MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 5
Latest member:» Latest member: Ahmed
Forum threads:» Forum threads: 2,149
Forum posts:» Forum posts: 2,400

Full Statistics Full Statistics

Search Forums

(Advanced Search)

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)




Manevi Yolculuğun Azığı: Hizb, Ahzâb, Vird ve Evrâd
Tasavvuf terminolojisinde sıkça duyduğumuz ancak bazen birbirine karıştırdığımız kavramlar, aslında bir müminin günlük manevi disiplinini oluşturan yapı taşlarıdır. Bu makalede, kalbi diri tutan bu metodları ve önemlerini inceleyeceğiz.
Temel Kavramlar: Nedir Bunlar?
Manevi hayatta disiplin, başarının anahtarıdır. İşte bu disiplini sağlayan terimler:
  • Zikir: Allah’ı anmak, hatırlamak ve unutmamaktır. Dil ile yapılabileceği gibi kalp ile de yapılır.
  • Ezkar: Zikir kelimesinin çoğuludur. Peygamber Efendimiz’den (sav) günümüze ulaşan dualar ve zikirler bütünüdür.
  • Vird: Kelime anlamı "suya gelen topluluk" veya "çeşme başı" demektir. Tasavvufta bir dervişin her gün düzenli olarak okumayı adet haline getirdiği zikir ve dualardır.
  • Evrâd: Vird kelimesinin çoğuludur. Büyük zatların (Abdülkadir Geylani, Şah-ı Nakşibend vb.) Kur'an ve Sünnet ışığında tertip ettikleri dua mecmualarıdır.
  • Hizb: Kelime olarak "grup, bölük" demektir. Belirli bir amaca yönelik (korunma, fetih, şifa gibi) hazırlanan özel dua metinleridir.
  • Ahzâb: Hizb kelimesinin çoğuludur.

Önemli Hizb ve Evrâdlar
İslam tarihinde iz bırakmış büyük mürşidlerin hazırladığı bazı meşhur metinler şunlardır:
1. Hizbu’l-Bahr (Deniz Hizbi)
İmam Şazeli hazretlerine aittir. Özellikle zorluklardan kurtulmak, düşman şerrinden emin olmak ve manevi kapıların açılması için okunur. Gemide fırtınaya yakalananlara bir kurtuluş reçetesi olarak verildiği için bu ismi almıştır.
2. Evrâd-ı Bahâiyye
Şah-ı Nakşibend Hazretleri tarafından tertip edilmiştir. İçeriği ayet-i kerimeler ve çok kuvvetli esmalardan oluşur. Manevi ferahlık ve rızık genişliği için çokça tercih edilir.
3. Cevşenü’l-Kebîr
Peygamber Efendimiz’e (sav) Cebrail (as) vasıtasıyla zırh yerine tavsiye edilen, Allah’ın bin bir ismini içeren muazzam bir münacattır. Maddi ve manevi her türlü kazadan korunmak için okunur.



Meşhur Olan Virdler

Evrâd kitaplarının bir kısmı isimlerine (Evrâd-ı Gazali¸ Evrâd-ı Mevlana vb.)¸ bir kısmı da tarikatlara (Evrâd-ı Bahâiyye¸ Evrâd-ı Zeyniyye vb.) nispet edilmiştir.9
1. Hızbu'l-Bahr
Evrâdı en yaygın olan sûfî¸ Şaziliyye tarikatının pîri Ebu'l-Hasan eş-Şazili'dir. Özellikle "hızbu'l-bahr ve hızbu'l-ber" adlı kısa ve özlü tesbihlerle dualar asırlardan beri tasavvufî muhitlerde okunan ve şerhedilen virdlerdir. Şaziliyye tarikatı Osmanlı toplumunda yaygın olmadığı halde bu hizblerin yayılmış olması dikkate değer bir husustur.10
2. Virdü's-Settâr
Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin çeşitli virdleriyle Halvetiyyenin ikinci piri Bakü'de medfun Yahya-yı Şirvani'nin evrâdı da tarikatlar arasında çok meşhurdur. Yahya-yi Şirvani'nin "Yâ Settâr" diye başladığı için Virdü's-Settâr¸ yazarına nispetle de Vird-i Yahya olarak tanınan evrâdı pek çok sûfî tarafından şerhedilmiş¸ bunlardan Harîrizâde Kemâleddin Efendi'nin Türkçe şerhi basılmıştır. (İstanbul 1287) Ayrıca Müstakîmzâde Süleyman Efendi¸ Ömer Fuâdî Efendi¸ Şah Velî¸ Tireli İsa Muhammed¸ Abdullah Şerkavî¸ Şemseddin Nasuhîzâde¸ Osman b. Ahmed Fertekî de aynı evrâda şerh yazmışlardır. Yugoslavya bölgesinde yaygın olan şerh ise Prizrenli Markalaçzâde Süleyman Efendi'ye aittir. (İstanbul 1988)11
3. Evrâd-ı Fethiyye
Yaygın olan bir diğer evrâd kitabı Seyyid Ali Hemedânî'nin Evrâd-ı Fethiyye adlı virdidir. Bu vird istiğfardan sonra kelime-i tevhid¸ subhanallah¸ hasbunallah ve salavat ile başlayan pek çok cümleyi ihtiva eder. (İstanbul 1330)12
4. Mecmûatu'l-Ahzâb
Tarikat mensupları arasında yaygın olan en hacimli evrâd ve ahzab kitabı¸ Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevî'nin Mecmûatu'l-Ahzâb adlı üç ciltlik derlemesidir. (İstanbul 1311) Yaklaşık 2000 sayfa hacmindeki bu eserde Hz. Peygamber¸ dört halife ve sahabilerden başka hizb ve virdleri bulunan bazı sûfîler şunlardır: İbnü'l-Arabi¸ Ebu'l-Hasan eş-Şazili¸ İbrahim ed-Desûkî¸ Gazâlî¸ Muînuddin-i Çiştî¸ Şehabeddin es-Sühreverdî¸ Hüsameddin Uşşakî¸ Saadeddin el-Cibâvî¸ Abdülkadir-i Geylani¸ Abdulgani en-Nablusi¸ Bahaeddin Nakşibend¸ Mevlana Celaleddin-i Rumi¸ Ahmed er-Rifai¸ Ahmed el-Bedevi¸ Zayneddin-i Hafi.
5. Zînetu'l-Kulûb
Son dönem Cerrâhî şeyhlerinden Muzaffer Ozak Zînetu'l-Kulûb adlı eserinde Kadirî¸ Rifâî¸ Nakşî¸ Halvetî¸ Cerrahî virdlerini Arap ve Latin harflerle ve tercümeleriyle birlikte neşretmiştir. (İstanbul 1973)13
6. Ezkâr-ı Nevevî
Evrâd ve ezkar kitapları arasında Nevevî'nin Ezkâr-ı Nevevî diye tanınan Hilyetu'l-Ebrâr adlı eserinin de (Dımaşk 1391/1971) önemli bir yeri vardır. Müellifi bir sûfî olmadığı için bu eser tarikat mensupları arasında diğer evrâd kitapları kadar yayılmamışsa da Gazzali'nin İhyâu Ulûmiddin¸ Kuşeyri'nin er-Risale¸ Ebu Nuaym el-Isfahanî'nin Hilyetu'l-Evliya adlı eserlerinden geniş ölçüde istifade etmesi¸ Ebu Ali ed-Dekkak¸ Zünnun el-Mısri¸ Sehl b. Abdullah et-Tüsteri¸ Yahya b. Muaz er-Razi¸ İbrahim el-Havvas gibi meşhur sûfîlerin konuyla ilgili tespit ve tavsiyelerini kaydetmesi sebebiyle sûfîlerin ilgi duyduğu kitaplardan biri olmuştur. Hilyetu'l-Ebrâr'ı İbn Teymiyye el-Kelimü't-Tayyib adıyla ihtisar etmiş¸ İbn Allân es-Sâdıkî de el-Fütühâtü'r-Rabbaniyye ale'l-Ezkâri'n-Neveviyye adıyla şerhetmiştir.
7. Delâilu'l-Hayrât
Nevevi'nin eseri gibi hem tarikat mensuplarının hem de tarikata mensup olmayan Müslümanların çok okuduğu evrâd kitaplarından biri de kabri Merakeş'te olan Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (ö.870/1465) tarafından tertip edilen Delâilu'l-Hayrât'tır.
8. Bihâru'l-Envâr
Şii muhitlerde yaygın olan evrâd ve zikirler ise Muhammed Bâkır el-Meclisî tarafından Bihâru'l-Envâr adlı eserin XCI ve XCII. ciltlerinde bir araya getirilmiştir.



Okuma Usulleri ve Faziletleri
Bu metinleri okurken dikkat edilmesi gereken bazı ince noktalar vardır:
  • Devamlılık: Az da olsa devamlı olanı makbuldür. Vird, "süreklilik" demektir.
  • Abdest ve Kıble: Mümkünse abdestli ve kıbleye dönük okunması nurunu artırır.
  • İzin (İcazet): Bazı büyük hizblerin bir mürşid gözetiminde veya icazetle okunması, o zikrin manevi hattına bağlanmak (enerjisinden faydalanmak) açısından önemlidir.
  • Huzur-u Kalp: Sadece dil ile değil, manasını düşünerek ve Allah’ın huzurunda olduğunun bilinciyle okunmalıdır.
Unutulmamalıdır ki: Virdler ve hizbler birer "ilaç" gibidir. Her birinin terkibi farklı bir manevi hastalığa veya ihtiyaca şifadır.

Örnek Bir Hizb Bölümü (Hizbu’n-Nasr’dan Bir Kesit)
Düşmana ve nefse karşı zafer kazanmak için okunan Hizbu’n-Nasr (İmam Şazeli) duasından kısa bir bölüm:
"Allahümme bi-satveti ceberûti kahrike... Ya Gıyâsel müstagisîn, eğisnâ!"
(Allah’ım! Senin kahredici gücünün heybetiyle... Ey yardım isteyenlerin yardımcısı, bize yardım et!)


Sonuç olarak; vird ve evrâd, ruhun gıdasıdır. Günlük hayatın karmaşasında savrulan insan, bu manevi iplere tutunarak dengesini sağlar. Forumumuzda bu konu altındaki paylaşımlarla, herkesin kendi gönül dünyasına hitap eden bir "vird" bulmasını temenni ederim.

Vird-i Settar Duası

(Seyyid Yahya Şirvaninin ilham ile yazmış olduğu bu evrad’ın faziletleri ehlullah tarafndan tecrübe ile tasdik edilmiştir.)

Her kim zulm görmüşse,fakirliğe düşmüşse,sevdiğinden ayrılmışsa,borca düşmüşse,işsiz kalmışsa,mülk sahibi olmak isterse,evlenmek isterse,üzerine büyü teshir etmişse, bu mübarek havas duasını günde 3-5-7 kere okumayı vird edinsin… Havas dualarını içinde en büyük en faydalı duadır.

Vird-i Settar ismiyle meşhur bu dua biraz Arapça bilenlere veya manasını kısmen de olsa anlayabilenler için ne kadar tesirli, ne kadar kıymetli bir hazine olduğu aşikardır. Bu duayı hergün okumayı vird edinen kimse kısa zamanda kötü ibtilalarından kurtulur. İşleri bozuksa az zamanda düzelir. Kazancı bereketlenir, hasta ise sıhhat ve şifaya kavuşur.Bir hastaya, bir mecnuna, bir saralıya üç veya yedi gün yedişer defa okunup nefes edilse biiznillah okunan kimse hastalığından kurtulur. Mahpus okursa hapisten çıkar.Hergün rızaen lillah üç kere okumayı adet edinen kimseyi Cenabı hakk her türlü maddi, manevi kaza ve belalardan korur. Tedavisi zor hastalıklara tutulmaz. Ömrü uzun hayatı rahat ve huzur içinde geçer. Bu dua Cenabı Hakk’ın kullarına ve Hazreti Fahri Kainat Efendimiz’in de ümmetine bir hediyesi ihsan ve atıfetidir.
Bu duada kul Rabbine o kadar zillet ve iftikarla, aciz ve tevazuyla münacat edip yalvarıyor ki, alemlere sonsuz bir merhamet ve ihsanda bulunan, sınırsız bir atıfet ve kerem bahşeden Allahü Zülcelal Hazretleri kendisine bu dille ve ihlasla yalvaran ve avuç açan kulunu katiyen red etmez, boş çevirmez.

Vird-i Settar, İslam tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahip, Halvetiyye tarikatının büyüklerinden Pîr Seyyid Yahya-ı Şirvânî Hazretleri tarafından tertip edilen kapsamlı bir duadır. Aşağıda bu dua hakkında genel bilgileri, faziletlerini ve manevi özelliklerini bulabilirsiniz.

1. Genel Bilgiler

İsmin Anlamı ve Kaynağı

Vird-i Settar ismi iki kelimeden oluşur:

    Vird: Belli bir vakit ve düzen içerisinde sürekli olarak okunan dua, zikir ve evrad anlamına gelir .

    Settâr: Allah’ın (c.c.) "Kullarının kusurlarını örten, hatalarını gizleyen ve günahlarını bağışlayan" anlamındaki güzel isimlerinden biridir .

Manevi Şahsiyeti: Pîr Seyyid Yahya-ı Şirvânî

Dua, Halvetiyye tarikatının büyüklerinden ve "Pîr-i Sânî" (İkinci Pir) olarak anılan Seyyid Yahya-ı Şirvânî Hazretleri tarafından tertip edilmiştir. Eserde, onun "Virdü’s-Settâr" diye bilinen sabah evradını (virdini) tertip ettiği ve bu duanın asırlardır manevi yolculukta olanlara okunduğu belirtilmektedir .

Yapısı ve İçeriği

Bu dua, oldukça kapsamlı ve uzun bir metindir. İçeriğinde:

    Allah’a yalvarış ve niyazlar,

    Tevhid inancının özlü ifadeleri,

    Allah’ın 99 güzel isminin (Esma-i Hüsna) sıralanması,

    Hz. Muhammed’e (s.a.v.) getirilen salavat ve övgüler bulunur .

2. Faziletleri ve Etkileri Hakkında Yorumlar

Kadim dua kitapları ve tasavvuf geleneğinde Vird-i Settar’ın okunmasıyla ilgili pek çok fazilet zikredilmiştir. Bunlar genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir:

Rızık ve Bereket

Rızık ve bereket duası hükmünde olduğu, düzenli okuyan kişiye büyük maddi ve manevi nimetler bahşedildiği belirtilir . İşleri bozuk olan kişinin işlerinin düzelmesine ve kazancının bereketlenmesine vesile olur .

Koruyuculuk ve Kurtuluş

    Genel Koruma: Her gün düzenli olarak (genellikle 3 kere) okuyan kişinin, Cenab-ı Hakk tarafından her türlü maddi ve manevi kaza, bela ve musibetten korunacağı ifade edilir .

    Zor Durumlar: Zulme uğrayan, sıkıntıda olan veya mahpus durumunda bulunan kişilerin bu duayı okuması halinde zor durumdan kurtulacaklarına dair rivayetler vardır .

Şifa ve Sağlık

    Hastalıklar: Tedavisi zor hastalıklara tutulmamak için okunabileceği gibi, hasta olan kişilere üç veya yedi gün boyunca yedişer defa okunup üflenmesi halinde (biiznillah) şifaya kavuşacağı belirtilir .

    Ruhsal Sıkıntılar: Vesvese, ruhsal sıkıntılar, tembellik, utangaçlık gibi müminlere yakışmayan davranışların ortadan kalkmasına ve kişinin olumlu bir karaktere bürünmesine vesile olduğu aktarılır .

Manevi Hazine

Bu dua, kulun Rabbine karşı derin bir acz, tevazu ve mahviyet ile yalvarışını içerir. Bu dille ve ihlasla yapılan duanın reddedilmeyeceği, Allah’ın kullarına ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmetine büyük bir lütfu ve hediyesi olduğu vurgulanır .

3. Okuma Adabı ve Sayıları

Farklı niyetlere göre duanın belirli sayılarda okunması tavsiye edilir:

    Bereket ve genel maksatlar için: Genellikle 3 defa.

    Özel hacetler, dilekler ve önemli işler için: 7 defa.

    Diğer meseleler ve şiddetli sıkıntılar için: 12 defa okunabileceği belirtilmiştir .

Vird-i Settar, içerdiği Esma-i Hüsna, salavatlar ve derin manalı cümlelerle hem bir sığınak hem de bir manevi terbiye vesikasıdır. Ancak her duada olduğu gibi, bu duanın faziletlerinden istifade edebilmek için okumanın yanı sıra helal dairesinde yaşamaya özen göstermek, edep ve ihlası elden bırakmamak esastır



1. Vird-i Settar Duasının Arapça Metini

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

    يَا سَتَّارُ يَا سَتَّارُ * يَا عَزِيزُ يَا غَفَّارُ * يَا جَلِيلُ يَا جَبَّارُ يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ وَالْأَبْصَارِ * وَيَا مُدَبِّرَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ * خَلِّصْنَا مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَالنَّارِ * إِلٰهِي اسْتُرْ عُيُوبَنَا * وَاغْفِرْ ذُنُوبَنَا * وَنَوِّرْ قُبُورَنَا وَطَهِّرْ قُلُوبَنَا * وَاشْرَحْ صُدُورَنَا * وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا * وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ * وَاحْشُرْنَا مَعَ الْأَخْيَارِ * سُبْحَانَكَ مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ * سُبْحَانَكَ مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَا مَعْبُودُ * سُبْحَانَكَ مَا ذَكَرْنَاكَ حَقَّ ذِكْرِكَ يَا مَذْكُورُ * سُبْحَانَكَ مَا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا مَشْكُورُ * فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرَحْمَةً * شُكْرًا مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةً * لِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ * اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ * وَنَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ أَذْنَبْنَاهُ عَمْدًا وَسَهْوًا وَخَطَأً وَنِسْيَانًا وَنُقْصَانًا وَتَقْصِيرًا * اَللّٰهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ حَمْدًا يُوَافِي نِعَامَكَ وَيُكَافِئُ مَزِيدَكَ نَحْمَدُكَ بِجَمِيعِ مَحَامِدِكَ مَا عَلِمْنَا مِنْهَا وَمَا لَمْ نَعْلَمْ * وَعَلَى كُلِّ حَالٍ يَا مُحَوِّلَ الْحَالِ حَوِّلْ حَالَنَا إِلَى أَحْسَنِ الْحَالِ * أَعْدَدْتُ لِكُلِّ هَوْلٍ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ * وَلِكُلِّ نِعْمَةٍ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ رَخَاءٍ شُكْرًا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ عُجُوبَةٍ سُبْحَانَ اللّٰهِ * وَلِكُلِّ ذَنْبٍ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ * وَلِكُلِّ مُصِيبَةٍ إِنَّا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ ضَيْقٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ * وَلِكُلِّ قَضَاءٍ وَقَدَرٍ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ * وَلِكُلِّ طَاعَةٍ وَمَعْصِيَةٍ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ * وَلِكُلِّ هَمٍّ وَغَمٍّ مَا شَاءَ اللّٰهُ * لَنْ يَغْلِبَ اللّٰهَ شَيْءٌ وَهُوَ غَالِبٌ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ وَكَفَى * سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ دَعَا * لَا غَايَةَ لَهُ فِي الْآخِرَةِ وَالْأُولَى لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ * لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ لَا يَمُوتُ أَبَدًا دَائِمًا صَامِدًا بَاقِيًا بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ * وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ * اَللّٰهُمَّ لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ * أَعَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ وَلَا إِلٰهَ غَيْرُكَ * الرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى * وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى * اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا * صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ * هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ جَلَّ جَلَالُهُ الرَّحِيمُ * الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ الْقَهَّارُ الْوَهَّابُ الرَّزَّاقُ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الْخَافِضُ الرَّافِعُ الْمُعِزُّ الْمُذِلُّ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْحَكَمُ الْعَدْلُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ الْحَلِيمُ الْعَظِيمُ الْغَفُورُ الشَّكُورُ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ الْحَفِيظُ الْمُقِيتُ الْحَسِيبُ الْجَلِيلُ الْكَرِيمُ الرَّقِيبُ الْمُجِيبُ الْوَاسِعُ الْحَكِيمُ الْوَدُودُ الْمَجِيدُ الْبَاعِثُ الشَّهِيدُ الْحَقُّ الْوَكِيلُ الْقَوِيُّ الْمَتِينُ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ الْمُحْصِي الْمُبْدِئُ الْمُعِيدُ الْمُحْيِي الْمُمِيتُ الْحَيُّ الْقَيُّومُ الْوَاجِدُ الْمَاجِدُ الْوَاحِدُ الْأَحَدُ الصَّمَدُ الْقَادِرُ الْمُقْتَدِرُ الْمُقَدِّمُ الْمُؤَخِّرُ الْأَوَّلُ الْآخِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْوَالِي الْمُتَعَالِي الْبِرُّ التَّوَّابُ الْمُنْتَقِمُ الْعَفُوُّ الرَّؤُوفُ مَالِكُ الْمُلْكِ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ الْمُقْسِطُ الْجَامِعُ الْغَنِيُّ الْمُغْنِي الْمَانِعُ الضَّارُّ النَّافِعُ النُّورُ الْهَادِي الْبَدِيعُ الْبَاقِي الْوَارِثُ الرَّشِيدُ الصَّبُورُ * الَّذِي تَقَدَّسَتْ عَنِ الْأَشْبَاهِ ذَاتُهُ * وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْأَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَتْ بِرُبُوبِيَّتِهِ آيَاتُهُ * وَدَلَّتْ عَلَى وَحْدَانِيَّتِهِ مَصْنُوعَاتُهُ * وَاحِدٌ لَا مِنْ قِلَّةٍ * مَوْجُودٌ لَا مِنْ عِلَّةٍ بِالْجُودِ مَعْرُوفٌ * وَبِالْإِحْسَانِ مَوْصُوفٌ * مَعْرُوفٌ بِلَا غَايَةٍ وَمَوْصُوفٌ بِلَا نِهَايَةٍ * أَوَّلُ قَدِيمٌ بِلَا ابْتِدَاءٍ * وَآخِرٌ كَرِيمٌ مُقِيمٌ بِلَا انْتِهَاءٍ * وَغَفَرَ ذُنُوبَ الْمُذْنِبِينَ كَرَمًا وَحِلْمًا وَلُطْفًا وَفَضْلًا * الَّذِي لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ * لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ * نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ * غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ * وَحَسْبُنَا اللّٰهُ وَحْدَهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ * وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ * يَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ بِقُدْرَتِهِ * وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ * أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ * وَنَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ إِلٰهًا عَدْلًا جَبَّارًا * وَمَلِكًا قَدِيرًا قَهَّارًا * لِلذُّنُوبِ غَفَّارًا * وَلِلْعُيُوبِ سَتَّارًا * وَنَشْهَدُ أَنَّ سَيِّدَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ الْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ * وَرَسُولُهُ الْمُجْتَبَى وَأَمِينُهُ الْمُقْتَدَى شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورُ الْوَرَى صَاحِبُ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى رَسُولُ الثَّقَلَيْنِ * وَنَبِيُّ الْحَرَمَيْنِ وَإِمَامُ الْقِبْلَتَيْنِ وَجَدُّ السِّبْطَيْنِ وَشَفِيعُ مَنْ فِي الدَّارَيْنِ رَسُولًا مَكِّيًّا مَدَنِيًّا هَاشِمِيًّا قُرَشِيًّا أَبْطَحِيًّا كَرُوبِيًّا رُوحِيًّا رُوحَانِيًّا تَقِيًّا نَقِيًّا نَبِيًّا كَوْكَبًا دُرِّيًّا شَمْسًا مُضِيئًا قَمَرًا نُورًا نُورَانِيًّا بَشِيرًا نَذِيرًا سِرَاجًا مُنِيرًا صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
2. Vird-i Settar Duasının Okunuşu (Transkripsiyon)

Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ Settâru yâ Settâr. Yâ Azîzü yâ Ğaffâr. Yâ Celîlü yâ Cebbâr, yâ mukallibel kulûbi vel ebsâr. Ve yâ müdebbirâl leyli ven nehâr. Hallısnâ min azâbil kabri ven nâr.
İlâhi üstür uyûbenâ. Vağfir zünûbenâ. Ve nevvir kubûranâ ve tahhir kulûbenâ. Veşrah sudûranâ. Ve keffir annâ seyyiâtinâ. Ve teveffenâ meâl ebrâr. Vahşurnâ meâl ahyâr.
Sübhâneke mâ arafnâke hakka mâ’rifetike yâ Ma’rûf. Sübhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ Ma’bûd. Sübhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Mezkûr. Sübhâneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr.
Fadlen minallâhi ve rahmeten, şükran minallâhi ve ni’meten. Lillâhil hamdü vel minneh.
Elhamdü lillâhi alât tâati vet tevfîk. Ve nestağfirullâhe min külli zenbin eznebnâhü amden ve sehven ve hatâen ve nisyânen ve nuksânen ve taksîr.
Allâhümme lekel hamdü hamden yüvâfî niâmeke ve yükâfî mezîdeke. Nahmedüke bi cemîi mehâmidike mâ alimnâ minhâ ve mâ lem na’lem. Ve alâ külli hâlin yâ muhavvilel hâli, havvil hâlenâ ilâ ahsenil hâl.
A’dedtü li külli hevlin Lâ ilâhe illallâh, ve li külli ni’metin elhamdü lillâh, ve li külli rahâin şükrü lillâh, ve li külli u’cûbetin sübhânallâh, ve li külli zenbin estağfirullâh, ve li külli musîbetin innâ lillâh, ve li külli daykın hasbiyallâh, ve li külli kazâin ve kaderin tevekkeltü alallâh, ve li külli tâatin ve ma’siyetin lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, ve li külli hemmin ve ğammin mâşâallâh.
Len yağliballâhe şey’ün ve hüve ğâlibün alâ külli şey’in, hasbiyallâhü ve kefâ. Semiallâhü limen deâ. Lâ ğâyete lehû fil âhirati vel ûlâ. Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü, yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü ebeden dâimen sâmeden bâkıyen, bi yedihil hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr, ve ileyhil masîr.
Allâhümme lâ uhsî senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike. Azze câruke ve celle senâüke ve lâ ilâhe ğayruk.
Errahmânü alel arşistevâ, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı ve mâ beynehümâ ve mâ tahtes serâ. Ve in techer bil kavli fe innehû ya’lemüs sirra ve ahfâ.
Allâhü lâ ilâhe illâ hüve, lehül esmâül hüsnâ fed’ûhü bihâ. Sadakallâhül azîm.
Hüvellâhüllezî lâ ilâhe illâ hüver rahmânü celle celâlühür rahîm.
El-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hallâk, el-Bâri’, el-Musavvir, el-Ğaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbid, el-Bâsıt, el-Hâfid, er-Râfi’, el-Muizz, el-Müzill, es-Semî’, el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Latîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Ğafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mucîb, el-Vâsi’, el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdi’, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mumît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, el-Ehad, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâlî, el-Müteâlî, el-Birr, et-Tevvâb, el-Müntekim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikül Mülk, Zülcelâli vel İkrâm, el-Muksit, el-Câmi’, el-Ğaniyy, el-Muğnî, el-Mâni’, ed-Dârr, en-Nâfi’, en-Nûr, el-Hâdî, el-Bedî’, el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.
Ellezi tekaddeset anil eşbâhi zâtühû, ve tenezzchet an müşâbehetil emsâli sıfâtühû, ve şehidet bi rubûbiyyetihî âyâtühû, ve dellet alâ vahdâniyyetihî masnûâtühû.
Vâhidün lâ min kılletin, mevcûdün lâ min illletin, bil cûdi ma’rûf, ve bil ihsâni mevsûf. Ma’rûfun bilâ ğâyetin, ve mevsûfun bilâ nihâyetin. Evvelü kadîmun bilâ ibtidâin, ve âhırun kerîmun mukîmun bilâ intihâin.
Ve ğafera zünûbel müznibîne keramen ve hılmen ve lütfen ve fadlâ.
Ellezi lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad. Leyse ke mislihî şey’ün ve hüves semî’ul basîr.
Ni’mel Mevlâ ve ni’men nasîr. Ğufrâneke Rabbenâ ve ileykel masîr.
Ve hasbünallâhü vahdehû ve ni’mel vekîl. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Yef’alüllâhü mâ yeşâü bi kudretihî, ve yahkümü mâ yürîdü bi ızzetih. Elâ lehül halku vel emr, tebârakellâhü rabbül âlemîn.
Ve neşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, ilâhen adlen cebbârâ, ve meliken kadîran kâhhârâ, liz zünûbi ğaffârâ, ve lil uyûbi settârâ.
Ve neşhedü enne seyyidenâ muhammeden abdühül mustafâ, sallellâhü aleyhi ve sellem, ve resûlühül müctebâ, ve emînühül muktedâ, şemsüd duhâ, bedrüd dücâ, nûrul verâ, sâhibu kâbe kavseyni ev ednâ, resûlus sekaleyn, ve nebiyyül haremeyn, ve imâmül kıbleteyn, ve ceddüs sibtayn, ve şefîu men fid dâreyn, resûlen mekkiyyen, medeniyyen, hâşimiyyen, kureşiyyen, ebtahiyyen, kerûbiyyen, rûhiyyen, rûhâniyyen, tekıyyen, nekıyyen, nebiyyen, kevkeben dürriyyen, şemsen müdi’en, kameran nûran nûrâniyyen, beşîran, nezîran, sirâcen münîrâ, sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem.

3. Vird-i Settar Duasının Anlamı (Meali)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Ey (kullarının kusurlarını) örten, ey (bağışlamasıyla günahları) örten! Ey Azîz, ey Ğaffâr! Ey Celîl, ey Cebbâr! Ey kalpleri ve gözleri (hâlden hâle) çeviren! Ey geceyi ve gündüzü tedbir eden! Bizi kabir ve cehennem azabından kurtar!

İlâhım, kusurlarımızı ört, günahlarımızı bağışla. Kabirlerimizi nurlandır, kalplerimizi temizle. Göğüslerimizi aç (ferahlat), kötülüklerimizi ört (affet). Bizi iyilerle birlikte vefat ettir ve hayırlılarla birlikte haşret.

Seni hakkıyla tanıyamadık, ne yücesin sen ey bilinen (ma’rûf)! Sana hakkıyla kulluk edemedik, ne yücesin sen ey kendisine kulluk edilen (ma’bûd)! Seni hakkıyla zikredemedik, ne yücesin sen ey zikredilen (mezkûr)! Sana hakkıyla şükredemedik, ne yücesin sen ey şükredilen (meşkûr)!

(Okuduğumuz bu dua,) Allah’tan bir lütuf ve rahmettir. (Bu nimetler) Allah’tan bir şükür ve nimettir. Hamd ve minnet Allah’a mahsustur.

Allah’a, bize verdiği tâat ve başarıdan dolayı hamd olsun. İşlediğimiz kasıtlı, kasıtsız, hata ile, unutarak, eksik ve kusurlu işlediğimiz her günahtan Allah’a mağfiret dileriz.

Allah’ım! Hamd, nimetlerine denk ve fazlana karşılık olacak şekilde sanadır. Bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm övgülerinle sana hamdederiz. Her hâlimizde, ey hâlleri değiştiren, hâlimizi en güzel hâle çevir.

Her korku için “Lâ ilâhe illallâh”ı, her nimet için “Elhamdülillâh”ı, her rahatlık için “Şükrillâh”ı, her şaşılacak şey için “Sübhânallâh”ı, her günah için “Estağfirullâh”ı, her musibet için “İnnâ lillâh”ı, her darlık için “Hasbiyallâh”ı, her kaza ve kader için “Tevekkeltü alallâh”ı, her taat ve isyan için “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”ı, her tasa ve keder için “Mâşâallâh”ı hazırladım (kendime şiar edindim).

Allah’a hiçbir şey gâlip gelemez. O, her şeye gâliptir. Allah bana yeter, O ne güzel vekildir. Allah, dua edeni işitir. O’nun (varlığının) ne ilk ne de son sınırı vardır. Allah’tan başka ilâh yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. Diriltir ve öldürür. O, ebedî, sürekli, her şeyden müstağni ve bâkî olarak diridir, asla ölmez. Hayır O’nun elindedir ve O her şeye kâdirdir. Dönüş ancak O’nadır.

Allah’ım, sana yapacağım senâları sayamam, sen kendi nefsini övdüğün gibi (sonsuz senâya lâyıksın). Himayen yücedir, senân yücelmiştir ve senden başka ilâh yoktur.

Rahmân, arşa istivâ etmiştir. Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altında ne varsa O’nundur. Sözü açıktan söylesen de (bil ki) O, gizliyi ve daha gizliyi bilir.

Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O’nundur, O’na onlarla dua edin. Yüce Allah doğru söylemiştir.

O Allah’tır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Rahmân’dır, Rahîm’dir; celâli ne yücedir.

O; Mâlik, Kuddûs, Selâm, Mü’min, Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir, Hâlık, Bâri’, Musavvir, Ğaffâr, Kahhâr, Vehhâb, Rezzâk, Fettâh, Alîm, Kâbıd, Bâsıt, Hâfid, Râfi’, Muizz, Müzill, Semî’, Basîr, Hakem, Adl, Latîf, Habîr, Halîm, Azîm, Ğafûr, Şekûr, Aliyy, Kebîr, Hafîz, Mukît, Hasîb, Celîl, Kerîm, Rakîb, Mücîb, Vâsi’, Hakîm, Vedûd, Mecîd, Bâis, Şehîd, Hakk, Vekîl, Kaviyy, Metîn, Veliyy, Hamîd, Muhsî, Mübdi’, Muîd, Muhyî, Mumît, Hayy, Kayyûm, Vâcid, Mâcid, Vâhid, Ehad, Samed, Kâdir, Muktedir, Mukaddim, Muahhir, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın, Vâlî, Müteâlî, Birr, Tevvâb, Müntekim, Afüvv, Raûf, Mâlikü’l-Mülk, Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm, Muksit, Câmi’, Ğaniyy, Muğnî, Mâni’, Dârr, Nâfi’, Nûr, Hâdî, Bedî’, Bâkî, Vâris, Reşîd, Sabûr’dur. (Celâli ne yücedir.)

Zâtı, benzerlerden münezzehtir; sıfatları, varlıkların sıfatlarına benzemekten yücedir. Kudretine dair ayetleri (delilleri), O’nun rubûbiyyetine şahitlik eder. Yaratılmış olanlar (eserler) ise O’nun birliğine delildir.

O, “azlıktan değil” hakikî olarak Vâhid’dir. Sonradan olma bir sebeple değil, ezelî olarak Mevcûd’tur. Cömertliğiyle bilinir, ihsanıyla vasfedilir. Sınırsızca bilinir, sonsuzca vasfedilir. İlksiz olarak Kadîm’dir. Sonu olmayan, sonsuz bir sonla Kerîm ve Mukîm’dir.

Günahkârların günahlarını keremiyle, yumuşaklığıyla, lütfuyla ve fazlıyla bağışlar.

O, doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi değildir. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işiten ve görendir.

O ne güzel Mevlâ’dır, O ne güzel yardımcıdır! Rabbimiz, affına sığındık, dönüş sanadır.

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah’ın yardımıyladır.

Allah dilediğini kudretiyle yapar, dilediği hükmü izzetiyle yürütür. Bilin ki yaratmak da emir de O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir, ne bereketlidir.

Şahitlik ederiz ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir, ortağı yoktur. O, adalet sahibi, kahredici bir ilâhtır. Gücü yeten, kahredici bir melik (hükümdar)dır. Günahları bağışlayan, kusurları örtendir.

Yine şahitlik ederiz ki, efendimiz Muhammed (s.a.v.) O’nun seçilmiş kulu, beğenilmiş elçisi, güvenilir ve kendisine uyulan rehberidir. O, kuşluk güneşi, karanlık gece ayı, yaratılmışların nuru, iki yay kadar veya daha yakın olanın sahibi, iki ağır yükün (insanlar ve cinlerin) elçisi, iki kutsal beldenin (Mekke ve Medine’nin) peygamberi, iki kıblenin imamı, iki torunun (Hasan ve Hüseyin’in) dedesi, iki dünyadakilerin şefaatçisidir. O; Mekkî, Medenî, Hâşimî, Kureyşî,
Evlilik Duası ve Nikah Akdi

**Evlilik Duası**

**Dua 1: Bir kadının ailesinden istemesi**

Bir erkeğin, evlenme teklifine Allah’a hamd ederek ve Resûlullah ﷺ’e salat getirerek başlaması müstehabdır. Şöyle der:
"Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun tek olduğuna ve ortağı bulunmadığına şehadet ederim. Yine Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim. Şu kızınızı (falanı) istemeye geldim" veya "kıymetli kızınız (falanın kızı falanı)" ya da buna benzer sözler söyler.

Ebû Hureyre (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
"Allah’a hamd ile başlamayan her söz" – bazı rivayetlerde "her önemli iş" – "bereketsizdir." Başka bir rivayette ise "kesiktir" (bereketi kesilmiştir) buyrulmuştur. Bu, hasen bir hadistir.

Ebû Hureyre (r.a.) ayrıca Resûlullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"İçinde şehadet (kelime-i tevhid) bulunmayan her evlenme teklifi, kesik bir el gibidir." Tirmizî, bunun hasen bir hadis olduğunu söyler.

أَشْهَدُ أَنَّ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ ❁ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ❁
*Eşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.*
"Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun tek olduğuna ve ortağı bulunmadığına şehadet ederim. Ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim."

Kaynak: İbn Mâce (1894)

---

**Nikâh akdi öncesi dua 1: Nikâh öncesi hutbe**

Nikâh akdinden önce hutbe okumak müstehabdır. Bu hutbe önceki bölümde belirtilenleri içermeli, ancak daha uzun olmalıdır. En güzel hutbe, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin Sünen'lerinde sahih isnadlarla Abdullah b. Mes'ûd (r.a.)’dan rivayet edilen ve Resûlullah ﷺ’in ashabına öğrettiği "hâcet hutbesi"dir.

الْحَمْدُ لِلهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ ❁ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِنَا ❁ مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ ❁ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هَادِىَ لَهُ ❁ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ ❁ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ❁ ﴿يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا﴾ ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ﴾ ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا ❁ يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ ❁ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا﴾

*El-hamdu lillâhi nahmeduhû ve nestaînuhû ve nestagfiruh. Ve neûzü billâhi min şürûri enfusinâ. Men yehdihillâhü fe lâ müddille leh. Ve men yudlil fe lâ hâdiye leh. Ve eşhedü en lâ ilâhe illallâh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh. Yâ eyyühen-nâsüttekû rabbekümü-llezî halakaküm min nefsin vâhidetin ve haleka minhâ zevcehâ ve besse minhümâ ricâlen kesîran ve nisâen. vettekûllâhe-llezî tesâelûne bihî ve-l- erhâm. innallâhe kâne aleyküm rakîbâ. Yâ eyyühellezîne âmenüttekûllâhe hakka tukâtih. Ve lâ temûtünne illâ ve entüm müslimûn. Yâ eyyühellezîne âmenüttekûllâhe ve kûlû kavlen sedîdâ. yuslih leküm a’mâleküm ve yagfir leküm zünûbeküm. Ve men yutiillâhe ve resûlehû fekad fâze fevzen azîmâ.*

"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamd eder, O'ndan yardım diler ve O'ndan bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden Allah'a sığınırız. Allah kimi doğru yola iletirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur. Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. Ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim. 'Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden sakının. Adını anarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.' 'Ey iman edenler! Allah'tan gerektiği gibi korkun ve ancak Müslüman olarak can verin.' 'Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.'"

Kaynak: Ebû Dâvûd (2118)

---

**Nikâh akdi duası 2: Allah ve Resûlü'ne itaat hatırlatması**

Ebû Dâvûd'daki başka bir rivayete göre, "Ve Resûlü" ifadesinden sonra şu da eklenirdi:
"Allah onu, kıyametten önce bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile göndermiştir. Kim Allah'a ve Peygamberi'ne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim de onlara isyan ederse kendinden başkasına zarar vermez ve Allah'a hiçbir zarar veremez." Tirmizî bunun hasen bir hadis olduğunu söyler.

أَرْسَلَهُ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَة ❁ مَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ رَشَدَ ❁ وَمَنْ يَعْصِهِمَا فَإِنَّهُ لا يَضُرُّ إِلا نَفْسَهُ ❁ وَلا يَضُرُّ اللَّهَ شَيْئًا ❁

*Erselehû bi-l-hakkı beşîran ve nezîran beyne yedeyi-s-sâ’ah. Men yutıillâhe ve resûlehû fekad reşed. Ve men ya’sıhimâ fe-innehû lâ yedurru illâ nefseh. Ve lâ yedurrullâhe şey’â.*

"Allah onu, kıyametten önce bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile göndermiştir. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim de onlara isyan ederse kendinden başkasına zarar vermez ve Allah'a hiçbir zarar veremez."

Kaynak: Ebû Dâvûd (2119)

---

**Nikâh akdi duası 3: Nikâh teklif ifadesi**

Şâfiî âlimlerine göre şöyle demek müstehabdır: "Seni, Allah'ın emrettiği şekilde, ya güzellikle tutmak ya da güzellikle salıvermek üzere nikâhladım."

En kısa hutbe ise: "Hamd Allah'a mahsustur, salât Resûlullah'ın üzerine olsun. Size Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim." şeklindedir.

أُزَوِّجُكَ عَلَى مَا أَمَرَ الله بِه مِنْ إِمْسَاكٍ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٍ بِإِحْسَانٍ ❁ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ وَالصَّلَاةِ عَلَى رَسُولِ اللهِ ❁ أُوصِي بِتَقْوَى اللهِ ❁

*Uzevvicüke alâ mâ emerallâhü bihî min imsâkin bi-ma’rûfin ev tesrîhin bi-ihsân. El-hamdu lillâhi ve-s-salâtü alâ resûlillâh. Ûsî bi-takvallâh.*

"Seni, Allah'ın emrettiği şekilde, ya güzellikle tutmak ya da güzellikle salıvermek üzere nikâhladım. Hamd Allah'a mahsustur, salât Resûlullah'ın üzerine olsun. Size Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim."

---

**Nikâh akdi duası 4: Nikâh kabulü**

Veli: "Seni falan kızla nikâhladım" der. Damat da kabul eder.

زَوَّجْتُكَ فُلَانَةَ ❁ قَبِلْتُ تَزْوِيجَهَا ❁ قَبِلْتُ نِكَاحَهَا ❁

*Zevvectüke fülâneh. Kabulte tazvîcehâ. Kabulte nikâhahâ.*

"Seni falan kızla nikâhladım." "Onun nikâhını kabul ettim." "Onun nikâhını kabul ettim."

---

**Nikâh akdi duası 5: Övgü sözleri**

Damat: "Hamd Allah'a mahsustur, salât Resûlullah'ın üzerine olsun. Kabul ettim." derse nikâh yine geçerlidir.

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ وَالصَّلَاةِ عَلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ❁

*El-hamdu lillâhi ve-s-salâtü alâ resûlillâhi sallallâhü aleyhi ve sellem.*

"Hamd Allah'a mahsustur, salât Resûlullah'ın üzerine olsun, Allah ona salât ve selam etsin."

---

**Nikâh akdi sonrası duası 1**

"Allah sana bereket versin" veya "Allah sana bereket ihsan etsin ve sizi hayır üzere birleştirsin" demek sünnettir.

بَارَكَ اللهُ لَكَ ❁ بَارَكَ عَلَيْكَ ❁ وَجَمَعَ بَيْنَكُمَا فِي خَيْرِ ❁

*Bârakellâhü lek. Bârake aleyk, ve cemea beynekümâ fî hayr.*

"Allah sana bereket versin. Allah sana bereket ihsan etsin ve sizi hayır üzere birleştirsin."

---

**Nikâh akdi sonrası duası 2**

Gelin ve damada: "Allah her birinize eşinde bereket versin ve sizi hayır üzere birleştirsin" demek müstehabdır.

بَارَكَ اللهُ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْكُمَا فِي صَاحِبِهِ ❁ وَجَمَعَ بَيْنَكُمَا فِي خَيْرٍ ❁

*Bârakellâhü li-külli vâhidin minkümâ fî sâhibihî, ve cemea beynekümâ fî hayr.*

"Allah her birinize eşinde bereket versin ve sizi hayır üzere birleştirsin."

---

**Nikâh akdi sonrası duası 3**


Buhârî ve Müslim'in Sahih'lerinde Enes (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Nebî ﷺ, Abdurrahman b. Avf (r.a.) evlendiğini haber verdiğinde ona: "Allah sana bereket versin" buyurmuştur.

Yine Sahih'te Câbir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Nebî ﷺ, evlendiğini haber verdiğinde ona: "Allah sana bereket versin" buyurmuştur.

بَارَكَ اللهُ لَكَ ❁ بَارَكَ اللهُ عَلَيْكَ ❁

*Bârakellâhü lek. Bârakellâhü aleyk.*

"Allah sana bereket versin. Allah sana bereket versin."

Kaynak: Buhârî (5155)

---

**Nikâh akdi sonrası duası 4**

**Nikâh akdi sonrası duası 5**


Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve diğerlerinin Sünen'lerinde sahih isnadlarla rivayet edildiğine göre, Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Nebî ﷺ evlenen bir adamı tebrik ettiğinde şöyle derdi: "Allah sana bereket versin, üzerine bereket yağdırsın ve sizi hayır üzere birleştirsin." Tirmizî bunun hasen sahih bir hadis olduğunu söyler.

بَارَكَ اللهُ لَكَ وَبَارَكَ عَلَيْكَ ❁ وَجَمَعَ بَيْنَكُمَا فِي خَيْرٍ ❁

*Bârakellâhü lek, ve bârake aleyk, ve cemea beynekümâ fî hayr.*

"Allah sana bereket versin, üzerine bereket yağdırsın ve sizi hayır üzere birleştirsin."
EVRÂD VE AHZÂB KİTAPLARI

"V/XI. asırdan itibaren teşekkül etmeye başlayan tarikatlar evrâd geleneğine farklı bir boyut kazandırmışlardır. Âyet¸ hadiş salavat¸ tesbih ve zikirlere bizzat tarikat kurucuları tarafından tertip edilen dua ve tesbihlerin ilavesiyle tarikatlara göre oluşan "evrâd kitapları" türleri ortaya çıkmıştır."

Evrâdla ilgili düzenli bilgiler ihtiva eden en eski ve en geniş kaynak Ebu Tâlib el-Mekkî (ö.386/996)'nin Kûtu'l-kulûb adlı eseridir. Zikir¸ tesbih¸ tövbe ve istiğfarla ilgili âyetleri bir araya getiren Mekkî¸ "evrâdu'l-leyl ve'n-nehâr" başlığıyla başlayan kitabının ilk on altı babında gündüz ve gecenin muhtelif dilimlerinde okunacak olan evrâdı ve bunların sayısını ayrı ayrı yazmaktadır.1 Evrâd konusu ile ilgili tarikatlar öncesi dönemde yazılmış bir diğer önemli kitap¸ Gazali'nin İhyâu ulûmi'd-din adlı eseridir. "Virdlerin Tertibi ve Geceleri İhya Etmek" başlığı altında geniş bilgi veren Gazali gündüz yedi¸ gece dört ayrı vakitte zikir¸ Kur'an okuma ve tefekkür gibi virdlerle meşgul olunması gerektiğini kaydetmiş¸ virdlerin dinî-tasavvufî faydaları üzerinde durmuştur.2 Özellikle bu iki eser¸ daha sonra yaygın bir tasavvufi gelenek halini alan evrâd kitaplarının temel kaynağı olmuştur.3
V/XI. asırdan itibaren teşekkül etmeye başlayan tarikatlar evrâd geleneğine farklı bir boyut kazandırmışlardır. Âyet¸ hadiş salavat¸ tesbih ve zikirlere bizzat tarikat kurucuları tarafından tertip edilen dua ve tesbihlerin ilavesiyle tarikatlara göre oluşan "evrâd kitapları" türleri ortaya çıkmıştır. Virdlerin zamanla meşhur olanları çeşitli sûfîler tarafından şerhedilmiştir. Bu sahanın en eski örneklerinden biri olan el-Ğunye adlı eserinde Abdülkadir Geylani evrâd okumanın âdâb ve erkânı hakkında bilgi vermiştir. "Vird¸ evrâd¸ hizb¸ ahzâb¸ mecmûa-i evrâd¸ ed'iye" gibi genel adların yanında "enîsü's-sâlikin¸ delâlu'l-mürid¸ hediyyetü'z-zakirîn¸ burhânu'l-arifîn¸ tuhfetu'l-uşşâk¸ vazifetu'l-mürîd" gibi çok değişik adlar altında kaleme alınan evrâd kitapları zamanla daha kolay taşınıp okunabilmesi için kitapçıklar şeklinde süslü yazılarla çoğaltılmış ve basılmıştır. Haririzade'nin Virdi's-Settâr'ında olduğu gibi bazen bu eserlerde genel tasavvufi meselelere de temas edilmiş¸ müridlere pratik bilgiler verilmiştir.4
Her tarikatın kendine has evrâdı vardır. Bunların uzunluğu¸ tekrar etme adedi farklıdır. Hatta bu farklılıklar aynı tarikatın kolları için bile söz konusu olabilir. Buna karşılık bir tarikatın müritlerine verilen ve yedi günlük virdi ihtiva eden evrâd kitapları diğer bazı tarikat pîrlerinin dua ve hizblerini de içerebilir. Mesela bugün Nakşibendi dervişlerinin elinde bulunan el-Ed'iyetu'l-vâride adlı evrâd kitabında esmâ-i Hüsn⸠Kasîde-i Bürde¸ İsm-i A'zam duasının yanında¸ Salât-ı Abdülkadir-i Geylani¸ Evrâd-ı Şeyh Şehabeddin es-Sühreverdi¸ Vird-i Hızır¸ Hızbu'ş-Şükür gibi değişik metinler bulunmaktadır. Yine günümüzde Kadiri-Eşrefi evrâdı olarak okunan virdin ilk bölümü Şeyh Hüseyn-i Hamevî'ye¸ son bölümü ise Abdülkadir-i Geylani'ye ait olup bunlar Hamevî halifesi Eşrefoğlu Rûmî tarafından bir araya getirilerek tertip edilmiştir. Tarikatlara has evrâd ferdi olarak okunduğu gibi tekkelerde zikir başlamadan önce şeyhin yönetiminde toplu olarak da okunabilir. Vird metinlerinin zamanla yeniden tertiplendiği bilinmektedir. Bu arada bazı virdler çok meşhur olmuş ve âdeta tarikatlar arası ortak metin haline gelmiştir.5
Evrâd ve dua kitaplarının yaygınlığı zamanla bu konunun bir ilim dalı sayılmasına yol açmıştır. Taşköprizâde Mevzûatü'l-Ulûm'da hadis ilminin alt dallarına "İlmu'l-ed'iye ve'l-evr'ad"ı da ilave etmiştir. Dua ve evrâd metinlerinin tespit¸ tashih ve zaptıyla ilgili rivayetleri¸ bunların tesirlerini¸ sayılarını¸ okuma zamanlarını ve âdâbını konu edinen bu ilmin gayesi¸ söz konusu metinlerin şartlarına uygun olarak okunmasıyla dini-dünyevi faydalar elde etmektir. Katib Çelebi de "İlmu'l-evrâdi'l-meşhure ve'l-ed'iyeti'l-me'sure" başlığıyla aynı bilgileri tekrar etmiştir.6

Evrâd Kitaplarının İçeriği

Evrâd kitaplarında yer alan sure ve ayetler daha çok Allah'ın isim ve sıfatlarıyla ilgili ayetler ve "Rabbena"¸ "Allahumme" gibi ifadelerle başlayan metinlerdir. Salavat kısmında ise Hz. Peygamberin özelliklerini sıralayan cümleler ve onun tavsiye ettiği dualar yer alır. Tarikat kurucuları tarafından tertip edilen dua¸ zikir¸ tesbih ve salavat dervişin tefekkür ve zikir hayatına derinlik kazandırabilecek¸ edebi değeri olan özlü ifadelerden ve kolaylıkla ezberlenebilecek kısa cümlelerden meydana gelir. Bazen virdden önce Âyete'l-kürsi ile Fatiha¸ İhlaş Felak ve Nas gibi surelerin¸ "subhanellah¸ elhamdülillah" gibi ifadelerle başlayan tesbih veya duaların okunması tavsiye edilir. Böylece psikolojik olarak dua ve yakarışlara hazır olan kişi bütün dikkatini okuduğu evrâda ve anlamına vererek tasavvufî hal ve duyguların atmosferine girer.7
Evrâd ve ezkâr¸ Kur an ve hadisten istinbat edilmiş olmalıdır. Bu vasfı taşımayanlar reddedilmiştir. Şeyh Şazilî'nin Hizbu'l- bahr örneğinde olduğu üzere tarikatlara ait evrâd kitapları Peygamber Efendimizin işaretiyle keşf ve ilham ehlinin tertib ettiği ve nasslardan derlenen¸ terkib ve lafızları Kitap ve sünnetten alınan metinlerdir.8

Meşhur Olan Virdler


Evrâd kitaplarının bir kısmı isimlerine (Evrâd-ı Gazali¸ Evrâd-ı Mevlana vb.)¸ bir kısmı da tarikatlara (Evrâd-ı Bahâiyye¸ Evrâd-ı Zeyniyye vb.) nispet edilmiştir.9
1. Hızbu'l-Bahr
Evrâdı en yaygın olan sûfî¸ Şaziliyye tarikatının pîri Ebu'l-Hasan eş-Şazili'dir. Özellikle "hızbu'l-bahr ve hızbu'l-ber" adlı kısa ve özlü tesbihlerle dualar asırlardan beri tasavvufî muhitlerde okunan ve şerhedilen virdlerdir. Şaziliyye tarikatı Osmanlı toplumunda yaygın olmadığı halde bu hizblerin yayılmış olması dikkate değer bir husustur.10
2. Virdü's-Settâr
Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin çeşitli virdleriyle Halvetiyyenin ikinci piri Bakü'de medfun Yahya-yı Şirvani'nin evrâdı da tarikatlar arasında çok meşhurdur. Yahya-yi Şirvani'nin "Yâ Settâr" diye başladığı için Virdü's-Settâr¸ yazarına nispetle de Vird-i Yahya olarak tanınan evrâdı pek çok sûfî tarafından şerhedilmiş¸ bunlardan Harîrizâde Kemâleddin Efendi'nin Türkçe şerhi basılmıştır. (İstanbul 1287) Ayrıca Müstakîmzâde Süleyman Efendi¸ Ömer Fuâdî Efendi¸ Şah Velî¸ Tireli İsa Muhammed¸ Abdullah Şerkavî¸ Şemseddin Nasuhîzâde¸ Osman b. Ahmed Fertekî de aynı evrâda şerh yazmışlardır. Yugoslavya bölgesinde yaygın olan şerh ise Prizrenli Markalaçzâde Süleyman Efendi'ye aittir. (İstanbul 1988)11
3. Evrâd-ı Fethiyye
Yaygın olan bir diğer evrâd kitabı Seyyid Ali Hemedânî'nin Evrâd-ı Fethiyye adlı virdidir. Bu vird istiğfardan sonra kelime-i tevhid¸ subhanallah¸ hasbunallah ve salavat ile başlayan pek çok cümleyi ihtiva eder. (İstanbul 1330)12
4. Mecmûatu'l-Ahzâb
Tarikat mensupları arasında yaygın olan en hacimli evrâd ve ahzab kitabı¸ Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevî'nin Mecmûatu'l-Ahzâb adlı üç ciltlik derlemesidir. (İstanbul 1311) Yaklaşık 2000 sayfa hacmindeki bu eserde Hz. Peygamber¸ dört halife ve sahabilerden başka hizb ve virdleri bulunan bazı sûfîler şunlardır: İbnü'l-Arabi¸ Ebu'l-Hasan eş-Şazili¸ İbrahim ed-Desûkî¸ Gazâlî¸ Muînuddin-i Çiştî¸ Şehabeddin es-Sühreverdî¸ Hüsameddin Uşşakî¸ Saadeddin el-Cibâvî¸ Abdülkadir-i Geylani¸ Abdulgani en-Nablusi¸ Bahaeddin Nakşibend¸ Mevlana Celaleddin-i Rumi¸ Ahmed er-Rifai¸ Ahmed el-Bedevi¸ Zayneddin-i Hafi.
5. Zînetu'l-Kulûb
Son dönem Cerrâhî şeyhlerinden Muzaffer Ozak Zînetu'l-Kulûb adlı eserinde Kadirî¸ Rifâî¸ Nakşî¸ Halvetî¸ Cerrahî virdlerini Arap ve Latin harflerle ve tercümeleriyle birlikte neşretmiştir. (İstanbul 1973)13
6. Ezkâr-ı Nevevî
Evrâd ve ezkar kitapları arasında Nevevî'nin Ezkâr-ı Nevevî diye tanınan Hilyetu'l-Ebrâr adlı eserinin de (Dımaşk 1391/1971) önemli bir yeri vardır. Müellifi bir sûfî olmadığı için bu eser tarikat mensupları arasında diğer evrâd kitapları kadar yayılmamışsa da Gazzali'nin İhyâu Ulûmiddin¸ Kuşeyri'nin er-Risale¸ Ebu Nuaym el-Isfahanî'nin Hilyetu'l-Evliya adlı eserlerinden geniş ölçüde istifade etmesi¸ Ebu Ali ed-Dekkak¸ Zünnun el-Mısri¸ Sehl b. Abdullah et-Tüsteri¸ Yahya b. Muaz er-Razi¸ İbrahim el-Havvas gibi meşhur sûfîlerin konuyla ilgili tespit ve tavsiyelerini kaydetmesi sebebiyle sûfîlerin ilgi duyduğu kitaplardan biri olmuştur. Hilyetu'l-Ebrâr'ı İbn Teymiyye el-Kelimü't-Tayyib adıyla ihtisar etmiş¸ İbn Allân es-Sâdıkî de el-Fütühâtü'r-Rabbaniyye ale'l-Ezkâri'n-Neveviyye adıyla şerhetmiştir.
7. Delâilu'l-Hayrât
Nevevi'nin eseri gibi hem tarikat mensuplarının hem de tarikata mensup olmayan Müslümanların çok okuduğu evrâd kitaplarından biri de kabri Merakeş'te olan Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (ö.870/1465) tarafından tertip edilen Delâilu'l-Hayrât'tır.
8. Bihâru'l-Envâr
Şii muhitlerde yaygın olan evrâd ve zikirler ise Muhammed Bâkır el-Meclisî tarafından Bihâru'l-Envâr adlı eserin XCI ve XCII. ciltlerinde bir araya getirilmiştir.


Vird ve Evrâd Kavramlarını Esas Alan Eserler


Nûreddin Cerrâhî'nin Vird-i Kebîr ve Vird-i Sağîr'i; Müstakimzâde Süleyman Efendi'nin Şerh-i Evrâd-ı Kâdiriye¸ Şerh-i Vird-i Settâr¸ Şerh-i Evrâd-ı Seyyid Yahyâ adlı eserleri; Abdullah Salâhaddîn-i Uşşâkî'nin Usûl-i Evrâd-ı Uşşâkiye'si ve Mehmed Şeyhî Dede'nin (ö.1151/1738) Şerh-i Evrâd-ı Bahâiye'si¸ "vird" ve "evrâd" kavramlarını esas alan eserlerdir. Ayrıca¸ İsmail Hakkı Bursevî'nin Bey'atnâme ve İcâzetnâmeler'i ile Beyzâde Mustafa Efendi'nin İcâzetnâme adlı eserleri bu alandaki örnek eserlerdendir.

Dipnotlar

1- Ebû Talib Muhammed el-Mekkî¸ Kûtu'l-Kulûb fî Muâmeleti'l-Mahbûb ve Vasf-i Tariki'l-Mürid ilâ Mekâmi't-Tevhid¸ el-Matbaatu Mümbiyyetu'l Mısrıyye¸ Kahire H.1306¸ I/2-44.
2- İmam Gazali¸ İhyâu ulûmi'd-dîn¸ Dâru'l-Cîl¸ Beyrut 1412/1992¸ II/1-45.
3- Mustafa Kara¸ Dervişin Hayatı¸ Sûfînin Kelâmı Hal Tercümeleri-Tarikatlar-Istılahlar¸ Dergâh Yayınları¸ İstanbul 2005¸ 80.
4- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 80.
5- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 81.
6- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 84.
7- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 80.
8- Ali Namlı¸ İsmail Hakkı Bursevî¸ Hayatı¸ Eserleri¸ Tarikat Anlayışı¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 2001¸ 310.
9- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 81-82.
10- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 81.
11- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 81.
12- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 81.
13- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 82.
14- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 82.
15- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 82.
16- Kara¸ Dervişin Hayatı¸ 82.
17- Ramzan Muslu¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (18. Yüzyıl)¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 2003¸ 648.
Şâzelî Şeyhler

    SİLSİLE
    Abdüsselâm bin Meşîş
    Ebü'l-Hasan Şâzelî
    Ebü'l-Abbas Mürsî
    İbn Ataullah İskenderî
    Şeyh Muhammed Vefa
    Şeyh Ahmed Zerruk
    Şeyh Yusuf Fâsî
    Şeyh Muhammed Bûzîdî
    Şeyh Derkavî
    Şeyh Ahmed Alavî
    Şeyh Muhammed b. Yellis
    Şeyh Muhammed Hâşimî
    Şeyh Abdülkadir İsa
    Şeyh Sadeddin Murad
    Şeyh Hasan Arslan Aynî
    Şazeli Şeyhleri (Diğer)
    Şeyh Muhammed Zâfir
    MEŞHUR ŞÂZELÎLER
    Şâzeliyye'den Etkilenenler
    OSMANLI'DA Şâzelî Şeyhleri
HİZB, AHZÂB, VİRD VE EVRÂD: MÂNEVÎ YOLCULUĞUN ZİKRİ
Giriş: Kavramların Tanımı ve Mahiyeti
Tasavvuf geleneğinde hizb (çoğulu ahzâb), maddî ve mânevî maksatların tahakkuku için okunan duaların genel adıdır. Vird (çoğulu evrâd) ise hizbe nispetle daha geniş bir anlam taşır; devamlılık arz eden, düzenli olarak tekrarlanan zikir ve dualardır. Aralarındaki temel fark şudur: Hizb, belirli bir maksada ulaşıncaya kadar okunurken; evrâd, terk edilmeksizin sürekli okunan metinlerdir.
Bu kavramlar, İslâm'ın ilk asırlarında şahıs bazlı dualar şeklinde varken, VI./XII. yüzyılda tarikatların sistemleşmesiyle birlikte müesseseleşmiş ve tertip edilmeye başlanmıştır. Ancak önceki dönemlere ait dua ve virdlerin de varlığı bilinmektedir.


1. Hizb ve Evrâdın Nitelikleri
1.1. Dil ve Üslup Özellikleri
Hizbler, Arapça olarak tertip edilmiş, kısa ve seçilmiş cümlelerden oluşur. Edebî değeri yüksek, hikmetli metinlerdir. Bu yönüyle:
  • Okunması kolaylaşır
  • Ezberlenmesi teşvik edilir
  • Dinlenmesi kalbe hoş gelir
Hizblerde esmâ-i hüsnâya, Allah'ı öven ve yücelten ifadelere, dua cümlelerine geniş ölçüde yer verilir.
1.2. Mânevî Gaye ve Hikmet
Evrâd ve ahzâbdan maksat, Cenâb-ı Hakk'a duâ ve niyazdır. Duâ, kulun Allah karşısındaki aczini itiraf etmesi, sevgi ve tevazu içinde lutuf ve yardım dilemesidir. Bu dualar:
  • Sırf Allah'a yaklaşmak için okunur
  • İnsanı olgunlaştırıcı, ahlâkı güzelleştirici nitelik taşır
  • Esmâ-i hüsnânın tekrarıyla ilâhî niteliklerden nasibdar olmayı hedefler
  • O'nun rızâsını kazanma gayesine matuftur

2. Evrâd ve Ahzâbın Çeşitleri ve Maksatları
Hizbler, çok çeşitli maksatlarla düzenlenmiştir. Bunlardan bazıları:


Maksat Türü
ÖrneklerSıhhat ve Şifa
Beden veya ruh hastasının şifâ bulması
Maddî İhtiyaçlar
Borçlunun borcunu ödeme gücüne kavuşması, zenginlik
Korunma
Âfet ve musîbetlerin defedilmesi, düşman şerrinden emin olunması
Yolculuk
Yol güvenliği, seyahat esnasında muhafaza
Mânevî Gelişim
Zihin açıklığı, mârifetullaha erme
Zorluklar
Sıkıntıların aşılması, zorbaların kahredilmesi
2.1. Okumanın Âdâbı
Hizb ve evrâd okumanın usulüne riayet edilmesi, istenen neticenin tahassülünde önemlidir:
  • Temizlik: Maddî ve mânevî tam bir tahâret
  • Zaman: Uygun vakitlerin seçilmesi
  • Yön: Kıbleye yönelmek
  • Durum: Bir yere dayanmadan, huşû içinde okumak
  • Okuma Keyfiyeti: Yavaş okumak, manaya nüfuz etmek, hatalardan sakınmak
  • Niyet: İhlâs ve samimiyet
Bâzan virdden önce Âyetü'l-kürsî, Fâtiha, İhlâs, Felak, Nâs gibi sûreler okunur; "sübhânellah, elhamdülillah" gibi tesbihlerle başlanır. Bu hazırlık, insanı psikolojik olarak duâ ve yakarışlara hazırlar.

