Püf Noktalarını Yakalayanları Severim
(Kar©glan'ın 02 Aralık 2014 Salı Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
Sadakallahul Aziym — Necm Suresi
OKUNUŞU
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
1. Ven necmi iza heva
2. Ma dalle sahıbukum ve ma ğava
3. Ve ma yentıku anil heva
4. İn huve illa vahyuy yuha
5. Allemehu şedidul kuva 6. Zu mirrah festeva
7. Ve huve bil ufukıl a'la 8. Summe dena fe tedella
MEALİ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
2. Sahibiniz sapmadı ve batıla inanmadı.
3. O, anlaşılmaz, mantıksız şeylerde konuşmaz.
4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
5. 6. Çünkü O çok güçlü kuvvetli biridir; bilgi ile bilmektedir ki onun bilgisi her yeri kaplamıştır.
7. Kendisi en yüksek ufukta durmaktadır; yani en ufuktan bütün kâinata bakmaktadır.
8. Sonra O, dünyaya kadar sarktı (size kadar indi), bilgisini yaydı.
Sadakallahul Aziym — Necm Suresi
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
"İnsanların işi, kendilerine on iki zat hükmettiği müddetçe yürümekte devam edecektir."
(Hadîs-i Şerîf)
Allahümme salli ala delilul iman Muhammed Rasulallah.
Ellezi "La ilahe illallah Muhammedün Rasulallah."
Ve salatun ve selamun ala cemi'il Enbiyai vel Mürseliyn, ve salaten selamen cemi'il Melaiketül mukarrebun.
Yolculuğumuza başlıyoruz:
12 burç vardır ve dünyanın yönetimi, on iki kişilik yani on iki burç kişiliğince yönetildikçe yolunda devam eder, demiştir; yani o hadiste Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Dünyamızın popülasyonu, yani toplulukları, işte her ayda doğacak çocukların devam etmesi ile beka bulur, demektir; yani devam eder. Ve ne zaman birinde az doğum oldu, düzen bozuldu; ne zaman birinde çok doğum oldu, yine bozuldu demektir. Amma Allahu Teâlâ bazen patates çok bitirir, bazen elma, bazen kiraz... Ve yani bazen dünyanın neşesi azalmıştır, neşe eker; yani neşe ve eşe bebeler doğar. Bazen Gülben, bazen Raşid, bazen de Raşit işte. Ve Şid veya Şit aleyhisselam, Adem atamızdan sonraki ikinci peygamberdir; ikinci büyük insan, ikinci en büyük atamız. Ve Raşid ismi, sonda yazdığı gibi Şid ismine ve Şid peygambere mazhardır. Latincede 5 harften oluşur, Arapça'da üç harften; ikisinde de ortada "ş" vardır. Yani ortada iki tarafa pendel yapan, aynı o sarkaçlı saatlerin sarkacı gibi bir o yana bir bu yana sarkan pendel yapan şeytan vardır. Yani ortada "ş" olacak şekilde bölünce ikiye "Ra" ve "id" kalır. Ra, yani dişli demek; yani çark demek. Nitekim Kur'an'da Ra'yı yani Rad Suresi olarak bildirir. Ve Rad Suresi demek, kâinatın çarkı demektir. Ve Raşit, yani "Ra-ş-it"; yani uzaylı, dünyalı değil yani.
Ve Mevleviler sema gösterisi yaparken sağ el yukarı kaldırılır ve açılır, sol el ise aşağıya indirilir ve yere sarkıtılır; Haktan alıp Hakk'a dağıtılır yani.
Ve eski kurmalı saatlerde ve o camilerdeki sarkaçlı, anahtarlı saatlerde saat sistemi çarklardan oluşur. Ve bir de zemberek vardır; yani zemberek yayı. Ve zemberek yayını kurunca yay yavaş yavaş o çarkları döndürür ve böylece saat çalışır. Ve Raşit demek işte çark demek; ve çark demek saat demek, saat demek zaman demek; saat demek o saatin bir sahibi var demek. Ve zamanın sahibi demek, bu ahir zamanda Mehdi aleyhisselam demektir. Böylece bunu anladıysanız, o baştaki Necm Suresi'ndeki ayette geçen "sizin sahibiniz sapmadı, batıla da inanmadı"da geçen "sahibin", yani zamanın sahibi olduğunu anlamanız lazımdır. Bu, Muhammed görevdeyken Muhammed için, Hz. İbrahim görevdeyken İbrahim için, Musa Musa, İsa İsa ve Nuh Nuh için, Nuh aleyhisselam olduğu geçerlidir. Ve zamanımızda zamanın çarkının sahibi, yürüyen kâinat, çark, Rad olan Mehdi aleyhisselamdır yani. Ve demek ki o sapmamış ve batıla inanmamış demektir. Ve o konuşunca da mantıksız, anlaşılmayacak şeyler konuşmazmış. Ve onun bildirdikleri "ille yuha" yani vahy ile konuşur. Ve o bilgi bütün kâinatı kaplamıştır. Ve o kâinatta yazılı olan Kur'an ve hak bilgisidir. Ve o bilgiyi Haktan alıp halka dağıtır demektir bu yani.
Sarkıtır demektir.
Ve Yay burçlarını Mehdi aleyhisselam gerip de işte kurar ve zamanın işlemesini sağlar. Ve en küçük zaman birimi 1 dakika; yani en kısa ömürlü, yani kelebek ve birli. Ve onun da altında zaman birimleri var yani. Ya burcunun babası birli İsa. Ve İsa, penisilin bakterisinin erkek olanının pipisinin ucundaki sünnet boğumundan ötesi yani. Çark çark içinde, çark çark içinde. Yani ve bazen olur ki bir saniye ile hayat kurtulur; bir FI şalteri ile eğer kaçak cereyan gelirse, işte kaçak cereyanı topraklama sistemine kaydırıp böylece elektriğin "uak kreis" yapmasını sağlar ve insan, hayvan hayatı kurtulmuş olur yani. Ve Mehdi uzaktan dönüp gelince "kaçak elektrik var" demekmiş. Ve Muhammed bayram namazına giderken bir sokaktan gider, diğer sokaktan dönerdi; bütün kaçak elektrikleri toplar öyle dönerdi evine yani. Kaçak elektrik barındırmayacan kardeşim.
Ve geçen ayın 26'sıydı galiba, Amerika'da Şükran Günü'ydü. Ve bu konunun geniş açıklaması olan şu iki risale bu vaazin parçası oldu.
29 Kasım günü Facebook'ta bu risalemizi yayınladık:
Happy Thanksgiving Bayramınız — Ernte Dank Festiniz — Rabbimize Şükran Gününüz kutlu ve mutlu olsun dileklerimle. Diğer din mensubu kardeşlerimizden geciken mesaj için özür dilerim. Ve İngilizcemizin galizliği yüzünden anlamadık; tabi bizde Ernte Dank Fest geçiyor, İngilizce'de Happy Thanksgiving. Gördüm amma jeton dört köşe geldi, düşmedi yani. Ve Happy Thanksgiving günü hindi pişirip hep birlikte yeme günü değil; oradaki hindi, bütün kesip yediğimiz hayvanları temsil eder. Ve bu hâl ile Happy Thanksgiving bayramı, o sene içinde ekilip biçilen ve yetiştirip kestiğimiz ve soframıza gelen bütün hayvanlara, yiyeceklere, giyeceklere ve bineklerimize, yaptıklarımıza, o sene için teşekkürlerimizi Rabbimize sunma gecesidir. Elbet bunu bilenler bilinçli ve şuurlu olarak yapmaktadırlar. Ve bütün aileyi bir araya toplayıp ailecek Rabbimize verdiği nimetler için şükretmek herhalde İslam'a yabancı bir bayram olmasa gerek, değil mi? Ve Muhammed, nasıl Yahudi birisinin Aşure günü oruç tuttuğunu görünce "Musa bize vallahi sizden daha yakındır" deyip ümmetine o günü oruç tutmalarını emrettiyse... Kimden öğrendi? Bir Yahudi dindar adamdan. Öyleyse Rabbimizin bizzat Kur'an'dan bildirmediği, fakat diğer peygamber hazretlerine bildirdiği güzel şeyler ve bayramlar da varmış. İşte Şükran Günü de bizim Aşure günümüz gibi, Rabbimize teşekkür etme, verdiği nimetleri anıp onun rahmetini, bereketini yad edip teşekkür etme gecesidir. Ve biz de Muhammed'in yolundan gidip Müslümanlara tavsiye ediyoruz ki: Vallahi bu adet Müslümanlara diğer din kardeşlerimizden daha çok sevimli olup yapılması ve tatbik edilmesi gereken ve diğer ümmetlere verilmiş güzel bir öğreti ve bayramdır. Müslümanlık güzel olan hiçbir şeyin karşısında olmaz. O yüzden bu günü kutlayan ve kutlayacak olan ve bütün diğer din mensubu kardeşlerimizin ve bundan sonra senenin sonlarında bir günü de Rabbimize verdiği nimetler için teşekkür gecesi kabul edip ailesini bir araya toplayıp kutlayacak ve Rabbimizin o sene verdiği nimetleri dile getirip yad etmek ve Rabbimizi sena etmek gecesi kabul edecek mümin kardeşlerimizin Şükran Gecesi kutlu, mutlu ve birlik ve beraberlik gecesi olsun.
Teşekkürler Rabbimiz! Bir sene boyu bizleri yedirdin, içirdin, doyurdun, giydirdin ve gideceğimiz yerlere ulaşmamızı hele bu zamanda en kolay kılıp yerlerimize vaaz ettin (ulaştırdın). Hamd ve senalar, teşekkürler, şükranlar, kullarına Rahmeti bol padişah olan Allah'adır. Şükran geceniz mutlu olsun ey Mehdi Cemaati, ahirzaman ümmeti.
Tabii biz de âlim de olsak, Muhammed iki cihanın habibi de olsa, bir Yahudi'den duyduysa o günün, Aşure gününün önemli olduğunu... Biz de duyuyoruz amma ne gün, hafızaya kaydetmedik. Ve o günün tarihi araştırılıp hikâyesi ile birlikte o günde kutlanması en efdal olanıdır. Nasıl Aşure, Muharrem'in onuysa, Şükran Gecesi'nin de belli bir vakti vardır elbet. Bizi bunu bilmiyor diye ayıplamayın lütfen. Muhammed de o günü bilmiyordu; bir Yahudi'den duydu ve öğrendi. Biz ondan daha üstün değiliz ki her şeyi biliverelim, değil mi? Küçük özür.
Tarih konusunda da bir açıklama getirelim:
Ve bizim doğduğumuz Türkiye'de arpa hasat mevsimi gündönümünde veya gündönümünden iki gün sonra olur. Yani gün dönümü, bahardan yaza geçtiğimiz 21 Haziran'dır. Ve bu gün esas alınarak hesap yapılırsa daha güzel olur sanırım. En eski hesap Museviler'de vardır ve bu hesap için bu vakit başlangıç alınıp Musevi hesabına göre yapılsın deriz. Amma işte bu her ülke için farklı bir zamana rastlayabilir. Eğer değişik zamanlarda oluyorsa bu bayram canlıdır ve hareket edip gezmektedir demek olur.
Ve ertesi gün 30 Kasım'da da bu risaleyi yayınladık:
Sizlerle birlikte biz de irşad oluyoruz güzel kardeşlerim.
Ne demiştik? Sonbahar ve kışa girerken hafif bir kavga başlatın ki kış burçlarıyla; ve kavganın galibi ilkbahar geldiğinde galip gelecek şekilde bir kavga, dedik. Ve dün dedi ki: "Paskalyanızı, Şükran Gününüzü biz alacağız diyoruz." Kimse itiraz etmiyor. Ve böyle olunca Rabbimizin dünyanın bir yerini yaz, bir yerini kış; ve insan ve cin, ve şeytan gibi; ve yine siyah beyaz, tatlı acı gibi iki kutuplu yaratma hikmetini anlamamış oluyorsunuz. İşte bulut kümelerinin o tatlı kavgasından dolayı rahmet doğar ve insanların üstüne yağmur olur, kar olur yağar yani. Siyah ile beyaz giri de birleşmeyecek; siyah "ben siyah olmasını istiyorum" diyecek. Yıllardır şeytan aleyhillane kavgadan vazgeçmedi; neden? Görevi o; o itiraz edecek, kutup oluşturacak. Ve yaz kutbu, kış kutbu... Ve böylece dünyamızda bereket olacak. Yani kâfirler de dünyada hep bulunacaktır; Nuh gibi hepsini yok etmeye kalkmayacan.
