Konu Değerlendirmesi:
  • 0 Oy(lar) - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hürümet ve Ulul Emre itaatin Dindeki Yeri (Kar©glanin 27 Ağustos 2016 Vaazi)
#1
Raşit Tunca icon-6 
Hürmet ve Ulû'l-Emre İtaatin Dindeki Yeri

(Kar©glan'ın 27 Ağustos 2016 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً

Yâ eyyühellezîne âmenû atîullâhe ve atîur resûle ve ulil emri minkum. Fe in tenâza'tum fî şey'in fe ruddûhu ilallâhi ver resûli in kuntum tu'minûne billâhi vel yevmil âhir. Zâlike hayrun ve ahsenu te'vîlâ.

Sadakallâhü'l-Azîm. Nisâ Suresi, 59. ayet.

Meali:

Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulû'l-emre, yani emir verme yetkisine sahip olanlara itaat edin. Bundan sonra herhangi bir hususta ihtilafa düşerseniz, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Allah'a ve Resûlü'ne götürün. Bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.

Vaazımızdaki anlayışa göre burada önemli olan husus şudur: Bir konuda verilen emir veya alınan karar, Allah'ın kitabına ve Resûlü'nün sünnetine aykırıysa, o konuda itaat edilmez. İtaat, Allah'ın rızasına uygun olan hususlarda olur.

Sadakallâhü'l-Azîm. Nisâ Suresi, 59. ayet.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُواْ مِنْ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةٌ مِّنْهُمْ غَيْرَ الَّذِي تَقُولُ وَاللّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ وَكَفَى بِاللّهِ وَكِيلاً

Men yuti'ir resûle fekad etâallâhe ve men tevellâ femâ erselnâke aleyhim hafîzâ. Ve yekûlûne tâatun, fe izâ berazû min indike beyyete tâifetün minhum gayrallezî tekûl. Vallâhu yektubu mâ yubeyyitûn. Fe a'rid anhum ve tevekkel alallâh. Ve kefâ billâhi vekîlâ.

Sadakallâhü'l-Azîm. Nisâ Suresi, 80-81. ayetler.

Kim Peygamber'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, bilsin ki Biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.

Onlar, senin yanında "Kabul ettik, baş üstüne" derler. Fakat senin yanından ayrıldıkları zaman içlerinden bir grup, senin söylediğinden başkasını geceleyin gizlice planlar. Allah onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Artık sen onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

Sadakallâhü'l-Azîm. Nisâ Suresi, 80-81. ayetler.

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Kim bana itaat ederse şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur. Her kim imama, yani devlet başkanına itaat ederse şüphesiz bana itaat etmiş olur. Her kim imama isyan ederse şüphesiz bana isyan etmiş olur."

(Hadis-i Şerif, İbn Mâce, Cihâd, 39)

Ulû'l-emre itaat, Allah'ın emri olmakla beraber, bunun bazı şartlara bağlı olduğunu Kur'an'dan, özellikle Nisâ Suresi'nin 59. ayetinden ve bazı hadislerden öğreniyoruz.

Nitekim Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Eğer üzerinize Habeşli ve burnu, kulağı kesik bir köle emir tayin edilse, sizi Allah'ın Kitabı ve Resûlü'nün sünneti ile sevk ve idare ettiği sürece onun emirlerini dinleyiniz ve itaat ediniz."

(Hadis-i Şerif, İbn Mâce, Cihâd, 39; Buhârî, Ahkâm, 4)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:

"Müslüman kişinin, bir günah işlemekle emrolunması dışında, hoşlandığı veya hoşlanmadığı hususlarda Müslüman amirine itaat etmesi vaciptir. Bir günah işlemekle emrolunduğu zaman ise dinlemek ve itaat etmek yoktur."

(Hadis-i Şerif, İbn Mâce, Cihâd, 40)

Şu hadisler de aynı şekilde, itaatin Allah'ın rızasına uygun olması gerektiğini bildirmektedir:

"Başınızdakilerden kim size Allah'a isyan etmeyi emrederse, sakın o hususta ona itaat etmeyiniz."

