler.<br />
<br />
Böylece, Hâcer de, Babanız İbrahim (Aleyhisselam)in zevcesi ve sizin Ananız olmuş oldu..." diye itirafta bulundular. [231]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, seksenini aştıktan sonra, Kadum veya Kaddum ile[232] sünnet olmuş, bundan sonra da, seksen yıl daha yaşamıştır.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm, ilk sünnet olan insandı. [233]<br />
<br />
İmanını tamamlamasının, cesedinden bir parça etini kesip atması, yâni Sünnet olması ile gerçekleşeceği vahy edilince[234], kendisini, hemen Kaddum (keser) ile sünnet etmiş, ağrının şiddetine dayanamayınca da, Allâha yalvarmıştı.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Biz, sana, Sünnet âletini beyan etmeden önce, sen, acele ettin!" diye Vahy buyurmuştu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da:<br />
<br />
"Yâ Rab! Emrini, geciktirmek istemedim" demişti. [235]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın; Amalıklarla yaptığı savaşta, iki taraftan pek çok ölen­ler olup kendi adamlarını gömmek için tanıyamadığından, Müslümanlık alâmeti olmak üzre sünnetle emrolunduğu da, rivayet edilir. [236]<br />
<br />
<br />
<br />
Sünnete Aid Bazı Hükümler:<br />
<br />
<br />
<br />
Sünnet olmak, erkekler için sünnettir. [237]<br />
<br />
Sünnet olmak, Müslümanı, Müslüman olmayandan ayırt ettiği için, elinin şia­rından olmakla beraber farz değil, sünnettir. [238]<br />
<br />
Sünnet´in, Vâcib ve Müstehab olmak üzre, iki vakti vardır. Sünnetin vâcib vakti, buluğ çağıdır ve onu, geciktirmemek gerekir. Sünnetin Müstehab vakti, buluğ çağından öncedir.<br />
<br />
Çocuğu, doğumunun yedinci günü veya kırkıncı günü sünnet ettirmek, müste-habdır.<br />
<br />
Sünnetin, müstehab vakti, özürsüz geciktirilmemelidir. [239]<br />
<br />
Hz.Hüseyin, doğumunun yedinci gününde sünnet ettirilmiştir. [240]<br />
<br />
imam Zührî:<br />
<br />
"Bir erkek, Müslüman olduğu zaman, yaşı, büyük bile olsa, sünnet olması ken­disine emredilir."´[241] Salim de: "Abdullah b.Ömer, beni ve Nuaym´ı, sünnet edip bizim için bir koç kesti.<br />
<br />
Bize, koç kestiğinden dolayı, çocuklara karşı, neşelendiğimizi, gerçekten, ken­dimizde hissetmiştik." demiştir. [242]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Doğuşu Ve Hz. Sâre´nin Hz. Hâcer Hakkındaki Kıskançlığı Ve Yemini:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, seksen altı yaşında bulunduğu sırada´[243] ismail Aley-hisselâm, Hz.Hâcer´den doğdu. [244]<br />
<br />
Hz. Sâre, İsmail Aleyhisselâmın doğumundan sonra, Hz.Hâcer´i kıskanmağa, çekememeğe başladı.<br />
<br />
Bir gün, ona, kızdı. [245] Kendisini, evden dışarı çıkardı. Sonra geri çağırıp eve aldı.<br />
<br />
Yine, böyle kızıp dışarı çıkardı. [246] Sonra, tekrar eve alıp[247] vücudunun üç uzvundan birer parça kesmeğe[248], şeklini, değiştirmeğe[249] yemin etti. [250] Kendi kendine:<br />
<br />
"Ben, onun burnunu, keseyim! Kulaklarını, keseyim! Amma, bu, onu, çok çir-kinleştirir!" dedi. [251]<br />
<br />
Çok çirkinleştireceği için, onun, burnunu, kulağını, kesmeyi bıraktı. [252]<br />
<br />
"Hayır! Ben, onu, sünnet edeyim!" dedi. [253]<br />
<br />
Öfkesi geçip aklı başına geldiği zaman, Hz. Sâre, yaptığı bu yemîne şaştı[254]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; -yemînı, yerine getirmek üzere Hz.Hâcer´in iki kulağını delmesini ve onu, Sünnet etmesini, Hz.Sâre´ye tavsiye etti. [255]<br />
<br />
Hz.Sâre de, öyle yaptı[256] Bu, kadınlar hakkında sünnet ve âdet oldu. [257] Hz.Hâcer, sünnet edilince, uzun etekle, kandan korundu. Bunun için, sünnet olan kadınlar, uzun etek giymeyi âdet edinmişlerdir. [258] Hz.Hâcer; kulakları delinen ilk kadın olduğu gibi, kadınlardan, ilk sünnet olu­nan ı[259] ve Hz. Sâre´den, izini gizlemek için ilk etek uzatanı da, o, idi. [260] Kadınların, böyle, sünnet olmaları, sonradan, terk edilmiştir. Hz.Sâre, Hz.Hâcer´e:<br />
<br />
"Artık, sen, benimle bir şehirde bulunmayacak, oturmayacaksın!" dedi. [261]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz.Hacer´le İsmail Aleyhisselâm´ın Mekke Hayatı<br />
<br />
<br />
Hz. Hâcer´le İsmail Aleyhisselâm´ın Mekke´ye Götürülüşü:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; İbrahim Aleyhisselâm´a, Hz.Hacer´le İsmail Aleyhisselâm´ı, Belde-i Haram´a götürmesini Vahy etti. [262]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm´a, Beyt-i Harâm´ı, hazırladığını ve oranın, onun elleriyle -nârını takdir ettiğini, suyunu da, onun için akıttıracağını bildirdi. [263]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm, Burak´a, bindi. İki yaşındaki İsmâl Aleyhisselâmı, önü­ne. Hz.Hâcer´i de, terkisine bindirdi. [264]<br />
<br />
Burak; Merkeple katır arası büyüklükte bir binit olup uyluklarının üzerinde iki<br />
Bu yolculukta, Cebrail Aleyhisselâm da, yanlarında bulunuyor, İbrahim Aleyhisselâm´a Beytullâh´ın yerini ve Harem´in sınırlarını gösteriyordu.<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm; köylerden, kasabalardan hangisine uğrasa: ´Ey cebrâil! Buraya mı inmemiz emrolundu " diye sormakta[265]<br />
<br />
Her düz ve sulu yere uğradıkça, Cebrâil Aleyhisselâm´a:<br />
<br />
"Ey Cebrâil! İn şuraya!" demekte,<br />
<br />
Cebrâli Aleyhisselâm da: Hayır!" diye cevap vermekteydi. [266]<br />
<br />
Nihayet, Mekke´nin bulunduğu yere geldiler.<br />
<br />
Cebrâil Aleyhisselâm:<br />
<br />
"in yâ İbrahim!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Burası, ne zirâata[267], ne de, davar´a elverişlidir!" dedi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Öyledir. Amma, Burada, senin oğlunun soyundan Ümmî Peygamber çıkacak ve Kelimetül´ulyâ, Onunla tamamlanacaktır!" dedi. [268]<br />
<br />
Mekke; o zaman, Selem ve Semür denilen küçük, büyük dikenli ağaçların bu­lunduğu çalılık bir yerdi.<br />
<br />
Mekke´nin dışında ve çevresinde de, Amâlıka diye anılan insanlardan bir top­luluk oturmakta idi.<br />
<br />
Beytullâh (Kabe) in yeri de; o zaman, kırmızı topraklı, kesekli[269], yerden yük­sekçe, tümsekimsi bir yerdi.<br />
<br />
Zaman zaman gelen seller, oranın, sağını, solunu oymuş, alıp götürmüştü. [270]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Cebrail Aleyhisselâm´a:<br />
<br />
"Sana, bunları, buraya mı bırakman emrolundu " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet!" dedi. [271]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Hz.Hâcer´le İsmail Aleyhisselâmı, Mescid´i Haram´ın, bu gün bulunduğu yerin ve Mescid´in yüksekçe bir mahallindeki Zemzem kuyu­sunun yukarısında bulunan büyük bir ağacın yanına bıraktı.´[272] Üzerlerine, bir gölgelik yapmalarını da, Hz.Hâcer´e emretti.´[273]<br />
<br />
O zaman; Mekke´de, hiç bir kimse, hattâ, içecek su bile yoktu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; bu Ana ve Oğulu, buraya bıraktı. Yanlarına, içi, hurma<br />
<br />
dolu meşin bir dağarcıkla, içi, su dolu bir kırba da, bıraktı. Şam´a gitmek üzere, oradan, izi sıra geri döndü. Hz. Hâcer, İbrahim Aleyhisselâmın arkasından seslendi: "Ey İbrahim! Bizi, bu ıssız vadide bırakıp ta, nereye gidiyorsun ! Öyle bir vadi ki, ne görüşülecek bir kimse var, ne de, bir şey!" dedi. [274] Hz. Hâcer, sözünü, tekrarladı ise de, İbrahim Aleyhisselâm, ona dönüp<br />
<br />
bakmadı.<br />
<br />
Bunun üzerine, Hz. Hâcer:<br />
<br />
"Yoksa, bizi, buraya bırakıp gitmeni, sana, Allah mı emretti " diye sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Allah, emretti!" diye cevap verdi.<br />
<br />
Hz. Hâcer:<br />
<br />
"Öyle ise, Allah, bize yeter. O, bizi zayi etmez, himayesiz bırakmaz! dedikten sonra, döndü.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´nin üst tarafındaki Seniye mevkiine kadar ilerle­di. Onlar tarafından görülmeyecek bir yerde durup yüzünü, bu gün Kabe´nin bu-unduğu tarafa döndürdü ve ellerini kaldırdı:<br />
<br />
"Ey Rabbimiz! Ben, zürriyetimden bir kısmını, Senin Mukaddes olan Ev´inin ya­nında, namazlarını, dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim.<br />
<br />
Artık, insanlardan bir kısmının gönüllerini, onlara meyi ettir. Şükr etmeleri için, onları, bazı meyvalarla rızıklandır.[275] diyerek Allah´a dua etti. [276]<br />
<br />
Sonra da, Şam taraflarındaki ailesinin yanına döndü. [277]<br />
<br />
<br />
<br />
Zemzemin Çıkışı:<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmı getirip ağacın gölgesi altına yatırdı. Su kırba-s´nı, ağaca astı. [278]<br />
<br />
Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmı emziriyor ve kırbadaki sudan da, ona içi-nyordu. [279]<br />
<br />
Kırbadaki su, tükenince, hem kendisi, hem de, İsmail Aleyhisselâm, su-sadılar. [280]<br />
<br />
Su, tükendiği zaman, Hz. Hâcer´in sütü de, kesildi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, acıkmağa başlamış, acıktıkça da, kendisinin açlığı şid­detlenmişti.<br />
<br />
Hz.Hâcer; oğlunun açlığından[281]´, susuzluğundan kıvranıp durduğuna ba-<br />
<br />
kıyordu. [282]<br />
<br />
Onu, ölüyor sandı ve tasalandı. Kendi kendine:<br />
<br />
"Bari, kendisinden uzaklaşayım da, onun ölümünü, görmeyeyim!" dedi. [283]<br />
<br />
Çocuğunun elemli haline bakmağa daha fazla dayanamayarak onun yanından kalkıp biraz öteye doğru gitti[284]. "En yakın tepe, hangisidir " diye etrafına bakındı. [285] O bölgede, en yakın tepe olarak Safa tepeciğini buldu. Onun üzerine çıktı. Sonra, vadiye karşı, durdu.<br />
<br />
Bir ses işitmek veya bir kimse görmek ümidiyle dinledi ve etrafına bakındı. Fakat, ne bir ses, işite bildi, ne de, bir kimse görebildi. [286]<br />
<br />
Safa tepeciğinden hızla inip vadide entarisinin eteğini topladıktan sonra, müş-kil bir işle karşılaşan bir insan azmiyle koştu ve vadiyi geçerek Merve tepeciğine geldi.<br />
<br />
Orada da, biraz durdu ve bir kimse, görebilir miyim diye baktı. Fakat, yine, hiç bir kimse göremedi. [287]<br />
<br />
Hz.Hacer´in Safa ile Merve arasında gidip gelmekle meşgul olması, hem bir kimse görebilme ümidinden, hem de, açlıktan, susuzluktan kıvranan yavrusunun can verişini gözleriyle görmek istemeyişinden ileri geliyordu.<br />
<br />
Bununla birlikte, Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmın yanına iki kere uğramaktan da, kendini alamamış, onu, eskisi gibi can çekişir bulunca, mahzun ve bitkin bir halde, tekrar Safa tepeciğine dönmüştü. [288]<br />
<br />
Hz.Hacer, Safa ile Merve arasında yedi kere gitmiş, gelmişti. [289]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm: "Bunun için, insanlar, Safa ile Merve arasında sa´y ederler." buyurmuştur. [290]<br />
<br />
Hz.Hacer; son defa Merve tepeciği üzerine çıktığında bir ses işitti ve kendi<br />
<br />
kendine:<br />
<br />
"Sus ta, iyice dinle!" dedi. Sonra, dikkatla dinledi. Bu sesi, önceki gibi bir daha işitti. [291] Bu ses, bir insan sesine benziyordu. [292] Bunun üzerine: "Ey ses sahibi! Sesini, duyurdun!<br />
<br />
Eğer, sen, yardım edecek güçte isen, bize, yardım et! [293] Ey Allah´ım! Sesini, bana duyurdun, imdadıma da, yetiş!<br />
<br />
Yetişmezsen, ben de, yanımdaki yavrum da, helak olup gideceğiz!" diye yal-varınca[294], Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir Melek (Cebrail) göründü. [295]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm; Hz.Hâcer´e: "Sen, kim´sin " diye sordu. Hz.Hâcer:<br />
<br />
"Ben, İbrahim (Aleyhisselâm)ın, buraya bıraktığı zevcesiyim, oradaki de, oğ-lumdur!" dedi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İbrahim, sizleri, kime ısmarladı " diye sordu.<br />
<br />
Hz.Hâcer:<br />
<br />
"Bizi, Yüce Allah´a ısmarladı." dedi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, sizi, en şerefli, en keremli ve yeterli Rabb´e, ısmarlamış!" dedi[296] ve aya­ğının ökçesiyle yeri eşince, su, kaynamağa başladı!<br />
<br />
Hz.Hâcer, bir yandan, boşa akmasın diye suyu, havuz gibi toprakla çevirip gö­lek yapmaktan geri durmuyor, bir yandan da, kırbasını doldurmağa devam ediyordu.<br />
<br />
Su ise, avuç avuç alındıkça, yerden kaynayıp duruyordu. [297]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah, İsmail´in Annesi Hâcer´e rahmet eylesin!<br />
<br />
Eğer, o, Zemzem´i, kendi haline bıraksaydı da, suyu, avuçlamasaydı, muhakkak ki, Zemzem, akar bir kaynak olurdu!" buyurmuştur. [298]<br />
<br />
Hz. Hâcer, bu sudan içti. Sütü gelip çocuğunu, emzirdi. [299]<br />
<br />
Melek, Hz. Hâcer´e:<br />
<br />
"Zayi ve helak oluruz diye sakın, korkmayınız!<br />
<br />
İşte, şurası, Beytullâh´ın yeridir.<br />
<br />
O Beyt´i, bu çocukla Babası yapacaktır!<br />
<br />
Muhakkak ki, Allah, o işin ehlini zayi etmez!" dedi. [300]<br />
<br />
<br />
<br />
Gerekli Bir Açıklama:<br />
<br />
<br />
<br />
Martin Lings tarafından yazılıp Pakistan Hükümetince Açılan Sîret Kitapları Ya­rışmasında Ödüllendirilmiş bulunan (İlk Kaynaklara Göre Hz.Muhammed´in Ha­yatı) isimli eserin Türkçe tercemesinde (s. 8-9):<br />
<br />
"Kitaplar, Hacer ve İsmail´in Mekke´ye nasıl ulaştığı hakkında bilgi vermiyor. Kervan yolcularının yardımları ile ulaşmış olmalılar. Çünkü, vadi, büyük kervan yollarından biri üzerindedir...<br />
<br />
Hacerle İsmail, vadiye vardıklarında, her halde, kervandan ayrılmışlardır..." gibi indî, sudan mutâlealarla karşılaşınca, hayretler içinde kaldık.<br />
<br />
Hz.Hâcerle İsmail Aleyhisselâmın Mekke´ye gelişleri hakkında İslam Kaynak­larında bilgi yok değil, hatâ, sayın Martin Lings´i, şaşırtacak kadar çoktur.<br />
<br />
Biz, bu husustaki bilgileri, okuyucularımıza sahifeler dolusu aktarmış bulu­nuyoruz.<br />
<br />
Her türlü araştırma ve aradığını bulma imkânına sahip bu günkü ilim dünya­sında indî faraziye ve tahminlere hiç yer verilmemesi gerekir ve doğru olurdu.[301]<br />
<br />
<br />
<br />
Cürhümîlerin Gelip Hz. Hâcer´e Komşu Olmaları:<br />
<br />
<br />
Hz. Hâcer, orada yaşayıp durduğu sırada, bir gün, Şam taraflarından´[302], Cür-hümîlerden bir cemâat, Kedâ yoluyla Mekke´nin alt tarafına gelmişler, oraya, bir kuşun gelip gittiğini görmüşlerdi.<br />
<br />
Kendi kendilerine:<br />
<br />
"Her halde, bu kuş, bir suyun başında döner dolaşır.<br />
<br />
Halbuki, biz, bu vadide su, bulunmadığını biliyorduk" dediler.<br />
<br />
İşin, iç yüzünü anlamak için, ayağına çevik bir veya iki kişi gönderdiler.<br />
<br />
Bunlar, orada, su bulunduğunu anlayınca, dönüp gittiler, cemaatlarına haber verdiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Cürhümîler, kalkıp oraya geldiler.<br />
<br />
Cürhümîler, geldiği sırada, İsmail Aleyhisselâmın annesi Hz. Hâcer, suyun ba­şında bulunuyordu. [303]<br />
<br />
Cürhümîler, Hz.Hâcer´e selâm verdiler.<br />
<br />
O da, selâmlarına, mukabele etti.<br />
<br />
Cürhümîler:<br />
<br />
"Bu su, kimindir " diye sordular.<br />
<br />
Hz.Hâcer:<br />
<br />
"Benimdir!" dedi[304].<br />
<br />
Cürhümîler:<br />
<br />
"Bizim de, gelip şuraya, senin çevrene konmamıza izin verir misin " diye sordular. [305]<br />
<br />
Hz.Hâcer:<br />
<br />
"Şu su üzerinde, sizin için bir mâlikiyet hakkı ve iddiası bulunmamak şartıyla, Evet! konabilirsiniz!" dedi.<br />
<br />
Cürhümîler: "Olur!" dediler.<br />
<br />
Görüşecek, konuşacak insanlara muhtaç bulunduğu bir sırada, Cürhümîlerin bu gelişi, Hz. Hâcer´in arzusuna uygun düştü.<br />
<br />
Cürhümîler, oralara konup ev halklarına haber saldılar. Onlar da, gelip birlikte kondular, ev, bark sahibi oldular. [306]<br />
<br />
Cürhümîler, büyük ağaçların altına yerleştiler, ağaçların üzerine gölgelik, çatı yaptılar.<br />
<br />
Anne-oğul, onun altında onlarla birlikte oturdular. [307] Mekke´nin ilk sakinleri, böylece, Cürhümîler, oldu[308].<br />
<br />
ismail Aleyhisselâm, artık, büyüyüp duruyor, Cürhümîlerin, çok hoşuna gi-diyordu. [309]<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke:<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke; Arabistan yarım adasında olup Ptolemee göre: mağrıb cihetinden 78. tul, 23 veya 21. arz derecesinde, Süreyya yıldızının doğduğu Seretan noktasının altında ve 2. iklimde bulunmaktadır. [310]<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke Ve Bekke İsimleri Ve Bunların Mânâları:<br />
<br />
<br />
Kur´ân-ı kerimde Mekke´nin ismi, bir kerre Mekke, bir kerre de, Bekke olarak geçer:<br />
<br />
"Ve O, O Allâh´dır ki, onların (müşriklerin) ellerini, sizden, sizin ellerinizi de, on­lardan, Mekke vadisinde çektirdi... "[311]<br />
<br />
´ ´Şüphe yok ki, insanlar için, tesis edilmiş olan ilk Beyt, Bekke ´deki o çok müba­rek ve âlemler için hidâyet olan (Beytydir.´[312]<br />
<br />
Mekke ve Bekke isimlerinin, İmlâ ve telaffuz farkına rağmen, aynı yere verilen isim olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi;<br />
<br />
Mekke´nin, Harem sınırları ile birlikte tüm bölgeyi içine alan umûmî bir isim;<br />
<br />
Bekke´nin ise, sâdece Beytullâh´ın veya Mescid-i Haram´ın ismi olduğu görü­şünde bulunanlar da, vardır. [313]<br />
<br />
Mekke´ye; günahları, eksilttiği veya giderdiği ve orada zulüm yapanları, helak ettiği[314]<br />
<br />
Zorbaların, zalimlerin boyunlarını kırdığı[315], kibir ve gururlarını yok ettiği[316]; İnsanlar, orada toplanıp biriktiği... için, Mekke ismi verilmiştir. [317] Kamus Mütercimi Âsim Efendi, Mekke maddesini şöyle tamamlar: "Müellifin Besâir´de beyanına göre: beş vecih dahi muhtemeldir:<br />
<br />
Evvelâ: Arz-ı merkumede, su, kalîl (pek az) olmağla, gûyâ ki, yerden suyu, ağız­ları ile emüp istihraç iderler (çıkarırlar).<br />
<br />
Sâniyen:Emüp sormak mânâsından dır.gûyâ ki, beher sene nâsı, kendisüne doğru emüp cezb ider (çeker).<br />
<br />
Sâlisen: Mekk, tâir mânâsındandır. Gûyâ ki, isyanı, mekk ve def ider.<br />
<br />
Râbian: Mekkâke´den me´huzdür (alınmıştır) ki, azmda (kemiğin orta­sında) lübb ve muhh(ilik) olacaktır, arz-ı merkume dahi, dünyanın vasatı ve hula-sasıdır.<br />
<br />
Hâmisen: usat´ın (âsilerin) zünûbunu (günahlarını), kemikten, iliği sorup çıka­rır gibi istihraç ve izâle ider." [318]<br />
<br />
Yâkut´ulhamevî de, bu beş maddeyi çeşitli kaynaklardan alarak kitabına kaydeder. [319]<br />
<br />
Mekke´de, zâlimlerin ve zorbaların boyunları kırıldığı veya orada insanlar, faz­la biriktikleri için, Bekke diye anılmıştır. [320]<br />
<br />
<br />
<br />
Mekke Harem Sınırı:<br />
<br />
<br />
Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Cennetten, yer yüzüne indirilince, şeytan´ın şerrinden korkmağa başlamış ve Allah´a sığınmıştı.<br />
<br />
Bunun üzerine, yüce Allah, ona, koruyucu Melekler, göndermiş, bu Melekler, Mekke´yi, her tarafından kuşatmışlardı.<br />
<br />
Melekler, Mekke´nin çevrelerinde, nerelerde durmuşlarsa, yüce Allah, oraları, Mekke´nin Harem sınırı yapmıştır. [321]<br />
<br />
Mekke Harem´inin Sınırı;<br />
<br />
1) Medine yolu tarafından, Ten´im yakınındaki Benî Gıfarların evlerine kadar, jç mil´dir.[322]<br />
<br />
Ten´im: Mekke-Medine yolunun batı tarafındadır.<br />
<br />
Bu yoldaki Harem sınır taşları, Zâtülhanzal diye anılan dağ yolunun başındadır.<br />
<br />
Bu sınırın ön tarafı: Harem, arka tarafı: Hıll, Harem dışıdır. [323]<br />
<br />
2) Yemen yolu tarafından: Libn tepesindeki (Edâetüllibn)e kadar yedi Mildir. [324]<br />
<br />
Edâetüllibn: Tihame tarafında, Yemen yolundadır.<br />
<br />
Burada sınır taşları, Gurab dağı üzerindedir.<br />
<br />
Dağın yarısı: Harem, yarısı: Hıll´dir, Harem dışıdır. [325]<br />
<br />
3) Cidde yolu tarafından: (EI´A´şâş)a kadar on mildir. [326]<br />
<br />
Cidde yolundaki Hudeybiye Harem sınır taşları, (A´şâş)a kadar uzanır.<br />
<br />
A´şâş´dan önceki Batn-ı Mer üzerindeki saha, Harem dışında ve Müreyr üzeri­ne bakan bölge ise, Harem içinde kalır. [327]<br />
<br />
4) Tâif yolu tarafından: Arafat yolu üzerindeki Batn-ı Nemire´ye kadar uzanan on bir mildir.<br />
<br />
5) Irak yolu tarafından: Makta´ dağındaki (Seniyetülhal)e kadar yedi Mildir. [328]<br />
<br />
Makta´: Necid ve Irak yolunda olup Harem sınır taşları, Harem´e dayanan Se-niyetulhal´in başındadır. [329]<br />
<br />
6) Ciirrâne yolu tarafından: Abdullah b.Halid b.Esidlerin Şı´bına kadar dokuz Müdir, [330]<br />
<br />
<br />
<br />
Harem Sınır Taşlarının Dikilişi Ve Onarılışı:<br />
<br />
<br />
Mekke Hareminin sınır taşlarını, ilk önce diken, İbrahim Aleyhisselâm idi.<br />
<br />
Ona, bu taşların dikileceği yerleri de, Cebrail Aleyhisselâm, göstermişti. [331]<br />
<br />
Yüce Allah´ın emriyle, Kabe´yi, yapma işini tamamladıktan sonra, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmlar, kendilerine Hacc amellerini göstermesi için Allah´a yal-vardılar. [332]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm gelip İbrahim Aleyhisselâma Hacc amellerini gösterdi.<br />
<br />
Harem´in sınırları üzerinde durdu ve o sınırlarda, İbrahim Aleyhisselâmı da, durdurdu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, oralara, taşlar dizdi, işaretler, koydu ve üzerlerine top­rak çekti.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın koyunları, bu Harem sınırları içinde yayılırlar, Harem sı­nırını aşmazlar, Harem dışına çıkmazlardı.<br />
<br />
Harem´in her tarafından yayıla yayıla sınırlarının sonuna kadar ulaştıkları za­man, oradan topluca geri dönerlerdi. [333]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Harem sınır taşlarını onarıp yeniledi. [334]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Atalarından Kusayy´ın zamanına kadar bu taş­lar, yerlerinden kımıldatılmadı.<br />
<br />
Kusayy, onları, onarıp yeniledi. [335]<br />
<br />
Yıkılan Harem sınır taşlarını, daha önce, Adnan b.Üded´in diktiği de, rivayet edilir. [336]<br />
<br />
Mûsâ b.Ukbe´nin rivayetine göre: Kureyş müşrikleri, Harem sınır taşlarına te­cavüz ederek onları, söktüler.<br />
<br />
Müşriklerin bu davranışları, Peygamberimiz Aleyhisselâma çok ağır geldi. Cebrail Aleyhisselâm gelerek Peygamberimiz Aleyhisselâma: "Yâ Muhammedi Kureyşîlerin, Harem sınır taşlarını sökmeleri, her halde, sa­na, çok ağır geldi!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet!" buyurdu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Amma, onlar, bu sınır taşlarını, yerlerine tekrar dikeceklerdir!" dedi.<br />
<br />
Çok geçmeden, Kureyş kabilesinden bir adamın, bu işi, bahis konusu ettiği, arkasından, aynı kabileden bir adamın daha çıkıp bunu, konuştuğu ve nihayet, Kureyş kabilelerinden bir çok kimselerin, bu işi, konuşmağa başladıkları görüldü.<br />
<br />
Hattâ, içlerinden biri, onlara:<br />
<br />
"Allah, sizi, Harem sayesinde aziz ve şerefli kıldı. Tecâvüzlerden korudu.<br />
<br />
Siz ise, onun sınır taşlarını yerinden söküp çıkardınız! Şimdi, Araplar, sizi, ka-aacaklardır!" diyordu.<br />
<br />
Meclislerde, bunu, konuşa konuşa sabahladılar. Gidip sınır taşlarını tekrar yer­erine diktiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Cebrail Aleyhisselâm gelip Peygamberimiz Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Yâ Muhammedi Kureyşîler, Harem sınır taşlarını, tekrar yerlerine diktiler!" aedi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Cebrail! Onlar, taşları, tam yerlerine dikebildiler mi " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Onlar, sınır taşlarından diktikleri her bir taşı, yerlerine, kendileri değil, birer Melek eliyle koydular!" dedi. [337]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Mekke feth edildikten sonra, Temim b.Esed´-jl´Huzâî´yi, göndererek Harem sınır taşlarını onarıp yenilettirdi. [338]<br />
<br />
Halifeliği sırasında Hz. Ömer de; Kureyşîlerden dört kişiyi ki: Mahreme b.Nev-fel, Ezher b.Abd.Avf, Saîd b.Yerbu´ ve Huvaytıb b.Abdul´uzzâ´yı, Harem sınır taş-tarını onarıp yenilemeğe memur etti. [339]<br />
<br />
Hz. Ömer´in hicrî 17. yılda yaptırdığı bu onarımdan sonra, Hz. Osman da, hicrî 26. yılda Harem sınır taşlarını yeniletti.<br />
<br />
Sonra, Muaviye b. Ebî Süfyan,<br />
<br />
Sonra, Abdülmelik b. Mervan,<br />
<br />
Sonra, Abbasî Halifesi Mehdî,<br />
<br />
Sonra, 325´de, Râzî,<br />
<br />
Sonra, 616´da İrbil Sahibi Melik Muzaffer,<br />
<br />
Sonra, 683 de, Yemen Sahibi Melik Muzaffer Harem sınır taslarını yenilet-mistir. [340]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Kurban Edilmek İstenilişi:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Hz.Hâcerle İsmail Aleyhisselâmı görmek istediği zaman, sabahleyin, Şam´dan, Burak´a biner, gün ortasında Mekke´ye gelir. O gün, Mek­ke´den kalkar, geceyi, Şam´daki ailesi yanında geçirirdi. [341]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, yedi yaşına bastığı sıralarda, İbrahim Aleyhisselâm, Şam´­daki evinde uyurken, rü´yasında, oğlu İsmail Aleyhisselâmı, kurban ettiğini görmüştü.<br />
<br />
Hemen Burak´a binip Mekke´ye geldi. Onu, annesinin yanında buldu. [342] İsmail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Oğulcuğum! Bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra, şu vadiye gidelim de ev hal­kına odup toplayalım" dedi.<br />
<br />
Rabb´inin, kendisine emrettiği şeyden hiç bahsetmedi. [343]<br />
<br />
Baba-Oğul Şı´b Vadisine doğru yöneldikleri zaman, şeytan, bir adam suretine girip, Allah´ın emrini yerine getirmekten vaz geçirmek için, İbrahim Aleyhisselâ-mın yolunu kesti:<br />
<br />
"Ey ihtiyar! Nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun " diye sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Şu vadiye gidip oradaki bir işimi görmek istiyorum!" dedi.<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"Sen, her halde, İsmail´i boğazlamak istiyorsun! " dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, hiç bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü " diye sordu.<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"Evet, O baba, sen´sin!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, çocuğumu, ne için boğazlayacak mışım " diye sordu. [344]<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"Sen, bunu, Allâhın, sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Eğer, Allah, bunu, yapmamı, bana emretti ise, Allah´a boyun eğip onun emri­ni yerine getirmeyi, uygun bulurum!" dedi. [345]<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
Vallahi, sanıyorum ki: Şeytan, rü´yanda, sana gelip şu oğlunu, boğazlamanı, emretmiştir.<br />
<br />
Sen, onu boğazlamağa gidiyorsun!" deyince, İbrahim Aleyhisselâm, onun, şey­tan olduğunu anladı:<br />
<br />
Ey Allah düşmanı! Vallahi, ben, Allah´ın emrini, o vadide mutlaka yerine geti--eceğim!" dedi.<br />
<br />
Şeytan, İbrahim Aleyhisselâmdan ümidini kesince, İbrahim Aleyhisselâmın ar­dasında ip ve bıçak taşıyan İsmail Aleyhisselâmın önünü kesti. Ona:<br />
<br />
´Ey çocuk! Baban, seni, nereye götürüyor biliyor musun " diye sordu. İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ev halkımıza, şu vadiden odun toplayacağız!" dedi. Şeytan:<br />
<br />
´Vallahi, baban, seni, boğazlamak istiyor[346], boğazlamağa götürüyor!"<br />
<br />
3edi. [347]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, beni, ne için boğazlayacak [348]<br />
<br />
Sen, bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü !" diye sordu.<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
´İşte, o baba, budur!" dedi. İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Babam, beni, ne için boğazlayacakmış " diye sordu. [349] Şeytan:<br />
<br />
"Rabb´inin, bunu, kendisine, emrettiğini sanıyor!" dedi. İsmail Aleyhisselâm: "O, Rabb´inin, kendisine, emr ettiği şeyi yapsın! [350]<br />
<br />
Onun, her nerede olsa, Rabb´ine boyun eğmesi, Rabb´inin buyruğunu, yerine getirmesi, daha iyidir! [351] Ben de, emri dinler ve ona, boyun eğerim!" dedi.<br />
<br />
Şeytan, İsmail Aleyhisselâmın da, kendisini dinlemekten kaçındığını görünce, hemen, onun annesine gitti.<br />
<br />
Hz. Hâcer, o sırada evinde bulunuyordu. [352] Ona:<br />
<br />
"Ey İsmailin annesi! İbrahimin, İsmail´i nereye götürdüğünü biliyormusun " diye sordu.<br />
<br />
Hz. Hâcer.<br />
<br />
"Şu vadiden, bize odun toplamağa götürdü" dedi.<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"O, İsmail´i, ancak, boğazlamak için, götürdü!" dedi. [353]<br />
<br />
Hz .Hâcer:<br />
<br />
"Bir babanın, çocuğunu, boğazlaya bileceğini, nasıl düşünebiliyorsun ! [354]<br />
<br />
Hayır! Öyle değildir.<br />
<br />
O, oğluna karşı, çok şefkatlidir!" dedi. [355]<br />
<br />
Şeytan:<br />
<br />
"O, bunu, Allah´ın, kendisine emrettiğini söylüyor ve sanıyor!" dedi. [356]<br />
<br />
Hz. Hâcer:<br />
<br />
"Eğer, Rabb´i, bunu, emretti ise, Allah´ın emrine boyun eğmek gerekir! [357]<br />
<br />
Her nerede olsa, onun, Allah´a boyun eğmesi, Allah´ın buyruğunu yerine ge­tirmesi, daha iyidir!" dedi. [358]<br />
<br />
Şeytan, İbrahim Aleyhisselâma ve onun ev halkına bir şey yapamadığına kızgın bir halde, geri döndü.<br />
<br />
Hepsi de, Allâhın buyruğunu dinlemek ve ona boyun eğmekte birleştiler. [359] İbrahim Aleyhisselâm, Sebîr vadisinde, oğlu ile başbaşa kalınca, ona:<br />
<br />
"Oğulcuğum! Ben, seni, rü´yamda boğazlıyorum gördüm!" diyerek kendisine emrolunanı, haber verdi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Babacığım! Sana emrolunanı, yap!<br />
<br />
İnşâallâh, beni, sabredenlerden bulacaksın! [360]<br />
<br />
Allah´ın emrine boyun eğ!<br />
<br />
Her iyilik, Rabb´inin emrine boyun eğmektedir!" dedikten sonra,<br />
<br />
"Sen, bunu, anneme bildirdin mi " diye sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Hayır! Bildirmedim!" dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselam: Bildirmediğine, iyi ettin" dedi. [361] Sonra da:<br />
<br />
Babacığım! boğazlamak istediğin zaman, beni, iple sıkıca bağla ki benden, sana karşı, bir şey isabet edip de, ecrim eksilmesin!<br />
<br />
Çünkü, ölüm, çok çetin ve zordur.<br />
<br />
Bıçağın, tenime dokunduğunu hissedince, çırpınmayacağımdan emîn değilim! Bıçağını, iyice bileyip keskinleştir ve boğazıma, hemen çalıver ki, beni çabuk 5ndürsün! Rahata, kavuştursun!<br />
<br />
Hem, sen, beni, boğazlamak için, yatıracağın zaman, yüzü koyun yatır, alnı yere getir.<br />
<br />
Yanımın üzerine, yatırma.<br />
<br />
Çünkü, yüzüme bakınca, rıkkata gelip te, benim hakkımda Allah´ın, sana em--eîtiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım!<br />
<br />
Eğer, gömleğimi, anneme götürüp vermeyi uygun görürsen, öyle yap! Belki, bu, onun için, bir teselli olur, gönlünü, onunla eğler!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
Oğulcağızım! Sen, bana, Allah´ın emr ettiği şey hakkında ne güzel yardımda mutundun!" dedi ve onu, istediği gibi, sımsıkı bağladı.<br />
<br />
Bıçağı, iyice biledi.<br />
<br />
Sonra, onu, yüzü koyun yatırdı! Yüzüne, bakmaktan sakındı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bıçağı, İsmail Aleyhisselâmın boğazına bastırınca[362], sanki, bıçak, bakır bir levha ile karşılaştı! Büyük bıçağın ağzı, İsmail Aleyhissela--"n boğazını kesmedi!<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm, bileği taşıyle iki veya üç kerre biledi. Fakat, her defasında da, kestirmeğe muvaffak olamadı. Her halde, bu iş, Allâh´dandır!" dedi. [363]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâmın elindeki bıçağın ağzı, tersine dönmüştü. [364] O sırada, Yüce Allah tarafından: "Ey İbrahim! Rü´yana, sadâkat gösterdin! işte, sana, oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık! Boğazla onu!" buyruldu. [365] ibrahim Aleyhisselâm, doğrulup bakınca, Cebrail Aleyhisselâmın yanında, iri boynuzlu bir koçun[366] veya önünde iri bir dağ tekesinin dikilip durduğunu gördü.<br />
<br />
"Kalk yavrucuğum! Sana, bir Fidye indi!" dedi.<br />
<br />
O teke´yi, orada, Mina´da kurban etti. [367]<br />
<br />
Bu teke´nin, Sebîr dağından inip geldiği rivayet edildiği gibi, iri boynuzlu, gü­zel bir koç olduğu da, rivayet edilir. [368]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâma, Allah tarafından Fidye olarak gönderilip kurban edilen koçun iki boynuzu, Kabe´de, uzun zaman asılı durmuş ve Kabe´nin Abdullah b. Zübeyr ve Haccac zamanında yanması üzerine, o da, yanmıştır.<br />
<br />
Rivayete göre: Koçun kuru başı, Kabe Oluğunun yanında asılı bulu­nuyordu. [369]<br />
<br />
Ebüttufeyl ile Şa´bî de, Kabe´de iki boynuzu gördüklerini söylemişlerdir. [370]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Mekkenin fethinde, Kabe Anahtarcısı Osman b. Talha´yı çağırıp ona:<br />
<br />
"Beytullâha girdiğimde, Beytullahda, iki koç boynuzu gördüm. Onların setrini emr etmeyi unuttum. Onları, setr ve görünmez et!<br />
<br />
Çünkü, Beytullah´da namaz kılanı, meşgul eden şeyin bulunması yaraşmaz." bu-yurmuştur. [371]<br />
<br />
Bu boynuz, İbrahim Aleyhisselamın oğluna feda edilmiş olan koça aid olup Ab­dullah b. Zübeyr, Kâbeyi yeniden yaptırmak üzere yıktığı zaman, onu, Kâbenin duvarında bulmuştu.<br />
<br />
Kırmızı çamurla suvanmış bulunan bu boynuzlara eliyle dokununca, onlar, ufan-mış, gitmişlerdir. [372]<br />
<br />
Hadîs´in Râvîlerinden Süfyan:<br />
<br />
"Bu koç boynuzları, Beytullâh yanıncaya kadar, Beytullâh´ın içinde buluna geldi. Yangında, onlar da, yandı." demiştir. [373]<br />
<br />
<br />
<br />
Kurban Hâdisesinin Kur´ân-ı Kerimdeki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
<br />
Kurban edilme hâdisesi, Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:<br />
<br />
"İbrahim: Ey Rabb´im! Bana, şilinlerden, bir oğul ihsan et! diye dua etti.<br />
<br />
Biz de, ona, çok uysal bir oğul müjdesini verdik.<br />
<br />
Artık, o oğul, İbrahim´in yanında koşma çağına erince, babası: Oğulcağızım! Ben, seni, rü´yamda boğazlıyorum görüyorum!<br />
<br />
Bak, artık, ne düşünürsün! dedi.<br />
<br />
Oğlu: Babacığım! Sana verilen emir ne ise, yap!<br />
<br />
İnşâallâh beni, sabredenlerden bulacaksın! dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, böylece, ikisi de, Allah´ın emrine boyun eğdiler.<br />
<br />
İbrahim, onu, alnı üzere yıktı.<br />
<br />
Biz, ona: Ey İbrahim! Sen, rü´yana sadakat gösterdin.<br />
<br />
Şüphesiz ki, biz, iyi hareket edenleri, böyle mükâfatlandırırız! diye seslendik.<br />
<br />
Gerçekten, bu, apaçık ve kesin bir imtihandı.<br />
<br />
Ona, büyük bir kurbanlık fidye verdik.<br />
<br />
Sonra gelenler arasında, ona, iyi bir nam bıraktık. Selâm olsun İbrahime!<br />
<br />
Biz, iyi hareket edenleri, işte, böyle mükâfatlandırırız.<br />
<br />
Gerçekten de, o, inanmış kullarımızdandı.<br />
<br />
Ona, salihlerden bir Peygamber olmak üzere de, İshak´ı, müjdeledik.<br />
<br />
Hem ona, hem İshak´a bereketler verdik.<br />
<br />
Her ikisinin neslinden, iyi hareket edeni de, nefsine apaçık zulüm edeni de, .ardır. "[374]<br />
<br />
<br />
<br />
Kurban Edilme Hâdisesinin Yahudilerce İshak Aleyhisselâma Mal Edilmek İstenilmesinin Sebebi: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Halîfe Ömer b. Abdul´aziz (vefatı: 101 Hicrî), Müslüman olan bir Yahudî bilgi­cini, Şam´da huzuruna davet edip kendisine:<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm´a, iki oğlundan, hangisini kurban etmesi emrolunmuş-:j " diye sormuştu.<br />
<br />
O da:<br />
<br />
"İsmail´i! Vallahi, ey Mü´minler Emîri! Bunu, Yahudîler de, bilirler.<br />
<br />
Fakat, onlar, siz Arap cemâatini kıskanırlar: Babanız İsmail´in kurban edilmesi Hakkındaki İlâhi emre boyun eğişi ve sabr edişi faziletinin Allah tarafından anılışı-ı çekemezler de, kurban emrinin, onun hakkında verilmediğini iddia eder­ler ve -kendilerinin babaları İshak olduğu için, bu husustaki emrin, İshak hakkın-3a verildiğini ileri sürerler." dedi. [375]<br />
<br />
Ahd-i Atîk adıyla anılan ve Yahudilerle Hıristiyanlarca Mukaddes sayılan kitap­ta, her ne kadar, İbrahim Aleyhisselâmın, oğlu İsmail Aleyhisselâmı değil, İshak Aleyhisselâmı kurban etmek istediği kaydedilmekte ise de, Ahd-ı Atîk metinleri Jzerinde durulunca, bunun, sonradan bu şekle sokulduğu anlaşılır.<br />
<br />
Tekvin kitabının 16. Babının 15. ve 16. fıkralarında şöyle denir:<br />
<br />
"Ve Hâcer´den Abram´a bir oğul olup Abram dahi kendine Hâcer´den doğan oğlana İsmail tesmiye eyledi.<br />
<br />
Ve Hâcer´den Abram´a, İsmail doğduğu vakit, Abram, seksen altı yaşında idi." Tekvin kitabının 21. Babının 5. fıkrasında da:<br />
<br />
"Ve İbrahim, oğlu İshak´ın doğduğunda yüz yaşında idi." denilmektedir. Tekvin kitabının 22. Babının 2, 10,11,12,15 ve 16. fıkralarında ise<br />
<br />
"ve Allah: Şimdi biricik oğlunu, yâni sevdiğin İshak´ı alıp Meriya diyarına git ve anı orada sana söyleyeceğim dağların birisi üzerinde onu yakılacak kurban olarak takdim eyle! dedi.<br />
<br />
Bundan sonra İbrahim, oğlunu boğazlamak için, elini uzatıp bıçağı aldıkta, Rab-bin Meleği: İbrahim! İbrahim! diye semâdan ana nida eyledi.<br />
<br />
O dahi: Lebbeyk! dedi.<br />
<br />
Melek dahi: elini, çocuğa uzatma ve ana bir şey yapma.<br />
<br />
Zira, Biricik oğlunu benden diriğ etmediğinden, Allahdan korkar idüğünü şim­di bildim! dedi."<br />
<br />
"Ve Rabb´in Meleği ikinci defa olarak semadan İbrahim´e nida idüp Rab bu­yurur ki: Zâtım içün yemin ettüm sen bu nesneyi işleyüp Biricik oğlunu benden diriğ etmediğün içün.." denilmektedir.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, iki oğlundan ikincisi olan İshak Aleyhisselâmın, İsma­il Aleyhisselâm´dan on dört yıl sonra doğmuş bulunduğu göz önünde tutulunca, İbrahim Aleyhisselâma verilen kurban emrindeki (biricik oğlunu) tâbirinin, ancak, İsmail Aleyhisselâm hakkında kullanılması doğru ve yerinde olur.<br />
<br />
Fakat, İsmail Aleyhisselâm mevcud iken, İshak Aleyhisselâm hakkında (biricik oğlunu) denilebileceği kabul edilemez.<br />
<br />
Esasen, 22.Babın 2, fıkrasının metninde de (biricik oğlunu) denildikten sonra (yâni sevdiğin İshak´ı) denilerek İshak isminin metne tefsir yolu ile katıldığı açık­ça görülür.<br />
<br />
Yine aynı fıkrada Kurban mahalli olarak Meriya sözü zikr edilmektedir. Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Mekke´nin bütün caddeleri, yollan ve Mina´nın her tarafı kurban kesme yeridir" buyurduğu gibi[376], Umre kurbanı için de:<br />
<br />
"İşte, burası, kesim yeri!" buyurarak Merve tepeciğini göstermiştir. [377] Asmaî (122-213 Hicrî), der ki:<br />
<br />
"Ebû Amr b.Alâ´dan (70-154), Kurbanlığın İsmâil´mi, yoksa, İshak mı olduğu­nu, sordum.<br />
<br />
Bana: (Ey Asmaî! Senin aklın nerede !) İshak, ne zaman Mekke´de bulundu ki !<br />
<br />
Mekke´de bulunan, ancak, İsmail´di ve babası ile birlikte Beytullâh´ı yapan da, O, idi.<br />
<br />
Kurban kesim yeri de, Mekke´dedir. dedi." [378]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Ok Atıcılığı, Avcılığı:<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; Cürhümîlerin çocukları ile büyümüş, onlardan, ok atmayı da, öğrenmişti. [379]<br />
<br />
Yiğitlik çağına bastığı zaman, Allah, ona, Arap Yay´ını verdi. Onunla, ok atar, attığını, vururdu. [380]<br />
<br />
Eşlem kabilesinden bir cemâat, yarış için ok atışırken, Peygamberimiz Aley­hisselâm, yanlarına varıp onlara:<br />
<br />
"Ey İsmail oğullan! Ok atınız! Sizin Atanız da, mahir bir ok atıcı idi!" buyur-muştur. [381]<br />
<br />
Cürhümîler, Mekke´de, av etiyle geçinirlerdi.<br />
<br />
Bunun için, Mekke Hareminin dışına çıkarak avlanırlardı.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm da, onlarla birlikte çıkar, avlanırdı. [382]<br />
<br />
Kendisi; av avlamağa, av silahiyle seğirtmeğe, sıçramağa, yarıp yırtmağa, par­çalamağa, öldürmeğe, avları, okla vurup düşürmeğe çok düşkündü. [383]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Davarcılığı:<br />
<br />
<br />
<br />
Cürhümîler, Mekke´ye gelip yerleştikleri zaman, İsmail Aleyhisselâm´a yedi tane dişi keçi vermişlerdi ki, İsmail Aleyhisselâmın ilk malı, bu olmuştur. [384]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın davarları, Haremin sınırları içinde yayılırlar, Harem sı­nırlarını, aşmazlardı.<br />
<br />
Yayıla yayıla her taraftan Harem sınırlarına kadar varırlar, oradan topluca geri dönerlerdi. [385]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Atçılığı Ve Ata Biniciliği:<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; ok atıcılıkta olduğu gibi, ata binicilikte de, çok mahirdi. Yabanî atları yakalayıp ehlîleştiren ve onlara binen ilk insandı.<br />
<br />
Ondan önce, vahşî hayvanlara binilmez ve binilemezdi. [386] Yüce Allah, ona, denizden yüz at çıkarıp sevk etmişti.<br />
<br />
Ehlîleştirdiği atlar, geceleri, kendi başlarına, istedikleri gibi yayılırlar, sonra, Al­lah, onları, ona doğru sürer, atlar, İsmail Aleyhisselâmın kapısının önünde sa­bahlarlardı.<br />
<br />
Kendisi ve oğulları, tutup üzerine binmedik at bırakmamışlardı. [387]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"At. edininiz! Onu, mîras olarak alınız ve mîras olarak bırakınız!<br />
<br />
Çünkü. bu. size, Babanız İsmail´in mirasıdır!" buyurmuştur. [388]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu Ve Arapça Öğrenişi:<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, on üç yaşında iken Sünnet oldu. [389] Cürhümîlerden, Arapcayı öğrendi. [390]<br />
<br />
Arapçayı öğrendiği zaman, on üc yaşında olup İbrahim Aleyhisselâmın oğulla­rından Hicaz´da Arapça konuşan[391], dili, açık ve düzgün Arapçaya döndürülen, ilk kimse idi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm´a, Sahâbîleri:<br />
<br />
"Yâ Resûlallâh! Sen, bizim dilce, en fasâhatlımız ve ifâdece, en açık ifadeli­miz nasıl oldun " diye sormuşlardı.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Arapça, bozulmağa yüz tutunca, Cebrail, Babam İsmail (Aleyhisselâm)in lügatini, kendisinin konuştuğu gibi yepyeni ve taze olarak getirip bana telkin etti."buyurmuştur. [392]<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm ile Şîs, İdris ve Nuh Aleyhisselâmların dilleri Süryanca idi. [393] Tufandan sonra, Bâbil´de toplanmış olan insanlar da, Süryanca konuşurlardı. [394] İbrahim Aleyhisselâm ise, Kûsa´dan ayrılıp Fırattan geçince, Yüce Allah tarafından, İbranca konuşmağa başlamıştı. [395]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Evlenişi Ve Hz. Hâcer´in Vefatı:<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Erginlik çağına basmıştı. [396]<br />
<br />
Mekke çevresinde oturan Imlaklardan bir kızla evlendi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm´ın, ondan, çocuğu olmadı. [397]<br />
<br />
Kadın, Sa´d´in kızı Cedda´[398] veya Saîd b.Üsâme´nin kızı Umâre idi. [399]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, yirmi yaşında iken, annesi Hz.Hâcer, vefat etti.<br />
<br />
O zaman, Hz.Hâcer, doksan yaşlarında idi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, annesini, (bu gün, Kabe´nin bitişiğinde yarım dâire şek­linde bir duvarla çevrili) Hicr diye anılan mübarek yere gömdü. [400]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Oğlunu Ve Ailesini Görmeye Gelişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Bu sırada İbrahim Aleyhisselâm, Hz. Hâcerle oğlunu gidip görmek için, zev­cesi Hz. Sâre´den izin istedi.<br />
<br />
O da, Hz.Hâcer´in evine inip kalmamak şartıyla izin verince, İbrahim Aleyhis­selâm, Mekke´ye geldi. [401]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´ye geldiği zaman, İsmail Aleyhisselâm, Umâre adındaki kadınla evli[402], Hz.Hâcer de, vefat etmiş bulunuyordu[403].<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâmın evini, sordu. Gösterdiler.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmı, evinde bulamadı. [404]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın karısına selâm verdi.<br />
<br />
"İsmail, nerede [405] Sahibin, nerede " diye sordu.<br />
<br />
Umâre:<br />
<br />
"Buralarda yok! Avlanmağa gitti. [406]<br />
<br />
Bizim için, rızık aramağa, avlanmağa çıktı." dedi. [407]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Harem sınırının dışına çıkar, avlandıktan sonra, dönerdi. [408]<br />
<br />
Umâre, kaba, katı, kötü huylu bir kadındı. [409]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Evinde konukluk var mı Yiyecek, içecek var mı " diye sordu.<br />
<br />
Umâre:<br />
<br />
Umâre: "Yanımda, ne bir şey, ne de, bir Kimsem var!" dedi. [410]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm: "Geçiminiz, durumunuz nasıldır " diye sordu. Umâre:<br />
<br />
"Biz, çok kötü bir durumdayız. Son derecede darlık ve sıkıntı içindeyiz!" diye rek şikâyetlendi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Kocan, gelince, ona, benden selâm söyle! [411]<br />
<br />
(Buraya, bir ihtiyar, geldi. Kendisinin sıfatı: şöyle şöyledir.<br />
<br />
O, sana: Ben, senin kapının eşiğine razı değilim! [412] Kapısının eşiğini, değiş­tirsin! diyor, de!" dedi. [413]<br />
<br />
Dönüp Şam´a gitti. [414]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın, evine geldikçe, ailesine:<br />
<br />
"Benden sonra, size bir gelen oldu mu " diye sormak âdeti idi. [415]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, eve gelince[416], bir şeyler, sezdi. [417]<br />
<br />
Babasının kokusunu aldı, [418] da, karısına: "Sana, bir kimse geldi mi " diye sordu.<br />
<br />
Umâre:<br />
<br />
"Evet! Bir ihtiyar geldi ki, şöyle şöyle idi." [419] diyerek İbrahim Aleyhisselâmın hal ve şanını istihfaf eder bir tavırla anlattı. [420]<br />
<br />
"Seni, sordu. Haber verdim.<br />
<br />
Geçimimizin nasıl olduğunu, sordu.<br />
<br />
Çok darlık ve sıkıntı içinde bulunduğumuzu, haber verdim." dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sana, bir şey vasiyyet, bir söz tevdi etti mi [421] Sana, ne söyledi " diye<br />
<br />
sordu. [422]<br />
<br />
Umâre:<br />
<br />
Evet! âfnai Selâm söy|ememi ve (Kapının eşiğini, değiştir!" dememi bana emr etti. [423]<br />
<br />
(Kocana, selâm söyle! Kendisine, kapısının eşiğini değiştirsin de! dedi.[424] İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İşte, o, benim Babamdır. Senden ayrılmamı, bana, emr etmiştir. [425] Sen, benim evimin eşiğisin! [426]" diyerek Umâre´yi. boşadı[427]. Umâre´yi, babasının evine gönderdi. [428]<br />
<br />
<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Tekrar Evlenişi:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâmı görmeğe geldiğinde, Araplardan Mudad b. Amr. Cürhümîlerin, açık ve güzel Arapça konuştuklarını, İsmail Aley--ısselamın da, onların dilini öğrendiğini görüp onlardan bir kızla evlenmesini, oğ-una, emir ve tavsiye etti. [429]<br />
<br />
Bunun üzerine, İsmail Aleyhisselâm, Mudad b.Amr´ın kızını görüp beğendi ve sabasından istedi. [430] Onunla, evlendi. [431]<br />
<br />
Kızın ismi Ra´le[432] veya Seyyide[433] olup kendisi, güler yüzlü, tatlı dilli, güzel ıııylu ve nezaketli bir kadındı. [434]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Mekke´ye Tekrar Gelişi:<br />
<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâm; Yüce Allah´ın dilediği kadar Şam´da oturduktan son-´a[435], Mekke´ye gitmek ve İsmail Aleyhisselâmı görmek üzre, zevcesi Hz.Sâre´-sen izin istedi.<br />
<br />
O da, İsmail Aleyhisselâmın evine inip kalmamak şartı ile, kendisine izin verdi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´ye gelince, İsmail Aleyhisselâmın kapısının önüne<br />
<br />
kadar vardı. [436]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmı, yine, evde bulamadı. [437] Evde, İsmail Aleyhisselâmın ikinci hanımını buldu. Kapının önünde durup ona selâm verdi.<br />
<br />
O da, İbrahim Aleyhisselâmın selâmına karşılık verdi. [438]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Kocan, nerede [439] Nereye gitti " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Av avlamağa[440], rızkımızı, aramağa gitti." dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Nasılsınız Geçiminiz, hal ve şanınız iyi mi " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Biz, iyilik, bolluk ve mutluluk içindeyiz!" diyerek Allah´a hamdü sena etti. [441]<br />
<br />
"Kendisi, inşâallâh, şimdi gelir. Allah, seni, Rahmetiyle esirgesin! [442] İnsen de, bir şeyler, yesen, içsen olmaz mı " dedi. [443]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evinde, konuk, yer bulur mu " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Evet! Bulur!" dedi. [444]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yiyeceğiniz, nedir " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Ettir!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İçeceğiniz, nedir " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Sudur!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah´ım! Bunlara, etlerini ve sularını, bereketli kıl!" diyerek dua etti. [445]<br />
<br />
İşte, İbrahim Aleyhisselâmın bu duası bereketileydir ki, et ile su, Mekke´den başka yerlerde, Mekke´de olduğu kadar, hiç kimsenin sağlığı ile uyarlılık arz et-mez. [446] Başka yerlerde, muhakkak, karın ağrıtır. [447]<br />
<br />
Eğer, o gün, evlerinde ekmek veya buğday, veya arpa veya hurma duası yap­mış olsaydı, Mekke, Allah´ın, yerlerinden, buğdayı, arpası, hurması en bol bir yer c«ur[448], yerlerin, ziraata en elverişlisi bulunurdu. [449]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselam, Mekke´den ayrılacağı sırada, Ra´le: ´İn de, başını, yıkayayım " dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam, inmeyip Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının ya-ııına vardı.<br />
<br />
Taşın üzerine ayağını bastı. Taşta, ayağının izi kaldı.<br />
<br />
Ra´le; İbrahim Aleyhisselamın önce başının sağ tarafını, sonra da, sol tarafını su döküp yıkadı. [450]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam, Ra´le´ye:<br />
<br />
"Kocan geldiği zaman, ona benden selâm söyle! [451]<br />
<br />
Artık, kapının eşiği, doğrulmuş bulunuyordun´[452]<br />
<br />
Kapının eşiğini, iyi tut! [453]<br />
<br />
Senden sonra bir ihtiyar geldi.<br />
<br />
Kapının eşiğini, iyi buldum. Artık, onda karar kılsın! [454]<br />
<br />
O, sana, kapının eşiğini iyi tutmanı emrediyor! de!" dedi. [455]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselam, eve gelince, Babasının kokusunu, aldı. [456]<br />
<br />
Ra´le´ye:<br />
<br />
"Sana, bir kimse geldi mi " diye sordu.<br />
<br />
O da:<br />
<br />
"Evet! [457] Güzel yüzlü´[458], insanların en güzel yüzlüsü ve en hoş kokulusu olan bir ihtiyar Zat geldi.<br />
<br />
Bana, şöyle şöyle söyledi.<br />
<br />
Sana da, şöyle şöyle söyledi.<br />
<br />
Başını, yıkadım.<br />
<br />
İşte, Makam üzerinde de, ayaklarının izi var!" [459] diyerek İbrahim Aleyhisselâmı, övdü. [460]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Babasının ayak bastığı taşı, gidip öptü. [461]<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Seni, benden sordu. Nereye gittiğini, kendisine haber verdim.<br />
<br />
Benden, geçimimizin nasıl olduğunu sordu.<br />
<br />
(Biz, hayır ve iyilik içindeyiz!) diye haber verdim." dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bana, bir şey tavsiye etti mi " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Evet!" dedi. [462]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sana, ne söyledi " diye sordu.<br />
<br />
Ra´le:<br />
<br />
"Bana, dedi ki: (Kocan, geldiği zaman, kendisine, selâm söyle: artık kapının eşiği, düzelmiştir!) de! [463]<br />
<br />
Sana, selâm söylüyor ve kapının eşiğini, iyi tutmanı emrediyor!" dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İşte, o, benim Babam İbrahim (Aleyhisselâm)dir. [464]<br />
<br />
Sen öe, eş\§\ms\n.<br />
<br />
Seni, boşamayıp tutmamı, bana, emretmektedir!" dedi. [465]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, İsmail Aleyhisselâmla Birlikte Kabe´yi İnşa Etmeleri: Başa Dön<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Yüce Allah´ın, dilediği kadar Şam´da kaldıktan sonra, Mekke´ye geldi[466], İsmail Aleyhisselâmı, buldu. [467]<br />
<br />
fev ldA. [468]<br />
<br />
O zaman, İsmail Aleyhisselâm, otuz yaşında bulunuyordu. [469]<br />
<br />
ismail Aleyhisselâm, Zemzem kuyusunun arka tarafında büyük bir ağacın al­ında okunu yontup düzeltmekte idi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, Babasını, görünce, ayağa kalkıp ona doğru vardı.<br />
<br />
Bir babanın, oğluna, oğlunun da, babasına yaptığı gibi, birbirlerine iştiyakla sarıldılar, kucaklaştılar, öpüştüler. [470]<br />
<br />
İkisi de, sevinçlerinden, öyle ağladılar ki, onların ağıtına, kuşlar bile ka-<br />
<br />
îtdılar. [471]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey İsmail! Yüce Allah, bana, önemli bir iş emretti." dedi. İsmail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Rabb´ın, sana, ne emretti ise, onu, hemen yerine getir!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, bana, bu işte yardım edeceksin." dedi. İsmail Aleyhisseiâm: "Ben, sana, yardım ederim." dedi. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yüce Allah, orada[472], Kendisi için[473], bir Beyt yapmamı, bana emr etti." dedi. [474]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm: "Nerede " diye sordu. [475]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; çevresinden yüksekçe bulunan[476], gelen sellerin ba-samadığı, üzeri ufak taşlı[477] bir tümseğe işaret etti: "İşte, orada!" dedi. [478]<br />
<br />
İkisi birlikte Kabe´nin temellerini kazmağa başladılar. Âdem Aleyhisselâmın yapısının temeline kadar indiler.<br />
<br />
Temelde, her birini, ancak, otuz adamın kaldırabileceği veya kaldıramayacağı büyüklükte ve ağırlıkta taşlara rastladılar. Kabe´yi, o temel üzerinde yapmağa başladılar. [479]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, taş taşıyor, İbrahim Aleyhisselâm da, duvarları, örmeğe devam ediyordu. [480]<br />
<br />
Duvarlar, yükselince, İbrahim Aleyhisselâmın, uzanıp yerden taş alması ve onu, duvara kaldırması, güçleşti. [481]<br />
<br />
Bunun üzerine, İsmail Aleyhisselâm, bu gün (Makam-ı İbrahim) diye anılan ta­şı getirip İbrahim Aleyhisselâmın ayağının altına (iskele gibi) koydu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, onun üzerine dikilerek yapı işine devam etti. [482] Beytullâh´ın yapısı sona erinceye kadar bu taş, köşelerde dolaştırıldı, durdu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bu taşın üzerinde durmuş olduğu içindir ki, ona (Makam-ı İbrahim) ismi verildi. [483] İbrahim Aleyhisselâm, yapar, İsmail Aleyhisselâm da, ona, taş sunarken[484]<br />
<br />
"Ey Rabb´imiz! Tarafımızdan (kulluk armağanı olarak sunulan) şu hizmeti, ka­bul buyur!<br />
<br />
Şüphe yok ki, her şeyi, hakkıyle bilen Sen´sin Sen!" diyerek dua ederlerdi. [485]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, yapı işini ilerletip bugün, Hacerülesved´in bulunduğu yere yaklaştığı zaman, İsmail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Bana, bir Taş getir ki, insanların, Kabe´yi, oradan tavafa başlamalarına bir alâmet ve nişan olsun!" dedi.<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, bir taş bulup getirdi.<br />
<br />
Fakat, İbrahim Aleyhisselâm, onu, beğenmedi. [486]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Hacerülesved´i getirdi ki, Yüce Allah, Tûfan´da onu, Ebû Kubeys dağında muhafaza etmişti. [487]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, onu, görünce:<br />
<br />
"Babacığım! Sana, nereden geldi bu " diye sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cebrail, getirdi!" dedi.<br />
<br />
Hacerülesved´i, duvardaki yerine, Cebrail Aleyhisselâm, yerleştirdi. [488]<br />
<br />
Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Cennetten çıkarken, Hacerülesvedi yanında getirmiş, onu, Mekke´de yapacağı Beyt´e yerleştirmesi, Allah tarafından, kendi­sine emredilmişti. [489]<br />
<br />
Hacerülesved; Cennetten çıktığı zaman, kardan daha ak olduğu halde Âdem oğullarının müşrik olanları, onu, günahları ile karartmışlar[490], Cahiliyet ve İslâmiyet devrinde birbiri ardınca vuku bulan yangınlar da, onu, daha kara bir hale getirmiştir. [491]<br />
<br />
Hacerülesved; Kıyamet gününde, iki görür göz ve konuşur dil haline gelip dün­yada kendisini İstilâm edenler lehinde şehadette bulunacaktır.´[492]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla İsmail Aleyhisselâm, Kabe´yi yaparlarken, Cürhüm D.Âbir b.Sebe´, b.Yaktan´ın çocuklarından yardım istemişler, onlar da yardım et­mişlerdir[493]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Kabe´nin yüksekliğini: dokuz arşın;<br />
<br />
Uzunluğunu cephede: Hacerülesved Rüknünden Hatîm´in yanındaki Şam Rük­nüne kadar otuz iki arşın;<br />
<br />
Enini: Şam Rüknü ile Garb Rüknü arasında yirmi iki arşın;<br />
<br />
Arka taraftan, Garb Rüknü ile Yemen Rüknü arasını otuz bir arşın;<br />
<br />
Yemen tarafındaki cephenin enini: Hacerülesved Rüknünden Yemen Rüknü­ne kadar Yirmi arşın yaptı.<br />
<br />
Dört köşeli olduğu için, Beytullâh´a: Kabe denildi.<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm in yaptığı Kabe´nin temeli de, aynen böyle idi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Kabe´ye, yer seviyesinde bir kapı yeri bırakmıştı.<br />
<br />
Tübbaulhımyerî gelip kilidli ve halkalı bir kapı taktırıncaya kadar, Kabe, kapı­sız kaldı.<br />
<br />
Tübba´ Kabe´ye, tam bir örtü de, örttürdü ve Kâbenin yanında kurban da, kesti[494]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Kabe´ye ne tavan yaptı, ne de, Kabe´nin inşasında ça­mur kullandı.<br />
<br />
Sâdece, taşları, birbiri üzerine dizdi[495]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla Oğlunun İlk Haccı Ve İnsanların Hacca Çağrılışı:<br />
<br />
<br />
Kabe yapılıp tamamlanınca, Cebrail Aleyhisselâm, geldi, ibrahim Aleyhisselâma: "Onu tavaf et!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla İsmail Aleyhisselâm, her tavafta Hacerül Esved´i, İsti­lâm etmek suretiyle Kabe´yi, yedi kerre tavaf ettiler.<br />
<br />
Makam-ı İbrahim´in arkasında ikişer rekât namaz kıldılar.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm; Safa ile Merve, Mina, Müzdelife ve Arafatta yapılacak Hacc amellerinin hepsini onlara gösterdi, ve öğretti.<br />
<br />
Akabe Cemresine vardıkları zaman, orada, Şeytan göründü.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Tekbir getir ve taş at ona!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, birer birer yedi kerre tekbir getirerek taş attı.<br />
<br />
Şeytan, kayboldu.<br />
<br />
Şeytan, orta Cemre´de de, göründü.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, yine:<br />
<br />
"Tekbir getir ve taş at ona!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, yine yedi kere, birer birer Tekbir getirerek taş attı. Şey­tan, kayboldu.<br />
<br />
Şeytan, en son Cemre´de de, tekrar göründü.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Tekbir getir ve taş at ona!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, yedi Tekbirle ona yedi taş daha attı.<br />
<br />
Şeytan kayboldu.[496]<br />
<br />
Bundan sonra, İbrahim Aleyhisselâm, Cebrail Aleyhisselâmla birlikte Meş´ar-ı Haram´a, daha sonra da, Arafat´a gitti.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, orada, İbrahim Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Gösterdiğim Hacc amellerini öğrendin mi " diye üç kere sordu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, her soruşunda "Evet!" dedi.<br />
<br />
Bunun için, oraya Arafat denildi.[497]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Haccı, insanlara seslenerek bildir!" dedi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm: "Ne diyerek bildireyim " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey insanlar! Rabb´inizin dâvetine icabet ediniz! diye seslenerek bildir!" dedi ve bunu, üç kere tekrarladı.[498]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Yüce Allâha:<br />
<br />
"Yâ Rab! Benim sesim, insanlara nasıl yetişebilir " diye sordu.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
´Sen, seslen! Onu, insanlara eriştirmek, bana düşer!" buyurdu.´´[499] İbrahim Aleyhisselâm, Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının üzerine<br />
<br />
âkildi. [500]<br />
<br />
Taş, yüksele yüksele, dağlardan uzun ve boylu oldu. [501]<br />
<br />
O zaman; ovası, dağı, karası, denizi, insanı ve cinni ile bütün yeryüzü daraldı, sürüldü, derlenip toplandı,<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm da, parmaklarını, kulaklarına tıkadı. Sağa, sola, doğuya ve batıya doğru yönelip[502]<br />
<br />
"Ey insanlar! Rabb´iniz, bir Beyt, edindi ve onu, Hacc etmenizi, size, emrediyor! [503]<br />
<br />
Ey insanlar! Atîk Beyt´e (Kabe´ye), Hacc etmeniz, size Farz kılındı.´[504] Ey Allah´ın kulları! Allah´a itaat ediniz!<br />
<br />
Ey Allah´ın kulları! Allah´ın[505], Rabb´inizin[506] dâvetine icabet ediniz!" [507] di­kerek seslendi. [508]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın sesini işiten her şeyden, taştan, ağaçtan, tepeden, top-raktan[509], her taraftan[510]<br />
<br />
"Lebbeyk! Allah´ım Buyur! Emrine amadeyiz Sana, itaat ediyoruz Allah´ım!" sesleri yükseldi. [511]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın dâvetine, insanlardan, ilk icabet edenler, Cürhümîler<br />
<br />
o*du.[512]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâmla oğlu İsmail Aleyhisselâm, o zaman Mekke´de bulunan Cûrhümî halkıyla birlikte Haccettiler.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Mina´da: öğle, ikindi, Akşam ve yatsı namazlarını, kıldırdı.<br />
<br />
Geceyi, orada geçirdi.<br />
<br />
Sabah namazını da, orada kıldırdıktan sonra hep birlikte Nemire´ye gittiler.<br />
<br />
Arafat´ta, bu gün (İbrahim Mescidi)nin bulunduğu yerde, öğle vaktinde, öğle ile ikindi namazını bir arada kıldırdı.<br />
<br />
Sonra, halkı, Arafat´taki Vakfe yerine götürüp Vakfe yaptırdı.<br />
<br />
Güneş, batarken, onları, hep birlikte Müzdelife´ye getirdi.<br />
<br />
Orada, akşamla yatsı namazını, yatsı vaktinde kıldırdı ve orada kalındı.<br />
<br />
Sabah namazını, erkence kıldırdıktan ve Müzdelife Vakfesini de, yaptırdıktan sonra, halkı, Mina´ya getirdi.<br />
<br />
Cemrelerin, nasıl atılacağını, onlara, gösterip öğretti.<br />
<br />
Bütün Hacc amellerini yaptırdıktan sonra, kendisi, dönüp Şam´a gitti.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; her yıl, Mekke´ye gelir, Hacc ederdi.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın zevcesi Hz. Sâre ile oğlu İshak Aleyhisselâm da, Şam´­dan gelip Hacc Farîzasını yerine getirmişlerdir.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmdan sonraki Peygamber ve mü´min olan ümmetleri de, Mekke´ye gelip Hacc etmişlerdir.<br />
<br />
Ümmetleri helak olan Peygamberler, Mekke´ye gelirler, ömürlerinin sonuna ka­dar, orada, Allah´a ibâdet ve tâatla meşgul olurlardı.<br />
<br />
Böylelikle Hacca gelip vefat eden Peygamberlerden doksan dokuzunun, Makam-ı İbrahim ile Zemzem arasındaki yerde gömülü bulunduğu ve yetmiş Pey­gamberin, Mina´daki Mescid´de namaz kıldıkları da, rivayet edilir.´[513]<br />
<br />
<br />
<br />
Hacc Emirliği:<br />
<br />
<br />
<br />
Mes´ûdî (vefatı 346 Hicrî); Hicret´in sekizinci yılından, üç yüz otuz altıncı yılına kadar Hacc Emiri olarak, halka, kimler tarafından Hacc yaptırılmış olduğunu, sı­rası ile kayd eder. [514]<br />
<br />
<br />
<br />
Kur´ân-I Kerimin Kabe Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
Kabe, Kabe´nin yapılışı, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmların, Yüce Allâh´dan dilekleri ve Hacc´ın, insanlara ilânı... Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:<br />
<br />
"Şüphe yok ki: insanlar için, te´sis edilmiş olan ilk Beyt, Bekke´deki o çok mü­barek ve âlemler için hidâyet olan (Beyt)dir.<br />
<br />
Onda, açık alâmetler, Makam-ı İbrahim vardır. Kim, oraya girerse, (taarruzdan) emîn olur.<br />
<br />
Ona, bir yol bulabilenlerin, Beyt´i, Hacc ve Ziyaret etmesi, Allâhın, insanlar üze­rinde bir hakkıdır.<br />
<br />
Kim, bu hakkı, inkâr eder, tanımazsa, şüphe yok ki, Allah, bütün âlemlerden ga­nî ve müstağnidir. [515]<br />
<br />
"Hani, İbrahim, o Beyt´in (Kabe´nin) temellerini, duvarlarını, İsmail ile birlikte yük­seltiyordu da, her ikisi, şöyle dua ediyordu:<br />
<br />
(Ey Rabb´imiz! Tarafımızdan, Sana sunulan şu hizmeti, kabul buyur! Şüphe yok ki, her şeyi, hakkıyle işiten, hakkıyle bilen Sen´sin Sen! Ey Rabb´imiz! Bizi, Sana teslimiyette sabit kıl!<br />
<br />
Soyumuzdan da, yalnız sana boyun eğen Müslüman bir ümmet yetiştir! İbâdet edeceğimiz yerleri, Hacc amellerini, bize göster, öğret! Tevbemizi, kabul buyur!<br />
<br />
Çünkü, tevbeleri, en çok kabul buyuran ve Mü´minleri, hakkıyle esirgeyen Sen´-sı´n Sen<br />
<br />
Ey Rabb´imiz! Onların, o soyumuzun içinden, onlara, Senin âyetlerini okuyacak, onlara, Kitabı, hikmeti öğretecek, kendilerini, (şirkten, kötülüklerden) iyice temizle­yecek bir Peygamber de, gönder!<br />
<br />
Şüphe yok ki, kudretiyle her şeye üstün gelen, hikmetiyle herşeyi yerli yerince yapan, Sen´sin Sen!" [516]*<br />
<br />
"Bizim, Beyt´i (Kabe´yi), insanlar için, bir toplanma, sevabalma, emniyet ve se-âmet bulma yeri yapmış olduğumuzu hatırlayınız!<br />
<br />
Makam-ı İbrahim´i, namazgah edininiz! İbrahim ile İsmail´e:<br />
<br />
Beytimi; Tavaf edenler, ibâdet maksadı ile orada kalanlar, rükû ve sücud eden-<br />
İbrahim:<br />
<br />
Yâ Rab! Burasını, emniyetli bir şehir yap ve ehâlisinden, Allâha ve Âhiret günü­ne inananları, mahsullerle rızıklandır! diye dua etmişti.<br />
<br />
Allah da:<br />
<br />
Kâfir olanı da, kısa bir zaman için, yararlandıracağım. Sonra, onu, Cehennem azabına zorlayacağım! Ne kötü varılacak yardir orası! buyurmuştu. [517]<br />
<br />
"İnsanlara, Hacc´ı, ilân et! Gerek yaya olarak, gerek her uzak yoldan, zayıfla­mış develer üzerinde, sana, gelsinler!" [518]<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe Ve Kabe´nin Tarihçesi:<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe: Müslümanların kıblesi olan Beytullâh´ın ismidir.<br />
<br />
Bu isim, ona, ya Mik´ab, Murabba (dört köşeli) olduğu, yahud, Mekke´de ilk kurulan bina olması itibarı ile, çevresinden tepe gibi yüksekçe bulunduğu için, verilmiştir.<br />
<br />
Esasen, Araplarca, her yüksek eve, Kabe denilir. [519] Kabe; çeşitli tarihlerde, müteaddid defalar yapılmıştır:<br />
<br />
1) Rivayete göre: Yüce Allah; gök halkının, Beyt-i Mâmûr´u, Tavaf ettikleri gi­bi, yeryüzü halkının da, tavaf ve ziyaret etmeleri için, Beyt-i Mâmûr´un, yer­de bir misâli olmak üzre, Melekler gönderip ilk Kâbeyi inşa ettirmiştir. [520]<br />
<br />
2) Kabe´nin ikinci yapılışı, Âdem Aleyhisselâm tarafındandır.[521]<br />
<br />
3) Âdem Aleyhisselâmın vefatından sonra, oğulları, Kabe´yi, taş ve çamurla, yeniden yaptılar.<br />
<br />
Bu yapı, Tûfan´a kadar kaldı. Tûfan´da yıkıldı ve belirsiz oldu. [522]<br />
<br />
Kabe´yi, Âdem Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Şis Aleyhisselâm, ilk kez, taş­la ve çamurla yapmıştır. [523]<br />
<br />
Nuh Aleyhisselâm ile İbrahim Aleyhisselâm arasındaki çağda ise, Kabe´nin yeri; sellerin aşamayacağı, kırmızı kesekli bir tepecik halinde idi.<br />
<br />
İnsanlar; Kabe´nin yerinin orada bulunduğunu, bilmekte ve fakat, tam yeri­ni, tâyin edememekte idiler.<br />
<br />
Bununla beraber, her taraftan mazlumlar, oraya gelir ve sığınırlardı. Sıkıntıya uğrayanlar, orada dua ederler, duaları, kabul olunurdu.<br />
<br />
Kabe´nin yeri; Yüce Allah tarafından, İbrahim Aleyhisselâma bildirilinceye kadar, insanlar, orayı, ziyaret ederlerdi. [524]<br />
<br />
4) Kabe´yi, dördüncü defa, İbrahim Aleyhisselâm, oğlu İsmail Aleyhisselâmla birlikte yapmışlardır. [525]<br />
<br />
5) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi beşinci defa Amâlikalar;<br />
<br />
6) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi, altıncı defa Cürhümîler[526];<br />
<br />
7) Kabe´yi, yedinci defa Kusayy b.Kilab[527]);<br />
<br />
8) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi, sekizinci defa, Kureyşîler[528]<br />
<br />
9) Kabe´yi, dokuzuncu defa (Hicrî: 61) Abdullah b.Zübeyr;<br />
<br />
10) Kabe´yi, onuncu defa, Haccac b.Yûsüfüssakafî yaptı. [529]<br />
<br />
11) Kabe´nin on birinci ve son yapılışı; Osmanlı Pâdişâhlarından Sultan Ahmed´in onarımından sonra, oğlu dördüncü Sultan Murad b. Sultan Ahmed tarafın-dandır ve şöyle olmuştur:<br />
<br />
Esedî´nin bildirdiğine göre: Hicrî on birinci asrın başlarında Kâbenin şark tara­fındaki duvarda bir çatlama olmuştu.<br />
<br />
Hicrî bin on dokuz yılında bu çatlaklık, daha da, arttı:<br />
<br />
Mekke´de, o tarihte şiddetli bir yağmur yağdı.<br />
<br />
Yağmurun arkasından sel geldi.<br />
<br />
Sel suları, Mescid-i Haram´ın içine kadar girdi.<br />
<br />
Kabe´nin, şark ve garp duvarları ile Hacerülesved´in bitişiğindeki duvar çatladı.<br />
<br />
Sultan Mehmed´in oğlu Sultan Ahmed, Beytullâh´ı, yıktırarak bu iki duvardan birinin taşlarını altun, diğerininkini de, gümüş kaplatıp yaptırmak istedi.<br />
<br />
Fakat, İlim Adamları, kendisine, mâni oldular.<br />
<br />
Bu çatlağın, bir kuşakla giderilerek duvarın yıkılmaktan korunması mümkün olduğunu söylediler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Sultan Ahmed, sarı bakırdan altun kaplamalı bir kuşak yaptırdı.<br />
<br />
Bunun, Kabe´ye bağlanması, bin yirmi yılının sonu ile bin yirmi bir yılının ba­sında idi.<br />
<br />
Sultan Ahmed, bu iş için, seksen bin Dinar (altın) harcadı.<br />
<br />
Hicrî bin otuz dokuz yılı şaban ayının on dokuzunda çarşamba günü sabahı saat ikide Mekke´ye ve havalisine benzeri görülmedik şiddetli bir yağmur yağdı.<br />
<br />
ikindi ile akşam arası Vâdi-i İbrahim tarafından sel suları akmağa başladı.<br />
<br />
Sel suları; önünde bulunan ev, dükkân, odun, ahşap, taş, toprak, ne varsa, nepsini sürükleyip getirdi.<br />
<br />
Önüne kattığı süprüntüleri, Harem-i şerîfe, Beytullâh´ın içine soktu.<br />
<br />
Sel, yatsıya yakın bir zamana kadar devam etti.<br />
<br />
Harem-i şerif içinde su, tavaf sahasının etrafındaki direkler üzerindeki kandil­lerin asıldığı halkalara kadar yükseldi! Kabe´nin içine de, anahtar deliğinden iki metre yükseklikte su girdi.<br />
<br />
Suyun boşalması için, Harem-i şerifin kapılarından olan Bâb-ı İbrahim açıla­rak, sular, oradan, Mekke´nin aşağısına doğru akıtıldı.<br />
<br />
Selde ölenlerin sayısı bin kadardı.<br />
<br />
Sel geldiği gün, ikindi vakti, Kabe´nin Şam tarafındaki duvarı, iki cephesiyle, iki tarafa doğru yıkıldı.<br />
<br />
Şark duvarının şark kapısına kadar olan kısmını da, beraberinde götürdü. On­dan başka bir duvar kalmadı.<br />
<br />
Kapının Kıvamı, kalan duvarın üzerinde idi.<br />
<br />
Garp tarafındaki duvardan da, her iki yönden altıda birini götürdü.<br />
<br />
Yalnız, bu görünen yüzden -ki, Şam duvarının bitişiği olan kısmıdır- üçte iki kadar kısmını ve tavanın da, iç kısmını, beraberinde çekip götürdü.<br />
<br />
Şam tarafından yıkılan duvar, Haccac b. Yûsüfüssakafînin yaptırdığı duvardı. Durum; Mısır yoluyla İstanbula arzedildi.<br />
<br />
Haber, dış memleketlere erişince -Hacc Mevsiminin yaklaşmış bulunması do-layısı ile- son derecede heyecan uyandırdı.<br />
<br />
Mısır Valisi, Arnavud Mehmed Ali Paşa, Pâdişâhın gelecek emrini bekleme­den, Rıdvan Ağayı, kendi tarafından, hemen Mekke´ye gönderdi.<br />
<br />
Ona, müstacel tedbirler alması için tam yetki verdi. Rıdvan Ağa, aynı yılın yirmi altı şevvalinde Mekke´ye vardı. Yirmi dokuz şevval salı günü, vazifeye başladı.<br />
<br />
Önce; Beytullâh´ın, Mescid´in içinde toplanan sel birikintilerinden temizlenmesi için, müzakerelerde bulunmak üzre, bir Meclis kurdu.<br />
<br />
Müzakere sırasında çıkan görüş ayrılığını, ilim adamlarından aldığı Fetvalarla halletti.<br />
<br />
Cidde, Medine ve Kanfede´de bulunan nakil vâsıtaları, Mekke´ye getirilerek Harem-i şerif ve tavaf yolları, üzerlerini kaplayan çamurlardan temizlendi.<br />
<br />
Haremin içine tepeler gibi çamur ve pislikler yığılmıştı.<br />
<br />
Temizleme işi, zilkade ay´ının on dokuzuncu salı günü sona erinceye kadar, günde otuz kırk bin yük çamur taşındı.<br />
<br />
Bundan sonra, sellerin tahrip ettiği yollar, havuzlar, su gözeleri ve Mina girişi onarılmağa başlanıp rebîulâhır ay´ının dokuzuncu perşembe günü bitirildi.<br />
<br />
Kabe´nin tamiri için, Mısırdan gerekli malzemeler de geldi.<br />
<br />
Pâdişah´ın gönderdiği zat ta, Mekke´ye gelip Rıdvan Ağa ile birlikte işe başladı.<br />
<br />
Yirmi dokuz rebîulâhir çarşamba günü; Seyyid Muhammed Nazır, Rıdvan Ağa, Harem Şeyhi Şemsüddinül´attâkîve Mühendis Ali b. Şemsüddin Efendiler tara­fından Kâbenin inşâat keşfi ve planı yapıldı.<br />
<br />
Binanın inşâat işine: Mühendislerden, Devlet Mühendisi Ali b.Şemsüddi-nülmekkî,<br />
<br />
Mühendis Muhammed b.Zeynülmekkî,<br />
<br />
Kardeşi Muallim Abdurrahman ve Muallim Süleymanussahrâviyyülmısrî Efen­diler tayin edildiler.<br />
<br />
Süleymanüssahrâvî, Baş marangozdu. Ustalardan da:<br />
<br />
Fâtih Ebüsseyyidüttabatıbiyyülmekkî, Selîmülkureşî, Muallim Süleyman b.Mu-nammedülbeca, Ibn. Hatim ve Nûrüddin adındaki ustalar tayin edildiler.<br />
<br />
Bunların son dördü Mısırlı idiler.<br />
<br />
Yirmi üç cemaziyelâhir pazar günü, Kabe´nin duvarları örülmeğe başlandı.<br />
<br />
Yirmi üç şaban günü, yirmi beşinci sıra taşları dizildi.<br />
<br />
Kabe´ye ve çevresine aid bütün işler, iki zilhicce gününe kadar tamamlanıp Bayramlarda ve Hilal zamanlarında ateş yakılacak yerlerin yapımı ile inşâat ve tâmirat sona erdirildi.[530]<br />
<br />
Osmanlı Tarihçilerinden Naîmâ (1065-1128) da, Tarih´inde bu hâdiseleri oriji­nal üslubuyla anlatır. [531]<br />
<br />
Halebî (975-1044) de, bunlardan, kısaca bahseder. [532]<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe´ye Örtü Örtülüsünün Kimler Tarafından Ne Çeşid Ve Nasıl Örtüldüğü<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe´ye, ötedenberi, çeşitli örtüler, örtülürdü.<br />
<br />
Kurbanlık deveye Hıbere, Bürüd vesâir Yemen kumaşı yükletilir, bunlar, Ka­be´ye hediye edilirdi.<br />
<br />
Kabe´ye hediye edilen çeşitli örtülerden Deniz koyunu yününden dokunmuş kumaş ve döşek yüzleri, Kabe´ye asılır, Kabe, bunlarla örtülür, artanı da, Kabe´­nin deposunda tutulurdu.<br />
<br />
Örtülerden, eskiyen olduğu zaman, onun yerine, depodakilerden alınıp konu­lur, üzerindeki örtülerden hiç biri başka bir suretle çıkarılmazdı.<br />
<br />
Bunun için, Kabe´nin, birbiri üzerine asılmış kat kat örtüsü vardı. [533]<br />
<br />
Örtüler; önceleri, Kabe´nin çamursuz olarak kuru taşlarla örülü duvarlarının üze­rine, dıştan sarkıtılır ve yukarıdan iç kısmına bağlanırdı. [534]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Mekke´den, Medine´ye hicret etmeden önce, Ka­be´nin üzerinde çizgili Yemen kumaşları, postlar, kilimler, su koyunu yününden yapılmış şallar vesaire bulunuyordu.<br />
<br />
Nevar bint-i Mâlik, Zeyd b.Sâbit´e hâmile iken, Kabe´nin üzerinde su koyunu yününden, ipekten, kenarları sayvanlı yeşil, sarı renkte şallar, kilimler, bedevî el­biselerinden elbiseler, keten kilimler, kıl kilim şakları gördüğünü söyler. [535]<br />
<br />
1) İsmail Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra da, gerek Kabe ve gerek Hacc amellerine ait hizmetleri yürütmek ve yönetmekte de­vam etti. [536]<br />
<br />
İlk defa olarak ta, Kabe´ye örtüyü o, örttü. [537]<br />
<br />
2) Süleyman Aleyhisselâm; İlya (Kudüs) Mescidini inşa işinden boşalınca, Mek­ke´ye gidip Kabe´yi Tavaf etti ve ona, örtü örttü.<br />
<br />
Kabe´nin yanında kurban kesti. Mekke´de yedi gün oturdu. [538]<br />
<br />
3) Yemen kralı Rebîa b. Nasr´ın ölümünden sonra, bütün Yemen´e hâkim olan Tübba´ Tüban Es´ad Ebû Kerib; Medine´yi, yıkmak ve Medine halkını imha et­mek istediği zaman, Benî Kurayza Yahudilerinin iki büyük bilgin´i:<br />
<br />
"Ey Hükümdar! Sen, böyle bir şey yapmaktan vazgeç!<br />
<br />
Vazgeçmezsen, yapmak istediğin şey ile senin arana, muhakkak, gerinilirdir.<br />
<br />
Hem biz, senin bu yüzden, hemen, bir felâkete uğramayacağından da, emîn değiliz...<br />
<br />
Çünkü, burası, Âhir-i zamanda, Kureyşîlerin bulundukları Harem´den çıkacak olan Peygamberin hicret yeri, yurdu ve başkenti olacaktır!" diyerek kendisini, bun­dan vazgeçirmişlerdi.<br />
<br />
Tüban; Medinelilerle çarpışmayı bırakıp Yemen´e doğru giderken, Usfan, Emeç mevkileri arasında, huzuruna, Hüzeyl b.Müdrike oğullarından iki kişi gelip:<br />
<br />
"Ey Hükümdar! Senden önceki Hükümdarların ihmal ettikleri inci, zümrüd, ya­kut, altun ve gümüşle dolu olan bir hazineyi size göstersek olmaz mı<br />
<br />
O hazine, Mekke´de bir Beyt´in içinde olup Mekkeliler, O Beyt´e tazim ve onun yanında ibadet ederler" dediler.<br />
<br />
Hüzeylîler, hükümdarın böyle bir şeye kalkışmasını kendisinin, helak olması için, istiyorlardı.<br />
<br />
Çünkü, onlar, Mekke´ye ve Kabe´ye tecâvüze ve onun yanında zulme kalkı­şan Hükümdarlardan her birinin helak olup gittiğini biliyorlardı.<br />
<br />
Tüban´ı, yine, yanındaki Yahudi Bilginleri, bu tehlikeli niyetinden de, vaz geçi­rip Mekke´ye vardığı zaman, Kabe´ye tazimde ve Mekke halkına iyilikte bulun­mağa ikna´ ve teşvik ettiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Tüban; Mekke´ye varınca, Beytullâh´ı Tavaf etmiş, Mekke´de kaldığı günlerde kestirdiği iki bin devenin etlerini Mekke halkına yedirmiş ve ayrı­ca bal şerbeti de, ikram etmişti.<br />
<br />
Tüban; Mekke´de bulunduğu sırada, rüyasında, Beytullâh´a örtü örttüğünü gö­rünce, Kabe´ye, Hasaf´tan, kaba dokunmuş bezden bir örtü geçirdi.<br />
<br />
Sonra, rüyasında, Beytullâh´a daha güzel bir örtü örttüğünü görünce, maafir diye anılan Yemen kumaşından bir örtü örttü.<br />
<br />
Bundan sonra, rü´yâsında, Beytullâh´a daha güzel bir örtü örttüğünü görüp Müla´ (çarşaf) ve Vasâil (çizgili ince Yemen kumaşı) örttü.<br />
<br />
Tübba´; Cürhümîlerden olan Valilerine de, gerektikçe, Beytullâh´a örtü örtme­lerini tavsiye, onu, temizlemelerini, kan, leş ve hayz bezi gibi şeyleri, ona yaklaş­tırmamalarını emretti.<br />
<br />
Kabe´ye bir kapı ve bir de, anahtar yaptırdı.<br />
<br />
Sonra da, Mekke´den çıkıp askerleri ve yanındaki iki Yahudi Bilgini ile birlikte Yemen´e doğru gitti.[539]<br />
<br />
Tübba´ın, Kabe´ye, önce deriden örtü örttüğü de, rivayet edilir. [540]<br />
<br />
Tübba´ Es´ad Ebû Kerib´in Mekke´ye bu gelişi, Kabe´ye örtü örtüşü, Peygam­berimiz Aleyhisselâmın, Peygamber gönderilişinden yedi yüz yıl önce idi. [541]<br />
<br />
4) Peygamberimiz Aleyhisselâmın Dedesi Abdulmuttalip´ten yukarı doğru yir­minci sıradaki Atası Adnan; babası Üded´den sonra, Kabe hizmetini üzerine alıp yüttüğü sırada Kabe´ye meşinden örtü geçirdi. [542]<br />
<br />
5) Cahiliye devrinde eline gecen ipekli bir peştemalı, ilk defa Kabe´ye asan da, Hâlid b. Cafer, b. Kilab olup[543] kendisi, Âmir b. Hasafa kabilesinin Cafer oğul­ları ailelerinden bir ailenin büyüğü idi. [544]<br />
<br />
6) Kureyşîler; cahiliye devrinde Kusayy b. Kilabdan Ebû Rebîa b. Mugîre b. Abdullah, b. Ömer, b. Mahzum´un zamanına kadar, Kabe örtüsü hakkında yar-dımlaşırlar, kabilelere -mâlî güçlerine göre- salma salarlardı.<br />
<br />
Ebû Rebîa, Yemen´e gider durur, orada ticaretle uğraşırdı. Çok zengindi. Kureyşîlere:<br />
<br />
"Kabe´ye, bir yıl tek başıma, ben, örtü örteyim, bir yıl da, bütün Kureyşîler, örtsün!" dedi ve böylece, ölünceye kadar, Cend kasabasından Hıbere (Çizgili in­ce Yemen kumaşı) getirtip Kabe´ye örtmeğe devam etti. [545]<br />
<br />
7) Hz.Abbas b.Abdulmuttalib´in annesi[546] Nüteyle bint-i Cenab, b. Küleyb, b. Malik, b. Amr, b. Âmir, b. Nemr, b. Kasıt[547], biricik oğlu Hz. Abbas´ı, küçük ço­cuk iken kaybetmiş ve sağ salim bulacak olursa, Kabe´ye ipek örtü örtmeyi adamıştı.<br />
<br />
Nüteyle, oğlunu, bulduğu zaman, bu adağını, yerine getirmek üzere, Kabe´ye ipek örtü örttü . [548]<br />
<br />
8) Peygamberimiz Aleyhisselâmın olgunluk çağına bastığı sıralarda idi[549] ki, bir kadın´ın, Kabe hareminde buhurdanlıkta öd ağacı yakarken, buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kabe´nin kat kat örtüsü tutuşup tamamiyle yanmıştı. [550]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm, otuz beş yaşlarında bulunduğu sıralarda[551], Kureyşîler, Kabe´yi yıkıp yeniden yaptıktan sonra, onun üzerine Hıberât-ı Yemâ-niye diye anılan Yemen işi çizgili kumaş örttüler. [552]<br />
<br />
9) Peygamberimiz Aleyhisselâm; Hicretin onuncu yılında Veda Haccı sırasın­da[553], Kabe´ye, Yemen işi çizgili örtü örttü. [554]<br />
<br />
10) Peygamberimiz Aleyhisselâmdan sonra, Hz. Ebû Bekir, Kabe´ye örtü örttü. [555]<br />
<br />
Hz.Ebû Bekir´in, Kabe´ye örttüğü örtü, Kabâtî (Mısır işi ince beyaz kumaş)<br />
<br />
idi. [556]<br />
<br />
11) Hz.Ömer de, Kabe´ye örtü örttü. [557]<br />
<br />
Kendisinin, Kabe´ye örttüğü örtü Kabâtî (Mısır işi ince, beyaz kumaş) idi. [558]<br />
<br />
Hz. Ömer, her yıl, Mısıra yazı yazar ve orada, Kabe için özel olarak Kabâtî örtü dokutturur ve bedelini, Beytülmal´den öderdi. [559]<br />
<br />
12) Hz. Ömer´den sonra Halife olan Hz. Osman da, Kabe´ye Kabâtî örtü örttürdü. [560]<br />
<br />
O da, bu örtüyü Mısırda dokuttururdu.<br />
<br />
Yalnız, bir yıl, Kabe için Yemen Valisi Yahya b. Münebbih´e emir verip Bürüd-i Yemâniye getirtmiş olduğu için, o yıl, Kabe´ye iki örtü örtülmüştü. [561]<br />
<br />
13) Emevî Halifelerinden Muâviye b. Ebî Süfyan (Vefatı: 60 Hicrî) Kabe´ye iki defa ve iki çeşit örtü örttürdü.<br />
<br />
Bunlardan biri: Kabâtî, diğeri de, Atlas örtü idi.<br />
<br />
Atlas örtü, Kabe´ye Aşûra gününde, Kabatî örtü de, Ramazan sonunda, Bay-´am için, örtülürdü. [562]<br />
<br />
14) Emevî Halifelerinden Yezid b.Ebî Süfyan (vefatı: 64 Hicrî), Kabe´ye Hüsre-vânî Atlas örtü örttü. [563]<br />
<br />
15) Abdullah b. Zübeyr (Vefatı: 74 Hicrî), Halîfe olunca, her yıl, kardeşi Müslim o.Zübeyr´e, Hüsrevânî Atlas örtü gönderir ve Aşûra gününde, Kabe´ye ört-türürdü. [564]<br />
<br />
16) Emevî halifelerinden Abdulmelik b. Mervan (Vefatı: 86), her yıl, Kabe´ye Atlas örtü gönderirdi.<br />
<br />
Onlar, önce, Medine´de Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidinde direkler arasına serilir, bir gün, yayılı kaldıktan sonra, dürülüp Mekke´ye gönderilirdi. [565]<br />
<br />
17) Kabe´ye, her yıl, biri Atlas, diğeri Kabatî olmak üzere, iki çeşit örtü örtülürdü. Atlas: Arefe gününden bir gün önce, yâni Terviye günü örtülürdü.<br />
<br />
Bunun için, önce, Kabe´nin üzerine bir gömlek asılır, bu gömlek dikilmeyip Kâ-benin üzerinden sarkıtılırdı.<br />
<br />
Hacılar, Mina´dan inmeğe başladıkları zamandan gidinceye kadar Kabe´nin ör­tüsünü yırtmamaları için, bu gömlek dikilir ve üzerinden, İzar sarkıtılırdı.<br />
<br />
Aşûra günü olunca, Kâbenin üzerine, İzar asılır ve gömleğe bitiştirilirdi.<br />
<br />
Bu Atlas örtü, ramazanın yirmi yedisine kadar Kâbenin üzerinde kalır, o gün, Bayram için, Kabatî örtüsü örtülürdü. [566]<br />
<br />
18) Abbasî Halifelerinden Mehdî (Vefatı: 169), Hicretin yüz altmışıncı yılında Hacc yaptı.<br />
<br />
Kendisine; Kâbenin üzerinde bir çok örtüler toplanıp ağırlık yaptığını ve bunun Kâbenin duvarlarını çökerteceğinden korkulduğunu arzettiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Mehdî, Kâbenin üzerindeki bütün örtülerini soydurdu. Duvarlarına, dıştan ve içten Misk, Anber kokuları sürdürdü.<br />
<br />
Duvarları, baştan başa boyattı. Sonra da, Kabe´nin üzerine, yeniden Kabatî´-den Deniz koyunu yününden ve Atlasdan üç örtü örttürdü.<br />
<br />
Hicretin ikiyüzüncü yılına kada Kâbenin örtüleri hafifletilmedi. [567]<br />
<br />
19) Hicretin iki yüzüncü yılında, Mekke Hâkimi olan Hüseyin b. Hasanüttâlibî, Kâbenin üzerindeki örtülerin ağırlığı, tehlike doğuracağını hissedince, bütün ör­tülerini soyup Kabe´ye, biri ince ipekten dokunmuş sarı, diğeri beyaz, üzerlerinde: (Bismillâhirrahmânirrâhim) ve (Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ Ehli Beyti-hittayyibînettâhirînel´ahyâr) yazılı iki örtü örttürdü.<br />
<br />
Bu örtüye, Hicretin iki yüzüncü yılından iki yüz kırk dördüncü yılına kadar de­vam edildi ve Kâbenin üzerinde yüz yetmiş örtü birikti. [568]<br />
<br />
20) Abbasîi Halifelerinden Me´mun´a (Vefatı: 218),Atlas örtünün, Bayrama ye­tişmeden yırtıldığı, yamanıp çirkinleştiği arzedildi.<br />
<br />
Me´mun da, o zaman, Mekke Posta Memuru bulunan âzadlısı Mübârekütta-berî´ye: "Kabe, hangi örtü içinde daha güzel görünür " diye sordu.<br />
<br />
O da:<br />
<br />
"Beyaz örtü içinde!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Me´mun, Kabe´ye, beyaz Atlastan örtü örtülmesini emretti.<br />
<br />
Örtü, Hicretin iki yüz altıncı yılında yapıldı, Kâbeye gönderilip asıldı.<br />
<br />
Kabe, böylece, üç örtü ile örtülür oldu.<br />
<br />
Kırmızı Atlas örtü: Terviye günü (8 zilhicce),<br />
<br />
Kabatî örtü: Recep ay´ı, girdiği gün,<br />
<br />
Me´munun ihdas ettiği beyaz Atlas örtü de, Bayram için, ramazanın yirmi ye­dinci günü örtülmeğe devam edildi.<br />
<br />
Sonra, yine, Me´mun´a, kendisinin örttürdüğü beyaz Atlas örtünün alt kısmı­nın Aşûra gününde örtülen kırmızı Atlas üzerine daha dikilmeden Hacc günlerin­de hacıların dokunmaları yüzünden yırtılıp eskidiği arz edildi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Me´mun, beyaz Atlas İzardan fazla kalanını da, gönderdi ki, bununla, Terviye günü veya zilhiccenin yedinci günü, Bayram için örtülen İzarın yırtıklarının üzeri, Aşûra günü giydirilen kırmızı Atlas dikilinceye kadar örtülüp ka-patılacaktı. [569]<br />
<br />
21) Daha sonra, Kabe´ye aid kırmızı Atlas eteklerinin daha recep ayına varma­dan, halkın dokunmaları yüzünden, eskiyip yıprandığı, Abbasî Halifelerinden Câ-ferülmütevekkil (Vefatı: 247)e, arz edildi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Halife, ilk İzar´a, iki İzar daha ekledi. Kabe´nin kırmızı Atlas gömleğinin eteğini yere değecek kadar uzattırdı. Sonra, her iki ayda bir, onun üzerine bir İzar daha koydurdu. Bu, iki yüz kırk yılında, iki yüz kırk bir yılı örtüsü içindi.<br />
<br />
Bundan sonra, Kâbenin Perdedarları, eklenen İzarların ikincisine gerek olma­dığını görerek onu, Kabe deposuna koydular ve Halifeye de:<br />
<br />
"Kâbeye, bir İzarla gömleğinin uzatılan eteği yetmektedir!" diyerek yazı yazdılar.<br />
<br />
Bundan sonra, Kabe´ye, üç ayda bir, tek İzar gönderilir ve üç ayda bir de, Etek geçirilir oldu.<br />
<br />
Daha sonra, Câferülmütevekkil, iki yüz kırk üçüncü yılda, Kabatî Gömlek Ete­ğinin, altındaki şadırvana kadar uzatılmasını emretti. [570]<br />
<br />
22) İbn. Abd. Rabbih (Vefatı: 328 Hicrî); Kabe´nin, kendi zamanındaki duru­munu tarif ederken:<br />
<br />
"Hacerülesved Rüknünün (bir buçuk adam boyundaki kısmı hariç olmak üze­re) her tarafının örtülü olduğunu ve Hacc Mevsimi yaklaşınca, beyaz Horasan at­las ile örtülüp Hacılar, İhram halinden çıkıncaya kadar bu örtü içinde bulunduğu­nu, Hacılar, İhramdan çıktıkları Kurban günü, Kabe´ye; (Tahmid), (Teşbih), (Tek­bir) ve (Tazim) yazılı kırmızı Horasan atlas örtüsü örtülerek gelecek yıla kadar Ka­be´nin, bu örtü içinde bulundurulduğunu ve örtüler çoğalıp ağırlığının, Kabe´ye zarar vermesinden korkulunca da, bazıları, alınarak hafifletildiğini bildirir. [571]<br />
<br />
23) Hicretin dört yüz altmış altıncı yılında Ebünnasr Esterâbâzî, Kâbeye, Hind işi beyaz atlas örtü örttürdü.<br />
<br />
24) Aynı yılda[572], Sultan Mehmed Sebüktekin tarafından Kabe´ye sarı atlas örtü örttürüldü. [573]<br />
<br />
25) Sultan Melik Şah b. Alparslan-ı Selçûkînın Vezîri Nızâmülmülk (Vefatı: 485 Hicrî), Kâbeye, Hind işi yeşil örtü örttürdü. [574]<br />
<br />
26) Hicretin beşyüz otuz ikinci yılında, Şeyh Ebülkasım da, Kabe´ye Hıberat ve başka örtülerden örtü örttürdü. [575]<br />
<br />
27) Abbasî Halîfelerinden Nâsır´ın (Vefatı: 575 Hicrî) Halîfeliği zamanında, Ka­be´ye, önce yeşil, sonra da, siyah örtü örtüldü ve siyah örtü örtülmeğe devam edildi. [576]<br />
<br />
28) Hicretin altıyüz kırk yılında esen şiddetli bir rüzgârda Kabe´nin örtüsü yırtı­lınca, Yemen Meliki Mansur, örtü örtmek istemişse de, bu işin, Halîfe´ye aid ol­duğu ileri sürülerek Kabe´ye, siyaha boyanan pamuk bezinden örtü örtülmekle yetinildi. [577]<br />
<br />
29) Abbâsîlerin durumları zayıflayınca, Kâbenin örtüsü, bazan Mısırdan, bazan da, Yemen´den gönderilmeğe başladı ve Mısırda karar kıldı.<br />
<br />
Böylece, Kabe´nin dış örtüsü, Mısırdan gönderilmeğe devam etti. [578]<br />
<br />
30) Mısırda her kral değiştikçe, Kabe´ye, kırmızı ipekten yapılmış örtü gön-<br />
<br />
derildi. [579]<br />
<br />
31) Krallar içinde Yemen kralı Melik Muzaffer; Abbas oğullarının, Bağdat´ta dev­letleri sona erdikten sonra, altıyüz elli dokuzda Kabe´ye örtü örtenlerin ilki idi.<br />
<br />
32) Hicretin altıyüz altmış birinci yılında. Mısır Türk krallarından Melik Zahir Bay-bars ta, Kabe´ye örtü örtenlerin ilki idi. [580]<br />
<br />
33) Hicretin yediyüz kırk üçüncü yılında; Salih İsmail b. Nasır b. Muhammed b. Klavun da, her yıl, Kabe´ye örtü örtmeyi üzerine aldı. [581]<br />
<br />
34) Kral Salih İsmail´in kardeşi Nasır Hasan da, yediyüz altmış bir yılında, ör­tünün, yere kadar olan, uzanan ve sırma ile işlenen kısmını -ki, yukarısının yarısı­na yakındır- üzerine aldı. [582]<br />
<br />
35) Osmanlı pâdişâhlarından Yavuz Sultan Selim; Hicretin dokuz yüz yirmi üçüncü yılında, Mısır ve Hicazı hükmü altına alıp adına hutbe okunduktan ve son Abbasî Halifesi Üçüncü Mütevekkil Alallâh´ı İstanbul´a yollayıp kendisinden Hilafeti dever aldıktan sonra[583], Kabe´nin iç örtüsünü göndermeyi kendi üzerine aldı ve dış örtüsünü de, Mısır´a tahsis etti. [584]<br />
<br />
36) Osmanlılar, Mısır´ı ilhak ettikten sonra, Kanunî Sultan Süleyman, Hicretin dokuz yüz kırk yedinci yılında, Melik Mansur Klavununun, Kabe örtüsü için vakf etmiş olduğu iki köy gelirinden başka, bu iş için yedi köy gelirini daha vakf etti ve ayrıca, Melik Mansur´un harap köylerini de, imar etti. [585]<br />
<br />
37) Osmanlı Pâdişâhları (Hâdımüharemeyn = İki Harem´in Hizmetkârı) unva­nını aldıktan sonra, her birisi, tahta çıktıkça, Kâbe-i muazzama ile Ravza-i mu-tahhara´nın örtülerini yenilemeyi âdet edinmişlerdi.<br />
<br />
Bu örtüler, Mısırda dokunup gönderilirdi.<br />
<br />
Sultan Ahmed tahta çıkınca (Hicrî: 1012), bu örtülerin, İstanbul´da ve görülme­miş bir şekilde dokunmasını ve işlenmesini emretti.<br />
<br />
Kırk sekiz bin dirhem ipekten bin altmış zira örtü işlenip bir heyetle Mekkeye gönderildi.<br />
<br />
Ravza-i Mutahhara ile Hz.Fâtıma´nın Merkadinin örtüsü de, ikinci yılda doku­nup işlenip gönderildi. [586]<br />
<br />
38) Osmanlılar; Mısıra ve Hicaza hâkim olunca, Kabe´nin içini, dışını, Mescid-i Haramda bulunan Makamları... ışıklandıran büyük ve küçük lambalara ilâve ola­rak, Kâbenin iç örtüsü ile Mescid-i Nebevînin örtüsünü, Kabe´nin kokularını, bu­hurunu gül kokusunu ve gül suyunu anber vesairesini, üzerine aldı.<br />
<br />
Kâbenin örtülerini bağlamak için gereken ipler, yıllık olarak Şam postasıyla gön­derildi.<br />
<br />
Kabe´nin dış örtüsü ise, Mısıra tahsis edildi.<br />
<br />
Mısır; Hicretin bin yüz on sekizinci yılına kadar Kâbenin dış ve iç örtüsünü do­kumakta devam etti. [587]<br />
<br />
39) Her yıl Mısır´da dokutturulan Kabe örtüsü; Hicretin bin iki yüz on üçüncü yılında, Mısır´ın Napolyon Bonapart tarafından işgali üzerine, gönderilemediğin­den, İstanbul´da Sultan Ahmed Camii avlusunda işlettirilip gönderildi. [588]<br />
<br />
40) Suûdîlerden Abdul´azîz´in oğlu büyük Suud, Hicaz´a girince, Mısırlılar, Ka­be´nin dış örtüsünü göndermeyi kestiler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Suud b. Abdul´azîz; Hicretin bin iki yüz yirmi birinci yılında Kâ-beyi, kırmızı ipekle örttü.<br />
<br />
Bundan sonraki yıllarda da, siyah kayla ve atlasla örtüp Kâbenin İzan ile kapı­sının örtüsünü gümüş ve altınla sırmalı kırmızı ipekten yaptı.<br />
<br />
41) Osmanlı Pâdişâhları, Sultan Abdul´azîz´in devrine, Hicrî bin iki yüz yetmiş yedi yılına kadar Kabe´nin iç örtüsünü İstanbulda dokutup göndermeğe devam<br />
<br />
ettiler.<br />
<br />
Sultan Aziz´den sonra, bu iş, kesildi, ve onun, bin iki yüz yetmiş yedi yılında göndermiş olduğu son örtü, günümüze kadar Kâbenin iç örtüsü olarak kaldı.<br />
<br />
42) Osmanlı Devleti, Hicaz bölgesine tekrar hâkim olunca, eskiden olduğu gi­bi, yine, Mısır, Kâbenin dış örtüsünü göndermeye başlayıp bin üçyüz otuz dört yılına kadar devam etti.<br />
<br />
43) Hicrî bin üç yüz otuz dört yılında Şerif Hüseyin b. Ali, Osmanlı Devletine karşı, istiklâlini ilân edince, ve Mısır hükümetiyle de, araları açılınca, Mısır hükü­metinin Mekke´ye göndermek üzre yola çıkardığı örtü Cidde´den geri çevirildi.<br />
<br />
Fakat, aradaki ihtilaf kalkınca, Mısır, yine, eskiden olduğu gibi, Kabe örtüsünü göndermeğe başladı.<br />
<br />
44) Osmanlı Devleti, bin üç yüz otuz dört yılında, Mekke´ye yeniden hâkim olun­ca, Şerif Haydar Paşa vasıtası ile gönderdiği dış örtü, bin üç yüz kırk bir yılına kadar Medine´de kaldı.<br />
<br />
Kral Hüseyin, bu örtüyü, Medine´den getirtip Kabe´ye örttürdü.<br />
<br />
Mısırla aralarındaki anlaşmazlık giderilince, Mısır, yine âdet olduğu üzere, Ka­be örtüsünü göndermeğe başladı.<br />
<br />
45) Hicretin bin üç yüz kırk üçüncü yılında Suudi Hanedanından ve Faysal ai­lesinden kral Abdul´aziz, Mekke´ye hâkim olunca, Mısır´dan getirtilen örtünün gel­mesi -savaş yüzünden- ertelenip onun yerine, Ahsa´da örtü dokuttu.<br />
<br />
46) Hicretin bin üç yüz kırk dördüncü yılında savaş sona erince, Kabe örtüsü, yine, Mısır´dan gelmeğe başladı.<br />
<br />
47) Bin üç yüz kırk beş yılında iki memleketin arası açıldığından örtünün gön­derilmesi, yine, durdu.<br />
<br />
Bunun üzerine, kral Abdulaziz; Zilhicce ayının beşinci günü, kıymetli bir örtü­nün hazırlanmasını emretti.<br />
<br />
Siyah renkli üstün kumaştan bir örtü hazırlandı.<br />
<br />
48) Hicretin bin üç yüz kırk altıncı yılında kral Abdulaziz, Ecyad mahallesinde Kabe´ye örtü dokutturmak üzre bir dokuma evi kurdu.<br />
<br />
Kendi memleketinde iyi dokumacılar bulunmadığından, Hindistan´dan, doku­ma ustaları getirtti.<br />
<br />
Bu ustalar, bin üç yüz elli iki yılına kadar dokuma evinde kalarak vazife gördüler.<br />
<br />
Bin üç yüz elli iki yılından itibaren yerli ustalar ve sanatkârlar yetiştiğinden, do­kuma işlerini, artık, onlar idare ettiler. [589]<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe´nin Buhurla Tütsülenişi:<br />
<br />
<br />
<br />
Kabe´ye, örtüler hediye edildiği gibi, buhurlar, hoş kokular da, hediye edilir, bu kokularla, Kabe´nin içi ve dışı tütsülenip havası, güzelleştirilirdi. [590]<br />
<br />
Kabe´yi, ilk defa, hoş kokular ve buhurdanlıklarla tatyip ve her namaz için, Kâ-benin, hoş kokularla tütsülenmesi vazifesini ihdas eden, Muâviye b. Ebî Süfyan´dı.<br />
<br />
Hacc Mevsiminde ve Receb ayında Kabe için hoş koku, buhurdanlıklar ve bu işi görecek hizmetçiler de, gönderirdi.<br />
<br />
Ondan sonra, gelenler de, böyle yapmağa devam ettiler.[591]<br />
<br />
Halîfe Abdullah b. Zübeyr; her gün, Kabe´de buhurdanlık içinde bir batman, Cuma günleri ise, iki batman buhur yaktırırdı. [592]<br />
<br />
Kabe´nin iç kısmına, ilk defa güzel koku sürdüren de, Abdullah b. Zü-mer´di. [593]<br />
<br />
Emevî Halifelerinden Abdulmelik b. Mervan, Mekke´ye buhurdanlıklar ve gü­zel kokular gönderirdi. [594]<br />
<br />
Yavuz Sultan Selim; Hicretin dokuz yüz yirmi üçüncü yılında Mısır ve Hicaz´ı hükmü altına alıp adına hutbe okunduktan ve son Abbasî Halifesi üçüncü Müte­vekkil Alellâh´ı İstanbul´a yollayıp kendisinden Hilâfeti devr ve Hâdımulharemevn unvanını aldıktan sona, Kâbenin iç örtüsünü göndermeyi üzerine aldığı gibi[595] Kabe´nin, gülsuyu, anber vesair kokularını, buhurunu göndermeyi de, üzerine almıştı. [596]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Hâcer Ve Hz. Sâre´den Doğan Oğulları:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın, ilk ve büyük oğlu, İsmail Aleyhisselâm olup, ikinci zev­cesi Hz.Hâcer´den doğmuştu. [597]<br />
<br />
O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, seksen altı yaşında bulunuyordu. [598]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olan ishak Aleyhisselâm ise, ilk zevcesi Hz.Sâre´den doğmuş olup[599] o zaman, İbraim Aleyhisselâm, yüz yaşında idi. [600]<br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre´nin Vefatı:<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre, yüz yirmi yedi yasında iken, Ken´an topraklarında Zorbaların kariyesi olan Habrun´da vefat etti. [601]<br />
<br />
Vâdilkurâ ile Şam arasında bulunan Habra veya Habrun[602], Beytülmakdis Kudüs) kariyelerinden olup Halîlürrahman diye anılırdır.<br />
<br />
Hz. Sâre vefat edince, İbrahim Aleyhisselâm, onu, gömmek üzere bir yer arar­ken, Habra nahiyesinde oturan kendi dininde bulunan Safvan adındaki bir adamla «arşılaştı ve ondan, elli dirheme -ki, o asırda bir dirhem, beş dirhemdi- satın aldı­ğı yere Hz. Sâre´yi. gömdü.<br />
<br />
Vefat ettiği zaman, kendisi de, oraya gömüldü.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın oğlu İshak Aleyhisselâmın zevcesi de, sonra, İshak Aıeyhisselâm da, İshak Aleyhisselâmın oğlu Yâkub Aleyhisselâm da, Yâkub Aley­hi sselâmın zevcesi İlya da, oraya gömüldüler. [603]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Katura Ve Haccunla Evlenmesi Ve Bunlardan Doğan Çocukları:<br />
<br />
<br />
Hz. Sâre´nin vefatından sonra, İbrahim Aleyhisselâm, Katura (veya Kantura) - nt-i Yaktan´ul ken´ânî ve Haccun ile evlendi. [604]<br />
<br />
ibrahim Aleyhisselâmın, Katuradan dört, Haccun adındaki hanımından da, ye-3 çocuğu doğup çocuklarının sayısı on üçü buldu. [605]<br />
<br />
Başka rivayete göre: Katura veya Kantura´dan altı, [606], Haccun veya Haccu--a´dan beş oğlu doğdu. [607]<br />
<br />
<br />
<br />
Katuradan Doğan Çocuklar:<br />
<br />
<br />
1) Zimran,<br />
<br />
2) Yokşan,<br />
<br />
3) Medan,<br />
<br />
4) Medyan,<br />
<br />
5) Yeşbak,<br />
<br />
6) Şuah[608]<br />
<br />
<br />
<br />
Haccun Veya Haccura´dan Doğan Çocuklar:<br />
<br />
<br />
1) Keysan veya Keyşan<br />
<br />
2) Feruh (Şeruh veya Süreç),<br />
<br />
3) Ümeym (veya Üheym),<br />
<br />
4) Lutan,<br />
<br />
5) Nâfes[609]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Çocuklarının Ülkelere Dağılmaları:<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Katura´dan doğan oğullarından Medan ile Medyan Med-yen toprağına yerleştiler ve buralardan dolayı, oraya Medyen adı verildi.<br />
<br />
Yokşan´ın çocukları, Mekke´ye gelip yerleştiler.[610]<br />
<br />
Öteki çocuklar ise, başka ülkelere gidip oralarda yerleştiler ve İbrahim Aley-hisselâma:<br />
<br />
"Ey Babamız! İsmail ile İshakı, Senin yakınında ve yanında bıraktın. Bizlere ise, gurbette ve yabancı illerde yerleşmemizi emrettin! " dediler. İbrahim Aleyhisselâm: "Ben, böyle yapmakla emrolundum!" dedi.<br />
<br />
Onlara, Yüce Allah´ın isimlerinden bir isim öğretti ki, onunla, yağmur ve yar­dım dileğinde bulunur, yağmura ve yardıma kavuşurlardı. [611]<br />
<br />
Onlardan bazıları da, Horasan´a varıp yerleştiler. [612] Hazerler gelip onlara:<br />
<br />
"Bunu, size öğreten, yeryüzü halkının hayırlısı ve Hükümdarı olmağa lâyıktır!" diyerek onların krallarına Hakan unvanını verdiler. [613]<br />
<br />
İbn. Habîb (Vefatı: 245 Hicrî)e göre: İbrahim Aleyhisselâmın, Horasan´a gidip yerleşen oğulları:<br />
<br />
1) Medan,<br />
<br />
2) Eşbak,<br />
<br />
3) Şeuh olup bunların, orada nesilleri çoğalmış ve Horasan Türkleri de, bunların soyundan gelmiştir. [614]<br />
<br />
Bir Hadîs-i şerifde de, Türklerin, Kantura oğulları oldukları bildirilmiştir. [615]´<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Vefatı:<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Ken´an ilinde[616] hastalanıp[617] yüzyetmişbeş[618] veya kiyüz yaşında bulunduğu sırada vefat etti. [619]<br />
<br />
Habrun tarlalarından satın alıp Hz. Sâre´yi gömmüş olduğu yere, kendisi­de[620], oğulları İsmail ve İshak Aleyhisselamlar tarafından gömüldü. [621]<br />
<br />
Ona ve âline ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm Olsun!<br />
<br />
Halilurrahman diye anılan bu yerle Kudüs arasındaki uzaklık, bir Merhaleye akındır. [622]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın vefatında, İsmail Aleyhisselâm, seksen dokuz yasın-aa idi. [623]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâma İndirilen İlâhî Sahifeler:<br />
<br />
<br />
<br />
Yüce Allah tarafından İbrahim Aleyhisselâma indirilmiş olan On Sahife[624]´ Ra--nazanın ilk gecesinde indirilmişti. [625]<br />
<br />
Bunların içindekiler, Emsal (kıssalar, ibretli sözler) ile Sübhânallâh diyerek Yüce Ailâhı Teşbih ve tenzih, Lâ ilahe illallah diyerek tevhid, Elhamdü lillâh diyerek Ona şükür etmekten ibaretti. [626]<br />
<br />
Eshâb-ı kiramdan Ebû Zerrülgıfârî der ki:<br />
<br />
(Yâ Resûlallâh! İbrahim´in Sahifelerinde neler vardı ) diye sordum.<br />
<br />
(Hepsi, meseller (ibretli sözler) idi. Şöyle ki:<br />
<br />
Ey saltanat verilen, sınanan, aldanan kıral!<br />
<br />
Ben, seni; dünyayı, birbiri üzerine yığasın diye göndermedim.<br />
<br />
Fakat, mazlumun duasını, benden geri çeviresin (Mazlumu, bana yalvarmak zorunda bırakmayasın) diye gönderdim.<br />
<br />
Çünkü, ben, mazlumun duasını -kâfir de, olsa- geri çevirmem!<br />
<br />
Onda, şöyle meseleler de, vardı:<br />
<br />
Aklına, mağlub olmadıkça, akıl sahibinin belli saatleri olmak:<br />
<br />
1) Bir saatini, Rabb´ına dua ve münâcâta,<br />
<br />
2) Bir saatini, Yüce Allâhın sanat ve kudreti üzerinde durup düşünmeğe,<br />
<br />
3) Bir saatini, geçmişte işlediklerinden ve gelecekte işleyeceklerinden kendisini sor­guya çekmeye,<br />
<br />
4) Bir saatini de, helâlından yeme içme ihtiyacını karşılamağa ayırmak gere-kirdir.[627]<br />
<br />
Yine akıl sahibine gerekir ki; üç şey için:<br />
<br />
1) Âhirete hazırlanmak,<br />
<br />
2) Geçimini düzene koymak,<br />
<br />
3) Haram olmayan şeylerden yararlanmak için olmadıkça, bir yerden, başka bir yere göç edip gitmemektir. [628]<br />
<br />
Yine akıl sahibine yaraşan:<br />
<br />
1) Zamanına, basiretle, ibret gözüyle bakıcı,<br />
<br />
2) İşini, önüne katıcı,<br />
<br />
3) Dilini, koruyup tutucu, kelâmını, azaltıcı olmaktır. [629]<br />
<br />
Meğer ki, mâlâyanisi (açıklaması) hakkında olsun.) buyurdu." [630]<br />
<br />
(Yâ Resûlallâh! İbrahim ve Musa´nın Sahifelerinde bulunan şeylerden, Yüce Allâhın, Sana indirdiği bir şey var mıdır ) diye sordum.<br />
<br />
(Ey Ebûzer! Okusana!:<br />
<br />
(Hakîkaten iyi temizlenen ve Rabbinin ismini zikredip de, namaz kılan kimse, umduğuna erişmiştir.<br />
<br />
Belki, siz, dünya hayatını, Âhiretten üstün tutarsınızdır.<br />
<br />
Hiç şüphesiz, bunlar, önceki Sahifelerde, İbrahim ile Musa´nın Sahifelerinde de, vardır. (Âlâ: u-19) buyurdu.[631]<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Bazı Faziletleri:<br />
<br />
<br />
<br />
1) İbrahim Aleyhisselâma, buluğ çağından önce, rüşd´ü verilmişti. [632]<br />
<br />
2) İbrahim Aleyhisselâm, Tevhid Ehli olanların İmamı idi. Dili, Tevhidde hüccet kılınmıştı.<br />
<br />
Küçüğünden, büyüğüne kadar bütün halkı, hüccet dili ile Hakka davet<br />
<br />
Etmişti. [633]<br />
<br />
Kendisi, Yüce Allah´ın Hanîf bir Müslüman olarak andığı ilk Zât idi.<br />
<br />
Hakkında:<br />
<br />
"İbrahim; ne bir Yahudi, ne de, bir Hıristiyandı.<br />
<br />
Fakat, o, Allah´ı, bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de, değildi o!" buyrulmuştur. [634]<br />
<br />
3) İbrahim Aleyhisselâm, Allâhın nimetlerine şükereden bir Zat´tı. Yüce Allah, onu, beğenip seçmiş, doğru bir yola iletmişti. [635]<br />
<br />
4) İbrahim Aleyhisselâm, başlı başına bir Ümmet´ti. Allah´a, itaatkârdı. Bâtıl din­lerden uzak ve Muvahhid bir Müslümandı.<br />
<br />
O, hiç bir zaman, müşriklerden olmamıştır. [636]<br />
<br />
5) İbrahim Aleyhisselâma, Allah tarafından, dünyada bir güzellik (İyi hal ve mev-Ki) verilmiş ve hakkında:<br />
<br />
"Hiç şüphesiz, o, Âhirette de, mutlaka Salihlerdendir." buyrulmuştur. [637]<br />
<br />
6) İbrahim Aleyhisselâm; yumuşak huylu, yufka yürekli, kendisini, tamam ile Al­lah´a vermiş bir Zat´tı. [638]<br />
<br />
7) Yüce Allah, onu, Halil (Dost) edinmişti. [639]<br />
<br />
8) Peygamberlik, Kitab, Hikmet, büyük bir Mülkü saltanat, İbrahim Aleyhisselâ-mın Hanedanına, soyundan gelenlere verilmiştir., [640]<br />
<br />
9) İbrahim Aleyhisselâm: "Benden sonrakiler içinde, benim için bir lisan-ı sıdk ver! (Dünyada, Kıyamete kadar baki kalacak bir yâd-ı cemîl, zikr-i cemîl ver! İsmi­mi, hep iyilikle andır!) diyerek dua etmiş[641] bu güne kadar kendisine sevgi ve saygı beslemeyen hiç bir millet ferdi görülmemiştir. [642]<br />
<br />
10) İbrahim Aleyhisselâm, bütün insanlara İmam, kendisinin Makamı da, Müstumanlara Musalla (Namazgah) kılınmıştır. [643]<br />
<br />
11) Peygamberimiz Aleyhisselâm´a, İbrahim Aleyhisselâmın dinine uyması, em­redilmiştir! [644]<br />
<br />
12) İbrahim Aleyhisselâm, Rabb´i tarafından bir takım Kelimeler (emirler)le im­tihan olunmuş, onları, tamamıyla yerine getirmiş, başarmıştır. [645]<br />
<br />
13) İbrahim Aleyhisselâm, Allah yolunda ateşe atılanların, Allah yolunda Hic­ret edenlerin ilki idi. [646]<br />
<br />
14) Kıyamet gününde insanlar, yalın ayak ve çıplak hasrolunacaklar, O gün, insanların, ilk giydirileni, İbrahim Aleyhisselâm olacaktır. [647]<br />
<br />
15) İbrahim Aleyhiselâm, konuk konuklayan insanların ilki idi. [648] Kendisi, sabah, akşam yemeğini, misafirsiz yemezdi.<br />
<br />
Misafir, bulabilmek için, iki mil ve hattâ daha da, çok yürüdüğü olurdu. [649] Kendisi, Misafirler (Konuklar) Babası diye anılırdı. [650]<br />
<br />
16) İbrahim Aleyhisselâm; ilk kez, bıyığını kırpıp kısaltan,<br />
<br />
17) İlk kez, koltuk altı ve etek temizliği yapan[651],<br />
<br />
18) İlk kez, tırnaklarını, kesen,<br />
<br />
19) İlk kez, Misvak tutunup dişlerini temizleyen,<br />
<br />
20) İlk kez, ağzını, su ile çalkalayan,<br />
<br />
21) İlk kez, su çekip burun temizliği yapan,<br />
<br />
22) İlk kez, edeb yerlerini su ile temizleyen,<br />
<br />
23) İlk kez, saçlarını, tarayan[652],<br />
<br />
24) İlk kez, bacağına don (kilot) giyen[653],<br />
<br />
25) İlk kez, ayaklarına, ayakkabı giyen,<br />
<br />
26) İlk kez, Musâfaha yapan,<br />
<br />
27) İlk kez, kucaklaşan,<br />
<br />
28) İlk kez, iki göz arası, Secde mahalli olan alından öpen[654],<br />
<br />
29) İlk kez, kendi kendini sünnet eden[655] ve ilk kez yüz elli yaşında bulundu­ğu sırada[656], saç ve sakalının ağarmağa başladığını gören insandı. [657]<br />
<br />
Saç ve sakalında gördüğü aklığın, ne olduğunu: Yâ Rab! nedir bu " diye sorduğu zaman[658]:<br />
<br />
Hayır´dır!" buyrulmuş, sabaha çıkınca, başındaki saçların üçte ikisi, ağarmış[659]:<br />
<br />
Yâ Rab! Nedir bu " diye sorunca da[660]<br />
<br />
Bu, dünyada ibret, Âhirette de, Nurdur! [661] Vakar´dır! Ey İbrahim!" buy--Jmuş.<br />
<br />
Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselâm: Öyle ise, yâ Rab! Vakarımı, artır!" demiş[662], Sabaha çıkınca, saçı, sakalı, papatya çiçeği gbi bembeyaz olmuştur. [663]<br />
<br />
30) Cebrail Aleyhisselâmın gösterdiği yerlere Mekke Harem Sınırı taşlarını da, ik defa İbrahim Aleyhisselâm dikmişti. [664]<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde Atası İbrahim Aleyhisselâmla Karşılaşıp Selamlaşması: Başa Dön<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Mîrac gecesinde Cebrail Aleyhis-seiâmla birlikte yedinci kat göğe yükseldiler.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, göğün kapısını çaldı.<br />
<br />
"Sen, kim´sin " denildi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cebrail´im!" dedi.<br />
<br />
"Yanında kim var " diye soruldu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Muhammed (Aleyhisselâm) var!" dedi.<br />
<br />
"O (Mîrac için) gönderildi mi " diye soruldu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm: "Gönderildi." dedi.<br />
<br />
Göğün kapısı açılınca, orada, İbrahim Aleyhisselâmla karşılaştılar ki, kendisi, sırtı­nı, Beytülmâmûr´a dayamış[665], Beytülmâmûr´un kapısının önündeki bir Kürsü üze­rinde oturuyordu. [666]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Selâm ver ona!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm selam verdi.<br />
<br />
O da, Peygamberimizin selâmına mukabele ettikten sonra:<br />
<br />
"Hoş geldin! Safa geldin Salih oğlum! Salih Peygamber!" dedi. [667]<br />
<br />
Kendisi, çok yaşlı, Ulu ve Heybetli bir Zat idi. [668]<br />
<br />
Peygamberimiz, Cebrail Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu. [669]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu, Atan İbrahim Aleyhisselâm´dır." dedi. [670]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Peygamberimiz Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ümmetine[671], benden, selâm söyle! [672] Onlara, emret! [673] Haber ver de[674], Cennet´e, fidan dikmeyi, çoğaltsınlar![675]<br />