Ve evet, ben bir milliyetçiyim amma nereye kadar? Aynı vahdet-i vücuttaki tırnağın bir benliği olup "ben tırnağım" dediği gibi, ben de "Türk'üm ve Müslüman'ım" diyeceğim ki var olabileyim ve vahdet-i vücuttaki yerimi koruyayım. Ve yine dişler "ben diş olacağım" demiş de diş olmuşlar. Ve böylece ben Türk'üm kardeşim, var mı itirazı olan? Öyleyse kâfir ve mümin hep olacak. Arada münafıklar da olur; onlar da havanın yumuşaması için gerekli olanlar.
Ve siz saf kullar, Paskalya veya Şükran Günü sizin... Hiç Şükran Günü verilir mi? İtiraz edeceksiniz ve hafif bir kavga edeceğiz; tatlı bir kavga. Ve kar yağacaktı. Yani herkes saf saf inandı ve bize vermeye karar kıldılar. Olmaaaz! Biz mi öğreteceğiz bunu da? Tabii insanların ufku açılmayınca çözemiyor, değil mi? Ben de demin çözdüm; hava hafif yumuşamaya başlayınca itiraz eden olmadığını fark ettim. Yani işte Allah insanları ve dünyamızı zıt kutuplardan halketmiş. Bu kanun ve yasa bozulmamaya çalışılmalı. Kâfir kâfirlik edecek; amma mikrobun mikropluğu, onun hasta edici, iyilere düşman olmasından... İyiler de itiraz edecek, "biz sizi öldürürüz" deyip mikropları ve şeytan ordusunu öldürecek ki hasta olmasın yani. Zıt kutup hikmeti kardeşlerim. Herkes sınırlarını korumaya çalışacak ve bir bedenin parçaları olduğumuzu da unutmayacağız. Ne kadar itiraz etsek de hepimiz o bedenin parçalarıyız dedi mi bir yerde ılık meltem yelleri esivercek. Ve bizim birilerine bazen sesimizin gittiği yere kadar kıçımızı yırtarcasına bağırmamızın hikmetini de anladınız siz; anlamadınız mı? Anladınız, anladınız değil mi?
Ve öyle kimse dinler birliği falan oluşturmayacak. Ve her çark yerinde olunca bu düzen beka bulup yürür, demiyor mu Muhammed? Ve ne diyor? "İnsanların işi, kendilerine on iki zat hükmettiği müddetçe yürümekte devam edecektir." diyor. Yani her çark yerinde olacak; ne Hristiyan Müslüman, ne Müslüman Hristiyan olacak. Ve siyah siyah duracak, beyaz beyaz duracak; iyiler iyi, kötüler de kötü olacak; cennet cennet, cehennem de cehennem olarak kalacak. Ve kimse diyemez ki insandaki gözün ve kaşın birisi de şöyle sağ dizimin üstünde olursa iyi olur, diyebilir mi? Hayır; gözler yerinde olunca güzel ve tam faaliyet ve verim vermekte; dizler de diz denilen yerde güzel. Öyleyse kimse çarkı ve bu düzeni bozmayacak kardeşim. Nitekim Nuh aleyhisselam dedi: "Neccini... ya Rab." Ve dünya çark oldu. Hani kâfir bitti mi? Yine kâfirler doğdu ve doğmaya devam ediyor. Yani elma güzel de elmanın çöpünü veya elmayı çürüten bakteri pis mi yav, demek olur mu? O bakteri olmasa elmalar plastik gibi senelerce çürümese, dünyada çöpten başka şey olmazdı, sığamazdık bu dünyaya. Bakteriler de kâfirler de münafıklar da olacak; mümin ve salihler de olacak. Herkes sınırını koruyacak.
Aciyan acıyacak duruma düşer. Neymiş? Merhamet etmeyene merhamet edilmezmiş. Sen Allah'tan daha mı merhametlisin? Âdem yaratılırken işte Cebrail, Mikail dünyadan toprak alamadılar. Dünya dedi ki: "Benden doğacak Âdem'i cehenneme atıp yakacakmış Allah; benden toprak alma." diye yalvardı dünya. Ve Cebrail acıdı, alamadı; Mikail acıdı, alamadı. En son Azrail: "Ben" dedi, "Allah'tan daha fazla korkarım." dedi. Yanına varınca "Neden benim emrimi tutmadın?" derse, "Ben O'ndan daha fazla korkarım. O Allah, sen ise bir topraksın." dedi. Ve toprağın ağlamasına, sızlamasına bakmadı, aldı götürdü de öyle Âdem halkoldu. Sen acıyacan, bu acıyacak... Nasıl biz Âdem olacağız o zaman? Nasıl Âdem doğacak o zaman? Merhamet merhamet nereye kadar?
Ve Muhammed ne dedi? "La ilahe illallah diyen cennete girecek." Yani imanlı kimse cennete girecek. Yani iman sadece "Muhammed peygamberdir" demekle olmaz. Adam Allah'a iman etmiş ve diyor ki:
"La ilahe illallah, İsa Ruhullah." Bu da imandır. Yine "La ilahe illallah, Musa Kelimullah." diyorsa yine imandır.
Ve karıncalara reis olarak bir karınca reislik ederken, sen kim oluyorsun da dünyaya bir kişi reislik etsin diyorsun? Yani dünyada koyundan başka şey olmasın demektir; yani herkes Müslüman olsun demek. Bu dünyanın çarkını bir koyun mu döndürecek? Çöpçüsü var, dişçisi var, kuşçusu var bu dünyanın. Öyle "bir Müslüman olsun, başka bir şey olmasın" demek de ne büyük ahmaklıktır haaa! Önemli olan imandır ve imanda asıl olan yeri birinci kısmıdır; yani "La ilahe illallah". Diğer kısmı hangi ümmet olduğumuzu gösterir. İsa ümmeti, İsa ümmetidir; Musa ümmeti de Musa. Ve kimse melez, nonoş, kırma katır doğurtmayacak.
Ve mikrobu bala bandıran, tertemiz saf suyla yıkayan, süte bandıran da "temiz olsun, Müslüman edip imanlı olsun" demek olmaz. Mikrop, mikrop suretinde yaratıldığı için mikropluğundan dolayı mikropluğunu korur. Onu yıkamak, suya bandırmak, süte bandırmak, altına bandırmak, kalay sürmek temiz yapmaz. O, yaratılış itibari ile kötü ve mikrop ve şeytan askeri ve hasta edicidir. Onu sen rahmete boğup temiz yapamazsın. Kılıçla da Müslümanlık olmaz, olmadı da zaten. Rabbimin yasalarına aykırı. Niye şeytan bunca sene iman gelip tertemiz olmadı? O kadar mı akılsız? Hâlbuki o Allah'ı gördü ve biliyorken, o iş için halkolduğundan dolayı görevi siyah enerji; kendinin dediği gibi cehennemin hatipi olarak halkolmuşken, "gel şeytan iman et" demek ahmaklıktır.
Ve Rabbimin yasalarında kâinat zıtlardan, tezatlardan halkolmuş; sağ el sol el, sağ göz sol göz.
Ve gecenin vakti dolunca, gündüz göreve girmezse bu çark dönmez. Yine yaz bitince sonbahar, sonbahar bitince kış göreve girecek ki bu mevsimler düzende olsun. Mevsimler düzende olursa bitkiler hayat bulur; bitkiler hayat bulursa önce oksijen olur, sonra meyve sebze, yiyecek giyecek olur. Ve çark çarka bağlı, çark çarka bağlı. O zaman siyah ile beyaz zıt; siyaha "beyaz ol" demek olmaz, beyaza "siyah ol" demek de olmaz. Zaten dünyanın bir yarısı yazken diğer yarısı kış; bir yanı geceyken bir yanı gündüz. Öyleyse sen Hakk'ı içinde ara; öyle semalarda arama. Hak sende, seninle hemhâl iken, senin arşlara semalara çıkıp Muhammed ve Allah araman hotfuruşlukdur.
Rabbim Mehdi Cemaati'ne idrak versin ki, gözünün önündekini koyup da diyar diyar gezdirmesin.
Elfatiha maassalavat.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 02.12.2014 Salı
Original Kar © glan
SELiM46