(Hadis-i Şerif, İbn Mâce, Cihâd, 40)

"Allah'a isyan olan hususta itaat yoktur. İtaat ancak meşru olan şeydedir."

(Buhârî, Ahkâm, 4; Müslim, İmâre, 39-40)

"Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.

Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd."

Yolculuğumuza başlıyoruz:

"Eğer üzerinize Habeşli ve burnu, kulağı kesik bir köle emir tayin edilse, sizi Allah'ın Kitabı ile sevk ve idare ettiği sürece onun emirlerini dinleyiniz ve itaat ediniz."

(İbn Mâce, Cihâd, 39; Buhârî, Ahkâm, 4)

Burada dikkat edilmesi gereken husus, hadisin ortaya koyduğu temel ölçüdür: İdare eden kimsenin makamından veya soyundan önce, Allah'ın kitabına ve Resûlü'nün sünnetine uygun hareket edip etmediği önemlidir.

İmametin şartları nelerdir?

---

1- Müslüman olmalıdır.

2- İmamın akıl-bâliğ olması şarttır. Delinin, sarhoşun ve bulûğa ermemiş çocuğun imam olması sahih değildir.

3- İmam erkek olmalıdır. Kadının erkeğe imam olması konusunda fıkıhta farklı hükümler bulunmaktadır.

4- İmamın namazı sahih olacak kadar Kur'an'dan ezberi bulunmalıdır.

5- İmamet için kişinin namazı sahih olacak şartlara sahip olması gerekir.

Kör bir kimsenin imamlığı konusunda da fıkıhta hükümler bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in bazı durumlarda görme engelli sahabileri imam olarak görevlendirdiği rivayet edilmiştir. Bu sebeple görme engelliliği tek başına imamlığa engel değildir.

Ancak imamlıkta ehliyet, bilgi, güzel ahlâk ve cemaatin durumunu gözetmek önemlidir. Fâsık ve bid'at ehli kimselerin imamlığı konusunda da fıkıh âlimleri çeşitli hükümler ortaya koymuşlardır.

Vaazımızdaki asıl nükte şudur:

Bir topluluğun başında bulunan kimsenin ehil olması, o topluluğun işlerinin düzenli yürümesi bakımından önemlidir. Bir iş ehline verilmezse, bundan yalnızca o kişi değil, onun sorumluluğu altındaki insanlar da zarar görebilir.

Bu nedenle Kur'an'ın "Emanetleri ehline verin" ölçüsünü hayatımızda dikkate almamız gerekir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Üç kişi vardır ki namazları başlarından bir karış yukarıda kalır ve Allah tarafından kabul olunmaz:

1- Kendisini sevmeyen bir cemaata imam olan şahıs,

2- Geceyi kocası kendisine kızgın olarak geçiren kadın,

3- Birbirine düşman kesilen iki kardeş."

(Hadis-i Şerif)

Allah, Nisâ Suresi'nde bizlere itaat konusunda önemli bir ölçü vermektedir. Bir kimsenin emri, Allah'ın kitabına ve Peygamber'in sünnetine aykırıysa, o hususta itaat edilmez.

"Hani nerede, abdest alırken fazla su kullanmanın israf olduğunu söyleyen âlimler?"

Bir gün Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem, abdest alırken suyu israf eden bir sahabîyi görür. "Bu israf nedir?" diye sorar. Sahabî, "Abdestte de israf olur mu?" diye karşılık verir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

"Evet, akan bir nehrin kenarında bile olsan, normal miktarın üzerinde su kullanman israftır."

buyurmuştur.

Bu sebeple suyu gereksiz yere tüketmemek ve israftan kaçınmak, dinimizin önem verdiği hususlardandır.

---oOo---

CENNET VE CEHENNEMİN MANASI

Bu bölümde vaazımızda, insanın yaptığı iyilik ve kötülüklerin kendi bedenî ve manevî hayatı üzerindeki etkisi üzerinden bir yorum yapılmaktadır.