<br />
Çünkü, Cennet´in toprağı, güzel[676], suyu, tatlı[677], arzı, geniş[678] ve düzlüktür!" dedi. [679]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cennet´e dikilecek Fidan, nedir " diye sordu[680] İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cennet´e dikilecek fidan: Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhü vallâhü ekber[681], Lâ havle velâ kuvvete illâ billah´dır!" dedi. </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz İsmail Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=262</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:14:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=262</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz İsmail Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın, Hz.Hâcer´den doğan ilk ve bü­yük oğludur.[1]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Doğuşu,<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Annesiyle Birlikte Mekke´ye Götürülüşü, İsmail Aleyhisselâmın Kurban Edilmek İstenilişi, İsmail Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu, İsmail Aleyhisselâmın Arapça Öğrenişi, İsmail Aleyhisselâmın Ok Atıcılığı, İsmail Aleyhisselâmın Ata Biniciliği, İsmail Aleyhisselâmın Davarcılığı, İsmail Aleyhisselâmın Evlenişi;<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Kabe´yi Babası ile birlikte yapışı... bahisleri için, İbra­him Aleyhisselâma âid bölüme bakınız![2]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm: boylu, boslu, ak saçlı, güzel ve nurlu yüzlü, kırmızımsı ten-li[3], küçük başlı, büyük gözlü, uzun burunlu, kalın boyunlu, geniş omuzlu, uzun elli ve uzun ayaklı, çok güçlü ve kuvvetli idi.[4]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra da, ge­rek Kabe ve gerek Hacc amellerine âid hizmetleri yürütmek ve yönetmekte de­vam etti.[5]<br />
<br />
İlk olarak Kabe´ye örtü örttü.[6]<br />
<br />
Yüce Allah, İsmail Aleyhisselâma Peygamberlik verdi.[7]<br />
<br />
Onu; Mekke´de ve Mekke çevresinde oturan Cürhüm ve Amalika halkı ile Ye­men kabilelerine[8], Me´rib ve Haciramevt taraflarına[9] Peygamber olarak gönderdi. [10]<br />
<br />
Elli yıl, onları, İslâmiyete davet etti. [11]<br />
<br />
Davet ettiği kimselerden bazısı iman, bazı inkâr etti. [12]<br />
<br />
İman edenler, pek az idi. [13]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, vazifesinde sabr ve sebat edenlerdendi. [14]<br />
<br />
Sözünde, sâdıktı. [15]<br />
<br />
Günahkârları, Mekke Hareminden, ilk sürüp çıkarandı. [16]<br />
<br />
Kendilerine üstün meziyetler verilenlerden[17], en hayırlı olanlardandı., [18]<br />
<br />
Namazlarını, kılmalarını, zekâtlarını vermelerini Ev halkına ve kavmine emrederdi.<br />
<br />
Kendisi, Allah katında Rızâ´ya ermişti., [19]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; Mekke´nin sıcaklığından şikâyetlenince, Yüce Allah:<br />
<br />
"Ben, sana, Cennet´ten bir kapı (pencere), açacağım!<br />
<br />
Kıyamet gününe kadar, oradan, sana serin serin yel esecektir!" buyurdu.<br />
<br />
Pencere açılacağı bildirilen yer, kendisinin, vefat ettiği zaman, gömüldüğü Hicr<br />
<br />
İdi.[20]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Bir Vasiyeti Ve Vefatı:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, ölüm döşeğine düşünce, kızı Nesîme´yi, Ays´a nikahla­masını, kardeşi İshak Aleyhisselâma vasiyet etti. [21]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm da, Ağabeyinin bu vasiyetini, yerine getirdi. [22]<br />
<br />
Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra, İsmail Aleyhisselâm da, ve-fat etti. [23]<br />
<br />
Hicr´de gömülü bulunan annesi Hz.Hâcer´in yanına gömüldü. [24] İsmail Aleyhisselâm vefat ettiği zaman, yüz otuz yedi yaşında idi. [25] Ona ve Âline ve gönderilen bütün Peygamberlere selâm olsun![26]<br />
<br />
Hatim Kazılırken İsmail Aleyhisselâmın Tabutuna Rastlanışı:<br />
<br />
Abdullah b. Zübeyr; Haccac´ın, Mancınıkla attırdığı taşlarla yıkılan Kabe´yi, ye­niden yaptırırken (Hicrî: 64), Hatîm´i kazdırdığı sırada, orada, yeşil taştan bir Tâ­but buldu.<br />
<br />
Bunun hakkında Kureyşîlerden bilgi istedi. İstediği bilgiyi, hiç birinde bulama­yınca, Abdullah b. Safvan´a adam gönderip ondan sordurdu.<br />
<br />
Abdullah b.Safvan:<br />
<br />
"Bu, İsmail Aleyhisselâmın kabridir. Onu, yerinden kımıldatma!" dedi.<br />
<br />
Abdullah b.Zübeyr de, Tâbut´u, olduğu gibi bıraktı. [27]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Oğulları:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, ilk zevcesini boşadıktan sonra[28], Cürhümîlerden Mudad b.Amr´ül Cürhümî´nin kızı ile evlenmiş, kendisinin, ondan on iki oğlu doğmuştu. [29]<br />
<br />
Mudad´ın kızının ismi Ra´le idi. [30]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın, Ra´leden doğan oğullarının isimleri şöyle idi:<br />
<br />
1) Nâbit,<br />
<br />
2) Kaydar,<br />
<br />
3) Ezbel veya Ezbil<br />
<br />
4) Mebşa veya Menşâ,<br />
<br />
5) Mişma´ veya Meşmae,<br />
<br />
6) Maşı,<br />
<br />
7) Duma,<br />
<br />
8) Ezer veya Ezür,<br />
<br />
9) Tayma,<br />
<br />
10) Yatur,<br />
<br />
11) Nebiş veya Neyiş,<br />
<br />
12) Kayzuma[31]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmdan Sonra Kabe Hizmetlerinin Kimler Tarafından İdare Edildiği<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın vefatından sonra, Kabe hizmetini, oğlu Nabit, üzerine alıp yönetti. [32]<br />
<br />
Bu hizmetin, önce Kaydar, ondan sonra Nabit tarafından yönetildiği rivayet olun­duğu gibi|[33];<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın vefatından sonra Kabe hizmetiyle, önce, Kaydar´ın, sonra, Teymen b. Nabt´ın, ondan sonra, Nabit b. Hemeysa´, b. Teymen, b. Nabt´ın meş­gul olduğu ve Nabit´in vefatı üzerine de, bu hizmetin, Cürhümîler tarafından gö­rüldüğü rivayet ve Nabit´in şeceresi de, Nabit b. Hemeysa´, b. Teymen, b. Nabt, b. Kaydar, b. İsmail Aleyhisselâm olarak kaydedilir. [34]<br />
<br />
Kaydar´ın Bazı Özellikleri:<br />
<br />
1) İsmail Aleyhisselâmın oğullarından Kaydar´ın yüzünde Muhammed Aleyhis­selâmın Nûr´u parıldardı.<br />
<br />
2) Savaşçılık,<br />
<br />
3) Güreşçilik,<br />
<br />
4) Ok atıcılık,<br />
<br />
5) Avcılık,<br />
<br />
6) Ata binicilik... gibi bir takım özellikleri de, vardı.<br />
<br />
Her gün, av silahının yanına vardığı zaman, silahından, ya dişi bir geyiğin, ya da, bir kuşun:<br />
<br />
"Allah´ın ismini anmadıkça, beni, kesme! Besmele çekmedikçe de, yeme!" diye seslendiğini işitirdi. [35]<br />
<br />
İsmail Oğullarının Mekke´den Dağılışı Ve Yönetimin Cürhümîlere Geçişi:<br />
<br />
<br />
Nâbıt vefat ettiği zaman, İsmail Aleyhisselâmın oğulları, geçim bolluğu olan yer­lere dağıldılar.<br />
<br />
İçlerinden bazısı ise;<br />
<br />
"Biz, Allanın Hareminden ayrılmayız!" diyerek Mekke´de kaldılar.<br />
<br />
Mekke´de kalanlar arasında, İsmail Aleyhisselâmın küçük yaştaki çocukları da, bulunuyordu. [36]<br />
<br />
Bunun için, Kabe hizmetini, İsmail Aleyhisselâmın oğullarının ana tarafından babaları olan Mudad b. Amr´elcühenî, üzerine aldı.<br />
<br />
Arabistan’da Cürhüm kabîlesine gönderilen peygamber. İbrahim aleyhisselamın büyük oğlu ve Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) dedelerinden. Annesinin adı Hacer’dir.<br />
<br />
Hazret-i İbrahim, Nemrud’un ateşinden kurtulduktan sonra, Bâbil’den ayrılıp, Mısır’a gittiğinde hanımı Sâre’ye Firavun musallat olmuştu. Fakat, Sâre’ye yaklaşmak istediğinde, ellerinin tutulup, nefesi kesilerek sara hastalığına benzer bir hâle düştü. Bunun üzerine Firavun korkarak İbrahim aleyhisselam ve Sâre’yi bıraktı ve Hacer adlı bir câriyeyi de hediye etti. İbrahim aleyhisselam, Firavun’un korkarak câriye olarak verdiği Hacer’i de alarak, Filistin’e döndü. Oradan Şam taraflarına gitti. Buradayken Sâre Hatunun isteği üzerine hazret-i Hacer’le evlendi. Bu evlilikten hazret-i İsmail doğdu.<br />
<br />
Allah’ın emri ile Hacer’i, oğlu ile birlikte Kudüs’ten Hicaz’a götürdü ve bugünkü Mekke şehrinin bulunduğu yere bırakıp geri döndü. Mekke’nin üst tarafında bulunan Seniyye mevkiine gelince, ellerini açarak onlar için dua ettiği İbrahim sûresi 37 ve 38. âyetlerinde bildirilmektedir. Bu ıssız ve çorak vâdide bir miktar hurma, bir dağarcık su ve oğlu iki yaşındaki İsmail ile yalnız kalan hazret-i Hacer, bu işin Allah’ın emri ile olduğunu anlayıp tevekkülle sabretti; “Allahü teâlâ bize kâfidir. O bizi korur, himâye eder. Bizi başıboş bırakmaz” dedi. Semre ağacının dallarından yaptığı küçük barınakta kalıyorlardı. Yiyecekleri ve suları bitince hazret-i İsmail susuzluktan ağlamaya başladı.<br />
<br />
Hazret-i Hacer su bulmak ümidi ile Safâ Tepesine çıktı. Uçsuz bucaksız çölden ve ağaçsız çıplak tepelerden başka bir şey göremedi. Safa’dan inip koşarak Merve Tepesine çıktı.Safa ve Merve tepeleri arasında su bulmak ümidi ile yedi defâ koşarak gidip geldi. Bu sırada İsmail’in (aleyhisselam) ayağını vurduğu veya Cebrâil aleyhisselamın vurduğu yerden su fışkırıp akmaya başladı. Hazret-i Hacer heyecanlandı ve akan su ziyan olmasın diye “Dur! Dur!” mânâsına gelen “Zem! Zem!” diyerek suyun etrâfını çevirdi. Sudan oğlu İsmail’e (aleyhisselam) içirdi ve kendisi de içti. Peygamberimiz bir hadîs-i şerîflerinde, “Allah İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin. O, zemzemi kendi hâline bıraksaydı da avuçlamasaydı, muhakkak zemzem akan bir ırmak olurdu.” buyurmuştur.<br />
<br />
Mekke’nin yakınında konaklayan Cürhüm kabîlesi zemzem suyunu görünce hazret-i Hacer’den izin alarak oraya yerleştiler ve böylece Mekke şehri kuruldu. Bir müddet sonra hazret-i İbrahim hanımını ve oğlunu ziyârete geldiğinde onları bolluk ve bereket içinde buldu. Hazret-i İsmail konuşmaya başlayınca hazret-i İbrahim üç gün üst üste gördüğü rüyâ üzerine onu kurbân etmeye karar verdi. Zilhicce ayının 9 ve 10. günü de aynı rüyâyı görünce sahih olduğunu anladı. Bir bahâneyle annesinden izin alarak kurban etmek için götürdü. Şeytan, insan sûretinde annesi Hâcer’e hazret-i İsmail’e ve hazret-i İbrahim’e göründü ve onlara vesvese vermeye çalıştı ise de dinlemediler.<br />
<br />
Hazret-i İsmail, şeytanın arkasından yedi tâne taş attı. Hazret-i İbrahim, bugün Minâ denilen yere gelince, oğluna rüyâsını ve Allah’ın emrinin kendisini kurbân etmek olduğunu açıkladı. Hazret-i İsmail’i tevekkülle hazırladı. Yere yatırıp bıçağı boynuna çaldı ise de bıçak, Allah’ın emri ile kesmedi. Taşa vurdu, taşı kesti. Nihâyet Cebrâil aleyhisselam Cennetten bir koç getirdi. Cebrâil aleyhisselam makâmından “Allahü ekber, Allahü ekber” diyerek geldi. Hazret-i İbrahim bu tekbiri işitince; “Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber” dedi. Hazret-i İsmail de; “Allahü ekber ve lillâhil hamd,” diyerek tekbiri tamamladı. Hazret-i İbrahim koçu kurban etti. Onların bu hâli Kur’ân-ı kerîmde anlatılmakta ve meâlen; “Muhakkak ki bu açık bir imtihandı.” buyrulmaktadır. Hazret-i İbrahim kurban hâdisesinden sonra Sâre’nin yanına döndü.<br />
<br />
Hazret-i İsmail büyüyünce Cürhüm Kabîlesinden bir kızla evlendi. Annesi hazret-i Hacer de vefat etti ve Kâbe temelinin bitişiğine defnedildi. Hazret-i İbrahim yine arasıra gelip gidiyordu. Allahü teâlâ Kâbe’nin yapılmasını emredince baba oğul Kâbe’nin eski temelini bulup yeniden inşâ ettiler ve şöyle dua ettiler: “Ey Rabbimiz bizden bu hayırlı işi kabul et. Hakîkaten sen duamızı işitici, niyetimizi bilicisin.”<br />
<br />
Hazret-i İsmail, babası hazret-i İbrahim’in vefatından sonra, Yemen’den gelip Mekke’ye yerleşmiş olan Cürhüm Kabîlesine peygamber olarak gönderildi. Kendisine başka kitap ve din verilmeyip, babası İbrahim aleyhisselamın dînini insanlara tebliğ etti. İnsanları elli yıl îmâna dâvet etti, ancak pek az kimse îmânla şereflendi. Filistin’e giderek hazret-i İbrahim’in kabrini ziyâret etti. Sonra Şam’a gidip kardeşi İshak aleyhisselam ile görüştü. Hazret-i İsmail’in 12 oğlu ve pekçok torunu oldu. Onun dîni İslâmiyet gönderilinceye kadar doğru olarak devâm etti. Muhammed aleyhisselamın bütün dedeleri hazret-i İsmail’in soyundan ve onun dînindendi. Vefâtına yakın kardeşi İshak’ı aleyhisselam yanına dâvet edip, kızını oğlu Iys’a nikâhladı ve bâzı vasiyetlerde bulundu. Mekke’de 133 veya 137 yaşlarındayken vefat etti. Mescid-i Haramda Kâbe-i muazzamanın kuzey duvarı önünde bulunan ve annesi Hacer’in de kabrinin bulunduğu Hatim denilen yere defnedildi.<br />
<br />
İsmail aleyhisselamın mucizeleri:<br />
1. Dikenli bir arâzide yaşayan müşriklerin teklifi üzerine dua edip, dikenli ağaçlarda çeşitli meyveler bitmiştir.<br />
<br />
2. Cürhümîleri îmâna dâvet ettiği zaman, onlar kısır koyundan süt çıkarmasını istediler. O da elini koyunun sırtına koyarak; “Beni peygamber olarak gönderen Allahü teâlânın ismi ile...” dediği anda koyunun memelerinden süt akmaya başladı.<br />
<br />
3. İsmail aleyhisselamın duası bereketiyle koyunların yünleri ipek oldu ve sayıları çoğaldı.<br />
<br />
4. Kendisine misâfir gelen iki yüz Yemenliye ikrâm edecek bir şey bulamayınca mahcub oldu. O anda dua etti ve yanındaki kumlar un oldu. Bunu gören misâfirlerin hepsi îmâna geldiler.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’in, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, En’âm, İbrahim, Meryem, Enbiyâ ve Sa’d sûrelerinde İsmail aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz İsmail Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın, Hz.Hâcer´den doğan ilk ve bü­yük oğludur.[1]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Doğuşu,<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Annesiyle Birlikte Mekke´ye Götürülüşü, İsmail Aleyhisselâmın Kurban Edilmek İstenilişi, İsmail Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu, İsmail Aleyhisselâmın Arapça Öğrenişi, İsmail Aleyhisselâmın Ok Atıcılığı, İsmail Aleyhisselâmın Ata Biniciliği, İsmail Aleyhisselâmın Davarcılığı, İsmail Aleyhisselâmın Evlenişi;<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Kabe´yi Babası ile birlikte yapışı... bahisleri için, İbra­him Aleyhisselâma âid bölüme bakınız![2]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm: boylu, boslu, ak saçlı, güzel ve nurlu yüzlü, kırmızımsı ten-li[3], küçük başlı, büyük gözlü, uzun burunlu, kalın boyunlu, geniş omuzlu, uzun elli ve uzun ayaklı, çok güçlü ve kuvvetli idi.[4]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra da, ge­rek Kabe ve gerek Hacc amellerine âid hizmetleri yürütmek ve yönetmekte de­vam etti.[5]<br />
<br />
İlk olarak Kabe´ye örtü örttü.[6]<br />
<br />
Yüce Allah, İsmail Aleyhisselâma Peygamberlik verdi.[7]<br />
<br />
Onu; Mekke´de ve Mekke çevresinde oturan Cürhüm ve Amalika halkı ile Ye­men kabilelerine[8], Me´rib ve Haciramevt taraflarına[9] Peygamber olarak gönderdi. [10]<br />
<br />
Elli yıl, onları, İslâmiyete davet etti. [11]<br />
<br />
Davet ettiği kimselerden bazısı iman, bazı inkâr etti. [12]<br />
<br />
İman edenler, pek az idi. [13]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, vazifesinde sabr ve sebat edenlerdendi. [14]<br />
<br />
Sözünde, sâdıktı. [15]<br />
<br />
Günahkârları, Mekke Hareminden, ilk sürüp çıkarandı. [16]<br />
<br />
Kendilerine üstün meziyetler verilenlerden[17], en hayırlı olanlardandı., [18]<br />
<br />
Namazlarını, kılmalarını, zekâtlarını vermelerini Ev halkına ve kavmine emrederdi.<br />
<br />
Kendisi, Allah katında Rızâ´ya ermişti., [19]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm; Mekke´nin sıcaklığından şikâyetlenince, Yüce Allah:<br />
<br />
"Ben, sana, Cennet´ten bir kapı (pencere), açacağım!<br />
<br />
Kıyamet gününe kadar, oradan, sana serin serin yel esecektir!" buyurdu.<br />
<br />
Pencere açılacağı bildirilen yer, kendisinin, vefat ettiği zaman, gömüldüğü Hicr<br />
<br />
İdi.[20]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Bir Vasiyeti Ve Vefatı:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, ölüm döşeğine düşünce, kızı Nesîme´yi, Ays´a nikahla­masını, kardeşi İshak Aleyhisselâma vasiyet etti. [21]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm da, Ağabeyinin bu vasiyetini, yerine getirdi. [22]<br />
<br />
Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra, İsmail Aleyhisselâm da, ve-fat etti. [23]<br />
<br />
Hicr´de gömülü bulunan annesi Hz.Hâcer´in yanına gömüldü. [24] İsmail Aleyhisselâm vefat ettiği zaman, yüz otuz yedi yaşında idi. [25] Ona ve Âline ve gönderilen bütün Peygamberlere selâm olsun![26]<br />
<br />
Hatim Kazılırken İsmail Aleyhisselâmın Tabutuna Rastlanışı:<br />
<br />
Abdullah b. Zübeyr; Haccac´ın, Mancınıkla attırdığı taşlarla yıkılan Kabe´yi, ye­niden yaptırırken (Hicrî: 64), Hatîm´i kazdırdığı sırada, orada, yeşil taştan bir Tâ­but buldu.<br />
<br />
Bunun hakkında Kureyşîlerden bilgi istedi. İstediği bilgiyi, hiç birinde bulama­yınca, Abdullah b. Safvan´a adam gönderip ondan sordurdu.<br />
<br />
Abdullah b.Safvan:<br />
<br />
"Bu, İsmail Aleyhisselâmın kabridir. Onu, yerinden kımıldatma!" dedi.<br />
<br />
Abdullah b.Zübeyr de, Tâbut´u, olduğu gibi bıraktı. [27]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın Oğulları:<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâm, ilk zevcesini boşadıktan sonra[28], Cürhümîlerden Mudad b.Amr´ül Cürhümî´nin kızı ile evlenmiş, kendisinin, ondan on iki oğlu doğmuştu. [29]<br />
<br />
Mudad´ın kızının ismi Ra´le idi. [30]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın, Ra´leden doğan oğullarının isimleri şöyle idi:<br />
<br />
1) Nâbit,<br />
<br />
2) Kaydar,<br />
<br />
3) Ezbel veya Ezbil<br />
<br />
4) Mebşa veya Menşâ,<br />
<br />
5) Mişma´ veya Meşmae,<br />
<br />
6) Maşı,<br />
<br />
7) Duma,<br />
<br />
8) Ezer veya Ezür,<br />
<br />
9) Tayma,<br />
<br />
10) Yatur,<br />
<br />
11) Nebiş veya Neyiş,<br />
<br />
12) Kayzuma[31]<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmdan Sonra Kabe Hizmetlerinin Kimler Tarafından İdare Edildiği<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın vefatından sonra, Kabe hizmetini, oğlu Nabit, üzerine alıp yönetti. [32]<br />
<br />
Bu hizmetin, önce Kaydar, ondan sonra Nabit tarafından yönetildiği rivayet olun­duğu gibi|[33];<br />
<br />
İsmail Aleyhisselâmın vefatından sonra Kabe hizmetiyle, önce, Kaydar´ın, sonra, Teymen b. Nabt´ın, ondan sonra, Nabit b. Hemeysa´, b. Teymen, b. Nabt´ın meş­gul olduğu ve Nabit´in vefatı üzerine de, bu hizmetin, Cürhümîler tarafından gö­rüldüğü rivayet ve Nabit´in şeceresi de, Nabit b. Hemeysa´, b. Teymen, b. Nabt, b. Kaydar, b. İsmail Aleyhisselâm olarak kaydedilir. [34]<br />
<br />
Kaydar´ın Bazı Özellikleri:<br />
<br />
1) İsmail Aleyhisselâmın oğullarından Kaydar´ın yüzünde Muhammed Aleyhis­selâmın Nûr´u parıldardı.<br />
<br />
2) Savaşçılık,<br />
<br />
3) Güreşçilik,<br />
<br />
4) Ok atıcılık,<br />
<br />
5) Avcılık,<br />
<br />
6) Ata binicilik... gibi bir takım özellikleri de, vardı.<br />
<br />
Her gün, av silahının yanına vardığı zaman, silahından, ya dişi bir geyiğin, ya da, bir kuşun:<br />
<br />
"Allah´ın ismini anmadıkça, beni, kesme! Besmele çekmedikçe de, yeme!" diye seslendiğini işitirdi. [35]<br />
<br />
İsmail Oğullarının Mekke´den Dağılışı Ve Yönetimin Cürhümîlere Geçişi:<br />
<br />
<br />
Nâbıt vefat ettiği zaman, İsmail Aleyhisselâmın oğulları, geçim bolluğu olan yer­lere dağıldılar.<br />
<br />
İçlerinden bazısı ise;<br />
<br />
"Biz, Allanın Hareminden ayrılmayız!" diyerek Mekke´de kaldılar.<br />
<br />
Mekke´de kalanlar arasında, İsmail Aleyhisselâmın küçük yaştaki çocukları da, bulunuyordu. [36]<br />
<br />
Bunun için, Kabe hizmetini, İsmail Aleyhisselâmın oğullarının ana tarafından babaları olan Mudad b. Amr´elcühenî, üzerine aldı.<br />
<br />
Arabistan’da Cürhüm kabîlesine gönderilen peygamber. İbrahim aleyhisselamın büyük oğlu ve Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) dedelerinden. Annesinin adı Hacer’dir.<br />
<br />
Hazret-i İbrahim, Nemrud’un ateşinden kurtulduktan sonra, Bâbil’den ayrılıp, Mısır’a gittiğinde hanımı Sâre’ye Firavun musallat olmuştu. Fakat, Sâre’ye yaklaşmak istediğinde, ellerinin tutulup, nefesi kesilerek sara hastalığına benzer bir hâle düştü. Bunun üzerine Firavun korkarak İbrahim aleyhisselam ve Sâre’yi bıraktı ve Hacer adlı bir câriyeyi de hediye etti. İbrahim aleyhisselam, Firavun’un korkarak câriye olarak verdiği Hacer’i de alarak, Filistin’e döndü. Oradan Şam taraflarına gitti. Buradayken Sâre Hatunun isteği üzerine hazret-i Hacer’le evlendi. Bu evlilikten hazret-i İsmail doğdu.<br />
<br />
Allah’ın emri ile Hacer’i, oğlu ile birlikte Kudüs’ten Hicaz’a götürdü ve bugünkü Mekke şehrinin bulunduğu yere bırakıp geri döndü. Mekke’nin üst tarafında bulunan Seniyye mevkiine gelince, ellerini açarak onlar için dua ettiği İbrahim sûresi 37 ve 38. âyetlerinde bildirilmektedir. Bu ıssız ve çorak vâdide bir miktar hurma, bir dağarcık su ve oğlu iki yaşındaki İsmail ile yalnız kalan hazret-i Hacer, bu işin Allah’ın emri ile olduğunu anlayıp tevekkülle sabretti; “Allahü teâlâ bize kâfidir. O bizi korur, himâye eder. Bizi başıboş bırakmaz” dedi. Semre ağacının dallarından yaptığı küçük barınakta kalıyorlardı. Yiyecekleri ve suları bitince hazret-i İsmail susuzluktan ağlamaya başladı.<br />
<br />
Hazret-i Hacer su bulmak ümidi ile Safâ Tepesine çıktı. Uçsuz bucaksız çölden ve ağaçsız çıplak tepelerden başka bir şey göremedi. Safa’dan inip koşarak Merve Tepesine çıktı.Safa ve Merve tepeleri arasında su bulmak ümidi ile yedi defâ koşarak gidip geldi. Bu sırada İsmail’in (aleyhisselam) ayağını vurduğu veya Cebrâil aleyhisselamın vurduğu yerden su fışkırıp akmaya başladı. Hazret-i Hacer heyecanlandı ve akan su ziyan olmasın diye “Dur! Dur!” mânâsına gelen “Zem! Zem!” diyerek suyun etrâfını çevirdi. Sudan oğlu İsmail’e (aleyhisselam) içirdi ve kendisi de içti. Peygamberimiz bir hadîs-i şerîflerinde, “Allah İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin. O, zemzemi kendi hâline bıraksaydı da avuçlamasaydı, muhakkak zemzem akan bir ırmak olurdu.” buyurmuştur.<br />
<br />
Mekke’nin yakınında konaklayan Cürhüm kabîlesi zemzem suyunu görünce hazret-i Hacer’den izin alarak oraya yerleştiler ve böylece Mekke şehri kuruldu. Bir müddet sonra hazret-i İbrahim hanımını ve oğlunu ziyârete geldiğinde onları bolluk ve bereket içinde buldu. Hazret-i İsmail konuşmaya başlayınca hazret-i İbrahim üç gün üst üste gördüğü rüyâ üzerine onu kurbân etmeye karar verdi. Zilhicce ayının 9 ve 10. günü de aynı rüyâyı görünce sahih olduğunu anladı. Bir bahâneyle annesinden izin alarak kurban etmek için götürdü. Şeytan, insan sûretinde annesi Hâcer’e hazret-i İsmail’e ve hazret-i İbrahim’e göründü ve onlara vesvese vermeye çalıştı ise de dinlemediler.<br />
<br />
Hazret-i İsmail, şeytanın arkasından yedi tâne taş attı. Hazret-i İbrahim, bugün Minâ denilen yere gelince, oğluna rüyâsını ve Allah’ın emrinin kendisini kurbân etmek olduğunu açıkladı. Hazret-i İsmail’i tevekkülle hazırladı. Yere yatırıp bıçağı boynuna çaldı ise de bıçak, Allah’ın emri ile kesmedi. Taşa vurdu, taşı kesti. Nihâyet Cebrâil aleyhisselam Cennetten bir koç getirdi. Cebrâil aleyhisselam makâmından “Allahü ekber, Allahü ekber” diyerek geldi. Hazret-i İbrahim bu tekbiri işitince; “Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber” dedi. Hazret-i İsmail de; “Allahü ekber ve lillâhil hamd,” diyerek tekbiri tamamladı. Hazret-i İbrahim koçu kurban etti. Onların bu hâli Kur’ân-ı kerîmde anlatılmakta ve meâlen; “Muhakkak ki bu açık bir imtihandı.” buyrulmaktadır. Hazret-i İbrahim kurban hâdisesinden sonra Sâre’nin yanına döndü.<br />
<br />
Hazret-i İsmail büyüyünce Cürhüm Kabîlesinden bir kızla evlendi. Annesi hazret-i Hacer de vefat etti ve Kâbe temelinin bitişiğine defnedildi. Hazret-i İbrahim yine arasıra gelip gidiyordu. Allahü teâlâ Kâbe’nin yapılmasını emredince baba oğul Kâbe’nin eski temelini bulup yeniden inşâ ettiler ve şöyle dua ettiler: “Ey Rabbimiz bizden bu hayırlı işi kabul et. Hakîkaten sen duamızı işitici, niyetimizi bilicisin.”<br />
<br />
Hazret-i İsmail, babası hazret-i İbrahim’in vefatından sonra, Yemen’den gelip Mekke’ye yerleşmiş olan Cürhüm Kabîlesine peygamber olarak gönderildi. Kendisine başka kitap ve din verilmeyip, babası İbrahim aleyhisselamın dînini insanlara tebliğ etti. İnsanları elli yıl îmâna dâvet etti, ancak pek az kimse îmânla şereflendi. Filistin’e giderek hazret-i İbrahim’in kabrini ziyâret etti. Sonra Şam’a gidip kardeşi İshak aleyhisselam ile görüştü. Hazret-i İsmail’in 12 oğlu ve pekçok torunu oldu. Onun dîni İslâmiyet gönderilinceye kadar doğru olarak devâm etti. Muhammed aleyhisselamın bütün dedeleri hazret-i İsmail’in soyundan ve onun dînindendi. Vefâtına yakın kardeşi İshak’ı aleyhisselam yanına dâvet edip, kızını oğlu Iys’a nikâhladı ve bâzı vasiyetlerde bulundu. Mekke’de 133 veya 137 yaşlarındayken vefat etti. Mescid-i Haramda Kâbe-i muazzamanın kuzey duvarı önünde bulunan ve annesi Hacer’in de kabrinin bulunduğu Hatim denilen yere defnedildi.<br />
<br />
İsmail aleyhisselamın mucizeleri:<br />
1. Dikenli bir arâzide yaşayan müşriklerin teklifi üzerine dua edip, dikenli ağaçlarda çeşitli meyveler bitmiştir.<br />
<br />
2. Cürhümîleri îmâna dâvet ettiği zaman, onlar kısır koyundan süt çıkarmasını istediler. O da elini koyunun sırtına koyarak; “Beni peygamber olarak gönderen Allahü teâlânın ismi ile...” dediği anda koyunun memelerinden süt akmaya başladı.<br />
<br />
3. İsmail aleyhisselamın duası bereketiyle koyunların yünleri ipek oldu ve sayıları çoğaldı.<br />
<br />
4. Kendisine misâfir gelen iki yüz Yemenliye ikrâm edecek bir şey bulamayınca mahcub oldu. O anda dua etti ve yanındaki kumlar un oldu. Bunu gören misâfirlerin hepsi îmâna geldiler.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’in, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, En’âm, İbrahim, Meryem, Enbiyâ ve Sa’d sûrelerinde İsmail aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz İshak Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=261</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:12:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=261</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz İshak Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Soyu Ve Doğuşu:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olup Hz.Sâre´den doğ­muştur.[1]<br />
<br />
O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, yüz yirmi yaşında bulunuyordu. [2]<br />
<br />
Ahd-i Atîk´da ise, İsmail Aleyhisselâmın, Babası seksen altı yaşında bulundu­ğu sırada, İshak Aleyhisselâmın da, Babası, yüz yaşında olduğu sırada doğduğu<br />
<br />
bildirilir. [3]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın doğuşu, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır: "And olsun ki: Elçilerimiz!´[4], İbrahime müjde ile gelip (Selâm!) dediler. O da: (Selâm I) dedi ve eğleşmeden gidip (onlara) kızartılmış bir buzağı getirdi.<br />
<br />
(İbrahim), onların, ellerinin, buna uzanmadığını görünce, hoşlanmadı. Onlardan, kalbine bir nevi´ korku geldi.<br />
<br />
Onlar: korkma! Biz, Lut kavmine gönderildik! dediler.<br />
<br />
(İbrahim)in zevcesi (hizmet için, ayakta idi) güldü.<br />
<br />
Biz de, ona, İshak´ı, İshak´m ardından da, (Torunu) Yâkubu müjdeledik.<br />
<br />
(Kadın): vay, kendim, koca bir karı, şu zevcim de, bir ihtiyar iken, ben mi doğu-ruacakmışım !<br />
<br />
Bu, doğrusu, pek şaşılacak bir şey! dedi.<br />
<br />
(Elçi Melekler): Allanın emrine mi şaşıyorsun !<br />
<br />
Ey Ehl-i Beyt! Allanın Rahmeti, Bereketleri üzerinizdedir.<br />
<br />
Şüphe yok ki, O, asıl hamde lâyık, hayır ve ihsanı çok olandır! dediler. [5]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Doğmasına Halkın Şaşması:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm doğunca, halk, buna şaşıp kaldılar:<br />
<br />
"Yüz yaşlarında bir ihtiyar kocanın, doksan yaşlarında bir koca karının çocu­ğu oldu hâi " dediler. [6]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm: uzun boylu, kara gözlü, buğday benizli idi[7]. Kendisinin yüzü ve konuşması güzel, saçı, sakalı bembeyazdı. Sîret ve suretçe, Babası İbrahim Aieyhisselâma benzerdi. [8] Yaşlanınca, gözleri, görmez olmuştu. [9]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra, Şam´­da Peygamberlikle vazefelendirilmiş[10], Yüce Allah, onu, seçkinlerden ve hayırlı insanlardan eylemiştir.<br />
<br />
Kur´ân-ı kerimde şöyle buyrulur:<br />
<br />
"Biz, ona (İbrahim´e) İshak ile (Torun´u) Yâkubu ihsan ettik ve her birini, hidaye­te (Peygamberliğe) erdirdik.[11]<br />
<br />
"Ona (İbrahim´e), SâliMerden bir Peygamber olmak üzere de, İshak´ı müjdeledik. Hem ona (İbrahim´e), hem de İshak´a (feyz ve) bereketler verdik.<br />
<br />
Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de, vardır, nefsine, apaçık zulmedeni de, vardır[12]"<br />
<br />
"Kuvvet ve basiret sâhibleri olan kullarımız İbrahim´i, Ishakı ve Yâkubu da, an!´[13]<br />
<br />
"Çünkü, onlar, bizim katımızda gerçekten seçkinlerden, hayırlı (Zatlar­dandı. [14]<br />
<br />
"Onları, emrimizle doğru yolu gösterecek Rehberler kıldık.<br />
<br />
Hayırlı işler yapmayı, dosdoğru namaz kılmayı, zekât vermeyi, kendilerine vahy ettik.<br />
<br />
Onlar, bize ibadet edicilerdi. ´[15]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm İle Hz. Sâre´nin Mekke´ye Gelip Hacc Edişi:<br />
<br />
Ezrakî´nin, İbn. İshak´dan rivayetine göre: İshak Aleyhisselâm ile Annesi Hz.Sâ-re de, Şam´dan Mekke´ye gelip Hacc etmişlerdir.[16]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Oğulları:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vasiyeti üzerine Ken´ânî-lerin kızları ile evlenmeyip[17] Refaka bint-i Betvil ile evlenmiş, ondan, Ays ve Yâ-kub isimlerinde ikiz iki oğlu doğmuş[18], Ays´ı, Ağabeyi İsmail Aleyhisselâmın ve­fatı sırasındaki vasiyetine uyarak[19] Besime[20] binti İsmail Aleyhisselâm ile evlen-dirmiştir. [21]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Vefatı:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; Ken´an ilinde [22], yüz seksen beş[23] veya yüz seksen[24] veya yüz yetmiş[25]´, ya da, yüz altmış[26] yaşında vefat etti.<br />
<br />
Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere selâm olsun!<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm, Babası İbrahim Aleyhisselâmın Mezreadaki kabrinin ya­nına gömüldü. [27]<br />
<br />
Kabirleri, Beytülmakdise on sekiz mil uzaklıkta, Mescid-i İbrahim diye anılan Mescidin yanında bulunmaktadır.´<br />
<br />
Şam ve Filistin ahâlisine gönderilen peygamberlerden. İbrahim aleyhisselamın ikinci oğludur. Annesi hazret-i Sâre’dir. Büyük kardeşi İsmail aleyhisselamdan kaç yaş küçük olduğu bilinmemektedir.<br />
<br />
İbrahim aleyhisselam, Nemrûd’un ateşinden kurtulduktan sonra, Bâbil’den hicret ederek, kendisine inananlar ve hanımı Sâre Hatun’la birlikte Mısır’a gitti. Oradan da Filistin ve Şam diyârına döndü. Sâre Hatun’un gençliğinde çocuğu olmamıştı. İbrahim aleyhisselam oğlu İsmail aleyhisselamı ve annesi Hâcer Hatun’u Mekke’ye bıraktıktan sonra, Şam diyârına döndü. Allahü teâlâ yaşlıyken Sâre Hatun’a bir oğul ihsân edeceğini, Cebrâil aleyhisselam vâsıtasıyla müjdeledi. Sâre Hatun, bu müjdeye sevindiği için oğluna İshak ismi verildi. İshak İbrânice “güler” mânâsına gelir.<br />
<br />
Allahü teâlânın Lut Kavmini azgınlıkları sebebiyle helâk ettiği sene doğdu. Şam diyârında büyüyünce, babası ve annesi ile Mekke’ye gitti. Kâbe-i muazzamayı ziyâret edip, ağabeyi İsmail aleyhisselamla görüştü. Üçü birlikte Filistin’e döndüler. Burada anne ve babasına hizmet etti. Her sene hac zamânında Mekke’ye gitti. Bir rivâyette babasının sağlığında, başka bir rivâyette ise vefatından sonra Şam ve Filistin ahâlisine peygamber olarak gönderildi. İbrahim aleyhisselamın dîninin hükümlerini yaymaya devâm etti. Kavmine nasihat edip, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi. Altmış yaşındayken, İys ve Yakub adında iki oğlu oldu. İys amcası İsmail aleyhisselamın kızıyla evlendi. Babasının duası bereketiyle soyu bereketli olup, kısa zamanda çoğaldı. İshak aleyhisselamın diğer oğlu Yakub aleyhisselama da peygamberlik verildi. Oğul ve torunlarından peygamberler geldi. Bir adı da İsrail olan Yakub aleyhisselamın soyundan gelenlere sonradan “İsrailoğulları” denildi.<br />
<br />
Ömrünün sonuna doğru gözlerinin görmesi zayıflayan İshak aleyhisselam, 120 sene veya daha fazla yaşadıktan sonra, Filistin’de vefat etti. Filistin’de Halîlürrahmân denilen yerde baba ve annesinin de medfûn bulunduğu mağaraya defnedildi.<br />
<br />
Yüz ve şekil itibariyle, ahlâk ve yaşayışta babası hazret-i İbrahim’e çok benzeyen İshak aleyhisselam, Kur’ân-ı kerîm’de ilim sâhibi olarak zikredildi.<br />
<br />
Mucizeleri:<br />
1. Hayvanlar açık bir lisanla peygamberliğine şehâdet ederlerdi.<br />
<br />
2. Duâ etmesi üzerine dağın harekete geçmesi: İshak aleyhisselam Kudüs’te insanları Allahü teâlâya îmâna dâvet edince, insanlar; “Eğer şu dağı harekete geçirirsen, îmân ederiz.” dediler. İshak aleyhisselam dua edince dağ sallanmaya başladı. Kudüs halkı hep birlikte îmân ettiler.<br />
<br />
3. İshak aleyhisselam merkebine binip bir dağa çıkmak isteyince merkebin ön ayakları kısalır, arka ayakları uzardı. Dağdan aşağı inerken de tersi olurdu.<br />
<br />
4. İshak aleyhisselamın duası bereketiyle Allahü teâlâ ölmüş hayvanları diriltirdi.<br />
<br />
5. Şam ahâlisinin arzusu üzerine yaptığı dua netîcesinde, elini sırtına koyduğu bir koyun, hemen kuzulamış daha sonra ard arda dokuz defâ yavrulamıştır.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmin Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ ve İbrahim sûrelerinde İshak aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz İshak Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Soyu Ve Doğuşu:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olup Hz.Sâre´den doğ­muştur.[1]<br />
<br />
O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, yüz yirmi yaşında bulunuyordu. [2]<br />
<br />
Ahd-i Atîk´da ise, İsmail Aleyhisselâmın, Babası seksen altı yaşında bulundu­ğu sırada, İshak Aleyhisselâmın da, Babası, yüz yaşında olduğu sırada doğduğu<br />
<br />
bildirilir. [3]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın doğuşu, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır: "And olsun ki: Elçilerimiz!´[4], İbrahime müjde ile gelip (Selâm!) dediler. O da: (Selâm I) dedi ve eğleşmeden gidip (onlara) kızartılmış bir buzağı getirdi.<br />
<br />
(İbrahim), onların, ellerinin, buna uzanmadığını görünce, hoşlanmadı. Onlardan, kalbine bir nevi´ korku geldi.<br />
<br />
Onlar: korkma! Biz, Lut kavmine gönderildik! dediler.<br />
<br />
(İbrahim)in zevcesi (hizmet için, ayakta idi) güldü.<br />
<br />
Biz de, ona, İshak´ı, İshak´m ardından da, (Torunu) Yâkubu müjdeledik.<br />
<br />
(Kadın): vay, kendim, koca bir karı, şu zevcim de, bir ihtiyar iken, ben mi doğu-ruacakmışım !<br />
<br />
Bu, doğrusu, pek şaşılacak bir şey! dedi.<br />
<br />
(Elçi Melekler): Allanın emrine mi şaşıyorsun !<br />
<br />
Ey Ehl-i Beyt! Allanın Rahmeti, Bereketleri üzerinizdedir.<br />
<br />
Şüphe yok ki, O, asıl hamde lâyık, hayır ve ihsanı çok olandır! dediler. [5]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Doğmasına Halkın Şaşması:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm doğunca, halk, buna şaşıp kaldılar:<br />
<br />
"Yüz yaşlarında bir ihtiyar kocanın, doksan yaşlarında bir koca karının çocu­ğu oldu hâi " dediler. [6]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm: uzun boylu, kara gözlü, buğday benizli idi[7]. Kendisinin yüzü ve konuşması güzel, saçı, sakalı bembeyazdı. Sîret ve suretçe, Babası İbrahim Aieyhisselâma benzerdi. [8] Yaşlanınca, gözleri, görmez olmuştu. [9]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra, Şam´­da Peygamberlikle vazefelendirilmiş[10], Yüce Allah, onu, seçkinlerden ve hayırlı insanlardan eylemiştir.<br />
<br />
Kur´ân-ı kerimde şöyle buyrulur:<br />
<br />
"Biz, ona (İbrahim´e) İshak ile (Torun´u) Yâkubu ihsan ettik ve her birini, hidaye­te (Peygamberliğe) erdirdik.[11]<br />
<br />
"Ona (İbrahim´e), SâliMerden bir Peygamber olmak üzere de, İshak´ı müjdeledik. Hem ona (İbrahim´e), hem de İshak´a (feyz ve) bereketler verdik.<br />
<br />
Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de, vardır, nefsine, apaçık zulmedeni de, vardır[12]"<br />
<br />
"Kuvvet ve basiret sâhibleri olan kullarımız İbrahim´i, Ishakı ve Yâkubu da, an!´[13]<br />
<br />
"Çünkü, onlar, bizim katımızda gerçekten seçkinlerden, hayırlı (Zatlar­dandı. [14]<br />
<br />
"Onları, emrimizle doğru yolu gösterecek Rehberler kıldık.<br />
<br />
Hayırlı işler yapmayı, dosdoğru namaz kılmayı, zekât vermeyi, kendilerine vahy ettik.<br />
<br />
Onlar, bize ibadet edicilerdi. ´[15]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm İle Hz. Sâre´nin Mekke´ye Gelip Hacc Edişi:<br />
<br />
Ezrakî´nin, İbn. İshak´dan rivayetine göre: İshak Aleyhisselâm ile Annesi Hz.Sâ-re de, Şam´dan Mekke´ye gelip Hacc etmişlerdir.[16]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Oğulları:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vasiyeti üzerine Ken´ânî-lerin kızları ile evlenmeyip[17] Refaka bint-i Betvil ile evlenmiş, ondan, Ays ve Yâ-kub isimlerinde ikiz iki oğlu doğmuş[18], Ays´ı, Ağabeyi İsmail Aleyhisselâmın ve­fatı sırasındaki vasiyetine uyarak[19] Besime[20] binti İsmail Aleyhisselâm ile evlen-dirmiştir. [21]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Vefatı:<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; Ken´an ilinde [22], yüz seksen beş[23] veya yüz seksen[24] veya yüz yetmiş[25]´, ya da, yüz altmış[26] yaşında vefat etti.<br />
<br />
Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere selâm olsun!<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm, Babası İbrahim Aleyhisselâmın Mezreadaki kabrinin ya­nına gömüldü. [27]<br />
<br />
Kabirleri, Beytülmakdise on sekiz mil uzaklıkta, Mescid-i İbrahim diye anılan Mescidin yanında bulunmaktadır.´<br />
<br />
Şam ve Filistin ahâlisine gönderilen peygamberlerden. İbrahim aleyhisselamın ikinci oğludur. Annesi hazret-i Sâre’dir. Büyük kardeşi İsmail aleyhisselamdan kaç yaş küçük olduğu bilinmemektedir.<br />
<br />
İbrahim aleyhisselam, Nemrûd’un ateşinden kurtulduktan sonra, Bâbil’den hicret ederek, kendisine inananlar ve hanımı Sâre Hatun’la birlikte Mısır’a gitti. Oradan da Filistin ve Şam diyârına döndü. Sâre Hatun’un gençliğinde çocuğu olmamıştı. İbrahim aleyhisselam oğlu İsmail aleyhisselamı ve annesi Hâcer Hatun’u Mekke’ye bıraktıktan sonra, Şam diyârına döndü. Allahü teâlâ yaşlıyken Sâre Hatun’a bir oğul ihsân edeceğini, Cebrâil aleyhisselam vâsıtasıyla müjdeledi. Sâre Hatun, bu müjdeye sevindiği için oğluna İshak ismi verildi. İshak İbrânice “güler” mânâsına gelir.<br />
<br />
Allahü teâlânın Lut Kavmini azgınlıkları sebebiyle helâk ettiği sene doğdu. Şam diyârında büyüyünce, babası ve annesi ile Mekke’ye gitti. Kâbe-i muazzamayı ziyâret edip, ağabeyi İsmail aleyhisselamla görüştü. Üçü birlikte Filistin’e döndüler. Burada anne ve babasına hizmet etti. Her sene hac zamânında Mekke’ye gitti. Bir rivâyette babasının sağlığında, başka bir rivâyette ise vefatından sonra Şam ve Filistin ahâlisine peygamber olarak gönderildi. İbrahim aleyhisselamın dîninin hükümlerini yaymaya devâm etti. Kavmine nasihat edip, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi. Altmış yaşındayken, İys ve Yakub adında iki oğlu oldu. İys amcası İsmail aleyhisselamın kızıyla evlendi. Babasının duası bereketiyle soyu bereketli olup, kısa zamanda çoğaldı. İshak aleyhisselamın diğer oğlu Yakub aleyhisselama da peygamberlik verildi. Oğul ve torunlarından peygamberler geldi. Bir adı da İsrail olan Yakub aleyhisselamın soyundan gelenlere sonradan “İsrailoğulları” denildi.<br />
<br />
Ömrünün sonuna doğru gözlerinin görmesi zayıflayan İshak aleyhisselam, 120 sene veya daha fazla yaşadıktan sonra, Filistin’de vefat etti. Filistin’de Halîlürrahmân denilen yerde baba ve annesinin de medfûn bulunduğu mağaraya defnedildi.<br />
<br />
Yüz ve şekil itibariyle, ahlâk ve yaşayışta babası hazret-i İbrahim’e çok benzeyen İshak aleyhisselam, Kur’ân-ı kerîm’de ilim sâhibi olarak zikredildi.<br />
<br />
Mucizeleri:<br />
1. Hayvanlar açık bir lisanla peygamberliğine şehâdet ederlerdi.<br />
<br />
2. Duâ etmesi üzerine dağın harekete geçmesi: İshak aleyhisselam Kudüs’te insanları Allahü teâlâya îmâna dâvet edince, insanlar; “Eğer şu dağı harekete geçirirsen, îmân ederiz.” dediler. İshak aleyhisselam dua edince dağ sallanmaya başladı. Kudüs halkı hep birlikte îmân ettiler.<br />
<br />
3. İshak aleyhisselam merkebine binip bir dağa çıkmak isteyince merkebin ön ayakları kısalır, arka ayakları uzardı. Dağdan aşağı inerken de tersi olurdu.<br />
<br />
4. İshak aleyhisselamın duası bereketiyle Allahü teâlâ ölmüş hayvanları diriltirdi.<br />
<br />
5. Şam ahâlisinin arzusu üzerine yaptığı dua netîcesinde, elini sırtına koyduğu bir koyun, hemen kuzulamış daha sonra ard arda dokuz defâ yavrulamıştır.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmin Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ ve İbrahim sûrelerinde İshak aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Lut Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=260</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:07:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=260</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Lut Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Lût b.Hâran, b.Târah[1], b.Nahor, b.Saruğ´dur. [2]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın Yeğeni, yani kardeşi Haran´ın oğlu idi. [3]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; uzuna çalar orta boylu[4], beyaz tenli, güzel yüzlü, ince bu­runlu, küçük kulaklı, uzun parmaklı, güzel gülüştü idi. [5]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın İbrahim Aleyhisselâma İlk İman Ve Onunla Birlikte Hicret Edişi Ve Bazı Faziletleri: Başa Dön<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâma ilk iman eden (Ankebût: 26) ve Allah yo­lunda, Onunla birlikte hicret etmek şerefine eren[6], İbrahim Aleyhisselâmın yo­lunda ve Şeriatında, ibâdet ehli, cömerd, sabırlı, müttakî, konuksever, çiftçilik eder, eker biçer, elinin emeğiyle geçinir mübarek bir zattı. [7]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla yanındaki Muhacirler, Babil´den ayrılınca, Harran´a´[8] varıp orada, bir müddet oturdular. [9]<br />
<br />
Oradan, Ürdün´e[10], Ürdün´den de, Mısır´a gittiler. [11]<br />
<br />
Şam´a dönmek üzere[12], Mısır´dan ayrıldılar. [13]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla yanındakiler, Filistin toprağında, Filistin ile Kudüs ara­sında, Şam çölündeki Seb´ diye anılan yere varıp indiler. [14]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Seb´ halkının, uygunsuz tutum ve davranışları yüzün­den, Seb´den ayrılarak Filistin toprağında Remle ile İlya (Kudüs) arasında bir ye­re gelip yerleşti, [15] ki, orası, Katt veya Kıtt diye anılan yer idi. [16]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Sedum Ve Amure´ye Yerleşmesi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, rızık ve geçim bolluğu, servet ve hizmet­çiler ihsan etti. [17]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Haran´ın oğlu Lût Aleyhisselâmın da orada malı çoğaldı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Yüce Allah, bizim mallarımızı, küçük büyük baş hayvanlarımızı çoğalttı.<br />
<br />
Sen, yanımızdan ayrılıp Sedum ve Amure şehirlerine[18] yerleş!" dedi.<br />
<br />
Bu şehirler, İbrahim Aleyhisselâmın oturduğu yerin yakınında idi,<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm, oraya gidip yerleşti."[19]<br />
<br />
O taraflara gelen bir kral, Lût Aleyhisselâmla çarpıştı. [20] Kendisini, esir, mal­larını iğtinam edip sürdürdü.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bunu, haber alır almaz, 318 kişilik maiyetiyle gidip çar­pışarak Lût Aleyhisselâmı kurtardı ve gasb edilen mallarını da, geri aldı.<br />
<br />
Allah ve Resulünün düşmanlarından bir çoklarını öldürdü. Bozguna uğratarak kaçırdıklarını da, Dımaşk´ın doğusuna varıncaya kadar takip etti, kovaladı. [21]<br />
<br />
<br />
Sedum Ve Diğer Şehirler Halkının İğrenç Ahlaksızlıkları:<br />
<br />
<br />
Sedum ve diğer şehirler halkının, şehir dışında, yol üzerinde bostanları ve mey-va bahçeleri vardı.<br />
<br />
Yağmursuzluktan, kuraklık ve kıtlığa uğradıkları zaman, birbirlerine: "İçinde geçimliğiniz bulunan meyva bahçelerinizi, dışarıdan gelecek yolcular­dan koruyunuz!" dediler.<br />
<br />
"Nasıl koruyalım " dediler.<br />
<br />
Birbirlerinin yanına gelip gittiler.<br />
<br />
"Yurdlarınızın içinde bulunduğunuz ve tanımadığınız yabancıların elbisesini, soyunuz, çekip ırzına geçiniz!<br />
<br />
Siz, böyle yapmayı, âdet edindiğiniz zaman, insanlar, şehirlerinize ayak basa­mazlar!" dediler ve dediklerini de, yapmağa başladılar. [22]<br />
<br />
Artık, yolları, kesiyorlar, yurtlarından geçen erkek yolculara sataşıyorlar, on­larla, alay ediyorlar, yakaladıklarının ırzına geçiyorlardı!<br />
<br />
Kendi toplantı yerlerinde.birbirleriyle osuruşmaktan,hattâ yollarda, açıktan açığa birbirlerinin ırzına geçmekten utanmıyorlardı![23]<br />
<br />
Onlardan biri, bir kimsenin zorla ırzına geçer, onu, döver, sonra da:<br />
<br />
"Sana yaptığım bu işe karşılık, ücretimi, ver!" der, Hâkimleri de, fail lehine hüküm verirdir. [24]<br />
<br />
Lût kavmi, bu hayasızlıklara, hayvanlar gibi ve belki hayvanları da, geride bı­rakacak derecede devam ediyorlardı. [25]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, insanlardan, bu iğrenç işi işleyen­leri şöyle lanetler:<br />
<br />
"Lût kavminin annelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! Lût kavminin amelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! Lût kavminin amelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! [26]<br />
<br />
"Lût kavminin amelini işleyen kimse, mel´undur! [27]<br />
<br />
Lût kavminin amelini işleyen kimse, mel´undur!"´[28]<br />
<br />
"Ümmetimden, Lût kavminin amelini işleyerek ölen kimseyi, Allah, onların yanına nakl ve onlarla birlikte haşr eder!" [29]<br />
<br />
"Kimi, Lût kavminin amelini işler halde bulursanız´[30]´, o fiili işleyeni de, kendisiyle<br />
<br />
o fiil işleneni de, öldürünüz!" [31]<br />
<br />
"Üsttekini de, alttakini de, Recmediniz! [32]<br />
<br />
"İkisini de, Recmediniz!"´[33]<br />
<br />
Lût kavminin erkekleri, kadınlarla evlenmeyi de, bırakmışlardı.[34]<br />
<br />
Evlilerden, cinsî sapıklıklarını, karılarına da, uygulayanlar vardı.[35]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, böyleleri hakkında da: "Karısının arkasından cinsî sapıklık yapan kimse, mel´undur!" buyurmuştur.[36]*<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; Allah tarafından, kendilerine yüksek Meziyyetler[37], Hüküm ve İlim verilen Peygamberlerdendi. [38]<br />
<br />
Yüce Allah, onu, küfürleri ve ahlaksızlıkları dillere destan olan Sedum ve diğer dört şehir halkına[39]´, Peygamber olarak gönderdi. [40]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm, onların içinde yirmi dokuz yıl kadar kaldı. [41]<br />
<br />
Onları, bir olan Allah´a ibâdete ve yapageldikleri haksızlık ve ahlaksızlıkları bı­rakmağa davet etmekten´[42], davetini, kabul ve tevbe etmedikleri takdirde aza­ba uğrayacaklarını haber vermekten geri durmadı.[43]<br />
<br />
Kur´ân-I Kerimin Lût Kavmi Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
Lût:<br />
<br />
"Şüphesiz ki, ben, size (gönderilmiş) emîn bir Peygamber´im!<br />
<br />
Artık, Allah´dan korkunuz ve bana itaat ediniz!<br />
<br />
Ben, buna karşılık, sizden hiç bir ücret istemiyorum.<br />
<br />
Benim mükâfatım, âlemlerin Rabb´ından başkasına âid değildir.<br />
<br />
Siz, Rabb´inizin, sizin için yarattığı zevcelerinizi bırakıp ta, insanların içinden er­keklere mi gidiyorsunuz !<br />
<br />
Hayır! (siz, helaldan, harama) tecavüz eden bir kavimsiniz! [44] Siz, sizden önce, âlemlerden hiç birinin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz ! Demek siz, kadınları bırakıp ta, şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz ha! Meğer, siz, haddi aşan bir kavim işsiniz![45]<br />
<br />
"Siz, gerçekten, öyle hayasızlığı (meydana) getiriyorsunuz ki, sizden önce, âlem­lerden hiç biri, bunu, yapmamıştır!<br />
<br />
Siz, mutlaka, erkeklere gidecek, yol kesecek, toplantı yerinde, meşru olmayanı, yapıp duracak mısınız !" dedi.[46]<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
"Ey Lût! Sen (bu dâvadan) vaz geçmezsen, and olsun ki: mutlaka (memleketi­mizden kovulup) çıkarılanlardan olacaksın!" dediler.[47]<br />
<br />
(Lût) Onlara:<br />
<br />
"Siz, gözünüz göre göre, hâlâ, o kötülüğü, yapacak mısınız !<br />
<br />
Gerçekten, siz, kadınları bırakıp da, şehvetle mutlaka, erkekJere yanaşacak mısınız !<br />
<br />
Hayır! Siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavmsiniz!" dedi.[48]<br />
<br />
(Buna karşı) kavminin cevabı:<br />
<br />
"Lût Hanedanını, memleketinizden çıkarınız!<br />
<br />
Çünkü, onlar, temizliğe zorlar insanlardır! "[49]<br />
<br />
".....Eğer, sen, doğru söyleyenlerden isen, Allanın (bizi tehdid ettiğin) azabını<br />
<br />
getir bize!" demelerinden başka (bir şey) olmadı.[50]<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
"Yâ Rab! O fesadcılar güruhuna karşı, bana yardım et![51]<br />
<br />
Lût Kavmini Helak Etmeğe Giden Elçi Meleklerin İbrahim Aleyhisselâma Uğramaları:<br />
<br />
Sedum´un azgın halkı, Lût Aleyhisselâmı, yalanladılar. Kibir ve gururlarını, artırdıkça, artırdılar.[52]<br />
<br />
Yüce Allah, Lût Aleyhisselâmın duasını kabul edip[53] Resulüne yardım ve se-dum halkını helak etmeyi, irâde buyurduğu zaman[54], Cebrail Aleyhisselâmı, iki Melekle[55]´ ki, Mîkâil ve İsrafil Aleyhiselâmlarla birlikte gönderdi.<br />
<br />
Bu Melekler, genç ve güzel birer erkek suretinde yürüyerek gidip İbrahim Aley-hisselâma konuk oldular.[56]<br />
<br />
Onlar; hem İbrahim Aleyhisselâma, İshak isminde bir oğlu doğacağını müjde­leyecekler, hem de, Lût kavmini helak edeceklerini haber vereceklerdi.[57]<br />
<br />
Yüce Allah, bunu, Kur´ân-ı keriminde şöyle açıklar:<br />
<br />
"And olsun ki: Elçilerimiz (Melekler), İbrahim´e müjde ile gelip Selâm! dediler.<br />
<br />
O da: Selâm! dedi ve hiç eğlenmeden, bir buzağı (kebabını) getirdi.<br />
<br />
(İbrahim, konukların) buna, ellerinin uzanmadığını görünce, onlarfın durumundan, hoşlanmadı. Onlardan, kalbine bir nevi´ korku gizledi.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
Korkma! Çünki, biz, Lût kavmine gönderildik!" dediler.[58]<br />
<br />
(İbrahim):<br />
<br />
"Ey gönderilen (Elçi)ler! Sizin işiniz (vazifeniz) nedir " diye sordu.<br />
<br />
(Elçiler):<br />
<br />
"Gerçekten, biz, günahkâr güruhuna gönderildik![59]<br />
<br />
"Biz, bu memleketin ahalisini helak edeceğiz!<br />
<br />
Çünkü, onun ahalisi, zâlim oldular!" dediler.[60]<br />
<br />
Vaktâ ki, İbrahimden o korku gitti. Kendisine, bir de, müjde geldi.<br />
<br />
(Şimdi, o) Lût kavmi hakkında (adetâ) bizim (Elçilerimiz)le mücâdele ediyor (Lûtla ona iman edenlerin de, azaba uğrayacaklarını sanarak korkuyor, onlara acıyor)du.<br />
<br />
Çünkü, İbrahim, gerçekten, yumuşak huylu, yufka yürekli, kendisini, tamamıyla Allâha vermiş bir kişi idi[61]"<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Elçi Meleklerle Tartışması:<br />
<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Biz, şu kariyenin halkını, helak edeceğiz!<br />
<br />
Çünki, oranın halkı, zâlim oldular!" dedikleri zaman, İbrahim Aleyhisselâm; onlara:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, dört yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler: "Hayır!" dediler. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, üç yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler: "Hayır!" dediler. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, iki yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler: "Hayır!" dediler. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler: "Hayır!" dediler.[62] İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, elli Müslüman bulunsa, ne dersiniz ´[63] Oradakileri, helak eder misiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Hayır!"[64] O kariye halkının içinde, Müslümanlardan, elli kişi bulunsa, onla­ra, azab etmeyiz!" dediler.[65]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi,[66]´ içinde, kırk Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Hayır!" dediler.[67]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, otuz Müslüman bulunursa, ne dersiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Bir kariye halkının içinde, otuz Müslüman bulunursa, azab etmeyiz!" dediler.[68]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, on dört Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Hayır!" dediler.[69]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, on Müslüman bulunursa, ne dersiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Müslüman on kişi bulunursa da, azab etmeyiz!" dediler.<br />
<br />
Bunun üzerne, İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İçinde, on Müslüman bulunmayan ve hayr olmayan bir kavim yoktur!" dedi.[70]<br />
<br />
"Elçiler, ona:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Ondan (bu mücâdeleden) vaz geç!<br />
<br />
Çünkü, gerçek, şudur:<br />
<br />
Rabb´inin emri gelmiştir.<br />
<br />
Onlara, muhakkak, red olunmayacak bir azab çatıcıdır!" dediler.[71]<br />
<br />
(İbrahim):<br />
<br />
"Onların içinde Lût ta, var!" dedi.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Biz, orada, kimin bulunduğunu, çok iyi bileniz!<br />
<br />
Onu da, Ehlini de, muhakkak, kurtaracağız,<br />
<br />
Yalnız, geride (azapda) kalacaklardan olan karısı müstesna!" dediler.[72]<br />
<br />
<br />
<br />
Elçi Meleklerin Lût Aleyhisselâmın Yurduna Gelişi Ve Ona Konuk Oluşu:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Lût kavmini helak etmek üzere gönderdiği Meleklere:<br />
<br />
"Lût, onlar aleyhinde dört defa şehâdette bulunursa, onları, helak etmenize izin verdim![73]<br />
<br />
Lût, onlar aleyhinde dört[74] kerre şehâdette bulunmadıkça, onları, helak etme­yiniz!" buyurmuştu.[75]<br />
<br />
Elçi Melekler; İbrahim Aleyhisselâmın yanından ayrılarak Lût Aleyhisselâmın kariyesine doğru gittiler. Gündüzün ortasında oraya vardılar.<br />
<br />
Sedum ırmağına ulaştıkları zaman, Lût Aleyhisselâmın, Ev halkı için, su dol­duran kızı ile karşılaştılar: Ona:<br />
<br />
"Ey genç kız! Konuk olunacak yer var mı " diye sordular. Genç kız:<br />
<br />
"Evet! Konuklanacağınız, şurasıdır.<br />
<br />
Fakat, ben, gidip yanınıza gelinceye kadar, içeri girmeyiniz!" dedi. Gidip Babasına:<br />
<br />
"Babacığım! Şehrin kapısı önündeki yiğitler, Senin yanına gelmek istiyorlar. Ben, onların yüzlerinden daha güzel yüzlüsünü görmüş değilim. Sakın, Senin kavmin, onları, yakalayıp kendilerine bir rezillik yapmasınlar!" dedi. Lût kavmi, erkek konuk kabul etmekten, Lût Aleyhisselâmı, men etmişler, ona: "Sen, aramızdan çekil! Erkekleri, biz konuklayacağız!" demişlerdi.[76]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; genç konukları, içeriye gizlice almış, onlardan, hiç kimsenin haberi olmamıştı.<br />
<br />
Fakat, Lût Aleyhisselâmın karısı, gidip bunu, kavmine haber verdi ve:<br />
<br />
"Lût´un evinde, öyle genç erkekler var ki, ben, şimdiye kadar, ne onlar gibisi­ni, ne de, onların yüzlerindeki güzelliğin bir benzerini[77] ve kendilerinden yayı­lan güzel kokudan daha güzelini´[78] görmüş değilim!" dedi.<br />
<br />
Elçi Melekler, Lût Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Biz, bu gece, sana, konuk olmak istiyoruz![79]<br />
<br />
Biz, bu gece, sana, konuk´uz!" dediler.[80]<br />
<br />
Lût (Aleyhisselâm):<br />
<br />
"Her halde, siz, yabancı, tanınmamış bir cemâatsiniz " dedi.[81]<br />
<br />
".....O, bunlar yüzünden, kaygıya düştü. Bunlar yüzünden, göksü daraldı ve (ken­di kendine): bu, çetin bir gündür! dedi.´[82]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm, onlara:<br />
<br />
"Siz, bu kariye halkının, ne yaptığını, biliyor musunuz [83]<br />
<br />
Siz, onların işini, işittiniz mi " dedi.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Ne imiş onların işi [84] Ne yapıyormuş onlar " diye sordular.[85]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İnsanlar içinde, onlardan daha kötü bir kimse yoktur![86]<br />
<br />
Ben, yer yüzünde, kötü iş işlenen yer olarak onların kariyesinden daha kötüsü bulunmadığına şehâdet ederim![87]<br />
<br />
Vallahi, ben, yer yüzünde, onlardan daha habîs insanlar bulunabileceğini bil­miyorum!" dedi ve bu sözünü, dör[88] kere tekrarladı ve kavmi aleyhinde şeha-dette bulunmuş oldu.<br />
<br />
Melekler, Lût Aleyhisselâmla birlikte eve girdiler.[89]<br />
<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Başı Dertte:<br />
<br />
<br />
"Şehir halkı, sevine sevine geldi.[90] Lût Aleyhiselâmın evini, her taraftan kuşattılar.[91] Lût Aleyhisselâm, kapıyı kapadı.<br />
<br />
Elçi Meleklerle kendisi, içeride bulunuyor, kapının arkasından, onlarla münâ­kaşa ediyor, tartışıyor, içeriye girmemeleri için, onlara and veriyor[92], yalva-rıyordu.[93]<br />
<br />
Sedumlular ise, eve inmeğe, girmeğe çalışıyorlardı.[94]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey kavmim!"[95]<br />
<br />
"Gerçekten, bunlar, benim konuklarımdır.[96]<br />
<br />
"Beni, konuklarımın yanında rüsvay etmeyiniz! [97]<br />
<br />
"Allah´dan korkunuz! Beni, tasalandırmayınız! [98]<br />
<br />
"Eğer (dediğinizi) yapıcılar iseniz... [99]<br />
<br />
".....işte, kızlarım! Sizin için, onlar, daha temizdir. (Onlarla, evleniniz.)<br />
<br />
Allâh´dan korkunuz! Beni, konuklarımın içinde, küçük düşürmeyiniz!<br />
<br />
Sizin içinizde, aklı erer, doğru yolu gösterir bir adam da, yok mudur !" dedi.[100]<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
"Biz, seni, il´e âleme (bizim bu gibi işlerimize) karışmaktan, men etmedik<br />
<br />
mi " [101]<br />
<br />
And olsun ki: -senin de, bildiğin üzere- bizim, senin kızlarınla hiç bir hakk (ve ilgi)ımız yoktur.<br />
<br />
Sen, bizim ne istediğimizi, elbette, bilirsin!" dediler. (Lût):<br />
<br />
"Ya size (yetecek) bir gücüm olsaydı, ya da, sarp bir kaleye sığınabilsey-<br />
<br />
dirn[102]´"<br />
<br />
"Ben, sizin, bu yaptığınıza, elbette buğz edenlerdenim!<br />
<br />
Ey Rabb´im! Beni ve Ehlimi, onların yapageldikleri (bu kötülüğün azâbın)dan kur­tar!" dedi. [103]<br />
<br />
Elçi Melekler, Lût Aleyhisselâmın sıkıntıya ve zahmete uğradığını görünce,<br />
<br />
ona[104]<br />
<br />
"Ey Lût! Emîn ol ki: biz, Rabb´inin Elçileriyiz!<br />
<br />
Onlar, sana, kat´iyyen dokunamazlar!<br />
<br />
Sen, hemen, gecenin bir kısmında ailenle yürü! (yola çık!)<br />
<br />
İçinizden, hiç biri geri kalmasın!<br />
<br />
Yalnız, karın müstesnadır!<br />
<br />
Çünkü, onlara isabet edecek (azab), hiç şüphesiz, ona da, çarpacaktır!<br />
<br />
O halde, gecenin bir kısmında aileni, yürüt.<br />
<br />
Sen de, arkalarından git!<br />
<br />
Sizden, hiç kimse ardına dönüp bakmasın!<br />
<br />
Emrolunacağınız yere geçip gidiniz[105]<br />
<br />
Onlara, va´d olunan (helak) vakti, sabah vaktidir.<br />
<br />
Sabah vakti de, yakın değil midir " [106]<br />
<br />
Kapıyı, aç! Sen, bizi, onlarla başbaşa bırak!" dediler. [107]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm, kapıyı, açınca[108], Sedumlu azgınlar, içeri daldılar. Elçi Me­leklerin yanına girdiler. [109]<br />
<br />
Elçi Meleklere, kötülük yapmağa kalkıştılar. [110]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Sedumlu azgınları, cezalandırmak için, Rabbinden, izin istedi.<br />
<br />
İzin verilince, Cebrail Aleyhisselâm, kanadını, onların yüzlerine çarpıp hepsi­nin gözlerini, silme kör etti!<br />
<br />
Onlar, hemen geri döndüler:<br />
<br />
"Ey Lût! Sen, bize Sihirbazlar getirdin! Bizi, senin gibi, sinirledin! [111]<br />
<br />
Hele, sabaha bir çıkalım! [112]<br />
<br />
Yine, döneriz!" [113] diyerek Lût Aleyhisselâmı, tehdid ediyorlar[114], aynı za­manda, birbirilerini çiğneyerek kör bir halde dışarı çıkmağa´[115], tutunmak için du­varları bulmağa çalışıyorlar[116], fakat ne gidecekleri yolu biliyorlar, ne de, ken­dilerine evleri gösteriliyordu! [117]<br />
<br />
"Kör olduk! Kör olduk!<br />
<br />
Yer yüzündeki halkın en Sihirbazları, Lût´un evindedir!" diye söyleni­yorlardı. [118]<br />
<br />
<br />
<br />
Lût Kavminin Helak Edilişi:<br />
<br />
<br />
Lût kavminin kötü tutum ve davranışları ve helak edilişleri, Kurân-ı kerimde şöy­le açıklanır:<br />
<br />
"Ona (Lût´a) şu (kesin) emri Vahy ettik:<br />
<br />
Sabaha çıkarlarken, onların, arkası, muhakkak, kesilmiş olacaktır! [119]<br />
<br />
"Lût kavmi, (kendilerini azabla) korkutan (emir)leri, yalan saydılar. [120]<br />
<br />
"And olsun ki: (Lût), onlara (kendilerini) azabla yakalayacağımızı da, haber vermişti.<br />
<br />
Fakat, onlar, bu korkutmaları, şüphe ile yalanladılar. [121]<br />
<br />
"Hayatına yemin ederim ki: onlar, sarhoşlukları (azgınlıkları) içinde, muhakkak, serseri bir halde idiler.[122]<br />
<br />
"And olsun ki: onlar, konuklarına (bile) kötülük yapmayı kast etmişlerdi.<br />
<br />
Biz de, gözlerini, silme kör ediverdik!<br />
<br />
İşte, azabımızı ve tehdidlerimizi (n akıbetini) tadınız!" (dedik) [123]<br />
<br />
"And olsun ki: onlara, bir sabah (yakalarını) asla bırakmayacak olan bir azab baskın yaptı.<br />
<br />
İşte, (dedik) tadınız benim azabımı ve tehdidlerimin akıbetini!" [124]<br />
<br />
"Onları, Işrak vaktine girdikleri sırada, o (korkunç) sayha (çığlık), birden yakala-yıverdi!<br />
<br />
Hemen (şehirlerinin) üstünü, altına getirdik!<br />
<br />
Tepelerine de, balçıktan pişirilmiş bir taş (yağmuru) yağdırdık! "[125]<br />
<br />
Vaktâ ki, azab emrimiz geldi. (O memleketin) üstünü, altına getirdik! Tepelerine de, balçıktan pişirilmiş, istiflenmiş taşlar yağdırdık ki, onlar, Rabb´inin katında hep damgalanmış/ardı. Onlar, zâlimlerden uzak değildir." [126]<br />
<br />
"Onların üzerine, bir (azab) yağmuru yağdırdık.<br />
<br />
İşte, bak! Günahkârların sonu, nice olmuştur! [127]<br />
<br />
"Allah, küfredenlere Nuh´un karısı ile Lût´un karısını misal olarak gösterdi:<br />
<br />
Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun (nikâhı) altında idiler.<br />
<br />
Böyle iken, hainlik ettiler de (o iki zevç) onları, Allah´ın azabından hiç bir şeyle kurtaramadılar. Onlara (o iki kadına): "Ateşe girenlerle birlikte siz de, giriniz!" denildi. [128]<br />
<br />
"O (şehrin harabeleri[129] gerçekten, (herkesin görebileceği işlek) bir yol üstün­de (hâlâ) durucudur!"<br />
<br />
"Bunda, iman edenler için, muhakkak, bir ibret vardır. "[130]<br />
<br />
"And olsun ki: aklını, kullanacak bir kavim için, biz, oradan, apaçık bir nişâne(´ bırakmışız. [131]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Karısının Helaki:<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın karısı, duyduğu korkunç bir gürültü üzerine arkasına dönüp: "Vaah kavimci-ğim!" diyerek açındığı sırada, Yüce Allah, gönderdiği şeyle[132], taşla[133] onu da, helak edip[134] özlediği kavmine kavuşturdu. [135]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın imansız karısının adı, Vâhile idi. [136]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmla Ev Halkının Şam Taraflarına Gidişi:<br />
<br />
Seher vakti olunca, Yüce Allah, Lût Aleyhisselâm ile Ev halkını, Şam´a doğru yollandırdı.[137]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Filistinde Oturuşu Ve Vefatı :<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; vefat edinceye kadar, Şam-Filistin toprağında, Amcası İbra­him Aleyhisselâmla birlikte oturdu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Lût Aleyhisselâmın kızı ile, Medyen b.İbrahim´i evlendirdi.<br />
<br />
Yüce Allah, onun neslini de, bereketlendirdi; Medyen halkı, onlardan hâsıl oldu. [138]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın, kavminin helakinden yedi yıl sonra vefat ettiği de söylenir.<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın, Hz.Şâre ile İbrahim Aleyhisselâm ve oğullarının gömüldük­leri kabirlerinin civarında, İbrahim Aleyhisselâma aid Yakîn diye anılan Mescid´e bir fersah kadar uzaklıkta bulunan köydeki kabrine gömüldü. [139]*<br />
<br />
Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun!<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden. İbrahim aleyhisselamın kardeşinin oğludur. İbrahim aleyhisselam ve ona inananlarla birlikte Nemrûd’un memleketinden hicret edip Şam’a geldikten sonra, Lut Gölü yanındaki Sedum şehri halkına peygamber gönderildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselamın dînini tebliğ etti.<br />
<br />
İbrahim aleyhisselamla birlikte Bâbil’den hicret edip, Şam diyârına geldikleri zaman Cebrâil aleyhisselam gelerek Lut Gölü civârındaki Sedum bölgesi ahâlisine peygamber olarak gönderildiğini bildirdi. İbrahim aleyhisselamdan ayrılarak Sedum bölgesine gitti.<br />
<br />
Bu beldede ahlâksız ve sapık bir millet türemişti. Putlara tapıyorlar, soygun yapıyorlar, zayıfları eziyorlardı. İğrenç olan livata (homoseksüellik; bugün tedâvisi mümkün olmayan AIDS hastalığına sebeb olan cinsî sapıklık) yapıyorlardı Lut aleyhisselam onları çirkin işlerden menedip, doğru yola dâvet etti. Bu husus Kur’ân-ı kerîmde Şuarâ sûresi 161-164. âyetlerde meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
“Kardeşleri Lut onlara: Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş emîn, güvenilir bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun ve bana itâat edin! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine âittir, dedi.”<br />
<br />
Sedum halkı hazret-i Lut’un dâvetine uymadılar. İsyân edenler arasında kendi hanımı da vardı. O da kocası hazret-i Lut’a inanmamıştı. Kâfirlerle bir olup, ona ihânet etmişti. Bu azgın ve cinsî sapıklıkla uğraşan kavim, îmân etmedikleri gibi hazret-i Lut’u ve ona inananları memleketlerinden kovmaya kalkıştılar. Lut aleyhisselam bu kavme nasîhat edip, doğru yola dönmezlerse Allahü teâlânın azâbına uğrayacaklarını bildirdi. Buna rağmen isyândan ve fuhuştan vazgeçmediler. Hattâ hazret-i Lut’a “Doğru sözlü isen bahsettiğin azâbı getir de görelim” dediler.<br />
<br />
Sapık kavmin isyânının gittikçe artması üzerine Allahü teâlâ onları cezâlandırmak için melekler görevlendirdi. Bu melekler Cebrâil, Mikâil, Azrâil aleyhisselam bir rivâyete göre de Cebrâil aleyhisselam ile birlikte on iki melekti. Melekler önce İbrahim aleyhisselama uğrayıp, kendisine bir oğlan evlâdı (hazret-i İshak) verileceğini müjdelediler ve azgın Sedum halkını helâk etmek üzere geldiklerini söyleyip ayrıldılar. Öğle veya akşam vakti Sedum beldesine gidip hazret-i Lut’u buldular.<br />
<br />
Melekler nûr yüzlü genç delikanlı sûretinde hazret-i Lut’un evine gelince hazret-i Lut’un isyankâr hanımı, durumu azgın Sedum halkına bildirdi. Azgın Sedum halkı hazret-i Lut’un evinin etrâfını sarıp misâfirlerini bize teslim et diyerek musallat olmaya kalkıştılar. Hazret-i Lut onlara nasîhat ettiyse de dinlemeyip kapıyı zorladılar. Bunun üzerine melekler: “Ey Lut! Gerçekten biz Rabbinin elçileriyiz. Kalbini onlardan gelecek bir korku ve zarar ile meşgûl etme. Onlar sana aslâ dokunamazlar. Cebrâil aleyhisselam dedi ki, hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık git ve içinizden hiçbiri geri kalmasın, ancak hanımın hâriç, çünkü kavmine isâbet edecek azâb ona da gelecektir. Onların helâk zamânı sabah vaktidir.”<br />
<br />
Azgın kavim içeriye girmek için kapıyı kırınca Cebrâil aleyhisselam;“Ey Lut kapıyı aç ve geriye çekil gelsinler dedi. Lut aleyhisselam kapıyı açıp geriye çekildi. Cebrâil aleyhisselam kanadını önlerine gerdi ve içeriye hücum eden azgınların gözleri âniden kör oldu, bunun üzerine şaşkın şaşkın kaçışmaya başladılar. Bu husus Kur’ân-ı kerîm’de Kamer sûresi 37. âyette meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
“Lut’tan kavmi, misâfir melekleri istediler! Hemen biz onların gözlerini kör ettik. (Anadan doğma gibi kör oldular) işte azâbımı ve tehditlerimin âkıbetini tadın dedik.”<br />
<br />
Lut aleyhisselam kendine tâbi olanlarla geceleyin Sedum beldesinden ayrılıp Sa’r şehrine gitti. Cebrâil aleyhisselam Sedum beldesini kanadıyla alt üst etti. Üzerlerine şiddetli taş yağmaya başladı, nihâyet hepsi helâk olup gitti. Bu hususta Kur’ân-ı kerîm’in Kamer sûresi 38. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Celâlim hakkı için, bir sabah vakti devamlı bir azâb onları bastırıverdi.” Ve Hicr sûresi 73-74-75. âyetlerde de; “Nihâyet onları güneşin doğma vaktinde korkunç gürültü yakalayıverdi. Hemen şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taş yağdırdık. Elbette bunda keskin anlayışlılar için ibret alâmetleri var.” buyrulmaktadır.<br />
<br />
Lut’un aleyhisselam kavminin yaşadığı ve helâk oldukları topraklar Kur’ân-ı kerîmde alt-üst olan memleket mânâsına gelen “El-mü’tefikât” şeklinde zikredilmiştir. Sedum beldesi alt-üst olduktan sonra kaynarsular fışkırıp göl hâline geldi. Bu gün bu bölge, Lut Gölü adıyla anılmaktadır. Yahudi kaynaklarında ise bu belde (Sodom) ismiyle geçmektedir.<br />
<br />
Lut aleyhisselam, kavminin helâkinden sonra, Şam bölgesine gidip, amcası İbrahim’in (aleyhisselam) yanında yedi sene kaldı. Sonra Hicaz’a gidip, seksen yaşında iken orada vefat etti. Kabrinin, İbrahim aleyhisselamın kabrinin de bulunduğu Filistin’deki Halîlürrahmân’da veya Mekke-i mükerremede Kâbe yanında Hatim denilen yerde olduğu rivâyet edilir.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’de yirmi yedi âyette Lut aleyhisselamdan bahsedilmektedir.<br />
<br />
Lut aleyhisselamın mucizelerinden bâzıları şöyledir:<br />
1. Bulutsuz yağmur yağdırmıştır. Kavmini doğru yola dâvet ettiği vakit, mucize olarak bulutsuz yağmur yağdırmasını istediler. Duâsı kabul olunup, elleriyle göğe işâret etmesi vahyedildi. Göğe işâret edince yağmur yağmaya başladı.<br />
<br />
2. Duâsı bereketiyle otsuz bir dağda ot bitmiştir. Kavmi Lut aleyhisselamın koyunlarını otsuz bir dağa toplayıp başka yere salmadılar. Hayvanlar açlıktan telef olmaya başlamıştı. Hazret-i Lut kuruyan dağda ot bitmesi için dua etti ve yemyeşil otlar bitti. Azgın kavmin koyunları o dağdan otlasa hemen ölürdü. Bu mucizesi ile kırk kişi îmân etmiştir.<br />
<br />
3. Taşlar, çakıllar ve kum tâneleri, Lut aleyhisselam ile konuşmuşlardır. Kavminin isyânı üzerine taş parçaları dile gelip, “Kavminin îmân etmeyeceği sizce muhakkak ise cenâb-ı Hakk’a dua et, onları yakmak için bizi ateş eylesin.” dediler.<br />
<br />
4. Kavmi, ona eziyet vermek için üzerine ufak taşlar atardı. Allahü teâlânın koruması ile hiçbiri ona dokunmazdı.<br />
<br />
5. Üzerine yattığı taşlar döşek gibi yumuşak olmuştur. Kavmi, kendisini öldürmek için karar verince ilâhî emre uyarak onlardan uzaklaşıp bir dağa gitti. Çok yorulduğundan bir yerde uyuyup kalmıştı. Peşinden gelen yedi kişi, onu gördüklerinde sırt üstü yatmış, altında bulunan taşlar döşek gibi yumuşayıp çukurlaşmıştı. Onu tâkip eden yedi kişi bu hâli görünce îmân etmiştir.<br />
<br />
6. Lut aleyhisselam çok uzak yerlerde olan şeyleri görüp haber verirdi. Çocuğu kaybolan biri gelip, nerede olduğunu sorunca dua etti. Allahü teâlâ da ona bildirdi. O da, çocuğun olduğu yeri söyledi. Bunun üzerine çocuğunu soran kimse îmân etti.<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel ve İbn-i Mâce’nin bildirdikleri hadîs-i şerîflerde, Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Lut kavmi hakkında buyurdu ki:<br />
On şey vardır ki Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helâk edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar; livâta (erkek erkeğe münâsebet), fındık gibi taşları sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def çalmak, içki içmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emredilenden fazla) bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, (erkekler için) ipek gömlek giymek bir tâne de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münâsebette bulunmaktır. Lut kavminin işini (livâta) yapan mel’undur. Benden sonra ümmetim hakkında en korktuğum şey Lut kavminin yaptığını yapmalarıdır.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Lut Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Lût b.Hâran, b.Târah[1], b.Nahor, b.Saruğ´dur. [2]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın Yeğeni, yani kardeşi Haran´ın oğlu idi. [3]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; uzuna çalar orta boylu[4], beyaz tenli, güzel yüzlü, ince bu­runlu, küçük kulaklı, uzun parmaklı, güzel gülüştü idi. [5]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın İbrahim Aleyhisselâma İlk İman Ve Onunla Birlikte Hicret Edişi Ve Bazı Faziletleri: Başa Dön<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâma ilk iman eden (Ankebût: 26) ve Allah yo­lunda, Onunla birlikte hicret etmek şerefine eren[6], İbrahim Aleyhisselâmın yo­lunda ve Şeriatında, ibâdet ehli, cömerd, sabırlı, müttakî, konuksever, çiftçilik eder, eker biçer, elinin emeğiyle geçinir mübarek bir zattı. [7]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla yanındaki Muhacirler, Babil´den ayrılınca, Harran´a´[8] varıp orada, bir müddet oturdular. [9]<br />
<br />
Oradan, Ürdün´e[10], Ürdün´den de, Mısır´a gittiler. [11]<br />
<br />
Şam´a dönmek üzere[12], Mısır´dan ayrıldılar. [13]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmla yanındakiler, Filistin toprağında, Filistin ile Kudüs ara­sında, Şam çölündeki Seb´ diye anılan yere varıp indiler. [14]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, Seb´ halkının, uygunsuz tutum ve davranışları yüzün­den, Seb´den ayrılarak Filistin toprağında Remle ile İlya (Kudüs) arasında bir ye­re gelip yerleşti, [15] ki, orası, Katt veya Kıtt diye anılan yer idi. [16]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Sedum Ve Amure´ye Yerleşmesi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, rızık ve geçim bolluğu, servet ve hizmet­çiler ihsan etti. [17]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Haran´ın oğlu Lût Aleyhisselâmın da orada malı çoğaldı.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Yüce Allah, bizim mallarımızı, küçük büyük baş hayvanlarımızı çoğalttı.<br />
<br />
Sen, yanımızdan ayrılıp Sedum ve Amure şehirlerine[18] yerleş!" dedi.<br />
<br />
Bu şehirler, İbrahim Aleyhisselâmın oturduğu yerin yakınında idi,<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm, oraya gidip yerleşti."[19]<br />
<br />
O taraflara gelen bir kral, Lût Aleyhisselâmla çarpıştı. [20] Kendisini, esir, mal­larını iğtinam edip sürdürdü.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm, bunu, haber alır almaz, 318 kişilik maiyetiyle gidip çar­pışarak Lût Aleyhisselâmı kurtardı ve gasb edilen mallarını da, geri aldı.<br />
<br />
Allah ve Resulünün düşmanlarından bir çoklarını öldürdü. Bozguna uğratarak kaçırdıklarını da, Dımaşk´ın doğusuna varıncaya kadar takip etti, kovaladı. [21]<br />
<br />
<br />
Sedum Ve Diğer Şehirler Halkının İğrenç Ahlaksızlıkları:<br />
<br />
<br />
Sedum ve diğer şehirler halkının, şehir dışında, yol üzerinde bostanları ve mey-va bahçeleri vardı.<br />
<br />
Yağmursuzluktan, kuraklık ve kıtlığa uğradıkları zaman, birbirlerine: "İçinde geçimliğiniz bulunan meyva bahçelerinizi, dışarıdan gelecek yolcular­dan koruyunuz!" dediler.<br />
<br />
"Nasıl koruyalım " dediler.<br />
<br />
Birbirlerinin yanına gelip gittiler.<br />
<br />
"Yurdlarınızın içinde bulunduğunuz ve tanımadığınız yabancıların elbisesini, soyunuz, çekip ırzına geçiniz!<br />
<br />
Siz, böyle yapmayı, âdet edindiğiniz zaman, insanlar, şehirlerinize ayak basa­mazlar!" dediler ve dediklerini de, yapmağa başladılar. [22]<br />
<br />
Artık, yolları, kesiyorlar, yurtlarından geçen erkek yolculara sataşıyorlar, on­larla, alay ediyorlar, yakaladıklarının ırzına geçiyorlardı!<br />
<br />
Kendi toplantı yerlerinde.birbirleriyle osuruşmaktan,hattâ yollarda, açıktan açığa birbirlerinin ırzına geçmekten utanmıyorlardı![23]<br />
<br />
Onlardan biri, bir kimsenin zorla ırzına geçer, onu, döver, sonra da:<br />
<br />
"Sana yaptığım bu işe karşılık, ücretimi, ver!" der, Hâkimleri de, fail lehine hüküm verirdir. [24]<br />
<br />
Lût kavmi, bu hayasızlıklara, hayvanlar gibi ve belki hayvanları da, geride bı­rakacak derecede devam ediyorlardı. [25]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, insanlardan, bu iğrenç işi işleyen­leri şöyle lanetler:<br />
<br />
"Lût kavminin annelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! Lût kavminin amelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! Lût kavminin amelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! [26]<br />
<br />
"Lût kavminin amelini işleyen kimse, mel´undur! [27]<br />
<br />
Lût kavminin amelini işleyen kimse, mel´undur!"´[28]<br />
<br />
"Ümmetimden, Lût kavminin amelini işleyerek ölen kimseyi, Allah, onların yanına nakl ve onlarla birlikte haşr eder!" [29]<br />
<br />
"Kimi, Lût kavminin amelini işler halde bulursanız´[30]´, o fiili işleyeni de, kendisiyle<br />
<br />
o fiil işleneni de, öldürünüz!" [31]<br />
<br />
"Üsttekini de, alttakini de, Recmediniz! [32]<br />
<br />
"İkisini de, Recmediniz!"´[33]<br />
<br />
Lût kavminin erkekleri, kadınlarla evlenmeyi de, bırakmışlardı.[34]<br />
<br />
Evlilerden, cinsî sapıklıklarını, karılarına da, uygulayanlar vardı.[35]<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, böyleleri hakkında da: "Karısının arkasından cinsî sapıklık yapan kimse, mel´undur!" buyurmuştur.[36]*<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; Allah tarafından, kendilerine yüksek Meziyyetler[37], Hüküm ve İlim verilen Peygamberlerdendi. [38]<br />
<br />
Yüce Allah, onu, küfürleri ve ahlaksızlıkları dillere destan olan Sedum ve diğer dört şehir halkına[39]´, Peygamber olarak gönderdi. [40]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm, onların içinde yirmi dokuz yıl kadar kaldı. [41]<br />
<br />
Onları, bir olan Allah´a ibâdete ve yapageldikleri haksızlık ve ahlaksızlıkları bı­rakmağa davet etmekten´[42], davetini, kabul ve tevbe etmedikleri takdirde aza­ba uğrayacaklarını haber vermekten geri durmadı.[43]<br />
<br />
Kur´ân-I Kerimin Lût Kavmi Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
Lût:<br />
<br />
"Şüphesiz ki, ben, size (gönderilmiş) emîn bir Peygamber´im!<br />
<br />
Artık, Allah´dan korkunuz ve bana itaat ediniz!<br />
<br />
Ben, buna karşılık, sizden hiç bir ücret istemiyorum.<br />
<br />
Benim mükâfatım, âlemlerin Rabb´ından başkasına âid değildir.<br />
<br />
Siz, Rabb´inizin, sizin için yarattığı zevcelerinizi bırakıp ta, insanların içinden er­keklere mi gidiyorsunuz !<br />
<br />
Hayır! (siz, helaldan, harama) tecavüz eden bir kavimsiniz! [44] Siz, sizden önce, âlemlerden hiç birinin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz ! Demek siz, kadınları bırakıp ta, şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz ha! Meğer, siz, haddi aşan bir kavim işsiniz![45]<br />
<br />
"Siz, gerçekten, öyle hayasızlığı (meydana) getiriyorsunuz ki, sizden önce, âlem­lerden hiç biri, bunu, yapmamıştır!<br />
<br />
Siz, mutlaka, erkeklere gidecek, yol kesecek, toplantı yerinde, meşru olmayanı, yapıp duracak mısınız !" dedi.[46]<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
"Ey Lût! Sen (bu dâvadan) vaz geçmezsen, and olsun ki: mutlaka (memleketi­mizden kovulup) çıkarılanlardan olacaksın!" dediler.[47]<br />
<br />
(Lût) Onlara:<br />
<br />
"Siz, gözünüz göre göre, hâlâ, o kötülüğü, yapacak mısınız !<br />
<br />
Gerçekten, siz, kadınları bırakıp da, şehvetle mutlaka, erkekJere yanaşacak mısınız !<br />
<br />
Hayır! Siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavmsiniz!" dedi.[48]<br />
<br />
(Buna karşı) kavminin cevabı:<br />
<br />
"Lût Hanedanını, memleketinizden çıkarınız!<br />
<br />
Çünkü, onlar, temizliğe zorlar insanlardır! "[49]<br />
<br />
".....Eğer, sen, doğru söyleyenlerden isen, Allanın (bizi tehdid ettiğin) azabını<br />
<br />
getir bize!" demelerinden başka (bir şey) olmadı.[50]<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
"Yâ Rab! O fesadcılar güruhuna karşı, bana yardım et![51]<br />
<br />
Lût Kavmini Helak Etmeğe Giden Elçi Meleklerin İbrahim Aleyhisselâma Uğramaları:<br />
<br />
Sedum´un azgın halkı, Lût Aleyhisselâmı, yalanladılar. Kibir ve gururlarını, artırdıkça, artırdılar.[52]<br />
<br />
Yüce Allah, Lût Aleyhisselâmın duasını kabul edip[53] Resulüne yardım ve se-dum halkını helak etmeyi, irâde buyurduğu zaman[54], Cebrail Aleyhisselâmı, iki Melekle[55]´ ki, Mîkâil ve İsrafil Aleyhiselâmlarla birlikte gönderdi.<br />
<br />
Bu Melekler, genç ve güzel birer erkek suretinde yürüyerek gidip İbrahim Aley-hisselâma konuk oldular.[56]<br />
<br />
Onlar; hem İbrahim Aleyhisselâma, İshak isminde bir oğlu doğacağını müjde­leyecekler, hem de, Lût kavmini helak edeceklerini haber vereceklerdi.[57]<br />
<br />
Yüce Allah, bunu, Kur´ân-ı keriminde şöyle açıklar:<br />
<br />
"And olsun ki: Elçilerimiz (Melekler), İbrahim´e müjde ile gelip Selâm! dediler.<br />
<br />
O da: Selâm! dedi ve hiç eğlenmeden, bir buzağı (kebabını) getirdi.<br />
<br />
(İbrahim, konukların) buna, ellerinin uzanmadığını görünce, onlarfın durumundan, hoşlanmadı. Onlardan, kalbine bir nevi´ korku gizledi.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
Korkma! Çünki, biz, Lût kavmine gönderildik!" dediler.[58]<br />
<br />
(İbrahim):<br />
<br />
"Ey gönderilen (Elçi)ler! Sizin işiniz (vazifeniz) nedir " diye sordu.<br />
<br />
(Elçiler):<br />
<br />
"Gerçekten, biz, günahkâr güruhuna gönderildik![59]<br />
<br />
"Biz, bu memleketin ahalisini helak edeceğiz!<br />
<br />
Çünkü, onun ahalisi, zâlim oldular!" dediler.[60]<br />
<br />
Vaktâ ki, İbrahimden o korku gitti. Kendisine, bir de, müjde geldi.<br />
<br />
(Şimdi, o) Lût kavmi hakkında (adetâ) bizim (Elçilerimiz)le mücâdele ediyor (Lûtla ona iman edenlerin de, azaba uğrayacaklarını sanarak korkuyor, onlara acıyor)du.<br />
<br />
Çünkü, İbrahim, gerçekten, yumuşak huylu, yufka yürekli, kendisini, tamamıyla Allâha vermiş bir kişi idi[61]"<br />
<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Elçi Meleklerle Tartışması:<br />
<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Biz, şu kariyenin halkını, helak edeceğiz!<br />
<br />
Çünki, oranın halkı, zâlim oldular!" dedikleri zaman, İbrahim Aleyhisselâm; onlara:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, dört yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler: "Hayır!" dediler. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, üç yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler: "Hayır!" dediler. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, iki yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler: "Hayır!" dediler. İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler: "Hayır!" dediler.[62] İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, elli Müslüman bulunsa, ne dersiniz ´[63] Oradakileri, helak eder misiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Hayır!"[64] O kariye halkının içinde, Müslümanlardan, elli kişi bulunsa, onla­ra, azab etmeyiz!" dediler.[65]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi,[66]´ içinde, kırk Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Hayır!" dediler.[67]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, otuz Müslüman bulunursa, ne dersiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Bir kariye halkının içinde, otuz Müslüman bulunursa, azab etmeyiz!" dediler.[68]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, on dört Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Hayır!" dediler.[69]<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, bir kariyeyi, içinde, on Müslüman bulunursa, ne dersiniz " diye sordu.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Müslüman on kişi bulunursa da, azab etmeyiz!" dediler.<br />
<br />
Bunun üzerne, İbrahim Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İçinde, on Müslüman bulunmayan ve hayr olmayan bir kavim yoktur!" dedi.[70]<br />
<br />
"Elçiler, ona:<br />
<br />
"Ey İbrahim! Ondan (bu mücâdeleden) vaz geç!<br />
<br />
Çünkü, gerçek, şudur:<br />
<br />
Rabb´inin emri gelmiştir.<br />
<br />
Onlara, muhakkak, red olunmayacak bir azab çatıcıdır!" dediler.[71]<br />
<br />
(İbrahim):<br />
<br />
"Onların içinde Lût ta, var!" dedi.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Biz, orada, kimin bulunduğunu, çok iyi bileniz!<br />
<br />
Onu da, Ehlini de, muhakkak, kurtaracağız,<br />
<br />
Yalnız, geride (azapda) kalacaklardan olan karısı müstesna!" dediler.[72]<br />
<br />
<br />
<br />
Elçi Meleklerin Lût Aleyhisselâmın Yurduna Gelişi Ve Ona Konuk Oluşu:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Lût kavmini helak etmek üzere gönderdiği Meleklere:<br />
<br />
"Lût, onlar aleyhinde dört defa şehâdette bulunursa, onları, helak etmenize izin verdim![73]<br />
<br />
Lût, onlar aleyhinde dört[74] kerre şehâdette bulunmadıkça, onları, helak etme­yiniz!" buyurmuştu.[75]<br />
<br />
Elçi Melekler; İbrahim Aleyhisselâmın yanından ayrılarak Lût Aleyhisselâmın kariyesine doğru gittiler. Gündüzün ortasında oraya vardılar.<br />
<br />
Sedum ırmağına ulaştıkları zaman, Lût Aleyhisselâmın, Ev halkı için, su dol­duran kızı ile karşılaştılar: Ona:<br />
<br />
"Ey genç kız! Konuk olunacak yer var mı " diye sordular. Genç kız:<br />
<br />
"Evet! Konuklanacağınız, şurasıdır.<br />
<br />
Fakat, ben, gidip yanınıza gelinceye kadar, içeri girmeyiniz!" dedi. Gidip Babasına:<br />
<br />
"Babacığım! Şehrin kapısı önündeki yiğitler, Senin yanına gelmek istiyorlar. Ben, onların yüzlerinden daha güzel yüzlüsünü görmüş değilim. Sakın, Senin kavmin, onları, yakalayıp kendilerine bir rezillik yapmasınlar!" dedi. Lût kavmi, erkek konuk kabul etmekten, Lût Aleyhisselâmı, men etmişler, ona: "Sen, aramızdan çekil! Erkekleri, biz konuklayacağız!" demişlerdi.[76]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; genç konukları, içeriye gizlice almış, onlardan, hiç kimsenin haberi olmamıştı.<br />
<br />
Fakat, Lût Aleyhisselâmın karısı, gidip bunu, kavmine haber verdi ve:<br />
<br />
"Lût´un evinde, öyle genç erkekler var ki, ben, şimdiye kadar, ne onlar gibisi­ni, ne de, onların yüzlerindeki güzelliğin bir benzerini[77] ve kendilerinden yayı­lan güzel kokudan daha güzelini´[78] görmüş değilim!" dedi.<br />
<br />
Elçi Melekler, Lût Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Biz, bu gece, sana, konuk olmak istiyoruz![79]<br />
<br />
Biz, bu gece, sana, konuk´uz!" dediler.[80]<br />
<br />
Lût (Aleyhisselâm):<br />
<br />
"Her halde, siz, yabancı, tanınmamış bir cemâatsiniz " dedi.[81]<br />
<br />
".....O, bunlar yüzünden, kaygıya düştü. Bunlar yüzünden, göksü daraldı ve (ken­di kendine): bu, çetin bir gündür! dedi.´[82]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm, onlara:<br />
<br />
"Siz, bu kariye halkının, ne yaptığını, biliyor musunuz [83]<br />
<br />
Siz, onların işini, işittiniz mi " dedi.<br />
<br />
Elçi Melekler:<br />
<br />
"Ne imiş onların işi [84] Ne yapıyormuş onlar " diye sordular.[85]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İnsanlar içinde, onlardan daha kötü bir kimse yoktur![86]<br />
<br />
Ben, yer yüzünde, kötü iş işlenen yer olarak onların kariyesinden daha kötüsü bulunmadığına şehâdet ederim![87]<br />
<br />
Vallahi, ben, yer yüzünde, onlardan daha habîs insanlar bulunabileceğini bil­miyorum!" dedi ve bu sözünü, dör[88] kere tekrarladı ve kavmi aleyhinde şeha-dette bulunmuş oldu.<br />
<br />
Melekler, Lût Aleyhisselâmla birlikte eve girdiler.[89]<br />
<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Başı Dertte:<br />
<br />
<br />
"Şehir halkı, sevine sevine geldi.[90] Lût Aleyhiselâmın evini, her taraftan kuşattılar.[91] Lût Aleyhisselâm, kapıyı kapadı.<br />
<br />
Elçi Meleklerle kendisi, içeride bulunuyor, kapının arkasından, onlarla münâ­kaşa ediyor, tartışıyor, içeriye girmemeleri için, onlara and veriyor[92], yalva-rıyordu.[93]<br />
<br />
Sedumlular ise, eve inmeğe, girmeğe çalışıyorlardı.[94]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey kavmim!"[95]<br />
<br />
"Gerçekten, bunlar, benim konuklarımdır.[96]<br />
<br />
"Beni, konuklarımın yanında rüsvay etmeyiniz! [97]<br />
<br />
"Allah´dan korkunuz! Beni, tasalandırmayınız! [98]<br />
<br />
"Eğer (dediğinizi) yapıcılar iseniz... [99]<br />
<br />
".....işte, kızlarım! Sizin için, onlar, daha temizdir. (Onlarla, evleniniz.)<br />
<br />
Allâh´dan korkunuz! Beni, konuklarımın içinde, küçük düşürmeyiniz!<br />
<br />
Sizin içinizde, aklı erer, doğru yolu gösterir bir adam da, yok mudur !" dedi.[100]<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
"Biz, seni, il´e âleme (bizim bu gibi işlerimize) karışmaktan, men etmedik<br />
<br />
mi " [101]<br />
<br />
And olsun ki: -senin de, bildiğin üzere- bizim, senin kızlarınla hiç bir hakk (ve ilgi)ımız yoktur.<br />
<br />
Sen, bizim ne istediğimizi, elbette, bilirsin!" dediler. (Lût):<br />
<br />
"Ya size (yetecek) bir gücüm olsaydı, ya da, sarp bir kaleye sığınabilsey-<br />
<br />
dirn[102]´"<br />
<br />
"Ben, sizin, bu yaptığınıza, elbette buğz edenlerdenim!<br />
<br />
Ey Rabb´im! Beni ve Ehlimi, onların yapageldikleri (bu kötülüğün azâbın)dan kur­tar!" dedi. [103]<br />
<br />
Elçi Melekler, Lût Aleyhisselâmın sıkıntıya ve zahmete uğradığını görünce,<br />
<br />
ona[104]<br />
<br />
"Ey Lût! Emîn ol ki: biz, Rabb´inin Elçileriyiz!<br />
<br />
Onlar, sana, kat´iyyen dokunamazlar!<br />
<br />
Sen, hemen, gecenin bir kısmında ailenle yürü! (yola çık!)<br />
<br />
İçinizden, hiç biri geri kalmasın!<br />
<br />
Yalnız, karın müstesnadır!<br />
<br />
Çünkü, onlara isabet edecek (azab), hiç şüphesiz, ona da, çarpacaktır!<br />
<br />
O halde, gecenin bir kısmında aileni, yürüt.<br />
<br />
Sen de, arkalarından git!<br />
<br />
Sizden, hiç kimse ardına dönüp bakmasın!<br />
<br />
Emrolunacağınız yere geçip gidiniz[105]<br />
<br />
Onlara, va´d olunan (helak) vakti, sabah vaktidir.<br />
<br />
Sabah vakti de, yakın değil midir " [106]<br />
<br />
Kapıyı, aç! Sen, bizi, onlarla başbaşa bırak!" dediler. [107]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm, kapıyı, açınca[108], Sedumlu azgınlar, içeri daldılar. Elçi Me­leklerin yanına girdiler. [109]<br />
<br />
Elçi Meleklere, kötülük yapmağa kalkıştılar. [110]<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, Sedumlu azgınları, cezalandırmak için, Rabbinden, izin istedi.<br />
<br />
İzin verilince, Cebrail Aleyhisselâm, kanadını, onların yüzlerine çarpıp hepsi­nin gözlerini, silme kör etti!<br />
<br />
Onlar, hemen geri döndüler:<br />
<br />
"Ey Lût! Sen, bize Sihirbazlar getirdin! Bizi, senin gibi, sinirledin! [111]<br />
<br />
Hele, sabaha bir çıkalım! [112]<br />
<br />
Yine, döneriz!" [113] diyerek Lût Aleyhisselâmı, tehdid ediyorlar[114], aynı za­manda, birbirilerini çiğneyerek kör bir halde dışarı çıkmağa´[115], tutunmak için du­varları bulmağa çalışıyorlar[116], fakat ne gidecekleri yolu biliyorlar, ne de, ken­dilerine evleri gösteriliyordu! [117]<br />
<br />
"Kör olduk! Kör olduk!<br />
<br />
Yer yüzündeki halkın en Sihirbazları, Lût´un evindedir!" diye söyleni­yorlardı. [118]<br />
<br />
<br />
<br />
Lût Kavminin Helak Edilişi:<br />
<br />
<br />
Lût kavminin kötü tutum ve davranışları ve helak edilişleri, Kurân-ı kerimde şöy­le açıklanır:<br />
<br />
"Ona (Lût´a) şu (kesin) emri Vahy ettik:<br />
<br />
Sabaha çıkarlarken, onların, arkası, muhakkak, kesilmiş olacaktır! [119]<br />
<br />
"Lût kavmi, (kendilerini azabla) korkutan (emir)leri, yalan saydılar. [120]<br />
<br />
"And olsun ki: (Lût), onlara (kendilerini) azabla yakalayacağımızı da, haber vermişti.<br />
<br />
Fakat, onlar, bu korkutmaları, şüphe ile yalanladılar. [121]<br />
<br />
"Hayatına yemin ederim ki: onlar, sarhoşlukları (azgınlıkları) içinde, muhakkak, serseri bir halde idiler.[122]<br />
<br />
"And olsun ki: onlar, konuklarına (bile) kötülük yapmayı kast etmişlerdi.<br />
<br />
Biz de, gözlerini, silme kör ediverdik!<br />
<br />
İşte, azabımızı ve tehdidlerimizi (n akıbetini) tadınız!" (dedik) [123]<br />
<br />
"And olsun ki: onlara, bir sabah (yakalarını) asla bırakmayacak olan bir azab baskın yaptı.<br />
<br />
İşte, (dedik) tadınız benim azabımı ve tehdidlerimin akıbetini!" [124]<br />
<br />
"Onları, Işrak vaktine girdikleri sırada, o (korkunç) sayha (çığlık), birden yakala-yıverdi!<br />
<br />
Hemen (şehirlerinin) üstünü, altına getirdik!<br />
<br />
Tepelerine de, balçıktan pişirilmiş bir taş (yağmuru) yağdırdık! "[125]<br />
<br />
Vaktâ ki, azab emrimiz geldi. (O memleketin) üstünü, altına getirdik! Tepelerine de, balçıktan pişirilmiş, istiflenmiş taşlar yağdırdık ki, onlar, Rabb´inin katında hep damgalanmış/ardı. Onlar, zâlimlerden uzak değildir." [126]<br />
<br />
"Onların üzerine, bir (azab) yağmuru yağdırdık.<br />
<br />
İşte, bak! Günahkârların sonu, nice olmuştur! [127]<br />
<br />
"Allah, küfredenlere Nuh´un karısı ile Lût´un karısını misal olarak gösterdi:<br />
<br />
Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun (nikâhı) altında idiler.<br />
<br />
Böyle iken, hainlik ettiler de (o iki zevç) onları, Allah´ın azabından hiç bir şeyle kurtaramadılar. Onlara (o iki kadına): "Ateşe girenlerle birlikte siz de, giriniz!" denildi. [128]<br />
<br />
"O (şehrin harabeleri[129] gerçekten, (herkesin görebileceği işlek) bir yol üstün­de (hâlâ) durucudur!"<br />
<br />
"Bunda, iman edenler için, muhakkak, bir ibret vardır. "[130]<br />
<br />
"And olsun ki: aklını, kullanacak bir kavim için, biz, oradan, apaçık bir nişâne(´ bırakmışız. [131]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Karısının Helaki:<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın karısı, duyduğu korkunç bir gürültü üzerine arkasına dönüp: "Vaah kavimci-ğim!" diyerek açındığı sırada, Yüce Allah, gönderdiği şeyle[132], taşla[133] onu da, helak edip[134] özlediği kavmine kavuşturdu. [135]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın imansız karısının adı, Vâhile idi. [136]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmla Ev Halkının Şam Taraflarına Gidişi:<br />
<br />
Seher vakti olunca, Yüce Allah, Lût Aleyhisselâm ile Ev halkını, Şam´a doğru yollandırdı.[137]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın Filistinde Oturuşu Ve Vefatı :<br />
<br />
Lût Aleyhisselâm; vefat edinceye kadar, Şam-Filistin toprağında, Amcası İbra­him Aleyhisselâmla birlikte oturdu.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâm; Lût Aleyhisselâmın kızı ile, Medyen b.İbrahim´i evlendirdi.<br />
<br />
Yüce Allah, onun neslini de, bereketlendirdi; Medyen halkı, onlardan hâsıl oldu. [138]<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın, kavminin helakinden yedi yıl sonra vefat ettiği de söylenir.<br />
<br />
Lût Aleyhisselâmın, Hz.Şâre ile İbrahim Aleyhisselâm ve oğullarının gömüldük­leri kabirlerinin civarında, İbrahim Aleyhisselâma aid Yakîn diye anılan Mescid´e bir fersah kadar uzaklıkta bulunan köydeki kabrine gömüldü. [139]*<br />
<br />
Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun!<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden. İbrahim aleyhisselamın kardeşinin oğludur. İbrahim aleyhisselam ve ona inananlarla birlikte Nemrûd’un memleketinden hicret edip Şam’a geldikten sonra, Lut Gölü yanındaki Sedum şehri halkına peygamber gönderildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselamın dînini tebliğ etti.<br />
<br />
İbrahim aleyhisselamla birlikte Bâbil’den hicret edip, Şam diyârına geldikleri zaman Cebrâil aleyhisselam gelerek Lut Gölü civârındaki Sedum bölgesi ahâlisine peygamber olarak gönderildiğini bildirdi. İbrahim aleyhisselamdan ayrılarak Sedum bölgesine gitti.<br />
<br />
Bu beldede ahlâksız ve sapık bir millet türemişti. Putlara tapıyorlar, soygun yapıyorlar, zayıfları eziyorlardı. İğrenç olan livata (homoseksüellik; bugün tedâvisi mümkün olmayan AIDS hastalığına sebeb olan cinsî sapıklık) yapıyorlardı Lut aleyhisselam onları çirkin işlerden menedip, doğru yola dâvet etti. Bu husus Kur’ân-ı kerîmde Şuarâ sûresi 161-164. âyetlerde meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
“Kardeşleri Lut onlara: Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş emîn, güvenilir bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun ve bana itâat edin! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine âittir, dedi.”<br />
<br />
Sedum halkı hazret-i Lut’un dâvetine uymadılar. İsyân edenler arasında kendi hanımı da vardı. O da kocası hazret-i Lut’a inanmamıştı. Kâfirlerle bir olup, ona ihânet etmişti. Bu azgın ve cinsî sapıklıkla uğraşan kavim, îmân etmedikleri gibi hazret-i Lut’u ve ona inananları memleketlerinden kovmaya kalkıştılar. Lut aleyhisselam bu kavme nasîhat edip, doğru yola dönmezlerse Allahü teâlânın azâbına uğrayacaklarını bildirdi. Buna rağmen isyândan ve fuhuştan vazgeçmediler. Hattâ hazret-i Lut’a “Doğru sözlü isen bahsettiğin azâbı getir de görelim” dediler.<br />
<br />
Sapık kavmin isyânının gittikçe artması üzerine Allahü teâlâ onları cezâlandırmak için melekler görevlendirdi. Bu melekler Cebrâil, Mikâil, Azrâil aleyhisselam bir rivâyete göre de Cebrâil aleyhisselam ile birlikte on iki melekti. Melekler önce İbrahim aleyhisselama uğrayıp, kendisine bir oğlan evlâdı (hazret-i İshak) verileceğini müjdelediler ve azgın Sedum halkını helâk etmek üzere geldiklerini söyleyip ayrıldılar. Öğle veya akşam vakti Sedum beldesine gidip hazret-i Lut’u buldular.<br />
<br />
Melekler nûr yüzlü genç delikanlı sûretinde hazret-i Lut’un evine gelince hazret-i Lut’un isyankâr hanımı, durumu azgın Sedum halkına bildirdi. Azgın Sedum halkı hazret-i Lut’un evinin etrâfını sarıp misâfirlerini bize teslim et diyerek musallat olmaya kalkıştılar. Hazret-i Lut onlara nasîhat ettiyse de dinlemeyip kapıyı zorladılar. Bunun üzerine melekler: “Ey Lut! Gerçekten biz Rabbinin elçileriyiz. Kalbini onlardan gelecek bir korku ve zarar ile meşgûl etme. Onlar sana aslâ dokunamazlar. Cebrâil aleyhisselam dedi ki, hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık git ve içinizden hiçbiri geri kalmasın, ancak hanımın hâriç, çünkü kavmine isâbet edecek azâb ona da gelecektir. Onların helâk zamânı sabah vaktidir.”<br />
<br />
Azgın kavim içeriye girmek için kapıyı kırınca Cebrâil aleyhisselam;“Ey Lut kapıyı aç ve geriye çekil gelsinler dedi. Lut aleyhisselam kapıyı açıp geriye çekildi. Cebrâil aleyhisselam kanadını önlerine gerdi ve içeriye hücum eden azgınların gözleri âniden kör oldu, bunun üzerine şaşkın şaşkın kaçışmaya başladılar. Bu husus Kur’ân-ı kerîm’de Kamer sûresi 37. âyette meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
“Lut’tan kavmi, misâfir melekleri istediler! Hemen biz onların gözlerini kör ettik. (Anadan doğma gibi kör oldular) işte azâbımı ve tehditlerimin âkıbetini tadın dedik.”<br />
<br />
Lut aleyhisselam kendine tâbi olanlarla geceleyin Sedum beldesinden ayrılıp Sa’r şehrine gitti. Cebrâil aleyhisselam Sedum beldesini kanadıyla alt üst etti. Üzerlerine şiddetli taş yağmaya başladı, nihâyet hepsi helâk olup gitti. Bu hususta Kur’ân-ı kerîm’in Kamer sûresi 38. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Celâlim hakkı için, bir sabah vakti devamlı bir azâb onları bastırıverdi.” Ve Hicr sûresi 73-74-75. âyetlerde de; “Nihâyet onları güneşin doğma vaktinde korkunç gürültü yakalayıverdi. Hemen şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taş yağdırdık. Elbette bunda keskin anlayışlılar için ibret alâmetleri var.” buyrulmaktadır.<br />
<br />
Lut’un aleyhisselam kavminin yaşadığı ve helâk oldukları topraklar Kur’ân-ı kerîmde alt-üst olan memleket mânâsına gelen “El-mü’tefikât” şeklinde zikredilmiştir. Sedum beldesi alt-üst olduktan sonra kaynarsular fışkırıp göl hâline geldi. Bu gün bu bölge, Lut Gölü adıyla anılmaktadır. Yahudi kaynaklarında ise bu belde (Sodom) ismiyle geçmektedir.<br />
<br />
Lut aleyhisselam, kavminin helâkinden sonra, Şam bölgesine gidip, amcası İbrahim’in (aleyhisselam) yanında yedi sene kaldı. Sonra Hicaz’a gidip, seksen yaşında iken orada vefat etti. Kabrinin, İbrahim aleyhisselamın kabrinin de bulunduğu Filistin’deki Halîlürrahmân’da veya Mekke-i mükerremede Kâbe yanında Hatim denilen yerde olduğu rivâyet edilir.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîm’de yirmi yedi âyette Lut aleyhisselamdan bahsedilmektedir.<br />
<br />
Lut aleyhisselamın mucizelerinden bâzıları şöyledir:<br />
1. Bulutsuz yağmur yağdırmıştır. Kavmini doğru yola dâvet ettiği vakit, mucize olarak bulutsuz yağmur yağdırmasını istediler. Duâsı kabul olunup, elleriyle göğe işâret etmesi vahyedildi. Göğe işâret edince yağmur yağmaya başladı.<br />
<br />
2. Duâsı bereketiyle otsuz bir dağda ot bitmiştir. Kavmi Lut aleyhisselamın koyunlarını otsuz bir dağa toplayıp başka yere salmadılar. Hayvanlar açlıktan telef olmaya başlamıştı. Hazret-i Lut kuruyan dağda ot bitmesi için dua etti ve yemyeşil otlar bitti. Azgın kavmin koyunları o dağdan otlasa hemen ölürdü. Bu mucizesi ile kırk kişi îmân etmiştir.<br />
<br />
3. Taşlar, çakıllar ve kum tâneleri, Lut aleyhisselam ile konuşmuşlardır. Kavminin isyânı üzerine taş parçaları dile gelip, “Kavminin îmân etmeyeceği sizce muhakkak ise cenâb-ı Hakk’a dua et, onları yakmak için bizi ateş eylesin.” dediler.<br />
<br />
4. Kavmi, ona eziyet vermek için üzerine ufak taşlar atardı. Allahü teâlânın koruması ile hiçbiri ona dokunmazdı.<br />
<br />
5. Üzerine yattığı taşlar döşek gibi yumuşak olmuştur. Kavmi, kendisini öldürmek için karar verince ilâhî emre uyarak onlardan uzaklaşıp bir dağa gitti. Çok yorulduğundan bir yerde uyuyup kalmıştı. Peşinden gelen yedi kişi, onu gördüklerinde sırt üstü yatmış, altında bulunan taşlar döşek gibi yumuşayıp çukurlaşmıştı. Onu tâkip eden yedi kişi bu hâli görünce îmân etmiştir.<br />
<br />
6. Lut aleyhisselam çok uzak yerlerde olan şeyleri görüp haber verirdi. Çocuğu kaybolan biri gelip, nerede olduğunu sorunca dua etti. Allahü teâlâ da ona bildirdi. O da, çocuğun olduğu yeri söyledi. Bunun üzerine çocuğunu soran kimse îmân etti.<br />
<br />
Ahmed bin Hanbel ve İbn-i Mâce’nin bildirdikleri hadîs-i şerîflerde, Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Lut kavmi hakkında buyurdu ki:<br />
On şey vardır ki Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helâk edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar; livâta (erkek erkeğe münâsebet), fındık gibi taşları sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def çalmak, içki içmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emredilenden fazla) bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, (erkekler için) ipek gömlek giymek bir tâne de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münâsebette bulunmaktır. Lut kavminin işini (livâta) yapan mel’undur. Benden sonra ümmetim hakkında en korktuğum şey Lut kavminin yaptığını yapmalarıdır.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Yakub Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=259</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 21:00:05 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=259</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Yakub Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Soyu Ve İsimleri:<br />
<br />
Yâkub b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır.[1] Yâkub Aleyhisselâmın Annesi: Refaka´dır. [2]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın, kardeşi Ays ile ikiz olarak doğarken, elini, Aysın ökçe­sinden tutmuş olduğu halde, arkasından doğduğu için, Yâkub diye anıldığı[3] ve kardeşi Ays, tarafından öldürülmek korkusuyla, Dayısının yanına gitmek üzere, gündüzleri saklanıp geceleri yürüdüğü için de, kendisine İsrail adı verildiği riva­yet edilir. [4]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm: kılsız vücutlu[5], zayıf yapılı, ağır başlı, vakarlı, uzun boy-lu[6], güzel yüzlü idi. Kardeşi Ays´dan daha güzel konuşurdu.[7]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Yâkub Aleyhisselâma Tebşir Ve Tavsiyeleri:<br />
<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; oğlu Yâkub Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Allah, seni, Peygamber yapacak, oğullarının soyundan Peygamberler çıka­racak, sende hayır ve bereket vücuda getirecektir!" dedi. [8]<br />
<br />
Ken´anlılardan hiç bir kadınla evlenmemesini, Feddan´da oturan Dayısı Leban´ın yanına gitmesini[9], onun kızları ile evlenmesini emir ve tavsiye etmişti.[10]<br />
<br />
Zâten Annesi de, dayısının yanına gitmesini tavsiye etmişti.[11]<br />
<br />
Bunun üzerine, Yâkub Aleyhisselâm, Feddan´a doğru yönelip gitti.<br />
<br />
Yolun bazı kesiminde, gece karanlığı çökünce, bir taşı, yastık yaparak yatıp geceledi.<br />
<br />
Uyurken rü´yâsında: başucunda, gök kapılarından bir kapıya doğru bir merdi­ven kurulduğunu, ve Meleklerin, ondan indiğini ve onun içinde göğe çıktığını gördü.<br />
<br />
Yüce Allah, ona:<br />
<br />
"Muhakkak, Allah, ben´im. Ben´den başka hiç bir ilâh yoktur.<br />
<br />
Ben, senin İlâh´ın´ım ve Atalarının da, İlâh´ıyım!<br />
<br />
Şüphesiz ki: seni ve senin zürriyetini ve senden sonrakileri bu Arz-ı mukad-des´e, vâris kıldım.<br />
<br />
Orayı, sana ve onlara mübarek kıldım.<br />
<br />
Kitabı, Hikmeti ve Peygamberliği de, sizlere nasib kıldım.<br />
<br />
Sonra, ben, senin yanındayım ve seni, o mekâna erişinceye kadar koruyacağım.<br />
<br />
Orada, içinde, senin ve zürriyetinin bana ibadet edeceğiniz bir Beyt de, yap ki, o, Beytülmakdis´dir." diye Vahy etti.[12]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; önce, Dayısı Leban´ın büyük kızı Leyya ile, sonradan da, küçük kızı Râhil ile evlendi. Leyya´dan:<br />
<br />
1) Rubil,<br />
<br />
2) Yehuza,<br />
<br />
3) Şem´un,<br />
<br />
4) Lavi adlarındaki oğulları doğdu.<br />
<br />
Râhil´den de:<br />
<br />
1) Yûsuf,<br />
<br />
2) Bünyamin adındaki oğlu doğdu. [13]<br />
<br />
Leyya ile Râhil; Yâkub Aleyhisselâmla evlenirlerken, babaları Leban, onlara, çehiz olarak, birer Câriye (kadın köle) hediye etmişti.<br />
<br />
Onlar da, bunları, Yâkub Aleyhisselâma, oğlan doğursunlar diye, hediye et­mişlerdi.<br />
<br />
Bunların her birinden de, Yâkub Aleyhisselâmın üçer oğlu daha doğmuştu. [14]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın on ikiyi bulan oğulları[15], İsrail oğulları, Esbat diye anılırlar. [16]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselamın Sey Ah Atları, Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; Harran´da yirmi yıl oturduktan sonra, Ken´an iline gitmesi, kendisine emrolununca, oradan ayrılıp Oraşalıma (Beytülmakdis´e) geldi.<br />
<br />
Orada, bir tarla satın alıp çadırını kurdu.<br />
<br />
Sahra mevkiinde yüksek ve sağlamca bir Beyt (Mâbed) yaptırıp ona İl adını verdi.<br />
<br />
Sonra, Babası İshak Aleyhisselâmın Kenan ilindeki Habrun kariyesine gidip orada oturdu.<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm vefat edince, onu, Babası İbrahim Aleyhisselâmın Mağa­radaki kabrinin yanına gömdü.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, babasının vefatından sonra, onun yerine geçti. [17]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Peygamberliği ve Faziletleri hakkında Kur´ân-ı kerimde şöyle buyrulur:<br />
<br />
"Ona (İbrahim´e), İshak´ı, üstelik bir de, Yâkub´u ihsan ettik, ve her birini, Salih (Zat)ler yaptık.<br />
<br />
Onları, Emrimiz (Vahyimiz)le doğru yolu gösterecek Rehberler kıldık.<br />
<br />
Hayırlı işler yapmayı, dosdoğru namaz kılmayı, zekât vermeyi kendilerine Vahy ettik.<br />
<br />
Onlar, bize ibadet edicilerdi." (Enbiyâ: 72-73)<br />
<br />
"Biz, ona, İshak ile Yâkub ´u da, ihsan ettik.<br />
<br />
Peygamberliği ve Kitapları, onun zürriyetine tahsis ettik.<br />
<br />
Dünyada ona, mükâfatını verdik.<br />
<br />
Gerçekten, o, Âhirette de, her halde, Salih insanlardandır. [18]<br />
<br />
"Çünkü, onlar (İbrahim, İshak ve Yâkub), bizim katımızda, gerçekten, hayırlı (Zatlardandı."[19]<br />
<br />
<br />
<br />
Tâbûtussekîne´nin Yâkub Aleyhisselama Teslim Edilişi:<br />
<br />
<br />
Rivayete göre: Tâbut: tarak yapılan Şimşad (Cimşir) ağacından yapılmış bir san­dık olup altundan levhalarla kaplanmıştı.<br />
<br />
Vefatına kadar Âdem Aleyhisselâmın yanında, ondan sonra da, vefatına kadar Şis Aleyhisselâmın yanında bulunmuştu.<br />
<br />
Tâbut´a, İbrahim Aleyhisseiâma kadar Âdem Aleyhisselâmın oğulları, zaman zaman vâris olagelmişler, İbrahim Aleyhisselâm vefat edince, Tâbut, İbrahim Aley­hisselâmın büyük oğlu İsmail Aleyhisselâmın yanında kalmış, o da, vefat ettiği zaman, oğlu Kaydar´ın yanında bulunmuştu.<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın oğulları, Kaydar´a: "Peygamberlik, sizden başka tarafa çevirildi. Sizin (Tâbut içindeki) bir tek Nûr´dan (Muhammed Aleyhisselâmın Nûr´-undan) başka nasibiniz yoktur. Tâbut´u, bize ver!" demişlerdi.<br />
<br />
Kaydar ise; Tâbutu, onlara vermeğe yanaşmamış ve: "O, bana, Babamın Va­siyetidir. Ben, onu, hiç kimseye vermem" demiştir.<br />
<br />
Kaydar, bir gün, Tâbut´u, açmağa gitmiş, Tâbut´un açılması, kendisine güçle-şince, semâdan, bir seslenicinin:<br />
<br />
"Ey Kaydar! Vaz geç! O Tâbut´u, açmağa, senin için yol yoktur! O, Peygambere vasiyet edilmiştir. Onu, Peygamberden başkası açamaz.<br />
<br />
Sen, onu, Amcanın oğlu, Allah´ın İsrail´i Yâkub´a ver!" diye seslenmesi üzeri­ne, Kaydar, Tâbut´u, omuzuna alarak, o zaman, Yâkub Aleyhisselâmın oturduğu Ken´an iline doğru yollanmış.<br />
<br />
Kaydar yaklaştığı zaman, Tâbut, seslenmeğe başlamış. Yâkub Aleyhisselâm, oğullarına:<br />
<br />
"Allâha yemin ederim ki: Kaydar, Tâbût´la size geliyor! Kalkınız, ona doğru va­rınız!" demiş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmla oğulları, ayağa kalkarak onu karşılamışlar. Yâkub Aleyhisselâm, onu görünce, ağlayarak ona doğru koşmuş ve:<br />
<br />
"Ey Kaydar! Ben, ne diye senin yüzünün rengini solmuş, gücünü zayıflamış görüyorum<br />
<br />
Sen, düşman zulmüne mi uğradın Yoksa, Baban İsmail´den sonra, başına bir kötülük mü geldi " diye sordu.<br />
<br />
Kaydar:<br />
<br />
Ben, ne düşman zulmüne uğradım, ne de benim başıma bir kötülük geldi.<br />
<br />
Fakat, sırtımda taşıdığım, Muhammed´in Nûr´u, bana çok ağır geldi.<br />
<br />
Bunun için benzim sarardı, bacaklarım, zayıfladı!" demiş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İshak´ın kızlarından nikâhın altında bulunan var mı " diye sormuş.<br />
<br />
Kaydar:<br />
<br />
"Yoktur. Fakat, Cürhümî Araplarından Âminlerden bir kadınla evliyim." diye cevap vermiş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ne güzel! Ne güzel! Muhammed Aleyhisselâmın şerefi için, Allah, Onu, iffetli Arap kadınlarından başkasından çıkarmayacaktır.<br />
<br />
Ey Kaydar! Ben, seni, bir müjde ile müjdeleyeceğim!" demiş.<br />
<br />
Kaydar:<br />
<br />
"Nedir o müjde " diye sormuş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bil ki: Âminlerden olan zevcen, dün gece bir oğlan doğurdu!" demiş.<br />
<br />
Kaydar:<br />
<br />
"Ey Amcamın oğlu! Sen, Şam toprağındasın, o ise, Harem toprağındadır. Sa­na, bunu, ne bildirdi " demiş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, gök kapılarının açıldığını gördüm!<br />
<br />
Gökle yer arasında Ay gibi yuvarlak bir Nûr gördüm!<br />
<br />
Meleklerin, semâdan, bereketle ve rahmetle indiklerini gördüm!<br />
<br />
Anladım ki: bu, Muhammed Aleyhisselâm içindir!" demiş.<br />
<br />
Kaydar, Tâbut´u, Amcasının oğlu Yâkub Aleyhisselâma teslim edip ailesinin yanına dönünce, onu, bir oğlan çocuğu doğurmuş bularak ona, Hamel ismini ver­miştir.[20]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın, elli yıl, halkı, Yüce Allah´a itaat ve ibadete davetle meş­gul Olduğu[21] ve kendisinin, Sâm b.Nuh Aleyhisselâmdan sonra, Mescid-i Aksâ´nın yenileyicileri arasında bulunduğu da, bil­dirilir. [22]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Yûsuf Aleyhisselâmdan Dolayı Üzüntülere Düşüşü:<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm: zayıflamış[23], yaşlanmıştı.<br />
<br />
Kaşları[24], gözlerinin[25] yanak­larının yumrusu[26] üzerine düşer, onları, bezle kaldırırdı.[27]<br />
<br />
Bir gün, ona bir komşusu:<br />
<br />
"Ey Yâkub! Sende gördüğüm şu başına gelen hal nedir "[28]<br />
<br />
(İhtiyar olmadan) ihtiyarladın! Tükendin, gittin![29]<br />
<br />
Sen (bu gidişle) Babanın[30], kardeşinin[31] eriştiği yaşa bile erişemeyeceksin!" dedi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Zamanın uzunluğu ve üzüntülerin çokluğu!" dedi.[32]<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Yâkub![33]Sen, Beni, yaratığıma şikâyet mi ediyorsun !" diye Vahy edince, Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yâ Rab! Ben, bir hatâ işledim! Onu, bana, bağışla!" dedi.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Bağışladım!" buyurdu.<br />
<br />
Bundan sonra Yâkub Aleyhisselâm, derdini soranlara:<br />
<br />
"Ben, taşan kederimi ve üzüntümü, yalnız Allâha şikâyet ve arz ederim!" der­di.[34]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Bütün Ev Halkıyla Birlikte Mısır´a Gidişi Yâkub Aleyhisselâmın Suçlu Oğulları İçin Allah´a Yalvarışı<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Oğullarına Vasiyette Bulunuşu ve Vefatı bahisleri (Yû­suf Aleyhisselâma aid bölümdedir.)<br />
<br />
Ken’an diyârında, yâni Fenike denilen Sayda, Sûr ve Beyrut ile Filistin ve Sûriye’nin bir kısmından ibâret olan bölgede yaşayan insanlara gönderilen peygamber. İsmi Yakub olup İbrânicede Saffetullah, yâni “Allahü teâlânın sâf ve temiz kıldığı kul” mânâsına gelmektedir. Diğer adı İsrail olup “Allah’ın kulu” mânâsına gelmektedir. İbrahim aleyhisselamın küçük oğlu olan İshak aleyhisselamın oğludur.<br />
<br />
Yakub aleyhisselamın on iki oğlu vardı. Bu yüzden, onun on iki oğlunun torunlarına Benî İsrail, yâni İsrailoğulları denilmiştir. Oğullarından her birinin sülâlesine “Sıbt”, hepsine birden torunlar mânâsına gelen “Esbât” denir. Sonradan Yahudi adı verilmiştir. Yakub aleyhisselamın neslinden birçok peygamber geldi: Musa, Harun, Davud, Süleyman, Zekeriyya, Yahya ve İsa aleyhimüsselâm bunlardandır.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam Şam’da veya Medyen’de doğdu. Onun Iys isminde bir kardeşi vardı. Çocukluğu babasının yanında geçti. Babası İshak aleyhisselam, Yakub aleyhisselam için; “Yâ Rabbî! Neslimden peygamber geleceğini buyurmuştun. O vâdini bu oğlumdan zuhûr ettir.” diye dua etti. Onun soyundan nice peygamberler göndermesi için Allahü teâlâya niyâzda bulundu.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam babasının vefatından sonra annesinin tavsiyesi üzerine Harran’da bulunan dayısının yanına gitti. Orada uzun müddet kaldı. Dayısının büyük kızı Leya ile evlendi. Bu evlilikten Rabil, Şemun, Lâvi, Yehûda, İsâhar ve Zablûn adlı oğulları ile Dînar isimli kızı doğdu. İbrahim aleyhisselamın bildirdiği dinde iki kız kardeşle evlenmek câiz olduğundan ilk evliliğinden yedi sene sonra dayısının küçük kızı Râhil ile de evlendi. Bu hanımından da Bünyamin ve Yusuf adlı iki oğlu oldu. Belhe ve Zülfâ adlı iki câriyesi vardı. Belhe adlı câriyeden Dân ve Neftâle, Zülfâ adlı câriyesinden de Câd ve Âşir adlı oğulları doğdu. Böylece on iki oğlu oldu.<br />
<br />
Kırk sene kadar dayısının yanında kalan ve ona hizmet eden Yakub aleyhisselama Allahü teâlâdan Vahy gelip Ken’an diyârı ahâlisine peygamber olarak vâzifelendirildiği bildirildi. Dayısından izin alarak hanımları, oğulları ve kendisine tâbi olanlarla birlikte Harran’dan ayrılıp Ken’an diyârına geldi ve oraya yerleşti. Kendisi ve oğulları için evler yaptırdı. Bu sırada Yusuf ve Bünyamin adlı oğullarının annesi olan Râhil vefat etti.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam insanları Hak dîne ve tek olan Allahü teâlâya inanmaya ve O’na ibâdet etmeye dâvet etti. Ken’an diyârı ahâlisinden çok kimse ona îmân etti. Ken’an diyârını idâre eden Şüceym bin Dâran isimli kral, Yakub aleyhisselama karşı çıktıysa da başarılı olamadı.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam anneleri vefat etmiş olan oğulları Bünyamin ve hazret-i Yusuf’u diğer oğullarından çok seviyordu. Çünkü bu ikisi anne şefkâtinden mahrûm kalmışlardı. Yakub aleyhisselamın özellikle hazret-i Yusuf’a karşı aşırı muhabbeti olduğu için onu bütün oğullarından üstün tutuyor ve yanından ayırmıyordu. Hazret-i Yusuf yedi yaşındayken rüyâsında on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettiklerini gördü. Bu rüyâsını babasına anlattı. Rüyâ tâbirini iyi bilen Yakub aleyhisselam oğluna ileride büyük nîmetlere kavuşacağını ve kendisine peygamberlik verileceğini söyleyerek rüyâsını kardeşlerine anlatmamasını tavsiye etti.<br />
<br />
Yakub aleyhisselamın oğlu Yusuf’a karşı aşırı muhabbet göstermesini kıskanan diğer oğulları onu hased ettiler. Hazret-i Yusuf’a berâberce tuzak kurup onu öldürmek istediler. Babalarından korktukları için de ne şekilde kötülük yapacaklarını tespit edemediler.<br />
<br />
Daha sonra kendi aralarında konuşup Yusuf aleyhisselamı yol üzerindeki bir kuyuya atmayı kararlaştırdılar. Yusuf aleyhisselamı babalarından alıp, berâberlerinde götürebilmek için hîleye başvurdular. Yusuf aleyhisselamı alıp kıra götürdüler ve kervanların geçtiği yolun kenârındaki bir kuyuya attılar. Sırtındaki gömleğini çıkarıp kestikleri bir hayvanın kanıyla boyadılar. Akşam olunca da kanlı gömleği babalarına getirip; “Biz kırda yarış ederken, Yusuf’u eşyâlarımızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş.” dediler.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam kana bulanmış fakat hiç yırtık ve çizgi bile olmayan gömleğe bakıp oğlu Yusuf’u kurt yemediğini ve onun hayatta olduğunu anladı. Diğer oğullarına o kurdun Yusuf’uma karşı şefkâti sizden fazlaymış. Vallahi bugüne kadar bu kurt gibi yumuşak huylu bir kurt görmedim. Oğlumu yemiş de sırtından gömleğini bile yırtmamış. Bu söyledikleriniz yalandır. Yusuf’a ne ettinizse siz ettiniz. Fakat elimden ne gelir. Benim için sabr etmekten güzel bir şey yoktur” dedi. İçli içli ağlayıp, kalbini Allahü teâlâya bağladı ve oturdu. Yusuf aleyhisselamın ayrılığından dolayı üzülüyor, fakat bu üzüntüsünü kimseye bildirmiyor, hâlinden de kimseye şikâyette bulunmuyor, oğluna kavuşacağı günü hasretle bekliyordu. Hasret ve üzüntüsü sebebiyle ağlamasından dolayı gözlerine ak inmiş göremez olmuştu.<br />
<br />
Atıldığı kuyudan bir kervancı tarafından çıkarılan ve Mısır’a götürülerek bir köle diye satılan Yusuf aleyhisselam, Mısır Mâliye Nâzırı tarafından satın alındı. Mâliye Nâzırının sarayında özel olarak büyütülen Yusuf aleyhisselam, Nâzırın ölümünden sonra Mâliye Nâzırı oldu. Aldığı ekonomik tedbirler sâyesinde, yedi sene müddetle devâm eden kıtlık esnâsında Mısır halkının rahat ve refâh içinde yaşamasını sağladı.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam Bünyamin dışındaki oğullarını buğday ve erzak almak üzere Mısır’a gönderdi. Yusuf aleyhisselam onları tanıdı ve ikrâmlarda bulunarak erzak verdirdi. İkinci defâ gelişlerinde kardeşleri Bünyamin’i de getirmelerini söyledi. Onlar da ikinci gelişlerinde kardeşleri Bünyamin’i getirdiler. Kendi anne-baba bir kardeşi olan Bünyamin’i bir tedbirle yanında alıkoydu. Yakub aleyhisselamın oğulları üçüncü defâ Mısır’a gidince Yusuf aleyhisselam kendini onlara tanıttı. Gömleğini babası Yakub aleyhisselama gönderdi. Babasını ve bütün akrabâlarını da Mısır’a dâvet etti. Yakub aleyhisselam gömleği yüzüne gözüne sürünce gözleri açıldı.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam oğlunun dâveti üzerine bütün akrabâsını alarak Mısır’a gidip oğlu Yusuf aleyhisselama kavuştu. Yusuf aleyhisselam babasına ve yanındakilere büyük ikrâmlarda bulundu. Kardeşlerini affettiğini bildirdi. Yakub aleyhisselam oğlu hazret-i Yusuf’a kavuştuktan sonra oğullarıyla birlikte on seneden fazla Mısır’da yaşadı. İyice ihtiyarlayınca oğullarını başına toplayıp, vasiyette bulundu. Oğullarından, tek olan Allahü teâlâya ibâdet edeceklerine dâir söz aldıktan sonra vefat etti. Oğulları cenâze namazını kıldılar. Vasiyeti üzerine Kudüs yakınlarındaki Halîl-ür-Rahmân’da bulunan babası İshak aleyhisselamın yanına defnedildi. Rivâyete göre burada dört kabir vardır. Bunlar İbrahim aleyhisselama, İshak aleyhisselama, Sâre vâlidemize ve Yakub aleyhisselamâ âittir.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam dedesi İbrahim aleyhisselama gönderilen kitaptaki (sahifelerdeki) emir ve yasakları insanlara tebliğ etti.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam Allahü teâlânın seçtiği, kendi zamânında yaşayan insanların sûret (görünüş) ve sîret (huy ve yaşayış) yönünden en üstünüydü. Buğday benizli, uzun boylu, nâzik yapılı bir bedene sâhipti. Babası, İshak aleyhisselam gibi halim selîm, yumuşak huylu, doğru sözlü, kerim ve cömertti. Kur’ân-ı kerîmde Yâkub aleyhisselamın, dinde kuvvetli olduğu, ihlâs sâhibi olduğu, sâlihlerden olduğu, bitmeyen güzel bir sabra sâhip olduğu, seçkin ve hayırlı kimselerden olduğu ve rüyâ tâbirini iyi bildiği açıklanmıştır.<br />
<br />
Yakub aleyhisselamın beş çeşit mucizesi vardı:<br />
1. Duâsı bereketiyle bir koyunun karnından dört kuzu doğmuştu. Bir kavim gelip, Ey Allah’ın peygamberi, geçen sene koyunlarımız hiç doğurmadı. Cenâb-ı Hakka dua ediniz, hem bu seneki, hem de geçen seneki kuzuları birden versin, diye ricâ ettiler. Yakub aleyhisselam dua edince, her bir koyundan dörder tâne doğmak sûretiyle koyunları çoğaldı.<br />
<br />
2. Sesi sürekli olup, üç konaklık yerden bile duyulurdu. Düşman askerine bağırdığı zaman korkularından hep kaçarlardı.<br />
<br />
3. Hazret-i Yakub’un attığı şey, pek uzaklara giderdi. Oğullarını Amâlika kavmiyle muhârebeye gönderince, muhârebe esnâsında Yehûda adlı oğlunun, süngü ve mızrakla silâhı parçalanmıştı. Yehûda, silâhım kırıldı babacığım, bir silâh gönderiniz, diye seslendiği anda, hazret-i Yakub işitip, bir dağ başından önceki gibi bir silâh attı ve seslendi. Yehûda sesini işitip, silâhı aldı ve hemen düşmana saldırdı ve gâlib geldi. Halbuki aralarında 360 km’lik mesâfe vardı.<br />
<br />
4. Yakub aleyhisselamın duası bereketiyle büyük ve küçük dağlar yerlerinden kalkmışlardır. Ken’an ahâlisini dîne dâvet ettiği vakit, orada bulunup, yörenin iki tarafını darlaştıran dağların başka yere naklolunmasıyla, yerlerinin geniş bir saha olmasını istemişlerdi. Yakub aleyhisselam dua edince, murâdları hâsıl olup, yerleri geniş ve düzlük olup havası da gâyet güzel olarak Hicaz’da en güzel yer olarak tanınmıştır.<br />
<br />
5. Ken’an ahâlisini îmâna dâvet ettiği vakit, oturdukları yerlerde bulunan dağlık ve taşlık yerlerin, bütün tepe ve taşların toprak olmasını teklif etmişlerdi. Yakub aleyhisselam dua edince, diledikleri gibi olmuştur.<br />
<br />
Yakub aleyhisselamın en büyüğü Rabil olmak üzere Şem’un, Lâvî, Yehûda, Zablun (Yâlun), İsâhar, Dân, Neftâli, Âşir, Cad, Yusuf ve Bünyamin adlı on iki oğlu vardı. İsrailoğulları bu on iki oğlunun neslinden çoğalmışlardır. Yusuf aleyhisselamdan sonra akılca en üstün olan Yehûdânın neslinden Davud aleyhisselam ve Benî İsrail (İsrailoğulları) hükümdarları gelmiştir. Bu sebeple İsrailoğullarına genel olarak Yahudi de denilmiştir. İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerin çoğu da Yusuf aleyhisselamın neslindendir. Kur’ân-ı kerîmde zikr edilen Talut da Bünyamin’in neslindendir.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmde Yusuf sûresinde ve Bakara sûresi 132, 133, 140; Âl-i İmrân sûresi 84-93; Nisâ sûresi 163; En’âm sûresi 84; Hûd sûresi 71; Meryem sûresi 6, 49, 58’inci âyetlerinde Yakub aleyhisselamdan ve fazîletlerinden bahsedilmektedir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Yakub Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Soyu Ve İsimleri:<br />
<br />
Yâkub b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır.[1] Yâkub Aleyhisselâmın Annesi: Refaka´dır. [2]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın, kardeşi Ays ile ikiz olarak doğarken, elini, Aysın ökçe­sinden tutmuş olduğu halde, arkasından doğduğu için, Yâkub diye anıldığı[3] ve kardeşi Ays, tarafından öldürülmek korkusuyla, Dayısının yanına gitmek üzere, gündüzleri saklanıp geceleri yürüdüğü için de, kendisine İsrail adı verildiği riva­yet edilir. [4]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm: kılsız vücutlu[5], zayıf yapılı, ağır başlı, vakarlı, uzun boy-lu[6], güzel yüzlü idi. Kardeşi Ays´dan daha güzel konuşurdu.[7]<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın Yâkub Aleyhisselâma Tebşir Ve Tavsiyeleri:<br />
<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm; oğlu Yâkub Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Allah, seni, Peygamber yapacak, oğullarının soyundan Peygamberler çıka­racak, sende hayır ve bereket vücuda getirecektir!" dedi. [8]<br />
<br />
Ken´anlılardan hiç bir kadınla evlenmemesini, Feddan´da oturan Dayısı Leban´ın yanına gitmesini[9], onun kızları ile evlenmesini emir ve tavsiye etmişti.[10]<br />
<br />
Zâten Annesi de, dayısının yanına gitmesini tavsiye etmişti.[11]<br />
<br />
Bunun üzerine, Yâkub Aleyhisselâm, Feddan´a doğru yönelip gitti.<br />
<br />
Yolun bazı kesiminde, gece karanlığı çökünce, bir taşı, yastık yaparak yatıp geceledi.<br />
<br />
Uyurken rü´yâsında: başucunda, gök kapılarından bir kapıya doğru bir merdi­ven kurulduğunu, ve Meleklerin, ondan indiğini ve onun içinde göğe çıktığını gördü.<br />
<br />
Yüce Allah, ona:<br />
<br />
"Muhakkak, Allah, ben´im. Ben´den başka hiç bir ilâh yoktur.<br />
<br />
Ben, senin İlâh´ın´ım ve Atalarının da, İlâh´ıyım!<br />
<br />
Şüphesiz ki: seni ve senin zürriyetini ve senden sonrakileri bu Arz-ı mukad-des´e, vâris kıldım.<br />
<br />
Orayı, sana ve onlara mübarek kıldım.<br />
<br />
Kitabı, Hikmeti ve Peygamberliği de, sizlere nasib kıldım.<br />
<br />
Sonra, ben, senin yanındayım ve seni, o mekâna erişinceye kadar koruyacağım.<br />
<br />
Orada, içinde, senin ve zürriyetinin bana ibadet edeceğiniz bir Beyt de, yap ki, o, Beytülmakdis´dir." diye Vahy etti.[12]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; önce, Dayısı Leban´ın büyük kızı Leyya ile, sonradan da, küçük kızı Râhil ile evlendi. Leyya´dan:<br />
<br />
1) Rubil,<br />
<br />
2) Yehuza,<br />
<br />
3) Şem´un,<br />
<br />
4) Lavi adlarındaki oğulları doğdu.<br />
<br />
Râhil´den de:<br />
<br />
1) Yûsuf,<br />
<br />
2) Bünyamin adındaki oğlu doğdu. [13]<br />
<br />
Leyya ile Râhil; Yâkub Aleyhisselâmla evlenirlerken, babaları Leban, onlara, çehiz olarak, birer Câriye (kadın köle) hediye etmişti.<br />
<br />
Onlar da, bunları, Yâkub Aleyhisselâma, oğlan doğursunlar diye, hediye et­mişlerdi.<br />
<br />
Bunların her birinden de, Yâkub Aleyhisselâmın üçer oğlu daha doğmuştu. [14]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın on ikiyi bulan oğulları[15], İsrail oğulları, Esbat diye anılırlar. [16]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselamın Sey Ah Atları, Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; Harran´da yirmi yıl oturduktan sonra, Ken´an iline gitmesi, kendisine emrolununca, oradan ayrılıp Oraşalıma (Beytülmakdis´e) geldi.<br />
<br />
Orada, bir tarla satın alıp çadırını kurdu.<br />
<br />
Sahra mevkiinde yüksek ve sağlamca bir Beyt (Mâbed) yaptırıp ona İl adını verdi.<br />
<br />
Sonra, Babası İshak Aleyhisselâmın Kenan ilindeki Habrun kariyesine gidip orada oturdu.<br />
<br />
İshak Aleyhisselâm vefat edince, onu, Babası İbrahim Aleyhisselâmın Mağa­radaki kabrinin yanına gömdü.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, babasının vefatından sonra, onun yerine geçti. [17]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Peygamberliği ve Faziletleri hakkında Kur´ân-ı kerimde şöyle buyrulur:<br />
<br />
"Ona (İbrahim´e), İshak´ı, üstelik bir de, Yâkub´u ihsan ettik, ve her birini, Salih (Zat)ler yaptık.<br />
<br />
Onları, Emrimiz (Vahyimiz)le doğru yolu gösterecek Rehberler kıldık.<br />
<br />
Hayırlı işler yapmayı, dosdoğru namaz kılmayı, zekât vermeyi kendilerine Vahy ettik.<br />
<br />
Onlar, bize ibadet edicilerdi." (Enbiyâ: 72-73)<br />
<br />
"Biz, ona, İshak ile Yâkub ´u da, ihsan ettik.<br />
<br />
Peygamberliği ve Kitapları, onun zürriyetine tahsis ettik.<br />
<br />
Dünyada ona, mükâfatını verdik.<br />
<br />
Gerçekten, o, Âhirette de, her halde, Salih insanlardandır. [18]<br />
<br />
"Çünkü, onlar (İbrahim, İshak ve Yâkub), bizim katımızda, gerçekten, hayırlı (Zatlardandı."[19]<br />
<br />
<br />
<br />
Tâbûtussekîne´nin Yâkub Aleyhisselama Teslim Edilişi:<br />
<br />
<br />
Rivayete göre: Tâbut: tarak yapılan Şimşad (Cimşir) ağacından yapılmış bir san­dık olup altundan levhalarla kaplanmıştı.<br />
<br />
Vefatına kadar Âdem Aleyhisselâmın yanında, ondan sonra da, vefatına kadar Şis Aleyhisselâmın yanında bulunmuştu.<br />
<br />
Tâbut´a, İbrahim Aleyhisseiâma kadar Âdem Aleyhisselâmın oğulları, zaman zaman vâris olagelmişler, İbrahim Aleyhisselâm vefat edince, Tâbut, İbrahim Aley­hisselâmın büyük oğlu İsmail Aleyhisselâmın yanında kalmış, o da, vefat ettiği zaman, oğlu Kaydar´ın yanında bulunmuştu.<br />
<br />
İshak Aleyhisselâmın oğulları, Kaydar´a: "Peygamberlik, sizden başka tarafa çevirildi. Sizin (Tâbut içindeki) bir tek Nûr´dan (Muhammed Aleyhisselâmın Nûr´-undan) başka nasibiniz yoktur. Tâbut´u, bize ver!" demişlerdi.<br />
<br />
Kaydar ise; Tâbutu, onlara vermeğe yanaşmamış ve: "O, bana, Babamın Va­siyetidir. Ben, onu, hiç kimseye vermem" demiştir.<br />
<br />
Kaydar, bir gün, Tâbut´u, açmağa gitmiş, Tâbut´un açılması, kendisine güçle-şince, semâdan, bir seslenicinin:<br />
<br />
"Ey Kaydar! Vaz geç! O Tâbut´u, açmağa, senin için yol yoktur! O, Peygambere vasiyet edilmiştir. Onu, Peygamberden başkası açamaz.<br />
<br />
Sen, onu, Amcanın oğlu, Allah´ın İsrail´i Yâkub´a ver!" diye seslenmesi üzeri­ne, Kaydar, Tâbut´u, omuzuna alarak, o zaman, Yâkub Aleyhisselâmın oturduğu Ken´an iline doğru yollanmış.<br />
<br />
Kaydar yaklaştığı zaman, Tâbut, seslenmeğe başlamış. Yâkub Aleyhisselâm, oğullarına:<br />
<br />
"Allâha yemin ederim ki: Kaydar, Tâbût´la size geliyor! Kalkınız, ona doğru va­rınız!" demiş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmla oğulları, ayağa kalkarak onu karşılamışlar. Yâkub Aleyhisselâm, onu görünce, ağlayarak ona doğru koşmuş ve:<br />
<br />
"Ey Kaydar! Ben, ne diye senin yüzünün rengini solmuş, gücünü zayıflamış görüyorum<br />
<br />
Sen, düşman zulmüne mi uğradın Yoksa, Baban İsmail´den sonra, başına bir kötülük mü geldi " diye sordu.<br />
<br />
Kaydar:<br />
<br />
Ben, ne düşman zulmüne uğradım, ne de benim başıma bir kötülük geldi.<br />
<br />
Fakat, sırtımda taşıdığım, Muhammed´in Nûr´u, bana çok ağır geldi.<br />
<br />
Bunun için benzim sarardı, bacaklarım, zayıfladı!" demiş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İshak´ın kızlarından nikâhın altında bulunan var mı " diye sormuş.<br />
<br />
Kaydar:<br />
<br />
"Yoktur. Fakat, Cürhümî Araplarından Âminlerden bir kadınla evliyim." diye cevap vermiş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ne güzel! Ne güzel! Muhammed Aleyhisselâmın şerefi için, Allah, Onu, iffetli Arap kadınlarından başkasından çıkarmayacaktır.<br />
<br />
Ey Kaydar! Ben, seni, bir müjde ile müjdeleyeceğim!" demiş.<br />
<br />
Kaydar:<br />
<br />
"Nedir o müjde " diye sormuş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bil ki: Âminlerden olan zevcen, dün gece bir oğlan doğurdu!" demiş.<br />
<br />
Kaydar:<br />
<br />
"Ey Amcamın oğlu! Sen, Şam toprağındasın, o ise, Harem toprağındadır. Sa­na, bunu, ne bildirdi " demiş.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, gök kapılarının açıldığını gördüm!<br />
<br />
Gökle yer arasında Ay gibi yuvarlak bir Nûr gördüm!<br />
<br />
Meleklerin, semâdan, bereketle ve rahmetle indiklerini gördüm!<br />
<br />
Anladım ki: bu, Muhammed Aleyhisselâm içindir!" demiş.<br />
<br />
Kaydar, Tâbut´u, Amcasının oğlu Yâkub Aleyhisselâma teslim edip ailesinin yanına dönünce, onu, bir oğlan çocuğu doğurmuş bularak ona, Hamel ismini ver­miştir.[20]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın, elli yıl, halkı, Yüce Allah´a itaat ve ibadete davetle meş­gul Olduğu[21] ve kendisinin, Sâm b.Nuh Aleyhisselâmdan sonra, Mescid-i Aksâ´nın yenileyicileri arasında bulunduğu da, bil­dirilir. [22]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Yûsuf Aleyhisselâmdan Dolayı Üzüntülere Düşüşü:<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm: zayıflamış[23], yaşlanmıştı.<br />
<br />
Kaşları[24], gözlerinin[25] yanak­larının yumrusu[26] üzerine düşer, onları, bezle kaldırırdı.[27]<br />
<br />
Bir gün, ona bir komşusu:<br />
<br />
"Ey Yâkub! Sende gördüğüm şu başına gelen hal nedir "[28]<br />
<br />
(İhtiyar olmadan) ihtiyarladın! Tükendin, gittin![29]<br />
<br />
Sen (bu gidişle) Babanın[30], kardeşinin[31] eriştiği yaşa bile erişemeyeceksin!" dedi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Zamanın uzunluğu ve üzüntülerin çokluğu!" dedi.[32]<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Yâkub![33]Sen, Beni, yaratığıma şikâyet mi ediyorsun !" diye Vahy edince, Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yâ Rab! Ben, bir hatâ işledim! Onu, bana, bağışla!" dedi.<br />
<br />
Yüce Allah:<br />
<br />
"Bağışladım!" buyurdu.<br />
<br />
Bundan sonra Yâkub Aleyhisselâm, derdini soranlara:<br />
<br />
"Ben, taşan kederimi ve üzüntümü, yalnız Allâha şikâyet ve arz ederim!" der­di.[34]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Bütün Ev Halkıyla Birlikte Mısır´a Gidişi Yâkub Aleyhisselâmın Suçlu Oğulları İçin Allah´a Yalvarışı<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Oğullarına Vasiyette Bulunuşu ve Vefatı bahisleri (Yû­suf Aleyhisselâma aid bölümdedir.)<br />
<br />
Ken’an diyârında, yâni Fenike denilen Sayda, Sûr ve Beyrut ile Filistin ve Sûriye’nin bir kısmından ibâret olan bölgede yaşayan insanlara gönderilen peygamber. İsmi Yakub olup İbrânicede Saffetullah, yâni “Allahü teâlânın sâf ve temiz kıldığı kul” mânâsına gelmektedir. Diğer adı İsrail olup “Allah’ın kulu” mânâsına gelmektedir. İbrahim aleyhisselamın küçük oğlu olan İshak aleyhisselamın oğludur.<br />
<br />
Yakub aleyhisselamın on iki oğlu vardı. Bu yüzden, onun on iki oğlunun torunlarına Benî İsrail, yâni İsrailoğulları denilmiştir. Oğullarından her birinin sülâlesine “Sıbt”, hepsine birden torunlar mânâsına gelen “Esbât” denir. Sonradan Yahudi adı verilmiştir. Yakub aleyhisselamın neslinden birçok peygamber geldi: Musa, Harun, Davud, Süleyman, Zekeriyya, Yahya ve İsa aleyhimüsselâm bunlardandır.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam Şam’da veya Medyen’de doğdu. Onun Iys isminde bir kardeşi vardı. Çocukluğu babasının yanında geçti. Babası İshak aleyhisselam, Yakub aleyhisselam için; “Yâ Rabbî! Neslimden peygamber geleceğini buyurmuştun. O vâdini bu oğlumdan zuhûr ettir.” diye dua etti. Onun soyundan nice peygamberler göndermesi için Allahü teâlâya niyâzda bulundu.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam babasının vefatından sonra annesinin tavsiyesi üzerine Harran’da bulunan dayısının yanına gitti. Orada uzun müddet kaldı. Dayısının büyük kızı Leya ile evlendi. Bu evlilikten Rabil, Şemun, Lâvi, Yehûda, İsâhar ve Zablûn adlı oğulları ile Dînar isimli kızı doğdu. İbrahim aleyhisselamın bildirdiği dinde iki kız kardeşle evlenmek câiz olduğundan ilk evliliğinden yedi sene sonra dayısının küçük kızı Râhil ile de evlendi. Bu hanımından da Bünyamin ve Yusuf adlı iki oğlu oldu. Belhe ve Zülfâ adlı iki câriyesi vardı. Belhe adlı câriyeden Dân ve Neftâle, Zülfâ adlı câriyesinden de Câd ve Âşir adlı oğulları doğdu. Böylece on iki oğlu oldu.<br />
<br />
Kırk sene kadar dayısının yanında kalan ve ona hizmet eden Yakub aleyhisselama Allahü teâlâdan Vahy gelip Ken’an diyârı ahâlisine peygamber olarak vâzifelendirildiği bildirildi. Dayısından izin alarak hanımları, oğulları ve kendisine tâbi olanlarla birlikte Harran’dan ayrılıp Ken’an diyârına geldi ve oraya yerleşti. Kendisi ve oğulları için evler yaptırdı. Bu sırada Yusuf ve Bünyamin adlı oğullarının annesi olan Râhil vefat etti.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam insanları Hak dîne ve tek olan Allahü teâlâya inanmaya ve O’na ibâdet etmeye dâvet etti. Ken’an diyârı ahâlisinden çok kimse ona îmân etti. Ken’an diyârını idâre eden Şüceym bin Dâran isimli kral, Yakub aleyhisselama karşı çıktıysa da başarılı olamadı.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam anneleri vefat etmiş olan oğulları Bünyamin ve hazret-i Yusuf’u diğer oğullarından çok seviyordu. Çünkü bu ikisi anne şefkâtinden mahrûm kalmışlardı. Yakub aleyhisselamın özellikle hazret-i Yusuf’a karşı aşırı muhabbeti olduğu için onu bütün oğullarından üstün tutuyor ve yanından ayırmıyordu. Hazret-i Yusuf yedi yaşındayken rüyâsında on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettiklerini gördü. Bu rüyâsını babasına anlattı. Rüyâ tâbirini iyi bilen Yakub aleyhisselam oğluna ileride büyük nîmetlere kavuşacağını ve kendisine peygamberlik verileceğini söyleyerek rüyâsını kardeşlerine anlatmamasını tavsiye etti.<br />
<br />
Yakub aleyhisselamın oğlu Yusuf’a karşı aşırı muhabbet göstermesini kıskanan diğer oğulları onu hased ettiler. Hazret-i Yusuf’a berâberce tuzak kurup onu öldürmek istediler. Babalarından korktukları için de ne şekilde kötülük yapacaklarını tespit edemediler.<br />
<br />
Daha sonra kendi aralarında konuşup Yusuf aleyhisselamı yol üzerindeki bir kuyuya atmayı kararlaştırdılar. Yusuf aleyhisselamı babalarından alıp, berâberlerinde götürebilmek için hîleye başvurdular. Yusuf aleyhisselamı alıp kıra götürdüler ve kervanların geçtiği yolun kenârındaki bir kuyuya attılar. Sırtındaki gömleğini çıkarıp kestikleri bir hayvanın kanıyla boyadılar. Akşam olunca da kanlı gömleği babalarına getirip; “Biz kırda yarış ederken, Yusuf’u eşyâlarımızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş.” dediler.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam kana bulanmış fakat hiç yırtık ve çizgi bile olmayan gömleğe bakıp oğlu Yusuf’u kurt yemediğini ve onun hayatta olduğunu anladı. Diğer oğullarına o kurdun Yusuf’uma karşı şefkâti sizden fazlaymış. Vallahi bugüne kadar bu kurt gibi yumuşak huylu bir kurt görmedim. Oğlumu yemiş de sırtından gömleğini bile yırtmamış. Bu söyledikleriniz yalandır. Yusuf’a ne ettinizse siz ettiniz. Fakat elimden ne gelir. Benim için sabr etmekten güzel bir şey yoktur” dedi. İçli içli ağlayıp, kalbini Allahü teâlâya bağladı ve oturdu. Yusuf aleyhisselamın ayrılığından dolayı üzülüyor, fakat bu üzüntüsünü kimseye bildirmiyor, hâlinden de kimseye şikâyette bulunmuyor, oğluna kavuşacağı günü hasretle bekliyordu. Hasret ve üzüntüsü sebebiyle ağlamasından dolayı gözlerine ak inmiş göremez olmuştu.<br />
<br />
Atıldığı kuyudan bir kervancı tarafından çıkarılan ve Mısır’a götürülerek bir köle diye satılan Yusuf aleyhisselam, Mısır Mâliye Nâzırı tarafından satın alındı. Mâliye Nâzırının sarayında özel olarak büyütülen Yusuf aleyhisselam, Nâzırın ölümünden sonra Mâliye Nâzırı oldu. Aldığı ekonomik tedbirler sâyesinde, yedi sene müddetle devâm eden kıtlık esnâsında Mısır halkının rahat ve refâh içinde yaşamasını sağladı.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam Bünyamin dışındaki oğullarını buğday ve erzak almak üzere Mısır’a gönderdi. Yusuf aleyhisselam onları tanıdı ve ikrâmlarda bulunarak erzak verdirdi. İkinci defâ gelişlerinde kardeşleri Bünyamin’i de getirmelerini söyledi. Onlar da ikinci gelişlerinde kardeşleri Bünyamin’i getirdiler. Kendi anne-baba bir kardeşi olan Bünyamin’i bir tedbirle yanında alıkoydu. Yakub aleyhisselamın oğulları üçüncü defâ Mısır’a gidince Yusuf aleyhisselam kendini onlara tanıttı. Gömleğini babası Yakub aleyhisselama gönderdi. Babasını ve bütün akrabâlarını da Mısır’a dâvet etti. Yakub aleyhisselam gömleği yüzüne gözüne sürünce gözleri açıldı.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam oğlunun dâveti üzerine bütün akrabâsını alarak Mısır’a gidip oğlu Yusuf aleyhisselama kavuştu. Yusuf aleyhisselam babasına ve yanındakilere büyük ikrâmlarda bulundu. Kardeşlerini affettiğini bildirdi. Yakub aleyhisselam oğlu hazret-i Yusuf’a kavuştuktan sonra oğullarıyla birlikte on seneden fazla Mısır’da yaşadı. İyice ihtiyarlayınca oğullarını başına toplayıp, vasiyette bulundu. Oğullarından, tek olan Allahü teâlâya ibâdet edeceklerine dâir söz aldıktan sonra vefat etti. Oğulları cenâze namazını kıldılar. Vasiyeti üzerine Kudüs yakınlarındaki Halîl-ür-Rahmân’da bulunan babası İshak aleyhisselamın yanına defnedildi. Rivâyete göre burada dört kabir vardır. Bunlar İbrahim aleyhisselama, İshak aleyhisselama, Sâre vâlidemize ve Yakub aleyhisselamâ âittir.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam dedesi İbrahim aleyhisselama gönderilen kitaptaki (sahifelerdeki) emir ve yasakları insanlara tebliğ etti.<br />
<br />
Yakub aleyhisselam Allahü teâlânın seçtiği, kendi zamânında yaşayan insanların sûret (görünüş) ve sîret (huy ve yaşayış) yönünden en üstünüydü. Buğday benizli, uzun boylu, nâzik yapılı bir bedene sâhipti. Babası, İshak aleyhisselam gibi halim selîm, yumuşak huylu, doğru sözlü, kerim ve cömertti. Kur’ân-ı kerîmde Yâkub aleyhisselamın, dinde kuvvetli olduğu, ihlâs sâhibi olduğu, sâlihlerden olduğu, bitmeyen güzel bir sabra sâhip olduğu, seçkin ve hayırlı kimselerden olduğu ve rüyâ tâbirini iyi bildiği açıklanmıştır.<br />
<br />
Yakub aleyhisselamın beş çeşit mucizesi vardı:<br />
1. Duâsı bereketiyle bir koyunun karnından dört kuzu doğmuştu. Bir kavim gelip, Ey Allah’ın peygamberi, geçen sene koyunlarımız hiç doğurmadı. Cenâb-ı Hakka dua ediniz, hem bu seneki, hem de geçen seneki kuzuları birden versin, diye ricâ ettiler. Yakub aleyhisselam dua edince, her bir koyundan dörder tâne doğmak sûretiyle koyunları çoğaldı.<br />
<br />
2. Sesi sürekli olup, üç konaklık yerden bile duyulurdu. Düşman askerine bağırdığı zaman korkularından hep kaçarlardı.<br />
<br />
3. Hazret-i Yakub’un attığı şey, pek uzaklara giderdi. Oğullarını Amâlika kavmiyle muhârebeye gönderince, muhârebe esnâsında Yehûda adlı oğlunun, süngü ve mızrakla silâhı parçalanmıştı. Yehûda, silâhım kırıldı babacığım, bir silâh gönderiniz, diye seslendiği anda, hazret-i Yakub işitip, bir dağ başından önceki gibi bir silâh attı ve seslendi. Yehûda sesini işitip, silâhı aldı ve hemen düşmana saldırdı ve gâlib geldi. Halbuki aralarında 360 km’lik mesâfe vardı.<br />
<br />
4. Yakub aleyhisselamın duası bereketiyle büyük ve küçük dağlar yerlerinden kalkmışlardır. Ken’an ahâlisini dîne dâvet ettiği vakit, orada bulunup, yörenin iki tarafını darlaştıran dağların başka yere naklolunmasıyla, yerlerinin geniş bir saha olmasını istemişlerdi. Yakub aleyhisselam dua edince, murâdları hâsıl olup, yerleri geniş ve düzlük olup havası da gâyet güzel olarak Hicaz’da en güzel yer olarak tanınmıştır.<br />
<br />
5. Ken’an ahâlisini îmâna dâvet ettiği vakit, oturdukları yerlerde bulunan dağlık ve taşlık yerlerin, bütün tepe ve taşların toprak olmasını teklif etmişlerdi. Yakub aleyhisselam dua edince, diledikleri gibi olmuştur.<br />
<br />
Yakub aleyhisselamın en büyüğü Rabil olmak üzere Şem’un, Lâvî, Yehûda, Zablun (Yâlun), İsâhar, Dân, Neftâli, Âşir, Cad, Yusuf ve Bünyamin adlı on iki oğlu vardı. İsrailoğulları bu on iki oğlunun neslinden çoğalmışlardır. Yusuf aleyhisselamdan sonra akılca en üstün olan Yehûdânın neslinden Davud aleyhisselam ve Benî İsrail (İsrailoğulları) hükümdarları gelmiştir. Bu sebeple İsrailoğullarına genel olarak Yahudi de denilmiştir. İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerin çoğu da Yusuf aleyhisselamın neslindendir. Kur’ân-ı kerîmde zikr edilen Talut da Bünyamin’in neslindendir.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmde Yusuf sûresinde ve Bakara sûresi 132, 133, 140; Âl-i İmrân sûresi 84-93; Nisâ sûresi 163; En’âm sûresi 84; Hûd sûresi 71; Meryem sûresi 6, 49, 58’inci âyetlerinde Yakub aleyhisselamdan ve fazîletlerinden bahsedilmektedir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Yusuf Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=258</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 20:58:06 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=258</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Yusuf Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Yûsuf b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır.[1] Yûsuf Aleyhisselâmın annesi: Râhıl bint-i Leban´dır. [2]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; ak tenli, güzel yüzlü, kıvırcık saçlı, büyük gözlü, ince bu­runlu, kalın pazulu, kalın bacaklı, düz karınlı, düz göbekli idi ve yanağı, benli ıdi. [3]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, suretçe, Âdem Aleyhisselâmı andırırdı.<br />
<br />
Yüzü, güneş gibi parlardı. [4]<br />
<br />
Kendisine, güzelliğin yarısı verilmişti[5]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Başına Gelenler:<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, annesi Râhıl´den doğunca, babası, baksın diye, onu, Ha­lasına vermişti.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın ilk ibtilâsı, İshak Aleyhisselâmın kızı olan bu halası ile<br />
<br />
başladı.<br />
<br />
Yıllar, geçmiş, Yûsuf Aleyhisselâm, gezer dolaşır olmuştu.[6]<br />
<br />
Babası da, Halası da, Yûsuf Aleyhisselâmı, son derece seviyorlardı. [7]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; kız kardeşine:<br />
<br />
"Ey kardeşim! Yûsuf´u, artık, bana teslim et!<br />
<br />
Vallahi, onun, benden bir saat bile uzak kalmasına dayanamıyorum dedi.<br />
<br />
Kız kardeşi de:<br />
<br />
"Vallahi, ben de, onu, bir saat bile terk edemem!" diyerek red cevabı verdi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, Yûsuf Aleyhisselamı, almak için, ısrar edince, kız kardeşi:<br />
<br />
"Bari, onu, bir kaç gün, benim yanımda bırak ta, belki, bu, beni teselli eder."<br />
<br />
dedi. [8]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, onun yanından çıkıp gittikten sonra[9], Hala hanım, Is-hak Aleyhisselamın büyük çocuğu olması dolayısıyla yanında bulundurduğu ku­şağını, Yûsuf Aleyhisselamın -elbisesinin altından- beline, bağladı. Sonra da:<br />
<br />
"Kuşak, kayboldu, bakınız! Onu, kim almış " dedi.<br />
<br />
Ev halkının üzerleri aranınca, kuşak, Yûsuf Aleyhisselamın yanında (belinde bağlı) bulundu. [10]<br />
<br />
Onların mezhebine göre: hırsızı, mal sahibi, tutar, hiç kimse, kendisine itiraz­da bulunamazdı. [11] Bunun için, Hala hanım:<br />
<br />
"Vallahi, ben, Yûsuf hakkında, istediğimi, yapabilirim!" dedi.<br />
<br />
Yakub Aleyhisselâm gelince, hâdiseyi, ona da, anlattı.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yûsuf, şayet, böyle bir şey yapmışsa, O, sana, teslim edilmiş olur. Benim elim­den bir şey gelmez!" dedi. [12]<br />
<br />
Hala hanım da, ölünceye kadar, Yûsuf Aleyhisselamı, yanında tuttu.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, ancak, onun ölümünden sonra, Yûsuf Aleyhisselamı, ya­nına alabildi. [13]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Yâkub Aleyhisselâma, oğullarından, en sevgilisi idi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselamın annesi Râhıl da, Yâkub Aleyhisselâma, kadınlarından, en sevgili olanı idi. [14]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselamın, üvey annelerinden doğma kardeşleri, Babalarının, Yû­suf Aleyhisselamı, gerek çocukluğu ve gerek gençliği çağında böyle ço^sevdiği-ni ve onun üzerine titrediğini gördükçe, onu, kıskanmağa başladılar. [15]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselamın kardeşleri ile olan ibretli macerası, Kur´ân´ı Kerimde de, genişçe anlatılır. [16]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, rü´yaîinda, on bir yıldızla güneş ve ay´ın, kendisine, sec­de ettiklerini görüp bunu, babasına anlatmıştı. Yâkub Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Ey Oğulcuğum! Rü´yanı, kardeşlerine, anlatma! Sonra, sana, tuzak kurarlar.<br />
<br />
Çünkü, şeytan, insanın, apaçık bir düşmanıdır!" demiş[17], rü´yâsını yormuştu. [18]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın karısı Leyya hatun.Yûsüf Aleyhisselâmın, Babasına söy­lediklerini, dinlemiş, işitmişti.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Yûsuf´un söylediklerini, gizli tut, oğullarına haber verme!" diye tenbih etti. Leyya da: "Olur!" dedi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın oğulları, otlaktan geldikleri ve gizli tutulması emir ve ten­bih edilen rü´yâ, kendilerine haber verildiği zaman[19], Yûsuf Aleyhisselâma o ka­dar kızdılar ki, şah damarları, şişti, tüyleri, diken diken oldu. [20]<br />
<br />
Annelerine:<br />
<br />
"Güneş, Babamızdan başkası değildir! Ay, senden başkası değildir! Yıldızlar da, bizden başkası değildir!<br />
<br />
Hiç kuşkusuz, Râhıl´ın oğlu, üzerimize hükümdar olmak: Ben, sizin Seyi-dinizim [21]<br />
<br />
Sizler, benim kölemsiniz! [22] demek istiyor!" dediler. [23]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâma karşı kalblerinde taşıdıkları kıskançlık ve kini, büsbütün artırdılar. [24]<br />
<br />
Onu, öldürmek veya uzak ve ıssız bir yere atmak suretiyle, kendisinden kurtu­lup Babalarının teveccühünü ve sevgisini, kendilerine münhasır kılmak istediler.<br />
<br />
İçlerinde en faziletlisi ve en akıllısı olan Yehuza[25]:<br />
<br />
"Yûsuf´u, öldürmeyiniz!<br />
<br />
Çünkü, adam öldürmek, büyük ve ağır bir suçtur.<br />
<br />
Onu, bir kuyuya bırakınız da, oradan gelip geçen yolcu kafilesinden biri, onu, bulup alsın, götürsün!<br />
<br />
Yapacaksanız, böyle yapınız!" dedi.[26]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmı, öldürmeyecekleri hakkında onlardan, kesin söz aldı. [27]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın huzuruna çıkıp Yûsuf Aleyhisselâmı, kendileriyle birlik­te kıra göndermesi için konuşmayı kararlaştırdıkları zaman, Yâkub Aleyhisselâ­mın en büyük oğlu Rubil:<br />
<br />
"Babanız, Yûsuf hakkında, size güvenmeyecektir.<br />
<br />
Fakat, Yûsuf´un yanına varıp kendisinin önünde oyun oynayalım.<br />
<br />
Bizim nasıl neşelendiğimizi, oynadığımızı, görünce, bizimle gitmeye hevesle­nir." dedi.<br />
<br />
Gidip önünde gülüşe gülüşe oyun oynadılar ve onu, kendileriyle birlikte oyna­mağa heveslendirdiler.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, onlara:<br />
<br />
"Ey kardeşlerim! Siz, otlak yerinizde de, hep böyle oynar mısınız " diye sordu.<br />
<br />
"Evet! Ey Yûsuf! Eğer, bizim otlak yerlerimizde oynadığımızı görseydin, sen de, yanımızda bulunmayı arzu ederdin!" dediler.<br />
<br />
O kadar heveslendirdiler ki, bunu, kendisi, onlardan istemeğe başladı ve:<br />
<br />
"Ey kardeşlerim! Beni, Babama götürünüz de, sizinle göndermesini isteyiniz!" dedi. [28]<br />
<br />
"Ey Yûsuf! Sen, bizimle gidip oynamak, avlanmak istiyor musun " dediler.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! İsterim!" dedi.<br />
<br />
"Öyle ise, seni, bizimle birlikte göndermesini, Babandan iste!" dediler. [29]<br />
<br />
Onlar; Yâkub Aleyhisselâmın yanına gidip önünde durdular.<br />
<br />
Kendisinden, bir şey isteyecekleri zaman, böyle yaparlardı.<br />
<br />
Yakub Aleyhisselâm, karşısında sıralandıklarını görünce, onlara:<br />
<br />
"Nedir hacetiniz, isteğiniz " diye sordu.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın, kendileriyle birlikte kıra gidip bol bol yemesine, oyna­masına müsâade etmesini istediler ve onu, iyice koruyacaklarını bildirdiler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, onların gaflete dalıp Yûsuf Aleyhisselâmı, kurda yedir­melerinden korktuğunu söyledi.<br />
<br />
Onlar, kendilerinin güçlü bir topluluk olduğunu, böyle bir musibetin asla vuku´ bulamayacağını ileri sürdüler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâma, oğullarına kurt tehlikesinden bahsettiren, kendisinin, o sıralarda görmüş olduğu bir rü´yâ idi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, rü´yâsında, bir dağ başında, öldürmek için, Yûsuf Aley-hısselâmın üzerine, on kurdun saldırdığını, onlardan bir kurdun ise, onu, korudu­ğunu, sonra, yer yarılıp içine girdiğini, ancak, üç gün sonra, oradan çıkabildiğini görmüş, bunun için, Yûsuf Aleyhisselâm hakkında kurd korkusuna düşmüş[30], oğullarına: "Onu, kurt yemesinden korkuyorum!" demişti. [31]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Babacığım! Beni, onlarla gönder!" dedi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen de, bunu, onlarla birlikte gitmeyi istiyor musun " diye sordu.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet!" deyince, Yâkub Aleyhisselâm, onun da, kardeşleriyle birlikte gitmesi­ne izin verdi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, elbisesini giydi. [32]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, onu kardeşleriyle birlikte gönderdi.<br />
<br />
Kardeşleri, Yûsuf Aleyhisselâmı, yapmacık ikramlar göstererek götürdüler.<br />
<br />
Otlak yerine vardıkları zaman, düşmanlıklarını, açığa vurdular, onu, dövmeğe başladılar.<br />
<br />
kardeşlerinden biri, Yûsuf Aleyhisselâmı döver, Yûsuf Aleyhiselâm, başka bi­rini, imdadına çağırır, o da, gelip yardım yerine, onu, döverdi!<br />
<br />
Kendisine, onlardan, bir acıyanını görmedi. Yûsuf Aleyhisselâmı, öldüresiye dövdüler. [33]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmdan, Yûsuf Aleyhisselâm için aldıkları yiyeceği, köpekleri­ne yedirdiler.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, son derece susamıştı. Onlara:<br />
<br />
"Öldürmeden önce, bana, azıcık su içiriniz!" diye yalvardığı halde, su da, içir-mediler! Onlardan hiç birinin, kendisine acımadığını görünce:<br />
<br />
"Ey Babacığım! Ey Yâkub! Câriye oğullarının, Senin oğluna yaptıklarını[34] bil­miyor musun ! [35] Bir bilsen! [36]<br />
<br />
Ey Babacığım! Onlar, Senin ahdini bozdular, vasiyetini, zayi ettiler!" [37] diye­rek feryad ediyordu. [38]<br />
<br />
Rubil, hemen tutup onu, öldürmek için, göğsünün üzerine yatırdı. "Ey Râhıl´ın oğlu! Rü´yâna söyle de, seni, kurtarsın!" dedi. Yûsuf Aleyhisselâm, Yehuza´dan istimdad etti, yardım diledi. [39]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Teyzesinin oğlu olup diğerlerine nazaran Yûsuf Aleyhis­selâm hakkında biraz daha insaflı, biraz daha ileri görüşlü olan Yehuza[40], onlara:<br />
<br />
"Siz, onu, öldürmeyeceğiniz hakkında bana kesin söz vermiş değil-miydiniz ! [41]<br />
<br />
Onu, kuyuya, bırakınız!" deyince[42], Yûsuf Aleyhisselâmı, bırakmak için, ku­yunun yanına sürüyüp götürdüler! [43]<br />
<br />
Bu kuyu; Medyen ile Mısır arasında[44], Beytülmakdis bölgesinde yeri, belli[45], Yâkub Aleyhisselâmın evine üç fersahlık uzaklıkta idi.<br />
<br />
Korkunç, karanlık, dibi geniş, ağzı dar, içine bırakılan, dibine kolayca düşüp helak olur, içinden çıkmak, düşen için, imkânsız, suyu, tuzlu bir kuyu idi.<br />
<br />
Bu kuyu, Sâm b. Nuh Aleyhisselâmın kazdığı kuyulardandı. Ahzan Kuyusu diye de, anılırdı.<br />
<br />
Kardeşleri, Yûsuf Aleyhisselâmı, bu kuyuya bırakmak maksadı ile[46], kuyunun içine sarkıttıkları zaman, Yûsuf Aleyhisselâm, kuyunun kenarına elleriyle tu­tunmuştu.<br />
<br />
Bunun üzerine, onun ellerini, boynuna bağladılar.<br />
<br />
Üzerindeki gömleğini de, soyduktan sonra, kendisini, kuyuya sarkıttılar. [47]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Kardeşlerim! Gömleğimi, bana geri veriniz! Kuyuda, onunla örtüneyim. [48]<br />
<br />
Kuyudaki haşeratı, onunla tutup kendimden defedeyim! [49]<br />
<br />
Ölümümden sonra da, o, bana, kefen olsun!" dedi. [50]<br />
<br />
Kardeşleri:<br />
<br />
"Güneşi, Ay´ı ve on bir yıldızı, çağır da, seni, oraya alıştırıcı olsunlar!" dedileı<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, hiç bir şey göremiyorum!" dedi.<br />
<br />
Onu, kuyunun yansına varıncaya kadar sarkıtıp ölsün diye birden bırakıverdiler!<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kuyudaki suyun içine düştü.<br />
<br />
Kuyudaki bir kayanın üzerine çıkıp dikildi. [51]<br />
<br />
Kardeşleri, kuyuya bıraktıkları zaman, Yûsuf Aleyhisselâm, ağlıyordu.[52]<br />
<br />
Kuyunun başındaki kardeşleri, ona, seslenince, Yûsuf Aleyhisselâm onların merhamete geldiklerini sanıp cevap vermişti.<br />
<br />
Hemen, üzerine, bir kaya parçası bırakıp onu, öldürmek istediler. Yehuza, kalktı, onları, böyle yapmaktan men etti ve:<br />
<br />
"Hani, siz, onu, öldürmeyeceğiniz hakkında, bana kesin söz vermiştiniz! "<br />
<br />
dedi. [53]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kuyuya bırakıldığı zaman, on yedi yaşında idi. [54]<br />
<br />
Kardeşleri, Yûsuf Aleyhisselâmı, kuyuya bıraktıktan sonra, hemen davarların cinden bir kuzu veya oğlak kesip kanını, Yûsuf Aleyhisselâmın gömleğine bulaş­tırdılar. Kestiklerinin etini de, yediler. [55]<br />
<br />
Akşamleyin, ağlayarak ve Yûsuf Aleyhisselâmı kurt yediğini anarak babaları­nın yanına geldiler[56]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, yolun üst tarafında oturup Yûsuf Aleyhisselâmı, ne za­man getirecekler diye onları, bekleyip duruyordu.<br />
<br />
Oğulları yaklaşıp hep birden ağlayarak seslerini yükseltince, Yâkub Aleyhis­selâm, onların, bir musibete uğradıklarını anladı.<br />
<br />
Yanına geldikleri zaman, Yâkub Aleyhisselâmın önünde yakalarını yırttılar ve ağladılar.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, korktu ve:<br />
<br />
"Ey oğullarım! Size, ne oldu Yûsuf, nerede " diye sordu.<br />
<br />
Kurt, yediğini ve onun kanlı gömleğini getirdiklerini söyledikleri zaman´[57]<br />
<br />
"Gösteriniz bana onun gömleğini " dedi.<br />
<br />
Gösterdiler.<br />
<br />
"Vallahi, ben, bugüne kadar, bundan daha yumuşak huylu kurt görmedim!<br />
<br />
Oğlumu, yemiş de, onun gömleğini, yırtıp parçalamamış! " diyerek feryad etti ve bayıldı.<br />
<br />
Uzunca bir müddet sonra, ayıldı.<br />
<br />
Ayıldığı zaman, çok ağladı. Sonra da, gömleği alıp kokladı, öptü. [58] Yüzüne ve gözlerine sürdü. [59]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kuyuda üç gün kaldı. [60]<br />
<br />
Yehuza, her gün, Yûsuf Aleyhisselâma -kardeşlerinden gizlice- yemek ge­tirirdi. [61]<br />
<br />
Dördüncü gün, Medyen´den gelip Mısıra gitmek isterken, yollarını şaşıran bir yolcu kafilesi, kuyunun yakınına geldiler, kondular.<br />
<br />
Medyen halkından, Araplardan Mâlik b. Za´r adındaki bir adamı, kendileri için, su aramağa gönderdiler.<br />
<br />
Adam, kuyuya kovayı salınca, Yûsuf Aleyhisselâm, kovanın ipine yapıştı.<br />
<br />
Kova, kuyunun ağzına erişince, Mâlik, Yûsuf Aleyhisselâmı görüp[62] arkadaş­larına, bir genç bulduğunu müjdeledi. [63]<br />
<br />
Yehuza, yine, Yûsuf Aleyhisselâma yemek getirmişti. Onu, kuyuda göreme­yince, bakıp Malik´le arkadaşlarının yanında bulunduğunu gördü, Hemen dönüp bunu, kardeşlerine haber verdi.<br />
<br />
Hepsi, Mâlik´in yanına geldiler. [64]<br />
<br />
"Bu, bizden kaçan kölemizdir!" dediler. [65]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kardeşlerinin, kendisini, ondan alınca, öldürmelerinden korkup halini gizledi. [66]<br />
<br />
Malik:<br />
<br />
"Öyle ise, ben, onu, sizden satın alayım!" dedi.<br />
<br />
Kardeşleri, Yûsuf Aleyhisselâmı, Malik´e[67], yirmi[68] veya yirmi iki dirheme, ya da, kırk dirheme sattılar[69]<br />
<br />
Malik ve arkadaşları, Yûsuf Aleyhisselâmı, satın alıp giderlerken[70], Yûsuf Aleyhisselâmın kardeşleri, onlara:<br />
<br />
"Onu, sımsıkı bağlayınız ki[71], kaçmasın! [72] Çünkü, o kaçaktır, hırsızdır, yalancıdır!<br />
<br />
Biz, onun, size işleyeceği kusurlardan ve ayıplarından uzaklaşmış bulunuyo­ruz!" dediler.<br />
<br />
Malik, Yûsuf Aleyhisselâmı, deveye bindirip Mısır´a götürdü.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; annesinin yolda bulunan kabrini görünce, kendisini, de­veden kabre atmamağa kadir olamadı.<br />
<br />
Kabrin üzerine kapandı ve:<br />
<br />
"Ey annem! Ey Râhıl! Başını, yerin altındaki topraktan kaldırıp oğlun Yûsüf´e bakta, onun, senden sonra ne belâlara uğradığını bir gör!<br />
<br />
Ey anneciğim! Düştüğüm za´f ve zilleti bir görmüş olsaydın, bana, ne kadar acırdın!<br />
<br />
Ey anneciğim! gömleğimi, nasıl soyduklarını, beni, nasıl bağladıklarını, yüzü­mü, nasıl tokatladıklarını, taşlarla, beni, nasıl taşladıklarını, kuyunun içine nasıl bıraktıklarını, bana, hiç acımadıklarını,<br />
<br />
Beni, köle gibi nasıl sattıklarını,<br />
<br />
Beni, esir gibi nasıl taşıdıklarını bir görseydin!" diyordu.<br />
<br />
Malik; devenin üzerinde, Yûsuf Aleyhisselâmı, göremeyince, yolcu kafilesine:<br />
<br />
"Haberiniz olsun ki: Uşak, ailesine dönmüş!" diyerek bağırdı.<br />
<br />
Kafile halkı, arayıp Yûsuf Aleyhiselâmı, kabrin üzerinde buldular.<br />
<br />
İçlerinden birisi; Yûsuf Aleyhisselâmın üzerine dikilip:<br />
<br />
"Ey Uşak! Efendilerin, bize senin, kaçak, hırsız olduğunu, haber vermişlerdi.<br />
<br />
Biz, senin şu yaptığını görünceye kadar, buna, inanmamıştık!" dedi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Vallahi, ben, kaçmış değilim.<br />
<br />
Fakat, siz annemin kabrine yol uğratınca, kendimi, onun kabrinin üzerine at­mamağa kadir olamadım!" dedi.<br />
<br />
Malik, hemen elini kaldırıp Yûsuf Aleyhisselâmın yüzüne bir şamar indirdi ve çekip devesinin üzerine bindirdi.<br />
<br />
Mısır´a varıncaya kadar da, kendisini, bağlı bulundurdular. Malik, Mısır´a varınca, ona, yıkanmasını emr etti.<br />
<br />
Yusuf Aleyhisselâm, yıkandı. [73] Malik, ona, güzel bir elbise giydirdi ve onu satışa çıkardı. [74]<br />
<br />
Mısır çarşısında bulunan kimseler, Yûsuf Aleyhisselâmın bedelini yükseltme­ğe, artırmağa başladılar. [75]<br />
<br />
Mısır Azîz´i[76] Kutfîr veya Utfîr -ki, Mısır Hazineleri Bakanı idi[77] Yûsuf Aley-hisselâmı, Malik´ten, yirmi Dinar (altun) [78] ve bir çift ayakkabı ile iki beyaz elbi­se karşılığında[79] satın alıp[80] evine götürdü. [81]<br />
<br />
Karısı Râil´e:<br />
<br />
"Bu genç, olgunluk çağına, bizim görmekte olduğumuz işleri anlayacak bir yaşa gelince, bize yararlı, yardımcı olur, ya da, onu, oğul ediniriz." dedi.<br />
<br />
Mısır Azîz´i, kadınlarla münâsebette bulunmayan bir zat idi.<br />
<br />
Karısı ise, hem güzel, hem de, devlet ve dünya nimetleri içinde yaşayan bir kadındı. [82]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Hanım Efendiyle Başı Dertte:<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın yüzünün güzelliği, Hanım Efendinin kalbine, onun sev­gisini düşürmüştü. [83]<br />
<br />
En sonunda, bir gün, onu, kendisiyle temasa heveslendirmek maksadı ile, Yû­suf Aleyhiselâmın güzelliklerini anmağa başladı:<br />
<br />
"Ey Yûsuf! Saçın, ne kadar güzel!" dedi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cesedimden, ilk dökülecek şey, odur!" dedi.<br />
<br />
Hanım Efendi:<br />
<br />
"Ey Yûsuf! Gözlerin, ne kadar güzel!" dedi.<br />
<br />
"Cesedimden, ilk önce, yere akacak şey, o´dur!" dedi. Hanım Efend´r.<br />
<br />
"Ey Yûsuf! Yüzün, ne kadar güzel!" dedi, Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, toprak içindir, toprak, onu, yiyecektir!" dedi. [84]<br />
<br />
<br />
<br />
Kur´ân-I Kerimin Yûsuf Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Yûsuf Aleyhisselâmın gördüğü rü´yâdan itibaren başından geçen­leri şöyle açıklar:<br />
<br />
"Bir vakit, Yûsuf, Babasına:<br />
<br />
Babacığım! Gerçekten, ben, rü´yâda, on bir yıldızla güneş ve ay´ı gördüm. Gör­düm ki, onlar, bana, secde edicilerdir! demişti.<br />
<br />
(Babası Yâkub):<br />
<br />
Oğulcağızım! Rü´yânı, kardeşlerine anlatma! dedi.<br />
<br />
Sonra, sana, bir tuzak kurarlar.<br />
<br />
Çünkü, şeytan, insanın, apaçık bir düşmanıdır.<br />
<br />
Rabb´in, seni, öylece (rü´yada gördüğün gibi) beğenip seçecek (Peygamber ya­pacak, mülk´ü saltanata erdirecek)<br />
<br />
Sana, rü´yâ tabirine ait bilgi verecek. Sana karşı da, Yâkub Hanedanına karşı da, nimetlerini -daha önce de, Ataların İbrahim´e ve İshak´a tamamladığı gibi- ta­mamlayacaktır.<br />
<br />
Şüphesiz ki, Rabb´in, her şeyi bilendir, tam hüküm ve hikmet Sahibidir.<br />
<br />
And olsun ki: Yûsuf´un ve kardeşlerinin haberlerinde (onları) soranlar için, nice ibretler vardır.<br />
<br />
Hani, onlar (o kardeşler) şöyle demişlerdi:<br />
<br />
Yûsuf´la kardeşi (Bünyamin), Babasının yanında, muhakkak, bizden daha sev­gilidir.<br />
<br />
Halbuki, biz (birbirimizi destekleyen güçlü) bir cemâatiz. Babamız, her halde, açık bir yanılgı içindedir. Yûsuf´u, öldürünüz!<br />
<br />
Yahud, onu (uzak ve ıssız) bir yere atınız ki, Babanızın teveccühü, yalnız size münhasır olsun ve siz, ondan sonra, sâlih bir zümre olasınız!<br />
<br />
İçlerinden, bir sözcü:<br />
<br />
Yûsuf´u, öldürmeyiniz! Onu, bir kuyunun dibine bırakınız da, bir yolcu kafilesin­den biri, onu (yitik olarak) alsın!<br />
<br />
Eğer (mutlaka) yapacaksanız (böyle yapınız!) dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine;<br />
<br />
Ey Babamız! Sen, bize, Yûsuf´u, ne diye inanmıyorsun<br />
<br />
Halbuki, biz, onun en hayrhâhlarıyız!<br />
<br />
Yarın, onu, bizimle birlikte (kır´a) gönder de, bol bol yesin, oynasın.<br />
<br />
Şüphesiz, biz, onun koruyucularıyız! dediler.<br />
<br />
(Babaları):<br />
<br />
Onu götürmeniz, muhakkak ki, beni, tasaya düşürür.<br />
<br />
Siz, kendisinden gafil bulunurken, onu, kurt (gelip) yemesinden korkarım! dedi.<br />
<br />
And olsun ki: bizim (güçlü) bir cemâat olmamıza rağmen, onu, kurt yerse, bu takdirde, biz de, hüsrana uğrayanlardan oluruz! dediler.<br />
<br />
Nihayet, vaktâ ki, onu, götürdüler.<br />
<br />
Onu, kuyunun dibine bırakmayı, kararlaştırdılar.<br />
<br />
Biz de, kendisine (Yûsuf´a) and olsun ki: Sen, onlara, hiç farkında değillerken (bir gün), bu işlerini, haber vereceksin! diye Vahy ettik.<br />
<br />
(Yûsuf´un kardeşleri) akşamleyin, ağlaya ağlaya Babalarına geldiler:<br />
<br />
Ey Babamız! Hakikaten, biz gittik, yarış edecektik.<br />
<br />
Yûsuf´u da, eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim!!!)<br />
<br />
Onu, kurt, yemiş!<br />
<br />
Biz, doğru söyleyenler olsak ta, (biliyoruz ki) Sen, bize inanıcı değilsin! dediler.<br />
<br />
Bir de, üstüne yalancıktan bir kan (bulaştırılmış olan) gömleğini getirdiler.<br />
<br />
(Yâkub):<br />
<br />
Hayır! Nefisleriniz, sizi aldatıp (böyle büyük) bir işe sürüklemiş!<br />
<br />
Artık, (bana düşen) güzel bir sabırdır.<br />
<br />
Sizin şu anlatışınıza karşı, yardıma sığınılacak (ancak) Allâh´dır! dedi.<br />
<br />
Bir yolcu kafilesi gelip Sakalarını (kuyu başına) yolladılar.<br />
<br />
O da, kovasını, saldı.<br />
<br />
ÂH Müjde! İşte, bir Civan! dedi.<br />
<br />
Onu, bir ticaret malı gibi sakladılar.<br />
<br />
Allah ise, ne yapacaklarını, pekâlâ bilici idi.<br />
<br />
Onu, değersiz bir bahaya, bir kaç dirheme sattılar.<br />
<br />
Onlar, bunun hakkında rağbetsiz idiler.<br />
<br />
Onu, satın alan bir Mısırlı, karısına:<br />
<br />
Bunun Makamını (katımızda) şerefli tut!<br />
<br />
Umulur ki: bize yararı, olur, yahud, onu, evlad ediniriz! dedi.<br />
<br />
İşte, Yûsuf´u, böylece (Mısır) arz(ın)da, yerleştirdik ve ona, rü´yânın tâbirini (yo­rumunu) öğrettik.<br />
<br />
Allah, emrinde (hâkim ve) galibdir.<br />
<br />
Fakat, insanların çoğu (bunu) bilmezler.<br />
<br />
O, tam ergenlik çağına girince, kendisine hüküm ve ilim verdik.<br />
<br />
İşte, iyi hareket eden insanları, biz, böyle mükâfatlandırırız.<br />
<br />
Onun bulunduğu evdeki (kadın) onun nefsinden murad almak istedi.<br />
<br />
Kapıları, sımsıkı kapadı ve:<br />
<br />
Sana, söylüyorum: beri gel! dedi.<br />
<br />
O ise:<br />
<br />
Allah´a, sığınırım! Doğrusu, o (Mısır Azîz´i), benim Efendim´dir.<br />
<br />
O, bana, güzel bir mevki vermiştir.<br />
<br />
Hakikat, şudur ki: zâlimler, asla felah bulmaz! dedi.<br />
<br />
O (kadın) ise, and olsun ki, ona, niyeti kurmuştu.<br />
<br />
Eğer, Rabb´inin Burhanını, görmemiş olsaydı, (belki Yûsuf´da) onu, kasdetmiş gitmişti.<br />
<br />
İşte, Biz, ondan fenalığı ve fuhşu, bertaraf edelim diye böyle (Burhan gönderdik). Çünkü, o, (tâatta) Ihlâsa erdirilmiş kullanmadandı.<br />
<br />
İkisi de (Yûsuf, ondan kaçıp kurtulmak, kadın da, onu tutup bırakmamak için) kapıya doğru koştular.<br />
<br />
O (kadın), bunu, gömleğini, arkasından (tutup) boylu boyunca yırttı. Kapının yanında (kadının) Efendisine rastgeldiler. (Suçunu kapatmak maksadiyle kadın, kocasına):<br />
<br />
Zevcene, kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan, yahud acıklı bir azabdan başka ne olabilir dedi.<br />
<br />
Yûsuf:<br />
<br />
O, kendisi, benim nefsimden murad almak istedi! dedi.<br />
<br />
Onun (kadının) yakınlarından bir şahid de, şehâdet etti ki:<br />
<br />
Eğer, gömleği, önünden yırtıldı ise, (kadın) doğru söylemiştir, bu ise, yalancılar­dandır.<br />
<br />
(Yok) eğer, gömleği, arkadan yırtıldı ise, (kadın) yalan söylemiştir.<br />
<br />
Bu ise, doğru söyley idlerdendir." dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki (zevci, Yûsuf´un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu gördü ve:<br />
<br />
Şüphesiz ki: bu, sizin (siz kadınların) fendinizdendir.<br />
<br />
Çünki, sizin fendiniz, büyüktür.<br />
<br />
Yûsuf! Sen, bundan (bu meseleyi söylemekten) vazgeç!<br />
<br />
(Ey kadın!) Sen de, günahına istiğfar et! Çünkü, sen, gerçekten, günahkârlar­dan oldun! dedi.<br />
<br />
Şehirdeki bir kısım kadınlar:<br />
<br />
Azîz´in karısı, delikanlısının nefsinden murad almak istiyormuş! Sevgi, yüreği­nin zarına işlemiş!<br />
<br />
Görüyoruz ki: o, muhakkak, apaçık bir sapıklıktadır! dediler.<br />
<br />
Vaktâ ki, (kadın) onların, gizliden gizliye yaptıkları dedikoduları, işitti.<br />
<br />
Kendilerine (dâvetci) yolladı.<br />
<br />
Onlar için (rahatça) yaslanacak bir yer (bir de, sofra) hazırladı.<br />
<br />
Onlardan, her birine (etleri, meyvaları kesmek için) birer bıçak verdi.<br />
<br />
(Yûsuf´a):<br />
<br />
Çık karşılarına! dedi.<br />
<br />
Şimdi, onlar, bunu görünce, kendisini, büyük bir varlık olarak tanıdılar. (Hayran­lıklarından) ellerini, kestiler ve:<br />
<br />
Sübhânâllâh! Bu, bir beşer değildir<br />
<br />
Bu, çok şerefli bir Melek´ten başkası değildir! dediler.<br />
<br />
(Kadın):<br />
<br />
İşte, beni, kendisi hakkında ayıpladığınız, şu gördüğünüz (Zat)dır.<br />
<br />
And ederim ki: onun nefsinden ben murad almak istedim de, o, nâmuskârlık gös­terip redd et)di.<br />
<br />
Yemin ederim ki: eğer, o, kendisine emredeceğimi, yapmazsa, her halde, Zin­dana atılacak ve her halde zillete uğrayacaklardan olacaktır!" dedi.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
"Ey Rabb´im! Zindan, bana, bunların davet edegeldikleri şey(i işlemek)den da­ha sevgilidir.<br />
<br />
Eğer, Sen, bunların tuzaklarını, benden döndürmezsen (belki) onlara meyi eder, câhillerden olurum!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Rabb´i, onun duasını kabul etti, ve onların tuzaklarını, kendisin­den savdı.<br />
<br />
Çünkü, O, hakkıyle işitenin, her şeyi bilenin ta kendisidir.<br />
<br />
Sonra, bütün o delilleri gördüklerinin ardından, mutlaka, onu, bir zamana kadar Zindana atmaları reyi onlara zahir oldu.<br />
<br />
Onunla birlikte Zindana iki de, delikanlı girdi. Bunlardan birisi:<br />
<br />
Ben, rü´yamda, kendimi şarap(üzüm) sıkıyor gördüm! dedi. Öbürü de:<br />
<br />
Ben de, rü´yamda, kendimi, başımda ekmek götürüyor, kuşlarda, ondan (kek-meleyip) yiyor! gördüm.<br />
<br />
Bize, bunun tabirini, haber ver.<br />
<br />
Çünkü, biz, seni, iyilik edenlerden görüyoruz." dedi.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
Size, rızıklanacağınız bir taam gelecek oldu mu, ben, muhakkak, onun ne oldu­ğunu, size daha gelmezden önce, haber veririm.<br />
<br />
Bu, Rabb´imin, bana öğrettiği ilimlerdendir.<br />
<br />
Çünkü, ben, Allah´a inanmaz bir kavmin dinini -ki, onlar, Âhireti inkâr edenlerin 2 kendisidirler- terk ettim.<br />
<br />
Atalarım İbrahim´in, İshak´ın, Yâkub´un dinine uydum. Allah´a, her hangi bir şeyi ortak katmamız, bizim için (doğru) olmaz. Bu (Tevhid), bize ve insanlara, Allah´ın lütuf ve inâyetindendir. Fakat, insanların çoğu (buna) şükretmezler.<br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! Darma dağınık bir çok düzme tanrılar mı hayırlıdır, yok­sa, hepsine ve her şeye galib ve Kahhâr olan bir tek Allah mı<br />
<br />
Sizin, onu bırakıp taptıklarınız, kendinizin ve atalarınızın takmış oldukları (kuru) adlardan başkası değildir.<br />
<br />
Allah, bunlara, hiç bir Burhan indirmemiştir.<br />
<br />
Hüküm, Allâh´dan başkasının değildir.<br />
<br />
O, kendisinden gayrısına ibadet etmemenizi emreylemistir.<br />
<br />
Dosdoğru din, işte, budur.<br />
<br />
Fakat, insanların çoğu bilmezler.<br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınızın yorumuna gelince):<br />
<br />
Biriniz, Efendisine şarap içirecek, diğeri ise, asılıp tepesinden kuşlar, yiyecektir!<br />
<br />
işte, hakkında fetva istemekte olduğunuz mesele (böylece) olup bitmiştir! dedi.<br />
<br />
(Yûsuf), bu ikisinden kurtulacağını bildiği kimseye:<br />
<br />
Beni, Efendinin yanında an! dedi.<br />
<br />
Fakat, şeytan, Efendisine anmayı, ona, unutturdu da, (bu yüzden Yûsuf) daha nice yıllar, zindanda kaldı.<br />
<br />
(Bir gün) Kral:<br />
<br />
Ben, rü´yâmda yedi arık (inek)in yemekte olduğu yedi semiz inekle yedi yeşil oaşak ve diğer (yedi) kuru (başak) görüyorum!<br />
<br />
Ey ileri gelenler (Kâhinler)! Eğer, rü´yâ, tâbir ediyorsanız, benim bu rü´yâmı da, nallediniz! dedi.<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"(Bunlar) karma karışık düşlerdir."<br />
<br />
Biz, böyle düşlerin tabirini bilici (kimse)ler değiliz! dediler. (Zindandaki) iki (arkadaş)dan, kurtulanı, nice zaman sonra (Yûsuf´u) hatırladı da: Ben, size, onun tâbirini haber vereyim. Beni, hemen gönderiniz! dedi. (Zindana gidip):<br />
<br />
Yûsuf! Ey çok doğru sözlü! Kendisini, yedi arık (inek) yemekte olan yedi semiz inekle yedi yeşil ve diğer (yedi) kuru başak hakkında bize bir fetva ver.<br />
<br />
Ümid ederim ki: insanlara (isabetli cevabınızla) dönerim.<br />
<br />
Belki (bu suretle) onlar, (Senin yüce kadrini) bilirler, (dedi)<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
"Yedi yıl âdet veçhile ekin ekiniz.<br />
<br />
Yiyeceğiniz az bir miktar hâriç olmak üzere, biçtiklerinizi, başağında bırakınız.<br />
<br />
Sonra, bunun ardından yedi kurak (yıl) gelecek.<br />
<br />
(Tohumluk için) saklayacağınız az bir miktar hariç olmak üzere, önceden birik­tirdiklerinizi, yeyip götürecek.<br />
<br />
Sonra, bunun ardından da, bir yıl gelecek ki, insanlar, o zaman, yağmura kavu­şacak ve o zaman sıkıp sağacaklar!" dedi.<br />
<br />
(Bunu duyan) Kral:<br />
<br />
"Onu (Yûsuf´u) bana getiriniz!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, ona Elçi gelince:<br />
<br />
"Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların zoru ne idi Kendisine sor<br />
<br />
Şüphe yok ki, benim Rabb´im, onların fendini, hakkıyla bilicidir." dedi.<br />
<br />
(Kral, o kadınları toplayıp):<br />
<br />
Yûsuf´un nefsinden murad almak istediğiniz zaman, ne halde idiniz " diye sordu.<br />
<br />
(Kadınlar):<br />
<br />
Hâşâ! Allah için, biz, onun hakkında bir kötülük bilmiyoruz!" dediler.<br />
<br />
Azîz´in karısı da:<br />
<br />
"Şimdi, hak meydana çıktı.<br />
<br />
Ben, onun nefsinden murad almak istedim.<br />
<br />
O ise, seksiz, şüphesiz, doğru söyleyenlerdendir!" dedi.<br />
<br />
(Elçi gelip de, Yûsuf´a bu kesin itirafı naklettikten sonra, o, dedi ki: benim) bu (itirafa lüzum görüşüm, Azîz´in) gıyabında kendisine hakîkaten hainlik yapmadığı­mı ve Allah´ın, hâinlerin hilesini, hiç şüphesiz, muvaffakiyete erdirmeyeceğini, onun da, bilmesi içindi.<br />
<br />
(Bununla beraber) ben, nefsimi, tebrie etmem.<br />
<br />
Çünkü, nefis, muhakkak ki, olanca şiddetiyle kötülüğü emredendir.<br />
<br />
Meğer ki, Rabb´imin esirgemiş bulunduğu (bir nefis) ola.<br />
<br />
Zira, Rabb´im, çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir.<br />
<br />
Kral:<br />
<br />
"Getiriniz onu, bana!<br />
<br />
Onu, kendime hâs bir (Müsteşar) edineyim!" dedi.<br />
<br />
Onunla konuşunca da:<br />
<br />
Sen, bugünfden itibaren) bizim katımızda mühim bir mevkii sahibisin! Emin (bir -rıüsteşar)sın! dedi.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
Beni, memleketin hazineleri üzerine (Memur) et!<br />
<br />
Çünkü, ben, onları, iyice korumaya muktedir ve (bütün tasarruf şekillerine) vâkı-´tm! dedi.<br />
<br />
İşte, o yerde Yûsuf´a, böyle bir kudret (ve şeref) verdik. O, neresini, isterse, orada, konaklardı.<br />
<br />
Biz, rahmetimizi, kimi dilersek, ona nasîb ederiz. İyi hareket edenlerin mükâfatı­nı zayi etmeyiz.<br />
<br />
İman edip te, takvada devam edenlere hâs olan Âhiret mükâfatı ise, daha ha­yırlıdır.<br />
<br />
Yûsuf´un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. (Yûsuf) onları, hemen tanıdı. Onlar ise, bunu, tanımıyorlardı. Vaktâ ki, (Yûsuf), onların (zahire) yüklerini hazırladı. Bana, baba bir erkek kardeşinizi de, getiriniz. Görmüyor musunuz (size) tam ölçek veriyorum. Ben misafirperverlerin (Konukseverlerin) hayırlısıyım.<br />
<br />
Eğer, onu, bana getirmezseniz, artık, benim yanımda, size hiç bir kile yok! (bo­şuna) bana yaklaşmayınız! dedi.<br />
<br />
Onu, Babasından istemeye çalışırız ve her halde (bunu) yaparız, dediler. (Yûsuf) uşaklarına:<br />
<br />
Onların sermayelerini[85] yüklerinin içine koyuveriniz. Olur ki, ailelerine döndük­leri zaman, bunun, farkına varırlar da, belki, yine (buraya) dönerler! demişti.<br />
<br />
Bu suretle Babalarına döndükleri zaman: "Ey Babamız! Bizden, ölçek, men olundu.<br />
<br />
Bu sefer, kardeşimizi de, bizimle birlikte yolla da, ölçek alalım.<br />
<br />
Biz, her halde, onu, muhafaza edicileriz!" dediler.<br />
<br />
(Yâkub):<br />
<br />
"Ben, size, onu inanırmıyım<br />
<br />
Meğer ki, bundan önce, kardeşi (Yûsuf´u) inandığım gibi ola.<br />
<br />
Allah, en hayırlı koruyucudur.<br />
<br />
O, Esirgeyicilerin de, Esirgeyiçişidir!" dedi.<br />
<br />
Meta´larını (zahire yüklerini) açtıkları zaman, sermayelerini, kendilerine geri gön­derilmiş buldular.<br />
<br />
Ey Babamız! Daha ne istiyoruz İşte, sermayemiz de, bize iade edilmiş!<br />
<br />
(Biz, onunla tekrar) ailemize zahire getiririz.<br />
<br />
Kardeşimizi, koruruz. Bir deve yükü zahire de, artırırız.<br />
<br />
Bu seferki aldığımız, az bir ölçektir. (Bize yetmez!) dediler.<br />
<br />
(Yâkub):<br />
<br />
"Etrafınız kuşatılmadıkça (çaresiz kalmadıkça) onu, bana, her halde getireceği­nize dâir Allah´dan bana sağlam bir taahhüd verilinceye kadar, onu sizinle birlikte, kabil değil, gönderemem!" dedi.<br />
<br />
Artık, Babalarına te´minatlarını verince, o da:<br />
<br />
Allah, benim ve sizin bu dileklerimize Vekil (şâhid olsun!) dedi.<br />
<br />
(Hareketleri esnasında da):<br />
<br />
"Oğullarım! (Mısıra) Hepiniz, bir kapıdan girmeyiniz!<br />
<br />
Ayrı ayrı kapılardan giriniz.<br />
<br />
(Bununla beraber, bu sözümle) Allâh(ın kazâsın)dan hiç bir şeyi üzerinizden gi-deremem!<br />
<br />
Hüküm, Allâh´dan başkasının değildir.<br />
<br />
Ben, ancak, Ona güvenip dayandım.<br />
<br />
Tevekkül edenler de, yalnız Ona güvenip dayanmalıdır!" dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, onlar, (Mısır´a) babalarının, kendilerine emrettiği veçhile, girdiler.<br />
<br />
Bu, Allah´ın (Kazasından) hiç bir şeyi, onların üzerinden gideremedi.<br />
<br />
Sâdece, Yâkub´un nefsindeki dileği, meydana çıkarmış oldu.<br />
<br />
Şüphe yok ki, (Yâkub), kendisini (Vahy ile) öğrettiğimiz için, bir ilim sahibi idi.<br />
<br />
Ancak, insanların bir çoğu (Kader´in Sırrını) bilmezler.<br />
<br />
(Kardeşler) Yûsuf´un huzuruna girince, o, kardeşini, kendi yanına aldı.[86] (Ona):<br />
<br />
Ben, senin kardeşinim. Onların (geçmişte bizlere) yapmış olduklarına tasalan­ma! dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, (Yûsuf) onların (zahire) yüklerini hazırladı.<br />
<br />
Su kabını, öz kardeşinin yükü içine koydu.<br />
<br />
Sonra, bir Münâdî, arkalarından şöyle bağırdı:<br />
<br />
Ey Kafile! (Durunuz!) Siz, seksiz, şüphesiz hırsızlarsınız!<br />
<br />
(Yâkub´un oğulları) onlara, dönerek:<br />
<br />
Ne kaybettiniz (Ne arıyorsunuz ) diye sordular.<br />
<br />
Kralın su kabını, kaybettik, dediler.<br />
<br />
Onu, getirene, bir deve yükü (bahşiş) var! Ben de, buna, kefilim!<br />
<br />
(Yâkub´un oğulları):<br />
<br />
Allah! Allah! (bizim hüviyetimizi, ahlâkımızı) siz de, öğrenmişsinizdir.<br />
<br />
Biz, bu yere, and olsun ki, fesad çıkarmak için gelmedik.<br />
<br />
Biz, hırsız kimseler de, değiliz! dediler.<br />
<br />
Şimdi, yalancı olursanız (çalanın) cezası, nedir dediler.<br />
<br />
Onun cezası: yükünde (hırsızlık mal) bulunan kimsenin kendisidir.<br />
<br />
İşte, o kimse, bunun cezasıdır.<br />
<br />
Biz (memleketimizde) zâlimleri (hırsızları) böyle cezalandırırız! dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine (Yûsuf), kardeşinin kabından evvel, onların kablarını (aramağa) başladı.<br />
<br />
Nihayet, onu, kardeşinin kabından çıkardı.<br />
<br />
İşte, biz, Yûsuf için, böyle bir tedbir kullandık.<br />
<br />
Yoksa, o, Kralın dinine göre: kardeşi (esir olarak) tutabilecek değildi.<br />
<br />
Meğer ki, Allâhın iradesi ola.<br />
<br />
Biz, kimi dilersek, onu, nice derecelerle yükseltiriz.<br />
<br />
Her ilim sahibinin üstünde, daha iyi bilen vardır.<br />
<br />
(Yâkub´un oğulları):<br />
<br />
Eğer, o, çalmış bulunuyorsa, onun, bundan önce, bir kardeşi de, çalmıştı! Dediler.[87]<br />
<br />
O vakit, Yûsuf, bu (sözü) içine gizledi. Bu(nun hakikatini) onlara açıklamadı.<br />
<br />
(Kendi kendine):<br />
<br />
Sizin durumunuz, daha kötüdür.<br />
<br />
Allah, sizin anlatmakta olduğunuzun mâhiyetini, çok iyi bilendir! dedi.<br />
<br />
(Yâkub´un oğulları):<br />
<br />
Ey Azız!´ Gerçekten, bunun, çok ihtiyar bir Babası var.<br />
<br />
Binâenaleyh, onun yerine, (bizden) birimizi, alıkoy!<br />
<br />
Seni, muhakkak, iyilik edenlerden görüyoruz! dediler.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
"Eşyamızı, nezdinde bulduğumuz kimseden başkasını yakalamamızdan Allah´a sığınırız.<br />
<br />
Çünkü, o takdirde, elbette zâlimler olmuş oluruz!" dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, ondan ümidlerini kestiler, fısıldaşarak bir tarafa çekildiler.<br />
<br />
Büyükleri:<br />
<br />
"Babanızın, sizden, Allah adıyla teminat almış olduğunu, daha önce de, Yûsuf hakkında kusur işlediğinizi bitmediniz mi<br />
<br />
Artık, ben, ya Babam, bana izin verinceye, yahud benim için Allah hükmedin-ceye kadar, buradan katiyen ayrılmam!<br />
<br />
O, hâkimlerin hayırlısıdır!<br />
<br />
Siz, dönünüz, Babanıza da,<br />
<br />
Ey Babamız! Oğlun, inan ki, hırsızlık etti.<br />
<br />
Biz, bildiğimizden başkasına şâhidlik yapmadık.<br />
<br />
Gayb´ın bekçileri de, değildik.<br />
<br />
(İstersen) içinde bulunduğumuz (ve döndüğümüz) şehir (Mısır halkına) da, ara­larında geldiğimiz kervana da sor!<br />
<br />
Biz, seksiz, şüphesiz doğru söyley idleriz! deyiniz!" dedi.<br />
<br />
(´.´)<br />
<br />
(Bunun üzerine, Yâkub):<br />
<br />
"Hayır! Sizi, nefisleriniz aldatıp (böyle büyük) bir işe sürüklemiş.<br />
<br />
Artık (bana düşen), güzel bir sabırdır.<br />
<br />
Allah´ın, onların hepsini birden bana getirmesi, yakın bir ümiddir.<br />
<br />
Gerçek, şudur ki: her şeyi bilen, yegâne hüküm (ve hikmet) sahibi olan ancak Odur!" dedi.<br />
<br />
Onlardan yüz çevirdi ve:<br />
<br />
Ey Yûsuf´un üstünde (titreyen) tasam! (Gel, şimdi tam gelmen zamanıdır!) dedi /e hüzün ve kederinden, gözlerine ak düştü.<br />
<br />
(Bununla beraber) O, artık, gamını, tamamen yutmakta idi. Sen, dediler, hâlâ, Yûsuf´u, anıp duruyorsun.<br />
<br />
And olsun ki; sonunda, ya kederinden hastalanıp eriyeceksin, ya da, helake uğ­rayanlardan olacaksın!<br />
<br />
(Yâkub da):<br />
<br />
"Ben, taşan kederimi, mahzurluğumu, yalnız Allah´a şikâyet ediyorum!<br />
<br />
Ben, sizin bilemeyeceğiniz nice şeyleri de -Allah tarafından- biliyorum!<br />
<br />
Oğullarım! Gidiniz! Yûsuf´la kardeşinden (bütün duygularınızla) bir haber araş-<br />
<br />
nrınız!<br />
<br />
Allah´ın rahmetinden de, ümidinizi kesmeyiniz!<br />
<br />
Çünkü, gerçek şudur ki: kâfirler güruhundan başkası, Allah´ın rahmetinden ümi­dini kesmez!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine (Yâkub´un oğulları, tekrar Mısır´a gidip Yûsuf´un) huzuruna çık­tıkları zaman:<br />
<br />
"Ey Aziz! Bizi de, ailemizi de, darlık bastı.<br />
<br />
Pek ehemmiyetsiz bir sermaye ile geldik.<br />
<br />
Bize, yine, tam ölçek ver!<br />
<br />
Hakkımızda, ayrıca lütufkârlık ta, et!<br />
<br />
Çünkü, Allah, lütuf kârları, mükâfatlandırır!" dediler.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
"Siz (henüz) cahil kimseler iken, Yûsuf´a ve kardeşine neler yaptığınızı, biliyor musunuz " dedi.<br />
<br />
(Kardeşleri):<br />
<br />
"Âââ! dediler, Sen´misin gerçekten, Yûsüf´musun Sen !"<br />
<br />
Oda:<br />
<br />
"Ben, dedi, Yûsuf´um bu da, kardeşim!<br />
<br />
Allah, bize, (selâmet ve kerametle) lütfetti.<br />
<br />
Çünkü, hakikat şu ki, kim, (Allah´dan) korkar, (belâlara) katlanırsa, her halde, Allah, iyi bereket edenlerin mükâfatını, zayi etmez."<br />
<br />
(Kardeşleri):<br />
<br />
"Allah´a yemin ederiz ki: Allah, Seni, gerçekten, bizden üstün kılmıştır.<br />
<br />
Biz, doğrusu, (sana yaptığımız hareketlerde) suçlu idik!" dediler.<br />
<br />
(Yûsuf) de:<br />
<br />
"Size, bu gün, hiç bir başa kakma ve ayıplama yok!<br />
<br />
Sizi, Allah, yarlıgasın!<br />
<br />
O, Esirgeyicilerden daha Esirgeyicidir!<br />
<br />
Şu benim gömleğimi, götürünüz de, onu, Babamın yüzüne koyunuz. İyice görür (hale) gelir.<br />
<br />
Bütün ailenizi de, bana, getiriniz!" dedi. Vaktâ ki, kafile, (Mısırdan) ayrıldı, (Öteden) Babaları (Yâkub):<br />
<br />
"Bana, bunak demezseniz, inanınız ki: (şimdi) Yûsuf´un kokusunu, duyuyorum!" dedi.[88]<br />
<br />
(Yanındakiler):<br />
<br />
"Allah´a yemin ederiz ki: Sen, hâlâ, eski yanılgında (ber devâm)sın" dediler.<br />
<br />
Fakat, müjdeci gelip te, onu, (Yâkub´un) yüzüne koyduğu, o da, derhal (yeni baştan) görür bir hale geldiği zaman;<br />
<br />
"Ben, size, bilmediğiniz şeyleri -Allâh´dan- muhakkak, biliyorumdur! demedim mi " dedi.<br />
<br />
(Mısırdan gelen oğulları):<br />
<br />
"Ey Babamız! Bizim için (günahlarımıza) istiğfar ediver. Biz, hakîkaten, suçlular idik " dediler. (Yâkub):<br />
<br />
"Sizin için, Rabb´ime, sonra, istiğfar ederim. Hakîkat, şu ki: O, çok yarlıgayıcı, çok Esirgeyicidir!" dedi. [89]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmla Bütün Ev Halkının Mısır´a Gelişi:<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kardeşlerine:<br />
<br />
"Bütün Ev halkınızı da, bana, getiriniz!" deyip[90] bir takım teçhizatla iki yüz sinek devesi gönderdi. [91]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; yetmiş[92] veya yetmiş iki[93], ya da, seksen üç[94] nü-fusluk ev halkıyla birlikte[95]´, Mısır´a yaklaştıkları zaman, Yûsuf Aleyhisselâm, Mı­sır´ın Büyük Kralı ile konuştu.<br />
<br />
Dört bin askerin başında ve Mısırlılardan bir çok süvariler de, yanında bulun-auğu halde[96], şehrin dışında Yâkub Aleyhisselâmı, karşıladı.´[97]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, oğlu Yehûza´ya dayanarak yaya yürümekte idi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; askerler ve süvarilerle halkın başında, Yûsuf Aleyhisse-âmın geldiğini görünce:<br />
<br />
"Ey Yehûza! Bu, Mısırın Büyük Firavunu mu " diye sordu.<br />
<br />
Yehûza:<br />
<br />
"Hayır! Bu, oğlun Yûsüf´dur!" dedi.<br />
<br />
Baba, oğul, birbirlerine yaklaştıkları zaman, Yûsuf Aleyhisselâm, Ona, selâm vermek istedi ve Yâkub Aleyhisselâm, buna daha lâyık ve müstahık idiyse de,<br />
<br />
"Selâm olsun sana ey hüzün ve tasaları gideren!" diye kendisi, önce, ona, selâm verdi. [98]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, Mısır´a gelip kral´a dua edince, yüce Allah Mısır´daki kıt­lığın kalanını da, kaldırdı. [99]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Rüyasının Gerçekleşmesi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Yûsuf Aleyhisselâmın rü´yâsının nasıl gerçekleştiğini de, şöyle açıklar:<br />
<br />
"Sonra, vaktâ ki, onlar (Yûsuf´un) nezdine girdiler. O, Babasını ve Anasını, kucakladı. (Yanına aldı) ve: inşâallâh, hepiniz, emîn emîn Mısır´da sakin olunuz! dedi. Babasını ve Anasını, Tahtının üstüne çıkartıp oturttu.<br />
<br />
Hepsi, onun için secde ettiler.[100]<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
Ey Babam! dedi, işte, bu, evvelce gördüğüm rü´yânın gerçekleşmesidir.<br />
<br />
Gerçekten, Rabb´im, onu, doğru çıkardı. Bana, iyilik etti.<br />
<br />
Çünkü, beni, zindandan çıkardı.<br />
<br />
Şeytan, benimle kardeşlerimizin arasını bozduktan sonra da, O, sizi, çölden getirdi.<br />
<br />
Şüphesiz ki, Rabb´im, dilediği şeyleri, çok güzel, çok ince tedbir edendir.<br />
<br />
Hakkıyle bilen, tam hikmet sahibi olan O´dur.<br />
<br />
Yâ Rab! Sen, bana mülk(ü saltanat) ve sözlerin te´vîlinden bir ilim verdin.<br />
<br />
Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da, Âhirette de, benim Yâr´im, Sensin!<br />
<br />
Benim canımı, Müslüman olarak al!<br />
<br />
Beni, Sâlihler´e kat! [101]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Suçlu Oğulları İçin İstiğfar Edişi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Yâkub Aleyhisselâmın ev halkını Mısır´da topladığı zaman, suçlu oğulları, birbirlerine:<br />
<br />
"Şeyh Yâkub´a ve Yûsuf´a, neler yaptığınızı, biliyorsunuz değil mi " diye sorup,<br />
<br />
"Evet! dediler, eğer, onlar, sizin suçlarınızı, bağışlarlarsa, Rabb´inizle olan du­rumunuz nasıl olacak<br />
<br />
İşinizin doğrulması, düzelmesi, Şeyh´e gitmenizdir!" dediler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın yanına varıp önüne oturdular.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm da, Babasının yanında oturuyordu.<br />
<br />
"Ey Babamız! Biz, sana, şimdiye kadar gelmediğimiz bir iş hakkında geldik.<br />
<br />
Başımıza, şimdiye kadar bir benzeri daha gelmeyen bir iş geldi!<br />
<br />
Peygamberler, halkın en merhametlisidirler!" dediler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey oğulcuklarım! Ne var başınızda " diye sordu.<br />
<br />
"Bizim tarafımızdan sana ve kardeşimiz Yûsüf´e karşı yapılmış olanları, bili­yorsun değil mi " dediler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Biliyorum!" dedi. "Sizler, bizi affettiniz değil mi " dediler. Yâkub Aleyhisselâmla Yûsuf Aleyhisselâm: "Evet!" dediler.<br />
<br />
"Eğer, Yüce Allah, bizleri, affetmeyecek olursa, sizin, bizleri affetmeniz, bizi Allah´ın azabından kurtarmaz!" dediler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey oğulcuklarım! Benden, ne yapmamı istiyorsunuz " diye sordu.<br />
<br />
"Bizim için, Allah´a dua etmeni, Allah tarafından vahiy geldiği zaman, bizi, af-´etmesini, kendisinden dilemeni, istiyoruz.<br />
<br />
Eğer, dileğin kabul edilir de, hepimiz affedilirsek, gözlerimiz aydın ve kalbleri-miz mutmain ve müsterih olacaktır.<br />
<br />
Aksi takdirde, bizim için dünyada ebediyen göz aydınlığı ve sevinç olmayacak­tır!" dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yâkub Aleyhisselâm, ayağa kalkıp kıbleye yöneldi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm da, Onun arkasında ayakta durdu.<br />
<br />
Kardeşlerin hepsi de, zelil ve huşulu olarak ikisinin arkasında ayakta durdular.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, dua etti.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm da, âmîn! dedi.<br />
<br />
Uzun yıllardan sonra, Yâkub Aleyhisselâmın vefatına yakın, Cebrail Aleyhis­selâm gelip oğulları hakkındaki duasının kabul edildiğini, onların, yaptıkları şey-terden affedildiklerini müjdeledi.[102]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Çocuklarına Vasiyeti Ve Vefatı:<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; bütün ev halkıyla birlikte Mısır´a geldikten sonra, Yûsuf Aleyhisselâmın yanında on yedi yıl oturdu.[103]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, ölüm döşeğine düşünce, oğullarına:<br />
<br />
"Benden (vefatımdan) sonra, neye ibadet edeceksiniz " diye sorduğu zaman:<br />
<br />
"Senin İlâhına ve Babaların İbrahim´in, İsmail´in, İshak´ın bir tek İlâh olan Al­lah´ına ibadet edeceğiz! Biz, Ona teslim olmuş (Müslüman)larız!" dediler.[104]<br />
<br />
"Ey oğullarım! Allah, sizin için (İslâm) dini(ni) beğenip seçti.<br />
<br />
O halde, siz de, ancak, Müslümanlar olarak can veriniz!" (dedi).[105]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, vefat edeceği sırada, bütün oğulları ve oğullarının oğul­ları toplandı.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, onlara bereket duası yaptı. Onlardan her birisi için birer söz söyledi.<br />
<br />
Kılıcını ve yay´ını, Yûsuf Aleyhisselâma verdi. [106]<br />
<br />
Cesedinin götürülüp Babası ishak Aleyhisselâmın kabirinin yanına gömülme­sini, ona vasiyet etti. [107]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, yüz kırk yedi yaşında vefat etti. [108] Ona ve gönderilen bü­tün Peygamberlere Selâm olsun!<br />
<br />
Mısır halkı, ona, yetmiş gün ağladılar. [109]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, doktorlara emretti: Babasının cesedini, güzel koku ile ko-kuladılar.<br />
<br />
Cesed, kırk gün, koku içinde bekletildi. [110]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Babasının, saç´dan tâbut´a konulan[111] cesedini, ev hal­kının yanına gömmeğe gitmek üzere, Mısır Kralından izin istedi. İzin verilince´[112], yanında, askerler, kardeşleri ve Mısırlıların büyükleri olduğu halde, gitti. [113] Hab-run´a vardı. [114]<br />
<br />
Ays b. İshak Amca´nın vefatı da, o güne rastladığı için, bir anneden ikiz olarak doğdukları gibi, Yâkub Aleyhisselâmla Ays b. İshak Aleyhisselâm, aynı günde bir kabre de, birlikte gömüldüler. [115]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâma, orada, yedi gün baş sağlığı dilendikten sonra yurdlarına döndüler.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın kardeşleri de, Babasından dolayı, Yûsuf Aleyhisselâma taziyede bulundular. [116]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın defninden boşaldıktan sonra, Yûsuf Aleyhisselâm: "Benimle birlikte Mısır´a dönünüz!" deyince, kardeşleri, korktular. "Babamız, sana, bizim suçumuzu, bağışlamanı, tavsiye etmişti ya! " dediler. Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, benden korkmayınız!<br />
<br />
Çünkü, ben, Allâh´dan korkan bir kimseyim!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, kalbleri rahatlaşan kardeşleri, Mısıra döndüler ve orada oturdular. [117]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Mâliye Vezirliği:<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Mısır´a on yedi yaşında gelmişti.<br />
<br />
Mısır Azîz´inin evinde on üç yıl kaldı.<br />
<br />
Otuz yaşında bulunduğu sırada, Mâliye Vezîri oldu. [118]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Mısır´da vazifesini, adaletle yerine gteirdiği için, kadın er­kek... herkesin sevgisini kazandı. [119]<br />
<br />
Kendisi, kıtlık günlerinde, doyasıya yemek yemezdi. [120]<br />
<br />
"Yer yüzünün hazineleri elinde iken, ne için aç duruyor, karnını doyuramıyor­sun " denildiği zaman:<br />
<br />
"Tok olursam, [121] açları, unuturum diye korkarım" derdi. [122]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; Kralın aşçısına, Krala, geceli gündüzlü bir günde öğle vak­tinde bir kere yemek vermesini emretti.<br />
<br />
Bununla da, Kral´m, açlığı tadıp açları, unutmamasını ve muhtaçlara ihsanda bulunmasını sağlamak istedi.<br />
<br />
Aşçı, böyle yaptı.<br />
<br />
Artık, Kralların, yemeklerinin, gün ortasında verilmesi âdet oldu. [123]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Kıtlık Yıllarında Halkı Hükümete Besleten Bir Uygulaması:<br />
<br />
<br />
Gelen ilk kuraklık ve kıtlık yılı, bolluk yıllarında hazırlanan her şeyi silip süpü­rüp yok etti.<br />
<br />
Mısır halkı, bu ilk yılda, bütün altun ve gümüşlerini verip Yûsuf Aleyhisselâm´-dan, yiyecek satın aldılar.<br />
<br />
Mısır´da ne bir dirhem, ne de, bir dinar kaldı. Hepsini, böylece, Devlet aldı.<br />
<br />
Halk, ikinci yılda, bütün zinet eşyalarını, takımlarını verip Devletten, yiyecek satın aldıiar.<br />
<br />
Halkın elinde bir şey kalmadı.<br />
<br />
Halk, üçüncü yılda, büyük küçük baş hayvanlarını verip Devletten yiyecek sa­tın aldılar.<br />
<br />
Dördüncü yılda, halk, bütün erkek, kadın kölelerini verip Devletten, yiyecek satın aldılar.<br />
<br />
Halkın elinden alınmadık ne bir erkek, ne de, bir köle kadın kaldı.<br />
<br />
Beşinci yılda, halk, arazi, akar ve evlerini verip Devletten, yiyecek satın aldılar.<br />
<br />
Halkın elinde hiç bir mülk kalmadı.<br />
<br />
Altıncı yılda, halk, çocuklarını verip Devletten, buğday veya arpa satın alır oldular.<br />
<br />
Hiç bir kimsenin köle olmadık ne oğlan, ne de, kız çocuğu kalmadı. Yedinci yılda, halk canlarını, Devlete satıp Devletten, yiyecek satın aldılar. Mısır´da Kralın eline geçmeyen ne bir hür, ne de, erkek veya kadın köle kaldı.<br />
<br />
Bundan sonra, Yûsuf Aleyhisselâm, bu icrâatını, nasıl bulduğunu sorup takdir ve tasvip ile karşıladığını söyleyen Mısır Kralı Firavun Reyyan´a:<br />
<br />
"Ben, Allah´ı ve Seni şâhid tutarım ki: Bütün Mısır halkını âzâd ettim ve kendi­lerine, mülklerini, akarlarını, kölelerini ve oğullarını geri verdim!" dedi.<br />
<br />
Halk, Yûsuf Aleyhisselâmın bu işinden hayretlere düştüler:<br />
<br />
"Vallahi, biz, bundan daha şanlı ve daha büyük bir Vezîr görmedik! dediler. [124]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Evlenmesi Ve Doğan Çocukları:<br />
<br />
<br />
<br />
Mısır Kralı; Yûsuf Aleyhisselâmı, ölen Vezîr´in karısı Rail[125] ile evlendirdi. Yûsuf Aleyhisselâm, Râil´e:<br />
<br />
"Senin, vaktiyle benden istemiş olduğun şeyden, böylesi, daha hayırlı değil midir " dedi.<br />
<br />
Râil:<br />
<br />
"Ey dost! Sen, beni, kınama!<br />
<br />
Gördüğün gibi, ben, devlet ve dünya nimetleri içinde yaşayan güzel bir kadın idim.<br />
<br />
Efendimin ise, kadınlarla teması yoktu.<br />
<br />
Allah, seni de, olduğun gibi, güzel suret ve heyette yaratmıştı. Gördüğün gibi, nefsim, bana, galebe çalmıştı!" dedi. Yûsuf Aleyhisselâmın, Râil´i, bakire bulduğu da, söylenir.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın, Râil´den, Efrâim ve Mîşa´ adındaki oğulları doğ-muştur. [126] Efrâim; Yûşa´ b. Nün, b. Efrâim Aleyhisselâmın dedesidir.<br />
<br />
Mîşa´ın da, Mûsâ adında bir oğlu olup kendisi, Mûsâ b. İmran Aleyhisseiâm-dan önce Peygamber olmuştu.<br />
<br />
Tevrat Ehli ise, Hızır Aleyhisselâmı arayan Mûsâ b. İmran Aleyhisselâmın, bu, Mûsâ b. Mîşa´ olduğunu zan ve iddia etmekle[127], ağır bir yanılgıya düşmüşler, yalan söylemişlerdir. [128]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; daha on yedi yaşında bulunduğu ve kuyuya bırakıldığı sı­rada[129], İlâhî Vahy´e mazhar kılınmış[130], Rabb´i tarafından beğenilip seçil-miş[131], tâatta ihlâsa erdirilmiş kullardan1[132] bir Peygamberdi[133].<br />
<br />
Amr b. Imlak, b. Lavez, b. Sâm soyundan gelen Mısır kralı İkinci Firavun[134]´ Reyyan b. Velîd´i, Allah´a imana davet edip iman ettirmişti.<br />
<br />
Onun ölümünden sonra, yerine aynı soydan gelen Kabus b. Musab b. Muâvi-ye´yi de, imana davet etmiş ise de, ona, kabul ettirememişti[135]<br />
<br />
Kendisi, kâfir[136] ve zorba idi. [137]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Kral´a ve ileri gelenlerine apaçık burhanlar getirdiği hal­de, onlar, onun getirdiği şeyler hakkında hep şüphe edip durdular.<br />
<br />
Hattâ, Yûsuf Aleyhisselâm, vefat edince de:<br />
<br />
"Bundan sonra, Allah, asla Peygamber göndermez!" dediler.<br />
<br />
Allah, haddi aşan şüpheci kimseleri, işte, böyle şaşırtır. [138]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Vefatı:<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; Babası Yâkub Aleyhisselâmın vefatından sonra, yirmi üç yıl daha yaşadı.[139]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; vefatı yaklaştığı sırada, İsrail oğulları kavminden seksen erkeği yanına topladı.<br />
<br />
Onlara; ecelinin geldiğini, yakında vefat edeceğini, Kıbtîlerden tanrılık iddia­sında bulunacak bir zorbanın kral olup İsrail oğullarının doğan erkek çocuklarını öldürüp kız çocuklarını, bırakacağını ve İsrail oğullarına işkencenin en kötüsünü tattıracağını, saltanatının, uzun müddet süreceğini, sonra, İsrail oğullarından La-vi b. Yâkub´un oğullarından Mûsâ b. İmran adında, uzun boylu, kıvırcık saçlı, es­mer tenli bir zat çıkacağını, Yüce Allah´ın, onun eliyle İsrail oğullarını, Kıbtî Fira-vun´un elinden kurtaracağını haber verdi.[140]<br />
<br />
Mısırdan çıkıp giderlerken, cesedini, Babalarının yanına gömülmek üzere, yan­larında götürmelerini vasiyet[141], kardeşi Yehuza´yı da, İsrail oğullarının üzerine Halîfe tayin etti. [142]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, vefat ettiği zaman, yüz yirmi yaşında idi. [143] Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun!<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın cesedi, kokulanıp mermer bir tabut içine konuldu. [144] Nil nehrinin kenarına gömüldü. [145]<br />
<br />
Üzerine, su salınıp kabir, su altında, bırakıldı. [146]<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde Yûsuf Aleyhisselâmla Karşılaşıp Selamlaşması:<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm; Mîrac gecesinde Cebrail Aleyhisselâm-la birlikte üçüncü kat göğe yükseldiler.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, göğün kapısını çaldı, göğün bekçisine:<br />
<br />
"Aç!" dedi.<br />
<br />
"Sen, kimsin " denildi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cebrail´im!" dedi.<br />
<br />
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Muhammed (Aleyhisselâm) var!" dedi.<br />
<br />
"O (Mîrac için) gönderildi mi " diye soruldu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Gönderildi!" dedi.<br />
<br />
Kapı, açılınca, kendisine, güzelliğin yarısı verilmiş olan Yûsuf Aleyhisselâmla karşı-<br />
<br />
laştılar. [147]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu, senin kardeşin Yûsuf b. Yâkub (Aleyhisselâm)dır. [148]<br />
<br />
Selâm ver ona!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm, selâm verdi.<br />
<br />
O da, Peygamberimiz Aleyhisselâma mukabele ettikten sonra:<br />
<br />
"Hoş geldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih Peygamber!" dedi.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Yusuf Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Yûsuf b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır.[1] Yûsuf Aleyhisselâmın annesi: Râhıl bint-i Leban´dır. [2]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; ak tenli, güzel yüzlü, kıvırcık saçlı, büyük gözlü, ince bu­runlu, kalın pazulu, kalın bacaklı, düz karınlı, düz göbekli idi ve yanağı, benli ıdi. [3]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, suretçe, Âdem Aleyhisselâmı andırırdı.<br />
<br />
Yüzü, güneş gibi parlardı. [4]<br />
<br />
Kendisine, güzelliğin yarısı verilmişti[5]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Başına Gelenler:<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, annesi Râhıl´den doğunca, babası, baksın diye, onu, Ha­lasına vermişti.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın ilk ibtilâsı, İshak Aleyhisselâmın kızı olan bu halası ile<br />
<br />
başladı.<br />
<br />
Yıllar, geçmiş, Yûsuf Aleyhisselâm, gezer dolaşır olmuştu.[6]<br />
<br />
Babası da, Halası da, Yûsuf Aleyhisselâmı, son derece seviyorlardı. [7]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; kız kardeşine:<br />
<br />
"Ey kardeşim! Yûsuf´u, artık, bana teslim et!<br />
<br />
Vallahi, onun, benden bir saat bile uzak kalmasına dayanamıyorum dedi.<br />
<br />
Kız kardeşi de:<br />
<br />
"Vallahi, ben de, onu, bir saat bile terk edemem!" diyerek red cevabı verdi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, Yûsuf Aleyhisselamı, almak için, ısrar edince, kız kardeşi:<br />
<br />
"Bari, onu, bir kaç gün, benim yanımda bırak ta, belki, bu, beni teselli eder."<br />
<br />
dedi. [8]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, onun yanından çıkıp gittikten sonra[9], Hala hanım, Is-hak Aleyhisselamın büyük çocuğu olması dolayısıyla yanında bulundurduğu ku­şağını, Yûsuf Aleyhisselamın -elbisesinin altından- beline, bağladı. Sonra da:<br />
<br />
"Kuşak, kayboldu, bakınız! Onu, kim almış " dedi.<br />
<br />
Ev halkının üzerleri aranınca, kuşak, Yûsuf Aleyhisselamın yanında (belinde bağlı) bulundu. [10]<br />
<br />
Onların mezhebine göre: hırsızı, mal sahibi, tutar, hiç kimse, kendisine itiraz­da bulunamazdı. [11] Bunun için, Hala hanım:<br />
<br />
"Vallahi, ben, Yûsuf hakkında, istediğimi, yapabilirim!" dedi.<br />
<br />
Yakub Aleyhisselâm gelince, hâdiseyi, ona da, anlattı.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yûsuf, şayet, böyle bir şey yapmışsa, O, sana, teslim edilmiş olur. Benim elim­den bir şey gelmez!" dedi. [12]<br />
<br />
Hala hanım da, ölünceye kadar, Yûsuf Aleyhisselamı, yanında tuttu.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, ancak, onun ölümünden sonra, Yûsuf Aleyhisselamı, ya­nına alabildi. [13]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Yâkub Aleyhisselâma, oğullarından, en sevgilisi idi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselamın annesi Râhıl da, Yâkub Aleyhisselâma, kadınlarından, en sevgili olanı idi. [14]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselamın, üvey annelerinden doğma kardeşleri, Babalarının, Yû­suf Aleyhisselamı, gerek çocukluğu ve gerek gençliği çağında böyle ço^sevdiği-ni ve onun üzerine titrediğini gördükçe, onu, kıskanmağa başladılar. [15]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselamın kardeşleri ile olan ibretli macerası, Kur´ân´ı Kerimde de, genişçe anlatılır. [16]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, rü´yaîinda, on bir yıldızla güneş ve ay´ın, kendisine, sec­de ettiklerini görüp bunu, babasına anlatmıştı. Yâkub Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Ey Oğulcuğum! Rü´yanı, kardeşlerine, anlatma! Sonra, sana, tuzak kurarlar.<br />
<br />
Çünkü, şeytan, insanın, apaçık bir düşmanıdır!" demiş[17], rü´yâsını yormuştu. [18]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın karısı Leyya hatun.Yûsüf Aleyhisselâmın, Babasına söy­lediklerini, dinlemiş, işitmişti.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, ona:<br />
<br />
"Yûsuf´un söylediklerini, gizli tut, oğullarına haber verme!" diye tenbih etti. Leyya da: "Olur!" dedi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın oğulları, otlaktan geldikleri ve gizli tutulması emir ve ten­bih edilen rü´yâ, kendilerine haber verildiği zaman[19], Yûsuf Aleyhisselâma o ka­dar kızdılar ki, şah damarları, şişti, tüyleri, diken diken oldu. [20]<br />
<br />
Annelerine:<br />
<br />
"Güneş, Babamızdan başkası değildir! Ay, senden başkası değildir! Yıldızlar da, bizden başkası değildir!<br />
<br />
Hiç kuşkusuz, Râhıl´ın oğlu, üzerimize hükümdar olmak: Ben, sizin Seyi-dinizim [21]<br />
<br />
Sizler, benim kölemsiniz! [22] demek istiyor!" dediler. [23]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâma karşı kalblerinde taşıdıkları kıskançlık ve kini, büsbütün artırdılar. [24]<br />
<br />
Onu, öldürmek veya uzak ve ıssız bir yere atmak suretiyle, kendisinden kurtu­lup Babalarının teveccühünü ve sevgisini, kendilerine münhasır kılmak istediler.<br />
<br />
İçlerinde en faziletlisi ve en akıllısı olan Yehuza[25]:<br />
<br />
"Yûsuf´u, öldürmeyiniz!<br />
<br />
Çünkü, adam öldürmek, büyük ve ağır bir suçtur.<br />
<br />
Onu, bir kuyuya bırakınız da, oradan gelip geçen yolcu kafilesinden biri, onu, bulup alsın, götürsün!<br />
<br />
Yapacaksanız, böyle yapınız!" dedi.[26]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmı, öldürmeyecekleri hakkında onlardan, kesin söz aldı. [27]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın huzuruna çıkıp Yûsuf Aleyhisselâmı, kendileriyle birlik­te kıra göndermesi için konuşmayı kararlaştırdıkları zaman, Yâkub Aleyhisselâ­mın en büyük oğlu Rubil:<br />
<br />
"Babanız, Yûsuf hakkında, size güvenmeyecektir.<br />
<br />
Fakat, Yûsuf´un yanına varıp kendisinin önünde oyun oynayalım.<br />
<br />
Bizim nasıl neşelendiğimizi, oynadığımızı, görünce, bizimle gitmeye hevesle­nir." dedi.<br />
<br />
Gidip önünde gülüşe gülüşe oyun oynadılar ve onu, kendileriyle birlikte oyna­mağa heveslendirdiler.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, onlara:<br />
<br />
"Ey kardeşlerim! Siz, otlak yerinizde de, hep böyle oynar mısınız " diye sordu.<br />
<br />
"Evet! Ey Yûsuf! Eğer, bizim otlak yerlerimizde oynadığımızı görseydin, sen de, yanımızda bulunmayı arzu ederdin!" dediler.<br />
<br />
O kadar heveslendirdiler ki, bunu, kendisi, onlardan istemeğe başladı ve:<br />
<br />
"Ey kardeşlerim! Beni, Babama götürünüz de, sizinle göndermesini isteyiniz!" dedi. [28]<br />
<br />
"Ey Yûsuf! Sen, bizimle gidip oynamak, avlanmak istiyor musun " dediler.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! İsterim!" dedi.<br />
<br />
"Öyle ise, seni, bizimle birlikte göndermesini, Babandan iste!" dediler. [29]<br />
<br />
Onlar; Yâkub Aleyhisselâmın yanına gidip önünde durdular.<br />
<br />
Kendisinden, bir şey isteyecekleri zaman, böyle yaparlardı.<br />
<br />
Yakub Aleyhisselâm, karşısında sıralandıklarını görünce, onlara:<br />
<br />
"Nedir hacetiniz, isteğiniz " diye sordu.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın, kendileriyle birlikte kıra gidip bol bol yemesine, oyna­masına müsâade etmesini istediler ve onu, iyice koruyacaklarını bildirdiler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, onların gaflete dalıp Yûsuf Aleyhisselâmı, kurda yedir­melerinden korktuğunu söyledi.<br />
<br />
Onlar, kendilerinin güçlü bir topluluk olduğunu, böyle bir musibetin asla vuku´ bulamayacağını ileri sürdüler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâma, oğullarına kurt tehlikesinden bahsettiren, kendisinin, o sıralarda görmüş olduğu bir rü´yâ idi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, rü´yâsında, bir dağ başında, öldürmek için, Yûsuf Aley-hısselâmın üzerine, on kurdun saldırdığını, onlardan bir kurdun ise, onu, korudu­ğunu, sonra, yer yarılıp içine girdiğini, ancak, üç gün sonra, oradan çıkabildiğini görmüş, bunun için, Yûsuf Aleyhisselâm hakkında kurd korkusuna düşmüş[30], oğullarına: "Onu, kurt yemesinden korkuyorum!" demişti. [31]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Babacığım! Beni, onlarla gönder!" dedi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen de, bunu, onlarla birlikte gitmeyi istiyor musun " diye sordu.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet!" deyince, Yâkub Aleyhisselâm, onun da, kardeşleriyle birlikte gitmesi­ne izin verdi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, elbisesini giydi. [32]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, onu kardeşleriyle birlikte gönderdi.<br />
<br />
Kardeşleri, Yûsuf Aleyhisselâmı, yapmacık ikramlar göstererek götürdüler.<br />
<br />
Otlak yerine vardıkları zaman, düşmanlıklarını, açığa vurdular, onu, dövmeğe başladılar.<br />
<br />
kardeşlerinden biri, Yûsuf Aleyhisselâmı döver, Yûsuf Aleyhiselâm, başka bi­rini, imdadına çağırır, o da, gelip yardım yerine, onu, döverdi!<br />
<br />
Kendisine, onlardan, bir acıyanını görmedi. Yûsuf Aleyhisselâmı, öldüresiye dövdüler. [33]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmdan, Yûsuf Aleyhisselâm için aldıkları yiyeceği, köpekleri­ne yedirdiler.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, son derece susamıştı. Onlara:<br />
<br />
"Öldürmeden önce, bana, azıcık su içiriniz!" diye yalvardığı halde, su da, içir-mediler! Onlardan hiç birinin, kendisine acımadığını görünce:<br />
<br />
"Ey Babacığım! Ey Yâkub! Câriye oğullarının, Senin oğluna yaptıklarını[34] bil­miyor musun ! [35] Bir bilsen! [36]<br />
<br />
Ey Babacığım! Onlar, Senin ahdini bozdular, vasiyetini, zayi ettiler!" [37] diye­rek feryad ediyordu. [38]<br />
<br />
Rubil, hemen tutup onu, öldürmek için, göğsünün üzerine yatırdı. "Ey Râhıl´ın oğlu! Rü´yâna söyle de, seni, kurtarsın!" dedi. Yûsuf Aleyhisselâm, Yehuza´dan istimdad etti, yardım diledi. [39]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Teyzesinin oğlu olup diğerlerine nazaran Yûsuf Aleyhis­selâm hakkında biraz daha insaflı, biraz daha ileri görüşlü olan Yehuza[40], onlara:<br />
<br />
"Siz, onu, öldürmeyeceğiniz hakkında bana kesin söz vermiş değil-miydiniz ! [41]<br />
<br />
Onu, kuyuya, bırakınız!" deyince[42], Yûsuf Aleyhisselâmı, bırakmak için, ku­yunun yanına sürüyüp götürdüler! [43]<br />
<br />
Bu kuyu; Medyen ile Mısır arasında[44], Beytülmakdis bölgesinde yeri, belli[45], Yâkub Aleyhisselâmın evine üç fersahlık uzaklıkta idi.<br />
<br />
Korkunç, karanlık, dibi geniş, ağzı dar, içine bırakılan, dibine kolayca düşüp helak olur, içinden çıkmak, düşen için, imkânsız, suyu, tuzlu bir kuyu idi.<br />
<br />
Bu kuyu, Sâm b. Nuh Aleyhisselâmın kazdığı kuyulardandı. Ahzan Kuyusu diye de, anılırdı.<br />
<br />
Kardeşleri, Yûsuf Aleyhisselâmı, bu kuyuya bırakmak maksadı ile[46], kuyunun içine sarkıttıkları zaman, Yûsuf Aleyhisselâm, kuyunun kenarına elleriyle tu­tunmuştu.<br />
<br />
Bunun üzerine, onun ellerini, boynuna bağladılar.<br />
<br />
Üzerindeki gömleğini de, soyduktan sonra, kendisini, kuyuya sarkıttılar. [47]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Kardeşlerim! Gömleğimi, bana geri veriniz! Kuyuda, onunla örtüneyim. [48]<br />
<br />
Kuyudaki haşeratı, onunla tutup kendimden defedeyim! [49]<br />
<br />
Ölümümden sonra da, o, bana, kefen olsun!" dedi. [50]<br />
<br />
Kardeşleri:<br />
<br />
"Güneşi, Ay´ı ve on bir yıldızı, çağır da, seni, oraya alıştırıcı olsunlar!" dedileı<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, hiç bir şey göremiyorum!" dedi.<br />
<br />
Onu, kuyunun yansına varıncaya kadar sarkıtıp ölsün diye birden bırakıverdiler!<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kuyudaki suyun içine düştü.<br />
<br />
Kuyudaki bir kayanın üzerine çıkıp dikildi. [51]<br />
<br />
Kardeşleri, kuyuya bıraktıkları zaman, Yûsuf Aleyhisselâm, ağlıyordu.[52]<br />
<br />
Kuyunun başındaki kardeşleri, ona, seslenince, Yûsuf Aleyhisselâm onların merhamete geldiklerini sanıp cevap vermişti.<br />
<br />
Hemen, üzerine, bir kaya parçası bırakıp onu, öldürmek istediler. Yehuza, kalktı, onları, böyle yapmaktan men etti ve:<br />
<br />
"Hani, siz, onu, öldürmeyeceğiniz hakkında, bana kesin söz vermiştiniz! "<br />
<br />
dedi. [53]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kuyuya bırakıldığı zaman, on yedi yaşında idi. [54]<br />
<br />
Kardeşleri, Yûsuf Aleyhisselâmı, kuyuya bıraktıktan sonra, hemen davarların cinden bir kuzu veya oğlak kesip kanını, Yûsuf Aleyhisselâmın gömleğine bulaş­tırdılar. Kestiklerinin etini de, yediler. [55]<br />
<br />
Akşamleyin, ağlayarak ve Yûsuf Aleyhisselâmı kurt yediğini anarak babaları­nın yanına geldiler[56]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, yolun üst tarafında oturup Yûsuf Aleyhisselâmı, ne za­man getirecekler diye onları, bekleyip duruyordu.<br />
<br />
Oğulları yaklaşıp hep birden ağlayarak seslerini yükseltince, Yâkub Aleyhis­selâm, onların, bir musibete uğradıklarını anladı.<br />
<br />
Yanına geldikleri zaman, Yâkub Aleyhisselâmın önünde yakalarını yırttılar ve ağladılar.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, korktu ve:<br />
<br />
"Ey oğullarım! Size, ne oldu Yûsuf, nerede " diye sordu.<br />
<br />
Kurt, yediğini ve onun kanlı gömleğini getirdiklerini söyledikleri zaman´[57]<br />
<br />
"Gösteriniz bana onun gömleğini " dedi.<br />
<br />
Gösterdiler.<br />
<br />
"Vallahi, ben, bugüne kadar, bundan daha yumuşak huylu kurt görmedim!<br />
<br />
Oğlumu, yemiş de, onun gömleğini, yırtıp parçalamamış! " diyerek feryad etti ve bayıldı.<br />
<br />
Uzunca bir müddet sonra, ayıldı.<br />
<br />
Ayıldığı zaman, çok ağladı. Sonra da, gömleği alıp kokladı, öptü. [58] Yüzüne ve gözlerine sürdü. [59]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kuyuda üç gün kaldı. [60]<br />
<br />
Yehuza, her gün, Yûsuf Aleyhisselâma -kardeşlerinden gizlice- yemek ge­tirirdi. [61]<br />
<br />
Dördüncü gün, Medyen´den gelip Mısıra gitmek isterken, yollarını şaşıran bir yolcu kafilesi, kuyunun yakınına geldiler, kondular.<br />
<br />
Medyen halkından, Araplardan Mâlik b. Za´r adındaki bir adamı, kendileri için, su aramağa gönderdiler.<br />
<br />
Adam, kuyuya kovayı salınca, Yûsuf Aleyhisselâm, kovanın ipine yapıştı.<br />
<br />
Kova, kuyunun ağzına erişince, Mâlik, Yûsuf Aleyhisselâmı görüp[62] arkadaş­larına, bir genç bulduğunu müjdeledi. [63]<br />
<br />
Yehuza, yine, Yûsuf Aleyhisselâma yemek getirmişti. Onu, kuyuda göreme­yince, bakıp Malik´le arkadaşlarının yanında bulunduğunu gördü, Hemen dönüp bunu, kardeşlerine haber verdi.<br />
<br />
Hepsi, Mâlik´in yanına geldiler. [64]<br />
<br />
"Bu, bizden kaçan kölemizdir!" dediler. [65]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kardeşlerinin, kendisini, ondan alınca, öldürmelerinden korkup halini gizledi. [66]<br />
<br />
Malik:<br />
<br />
"Öyle ise, ben, onu, sizden satın alayım!" dedi.<br />
<br />
Kardeşleri, Yûsuf Aleyhisselâmı, Malik´e[67], yirmi[68] veya yirmi iki dirheme, ya da, kırk dirheme sattılar[69]<br />
<br />
Malik ve arkadaşları, Yûsuf Aleyhisselâmı, satın alıp giderlerken[70], Yûsuf Aleyhisselâmın kardeşleri, onlara:<br />
<br />
"Onu, sımsıkı bağlayınız ki[71], kaçmasın! [72] Çünkü, o kaçaktır, hırsızdır, yalancıdır!<br />
<br />
Biz, onun, size işleyeceği kusurlardan ve ayıplarından uzaklaşmış bulunuyo­ruz!" dediler.<br />
<br />
Malik, Yûsuf Aleyhisselâmı, deveye bindirip Mısır´a götürdü.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; annesinin yolda bulunan kabrini görünce, kendisini, de­veden kabre atmamağa kadir olamadı.<br />
<br />
Kabrin üzerine kapandı ve:<br />
<br />
"Ey annem! Ey Râhıl! Başını, yerin altındaki topraktan kaldırıp oğlun Yûsüf´e bakta, onun, senden sonra ne belâlara uğradığını bir gör!<br />
<br />
Ey anneciğim! Düştüğüm za´f ve zilleti bir görmüş olsaydın, bana, ne kadar acırdın!<br />
<br />
Ey anneciğim! gömleğimi, nasıl soyduklarını, beni, nasıl bağladıklarını, yüzü­mü, nasıl tokatladıklarını, taşlarla, beni, nasıl taşladıklarını, kuyunun içine nasıl bıraktıklarını, bana, hiç acımadıklarını,<br />
<br />
Beni, köle gibi nasıl sattıklarını,<br />
<br />
Beni, esir gibi nasıl taşıdıklarını bir görseydin!" diyordu.<br />
<br />
Malik; devenin üzerinde, Yûsuf Aleyhisselâmı, göremeyince, yolcu kafilesine:<br />
<br />
"Haberiniz olsun ki: Uşak, ailesine dönmüş!" diyerek bağırdı.<br />
<br />
Kafile halkı, arayıp Yûsuf Aleyhiselâmı, kabrin üzerinde buldular.<br />
<br />
İçlerinden birisi; Yûsuf Aleyhisselâmın üzerine dikilip:<br />
<br />
"Ey Uşak! Efendilerin, bize senin, kaçak, hırsız olduğunu, haber vermişlerdi.<br />
<br />
Biz, senin şu yaptığını görünceye kadar, buna, inanmamıştık!" dedi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Vallahi, ben, kaçmış değilim.<br />
<br />
Fakat, siz annemin kabrine yol uğratınca, kendimi, onun kabrinin üzerine at­mamağa kadir olamadım!" dedi.<br />
<br />
Malik, hemen elini kaldırıp Yûsuf Aleyhisselâmın yüzüne bir şamar indirdi ve çekip devesinin üzerine bindirdi.<br />
<br />
Mısır´a varıncaya kadar da, kendisini, bağlı bulundurdular. Malik, Mısır´a varınca, ona, yıkanmasını emr etti.<br />
<br />
Yusuf Aleyhisselâm, yıkandı. [73] Malik, ona, güzel bir elbise giydirdi ve onu satışa çıkardı. [74]<br />
<br />
Mısır çarşısında bulunan kimseler, Yûsuf Aleyhisselâmın bedelini yükseltme­ğe, artırmağa başladılar. [75]<br />
<br />
Mısır Azîz´i[76] Kutfîr veya Utfîr -ki, Mısır Hazineleri Bakanı idi[77] Yûsuf Aley-hisselâmı, Malik´ten, yirmi Dinar (altun) [78] ve bir çift ayakkabı ile iki beyaz elbi­se karşılığında[79] satın alıp[80] evine götürdü. [81]<br />
<br />
Karısı Râil´e:<br />
<br />
"Bu genç, olgunluk çağına, bizim görmekte olduğumuz işleri anlayacak bir yaşa gelince, bize yararlı, yardımcı olur, ya da, onu, oğul ediniriz." dedi.<br />
<br />
Mısır Azîz´i, kadınlarla münâsebette bulunmayan bir zat idi.<br />
<br />
Karısı ise, hem güzel, hem de, devlet ve dünya nimetleri içinde yaşayan bir kadındı. [82]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Hanım Efendiyle Başı Dertte:<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın yüzünün güzelliği, Hanım Efendinin kalbine, onun sev­gisini düşürmüştü. [83]<br />
<br />
En sonunda, bir gün, onu, kendisiyle temasa heveslendirmek maksadı ile, Yû­suf Aleyhiselâmın güzelliklerini anmağa başladı:<br />
<br />
"Ey Yûsuf! Saçın, ne kadar güzel!" dedi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cesedimden, ilk dökülecek şey, odur!" dedi.<br />
<br />
Hanım Efendi:<br />
<br />
"Ey Yûsuf! Gözlerin, ne kadar güzel!" dedi.<br />
<br />
"Cesedimden, ilk önce, yere akacak şey, o´dur!" dedi. Hanım Efend´r.<br />
<br />
"Ey Yûsuf! Yüzün, ne kadar güzel!" dedi, Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, toprak içindir, toprak, onu, yiyecektir!" dedi. [84]<br />
<br />
<br />
<br />
Kur´ân-I Kerimin Yûsuf Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması:<br />
<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Yûsuf Aleyhisselâmın gördüğü rü´yâdan itibaren başından geçen­leri şöyle açıklar:<br />
<br />
"Bir vakit, Yûsuf, Babasına:<br />
<br />
Babacığım! Gerçekten, ben, rü´yâda, on bir yıldızla güneş ve ay´ı gördüm. Gör­düm ki, onlar, bana, secde edicilerdir! demişti.<br />
<br />
(Babası Yâkub):<br />
<br />
Oğulcağızım! Rü´yânı, kardeşlerine anlatma! dedi.<br />
<br />
Sonra, sana, bir tuzak kurarlar.<br />
<br />
Çünkü, şeytan, insanın, apaçık bir düşmanıdır.<br />
<br />
Rabb´in, seni, öylece (rü´yada gördüğün gibi) beğenip seçecek (Peygamber ya­pacak, mülk´ü saltanata erdirecek)<br />
<br />
Sana, rü´yâ tabirine ait bilgi verecek. Sana karşı da, Yâkub Hanedanına karşı da, nimetlerini -daha önce de, Ataların İbrahim´e ve İshak´a tamamladığı gibi- ta­mamlayacaktır.<br />
<br />
Şüphesiz ki, Rabb´in, her şeyi bilendir, tam hüküm ve hikmet Sahibidir.<br />
<br />
And olsun ki: Yûsuf´un ve kardeşlerinin haberlerinde (onları) soranlar için, nice ibretler vardır.<br />
<br />
Hani, onlar (o kardeşler) şöyle demişlerdi:<br />
<br />
Yûsuf´la kardeşi (Bünyamin), Babasının yanında, muhakkak, bizden daha sev­gilidir.<br />
<br />
Halbuki, biz (birbirimizi destekleyen güçlü) bir cemâatiz. Babamız, her halde, açık bir yanılgı içindedir. Yûsuf´u, öldürünüz!<br />
<br />
Yahud, onu (uzak ve ıssız) bir yere atınız ki, Babanızın teveccühü, yalnız size münhasır olsun ve siz, ondan sonra, sâlih bir zümre olasınız!<br />
<br />
İçlerinden, bir sözcü:<br />
<br />
Yûsuf´u, öldürmeyiniz! Onu, bir kuyunun dibine bırakınız da, bir yolcu kafilesin­den biri, onu (yitik olarak) alsın!<br />
<br />
Eğer (mutlaka) yapacaksanız (böyle yapınız!) dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine;<br />
<br />
Ey Babamız! Sen, bize, Yûsuf´u, ne diye inanmıyorsun<br />
<br />
Halbuki, biz, onun en hayrhâhlarıyız!<br />
<br />
Yarın, onu, bizimle birlikte (kır´a) gönder de, bol bol yesin, oynasın.<br />
<br />
Şüphesiz, biz, onun koruyucularıyız! dediler.<br />
<br />
(Babaları):<br />
<br />
Onu götürmeniz, muhakkak ki, beni, tasaya düşürür.<br />
<br />
Siz, kendisinden gafil bulunurken, onu, kurt (gelip) yemesinden korkarım! dedi.<br />
<br />
And olsun ki: bizim (güçlü) bir cemâat olmamıza rağmen, onu, kurt yerse, bu takdirde, biz de, hüsrana uğrayanlardan oluruz! dediler.<br />
<br />
Nihayet, vaktâ ki, onu, götürdüler.<br />
<br />
Onu, kuyunun dibine bırakmayı, kararlaştırdılar.<br />
<br />
Biz de, kendisine (Yûsuf´a) and olsun ki: Sen, onlara, hiç farkında değillerken (bir gün), bu işlerini, haber vereceksin! diye Vahy ettik.<br />
<br />
(Yûsuf´un kardeşleri) akşamleyin, ağlaya ağlaya Babalarına geldiler:<br />
<br />
Ey Babamız! Hakikaten, biz gittik, yarış edecektik.<br />
<br />
Yûsuf´u da, eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim!!!)<br />
<br />
Onu, kurt, yemiş!<br />
<br />
Biz, doğru söyleyenler olsak ta, (biliyoruz ki) Sen, bize inanıcı değilsin! dediler.<br />
<br />
Bir de, üstüne yalancıktan bir kan (bulaştırılmış olan) gömleğini getirdiler.<br />
<br />
(Yâkub):<br />
<br />
Hayır! Nefisleriniz, sizi aldatıp (böyle büyük) bir işe sürüklemiş!<br />
<br />
Artık, (bana düşen) güzel bir sabırdır.<br />
<br />
Sizin şu anlatışınıza karşı, yardıma sığınılacak (ancak) Allâh´dır! dedi.<br />
<br />
Bir yolcu kafilesi gelip Sakalarını (kuyu başına) yolladılar.<br />
<br />
O da, kovasını, saldı.<br />
<br />
ÂH Müjde! İşte, bir Civan! dedi.<br />
<br />
Onu, bir ticaret malı gibi sakladılar.<br />
<br />
Allah ise, ne yapacaklarını, pekâlâ bilici idi.<br />
<br />
Onu, değersiz bir bahaya, bir kaç dirheme sattılar.<br />
<br />
Onlar, bunun hakkında rağbetsiz idiler.<br />
<br />
Onu, satın alan bir Mısırlı, karısına:<br />
<br />
Bunun Makamını (katımızda) şerefli tut!<br />
<br />
Umulur ki: bize yararı, olur, yahud, onu, evlad ediniriz! dedi.<br />
<br />
İşte, Yûsuf´u, böylece (Mısır) arz(ın)da, yerleştirdik ve ona, rü´yânın tâbirini (yo­rumunu) öğrettik.<br />
<br />
Allah, emrinde (hâkim ve) galibdir.<br />
<br />
Fakat, insanların çoğu (bunu) bilmezler.<br />
<br />
O, tam ergenlik çağına girince, kendisine hüküm ve ilim verdik.<br />
<br />
İşte, iyi hareket eden insanları, biz, böyle mükâfatlandırırız.<br />
<br />
Onun bulunduğu evdeki (kadın) onun nefsinden murad almak istedi.<br />
<br />
Kapıları, sımsıkı kapadı ve:<br />
<br />
Sana, söylüyorum: beri gel! dedi.<br />
<br />
O ise:<br />
<br />
Allah´a, sığınırım! Doğrusu, o (Mısır Azîz´i), benim Efendim´dir.<br />
<br />
O, bana, güzel bir mevki vermiştir.<br />
<br />
Hakikat, şudur ki: zâlimler, asla felah bulmaz! dedi.<br />
<br />
O (kadın) ise, and olsun ki, ona, niyeti kurmuştu.<br />
<br />
Eğer, Rabb´inin Burhanını, görmemiş olsaydı, (belki Yûsuf´da) onu, kasdetmiş gitmişti.<br />
<br />
İşte, Biz, ondan fenalığı ve fuhşu, bertaraf edelim diye böyle (Burhan gönderdik). Çünkü, o, (tâatta) Ihlâsa erdirilmiş kullanmadandı.<br />
<br />
İkisi de (Yûsuf, ondan kaçıp kurtulmak, kadın da, onu tutup bırakmamak için) kapıya doğru koştular.<br />
<br />
O (kadın), bunu, gömleğini, arkasından (tutup) boylu boyunca yırttı. Kapının yanında (kadının) Efendisine rastgeldiler. (Suçunu kapatmak maksadiyle kadın, kocasına):<br />
<br />
Zevcene, kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan, yahud acıklı bir azabdan başka ne olabilir dedi.<br />
<br />
Yûsuf:<br />
<br />
O, kendisi, benim nefsimden murad almak istedi! dedi.<br />
<br />
Onun (kadının) yakınlarından bir şahid de, şehâdet etti ki:<br />
<br />
Eğer, gömleği, önünden yırtıldı ise, (kadın) doğru söylemiştir, bu ise, yalancılar­dandır.<br />
<br />
(Yok) eğer, gömleği, arkadan yırtıldı ise, (kadın) yalan söylemiştir.<br />
<br />
Bu ise, doğru söyley idlerdendir." dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki (zevci, Yûsuf´un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu gördü ve:<br />
<br />
Şüphesiz ki: bu, sizin (siz kadınların) fendinizdendir.<br />
<br />
Çünki, sizin fendiniz, büyüktür.<br />
<br />
Yûsuf! Sen, bundan (bu meseleyi söylemekten) vazgeç!<br />
<br />
(Ey kadın!) Sen de, günahına istiğfar et! Çünkü, sen, gerçekten, günahkârlar­dan oldun! dedi.<br />
<br />
Şehirdeki bir kısım kadınlar:<br />
<br />
Azîz´in karısı, delikanlısının nefsinden murad almak istiyormuş! Sevgi, yüreği­nin zarına işlemiş!<br />
<br />
Görüyoruz ki: o, muhakkak, apaçık bir sapıklıktadır! dediler.<br />
<br />
Vaktâ ki, (kadın) onların, gizliden gizliye yaptıkları dedikoduları, işitti.<br />
<br />
Kendilerine (dâvetci) yolladı.<br />
<br />
Onlar için (rahatça) yaslanacak bir yer (bir de, sofra) hazırladı.<br />
<br />
Onlardan, her birine (etleri, meyvaları kesmek için) birer bıçak verdi.<br />
<br />
(Yûsuf´a):<br />
<br />
Çık karşılarına! dedi.<br />
<br />
Şimdi, onlar, bunu görünce, kendisini, büyük bir varlık olarak tanıdılar. (Hayran­lıklarından) ellerini, kestiler ve:<br />
<br />
Sübhânâllâh! Bu, bir beşer değildir<br />
<br />
Bu, çok şerefli bir Melek´ten başkası değildir! dediler.<br />
<br />
(Kadın):<br />
<br />
İşte, beni, kendisi hakkında ayıpladığınız, şu gördüğünüz (Zat)dır.<br />
<br />
And ederim ki: onun nefsinden ben murad almak istedim de, o, nâmuskârlık gös­terip redd et)di.<br />
<br />
Yemin ederim ki: eğer, o, kendisine emredeceğimi, yapmazsa, her halde, Zin­dana atılacak ve her halde zillete uğrayacaklardan olacaktır!" dedi.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
"Ey Rabb´im! Zindan, bana, bunların davet edegeldikleri şey(i işlemek)den da­ha sevgilidir.<br />
<br />
Eğer, Sen, bunların tuzaklarını, benden döndürmezsen (belki) onlara meyi eder, câhillerden olurum!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Rabb´i, onun duasını kabul etti, ve onların tuzaklarını, kendisin­den savdı.<br />
<br />
Çünkü, O, hakkıyle işitenin, her şeyi bilenin ta kendisidir.<br />
<br />
Sonra, bütün o delilleri gördüklerinin ardından, mutlaka, onu, bir zamana kadar Zindana atmaları reyi onlara zahir oldu.<br />
<br />
Onunla birlikte Zindana iki de, delikanlı girdi. Bunlardan birisi:<br />
<br />
Ben, rü´yamda, kendimi şarap(üzüm) sıkıyor gördüm! dedi. Öbürü de:<br />
<br />
Ben de, rü´yamda, kendimi, başımda ekmek götürüyor, kuşlarda, ondan (kek-meleyip) yiyor! gördüm.<br />
<br />
Bize, bunun tabirini, haber ver.<br />
<br />
Çünkü, biz, seni, iyilik edenlerden görüyoruz." dedi.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
Size, rızıklanacağınız bir taam gelecek oldu mu, ben, muhakkak, onun ne oldu­ğunu, size daha gelmezden önce, haber veririm.<br />
<br />
Bu, Rabb´imin, bana öğrettiği ilimlerdendir.<br />
<br />
Çünkü, ben, Allah´a inanmaz bir kavmin dinini -ki, onlar, Âhireti inkâr edenlerin 2 kendisidirler- terk ettim.<br />
<br />
Atalarım İbrahim´in, İshak´ın, Yâkub´un dinine uydum. Allah´a, her hangi bir şeyi ortak katmamız, bizim için (doğru) olmaz. Bu (Tevhid), bize ve insanlara, Allah´ın lütuf ve inâyetindendir. Fakat, insanların çoğu (buna) şükretmezler.<br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! Darma dağınık bir çok düzme tanrılar mı hayırlıdır, yok­sa, hepsine ve her şeye galib ve Kahhâr olan bir tek Allah mı<br />
<br />
Sizin, onu bırakıp taptıklarınız, kendinizin ve atalarınızın takmış oldukları (kuru) adlardan başkası değildir.<br />
<br />
Allah, bunlara, hiç bir Burhan indirmemiştir.<br />
<br />
Hüküm, Allâh´dan başkasının değildir.<br />
<br />
O, kendisinden gayrısına ibadet etmemenizi emreylemistir.<br />
<br />
Dosdoğru din, işte, budur.<br />
<br />
Fakat, insanların çoğu bilmezler.<br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınızın yorumuna gelince):<br />
<br />
Biriniz, Efendisine şarap içirecek, diğeri ise, asılıp tepesinden kuşlar, yiyecektir!<br />
<br />
işte, hakkında fetva istemekte olduğunuz mesele (böylece) olup bitmiştir! dedi.<br />
<br />
(Yûsuf), bu ikisinden kurtulacağını bildiği kimseye:<br />
<br />
Beni, Efendinin yanında an! dedi.<br />
<br />
Fakat, şeytan, Efendisine anmayı, ona, unutturdu da, (bu yüzden Yûsuf) daha nice yıllar, zindanda kaldı.<br />
<br />
(Bir gün) Kral:<br />
<br />
Ben, rü´yâmda yedi arık (inek)in yemekte olduğu yedi semiz inekle yedi yeşil oaşak ve diğer (yedi) kuru (başak) görüyorum!<br />
<br />
Ey ileri gelenler (Kâhinler)! Eğer, rü´yâ, tâbir ediyorsanız, benim bu rü´yâmı da, nallediniz! dedi.<br />
<br />
Onlar da:<br />
<br />
"(Bunlar) karma karışık düşlerdir."<br />
<br />
Biz, böyle düşlerin tabirini bilici (kimse)ler değiliz! dediler. (Zindandaki) iki (arkadaş)dan, kurtulanı, nice zaman sonra (Yûsuf´u) hatırladı da: Ben, size, onun tâbirini haber vereyim. Beni, hemen gönderiniz! dedi. (Zindana gidip):<br />
<br />
Yûsuf! Ey çok doğru sözlü! Kendisini, yedi arık (inek) yemekte olan yedi semiz inekle yedi yeşil ve diğer (yedi) kuru başak hakkında bize bir fetva ver.<br />
<br />
Ümid ederim ki: insanlara (isabetli cevabınızla) dönerim.<br />
<br />
Belki (bu suretle) onlar, (Senin yüce kadrini) bilirler, (dedi)<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
"Yedi yıl âdet veçhile ekin ekiniz.<br />
<br />
Yiyeceğiniz az bir miktar hâriç olmak üzere, biçtiklerinizi, başağında bırakınız.<br />
<br />
Sonra, bunun ardından yedi kurak (yıl) gelecek.<br />
<br />
(Tohumluk için) saklayacağınız az bir miktar hariç olmak üzere, önceden birik­tirdiklerinizi, yeyip götürecek.<br />
<br />
Sonra, bunun ardından da, bir yıl gelecek ki, insanlar, o zaman, yağmura kavu­şacak ve o zaman sıkıp sağacaklar!" dedi.<br />
<br />
(Bunu duyan) Kral:<br />
<br />
"Onu (Yûsuf´u) bana getiriniz!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, ona Elçi gelince:<br />
<br />
"Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların zoru ne idi Kendisine sor<br />
<br />
Şüphe yok ki, benim Rabb´im, onların fendini, hakkıyla bilicidir." dedi.<br />
<br />
(Kral, o kadınları toplayıp):<br />
<br />
Yûsuf´un nefsinden murad almak istediğiniz zaman, ne halde idiniz " diye sordu.<br />
<br />
(Kadınlar):<br />
<br />
Hâşâ! Allah için, biz, onun hakkında bir kötülük bilmiyoruz!" dediler.<br />
<br />
Azîz´in karısı da:<br />
<br />
"Şimdi, hak meydana çıktı.<br />
<br />
Ben, onun nefsinden murad almak istedim.<br />
<br />
O ise, seksiz, şüphesiz, doğru söyleyenlerdendir!" dedi.<br />
<br />
(Elçi gelip de, Yûsuf´a bu kesin itirafı naklettikten sonra, o, dedi ki: benim) bu (itirafa lüzum görüşüm, Azîz´in) gıyabında kendisine hakîkaten hainlik yapmadığı­mı ve Allah´ın, hâinlerin hilesini, hiç şüphesiz, muvaffakiyete erdirmeyeceğini, onun da, bilmesi içindi.<br />
<br />
(Bununla beraber) ben, nefsimi, tebrie etmem.<br />
<br />
Çünkü, nefis, muhakkak ki, olanca şiddetiyle kötülüğü emredendir.<br />
<br />
Meğer ki, Rabb´imin esirgemiş bulunduğu (bir nefis) ola.<br />
<br />
Zira, Rabb´im, çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir.<br />
<br />
Kral:<br />
<br />
"Getiriniz onu, bana!<br />
<br />
Onu, kendime hâs bir (Müsteşar) edineyim!" dedi.<br />
<br />
Onunla konuşunca da:<br />
<br />
Sen, bugünfden itibaren) bizim katımızda mühim bir mevkii sahibisin! Emin (bir -rıüsteşar)sın! dedi.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
Beni, memleketin hazineleri üzerine (Memur) et!<br />
<br />
Çünkü, ben, onları, iyice korumaya muktedir ve (bütün tasarruf şekillerine) vâkı-´tm! dedi.<br />
<br />
İşte, o yerde Yûsuf´a, böyle bir kudret (ve şeref) verdik. O, neresini, isterse, orada, konaklardı.<br />
<br />
Biz, rahmetimizi, kimi dilersek, ona nasîb ederiz. İyi hareket edenlerin mükâfatı­nı zayi etmeyiz.<br />
<br />
İman edip te, takvada devam edenlere hâs olan Âhiret mükâfatı ise, daha ha­yırlıdır.<br />
<br />
Yûsuf´un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. (Yûsuf) onları, hemen tanıdı. Onlar ise, bunu, tanımıyorlardı. Vaktâ ki, (Yûsuf), onların (zahire) yüklerini hazırladı. Bana, baba bir erkek kardeşinizi de, getiriniz. Görmüyor musunuz (size) tam ölçek veriyorum. Ben misafirperverlerin (Konukseverlerin) hayırlısıyım.<br />
<br />
Eğer, onu, bana getirmezseniz, artık, benim yanımda, size hiç bir kile yok! (bo­şuna) bana yaklaşmayınız! dedi.<br />
<br />
Onu, Babasından istemeye çalışırız ve her halde (bunu) yaparız, dediler. (Yûsuf) uşaklarına:<br />
<br />
Onların sermayelerini[85] yüklerinin içine koyuveriniz. Olur ki, ailelerine döndük­leri zaman, bunun, farkına varırlar da, belki, yine (buraya) dönerler! demişti.<br />
<br />
Bu suretle Babalarına döndükleri zaman: "Ey Babamız! Bizden, ölçek, men olundu.<br />
<br />
Bu sefer, kardeşimizi de, bizimle birlikte yolla da, ölçek alalım.<br />
<br />
Biz, her halde, onu, muhafaza edicileriz!" dediler.<br />
<br />
(Yâkub):<br />
<br />
"Ben, size, onu inanırmıyım<br />
<br />
Meğer ki, bundan önce, kardeşi (Yûsuf´u) inandığım gibi ola.<br />
<br />
Allah, en hayırlı koruyucudur.<br />
<br />
O, Esirgeyicilerin de, Esirgeyiçişidir!" dedi.<br />
<br />
Meta´larını (zahire yüklerini) açtıkları zaman, sermayelerini, kendilerine geri gön­derilmiş buldular.<br />
<br />
Ey Babamız! Daha ne istiyoruz İşte, sermayemiz de, bize iade edilmiş!<br />
<br />
(Biz, onunla tekrar) ailemize zahire getiririz.<br />
<br />
Kardeşimizi, koruruz. Bir deve yükü zahire de, artırırız.<br />
<br />
Bu seferki aldığımız, az bir ölçektir. (Bize yetmez!) dediler.<br />
<br />
(Yâkub):<br />
<br />
"Etrafınız kuşatılmadıkça (çaresiz kalmadıkça) onu, bana, her halde getireceği­nize dâir Allah´dan bana sağlam bir taahhüd verilinceye kadar, onu sizinle birlikte, kabil değil, gönderemem!" dedi.<br />
<br />
Artık, Babalarına te´minatlarını verince, o da:<br />
<br />
Allah, benim ve sizin bu dileklerimize Vekil (şâhid olsun!) dedi.<br />
<br />
(Hareketleri esnasında da):<br />
<br />
"Oğullarım! (Mısıra) Hepiniz, bir kapıdan girmeyiniz!<br />
<br />
Ayrı ayrı kapılardan giriniz.<br />
<br />
(Bununla beraber, bu sözümle) Allâh(ın kazâsın)dan hiç bir şeyi üzerinizden gi-deremem!<br />
<br />
Hüküm, Allâh´dan başkasının değildir.<br />
<br />
Ben, ancak, Ona güvenip dayandım.<br />
<br />
Tevekkül edenler de, yalnız Ona güvenip dayanmalıdır!" dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, onlar, (Mısır´a) babalarının, kendilerine emrettiği veçhile, girdiler.<br />
<br />
Bu, Allah´ın (Kazasından) hiç bir şeyi, onların üzerinden gideremedi.<br />
<br />
Sâdece, Yâkub´un nefsindeki dileği, meydana çıkarmış oldu.<br />
<br />
Şüphe yok ki, (Yâkub), kendisini (Vahy ile) öğrettiğimiz için, bir ilim sahibi idi.<br />
<br />
Ancak, insanların bir çoğu (Kader´in Sırrını) bilmezler.<br />
<br />
(Kardeşler) Yûsuf´un huzuruna girince, o, kardeşini, kendi yanına aldı.[86] (Ona):<br />
<br />
Ben, senin kardeşinim. Onların (geçmişte bizlere) yapmış olduklarına tasalan­ma! dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, (Yûsuf) onların (zahire) yüklerini hazırladı.<br />
<br />
Su kabını, öz kardeşinin yükü içine koydu.<br />
<br />
Sonra, bir Münâdî, arkalarından şöyle bağırdı:<br />
<br />
Ey Kafile! (Durunuz!) Siz, seksiz, şüphesiz hırsızlarsınız!<br />
<br />
(Yâkub´un oğulları) onlara, dönerek:<br />
<br />
Ne kaybettiniz (Ne arıyorsunuz ) diye sordular.<br />
<br />
Kralın su kabını, kaybettik, dediler.<br />
<br />
Onu, getirene, bir deve yükü (bahşiş) var! Ben de, buna, kefilim!<br />
<br />
(Yâkub´un oğulları):<br />
<br />
Allah! Allah! (bizim hüviyetimizi, ahlâkımızı) siz de, öğrenmişsinizdir.<br />
<br />
Biz, bu yere, and olsun ki, fesad çıkarmak için gelmedik.<br />
<br />
Biz, hırsız kimseler de, değiliz! dediler.<br />
<br />
Şimdi, yalancı olursanız (çalanın) cezası, nedir dediler.<br />
<br />
Onun cezası: yükünde (hırsızlık mal) bulunan kimsenin kendisidir.<br />
<br />
İşte, o kimse, bunun cezasıdır.<br />
<br />
Biz (memleketimizde) zâlimleri (hırsızları) böyle cezalandırırız! dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine (Yûsuf), kardeşinin kabından evvel, onların kablarını (aramağa) başladı.<br />
<br />
Nihayet, onu, kardeşinin kabından çıkardı.<br />
<br />
İşte, biz, Yûsuf için, böyle bir tedbir kullandık.<br />
<br />
Yoksa, o, Kralın dinine göre: kardeşi (esir olarak) tutabilecek değildi.<br />
<br />
Meğer ki, Allâhın iradesi ola.<br />
<br />
Biz, kimi dilersek, onu, nice derecelerle yükseltiriz.<br />
<br />
Her ilim sahibinin üstünde, daha iyi bilen vardır.<br />
<br />
(Yâkub´un oğulları):<br />
<br />
Eğer, o, çalmış bulunuyorsa, onun, bundan önce, bir kardeşi de, çalmıştı! Dediler.[87]<br />
<br />
O vakit, Yûsuf, bu (sözü) içine gizledi. Bu(nun hakikatini) onlara açıklamadı.<br />
<br />
(Kendi kendine):<br />
<br />
Sizin durumunuz, daha kötüdür.<br />
<br />
Allah, sizin anlatmakta olduğunuzun mâhiyetini, çok iyi bilendir! dedi.<br />
<br />
(Yâkub´un oğulları):<br />
<br />
Ey Azız!´ Gerçekten, bunun, çok ihtiyar bir Babası var.<br />
<br />
Binâenaleyh, onun yerine, (bizden) birimizi, alıkoy!<br />
<br />
Seni, muhakkak, iyilik edenlerden görüyoruz! dediler.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
"Eşyamızı, nezdinde bulduğumuz kimseden başkasını yakalamamızdan Allah´a sığınırız.<br />
<br />
Çünkü, o takdirde, elbette zâlimler olmuş oluruz!" dedi.<br />
<br />
Vaktâ ki, ondan ümidlerini kestiler, fısıldaşarak bir tarafa çekildiler.<br />
<br />
Büyükleri:<br />
<br />
"Babanızın, sizden, Allah adıyla teminat almış olduğunu, daha önce de, Yûsuf hakkında kusur işlediğinizi bitmediniz mi<br />
<br />
Artık, ben, ya Babam, bana izin verinceye, yahud benim için Allah hükmedin-ceye kadar, buradan katiyen ayrılmam!<br />
<br />
O, hâkimlerin hayırlısıdır!<br />
<br />
Siz, dönünüz, Babanıza da,<br />
<br />
Ey Babamız! Oğlun, inan ki, hırsızlık etti.<br />
<br />
Biz, bildiğimizden başkasına şâhidlik yapmadık.<br />
<br />
Gayb´ın bekçileri de, değildik.<br />
<br />
(İstersen) içinde bulunduğumuz (ve döndüğümüz) şehir (Mısır halkına) da, ara­larında geldiğimiz kervana da sor!<br />
<br />
Biz, seksiz, şüphesiz doğru söyley idleriz! deyiniz!" dedi.<br />
<br />
(´.´)<br />
<br />
(Bunun üzerine, Yâkub):<br />
<br />
"Hayır! Sizi, nefisleriniz aldatıp (böyle büyük) bir işe sürüklemiş.<br />
<br />
Artık (bana düşen), güzel bir sabırdır.<br />
<br />
Allah´ın, onların hepsini birden bana getirmesi, yakın bir ümiddir.<br />
<br />
Gerçek, şudur ki: her şeyi bilen, yegâne hüküm (ve hikmet) sahibi olan ancak Odur!" dedi.<br />
<br />
Onlardan yüz çevirdi ve:<br />
<br />
Ey Yûsuf´un üstünde (titreyen) tasam! (Gel, şimdi tam gelmen zamanıdır!) dedi /e hüzün ve kederinden, gözlerine ak düştü.<br />
<br />
(Bununla beraber) O, artık, gamını, tamamen yutmakta idi. Sen, dediler, hâlâ, Yûsuf´u, anıp duruyorsun.<br />
<br />
And olsun ki; sonunda, ya kederinden hastalanıp eriyeceksin, ya da, helake uğ­rayanlardan olacaksın!<br />
<br />
(Yâkub da):<br />
<br />
"Ben, taşan kederimi, mahzurluğumu, yalnız Allah´a şikâyet ediyorum!<br />
<br />
Ben, sizin bilemeyeceğiniz nice şeyleri de -Allah tarafından- biliyorum!<br />
<br />
Oğullarım! Gidiniz! Yûsuf´la kardeşinden (bütün duygularınızla) bir haber araş-<br />
<br />
nrınız!<br />
<br />
Allah´ın rahmetinden de, ümidinizi kesmeyiniz!<br />
<br />
Çünkü, gerçek şudur ki: kâfirler güruhundan başkası, Allah´ın rahmetinden ümi­dini kesmez!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine (Yâkub´un oğulları, tekrar Mısır´a gidip Yûsuf´un) huzuruna çık­tıkları zaman:<br />
<br />
"Ey Aziz! Bizi de, ailemizi de, darlık bastı.<br />
<br />
Pek ehemmiyetsiz bir sermaye ile geldik.<br />
<br />
Bize, yine, tam ölçek ver!<br />
<br />
Hakkımızda, ayrıca lütufkârlık ta, et!<br />
<br />
Çünkü, Allah, lütuf kârları, mükâfatlandırır!" dediler.<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
"Siz (henüz) cahil kimseler iken, Yûsuf´a ve kardeşine neler yaptığınızı, biliyor musunuz " dedi.<br />
<br />
(Kardeşleri):<br />
<br />
"Âââ! dediler, Sen´misin gerçekten, Yûsüf´musun Sen !"<br />
<br />
Oda:<br />
<br />
"Ben, dedi, Yûsuf´um bu da, kardeşim!<br />
<br />
Allah, bize, (selâmet ve kerametle) lütfetti.<br />
<br />
Çünkü, hakikat şu ki, kim, (Allah´dan) korkar, (belâlara) katlanırsa, her halde, Allah, iyi bereket edenlerin mükâfatını, zayi etmez."<br />
<br />
(Kardeşleri):<br />
<br />
"Allah´a yemin ederiz ki: Allah, Seni, gerçekten, bizden üstün kılmıştır.<br />
<br />
Biz, doğrusu, (sana yaptığımız hareketlerde) suçlu idik!" dediler.<br />
<br />
(Yûsuf) de:<br />
<br />
"Size, bu gün, hiç bir başa kakma ve ayıplama yok!<br />
<br />
Sizi, Allah, yarlıgasın!<br />
<br />
O, Esirgeyicilerden daha Esirgeyicidir!<br />
<br />
Şu benim gömleğimi, götürünüz de, onu, Babamın yüzüne koyunuz. İyice görür (hale) gelir.<br />
<br />
Bütün ailenizi de, bana, getiriniz!" dedi. Vaktâ ki, kafile, (Mısırdan) ayrıldı, (Öteden) Babaları (Yâkub):<br />
<br />
"Bana, bunak demezseniz, inanınız ki: (şimdi) Yûsuf´un kokusunu, duyuyorum!" dedi.[88]<br />
<br />
(Yanındakiler):<br />
<br />
"Allah´a yemin ederiz ki: Sen, hâlâ, eski yanılgında (ber devâm)sın" dediler.<br />
<br />
Fakat, müjdeci gelip te, onu, (Yâkub´un) yüzüne koyduğu, o da, derhal (yeni baştan) görür bir hale geldiği zaman;<br />
<br />
"Ben, size, bilmediğiniz şeyleri -Allâh´dan- muhakkak, biliyorumdur! demedim mi " dedi.<br />
<br />
(Mısırdan gelen oğulları):<br />
<br />
"Ey Babamız! Bizim için (günahlarımıza) istiğfar ediver. Biz, hakîkaten, suçlular idik " dediler. (Yâkub):<br />
<br />
"Sizin için, Rabb´ime, sonra, istiğfar ederim. Hakîkat, şu ki: O, çok yarlıgayıcı, çok Esirgeyicidir!" dedi. [89]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmla Bütün Ev Halkının Mısır´a Gelişi:<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, kardeşlerine:<br />
<br />
"Bütün Ev halkınızı da, bana, getiriniz!" deyip[90] bir takım teçhizatla iki yüz sinek devesi gönderdi. [91]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; yetmiş[92] veya yetmiş iki[93], ya da, seksen üç[94] nü-fusluk ev halkıyla birlikte[95]´, Mısır´a yaklaştıkları zaman, Yûsuf Aleyhisselâm, Mı­sır´ın Büyük Kralı ile konuştu.<br />
<br />
Dört bin askerin başında ve Mısırlılardan bir çok süvariler de, yanında bulun-auğu halde[96], şehrin dışında Yâkub Aleyhisselâmı, karşıladı.´[97]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, oğlu Yehûza´ya dayanarak yaya yürümekte idi.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; askerler ve süvarilerle halkın başında, Yûsuf Aleyhisse-âmın geldiğini görünce:<br />
<br />
"Ey Yehûza! Bu, Mısırın Büyük Firavunu mu " diye sordu.<br />
<br />
Yehûza:<br />
<br />
"Hayır! Bu, oğlun Yûsüf´dur!" dedi.<br />
<br />
Baba, oğul, birbirlerine yaklaştıkları zaman, Yûsuf Aleyhisselâm, Ona, selâm vermek istedi ve Yâkub Aleyhisselâm, buna daha lâyık ve müstahık idiyse de,<br />
<br />
"Selâm olsun sana ey hüzün ve tasaları gideren!" diye kendisi, önce, ona, selâm verdi. [98]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, Mısır´a gelip kral´a dua edince, yüce Allah Mısır´daki kıt­lığın kalanını da, kaldırdı. [99]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Rüyasının Gerçekleşmesi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Yûsuf Aleyhisselâmın rü´yâsının nasıl gerçekleştiğini de, şöyle açıklar:<br />
<br />
"Sonra, vaktâ ki, onlar (Yûsuf´un) nezdine girdiler. O, Babasını ve Anasını, kucakladı. (Yanına aldı) ve: inşâallâh, hepiniz, emîn emîn Mısır´da sakin olunuz! dedi. Babasını ve Anasını, Tahtının üstüne çıkartıp oturttu.<br />
<br />
Hepsi, onun için secde ettiler.[100]<br />
<br />
(Yûsuf):<br />
<br />
Ey Babam! dedi, işte, bu, evvelce gördüğüm rü´yânın gerçekleşmesidir.<br />
<br />
Gerçekten, Rabb´im, onu, doğru çıkardı. Bana, iyilik etti.<br />
<br />
Çünkü, beni, zindandan çıkardı.<br />
<br />
Şeytan, benimle kardeşlerimizin arasını bozduktan sonra da, O, sizi, çölden getirdi.<br />
<br />
Şüphesiz ki, Rabb´im, dilediği şeyleri, çok güzel, çok ince tedbir edendir.<br />
<br />
Hakkıyle bilen, tam hikmet sahibi olan O´dur.<br />
<br />
Yâ Rab! Sen, bana mülk(ü saltanat) ve sözlerin te´vîlinden bir ilim verdin.<br />
<br />
Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da, Âhirette de, benim Yâr´im, Sensin!<br />
<br />
Benim canımı, Müslüman olarak al!<br />
<br />
Beni, Sâlihler´e kat! [101]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Suçlu Oğulları İçin İstiğfar Edişi:<br />
<br />
<br />
Yüce Allah; Yâkub Aleyhisselâmın ev halkını Mısır´da topladığı zaman, suçlu oğulları, birbirlerine:<br />
<br />
"Şeyh Yâkub´a ve Yûsuf´a, neler yaptığınızı, biliyorsunuz değil mi " diye sorup,<br />
<br />
"Evet! dediler, eğer, onlar, sizin suçlarınızı, bağışlarlarsa, Rabb´inizle olan du­rumunuz nasıl olacak<br />
<br />
İşinizin doğrulması, düzelmesi, Şeyh´e gitmenizdir!" dediler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın yanına varıp önüne oturdular.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm da, Babasının yanında oturuyordu.<br />
<br />
"Ey Babamız! Biz, sana, şimdiye kadar gelmediğimiz bir iş hakkında geldik.<br />
<br />
Başımıza, şimdiye kadar bir benzeri daha gelmeyen bir iş geldi!<br />
<br />
Peygamberler, halkın en merhametlisidirler!" dediler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey oğulcuklarım! Ne var başınızda " diye sordu.<br />
<br />
"Bizim tarafımızdan sana ve kardeşimiz Yûsüf´e karşı yapılmış olanları, bili­yorsun değil mi " dediler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Biliyorum!" dedi. "Sizler, bizi affettiniz değil mi " dediler. Yâkub Aleyhisselâmla Yûsuf Aleyhisselâm: "Evet!" dediler.<br />
<br />
"Eğer, Yüce Allah, bizleri, affetmeyecek olursa, sizin, bizleri affetmeniz, bizi Allah´ın azabından kurtarmaz!" dediler.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey oğulcuklarım! Benden, ne yapmamı istiyorsunuz " diye sordu.<br />
<br />
"Bizim için, Allah´a dua etmeni, Allah tarafından vahiy geldiği zaman, bizi, af-´etmesini, kendisinden dilemeni, istiyoruz.<br />
<br />
Eğer, dileğin kabul edilir de, hepimiz affedilirsek, gözlerimiz aydın ve kalbleri-miz mutmain ve müsterih olacaktır.<br />
<br />
Aksi takdirde, bizim için dünyada ebediyen göz aydınlığı ve sevinç olmayacak­tır!" dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yâkub Aleyhisselâm, ayağa kalkıp kıbleye yöneldi.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm da, Onun arkasında ayakta durdu.<br />
<br />
Kardeşlerin hepsi de, zelil ve huşulu olarak ikisinin arkasında ayakta durdular.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, dua etti.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm da, âmîn! dedi.<br />
<br />
Uzun yıllardan sonra, Yâkub Aleyhisselâmın vefatına yakın, Cebrail Aleyhis­selâm gelip oğulları hakkındaki duasının kabul edildiğini, onların, yaptıkları şey-terden affedildiklerini müjdeledi.[102]<br />
<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın Çocuklarına Vasiyeti Ve Vefatı:<br />
<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm; bütün ev halkıyla birlikte Mısır´a geldikten sonra, Yûsuf Aleyhisselâmın yanında on yedi yıl oturdu.[103]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, ölüm döşeğine düşünce, oğullarına:<br />
<br />
"Benden (vefatımdan) sonra, neye ibadet edeceksiniz " diye sorduğu zaman:<br />
<br />
"Senin İlâhına ve Babaların İbrahim´in, İsmail´in, İshak´ın bir tek İlâh olan Al­lah´ına ibadet edeceğiz! Biz, Ona teslim olmuş (Müslüman)larız!" dediler.[104]<br />
<br />
"Ey oğullarım! Allah, sizin için (İslâm) dini(ni) beğenip seçti.<br />
<br />
O halde, siz de, ancak, Müslümanlar olarak can veriniz!" (dedi).[105]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, vefat edeceği sırada, bütün oğulları ve oğullarının oğul­ları toplandı.<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, onlara bereket duası yaptı. Onlardan her birisi için birer söz söyledi.<br />
<br />
Kılıcını ve yay´ını, Yûsuf Aleyhisselâma verdi. [106]<br />
<br />
Cesedinin götürülüp Babası ishak Aleyhisselâmın kabirinin yanına gömülme­sini, ona vasiyet etti. [107]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâm, yüz kırk yedi yaşında vefat etti. [108] Ona ve gönderilen bü­tün Peygamberlere Selâm olsun!<br />
<br />
Mısır halkı, ona, yetmiş gün ağladılar. [109]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, doktorlara emretti: Babasının cesedini, güzel koku ile ko-kuladılar.<br />
<br />
Cesed, kırk gün, koku içinde bekletildi. [110]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Babasının, saç´dan tâbut´a konulan[111] cesedini, ev hal­kının yanına gömmeğe gitmek üzere, Mısır Kralından izin istedi. İzin verilince´[112], yanında, askerler, kardeşleri ve Mısırlıların büyükleri olduğu halde, gitti. [113] Hab-run´a vardı. [114]<br />
<br />
Ays b. İshak Amca´nın vefatı da, o güne rastladığı için, bir anneden ikiz olarak doğdukları gibi, Yâkub Aleyhisselâmla Ays b. İshak Aleyhisselâm, aynı günde bir kabre de, birlikte gömüldüler. [115]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâma, orada, yedi gün baş sağlığı dilendikten sonra yurdlarına döndüler.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın kardeşleri de, Babasından dolayı, Yûsuf Aleyhisselâma taziyede bulundular. [116]<br />
<br />
Yâkub Aleyhisselâmın defninden boşaldıktan sonra, Yûsuf Aleyhisselâm: "Benimle birlikte Mısır´a dönünüz!" deyince, kardeşleri, korktular. "Babamız, sana, bizim suçumuzu, bağışlamanı, tavsiye etmişti ya! " dediler. Yûsuf Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Siz, benden korkmayınız!<br />
<br />
Çünkü, ben, Allâh´dan korkan bir kimseyim!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, kalbleri rahatlaşan kardeşleri, Mısıra döndüler ve orada oturdular. [117]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Mâliye Vezirliği:<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Mısır´a on yedi yaşında gelmişti.<br />
<br />
Mısır Azîz´inin evinde on üç yıl kaldı.<br />
<br />
Otuz yaşında bulunduğu sırada, Mâliye Vezîri oldu. [118]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Mısır´da vazifesini, adaletle yerine gteirdiği için, kadın er­kek... herkesin sevgisini kazandı. [119]<br />
<br />
Kendisi, kıtlık günlerinde, doyasıya yemek yemezdi. [120]<br />
<br />
"Yer yüzünün hazineleri elinde iken, ne için aç duruyor, karnını doyuramıyor­sun " denildiği zaman:<br />
<br />
"Tok olursam, [121] açları, unuturum diye korkarım" derdi. [122]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; Kralın aşçısına, Krala, geceli gündüzlü bir günde öğle vak­tinde bir kere yemek vermesini emretti.<br />
<br />
Bununla da, Kral´m, açlığı tadıp açları, unutmamasını ve muhtaçlara ihsanda bulunmasını sağlamak istedi.<br />
<br />
Aşçı, böyle yaptı.<br />
<br />
Artık, Kralların, yemeklerinin, gün ortasında verilmesi âdet oldu. [123]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Kıtlık Yıllarında Halkı Hükümete Besleten Bir Uygulaması:<br />
<br />
<br />
Gelen ilk kuraklık ve kıtlık yılı, bolluk yıllarında hazırlanan her şeyi silip süpü­rüp yok etti.<br />
<br />
Mısır halkı, bu ilk yılda, bütün altun ve gümüşlerini verip Yûsuf Aleyhisselâm´-dan, yiyecek satın aldılar.<br />
<br />
Mısır´da ne bir dirhem, ne de, bir dinar kaldı. Hepsini, böylece, Devlet aldı.<br />
<br />
Halk, ikinci yılda, bütün zinet eşyalarını, takımlarını verip Devletten, yiyecek satın aldıiar.<br />
<br />
Halkın elinde bir şey kalmadı.<br />
<br />
Halk, üçüncü yılda, büyük küçük baş hayvanlarını verip Devletten yiyecek sa­tın aldılar.<br />
<br />
Dördüncü yılda, halk, bütün erkek, kadın kölelerini verip Devletten, yiyecek satın aldılar.<br />
<br />
Halkın elinden alınmadık ne bir erkek, ne de, bir köle kadın kaldı.<br />
<br />
Beşinci yılda, halk, arazi, akar ve evlerini verip Devletten, yiyecek satın aldılar.<br />
<br />
Halkın elinde hiç bir mülk kalmadı.<br />
<br />
Altıncı yılda, halk, çocuklarını verip Devletten, buğday veya arpa satın alır oldular.<br />
<br />
Hiç bir kimsenin köle olmadık ne oğlan, ne de, kız çocuğu kalmadı. Yedinci yılda, halk canlarını, Devlete satıp Devletten, yiyecek satın aldılar. Mısır´da Kralın eline geçmeyen ne bir hür, ne de, erkek veya kadın köle kaldı.<br />
<br />
Bundan sonra, Yûsuf Aleyhisselâm, bu icrâatını, nasıl bulduğunu sorup takdir ve tasvip ile karşıladığını söyleyen Mısır Kralı Firavun Reyyan´a:<br />
<br />
"Ben, Allah´ı ve Seni şâhid tutarım ki: Bütün Mısır halkını âzâd ettim ve kendi­lerine, mülklerini, akarlarını, kölelerini ve oğullarını geri verdim!" dedi.<br />
<br />
Halk, Yûsuf Aleyhisselâmın bu işinden hayretlere düştüler:<br />
<br />
"Vallahi, biz, bundan daha şanlı ve daha büyük bir Vezîr görmedik! dediler. [124]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Evlenmesi Ve Doğan Çocukları:<br />
<br />
<br />
<br />
Mısır Kralı; Yûsuf Aleyhisselâmı, ölen Vezîr´in karısı Rail[125] ile evlendirdi. Yûsuf Aleyhisselâm, Râil´e:<br />
<br />
"Senin, vaktiyle benden istemiş olduğun şeyden, böylesi, daha hayırlı değil midir " dedi.<br />
<br />
Râil:<br />
<br />
"Ey dost! Sen, beni, kınama!<br />
<br />
Gördüğün gibi, ben, devlet ve dünya nimetleri içinde yaşayan güzel bir kadın idim.<br />
<br />
Efendimin ise, kadınlarla teması yoktu.<br />
<br />
Allah, seni de, olduğun gibi, güzel suret ve heyette yaratmıştı. Gördüğün gibi, nefsim, bana, galebe çalmıştı!" dedi. Yûsuf Aleyhisselâmın, Râil´i, bakire bulduğu da, söylenir.<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın, Râil´den, Efrâim ve Mîşa´ adındaki oğulları doğ-muştur. [126] Efrâim; Yûşa´ b. Nün, b. Efrâim Aleyhisselâmın dedesidir.<br />
<br />
Mîşa´ın da, Mûsâ adında bir oğlu olup kendisi, Mûsâ b. İmran Aleyhisseiâm-dan önce Peygamber olmuştu.<br />
<br />
Tevrat Ehli ise, Hızır Aleyhisselâmı arayan Mûsâ b. İmran Aleyhisselâmın, bu, Mûsâ b. Mîşa´ olduğunu zan ve iddia etmekle[127], ağır bir yanılgıya düşmüşler, yalan söylemişlerdir. [128]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; daha on yedi yaşında bulunduğu ve kuyuya bırakıldığı sı­rada[129], İlâhî Vahy´e mazhar kılınmış[130], Rabb´i tarafından beğenilip seçil-miş[131], tâatta ihlâsa erdirilmiş kullardan1[132] bir Peygamberdi[133].<br />
<br />
Amr b. Imlak, b. Lavez, b. Sâm soyundan gelen Mısır kralı İkinci Firavun[134]´ Reyyan b. Velîd´i, Allah´a imana davet edip iman ettirmişti.<br />
<br />
Onun ölümünden sonra, yerine aynı soydan gelen Kabus b. Musab b. Muâvi-ye´yi de, imana davet etmiş ise de, ona, kabul ettirememişti[135]<br />
<br />
Kendisi, kâfir[136] ve zorba idi. [137]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, Kral´a ve ileri gelenlerine apaçık burhanlar getirdiği hal­de, onlar, onun getirdiği şeyler hakkında hep şüphe edip durdular.<br />
<br />
Hattâ, Yûsuf Aleyhisselâm, vefat edince de:<br />
<br />
"Bundan sonra, Allah, asla Peygamber göndermez!" dediler.<br />
<br />
Allah, haddi aşan şüpheci kimseleri, işte, böyle şaşırtır. [138]<br />
<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın Vefatı:<br />
<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; Babası Yâkub Aleyhisselâmın vefatından sonra, yirmi üç yıl daha yaşadı.[139]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm; vefatı yaklaştığı sırada, İsrail oğulları kavminden seksen erkeği yanına topladı.<br />
<br />
Onlara; ecelinin geldiğini, yakında vefat edeceğini, Kıbtîlerden tanrılık iddia­sında bulunacak bir zorbanın kral olup İsrail oğullarının doğan erkek çocuklarını öldürüp kız çocuklarını, bırakacağını ve İsrail oğullarına işkencenin en kötüsünü tattıracağını, saltanatının, uzun müddet süreceğini, sonra, İsrail oğullarından La-vi b. Yâkub´un oğullarından Mûsâ b. İmran adında, uzun boylu, kıvırcık saçlı, es­mer tenli bir zat çıkacağını, Yüce Allah´ın, onun eliyle İsrail oğullarını, Kıbtî Fira-vun´un elinden kurtaracağını haber verdi.[140]<br />
<br />
Mısırdan çıkıp giderlerken, cesedini, Babalarının yanına gömülmek üzere, yan­larında götürmelerini vasiyet[141], kardeşi Yehuza´yı da, İsrail oğullarının üzerine Halîfe tayin etti. [142]<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâm, vefat ettiği zaman, yüz yirmi yaşında idi. [143] Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun!<br />
<br />
Yûsuf Aleyhisselâmın cesedi, kokulanıp mermer bir tabut içine konuldu. [144] Nil nehrinin kenarına gömüldü. [145]<br />
<br />
Üzerine, su salınıp kabir, su altında, bırakıldı. [146]<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde Yûsuf Aleyhisselâmla Karşılaşıp Selamlaşması:<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm; Mîrac gecesinde Cebrail Aleyhisselâm-la birlikte üçüncü kat göğe yükseldiler.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm, göğün kapısını çaldı, göğün bekçisine:<br />
<br />
"Aç!" dedi.<br />
<br />
"Sen, kimsin " denildi.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Cebrail´im!" dedi.<br />
<br />
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Muhammed (Aleyhisselâm) var!" dedi.<br />
<br />
"O (Mîrac için) gönderildi mi " diye soruldu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Gönderildi!" dedi.<br />
<br />
Kapı, açılınca, kendisine, güzelliğin yarısı verilmiş olan Yûsuf Aleyhisselâmla karşı-<br />
<br />
laştılar. [147]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.<br />
<br />
Cebrail Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu, senin kardeşin Yûsuf b. Yâkub (Aleyhisselâm)dır. [148]<br />
<br />
Selâm ver ona!" dedi.<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm, selâm verdi.<br />
<br />
O da, Peygamberimiz Aleyhisselâma mukabele ettikten sonra:<br />
<br />
"Hoş geldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih Peygamber!" dedi.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Eyyub Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=257</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 20:54:30 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=257</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Eyyub Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Eyyûb b. Mûs[1], b. Ra´vil[2], veya Razıh[3] veya Rizah[4] veya Zirah[5], b. Ays b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. [6]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın annesi, Lut Aleyhisselâmın kızı idi[7]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın babası Mûs; Nemrud´un, İbrahim Aleyhisselâmı ateşi atıp yakmak istediği gün, İbrahim Aleyhisselâma iman edenlerdendi.[8]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, Yâkub Aleyhisselâmın zamanında idi. [9] ve Onun Leyyı adındaki kızı ile de, evlenmişti. [10]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; uzun boylu, kıvırcık saçlı[11], güzel[12], büyük[13] gözlü, bü­yük başlı[14], geniş göğüslü, kalın kollu, kalın bacaklı, kısa boyunlu idi. [15]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Yurdu, Serveti Ve Oğulları:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın yurdu: Şam´ın Dımaşk ile Câbiye arasındaki Ürdün bel­delerinden olan[16] Beseniye nahiyesi idi. [17]<br />
<br />
Şam´ın Beseniye köyünün doğu ve batısı arasında bulunan her şeyi[18], dağ­ları, ovaları[19], içindekilerle birlikte[20] deve, sığır, davar, at, merkep, her cins mal[21], Eyyûb Aleyhisselâma âitti. [22]<br />
<br />
Kendisinin, o köyde, çobanları ile birlikte, bin koyunu,<br />
<br />
Beş yüz öküzü,<br />
<br />
Her öküzün, birer sürücüsü köle,<br />
<br />
Her kölenin de, karısı, çocukları, malları,<br />
<br />
Her öküzün, çift âletini taşıyan dişi merkebi,<br />
<br />
Her merkebin, iki, üç, dört, beş ve daha fazla sıpası bulunmakta idi. [23]<br />
<br />
Yüce Allah, ona, erkek, kadın bir çok ev halkı da, ihsan etmişti. [24]<br />
<br />
On üç erkek evlâdı vardı. [25]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; İbrahim, İsmail, İshak, Yâkub, Esbat ve İsâ Aleyhisselâm-lar gibi, İlâhî Vahy´e mazhar olmuş[26], Yüce Allah tarafından seçilip ona da, Pey­gamberlik verilmişti. [27]<br />
<br />
Kendisine Peygamberlik verilişi, Yâkub Aleyhisselâmın zamanında idi. [28] Eyyûb Aleyhisselâmın dini, İbrahim Aleyhisselâmın Tevhid dini idi. [29]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Şerîatı: Yüce Allanın Birliğine iman ve insanlar arasını düzeltmekti. [30]<br />
<br />
Dâvud Aleyhisselâma göre: Eyyûb Aleyhisselâm: insanların, en halîm ve uslu­su, insanların, en sabırlısı ve öfkelerini, en çok yeneni idi. [31]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; yoksullar, züğürtler için, çok merhametli idi.<br />
<br />
Yetimlere, dullara bakar, konukları, ağırlar, bunları da, Allah´ın, kendisine ver­miş olduğu nimetlerin şükrânesi olarak yapardı. [32]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, konuksuz, gecelemez, yoksul bulundurmadıkça, yemek yemez[33], açların karınlarını doyurmadıkça, kendi karnını doyurmaz, çıplakları, giydirmedikçe, kendisi, giyinmezdi. [34] Dulları, giydirir, kuşatırdı. [35]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın İbtilâya[36] Uğrayışı:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâya uğramasına türlü sebepler gösterilir.<br />
<br />
Bu cümleden olmak üzere: Beseniye halkı, zorbalardan bir zorba olan ve hal­ka zulmeden krallarının huzuruna varıp onunla konuştukları ve kendisine, ağır sözler söyledikleri halde, Eyyûb Aleyhisselâmın -ekinleri, hakkında- ondan çeki­nerek, konuşmasında yumuşak davrandığı, Mârufu, emretmediği, işlediği zulüm hakkında, zâlimi, uyarmadığı rivayet edilir. [37]<br />
<br />
Şam toprağında kuraklık, kıtlık olup ta, Mısır Kralı Firavun: "Bize gel! Bizim yanımızda, senin için, bolluk, genişlik vardır!" diye yazı gönderince, Eyyûb Aley­hisselâm; çoluk çocukları, atları, küçük büyük baş hayvanları ile birlikte kalkıp Mısır´a gider. [38]<br />
<br />
Firavun, onlara, yiyecekler, elbiseler[39] ve yerler ayırıp verir. [40]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, Firavun´un yanında bulunduğu sırada, Şuayb Aleyhisse­lâm gelip içeri girer ve:<br />
<br />
"Ey Firavun! Gök halkı, yer halkı, denizler ve dağlar halkı, kızınca, Allah´ın da, gazaba geleceğinden korkmaz mısın " der.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm ise, susar, konuşmaz. [41]<br />
<br />
Eyyûb ve Şuayb Aleyhisselâmlar, Firavun´un yanından çıkınca, Yüce Allah, Ey­yûb Âleyhisselâma:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Sen, Firavun´un ülkesine gittiğin için, sustun[42]<br />
<br />
İbtilâ´ya hazırlan!" diye Vahy eder.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, yetim´in geçimini, üzerime almadım mı<br />
<br />
Garîb´i, barındırmadım mı<br />
<br />
Ac´ı, doyurmadım mı<br />
<br />
Dul´a, yardımcı olmağa çalışmadım mı " der.<br />
<br />
O sırada; içinden, on binlerce yıldırımlar, korkunç gök gürlemeleri duyulan bir bulut geçer ve bulutun içinden:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Bunu, sana yaptıran kim´di " denilir.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; hemen, bir avuç toprak alıp başının üzerine koyarak:<br />
<br />
"Sen´din yâ Rab!" der.<br />
<br />
Yüce Allah, ona:<br />
<br />
"İbtilâya hazırlan!" diye Vahy eder. [43]<br />
<br />
Bunun üzerine, Eyyûb Aleyhisselâmın bütün serveti yok olur. [44]<br />
<br />
Üzerlerine, ev yıkılıp bütün oğulları, ölür! [45]<br />
<br />
Fakat, o, bunlara rağmen, hep Yüce Allah´a hamd´ü senada bulunmaktan, ibâ­dete devamdan, verdiğine şükür, uğradığı ibtilâya sabredip katlanmaktan ay-rılmaz. [46]<br />
<br />
"Zâten, onlar, Allah´a âitt. Onları, bize emânet olarak vermişti. Onları, ister bırakır, ister geri alır! [47]<br />
<br />
Ben, annemin karnından çıplak olarak çıktım ve çıplak olarak toprağa, kabre döneceğim. Çıplak olarak ta, Rabb´ime haşrolunacağım!" deyip Allah´a hamd et­meğe devam eder. [48]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, aynı zamanda hastalanır da. [49]<br />
<br />
İlk defa olarak Çiçek[50] veya Cüzzam hastalığına tutulur. [51]<br />
<br />
Yemeği, ancak, iki elini birleştirerek tutup ağzına güçlükle götürür.<br />
<br />
Dili, şişer, ağzını, doldurur.<br />
<br />
Yemeği, ağzına güçlükle sokar.<br />
<br />
Barsakları, vazifesini yapmaz olur.<br />
<br />
Yediği şey, karnına girdiği gibi, çıkar, vücuduna yararlı olmaz.<br />
<br />
Ayaklarında güç kalmaz, onları, taşıyamaz hale gelir. [52]<br />
<br />
Vaktiyle, kendilerini, ev halkı gibi geçindirdiği kimselere avuç açar olur.<br />
<br />
Onlar, bir tek lokma verirler, onu da, başına kakarlar, kendisini, kınar ve ayıp­larlar.<br />
<br />
Bütün oğulları ölüp elinden tutacak, yardım edecek kimsesi kalmaz.<br />
<br />
Ailesi, ona, küser.<br />
<br />
Akrabaları, dostları da, kendisinden yüz çevirir, ilgilerini keser.<br />
<br />
Tanıdıkları, kendisini, tanımaz olur.<br />
<br />
Bütün hakları, inkâr edilir.<br />
<br />
Yaptığı iyilikler, unutulur.<br />
<br />
Seslenişine, ses verilmez, aldırış edilmez olur. [53]<br />
<br />
Köy halkı, kendisini, köy dışındaki çöplüğe sürüp çıkarır. [54]<br />
<br />
Üzerine gerilen bir gölgelikte barınmağa başlar. [55]<br />
<br />
Yanına, zevcesinden başka pek uğrayan olmaz. Hacetini, yalnız zevcesi, gi­dip gelip görür.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, uğradıkları ibtilânın kaldırılması için de, yıllarca, dua etmez.[56]<br />
<br />
Zevcesi Leyya hatun, bir gün:<br />
<br />
"Sen, duası, makbul bir Zat´sın. Sana, şifâ vermesi için, Allah´a dua etsen a!" demişti.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Biz, yetmiş yıl nimetler içinde yaşadık.<br />
<br />
Bırak ta, yetmiş yıl da, ibtilâ içinde bulunalım!" dedi. [57]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; kaybettikleri servet, evlad ve sıhhate ağlayan zevcesine:<br />
<br />
"Onları, bize kim ihsan etti " diye sordu.<br />
<br />
Zevcesi:<br />
<br />
"Allah ihsan etti." dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Onlardan, kaç yıl yararlandık " diye sordu.<br />
<br />
Zevcesi:<br />
<br />
"Seksen yıl!" dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah, bizi, onların ibtilâsı ile kaç yıldan beri mübtelâ kılıyor " diye sordu.<br />
<br />
Zevcesi:<br />
<br />
"Yedi yıldan beri!" dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yazıklar olsun sana! Vallahi, sen, Rabb´ine karşı, ne adaletli, ne de, insaflı davrandın!<br />
<br />
Geçim bolluğu ve rahatlık içinde bulunduğumuz gibi, Rabb´imizin, bizi uğrattı­ğı şu ibtilâya da, seksen yıl katlanmamız gerekmez mi " dedi. [58]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın İbtilâsı Şiddetlenince Yüce Allah´a Hamd´ü Senası:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâsı şiddetlendiği zaman, Yüce Allah´a şöyle hamd´ü senada bulunduğu rivayet edilir:<br />
<br />
"Hamd, Rabb´ül´ âlemîn olan Allah´a mahsustur.<br />
<br />
Ben, Rabb´im olan Sana hamd ederim ki: Sen, bana ihsanda bulundun: bana, mal ve evlad verdin.<br />
<br />
Kalbimde, bunların girmediği bir bölüm kalmadı.<br />
<br />
Sonra, hepsini, benden geri aldın, kalbim, onlardan boşaldı.<br />
<br />
Artık, benim aramla Senin arana, bir şey girer değildir! [59]<br />
<br />
"Ey Rabb´im! Bundan önce, beni, gündüzleri, mal sevgisi, telâşı, oyalıyordu.<br />
<br />
Geceleri de, beni -kendilerine olan şefkatimden dolayı- evlad sevgisi, oyalıyordu.<br />
<br />
Ne mutlu ki: şu anda, onlardan boşalmışım!<br />
<br />
Gözümü, kulağımı, gecemi, gündüzümü, Senin zikr´in, şükr´ün, takdis ve Teh-lil´in ile geçiriyorum!" [60]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmı Üzen Konuşmalar:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâsı, on sekiz yıl sürdü. Yakın, uzak, herkes, ondan ayrıldı.<br />
<br />
Ancak, din kardeşlerinden özelliği bulunan ikisi, sabah, akşam, onun yanına uğrarlardı.<br />
<br />
Onlardan biri, o birine:<br />
<br />
"Vallahi, Eyyûb, her halde, âlemlerden hiç bir kimsenin işlemediği bir günah işlemiş olmalı!" dedi.<br />
<br />
Arkadaşı:<br />
<br />
"Ne demek bu " diye sordu.<br />
<br />
"Kendisi, on sekiz yıldan beri ibtilâ içindedir de, Allah, ona acımıyor ve kendisinden bu ibtilâyı kaldırmıyor!" dedi.<br />
<br />
Onlar, yine, bir gün, Eyyûb Aleyhisselâmın yanına gittiler. Kendisini, ibtilâ için­de bulunca:<br />
<br />
"Allah, Eyyûb´da, bir hayır olduğunu, bilseydi, bu ibtilâ, ona, erişmezdi!" dediler.<br />
<br />
Evvûb Aleyhisselâm, bunu, işittiği zaman; kendisinin, bundan daha ağırına gi­den bir şey olmadı! [61]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Sen, benim, bir ac´ın yerini bildiğim halde, hiç bir gece, tok ola­rak gecelemediğimi, biliyorsan -ki, biliyorsun- beni, doğrula!" diye yalvardı.<br />
<br />
Allah tarafından doğrulandı! Doğrulandığını, onlar da, işittiler. Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Sen, benim, bir çıplağın yerini bildiğim halde, üzerime, asla göm­lek giyinmediğimi, biliyorsan -ki biliyorsun- beni, doğrula!" diye yalvardı.<br />
<br />
Allah tarafından doğrulandı! Doğrulandığını, onlar da, işittiler.´[62]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâma iman edip ibtilâya uğraması üzerine, kendisinden yüz çeviren, dinini bırakanlardan üç kişi daha vardı([63] ki, onlardan birisi Yemenli, ikisi de, Beseniye köyü halkındandı. [64]<br />
<br />
Bunlar, birgün Eyyûb Aleyhisselâmın yanına gittiler, onu, suçladılar, ağ-lattılar. [65]<br />
<br />
"İşleyip azabını çektiğin günahından dolayı, Allah´a tevbe et! [66]<br />
<br />
Sen, öyle bir günah işlemişsin ki, o günahı, hiç bir kimse işlememiştir!<br />
<br />
Bunun için, senin üzerinden azab kaldırılmayor!" dediler, ona, çatmalarını, kı­namalarını uzatıp durdular. [67]<br />
<br />
O sırada, orada bulunan[68]´ ve Eyyûb Aleyhisselâma iman ve onun Peygam­berliğini tasdik etmiş olan[69] ve arada sırada, söze katılıp onlara cevaplar ve­ren[70] bir genç:<br />
<br />
"Siz ey olgunluk yaşındaki kişiler! Hep konuştunuz ve konuşmağa da yaşınız bakımından daha lâyık bulunuyorsunuz.<br />
<br />
Fakat, siz, söylediğinizden daha güzel olan bir sözü,<br />
<br />
Siz, ileri sürdüğünüz görüşten, daha yerinde olan bir görüşü,<br />
<br />
Siz, dile getirdiğiniz işten, daha güzel bir işi... terk ettiniz!... Geri bıraktınız!<br />
<br />
Eyyûb´un, sizin üzerinizde bir hakkı bulunmaktadır ve kendisinin şahsiyeti, si­zin tavsif ettiğinizin çok üstündedir! [71]<br />
<br />
Ey olgunluk yaşındaki kişiler! [72]<br />
<br />
Siz, kimin hakkını, eksilttiğinizi, kimin hürmetini yırttığınızı, hangi Zâtı ayıpladı-ğınızı[73], suçladığınızı[74] biliyormusunuz<br />
<br />
Eyyûb´un; Allah´ın Peygamberi ve bu gününüzde halkın en hayırlısı, en üstü­nü ve en seçkini olduğunu bilmiyormusunuz ki: Allah, size, bildirmedimi ki, bir şeye, Allah, kızdığı zaman, onun kullarına vermiş olduğu kerametlerden bir kera­meti, çeker, koparır<br />
<br />
Siz, Eyyûb ile uzun müddet yaptığınız sohbet ve arkadaşlık sırasında, kendisi­nin, hak ve gerçekten gayrı bir şey yapmadığını bilmiyormusunuz !<br />
<br />
Sizin yanınızda onun sırtına yüklenmiş olan ibtilâ, sizlere yüklenmiş olsaydı, haliniz nice olurdu<br />
<br />
Şunu, iyi biliniz ki: Yüce Allah, Peygamberlere, Sıddîklere, Şehidlere ve Sâlih-lere ibtilâ verir.<br />
<br />
Allah´ın, bunlara verdiği ibtilâ, onlara gazab veya hakaret ettiğini değil, fakat, bunun, kendilerine bir keramet ve bir hayır olarak verildiğini gösterir. [75]<br />
<br />
Eyyûb, Allah tarafından bu duruma düşmeden, sıhhatli halinde iken, siz, ona kardeş olmuş değil miydiniz<br />
<br />
Hikmet Ehli´nin; ibtilâ sırasında tasalı ve üzüntülü olan kardeşini, ne bilmeden kınaması, ne de, ihtilasından dolayı ayıplaması, kusurlaması iyi olmaz.<br />
<br />
Fakat, onun, ona acıması, onunla birlikte ağlaması, onun için Allâh´dan mağfi­ret dilemesi, üzüntüsüne üzülmesi ve ona, işi üzerinde delil olması yakışır!<br />
<br />
Bunları, bilmeyen kişi, hakîm ve aklı başında değildir. [76] Allah! Allah! Ey olgunluk yaşındaki kişiler! Allah´ın azamet ve Celâlini düşününüz!<br />
<br />
Dillerinizi, kesen, kalblerinizi, parçalayan´[77], delillerinizi, kesip atan[78] şeyi, ölümü, anmanız gerekmez mi<br />
<br />
Âciz ve dilsiz olmadıkları halde, rastgele konuşmaktan korkarak Allah için, susan kullar bulunduğunu bilmiyormusunuz<br />
<br />
Oysa ki, onlar, Allâhı´ ve Allah´ın âyetlerini bilen ve dile getiren ilim, akıl ve fasâhat sahibi kişilerdi.<br />
<br />
Fakat, onlar, Yüce Allah´ın azameti anıldığı zaman, kalbleri burkulur, dilleri, tutulur, Allah´ın azamet ve heybetinden korkarak akılları, başlarından gider, ken­dilerine geldikleri zaman, pâk amellerle Yüce Allah´a doğru yarışırlar.<br />
<br />
Onlar; iyi ve Salih kişiler oldukları halde, kendilerini, zâlimlerle bir sayarlar.<br />
<br />
Onlar; akıllı ve Allâh´dan korkan kişiler oldukları halde, kendilerini, kusurlu ki­şilerle bir tutarlar..." der. [79]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, onun, bu sözlerini dinleyince[80]´: "Yüce Allah, hikmeti, küçüklerin, büyüklerin kalbine rahmetle eker. Hikmet, ne zaman, kalb de biterse, Yüce Allah, onu, dilde açığa vurur. Hikmet, yaştan, saç ağarmasından veya uzun tecrübeden oluşmaz.<br />
<br />
Yüce Allah, kulunu, genç yaşında hikmet sahibi yaptığı zaman, onun makamı, hikmet sahipleri katında aşağı düşmez. [81]<br />
<br />
Onlar, üzerlerinde Yüce Allanın keramet nûr´unu, görürler!" dedikten sonra, öteki kişilere dönüp[82]:<br />
<br />
"Siz, çarçabuk kızmış olarak bana geldiniz. [83]<br />
<br />
Siz, korkutulmadan önce, korktunuz!<br />
<br />
Siz, dövülmeden önce, ağladınız!<br />
<br />
Ben, size:<br />
<br />
(Mallarınızdan, benim için, Sadaka veriniz.<br />
<br />
Belki, Allah, beni, bu ibtilâdan kurtarır.)<br />
<br />
Veya:<br />
<br />
(Benim için, bir kurban, kurban ediniz.<br />
<br />
Belki, Allah, kabul eder ve benden razı olur.) deseydim, acaba nasıl davra­nırdınız<br />
<br />
Hiç şüphesiz, siz, kendinizi beğenmektesiniz.<br />
<br />
Siz, ihsanlarınızla, afiyete nail olduğunuzu, izzet bulduğunuzu sanıyorsunuz.<br />
<br />
Siz, kendi aranızla Rabb´inizin arasında olan şeylere baksaydınız, sonra da, sadaka verecek olsaydınız, bir çok ayıplarınızı, Yüce Allah´ın size giydirmiş oldu­ğu afiyet elbisesiyle örtmüş bulurdunuz!<br />
<br />
Vaktiyle, içlerinde bulunduğum dost kişiler, benim sözlerimi dinlerler, bana, saygı gösterirlerdi.<br />
<br />
Düşmanımdan bile, insafa gelen, hakkımı tanıyan, olurdu.<br />
<br />
Bugün, sabaha çıktığımda, artık, benim için, sizinle, ne görüşme, ne de, ko­nuşma vardır!<br />
<br />
Siz, bana, üzerimdeki ibtilâmdan daha ağır ve şiddetli gelmektesiniz!" dedi ve onlardan yüz çevirdi. [84]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ey Allah´ın Peygamberi! Senin, en ağırına giden belâ, hangisidir " diye so­rulunca:<br />
<br />
"Düşmanların şamatasıdır!" demiştir. [85]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Zevcesini Yanından Uzaklaştırışı:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın zevcesi Leyya Hatun´un rastlayıp:<br />
<br />
"Şu hastayı, tedâvîeder misin " diye sorduğu bir adamın, kendisine, secde edildiği[86] ve:<br />
<br />
"Bana, sen, şifâ verdin!" denildiği´[87]´takdirde, hem bütün kaybettikleri şeyle­ri geri çevireceğini, hem de, kocasının hastalığını iyileştireceğini söylediğini ha­ber verdiği zaman, Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, onun, şeytan olduğunu, daha öğrenemedin mi [88] O Allah düşmanı, seni, dininden döndürmek istemiş!´[89] Yazıklar olsun sana! Sen, onun sözüne nasıl kulak astın !<br />
<br />
Vallahi, Allah, bana şifâ verecek olursa[90], iyileşecek olursam, sana, yüz so­pa vuracağım!" dedi,´[91] ve kendisini, yanından uzaklaştırdı:<br />
<br />
"Senin, yemeğin, suyun, bana haram olsun! Senin getireceğin şeylerden hiç birini tatmayacağım! Yanımdan, hemen uzaklaş! Artık, seni, görmeyeyim!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Leyya hatun, Eyyûb Aleyhisselâmın yanından ayrılıp köye gitti. [92]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Allâha Münâcâtı Ve İbtilâsının Kaldırılışı:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; din kardeşlerinden iki kişinin, kendisini, son derecede üzen konuşmalarını işittiği[93], kızıp zevcesini kovduğu, yanında ne bir yiyecek,<br />
<br />
ne bir içecek, ne de, kendisine bakacak bir arkadaş bulunmadığını gördüğü za-man[94], secdeye kapandı, [95] ve:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Sen, benim üzerimdeki ibtilâyı kaldırıncaya kadar, başımı, sec­deden kaldırmayacağım! [96]<br />
<br />
Hakîkat, bana (bu) derd (gelip) çattı. Sen, Esirgeyicilerin, Esirgeyicisisin! [97]<br />
<br />
Hakîkat, şeytan, beni, yorgunluğa (meşakkata) ve azaba (hastalığa) uğrattı!" diye seslenerek halini arz ve ihtilasını kaldırmasını Rabb´inden niyaz etti. [98]<br />
<br />
Yüce Allah, onu, (onun duasını) kabul buy urdu. [99]<br />
<br />
"Başını, kaldır! Senin duanı, kabul ettim! [100]<br />
<br />
Ey Eyyûb! Senin hakkındaki´[101] hükmüm, yerine geldi.<br />
<br />
Rahmetim, gazabımı, geçti. [102]<br />
<br />
Seni, yarlıgadım. [103]<br />
<br />
Senden sonra, ibtilâya uğrayacak ve sabredecek kimseler için, bir mucize ve ibret olsun diye ev halkını ve malını ve onlarla birlikte bir mislini daha sana geri verdim! [104]<br />
<br />
"Ayağınla, vur (yer´e)[105]<br />
<br />
İşte, hem yıkanılacak, hem içilecek soğuk (bir su! buyurdu).´[106]<br />
<br />
"Onun içinde şifâ vardır." [107]<br />
<br />
Yüce Allah; Eyyûb Aleyhisselâmdan, böylece, o zararı gidermiş[108], Allah tara­fından bir rahmef[109], ibâdet edenler için bir hâtıra[110], temiz akıl sahipleri için de, bir ibret[111] olmak üzere, hem ailesini, hem onlarla birlikte bir mislini daha ona ba­ğışlamış[112], Eyyûb Aleyhisselâm, en ağır ibtilâlara katlanmakta mesel ve dillere destan olmuştur. [113]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; yer´e ayağıyla vurunca, yerden bir su kaynayıp akmağa başladı.<br />
<br />
Onunla, yıkandı.<br />
<br />
Vücudunun dışındaki hastalık ve rahatsızlıklardan hiç bir şey kalmadı. [114]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, kırk arşın kadar yürüdükten sonra[115], ayağını, tekrar ye­re vurdu.<br />
<br />
Yerden, diğer bir su daha kaynayıp akmağa başladı.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, o sudan da, içti. [116]<br />
<br />
Karnından, dışarı çıkmadık hastalık kalmadı.<br />
<br />
Sıhhatli, sapa sağlam olarak ayağa kalktı.´[117]<br />
<br />
Yüce Allah, ondan, bütün derdleri ve elemleri giderdi. [118]<br />
<br />
Gençliğini ve güzelliğini, ona, geri çevirdi.´[119]<br />
<br />
Kendisi, önce olduğundan daha güzel, daha üstün oldu.´[120]<br />
<br />
Kendisine, Allah tarafından, altlı üstlü iki parça kıymetli bir elbise de, giydirildi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; ne tarafa baksa, orada, kendisine aid ev halkından veya malından olup ta, Allah tarafından katlanmış olarak kendisi için hazırlanmış bu­lunduğunu görmediği bir şey yoktu!<br />
<br />
Hattâ, kendisinin, içinde yıkandığı zikredilen suya varıncaya kadar hepsini, ya­nında hâzır buldu!<br />
<br />
Yüksekçe bir yere çıkıp oturdu. [121]<br />
<br />
Leyya Hatunun Telaşlanışı Ve Eyyûb Aleyhisselâmın Yanına Koşusu :<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın zevcesi Leyya hatun ise, kendi kendine:<br />
<br />
"O, kendisine yiyecek yedirmekten, beni, ne diye men ve tard etti ! [122]<br />
<br />
Ben, onu, ne diye bıraktım ki [123]<br />
<br />
Kendisinin yanında bir kimse de, yok! [124]<br />
<br />
Ya o, açlıktan[125], susuzluktan´[126] ölürse, ya onu, yırtıcı hayvanlar, yerse´[127], helak ederse, ben, ne yaparım<br />
<br />
Ben, onun (söylediğine bakmayıp) muhakkak, yanına döneceğim!" dedi. [128] Döndü.´[129]<br />
<br />
Onu; ne çöplükteki gölgelikte bulabildi, ne de, söylemiş olduğu hallerden her hangi birinin başına geldiğini görebildi.<br />
<br />
İşler, tamamıyla değişmişti. [130]<br />
<br />
Leyya hatun, böyle, Eyyûb Aleyhisselâmı, yattığı yerde arayıp bulamayınca, aklı, başından gitti. [131]<br />
<br />
Gölgeliğin çevresini dönüp dolaşıyor ve ağlıyordu.<br />
<br />
Ötede, gıcır gıcır elbiseli bir zâtın oturduğunu görünce, yanına gidip Eyyûb Aley­hisselâmı, ona sormaktan çekindi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Eyyûb Aleyhisselâm, onu, yumuşak bir sesle yanına çağıra­rak, kendisine:<br />
<br />
"Ey Allah´ın kulu kadın! Ne istiyorsun " diye sordu. Leyya hatun, ağlayarak:<br />
<br />
"Şu çöplükteki gölgeliğe bırakılmış olan mübtelâ Zâtı görmek istiyorum! Kendisi, helak mı oldu Kendisine, ne yapıldı bilmiyorum. Onu, köpekler veya kurtlar, yemiş olabilir.´[132] Ey Allah´ın kulu!´[133] Allah, sende olanı, mübarek kılsın! [134]´ Sen, şurada bulunan´[135], Allah´ın Peygamberi olan[136]´ o mübtelâ Zâtı´[137], gör­dün mü [138]<br />
<br />
Onun hakkında, sende bir bilgi var mı " diye sordu. [139] Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, senin neyin olur " dedi.<br />
<br />
Leyya hatun, ağladı ve ağlayarak:<br />
<br />
"O, benim kocamdı.<br />
<br />
Sen, onu, gördün mü Kendisi, şurada bulunuyordu" dedi.[140]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, onu görsen, tanır mısın " diye sordu. [141]<br />
<br />
Leyya hatun:<br />
<br />
"Evet!&lt; [142] Ben, onu, nasıl tanımam ´[143]<br />
<br />
Onu, tanımaz olur muyum ´[144]<br />
<br />
Görüp durduğum bir kişi, bana hiç gizli olur mu " dedikten sonra, ona, korka korka baktı. Sonra da[145]:<br />
<br />
"Vallahi, sıhhatli olduğu zaman, ona, şu halinle, senin kadar benzeyen bir kimse görmedim! [146]<br />
<br />
Sıhhatli olduğu zaman, Allah´ın kullarından, sana, en çok benzeyeni o, olur­du!" dedi. [147]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İşte, ben, o´yum! [148] Allah, sana rahmet etsin! Ben, Eyyûb´um!" dedi. [149]<br />
<br />
Leyya hatun:<br />
<br />
"Allâh´dan kork! Benimle alay etme! [150]<br />
<br />
Ey Allah´ın kulu! Sen, benimle alay mı ediyorsun " dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah, sana rahmat etsin Ben, Eyyûb´um!<br />
<br />
Allah, bana, cesedimi iade etti!" dedi[151] ve gülümsedi.<br />
<br />
Gülünce, Leyya hatun, onu, tanıdı ve onun boynuna sarıldı. [152]<br />
<br />
Kucaklaştılar.´[153]<br />
<br />
Yüce Allah´ın, Leyya hatunu da, gençleştirdiği ve ondan, on altı oğul dünyaya geldiği de, rivayet edilir. [154]<br />
<br />
Buluttan Altın Çekirgelerin Yağışı:<br />
<br />
Yüce Allah, Eyyûb Aleyhisselâma bir Melek indirdi. Melek:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Belâya karşı sabrından dolayı, Allah, sana selâm söylüyor.<br />
<br />
Harman yerine kadar git!" dedi. [155]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, oraya gitti. [156]<br />
<br />
Yüce Allah, oraya[157], kızıl[158] bir bulut gönderdi.<br />
<br />
O buluttan, üzerlerine, altından çekirgeler, dökülmeğe, yağmaya başladı. [159]<br />
<br />
Melek, Eyyûb Aleyhisselâmın yanında dikilip duruyordu. [160]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın, Harman dışına çıkan altun çekirgeleri de, harmana sok­mak için tâkib ettiğini görünce:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Harmanın içine girenlere doymadın mı ki, dışarıda kalanları da, tâkib ediyorsun !" dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu çekirgeler, benim Rabb´imin bereketlerindendir. Ben, ona, doyar değilim!" dedi. [161]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm´dan rivayet edilen bir Hadîs-i şerife göre de:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, suda yıkandığı sırada, üzerine, altından bir sürü çekirge düş­müş, Eyyûb Aleyhisselâm da, onları, elbisesine doldurmuştu.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Ben, seni, -gördüğün üzere- zengin kılmadım mı " diye nida buyurunca, Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Yâ Rab! Zengin kıldın!<br />
<br />
Fakat; Senin fazl´u bereketinden, müstağni bulunmak, benim için, mümkün değil­dir!" dedi. [162]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Zevcesi Hakkındaki Yeminini Yerine Getirişi:<br />
<br />
Yüce Allah, Eyyûb Aleyhisselâma, zevcesi hakkında yapmış olduğu yeminini yerine getirmesini şöyle emretti:<br />
<br />
(Ona):<br />
<br />
"Eline, bir demet sap al da, onunla (zevcene) vur! Yemininde durmamazlık et­me! (dedik).<br />
<br />
Biz, onu, hakîkaten sabırlı bulduk.<br />
<br />
O, ne güzel kuldu!<br />
<br />
O, dâima (Allâha) dönen (bir Zat) idi. [163]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Vefatı Ve Yaşı:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; ibtilâdan kurtulduktan sonra, yetmiş yıl daha, İbrahim Aley-hisselâmın Hanîf olan Tevhid dini üzere yaşayıp vefat etti.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Tevhid dinini, Eyyûb Aleyhisselâmdan sonra değiş-tirdiler. [164]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın, vefat ettiği zaman, doksan üç yaşında bulunduğu´[165] bildirilmekte ise de; kendilerinin, karı koca olarak, yetmiş[166] veya seksen yıl´[167], nimet bolluğu içinde ibtilâsız yaşadıklarını[168], ibtilâya uğradıklarının yedinci yı­lında ifâde ettikleri[169]´, ve ibtilânın on sekiz yıl sürdüğü´[170]´, Eyyûb Aleyhisselâ­mın da, ibtilâdan kurtulduktan sonra yetmiş yıl daha yaşadığı[171]´, gözönünde tu­tulacak olursa, yaşının, doksan üç değil, hattâ, yüzelliden de, bir hayli yukarılar­da bulunduğunu kabul etmek gerekir.<br />
<br />
Nitekim, yaşının, iki yüz´[172], ikiyüz on yıl olduğu da, söylenmiştir.´[173] Eyyûb Aleyhisselâmın kabri, Beseniye´de bulunmaktadır. [174] Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Eyyub Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Soyu:<br />
<br />
Eyyûb b. Mûs[1], b. Ra´vil[2], veya Razıh[3] veya Rizah[4] veya Zirah[5], b. Ays b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. [6]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın annesi, Lut Aleyhisselâmın kızı idi[7]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın babası Mûs; Nemrud´un, İbrahim Aleyhisselâmı ateşi atıp yakmak istediği gün, İbrahim Aleyhisselâma iman edenlerdendi.[8]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, Yâkub Aleyhisselâmın zamanında idi. [9] ve Onun Leyyı adındaki kızı ile de, evlenmişti. [10]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; uzun boylu, kıvırcık saçlı[11], güzel[12], büyük[13] gözlü, bü­yük başlı[14], geniş göğüslü, kalın kollu, kalın bacaklı, kısa boyunlu idi. [15]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Yurdu, Serveti Ve Oğulları:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın yurdu: Şam´ın Dımaşk ile Câbiye arasındaki Ürdün bel­delerinden olan[16] Beseniye nahiyesi idi. [17]<br />
<br />
Şam´ın Beseniye köyünün doğu ve batısı arasında bulunan her şeyi[18], dağ­ları, ovaları[19], içindekilerle birlikte[20] deve, sığır, davar, at, merkep, her cins mal[21], Eyyûb Aleyhisselâma âitti. [22]<br />
<br />
Kendisinin, o köyde, çobanları ile birlikte, bin koyunu,<br />
<br />
Beş yüz öküzü,<br />
<br />
Her öküzün, birer sürücüsü köle,<br />
<br />
Her kölenin de, karısı, çocukları, malları,<br />
<br />
Her öküzün, çift âletini taşıyan dişi merkebi,<br />
<br />
Her merkebin, iki, üç, dört, beş ve daha fazla sıpası bulunmakta idi. [23]<br />
<br />
Yüce Allah, ona, erkek, kadın bir çok ev halkı da, ihsan etmişti. [24]<br />
<br />
On üç erkek evlâdı vardı. [25]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; İbrahim, İsmail, İshak, Yâkub, Esbat ve İsâ Aleyhisselâm-lar gibi, İlâhî Vahy´e mazhar olmuş[26], Yüce Allah tarafından seçilip ona da, Pey­gamberlik verilmişti. [27]<br />
<br />
Kendisine Peygamberlik verilişi, Yâkub Aleyhisselâmın zamanında idi. [28] Eyyûb Aleyhisselâmın dini, İbrahim Aleyhisselâmın Tevhid dini idi. [29]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Şerîatı: Yüce Allanın Birliğine iman ve insanlar arasını düzeltmekti. [30]<br />
<br />
Dâvud Aleyhisselâma göre: Eyyûb Aleyhisselâm: insanların, en halîm ve uslu­su, insanların, en sabırlısı ve öfkelerini, en çok yeneni idi. [31]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; yoksullar, züğürtler için, çok merhametli idi.<br />
<br />
Yetimlere, dullara bakar, konukları, ağırlar, bunları da, Allah´ın, kendisine ver­miş olduğu nimetlerin şükrânesi olarak yapardı. [32]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, konuksuz, gecelemez, yoksul bulundurmadıkça, yemek yemez[33], açların karınlarını doyurmadıkça, kendi karnını doyurmaz, çıplakları, giydirmedikçe, kendisi, giyinmezdi. [34] Dulları, giydirir, kuşatırdı. [35]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın İbtilâya[36] Uğrayışı:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâya uğramasına türlü sebepler gösterilir.<br />
<br />
Bu cümleden olmak üzere: Beseniye halkı, zorbalardan bir zorba olan ve hal­ka zulmeden krallarının huzuruna varıp onunla konuştukları ve kendisine, ağır sözler söyledikleri halde, Eyyûb Aleyhisselâmın -ekinleri, hakkında- ondan çeki­nerek, konuşmasında yumuşak davrandığı, Mârufu, emretmediği, işlediği zulüm hakkında, zâlimi, uyarmadığı rivayet edilir. [37]<br />
<br />
Şam toprağında kuraklık, kıtlık olup ta, Mısır Kralı Firavun: "Bize gel! Bizim yanımızda, senin için, bolluk, genişlik vardır!" diye yazı gönderince, Eyyûb Aley­hisselâm; çoluk çocukları, atları, küçük büyük baş hayvanları ile birlikte kalkıp Mısır´a gider. [38]<br />
<br />
Firavun, onlara, yiyecekler, elbiseler[39] ve yerler ayırıp verir. [40]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, Firavun´un yanında bulunduğu sırada, Şuayb Aleyhisse­lâm gelip içeri girer ve:<br />
<br />
"Ey Firavun! Gök halkı, yer halkı, denizler ve dağlar halkı, kızınca, Allah´ın da, gazaba geleceğinden korkmaz mısın " der.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm ise, susar, konuşmaz. [41]<br />
<br />
Eyyûb ve Şuayb Aleyhisselâmlar, Firavun´un yanından çıkınca, Yüce Allah, Ey­yûb Âleyhisselâma:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Sen, Firavun´un ülkesine gittiğin için, sustun[42]<br />
<br />
İbtilâ´ya hazırlan!" diye Vahy eder.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ben, yetim´in geçimini, üzerime almadım mı<br />
<br />
Garîb´i, barındırmadım mı<br />
<br />
Ac´ı, doyurmadım mı<br />
<br />
Dul´a, yardımcı olmağa çalışmadım mı " der.<br />
<br />
O sırada; içinden, on binlerce yıldırımlar, korkunç gök gürlemeleri duyulan bir bulut geçer ve bulutun içinden:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Bunu, sana yaptıran kim´di " denilir.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; hemen, bir avuç toprak alıp başının üzerine koyarak:<br />
<br />
"Sen´din yâ Rab!" der.<br />
<br />
Yüce Allah, ona:<br />
<br />
"İbtilâya hazırlan!" diye Vahy eder. [43]<br />
<br />
Bunun üzerine, Eyyûb Aleyhisselâmın bütün serveti yok olur. [44]<br />
<br />
Üzerlerine, ev yıkılıp bütün oğulları, ölür! [45]<br />
<br />
Fakat, o, bunlara rağmen, hep Yüce Allah´a hamd´ü senada bulunmaktan, ibâ­dete devamdan, verdiğine şükür, uğradığı ibtilâya sabredip katlanmaktan ay-rılmaz. [46]<br />
<br />
"Zâten, onlar, Allah´a âitt. Onları, bize emânet olarak vermişti. Onları, ister bırakır, ister geri alır! [47]<br />
<br />
Ben, annemin karnından çıplak olarak çıktım ve çıplak olarak toprağa, kabre döneceğim. Çıplak olarak ta, Rabb´ime haşrolunacağım!" deyip Allah´a hamd et­meğe devam eder. [48]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, aynı zamanda hastalanır da. [49]<br />
<br />
İlk defa olarak Çiçek[50] veya Cüzzam hastalığına tutulur. [51]<br />
<br />
Yemeği, ancak, iki elini birleştirerek tutup ağzına güçlükle götürür.<br />
<br />
Dili, şişer, ağzını, doldurur.<br />
<br />
Yemeği, ağzına güçlükle sokar.<br />
<br />
Barsakları, vazifesini yapmaz olur.<br />
<br />
Yediği şey, karnına girdiği gibi, çıkar, vücuduna yararlı olmaz.<br />
<br />
Ayaklarında güç kalmaz, onları, taşıyamaz hale gelir. [52]<br />
<br />
Vaktiyle, kendilerini, ev halkı gibi geçindirdiği kimselere avuç açar olur.<br />
<br />
Onlar, bir tek lokma verirler, onu da, başına kakarlar, kendisini, kınar ve ayıp­larlar.<br />
<br />
Bütün oğulları ölüp elinden tutacak, yardım edecek kimsesi kalmaz.<br />
<br />
Ailesi, ona, küser.<br />
<br />
Akrabaları, dostları da, kendisinden yüz çevirir, ilgilerini keser.<br />
<br />
Tanıdıkları, kendisini, tanımaz olur.<br />
<br />
Bütün hakları, inkâr edilir.<br />
<br />
Yaptığı iyilikler, unutulur.<br />
<br />
Seslenişine, ses verilmez, aldırış edilmez olur. [53]<br />
<br />
Köy halkı, kendisini, köy dışındaki çöplüğe sürüp çıkarır. [54]<br />
<br />
Üzerine gerilen bir gölgelikte barınmağa başlar. [55]<br />
<br />
Yanına, zevcesinden başka pek uğrayan olmaz. Hacetini, yalnız zevcesi, gi­dip gelip görür.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, uğradıkları ibtilânın kaldırılması için de, yıllarca, dua etmez.[56]<br />
<br />
Zevcesi Leyya hatun, bir gün:<br />
<br />
"Sen, duası, makbul bir Zat´sın. Sana, şifâ vermesi için, Allah´a dua etsen a!" demişti.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Biz, yetmiş yıl nimetler içinde yaşadık.<br />
<br />
Bırak ta, yetmiş yıl da, ibtilâ içinde bulunalım!" dedi. [57]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; kaybettikleri servet, evlad ve sıhhate ağlayan zevcesine:<br />
<br />
"Onları, bize kim ihsan etti " diye sordu.<br />
<br />
Zevcesi:<br />
<br />
"Allah ihsan etti." dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Onlardan, kaç yıl yararlandık " diye sordu.<br />
<br />
Zevcesi:<br />
<br />
"Seksen yıl!" dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah, bizi, onların ibtilâsı ile kaç yıldan beri mübtelâ kılıyor " diye sordu.<br />
<br />
Zevcesi:<br />
<br />
"Yedi yıldan beri!" dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Yazıklar olsun sana! Vallahi, sen, Rabb´ine karşı, ne adaletli, ne de, insaflı davrandın!<br />
<br />
Geçim bolluğu ve rahatlık içinde bulunduğumuz gibi, Rabb´imizin, bizi uğrattı­ğı şu ibtilâya da, seksen yıl katlanmamız gerekmez mi " dedi. [58]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın İbtilâsı Şiddetlenince Yüce Allah´a Hamd´ü Senası:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâsı şiddetlendiği zaman, Yüce Allah´a şöyle hamd´ü senada bulunduğu rivayet edilir:<br />
<br />
"Hamd, Rabb´ül´ âlemîn olan Allah´a mahsustur.<br />
<br />
Ben, Rabb´im olan Sana hamd ederim ki: Sen, bana ihsanda bulundun: bana, mal ve evlad verdin.<br />
<br />
Kalbimde, bunların girmediği bir bölüm kalmadı.<br />
<br />
Sonra, hepsini, benden geri aldın, kalbim, onlardan boşaldı.<br />
<br />
Artık, benim aramla Senin arana, bir şey girer değildir! [59]<br />
<br />
"Ey Rabb´im! Bundan önce, beni, gündüzleri, mal sevgisi, telâşı, oyalıyordu.<br />
<br />
Geceleri de, beni -kendilerine olan şefkatimden dolayı- evlad sevgisi, oyalıyordu.<br />
<br />
Ne mutlu ki: şu anda, onlardan boşalmışım!<br />
<br />
Gözümü, kulağımı, gecemi, gündüzümü, Senin zikr´in, şükr´ün, takdis ve Teh-lil´in ile geçiriyorum!" [60]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmı Üzen Konuşmalar:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâsı, on sekiz yıl sürdü. Yakın, uzak, herkes, ondan ayrıldı.<br />
<br />
Ancak, din kardeşlerinden özelliği bulunan ikisi, sabah, akşam, onun yanına uğrarlardı.<br />
<br />
Onlardan biri, o birine:<br />
<br />
"Vallahi, Eyyûb, her halde, âlemlerden hiç bir kimsenin işlemediği bir günah işlemiş olmalı!" dedi.<br />
<br />
Arkadaşı:<br />
<br />
"Ne demek bu " diye sordu.<br />
<br />
"Kendisi, on sekiz yıldan beri ibtilâ içindedir de, Allah, ona acımıyor ve kendisinden bu ibtilâyı kaldırmıyor!" dedi.<br />
<br />
Onlar, yine, bir gün, Eyyûb Aleyhisselâmın yanına gittiler. Kendisini, ibtilâ için­de bulunca:<br />
<br />
"Allah, Eyyûb´da, bir hayır olduğunu, bilseydi, bu ibtilâ, ona, erişmezdi!" dediler.<br />
<br />
Evvûb Aleyhisselâm, bunu, işittiği zaman; kendisinin, bundan daha ağırına gi­den bir şey olmadı! [61]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Sen, benim, bir ac´ın yerini bildiğim halde, hiç bir gece, tok ola­rak gecelemediğimi, biliyorsan -ki, biliyorsun- beni, doğrula!" diye yalvardı.<br />
<br />
Allah tarafından doğrulandı! Doğrulandığını, onlar da, işittiler. Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Sen, benim, bir çıplağın yerini bildiğim halde, üzerime, asla göm­lek giyinmediğimi, biliyorsan -ki biliyorsun- beni, doğrula!" diye yalvardı.<br />
<br />
Allah tarafından doğrulandı! Doğrulandığını, onlar da, işittiler.´[62]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâma iman edip ibtilâya uğraması üzerine, kendisinden yüz çeviren, dinini bırakanlardan üç kişi daha vardı([63] ki, onlardan birisi Yemenli, ikisi de, Beseniye köyü halkındandı. [64]<br />
<br />
Bunlar, birgün Eyyûb Aleyhisselâmın yanına gittiler, onu, suçladılar, ağ-lattılar. [65]<br />
<br />
"İşleyip azabını çektiğin günahından dolayı, Allah´a tevbe et! [66]<br />
<br />
Sen, öyle bir günah işlemişsin ki, o günahı, hiç bir kimse işlememiştir!<br />
<br />
Bunun için, senin üzerinden azab kaldırılmayor!" dediler, ona, çatmalarını, kı­namalarını uzatıp durdular. [67]<br />
<br />
O sırada, orada bulunan[68]´ ve Eyyûb Aleyhisselâma iman ve onun Peygam­berliğini tasdik etmiş olan[69] ve arada sırada, söze katılıp onlara cevaplar ve­ren[70] bir genç:<br />
<br />
"Siz ey olgunluk yaşındaki kişiler! Hep konuştunuz ve konuşmağa da yaşınız bakımından daha lâyık bulunuyorsunuz.<br />
<br />
Fakat, siz, söylediğinizden daha güzel olan bir sözü,<br />
<br />
Siz, ileri sürdüğünüz görüşten, daha yerinde olan bir görüşü,<br />
<br />
Siz, dile getirdiğiniz işten, daha güzel bir işi... terk ettiniz!... Geri bıraktınız!<br />
<br />
Eyyûb´un, sizin üzerinizde bir hakkı bulunmaktadır ve kendisinin şahsiyeti, si­zin tavsif ettiğinizin çok üstündedir! [71]<br />
<br />
Ey olgunluk yaşındaki kişiler! [72]<br />
<br />
Siz, kimin hakkını, eksilttiğinizi, kimin hürmetini yırttığınızı, hangi Zâtı ayıpladı-ğınızı[73], suçladığınızı[74] biliyormusunuz<br />
<br />
Eyyûb´un; Allah´ın Peygamberi ve bu gününüzde halkın en hayırlısı, en üstü­nü ve en seçkini olduğunu bilmiyormusunuz ki: Allah, size, bildirmedimi ki, bir şeye, Allah, kızdığı zaman, onun kullarına vermiş olduğu kerametlerden bir kera­meti, çeker, koparır<br />
<br />
Siz, Eyyûb ile uzun müddet yaptığınız sohbet ve arkadaşlık sırasında, kendisi­nin, hak ve gerçekten gayrı bir şey yapmadığını bilmiyormusunuz !<br />
<br />
Sizin yanınızda onun sırtına yüklenmiş olan ibtilâ, sizlere yüklenmiş olsaydı, haliniz nice olurdu<br />
<br />
Şunu, iyi biliniz ki: Yüce Allah, Peygamberlere, Sıddîklere, Şehidlere ve Sâlih-lere ibtilâ verir.<br />
<br />
Allah´ın, bunlara verdiği ibtilâ, onlara gazab veya hakaret ettiğini değil, fakat, bunun, kendilerine bir keramet ve bir hayır olarak verildiğini gösterir. [75]<br />
<br />
Eyyûb, Allah tarafından bu duruma düşmeden, sıhhatli halinde iken, siz, ona kardeş olmuş değil miydiniz<br />
<br />
Hikmet Ehli´nin; ibtilâ sırasında tasalı ve üzüntülü olan kardeşini, ne bilmeden kınaması, ne de, ihtilasından dolayı ayıplaması, kusurlaması iyi olmaz.<br />
<br />
Fakat, onun, ona acıması, onunla birlikte ağlaması, onun için Allâh´dan mağfi­ret dilemesi, üzüntüsüne üzülmesi ve ona, işi üzerinde delil olması yakışır!<br />
<br />
Bunları, bilmeyen kişi, hakîm ve aklı başında değildir. [76] Allah! Allah! Ey olgunluk yaşındaki kişiler! Allah´ın azamet ve Celâlini düşününüz!<br />
<br />
Dillerinizi, kesen, kalblerinizi, parçalayan´[77], delillerinizi, kesip atan[78] şeyi, ölümü, anmanız gerekmez mi<br />
<br />
Âciz ve dilsiz olmadıkları halde, rastgele konuşmaktan korkarak Allah için, susan kullar bulunduğunu bilmiyormusunuz<br />
<br />
Oysa ki, onlar, Allâhı´ ve Allah´ın âyetlerini bilen ve dile getiren ilim, akıl ve fasâhat sahibi kişilerdi.<br />
<br />
Fakat, onlar, Yüce Allah´ın azameti anıldığı zaman, kalbleri burkulur, dilleri, tutulur, Allah´ın azamet ve heybetinden korkarak akılları, başlarından gider, ken­dilerine geldikleri zaman, pâk amellerle Yüce Allah´a doğru yarışırlar.<br />
<br />
Onlar; iyi ve Salih kişiler oldukları halde, kendilerini, zâlimlerle bir sayarlar.<br />
<br />
Onlar; akıllı ve Allâh´dan korkan kişiler oldukları halde, kendilerini, kusurlu ki­şilerle bir tutarlar..." der. [79]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, onun, bu sözlerini dinleyince[80]´: "Yüce Allah, hikmeti, küçüklerin, büyüklerin kalbine rahmetle eker. Hikmet, ne zaman, kalb de biterse, Yüce Allah, onu, dilde açığa vurur. Hikmet, yaştan, saç ağarmasından veya uzun tecrübeden oluşmaz.<br />
<br />
Yüce Allah, kulunu, genç yaşında hikmet sahibi yaptığı zaman, onun makamı, hikmet sahipleri katında aşağı düşmez. [81]<br />
<br />
Onlar, üzerlerinde Yüce Allanın keramet nûr´unu, görürler!" dedikten sonra, öteki kişilere dönüp[82]:<br />
<br />
"Siz, çarçabuk kızmış olarak bana geldiniz. [83]<br />
<br />
Siz, korkutulmadan önce, korktunuz!<br />
<br />
Siz, dövülmeden önce, ağladınız!<br />
<br />
Ben, size:<br />
<br />
(Mallarınızdan, benim için, Sadaka veriniz.<br />
<br />
Belki, Allah, beni, bu ibtilâdan kurtarır.)<br />
<br />
Veya:<br />
<br />
(Benim için, bir kurban, kurban ediniz.<br />
<br />
Belki, Allah, kabul eder ve benden razı olur.) deseydim, acaba nasıl davra­nırdınız<br />
<br />
Hiç şüphesiz, siz, kendinizi beğenmektesiniz.<br />
<br />
Siz, ihsanlarınızla, afiyete nail olduğunuzu, izzet bulduğunuzu sanıyorsunuz.<br />
<br />
Siz, kendi aranızla Rabb´inizin arasında olan şeylere baksaydınız, sonra da, sadaka verecek olsaydınız, bir çok ayıplarınızı, Yüce Allah´ın size giydirmiş oldu­ğu afiyet elbisesiyle örtmüş bulurdunuz!<br />
<br />
Vaktiyle, içlerinde bulunduğum dost kişiler, benim sözlerimi dinlerler, bana, saygı gösterirlerdi.<br />
<br />
Düşmanımdan bile, insafa gelen, hakkımı tanıyan, olurdu.<br />
<br />
Bugün, sabaha çıktığımda, artık, benim için, sizinle, ne görüşme, ne de, ko­nuşma vardır!<br />
<br />
Siz, bana, üzerimdeki ibtilâmdan daha ağır ve şiddetli gelmektesiniz!" dedi ve onlardan yüz çevirdi. [84]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Ey Allah´ın Peygamberi! Senin, en ağırına giden belâ, hangisidir " diye so­rulunca:<br />
<br />
"Düşmanların şamatasıdır!" demiştir. [85]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Zevcesini Yanından Uzaklaştırışı:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın zevcesi Leyya Hatun´un rastlayıp:<br />
<br />
"Şu hastayı, tedâvîeder misin " diye sorduğu bir adamın, kendisine, secde edildiği[86] ve:<br />
<br />
"Bana, sen, şifâ verdin!" denildiği´[87]´takdirde, hem bütün kaybettikleri şeyle­ri geri çevireceğini, hem de, kocasının hastalığını iyileştireceğini söylediğini ha­ber verdiği zaman, Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, onun, şeytan olduğunu, daha öğrenemedin mi [88] O Allah düşmanı, seni, dininden döndürmek istemiş!´[89] Yazıklar olsun sana! Sen, onun sözüne nasıl kulak astın !<br />
<br />
Vallahi, Allah, bana şifâ verecek olursa[90], iyileşecek olursam, sana, yüz so­pa vuracağım!" dedi,´[91] ve kendisini, yanından uzaklaştırdı:<br />
<br />
"Senin, yemeğin, suyun, bana haram olsun! Senin getireceğin şeylerden hiç birini tatmayacağım! Yanımdan, hemen uzaklaş! Artık, seni, görmeyeyim!" dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Leyya hatun, Eyyûb Aleyhisselâmın yanından ayrılıp köye gitti. [92]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Allâha Münâcâtı Ve İbtilâsının Kaldırılışı:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; din kardeşlerinden iki kişinin, kendisini, son derecede üzen konuşmalarını işittiği[93], kızıp zevcesini kovduğu, yanında ne bir yiyecek,<br />
<br />
ne bir içecek, ne de, kendisine bakacak bir arkadaş bulunmadığını gördüğü za-man[94], secdeye kapandı, [95] ve:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Sen, benim üzerimdeki ibtilâyı kaldırıncaya kadar, başımı, sec­deden kaldırmayacağım! [96]<br />
<br />
Hakîkat, bana (bu) derd (gelip) çattı. Sen, Esirgeyicilerin, Esirgeyicisisin! [97]<br />
<br />
Hakîkat, şeytan, beni, yorgunluğa (meşakkata) ve azaba (hastalığa) uğrattı!" diye seslenerek halini arz ve ihtilasını kaldırmasını Rabb´inden niyaz etti. [98]<br />
<br />
Yüce Allah, onu, (onun duasını) kabul buy urdu. [99]<br />
<br />
"Başını, kaldır! Senin duanı, kabul ettim! [100]<br />
<br />
Ey Eyyûb! Senin hakkındaki´[101] hükmüm, yerine geldi.<br />
<br />
Rahmetim, gazabımı, geçti. [102]<br />
<br />
Seni, yarlıgadım. [103]<br />
<br />
Senden sonra, ibtilâya uğrayacak ve sabredecek kimseler için, bir mucize ve ibret olsun diye ev halkını ve malını ve onlarla birlikte bir mislini daha sana geri verdim! [104]<br />
<br />
"Ayağınla, vur (yer´e)[105]<br />
<br />
İşte, hem yıkanılacak, hem içilecek soğuk (bir su! buyurdu).´[106]<br />
<br />
"Onun içinde şifâ vardır." [107]<br />
<br />
Yüce Allah; Eyyûb Aleyhisselâmdan, böylece, o zararı gidermiş[108], Allah tara­fından bir rahmef[109], ibâdet edenler için bir hâtıra[110], temiz akıl sahipleri için de, bir ibret[111] olmak üzere, hem ailesini, hem onlarla birlikte bir mislini daha ona ba­ğışlamış[112], Eyyûb Aleyhisselâm, en ağır ibtilâlara katlanmakta mesel ve dillere destan olmuştur. [113]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; yer´e ayağıyla vurunca, yerden bir su kaynayıp akmağa başladı.<br />
<br />
Onunla, yıkandı.<br />
<br />
Vücudunun dışındaki hastalık ve rahatsızlıklardan hiç bir şey kalmadı. [114]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, kırk arşın kadar yürüdükten sonra[115], ayağını, tekrar ye­re vurdu.<br />
<br />
Yerden, diğer bir su daha kaynayıp akmağa başladı.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, o sudan da, içti. [116]<br />
<br />
Karnından, dışarı çıkmadık hastalık kalmadı.<br />
<br />
Sıhhatli, sapa sağlam olarak ayağa kalktı.´[117]<br />
<br />
Yüce Allah, ondan, bütün derdleri ve elemleri giderdi. [118]<br />
<br />
Gençliğini ve güzelliğini, ona, geri çevirdi.´[119]<br />
<br />
Kendisi, önce olduğundan daha güzel, daha üstün oldu.´[120]<br />
<br />
Kendisine, Allah tarafından, altlı üstlü iki parça kıymetli bir elbise de, giydirildi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; ne tarafa baksa, orada, kendisine aid ev halkından veya malından olup ta, Allah tarafından katlanmış olarak kendisi için hazırlanmış bu­lunduğunu görmediği bir şey yoktu!<br />
<br />
Hattâ, kendisinin, içinde yıkandığı zikredilen suya varıncaya kadar hepsini, ya­nında hâzır buldu!<br />
<br />
Yüksekçe bir yere çıkıp oturdu. [121]<br />
<br />
Leyya Hatunun Telaşlanışı Ve Eyyûb Aleyhisselâmın Yanına Koşusu :<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın zevcesi Leyya hatun ise, kendi kendine:<br />
<br />
"O, kendisine yiyecek yedirmekten, beni, ne diye men ve tard etti ! [122]<br />
<br />
Ben, onu, ne diye bıraktım ki [123]<br />
<br />
Kendisinin yanında bir kimse de, yok! [124]<br />
<br />
Ya o, açlıktan[125], susuzluktan´[126] ölürse, ya onu, yırtıcı hayvanlar, yerse´[127], helak ederse, ben, ne yaparım<br />
<br />
Ben, onun (söylediğine bakmayıp) muhakkak, yanına döneceğim!" dedi. [128] Döndü.´[129]<br />
<br />
Onu; ne çöplükteki gölgelikte bulabildi, ne de, söylemiş olduğu hallerden her hangi birinin başına geldiğini görebildi.<br />
<br />
İşler, tamamıyla değişmişti. [130]<br />
<br />
Leyya hatun, böyle, Eyyûb Aleyhisselâmı, yattığı yerde arayıp bulamayınca, aklı, başından gitti. [131]<br />
<br />
Gölgeliğin çevresini dönüp dolaşıyor ve ağlıyordu.<br />
<br />
Ötede, gıcır gıcır elbiseli bir zâtın oturduğunu görünce, yanına gidip Eyyûb Aley­hisselâmı, ona sormaktan çekindi.<br />
<br />
Bunun üzerine, Eyyûb Aleyhisselâm, onu, yumuşak bir sesle yanına çağıra­rak, kendisine:<br />
<br />
"Ey Allah´ın kulu kadın! Ne istiyorsun " diye sordu. Leyya hatun, ağlayarak:<br />
<br />
"Şu çöplükteki gölgeliğe bırakılmış olan mübtelâ Zâtı görmek istiyorum! Kendisi, helak mı oldu Kendisine, ne yapıldı bilmiyorum. Onu, köpekler veya kurtlar, yemiş olabilir.´[132] Ey Allah´ın kulu!´[133] Allah, sende olanı, mübarek kılsın! [134]´ Sen, şurada bulunan´[135], Allah´ın Peygamberi olan[136]´ o mübtelâ Zâtı´[137], gör­dün mü [138]<br />
<br />
Onun hakkında, sende bir bilgi var mı " diye sordu. [139] Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"O, senin neyin olur " dedi.<br />
<br />
Leyya hatun, ağladı ve ağlayarak:<br />
<br />
"O, benim kocamdı.<br />
<br />
Sen, onu, gördün mü Kendisi, şurada bulunuyordu" dedi.[140]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Sen, onu görsen, tanır mısın " diye sordu. [141]<br />
<br />
Leyya hatun:<br />
<br />
"Evet!&lt; [142] Ben, onu, nasıl tanımam ´[143]<br />
<br />
Onu, tanımaz olur muyum ´[144]<br />
<br />
Görüp durduğum bir kişi, bana hiç gizli olur mu " dedikten sonra, ona, korka korka baktı. Sonra da[145]:<br />
<br />
"Vallahi, sıhhatli olduğu zaman, ona, şu halinle, senin kadar benzeyen bir kimse görmedim! [146]<br />
<br />
Sıhhatli olduğu zaman, Allah´ın kullarından, sana, en çok benzeyeni o, olur­du!" dedi. [147]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"İşte, ben, o´yum! [148] Allah, sana rahmet etsin! Ben, Eyyûb´um!" dedi. [149]<br />
<br />
Leyya hatun:<br />
<br />
"Allâh´dan kork! Benimle alay etme! [150]<br />
<br />
Ey Allah´ın kulu! Sen, benimle alay mı ediyorsun " dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Allah, sana rahmat etsin Ben, Eyyûb´um!<br />
<br />
Allah, bana, cesedimi iade etti!" dedi[151] ve gülümsedi.<br />
<br />
Gülünce, Leyya hatun, onu, tanıdı ve onun boynuna sarıldı. [152]<br />
<br />
Kucaklaştılar.´[153]<br />
<br />
Yüce Allah´ın, Leyya hatunu da, gençleştirdiği ve ondan, on altı oğul dünyaya geldiği de, rivayet edilir. [154]<br />
<br />
Buluttan Altın Çekirgelerin Yağışı:<br />
<br />
Yüce Allah, Eyyûb Aleyhisselâma bir Melek indirdi. Melek:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Belâya karşı sabrından dolayı, Allah, sana selâm söylüyor.<br />
<br />
Harman yerine kadar git!" dedi. [155]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, oraya gitti. [156]<br />
<br />
Yüce Allah, oraya[157], kızıl[158] bir bulut gönderdi.<br />
<br />
O buluttan, üzerlerine, altından çekirgeler, dökülmeğe, yağmaya başladı. [159]<br />
<br />
Melek, Eyyûb Aleyhisselâmın yanında dikilip duruyordu. [160]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın, Harman dışına çıkan altun çekirgeleri de, harmana sok­mak için tâkib ettiğini görünce:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Harmanın içine girenlere doymadın mı ki, dışarıda kalanları da, tâkib ediyorsun !" dedi.<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Bu çekirgeler, benim Rabb´imin bereketlerindendir. Ben, ona, doyar değilim!" dedi. [161]<br />
<br />
Peygamberimiz Aleyhisselâm´dan rivayet edilen bir Hadîs-i şerife göre de:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm, suda yıkandığı sırada, üzerine, altından bir sürü çekirge düş­müş, Eyyûb Aleyhisselâm da, onları, elbisesine doldurmuştu.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah:<br />
<br />
"Ey Eyyûb! Ben, seni, -gördüğün üzere- zengin kılmadım mı " diye nida buyurunca, Eyyûb Aleyhisselâm:<br />
<br />
"Evet! Yâ Rab! Zengin kıldın!<br />
<br />
Fakat; Senin fazl´u bereketinden, müstağni bulunmak, benim için, mümkün değil­dir!" dedi. [162]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Zevcesi Hakkındaki Yeminini Yerine Getirişi:<br />
<br />
Yüce Allah, Eyyûb Aleyhisselâma, zevcesi hakkında yapmış olduğu yeminini yerine getirmesini şöyle emretti:<br />
<br />
(Ona):<br />
<br />
"Eline, bir demet sap al da, onunla (zevcene) vur! Yemininde durmamazlık et­me! (dedik).<br />
<br />
Biz, onu, hakîkaten sabırlı bulduk.<br />
<br />
O, ne güzel kuldu!<br />
<br />
O, dâima (Allâha) dönen (bir Zat) idi. [163]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın Vefatı Ve Yaşı:<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâm; ibtilâdan kurtulduktan sonra, yetmiş yıl daha, İbrahim Aley-hisselâmın Hanîf olan Tevhid dini üzere yaşayıp vefat etti.<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselâmın Tevhid dinini, Eyyûb Aleyhisselâmdan sonra değiş-tirdiler. [164]<br />
<br />
Eyyûb Aleyhisselâmın, vefat ettiği zaman, doksan üç yaşında bulunduğu´[165] bildirilmekte ise de; kendilerinin, karı koca olarak, yetmiş[166] veya seksen yıl´[167], nimet bolluğu içinde ibtilâsız yaşadıklarını[168], ibtilâya uğradıklarının yedinci yı­lında ifâde ettikleri[169]´, ve ibtilânın on sekiz yıl sürdüğü´[170]´, Eyyûb Aleyhisselâ­mın da, ibtilâdan kurtulduktan sonra yetmiş yıl daha yaşadığı[171]´, gözönünde tu­tulacak olursa, yaşının, doksan üç değil, hattâ, yüzelliden de, bir hayli yukarılar­da bulunduğunu kabul etmek gerekir.<br />
<br />
Nitekim, yaşının, iki yüz´[172], ikiyüz on yıl olduğu da, söylenmiştir.´[173] Eyyûb Aleyhisselâmın kabri, Beseniye´de bulunmaktadır. [174] Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Zülkifl Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı]]></title>
			<link>https://dini-forum.com/showthread.php?tid=256</link>
			<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 20:50:08 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://dini-forum.com/member.php?action=profile&uid=2">Selim46</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://dini-forum.com/showthread.php?tid=256</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Zülkifl Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâmın İsmi Ve Soyu:<br />
<br />
Bişr (Zülkifl) b.Eyyûb Aleyhisselâm´dır.[1]<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
Yüce Allah; Eyyûb Aleyhiselam´dan sonra, Bişr b. Eyyûb Aleyhisselâmı, Pey­gamber olarak göndermiş[2] ve ona Zülkifl ismini vermiş, halkı, Tevhîd akîde-sine = Allah´ın Birliğine inanmağa davet etmesini, kendisine emretmiştir.<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâm, Şam´da otururdu. [3]<br />
<br />
Yüce Allah, Enbiyâ sûresinde Eyyûb Aleyhisselâm in kıssasından sonra, Zül-Kifl Aleyhisselâm hakkında şöyle buyurur:<br />
<br />
´ ´İsmail´i, İdris ´i, Zülkifl´i de (an! Bunların) her biri de, Sabr (ve sebat) edenlerdendi. Onları da, rahmetimizin içine idhal ettik. Onlar, hakîkaten, Sarihlerdendi. [4]"<br />
<br />
Yine, Yüce Allah, Sâd sûresinde Eyyûb Aleyhisselâmın kıssasından sonra, şöyle Duyurur:<br />
<br />
"Kuvvetlerin ve basiretlerin sahipleri olan kullarımız İbrahim´i, Ishâk´ı, Yâkub´u da, an!<br />
<br />
Çünkü, biz, onları, katkısız (şaibesiz) bir hasletle -ki, yurd(lan)nı hatırlamaları jb onun için, çalışmalaradır- Hâlis (insanlar) yaptık.<br />
<br />
Çünkü, onlar, bizim katımızda, cidden seçkinlerden, hayırlı (Zat)lardandı. [5]<br />
<br />
"İsmail´i, Elyesa´ı, Zülkifl´i de, an!<br />
<br />
(İşte) Bütün bunlar, hayırlı (insan)lardı. [6]<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâmın, Kur´ân-ı kerimde, böyle, Kendilerinden, övülerek bah­sedilen büyük Peygamberler arasında zikredilişi, kendisinin de, Peygamber ol­duğunu açıkça gösterir.<br />
<br />
Meşhur olan da, budur. [7]<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâm´a; Rum toprağındaki halk, iman ettiler, tâbi oldular ve ken­disini, doğruladılar.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah, onlara, Allah yolunda cihad etmelerini, emredin­ce, bunu, yerine getirmekten kaçındılar ve zaa´f gösterdiler:<br />
<br />
"Ey Bişr! Biz, hayatı sever, ölümü, sevmeyiz.<br />
<br />
Bununla beraber, Yüce Allâha ve Onu Resulüne âsi olmaktan da, hoşlanmayız.<br />
<br />
Eğer, ömürlerimizi, uzatmasını ve ancak, biz, dilediğimiz zaman, bizi öldürme­sini, Allâh´dan dilersen, Ona, ibadet ve Onun düşmanları ile cihad ederiz!" dediler.<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâm, onlara:<br />
<br />
"Siz, benden, büyük bir şey istediniz. Bana, ağır teklifte bulundunuz." dedi.<br />
<br />
Sonra, kalkıp namaz kıldı ve:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Sen, Elçilik vazifelerini tebliğ etmemi, bana, emrettin, tebliğ ettim.<br />
<br />
Düşmanlarınla, cihad etmemi, emrettin.<br />
<br />
Sen de, biliyorsun ki, ben, kendimden başkasına güç yetirmeğe mâlik değilim.<br />
<br />
Kavmimin, bu hususta benden istediklerini, Sen, benden daha iyi biliyorsun.<br />
<br />
Beni, benden başkasının günahı ile muâhaze etme!<br />
<br />
Ben, Senin gazabından rızâna, ukubetinden affına sığınırım!" dedi.<br />
<br />
Yüce Allah, Zülkifl Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Sen kavmine, benim, onlar için seçtiğimin, kendilerinin, kendileri için seçtik­lerinden daha hayırlı olduğunu öğretmedin mi " diye vahy etti.<br />
<br />
Bunun üzerine, onlar, ecelleri sonunda ölmeye razı oldular ve ecellerinde öldüler. [8]<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâmın Vefatı Ve Yaşı:<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâm, Şam´da vefat etti. [9] Vefat ettiği zaman, yetmiş beş yaşında idi. [10] Ona ve bütün peygamberlere selâm olsun</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz Zülkifl Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı</span><br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâmın İsmi Ve Soyu:<br />
<br />
Bişr (Zülkifl) b.Eyyûb Aleyhisselâm´dır.[1]<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:<br />
<br />
Yüce Allah; Eyyûb Aleyhiselam´dan sonra, Bişr b. Eyyûb Aleyhisselâmı, Pey­gamber olarak göndermiş[2] ve ona Zülkifl ismini vermiş, halkı, Tevhîd akîde-sine = Allah´ın Birliğine inanmağa davet etmesini, kendisine emretmiştir.<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâm, Şam´da otururdu. [3]<br />
<br />
Yüce Allah, Enbiyâ sûresinde Eyyûb Aleyhisselâm in kıssasından sonra, Zül-Kifl Aleyhisselâm hakkında şöyle buyurur:<br />
<br />
´ ´İsmail´i, İdris ´i, Zülkifl´i de (an! Bunların) her biri de, Sabr (ve sebat) edenlerdendi. Onları da, rahmetimizin içine idhal ettik. Onlar, hakîkaten, Sarihlerdendi. [4]"<br />
<br />
Yine, Yüce Allah, Sâd sûresinde Eyyûb Aleyhisselâmın kıssasından sonra, şöyle Duyurur:<br />
<br />
"Kuvvetlerin ve basiretlerin sahipleri olan kullarımız İbrahim´i, Ishâk´ı, Yâkub´u da, an!<br />
<br />
Çünkü, biz, onları, katkısız (şaibesiz) bir hasletle -ki, yurd(lan)nı hatırlamaları jb onun için, çalışmalaradır- Hâlis (insanlar) yaptık.<br />
<br />
Çünkü, onlar, bizim katımızda, cidden seçkinlerden, hayırlı (Zat)lardandı. [5]<br />
<br />
"İsmail´i, Elyesa´ı, Zülkifl´i de, an!<br />
<br />
(İşte) Bütün bunlar, hayırlı (insan)lardı. [6]<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâmın, Kur´ân-ı kerimde, böyle, Kendilerinden, övülerek bah­sedilen büyük Peygamberler arasında zikredilişi, kendisinin de, Peygamber ol­duğunu açıkça gösterir.<br />
<br />
Meşhur olan da, budur. [7]<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâm´a; Rum toprağındaki halk, iman ettiler, tâbi oldular ve ken­disini, doğruladılar.<br />
<br />
Bunun üzerine, Yüce Allah, onlara, Allah yolunda cihad etmelerini, emredin­ce, bunu, yerine getirmekten kaçındılar ve zaa´f gösterdiler:<br />
<br />
"Ey Bişr! Biz, hayatı sever, ölümü, sevmeyiz.<br />
<br />
Bununla beraber, Yüce Allâha ve Onu Resulüne âsi olmaktan da, hoşlanmayız.<br />
<br />
Eğer, ömürlerimizi, uzatmasını ve ancak, biz, dilediğimiz zaman, bizi öldürme­sini, Allâh´dan dilersen, Ona, ibadet ve Onun düşmanları ile cihad ederiz!" dediler.<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâm, onlara:<br />
<br />
"Siz, benden, büyük bir şey istediniz. Bana, ağır teklifte bulundunuz." dedi.<br />
<br />
Sonra, kalkıp namaz kıldı ve:<br />
<br />
"Ey Allah´ım! Sen, Elçilik vazifelerini tebliğ etmemi, bana, emrettin, tebliğ ettim.<br />
<br />
Düşmanlarınla, cihad etmemi, emrettin.<br />
<br />
Sen de, biliyorsun ki, ben, kendimden başkasına güç yetirmeğe mâlik değilim.<br />
<br />
Kavmimin, bu hususta benden istediklerini, Sen, benden daha iyi biliyorsun.<br />
<br />
Beni, benden başkasının günahı ile muâhaze etme!<br />
<br />
Ben, Senin gazabından rızâna, ukubetinden affına sığınırım!" dedi.<br />
<br />
Yüce Allah, Zülkifl Aleyhisselâma:<br />
<br />
"Sen kavmine, benim, onlar için seçtiğimin, kendilerinin, kendileri için seçtik­lerinden daha hayırlı olduğunu öğretmedin mi " diye vahy etti.<br />
<br />
Bunun üzerine, onlar, ecelleri sonunda ölmeye razı oldular ve ecellerinde öldüler. [8]<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâmın Vefatı Ve Yaşı:<br />
<br />
Zülkifl Aleyhisselâm, Şam´da vefat etti. [9] Vefat ettiği zaman, yetmiş beş yaşında idi. [10] Ona ve bütün peygamberlere selâm olsun</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>