HAVF VE RECA ARASINDA MÜMİNLİK: FURKAN VE HİDAYET
26 Mayıs 2012
Euzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm
"Doğru yolu bulasınız diye Musa’ya Kitab’ı ve Furkan’ı (hak ile batılı ayırt eden hükmü) vermiştik." (Bakara Suresi, 53. Ayet)
Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.), onun temiz Ehli Beyt’ine, Mehdi’ye ve tüm müminlere salat ve selam eyle. Haşr meydanına ve İsrafil aleyhisselama selam olsun.
Hz. İbrahim (a.s.) ve Furkan Bilinci
Yolculuğumuz, Hz. İbrahim’in (a.s.) kıssasıyla başlıyor. Nemrut’un baskılarına rağmen dünyaya gelen İbrahim aleyhisselama, Rabbimiz daha çocuk yaşta "Furkan" vermiştir. Furkan; farkındalıktır, bilinçtir, iyiyi kötüden ayırt etme kudretidir.
Babası Azer onu Nemrut’un huzuruna çıkardığında, Nemrut tanrılık iddia etmiş; rızkı kendisinin verdiğini söyleme cüretinde bulunmuştur. Ancak Hz. İbrahim, kalbindeki o ilahi bilinçle ona şöyle haykırmıştır: "Beni yaratan da, bana hidayet veren de, beni yedirip içiren de Rabbimdir!" Bu feraset karşısında Nemrut ve askerleri donup kalmıştır.
Karanlık ve Aydınlık Arasındaki Seçim
Cenab-ı Hak kime Furkan (feraset) verdiyse, o kimse ahir zamanda hidayet ehliyle beraber olur. Bu yolculukta iki grup vardır: Aydınlığı arayanlar ve karanlığa meyil edenler.
Aydınlık yolcuları: Her ne kadar zaman karanlık olsa da kalpleriyle nuru ararlar. Onlar, Mehdi’nin rehberliğinde hidayet kapısını bulacak olanlardır.
Karanlık yolcuları: Hakikatten yüz çevirip batıla yönelenler ise toprak altındaki madenler (kömür, petrol) gibi yanmaya mahkum olurlar.
Bir tohumun toprağın altından yukarıya, aydınlığa doğru filizlenmesi onun "hidayeti" bulmasıdır. Eğer tohum yönünü şaşırıp aşağıya doğru uzamaya çalışırsa, çürümeye mahkum olur.
Manevi Navigasyon: Mehdi ve Kur’an
Ahir zamanda hidayet rehberi, bir navigasyon cihazının uyduya bağlanması gibidir. İnsanın manevi cihazı (kalbi) şarj edilmeli ve bir hedefi (adresi) olmalıdır. Eğer hedefimiz Allah rızası ve beka alemi ise, Kur’an ve sünnet bize en doğru yolu gösterecektir.
Doğum anında yönünü şaşıran bir canlı nasıl tehlikedeyse, manevi yolculuğunda yönünü şaşıran insan da helake sürüklenir. Bizim vazifemiz; lokmalarımızdan aldığımız enerjiyi hayır yollarda sarf ederek, ilahi uyduya (vahiyle gelen bilgiye) sadık kalmaktır.
Havf ve Reca: Korku ile Ümit Arasında
Gerçek mümin, Havf (korku) ile Reca (ümit) arasında yaşayan kimsedir.
Eğer melekler "Buradan sadece bir kişi cennete girecek" deseler, mümin "Acaba o ben miyim?" diye ümit etmelidir.
Yine melekler "Sadece bir kişi cehenneme girecek" deseler, "Acaba o ben miyim?" diye titremeli ve korku içinde olmalıdır.
Ne Allah’ın rahmetinden ümit kesilir, ne de "ben kesin kurtuldum" diyerek gurura kapılınır. Efendimiz (s.a.v.) bile kızı Hz. Fatıma’ya (r.anha) nefsini Allah’tan satın alması (salih amellere sarılması) gerektiğini hatırlatarak bu dengeyi bizlere öğretmiştir.
Sona Kalanların Müjdesi
Efendimiz'in (s.a.v.) bir hadisinde bahsettiği gibi; ümmetin en sonunda gelen, günahları çok olup ancak Allah’ın rahmetiyle Sırat’ı sürünerek, yalvararak, yorularak geçen bir kul vardır. O kul en sonunda cennete dahil olur. Bizler ahir zaman müslümanları olarak, belki o en arkada kalanlarız. Ancak imanımız varsa, sürünerek de olsa hedefimiz selamet kapısı olmalıdır.
Rabbim bizleri ahir zamanda Mehdi’ye ve Kur’an’a tabi olan müttakilerden eylesin. Beka alemine göçerken bizlere iman selameti ve doğru istikamet nasip etsin. Yeni nesillere bu çetin zamanda Furkan bilinci ihsan eylesin.
El-Fatiha maassalavat.
26 Mayıs 2012
Euzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm
"Doğru yolu bulasınız diye Musa’ya Kitab’ı ve Furkan’ı (hak ile batılı ayırt eden hükmü) vermiştik." (Bakara Suresi, 53. Ayet)
Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.), onun temiz Ehli Beyt’ine, Mehdi’ye ve tüm müminlere salat ve selam eyle. Haşr meydanına ve İsrafil aleyhisselama selam olsun.
Hz. İbrahim (a.s.) ve Furkan Bilinci
Yolculuğumuz, Hz. İbrahim’in (a.s.) kıssasıyla başlıyor. Nemrut’un baskılarına rağmen dünyaya gelen İbrahim aleyhisselama, Rabbimiz daha çocuk yaşta "Furkan" vermiştir. Furkan; farkındalıktır, bilinçtir, iyiyi kötüden ayırt etme kudretidir.
Babası Azer onu Nemrut’un huzuruna çıkardığında, Nemrut tanrılık iddia etmiş; rızkı kendisinin verdiğini söyleme cüretinde bulunmuştur. Ancak Hz. İbrahim, kalbindeki o ilahi bilinçle ona şöyle haykırmıştır: "Beni yaratan da, bana hidayet veren de, beni yedirip içiren de Rabbimdir!" Bu feraset karşısında Nemrut ve askerleri donup kalmıştır.
Karanlık ve Aydınlık Arasındaki Seçim
Cenab-ı Hak kime Furkan (feraset) verdiyse, o kimse ahir zamanda hidayet ehliyle beraber olur. Bu yolculukta iki grup vardır: Aydınlığı arayanlar ve karanlığa meyil edenler.
Aydınlık yolcuları: Her ne kadar zaman karanlık olsa da kalpleriyle nuru ararlar. Onlar, Mehdi’nin rehberliğinde hidayet kapısını bulacak olanlardır.
Karanlık yolcuları: Hakikatten yüz çevirip batıla yönelenler ise toprak altındaki madenler (kömür, petrol) gibi yanmaya mahkum olurlar.
Bir tohumun toprağın altından yukarıya, aydınlığa doğru filizlenmesi onun "hidayeti" bulmasıdır. Eğer tohum yönünü şaşırıp aşağıya doğru uzamaya çalışırsa, çürümeye mahkum olur.
Manevi Navigasyon: Mehdi ve Kur’an
Ahir zamanda hidayet rehberi, bir navigasyon cihazının uyduya bağlanması gibidir. İnsanın manevi cihazı (kalbi) şarj edilmeli ve bir hedefi (adresi) olmalıdır. Eğer hedefimiz Allah rızası ve beka alemi ise, Kur’an ve sünnet bize en doğru yolu gösterecektir.
Doğum anında yönünü şaşıran bir canlı nasıl tehlikedeyse, manevi yolculuğunda yönünü şaşıran insan da helake sürüklenir. Bizim vazifemiz; lokmalarımızdan aldığımız enerjiyi hayır yollarda sarf ederek, ilahi uyduya (vahiyle gelen bilgiye) sadık kalmaktır.
Havf ve Reca: Korku ile Ümit Arasında
Gerçek mümin, Havf (korku) ile Reca (ümit) arasında yaşayan kimsedir.
Eğer melekler "Buradan sadece bir kişi cennete girecek" deseler, mümin "Acaba o ben miyim?" diye ümit etmelidir.
Yine melekler "Sadece bir kişi cehenneme girecek" deseler, "Acaba o ben miyim?" diye titremeli ve korku içinde olmalıdır.
Ne Allah’ın rahmetinden ümit kesilir, ne de "ben kesin kurtuldum" diyerek gurura kapılınır. Efendimiz (s.a.v.) bile kızı Hz. Fatıma’ya (r.anha) nefsini Allah’tan satın alması (salih amellere sarılması) gerektiğini hatırlatarak bu dengeyi bizlere öğretmiştir.
Sona Kalanların Müjdesi
Efendimiz'in (s.a.v.) bir hadisinde bahsettiği gibi; ümmetin en sonunda gelen, günahları çok olup ancak Allah’ın rahmetiyle Sırat’ı sürünerek, yalvararak, yorularak geçen bir kul vardır. O kul en sonunda cennete dahil olur. Bizler ahir zaman müslümanları olarak, belki o en arkada kalanlarız. Ancak imanımız varsa, sürünerek de olsa hedefimiz selamet kapısı olmalıdır.
Rabbim bizleri ahir zamanda Mehdi’ye ve Kur’an’a tabi olan müttakilerden eylesin. Beka alemine göçerken bizlere iman selameti ve doğru istikamet nasip etsin. Yeni nesillere bu çetin zamanda Furkan bilinci ihsan eylesin.
El-Fatiha maassalavat.
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
