• Portal Hakkalyakin Board Portal
  • Forum Hakkalyakin Board Forum
  • Search Search
  • Help Community >
    • Forum Statistics Forum Statistics
    • Forum Team Forum Team
  • Calendar Calendar
  • Members JAMPS Members
  • Support Support >
  • Linkler Linkler>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Dini Forum
ANASAYFA -- FORUMUMUZA ÜYE OL -- ÜYE GiRiSi YAP

Dini Forum > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 5
Son Üye» Son Üye Ahmed
Toplam Konular» Toplam Konular 2,156
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 2,412

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Tekamül Kemalat Yolculuğu
Tekamül Kemalat Yolculuğu
(Kar©glan’ın 13 Ocak 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Ve li men hâfe makâme rabbihî cennetân.
Meali: Rabbinin makamından korkan kimseler için iki cennet vardır.
(Sadakallahül Azîm, Rahman Suresi, 46. Ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”
(Hadis-i Şerif, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
---oOo---
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Bu haftaki yazımızın konusuna Raşidi Tarikatı dersleri ile başlayacağız.
Kar ve yağmur yağması için kaseye su ve süt hazırlama videosu hazırlamıştık. Oradaki videoda şekeri karıştırırken 7 yerine 8 yapmışız. Herkes bizim takıldığımız yerde takılıp kalmış. İşte tsunami yine geldi. Raşidi Tarikatı mensuplarından kar ve yağmur yağması için kaseye su ve süt hazırlayan kimseler, askerlerimiz, aynı yerde 7 yerine 8 ya da 9 yapmışlar ki ayarı kaçmış. Sistem aynı Kabe'yi tavaf gibi olacak ve 7 defa sağdan sola ve 1 defa da soldan sağa demiştik. Yanlış yapınca işte tornado oluyor ve rüzgar daha da hızlı dönüyor. O yüzden tsunami oluşuyor.
“Hocanın dediğini tut da, yaptığını yapma.” derler. Benim oradaki videodaki yaptığım hata size tesir etmemeli. Siz söylediğimi yapacaksınız, dediğimi tutacaksınız: 7 defa sağdan sola, bir defa da soldan sağa. Ama siz ipin ucunu kaçırırsanız işte böyle tsunami olur. Çünkü o çevirme dalgayı oluşturuyor. Rüzgar 1 tur fazla dönerse işte böyle tsunami oluşur. Hata bende değil yani. Ben o an yapmışım ama, dediğimi tut, yaptığımı yapma.
---oOo---
Güneş Makamı Hakkında:
Bir derste Raşidi Tarikatı'nda Güneş Makamı hakkında bilgi vereceğiz. Artık yaz gelecek, bahardan yaza geçeceğiz. Güneş Makamındakilerce günde sadece 66.000 "Allah" zikri çekilir ve bir de Hizbül Kâsır çekilir ve sadece 40 gün çekilir. O makamdakilerin tesbihlerindeki orta müezzin kaldırılır ve tesbihin alt ortasına gelecek şekilde 6 tane boncuklu 1 çark ve kadran daha eklenir. Orta müezzin kaldırılır, oraya 6 boncuklu yeni çark eklenir, tesbihler o şekilde olur.
Güneş Makamına kimler çıkabilir?
  • Erkekler: 25 Ağustos'tan Eylül'ün tamamı ve Ekim'in 21'ine kadar doğan erkekler Güneş makamında olan aslanlardır.
  • Kadınlar: 21 Mart'tan sonra, Nisan'ın tamamı ve 19 Mayıs'a kadar doğan kadınlar Güneş makamına çıkabilir.
Diğerleri gerçek aslan burcu değildir. Aslan ve Güneş Makamı'na çıkamazlar. Erkeklerde Eylül'den sonra Ekim'de, kadınlarda Mayıs'ta olanlar ileri aslanlardır. Yani aslan, kaplan, panter, çita olanlar var, doğduğu ay ve gününe göre değişiyor.
---oOo---
İnternet Cihazlarının Zararları ve 5G:
İnternet cihazlarında eski modemlerde, hatta yeni modemlerde "20 santimden yakın kafanızı yaklaştırmayın, vücudunuzu uzak tutun" yazması gerekiyor. Çünkü radyasyon yayıyor bu aletler. Önceden düşük miktarda yayıyordu, şu anda 5G'ye geçince telefonlar çok yüksek miktarda radyasyon yayıyor.
Radyasyon ve biz: Şu anda Kutup Yıldızı'nın yakınına doğru gidiyoruz. Çekim o şekilde ve kutuplar takla atacak dedik. İşte kutupların takla atması yani Güneş'in batıdan doğması, doğudan batması demek. O yüzden biz Kutup Yıldızı'na doğru gidiyoruz. Kutup Yıldızı ise bir radyasyon yıldızıdır. Ona hazırlanmak için şu anda radyasyon yemeye başlamamız gerekiyormuş. Şu anki aletlerin bu hali, yani dünya Kutup Yıldızı'nın yanına vardığımız zaman radyasyona alışmış olmamız, radyasyon yiyebilen, ondan etkilenmeyen insanlar olmamız için Allah'ın ayarladığı bir süreç. Ama şu anda insanlar alışkın olmadığı için radyasyon zarar vermekte.
Bunun zararından korunmak için keçe minder ya da koyun postu kullanın. Çünkü radyasyon bağırsaklardaki floraya zarar veriyor ve bağırsaklardaki suya da zarar verince suyu öldürüyor. Su ölünce bağırsaklar kuru kalıyor ve dışkı katı olunca bağırsaklarda yırtılma meydana geliyor. Bağırsak kültürünü yoğurtla tedavi etmek şu anda yeterli değil. 5G'ye geçince daha zararlı, daha yüksek radyasyon yayılacak ve radyasyon insandaki suyu öldürecek. O yüzden altınıza keçe minder, başınıza yün takke, ayağınıza yün çorap giyin.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) çölün sıcaklığından, yaz ve kışın yün çorap, yün takke giyermiş. Ve bir de deve yününden kendisine cübbe, hırka diktirmiş, onu da bir kere giymiş. Hutbe okurken birisi istemiş, yüzü tutmamış vermiş. İşte o Veysel Karanî'ye gelen cübbedir. Ondan sonra "Ya Resulallah, sana yenisini dikelim" demişler, fakat ömrü yetmemiş, ikincisinin bitmesine ömrü yetmemiştir. 2. cübbeyi de giyememiş Peygamberimiz.
İşte şu anda yün giyin: başınıza, ayağınıza yün takke ve çorap, sırtınıza yün elbise giymek radyasyonun etkisini azaltır ve telefonlardaki 5G ile modemlerin verdiği zararlara bir nevi engel olur. Çünkü yün iletken değildir, biyolojik yapıdadır ve iletken değildir. Vücuttaki suyun zarar görmesine de engel olur. Bilmeyenlere duyurulur. Şu anda keçecilik bitmiş, yeniden keçeciliği başlatın. Koyunları bitirmişler, koyunculuk biterse işte böyle olur.
Artık Kutup Yıldızı'na doğru gidiyoruz. Dünya ve evren döne döne Kutup Yıldızı'na doğru gittiğimiz için, Kutup Yıldızı'nın yerine vardığımız zaman bize çok yüksek radyasyon gelecekse, ona alışmamız gerekiyor. Şu anki sistemin bu şekilde gitmesi, Rabbimizin bizleri doğal seleksiyona götürdüğünü gösteriyor. Kutupların takla atması meselesi de bu şekildedir.
---oOo---
Kâinattaki Düzlem Teorisi:
(Kar©glan Raşit Hoca'nın Teorisi)
Yakın zamanda Güneş tutulması olmuştu. Dedik ki: Yıllardır bu Güneş ve ay tutulmalarından ne anladınız? Hiçbir şey anlamadık. "Ay Güneş'in önüne geldi, Güneş tutuldu. Güneş ayın önüne geldi, ay tutuldu" diye biliyoruz. Bu bize başka bir şey daha öğretiyor. Teorimiz bunu anlatıyor.
Her sistem, Güneş Sistemi gibi her sistem, bir düzlem üzerinde hareket ediyor. Mesela benim ayaklarım yere basıyor olduğu için bir düzlem üzerindeyim. Benim önüme arkadaşım Ahmet geldiği zaman, benim (Raşit Hoca) tutulmam olur. Çünkü siz beni göremezsiniz, önümde Ahmet olduğu için. Ben onun önüne gelirsem bu sefer Ahmet tutulması olur, onu göremezsiniz. Sebep: Ayaklarımız aynı düzlem üzerinde olduğu için bu tutulma böyle olur. Yoksa Ahmet 2 metre yukarıda olsa, ben aşağıda olsam, ben onun önüne geliyor gibi gelsem, Ahmet'in önünü kapatmam, o yüzden Ahmet tutulması olmaz.
Güneş sistemimizde Güneş ve ay tutulmasının sebebi de bir düzlem halinde hareket ettikleri içindir. Her sistemin kendine ait başka bir düzlemi var. Bizim Güneş Sistemimizin düzlemi başka, Sirius'un ki başka, Kutup Yıldızı'nın ki başka. Çünkü semaya hangi taraftan bakarsan bak, gökyüzü ve sema vardır. Brezilya'dan bakınca gökyüzü aşağı tarafta olur, o zaman onların gördüğü yıldızlar daha başka bir düzlem üzerindedir. Kanada'dan bakanların gördüğü yıldız daha başka bir düzlem üzerindedir. Her sistemin kendine ait düzlemi var.
Allah Teâlâ geleceği bize onlarla gösteriyor. Orada mesela sistemin içinde binlerce yıldız şu anda ölmekte olabilir. Çünkü Müslümanlık ve Müslüman âlemi bir sistem halindedir. Müslümanlardan şu anda ölenler, binlerce ölen olabilir ve binlerce Müslüman olarak dünyaya gelmiş çocuklar olabilir. Yani ölen yıldızlar ve doğan yıldızlar bir sistemin içindedir.
Kur'an'da Yusuf Suresi'nde Yusuf hakkında bahsedince "12 yıldız ve Güneş ve ay bana secde ettiler" diyor. 12 yıldızlı sistem kimin sistemi? Bizim yıldız sistemimiz 12 yıldızlı veya gezegenlidir. İsrailoğulları işte 12 yıldızlı sistemi temsil ediyor. 12 yıldız: Jüpiter, Mars, Venüs... ve en sondaki Müslümanlar ise Ramazan Yıldızı, 83 senede bir dönen Halley Yıldızı, en dıştan dönen yıldız. Muhammed (s.a.v) Hâtemü'l-Enbiya'dır ve Müslüman ümmeti en son ümmet değil mi? En son Muhammed Ümmeti geldi, ondan sonra Mehdi ve cemaati var, o da yine Müslümanlara bağlıdır.
Bizim sistemimizde 12 ay var (Ocak, Şubat, Mart gibi) ve günler ve aylar yukarıdaki gezegenleri temsil ediyor. 12 yıldız ve 12 burç var. Üstün ırk İsrailoğulları'nı temsil ediyor. Yusuf ve kardeşlerini ele aldığımızda hepimiz İsrailoğlu'yuz. Güneş ise Muhammed Mustafa'dır. Yukarı çıktığımızda İbrahim'e vardığımızda hepsi zaten birleşmiş olur. Zaten hepimiz İbrahim'den geliyoruz, ha İshak koluyuz, ha İsmail koluyuz. Yani hepimiz İbrahim milletiyiz, veyahut İsrailoğlu'yuz veya İsmailoğlu'yuz. Yukarıdan birleştiğimiz zaman üstte İbrahim olur. Sistem İsrail'den önce iki çataklıdır. Ağaçlarda erik, şeftali, armut çok çataklıdır ama kavak ve çam tek çataklıdır. Hz. İsa "bir"lerdendir, başka kardeşi yoktur. Çünkü İsa çam ağacına inecek diye çam ağacı süslüyorlar, çam ağacı tek çataklıdır yani "bir"lerdendir.
---oOo---
Paralel Evrenler ve Zamanda Yolculuk (4. Adım Teorimiz):
Sen bir kâinat ve evrensin. Senin sisteminde annen, anneannen, baban, deden, çocukların, kalemin, çantan, defterin, okuldaki arkadaşların, öğretmenlerin... hepsi senin sistemini oluşturan şeyler değil mi? Öyle olunca sana ait bir kâinat var. Sadece elin kolun değil, seni sen yapan mahallendeki bakkal amca da var onun içinde, yine takım elbiseni aldığın dükkân da var senin sisteminde. Hakeza... Öyle olunca herkesin kendine ait bir sistemi var. Paralel evrenler bu şekildedir.
Zamanda yolculukta ise, Allah geleceği devamlı yeniden yaratmaktadır. Dünkü sen var, bir de yarınki sen var. Dünün yarını biziz, dün ise evvelki günün yarını idi. Bugünün geleceği yarın, yarının geleceği ertesi gün. Öyle olunca Allah geleceği her an yeniden yaratmaktadır. Hızır (a.s) kıssasında anlatılan olayları değiştirme meselesi de, geleceğin her an değiştiğini, sadece bugünün değil dünün de değiştiğini gösterir. O yüzden geleceğe gitmek sorunludur. Eğer senin gittiğin gelecek değiştirildi ve yok edildiyse, sen arada kaybolursun, arafta kalırsın, ne geri dönebilir ne de ileri gidebilirsin. Bu da zamanda yolculuğu keşfedecek bilim adamlarına ışık tutacak bir bilgi olsun.
---oOo---
İnsanların Doğum Aylarına Göre Özellikleri:
İnsanlar doğum aylarına ve burçlarına göre ya sabah insanı ya da gece insanıdır. Yani ışıklı, aydınlık, yaz burçlu, sıcak tabiatlı insanlar ya da karanlık, soğuk ve gececi insanlar. Tarikatımızda zikir çekenlerden sonbahardan sonra doğanların (gece insanları) sonbahar zikrini, uzun zikri, öğleden sonra zikrini kolay çekmeleri, fakat yaz geldi mi sabah zikrini uzun çekmeleri zor olur, ama öğleden sonra çekecekleri zaman kolay olur. Çünkü onlar gece insanıdır, işlerini gece yaparlar, gece işleri onlara kolay gelir.
Gündüz insanları (sabahçılar) ise sonbahar geldi mi öğleden sonra uzun zikri çekmekte zorlanırlar. Onlar sabah insanı oldukları için öğleden sonra işlerini yapamazlar. O yüzden yaz burçluların kışın zikrinde tökezleme olması, kış burçlarının da yazın zikrinde tökezleme olması normaldir. Ama yine de gayret edin, çekmeye çalışın, bırakmayın sakın. Dönem dönem ve gündönümü size geldiğinde rahatlayacaksınızdır.
---oOo---
Cennet Nimetlerinden: Lafın Değeri
Bu Altın Çağ'ın, Hz. Mehdi vaktinin lafı, sözü de altın gibidir. Mesela bir sanatçı veya programcı, sadece laf alıp laf satıyor ve o para ile evini alıyor, maaşını alıyor, arabasını alıyor, evini geçindiriyor, evleniyor, bey gibi yaşıyor. Ne yapıyor? Laf alıp laf satıyor. Halbuki lafın bir ağırlığı yok, bir hacmi yok. Nasıl oluyor da altından daha değerli oluyor? Mehdi vakti olunca işte böyle laf ve söz bile altın gibi değerli oluyor. Gazali gibi birisi onlarca cilt kitap yazmış, fakat karnını doyuramamış. Adamın bir tanesi bugün bir kitap yazıyor ve milyonlar kazanıyor. Gazali gibi birisi karnını doyuramamış o yazdıklarıyla. Bugün işte yazmak da değerli, söylemek de değerli, laf da değerli. Yani vakit Mehdi vakti ve Altın Çağ, Cennet vaktidir.
Rabbim, inanan kullarına bu vaktin kıymetini ve değerini bilmeyi nasip etsin. Âmin.
---oOo---
Terakki (Yükselme) Meselesi:
Buğday önce un olup, sonra hamur ve beze olup da ekmek olunca, sonra biraz cehennemi tadıp fırına sürülünce, sonra fırıncıdan ya da ekmekçiden soframıza gelince, biz de onu bir şeylere katık yapıp yediğimiz zaman, işte buğday terakki etti ve hayatına, ben yediysem Raşit olarak devam etmeye başladı, Ahmet yediyse Ahmet olarak, köpek yediyse köpek olarak devam etmeye başladı.
Geçen videolarda ve vaazlarda bahsettiğimiz farenin yaratılma hikmeti: İnsanların ve evlerinin etrafındaki atıkları, çöpleri temizlemek için halk edilmiş. Fakat fare fazla çoğalınca Allah onun üzerine "vezir" olarak kediyi halk etmiş, kedi fare ile beslenerek onları azaltmakta. Burada yukarıdaki konuyu buna kıyas edersek, fare Allah'a karşı görevini yerine getirip sadık bir asker olarak terakki edince, kedilere yem olur. Onu kedi yiyince artık bir fare değil, aslan olmuştur (küçük aslan, yani kedi). Hayatına kedi olarak devam eder. Bu, en yüksek aslan olan, ormanların kralı gerçek aslana kadar gider. İki cihanın güneşi Hz. Muhammed Mustafa ise gerçek aslandır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıra ve zekerallâhe kesîrâ.
Meali: “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”
(Sadakallahül Azîm, Ahzâb Suresi, 21. Ayet)
Hz. Ayşe Annemiz'e Peygamberimizin ahlakı nasıldı diye sordular. Hz. Ayşe Annemiz, “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Peygamberin ahlakı Kur’an’dı.” buyurmuştur. (Hadis-i Şerif)
Aynı soru Peygamberimize de soruldu. O da Rabbimizden ilham ile şöyle cevap verdi:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn.
Meali: “De ki: Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
(Sadakallahül Azîm, En‘âm Suresi, 162. Ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Ve inneke le alâ hulukın azîm.
Meali: “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.”
(Sadakallahül Azîm, Kalem Suresi, 4. Ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ
Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm. Summe radednâhu esfele sâfilîn. İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn. Fe mâ yukezzibuke ba’du bid dîn. E leysallâhu bi ahkemil hâkimîn.
Meali: “Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır. O halde bundan sonra sana dini yalanlatan nedir? Allah, hâkimlerin en güzel hüküm vereni değil midir?”
(Sadakallahül Azîm, Tîn Suresi, 4-8. Ayetler)
Burada da insanoğlu kemaline erince, hangi aslan onu yiyecek de o melekliğe terakki edecektir? Meleklikten önce cinlik, cinlikten sonra şeytanlık gelir. “Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkma” diye bir söz vardır. İnsanın serüveni: Önce cin olarak devam edecek, daha sonra şeytan, daha sonra Müslüman şeytan, daha sonra da meleklik belki... Kat edebilirse o dereceleri. Terakki meselesi de bu şekildedir.
Meleklik vasfına da dört büyük melekten geçilmektedir: Azrail, İsrafil, Mikail ve en üst Cebrail. Ölmeden Azraillik vasfına geçemezsin. Seni bir yılan çiyan yemeden Azrail sıfatına giremezsin. Sonra İsrafil: Toz duman olmadan İsrafil olamazsın. Sonra Mikail: Rüzgârlık, tozu dumanı savuran rüzgâr olmak için önce toz toprak olup sonra savrulman lazım. Savuran olmak daha ötedir. Cebraillik en yüksek makamdır. Cebrail'in görevi neydi? İlham getirip götürmek. Yani uzaklara ve en derinlere ulaşabilen ses frekansı olabilmek.
---oOo---
Son olarak, dört ana unsur vardır: Toprak, su, hava ve ateş. Bu hafta üçüncü cemre toprağa düştü. Erken gelen ateş ve bahar. Birinci cemreler girdiğinde, sabahın soğuğunda dışarıda kumru sesi duydum, “hu hu” diyordu. Yani baharın habercileri buraya kadar gelmişler. Onlar magnetizmanın değiştiğini bilenlerdir. Buradaki baharı yaşayıp diğer bahara yetişmek için acele edenler, yoksa yetişemez, yavru çıkaramaz, yavrusunu büyütemez. Onlar biliyor baharın geldiğini. Artık öyle kar kış soğuk falan beklemeyin. Çünkü onların zamanında yavru çıkarması ve besleyip büyütüp başka bahara gitmesi lazım, yoksa soyları tükenir.
---oOo---
Rabbim, taksiratımızı, kusurlarımızı af buyursun.
Âmin, âmin, âmin...
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 13 Ocak 2020 Pazartesi
Read More Read More / Comment Comment
Kendini Değiştirmeyen Ahiret Yurduna Varamaz
Kendini Değiştirmeyen Ahiret Yurduna Varamaz
(Kar©glan’ın 29 Şubat 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَٰعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ تُحْبَرُونَ يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِّن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ ٱلْأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلْأَعْيُنُ ۖ وَأَنتُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ وَتِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِىٓ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn. Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn. Udhulûl cennete entum ve ezvâcukum tuhberûn. Yutâfu aleyhim bi sıhâfin min zehebin ve ekvâb(ekvâbin), ve fîhâ mâ teştehîhil enfusu ve telezzul a’yun(a’yunu), ve entum fîhâ hâlidûn. Ve tilkel cennetulletî ûristumûhâ bi mâ kuntum ta’melûn.
(Sadakallahül Azîm, Zuhruf Suresi, 68-72. Ayetler)
---oOo---
Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) Bir Hadis:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لاَ يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا وَلَهُمْ رِزْقَهُمْ فِيهِمَا بُكْرَةً وَعِشِيًّا
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Lâ yesmeûne fîhâ lağven ve lâ kizzâbâ(kizzâben), ve lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşiyyâ.
Meali: Onlar (cennet halkı) orada ne boş bir söz ne de bir yalan işitirler. Onlara orada sabah akşam rızıkları vardır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu ayeti okuduktan sonra şöyle buyurdu:
“Cennette gece yoktur. O ancak bir ışık ve nurdur. Sabah akşamlar, birbirinin üzerine gelir. Onlara hediyelerin en kıymetlileri, dünyadaki namaz vakitlerinde Allah tarafından ulaştırılır. Melekler onlara selam verirler.”
(Hadis-i Şerif)
Alimler bu konuda şöyle demişlerdir: “Cennette gece ve gündüz yoktur. Cennet ehli ebedi bir nur içindedirler. Gecenin gündüzden ayırımı ancak perdelerin sarkması ve kapıların kapanmasıyla anlaşılır.”
(Kurtubî, Ahkâm’ul-Kur’an, c. 11, sh. 127 vd.)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
---oOo---
Yolculuğumuza başlıyoruz:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
“Bilerek inkâr edenden daha zalim kim olabilir ki?”
(Sadakallahül Azîm, Kur’an-ı Kerim’den bir ayet)
---oOo---
I. MESELE: Nüfus ve Denge Meselesi
Bazı çevrelerde, insan nüfusunun fazla olduğu ve bu yüzden doğanın bozulduğu gerekçesiyle nüfusun 500 milyona düşürülmesi gerektiği gibi yanlış bir görüş vardır. Oysa Allah, yarattığı her şeyde olduğu gibi nüfus konusunda da bir denge (mîzan) yaratmıştır.
Tıpkı elimizdeki bakteriler gibi düşünelim: Elimizi yıkamadan önce milyarlarca bakteri varken, sabunla yıkadığımızda iyi bakteriler kötü bakterileri yok eder ve el temizlenir. Ancak bir süre sonra dışarıdan yeni mikroplar alırız ve süreç yeniden başlar. İşte bu, Allah’ın koyduğu doğal dengenin bir örneğidir.
Hz. Adem (a.s) zamanında insan ömrü çok uzundu ve insanlar iri yapılıydı çünkü nüfus azdı. Günümüzde nüfus arttıkça ömürler kısaldı. Allah, otomatik bir düzen içinde nüfus dengesini korumaktadır. Doğum ve ölüm, bu dengenin iki temel direğidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Cennette cennet ehlinin çocukları olmaz.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet 23, 2566)
“Cennette mümin, çocuk arzu ettiğinde, hamli, doğumu ve yaş alması bir anda oluverir.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet, 23; İbn Mâce, Zühd, 39)
Demek ki cennet hayatında neslin devamı gibi bir durum söz konusu değildir. Allah, dünyadaki nüfus dengesini kendi koyduğu kanunlarla korumaktadır. İnsanın bu dengeye müdahale etmeye hakkı yoktur. Unutmayalım ki, iyiler çoğaldıkça kötüler azalır, kötüler çoğaldıkça iyiler azalır. Tıpkı gece ile gündüz, yaz ile kış gibi. Ne zaman ki insanlar Allah’ın koyduğu bu dengeye müdahale etmeye başladı (iklimle oynama, gen teknolojileri gibi), işte o zaman doğal denge bozuldu.
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ وَٱلنَّجْمُ وَٱلشَّجَرُ يَسْجُدَانِ أَلَّا تَطْغَوْا۟ فِى ٱلْمِيزَانِ
Eş şemsu vel kameru bi husbân. Ven necmu veş şeceru yescudân. Ves semâe refeahâ ve vedaal mîzân. Ellâ tatgav fîl mîzân.
Meali: “Güneş ve ay bir hesap iledir. Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler. Göğü yükseltti ve mizanı (dengeyi) koydu. Sakın dengeyi bozmayın.”
(Sadakallahül Azîm, Rahman Suresi, 5-8. Ayetler)
Allah, her şeyi bir kader ve ölçü ile yaratmıştır. O’nun koyduğu dengeyi bozmaya kimsenin gücü yetmez. Ancak insan, kendi eliyle bu dengeyi bozacak fiiller işleyebilir. İşte bundan sakınmalıyız.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًا
Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ardı ve lem yettehız veleden ve lem yekûn lehu şerîkun fîl mulki ve halaka kulle şey’in fe kadderahu takdîrâ.
Meali: “O, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve ona bir kader takdir etmiştir.”
(Sadakallahül Azîm, Furkan Suresi, 2. Ayet)
---oOo---
II. MESELE: Hayvanların Akıl ve Hafızası
Bazı insanlar, “Kendine düzenle alet yapabilme yetisi sadece insanda vardır, hayvanlar bunu çok az yapabilir” derler. Oysa bu düşünce tam doğru değildir. Hayvanlar, bizim gibi ellere ve ayaklara sahip olmadıkları için bazı şeyleri yapamıyorlar. Ama onlar da düşünebilir, iyi ile kötüyü, tehlikeli ile tehlikesiz olanı ayırt edebilirler.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman ile Hüdhüd kuşu kıssası bunun en güzel örneğidir. Hüdhüd kuşu, Hz. Süleyman’a Sebe kraliçesi Belkıs ve onun kavmi hakkında detaylı haber getirmiştir. Bu, hayvanların da bir idrake sahip olduğunu gösterir.
Ayrıca hayvanların ömürleri bazı türlerde insanlardan çok daha uzun olabilir. Örneğin kargaların yüzlerce yıl yaşadığı rivayet edilir. Demek ki onların küçücük beyinlerinde, yüzyılları kaydedebilecek bir hafıza kapasitesi vardır. İnşallah ahir zamanda hayvanların dili çözülecek ve onlardan çok şey öğreneceğiz.
---oOo---
III. MESELE: Fıtrat ve İnsanlık Yolculuğu
Kutsal kitaplarda şöyle bir müjde vardır: “Kurtla kuzu birlikte otlayacak, aslan sığır gibi saman yiyecek, yılanın yiyeceği toprak olacak. Kimseye zarar vermeyecek, kimseyi yok etmeyecek.” (Yeşaya, 65:25)
Hadislerde de Hz. Mehdi zamanında (altın çağda) kurt ile kuzunun birlikte gezeceği, çocukların aslan ve kaplanla oynayabileceği bildirilmiştir. Bunlar olmakta ve olmaya da devam etmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır: Allah her şeyi çift (dualite) halinde yaratmıştır. İyi de vardır, kötü de. Bu yüzden kötü tamamen yok olmaz, en az üçte bir oranında varlığını sürdürür. Aynı şekilde iyiler de tamamen yok olmaz.
Ancak bu, kötülüğe göz yummak anlamına gelmez. Tilkilerin fıtratında çalmak vardır. Siz tilkilere güvenip tavuklarınızı korumasız bırakırsanız, tilki yine tilkiliğini yapacaktır. Aynı şekilde, fıtratı bozuk olan bir insan, hangi makama gelirse gelsin, fırsat bulduğunda yine fıtratının gereğini yapacaktır.
İşte bu noktada tasavvuf, tarikat ve mürşid-i kamilin görevi devreye girer. Bunlar, insanı hayvani sıfatlardan kurtarıp, gerçek insan olma, şeref kazanma, olgunlaşma (kemalat) yolculuğunda terakki ettirmek için vardır. Yoksa ateşte yürümek, uçmak kaçmak gibi olağanüstü haller fasa fiso işlerdir. Asıl marifet, nefsini terbiye edip insan-ı kâmil olabilmektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Fatma kızım! Allah’tan nefsini satın al. Yoksa o gün ben bile sana fayda veremem.”
Yani nefsini satın almak, insanlığını satın almak, kemalat yolculuğunu tamamlamaktır.
---oOo---
IV. MESELE: Kâinatın Oluş ve Yok Oluş Hali
Kâinat, adeta bir film şeridi gibi “oluş ve yok oluş” hâlindedir. Allah bir yandan yaratır, bir yandan da yarattıklarını bir hikmete göre yok eder (ifsad eder). Tıpkı bir çiftçinin tarlasına buğday ekmesi, onun büyümesini beklemesi ve sonra hasat ederek buğdayı un, ekmek veya bulgur haline dönüştürmesi gibi. Buğday bir anlamda ölür, ama yeni bir forma dönüşerek varlığını sürdürür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Siz şu an rüyadasınız, öldüğünüz zaman uyanacaksınız.”
Öyleyse bu dünya bir rüya âlemidir. Kıyamet alametleri (Mehdi’nin gelmesi, Deccal’ın ortaya çıkması vb.) bu rüyanın bir parçasıdır. Tıpkı buğdayın defalarca ölüp dirilmesi gibi, belki bu kâinat da defalarca dürülüp yeniden açılmıştır.
Bu yüzden düzeni bozanlar bile, belki de Allah’ın dilediği bir görevi ifa ediyor olabilirler. Çünkü Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur:
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Mikroplar bile yok oluş evresine girdiklerinde türlerini devam ettirmek için evrimleşir, kendilerini değiştirir, yeni bir hâl ve can kazanırlar. Demek ki yok oluş bile bazen bir nimete dönüşebilir.
---oOo---
V. MESELE: İnsan ve Evrim
Bazıları “sanal zekadan korkuyoruz” derler. Oysa robotların fişi çekilebilir. Asıl korkulması gereken insandır. İnsanoğluna can veren “ruh” denen enerjiyi henüz tam olarak keşfedemedik. Radyonun pili veya elektriği olduğunda çalışması gibi, insan da ruhu olduğu için yaşar. Beden ölse de ruh ölmez. Azabı veya mükafatı tadacak olan da ruhtur.
Kendini geliştirmeyen, evrimleştirmeyen, aynı halde sabit kalan kimseler geleceğe gidemez. Virüsler bile evrimleşerek geleceğe yolcu eder kendini. İnsanın ilk hali de basit yapılı canlılara benziyordu. O halde insan da soyunu devam ettirmek, ahiret yurduna (cennete) varmak ve ölümsüzlüğe ulaşmak için virüs ve bakterilerin yolunu takip edip, onlardan ders almalıdır.
Günümüzde radyasyon yıldızı (Shiva yıldızı) gibi tehlikeler var. Kendimize radyasyon kalkanı icat etmeliyiz. Bu kalkan, üzerimize giyeceğimiz bir palto gibi değil, vücudumuzun bünyesinde geliştireceğimiz bir özellik olmalıdır.
---oOo---
VI. MESELE: Allah’ın Basir Sıfatı ve Batın Alemi
Allah’ın “Basir” ismi, görünmeyenleri (batını) görmek demektir. Allah, mikropları da yaratmıştır. Bizler mikropların varlığını, Akşemsettin’in ilk mercekle suda hareket eden canlılar görmesiyle fark ettik. Allah, her şeyin zahiri (görünen) yüzü olduğu gibi batını (görünmeyen) yüzünü de bilir. Bizler ise genellikle sadece zahiri görebiliriz.
Allah, zamanı gelince bize batın âlemini de inceleme fırsatı vermiştir. Virüsler, işte bu batın âleminin canlılarıdır. Onların da iyileri vardır, kötüleri de vardır. Ama hepsi Allah’ın hizmetindedir. Tıpkı yaz ve kış mevsiminin, mümin ve kâfirin hepsinin Allah’ın bir tecellisini yeryüzünde aşikâr etmek için çalışması gibi.
Allah, virüslere karşı hangi silahın işe yarayacağını dilediği kullarına öğretir. O halde biz Allah ile beraber olduğumuz sürece korkacak bir şey yoktur. Dağlar, taşlar, yıldızlar üzerimize gelse, Allah bizimle beraberse, hiçbir şey bize zarar veremez. Eğer Allah ile beraber değilsek, bütün dünya bizimle olsa bile bir gücümüz yoktur.
Allah’ın muradı, insanoğlunun iyi bir hâlde yaşamasıdır. Bazen bizi severek, bazen döverek terbiye eder. Unutmayalım ki, hiç kimsenin Allah dışında bir gücü yoktur.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr.
Meali: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”
(Sadakallahül Azîm, Hucurât Suresi, 13. Ayet)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Allah, cahiliye övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem’in (a.s) çocuklarısınız. Âdem ise topraktan yaratıldı.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî)
“Rabbiniz bir olduğu gibi, babanız, dininiz ve peygamberiniz de birdir. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, kırmızının siyaha, siyahın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.”
(Hadis-i Şerif, İbni Neccar)
Allah, peygamberler arasında da ayrım yapmamızı yasaklamıştır. Musa, İsa ve Muhammed (a.s) arasında üstünlük yoktur. Hepsini sevmeliyiz.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih.
Meali: “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve ‘Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz’ dediler.”
(Sadakallahül Azîm, Bakara Suresi, 285. Ayet)
Öyleyse hepimiz bir senaryonun oyuncularıyız. Asıl gaye (aksalgaye), insanoğlunun dünyayı mamur ederek, cennet hayatını yeryüzünde kurmasıdır. İşte altın çağ (Mehdi vakti) budur. Artık sofraya oturup bu bilgilerin meyvelerini yeme, keyfini ve sefasını sürme vaktidir. Dövüşle, savaşla bir yere varılmaz.
---oOo---
VII. MESELE: İnsanın Acele Yaratılışı
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
خُلِقَ ٱلْإِنسَٰنُ مِنْ عَجَلٍ ۚ سَأُو۟رِيكُمْ ءَايَٰتِى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
Hulikal insânu min acelin, seurîkum âyâtî fe lâ testa’cilûn.
Meali: “İnsan aceleci bir tabiatta yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.”
(Sadakallahül Azîm, Enbiyâ Suresi, 37. Ayet)
Bu ayeti bazıları “insan acelecidir” diye yorumlar. Oysa bu yorum eksiktir. Allah, insanı prototip olarak yaratmış, daha test süreci tamamlanmadan (acele olarak) sürüme sokmuştur. Tıpkı bir telefonun test edilmeden piyasaya sürülmesi gibi. İnsanın evrimi (gelişimi) hâlâ devam etmektedir. Bugün cebimizde bilgisayar taşıyoruz, arabalarımız 50 beygir gücünde. Demek ki insan, daha tamamlanmamış bir varlıktır ve gelişmeye devam etmektedir.
Bu ayetteki “acele” kelimesini sadece “aceleci olmak” olarak anlamak yanlıştır. Çünkü dünyada aceleci insanlar olduğu gibi, çok sabırlı insanlar da vardır. Önemli olan, işin erbabı olup (ülü’l-elbâb) farukiyet sahibi olarak, acele etmenin ve sabretmenin yerini bilmektir. Bazen acele etmek gerekir (trene yetişmek gibi), bazen de sabretmek gerekir. Önemli olan, duruma göre doğru kararı verebilmektir.
---oOo---
VIII. MESELE: İki Günü Eşit Olan Zarardadır
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”
(Hadis-i Şerif)
Bu hadis şu anlama gelir: Dünkü bilgi ile bugünkü bilgi aynı olmamalıdır. Tıpkı güneşin doğuş saatinin her gün değişmesi gibi, bilgilerimiz de güncellenmelidir. Dün güneş 6:45’te doğuyorsa, bugün 6:40’ta doğabilir. Dünkü bilgiyle bugün namaz kılarsak, namazımızı kaçırabiliriz.
Bu hadisin bir yorumu da Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin şu sözüdür: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek gerek.”
“Kendini değiştirmeyen, geleceğe gidemez, ahiret yurduna varamaz.”
(Başağaçlı Raşit Tunca - 29 Şubat 2020)
Bu sözü defalarca tekrarlayalım: Sabit fikirli olan, dünkü bilgide takılıp kalan kimse, yarının dünyasına ayak uyduramaz. Dünkü bilgi dün için lazımdı, bugün başka bilgiler lazım. Artık Osmanlıcılık, Almancılık, Amerikancılık devri geçti. Hep birlikte yarına koşmalıyız.
---oOo---
IX. MESELE: Kün Fe Yekün ve Zaman Meselesi
Fizikte iş formülü: W = F . s (İş = Kuvvet x Yol)
Einstein’ın meşhur formülü: E = m.c² (Enerji = Kütle x Işık Hızının Karesi)
Benim (Kar©glan’ın) bu formüle ilavem şudur: E = m.c.t² (Zamanın karesi de enerji hesabına katılmalıdır.)
Düşünelim: Dün Afyon’dan Ankara’ya yürüyerek 90 saatte gidiyorduk. Otobüs keşfedildi, 4 saate indi. Uçak keşfedildi, yarım saate indi. Demek ki zaman görecelidir. Allah katında zaman diye bir şey yoktur. Allah bir şeyin olmasını murad ettiğinde “Ol!” der ve o şey hemen oluverir (Kün fe yekün). Bizim zaman algımız, olayların oluş sürecini algılayışımızdan ibarettir. Allah ise zamandan ve mekândan münezzehtir.
Bu yüzden Hz. Hızır (a.s) geçmişe ve geleceğe gidip müdahale edebilmektedir. Çünkü Allah katında bütün senaryo tamamlanmış, olmuş bitmiştir. Biz sadece bu senaryoyu zaman şeridi içinde algılıyoruz.
Unutmayalım: İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehû kün fe yekûn. (Bir şeyi dilediği zaman O’nun emri, sadece “Ol!” demektir; o da hemen oluverir.)
---oOo---
Rabbim, hepimize farukiyet (işin iç yüzünü anında kavrama yeteneği) versin. Dünkü bilginin yanlış olabileceğini bilelim ve yarına yeni bilgilerle hazırlanalım. Dün ben de bazı sözlere inanıyordum, bugün aklım daha iyi çalıştı, bugün onları kabul etmiyorum. Yarın belki bunu da kabul etmeyeceğim. Çünkü:
“Kendini değiştirmeyen, ahiret yurduna varamaz, geleceğe gidemez.”
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29 Şubat 2020 Cumartesi
Read More Read More / Comment Comment
Global Dünya (Küresel Dünya) Hayali Suya mı Düştü?
Global Dünya (Küresel Dünya) Hayali Suya mı Düştü?

(12 Mart 2020 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.

Kul eraeytüm in asbeha mauküm ğavran fe men ye'tîküm bi mâin maîn.

Meali: De ki: "Hiç düşündünüz mü? Eğer suyunuz yerin dibine çekiliverse, size bir akarsu getirecek olan Allah'tan başka kimdir?"

(Sadakallahül Azim, Mülk Suresi, 30. Ayet)

---oOo---

Karantina Hadisi

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:

"Bir yerde veba olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Bir yerde veba ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız."
(Hadis-i Şerif, Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 98)

Karantina Hadisi-2

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:

"Bir yerde bulaşıcı hastalık ortaya çıktığını duyduğunuz zaman oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık ortaya çıkarsa, oradan da çıkmayınız."
(Hadis-i Şerif, Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 100)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculuğumuza başlıyoruz:

"Leben ist nicht geradeaus."
"Hayat her zaman düz gitmiyor."

---oOo---

I. MESELE: İnsan Olmak ve Hayvanlık Dersi

Sevgili kardeşlerim, hayat bize her an inişler ve çıkışlarla dolu olduğunu hatırlatır. Bilgisayarımız bozulabilir, işlerimiz yolunda gitmeyebilir, hasta olabiliriz. Önemli olan, bu engeller karşısında sabırlı olmak, kimsenin hakkını gasp etmemek ve adaleti gözetmektir. Herkesin vakti ve hakkı olduğunu unutmamalıyız.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) insanın nefsani arzularına hakim olmasının önemini vurgulamıştır. Bir hadis-i şerifte, kişinin eşi dışında bir kadını gördüğünde hissettiği bir düşünceyi bastırması için hemen evine gidip eşine yönelmesini tavsiye buyurmuşlardır. Yine başka bir hadiste de eşlerin birbirlerinin meşru isteklerine karşılık vermeleri tavsiye edilmiştir. Bu tavsiyelerin özünde, aile bağlarını kuvvetlendirmek, kişiyi harama düşmekten korumak ve iffetli olmayı öğretmek vardır.

Şimdi şu hakikati anlamaya çalışalım: İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerden biri, aklını ve iradesini kullanarak nefsinin isteklerine gem vurabilmesidir. Hayvanlar sadece içgüdüleriyle hareket ederken, insan düşünür, tartar ve doğru olanı seçmeye çalışır. Namaz kılan, oruç tutan, hac görevini yerine getiren bir Müslüman, aslında bu eğitimi alır. Camide saf tutarken, Kabe'yi tavaf ederken kadın ve erkek bir arada ibadet eder. O anda hiçbir Müslümanın aklına kötü bir düşünce gelmez. Çünkü orada amaç Allah'a kulluktur. O an herkesin derdi Rabbine yönelmektir. Bu, nefsini terbiye etmiş bir insanın ulaşabileceği olgunluk seviyesidir.

Kıyamet günü insanların çıplak olarak haşredileceğini biliyoruz. Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) sahabeler, "O gün birbirimize bakar mıyız?" diye sorduklarında, Allah Teâlâ'nın "O gün herkesin işi başından aşkındır." buyurduğunu hatırlatmıştır. Yani o günün dehşeti ve hesap verme telaşı o kadar büyüktür ki, kimsenin başkasına bakmaya vakti bile olmayacaktır.

Günümüz dünyasında her türlü görüntüye maruz kalıyoruz. Televizyonlarda, internette, sokakta farklı giyim tarzlarını görebiliyoruz. Bu durum karşısında bazıları çok rahatsız olurken, bazıları da alıştığı için normal karşılayabiliyor. Önemli olan, neye bakarsak bakalım, kalbimizin ve niyetimizin temiz olmasıdır. Bir Müslümanın gözü haramdan sakınmalı, kalbi kötü düşüncelerden arınmış olmalıdır. Alışkanlıklar bizi yanıltmasın; asıl olan, her durumda edep ve ahlak çerçevesini koruyabilmektir.

Unutmayalım ki, cinsel ihtiyaç da yemek, içmek gibi fıtri bir ihtiyaçtır. Bunun da bir vakti, bir ölçüsü ve meşru bir yolu vardır. Nefse hakim olmayı bilmeyen, bu ihtiyacı meşru dairesinde gidermeyen kişi, zorluk çeker. Oysa asıl mümin, nefsini terbiye edebilen, ihtiyaçlarını Allah'ın koyduğu sınırlar içinde giderebilen ve her durumda iffetini koruyabilen kimsedir.

II. MESELE: İsraf ve Kişisel Ekmek Meselesi

Allah Teâlâ, kullarının israf etmeden, ihtiyacı kadar tüketmesini sever. Bugün dünyada israf büyük bir problemdir. Ekmek israfı, su israfı, gıda israfı... Rabbimiz bize bu konuda dersler vermektedir. Mesela ekmeğin gramajındaki değişiklikler, fiyat artışları aslında bizi daha az tüketmeye, israfı azaltmaya yönlendirebilir. Batı ülkelerinde kişisel ekmekler (çörekler) yaygındır. Herkes kendi ihtiyacı kadarını alır ve israf olmaz. Bu güzel bir uygulamadır. Bizim de israftan kaçınmayı, ihtiyacımız kadarını tüketmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bu sadece ekmek için değil, her şey için böyledir. Kişisel tabak, kişisel bardak derken kastettiğimiz, her şeyin ortak kullanımdan ziyade bireysel ihtiyaçlar ölçüsünde planlanmasıdır. Bu sayede israfın önüne geçebilir, Allah'ın nimetlerine daha iyi şükredebiliriz.

III. MESELE: Sağlık ve Dezenfektan Uyarısı

Sağlık sektörü, ilaç sanayisi büyük bir sektördür. Bazen insanlar hasta olmasa da, korku ve endişe yayılarak gereksiz ilaç ve ürün satılmaya çalışılır. Şu anda maske ve dezenfektan gibi ürünlerin ön plana çıktığını görüyoruz. Ancak şu hususu unutmamalıyız: Aşırı ve bilinçsiz dezenfektan kullanımı, vücudumuz için faydalı olan iyi bakterileri de öldürebilir. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatabilir. Yeterli ve dengeli beslenme, temizlik kurallarına uymak ve doktor tavsiyesi dışında gereksiz ilaç ya da kimyasal madde kullanmamak en doğrusudur. Maske konusunda da, maske kullanımının belirli kuralları vardır. Islak maske mikrop üremesine sebep olabilir. Bu nedenle maske hijyenine dikkat etmeli, gereksiz yere maske kullanmamalı veya aynı maskeyi uzun süre kullanmamalıyız. Her şeyde olduğu gibi, bu konuda da aşırıya kaçmamak ve bilinçli hareket etmek gerekir. Unutmayalım, her türlü musibet ve hastalık Allah'tandır, ama O aynı zamanda şifa da verendir. Biz düşüp kalkarken O'na sığınmalıyız.

IV. MESELE: Global Dünya Hayali

Dünyaya bir bakalım. Eskiden imkansız gibi görünen şeyler şimdi oluyor. Doğada birbirinin düşmanı sayılan hayvanların (kedi-papağan, kedi-köpek, kedi-at gibi) dostça yaşadıklarına şahit oluyoruz. İnsanlar yılanlarla, aslanlarla oynayabiliyor, onlarla anlaşabiliyor. Bu, kainatın bize verdiği bir mesajdır: "Dünya globalleşiyor, canlılar birbirini anlıyor ve birlikte yaşamayı öğreniyor." Eğer hayvanlar bile içgüdülerinin ötesine geçip anlaşabiliyorsa, insanoğlu neden birbiriyle anlaşamasın? Bu anlaşmazlığın temelinde nefis, kibir, bencillik ve şeytanın vesveseleri vardır. Şeytan, insan türünün düşmanıdır. Onun oyunlarına gelirsek, önce başkalarına düşman oluruz, sonra da en sonunda yalnız kalırız. Oysa kainat bize birlikte yaşamanın, anlaşmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Global dünya hayali suya düşmemiştir; aksine her geçen gün daha da gerçek olmaktadır. Önemli olan, şeytanın ve nefsimizin bizi ayırmasına izin vermemek, insanlık olarak kardeşçe yaşamayı yeniden öğrenmektir.

Rabbim, insan olan herkese idrak versin, bizi şeytanın tuzaklarından kurtarsın, hakkı hak, batılı batıl olarak göstersin ve doğru yolda sabit kılsın.

Amin.

---oOo---

Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle, batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.

Ve son duaları, "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" şeklindedir.

Amin. El Fatiha.

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 12 Mart 2020 Perşembe

Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
Vird-i Settar Duası Li Raşidiye
   

Vird-i Settar Duası Li Raşidiye

Seyyid Yahya Şirvani

1. Vird-i Settar Duasının Arapça Metini


بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

    يَا سَتَّارُ يَا سَتَّارُ * يَا عَزِيزُ يَا غَفَّارُ * يَا جَلِيلُ يَا جَبَّارُ يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ وَالْأَبْصَارِ * وَيَا مُدَبِّرَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ * خَلِّصْنَا مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَالنَّارِ * إِلٰهِي اسْتُرْ عُيُوبَنَا * وَاغْفِرْ ذُنُوبَنَا * وَنَوِّرْ قُبُورَنَا وَطَهِّرْ قُلُوبَنَا * وَاشْرَحْ صُدُورَنَا * وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا * وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ * وَاحْشُرْنَا مَعَ الْأَخْيَارِ * سُبْحَانَكَ مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ * سُبْحَانَكَ مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَا مَعْبُودُ * سُبْحَانَكَ مَا ذَكَرْنَاكَ حَقَّ ذِكْرِكَ يَا مَذْكُورُ * سُبْحَانَكَ مَا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا مَشْكُورُ * فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرَحْمَةً * شُكْرًا مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةً * لِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ * اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ * وَنَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ أَذْنَبْنَاهُ عَمْدًا وَسَهْوًا وَخَطَأً وَنِسْيَانًا وَنُقْصَانًا وَتَقْصِيرًا * اَللّٰهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ حَمْدًا يُوَافِي نِعَامَكَ وَيُكَافِئُ مَزِيدَكَ نَحْمَدُكَ بِجَمِيعِ مَحَامِدِكَ مَا عَلِمْنَا مِنْهَا وَمَا لَمْ نَعْلَمْ * وَعَلَى كُلِّ حَالٍ يَا مُحَوِّلَ الْحَالِ حَوِّلْ حَالَنَا إِلَى أَحْسَنِ الْحَالِ * أَعْدَدْتُ لِكُلِّ هَوْلٍ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ * وَلِكُلِّ نِعْمَةٍ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ رَخَاءٍ شُكْرًا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ عُجُوبَةٍ سُبْحَانَ اللّٰهِ * وَلِكُلِّ ذَنْبٍ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ * وَلِكُلِّ مُصِيبَةٍ إِنَّا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ ضَيْقٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ * وَلِكُلِّ قَضَاءٍ وَقَدَرٍ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ * وَلِكُلِّ طَاعَةٍ وَمَعْصِيَةٍ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ * وَلِكُلِّ هَمٍّ وَغَمٍّ مَا شَاءَ اللّٰهُ * لَنْ يَغْلِبَ اللّٰهَ شَيْءٌ وَهُوَ غَالِبٌ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ وَكَفَى * سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ دَعَا * لَا غَايَةَ لَهُ فِي الْآخِرَةِ وَالْأُولَى لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ * لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ لَا يَمُوتُ أَبَدًا دَائِمًا صَامِدًا بَاقِيًا بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ * وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ * اَللّٰهُمَّ لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ * أَعَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ وَلَا إِلٰهَ غَيْرُكَ * الرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى * وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى * اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا * صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ * هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ جَلَّ جَلَالُهُ الرَّحِيمُ * الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ الْقَهَّارُ الْوَهَّابُ الرَّزَّاقُ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الْخَافِضُ الرَّافِعُ الْمُعِزُّ الْمُذِلُّ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْحَكَمُ الْعَدْلُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ الْحَلِيمُ الْعَظِيمُ الْغَفُورُ الشَّكُورُ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ الْحَفِيظُ الْمُقِيتُ الْحَسِيبُ الْجَلِيلُ الْكَرِيمُ الرَّقِيبُ الْمُجِيبُ الْوَاسِعُ الْحَكِيمُ الْوَدُودُ الْمَجِيدُ الْبَاعِثُ الشَّهِيدُ الْحَقُّ الْوَكِيلُ الْقَوِيُّ الْمَتِينُ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ الْمُحْصِي الْمُبْدِئُ الْمُعِيدُ الْمُحْيِي الْمُمِيتُ الْحَيُّ الْقَيُّومُ الْوَاجِدُ الْمَاجِدُ الْوَاحِدُ الْأَحَدُ الصَّمَدُ الْقَادِرُ الْمُقْتَدِرُ الْمُقَدِّمُ الْمُؤَخِّرُ الْأَوَّلُ الْآخِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْوَالِي الْمُتَعَالِي الْبِرُّ التَّوَّابُ الْمُنْتَقِمُ الْعَفُوُّ الرَّؤُوفُ مَالِكُ الْمُلْكِ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ الْمُقْسِطُ الْجَامِعُ الْغَنِيُّ الْمُغْنِي الْمَانِعُ الضَّارُّ النَّافِعُ النُّورُ الْهَادِي الْبَدِيعُ الْبَاقِي الْوَارِثُ الرَّشِيدُ الصَّبُورُ * الَّذِي تَقَدَّسَتْ عَنِ الْأَشْبَاهِ ذَاتُهُ * وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْأَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَتْ بِرُبُوبِيَّتِهِ آيَاتُهُ * وَدَلَّتْ عَلَى وَحْدَانِيَّتِهِ مَصْنُوعَاتُهُ * وَاحِدٌ لَا مِنْ قِلَّةٍ * مَوْجُودٌ لَا مِنْ عِلَّةٍ بِالْجُودِ مَعْرُوفٌ * وَبِالْإِحْسَانِ مَوْصُوفٌ * مَعْرُوفٌ بِلَا غَايَةٍ وَمَوْصُوفٌ بِلَا نِهَايَةٍ * أَوَّلُ قَدِيمٌ بِلَا ابْتِدَاءٍ * وَآخِرٌ كَرِيمٌ مُقِيمٌ بِلَا انْتِهَاءٍ * وَغَفَرَ ذُنُوبَ الْمُذْنِبِينَ كَرَمًا وَحِلْمًا وَلُطْفًا وَفَضْلًا * الَّذِي لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ * لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ * نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ * غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ * وَحَسْبُنَا اللّٰهُ وَحْدَهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ * وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ * يَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ بِقُدْرَتِهِ * وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ * أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ * وَنَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ إِلٰهًا عَدْلًا جَبَّارًا * وَمَلِكًا قَدِيرًا قَهَّارًا * لِلذُّنُوبِ غَفَّارًا * وَلِلْعُيُوبِ سَتَّارًا * وَنَشْهَدُ أَنَّ سَيِّدَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ الْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ * وَرَسُولُهُ الْمُجْتَبَى وَأَمِينُهُ الْمُقْتَدَى شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورُ الْوَرَى صَاحِبُ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى رَسُولُ الثَّقَلَيْنِ * وَنَبِيُّ الْحَرَمَيْنِ وَإِمَامُ الْقِبْلَتَيْنِ وَجَدُّ السِّبْطَيْنِ وَشَفِيعُ مَنْ فِي الدَّارَيْنِ رَسُولًا مَكِّيًّا مَدَنِيًّا هَاشِمِيًّا قُرَشِيًّا أَبْطَحِيًّا كَرُوبِيًّا رُوحِيًّا رُوحَانِيًّا تَقِيًّا نَقِيًّا نَبِيًّا كَوْكَبًا دُرِّيًّا شَمْسًا مُضِيئًا قَمَرًا نُورًا نُورَانِيًّا بَشِيرًا نَذِيرًا سِرَاجًا مُنِيرًا صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

2. Vird-i Settar Duasının Türkçe Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ Settâru yâ Settâr. Yâ Azîzü yâ Ğaffâr. Yâ Celîlü yâ Cebbâr, yâ mukallibel kulûbi vel ebsâr. Ve yâ müdebbirâl leyli ven nehâr. Hallısnâ min azâbil kabri ven nâr.
İlâhi üstür uyûbenâ. Vağfir zünûbenâ. Ve nevvir kubûranâ ve tahhir kulûbenâ. Veşrah sudûranâ. Ve keffir annâ seyyiâtinâ. Ve teveffenâ meâl ebrâr. Vahşurnâ meâl ahyâr.
Sübhâneke mâ arafnâke hakka mâ’rifetike yâ Ma’rûf. Sübhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ Ma’bûd. Sübhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Mezkûr. Sübhâneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr.
Fadlen minallâhi ve rahmeten, şükran minallâhi ve ni’meten. Lillâhil hamdü vel minneh.
Elhamdü lillâhi alât tâati vet tevfîk. Ve nestağfirullâhe min külli zenbin eznebnâhü amden ve sehven ve hatâen ve nisyânen ve nuksânen ve taksîr.
Allâhümme lekel hamdü hamden yüvâfî niâmeke ve yükâfî mezîdeke. Nahmedüke bi cemîi mehâmidike mâ alimnâ minhâ ve mâ lem na’lem. Ve alâ külli hâlin yâ muhavvilel hâli, havvil hâlenâ ilâ ahsenil hâl.
A’dedtü li külli hevlin Lâ ilâhe illallâh, ve li külli ni’metin elhamdü lillâh, ve li külli rahâin şükrü lillâh, ve li külli u’cûbetin sübhânallâh, ve li külli zenbin estağfirullâh, ve li külli musîbetin innâ lillâh, ve li külli daykın hasbiyallâh, ve li külli kazâin ve kaderin tevekkeltü alallâh, ve li külli tâatin ve ma’siyetin lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, ve li külli hemmin ve ğammin mâşâallâh.
Len yağliballâhe şey’ün ve hüve ğâlibün alâ külli şey’in, hasbiyallâhü ve kefâ. Semiallâhü limen deâ. Lâ ğâyete lehû fil âhirati vel ûlâ. Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü, yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü ebeden dâimen sâmeden bâkıyen, bi yedihil hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr, ve ileyhil masîr.
Allâhümme lâ uhsî senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike. Azze câruke ve celle senâüke ve lâ ilâhe ğayruk.
Errahmânü alel arşistevâ, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı ve mâ beynehümâ ve mâ tahtes serâ. Ve in techer bil kavli fe innehû ya’lemüs sirra ve ahfâ.
Allâhü lâ ilâhe illâ hüve, lehül esmâül hüsnâ fed’ûhü bihâ. Sadakallâhül azîm.
Hüvellâhüllezî lâ ilâhe illâ hüver rahmânü celle celâlühür rahîm.
El-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hallâk, el-Bâri’, el-Musavvir, el-Ğaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbid, el-Bâsıt, el-Hâfid, er-Râfi’, el-Muizz, el-Müzill, es-Semî’, el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Latîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Ğafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mucîb, el-Vâsi’, el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdi’, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mumît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, el-Ehad, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâlî, el-Müteâlî, el-Birr, et-Tevvâb, el-Müntekim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikül Mülk, Zülcelâli vel İkrâm, el-Muksit, el-Câmi’, el-Ğaniyy, el-Muğnî, el-Mâni’, ed-Dârr, en-Nâfi’, en-Nûr, el-Hâdî, el-Bedî’, el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.
Ellezi tekaddeset anil eşbâhi zâtühû, ve tenezzchet an müşâbehetil emsâli sıfâtühû, ve şehidet bi rubûbiyyetihî âyâtühû, ve dellet alâ vahdâniyyetihî masnûâtühû.
Vâhidün lâ min kılletin, mevcûdün lâ min illletin, bil cûdi ma’rûf, ve bil ihsâni mevsûf. Ma’rûfun bilâ ğâyetin, ve mevsûfun bilâ nihâyetin. Evvelü kadîmun bilâ ibtidâin, ve âhırun kerîmun mukîmun bilâ intihâin.
Ve ğafera zünûbel müznibîne keramen ve hılmen ve lütfen ve fadlâ.
Ellezi lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad. Leyse ke mislihî şey’ün ve hüves semî’ul basîr.
Ni’mel Mevlâ ve ni’men nasîr. Ğufrâneke Rabbenâ ve ileykel masîr.
Ve hasbünallâhü vahdehû ve ni’mel vekîl. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Yef’alüllâhü mâ yeşâü bi kudretihî, ve yahkümü mâ yürîdü bi ızzetih. Elâ lehül halku vel emr, tebârakellâhü rabbül âlemîn.
Ve neşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, ilâhen adlen cebbârâ, ve meliken kadîran kâhhârâ, liz zünûbi ğaffârâ, ve lil uyûbi settârâ.
Ve neşhedü enne seyyidenâ muhammeden abdühül mustafâ, sallellâhü aleyhi ve sellem, ve resûlühül müctebâ, ve emînühül muktedâ, şemsüd duhâ, bedrüd dücâ, nûrul verâ, sâhibu kâbe kavseyni ev ednâ, resûlus sekaleyn, ve nebiyyül haremeyn, ve imâmül kıbleteyn, ve ceddüs sibtayn, ve şefîu men fid dâreyn, resûlen mekkiyyen, medeniyyen, hâşimiyyen, kureşiyyen, ebtahiyyen, kerûbiyyen, rûhiyyen, rûhâniyyen, tekıyyen, nekıyyen, nebiyyen, kevkeben dürriyyen, şemsen müdi’en, kameran nûran nûrâniyyen, beşîran, nezîran, sirâcen münîrâ, sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem.

NOT : Buradan sonra Eller açılıp amiyn deyip, ne ihtiyacımız varsa Cenabı Mevla dan  istenir,  ne korkumuz varsa, ondan Allah a sığınılır, ve gönlümüzden nasıl geçiyorsa, öyle dua edilir, ve amiyn deyip fatiha okunur ve  ardından eller yüze sürülür.

Okuma Usulü :

Günlük Virdimizi okuyup bitirdikten sonra, daha zamanımız varsa, Settar Virdi, En Az Günde Bir Defa, veya En Fazla Günde iki Defa, Sabah ve ikindi'den sonra okunup zikredilir.
Read More Read More / Comment Comment
Zikir Evradımızdaki Fetih Suresi 29. Ayeti ve ArapAlfabeyi Zikretmenin SebebiHikmeti


Zikir Evradımızdaki Fetih Suresi 29. Ayeti  ve Arapça Alfabeyi Zikretmenin Sebebi Hikmeti Nedir?

EBCED DUASI: HARFLERİN ÇOĞALTILMASIYLA HATALARIN TAMAMLANMASI VE SEVABIN HEDİYE EDİLMESİ
Râsidî Tarîkatı’nda Alfabe Zikrinin Derin Sırrı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Kur’ân-ı Kerîm’in her harfi, her kelimesi Rabbimizin sonsuz ilim ve kudretinin bir yansımasıdır. Harfler, sadece yazının değil, aynı zamanda mânevî âlemin de anahtarlarıdır. Râsidî Tarîkatı’nın kurucusu olarak müntesiplerimize öğrettiğimiz Ebced Duası (Alfabe Duası) işte bu hakikatin en derin tezahürlerinden biridir. Bu makalede, bu duanın sırrını, neden Fetih Suresi 29. âyetle birlikte yapıldığını ve nasıl bir mânevî mekanizma işlettiğini açıklayacağım.
1. Duanın Temel Meselesi: Hata ve Eksikliklerin Telafisi
İnsan olarak hepimiz, ibadetlerimizde, zikirlerimizde, okuduğumuz surelerde, hamd, tahmid, tekbir, tesbih, takdis, salavat ve selamlarımızda farkında olarak veya olmayarak hatalar yaparız. Bir harfi yanlış telaffuz ederiz, bir harekeyi atlarız, bir kelimeyi eksik okuruz, bir cümleyi fazla söyleriz veya sırasını şaşırırız. İşte Ebced Duası tam bu noktada devreye girer.
Bu duada, Arap alfabesindeki bütün harfler ve Fetih Suresi’nin 29. âyetindeki harfler Rabbimize arz edilir. Dua ile şu niyette bulunuruz:
“Ya Rabbi, bu harfleri çokça çoğalt. Onlarla, geçmişten bugüne ve bugünden kıyametin sabahına kadar okuyacağım tüm dualarımdaki, zikirlerimdeki, surelerimdeki, ayetlerimdeki, tahmid, temcid, tehlil, tekbir, tesbih, takdis, salavat, selam, şükür ve hamdlarımdaki bütün hatalarımı düzelt, yanlışlarımı gider, eksiklerimi tamamla, fazlalarımı al, doğru okunmuşlar silsilesine kat.”
Bu, bir mânevî tashih (düzeltme) ve ikmal (tamamlama) ameliyesidir. Harfler çoğaltılarak, sanki her bir harf, her bir kelime yeniden ve kusursuzca okunmuş gibi kabul edilir.
2. Neden Fetih Suresi 29. Âyet?
Fetih Suresi 29. âyet, Arap alfabesindeki tüm harfleri bünyesinde barındıran nadir âyetlerdendir. Bu özelliği sebebiyle, bu âyetle yapılan dua, Allah’ın kelâmı ile hatasız bir okumayı temsil eder. Biz bu âyeti okuyarak, yaptığımız düzeltme ameliyesini ilâhî bir kelamın garantisi altına alırız. Yani deriz ki:
“Ya Rabbi, benim yanlış okuduklarımı, bu senin kusursuz kelâmındaki harflerle tamamla, düzelt.”
Böylece hatalarımız sadece bizim niyetimizle değil, bizzat Allah’ın kelâmının harfleriyle örtülmüş ve affedilmiş olur.
3. Harfleri Çoğaltmak Ne Demektir?
Duada “Ya Rabbi, bu harfleri çokça çoğalt” ifadesi çok önemlidir. Buradaki “çoğaltmak” şu mânevî anlamlara gelir:
  • Her bir harf, okunması gereken her yerde hazır bulunsun.
  • Eksik okunan her kelime, bu çoğaltılmış harflerle ikmal edilsin.
  • Fazla veya yanlış okunan her harf, bu harflerin bereketiyle örtülsün ve doğruya dönüştürülsün.
  • Zikir ve evradın devam edemeyen kısımları, bu harflerle tamamlansın. (Örneğin, vakit darlığı sebebiyle zikrin tamamını okuyamayan bir müntesip için: “Ya Rabbi, onun eksik kalan kısımlarını bu harflerle tamamla.”)
Bu yönüyle Ebced Duası, hem bireysel hem de cemaatsel bir mânevî sigorta işlevi görür.
4. Tamamlanan İbadetin Sevabını Hediye Etmek
Duamızın en güzel ve kapsamlı yanlarından biri de, bu şekilde düzeltilmiş, tamamlanmış, kusursuz hâle getirilmiş ibadetlerin sevabını başkalarına hediye etmemizdir. Bu hediye, duada sayılan onlarca kişi ve grubu kapsar:
  • Aile fertleri: Eş, çocuklar, anne, baba, dede, nine, amca, dayı, teyze, hala, yeğen, kuzen, kardeşler, kayınvalide, kayınpeder, baldız, damat, gelin, dünürler.
  • Geçmişler: Anneden ve babadan tarafa geçmişler, kayın tarafından geçmişler, gizli kalmış çocukların anneleri tarafından geçmişler.
  • Tarikat mensupları: Râsidî Tarîkatı’na intisap etmiş ve edecek olanlar, Mehdi ve sevenleri, cemaati.
  • Hizmet edenler: Rızkımızın temininde emeği geçen ehl-i iman (çiftçi, işçi, üretici, nakliyeci vb.), kullandığımız alet ve edevatın icadında ve geliştirilmesinde emeği olanlar.
  • Öğretmenler, mürşidler, arkadaşlar, imanlı komşular (kırk fersah sağa sola, öne arkaya, alta ve üste).
  • Manevî büyükler: Silsileyi Kasr, Silsileyi Kebir, Silsileyi Üla, Silsileyi Melaemi.
  • Peygamberler ve ümmetleri: Özellikle Muhammed Mustafa (s.a.v.), âl ve ashabı, ehl-i beyti, diğer peygamberler ve bize düşmanlık etmeyen ehl-i iman ümmetleri.
  • Tarihî şahsiyetler ve şehitler: Osmanlı ecdadı, Mustafa Kemal ve Millî Mücadele arkadaşları, vatan savunmasında şehit ve gazi olanlar.
  • Tüm ümmet: Ölmüş ve yaşayan, kıyamete kadar gelecek tüm ehl-i iman ümmet-i Muhammed.
Bu kapsamlı hediye, duanın ne kadar geniş bir rahmet ve bereket iklimi oluşturduğunu gösterir.
5. Zaman ve Mekân Sınırını Aşan Bir Dua
Ebced Duası’nın bir diğer eşsiz özelliği, zaman ve imkân darlığını aşmasıdır. Dua ile şöyle niyaz ederiz:
“Ya Rabbi, bir müntesip, giriş duasını ve bir defa eûzü-besmeleyi okuduktan sonra, vakit darlığı sebebiyle zikrin devamını okuyamazsa, bu harfleri öyle çoğalt ki, onlarla zikrin devamını ve eksik kalan kısımlarını tamamla. Aynı şekilde, bir Fatiha veya Kulhü’lere niyet edip de devamını okuyamayana da aynı şekilde muamele et.”
Bu, tarîkatımız için büyük bir mânevî kolaylıktır. Hiç kimse, vakti olmadığı için ecirden mahrum kalmaz. Harflerin çoğaltılmasıyla, niyet edilen her ibadet tamamlanmış sayılır.
6. “Bir Hediye Paketi” Anlayışı
Duamızda ayrıca, Yasin, İhlas, Fatiha ve Râsidî hatimlerimizin harflerinin de çoğaltılmasını isteriz. Böylece, bir gün içinde okuduğumuz hediye paketimiz, saydığımız her bir kişiye bir adet olarak ulaşır. Yani:
  • Bir Fatiha okuruz, ama harflerin çoğaltılmasıyla binlerce kişiye birer Fatiha hediye edilmiş olur.
  • Bir Yasin okuruz, ama aynı bereketle her bir yakınımıza bir Yasin sevabı gider.
Bu, az amel ile çok sevap kapısının anahtarıdır.
7. Sonuç ve Hatırlatma
Râsidî Tarîkatı’nın müntesipleri bilmelidir ki:
  • Ebced Duası, sıradan bir dua değildir. Kur’ân’ın harf yapısındaki ilâhî hikmete dayanan, hataları düzelten, eksikleri tamamlayan, sevabı çoğaltan ve hediye eden büyük bir mânevî sistemdir.
  • Bu dua ile okuduğumuz her şey (ister eksik, ister fazla, ister yanlış olsun) kusursuz hâle gelir ve Allah’ın huzuruna öylece sunulur.
  • Bu duayı yapan bir kimse, sadece kendisi için değil, geçmiş ve gelecek bütün ehl-i iman için rahmet vesilesi olur.
  • Zaman darlığı mazeret değildir. Harflerin çoğaltılmasıyla her niyet, tam ibadete dönüşür.
Rabbimiz dualarımızı kabul eylesin. Harflerimizi nûr, hatalarımızı af, eksiklerimizi ikmal eylesin. Bizi, ehlimizi ve bütün müntesiplerimizi dergâhına mahcup etmesin. Âmîn.



Râşid Tunca
Râsidî Tarîkatı Kurucusu
Schrems,05.04. 2026
Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab. Velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Âmîn.
Read More Read More / Comment Comment
İki Mübarek Ayetle Duaların Kabulüne Vesile Olan Güzel Bir Adet
   

İKİ MÜBAREK AYETLE DUALARIN KABULÜNE VESİLE OLAN GÜZEL BİR ADET

(Al-i İmran Suresi 154. Ayet ve Fetih Suresi 29. Ayet)

Bismillahirrahmanirrahim.

Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de bizlere nice sırlar, hikmetler ve manevi inceliklerle dolu ayetler ihsan etmistir. Bu ayetlerden bazilari, yapilarindaki essiz ozellikler nedeniyle alimlerimizin ozel ilgisine mazhar olmustur. Iste bu makalede, Al-i Imran Suresi'nin 154. ayeti ile Fetih Suresi'nin 29. ayetinin olusturdugu manevi iklimden ve bu iki ayeti okuyarak dua etme adetinden bahsedecegiz.

AYETLERIN OZELLIGI: ARAP ALFABESINDEKI TUM HARFLER

Bu iki mubarek ayetin en dikkat cekici ozelligi, Arap alfabesinde bulunan tum harflerin bu iki ayette bir araya gelmis olmasidir. Bu durum, Kur'an'in kelime yapisindaki ilahi hikmetin bir tecellisi olarak kabul edilmistir.

Al-i Imran 154 ve Fetih 29 ayetleri, Kur'an-i Kerim'deki tum sesleri ve harfleri iceren nadir ayetlerdendir.
Bu ozellikleri sebebiyle, bu ayetlerin tilavet edilmesi ve ardindan yapilan dualarin kabulu konusunda alimlerimiz olumlu tecrubeler aktarmislardir.

ALIMLERIMIZIN TECRUBELERI VE GUZEL ADETI

Bu konu yalnizca teorik bir bilgi degildir. Pek cok Islam buyugu bu ayetleri okumus, tecrube etmis ve ummetine tavsiye etmistir.

Ahmet Ziyauddin Gumushanevi (k.s.) hazretleri, kiymetli eseri "Mecmuatu'l-Ahzab" da bu iki ayetin faziletine dikkat cekmis ve okunmasini tavsiye etmistir.
Hasan Sazeli (k.s.) gibi buyuk zatlar da bu ayetlerin feyzine isaret ederek, ihtiyac anlarinda okunmasini salik vermislerdir.
Gunumuzde de kiymetli alimlerimiz bu guzel adeti devam ettirmekte ve hayirli sonuclarina sahit olduklarini ifade etmektedirler.

Onemle belirtmek gerekir ki bu uygulama, dogrudan Hz. Peygamber'den (sav) rivayet edilen bir sunnet olmaktan ziyade, buyuk alimlerimizin tecrube ve tavsiyelerine dayanan guzel bir adettir. Iste bu nokta, konuyu daha da anlamli kilmaktadir.

GUZEL BIR SUNNET (ADET) BASLATMANIN FAZILETI

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i seriflerinde soyle buyurmustur:

"Kim Islam'da guzel bir cigir (sunnet-i hasene) acarsa, ona o cigiri acanin sevabi ve onunla amel edenlerin sevabindan bir sey eksilmeksizin verilir." (Sahih Muslim, Zekat, 69)

Bu hadis-i serif, hayirli bir isi baslatan veya yayginlastiran kimsenin ne kadar buyuk bir mukafata nail olacagini gostermektedir. Iste bu bilincle:

Bu guzel adeti ogrenip uygulamak, sadece kendi dualarimizin kabulune vesile olmakla kalmaz.
Baskalarina da ogretmek ve yayginlastirmak, bizim icin sevabi devam eden bir sadaka-i cariyeye donusur.
Her kim bu adetle dua eder ve kabul gorurse, bu hayrin ogreticisine de manevi bir pay ulasir.

Bizler de bu niyetle, alimlerimizin tavsiye ettigi bu guzel adeti paylasiyor, hem kendimizin hem de bu adeti devam ettirenlerin hayirlara vesile olmasini diliyoruz.

NASIL UYGULANIR?

Uygulama son derece sade ve mubarektir:

    Oncelikle Al-i Imran Suresi 154. ayeti okunur.

    Ardindan Fetih Suresi 29. ayeti okunur.

    Bu iki ayet okunduktan sonra, samimi bir kalple Allah'tan ne ihtiyac varsa istenir (dua edilir).

Bazi kaynaklarda bu ayetlerin 29 defa okunmasinin daha faziletli oldugu belirtilmistir. Ancak niyetin samimiyeti ve devamlilik esastir. Onemli olan, bu mubarek ayetlerin hurmetine Allah'a yonelmektir.

SONUC VE TAVSIYE

Unutmayalim ki Islam alimlerinin asirlar boyunca tecrube ederek guzel sonuclar gordugu bu uygulama, bir ibadet olmanin otesinde bir manevi vesiledir. Bu ayetleri okuyup dua eden Muslumanlar, Rabbimizin rahmet kapisini bu vesileyle calmis olurlar.

Bu guzel adeti evlatlarimiza ogretelim.
Dertli, sikintili ve ihtiyac sahibi kardeslerimize bu vesileyi hatirlatalim.
Ve bu hayirli cigirda emegi gecen tum alimlerimize rahmet dileyelim.

Rabbim, bu ayetlerin hurmetine, alimlerimizin tecrubelerinin bereketiyle tum dualarimizi kabul eylesin. Bu guzel adeti yayginlastirmayi bizlere nasip etsin ve bu ugurda yapilan her hayri kabul buyursun.

Amin.

Not: Bu makale, Islam buyuklerinin tecrubelerine dayali bir bilgi paylasimidir. Her Musluman, bu ayetleri okuyarak Allah'a yonelmekten buyuk bir manevi lezzet ve huzur alacaktir. Yayginlastirmakta hicbir sakinca olmayan bu guzel adeti paylasmaniz, insallah hayirlara vesile olur.

AYETLER BUNLARDIR

3-Âli İmrân  Suresi 154. Ayet

    Summe enzele aleykum min ba’dil gammi emeneten nuâsen yagşâ tâifeten minkum, ve tâifetun kad ehemmethum enfusuhum yezunnûne billâhi gayrel hakkı zannel câhiliyyeh(câhiliyyeti), yekûlûne hel lenâ minel emri min şey’(şey’in), kul innel emre kullehu lillâh(lillâhi), yuhfûne fî enfusihim mâ lâ yubdûne lek(leke), yekûlûne lev kâne lenâ minel emri şey’un mâ kutilnâ hâhunâ, kul lev kuntum fî buyûtikum le berezellezîne kutibe aleyhimul katlu ilâ medâciihim, ve li yebteliyallâhu mâ fî sudûrikum ve li yumahhısa mâ fî kulûbikum, vallâhu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).


    ثُمَّ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنۢ بَعْدِ ٱلْغَمِّ أَمَنَةً نُّعَاسًا يَغْشَىٰ طَآئِفَةً مِّنكُمْ ۖ وَطَآئِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِٱللَّهِ غَيْرَ ٱلْحَقِّ ظَنَّ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ ۖ يَقُولُونَ هَل لَّنَا مِنَ ٱلْأَمْرِ مِن شَىْءٍ ۗ قُلْ إِنَّ ٱلْأَمْرَ كُلَّهُۥ لِلَّهِ ۗ يُخْفُونَ فِىٓ أَنفُسِهِم مَّا لَا يُبْدُونَ لَكَ ۖ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ ٱلْأَمْرِ شَىْءٌ مَّا قُتِلْنَا هَٰهُنَا ۗ قُل لَّوْ كُنتُمْ فِى بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ ٱلَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقَتْلُ إِلَىٰ مَضَاجِعِهِمْ ۖ وَلِيَبْتَلِىَ ٱللَّهُ مَا فِى صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِى قُلُوبِكُمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
 
 
Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.”

3-Âli İmrân  Suresi 154. Ayet

--------------------

48-Fetih  Suresi 29. Ayet

    Muhammedun resûlullâh(resûlullâhi), vellezîne meahû eşiddâu alel kuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseris sucûd(sucûdi), zâlike meseluhum fît tevrât(tevrâti), ve meseluhum fîl incîl(incîli), ke zer’in ahrece şat’ehu fe âzerehu festagleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibuz zurrâa, li yagîza bihimul kuffâr(kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti minhum magfireten ve ecren azîmâ(azîmen).


    مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ ٱللَّهِ ۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلْكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيْنَهُمْ ۖ تَرَىٰهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنًا ۖ سِيمَاهُمْ فِى وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ ٱلسُّجُودِ ۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ ۚ وَمَثَلُهُمْ فِى ٱلْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْـَٔهُۥ فَـَٔازَرَهُۥ فَٱسْتَغْلَظَ فَٱسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعْجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ ٱلْكُفَّارَ ۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًۢا
   
Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.

48-Fetih  Suresi 29. Ayet




Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Schrems, 05.04.2026
Read More Read More / Comment Comment
İnsanlığın Ortak Umudu: İlahi Kurtarıcı ve Mehdi Fenomeni
   

İnsanlığın Ortak Umudu: İlahi Kurtarıcı ve Mehdi Fenomeni

Tarih boyunca insanoğlu, adaletin yeryüzüne hakim olacağı, zulmün son bulacağı bir "Altın Çağ" hayali kurmuştur. Bu hayalin merkezinde ise farklı isimlerle anılsa da tek bir figür yer alır:  Kurtarıcı. İslam’da  Hz. Mehdi, Hristiyanlıkta  Mesih’in İkinci Gelişi, Musevilikte ise  Maşiah olarak bilinen bu fenomen, aslında semavi dinlerin ortak paydasıdır.

1. İslam Literatüründe Hz. Mehdi: Adaletin Sancaktarı

İslam inancında (özellikle hadis külliyatında ve hem Sünni hem Şii geleneklerinde) Mehdi, kıyametten önce gelerek dünyayı, daha önce zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak olan kişidir.
  • Fiziksel ve Soylu Özellikler: Rivayetlere göre o, Hz. Muhammed’in soyundan (Ehli Beyt) gelecektir. Alnı açık, burnu ince ve düzgün olarak tasvir edilir.

  • Zuhur Alametleri: "Güneşin batıdan doğması", "büyük bir ekonomik çöküş" ve "insanlar arasında fitnenin ayyuka çıkması" en bilinen işaretlerdir.

  • Misyonu: Hz. İsa ile omuz omuza vererek Deccal’i (Antichrist) mağlup edeceği ve yeryüzünde İslam’ın özünü yeniden tesis edeceği belirtilir.

2. Musevilik: Beklenen Kral "Maşiah"

Musevilik, bu inancın en köklü olduğu geleneklerden biridir. Onlar için kurtarıcı, siyasi ve ruhani bir liderdir.
  • Davud’un Soyu: Maşiah, Kral Davud’un soyundan gelen insani bir lider olacaktır.

  • Üç Büyük Görev: İsrailoğulları'nı vatanlarına döndürmek, Kudüs’teki Tapınağı (Bet Hamikdaş) yeniden inşa etmek ve tüm dünyaya tek Tanrı inancını yaymak.

  • Evrensel Barış: Kurtarıcı geldiğinde "kurt ile kuzunun yan yana oturduğu" bir barış dönemi başlayacağına inanılır.

3. Hristiyanlık: Parousia (Mesih’in Dönüşü)


Hristiyan dünyasında "Mehdi" kavramının karşılığı doğrudan Hz. İsa’nın (İsa Mesih) yeryüzüne ikinci kez dönüşüdür.
  • Görkemli Dönüş: İncil’deki vahiylere göre İsa, gökyüzünden büyük bir kudret ve ihtişamla dönecektir.

  • Yargı ve Saltanat: Kötülüğün temsilcisi olan sahte peygamberi yenecek ve bin yıllık (Milenyum) barış krallığını kuracaktır.

  • Ortak Nokta: İslam’daki Mehdi rivayetleri ile Hristiyanlıktaki Mesih beklentisi, özellikle "Kötülüğün mutlak mağlubiyeti" noktasında birebir örtüşür.

İnançlara Göre Kurtarıcı Kimliği
  • İslam İnancında: Beklenen kişi  Hz. Mehdi'dir. Temel misyonu, yeryüzünde kaybolan adaleti yeniden tesis etmek ve dini aslına döndürmektir. Kaynağını esas olarak Hadis-i Şeriflerden alır.

  • Musevilik İnancında: Beklenen kişi  Maşiah (Mesih)'tir. Temel misyonu, İsrailoğulları'nı toplamak, Süleyman Tapınağı'nı yeniden inşa etmek ve dünya barışını sağlamaktır. Kaynağı Tevrat ve Peygamberler Kitabı'dır (Neviim).

  • Hristiyanlık İnancında: Beklenen olay  İsa Mesih'in İkinci Gelişi'dir. Temel misyonu, kötülüğün ordularını (Antichrist) mağlup etmek ve Tanrı'nın krallığını yeryüzünde kurmaktır. Kaynağı Yeni Ahit (İncil), özellikle Vahiy bölümüdür.

Sonuç: Dinlerin Kesişme Noktası

Farklı ritüellere ve isimlere sahip olsalar da üç büyük semavi dinin de ortak bir vaadi vardır:  Karanlığın sonunda doğacak olan büyük ışık. Bu inanç, sadece teolojik bir beklenti değil, aynı zamanda insanın içindeki sönmez "umut" duygusunun bir tezahürüdür. Belki de isimlerden ziyade, bu kurtarıcının getireceği  evrensel adalet, merhamet ve barış idealine odaklanmak, insanlığın asıl ihtiyacıdır."


Hz. Mehdi Hakkındaki Tüm Hadis ve Rivayetler

Giriş: Mehdi Kavramının Anlamı ve Önemi

"Mehdi" kelimesi, Arapça "heda" (doğru yolu bulmak, yol göstermek) kökünden türemiş olup, sözlükte "kendisine rehberlik edilen, Allah tarafından hidayete erdirilmiş kimse" anlamına gelir. Terim olarak ise Hz. Muhammed'in (s.a.v) kıyamete yakın bir zamanda geleceğini müjdelediği, Ehl-i Beyt'ten olan ve yeryüzünü adaletle dolduracak kurtarıcı şahsiyeti ifade eder.

İslam dünyasında, gerek Sünni gerekse Şii kaynaklarında Mehdi konusunda çok sayıda hadis rivayet edilmiştir. Öyle ki bu hadislerin tevatür derecesine ulaştığı, yani yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluk tarafından nakledildiği birçok âlim tarafından kabul edilmektedir.

Birinci Bölüm: Sünni Kaynaklarda Hz. Mehdi ile İlgili Rivayetler
A. Mehdi'nin Geleceğini Bildiren Temel Hadisler


Sünni hadis külliyatında Mehdi'nin geleceğine dair pek çok sahih hadis bulunmaktadır. Bu hadislerin en meşhurları şunlardır:

1. Abdullah b. Mesud'dan rivayet edilen hadis:

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    "Dünyadan sadece bir gün bile kalsa, Allah o günü uzatır ve o günde benden veya benim Ehl-i Beytim'den, ismi benim ismime, babasının ismi babamın ismine denk bir adam gönderir."

Hadisin başka bir rivayetinde şu ilave yer alır:

    "Zulümle ve zorbalıkla doldurulmuş olduğu gibi, yeryüzü adalet ve doğrulukla doldurulacaktır."

Tirmizî bu hadis için "hasen-sahih" demiştir.

2. Ümmü Seleme validemizden rivayet:

Peygamber Efendimiz'i şöyle buyururken işittiğini söyler:

    "Mehdi benim soyumdan, Fatıma'nın çocuklarındandır."

(Ebû Dâvûd, Mehdi 1)

3. Sevbân'dan rivayet edilen hadis:

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    "Rabbinizin hazinesinin yanında üç kişi öldürülecek. Onların her biri bir halifenin oğludur. Sonra doğudan siyah sancaklar çıkacak... Onu gördüğünüzde, buz üzerinde sürünerek dahi olsa gidin ve ona biat edin. Çünkü o, Allah'ın halifesi Mehdî'dir."

(İbn Mâce)

4. Ebû Hureyre'den rivayet edilen hadis:

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    "Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, Meryem oğlu Îsâ'nın aranıza âdil bir hakem olarak ineceği zaman yaklaşmaktadır. O zaman haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, mal o kadar bollaşacak ki onu kabul eden kimse bulunmayacaktır."

(Buhârî, Müslim, Tirmizî)

B. Mehdi ile İlgili Rivayet Eden Sahabeler

Mehdi konusundaki hadisleri rivayet eden sahabelerin sayısı oldukça fazladır. Bunlar arasında şu isimler zikredilmektedir:

    Hz. Ali

    İbn Abbas

    Talha

    İbn Ömer

    Abdullah b. Mes'ûd

    Ebû Hureyre

    Enes b. Malik

    Ebû Saîd el Hudrî

    Ümmü Habîbe

    Ümmü Seleme

    Sevbân

    Kürel b. İyas

    Ali el Hilâl

    Abdullah b. Haris b. Cezaî

C. Hadislerin Sıhhat Durumu

Âlimler, Mehdi ile ilgili rivayetlerin bir kısmının sahih, bir kısmının hasen, bir kısmının da zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Ancak konuyla ilgili rivayetlerin çokluğu ve farklı sahabelerden gelmesi, bu hadislerin bir kısmının zayıf olmasının konunun tamamen reddedilmesini gerektirmediğini göstermektedir.

Mehdi Hadislerinin Mütevatir Olduğuna Dair Âlimlerin Görüşleri:

    Muhammed b. Resul Berzenci: "Mehdi'nin varlığı ve ahir zamanda zuhur edeceği, Peygamber (S) ailesinden ve Fatıma (A) oğullarından oluşu, tevatür ölçüsüne ulaşan hadislerle açıklanmıştır."

    Alaeddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi: "Allah'ın rahmeti sana olsun bil ki vaadedilen Mehdi'nin var oluşunda hiç kuşku yoktur. Üçyüz hadis ve eserle hatta daha fazlası ile bu kanıtlanmıştır."

    Şemseddin Muhammed b. Ahmed Sefareyni: "Kıyamet gününün en büyük alametlerinden birisi de hakkında tevatür derecesini aşacak derecede hadis bulunan bir kişinin zuhur edeceğidir."

    Muhammed Nasreddin Albani: "Sözün özü şu ki, Mehdi'ye inanmak, peygamberden aktarılan tevatür hadislere dayalı köklü bir inançtır ve ona inanmak vaciptir."

D. On İki Halife Hadisi

Câbir b. Semure (r.a) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a)'i şöyle buyururken işittim:

    "Size etrafında (tüm) ümmetin toplanacağı on iki halife gelinceye kadar, bu din ayakta kalmaya devam edecektir."

Hadisin başka bir rivayetinde:

    "On iki halife (gelince)ye kadar bu din aziz olarak devam edecektir."

Râvi der ki: "(Bu arada) Rasûlullah (s.a)'den bir söz duydum ama anlamadım, babama: 'Rasûlullah ne diyor?' dedim. 'Hepsi Kureyş'den' (buyurdu) dedi."

Bu hadis, Müslim'in Sahih'inde de yer almaktadır. Âlimler bu on iki halifeden dördünün Hulefa-i Raşidin olduğunu, kalan sekizinin ise kıyamete kadar geleceğini belirtmişlerdir.
E. Mehdi ve Hz. İsa İlişkisi

Sünni rivayetlerde, Mehdi ile Hz. İsa'nın inişi arasında yakın bir ilişki olduğu belirtilir. Yaygın kabul gören görüşe göre, önce Mehdi zuhur eder, ardından Hz. İsa (as) gökten iner ve Deccâl'ı öldürür. Hz. İsa, namazını Mehdi'nin arkasında kılacaktır.

Tirmizî'nin rivayet ettiği hadislerden birinde, Hz. İsa'nın Şam'da Ak Minare yakınına ineceği, diğerinde ise Deccâl'ı Ludd kapısında öldüreceği ifade edilmektedir.
İkinci Bölüm: Şia (Ehl-i Beyt) Kaynaklarında Hz. Mehdi ile İlgili Rivayetler
A. Mehdi'nin Şia İnancındaki Yeri

Şia inancına göre Hz. Mehdi, on iki imamın sonuncusu olup, babası İmam Hasan Askeri (a.s), annesi ise Nergis Hatun'dur. Hicri 255 yılının Şaban ayının 15'inde dünyaya gelmiştir. Şia'da "İmam-ı Zaman", "Sahibu'z-Zaman", "Bakiyetullah", "Kaim" ve "Muntazar" gibi lakaplarla anılır.

B. Resulullah'tan (s.a.a) Rivayet Edilen Hadisler

Şia kaynaklarında Hz. Peygamber'den (s.a.a) Hz. Mehdi hakkında birçok hadis nakledilmiştir. Şeyh Saduk, "Kemalü'd-Din ve Temamü'n-Nimet" adlı eserinde sadece Resulullah'tan (s.a.a) bu konuda 45 rivayet toplamıştır.

1. İbn Abbas'tan rivayet edilen uzun hadis:

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

    "Allah-u Teala yeryüzüne baktı ve onların arasından beni seçti ve peygamber yaptı, daha sonra ikinci kez baktı ve Ali'yi seçti ve onu imam karar kıldı... Hüseyin'in çocuklarından ise benim risaletimi devam ettirmeleri için imamları karar kılmıştır. Onların dokuzuncusu; şekli, sözleri ve davranışları herkesten bana en çok benzeyen, Ehl-i Beyt'imin kaimi ve ümmetimin hidayet edicisidir. O, uzun bir gaybetten ve sapıklığa sebep olan bir şaşkınlıktan sonra zuhur edecek ve Allah-u Teala'nın dinini galip kılacaktır..."

2. Yine İbn Abbas'tan rivayet:

    "Allah'ın yarattıklarına olan halifeleri, vasileri ve hüccetleri benden sonra on iki kişidir. Onların birincisi benim kardeşim ve sonuncusu benim çocuklarımdandır."

Hz. Resulullah'a "kardeşinin kim olduğu" sorulduğunda, "Ali b. Ebi Talib'dir" cevabını vermiş, "çocuğunun kim olduğu" sorulduğunda ise "Mehdi'dir" buyurmuştur.

3. Resulullah (s.a.a)'dan rivayet edilen diğer bir hadis:

    "Mehdi (a.s) benim soyumdandır; ismi benim ismim ve künyesi benim künyem, şekli benim şeklim, sünnet ve tavrı benim sünnet ve tavrımdır, halkı benim şeriatım ve dinime teşvik ve Rabbimin kitabına davet eder. Ona itaat eden bana itaat etmiştir ve ona muhalefet eden bana muhalefet etmiştir, onun gaybetini inkâr eden beni inkâr etmiştir."

C. İmam Ali'den (a.s) Rivayet Edilen Hadisler

1. Esbağ b. Nebate'nin rivayeti:

    Emir'ül-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyaya benim soyumdan gelecek on birinci evlâdım hakkında düşünüyorum. O Mehdi'dir, zulüm ve küfürle dolu olan yeryüzünü adaletle, eşitlikle dolduracak; onun bir gaybet dönemi olacaktır ki insanlar o dönemde şaşkınlık içinde olacaklar; kimileri bu dönemde sapar, kimileri de hidayet bulur."

2. Yine İmam Ali (a.s)'den:

    "O (Mehdi), öyle bir gaybete çekilecek ki, sonunda cahiller, 'Allah'ın Âl-i Muhammed'e ihtiyacı yoktur' diyeceklerdir."

D. İmam Hasan'dan (a.s) Rivayet

Abdurrahman b. Selit diyor ki, İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:

    "On iki hidayet imamı bizdendir; birincisi Emir'ül-Müminin Ali bin Ebu Talib'tir; sonuncusu ise dokuzuncu evlâdımdır. Hak üzere kıyam edecek olan odur. Yeryüzü öldükten sonra, Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir... Onun gaybete çekildiği dönemde bazı kavimler mürtet olacak, bazıları ise dine bağlı kalacaktır; onlara eziyetler olacaktır..."

E. İmam Zeynelabidin'den (a.s) Rivayet

İmam Zeynelabidin (a.s) şöyle buyurmuştur:

    "Bizim Kaimimiz ile Allah'ın resulleri arasında birtakım benzerlikler vardır. Nuh ile uzun ömürlü olmasında, İbrahim ile doğumunun gizli olması ve halktan uzak durmasında; Musa ile korku hâli ve gaybette yaşamasında; İsa ile halkın onun hakkındaki ihtilâfa düşmesinde; Eyyub ile belâdan sonra kurtuluşun yetişmesinde; Muhammed (s.a.a) ile de kılıçla kıyam etmesinde benzerliği vardır."

F. İmam Cafer-i Sadık'tan (a.s) Rivayetler

1. Gaybet hakkında:

    "Halk imamlarını yitirecek, ama o hac mevsiminde hazır olacak ve halkı görecek, halk ise onu görmeyecektir."

2. İki gaybet hakkında:

    "Kaim (Hz. Mehdi) için iki gaybet vardır, biri kısa müddetli, diğeri ise uzun müddetli. Birinci gaybette, özel takipçilerinden başka hiç kimse onun yerini bilmeyecek, ikinci gaybette ise hususi dostlarından başka hiç kimse onun yerini bilmeyecektir."

3. Beklenen zuhur hakkında:

    "Kaim kıyam ettiğinde kimseye karşı bir taahüdü, bir anlaşması, bir biati olmayacak."

4. Gaybet döneminde takva:

    "Bu emrin sahibi (Mehdi) için bir gaybet vardır, Allah'a kulluk eden (o zaman) takvalı olmalı ve Allah'ın dinine bağlanmalıdır."

5. Beklemenin önemi:

    "Halk için öyle bir zaman gelecek ki, imamları onlardan gizli olacak." Zürare, "Halkın o zaman vazifesi nedir?" diye sorduğunda şu cevabı almıştır: "İmam zuhur edinceye kadar meşgul oldukları işe -dinî görevlerine- sarılsınlar."

Üçüncü Bölüm: Hz. Mehdi'nin Özellikleri ile İlgili Rivayetler
A. Soyu


Hem Sünni hem de Şii kaynaklarında, Hz. Mehdi'nin Peygamber Efendimiz'in soyundan ve Hz. Fatıma'nın çocuklarından olacağı konusunda ittifak vardır. Bununla birlikte, onun Hz. Hasan'ın mı yoksa Hz. Hüseyin'in mi soyundan geleceği konusunda ihtilaf bulunmaktadır.

Şia inancına göre ise Mehdi, İmam Hüseyin (a.s)'in soyundan, on birinci imam İmam Hasan Askeri (a.s)'nin oğludur.

B. İsmi ve Künyesi

Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    "Mehdi'nin adı benim adımdan, babasının adı da babamın adından olacaktır. Yani adı Muhammed, babasının adı da Abdullah olacaktır."

Şia kaynaklarında ise, İmam Mehdi'nin isminin "Muhammed b. Hasan" olduğu, künyesinin ise "Ebu'l-Kasım" olduğu belirtilir.
C. Fiziksel ve Karakter Özellikleri

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

    "Mehdi (a.s)... şekli benim şeklim, sünnet ve tavrı benim sünnet ve tavrımdır."

D. Görevi ve Yapacakları

Tüm rivayetlerin ortak noktası, Hz. Mehdi'nin yeryüzünü adaletle dolduracağıdır. Nitekim hadislerde şöyle buyrulmaktadır:

    "Zulüm ve zorbalıkla doldurulmuş olduğu gibi, yeryüzü adalet ve doğrulukla doldurulacaktır."

Şia kaynaklarında bu görev daha detaylı anlatılır:

    "O, zulüm ve küfürle dolu olan yeryüzünü adaletle, eşitlikle dolduracak..."

Dördüncü Bölüm: Gaybet ile İlgili Rivayetler

A. Gaybetin Varlığı

Şia inancının temel unsurlarından biri olan "gaybet" (gizlenme) konusu, birçok hadiste açıkça ifade edilmiştir.

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

    "Onun (Mehdi'nin) bir gaybet dönemi olacaktır ki insanlar o dönemde şaşkınlık içinde olacaklar; kimileri bu dönemde sapar, kimileri de hidayet bulur."

B. İki Gaybet

Hadislerde, Hz. Mehdi için iki gaybetten bahsedilmektedir:

    "Kaim (Hz. Mehdi) için iki gaybet vardır, biri kısa müddetli, diğeri ise uzun müddetli."

Tarihsel olarak bu, "Gaybet-i Suğra" (Küçük Gaybet, H.260-329) ve "Gaybet-i Kübra" (Büyük Gaybet, H.329'dan günümüze) olarak bilinmektedir.
C. Gaybet Döneminde Müminlerin Görevi

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

    "Bu emrin sahibi (Mehdi) için bir gaybet vardır, Allah'a kulluk eden (o zaman) takvalı olmalı ve Allah'ın dinine bağlanmalıdır."

Yine aynı imamdan:

    "Halk için öyle bir zaman gelecek ki, imamları onlardan gizli olacak... İmam zuhur edinceye kadar meşgul oldukları işe -dinî görevlerine- sarılsınlar."

Beşinci Bölüm: Zuhur Alametleri ile İlgili Rivayetler

Hadislerde, Hz. Mehdi'nin zuhurundan önce gerçekleşecek bazı alametlerden bahsedilmektedir:

1. Sevbân hadisinde:

    "Üç kişi öldürülecek... Sonra doğudan siyah sancaklar çıkacak..."

2. Diğer alametler:

Hadislerde ayrıca Deccal'ın çıkması, Hz. İsa'nın inmesi, doğuda ve batıda karışıklıkların olması gibi alametler zikredilmektedir.
Altıncı Bölüm: Tenkit ve Değerlendirmeler
A. İnkâr Edenlerin Dayandığı Deliller


Mehdi'nin varlığını kabul etmeyen bazı kimseler, "Meryem'in oğlu İsa'dan başka Mehdi yoktur" mealindeki hadise dayanmaktadırlar. Ancak Beyhakî ve Hâkim gibi büyük hadis âlimleri bu hadisin zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Zira hadisin isnadında "metrükü'l-hadis" (terk edilmiş) bir ravi olan Ebân b. Salih bulunmaktadır.
B. Ehl-i Sünnet Alimlerinin Değerlendirmesi

Ehl-i Sünnet âlimlerinin büyük çoğunluğu, Mehdi hadislerinin sahih olduğunu ve Mehdi'ye inanmanın vacip olduğunu belirtmişlerdir.

Dr. Abdulmuhsin b. Hamd el-Abbad şöyle demektedir:

    "Her Müslüman'ın, Peygamber'in verdiği gaybi haberlere özellikle de Mehdi ve Deccal'ın zuhur edeceğine dair bildirdiği ön haberlere inanması, tasdik etmesi vaciptir. Bu itibarla Mehdilik hakkındaki haberlerin çokluğu senetlerinin doğru oluşuna rağmen, onları tutarsız saymak mümkün değildir."

C. Buhârî ve Müslim'de Mehdi Hadisi Bulunmaması Meselesi

Bazıları, Mehdi hadislerinin en sahih iki hadis kitabı olan Buhârî ve Müslim'de yer almamasını eleştiri konusu yapmışlardır. Ancak bu eleştiri geçersizdir. Zira bu iki eserde bulunmadığı halde diğer kaynaklarda bulunan pek çok sahih hadis vardır ve bunlarla amel edilmektedir. Nitekim Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel gibi büyük hadis imamları, Mehdi ile ilgili hadislere eserlerinde yer vermişlerdir.

Sonuç

Hz. Mehdi hakkındaki rivayetler, İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren hem Sünni hem de Şii kaynaklarında geniş bir şekilde yer almıştır. Bu rivayetlerin sayısının fazlalığı ve farklı sahabelerden nakledilmiş olması, konunun ehemmiyetini göstermektedir.

Özetle, hadislerin ortaya koyduğu temel noktalar şunlardır:

    Mehdi kesinlikle gelecektir: Dünyanın sonuna bir gün bile kalsa Allah onu gönderecektir.

    Mehdi, Peygamber'in soyundan ve Hz. Fatıma'nın evladındandır.

    Mehdi'nin ismi Muhammed, babasının adı Abdullah'tır.

    Mehdi, yeryüzünü zulüm ve haksızlıktan kurtaracak, adaletle dolduracaktır.

    Mehdi'nin zuhurundan sonra Hz. İsa inecek ve Deccâl'ı öldürecektir.

    Şia inancına göre Mehdi, on ikinci imam olup halen gaybet halindedir ve zuhur etmeyi beklemektedir.

Bu rivayetlerin tevatür derecesine ulaştığını belirten âlimlerin görüşleri, konunun İslam inancı içerisindeki yerini sağlamlaştırmaktadır.

Kaynakça

    Ebû Dâvûd, Sünen, "Mehdi" bölümü

    Tirmizî, Sünen, "Fiten" bölümü

    İbn Mâce, Sünen, "Fiten" bölümü

    Ahmed b. Hanbel, Müsned

    Buhârî, Sahîh, "Bed'ü'l-halk" bölümü

    Müslim, Sahîh, "İman" bölümü

    Şeyh Saduk, Kemalü'd-Din ve Temamü'n-Nimet

    Muhammed b. Resul Berzenci, el-İşaetü li Eşrat'is-Saeti

    Şemseddin Muhammed b. Ahmed Sefareyni, Levaih'ül-Envar'ül-Behiyye

    Ayetullah Safî Gülpeygânî, Muntehab'ul Eser


Raşit Tunca Ve Gemini ve DeepSeek

Schrems, 03.04.2026
Read More Read More / Comment Comment
Manevi Yolculuğun Azığı: Hizb, Ahzâb, Vird ve Evrâd

Manevi Yolculuğun Azığı: Hizb, Ahzâb, Vird ve Evrâd
Tasavvuf terminolojisinde sıkça duyduğumuz ancak bazen birbirine karıştırdığımız kavramlar, aslında bir müminin günlük manevi disiplinini oluşturan yapı taşlarıdır. Bu makalede, kalbi diri tutan bu metodları ve önemlerini inceleyeceğiz.
Temel Kavramlar: Nedir Bunlar?
Manevi hayatta disiplin, başarının anahtarıdır. İşte bu disiplini sağlayan terimler:
  • Zikir: Allah’ı anmak, hatırlamak ve unutmamaktır. Dil ile yapılabileceği gibi kalp ile de yapılır.
  • Ezkar: Zikir kelimesinin çoğuludur. Peygamber Efendimiz’den (sav) günümüze ulaşan dualar ve zikirler bütünüdür.
  • Vird: Kelime anlamı "suya gelen topluluk" veya "çeşme başı" demektir. Tasavvufta bir dervişin her gün düzenli olarak okumayı adet haline getirdiği zikir ve dualardır.
  • Evrâd: Vird kelimesinin çoğuludur. Büyük zatların (Abdülkadir Geylani, Şah-ı Nakşibend vb.) Kur'an ve Sünnet ışığında tertip ettikleri dua mecmualarıdır.
  • Hizb: Kelime olarak "grup, bölük" demektir. Belirli bir amaca yönelik (korunma, fetih, şifa gibi) hazırlanan özel dua metinleridir.
  • Ahzâb: Hizb kelimesinin çoğuludur.

Önemli Hizb ve Evrâdlar
İslam tarihinde iz bırakmış büyük mürşidlerin hazırladığı bazı meşhur metinler şunlardır:
1. Hizbu’l-Bahr (Deniz Hizbi)
İmam Şazeli hazretlerine aittir. Özellikle zorluklardan kurtulmak, düşman şerrinden emin olmak ve manevi kapıların açılması için okunur. Gemide fırtınaya yakalananlara bir kurtuluş reçetesi olarak verildiği için bu ismi almıştır.
2. Evrâd-ı Bahâiyye
Şah-ı Nakşibend Hazretleri tarafından tertip edilmiştir. İçeriği ayet-i kerimeler ve çok kuvvetli esmalardan oluşur. Manevi ferahlık ve rızık genişliği için çokça tercih edilir.
3. Cevşenü’l-Kebîr
Peygamber Efendimiz’e (sav) Cebrail (as) vasıtasıyla zırh yerine tavsiye edilen, Allah’ın bin bir ismini içeren muazzam bir münacattır. Maddi ve manevi her türlü kazadan korunmak için okunur.



Meşhur Olan Virdler

Evrâd kitaplarının bir kısmı isimlerine (Evrâd-ı Gazali¸ Evrâd-ı Mevlana vb.)¸ bir kısmı da tarikatlara (Evrâd-ı Bahâiyye¸ Evrâd-ı Zeyniyye vb.) nispet edilmiştir.9
1. Hızbu'l-Bahr
Evrâdı en yaygın olan sûfî¸ Şaziliyye tarikatının pîri Ebu'l-Hasan eş-Şazili'dir. Özellikle "hızbu'l-bahr ve hızbu'l-ber" adlı kısa ve özlü tesbihlerle dualar asırlardan beri tasavvufî muhitlerde okunan ve şerhedilen virdlerdir. Şaziliyye tarikatı Osmanlı toplumunda yaygın olmadığı halde bu hizblerin yayılmış olması dikkate değer bir husustur.10
2. Virdü's-Settâr
Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin çeşitli virdleriyle Halvetiyyenin ikinci piri Bakü'de medfun Yahya-yı Şirvani'nin evrâdı da tarikatlar arasında çok meşhurdur. Yahya-yi Şirvani'nin "Yâ Settâr" diye başladığı için Virdü's-Settâr¸ yazarına nispetle de Vird-i Yahya olarak tanınan evrâdı pek çok sûfî tarafından şerhedilmiş¸ bunlardan Harîrizâde Kemâleddin Efendi'nin Türkçe şerhi basılmıştır. (İstanbul 1287) Ayrıca Müstakîmzâde Süleyman Efendi¸ Ömer Fuâdî Efendi¸ Şah Velî¸ Tireli İsa Muhammed¸ Abdullah Şerkavî¸ Şemseddin Nasuhîzâde¸ Osman b. Ahmed Fertekî de aynı evrâda şerh yazmışlardır. Yugoslavya bölgesinde yaygın olan şerh ise Prizrenli Markalaçzâde Süleyman Efendi'ye aittir. (İstanbul 1988)11
3. Evrâd-ı Fethiyye
Yaygın olan bir diğer evrâd kitabı Seyyid Ali Hemedânî'nin Evrâd-ı Fethiyye adlı virdidir. Bu vird istiğfardan sonra kelime-i tevhid¸ subhanallah¸ hasbunallah ve salavat ile başlayan pek çok cümleyi ihtiva eder. (İstanbul 1330)12
4. Mecmûatu'l-Ahzâb
Tarikat mensupları arasında yaygın olan en hacimli evrâd ve ahzab kitabı¸ Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevî'nin Mecmûatu'l-Ahzâb adlı üç ciltlik derlemesidir. (İstanbul 1311) Yaklaşık 2000 sayfa hacmindeki bu eserde Hz. Peygamber¸ dört halife ve sahabilerden başka hizb ve virdleri bulunan bazı sûfîler şunlardır: İbnü'l-Arabi¸ Ebu'l-Hasan eş-Şazili¸ İbrahim ed-Desûkî¸ Gazâlî¸ Muînuddin-i Çiştî¸ Şehabeddin es-Sühreverdî¸ Hüsameddin Uşşakî¸ Saadeddin el-Cibâvî¸ Abdülkadir-i Geylani¸ Abdulgani en-Nablusi¸ Bahaeddin Nakşibend¸ Mevlana Celaleddin-i Rumi¸ Ahmed er-Rifai¸ Ahmed el-Bedevi¸ Zayneddin-i Hafi.
5. Zînetu'l-Kulûb
Son dönem Cerrâhî şeyhlerinden Muzaffer Ozak Zînetu'l-Kulûb adlı eserinde Kadirî¸ Rifâî¸ Nakşî¸ Halvetî¸ Cerrahî virdlerini Arap ve Latin harflerle ve tercümeleriyle birlikte neşretmiştir. (İstanbul 1973)13
6. Ezkâr-ı Nevevî
Evrâd ve ezkar kitapları arasında Nevevî'nin Ezkâr-ı Nevevî diye tanınan Hilyetu'l-Ebrâr adlı eserinin de (Dımaşk 1391/1971) önemli bir yeri vardır. Müellifi bir sûfî olmadığı için bu eser tarikat mensupları arasında diğer evrâd kitapları kadar yayılmamışsa da Gazzali'nin İhyâu Ulûmiddin¸ Kuşeyri'nin er-Risale¸ Ebu Nuaym el-Isfahanî'nin Hilyetu'l-Evliya adlı eserlerinden geniş ölçüde istifade etmesi¸ Ebu Ali ed-Dekkak¸ Zünnun el-Mısri¸ Sehl b. Abdullah et-Tüsteri¸ Yahya b. Muaz er-Razi¸ İbrahim el-Havvas gibi meşhur sûfîlerin konuyla ilgili tespit ve tavsiyelerini kaydetmesi sebebiyle sûfîlerin ilgi duyduğu kitaplardan biri olmuştur. Hilyetu'l-Ebrâr'ı İbn Teymiyye el-Kelimü't-Tayyib adıyla ihtisar etmiş¸ İbn Allân es-Sâdıkî de el-Fütühâtü'r-Rabbaniyye ale'l-Ezkâri'n-Neveviyye adıyla şerhetmiştir.
7. Delâilu'l-Hayrât
Nevevi'nin eseri gibi hem tarikat mensuplarının hem de tarikata mensup olmayan Müslümanların çok okuduğu evrâd kitaplarından biri de kabri Merakeş'te olan Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (ö.870/1465) tarafından tertip edilen Delâilu'l-Hayrât'tır.
8. Bihâru'l-Envâr
Şii muhitlerde yaygın olan evrâd ve zikirler ise Muhammed Bâkır el-Meclisî tarafından Bihâru'l-Envâr adlı eserin XCI ve XCII. ciltlerinde bir araya getirilmiştir.



Okuma Usulleri ve Faziletleri
Bu metinleri okurken dikkat edilmesi gereken bazı ince noktalar vardır:
  • Devamlılık: Az da olsa devamlı olanı makbuldür. Vird, "süreklilik" demektir.
  • Abdest ve Kıble: Mümkünse abdestli ve kıbleye dönük okunması nurunu artırır.
  • İzin (İcazet): Bazı büyük hizblerin bir mürşid gözetiminde veya icazetle okunması, o zikrin manevi hattına bağlanmak (enerjisinden faydalanmak) açısından önemlidir.
  • Huzur-u Kalp: Sadece dil ile değil, manasını düşünerek ve Allah’ın huzurunda olduğunun bilinciyle okunmalıdır.
Unutulmamalıdır ki: Virdler ve hizbler birer "ilaç" gibidir. Her birinin terkibi farklı bir manevi hastalığa veya ihtiyaca şifadır.

Örnek Bir Hizb Bölümü (Hizbu’n-Nasr’dan Bir Kesit)
Düşmana ve nefse karşı zafer kazanmak için okunan Hizbu’n-Nasr (İmam Şazeli) duasından kısa bir bölüm:
"Allahümme bi-satveti ceberûti kahrike... Ya Gıyâsel müstagisîn, eğisnâ!"
(Allah’ım! Senin kahredici gücünün heybetiyle... Ey yardım isteyenlerin yardımcısı, bize yardım et!)


Sonuç olarak; vird ve evrâd, ruhun gıdasıdır. Günlük hayatın karmaşasında savrulan insan, bu manevi iplere tutunarak dengesini sağlar. Forumumuzda bu konu altındaki paylaşımlarla, herkesin kendi gönül dünyasına hitap eden bir "vird" bulmasını temenni ederim.

Read More Read More / Comment Comment
Vird-i Settar Duası
Vird-i Settar Duası

(Seyyid Yahya Şirvaninin ilham ile yazmış olduğu bu evrad’ın faziletleri ehlullah tarafndan tecrübe ile tasdik edilmiştir.)

Her kim zulm görmüşse,fakirliğe düşmüşse,sevdiğinden ayrılmışsa,borca düşmüşse,işsiz kalmışsa,mülk sahibi olmak isterse,evlenmek isterse,üzerine büyü teshir etmişse, bu mübarek havas duasını günde 3-5-7 kere okumayı vird edinsin… Havas dualarını içinde en büyük en faydalı duadır.

Vird-i Settar ismiyle meşhur bu dua biraz Arapça bilenlere veya manasını kısmen de olsa anlayabilenler için ne kadar tesirli, ne kadar kıymetli bir hazine olduğu aşikardır. Bu duayı hergün okumayı vird edinen kimse kısa zamanda kötü ibtilalarından kurtulur. İşleri bozuksa az zamanda düzelir. Kazancı bereketlenir, hasta ise sıhhat ve şifaya kavuşur.Bir hastaya, bir mecnuna, bir saralıya üç veya yedi gün yedişer defa okunup nefes edilse biiznillah okunan kimse hastalığından kurtulur. Mahpus okursa hapisten çıkar.Hergün rızaen lillah üç kere okumayı adet edinen kimseyi Cenabı hakk her türlü maddi, manevi kaza ve belalardan korur. Tedavisi zor hastalıklara tutulmaz. Ömrü uzun hayatı rahat ve huzur içinde geçer. Bu dua Cenabı Hakk’ın kullarına ve Hazreti Fahri Kainat Efendimiz’in de ümmetine bir hediyesi ihsan ve atıfetidir.
Bu duada kul Rabbine o kadar zillet ve iftikarla, aciz ve tevazuyla münacat edip yalvarıyor ki, alemlere sonsuz bir merhamet ve ihsanda bulunan, sınırsız bir atıfet ve kerem bahşeden Allahü Zülcelal Hazretleri kendisine bu dille ve ihlasla yalvaran ve avuç açan kulunu katiyen red etmez, boş çevirmez.

Vird-i Settar, İslam tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahip, Halvetiyye tarikatının büyüklerinden Pîr Seyyid Yahya-ı Şirvânî Hazretleri tarafından tertip edilen kapsamlı bir duadır. Aşağıda bu dua hakkında genel bilgileri, faziletlerini ve manevi özelliklerini bulabilirsiniz.

1. Genel Bilgiler

İsmin Anlamı ve Kaynağı

Vird-i Settar ismi iki kelimeden oluşur:

    Vird: Belli bir vakit ve düzen içerisinde sürekli olarak okunan dua, zikir ve evrad anlamına gelir .

    Settâr: Allah’ın (c.c.) "Kullarının kusurlarını örten, hatalarını gizleyen ve günahlarını bağışlayan" anlamındaki güzel isimlerinden biridir .

Manevi Şahsiyeti: Pîr Seyyid Yahya-ı Şirvânî

Dua, Halvetiyye tarikatının büyüklerinden ve "Pîr-i Sânî" (İkinci Pir) olarak anılan Seyyid Yahya-ı Şirvânî Hazretleri tarafından tertip edilmiştir. Eserde, onun "Virdü’s-Settâr" diye bilinen sabah evradını (virdini) tertip ettiği ve bu duanın asırlardır manevi yolculukta olanlara okunduğu belirtilmektedir .

Yapısı ve İçeriği

Bu dua, oldukça kapsamlı ve uzun bir metindir. İçeriğinde:

    Allah’a yalvarış ve niyazlar,

    Tevhid inancının özlü ifadeleri,

    Allah’ın 99 güzel isminin (Esma-i Hüsna) sıralanması,

    Hz. Muhammed’e (s.a.v.) getirilen salavat ve övgüler bulunur .

2. Faziletleri ve Etkileri Hakkında Yorumlar

Kadim dua kitapları ve tasavvuf geleneğinde Vird-i Settar’ın okunmasıyla ilgili pek çok fazilet zikredilmiştir. Bunlar genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir:

Rızık ve Bereket

Rızık ve bereket duası hükmünde olduğu, düzenli okuyan kişiye büyük maddi ve manevi nimetler bahşedildiği belirtilir . İşleri bozuk olan kişinin işlerinin düzelmesine ve kazancının bereketlenmesine vesile olur .

Koruyuculuk ve Kurtuluş

    Genel Koruma: Her gün düzenli olarak (genellikle 3 kere) okuyan kişinin, Cenab-ı Hakk tarafından her türlü maddi ve manevi kaza, bela ve musibetten korunacağı ifade edilir .

    Zor Durumlar: Zulme uğrayan, sıkıntıda olan veya mahpus durumunda bulunan kişilerin bu duayı okuması halinde zor durumdan kurtulacaklarına dair rivayetler vardır .

Şifa ve Sağlık

    Hastalıklar: Tedavisi zor hastalıklara tutulmamak için okunabileceği gibi, hasta olan kişilere üç veya yedi gün boyunca yedişer defa okunup üflenmesi halinde (biiznillah) şifaya kavuşacağı belirtilir .

    Ruhsal Sıkıntılar: Vesvese, ruhsal sıkıntılar, tembellik, utangaçlık gibi müminlere yakışmayan davranışların ortadan kalkmasına ve kişinin olumlu bir karaktere bürünmesine vesile olduğu aktarılır .

Manevi Hazine

Bu dua, kulun Rabbine karşı derin bir acz, tevazu ve mahviyet ile yalvarışını içerir. Bu dille ve ihlasla yapılan duanın reddedilmeyeceği, Allah’ın kullarına ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmetine büyük bir lütfu ve hediyesi olduğu vurgulanır .

3. Okuma Adabı ve Sayıları

Farklı niyetlere göre duanın belirli sayılarda okunması tavsiye edilir:

    Bereket ve genel maksatlar için: Genellikle 3 defa.

    Özel hacetler, dilekler ve önemli işler için: 7 defa.

    Diğer meseleler ve şiddetli sıkıntılar için: 12 defa okunabileceği belirtilmiştir .

Vird-i Settar, içerdiği Esma-i Hüsna, salavatlar ve derin manalı cümlelerle hem bir sığınak hem de bir manevi terbiye vesikasıdır. Ancak her duada olduğu gibi, bu duanın faziletlerinden istifade edebilmek için okumanın yanı sıra helal dairesinde yaşamaya özen göstermek, edep ve ihlası elden bırakmamak esastır



1. Vird-i Settar Duasının Arapça Metini

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

    يَا سَتَّارُ يَا سَتَّارُ * يَا عَزِيزُ يَا غَفَّارُ * يَا جَلِيلُ يَا جَبَّارُ يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ وَالْأَبْصَارِ * وَيَا مُدَبِّرَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ * خَلِّصْنَا مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَالنَّارِ * إِلٰهِي اسْتُرْ عُيُوبَنَا * وَاغْفِرْ ذُنُوبَنَا * وَنَوِّرْ قُبُورَنَا وَطَهِّرْ قُلُوبَنَا * وَاشْرَحْ صُدُورَنَا * وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا * وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ * وَاحْشُرْنَا مَعَ الْأَخْيَارِ * سُبْحَانَكَ مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ * سُبْحَانَكَ مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَا مَعْبُودُ * سُبْحَانَكَ مَا ذَكَرْنَاكَ حَقَّ ذِكْرِكَ يَا مَذْكُورُ * سُبْحَانَكَ مَا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا مَشْكُورُ * فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرَحْمَةً * شُكْرًا مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةً * لِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ * اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ * وَنَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ أَذْنَبْنَاهُ عَمْدًا وَسَهْوًا وَخَطَأً وَنِسْيَانًا وَنُقْصَانًا وَتَقْصِيرًا * اَللّٰهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ حَمْدًا يُوَافِي نِعَامَكَ وَيُكَافِئُ مَزِيدَكَ نَحْمَدُكَ بِجَمِيعِ مَحَامِدِكَ مَا عَلِمْنَا مِنْهَا وَمَا لَمْ نَعْلَمْ * وَعَلَى كُلِّ حَالٍ يَا مُحَوِّلَ الْحَالِ حَوِّلْ حَالَنَا إِلَى أَحْسَنِ الْحَالِ * أَعْدَدْتُ لِكُلِّ هَوْلٍ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ * وَلِكُلِّ نِعْمَةٍ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ رَخَاءٍ شُكْرًا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ عُجُوبَةٍ سُبْحَانَ اللّٰهِ * وَلِكُلِّ ذَنْبٍ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ * وَلِكُلِّ مُصِيبَةٍ إِنَّا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ ضَيْقٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ * وَلِكُلِّ قَضَاءٍ وَقَدَرٍ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ * وَلِكُلِّ طَاعَةٍ وَمَعْصِيَةٍ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ * وَلِكُلِّ هَمٍّ وَغَمٍّ مَا شَاءَ اللّٰهُ * لَنْ يَغْلِبَ اللّٰهَ شَيْءٌ وَهُوَ غَالِبٌ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ وَكَفَى * سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ دَعَا * لَا غَايَةَ لَهُ فِي الْآخِرَةِ وَالْأُولَى لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ * لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ لَا يَمُوتُ أَبَدًا دَائِمًا صَامِدًا بَاقِيًا بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ * وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ * اَللّٰهُمَّ لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ * أَعَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ وَلَا إِلٰهَ غَيْرُكَ * الرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى * وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى * اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا * صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ * هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ جَلَّ جَلَالُهُ الرَّحِيمُ * الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ الْقَهَّارُ الْوَهَّابُ الرَّزَّاقُ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الْخَافِضُ الرَّافِعُ الْمُعِزُّ الْمُذِلُّ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْحَكَمُ الْعَدْلُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ الْحَلِيمُ الْعَظِيمُ الْغَفُورُ الشَّكُورُ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ الْحَفِيظُ الْمُقِيتُ الْحَسِيبُ الْجَلِيلُ الْكَرِيمُ الرَّقِيبُ الْمُجِيبُ الْوَاسِعُ الْحَكِيمُ الْوَدُودُ الْمَجِيدُ الْبَاعِثُ الشَّهِيدُ الْحَقُّ الْوَكِيلُ الْقَوِيُّ الْمَتِينُ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ الْمُحْصِي الْمُبْدِئُ الْمُعِيدُ الْمُحْيِي الْمُمِيتُ الْحَيُّ الْقَيُّومُ الْوَاجِدُ الْمَاجِدُ الْوَاحِدُ الْأَحَدُ الصَّمَدُ الْقَادِرُ الْمُقْتَدِرُ الْمُقَدِّمُ الْمُؤَخِّرُ الْأَوَّلُ الْآخِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْوَالِي الْمُتَعَالِي الْبِرُّ التَّوَّابُ الْمُنْتَقِمُ الْعَفُوُّ الرَّؤُوفُ مَالِكُ الْمُلْكِ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ الْمُقْسِطُ الْجَامِعُ الْغَنِيُّ الْمُغْنِي الْمَانِعُ الضَّارُّ النَّافِعُ النُّورُ الْهَادِي الْبَدِيعُ الْبَاقِي الْوَارِثُ الرَّشِيدُ الصَّبُورُ * الَّذِي تَقَدَّسَتْ عَنِ الْأَشْبَاهِ ذَاتُهُ * وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْأَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَتْ بِرُبُوبِيَّتِهِ آيَاتُهُ * وَدَلَّتْ عَلَى وَحْدَانِيَّتِهِ مَصْنُوعَاتُهُ * وَاحِدٌ لَا مِنْ قِلَّةٍ * مَوْجُودٌ لَا مِنْ عِلَّةٍ بِالْجُودِ مَعْرُوفٌ * وَبِالْإِحْسَانِ مَوْصُوفٌ * مَعْرُوفٌ بِلَا غَايَةٍ وَمَوْصُوفٌ بِلَا نِهَايَةٍ * أَوَّلُ قَدِيمٌ بِلَا ابْتِدَاءٍ * وَآخِرٌ كَرِيمٌ مُقِيمٌ بِلَا انْتِهَاءٍ * وَغَفَرَ ذُنُوبَ الْمُذْنِبِينَ كَرَمًا وَحِلْمًا وَلُطْفًا وَفَضْلًا * الَّذِي لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ * لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ * نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ * غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ * وَحَسْبُنَا اللّٰهُ وَحْدَهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ * وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ * يَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ بِقُدْرَتِهِ * وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ * أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ * وَنَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ إِلٰهًا عَدْلًا جَبَّارًا * وَمَلِكًا قَدِيرًا قَهَّارًا * لِلذُّنُوبِ غَفَّارًا * وَلِلْعُيُوبِ سَتَّارًا * وَنَشْهَدُ أَنَّ سَيِّدَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ الْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ * وَرَسُولُهُ الْمُجْتَبَى وَأَمِينُهُ الْمُقْتَدَى شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورُ الْوَرَى صَاحِبُ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى رَسُولُ الثَّقَلَيْنِ * وَنَبِيُّ الْحَرَمَيْنِ وَإِمَامُ الْقِبْلَتَيْنِ وَجَدُّ السِّبْطَيْنِ وَشَفِيعُ مَنْ فِي الدَّارَيْنِ رَسُولًا مَكِّيًّا مَدَنِيًّا هَاشِمِيًّا قُرَشِيًّا أَبْطَحِيًّا كَرُوبِيًّا رُوحِيًّا رُوحَانِيًّا تَقِيًّا نَقِيًّا نَبِيًّا كَوْكَبًا دُرِّيًّا شَمْسًا مُضِيئًا قَمَرًا نُورًا نُورَانِيًّا بَشِيرًا نَذِيرًا سِرَاجًا مُنِيرًا صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
2. Vird-i Settar Duasının Okunuşu (Transkripsiyon)

Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ Settâru yâ Settâr. Yâ Azîzü yâ Ğaffâr. Yâ Celîlü yâ Cebbâr, yâ mukallibel kulûbi vel ebsâr. Ve yâ müdebbirâl leyli ven nehâr. Hallısnâ min azâbil kabri ven nâr.
İlâhi üstür uyûbenâ. Vağfir zünûbenâ. Ve nevvir kubûranâ ve tahhir kulûbenâ. Veşrah sudûranâ. Ve keffir annâ seyyiâtinâ. Ve teveffenâ meâl ebrâr. Vahşurnâ meâl ahyâr.
Sübhâneke mâ arafnâke hakka mâ’rifetike yâ Ma’rûf. Sübhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ Ma’bûd. Sübhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Mezkûr. Sübhâneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr.
Fadlen minallâhi ve rahmeten, şükran minallâhi ve ni’meten. Lillâhil hamdü vel minneh.
Elhamdü lillâhi alât tâati vet tevfîk. Ve nestağfirullâhe min külli zenbin eznebnâhü amden ve sehven ve hatâen ve nisyânen ve nuksânen ve taksîr.
Allâhümme lekel hamdü hamden yüvâfî niâmeke ve yükâfî mezîdeke. Nahmedüke bi cemîi mehâmidike mâ alimnâ minhâ ve mâ lem na’lem. Ve alâ külli hâlin yâ muhavvilel hâli, havvil hâlenâ ilâ ahsenil hâl.
A’dedtü li külli hevlin Lâ ilâhe illallâh, ve li külli ni’metin elhamdü lillâh, ve li külli rahâin şükrü lillâh, ve li külli u’cûbetin sübhânallâh, ve li külli zenbin estağfirullâh, ve li külli musîbetin innâ lillâh, ve li külli daykın hasbiyallâh, ve li külli kazâin ve kaderin tevekkeltü alallâh, ve li külli tâatin ve ma’siyetin lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, ve li külli hemmin ve ğammin mâşâallâh.
Len yağliballâhe şey’ün ve hüve ğâlibün alâ külli şey’in, hasbiyallâhü ve kefâ. Semiallâhü limen deâ. Lâ ğâyete lehû fil âhirati vel ûlâ. Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü, yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü ebeden dâimen sâmeden bâkıyen, bi yedihil hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr, ve ileyhil masîr.
Allâhümme lâ uhsî senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike. Azze câruke ve celle senâüke ve lâ ilâhe ğayruk.
Errahmânü alel arşistevâ, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı ve mâ beynehümâ ve mâ tahtes serâ. Ve in techer bil kavli fe innehû ya’lemüs sirra ve ahfâ.
Allâhü lâ ilâhe illâ hüve, lehül esmâül hüsnâ fed’ûhü bihâ. Sadakallâhül azîm.
Hüvellâhüllezî lâ ilâhe illâ hüver rahmânü celle celâlühür rahîm.
El-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hallâk, el-Bâri’, el-Musavvir, el-Ğaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbid, el-Bâsıt, el-Hâfid, er-Râfi’, el-Muizz, el-Müzill, es-Semî’, el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Latîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Ğafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mucîb, el-Vâsi’, el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdi’, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mumît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, el-Ehad, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâlî, el-Müteâlî, el-Birr, et-Tevvâb, el-Müntekim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikül Mülk, Zülcelâli vel İkrâm, el-Muksit, el-Câmi’, el-Ğaniyy, el-Muğnî, el-Mâni’, ed-Dârr, en-Nâfi’, en-Nûr, el-Hâdî, el-Bedî’, el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.
Ellezi tekaddeset anil eşbâhi zâtühû, ve tenezzchet an müşâbehetil emsâli sıfâtühû, ve şehidet bi rubûbiyyetihî âyâtühû, ve dellet alâ vahdâniyyetihî masnûâtühû.
Vâhidün lâ min kılletin, mevcûdün lâ min illletin, bil cûdi ma’rûf, ve bil ihsâni mevsûf. Ma’rûfun bilâ ğâyetin, ve mevsûfun bilâ nihâyetin. Evvelü kadîmun bilâ ibtidâin, ve âhırun kerîmun mukîmun bilâ intihâin.
Ve ğafera zünûbel müznibîne keramen ve hılmen ve lütfen ve fadlâ.
Ellezi lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad. Leyse ke mislihî şey’ün ve hüves semî’ul basîr.
Ni’mel Mevlâ ve ni’men nasîr. Ğufrâneke Rabbenâ ve ileykel masîr.
Ve hasbünallâhü vahdehû ve ni’mel vekîl. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Yef’alüllâhü mâ yeşâü bi kudretihî, ve yahkümü mâ yürîdü bi ızzetih. Elâ lehül halku vel emr, tebârakellâhü rabbül âlemîn.
Ve neşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, ilâhen adlen cebbârâ, ve meliken kadîran kâhhârâ, liz zünûbi ğaffârâ, ve lil uyûbi settârâ.
Ve neşhedü enne seyyidenâ muhammeden abdühül mustafâ, sallellâhü aleyhi ve sellem, ve resûlühül müctebâ, ve emînühül muktedâ, şemsüd duhâ, bedrüd dücâ, nûrul verâ, sâhibu kâbe kavseyni ev ednâ, resûlus sekaleyn, ve nebiyyül haremeyn, ve imâmül kıbleteyn, ve ceddüs sibtayn, ve şefîu men fid dâreyn, resûlen mekkiyyen, medeniyyen, hâşimiyyen, kureşiyyen, ebtahiyyen, kerûbiyyen, rûhiyyen, rûhâniyyen, tekıyyen, nekıyyen, nebiyyen, kevkeben dürriyyen, şemsen müdi’en, kameran nûran nûrâniyyen, beşîran, nezîran, sirâcen münîrâ, sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem.

3. Vird-i Settar Duasının Anlamı (Meali)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Ey (kullarının kusurlarını) örten, ey (bağışlamasıyla günahları) örten! Ey Azîz, ey Ğaffâr! Ey Celîl, ey Cebbâr! Ey kalpleri ve gözleri (hâlden hâle) çeviren! Ey geceyi ve gündüzü tedbir eden! Bizi kabir ve cehennem azabından kurtar!

İlâhım, kusurlarımızı ört, günahlarımızı bağışla. Kabirlerimizi nurlandır, kalplerimizi temizle. Göğüslerimizi aç (ferahlat), kötülüklerimizi ört (affet). Bizi iyilerle birlikte vefat ettir ve hayırlılarla birlikte haşret.

Seni hakkıyla tanıyamadık, ne yücesin sen ey bilinen (ma’rûf)! Sana hakkıyla kulluk edemedik, ne yücesin sen ey kendisine kulluk edilen (ma’bûd)! Seni hakkıyla zikredemedik, ne yücesin sen ey zikredilen (mezkûr)! Sana hakkıyla şükredemedik, ne yücesin sen ey şükredilen (meşkûr)!

(Okuduğumuz bu dua,) Allah’tan bir lütuf ve rahmettir. (Bu nimetler) Allah’tan bir şükür ve nimettir. Hamd ve minnet Allah’a mahsustur.

Allah’a, bize verdiği tâat ve başarıdan dolayı hamd olsun. İşlediğimiz kasıtlı, kasıtsız, hata ile, unutarak, eksik ve kusurlu işlediğimiz her günahtan Allah’a mağfiret dileriz.

Allah’ım! Hamd, nimetlerine denk ve fazlana karşılık olacak şekilde sanadır. Bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm övgülerinle sana hamdederiz. Her hâlimizde, ey hâlleri değiştiren, hâlimizi en güzel hâle çevir.

Her korku için “Lâ ilâhe illallâh”ı, her nimet için “Elhamdülillâh”ı, her rahatlık için “Şükrillâh”ı, her şaşılacak şey için “Sübhânallâh”ı, her günah için “Estağfirullâh”ı, her musibet için “İnnâ lillâh”ı, her darlık için “Hasbiyallâh”ı, her kaza ve kader için “Tevekkeltü alallâh”ı, her taat ve isyan için “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”ı, her tasa ve keder için “Mâşâallâh”ı hazırladım (kendime şiar edindim).

Allah’a hiçbir şey gâlip gelemez. O, her şeye gâliptir. Allah bana yeter, O ne güzel vekildir. Allah, dua edeni işitir. O’nun (varlığının) ne ilk ne de son sınırı vardır. Allah’tan başka ilâh yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. Diriltir ve öldürür. O, ebedî, sürekli, her şeyden müstağni ve bâkî olarak diridir, asla ölmez. Hayır O’nun elindedir ve O her şeye kâdirdir. Dönüş ancak O’nadır.

Allah’ım, sana yapacağım senâları sayamam, sen kendi nefsini övdüğün gibi (sonsuz senâya lâyıksın). Himayen yücedir, senân yücelmiştir ve senden başka ilâh yoktur.

Rahmân, arşa istivâ etmiştir. Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altında ne varsa O’nundur. Sözü açıktan söylesen de (bil ki) O, gizliyi ve daha gizliyi bilir.

Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O’nundur, O’na onlarla dua edin. Yüce Allah doğru söylemiştir.

O Allah’tır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Rahmân’dır, Rahîm’dir; celâli ne yücedir.

O; Mâlik, Kuddûs, Selâm, Mü’min, Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir, Hâlık, Bâri’, Musavvir, Ğaffâr, Kahhâr, Vehhâb, Rezzâk, Fettâh, Alîm, Kâbıd, Bâsıt, Hâfid, Râfi’, Muizz, Müzill, Semî’, Basîr, Hakem, Adl, Latîf, Habîr, Halîm, Azîm, Ğafûr, Şekûr, Aliyy, Kebîr, Hafîz, Mukît, Hasîb, Celîl, Kerîm, Rakîb, Mücîb, Vâsi’, Hakîm, Vedûd, Mecîd, Bâis, Şehîd, Hakk, Vekîl, Kaviyy, Metîn, Veliyy, Hamîd, Muhsî, Mübdi’, Muîd, Muhyî, Mumît, Hayy, Kayyûm, Vâcid, Mâcid, Vâhid, Ehad, Samed, Kâdir, Muktedir, Mukaddim, Muahhir, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın, Vâlî, Müteâlî, Birr, Tevvâb, Müntekim, Afüvv, Raûf, Mâlikü’l-Mülk, Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm, Muksit, Câmi’, Ğaniyy, Muğnî, Mâni’, Dârr, Nâfi’, Nûr, Hâdî, Bedî’, Bâkî, Vâris, Reşîd, Sabûr’dur. (Celâli ne yücedir.)

Zâtı, benzerlerden münezzehtir; sıfatları, varlıkların sıfatlarına benzemekten yücedir. Kudretine dair ayetleri (delilleri), O’nun rubûbiyyetine şahitlik eder. Yaratılmış olanlar (eserler) ise O’nun birliğine delildir.

O, “azlıktan değil” hakikî olarak Vâhid’dir. Sonradan olma bir sebeple değil, ezelî olarak Mevcûd’tur. Cömertliğiyle bilinir, ihsanıyla vasfedilir. Sınırsızca bilinir, sonsuzca vasfedilir. İlksiz olarak Kadîm’dir. Sonu olmayan, sonsuz bir sonla Kerîm ve Mukîm’dir.

Günahkârların günahlarını keremiyle, yumuşaklığıyla, lütfuyla ve fazlıyla bağışlar.

O, doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi değildir. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işiten ve görendir.

O ne güzel Mevlâ’dır, O ne güzel yardımcıdır! Rabbimiz, affına sığındık, dönüş sanadır.

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah’ın yardımıyladır.

Allah dilediğini kudretiyle yapar, dilediği hükmü izzetiyle yürütür. Bilin ki yaratmak da emir de O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir, ne bereketlidir.

Şahitlik ederiz ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir, ortağı yoktur. O, adalet sahibi, kahredici bir ilâhtır. Gücü yeten, kahredici bir melik (hükümdar)dır. Günahları bağışlayan, kusurları örtendir.

Yine şahitlik ederiz ki, efendimiz Muhammed (s.a.v.) O’nun seçilmiş kulu, beğenilmiş elçisi, güvenilir ve kendisine uyulan rehberidir. O, kuşluk güneşi, karanlık gece ayı, yaratılmışların nuru, iki yay kadar veya daha yakın olanın sahibi, iki ağır yükün (insanlar ve cinlerin) elçisi, iki kutsal beldenin (Mekke ve Medine’nin) peygamberi, iki kıblenin imamı, iki torunun (Hasan ve Hüseyin’in) dedesi, iki dünyadakilerin şefaatçisidir. O; Mekkî, Medenî, Hâşimî, Kureyşî,
Read More Read More / Comment Comment
Toplam (239) Sayfa: 1 2 3 4 5 … 239 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Dost Sayfalar1:

  • Bizde Forum
  • Bizde Blog
  • Dini Forum
  • Raşit Tunca
  • RT3 Board

Dost Sayfalar2:

  • www.raşit.tunca.at
  • Raşidi Tarikatı Blog
  • Efsane Board
  • Raşit Tunca
  • Bilge Forum

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Dini Forum
  • Yukarı Git
  • Arşiv
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 04-14-2026, 12:23 PM Türkçe Çeviri: MyBB, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS