Thread Rating:
  • 8 Vote(s) - 3 Average
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Salât-ı Tefriciye
#1
Oku-1 
Salât-ı Tefriciye

Arapça Metni:


اَللّٰهُمَّ صَلِّ صَلٰاةً كَامِلَةً وَسَلِّمْ سَلَامًا تَامًّا عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذ۪ي تَنْحَلُّ بِهِ الْعُقَدُ وَتَنْفَرِجُ بِهِ الْكُرَبُ وَتُقْضٰى بِهِ الْحَوَائِجُ وَتُنَالُ بِهِ الرَّغَائِبُ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ وَيُسْتَسْقَى الْغَمَامُ بِوَجْهِهِ الْكَر۪يمِ وَعَلٰى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ ف۪ي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ بِعَدَدِ كُلِّ مَعْلُومٍ لَكَ

Türkçe Harflerle Okunuşu (En Yaygın Versiyon):

"Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil’ukadü ve tenfericu bihil’kürebü ve tukdâ bihil’havâicu ve tünâlü bihir’reğâibü ve husnül’havâtimi ve yustaskal’ğamâmu bi vechihil’kerîmi ve alâ âlihî ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma’lûmin lek."

Türkçe Anlamı:

"Allah'ım! Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.) -ki bereketiyle düğümler (sıkıntılar) çözülür, gamlar-kederler açılır, ihtiyaçlar giderilir, arzulara ulaşılır, güzel sonuçlar (hüsn-ü hâtime) elde edilir ve O'nun Kerîm yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur istenilir- ve O’nun âline ve ashabına, senin bildiğin her şeyin sayısınca, her göz açıp kapama ve her nefes alıp verme anında, tam ve kusursuz bir rahmet ve esenlik gönder."

Önemli Notlar ve Faziletleri:

    "Salât-ı Tefriciye" ismi, "tefric" yani "açmak, ferahlatmak, kederi dağıtmak" kelimesinden gelir. Bu nedenle bilhassa büyük sıkıntı, darlık, borç, hastalık ve içinden çıkılamaz meselelerin halli için okunması tavsiye edilir.

    Faziletleriyle ilgili olarak, büyük velilerden Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî (k.s.) gibi âlimlerin bu salavatın özellikle 4444 kere veya belirli sayılarla okunmasını tavsiye ettiği rivayet edilir.

    "Ukad" (düğümler) ve "küreb" (kederler) ifadeleri, duanın özünü ve amacını doğrudan ortaya koyar.

    Okurken ihlasla, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) olan sevgi ve bağlılıkla ve Allah’tan yardım niyaz ederek okumak esastır.

4444 KEZ TEFRİCİYE OKUMANIN FAZİLETLERİ

Salat-ı Tefriciye duası bir hayli ünlü olan bir salattır. Salat-ı Tefriciye duası, ihlas ile birlikte okunmaya devam edildiği durumda okuyan bireyde dilediklerinin gerçekleşmesi, yaşamında meydana gelen sorunların ortadan kalkması, başlarına gelebilen zorluklar, hastalıklar mevcut olduğunda oldukça fazla etkili olduğu bilinmektedir.

Bununla beraber İmam Kurtubi’nin dediğine göre Salat-ı Tefriciye 100 kez veya 41 kez okumaya devam edilmesi halinde bireyin zaman geçtikçe problemlerinin giderildiğini, işlerinin oldukça kolaylaştığını, içinin nurla dolduğunu, rızkının bir hayli bollaştığını, itibarının da arttığını belirtmiştir. Birey eğer dilediklerinin çabuk gerçekleşmesini istiyor ise Salat-ı Tefriciye duasını okunması gerekmektedir.

Kurtubi önemli olan ya da hayırlı olan bir işin gerçekleşebilmesi ya da belaların def edilebilmesi için Salat-ı Tefriciye 4444 kez okunmalı demiştir. Salat-ı Tefriciye duasını okuyacak kadar zamanı bulunmayan kişiler 5, 3, 7, 21, 41 veya 11 kez okuyabilmektedir. Okunan sayıya göre faziletleri bulunmaktadır. Özellikle çağımızda bir ameliyata girecek olan kişi veya bir sınava girecek olan öğrenciler için okunmaktadır.

SALAT-I TEFRİCİYE DUASININ KAYNAĞI NEDİR? (DİYANET)

“Salât-ı münciye”, “Salât-ı tefrîciye” duaları, Hz. Peygamberden (s.a.s.) nakledilen dualardan değildir. Bunlar, Kur’an-ı Kerim’in, Hz. Peygambere (s.a.s.) salât-ü selâm getirmeyi emreden âyetine istinaden asr-ı saâdetten çok sonraları tanzim edilmiş salât-ü selâm türü dualardır.

Dualar Allah’a arz edilmeden önce, Allah’a hamd-ü senâ ve Peygamberine de salât-ü selâm getirilmelidir. Resûlullah (s.a.s.), dua eden bir adamın, dua sırasında kendisine salât ve selam okumadığını görmüş ve “Bu kimse acele etti.” buyurmuş, sonra adamı çağırıp “Biriniz dua ederken, Allah Teâla’ya hamd-ü senâ ederek başlasın, sonra O’nun Peygamberine salât okusun, sonra da dilediğini istesin.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 23) buyurmuştur.

Salavât, Hz. Peygamber (s.a.s.) için okunan ve Allah’ın rahmet ve selâmının onun üzerine olması dileğini ifade eden dualara denir. Salavât duaları genellikle “Allahümme salli...” lafızlarıyla başlar. Söz konusu duaların da bu lafızlarla başladığı ve bu dualarda Hz. Peygambere salât-ü selam getirerek dünyevî ve uhrevî birtakım hacetlerin arz edildiği bilinmektedir.

Buna göre belli sayılarda okumanın dinî bir gereklilik olduğu inancına kapılmaksızın ve namazların arkasından okunması alışkanlık hâline getirilmeksizin bu salavât/dualar her zaman okunabilir.

Tefriciye'deki: "O Nebi ki, onun yüzü suyu hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar dağılır, ihtiyaçlar karşılanır,.." ifadelerine şirk deniliyor, ne dersiniz?

Değerli Kardeşimiz;

Vesile; kendisiyle başkasına yaklaşılan şey demektir.

İslam dininde tevessül, yani Allah katında makbul bir şeyi vasıta kılarak Allah’tan bir şey istemek caizdir. Mesela, "Allah’ım, Kâbe hakkı için beni affet" "Peygamber hürmetine bana yardım et, beni şu musibetten kurtar" demekte hiçbir mahzur yoktur. Bunu sakıncalı ve şirk görenler ehl-i bid’at olan, Batıl Vehhabilik mezhebidir.

Vesileleri vesilelikten çıkarıp, bizzat vesilelerden istemek şirk olur. Mesela, "Ey Kâbe bana şunu ver! Ey Peygamber beni affet! Ey filanca benim başımdan şu musibeti al!..." demek, şirktir. Bu iki yaklaşımı birbiri ile karıştırmamak gerekir.

Tevessül, yani vesile ile Allah’tan istemek caiz iken, bizzat vesileden yardım ve talepte bulunmak şirktir.

Vesile edilen şey, Allah ile kul arasında kesif bir perde olup, O’ndan istemeyi engelliyor ise, bu vesile şirk olur. Eğer vesile Allah ile kul arasında şeffaf bir perde olup, O’ndan istemek manasına kuvvet veriyorsa, bu makbul ve caizdir. İşte maalesef Vehhabi zihniyeti bu hakikati idrak edemediği için, tevessülü şirk olarak kabul ediyor.

Vesile edilerek yapılan duaların makbul ve hak olduğuna dair ayet ve hadisler şöyle geçiyor:

Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

    “Ey iman edenler, Allah’tan korkun, ona ulaşmak için vesile arayın ve onun uğrunda cihad edin. Umulur ki, felâha kavuşursunuz.” (Maide, 5/35)

    “Dua edenler Rabbına ulaşmak için bir vesile edindiler. Böylece kim (Allah’a) daha yakın olur diye ortaya çıkar. Bunlar, onun rahmetini umuyorlar ve onun azabından korkuyorlar. Şüphesiz ki onun azabı sakınması gerekli olan husustur.” (İsra, 17/:57)

Hz. Enes anlatıyor: Hz. Ömer, kuraklık ve kıtlık olduğunda -halkla birlikte- yağmur duasına çıktığı her seferinde Hz. Abbas’ı vesile yapar ve şöyle dua ederdi:

    “Allah’ım! Biz daha önce Peygamberimizi vesile yaparak senden yağmur istiyorduk ve sen de bize yağmur veriyordun. Şimdi ise -Peygamberimiz aramızda yok- onun amcasını vesile kılarak senden yağmur istiyoruz, ne olur bize yağmur ver.” derdi ve hemen yağmur yağmaya başlardı. (1)

    İmam Ahmed ve Trimizî’nin bildirdiğine göre, Gözünden muzdarip olan a’ma bir adam Hz. Peygamber (a.s.m)’e gelerek kendisi için dua etmesini istedi. Hz. Peygamber (a.s.m), ona: 'İstersen senin için bunu tehir edeyim ki, ahiretin için hayırlı olur (Tirmizî’de: istersen sabredersin); istersen sana dua edeceğim.' dedi. Adam, dua etmesini isteyince, Hz. Peygamber (a.s.m), ona güzelce abdest almasını, sonra iki rekat namaz kılmasını ve ardından da şöyle dua etmesini emretti:

    'Allah’ım! Senin rahmet peygamberin olan Muhammed’i vesila kılarak senden istiyor ve sana yöneliyorum. Ya Muhammed! Bu ihtiyacımın giderilmesi için seninle / seni vesile ederek, Rabbime yöneliyorum. Allah’ım! Onun hakkımdaki şefaatini kabul buyur!'”(2)

    "Adam -gidip söylenenleri yaptı- dönüp geldiğinde gözleri açılmıştı.(3).

Ayrıca Ehl-i sünnet âlimlerinin hiçbirisi vesileyi inkâr etmemiş, bilakis kabul edip teşvik etmişlerdir. Risale-i Nurları ve makbul evliyaları vesile yaparak dua etmekte ve onun hürmetine Allah’tan bir şey talep etmekte herhangi bir sakınca yoktur. Üstad Hazretleri de bu hususta Ehl-i sünnet gibi düşünmektedir. Risalede geçen şu cümle Üstad'ın bakışını ortaya koymaktadır:

    "Bir gün bir duada, 'Yâ Rabbi! Cebrail, Mikâil, İsrafil, Azrail hürmetlerine ve şefaatlerine, beni cin ve insin şerlerinden muhafaza eyle!' meâlinde duayı dediğim zaman, herkesi titreten ve dehşet veren Azrail namını zikrettiğim vakit, gayet tatlı ve tesellidâr ve sevimli bir hâlet hissettim, Elhamdü lillâh dedim...”(4)

Ehl-i sünnetin usulünü terk edip kendi hevalarını ölçü alan bazı sapkınların fikir ve görüşlerine itibar edilmemelidir. Ümmetin müşterek aklı Ehl-i sünnettir; onlar da tevessüle cevazı Kur’an ve sünnetten istihraç ediyorlar.

    "Ve işte böylece biz sizi örnek bir ümmet kıldık ki insanlar nezdinde Hakk’ın şahitleri olasınız ve Peygamber de sizin hakkınızda şahit olsun." (Bakara, 2/143)

    "Ümmetim bir sapıklık üzerine birleşmez." (5)

Fehvasınca, ümmetin müşterek aklı olan Ehl-i sünnete tabi olmak gerekir.

Kaynaklar:

(1) bk. Buharî, İstiska, 3.
(2) bk. Tirmizi, Daavat, 119, Müsned, IV/138.
(3) bk. Tuhfet’u’l-Ahvezî, ilgili hadisin şerhi.
(4) bk. Şualar, On Birinci Şua, On Birinci Mesele.
(5) bk. İbn-i Mace, 3950, Enes’den.

Selam ve dua ile...




Reply


Forum Jump:


Users browsing this thread: 1 Guest(s)