Konu Değerlendirmesi:
  • 0 Oy(lar) - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
TASAVVUF, GÜZEL AHLÂK, İLİM VE MANEVÎ KÜLTÜR
#1
RasitTunca-4 
TASAVVUF, GÜZEL AHLÂK, İLİM VE MANEVÎ KÜLTÜR


Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

Aziz müminler, kıymetli kardeşlerim!

Bugünkü vaazımızda dinimizin özünü oluşturan iman, ibadet ve güzel ahlâkı; tasavvufun insanın gönül dünyasına kazandırdığı edep, ihlâs ve nefis terbiyesini; İslam medeniyetinin ilim, irfan ve kültür mirasını birlikte ele alacağız.

İnsan yalnızca bedenden ibaret değildir. Onun bir de gönül dünyası, vicdanı, niyeti ve ruhî ihtiyaçları vardır. Bedenimiz gıdaya ihtiyaç duyduğu gibi gönlümüz de imanla, zikirle, ilimle, sevgiyle ve güzel ahlâkla beslenmeye muhtaçtır.

İnsan evini süsleyebilir, elbisesini güzelleştirebilir, malını artırabilir; fakat gönlünü ihmal ederse bütün bu dış güzellikler onun iç dünyasındaki eksikliği tek başına gideremez.

İşte dinimizin bize öğrettiği en önemli hakikatlerden biri şudur: Dışımızı güzelleştirmeye çalışırken içimizi de ihmal etmemeliyiz. İbadetlerimizi yerine getirirken ahlâkımızı geliştirmeli, ilmimizi artırırken tevazumuzu korumalı, Allah’a yakınlaşmak isterken Allah’ın kullarına karşı merhametli davranmalıyız.

1. TASAVVUFUN ÖZÜ: KALBİ ARINDIRMAK VE GÜZEL AHLÂKA ULAŞMAK

Kıymetli kardeşlerim!

Tasavvuf denildiğinde yalnızca belli zikir usulleri, belirli kıyafetler, tekkeler veya tarihî tarikat gelenekleri akla gelmemelidir. Tasavvufun temel hedeflerinden biri, insanın nefsini terbiye etmesi, kalbini kötü huylardan arındırması ve kulluğunu ihlâsla yaşamaya gayret etmesidir.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:

“Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.”

(Şems Suresi, 9. ayet)

Bu ayet, insanın kendi iç dünyasıyla ilgilenmesinin ne kadar önemli olduğunu gösterir.

Bir insan çok konuşabilir, çok şey bildiğini söyleyebilir, başkalarına nasihat edebilir. Fakat kendi öfkesini kontrol edemiyorsa, insanları küçümsüyorsa, kendisini herkesten üstün görüyorsa, o kişinin öncelikle kendi nefsi üzerinde çalışması gerekir.

Tasavvuf yolunda nefis muhasebesi, insanın kendisine dürüstçe şu soruları sormasıdır:

Ben bir iyilik yaptığımda Allah’ın rızasını mı arıyorum, yoksa insanların beni övmesini mi istiyorum?

Birisi beni eleştirdiğinde hemen öfkeleniyor muyum, yoksa söylenen sözde doğru bir taraf bulunup bulunmadığını düşünüyor muyum?

Bir insanın hatasını gördüğümde onu düzeltmek mi istiyorum, yoksa onun kusurunu başkalarına anlatarak kendimi üstün mü göstermeye çalışıyorum?

İşte bu sorular, insanın gönül kapısını kendisine açmasına yardımcı olur.

Aziz kardeşlerim!

Nefis terbiyesi, kendinden nefret etmek değildir. İnsanın kendi kusurlarını tanıması, yanlışlarını düzeltmesi ve daha iyi bir kul olmaya gayret etmesidir. İnsan hata yapabilir; fakat hatasını savunmak yerine kabul etmeyi, tövbe etmeyi ve düzeltmeyi öğrenmelidir.

Peygamber Efendimiz’in güzel ahlâkı, bu yolun en önemli örneğidir. Onun merhameti, sabrı, doğruluğu ve affediciliği, manevi olgunluğun yalnızca sözle değil, davranışla ortaya konduğunu gösterir.

Öyleyse tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen kişi, her şeyden önce ahlâkına bakmalıdır. Zikri dilinde, merhameti kalbinde, doğruluğu sözünde, adaleti davranışında taşımaya gayret etmelidir.

2. ZİKİR: DİLİN ALLAH’I ANMASI, KALBİN GAFLETTEN UYANMASI

Aziz müminler!

Zikir, Allah’ı anmak ve O’nu hatırda tutmaktır. Zikir yalnızca dilin belli kelimeleri tekrar etmesi değil; insanın hayatını Allah’ın rızasına uygun yaşamayı hatırlamasıdır.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”

(Ra‘d Suresi, 28. ayet)

Bu ayet, insanın gönül huzurunun gerçek kaynağı üzerinde düşünmemizi sağlar.

Dünya hayatında insan çeşitli sıkıntılarla karşılaşabilir. Geçim endişesi, aile meseleleri, hastalıklar, yalnızlık, geçmişte yapılan hatalar ve geleceğe dair korkular insanın iç dünyasını yorabilir. Zikir, insanın bütün bu durumlar içinde Rabbini hatırlamasına, O’na yönelmesine ve kalbini toparlamasına vesile olabilir.

Ancak zikri yalnızca sayıdan ibaret görmemek gerekir. Belirli zikirlerin usulüne uygun şekilde okunması, kişinin kendi geleneği içinde önemli olabilir; fakat zikirden beklenen ahlâkî meyveleri de unutmamalıyız.

Dilimiz Allah’ı zikrederken başkalarına hakaret ediyorsak, gönlümüzü yeniden gözden geçirmeliyiz.

Dua ederken insanlardan merhamet bekliyor, fakat kendimiz merhametsiz davranıyorsak, davranışlarımızı düzeltmeliyiz.

İbadetlerimizi çoğaltıyor, fakat kul hakkına dikkat etmiyorsak, kulluğumuzun bu yönünü güçlendirmeliyiz.

Zikir insanı kibirli yapmamalı, tevazuya yöneltmelidir. Zikir insanı insanlardan uzaklaştıran bir gurur sebebi değil, Allah’ın kullarına karşı daha anlayışlı olmasına vesile olmalıdır.

Rabbimiz şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.”

(Ahzâb Suresi, 41. ayet)

Öyleyse Allah’ı çokça analım; fakat zikrin bize hatırlattığı sorumlulukları da yaşayalım. Dilimizi doğrulukla, kalbimizi ihlâsla, ellerimizi iyilikle meşgul edelim.

3. EDEP: İLMİN VE İRFANIN KAPISI

Kıymetli kardeşlerim!

İslam kültüründe edep, insanın hem kendisine hem başkalarına hem de Rabbine karşı sorumluluğunu bilerek davranmasıdır.

Edep yalnızca büyüklerin yanında sessiz durmak veya belirli sözleri kullanmak değildir. Edep; hakikati ararken kibirlenmemek, konuşurken kırıcı olmamak, bilmediği konuda hüküm vermemek ve başkasının hakkını gözetmektir.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:

“Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler.”

(Furkân Suresi, 63. ayetten)

Buradaki tevazu, insanın kendisini değersiz görmesi değildir. Kendi değerini bilirken başkalarını da küçümsememesi, sahip olduğu nimeti kendisinden bilerek böbürlenmemesi ve insanlarla ölçülü davranmasıdır.

İnsan ilim öğrendikçe bilmediği şeylerin de ne kadar çok olduğunu fark eder. Gerçek ilim, kişiyi başkalarını küçümsemeye değil, hakikate karşı daha dikkatli olmaya götürmelidir.

Bir kimse yıllarca kitap okuyabilir, birçok mesele öğrenebilir; fakat öğrendiklerini insanları incitmek için kullanıyorsa bilgisini ahlâkla buluşturması gerekir.

Bir başkası az konuşabilir, sade bir hayat yaşayabilir; fakat doğruluğu, merhameti ve emanete bağlılığıyla çevresine örnek olabilir.

Bu sebeple ilim ile edep birbirinden ayrılmamalıdır.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Sizin en hayırlınız, ahlâkı en güzel olanınızdır.”

(Buhârî’de rivayet edilen hadis)

Kardeşlerim!

Bir mürşidin, bir âlimin, bir öğretmenin veya bir büyüğün sözünü dinlemek, İslam kültüründe öğrenmenin yollarından biri olabilir. Fakat insanlara gösterilen saygı, onları hatasız veya sorgulanamaz görmek anlamına gelmez. Hakikatin ölçüsü Kur’an’ın rehberliği, sahih sünnet ve güvenilir ilimdir.

İnsanlara hürmet edelim, fakat ölçüyü kaybetmeyelim. Büyüklerimizin tecrübelerinden yararlanalım, fakat bilmediğimiz meseleleri öğrenmekten çekinmeyelim. Bir konuda yanıldığımızı fark ettiğimizde hakikate dönmeyi bir eksiklik değil, olgunluk kabul edelim.

4. İSLAM MEDENİYETİ: İLİM, SANAT, KÜTÜPHANE VE KÜLTÜR

Aziz kardeşlerim!

İslam medeniyeti, tarih boyunca yalnızca ibadet mekânları ve dinî eserlerle değil; ilim merkezleri, kütüphaneler, eğitim kurumları, mimari eserler, hat sanatı, şiir, musiki, tıp, matematik ve felsefe alanlarında ortaya konulan çalışmalarla da gelişmiştir.

Müslüman toplumlar farklı dönemlerde ve farklı coğrafyalarda pek çok ilim insanı yetiştirmiştir. Bu mirasın oluşmasında Kur’an’ın ilme verdiği önem, tercüme faaliyetleri, farklı kültürlerle kurulan ilişkiler ve âlimlerin uzun süren araştırmaları etkili olmuştur.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

(Zümer Suresi, 9. ayetten)

İlim, insanın dünyayı anlamasına, yaratılmışlar üzerinde düşünmesine ve sorumluluklarını daha bilinçli yerine getirmesine yardımcı olur.

İslam tarihindeki büyük ilim merkezlerini hatırladığımızda Bağdat, Şam, Kahire, Kurtuba, Buhara, Semerkant ve başka şehirlerde farklı dönemlerde gelişen ilim ve kültür faaliyetlerini görürüz. Bu şehirlerde dinî ilimlerin yanı sıra matematik, tıp, astronomi, dil, edebiyat ve felsefe alanlarında da çalışmalar yapılmıştır.

İbn Sînâ tıp ve felsefe alanındaki eserleriyle, Hârizmî matematik tarihindeki çalışmalarıyla, Bîrûnî çeşitli bilim dallarına katkılarıyla, Fârâbî ise felsefe ve musiki üzerine eserleriyle tanınmıştır.

Bu isimleri anmak, onları hatasız kabul etmek demek değildir. Asıl amaç, ilim öğrenme gayretlerini ve insanlığın bilgi birikimine yaptıkları katkıları anlamaktır.

Kültürel mirasımızı korumak için eski eserleri tanımak, kitap okumak, el yazmalarını muhafaza etmek, tarihî yapıları korumak ve yeni nesillere bilgi aktarmak önemlidir.

Bir kütüphanenin kapısını açmak, yalnızca kitapların bulunduğu bir odaya girmek değildir; geçmişte yaşayan insanların düşünceleriyle buluşmak, farklı bakış açılarını öğrenmek ve geleceğe yeni sorular taşımaktır.

Ancak geçmişle övünmek tek başına yeterli değildir. Atalarımızın ilim ve kültür mirasını anarken biz de okumalı, araştırmalı, üretmeli ve öğrendiklerimizi güzel ahlâkla kullanmalıyız.

İslam medeniyetine hizmet etmek, yalnızca geçmişin başarılarını anlatmak değil; bugünün insanına faydalı olacak işler yapmaya çalışmaktır.

5. GELENEK VE DİN: KÜLTÜRÜ KORURKEN ÖLÇÜYÜ MUHAFAZA ETMEK

Kıymetli kardeşlerim!

Her toplumun kendine ait gelenekleri, aile yapısı, dili, musikisi, edebiyatı, yemek kültürü ve sosyal alışkanlıkları vardır. Bu kültürel unsurlar, insanların geçmişle bağ kurmasına ve toplumsal hafızanın korunmasına yardımcı olur.

Müslüman toplumların da yüzyıllar boyunca oluşmuş zengin kültürleri bulunmaktadır. Ramazan gelenekleri, bayram ziyaretleri, misafire ikram, komşuluk ilişkileri, büyükleri ziyaret etmek, çocuklara güzel ahlâk öğretmek ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek bunların güzel örneklerindendir.

Kültürün güzelliği, insanları birbirine yaklaştırdığı ve iyiliği çoğalttığı ölçüde daha anlamlı hâle gelir.

Bununla birlikte, her eski alışkanlık dinî bir hüküm değildir. Bir geleneğin yaygın olması, onun mutlaka dinin emri olduğu anlamına gelmez. Dinî bir uygulamayı değerlendirirken Kur’an’a, sahih sünnete ve güvenilir ilmî açıklamalara başvurmak gerekir.

Geleneklerimizi sevgiyle koruyalım; fakat yanlışlarımızı sırf eskiden beri yapılıyor diye savunmayalım. Yeni olan her şeyi de sırf yeni olduğu için reddetmeyelim. Hakikati, hikmeti ve insanlara olan faydayı gözetelim.

Rabbimiz şöyle buyurur:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.”

(Nahl Suresi, 125. ayetten)

Bu ayet, dinî anlatımda da kültürel ilişkilerde de hikmetin önemini hatırlatır.

İnsanları aşağılayarak, hakaret ederek veya onları küçümseyerek gönüllerini kazanamayız. Bir yanlışı düzeltmek istiyorsak doğruyu güzel bir dille anlatmalı, karşı tarafı dinlemeli ve meseleyi anlayarak konuşmalıyız.

Aile içinde çocuklarımıza dinî değerleri öğretirken korkutmayı değil, anlayışı ve örnek olmayı öne çıkarmalıyız. Büyüklerimize hürmet ederken küçüklerimize de merhamet göstermeliyiz. Farklı kültürlerden insanlarla karşılaştığımızda kendi değerlerimizi korurken başkalarına da saygı duymalıyız.

6. TASAVVUFÎ YOLDA SEVGİ, HİZMET VE KARDEŞLİK

Aziz müminler!

Tasavvuf geleneğinde sevgi, hizmet ve kardeşlik önemli bir yere sahiptir. Fakat sevgiyi yalnızca sözle ifade etmek yeterli değildir. Sevgi, davranışlarımızda görünür hâle gelmelidir.

Bir yoksulun ihtiyacını karşılamak, bir hastayı ziyaret etmek, yaşlı bir insanın işini kolaylaştırmak, bir çocuğun eğitimine destek olmak ve yalnız bir insanın hâlini sormak, merhametin hayata geçirilmiş örnekleridir.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.”

(Mâide Suresi, 2. ayet)

Bu ayet, yardımlaşmanın da bir ölçüsü bulunduğunu gösterir. İnsanlar birbirlerine iyilikte destek olmalı; haksızlıkta, iftirada, düşmanlıkta ve başkalarının haklarını çiğnemekte birbirlerini teşvik etmemelidir.

Bir topluluğun manevi gücü, yalnızca ne kadar konuştuğuyla değil, ne kadar iyilik yaptığıyla da anlaşılır.

Bir insanın zikir meclislerine katılması güzel olabilir; fakat bu güzellik, günlük hayatta dürüstlük ve merhamet olarak da ortaya çıkmalıdır. Bir kişi dinî sohbetlere devam edebilir; fakat ailesine karşı sorumluluklarını ihmal etmemelidir. Bir kimse manevi yolculuğunda ilerlemek isteyebilir; fakat bunu başkalarından üstün olduğu iddiasına dönüştürmemelidir.

Manevî olgunluk, insanın kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslaması değil, kendi kusurlarını azaltmaya çalışmasıdır.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir.”

(Buhârî ve Müslim’de rivayet edilen hadisin anlamı)

Öyleyse kardeşlerim, elimizle zarar vermemek kadar dilimizle zarar vermemeye de dikkat edelim. İnsanların onurunu koruyalım. Bir kimsenin hatasını düzeltmek isterken onu küçük düşürmeyelim. Bir anlaşmazlık yaşadığımızda meseleyi adaletle çözmeye çalışalım.

Sevgi, hakikatten vazgeçmek değildir; hakikati merhametle anlatabilmektir. Kardeşlik, her konuda aynı düşünmek değildir; farklılıklar içinde adaleti ve saygıyı koruyabilmektir.

7. DİNÎ KÜLTÜRÜ GELECEK NESİLLERE AKTARMAK

Değerli kardeşlerim!

Bir milletin kültürü, yalnızca tarih kitaplarında yaşamaz. Ailelerin konuşmalarında, büyüklerin anlattığı hatıralarda, çocuklara öğretilen değerlerde, okunan kitaplarda, dinlenen eserlerde ve günlük hayatta yaşatılan güzel alışkanlıklarda da varlığını sürdürür.

Dinî ve kültürel mirası gelecek nesillere aktarırken iki önemli sorumluluğumuz vardır: Birincisi, doğru bilgiyi korumak; ikincisi, onu anlaşılır bir dille anlatmak.

Çocuklarımıza yalnızca ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, yaptığımız davranışlarla da örnek olmalıyız. Doğruluğu öğütlerken yalan söylememeli, adaleti anlatırken haksızlık etmemeli, merhameti öğretirken insanları küçümsememeliyiz.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:

“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

(Zümer Suresi, 9. ayetten)

İlim öğrenmek, çocukların ve gençlerin sorularını bastırmak değil; onları doğru kaynaklara yönlendirmek, düşünmelerine yardımcı olmak ve sağlam bilgiyle yetişmelerini sağlamaktır.

Dinî eğitimde sevgi, sabır ve hikmet büyük önem taşır. Bir çocuk soru sorduğunda onu ayıplamak yerine sorusunu anlamaya çalışmalıyız. Bilmediğimiz bir meseleyle karşılaştığımızda kesin konuşmak yerine araştırmalı ve güvenilir kimselere danışmalıyız.

Kültürümüzü korumak için kitaplarımızı, tarihî belgelerimizi, dilimizi ve sanatlarımızı yaşatmalıyız. Aynı zamanda yeni neslin kendi çağında karşılaştığı sorunları anlamalı, dinî ve ahlâkî değerleri onların anlayabileceği bir dille anlatmalıyız.

Geçmişin mirası, geleceğin sorumluluğuyla birleştiğinde canlı kalır.

8. SONUÇ: GÖNÜL DÜNYAMIZI İLİMLE, ZİKİRLE VE GÜZEL AHLÂKLA BESLEYELİM

Aziz müminler, kıymetli kardeşlerim!

2020 yılının şubat ayının ilk haftasında üzerinde durduğumuz bu konular, yalnızca belirli bir tarihe ait değildir. İman, zikir, edep, ilim, kültür, kardeşlik ve güzel ahlâk, hayatımız boyunca ihtiyaç duyduğumuz değerlerdir.

Tasavvuf bize nefsimizi tanımayı ve kalbimizi arındırmaya çalışmayı hatırlatır.

Zikir, Rabbimizi hatırda tutmayı ve hayatımızı O’nun rızasına uygun yaşamaya gayret etmeyi öğretir.

Edep, ilim karşısında tevazu göstermeyi ve insanlara saygıyla davranmayı hatırlatır.

İslam medeniyetinin ilim ve kültür mirası, geçmişten öğrenmenin ve geleceğe faydalı eserler bırakmanın önemini gösterir.

Geleneklerimiz, güzel değerlerimizi yaşatmamıza yardımcı olur; fakat her geleneği dinin hükmüyle karıştırmadan, hakikati ve hikmeti gözeterek hareket etmeliyiz.

Kardeşlik ise merhametimizi sözden davranışa taşımamızı gerektirir.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder.”

(Nahl Suresi, 90. ayetten)

Öyleyse geliniz, ilim öğrenelim, güzel ahlâkımızı geliştirelim, zikir ve dua ile Rabbimize yönelirken insanlara karşı sorumluluklarımızı unutmayalım. Kültürümüzün güzel yönlerini koruyalım, yanlışlarımızı düzeltelim ve bizden sonra gelen nesillere doğruluk, merhamet, edep ve ilim mirası bırakalım.

DUA

Allah’ım! Ey kalpleri bilen, kullarına merhamet eden Rabbimiz!

Bize faydalı ilim, ihlâslı ibadet, güzel ahlâk ve temiz bir gönül nasip eyle.

Allah’ım! Kalplerimizi kibirden, hasetten, kinden ve gösterişten arındır. Nefsimizi tanımayı, hatalarımızı kabul etmeyi ve yanlışlarımızdan dönmeyi bizlere nasip eyle.

Allah’ım! Dilimizi zikrinle, gönlümüzü imanla, davranışlarımızı merhametle güzelleştir. İbadetlerimizi yalnızca sözde bırakma; onları güzel ahlâkımıza, doğruluğumuza ve insanlara faydamıza yansıt.

Allah’ım! Bizlere ilim öğrenme sevgisi ver. Bilmediğimizi öğrenmeyi, öğrendiğimizle amel etmeyi ve bildiklerimizi hikmetle anlatmayı nasip eyle. İlim sahiplerine saygı duymayı, hakikati aramayı ve kibirden uzak durmayı bizlere öğret.

Allah’ım! Dinî ve kültürel mirasımızın güzel yönlerini korumayı, geçmişimizden ibret almayı ve gelecek nesillere faydalı eserler bırakmayı nasip eyle.

Allah’ım! Ailelerimize huzur, çocuklarımıza güzel ahlâk, gençlerimize faydalı ilim, yaşlılarımıza sağlık ve bütün insanlara merhamet ihsan eyle.

Allah’ım! Bizleri insanları incitenlerden değil, gönüllerini onaranlardan; haksızlık edenlerden değil, adaleti gözetenlerden; kibirlenenlerden değil, tevazu sahibi kullarından eyle.

Allah’ım! Dualarımızı kabul eyle, günahlarımızı bağışla, bizi doğru yoldan ayırma. Son nefesimize kadar imanımızı muhafaza eyle ve bizlere Senin rızana uygun bir hayat yaşamayı nasip eyle.

Rabbimiz! Bize dünyada iyilik, ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.

Âmin, bi-hürmeti Seyyidi’l-Mürselîn.

Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn.

2020 YILININ ŞUBAT AYININ İLK HAFTASI:

Kar©glan Raşit Tunca

Tarih: 1–7 Şubat 2020
SELiM46
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca