MUSİBETLERDEN İBRET, ADALETTEN AYRILMAMAK VE İNSANLIĞIN EMANETİ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Aziz müminler, kıymetli kardeşlerim!
Hamd, bizleri yoktan var eden, hayatı ve ölümü yaratan, kullarına akıl, irade ve vicdan veren Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, insanlığa merhameti, adaleti, güzel ahlâkı ve hakikati öğreten Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’ya olsun.
Bugünkü vaazımızda 2020 yılının ocak ayının son haftasında, özellikle 27–31 Ocak tarihleri arasında dünya, Türkiye ve İslam coğrafyasında yaşanan hadiseleri hatırlayacak; bu hadiselerin bize Kur’an ve sünnet ışığında hangi dersleri verdiğini anlamaya çalışacağız.
Bizim maksadımız yalnızca geçmişte yaşanmış olayları sıralamak değildir. Asıl maksadımız, olayların içindeki ibreti görmek, insanın sorumluluğunu hatırlamak, kalbimizi katılıktan korumak ve Rabbimizin huzurunda nasıl bir kul olmamız gerektiğini düşünmektir.
Çünkü tarih yalnızca hükümdarların, devletlerin ve savaşların hikâyesi değildir. Tarih aynı zamanda insanların birbirlerine nasıl davrandığının, mazlumun yanında kimin durduğunun, felâket karşısında kimin el uzattığının ve güç sahibi olanların adaleti ne ölçüde gözettiğinin de kaydıdır.
1. TÜRKİYE’DE ELAZIĞ DEPREMİ: MUSİBET KARŞISINDA KARDEŞLİK VE MERHAMET
Kıymetli kardeşlerim!
24 Ocak 2020 akşamında Elazığ’ın Sivrice ilçesi merkezli, 6,8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Depremin ardından Elazığ ve Malatya’da can kayıpları yaşandı, çok sayıda insan yaralandı ve pek çok aile evsiz kaldı. Ocak ayının son haftasında arama kurtarma ve yardım çalışmaları devam ediyordu.
Bu hadise bize bir kez daha gösterdi ki insan, sahip olduğu malın, makamın ve imkânların içinde kendisini ne kadar güçlü görürse görsün, hayatın ne kadar hassas bir emanet olduğunu unutmamalıdır.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!”
(Bakara Suresi, 155. ayet)
Devamındaki ayetlerde, başlarına bir musibet geldiğinde “Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.” diyen sabırlı kullar övülür. (Bakara Suresi, 156. ayet)
Aziz müminler!
Bu ayetler, depremde yakınlarını kaybeden insanlara acılarını küçümseyerek yaklaşmamızı değil; onların yanında bulunmamızı, sabırlarına destek olmamızı ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmamızı öğretir.
Bir insanın evi yıkıldığında yalnızca duvarları yıkılmaz; hatıraları, güven duygusu ve günlük hayatı da sarsılır. Bir anne evladını kaybettiğinde, bir çocuk anne babasından ayrı düştüğünde, bir aile soğukta ve çaresizlik içinde kaldığında bizim görevimiz uzaktan hüküm vermek değil, elimizden gelen yardımı yapmaktır.
Depremzedelere yiyecek, giyecek, barınma ve maddî destek sağlamak; yaşlıları, çocukları ve engellileri gözetmek; arama kurtarma ekiplerinin çalışmalarına yardımcı olmak, merhametin hayata geçirilmiş hâlidir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini koruyup gözetmede bir vücut gibidir.”
(Buhârî ve Müslim’de rivayet edilen hadis)
Öyleyse kardeşlerim, bir bölgede felâket yaşanırken başka bir bölgede yaşayan insanlar da kendilerini sorumlu hissetmelidir. Birimizin acısı hepimizin vicdanına dokunmalıdır.
Ayrıca deprem karşısında yalnızca dua etmekle yetinmemeli; sağlam binalar yapmak, bilimsel uyarıları dikkate almak, yapı güvenliğini denetlemek ve afetlere hazırlıklı olmak için de gayret göstermeliyiz. Tedbir almak tevekküle aykırı değildir. Bilakis insanın kendisine ve başkalarına karşı taşıdığı sorumluluğun gereğidir.
Allah, Elazığ ve Malatya depreminde hayatını kaybedenlere rahmet eylesin; yaralılara şifa, yakınlarını kaybedenlere sabır, evsiz kalanlara yardım ve bütün milletimize dayanışma nasip etsin.
2. DÜNYADA YENİ BİR SAĞLIK ENDİŞESİ: KORONAVİRÜS VE İNSANIN SORUMLULUĞU
Aziz kardeşlerim!
Ocak 2020’nin son günlerinde dünya, Çin’in Vuhan şehrinde ortaya çıkan yeni koronavirüs salgınına ilişkin gelişmeleri yakından takip ediyordu. Dünya Sağlık Örgütü temsilcileri 28 Ocak’ta Çin’de temaslarda bulundu. 30 Ocak’ta ise salgın, uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu olarak ilan edildi.
O günlerde hastalığın nasıl yayılacağı ve dünya çapında ne gibi sonuçlar doğuracağı henüz bütünüyle bilinmiyordu. Fakat bu gelişmeler, insanlığın sağlık konusunda ortak sorumluluk taşıdığını açıkça gösteriyordu.
Bir ülkede ortaya çıkan hastalık, ulaşım ve insan hareketliliği sebebiyle kısa zamanda başka ülkeleri de ilgilendirebilir. Bu nedenle sağlık tedbirleri, bilimsel araştırmalar, doğru bilgilendirme ve ülkeler arasındaki iş birliği büyük önem taşır.
Rabbimiz şöyle buyurur:
“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”
(Bakara Suresi, 195. ayetten)
Bu ayetin genel ahlâkî mesajı üzerinde düşünürken, insanın kendi canını ve başkalarının sağlığını koruma sorumluluğunu da hatırlamalıyız.
Dinimiz, tedbirsizliği tevekkül diye göstermeyi öğretmez. Hastalık karşısında gerekli önlemleri almak, hekimlerin ve yetkili sağlık kurumlarının güvenilir bilgilerini dikkate almak, başkalarını tehlikeye atmamak ve hastalara yardım etmek kulluk sorumluluğumuzun içindedir.
Ancak burada çok önemli bir noktaya dikkat etmeliyiz: Bir hastalığın ortaya çıkmasını belirli bir topluluğun günahlarına bağlayarak insanları suçlamak doğru değildir. Hastalık yaşayan insanları hor görmek, onları dışlamak veya acılarını küçümsemek de merhamet ahlâkına aykırıdır.
Bir insan hastalandığında onunla alay etmek değil, iyileşmesi için dua etmek ve imkânlarımız ölçüsünde destek olmak gerekir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Kim bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.”
(Mâide Suresi, 32. ayetin ilgili bölümü)
Bu ayetin bize hatırlattığı sorumluluk büyüktür: Bir insanın hayatını korumak, insanlığa hizmet etmektir. Bir sağlık çalışanının fedakârlığı, bir hastaya uzatılan yardım eli, doğru bilginin paylaşılması ve insanların paniğe sürüklenmesini önlemek de bu sorumluluğun parçalarıdır.
Kardeşlerim, korku insanı bencil hâle getirmemeli; aksine birbirimizi daha dikkatli, daha anlayışlı ve daha merhametli korumamıza vesile olmalıdır.
3. FİLİSTİN MESELESİ: BARIŞIN TEMELİ ADALET OLMALIDIR
Değerli müminler!
Ocak ayının son haftasında dünya gündeminin önemli başlıklarından biri de Filistin meselesiydi. 28 Ocak 2020’de ABD Başkanı Donald Trump, İsrail-Filistin meselesine ilişkin bir plan açıkladı. Filistinli liderler planı reddetti; Batı Şeria ve Gazze’de protestolar düzenlendi. Türkiye ve bölgedeki başka ülkeler de plana ilişkin eleştirilerini dile getirdi.
Bu gelişme bize, barış kavramının yalnızca bir anlaşma metninden ibaret olmadığını hatırlatmaktadır.
Gerçek barışın kurulabilmesi için insanların hakları, güvenliği, haysiyeti ve geleceği dikkate alınmalıdır. Bir halkın sesinin duyulmadığı, insanların kendi hayatları hakkında söz söyleme imkânının göz ardı edildiği bir süreçte kalıcı uzlaşma sağlamak zorlaşır.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”
(Mâide Suresi, 8. ayet)
Bu ayet, Müslüman için çok büyük bir ölçüdür.
Bizler adaleti yalnızca sevdiğimiz insanlara uygulayamayız. Bir insanı sevdiğimiz için onun yanlışını doğru sayamayız. Bir topluluğa kızdığımız için o topluluğun bütün mensuplarına haksızlık edemeyiz. Hakkı savunurken de ölçüyü, merhameti ve doğruluğu kaybedemeyiz.
Filistinli sivillerin can güvenliğini, haklarını ve insanca yaşama taleplerini savunmak; onların acılarını görmezden gelmemek, insanî ve ahlâkî bir sorumluluktur. Aynı şekilde, sivillere yönelik şiddeti kim gerçekleştirirse gerçekleştirsin reddetmek, insan hayatını korumak ve adil bir çözüm için gayret etmek gerekir.
Kudüs ve Mescid-i Aksâ Müslümanlar için büyük bir manevî değere sahiptir. Bu sevgi, yalnızca sözle değil; bilinçli olmak, tarihî gerçekleri doğru öğrenmek, mazlumlara yardım etmek, dua etmek ve adaleti savunmakla da gösterilmelidir.
Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun.”
(Nisâ Suresi, 135. ayet)
Öyleyse adalet bizim için bir tarafgirlik aracı değil, bir kulluk vazifesidir.
Filistin’de, Suriye’de, Yemen’de ve dünyanın başka yerlerinde acı çeken insanları anarken; onların kimliğine, diline veya inancına göre merhametimizi azaltmamalıyız. Müslümanın vicdanı, zulmün karşısında ve insan hayatının yanında olmalıdır.
4. İSLAM COĞRAFYASINDA ÇATIŞMALAR: SİLAHLARIN SUSTUĞU, HAKKIN KONUŞTUĞU BİR DÜNYA
Aziz kardeşlerim!
İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde yaşanan çatışmalar, insanların evlerini terk etmesine, ailelerin parçalanmasına ve çocukların korku içinde büyümesine sebep oluyordu. Suriye’deki savaşın ve İdlib çevresindeki çatışmaların insani sonuçları da ocak ayının son haftasında dünya gündemindeki yerini koruyordu.
Savaşın gerçek yükünü çoğu zaman kararları verenler değil, evinden ayrılmak zorunda kalan aileler, yetim çocuklar, yaşlılar ve hastalar taşır.
Bir çocuğun güven içinde uyuyamaması, bir annenin evladının geleceğinden endişe duyması, bir babanın ailesini nasıl koruyacağını bilememesi, insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren meselelerdir.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et.”
(Enfâl Suresi, 61. ayet)
Bu ayet, barış kapısı açıldığında onu değerlendirmeyi ve uzlaşma imkânını gözetmeyi öğretir. Barışın kalıcı olabilmesi için verilen sözlerin tutulması, sivillerin korunması, insani yardımların ulaştırılması ve insanların güven içinde yaşayabilecekleri şartların oluşturulması gerekir.
Peygamber Efendimiz, Müslümanların birbirlerine haksızlık etmemesini ve birbirlerini yardımsız bırakmamasını öğütlemiştir. Bu öğreti, sadece yakın çevremizdeki insanlarla değil, acı çeken bütün insanlarla ilişkimizde de bize ahlâkî bir ölçü sunar.
Kardeşlerim!
Savaş haberlerini izlerken öfkeye kapılıp bütün bir milleti, kavmi veya dinî topluluğu düşman ilan etmek doğru değildir. Haksızlığı yapanın sorumluluğu ile o kimlikle anılan bütün insanların sorumluluğu birbirinden ayrılmalıdır.
Bir insanın işlediği suçu, masum çocuklara ve ailelere yüklemek adalet değildir. Müslümanın görevi, öfkesini büyütmek değil; hakkı savunurken vicdanını korumaktır.
Allah’ım! Savaş bölgelerinde yaşayan insanlara emniyet nasip eyle. Çocukları koru, yaralıları iyileştir, evsizlere barınak, açlara rızık, korku içindeki insanlara güven ver. İnsanları zulümden uzaklaştır ve adil bir barışa vesile olacak yollar aç.
5. HABERLER, SÖZLER VE SOSYAL SORUMLULUK: HER DUYDUĞUMUZA İNANMAMALIYIZ
Kıymetli kardeşlerim!
2020 yılının ocak ayının son haftasında deprem, salgın endişesi, Filistin meselesi ve savaş haberleri dünya kamuoyunu meşgul ediyordu. Böyle zamanlarda insanlar çok sayıda haberle karşılaşır. Doğru bilgilerle birlikte yanlış, eksik veya doğrulanmamış bilgiler de yayılabilir.
İşte burada müminin dili ve kalemi için önemli bir imtihan başlar.
Rabbimiz Hucurât Suresi’nde şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın.”
(Hucurât Suresi, 6. ayet)
Bu ayet bize, duyduğumuz her sözü hemen yaymamayı, haberin doğruluğunu araştırmayı ve insanlara zarar verebilecek iddialar karşısında dikkatli davranmayı öğretir.
Bir deprem hakkında yanlış bilgi yaymak, yardım çalışmalarını aksatabilir. Bir hastalık hakkında asılsız iddialar paylaşmak, insanların sağlığını tehlikeye atabilir. Savaş hakkında doğrulanmamış görüntüler ve suçlamalar yaymak ise öfkeyi büyütebilir, masum insanları hedef hâline getirebilir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun.”
(Buhârî ve Müslim)
Aziz müminler!
Bu hadis, susmanın her zaman doğru olduğu anlamına gelmez. Haksızlık karşısında hakikati söylemek, mazluma yardım etmek ve insanları iyiliğe çağırmak da önemlidir. Ancak konuştuğumuzda doğruyu söylemeli; eleştirirken iftira etmemeli; hakkı savunurken yalanla mücadele ederken kendimiz yalana düşmemeliyiz.
Sözümüz bir yarayı iyileştirebilir, fakat düşünmeden söylenen bir söz başka bir yaraya da sebep olabilir.
Öyleyse kendimize şu soruları soralım:
Bir haberi paylaşmadan önce doğruluğunu araştırıyor muyum?
Bir insan hakkında konuşurken onun hakkını gözetiyor muyum?
Öfkelendiğimde dilimi koruyabiliyor muyum?
Mazlumun yanında dururken adaletten ayrılıyor muyum?
Bu soruların cevabı, nefsimizi tanımamız ve ahlâkımızı güzelleştirmemiz için bize yol gösterecektir.
6. NEFİS MUHASEBESİ: DÜNYANIN HADİSELERİNDEN ÖNCE KENDİ KALBİMİZE BAKALIM
Aziz kardeşlerim!
Dünyada yaşanan hadiseler üzerine konuşmak kolaydır. Başkalarının hatalarını görmek de çoğu zaman kolay gelir. Fakat insanın kendi kusurlarını görmesi, kendi nefsini hesaba çekmesi ve yanlışlarını düzeltmesi daha fazla gayret ister.
Tasavvuf yolunda nefis muhasebesinin önemli bir yeri vardır. Nefis muhasebesi, insanın yalnızca başkalarını eleştirmesi değil; kendi niyetlerini, davranışlarını, sözlerini ve sorumluluklarını da gözden geçirmesidir.
Rabbimiz Haşr Suresi’nde şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın.”
(Haşr Suresi, 18. ayet)
Bu ayet bize, her günümüzü bir muhasebe fırsatı olarak değerlendirmemizi hatırlatır.
Elazığ’da insanlar evlerini kaybederken biz sahip olduklarımızın kıymetini biliyor muyuz?
Hastalık endişesi yaşayan insanlar varken sağlığımızın bir emanet olduğunu hatırlıyor muyuz?
Filistin’de ve başka bölgelerde insanlar haklarını ararken biz kendi hayatımızda adalete riayet ediyor muyuz?
Savaşların sona ermesini isterken ailemizde, komşuluğumuzda ve çevremizde barışa katkı sağlıyor muyuz?
Dünyanın düzelmesini isterken kendi nefsimizi düzeltmek için ne yapıyoruz?
Kardeşlerim, insan başkalarına merhamet öğütlerken kendi ailesine karşı merhametsiz davranıyorsa önce kendi davranışlarını düzeltmelidir. Adalet isteyen kişi, kendi menfaatine aykırı olduğunda da adaleti gözetmelidir. Doğruluk isteyen kişi, işine gelmediğinde de doğruyu söylemelidir.
İşte kulluk, yalnızca dil ile söylenen sözlerden ibaret değildir. Kulluk; niyetin, sözün ve davranışın aynı istikamette buluşmasıdır.
Zikir kalbi Allah’a yöneltir; fakat zikrin ahlâkımıza da yansıması gerekir. Allah’ı anan dil, insanlara iftira etmekten korunmalıdır. Allah’a yakınlaşmak isteyen kalp, kibirden ve haksızlıktan arınmaya çalışmalıdır. İbadet eden insan, muhtaçların hâlini görmeli ve imkânı ölçüsünde onlara yardım etmelidir.
Rabbimiz bizlere yalnızca ibadetlerimizi çoğaltmayı değil, güzel ahlâkımızı da geliştirmeyi nasip eylesin.
7. DÜNYA BİZE NE ÖĞRETİYOR? EMANETİ KORUMAK VE İYİLİĞİ ÇOĞALTMAK
Değerli müminler!
Ocak ayının son haftasındaki hadiseleri birlikte düşündüğümüzde birkaç temel ders ortaya çıkmaktadır.
Birincisi, hayat bir emanettir. Deprem karşısında insanın ne kadar güçsüz kalabileceğini gördük. Bu sebeple canı korumak, tedbir almak ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek önemlidir.
İkincisi, sağlık bir nimettir. Hastalık tehdidi karşısında bilimsel bilgiye, tedbire, iş birliğine ve insanlara karşı merhamete ihtiyaç vardır.
Üçüncüsü, adalet olmadan kalıcı barış kurulamaz. Filistin meselesi bize, insanların haklarını ve haysiyetini gözetmeden yapılan girişimlerin derin anlaşmazlıkları çözmekte zorlanacağını hatırlatmaktadır.
Dördüncüsü, savaşın bedelini çoğu zaman masum insanlar öder. Bu nedenle sivillerin korunması, insani yardımın ulaştırılması ve barış yollarının aranması temel bir sorumluluktur.
Beşincisi, haber karşısında dikkatli olmak gerekir. Doğru bilgiye ulaşmadan hüküm vermek ve doğruluğu araştırmadan bir iddiayı yaymak, başka insanların haklarına zarar verebilir.
Altıncısı, insan başkalarını hesaba çekmeden önce kendi nefsini hesaba çekmelidir. Kendi ahlâkını düzeltmeyen insanın yalnızca başkalarını suçlaması, dünyayı iyileştirmek için yeterli değildir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.”
(Buhârî ve Müslim)
Bu hadis, insan ilişkilerimiz için büyük bir ölçüdür. Kendimiz için güvenlik istiyorsak başkalarının da güvenliğini istemeliyiz. Kendimiz için adalet istiyorsak başkalarına da adaletli davranmalıyız. Kendi ailemizin korunmasını istiyorsak başka ailelerin acılarını da önemsemeliyiz.
Müslümanlık, yalnızca kendi huzurunu düşünmek değil; gücü ve imkânı ölçüsünde başkalarının huzuruna da katkıda bulunmaktır.
8. SONUÇ VE DUA: ALLAH’IM, BİZLERİ ADALETTEN VE MERHAMETTEN AYIRMA
Aziz müminler, kıymetli kardeşlerim!
2020 yılının ocak ayının son haftası, Türkiye’de deprem felâketinin yaralarını sarma gayretleriyle; dünyada koronavirüs hakkındaki endişelerle; Filistin meselesi ve çeşitli çatışmalar etrafındaki tartışmalarla hatırlanacak bir dönemdi.
Bu olaylar bize dünyanın ne kadar değişken, insan hayatının ne kadar kıymetli ve kulluk sorumluluğunun ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.
Bizler geçmişin hadiselerini hatırlarken yalnızca korkuya kapılmamalı, birbirimizi suçlamamalı ve ümitsizliğe düşmemeliyiz. İbret almalı, tedbir almalı, dua etmeli, çalışmalı ve iyiliği çoğaltmalıyız.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.”
(Nahl Suresi, 90. ayet)
Bu ayet, hayatımız için bir yol haritasıdır. Adaletli olacağız, iyilik yapacağız, yakınlarımızı ve ihtiyaç sahiplerini gözeteceğiz. Kötülükten uzaklaşacak, nefsimizi terbiye etmeye çalışacak ve Allah’ın rızasını arayacağız.
Şimdi ellerimizi ve gönüllerimizi Rabbimize çevirelim.
DUA
Allah’ım! Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Bizleri Sana hakkıyla kulluk eden, nimetlerinin kıymetini bilen ve her hâlimizde Sana yönelen kullarından eyle.
Allah’ım! Elazığ ve Malatya depreminde hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet eyle. Yakınlarını kaybedenlere sabır, yaralılara şifa, evsiz kalanlara barınak ve ihtiyaç sahiplerine yardım nasip eyle. Milletimizin arasındaki dayanışmayı, merhameti ve kardeşliği daim eyle.
Allah’ım! Hastalıklarla mücadele eden bütün insanlara şifa ver. Sağlık çalışanlarına güç ve kolaylık ihsan eyle. İnsanlığı bilgisizlikten, ihmalkârlıktan, korkudan ve çaresizlikten koru. Bizlere doğru bilgiye ulaşmayı, tedbirli davranmayı ve hastalara merhamet göstermeyi nasip eyle.
Allah’ım! Filistin’de, Kudüs’te, Gazze’de, Suriye’de ve dünyanın bütün çatışma bölgelerinde acı çeken insanlara yardım eyle. Masumları koru, yaralıları iyileştir, yetimlere sahip çıkılmasını nasip et. İnsanları zulümden, haksızlıktan ve düşmanlıktan uzaklaştır. Hakların korunduğu, insanların güven içinde yaşadığı adil bir barış nasip eyle.
Allah’ım! Türkiye’mizi, milletimizi ve bütün insanlığı felâketlerden koru. Ülkeler arasında adaletin, karşılıklı anlayışın ve barışın güçlenmesini nasip eyle.
Allah’ım! Dillerimizi yalandan, gıybetten ve iftiradan koru. Kalplerimizi kibirden, hasetten ve kin tutmaktan arındır. Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Batılı batıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.
Allah’ım! Bizi yalnızca başkalarının kusurlarını görenlerden değil, önce kendi nefsini muhasebe edenlerden eyle. Zikirlerimizi, ibadetlerimizi ve dualarımızı güzel ahlâkımıza yansıtmayı nasip eyle. Bizleri adaletten ayrılmayan, mazluma yardım eden, emanete riayet eden ve merhameti hayatının esası yapan kullarından eyle.
Allah’ım! Geçmişte yaptığımız hataları bağışla. Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlardan dolayı Sana tövbe ediyoruz. Bize doğru yolu göster, o yolda sebat etmeyi nasip et. Son nefesimize kadar imanımızı muhafaza eyle.
Rabbimiz! Dünyada iyilik, ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.
Âmin, bi-hürmeti Seyyidi’l-Mürselîn. Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn.
2020 YILININ OCAK AYININ SON HAFTASINDA DÜNYA, TÜRKİYE VE İSLAM COĞRAFYASI:
Kar©glan Raşit Tunca
Tarihî olaylar için başvurulan kaynaklar:
1. AFAD – Elazığ ve Malatya’daki deprem sonrası çalışmalar, 27–28 Ocak 2020:
https://en.afad.gov.tr/press-release-sea...-continues
2. Dünya Sağlık Örgütü – COVID-19 salgınına verilen yanıtın zaman çizelgesi:
https://www.who.int/news/item/29-06-2020-COVIDtimeline
3. Al Jazeera – 28 Ocak 2020’de açıklanan Orta Doğu planına Filistinli liderlerin ve bölge ülkelerinin tepkileri:
https://www.aljazeera.com/news/2020/1/28...rejections
Bu vaaz, belirtilen tarihî gelişmelerden hareketle dinî, ahlâkî ve tasavvufî bir değerlendirme olarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Aziz müminler, kıymetli kardeşlerim!
Hamd, bizleri yoktan var eden, hayatı ve ölümü yaratan, kullarına akıl, irade ve vicdan veren Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, insanlığa merhameti, adaleti, güzel ahlâkı ve hakikati öğreten Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’ya olsun.
Bugünkü vaazımızda 2020 yılının ocak ayının son haftasında, özellikle 27–31 Ocak tarihleri arasında dünya, Türkiye ve İslam coğrafyasında yaşanan hadiseleri hatırlayacak; bu hadiselerin bize Kur’an ve sünnet ışığında hangi dersleri verdiğini anlamaya çalışacağız.
Bizim maksadımız yalnızca geçmişte yaşanmış olayları sıralamak değildir. Asıl maksadımız, olayların içindeki ibreti görmek, insanın sorumluluğunu hatırlamak, kalbimizi katılıktan korumak ve Rabbimizin huzurunda nasıl bir kul olmamız gerektiğini düşünmektir.
Çünkü tarih yalnızca hükümdarların, devletlerin ve savaşların hikâyesi değildir. Tarih aynı zamanda insanların birbirlerine nasıl davrandığının, mazlumun yanında kimin durduğunun, felâket karşısında kimin el uzattığının ve güç sahibi olanların adaleti ne ölçüde gözettiğinin de kaydıdır.
1. TÜRKİYE’DE ELAZIĞ DEPREMİ: MUSİBET KARŞISINDA KARDEŞLİK VE MERHAMET
Kıymetli kardeşlerim!
24 Ocak 2020 akşamında Elazığ’ın Sivrice ilçesi merkezli, 6,8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Depremin ardından Elazığ ve Malatya’da can kayıpları yaşandı, çok sayıda insan yaralandı ve pek çok aile evsiz kaldı. Ocak ayının son haftasında arama kurtarma ve yardım çalışmaları devam ediyordu.
Bu hadise bize bir kez daha gösterdi ki insan, sahip olduğu malın, makamın ve imkânların içinde kendisini ne kadar güçlü görürse görsün, hayatın ne kadar hassas bir emanet olduğunu unutmamalıdır.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!”
(Bakara Suresi, 155. ayet)
Devamındaki ayetlerde, başlarına bir musibet geldiğinde “Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.” diyen sabırlı kullar övülür. (Bakara Suresi, 156. ayet)
Aziz müminler!
Bu ayetler, depremde yakınlarını kaybeden insanlara acılarını küçümseyerek yaklaşmamızı değil; onların yanında bulunmamızı, sabırlarına destek olmamızı ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmamızı öğretir.
Bir insanın evi yıkıldığında yalnızca duvarları yıkılmaz; hatıraları, güven duygusu ve günlük hayatı da sarsılır. Bir anne evladını kaybettiğinde, bir çocuk anne babasından ayrı düştüğünde, bir aile soğukta ve çaresizlik içinde kaldığında bizim görevimiz uzaktan hüküm vermek değil, elimizden gelen yardımı yapmaktır.
Depremzedelere yiyecek, giyecek, barınma ve maddî destek sağlamak; yaşlıları, çocukları ve engellileri gözetmek; arama kurtarma ekiplerinin çalışmalarına yardımcı olmak, merhametin hayata geçirilmiş hâlidir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini koruyup gözetmede bir vücut gibidir.”
(Buhârî ve Müslim’de rivayet edilen hadis)
Öyleyse kardeşlerim, bir bölgede felâket yaşanırken başka bir bölgede yaşayan insanlar da kendilerini sorumlu hissetmelidir. Birimizin acısı hepimizin vicdanına dokunmalıdır.
Ayrıca deprem karşısında yalnızca dua etmekle yetinmemeli; sağlam binalar yapmak, bilimsel uyarıları dikkate almak, yapı güvenliğini denetlemek ve afetlere hazırlıklı olmak için de gayret göstermeliyiz. Tedbir almak tevekküle aykırı değildir. Bilakis insanın kendisine ve başkalarına karşı taşıdığı sorumluluğun gereğidir.
Allah, Elazığ ve Malatya depreminde hayatını kaybedenlere rahmet eylesin; yaralılara şifa, yakınlarını kaybedenlere sabır, evsiz kalanlara yardım ve bütün milletimize dayanışma nasip etsin.
2. DÜNYADA YENİ BİR SAĞLIK ENDİŞESİ: KORONAVİRÜS VE İNSANIN SORUMLULUĞU
Aziz kardeşlerim!
Ocak 2020’nin son günlerinde dünya, Çin’in Vuhan şehrinde ortaya çıkan yeni koronavirüs salgınına ilişkin gelişmeleri yakından takip ediyordu. Dünya Sağlık Örgütü temsilcileri 28 Ocak’ta Çin’de temaslarda bulundu. 30 Ocak’ta ise salgın, uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu olarak ilan edildi.
O günlerde hastalığın nasıl yayılacağı ve dünya çapında ne gibi sonuçlar doğuracağı henüz bütünüyle bilinmiyordu. Fakat bu gelişmeler, insanlığın sağlık konusunda ortak sorumluluk taşıdığını açıkça gösteriyordu.
Bir ülkede ortaya çıkan hastalık, ulaşım ve insan hareketliliği sebebiyle kısa zamanda başka ülkeleri de ilgilendirebilir. Bu nedenle sağlık tedbirleri, bilimsel araştırmalar, doğru bilgilendirme ve ülkeler arasındaki iş birliği büyük önem taşır.
Rabbimiz şöyle buyurur:
“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”
(Bakara Suresi, 195. ayetten)
Bu ayetin genel ahlâkî mesajı üzerinde düşünürken, insanın kendi canını ve başkalarının sağlığını koruma sorumluluğunu da hatırlamalıyız.
Dinimiz, tedbirsizliği tevekkül diye göstermeyi öğretmez. Hastalık karşısında gerekli önlemleri almak, hekimlerin ve yetkili sağlık kurumlarının güvenilir bilgilerini dikkate almak, başkalarını tehlikeye atmamak ve hastalara yardım etmek kulluk sorumluluğumuzun içindedir.
Ancak burada çok önemli bir noktaya dikkat etmeliyiz: Bir hastalığın ortaya çıkmasını belirli bir topluluğun günahlarına bağlayarak insanları suçlamak doğru değildir. Hastalık yaşayan insanları hor görmek, onları dışlamak veya acılarını küçümsemek de merhamet ahlâkına aykırıdır.
Bir insan hastalandığında onunla alay etmek değil, iyileşmesi için dua etmek ve imkânlarımız ölçüsünde destek olmak gerekir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Kim bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.”
(Mâide Suresi, 32. ayetin ilgili bölümü)
Bu ayetin bize hatırlattığı sorumluluk büyüktür: Bir insanın hayatını korumak, insanlığa hizmet etmektir. Bir sağlık çalışanının fedakârlığı, bir hastaya uzatılan yardım eli, doğru bilginin paylaşılması ve insanların paniğe sürüklenmesini önlemek de bu sorumluluğun parçalarıdır.
Kardeşlerim, korku insanı bencil hâle getirmemeli; aksine birbirimizi daha dikkatli, daha anlayışlı ve daha merhametli korumamıza vesile olmalıdır.
3. FİLİSTİN MESELESİ: BARIŞIN TEMELİ ADALET OLMALIDIR
Değerli müminler!
Ocak ayının son haftasında dünya gündeminin önemli başlıklarından biri de Filistin meselesiydi. 28 Ocak 2020’de ABD Başkanı Donald Trump, İsrail-Filistin meselesine ilişkin bir plan açıkladı. Filistinli liderler planı reddetti; Batı Şeria ve Gazze’de protestolar düzenlendi. Türkiye ve bölgedeki başka ülkeler de plana ilişkin eleştirilerini dile getirdi.
Bu gelişme bize, barış kavramının yalnızca bir anlaşma metninden ibaret olmadığını hatırlatmaktadır.
Gerçek barışın kurulabilmesi için insanların hakları, güvenliği, haysiyeti ve geleceği dikkate alınmalıdır. Bir halkın sesinin duyulmadığı, insanların kendi hayatları hakkında söz söyleme imkânının göz ardı edildiği bir süreçte kalıcı uzlaşma sağlamak zorlaşır.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”
(Mâide Suresi, 8. ayet)
Bu ayet, Müslüman için çok büyük bir ölçüdür.
Bizler adaleti yalnızca sevdiğimiz insanlara uygulayamayız. Bir insanı sevdiğimiz için onun yanlışını doğru sayamayız. Bir topluluğa kızdığımız için o topluluğun bütün mensuplarına haksızlık edemeyiz. Hakkı savunurken de ölçüyü, merhameti ve doğruluğu kaybedemeyiz.
Filistinli sivillerin can güvenliğini, haklarını ve insanca yaşama taleplerini savunmak; onların acılarını görmezden gelmemek, insanî ve ahlâkî bir sorumluluktur. Aynı şekilde, sivillere yönelik şiddeti kim gerçekleştirirse gerçekleştirsin reddetmek, insan hayatını korumak ve adil bir çözüm için gayret etmek gerekir.
Kudüs ve Mescid-i Aksâ Müslümanlar için büyük bir manevî değere sahiptir. Bu sevgi, yalnızca sözle değil; bilinçli olmak, tarihî gerçekleri doğru öğrenmek, mazlumlara yardım etmek, dua etmek ve adaleti savunmakla da gösterilmelidir.
Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun.”
(Nisâ Suresi, 135. ayet)
Öyleyse adalet bizim için bir tarafgirlik aracı değil, bir kulluk vazifesidir.
Filistin’de, Suriye’de, Yemen’de ve dünyanın başka yerlerinde acı çeken insanları anarken; onların kimliğine, diline veya inancına göre merhametimizi azaltmamalıyız. Müslümanın vicdanı, zulmün karşısında ve insan hayatının yanında olmalıdır.
4. İSLAM COĞRAFYASINDA ÇATIŞMALAR: SİLAHLARIN SUSTUĞU, HAKKIN KONUŞTUĞU BİR DÜNYA
Aziz kardeşlerim!
İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde yaşanan çatışmalar, insanların evlerini terk etmesine, ailelerin parçalanmasına ve çocukların korku içinde büyümesine sebep oluyordu. Suriye’deki savaşın ve İdlib çevresindeki çatışmaların insani sonuçları da ocak ayının son haftasında dünya gündemindeki yerini koruyordu.
Savaşın gerçek yükünü çoğu zaman kararları verenler değil, evinden ayrılmak zorunda kalan aileler, yetim çocuklar, yaşlılar ve hastalar taşır.
Bir çocuğun güven içinde uyuyamaması, bir annenin evladının geleceğinden endişe duyması, bir babanın ailesini nasıl koruyacağını bilememesi, insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren meselelerdir.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et.”
(Enfâl Suresi, 61. ayet)
Bu ayet, barış kapısı açıldığında onu değerlendirmeyi ve uzlaşma imkânını gözetmeyi öğretir. Barışın kalıcı olabilmesi için verilen sözlerin tutulması, sivillerin korunması, insani yardımların ulaştırılması ve insanların güven içinde yaşayabilecekleri şartların oluşturulması gerekir.
Peygamber Efendimiz, Müslümanların birbirlerine haksızlık etmemesini ve birbirlerini yardımsız bırakmamasını öğütlemiştir. Bu öğreti, sadece yakın çevremizdeki insanlarla değil, acı çeken bütün insanlarla ilişkimizde de bize ahlâkî bir ölçü sunar.
Kardeşlerim!
Savaş haberlerini izlerken öfkeye kapılıp bütün bir milleti, kavmi veya dinî topluluğu düşman ilan etmek doğru değildir. Haksızlığı yapanın sorumluluğu ile o kimlikle anılan bütün insanların sorumluluğu birbirinden ayrılmalıdır.
Bir insanın işlediği suçu, masum çocuklara ve ailelere yüklemek adalet değildir. Müslümanın görevi, öfkesini büyütmek değil; hakkı savunurken vicdanını korumaktır.
Allah’ım! Savaş bölgelerinde yaşayan insanlara emniyet nasip eyle. Çocukları koru, yaralıları iyileştir, evsizlere barınak, açlara rızık, korku içindeki insanlara güven ver. İnsanları zulümden uzaklaştır ve adil bir barışa vesile olacak yollar aç.
5. HABERLER, SÖZLER VE SOSYAL SORUMLULUK: HER DUYDUĞUMUZA İNANMAMALIYIZ
Kıymetli kardeşlerim!
2020 yılının ocak ayının son haftasında deprem, salgın endişesi, Filistin meselesi ve savaş haberleri dünya kamuoyunu meşgul ediyordu. Böyle zamanlarda insanlar çok sayıda haberle karşılaşır. Doğru bilgilerle birlikte yanlış, eksik veya doğrulanmamış bilgiler de yayılabilir.
İşte burada müminin dili ve kalemi için önemli bir imtihan başlar.
Rabbimiz Hucurât Suresi’nde şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın.”
(Hucurât Suresi, 6. ayet)
Bu ayet bize, duyduğumuz her sözü hemen yaymamayı, haberin doğruluğunu araştırmayı ve insanlara zarar verebilecek iddialar karşısında dikkatli davranmayı öğretir.
Bir deprem hakkında yanlış bilgi yaymak, yardım çalışmalarını aksatabilir. Bir hastalık hakkında asılsız iddialar paylaşmak, insanların sağlığını tehlikeye atabilir. Savaş hakkında doğrulanmamış görüntüler ve suçlamalar yaymak ise öfkeyi büyütebilir, masum insanları hedef hâline getirebilir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun.”
(Buhârî ve Müslim)
Aziz müminler!
Bu hadis, susmanın her zaman doğru olduğu anlamına gelmez. Haksızlık karşısında hakikati söylemek, mazluma yardım etmek ve insanları iyiliğe çağırmak da önemlidir. Ancak konuştuğumuzda doğruyu söylemeli; eleştirirken iftira etmemeli; hakkı savunurken yalanla mücadele ederken kendimiz yalana düşmemeliyiz.
Sözümüz bir yarayı iyileştirebilir, fakat düşünmeden söylenen bir söz başka bir yaraya da sebep olabilir.
Öyleyse kendimize şu soruları soralım:
Bir haberi paylaşmadan önce doğruluğunu araştırıyor muyum?
Bir insan hakkında konuşurken onun hakkını gözetiyor muyum?
Öfkelendiğimde dilimi koruyabiliyor muyum?
Mazlumun yanında dururken adaletten ayrılıyor muyum?
Bu soruların cevabı, nefsimizi tanımamız ve ahlâkımızı güzelleştirmemiz için bize yol gösterecektir.
6. NEFİS MUHASEBESİ: DÜNYANIN HADİSELERİNDEN ÖNCE KENDİ KALBİMİZE BAKALIM
Aziz kardeşlerim!
Dünyada yaşanan hadiseler üzerine konuşmak kolaydır. Başkalarının hatalarını görmek de çoğu zaman kolay gelir. Fakat insanın kendi kusurlarını görmesi, kendi nefsini hesaba çekmesi ve yanlışlarını düzeltmesi daha fazla gayret ister.
Tasavvuf yolunda nefis muhasebesinin önemli bir yeri vardır. Nefis muhasebesi, insanın yalnızca başkalarını eleştirmesi değil; kendi niyetlerini, davranışlarını, sözlerini ve sorumluluklarını da gözden geçirmesidir.
Rabbimiz Haşr Suresi’nde şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın.”
(Haşr Suresi, 18. ayet)
Bu ayet bize, her günümüzü bir muhasebe fırsatı olarak değerlendirmemizi hatırlatır.
Elazığ’da insanlar evlerini kaybederken biz sahip olduklarımızın kıymetini biliyor muyuz?
Hastalık endişesi yaşayan insanlar varken sağlığımızın bir emanet olduğunu hatırlıyor muyuz?
Filistin’de ve başka bölgelerde insanlar haklarını ararken biz kendi hayatımızda adalete riayet ediyor muyuz?
Savaşların sona ermesini isterken ailemizde, komşuluğumuzda ve çevremizde barışa katkı sağlıyor muyuz?
Dünyanın düzelmesini isterken kendi nefsimizi düzeltmek için ne yapıyoruz?
Kardeşlerim, insan başkalarına merhamet öğütlerken kendi ailesine karşı merhametsiz davranıyorsa önce kendi davranışlarını düzeltmelidir. Adalet isteyen kişi, kendi menfaatine aykırı olduğunda da adaleti gözetmelidir. Doğruluk isteyen kişi, işine gelmediğinde de doğruyu söylemelidir.
İşte kulluk, yalnızca dil ile söylenen sözlerden ibaret değildir. Kulluk; niyetin, sözün ve davranışın aynı istikamette buluşmasıdır.
Zikir kalbi Allah’a yöneltir; fakat zikrin ahlâkımıza da yansıması gerekir. Allah’ı anan dil, insanlara iftira etmekten korunmalıdır. Allah’a yakınlaşmak isteyen kalp, kibirden ve haksızlıktan arınmaya çalışmalıdır. İbadet eden insan, muhtaçların hâlini görmeli ve imkânı ölçüsünde onlara yardım etmelidir.
Rabbimiz bizlere yalnızca ibadetlerimizi çoğaltmayı değil, güzel ahlâkımızı da geliştirmeyi nasip eylesin.
7. DÜNYA BİZE NE ÖĞRETİYOR? EMANETİ KORUMAK VE İYİLİĞİ ÇOĞALTMAK
Değerli müminler!
Ocak ayının son haftasındaki hadiseleri birlikte düşündüğümüzde birkaç temel ders ortaya çıkmaktadır.
Birincisi, hayat bir emanettir. Deprem karşısında insanın ne kadar güçsüz kalabileceğini gördük. Bu sebeple canı korumak, tedbir almak ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek önemlidir.
İkincisi, sağlık bir nimettir. Hastalık tehdidi karşısında bilimsel bilgiye, tedbire, iş birliğine ve insanlara karşı merhamete ihtiyaç vardır.
Üçüncüsü, adalet olmadan kalıcı barış kurulamaz. Filistin meselesi bize, insanların haklarını ve haysiyetini gözetmeden yapılan girişimlerin derin anlaşmazlıkları çözmekte zorlanacağını hatırlatmaktadır.
Dördüncüsü, savaşın bedelini çoğu zaman masum insanlar öder. Bu nedenle sivillerin korunması, insani yardımın ulaştırılması ve barış yollarının aranması temel bir sorumluluktur.
Beşincisi, haber karşısında dikkatli olmak gerekir. Doğru bilgiye ulaşmadan hüküm vermek ve doğruluğu araştırmadan bir iddiayı yaymak, başka insanların haklarına zarar verebilir.
Altıncısı, insan başkalarını hesaba çekmeden önce kendi nefsini hesaba çekmelidir. Kendi ahlâkını düzeltmeyen insanın yalnızca başkalarını suçlaması, dünyayı iyileştirmek için yeterli değildir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.”
(Buhârî ve Müslim)
Bu hadis, insan ilişkilerimiz için büyük bir ölçüdür. Kendimiz için güvenlik istiyorsak başkalarının da güvenliğini istemeliyiz. Kendimiz için adalet istiyorsak başkalarına da adaletli davranmalıyız. Kendi ailemizin korunmasını istiyorsak başka ailelerin acılarını da önemsemeliyiz.
Müslümanlık, yalnızca kendi huzurunu düşünmek değil; gücü ve imkânı ölçüsünde başkalarının huzuruna da katkıda bulunmaktır.
8. SONUÇ VE DUA: ALLAH’IM, BİZLERİ ADALETTEN VE MERHAMETTEN AYIRMA
Aziz müminler, kıymetli kardeşlerim!
2020 yılının ocak ayının son haftası, Türkiye’de deprem felâketinin yaralarını sarma gayretleriyle; dünyada koronavirüs hakkındaki endişelerle; Filistin meselesi ve çeşitli çatışmalar etrafındaki tartışmalarla hatırlanacak bir dönemdi.
Bu olaylar bize dünyanın ne kadar değişken, insan hayatının ne kadar kıymetli ve kulluk sorumluluğunun ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.
Bizler geçmişin hadiselerini hatırlarken yalnızca korkuya kapılmamalı, birbirimizi suçlamamalı ve ümitsizliğe düşmemeliyiz. İbret almalı, tedbir almalı, dua etmeli, çalışmalı ve iyiliği çoğaltmalıyız.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.”
(Nahl Suresi, 90. ayet)
Bu ayet, hayatımız için bir yol haritasıdır. Adaletli olacağız, iyilik yapacağız, yakınlarımızı ve ihtiyaç sahiplerini gözeteceğiz. Kötülükten uzaklaşacak, nefsimizi terbiye etmeye çalışacak ve Allah’ın rızasını arayacağız.
Şimdi ellerimizi ve gönüllerimizi Rabbimize çevirelim.
DUA
Allah’ım! Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Bizleri Sana hakkıyla kulluk eden, nimetlerinin kıymetini bilen ve her hâlimizde Sana yönelen kullarından eyle.
Allah’ım! Elazığ ve Malatya depreminde hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet eyle. Yakınlarını kaybedenlere sabır, yaralılara şifa, evsiz kalanlara barınak ve ihtiyaç sahiplerine yardım nasip eyle. Milletimizin arasındaki dayanışmayı, merhameti ve kardeşliği daim eyle.
Allah’ım! Hastalıklarla mücadele eden bütün insanlara şifa ver. Sağlık çalışanlarına güç ve kolaylık ihsan eyle. İnsanlığı bilgisizlikten, ihmalkârlıktan, korkudan ve çaresizlikten koru. Bizlere doğru bilgiye ulaşmayı, tedbirli davranmayı ve hastalara merhamet göstermeyi nasip eyle.
Allah’ım! Filistin’de, Kudüs’te, Gazze’de, Suriye’de ve dünyanın bütün çatışma bölgelerinde acı çeken insanlara yardım eyle. Masumları koru, yaralıları iyileştir, yetimlere sahip çıkılmasını nasip et. İnsanları zulümden, haksızlıktan ve düşmanlıktan uzaklaştır. Hakların korunduğu, insanların güven içinde yaşadığı adil bir barış nasip eyle.
Allah’ım! Türkiye’mizi, milletimizi ve bütün insanlığı felâketlerden koru. Ülkeler arasında adaletin, karşılıklı anlayışın ve barışın güçlenmesini nasip eyle.
Allah’ım! Dillerimizi yalandan, gıybetten ve iftiradan koru. Kalplerimizi kibirden, hasetten ve kin tutmaktan arındır. Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Batılı batıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.
Allah’ım! Bizi yalnızca başkalarının kusurlarını görenlerden değil, önce kendi nefsini muhasebe edenlerden eyle. Zikirlerimizi, ibadetlerimizi ve dualarımızı güzel ahlâkımıza yansıtmayı nasip eyle. Bizleri adaletten ayrılmayan, mazluma yardım eden, emanete riayet eden ve merhameti hayatının esası yapan kullarından eyle.
Allah’ım! Geçmişte yaptığımız hataları bağışla. Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlardan dolayı Sana tövbe ediyoruz. Bize doğru yolu göster, o yolda sebat etmeyi nasip et. Son nefesimize kadar imanımızı muhafaza eyle.
Rabbimiz! Dünyada iyilik, ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.
Âmin, bi-hürmeti Seyyidi’l-Mürselîn. Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn.
2020 YILININ OCAK AYININ SON HAFTASINDA DÜNYA, TÜRKİYE VE İSLAM COĞRAFYASI:
Kar©glan Raşit Tunca
Tarihî olaylar için başvurulan kaynaklar:
1. AFAD – Elazığ ve Malatya’daki deprem sonrası çalışmalar, 27–28 Ocak 2020:
https://en.afad.gov.tr/press-release-sea...-continues
2. Dünya Sağlık Örgütü – COVID-19 salgınına verilen yanıtın zaman çizelgesi:
https://www.who.int/news/item/29-06-2020-COVIDtimeline
3. Al Jazeera – 28 Ocak 2020’de açıklanan Orta Doğu planına Filistinli liderlerin ve bölge ülkelerinin tepkileri:
https://www.aljazeera.com/news/2020/1/28...rejections
Bu vaaz, belirtilen tarihî gelişmelerden hareketle dinî, ahlâkî ve tasavvufî bir değerlendirme olarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
SELiM46