3. Meşhur Hizb ve Virdler
3.1. Hizbü'l-Bahr (Şâzelî)
İmam Şâzelî'ye nisbet edilen bu hizb, Allah'tan gelen bir ilhamla yazıldığına ve ism-i a'zamı ihtiva ettiğine inanılır. Özellikle deniz yolculuklarında güvenlik için okunur. Rivayete göre, okunduğunda en tehlikeli fırtınalar bile sakinleşir.
3.2. Virdü's-Settâr (Şeyyid Yahyâ-yı Şirvânî)
"Yâ Settâr" ifadesiyle başlayan bu metin, tarikatlar arasında çok meşhurdur. Üzerine pek çok şerh yazılmıştır.
3.3. Delâilü'l-Hayrat (Şeyh Cezûlî)
Şazeliyye'nin Cezûliyye kolunun kurucusu tarafından hazırlanan bu eser, sadece Şazelilerce değil, geniş bir kesimce düzenli okunmuştur. Okunmasının:
  • Hz. Peygamber'in şefaatine nail olmaya
  • Günahların affına
  • Kötü huyları terk edip iyi huylar edinmeye
  • Maddî ve dünyevî işlerin yoluna girmesine
    vesile olacağına inanılır.


4. Mecmûatü'l-Ahzâb: Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin Eşsiz Külliyatı
4.1. Eserin Önemi
Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin (1813-1893) tertip ettiği Mecmûatü'l-Ahzâb, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren Hak dostlarının düzenlediği duâ ve evrâd metinlerini, bütün tarikatlerin evrâd ve ahzâbını bir araya getiren eşsiz bir eserdir. Kendi türünde benzeri olmayan bu külliyat:
  • Üç ciltten oluşur
  • Yaklaşık 2000 sayfadır
  • İlk baskısı 1298/1891'de taş basması olarak yapılmıştır
  • 1311/1893'te tashihli ikinci baskısı, 1981'de ise tıpkıbasımı neşredilmiştir
4.2. İçerik Düzeni
Eserde evrâd ve ahzâb, tarikatlara göre tasnif edilmiştir:
  • Birinci cilt: Şâzelî'ye ait evrâd ve ahzâb
  • İkinci cilt: Nakşibendî'ye ait evrâd ve ahzâb ile Evrâd-ı Kebîr-i Mevleviyye ve Hızb-i Sağîr-i Mevleviyye
  • Üçüncü cilt: Muhyiddin İbnü'l-Arabî'ye ait evrâd ve ahzâb
4.3. Derlenme Yöntemi
Gümüşhânevî, eserin her cildinin başında derleme usulünü açıklamıştır:
  • Her tarikatin ilk ve en muteber kaynaklarından alınanlar
  • Şerhlerden derlenenler
  • Müelliflerin evlâd ve ahfâdından temin edilenler
  • Kütüphanelerdeki yazma metinlerden istinsah edilenler
  • Pîrlerden tevatüren nakledilip günümüzde icra edilenler
  • Tüm metinler esas kaynaklarla karşılaştırılıp tashih edilmiştir
4.4. Osman Selâhaddin Dede'nin Takrizi
Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi ve Meclis-i Meşâyih reisi Osman Selâhaddin Dede (ö.1304/1887), her cildin sonunda Arapça bir takriz yazmıştır. Takrizin son cümleleri şöyledir:

Quote:
"Bu hiziblerde sayısız hassa ve fazîletler var. Herhangi bir evde bu kitaptan bir nüsha bulunursa, o ev ve sâkinleri âfet ve belâlardan korunmuş olur."

5. Hizb ve Evrâd Okumanın Esasları
5.1. İcâzet ve İzin
Evrâd, mürşidin izin ve icâzetiyle okunur. İzinsiz okumak mümkün olmakla birlikte, tam faydanın elde edilmesi açısından icâzet tavsiye edilir.
5.2. Mânevî Hazırlık
Gümüşhânevî, evrâd ve ahzâbın önemini şöyle ifade eder: Tarikat mensuplarının mânevî menzillerde ilerleyebilmeleri ve iki dünya saâdeti için ahzâb ve evrâd, bir nevi dînî azık, hattâ hepsinin rûhu mesâbesindedir.
5.3. Okuma Âdâbının İhlâli
Bütün şartlara riâyet etmeksizin, hata ve isyanla dolu olarak okunursa, zehirle şekeri bir araya getirmek kabîlinden bir sonuç doğar. Ahzâb okumanın temel şartları:
  • Maddî ve mânevî tam bir tahâret
  • Hâlis niyet
  • Bütün kötülüklerden kaçınma hâli
  • Tam bir teveccüh ve konsantrasyon
5.4. Hizbü'n-Nasr Örneği
Mecmûatü'l-Ahzâb'ta "Havâssu Hızbi'n-Nasr" başlığı altında şu hususlara işaret edilir:
  • Tufan vukuunda
  • Devlet büyüğünü etki altına almak
  • Çözümü zor konuları halletmek
  • Mal kazanmak, düşmanı defetmek
  • Mârifetullaha ermek
  • Yolculuğa çıkmak
  • Anlayış sahibi olmak
  • Zalimin ölümü, işlerde başarı
  • Mahpusu kurtarmak
Şeyh efendiden kaç defa okunacağına dair bir şey nakledilmemişse; hizbin her yerde her zaman okunabileceği, ancak tam bir îkan ve ihlâsla okunması ve üçten az okunmaması gerektiği belirtilir.

6. Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
6.1. Okuma Yasağı
Hizbler asla, mü'min olan hiç kimsenin zarar görmesi veya helâk olması için okunmamalıdır. Buna rağmen mü'min bir kimseye düşmanlık olsun diye okuyan olursa, esmâyı üzerine sıçratmış olur ve zararını görür.
6.2. Denge ve Hikmet
Yazılanlara bakıldığında bu hizblerin neredeyse her derde deva olduğu görülür. İşin doğrusu şu olmalıdır: Bütün hizb, vird, zikir ve duâlardan asıl maksat, Hak yakınlığına ermek, O'na yaklaşmak, O'nunla iletişim kurmak; böylece mânevî kemâle ermektir.
Maddî ve dünyevî gayeler için de hizbler okunabilir. Ancak:
  • İyi niyetle, daha çok başkaları veya toplum menfaati için olmalıdır
  • Tam bir ihlâs ve samimiyet şarttır
  • Usul ve âdâba riayet edilmelidir
  • Tasavvufun asıl gayesi olan zayıf yaradılışı aşmak, kâmil insan olmaya çalışmak hep öncelenmelidir

7. Hz. Peygamber'in Dua Tavrı: Örnek Bir Kıssa
Asr-ı saâdette epilepsi (sar'a) hastası bir kadın, Peygamberimizden (sas) hastalığının geçmesi için duâ etmesini talep eder. Resûl-i Ekrem'in cevabı şöyle olur:

Quote:
"Olabilir, bu konuda duâ ederim; ancak buna sabredersen daha iyi olur."
Kadın: "Sabrederim, fakat sara nöbeti sırasında üstüm başım açılıyor, sonra bu bana üzüntü veriyor" deyince, Peygamberimiz bu yönde duâ buyururlar. Netice olarak nöbet sırasında kadın daha sâkin olur ve artık üstü başı açılmaz. (Müslim, birr, 54)
Bu örnek, hizb ve evrâd okumada:
  • Sabrın faziletini
  • Dünya talebi ile âhiret talebi arasında dengeli olmayı
  • Mânevî terbiyenin inceliklerini
    göstermesi bakımından kıymetlidir.


Sonuç: Mânevî Âlemin Şifreleri
Evrâd, ezkâr ve ahzâbı, gaybın, ilâhî ve mânevî âlemin şifreleri gibi kabul etmek mümkündür. Usulüne riayet ederek ve ihlâsla okunduğu takdirde, arzu edilen neticeye ulaşılmaması için bir sebep yoktur.
Sadık Vicdânî'nin (1866-1939) ifadesiyle:

Quote:
"Bütün tarîkatlerin evrâdında istisnâsız o kadar tatlı bir zevk vardır ki, insanın okumakla bu zevke doyası gelmez. Kanaatimce Kur'an ve Hadisten sonra, maddi ve mânevî yönden faydalanmak ve bunlara kanmak ümidi ile okunacak şey, Delâilü'l-hayrat ve tarîkatlere ait diğer evrâddır."
Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî gibi bir Hak dostunun bizlere miras bıraktığı bu mânevîyat hazinesi, gönül dünyamızı zenginleştiren, bizi Rabbimize yaklaştıran eşsiz bir kaynaktır. Onun ifadesiyle evrâd ve ahzâb, "iki dünya saâdeti için bir nevi dînî azık, hattâ hepsinin rûhu mesâbesindedir."

Kaynaklar: DİA, "hizb" ve "evrad" maddeleri; Mecmûatü'l-Ahzâb; Tomâr-ı Turuk-ı Aliye, Sadık Vicdânî.

Bu makale, İslâm tasavvuf geleneğinde hizb, ahzâb, vird ve evrâd kavramlarını; bunların mahiyetini, çeşitlerini, okunma âdâbını ve Gümüşhânevî Hazretleri'nin Mecmûatü'l-Ahzâb adlı eşsiz eserini bütüncül bir perspektifle ele almak üzere hazırlanmıştır.
Evrad nedir?

Evrâd sözlükte "gelmek, çeşmeye varmak, suya gelen topluluk, akan su ve dere" gibi mânalara gelen vird kelimesinin çoğuludur (Kāmus Tercümesi, II, 52). Kur'ân-ı Kerîm'de günün değişik zamanlarında Allah'ı zikir ve tesbih emredilmekle beraber vird kelimesi bu anlamda kullanılmamıştır. Hz. Peygamber farklı zaman ve mekânlarda zikir ve dua ile meşgul olmuş ve bunu müslümanlara tavsiye etmiştir. Bu da İslâm'ın ilk asırlarında özellikle hadisçiler arasında "amelü'l-yevm ve'l-leyle" adı verilen bir kitap türünün meydana gelmesine sebep olmuştur. Hz. Peygamber'in günlük dua ve zikirlerini ve bununla ilgili tavsiyelerini ihtiva eden bu eserler Hasan b. Ali el-Ma'merî ile (ö. 295/908) başlamış, Nesâî, İbnü's-Sünnî, Ebû Ömer Talemenkî, Ebû Nuaym el-İsfahânî, Münzirî, Cemâleddin Ahmed b. Mûsâ b. Ca'fer ve Süyûtî ile devam etmiştir. Başta Buhârî ve Müslim olmak üzere belli başlı hadis kitapları da dua ve zikir konusuna birer bölüm ayırmışlardır. Sahâbîlerin okuduğu rivayet edilen dua ve tesbihler de ezkâr ve evrâd kitaplarının vazgeçilmez bölümlerini meydana getirmiştir.

Tasavvufî kaynaklarda yer alan bilgilerden anlaşıldığına göre ilk sûfîler vird kelimesiyle her gün okudukları belli âyetleri kastetmişlerdir. Ayrıca virdi nâfile namaz kılma, belli dualar okuma, tefekkür ve ağlama anlamında da kullanmışlardır (Kuşeyrî, s. 291, 298). Kuşeyrî'nin verdiği bilgiye göre Nasrâbâzî tasavvufun vazgeçilmez esaslarını sıralarken "vird ve zikre devam etme" maddesini ilâve etmiş (a.g.e., s. 173), Azîz Nesefî de tasavvufî hayatın sekiz edebini sayarken belli vakitlere tahsis edilen evrâdı ihmal etmemeyi özellikle tavsiye etmiştir (İnsân-ı Kâmil, s. 181). Yolculuk gibi sıkıntılı zamanlarda, hatta ölüm yatağında dahi günlük evrâdı terketmemeye özen gösteren sûfîler feyzin gelmesini belli dualara bağlamışlar, "Virdi olmayanın vâridi olmaz" demişlerdir. İbn Atâullah el-İskenderî virdi "Allah'ın kuldan istediği şey", vâridi ise "kulun Allah'tan beklediği şey" olarak tarif etmiş ve bu tesbitin aksinin de doğru olduğunu söylemiştir. Ona göre vâridi olmayanın virdi de olmaz, yani Allah'ın feyzi ve lutfu olmadan kul virdini gerçekleştiremez (Tasavvufî Hikmetler, s. 26, 29).

Evrâdla ilgili düzenli bilgiler ihtiva eden en eski ve en geniş kaynak, Ebû Tâlib el-Mekkî'nin (ö. 386/996) Ḳūtü'l-ḳulûb adlı eseridir. Zikir, tesbih, tevbe ve istiğfarla ilgili âyetleri bir araya getiren Mekkî, "evrâdü'l-leyl ve'n-nehâr" başlığıyla da gündüz ve gecenin muhtelif dilimlerinde okunacak olan evrâdı ve bunların sayısını ayrı ayrı yazmıştır. Bu konuda tarikatlar öncesi dönemde yazılmış diğer önemli bir kitap Gazzâlî'nin İḥyâʾü ʿulûmi'd-dîn adlı eseridir. "Virdlerin Tertibi ve Geceleri İhya Etmek" başlığı altında geniş bilgi veren Gazzâlî gündüz yedi, gece dört ayrı vakitte zikir, Kur'an okuma ve tefekkür gibi virdlerle meşgul olunması gerektiğini kaydetmiş, virdlerin dinî-tasavvufî faydaları üzerinde durmuştur (İḥyâʾ, I, 427-468). Özellikle bu iki eser, daha sonra yaygın bir tasavvufî gelenek halini alan evrâd kitaplarının temel kaynağı olmuştur.

V. (XI.) yüzyıldan itibaren teşekkül etmeye başlayan tarikatlar evrâd geleneğine farklı bir boyut kazandırmışlardır. Âyet, hadis, salavat, tesbih ve zikirlere bizzat tarikat kurucuları tarafından tertip edilen dua ve tesbihlerin ilâvesiyle tarikatlara göre oluşan "evrâd kitapları" veya "ahzâb kitapları" türleri ortaya çıkmıştır. Virdlerin zamanla meşhur olanları çeşitli sûfîler tarafından şerhedilmiştir. Bu sahanın en eski örneklerinden biri olan el-Ġunye adlı eserinde Abdülkādir-i Geylânî evrâd okumanın âdâb ve erkânı hakkında bilgi vermiştir. "Vird, evrâd, hizb, ahzâb, mecmûa-i evrâd, ed'iye" gibi genel adların yanında "enîsü's-sâlikîn, delîlü'l-mürîd, hediyyetü'z-zâkirîn, burhânü'l-ârifîn, tuhfetü'l-uşşâk, vazîfetü'l-mürîd" gibi çok değişik adlar altında kaleme alınan evrâd kitapları zamanla daha kolay taşınıp okunabilmesi için kitapçıklar şeklinde süslü yazılarla çoğaltılmış ve basılmıştır. Harîrîzâde'nin Şerḥu Virdi's-settâr'ında olduğu gibi bazan bu eserlerde genel tasavvufî meselelere de temas edilmiş, müridlere pratik bilgiler verilmiştir.

Evrâd kitaplarında yer alan sûre ve âyetler daha çok Allah'ın isim ve sıfatlarıyla ilgili âyetler ve "rabbenâ", "Allāhümme" gibi ifadelerle başlayan metinlerdir. Salavat kısmında ise Hz. Peygamber'in özelliklerini sıralayan cümleler ve onun tavsiye ettiği dualar yer alır. Tarikat kurucuları tarafından tertip edilen dua, zikir, tesbih ve salavat dervişin tefekkür ve zikir hayatına derinlik kazandırabilecek, edebî değeri olan özlü ifadelerden ve kolaylıkla ezberlenebilecek kısa cümlelerden meydana gelir. Bazan virdden önce Âyetü'l-kürsî ile Fâtiha, İhlâs, Felak, Nâs gibi sûrelerin, "sübhânallah, elhamdülillâh" gibi ifadelerle başlayan tesbih veya duaların okunması tavsiye edilir. Böylece psikolojik olarak dua ve yakarışlara hazır olan kişi bütün dikkatini okuduğu evrâda ve anlamına vererek tasavvufî hal ve duyguların atmosferine girer.

Her tarikatın kendine has evrâdı vardır. Bunların uzunluğu, tekrar etme adedi farklıdır. Hatta bu farklılıklar aynı tarikatın kolları için bile söz konusu olabilir. Buna karşılık bir tarikatın müridlerine verilen ve yedi günlük evrâdı ihtiva eden evrâd kitapları diğer bazı tarikat pîrlerinin dua ve hizblerini de içerebilir. Meselâ bugün Nakşibendî dervişlerinin elinde bulunan el-Edʿiyetü'l-vâride adlı evrâd kitabında esmâ-i hüsnâ, Kasîde-i Bürde, ism-i a'zam duasının yanında salât-i Abdülkādir-i Geylânî, evrâd-ı Abdülkādir-i Geylânî, evrâd-ı Şeyh Şehâbeddin es-Sühreverdî, vird-i Hızır, hizbü'ş-şükr gibi değişik metinler bulunmaktadır. Yine günümüzde Kādirî-Eşrefî evrâdı olarak okunan virdin ilk bölümü Şeyh Hüseyn-i Hamevî'ye, son bölümü ise Abdülkādir-i Geylânî'ye ait olup bunlar Hamevî halifesi Eşrefoğlu Rûmî tarafından bir araya getirilerek tertip edilmiştir. Tarikatlara has evrâd ferdî olarak okunduğu gibi tekkelerde zikir başlamadan önce şeyhin yönetiminde toplu olarak da okunabilir. Vird metinlerinin zamanla yeniden tertiplendiği bilinmektedir. Bu arada bazı virdler çok meşhur olmuş ve âdeta tarikatlar arası ortak metin haline gelmiştir.

Evrâdı en yaygın olan sûfî, Şâzeliyye tarikatının pîri Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî'dir. Özellikle "hizbü'l-bahr ve hizbü'l-ber" adlı kısa ve özlü tesbihlerle dualar asırlardan beri tasavvufî muhitlerde okunan ve şerhedilen virdlerdir. Şâzeliyye tarikatı Osmanlı toplumunda yaygın olmadığı halde bu hizblerin yayılmış olması dikkate değer bir husustur. Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin çeşitli virdleriyle Halvetiyye'nin ikinci pîri Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin evrâdı da tarikatlar arasında çok meşhurdur. Yahyâ-yı Şirvânî'nin "Yâ settâr" diye başladığı için Virdü's-settâr, yazarına nisbetle de Vird-i Yaḥyâ olarak tanınan evrâdı pek çok sûfî tarafından şerhedilmiş, bunlardan Harîrîzâde Kemâleddin Efendi'nin Türkçe şerhi basılmıştır (İstanbul 1287). Ayrıca Müstakimzâde Süleyman Efendi, Ömer Fuâdî Efendi, Şah Velî, Tireli Îsâ Muhammed, Abdullah Şerkāvî, Şemseddin Nasûhîzâde, Osman b. Ahmed Fertekî de aynı evrâda şerh yazmışlardır. Yugoslavya bölgesinde yaygın olan şerh ise Prizrenli Markalaçzâde Süleyman Efendi'ye aittir (İstanbul 1988). Yaygın olan bir diğer evrâd kitabı da Seyyid Ali Hemedânî'nin Evrâd-ı Fetḥiyye adlı virdidir. Bu vird istiğfardan sonra kelime-i tevhid, sübhânallah, hasbünallah ve salavat ile başlayan pek çok cümleyi ihtiva eder.

Tarikat mensupları arasında yaygın olan en hacimli evrâd ve ahzâb kitabı, Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin Mecmûʿatü'l-aḥzâb adlı üç ciltlik derlemesidir (İstanbul 1311). Yaklaşık 2000 sayfa hacmindeki bu eserde Hz. Peygamber, dört halife ve sahâbîlerden başka hizb ve virdleri bulunan bazı sûfîler şunlardır: İbnü'l-Arabî, Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî, İbrâhim ed-Desûkī, Gazzâlî, Muînüddîn-i Çiştî, Şehâbeddin es-Sühreverdî, Hüsâmeddin Uşşâkī, Sa'deddin el-Cibâvî, Abdülkādir-i Geylânî, Abdülganî en-Nablusî, Bahâeddin Nakşibend, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Ahmed er-Rifâî, Ahmed el-Bedevî, Zeynüddîn-i Hâfî. Evrâd kitaplarının bir kısmı isimlere (Evrâd-ı Ġazzâlî, Evrâd-ı Mevlânâ vb.), bir kısmı da tarikatlara (Evrâd-ı Bahâʾiyye, Evrâd-ı Zeyniyye vb.) nisbet edilmiştir. Son dönem Cerrâhî şeyhlerinden Muzaffer Ozak Zînetü'l-kulûb adlı eserinde Kādirî, Rifâî, Nakşî, Halvetî, Cerrâhî virdlerini Arap ve Latin harflerle ve tercümeleriyle birlikte neşretmiştir (İstanbul 1973).

Evrâd ve ezkâr kitapları arasında Nevevî'nin Eẕkâr-ı Nevevî diye tanınan Ḥilyetü'l-ebrâr adlı eserinin de (Dımaşk 1391/1971) önemli bir yeri vardır. Müellifi bir sûfî olmadığı için bu eser tarikat mensupları arasında diğer evrâd kitapları kadar yayılmamışsa da Gazzâlî'nin İḥyâʾü ʿulûmi'd-dîn, Kuşeyrî'nin er-Risâle, Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin Ḥilyetü'l-evliyâʾ adlı eserlerinden geniş ölçüde istifade etmesi, Ebû Ali ed-Dekkāk, Zünnûn el-Mısrî, Sehl b. Abdullah et-Tüsterî, Yahyâ b. Muâz er-Râzî, İbrâhim el-Havvâs gibi meşhur sûfîlerin konuyla ilgili tesbit ve tavsiyelerini kaydetmesi sebebiyle sûfîlerin ilgi duyduğu kitaplardan biri olmuştur. Ḥilyetü'l-ebrâr'ı İbn Teymiyye el-Kelimü'ṭ-ṭayyib adıyla ihtisar etmiş, İbn Allân da el-Fütûḥâtü'r-Rabbâniyye ʿale'l-eẕkâri'n-Neveviyye adıyla şerhetmiştir.

Nevevî'nin eseri gibi hem tarikat mensuplarının hem de tarikata mensup olmayan müslümanların çok okuduğu evrâd kitaplarından biri de Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî tarafından tertip edilen Delâʾilü'l-ḫayrât'tır. Şiî muhitlerde yaygın olan evrâd ve zikirler ise Muhammed Bâkır el-Meclisî tarafından Biḥârü'l-envâr adlı eserin XCI ve XCII. ciltlerinde bir araya getirilmiştir.

Evrâd okunurken dikkat edilmesi gereken âdâbın en önemlileri şunlardır: Evrâd mürşidin izin ve icâzetiyle okunur. İzinsiz okumak mümkünse de yeteri kadar faydalı değildir. Evrâd okumak için uygun zamanlar seçilmeli, maddî-mânevî temizlik yapıldıktan sonra kıbleye yönelerek ve bir yere dayanmadan okunmalıdır. Okunan metinlerin mânasına nüfuz edilmeli, yavaş okunmalı ve okuma hatası yapmamaya özen gösterilmelidir. Evrâd metinlerinin dinî-dünyevî işlerde çok faydalı ve etkili olacağına inanılmalıdır. İhlâs ve inançla okunan dualara Allah'ın icabet edeceği umulmalı, duaların kabulünün ihlâsa bağlı olduğu bilinmelidir.

Sûfîlere göre vird konusunda müridler gibi şeyhlerin de göz önünde bulundurmaları gereken kurallar vardır. Bunların en önemlisi, okunacak evrâdın miktarını müridin kabiliyet ve ruhî durumuna göre tesbit etmektir. Bu konuda aşırı davranan ve böylece dervişlerin ruhî dengelerinin bozulmasına sebep olan şeyhlere "evrâd şeyhi" adı verilmiştir.

Evrâd ve dua kitaplarının yaygınlığı zamanla bu konunun bir ilim dalı sayılmasına yol açmıştır. Taşköprizâde Mevzûâtü'l-ulûm'da hadis ilminin alt dallarına "İlmü'l-ed'iye ve'l-evrâd"ı da ilâve etmiştir. Dua ve evrâd metinlerinin tesbit, tashih ve zaptıyla ilgili rivayetleri, bunların tesirlerini, sayılarını, okuma zamanlarını ve âdâbını konu edinen bu ilmin gayesi, söz konusu metinlerin şartlarına uygun olarak okunmasıyla dinî-dünyevî faydalar elde etmektir (II, 247). Kâtib Çelebi de "İlmü'l-evrâdi'l-meşhûre ve'l-ed'iyeti'l-me'sûre" başlığıyla aynı bilgileri tekrar etmiştir (Keşfü'ẓ-ẓunûn, I, 200; ayrıca bk. HİZB).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

Bismillahillezi La Yedurru Duası Yazılı Resimler V310320261701P1

   

   

   

   

   

   

Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fi'l-ardi velâ fi's-semâi ve hüve's-semî'u'l-'alîm duası, sabah-akşam 3'er defa okunması tavsiye edilen, her türlü zarar, bela ve nazardan korunmak için Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) öğrettiği bir hadis-i şerif duasıdır.

Bu duayı sabah akşam üç defa okuyana hiçbir şey zarar veremez.

Osman b. Affan -radıyallâhu anh-’ın rivayetine göre  Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Bir kul her günün sabahında ve akşamında üç defa şöyle derse ona hiçbir şey zarar vermez, görülmedik kaza ve belâ ona isabet etmez:"

Arapçası:


بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ، وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Türkçe Okunuşu:

“Bismillâhillezî lâ yedurru ma’asmihî şey’ün fi’l-ardi velâ fi’s-semâi ve hüve’s-semî’u’l-‘alîm.”
Anlamı:

“Adı anıldığı zaman gerek yerde gerekse gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla! O, hakkıyla işiten ve hakkıyla bilendir.”

(Ebû Davud, Edeb, 110; İbn Mâce, Duâ, 14; Tirmizî, De’avât, 13)

Bu hadîs-i şerîfi Hz. Osman radıyallahu anh’dan oğlu Ebân radıyallahu anh duyup rivâyet etmişti. Bir gün Ebân radıyallahu anh felç oldu. Bu hadîsi ondan işiten biri, Ebân radıyallahu anh’ın yüzüne bakmaya başladı. Bunu farkeden Ebân radıyallahu anh: “–Niçin bana öyle bakıyorsun? Allah’a yemin ederim ki ben Osman adına yalan uydurmadım. Osman da Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz adına ya­lan uydurmadı. Fakat felç olduğum gün bir şeye öfkelenmiştim de o duayı okumayı unutmuştum.” dedi. (Ebû Dâvûd Edeb 101/5088) Muhaddis ve fakih bir tâbiî olan ve yedi yıl Medine valiliği yapan Ebân radıyallahu anh’ın, bu duayı her gün muntazaman okuması, o mübarek neslin bu derin mânalı duaya verdiği ehemmiyeti göstermektedir. (Mahmud Sami Ramazanoğlu, Dualar ve Zikirler, Erkam Yayınları)


"Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim."

Anlamı

Allah'ın yüce ismine sığınana yerde ve gökte hiç bir şey zarar veremez! O, her şeyi işitir ve her şeyi bilir.

İmam-ı Rabbani Hazretleri, talebeleri ile uzak bir diyara yolculuk ederken, gece, bir handa kaldılar. "Bu gece bir bela zuhur edecektir. (Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim) duasını üç defa okuyun." buyurdu. Gece büyük yangın oldu. Her odada eşyalar yandı. Duayı okuyanlara bir şey olmadı.

Eğer kendinize büyü yapıldığını, haset edildiğini düşünüyorsanız sabah-akşam üçer kez bu duayı zikredin.

Dert, bela, fitne, hastalık, nazar, sihir ve zalimlerin şerrinden korunmak için, sabah akşam, İmam-ı Rabbani Hazretlerinin bildirdiğini hatırlayarak, üç defa okumalıdır. Âyât-i hırz okununca da, bu duayı okumalıdır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Bu duayı sabah üç kere okuyana, akşama kadar, akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez."

(İbni Mace)

Hiç bir kul yoktur ki, her günün sabahı ve her gecenin akşamında üç kere: "Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil ardı velâ fissemâ' ve hüve semî'ul alim." desin de sonra ona bir şey zarar versin.

Ravi: Hz. Osman (r.a.)

Fazileti:

    Sabahleyin üç defa okuyana, akşama kadar ani bir musibet isabet etmez.
    Akşamleyin üç defa okuyana, sabaha kadar ani bir bela gelmez.
    Dert, bela, fitne, hastalık, nazar ve zalimlerin şerrinden koruduğuna inanılır.

(Kaynaklar: Ebû Dâvûd, Edeb 110; İbn Mâce, Duâ 14; Tirmizî, De'avât 13)

HAZRETİ ÖMERİN RUM ELÇİSİNİN GETİRDİĞİ ZEHRİ İÇMESİ

Yiyecek ve İçeceklerin Zararından Korunmak İçin Okunacak Duâ

Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” halîfe iken, bir gün mescidde oturuyordu. Rûm kayserinin elçisi geldi. Ba’zı hediyye ve bir doğan, bir tazı, bir şişe zehr de getirdi.

Dedi ki, yâ halîfe. Bu tazı öyle bir tazıdır ki, her nereye salar isen, avını yakalar, kaçırmaz. Avı ondan kurtulmaz. Bu doğan da bir doğandır ki, hangi kuşa salarsanız, hiç aman vermeyip, alır. Aslâ bir kuş pençesinden halâs olmaz (kurtulamaz). Bu şişe içinde olan zehr, öyle bir zehrdir ki, bir katresini insana içirseler, o ânda ölür, bunun ilâcı olmaz. [Ya’nî o kişi kurtulamaz]. Tuhâf nesne olup, pâdişâhlar hazînesinde bulunması lâzımdır ve lâyıkdır diye, rûm sultânı kayser göndermişdir.

Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki, kuş nedir ki, insan onunla meşgûl olup, ondan ne fâide hâsıl eder. Ehl-i hâl olan onu eline alıp, amellerini boşa çıkarmaz, deyip, bağlarını çıkarıp, sahrâya salıverdi.

Kelb [köpek] nedir ki, insan ona tâlib ve râgıb olup, o mekrûhu evine koysun ve ardınca gezip, yürüsün. Onun da zincirlerini alıp, azâd eyleyip, serbest bırakdı.

Ondan sonra o içinde zehr olan şişeyi mubârek eline alıp, dedi ki, benim dünyâda nefsimden büyük düşmânım yokdur. O zehri (“Bismillâhillezî lâ yedurru measmihi Şey’ün fil’ardi velâ fissemâi ve Hüvessemi’ul Aliym.”) deyip, temâmını içdi. Elçi bu hâli görünce, şaşırıp, mescid kapısında durdu. Bir zemândan sonra gelip, hazret-i Ömere bakdı. Gördü ki, hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” evvelki gibi devlet ve se’âdetle, sıhhat ve selâmetde oturur.

Hemen yerinden kalkıp, hazret-i Ömerin “radıyallahü teâlâ anh” ayaklarına yüzünü ve gözünü sürüp dedi ki, yâ halîfe, bana îmânı anlat. Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” elçiye kelime-i şehâdet telkîn etdi ve elçi, müslimân oldu. Ondan sonra elçi, rûm kayserine gitmeyip, geri kalan ömrünü Ömerin “radıyallahü anh” hizmetinde geçirdi.
"Euzü Bi Kelimatillahit-tammati Min Şerri Ma Halak" Duası Yazılı Resimler V310320261218

   

   

   

   

   

   

   

   

"Euzü Bi Kelimatillahit-tammati Min Şerri Ma Halak" Duası

Peygamber Efendimizin mahlukatın şerrinden korunmak içim tavsiye ettiği "Euzü bi kelimatillahit-tammati min şerri ma halak" duasının Arapçası, anlamı, okunuşu ve fazileti...

Arapçası

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ

Okunuşu: "Euzü bi kelimatillahit-tammati min şerri ma halak"

Anlamı: "Yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın tam olan kelimelerine sığınırım."

"EUZÜ Bİ KELİMATİLLAHİT-TAMMATİ MİN ŞERRİ MA HALAK" DUASININ FAZİLETİ İLE İLGİLİ HADİSLER

Havle Binti Hakîm radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim”
dedi:

“Kim bir yerde konaklar da sonra “Yarattıklarının şerrinden Alllah’ın mükemmel kelimelerine (âyet, sıfat ve isimleri) sığınırım derse, konakladığı o yerden ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona zarar vermez.” (Müslim, Zikir 54, 55. Aynca bk. Tirmizî, Daavât 40.)

Peygamberimizin Miraçta Öğrendiği Şeytandan Korunma Duası


Cebrail AS. ' ın Peygamber Efendimiz (SAV ) Miraçta okuduğu şeytandan korunma duası

Eûzü bi kelimatillahi't-tammati min şerri ma haleka ve zerae ve berae ve minşerri ma yenzilü minessemai ve min şerri ma ya'rucu fiha ve min şerri fitnetilleyli vennehari ve min şerri külli tarikın illa tarikan yatruku bihayrin ya Rahman.”

"Bütün yaratıkların şerrinden; gökten inen ve göğe çıkan her şeyin şerrinden; gecenin ve gündüzün fitnesinden; hayra açılan yollar hariç bütün yolların şerrinden, Allah'ın kusursuz kelamlarına (âyetlerine yani Kur'an’a) sığınırım. Ey Rahman olan Allah'ım (beni muhafaza eyle)."

Bir kaç şerh;
( Efendimiz Hz.Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem Mirac'a çıkarken Cebrail aleyhisselam ile vahyedilen)

CİNLERİN aralarından İFRİT diye bilinen en güçlüleri, Resûli Ekrem’in Mi’râc olayında semâya yükseldiğini haber alınca, büyük telâşa düşüyorlar. "Şayet Muhammed semâları tanır, Allâh’la biraraya gelirse, artık önüne geçilemez olur" diyerek bütün güçleri ile Rasûlullah aleyhi’s-selâm’ın üzerlerine saldırıyorlar.

İşte o zaman Cebrâil aleyhi’s-selâm Efendimize bu duâyı vahyederek korunmasını öğretiyor. Bu duâyı okuyunca da Rasûlullah aleyhi’s-selâm, hepsi yanıyorlar!..

Resullullah s.a.s mirac gecesi, kendisini bir cinin elinde ateş alevi ile takip ettiğini gördü nereye baktı ise onu gördü. CEBRAİL a.s sana bir dua öğreyteyim ki onu okuduğun zaman elindeki ateş söner o da yüzü koyun yere düşer dedi. Peygamber s.a.s efendimiz evet deyince Cebrail Şu kelimeleri Söyle dedi:
Kerem sahibi Allah ın zatına ve ne iyi ne de kötülerin geçemeyeceği noksansız kelimelerine sığınırım.Gökten inenin şerrinden ve göğe çıkanın şerrinden, yerde yarattıklarının şerrinden ve yerden çıkanların şerrinden; gecenin ve gündüzün fitnelerinden; gece ve gündüz gelenlerin şerrinden Allah a sığınırım. Ancak hayırla gelenler Müstesnasdır. EY Rahman olan Rabbim.
"Tarikat-ı Raşidi - Raşidîn Yolu - Nedir?"

الطريقة الراشدي

Tarikat Nedir, Tasavvuf Nedir ve Raşidî Tarikatı Hakkında Bilgiler

Öncelikle tarikat kavramına değinmek gerekir. Arapça’da “tarîk” yol demektir. “Tarikat” ise gidilen yollar anlamına gelir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

“Allah’a giden yollar, gökyüzündeki yıldızların sayısıncadır.”

İşte tarikatler, tasavvuf yöntemiyle insanları Allah’a seyr ü sülûk ettirmektedir. Yani “seyri ilallah”, Allah’a doğru yolculuk etmek, yol almak demektir. Yol almak için de mutlaka bir yol gereklidir. Her peygamber ve evliya, Allah’a giden yol konusunda bir yol tayin etmiştir. Bu, Peygamberimiz (s.a.v.) için İslamiyet, Hz. İsa için Hristiyanlık, Hz. Musa için Musevilik gibi bir yol, din ve usuldür. Cenâb-ı Hak bu usulü kitap göndererek öğretmiş ve peygamberlerini de bu usulü öğretme hususunda öğretmen ve mürşit olarak tayin etmiştir.

Her peygamber beşer olduğu için eceli geldiğinde vefat etmiş, âhirete irtihal etmiştir. Peygamberin vefatından sonra onun yolunu devam ettiren, ümmeti olan ve arkadaşları bulunan kimseler, bu yolları sürdürmüş ve zamana uygun yeni uygulamalar, sünnetler geliştirmişlerdir. Bizim dinimizde, İslam’da bu yolu belirleyen kimselere “evliya” ismini veririz. Aslında Allah, Kur’an-ı Kerim’de kendisini müminlerin mevlâsı (velisi) olarak tanıtmaktadır:

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟
(Muhammed Suresi, 11. Ayet)

“Mevlâ” kelimesi “veli” demektir. Bu sebeple Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ismindeki “Mevlânâ” da aynı şekilde “velimiz” anlamına gelir.

Veli Ne Demektir?
Veli, bir çocuğu koruyup gözeten, işlerine bakan, ondan sorumlu kimse olduğu gibi, ermiş, kendisine danışılan, yetkili kimse anlamlarına da gelir.

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ
(Bakara Suresi, 257. Ayet)

Müminlerin velisi Allah olunca, Allah ile irtibatı güzel olan kullar, bir problemle karşılaştıklarında çözümü Allah’a danışmış ve O’ndan aldıkları cevaba göre bir yol ve usul belirlemişlerdir. Bunun bariz örneği istihare namazı ile bir işin sonunu Allah’a sormaktır.

Belirlenen bu usule uyanlar, o tarikin veya yolun mensupları olmuşlardır. Bu yüzden yollar çeşitli dallara ayrılmıştır. Bunlar İslam dininde Kâdirîler, Rüfâîler, Nakşîler gibi hak tarikatlardır. “Hak tarikat”, gerçekten İslam’dan ayrılmadan, düzgün bir usul belirlemiş ve hayat tarzı benimsemiş kimselerin uygulamalarına verilen isimdir.

Örneğin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde Amerika kıtası keşfedilmemişti. Patates, mısır, domates gibi ürünler sonradan diğer ülkelere yayılmıştır. Bu tür yiyeceklerin helal veya haram oluşuyla ilgili fetvayı kim verecektir? Peygamberimiz vefat etmiştir, ona soramayız. İşte evliya, fakih veya âlim denilen kimseler bu konuda görüş belirtmiş, “şu helaldir, şu harama yakındır” gibi usuller ortaya koymuşlardır.

Mesela İmam Şâfiî, “Denizden babam çıksa yerim” buyurmuştur. Bu, İmam Şâfiî’nin benimsediği bir usuldür. Hanefi mezhebinde ise denizden çıkan her şey yenmez; sadece belirli balık türleri yenebilir. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’ye uyanlar daha ihtiyatlı davranmışlardır. Hanefilerde böcek cinsi şeyleri yemek helal değildir. İmam Şâfiî’ye göre ise deniz sudan oluştuğu ve su temizleyici olduğu için sudan çıkan her şey temizdir. Bu da bir usuldür. Siz bir Müslüman olarak bu iki imamdan birinin yolunu seçmekte muhyersiniz.

Bu örnekte olduğu gibi her âlim, benimsediği usulü talebelerine, mensuplarına öğretmiş ve o yoldan gidenler o mezhebe veya o tarikata bağlı olmuşlardır.

Peygamber Efendimiz’in “Allah’a giden yollar, gökyüzündeki yıldızların sayısıncadır” hadisi, âlimlerin, ilmi ile ışık saçan kimselerin yıldızlar kadar çok olduğunu belirtmek içindir. Burada sadece çokluğu ifade etmek için gökyüzündeki yıldızlar misal verilmiştir.

Allah’ın sevgisini kazandıracak ameller çoktur. Peygamber Efendimiz bunları tarif ederken yoldaki taşı kaldırmak, selam vermek, cenazeye katılmak, hasta ziyareti, sadaka vermek, miskini doyurmak, yolda kalmışa yardım etmek gibi hayırlı amelleri saymıştır. Fakat günümüzde internet gibi Peygamberimiz zamanında olmayan uygulamalar vardır. İnternetten sevap kazanmanın yolları nelerdir? Bir sayfa açıp ilim yaymak, oradan paylaşım yapmak gibi konularda fetvalara ihtiyaç vardır. Takvalı bir âlimin bu yeni durumları nasıl kullandığı, insanları nasıl faydaya teşvik ettiği bizim için yol göstericidir. Onların itinalı davranışlarını örnek alarak Allah’a giden bir yolu bulmuş oluruz.

Peygamber Efendimiz başka bir hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştur:

“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz.”

Her bir sahâbîde Peygamberimizin birkaç uygulaması, hadisi, sözü veya fiili saklıdır. Onları öğrenip tatbik ettiğimizde o yola girmiş oluruz. Ancak bir sahâbîden öğrendiğimiz bir hadisi yapmakla hemen Allah’a vâsıl olmuş sayılmayız. Bu, uzun bir yolun başında birkaç kilometre gitmek gibidir. Yol uzundur. Tıpkı Afyon’dan İstanbul’a gitmek gibi... Yolda güzel meyveleri toplaya toplaya ilerlemek gerekir. Sahâbîlerden, onlardan sonra gelen Tâbiîn’den, ardından da âlimlerden öğrendiklerimizle bugünkü yolumuza devam edebiliriz.

Ancak gerçek evliyayı, gerçek Allah dostunu bulmak bugün biraz zordur. Herkes tarafgir olmuş durumdadır. Eğer bir siyasi gruba bağlı değilseniz sözünüz pek kabul görmez. Hak sözü korkmadan söyleyebilen ve doğru uygulamayı yapabilen kimseler azalmıştır. Onlar pirincin içindeki taşlar, kömürün içindeki elmaslar gibidir; bulmak için gayret etmek gerekir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edilen bir kutsi hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ Hazretleri şöyle ferman buyurdu: ‘Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu sevdiğimde artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey istediğinde onu veririm, benden sığınma talep ettiğinde onu himayeme alır, korurum.’”
(Buhârî, Rikak 38.)

Bu kutsi hadiste Rabbimiz, kulumun farzlar ve nafile ibadetlerle kendisine yaklaştığını, sonunda onun gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olduğunu bildirmiştir. Farzların en önemlileri namaz, abdest, oruç, imkân olanlar için hac ve zekâttır. Bunun dışında sadaka, salih amel gibi ibadetler de vardır. Âlimler bazı farzları “54 farz” olarak tasnif etmişlerse de bunun dışında farz olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Salih Aleyhisselam’ın dininde hayvan haklarına saygılı olmak emredilmiştir. Kutsi hadiste Rabbimiz hayvanlar için “onlar benim dilsiz kullarımdır” buyurmuştur. Merhamet, evrensel bir dildir. Merhamet dilini bilen kimse bütün hayvanlarla anlaşabilir. Salih Aleyhisselam’ın deveye su hakkı tanınması konusundaki mücadelesi, hayvan haklarının dinimizdeki önemini gösterir.

Her doğrunun bir eğrisi, her gecenin bir gündüzü vardır. Bir fiilin kötüsünü gördüğümüzde iyisini yapmaya gayret etmek, doğru yolda olmayı sağlar. Her namazda okuduğumuz Fatiha Suresi’nde “Bizi doğru yola ilet” diye dua ederiz. Doğru yol (sırat-ı müstakim) aynı zamanda hak tarikattır. Tarikat, yani yol, olmazsa hedefe ulaşmak mümkün olmaz.

Tasavvuf ise vaaz, sohbet, nasihat, zikir ve ezkâr yoludur.

“Bir şeyi 40 kere söylersen olur” şeklinde bir deyim vardır. “Kırklar” kavramı buradan gelir. Peygamber Efendimiz “40 kişi bir araya geldi mi illaki biriniz evliyadır” buyurmuştur. Şâfiî mezhebinde cuma namazının 40 kişi ile kılınmasının hikmeti de budur. Bir kimsenin namazının kabulü hürmetine diğerlerinin de kabul olması umulur. Aynı şekilde bir zikri 40 kere tekrar etmek, o zikredilen güzel hasletin kişide yerleşmesine vesile olur.

Tasavvufta yolun araçlarından biri zikir ve tesbîhtir. “Dervişin fikri neyse zikri de odur” denilmiştir. Zikir, güzel hasletler kazanmanın yollarından biridir. Allah, Haşr Suresi’nin son ayetlerinde “O Allah’tır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. En güzel isimler (esmâül hüsnâ) O’nundur” buyurarak güzel ahlakın O’nun isimlerinde gizli olduğunu bildirmiştir. O isimleri zikretmek, o güzel ahlakı kazanmanın bir yoludur. Her tarikatın açıktan veya gizli yaptığı zikirleri, uyguladığı sünnetleri vardır. Zikrin tekrarı, zamanla o güzel hasletin kişide ortaya çıkmasına sebep olur.

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقٖينَ
(Tevbe Suresi, 119. Ayet)
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”

Kur’an-ı Kerim’de doğrularla beraber olunmasının emredilmesinin sebebi, iyilerin fikir ve amellerinin güzel olmasıdır. Onlarla beraber olmak, “hal geçmesi” denilen bir yöntemle kişiye fayda sağlar. Nitekim atalarımız “Sarı öküzün yanında duran, ya huyundan ya suyundan kapar” demişlerdir. İyinin yanında bulunan, ya onun amelinden ya da sözünden istifade eder.

Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir, ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni yakar, ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.”
(Buhârî, Zebâih 31; Müslim, Birr 146.)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müminin yanında bulunan, en azından onun güzel kokusundan faydalanır. Kâfir ve kötülerin yanında bulunan ise, kömürün karası gibi zararlarından etkilenir.”

İşte cemaat olmanın, bir tarikata mensup olmanın, bir gruba intisap etmenin önemli sebeplerinden biri de budur. Kur’an-ı Kerim’de “iyilerle beraber olun” diye bir emir vardır. Daha önce de belirttiğimiz gibi farzlar sadece 54 tane değildir; “iyilerle beraber olmak” da bir emirdir. İyilerle birlikte olmak için bir grup olması gerekir. İşte hak tarikatlar, iyi amellerin açığa çıktığı ve uygulandığı yerlerdir.

Seyr-i sülûk, insan-ı kâmil olmanın yöntemidir. Kâmil insan; sözüne, fiiline dikkat eden, önünü gören, ufku ve feraseti açık olan, yaptığı işin hikmetinin farkında olan, amellerinin sonucunu hesaplayan, tedbir alan ve çevresini uyaran kimsedir. Bu sebeple bir gruba, bir tarikata intisap etmek önemli ve gereklidir.

Ben, Karoğlan Raşit Tunca olarak, “Raşidî Tarikatı”nı kurdum ve bir yol ile usul benimsedim. Bu usulde yaklaşık 28 sınıf bulunmakta, her sınıfa uygun zikirler, öğrenilecek ve tatbik edilecek uygulamalar yer almaktadır. Sohbetlerimizde bunları anlatıp öğretiyoruz.

Tarikatımıza intisap edenlerin günlük uygulamalarından biri, günde 5 vakit namazdan önce ve sonra 13’er defa “Estağfurullah” çekmektir. Bu uygulamanın hikmeti, Allah’ın “Tevvab” (tövbeleri kabul eden) isminin tecellisine vesile olmak ve kişinin her an tövbe bilinciyle yaşamasını sağlamaktır. Bir hadiste, kişinin 8 saat geçmeden tövbe ederse günahının yazılmayacağı bildirilmiştir. Sağdaki melek (Kirâmen Kâtibîn) iyilikleri yazar, soldaki melek ise günahları yazmakla görevlidir. Günah işlendiğinde soldaki melek yazmak istediğinde, sağdaki melek “Bekle” der ve bu bekleme süresi 5 ila 8 saate kadar uzar. Bu süre içinde tövbe edilirse günah yazılmaz. İki namaz arası yaklaşık 4-5 saattir. Bu süre içinde kalpten tövbe eden kimsenin hatası, tövbe ettiği için deftere yazılmaz. Bu, bizim tarikatımızda bir adap ve rahmettir.

“Bütün Âdemoğulları günahkârdır. Günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mâce, Zühd, 30)

“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9-11)

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
“Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever ve çok temizlenenleri sever.” (Bakara Suresi, 222. Ayet)

Bu ilahi kural gereği, tövbe eden kulların hatalarından dolayı sorumlu tutulmayacağı ümidindeyiz. Tarikata intisap etmenin getirilerinden biri budur.

Bunun dışında, usulümüzde güneşin doğuşu, yağmurun ve karın yağışı gibi tabiat olaylarıyla ilgili bazı uygulamalar da vardır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yağmur duasına çıktığı bilinmektedir. Ayrıca hadislerde, bazı kimselerin hatırına yağmur yağdığı, güneşin doğduğu bildirilmiştir. Bu konuda “Kırklar” ve “Abdallar” ile ilgili hadis-i şerifler bulunmaktadır.

Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın yaratılanlar arasında üç yüzleri vardır. Onların kalpleri Âdem’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında kırkları vardır. Onların kalpleri Mûsâ’nın kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında yedileri vardır. Onların kalpleri İbrâhîm’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında beşleri vardır. Onların kalpleri Cebrâîl’in kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında üçleri vardır. Onların kalpleri Mikâil’in kalbi üzeredir. Allah’ın yaratılanlar arasında bir kulu vardır. Onun kalbi İsrâfîl’in kalbi üzeredir. Bir olan öldüğünde Allah onun yerine üçlerden birini getirir. Üçlerden biri öldüğünde Allah onun yerine beşlerden birini getirir. Beşlerden biri öldüğünde Allah onun yerine yedilerden birini getirir. Yedilerden biri öldüğünde Allah onun yerine kırklardan birini getirir. Kırklardan biri öldüğünde Allah onun yerine üç yüzlerden birini getirir. Üç yüzlerden biri öldüğünde de onun yerine avam halktan birini getirir. Onlar vesilesiyle yaşanır, ölünür. Yağmur yağdırılır, bela def edilir.” *(Bkz. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/33; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1/8; Kenzü’l-Ummâl, h.no: 34591, 34597)*

İki Cihanın Güneşi Hz. Muhammed (s.a.v.), güneş olması hasebiyle Alfa, Beta, Gama ışınları yayar. Buna “glow” denir. Arapça’da “ziya” anlamına gelir. Peygamber Efendimiz, her hareketinde bu “glow”u yani ışıma ve yansımayı yaşamıştır. Biz bunu müntesiplerimize oturma şekli, misvak tutuşu, el yazısı gibi birçok uygulamayla göstermekteyiz. Tarikatımızda belirli zikirlerden sonra “güneş makamı”na çıkılır. Bu makama ulaşan kişi, manevi anlamda bir ışık yayar hale gelir.

Bunlar, tarikatımıza intisap ettikten sonra yol almaya başlayan kişinin karşılaşacağı bazı özelliklerdir. Bu yol, kişinin kâmil insan olmasına, ardından saf ve temiz bir insan haline gelmesine ve sonunda Allah’ı görüyormuş gibi ibadet edenlerden olmasına vesile olur.

Seyr-i sülûk, “geri yolculuk” demektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
“O, çok yüce ve çok üstündür. Her şeyin mülkü ve egemenliği O’nun elindedir. Ve O’na döndürüleceksiniz.” (Yasin Suresi, 83. Ayet)

O’ndan geldik, O’na döndürüleceğiz. İşte bu dönüş yoluna başlamayan kimseler, Allah’a vâsıl olamaz. Seyr-i sülûk, geldiğimiz yolu tersinden okumak, aslımıza geri dönüş yolculuğudur. Allah’tan geldik, Allah’a gideceğiz. Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Ruhumuz ise nurdur, ışıktır, enerjidir. Bunlar zikirler, sohbetler ve vaazlar şeklinde anlatılmaktadır. Zikirle bu bilgiler, zamanı geldiğinde kişide inkişaf edip açığa çıkacaktır.

Evet, bizim anlattığımız usulde; tarikat nedir, yol nedir, Raşidî tarikatı nedir, tasavvuf nedir, neden gereklidir gibi sorulara cevap vermeye çalıştık.

Raşidî Tarikatı Kurucusu Kimdir: Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca

Kurucunun Kısa Biyografisi

İsim Raşit Tunca
Göbek İsmi Selim
Soy Lakabı Haceliler
Nickname Karoğlan veya imageman
Baba İsmi Mustafa
Anne İsmi Rabia
Doğum 1970, Başağaç

Eğitim:

İlkokul: 1976-1981, Başağaç

Ortaokul-Lise: 1981-1988, Sandıklı İmam Hatip Lisesi (13.06.1988’de 8,25 diploma notu ile iyi derece mezuniyet)

Yüksekokul-Üniversite: 1988-1989, AÜHF – AYO (1989’da 2. dönem sonunda yarım bıraktı)

Mesleki Eğitim: Elektrik Teknisyenliği (EBT ve EIT), Sigmundsherberg, Avusturya

Lehrabschlussprüfung: Elektrobetriebstechniker (25.01.2006) – Landesberufsschule Wiener Neustadt

Lehrabschlussprüfung: Elektroinstallationstechniker (24.06.2006) – Landesberufsschule Stockerau

Öksüz:
1988’de babasının vefatı.

Ankara:
Yüksekokul eğitimi için Ankara’ya gitti. İlk defa bir akrabasının yanında Keçiören’de kaldı. Sonra paralı özel yurt “RESA” yurdunda (Ulus), daha sonra Balgat’taki devlet yurdunda kaldı.

Aile:
1990 yılı sonunda evlendi. Bir erkek, bir kız olmak üzere iki çocuğu vardır.

Hac ve Umre:
1997’de hac ve umre ziyaretini annesiyle birlikte yaptı.

Dini ve Tasavvufi Hayat:
1991’de Burhâmiye Tarikatı’na intisap etti. 1992’de Nakşibendi Tarikatı’na intisap etti. 2003-2004 yılları arasında Düsûkiye Tarikatı’na intisap etti. Tasavvuf yolunda devam ederken, bir yol çizmenin önemini fark etti ve kendi gittiği, çizdiği yol olan Raşidî Tarikatı’nı kurmaya karar verdi. 2016 yılı Ağustos ayı.

Avusturya:
1989’da Avusturya’da taş ocağında işçi olarak çalışmaya başladı (Wiener Baustoff Werke). Daha sonra firma iki defa el değiştirdi (Poschacher Natursteinwerk). Taş ocağından ayrıldıktan sonra iki defa yaklaşık altışar ay büyük bir kasapta çalıştı. Mesleki eğitimini tamamladıktan sonra Liesing’deki firmalarda elektrik teknisyeni olarak çalıştı.

Tarikatın Özelliği:

Mevsim Tarikatı’dır. Günlerin, ayların, gecelerin, gündüzlerin, nurun, ziyanın ve mevsimlerin devam ettirilmesini talim eden bir yol, tarik ve usuldür.

Kuruluş Sebebi ve Prensibi:

“Nehir ile yarışamazsın, nehir ile birlikte koşamazsın. O seni hep yener, çünkü sen yorulursun, ama o yorulmaz.” (Karoğlan sözü, 05.09.2016)

Bu sözün açıklaması: Muhammedî misyon, İbrâhimî misyon gibi büyük misyonlar, akıp giden bir nehir gibidir. Onların binlerce mensubu vardır. Tek başına onlarla yarışmak mümkün değildir. Onlar hep kazanır, çünkü onlar bir gruptur. Bu yüzden bir grup, bir tarikat olmak gereklidir. Raşidî Tarikatı işte bu anlayışla kurulmuştur.

Raşit / Raşid / Râşid (رَاشِدٌ) İsminin Anlamları:

Doğru yola giden

Akıllı

İrşad edip öğreten

Öğretmen

Başöğretmen

Öğreten, eğiten Allah

Öğretmen olan Allah

Olgun, kemaline ermiş, yetişkin

Mürşit:
Eğitici, şeyh, mürebbi, terbiye edici, öğretici, öğretmen, başöğretmen.

Raşidî Tarikatı’nın Amacı ve Gayesi:

Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca’nın hakka’l-yakîn veya keşfen bilip yaşadıklarını bir cemaate ve gruba öğretmek, bu misyonun kendisinden sonra da devam ettirilmesini sağlamaktır.

وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
“Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için âyetler (ibretler) vardır.” (Câsiye Suresi, 13. Ayet)

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً
“Rabbin meleklere: ‘Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.’ demişti.” (Bakara Suresi, 30. Ayet)

Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca’nın hakka’l-yakîn veya keşfen bildiği üzere, insanoğlu yeryüzünden kâinatı idare edebilecek bir güce sahiptir. Bu konuda yapılan bazı tatbikatlar neticesinde, bunu devam ettirecek, ileride daha da geliştirebilecek yol arkadaşları, tarikat mensupları arayışı ve bildiklerini öğrenmek isteyenlere anlatma arzusu sebebiyle bu tarikat kurulmuştur. Amaç ve gaye, insanın yeryüzünün ve kâinatın halifesi olduğunu hakka’l-yakîn olarak insanlara öğretmektir.

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
“Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim (size) emre amade kıldı?’ diye sorsan, mutlaka ‘Allah’ derler. O halde nasıl (haktan) çevriliyorlar?” (Ankebût Suresi, 61. Ayet)

إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ
“Kulları içinde Allah’tan (gereğince) ancak âlimler korkar.” (Fâtır Suresi, 28. Ayet)

Mesela size bir örnek vereyim: Elma diye bir bitki vardır. Bu bitkinin çekirdeğini toprağa diktiğinizde, toprağı elmaya çeviren bir fabrikanız olmuş olur. Yine kayısı diye bir ağaç veya bitki vardır, onun da çekirdeği vardır. Bahçenize kayısı çekirdeği dikip bakımını yaptığınızda, toprağı kayısıya çeviren bir fabrikanız olmuş olur. Düşünün, eğer o çekirdek olmasaydı, binlerce yıl uğraşsanız ne toprağı elmaya çevirecek bir fabrika kurabilir, ne de toprağı kayısıya çevirecek bir teknolojiye erişebilirdiniz. Hâlbuki Hak Teâlâ, bunu cennetten alıp getirmiş ve dünyada dikilmesini sağlamıştır. Artık cennet meyvesi olan elma, dünyada toprağı elmaya çeviren bir fabrikamız haline gelmiştir. Üstelik bu bir tane değildir; her elma fabrikası, kendisi gibi binlerce fabrika kurabilecek binlerce çekirdeği aynı anda üretmektedir. Siz bir fabrika kursanız, o fabrika kendi benzerini klonlayabilecek, aynı fabrikadan kurulmasını sağlayabilecek bir teknolojiye erişebilir miydiniz? Şayet Rabbimiz bunu bize ikram etmemiş olsaydı, asla mümkün olmazdı.

Bunları görüp de “Allahüekber” dememek, “Rabbimiz büyüksün” dememek elde midir? Allah’ın bu mucizelerini, bereketlerini görenler ancak gerçek âlimlerdir. Bu harika fabrikanın daha mucizevi binlerce gizli halini hakkıyla gerçek âlimler anlayabilir ve hakkıyla Rablerinden korkarlar. Namazda “Allahu ekber” denildiğinde bunun sadece elleri kulaklara kaldırmaktan ibaret olmadığını onlar fark eder. Bu, Rabbimizin her an ayrı bir yaratışta, yeni bir sanatını icra ettiğini görmek ve bu sanatın mucidi olan Allah’tan hakkıyla korkmaktır. Onlar “Rabbim Allah’ım büyüksün” derler.

Oysaki halk elma yer, armut yer; bir gün dönüp “Allah bu toprağı nasıl oluyor da sulu armuda, tatlı rızığa çeviriyor?” diye düşünmez. Bir kere bile tefekkür etmez. Yıllardır uyuyan insanlık, Rabbimizin kudretinin ve ilminin büyüklüğünü, O’nun “Ekber” (en büyük) olduğunu idrak etmek ancak ilim ile olur. İlim sahibine de âlim denilir. Eğer bir âlim gerçek âlimse, onun Allah’a iman etmemesi düşünülemez. Yoksa eğer sahte bir âlimse, bu eşsiz sanata kör bakar, başkalarını taklit eder ve Rabbinden çaldıklarını “ben buldum, ben yaptım” diyerek hırsızlık eder, hatta rablik iddiasında bulunur. Hâlbuki bütün fiiller O’ndan gelir ve yine O’na gider.

Peki, ben bu ilimlere nasıl sahip oluyorum? Veya bu âlimler bu ulvi tefekküre nasıl vâkıf oluyor? O da sizin gibi, benim gibi peynir, ekmek, tarhana çorbası, elma, armut yer. Nasıl oluyor da benim yediğim aynı elma, armut, peynir ile ben bu tefekküre varırken, aynı elma, armudu yiyen diğer adam zerre kadar uyanmıyor? Allah’a tapacağı yerde isyan edip Allah’ı yok sayıyor? Fark nerede peki?

İşte fark şu: Nasıl bir elmayı nereye dikseniz, elma fabrikası olup yeni elma ve elma fabrikaları üretiyorsa, ben ve âlim kimseler de aynı elma, armut, oksijen, altın gibi ayrı bir türüz. Çünkü benden de yaratan bir çift yaratmıştır. Benim de bir fabrikam var. Aynı sizin yediğinizden yesem de, benimki böyle bir meyve, ilim ve tefekkür meydana getiriyor. Aynı bahçenin toprağındaki iki daldan elma dalı toprağı elmaya, portakal dalı ise toprağı portakala çevirdiği gibi, benimki de böyledir. Beni de sizi de hayret makamına çıkaran bu ulvi tefekküre götürmektedir. Elhamdülillah.

Sakın haset edip beni cahil sofularla bir tutmayın ve “sende niye yok” diyerek hayıflanmayın. Siz ben değilsiniz ki benim ürünümü verebileyim. İşte biz Raşidî Tarikatı’nı kurduk, ilmimizi yaymaktayız ve yeni Raşidî fabrikalarının kurulmasına, yeni Raşidlerin çoğalmasına yardımcı oluyoruz. Siz de tarikatımıza intisap edin, düsturumuza harfiyen uyun ki siz de bir gün Raşid olasınız, Raşidî bilesiniz ve Raşid meyvelerine eresiniz.

Yoksa İbrahimler İbrahim’den, Fatmalar Fatma’dan, Franzlar Franz’dandır. Raşidler de Raşid’dendir. Siz İbrahim iken Raşid olmaya kalkmayın. Muhammed iseniz Muhammed kalın, İbrahim iseniz İbrahim kalın ve özünüzü bozmayın. Nefsinizi terbiye edin, yolumuza girin ve özünüzü bulun. Siz İbrahim iseniz, sizdeki çekirdeği inkişaf ettirin ki çiçek açsın ve İbrahim’in ne demek olduğu sizde de yüzeye çıkıp meyve versin.

Vaaz ve sohbetlerimizin birinde şöyle dedik:

Güneş ışığına Arapça “diyâ” (ضياء) denir. Bir Nakşî büyüğü demiştir ki: “Bizim size verdiğimiz feyzi eğer muhafaza edebilseydiniz, bu size kıyamete kadar yeterdi.” Yani feyz veya fuyûzat veya ziyâ, alfa ışıması güneşimizden bize gelir. Muhammed yazılı Kur’an, Kur’an ise kâinatın yazılımı ise; Muhammed kâinat ve güneşimiz, iki cihanın güneşi Muhammed Mustafa’dır. Bizler ise güneş bebeleriyiz, yani Muhammed’in parçalarıyız.

Daha önce de demiştik: Güneş sistemimizin içindeki her bir özellik, o sistemin işlevi için gereklidir ve her cibilliyet bir peygamber grubunu temsil eder. Keçiler, oğlaklar; Şuayb ve Yakup çocuklarıdır dedik. Onların azalması, yani Jüpiter burcunda doğanların azalması, o cibilliyeti taşıyan sebze, meyve, hayvan, insan ne varsa azaldığı anlamına gelir. Çimento yoksa harç nasıl olmazsa, çimentosu az bir harç ile yapılan duvar nasıl sağlam olmazsa, hepsinin dengeli olması gerekir. Her şeyin fazlası da zarar, azı da zarardır.

Lütfen insanlar aranızda konuşun, kaynaşın. İkizler burcu ile ilgili olarak: Muhammed (s.a.v.) ikizler burcudur. “Muhammed” kelimesinde üç tane “Mim” harfi vardır. “M” harfi Latince ikizi temsil eder. Meryem (r.a.)’de iki tane “M” vardır; onda da ikizler burcu vardır. Havva (r.a.)’da da iki tane “Vav” vardır veya “Havva” yazıldığında bu da ikiz anlamına gelir.

Ziyâ, güneşimizin parçacığıdır, yani partikülleridir, foton enerjisidir.

Radyoaktivite ve Alfa Işıması:

α (Alfa) ışıması: İki nötron ve iki protondan meydana gelen, +2 yüklü bir helyum çekirdeği yaymaktır. Bu ışıma sonucunda proton ve nötron sayıları 2’şer birim azalır. Bu tanecikler +2 yüklü oldukları için elektromanyetik çekime de yakalanırlar. Bu ışımaların durdurulması çok kolaydır. Örneğin bir kâğıt yaprak bile yeterli olur.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in ziyasını devam ettirebilmesi için güneşimizin alfa ışıması yapması gerekir. Alfa simgesi şudur: α

Bizler, Muhammed’in Ehl-i Beyti olarak, yani güneşimizin çocukları olarak alfa ışıması yapmamız gerektiğini anlıyoruz. Alfa ışıması demek, yapılan her işte alfa hareketi yapmak demektir. Bunun birkaç örneğini resimlerimde gösteriyorum.

Aşağıda ilgili görseller sırayla 5 görsel olarak yer almaktadır.

   

   

   

   

   

Yukarıdaki resimde görülen oturuş şekli, bir alfa oturuşudur. Bu aynı zamanda mehdi oturuşu olarak da bilinir. Eğer ayak ayak üstüne atarsanız, bu alfa oturuşu olmaz; yanlış bir oturuş şeklidir.

Fincanınızı tutarken serçe parmağınızın arasından geçirmek suretiyle de alfa yansıması yapmış olursunuz. Misvak kullanımı da böyledir. Bu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti ile sabittir. Onun, yani Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın misvak tutuş sistemi bu şekildedir. Peygamberimiz, hayatının her alanında alfa yansıması yapmıştır.

Yine el yazısı ile yazı yazmak ve özellikle harflere alfa işareti koymak da alfa ışıması yapmak anlamına gelir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, böylece size ilk defa kâinatın ve güneşin ziyasının bizler tarafından yönetilebileceğini hakka’l-yakîn olarak öğrettik. Binlerce insan bu oturuş ve duruşu çok benimsedi, hatta tiryakisi oldu ve artık vazgeçemez hale geldiler.

Bu sene sıcak bir yaz geçirdik, ziyası bol bir yaz oldu. Artık sonbahara geldik. Birkaç gün önce kendi aileme ve çocuklarıma şunu tenbihledim: Artık sonbahar geldi. Yaprakların sararması ve soğukların gelmesi için bu ziyanın azalması şart. Bu yüzden artık ziya hareketi olan alfa oturuşunu ve diğer alfa hareketlerini şimdilik terk edin. İslam’da “terki terk” diye bir kavram vardır. Zamanı gelince yapılması gerekeni yapmak, zamanı gelince de bırakmasını bilmek önemlidir.

Zikir Nedir? Vird Nedir? Evrad Nedir? Örnekleri ile Kısa Anlatım

Zikir Nedir:

Sözlük anlamı ile zikir; anmak, hatırlamak, unutmamak ve çokça tekrar etmek manalarını taşır.

Raşidî Tarikatına Göre Zikir Nedir:
Zikir, bir frekans aralığıdır. Esas anlamı ile sadece bir kelimenin çokça tekrarına verilen isimdir. Mesela “Allah”, “Rahman”, “Kerim” gibi bir ismin veya “Ya Kerim”, “Ya Rahman” gibi bir niyazın, bir çağırmanın çokça tekrarı ya da “Elhamdülillah”, “Sübhanallah” gibi anlam ifade eden iki kelimenin çokça tekrarına zikir denir. Bu sayede insan beyni, kâinata belli bir frekansı devamlı olarak yayıp gönderir. Uzak bir yere gönderilmek istenen bir zikrin adedi daha yüksek ve çok olmalıdır, ayrıca kesik kesik olmamalıdır. Aynı frekans aralığının çokça tekrarı olmalıdır.

Mesela “Allah” zikrinin ebced değeri 66’dır. Bu, kalp frekansı denilen “1 Hertz”in değeri olan 66 ile aynıdır. Kalbin bir defa “Allah” demesindeki yaydığı frekans budur. Diğer zikirlerin de buna benzer “hertz” cinsinden bir frekans değeri vardır.

Raşidî Tarikatına Göre Vird Nedir:
Vird, anlamlı bir cümlenin belli zaman aralıklarında devamlı tekrarına verilen isimdir. Mesela “Sübhanallah” bir zikir, “Elhamdülillah” bir zikir, “Allahuekber” de bir zikirdir. Bunların anlamlı bir cümlede kullanılmış hali olan “Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallâhu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” cümlesinin, günün belli vakitlerinde, her gün veya iki günde bir, sabah ve akşam gibi belirli zamanlarda devamlı tekrarına vird denir.

Bu sayede belli bir melek grubunun yaydığı frekans aralığına girilmiş olur ve bir nevi onlardan olunur. Mesela çok sesli sanat müziği icra edilirken saz, cümbüş, keman, zil gibi enstrümanların hepsi aynı notayı farklı seslerle zikrederler ve toplamda bir eser, bir şarkı oluştururlar. İnsanların, bitkilerin, hayvanların ve maddelerin aynı virdi tekrar etmeleri, bunu kâinata yaymaları da böyle uhrevî bir şarkının, Rabbimize doğru söylenmesi gibidir. Eğer bunun içinde bir dilek ve istek varsa, Rabbimiz de o isteğimize cevap verir.

“Allah, Allah” dediniz de, mesela “Ahmet, Ahmet” dedinizde, Ahmet “buyur ne istiyorsun?” diye sorar. Diyecek sözünüz yoksa, Ahmet “beni niye meşgul ediyorsun?” demez mi? Zikir eden, “Allah, Rahman...” diyen kimse, ardından isteği, muradı ne ise onu istemelidir. Ahmet’ten bir isteği olan onu çağırır ve o duyana kadar çağırır, değil mi? İsteğin yoksa, onu çağırarak dalga mı geçiyorsun?

Raşidî Tarikatına Göre Evrad Nedir:

Zikir, anlamlı bir veya iki kelime idi. Vird, anlamlı bir cümle idi. Evrad ise çokça virdden oluşan bir şarkı gibidir. “Raşidî Zikir Evradı” gibi. Yani çokça anlamlı cümleden oluşan ilahî bir şarkının veya bir isteğin Rabbimize iletilmesi ya da bu isteğin O’na ulaştırılması için görevli meleklere bildirilmesi amacıyla, her gün belli vakit aralıklarında devamlı tekrar edilmesine evrad denir.

Faydası şöyle açıklanabilir: Mesela sizin bir mahkemelik davanız var. Mahkemeye dava açarken, olan biteni kısa cümleler halinde, anlamlı ve makul bir şekilde izah etmek için bir dilekçe, yani cümleler toplamı yazmanız gerekir. İşte evrad da Allah’ın esmâsı, Kur’an ayetleri, belli dua terkipleri veya salavatlar gibi bazı özel zikirlerin toplamı ile ya bir isteği, yahut belli bir getirisi olan, Peygamber Efendimiz’in “şunu zikrederseniz cennette şu dereceye ulaşırsınız” buyurduğu bazı zikir ve virdlerin veya isteklerin toplamından oluşan bir dilekçenin veya manzum bir şarkının görevli meleklere duyurulması, onların sayesinde Rabbimize iletildilmesidir.

“Allah’ın bunun için meleklere ihtiyacı mı var?” derseniz, önce sizin melek nedir onu idrak etmeniz gerekir. Burada melek, görevini frekans denilen bir dalga boyutunun uzaklara taşınması manasında ele alınmalıdır. Bir frekansın yayılması için belli bir dalga boyutuna ihtiyaç var mı? Allah bunu bu yasaya bağlamış mı? İşte asıl önemli olan budur. Allah her şeyi belli yasalara ve meleklere bağlı kılmıştır. Sen ona melek değil de sadece dalga olarak bakarsan, melek nedir anlamamış olursun.

Burada bir nükte vardır:

Adam oğlunu Amerika’ya okumaya gönderir. Oğlu gider, orada İngilizce öğrenip okuyacağına, aldığı parayı yer çarçur eder. Bir gün “izine geliyorum” diye döner. Adam sorar: “Oğlum İngilizce öğrendin mi?” “Öğrendim” der. “Peki İngilizce ‘ağaç’ ne demek?” der. Oğlan hemen uydurur: “Dan” der. “Peki iki ağaç ne demek?” “Dan dan” der. “Peki orman ne demek?” Oğlan “Dandiri dandan dandiri dandan” der.

İşte zikir, anlamlı bir veya iki kelimenin tekrarıdır. Vird, anlamlı bir cümlenin tekrarıdır. Evrad ise işte bu “dandiri dandan” gibi anlamsız bir tekrar yığınına dönüşmemelidir; aksine, bilinçli ve anlamlı bir bütün olmalıdır.

Sıbh veya Tesbih Etmek:

Bir zikri belli bir sayıda tekrar etmek demektir. Nitekim “Sübhanallah” demek, Allah’ın isimlerini bilerek ve belli sayıda tekrar etmek anlamına gelir.

Ezkâr:
Zikredilen şeyler demektir. Mesela “ezkârın ne?” diye sorulduğunda, “Ben Rahman zikri çekiyorum” demek gibidir.

Zâkir:
Zikreden kimseye verilen isimdir.

Tesbih (Tespih):
Zikirdeki belli sayıyı muhafaza edebilmek için kullanılan hafızalı abaküstür.

Misbâh:

Tespihin, abaküsün cinsini belirtir. Ağaç mı, naylon mu, cam mı, taş mı, elmas mı, zümrüt mü, yakut mu olduğunu ifade eder. Tespihin renk ve cinsine göre zikir, farklı enerji boyutu yayar.

   

   

   

   

Raşidî Tarikatı’nda Seyr-i Sülûk Yolu Üçe Ayrılır

Nakşibendî Yolu: Gizli zikir (hafi) ile seyr-i sülûk ettirilmek.

Burhânî veya Düsûkî Yolu: Açık zikir (cehrî) ile seyr-i sülûk ettirilmek.

Zü’l-cenâheyn (Çift Kanatlı) Yol:

Raşidî yolu olup hem cehrî hem de hafî zikir ile seyr-i sülûk etme yoludur. Raşidî’nin evi yolu gibi… Her iki taraftaki iki kanat ile yol alınır.

Raşidî yolundan seyr-i sülûk etmek isteyen sûfî ve müridler geldiğinde şu usule bakılır:

Anne veya baba tarafından akraba olan Hasan veya Hüseyin isimli kimseler aranır. Bu, annesi tarafından veya annenin babası ve annesi tarafından akrabalar (dayı, teyze) ya da baba tarafından (hala, amca, kuzen, yeğen, dünür) olabilir.

Anne tarafında Hüseyin isimli bir akraba var ise: Sol koldan gizli zikre bağlıyız. Yol, Ebû Bekir yolu usulü ile olacaktır.

Anne tarafında Hasan var ise: Yol cehrîdir, yani açık zikir yoluyla olacaktır. Bu yol, Ali yolu olacaktır.

Her ikisi de var ise: Direkt bir üst sınıf olan Raşidî Tarikatı zikirleriyle yola başlanır.

Baba tarafından olursa:

Baba tarafında Hüseyin varsa: Sağ kol, gizli zikir demektir. Genellikle gizli zikir yapılır.

Baba tarafında Hasan var ise: Ali yolu, yani cehrî zikir ile zikir yapılır.

İkisi de var ise: O zaman bir üst sınıftan başlanır, çift kanatlıdır. Hem Hasan hem Hüseyin vardır, yani zü’l-cenâheyn olur.

Aynı durum anne tarafında da geçerlidir. Fakat orada sol taraf olduğu için anne tarafı sol taraftır. Sağ taraf baskın ve baba tarafıdır, sol taraf ise baskın olmayan taraf demektir.

Eğer akrabalardan bulunamaz ise bu sefer evimizin sağ ve sol tarafında bulunan komşu, tanıdık, bakkal, imam, müezzin, öğretmen gibi kişiler arasında Hasan ve Hüseyin isimleri araştırılır. Sağdaki isim Hasan ise Ali yolu (cehrî yol), Hüseyin ise gizli yol (Ebû Bekir ve Nakşî usulü) uygulanır.

Hüseyin Kolu ve Birinci Yoldan Gidecek Olanların Takip Edecekleri Usul

Tövbe

Bu usul ile yola Nakşibendîlikle, yani gizli zikir ile başlayacak olanlar (sağ kol baskın kol, Hüseyin kolu) şöyle tövbe alır:

Önce kıbleye karşı oturulur, gözler yumulur ve sağ el ileri uzatılır. Daha sonra şöyle niyet edilir:

“Yâ Rabbî! Ben pişmanım! Yapmış olduğum bütün günahlardan! Keşke yapmasaydım! İnşallah bir daha yapmayacağım. Başağaçlı Raşit Tunca’yı kendime şeyh kabul ettim.”

Eûzü besmele çekilir. Ardından:

يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ
Yedullâhi fevka eydîhim.
“Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir.” (Fetih Suresi, 10. Ayet)

“Elimin üzerinde onun eli vardır, onun elinin üzerinde Allah’ın eli vardır” denilir. Biatım onadır, ondan da öte Cenâb-ı Allah’adır denilip gözler açılır.
Edepler

Günlük namazlar eda edilir.

Boş vakitlerde namaz tesbihleri çekilmemişse, onlar boş vakitlerde çekilir. Her vakit için 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 34 Allahu Ekber çekilir.

Akşam namazından sonra rabıta yapılır. Şeyhe gıyabında rabıta yapılır. Şeyhin resmine bir defa bakılır ve şeyh gözler önüne getirilip görülmeye çalışılır. Sûfînin bir hali ve maruzatı varsa, kalpten ona da söylenir. Bu rabıta, şeyhi gerçekten karşında göresinceye kadar, yahut o seni ziyaret edeceği güne kadar, ya da sen ona gidebilesiye kadar devam edilir. Amaç gayret etmektir. Ulaşılamasa da bir gün o kapı size açılacaktır, açılmadı diye vazgeçilmez.

Akşam namazından sonra iki, dört veya altı rekat evvâbîn namazı kılınır. Evvâbîn namazından sonra rabıta yapılır. Kıbleye karşı dönülür, gözler yumulur ve 13 Estağfurullah çekilir. Gözler yumulduktan sonra şeyh rabıta edilir. Rabıtadan çıkmak isteyince tekrar 13 Estağfurullah denir ve gözler açılır. Ondan sonra dünya işlerine dönülür.
Zikir Usulü

Zikre gelince, Hüseyin kolunda gidecek olanlar şu usulü takip eder:

Nakşîler, gizli zikrin efdal olduğu için zikrederken bir örtü almışlardır. Bizde örtü almak diye bir şey yoktur. 13 Estağfurullah çekilir, sadece gözler yumulur ve 5.000 “Allah” zikri ile başlanır.

100 taneli bir tesbih alınır. Bu tesbih hafif bir cinsten olursa bilek ve el yorulmaz. Küçük taneli tesbih ile çekerseniz daha kısa devir eder, daha kısa sürede biter ve sıkılmazsınız. Büyük taneli tesbih alırsanız, çekmeniz uzun süreceği için yorulabilirsiniz. Eğer öyle olursa iki üç çeşit tesbih kullanın: orta boy, küçük boy, uzun boy. Vaktinize göre küçük veya büyük ile çekin. Hızlı çekmek istediğinizde küçük tesbih ile çekersiniz. Vaktiniz varsa büyük taneli ile daha uzun sürede ve daha şuurlu şekilde tek tek düşüre düşüre çekersiniz.

13 Estağfurullah çekilir, gözler yumulur, dil damağa yapıştırılır, dil hareket ettirilmeden kalp ile “Allah, Allah, Allah...” demeye çalışılır. Tesbih sağ ele alınır. Bu zikir çekilmeden önce sağ el, tesbih ile sol memenin dört parmak altında tutulur. Tesbih baş parmak ile orta parmak arasında tutulur ve işaret parmağıyla, sanki tabancanın tetiğine dokunurcasına, her bir tane “tık tık” diye aşağı çekilir. En hızlı şekilde tesbihi nasıl çekebilirseniz o kadar hızlı çekebilirsiniz. “Allah” kelimesini de kalbinizden ne kadar hızlı söyleyebilirseniz öyle söyleyin. Her bir tanede “Allah” diyeceğim diye uğraşmayın, saymaya kalkmayın, sadece tesbih tanelerini ileri çekin. Düşünün ki tetiğe her dokunuşunuzda “Allah” denilen bir mermi kalbinizden ateş ediyor. “Allah” dedikçe her bir tesbih tanesini aşağı itmeniz yeterlidir.

Her bir turda imameye gelindiğinde:

“İlâhî ente maksûdî ve rızâike matlûbî”
“Yâ Rabbî, maksadım sensin, rızana talip olmaktır.” denir.

İkinci elde ayrı bir tesbih tutulur ve her bir turdan sonra ondaki taneden bir tane ileri itilir. İkinci sabit tesbihdeki taneler 50’ye ayrılmış olmalıdır. 50 tane olunca 5.000 “Allah” demiş olursunuz.

Zikrin adedi tamam olunca tekrar 13 Estağfurullah çekilir ve zikirden çıkılır, gözler açılır.

Bu miktar her 3 ayda bir artırılır:

3 ay sonra: 10.000 “Allah” zikri

3 ay sonra: 15.000 “Allah” zikri

3 ay sonra: 20.000 “Allah” zikri

3 ay sonra: 21.000 “Allah” zikri (sadece bin artırılır)

Bu noktada gizli (hafî) zikir yolu tamamlanmış olur. Artık cehrî zikre geçilmesi gerekir. Bundan sonra yol Hasan kolundan devam eder, yani cehrî zikir usulü uygulanır.

Bu usulde forumumuzdaki Düsûkî usulü incelendiğinde, oradaki zikir ve evradın nasıl yapıldığı görülür ve yol o usul ile devam eder. Bu şekilde üçüncü sınıflara kadar zikir ve evrad uygulanır. Ondan sonra yol çatallanır, sonra birleşir. Fenâ fillah’tan önce bekā billah’ta yollar birleşir. Artık Raşidî usulü ile ya direkt Tahsin virdi ile ya da intisap ile zikre başlanır ve çift kanatlı ilerlenir. Zikir istenirse cehrî, istenirse gizli olarak yapılır.

Ailede baba tarafında hangisi baskın ise ona göre uygulama yapılır:

Baba tarafında Hüseyin var ise: “Allah” zikri kalp zikri şeklinde, yani gizli zikir olarak yapılır.

Baba tarafında Hasan var ise: Cehrî zikir ile yapılır.

Bu usulde artık kalbin yanına tesbih tutmak gibi bir uygulama yoktur. Tespihlerin renkleri vardır; her renk tesbih mevsimine göredir. Tesbih normal şekilde bir elde tutularak “Allah” zikri, normal bir tesbih çeker gibi yapılır.

Bundan sonraki yolda artık Raşidî usulü devam ettiği için 1. sınıf, 2. sınıf şeklinde sınıflar usulünce devam eder. Mezun olduktan sonra, iki horoz aynı çiftlikte ötmeyeceği için mezun olan kimse şeyh Raşid’in olduğu yerden uzaklaşmak durumundadır. Artık kendi usulünü yapar, kendi yoluna devam edebilir veya kendi yolunu çizebilir.

Hasan Kolu ve İkinci Yoldan Gidecek Olanların Takip Edecekleri Usul

Her sabah ikindiye kadar 1 defa ve ikindiden sonra tekrar bir defa aşağıdaki evrad, yanındaki adetlerce çekilir:
Zikir Adet
Bismillahirrahmanirrahim 100
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 100
Lâ ilâhe illallah 100
Yâ Dâim 300
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 100

Bunlar okunduktan sonra zaman varsa Meşâyıh-ı Kebîr’e 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir. Eğer fazla zaman yoksa Meşâyıh-ı Sağîr’e 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir. Zaman daha da kısıtlı ise 13 İhlâs 7 Fâtiha Şeyh Muhtar’a ve 13 İhlâs 7 Fâtiha Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e hediye edilir. Daha da kısıtlı zaman var ise sadece 13 İhlâs 7 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.


Meşâyıh-ı Sağîr (Kısaltılmış Şeyhler Silsilesi)

    Şeyh Muhtar
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi
    Şeyh Muhammed Sehavi
    Şeyh Musa Ebil imran
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali
    Ziyadeten fi Şerefil Mustafa S.A.V

Meşâyıh-ı Kebîr (Tarîkatin Büyük Şeyhleri Silsilesi)

    Şeyh Muhtar
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi
    Şeyh Muhammed Sehavi
    Şeyh Musa Ebil imran
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki
    Seyyidatina Fatimatiş Şazili
    Şeyh Abdülazizil Mekni bi Ebil Mecid
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe
    Şeyh Ahmed El Bedevi
    Şeyh Seyyid Abdükadiri Geylani
    Şeyh Ahmet Errufai
    Seyyid Ali Zeynel Abidin
    Seyyidatina Zeynep
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin
    Seyyidina ve Mevlana imami Hasan
    Seyyidatinas Seyyidete Fatimatüz Zehra
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Osman Bin Afvan R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Ömer ibnul Hattab R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Ebu Bekri Sıddık R.A
    Ziyadeten Fi Şerefil Mustafa S.A.V

Birinci Sınıf Sûfîlerin Zikri

Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:

Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm

zikri 70.000 defa olana kadar çekilir. 70.000 tamam olunca yükseltme yapılır ve ikinci sınıfa geçilir.

İkinci Sınıf Sûfîlerin Zikri

Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:

Lâ ilâhe illallah

zikri 70.000 defa olana kadar çekilir. 70.000 tamam olunca yükseltme yapılır ve üçüncü sınıfa geçilir.

Üçüncü Sınıf Sûfîlerin Zikri

Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:

Allah zikri 6.666 defa çekilir.

Zikre başlamadan önce aşağıdaki giriş duası yapılır:

Âmin, âmin. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed.
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn, ve selâmün alel mürselîn ve alâ âlihim, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.
Eşrafil halka seyyidünâ Muhammed.

Sonra zaman müsait ise Meşâyıh-ı Sağîr için 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir veya 13 İhlâs 1 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.

Ardından:

Zikir Adet
Bismillahirrahmanirrahim 10 defa
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 10 defa
Lâ ilâhe illallah 10 defa
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 10 defa

Bunlardan sonra Allah zikrine başlanır ve 6.666 adet tamam olunca 10 defa:

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

zikredilir.

Eğer zamanınız az ise Allah zikri 6.666 adet yerine 666 adet olarak çekilir.

Mürâkabe Nedir

Tarikata giren kişiler için:

Akşam namazını kıldıktan sonra kıbleye karşı oturulur. Gözler yumulur ve:

Âmin, âmin. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed.
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn, ve selâmün alel mürselîn ve alâ âlihim, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.
Eşrafil halka seyyidünâ Muhammed.

denilir. Sonra zaman müsait ise Meşâyıh-ı Sağîr için 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir veya 13 İhlâs 1 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.

Ardından:

Zikir Adet

Bismillahirrahmanirrahim 10  defa
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 10  defa
Lâ ilâhe illallah 10  defa
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 10  defa

Daha sonra gözler kapalı olarak tarikatın şeyhi görülmeye çalışılır. Görmek için uğraşırken dil ile devamlı olarak sesli şekilde “Allah, Allah” zikredilir. Bu zikir, nefes alırken “Allah” denilir ve nefes verilirken yine “Allah” denilir. Eğer şevk ve iştah üstünse zikir esnasında kafa sağa ve sola hareket ettirilir.

Bu mürâkabe on veya on beş dakika devam ettirilir. Mürâkabeden çıkmak için 10 defa:

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

denilir ve gözler açılır. Buna her gün akşam namazından sonra devam edilir.

Zü’l-Cenâheyn (Çift Kanatlı Yol) – Raşidî Yoluna İntisap

İntisap Ne Demektir: İntisap, bir gruba, yere, millete, devlete, cemaate, meclise girmek, onlardan olmak demektir.

Dikkat: Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen ve faydasını görmek isteyenler, Raşidî Tarikatı’na intisap etmek durumundadır. İntisap duası, tek bir defa olmak üzere, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.

Zikirde Harflerin Mahreci

Zikirimizde harflerin mahrecine dikkat edilmelidir:

Dad (ض) harfi: Mahreci “dz” şeklindedir. Dil azı dişlerin arasına konarak “ze” demeye çalışılır. “Muhammed Diyâüddîn” ismi aslında “Muhammed Dziyâüddîn” diye okunur. Dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir. Sahâbeden Ebû Bekir (r.a.) iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.

Peltek Se (ث): Dil dişlerin arasına konarak “se” demeye çalışılır.

Peltek Ze (ذ): Dil dişlerin arasına konarak “ze” demeye çalışılır.

Arapça alfabe (Elif, ba) okunurken tespihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur. Yön, onuncu boncuktan imameye doğru okunur.

Birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince: Dad harfi sağ azı diş ile okunur.

İkinci boncukta: Dad harfi sol azı diş ile okunur.

Bu şekilde 9 defa alfabe okunur. Sonuncu seferde (dokuzuncu seferde) Dad harfi sağ azı diş ile okunarak alfabe tamamlanır.

Zikirimizde her “dad” harfine gelindiğinde:

Birinci zikirde: Dad harfi sağ azı diş ile okunur.

İkinci zikirde: Dad harfi sol azı diş ile okunur.

Üçüncüde tekrar sağ azı diş ile okunur. Diğerlerinde de bu şekilde devam eder.

   

Mevsimlere Göre Tesbih Renkleri

    Yaz mevsimi için: Bordo, kırmızı ve beyaz ayraçlı veya koyu kırmızı ve beyaz ile sarı sarıklı tesbih.

    Sonbahar için: Koyu sarı, turuncu veya kahverengi üzere beyaz ayraçlı ve beyaz sarıklı.

    İlkbahar için: Yeşil, beyaz ve kırmızı sarıklı tesbih.

    Kış için: Siyah üzere bordo, kırmızı ayraçlı ve yeşil sarıklı.

    Zemheri için: Beyaz üzere turkuaz ayraçlı veya Caribic mavi ve Caribic mavi sarıklı.

    Yağmur için: Saydam üzere kırmızı ayraçlı, koyu mavi sarıklı.

9. Sınıf Sûfîler

Allah zikri, günde bir defa olmak üzere 6.666 defa zikredilir. Burası Güneş Makamı’dır. İzinsiz çekilmez. Günde sadece “Hizbü’l-Kasr” ve 6.666 Allah zikri çekilir.

10 ve 11. Sınıf Sûfîler

Mevsim tesbihi talim edilir. Muhtarlar, başkanlar, kaymakamlar, valiler tayin edilir (bunlar manevî makamlardır). Sonra “Onların hatırına güneş doğar, yağmur yağar, kar yağar” hadisi üzere, mutmain oluncaya kadar talim edilir ve denemeler yaptırılır. Bu sûfîler, manen ilham yoluyla bu makamda olduklarını bilirler.

13. Sınıf Sûfîler

Her bölgede bir tane Güneş Makamı’na bir kişi tayin edilir. Onlara güneşin nasıl doğduğu, yağmurun nasıl yağdığı konusunda Mikâil ilminin birinci bölümü talim ettirilir. Birer tane de yardımcı tayin edilir ki, asıl görevli hasta olunca diğeri görevi devam ettirsin.
15. Sınıf Sûfîler

Zamanın hakimi olmak öğretilir. Zamanın nasıl geriye alındığı ve nasıl ileriye alındığı öğretilir.

16. Sınıf Sûfîler

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    “İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”

Şeytan ve deccal (aleyhime’l-lâ‘ne) hiç boş durmamaktadır. Her gün bize karşı yeni bir silah üretmektedirler. Bizim de onlarla savaşacak yeni silahlara ihtiyacımız vardır. Allah bize o gün hangi silahı ikram ederse, onu alıp zikir çorbamıza katmak zorundayız. Aksi takdirde onlarla savaşamayıp yenik düşeriz.

Bize yine varid olmuştur ki yeni bir silah kuşanmamız gerekmektedir. Çünkü kâfir ve deccal frekans ile oynamaktadır. Yazdığımız duaların “kehr” değerini (etki değerini) almaktadır. Mesela duamızın başında “Onlar namazlarını muhafaza ederler” diye zikrederiz. Biz, o ayette geçen o zümreye katılıp nerede olursak olalım namazımızı kılıp kaçırmamak isteriz. Kâfir ise, ben bunu zikredip çektikçe o da bunu ters çevirir ve “Onlar namazlarını kaçırırlar” hâline getirir. O zaman bir bakmışsınız öğle namazı çalınmış, uçmuş, ertesi gün sabah namazı gitmiş, veya bunun benzeri durumlar yaşanır. Yine “Yâ Halîm, yâ Selîm” çekeriz, yani sakin olabilmek için. O da bunu çevirir ve bize bir hiddet gelir, yanardağ gibi yerle gök arasında taşkınlık yaparız. Bu kâfirlerle mücadele zordur. Silah gereklidir.

Yine varid olan silah ise, tam olarak kullanmasını henüz bilmemekle birlikte şudur:

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gece Rabbine şöyle dua etmiştir:

    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen, Kendini sena ettiğin gibi yücesin.”

    “Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan, oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki: ‘Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır. Levh-i Mahfuz O’nun katındadır.’” (Hadis-i Şerif)

    يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ
    “Allah, dilediğini siler, dilediğini sabit kılar. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun katındadır.” (Ra’d Suresi, 39. Ayet)

Sâliklerimiz, yolumuza tâbi olan yol arkadaşlarımız, bizim yolumuzda şu an durduğumuz yere gelince, belalar ve musibetler etraflarını sarar. Attıkları her ok kendilerini vurur hâle gelir. Hatta elinde tuttukları, kendilerine ait olan bir bıçak bile onları kesmeye yeltenir. İşte o zaman anlarlar ki buraya ayak basmışlardır.

Allah bize burada bu silahı göndermiştir. Henüz tam manasıyla kullanmasını bilmesem de kullanım talimatı şöyledir: Biz bu duanın sadece şu kısmını tekrar edeceğiz:

    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.”

Tam sayısına henüz ulaşmadım. Ne zaman bu kalkan işe yarar, denemem gerekir. 41 defada karar kılmak istiyorum ancak henüz kesin değildir.

İşte bu ayeti okurken şöyle tefekkür edesin ey sâlik, ey yolcu:

Allah’tan gayrı bir mevcudat yoktur. Öyle olunca sana hışımlanan bıçakta da Allah vardır. Ancak o bıçak, bir suikastçi şeytan veya cin veya deccal askerinin eline geçmiş (gerçekten elinde ama frekansı elinde) ve onunla sana karşı savaşmaktadır. Sen o bıçağı, o esir edilmiş hâlden kurtarıp senin safına geçmesi için şöyle de:

“Ey yüce Rabbim! ‘Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.’ Şu an sen bana hışımlanan bir bıçak oldun. Çünkü kâinatta senden başka bir mevcudat yok ise, öyleyse o senin hışımlanan bıçak olduğun hâlinden de, senden, yüce Rabbime sığınırım. Senin o bıçağın veya frekansın esir edilmemiş ele geçmemiş ve galip olan Allah hâline iltica edip sığınırım.” diye tefekkür et.

Bu duayı günde 41 defa okumaya devam et. Dediğim gibi sayıda değişiklik olabilir, henüz tam testten geçmemiştir.

Bu dua, bu dereceye erenler içindir. 16. Sınıf Sûfîler içindir.

    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.” (41 defa haricen okunacak)

17. Sınıf Sûfîler

Deprem öğretilir. Mikâil Aleyhisselâm’ın ikinci kısım görevleri talim edilir. Depremin nasıl olduğu, nasıl yapıldığı öğretilir.

19. Sınıf Sûfîler

Hızır makamı öğretilip talim ettirilir. Tarikatın pîrini, olay vuku bulunca araması talim edilir. Bizatihi onunla (tarikatın pîri ile) kelam etmesi gerektiği öğretilir. Kimlerin o göreve (Hızırlık makamına) seçildiği listesi tutulur.

21. Sınıf Sûfîler

Kıyamet talim ettirilir. Oraya çıkan kimseye kilit ve mühür vurulur.

23. Sınıf Sûfîler

Mevsimleri ayarlama görevi talim edilir. Bu kâinatın öyle otomatik pilotta çalışmadığı, bizatihi yaşatılarak öğretilir. Bu görevi hak eden tek bir kimseye bu sır verilir (veliaht halife).

24. Sınıf Sûfîler

Güneşin çırasının tutuşturulması öğretilir.

27. Sınıf Sûfîler

Kader bahsi ve Sırat köprüsü talim edilir. Telepati telefonunu kullanması talim ettirilir.

28. Sınıf

Mevlûd sırrı talim ettirilir.

Raşidi Tarikatına intisab ve intisab Virdi

Raşidi Tarikatı Virdinin tamamı, günde bir defa veya, günde iki defa vird edilip okunur. Birinci sınıftan, beşinci sınıfa kadar olan sofi ve sofiyeler, günde bir defa vird edip, zikredip okurlar. Beşinci sınıftan sonraki sınıflar da ki sofi ve sofiyeler, taa ki, onbirinci sınıf sonuna kadar, günde iki defa vird edip okurlar, fakat onlar da yaz ve ilkbahar mevsiminde, sabah uzun vird yani “Hizbül Kebir” öğleden sonra ise kısa vird “Hizbül Kasr” okurlar. Kışları ve sonbaharda ise tam tersi olan sabah “Hizbül Kasr” öğleden sonra ise “Hizbül Kebir” vird edip okurlar. Onbirinci sınıftan sonra, vaktin durumuna göre, günde bir defa veya, günde iki defa “Hizbül Kebir” zikrini vird edip okurlar. Sabah vakti demek, hangi mevsim olduğu farketmeksizin, gece saat üç ten itibaren, ertesi gününü gündüzünün, ikindi vakti ezanı okunasıya kadar olan vakittir, bu vakitlerde sabah virdi okunur. Gündüz ikindi vakti ikindi ezanı okunduktan sonra, o günün gecesinin, gece saat üç e kadar olan vakti de, ikinci virdin vaktidir, o vakitlerde de ikinci vird, vird edilir okunur.
Esteuzubillah demek kısaca “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” demektir. Virdimizin başlangıcında ister kısaca “Esteuzubillah” veyahut da normal olarak “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” diyerek başlıyabilirsiniz.
Eğer Sabah ve Seher veya Gündüz Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Evvel” Okunur (Yazları ve Baharları Gece üçten itibaren öğleden sonra saat 14 e kadar Zikrediliyorsa okunur),
Eğer ikindiden Sonra ve Akşam ve Gece Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Ahir” Okunur (Saat 2 den yani 14 ten sonra, gece 03 e kadar zikredilirken okunur).
Zikirimizde Harflerin Mahrecine dikkat ediniz, Her Bir Harf Ayrı Bir Nota, Yahutta Ayrı Bir Tını ve Frekanstır Unutmayınız. (Dad harfi) Harfinin mahreci “dz” şeklinde okunur ki, dil azı dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır ‘muhammed Diyauddin’ ismi ‘muhammed ziyauddin’ denir yani asli ise ‘Muhammed Dziyauddin’ diye okunur dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir, ashabdan Ebu Bekr efendimiz iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.
(peltek se) se harfi dil dişlerin arasına konarak se demeye çalılışılır, Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.
(Peltek ze) dil dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır,
Arapça Alfabe yani “Elif, ba” okunurken tesbihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur ve, yön onuncu boncuktan imameye doğru okunur. birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince
(Dad harfi, sağ azı diş ile okunur) ikinci boncukta (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) ve böyle böyle 9 defa alfabe okunur sonuncu seferde yani dokuzuncu seferde yine (Dad harfi, sağ azı diş ile okunurak alfabe tamamlanır bitirilir)
Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.
Virdimiz, iki seher vaktinde okunur. (Yani Sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri) Günde iki defa okunup, vird edilir.sınıfa kadar salavat altta yazan usul ile okunur, ondan sonra bu virdimizdeki gibi, hepsine hergün, imkan dahilinde, günde iki defa veya, günde bir defa okunur, selam gönderilip, selamet dilenir.
Salavati kebiredeki “Safura” “Daniele” Ra’le” “Gabriela”, “Michaela”, “Raffaella, “Zara”, ” Azra”, Zaraelle”,“Feryail” ve “Ferruh” a salavat, haftada bir defa yapılır, diger günler onlara salavat okunmaz. Ve Salavati kasr daki “Feryail” ede okunmaz.
Feryail ve Ferruh Rüzgarlarların Melekleridir,
Feryail : Keder Elem,… Rüzgarlarının komutanıdır.
Ferruh: Feerah sevinç ve mutlulukların rüzgarının komatanıdır.
insan ömründe, bu iki rüzgarın galip geldiği zamanların orantısı, Feryail komutasında %40, Ferruh komutasında %1, yani bu oran 1/40 dır. yani (1sene Ferruh/40 sene Feryail) Hz Adem, ilk defa topraktan halkolduğunda, Allahü Teala hazretleri, Hz Adem’in çamurunun kuruması için, üzerine, 40 sene Feryail rüzgarı estirmiş. Bir sene de Ferruh rüzgarını estirterekten, kurutmuştur, velhasıl kelam.
Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar, okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen, ve faydasını görmek isteyenler, Raşidi Tarikatına intisab etmek mecburiyetinde. Ve intisab Duası, Tek bir defa olmak üzre, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.
Seyyidina Remzi ve Yalçın- Samson – uzun saçlı adam
Samson ve sevgilisi Daleyla veya Leyla, yani gücünü saçından alan adam. Bu adam Highlander, ve salavatimizin her zaman, 40. veya 41. bogumunda yer alacak, çünkü bu iki adam bize Etek ve koltuk alti traşımızı hatırlatacaklar, Etek ve koltuk altı traşımızın, en fazla geciktrime süresi, 40 gün, veya biraz üstü kadardır. şayet, unutur yada, geciktirirsek, bizzat bize gelip haber etmeleri için, engeç KIRK günde bir traş, ve gecikirsek, onlar bekcimiz, bir yerden “Yalçın, Remzi, Leyla, Higlander, iskoçyalı” haberi gelirse size, bilinki ….traş vakti geldi geciyor.
12 Havarinin isimleri Hakkında Hıristiyan Kaynaklarından Edindiğim Bilginin Tercümesi
“İsa bir dağa çıktı ve onunla birlikte istediklerini çağırdı. Yanına geldiler ve havariler dediği on iki kişiyi atadı. Sürekli onunla birlikte olacaklardı ve onları oraya göndermek istedi. Onun atadığı on iki kişi şunlardı: Peter adını verdiği Simon, Zebedi’nin oğlu Yakup, Yakup’un kardeşi Yuhanna – her ikisine de Boanerges adını verdiği (“Gökgürültüsü Oğulları” anlamına geliyor) – Andreas, Philip Bartholomäus, Matthew, Thomas, James, Alphaeus’un oğlu, Thaddäus, Zealot Simon ve İsa’ya ihanet eden Judas Iscariot. ” – Matta 10: 2-16; Markos 6: 8-11; Luke 9: 2-5
SINIF ADABI VE HER SINIFIN SÜRESi
Normalde her sınıfın zikiri 40 günde katedilir, 40 gün, arda arda 40 gün olmayabilr, eğer arada 3 gün çekemediysen, sende 43 gün sonra üst sınıfa geçersin.Zikirimiz sende 40 günde ahlakı Hasene ve Meleke halini almamiş ise, biraz daha gayret edilir, amma zorlanmaz, ve o zikir sende ahlak olunca, yani çekmeden duramaz olunca, veya çekmeyince kendinde eksiklik hissedince, sende ahlak olmuştur. çekmesi kolay hale gelince, bir üst sınıfa geçilir. üst sınıfa geçmek için tarikatın pirinden destur almaya gerek yokdur, üst sınıfa geçilir, eğer üst sınıf zikirini çekerken sende tökezleme hali yani sendeleme birgün çekip birgün çekememe olmuyorsa, devam edilir, üst sınıfda sendeleme olursa, tekrar bir alt sınıfa dönülür.

İntisap Duası Budur

Rabbi edhılnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve edhılnî müdhalen sıdkan.

Bu dua okunduktan sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Sonra orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa kendimiz okuruz, oradaki melekler okur ve melekler şahidimiz olmuş olur.

Çıkış Duası Budur

Rabbi uhrücnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve ahricnî muhracen sıdkan.

Bu dua okunduktan sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Sonra orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa kendimiz okuruz, oradaki melekler okur ve melekler şahidimiz olmuş olur.

Virdimiz, iki seher vaktinde okunur (sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri). Günde iki defa okunup vird edilir.
Raşidî Tarikatı’na İntisap (Giriş) Duası

Aşağıdaki duayı 40 gün okuyan, Raşidî Tarikatı’na intisap etmiş olur.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm (3 defa)

Hasbünallâhü ve ni’mel vekîl (5 defa)

Ni’mel Mevlâ ve ni’me’n-nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr (1 defa)

Ve mekerû ve mekarallâhü, vallâhü hayrul mâkirîn (5 defa)

Bismillâhirrahmânirrahîm
Kul eûzü birabbil felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

Bismillâhirrahmânirrahîm
Kul eûzü birabbin nâs. Melikin nâs. İlâhin nâs. Min şerril vesvâsil hannâs. Ellezi yüvesvisü fî sudûrin nâsi, minel cinneti ven nâs.

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, men zellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih, ya’lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe, vesia kürsiyyühüs semâvâti vel ard, ve lâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azîm.

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.

Rabbic’alnî mukîmes salâti ve min zürriyyetî. Rabbenâ ve tekabbel duâ. Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb.

Ülâikellezîne hüm alâ salavâtihim yuhâfizûn.

Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.

Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ.

Ellezîne yezkürûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, sübhâneke fekınâ azâben nâr.

Ellezîne yekûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ zünûbenâ ve kınâ azâben nâr. Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel münfikîne vel mustağfirîne bil eshâr.

Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn.

Kâle mûsâ mâ ci’tüm bihî sihr, innallâhe se yubtiluhû, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.

Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.

Rabbî ennî messeniyyeş şeytânu bi nusbin ve azâb. Rabbî eûzü bike min hemezâtiş şeyâtîni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.

Mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr.

İstiâze Duası – El Evvel

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müşrikîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil münâfikîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hâsidîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil fâsıkîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hâinîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâzibîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müfsidîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müsrifîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil aduvvîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil sâhirîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil neffâsâtil ukad.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil mücrimîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil zâlimîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil vahişîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ ales kavmis seyyietil müseyyiîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hıyelil küllü mütehayyilîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alen kavmin nazaril hâinîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil keşfel küfril kâşifîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmiş şemâteti küllü şâmitîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil ameil bahîllîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil gafelel gâfilîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil ameil yürâîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil acelel küllü muaccilîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmit tecâvezel mütecâvizîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil inkârel münkirîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil iftirâel müfterîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmis seerigal müseerigûn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmin nâkısal munkısûn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmid deccâl ve havâssihî ve eûzü bike rabbî en yahdurun. (Dad harfi sağ azı diş ile okunur)
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmiş şeytânirracîm ve hizbühü ve eûzü bike rabbî en yahdurun. (Dad harfi sol azı diş ile okunur)

Rabbenâ ve tekabbel bi duâî, Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb, istecib duâenâ bi rahmetike yâ erhâmerrâhimîn. Ve selâmün alel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.

Ennel arda yerisuhû ibâdiyes sâlihûn. (3 defa)

Rabbi inneke semîud duâi. (3 defa)

Tekabbel minnâ inneke entes semîul alîm. (3 defa)

Adede mâ vesiahû ilmullâh. (4 defa)

Sadakallâhül azîm. Rabbenâ ve tekabbel bi duâî, Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb, istecib duâenâ bi rahmetike yâ erhâmerrâhimîn. Ve selâmün alel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
صَدَقَ اللَّهُ الْعَظِيمُ

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Eğer Raşidî Tarikatı’ndan herhangi bir sebeple ayrılıp çıkmak istenirse aşağıdaki dua okunur ve çıkmak isteyen kişi zikirlerimizi okumayı bırakır.
Çıkış Duası

Rabbi uhrücnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve ahricnî muhracen sıdkan.

Sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Ardından orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Kimse yoksa kendimiz okuruz ve oradaki melekler okur, melekler şahidimiz olmuş olur.

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)