Fecr Suresi'ndeki:

"Ey mutmain olmuş nefis! Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön. Artık kullarımın arasına gir ve cennetime gir."

anlamındaki ifadeden hareketle, "Allah'ın kullarının arasına girmek" kavramı üzerinde işarî bir düşünce geliştirilmiştir.

Buradaki anlatımı, vaazın tasavvufî ve sembolik yorumu olarak değerlendirmek gerekir. Cennet ve cehennemin yalnızca maddî bedenlere giren bir "lokma" veya enerji olarak açıklanması, İslam'ın temel akaidinde kesin bir hüküm olarak kabul edilmemelidir.

ALINTI

#############

"Âkiletu'l-ekbât: Ciğer yiyen kadın"

Hind'in Hz. Hamza'nın şehadeti sonrasında onun ciğerini yemeye çalıştığına dair tarihî rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlerde Hind'in Uhud Savaşı sırasında Hz. Hamza'nın şehit edilmesinden sonra onun ciğerini ağzına aldığı, fakat yutamadığı ve geri çıkardığı anlatılır.

Şiî kaynaklarındaki kıssanın özeti:

"Hind, Hz. Hamza'nın ciğerini ağzına almış fakat yutamadığı için geri dışarı atmıştır."

Bu husustan haberdar olan Ebû Abdillah, yani İmam Cafer-i Sâdık aleyhisselâm'ın şöyle söylediği nakledilir:

"Allah, Hamza'nın bir parçasının cehenneme girmesine izin verecek değildi."

(Bk. Ali b. İbrahim el-Kummî, Tefsîru'l-Kummî, 1/116)

el-Kâdî en-Nu'mân el-Mağribî de aynı kıssayı anlattıktan sonra, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu nakleder:

"Hind'in Hamza'nın ciğerini yemesi mümkün değildir. Allah onun parçasının cehenneme gitmesine izin vermez."

(Şerhu'l-Ahbâr, 1/275)

Bazı Sünnî kaynaklarda da benzer bir bilgi nakledilmektedir:

Hz. Peygamber'in, Hind'in Hz. Hamza'nın ciğerini yutmaya çalıştığını duyunca, "Onun etinden bir şey yedi mi?" diye sorduğu; "Hayır" cevabı üzerine de "Allah Hamza'nın etini ateşe haram kılmıştır" buyurduğu aktarılır.

(Bk. İbn Sa'd, et-Tabakât, Beyrut, 1410/1990, 3/8-9; es-Sîretü'l-Halebiyye, 2/331; İbn Kesîr, Tefsîr, 2/135)

İmam Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde de benzer bir bilgiye yer verildiği aktarılmaktadır.

(Bk. Müsned, 1/463)

ALINTI SONU

---oOo---

Burada önemli olan şudur: Tarihî rivayetleri aktarırken onları kesin bir akaid hükmüne dönüştürmemek gerekir. Vaazımızda bu kıssadan hareketle beden, lokma, ruh ve insanın birbirine tesiri konusunda sembolik bir anlatım yapılmaktadır.

Allah Teâlâ bizleri birbirimize karşı kırıcı olmaktan, insanları soyları veya memleketleri üzerinden değerlendirmekten muhafaza eylesin.

İnsanların içinde iyilik sahibi kimseler bulunabileceği gibi, her toplulukta farklı karakterlere sahip insanlar da bulunabilir. Asıl ölçü, insanın iman, ahlâk ve güzel amelidir.

Şimdi eski vaazlarımızdan birinden yaptığımız alıntı ile hürmet bahsini anlatarak vaazımızı tamamlayalım.

ALINTI

##############

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

İzâ raethüm min mekânin baîdin semiû lehâ tegayyüzen ve zefîrâ. Ve izâ ulkû minhâ mekânen zeyyikan mukarrenîne deav hunâlike sübûrâ. Lâ ted'ûl yevme sübûran vâhiden ved'û sübûran kesîrâ. Kul ezâlike hayrun em cennetül huldilletî vu'idel muttekûne kânet lehum cezâen ve masîrâ.

Sadakallâhü'l-Azîm — Furkan Suresi, 12-15. ayetler.

"Allâhümme salli alâ sirâcil münîre."

Yolculuğumuza başlıyoruz.

Yolculuğumuz, kulakların hassaslaştığı saat olan gece yarısından yaklaşık yarım saat sonra başlıyor.

Şu anda sizler ayakta ve uyanıksanız, her şeyin sessizliğe gömüldüğü bu saatte sesimizi ve vaazımızı duyuyorsunuz. Bizim sloganımız olan "Sessiz zehrin sesi ve onun şifası olan Radyo Kar©glan" ifadesiyle anlatmak istediğimiz de budur.

Gündüzün gürültüsü içinde duyulmayan bazı sesler, gece sessizliği çöktüğünde daha uzaklardan bile işitilebilir.

Çocukluğumuzda annem tarhana yapardı. Bizim evimizin çatısı kiremitliydi. Amcamların evinin damı ise düz damdı. Annem tarhanayı kuruması için onların damına sererdi.

Akşama kadar kuruyan tarhanayı toplamak için akşam güneş batarken dama çıktığımızda, köyün yaklaşık üç kilometre uzağından geçen asfalt yoldaki kamyonların seslerini ve uzak mahallelerden gelen sesleri, bulunduğumuz yerin hemen yanındaymış gibi duymaya başladığımı hatırlıyorum.

Gece olunca her yer sükûnete ulaşır ve uzaktaki sesler daha yakınmış gibi duyulabilir.

Biz de sizlere, sessizliğin koyulaştığı Avusturya'dan sesleniyoruz.

Haydi, Münîr yıldızına selam gönderelim.

İnşallah bu sessizliğin içinden İslam'ın sesini uzaklarda bulunanlara duyurur ve onların da bizi kendilerine yakınmışız gibi işitmelerine vesile oluruz.

Yukarıdaki ayet-i kerimelerin tercümelerinde farklı ifadeler bulunmaktadır. Biz de burada, vaazımızın işarî anlayışı içerisinde bir tefekkür yapacağız.

Ayetin başında "izâ" kelimesi gelmektedir. Bu kelime zaman bildiren bir edattır. Rabbimizin kelâmında zaman bildiren ifadeler, çeşitli olayların anlatımında kullanılmaktadır.

Vaazımızdaki yorumda, ayette geçen ifadeler üzerinden Hz. Zülkifl aleyhisselâm'ın ümmeti, mucize beklentisi ve Allah'ın dilemesini insanın kendi dilemesinden üstün tutması üzerinde durulmaktadır.

Buradaki temel mesaj şudur:

İnsan, Allah'tan sürekli olağanüstü olaylar ve mucizeler beklemek yerine, Allah'ın hükmüne teslim olmalıdır.

Hz. Sâlih aleyhisselâmın kavminin mucize olarak deve istemesi ve daha sonra bu konuda imtihan edilmeleri de bu bağlamda hatırlatılmaktadır.

"Sizden öncekilerin istediği mucizeleri beklemeyin; Allah'ın hükmüne teslim olun."

anlayışı, vaazımızın bu bölümündeki temel düşüncedir.

Hz. İsa aleyhisselâmın ümmetinin sofra istemesi ve daha sonra imtihan edilmesi de aynı şekilde bir ibret olarak hatırlatılmaktadır.

Mehdi konusunda da insanın sürekli mucize ve keramet araması yerine, hakikati Kur'an ve sünnet ölçüleri içerisinde değerlendirmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Bir kimsenin elinden keramet zuhur ederse, bunu kişinin kendi gücü ve eseri olarak görmek yerine, Allah'ın dilemesiyle gerçekleşen bir hadise olarak değerlendirmek gerekir.

Kerameti veren Allah'tır. Onu inkâr etmek veya sürekli olarak talep etmek konusunda da insan dikkatli olmalıdır.

"Allah gerçekten Allah mı?" şeklinde bir imtihan anlayışına girmek, doğru değildir. Allah Teâlâ'yı sınamak kulun vazifesi değildir.

Rabbimiz bizleri böyle bir imtihandan muhafaza eylesin.

"Ben Hz. Muhammed Aleyhisselâm'ın zamanında yaşasaydım şöyle Müslüman olurdum" demek yerine, içinde bulunduğumuz zamanda Allah'ın bize yüklediği kulluk vazifesini yerine getirmeye çalışmalıyız.

Çünkü Rabbimizin dilemesi bizim dilememizden üstündür.

İşte vaazımızdaki anlayışa göre Hz. Zülkifl aleyhisselâm kıssasından çıkarılan hikmetlerden biri de budur.

HÜRMET VE EL ÖPMEK

Sofilerin birbirlerinin ellerini öpmeleri, büyüklere hürmet ve tevazu göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Bir kimsenin elini öpmek, onu mutlak anlamda Allah katında kendisinden üstün kabul etmek demek değildir. Ancak kültürümüzde anne-babanın, hocanın, âlimin veya büyüğün elini öpmek, hürmet ve saygının bir ifadesi olarak yerleşmiştir.

Buradaki asıl mesele, insanın nefsini kırması ve kibirden uzaklaşmasıdır.

Kişi, kendisini başkalarından üstün görmek yerine, karşısındaki insanın da Allah'ın bir kulu olduğunu hatırlamalıdır.

Vaazımızda anlatılan "el öpme" meselesi de bu açıdan, tevazu ve hürmet sembolü olarak ele alınmaktadır.

İnsanın nefsini kırmasının yollarından biri de salih kimseleri örnek almak, onların güzel ahlâkını kendisine rehber edinmektir.

Rabıta konusunda da burada anlatılan düşünceyi, tasavvufî bir eğitim ve manevî örneklik çerçevesinde anlamak gerekir.

Bir mürşidi veya peygamberi düşünmek, onun güzel ahlâkını ve manevî hâlini örnek almaya çalışmak şeklinde anlaşılabilir.

Vaazımızdaki mandalina ve kabuk örneğinde olduğu gibi, insanın kendisini koruyan ve eğiten manevî bir çevreye ihtiyaç duyduğu ifade edilmektedir.

Peygamberlerin de kendi dönemlerinde Allah'ın izniyle çeşitli vesilelerle korunup desteklendikleri anlatılmaktadır.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in hayatında dedesi Abdülmuttalib, amcaları, Hz. Hatice validemiz ve sahabe-i kiram gibi pek çok kişinin onun hayatında destekleyici rol oynadığı görülmektedir.

Bu nedenle insan, yalnızca kendisine güvenmek yerine Allah'a güvenmeli ve salih insanlarla beraber olmaya çalışmalıdır.

Vaazımızdaki "Münîr yıldızı" anlatımı da bu çerçevede işarî ve sembolik bir yorumdur.

Münir Özkul ismi üzerinden yapılan "Münîr" ve "Zülkifl" bağlantıları ise vaazın keşfî/işarî yorumlarından biridir; kesin tarihî veya dinî bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Büyüklere hürmet etmek, anne-babaya saygı göstermek ve ilim sahiplerine değer vermek ise İslam ahlâkının önemli esaslarındandır.

El öpmekle ağız kirlenmez; fakat el öpmek de kişinin imanının veya üstünlüğünün ölçüsü değildir. Asıl olan kalpteki saygı, tevazu ve güzel ahlâktır.

Rabbim Hz. Zülkifl aleyhisselâma ve bütün peygamberlere selâm eylesin.

Rabbim Hz. Muhammed Mustafa Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e, ailesine, ashabına ve bütün salih kullarına salât ve selâm eylesin.

Başağaçlı Raşit Tunca — 16 Nisan 2011 Cumartesi, saat 00:16

################

ALINTI SONU

---oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdülillâhi Rabbil âlemîn.

Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk.

---oOo---

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 27 Ağustos 2016 Cumartesi

Original Kar © glan
SELiM46
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca