3. Bölüm
DÜNYA-ÂHİRET
* Dünyâ bir topluma teveccüh etti mi başkalarının iyiliklerini, güzelliklerini eğreti olarak onlara verir; bir toplumdan da yüz çevirdi mi kendilerindeki iyilikleri, güzellikleri de onlardan gidiverir.
* Dünyadakiler, uykuda yol alan kervan ehline benzerler.
* Zaman bedenleri yıpratır, dilekleri tâzeler, ölümü yakınlaştırır; umulanı uzaklaştırır, kim ona dost olur, onu elde ederse zahmete düşer, kim onu yitirirse yorulur, darlığa uğrar.
* İnsanların solukları ecellerine doğru attıkları adımlarıdır.
* Zamanı ve zamanındakileri düzgünlük, iyilik kavradı mı bir insan, kendisinden kötü bir şey görünmeyen birisi hakkında kötü zanna düşerse zulmetmiş olur. Zamanı zamanındakileri kötülük kavradı mı bir insan, birisi hakkında iyi bir zanda bulunursa kendisini aldatmış olur.
* Dünyâ görünüşü yumuşak olan, içinde öldürücü zehir bulunan bir yılana benzer. Aldanan bilgisiz ona meyleder, akıllı kişiyse ondan çekinir.
* Zaman ikidir; Ya sana yâr olur, ya aleyhine döner. Yâr oldu mu, aldanıp gaflete düşme; aleyhine döndü mü de dayan.
(Bir cenâzede gülen birisini duyunca buyurdular ki.)
* Sanki ölüm, bizden başkalarına yazılmış, sanki bu gerçek, bizden başkasına hükmedilmiş. Sanki görüş durduğumuz şu ölüler, bir yere gidiyorlar ki tez bir zamanda dönüp tekrar gelecekler bize. Onları kabirlerine götürmedeyiz; miraslarını yemedeyiz. Sanki bizler onlardan sonra kalacaklarmışız. Her öğüdü unutmuşuz, her âfeti ardımıza atmışız. Bizi kökümüzden çıkaracak her belâya göz yummuşuz.
Ne mutlu kendisini alçaltana, kazancını tertemiz bir hâle koyana, özünü düzgün bir hâle getirene, huyunu güzelleştirene, malının fazlasını yoksullara verene, ağzını beyhude sözlerden yumana, şerrini insanlardan giderene; kendisine sünnet ağır gelmeyene, bidate mensup sayılmayana.
* Şaşarım nekese ki korktuğu yoksulluğa doğru koşup durur; arayıp istediği zenginlik, elinden yiter geder. Dünyâda yoksullar gibi yaşar âhiretteyse zenginlerin sorusuyla soruya çekilir.
Şaşarım o gülen, benliğe düşen kişiye ki, dün bir meni parçasıydı, yarın bir leş olacak.
Şaşarım Allah'ın varlığından şüpheye düşene ki Allah'ın halkını görüp durur. Şaşarım Allah'ın varlığından şüphe edene ki ölenleri gözleriyle görür. Şaşarım âhiret yaşayışını, tekrar dirilişi inkâr edene ki
ilk yaratılışı görür, bilir. Şaşarım yokluk yurdunu yapıp durana ki varlık yurdunu terk eder gider.
(Sıffin'den dönerlerken Kûfe dışındaki mezarlığa gelince buyurdular ki
* Ey yalnızlık diyarının, ıssız yerlerin, karanlık kabirlerin halkı, ey toprağa döşenmiş, gurbete düşmüş, yalnızlığa eş olmuş, korkunç ve tenhâ yerlere sığınmış kişiler, siz bizden önce yaşadınız, gittiniz; bizse ardınıza düştük, size ulaşmak üzereyiz. Bıraktığınız evlerde oturanlar var; zevcelerinizi nikâhladılar; mallarınızı paylaştılar. Bu bizim size verdiğimiz haber, sizden ne haber var?
(Sonra ashabına dönerek buyurdular ki
Söz söylemelerine izin verilseydi size elbette haber verirler, derlerdi ki: Gerçekten de en hayırlı azık takvâdır.287
* Allah'ın bir meleği vardır, her gün bağırır; doğun ölüm için. Toplayın yok olmak için, yapın yıkılmak için.288
* Dünya karar edilecek yurda geçittir; insanlarsa orda iki bölüktür: Bir bölüğü kendilerini satar; helâk eder dünyâ onları. Bir bölüğü canlarını kurtarır; azâd eder dünyâ onları.
* Zamanın değişmesi insanların özlerindekini bildirir.
287 - 2. sûrenin 197. âyet-i kerimesine işaret buyurmakta- dırlar.
288 - "Doğun ölüm için, yapın yıkılmak için" (Hadis, Künûz'ül-Hakaık, 2, s.146).
* İnsanlar, dünyanın oğullarıdır. İnsan anasını severse kınanmaz.
* Yoksul Âdemoğlu, eceli ne vakit gelip çatacak, bilmez. Ne illetlere uğrayacak, haberi bile olmaz. Yaptığı işler unutulmaz. Sivrisinek ısırsa canı yanar; boğazında su dursa onu boğar; terlese pis pis kokar.
* Dünyâ başkaları için yaratılmıştır, kendi için değil.
(Birisini dünyayı kınarken, yererken duyup buyurdular ki
* Ey dünyânın aldayışlarına kapılan, uyduruşlarına aldanan, dünyâya kapılıyor, sonra da onu yermeye mi girişiyorsun? Sen mi dünyâyı suçlamadasın; dünyâ mı seni suçlamada? Ne vakit dünyâ seni şaşırttı, ne vakit aldattı? Toprağa atıp çürüttüğü babalarının helâk oldukları yerlere mi aldattı seni; yoksa yer altına attığı analarının yarattığı yerlerle mi kandırdı seni?
Ne kadar çalıştın onlardan derdi, hastalığı gidermeye. Ne kadar uğraştın onları tedâvi ettirmeye. Onların iyileşmelerini diledin; onları iyileştirmek için hekimlere baş vurdun. Bu esirgemelerin onların hiç birine fayda etmedi. Onların devâsını aradın; çâresi olmadı; gücünle kuvvetinle ölümü gideremedin onlardan.
Dünyâ onlara ettiği işle, sana örnek verdi; öldükleri yerle öleceğini gösterdi. Oysa dünyâ, sözünü gerçekleyene gerçeklik yurdudur; sözünü anlayana kurtuluş evidir. Ondan azık toplayana zenginlik diyârıdır; öğüdünü tutana öğüt mahallidir.
Dünyâ, Allah dostlarının secde yeridir; Allah meleklerinin namazgâhı. Allah vahyinin indiği yerdir;
Allah dostlarının alış veriş yurdudur. Orada rahmet elde edenler; orada kâr edinirler, cenneti kazanırlar. Dünyâ, ölümü açıkça haber verdiği, kendisinden ayrılacağımızı seslenip bildirdiği, kendisinin ve kendinden olanların âkıbetini anlattığı halde, kimdir ki onu kınar, yermeye kalkar?
Dünyâ, belalarıyla belâyı gösterir ehline; sevinciyle onları sevince teşvik eder. İnsan esenlikle dünyâda akşamı eder, musîbetle sabahı bulur. Bu, tâata yöneltmesidir onun; isyândan korkutmasıdır; çekinmeyi telkin etmesidir onun.
Nedâmetle sabahlayanlar kınarlar onu. Kıyâmet günü başkalarıysa överler onu. Çünkü dünyâ onlara âkıbeti anlatmıştır, onlar da anlamışlardır; ne olacağını söylemiştir onlara, gerçeklemişlerdir onu; öğüt vermiştir onlara, tutmuşlardır öğüdünü onun.
* İnsanlara bir zaman gelip çatar ki o zamanda Kur'ân'dan ancak eser ve yazı, İslâm'dan da isim kalır. O gün insanların mescitleri mâmurdur yapı bakımından; haraptır hidâyete mahal olmak bakımından. O gün mescitlerde oturanlar, onları yapanlar, yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan çıkar, suç ve hatâ onlara sığınır. Kim o fitneye girmemek isterse sürüp götürürler, kim geri kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah buyurur ki: Zâtıma andolsun ki ben, o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki bilim sâhibi bile şaşırır kalır ve o fitneye dalar. Biz Allah'ın bağışlamasını, gafletle ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz.289
289 - "Ümmetime bir zaman gelecek çatacak ki o zamanda
Gurer'ul-Hikem'den
* İnsanlar bir tomara çizilmiş sûretlere benzerler.
Tomar dürüldükçe bir kısmı yiter, bir kısmı gelir.
* Geceyle gündüz yaşayanların eserlerini gidermek, geçmişlerin izlerini yok etmek için çalışıp duran iki emekçidir.
* * *
Kur'ân okuyanlar çok olacak, fakihler azalacak, ilim alınacak, fitne çoğalacak. Bundan sonra bir zaman da gelecek ki ümmetimden Kur'ân okuyanlar çok olacak, fakat Kur'an, boğazlarından aşağı geçmeyecek, onunla amel etmeyecekler. Bundan sonra da müşrik, müminin söylediği söz üzerine, onunla Allah hakkında mücadeleye girişecek." (Hadis, Câmi, 2, s.28).
4. Bölüm
AKIL, BİLGİ
* Akıllının gönlü, sırrının sandığıdır. Güler yüz, güzel huy dostluk ağıdır; tahammülse ayıpların kabridir.
(İmam Hasan'a (a.s) buyurdular ki.)
* Oğulcuğum, benden dört şey belle, işlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi de aklında tut: Zenginliğin en üstünü akıldır; yoksulluğun en büyüğü ahmaklık. Korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir; soyun-sopun en yücesi güzel huy. Oğulcuğum, ahmakla eş dost olmaktan sakın; sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Nekesle eş dost olmaktan sakın; ona en fazla muhtâç olduğun zaman yardımına koşmaz, oturur. Kötülük edenle eş dost olmaktan sakın; o, pek az bir şeye seni satar gider. Yalancıyla eş dost olmaktan sakın; çünkü o, serâba benzer; uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden.
* Akıllının dili gönlünün ötesindedir; ahmağın gönlüyse dilinin ötesinde.290
290 - Akıllı gönlüne danışır, doğru bulduğunu söyler, ahmak,
* Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi arka olamaz.
* Bilgisiz kişiyi, bir işte, bir fikirde ya pek ileri gitmiş görürsün, ya pek geri kalmış.
* Akıl tamamlandı mı söz azalır.
* İşler şüpheli göründü mü, sonunu görerek önü hakkında hüküm vermek gerekir.
* Nerede olursa olsun, hikmeti almaya bak; çünkü hikmet münâfıkın gönlünde, oradan çıkıp ona sâhip olan müminin gönlüne girerek karar edinceye dek sâkin olmaz.
* Hikmet, müminin yitik malıdır; isterse nifak ehlinden olsun, hikmeti al.291
* Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yaralanır gider.
* Bilginin en aşağılığı, dilde olanıdır; en yücesi de insanın uzuvlarında ve işlerinde görünenidir.
* Bir haberi duydunuz mu onun hükmüne uymak suretiyle duyun, belleyin ve rivâyet edin onu; yalnız nakletmek için değil; çünkü bilgiyi rivâyet edenler çoktur; fakat ona riâyet edenler azdır.
* Nice bilgin vardır ki bilgisi olduğu halde ona fayda vermez de bilgisizliği öldürür gider onu.
* Akıldan daha faydalı mal, kendini beğenmekten daha korkunç yalnızlık, tedbir gibi akıl, takvâ gibi kerem, güzel huy gibi eş dost, edep gibi miras, başarı gibi kılavuz, iyi işlerde bulunmak gibi alış-veriş, sevap
diline geleni söyler, düşünmez bile anlamını vermektedir.
291 - "Hikmet müminin yitik malıdır." (Hadis, Künûz'ül- Hakaaık, 2, s.49).
gibi kâr, şüpheli şeylerde durup çekinmek gibi sakınmak, haramdan kaçınmak gibi zâhitlik, düşünmek gibi bilgi, farzları yerine getirmek gibi ibâdet, utanmak ve sabretmek gibi îman, gönül alçaklığı gibi soy sop, bilgi gibi yücelik, hilim gibi üstünlük, danışmak gibi arka yoktur.
* İktisada riâyet eden yoksulluğa düşmez.
* Hoş geçinmek aklın yarısıdır.
(Kümeyl b. Ziyâd'in-Nahai'nin (r.a) elini tutup şeh- rin dışına çıkardılar. Sahraya varınca bir ah çektiler de buyurdular ki
* Ey Kümeyl, bu gönüller kaplardır; en hayırlı kap da içindekini en iyi koruyanıdır. Benden duyduğun sözü aklında tut. İnsanlar üç kısımdır: Rabb'e mensup bilgin, kurtuluş yolunda bilgi belleyen, bunlardan başkaları pisliğe bulanmış sineklerdir; her seslenen kişiye bilmeden uyan, her yele kapılıp giden kişilerdir. Onlar ne bilgi ışıklarıyla ışıklanmışlardır, ne kuvvetli bir desteğe dayanmışlardır.
Ey Kümeyl, ilim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sense malı korursun. Mal, vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. Mal sâhipleri malın zevâliyle zevâl bulup giderler.
Ey Ziyâdoğlu Kümeyl, bilgiyi elde etmek, âdetâ dindir ki Allah'a onunla yol bulunur. İnsan, yaşarken onunla tâat elde eder; ölümünden sonra da iyilikle, hayırla anılır. İlim hâkimdir, malsa hüküm altındadır, mağluptur.
Ey Kümeyl, malları hazinelerde biriktirenler, diriyken ölmüşlerdir; bilginlerse dünyâ durdukça yaşarlar. Kendileri yok olup gitmişlerdir, fakat eserleri
yüreklerde mevcuttur. (Göğüslerine işaretle) Burada öylesine derin, öylesine geniş bir bilgi var ki ne olurdu, bunu anlayabilecek biri bulunsaydı. Evet, tez anlar birini buluyorum, fakat emin değilim ondan, din hükümlerini dünyâya âlet edebilir; Allah'ın nimetleriyle Allah kullarına, Allah'ın delilleriyle Allah'ın dostlarına karşı üstünlük dâvâsına girişebilir. Yahut gerçeğe sâhip olanlara boyun eğen, fakat önüne ardına dikkat etmeyen, can gözü açık olmayan, daha başlangıçta şüpheye düşüp gönlünden işkillenen birini bulabiliyorum. Oysa ne buna inanılabilir ne ona. Yahut da dünyâ lezzetine sarılan, hemencecik şehvetlere atılan, yahut da mal mülk toplamaya hırsı olan birini buluyorum; oysa bu ikisi de hiç bir hususta dîne riayet edenlerden değildir. Bu iki bölük, ancak otlayan hayvanlara benzer. İşte ilim, ilim ehlinin ölümüyle böylece ölür gider.
Allah'ım, evet; yeryüzü, Allah için delil ve hüccet olan, onun adına kaaim bulunan birisinden hâlî kalmaz; o, ilmi ve dîni ayakta tutar; ama meydanda olur, bilinir, tanınır, yahut hikmete mebnî korkar görünür, gizlenir. Allah'ın hüccetlerinin, Allah'ın apaçık delillerinin batıl olmaması için hüküm budur, böyledir. Ama bu, niceye bir böyle sürür gider? Andolsun Allah'a ki onların sayıları azdır. Allah katında dereceleri pek büyüktür. Allah delillerini, onlara bezeyenlere ısmarlayıncaya, kendi benzerlerinin gönüllerine verinceye dek onlarla korur. Allah onların can gözlerini açar, bilgiyi onlara sunar; onlar da yakin ruhuyla kuvvetlenirler; güçlükleri kolay görürler, bilgisizlerin kaçındıkları, hoş görmedikleri şeyler hoş görünür
onlara; canları yüceler yücesi olan yakınlık duraklarında olduğu halde bedenleriyle dünyâ ehlinden görünürler, onlarla görüşüp konuşurlar. İşte bunlardır Allah'ın halîfeleri, yarattığı yer yüzünde. Bunlardır halkı dînine çağıranlar. Âh, âh, ne de özlerim onları görmeyi. Ey Kumeyl, istersen dön, git artık.292
292 - Kümeyl b. Ziyad'in-Nahaî, Hazreti Rasûlün (s.a.a) zaman-ı saâdetini idrâk eden, vefatlarında sekiz yaşında olan, Emir'ül-Müninin ve İmam Hasan'ın (a.s) havâss-ı ashabından bulunan bir zattır. Emür'ül-Mü'minin'in (a.s) sahib-sırrı sayılmıştır. Yemenlidir. Müzhac boyunun Naha kabilesindendir. Şa'bânın on beşinci gecesiyle Cuma geceleri okunan ve "Kümeyl duâsı" diye anılan münâcâtı, Hazret-i Emir'den rivâyet etmiştir. Hazreti Emir, bir gün deveye binmiş, Kümeyl'i de arka tarafa bindirmişti. Kümeyl, Yâ Emir'el-Mü'minin, hakikat nedir diye sordu. Hazreti Emir, hakikat buyurdular, ululuk sırlarının keyfiyete sığmaz bir hâlde açılmasıdır. Kümeyl, biraz daha söyle dedi, Emir (a.s), vehmedilen şeylerin bilinen tarzda zuhuruyla yok olmasıdır buyurdu. Kümeyl, biraz daha söylemesini istedi. Birliğin tevhid sıfatlarını cezbetmesidir dedi. Biraz daha söylemesini recâ edince hakikat, ezel sabahından ışıyan bir ışıktır ki eserleri birlik varlıklarına vurur buyurdular. Biraz daha söylemesini niyâz edince de mumu dinlendir, sabah doğdu buyurup sustular. Sûfiler, bu sözlere büyük bir ehemmiyet vermişler, bu sözler hakkında şerhler yazılmıştır. Sûfiyye'ye göre, nefsin, "Nâmiyye-i Nebâtiyye, Hissiye-i Hayvâniyye, Nâtıka-i Kudsiyye, Külliyye-i İlâhiyye" olmak üzere dörde ayrıldığı hakkındaki sözü de Kümeyl, Hazreti Emir'den rivâyet etmiştir; fakat muhaddisler, bunu Sûfiyye'nin uydurduğunu söylerler. Kümeyl, Hit'te vâliyken Muâviye tarafından gönde-rilen bir fırkanın, orayı istilâsı ve bâzı kimseleri katli, malları yağma etmeleri üzerine Hz. Emir, bir mektupla, Kümeyl'i azarlamışlar, fakat Kümeyl sonradan bu
* Kendi bildiğine göre danışmadan iş gören, helâk olur gider; insanlarla danışansa onların akıllarına eş olur.
* İnsanlar, bilmedikleri şeylere düşmandırlar.
* İnsanın kendini beğenmesi, aklına haset eden bir sıfattır.
* Yüce kişinin en iyi huylarından biri bildiğini bilmezlikten gelmesidir.
(Akıllı kimdir, anlat denince buyurdular ki
fıkrayı mağlûb edince de memnuniyetlerini izbâr buyurmuşlardır. Bir gün Hz. Emir'le giderlerken birisinin, 39. sûrenin (Zümer), "Hiç o, âhiretten sakınarak ve Rabbinin rahmetini umarak geceleri secde eden, kıyamda bulunan ve böylece itâat ve ibâdet eden kişiye benzer mi" meâlindeki 9. âyet-i kerîmesini hüzünle, yanık bir sesle okuduğunu duymuş, o adamın kötülüğünü de bildiği hâlde okuyuşunu beğenmiş ve şaşmıştı. Hazreti emir, Kümeyl'in zamirini keşfederek, inanma buyurmuşlardı, o adam cehennem ehlindendir. Sonradan o kişi, Nehrivan'da öldürülen Hâriciler arasında bulunmuştu. Sıffin'de ve Nehrivan'da Hazreti Emir'in maiyetinde bulunan Kümeyl, Haccâc'ın vâliliği sırasında Kûfe'de saklanmış, fakat Haccâc, Kümeyl'e mensup olanlara verilen parayı kesince onların zarar görmemesi için gidip Haccâc'a teslim olmuş, zâten benim ömrüm sona erişti, Emir'ül-Mü'minin, beni senin öldüreceğini bana haber verdi demişti. Haccâc, sen, Osman'ın katillerindensin deyip Kümeyl'in başını kestirerek şehit ettirmişti. Kabr-i mübârekleri Kûfe Mescidi civârındadır (Tenkıyh, 2, İkinci bölüm, s.42; Sefinet'ül-Bihâr, 2, s. 496-97 ve 602-603; Ma'sûm-Alişâh; Tarâık'ul-Hakaaık, Muhammed Ca'fer Mah-cûb teshihi ve haşiyeleriyle, Tehran-1339- 1345, 2, s.83- 90)
* Her şeyi lâyık olduğu yere koyandır. (Câhili anlat dediler; buyurdular ki
anlattım ya.
* Öfke delilikten bir kısımdır. Çünkü sâhibi nâdim olur; nâdim olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir.
* Hikmet sâhibi kişilerin sözleri doğruysa devâdır, yanlışsa hastalık.
* Bilginizi bilgisizlik, yakininizi şüphe hâline getirmeyin. Bildiniz mi amel edin; yakıyne erdiniz mi ayak direyin.
* Allah bir kulu alçalttı mı, ona bilgi başarısını men eder.
* Ahmakla eş dost olma; kendi yaptığını sana güzel gösterir, seni de kendine benzetmek ister.
* İbret alınacak şeyler ne de çok, ibret alanlarsa ne
az.
* İlim ikidir: Yaratılıştan olan, duyup bellenen.
Duyulup bellenen bilgi, yaratılışta bilgi kabiliyeti yoksa fayda vermez.
* İlim amelle eşittir; bilen amel eder. İlim, amelle seslenin; amel cevap verirse ne âlâ, cevap vermedi mi ilim de göçer gider.
(Câbir b. Abdullah-i Ansârî'ye buyurdular ki
* Yâ Câbir, dünyâ dört şey üstünde durur: Bilgisiyle amel eden, halka da öğreten bilgin; öğrenmekten utanmayan, çekinmeyen bilgisiz, varlığında nekeslikte bulunmayan cömert, âhiretini dünyâsına satmayan yoksul. Bilgin, bilgisini yitirirse, bilgisiz de öğrenmekten çekinir. Zengin, malında nekeslik ederse yoksul da âhiretini dünyâsına satar.
Yâ Câbir, kime Allah'ın nimetleri çok gelir, kimin malı fazlalaşırsa insanların ona ihtiyacı artar; kim, Allah'ın verdiği nimetlerde kendisine vâcip olanı yerine getirirse o nimetlerin devâmına, sebep olur; kim, vâcip olanı ifâ etmezse o malı mülkü zevâle atmış, yok etmeye başlamıştır.293
* Seni azgınlık, yolundan alıkor, doğru yola sevk ederse bu, aklına delâlet eder, akıllı olduğuna delil olarak bu yeter sana.
* Nice kişiler vardır ki haklarında güzel sözler söyleyen kişilerin sözlerine kanarlar, aldanırlar.
* Hüküm verişte susmakta hayır olmadığı gibi bilgisiz söz söylemekte de hayır yoktur.
* İki haris vardır ki doymaz da doymaz: Bilgi isteyen, dünyâ dileyen.
* Her kaba bir şey koyunca daralır; ancak bilgi kabı müstesnâ. Ona bilgi kondukça genişler.
293 - Câbir b. Abdullah. Ansâr'ın Hazreç boyundandır. İkinci Akabe biatinde bulunanlardandır. Emir'ül-Mü'minin'e (a.s) ve Ehlibeyte izhâr-ı sadâkat eden ashab-ı kirâmdandır. Kendisine, Aliyy ibn-i Ebi Tâlib hakkında sorulunca: O insanların hayırlısıdır. Biz, Rasulûllah'ın (s.a.a) zamanında münâfıkları, ona buğuzlarından tanırdık demiştir. İmam Muhammed'ül- Bakır'a (a.s) Hazreti Rasûlullah'ın (s.a.a) selâmını tebliğ ettiği meşhurdur. Hicretin yetmiş sekizinci yılında vefât etmiştir (r.a; Tenkıyh, 1, s.199-201).
Gurer'ul-Hikem'den
* Âlim ölü olsa bile diridir. câhil diri olsa bile ölü.
* Bilgi, tükenmeyen bir hazinedir; akıl, eskimeyen, yıpranmayan bir elbise.
* Bilgin, kadrini bilen kişidir; bilgisiz, yaptığını bilmeyen kişidir. Akıllı, ameline dayanır, câhil, emeline dayanır. Bilgin, kalbiyle, gönlüyle bakar görür; câhil, gözüyle bakar görür.
* Akıl gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.
* Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.
* Hilim hikmetin meyvesidir; gerçekse dalları, budaklarıdır.
* Allah rahmet etsin kadrini bilene, haddini aşmayana.
* Bilgin kişinin rütbesi, rütbelerin en yücesidir.
* Bilgin kişinin bilgisinden dolayı şükrü, bilgisiyle amel etmesi ve o bilgiyi, müstahak olana belletmesidir.
* İki şey vardır ki sonu bulunmaz; Bilgi, akıl.
* Akıllının zannı, câhilin yakininden daha doğrudur.
* Şer işle hayır dileyenin aklı da bozulmuştur, duygusu da.
* Az ilmi olup da onunla amel eden, çok ilmi olup da amel etmeyenden hayırlıdır.
* Ölç, biç, sonra kes; düşün, taşın, sonra söyle; anla, bil, sonra yap.
* Kendini bilmeyen, başkasını nasıl bilir?
* Ya söyleyen, işrâd eden bilgin ol, ya dinleyen, belleyen kesil; üçüncüsü olmaktan sakın.
* Kişinin gönderdiği elçi, aklının tercemânıdır; mektubuysa sözden daha anlatışlıdır.
* Seni ıslâh etmeyen bilgi, sapıklıktır; sana faydası olmayan mal, vebâldir.
* Câhil dostundan ziyâde akıllı düşmanına güven.
* Görmek yalnız gözle olmaz; görüşler, görenleri aldatabilir.
* Kullar, bilmedikleri şeylerde duraklasalardı ne kâfir olurlardı, ne dalâlete düşerlerdi.
* Kendini bilen rabbini bilir.294
* İnsanın, kendisindeki noksanı bilip anlaması, olgunluktan ve ileri üstünlüğündendir.
* Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmağın alâmetlerindendir.
* Bilgiyle dirilen ölmez.
* Bilgiyi, ehil olmayana veren, bilgiye zulmetmiştir.
* Söyleyene bakma, söylenene bak.
* Kendi reyinle hareket etme; kendi reyine uyan, helâk olur gider.
* * *
294 - Bu sözü, hadis olarak da naklederler (Sefinet'ül-Bıhâr, 2, s.603) Kendini, nefsini acizle bilen, noksanla bilen, suçla bilen, şerle bilen, Rabbini, kudretle, kemâlle, afivle, hayırla bilir tarzlarında şerhedenler vardır.
5. Bölüm
ÇEŞİTLİ KONULARA AİT VECİZELERİ
* Tamaha yapışan kendini alçaltır. Zarara düştüğünü açıklayan alçalmaya razı olur. Dilini kendisine buyruk sâhibi eden, diline geleni söyleyen, kendisine zarar verir.
* Nekeslik ayıptır; korkaklık noksan. Yoksulluk, delil getirmede aklı dilsiz eder; yokluğa düşen, şehirde garip olur gider. Âciz kalmak âfettir; sabır yiğitlik. Çekinmek zenginliktir; sakınmak kalkan.
* Allah'a razı olmak ne güzel eş dosttur; bilgisiyle büyük bir miras. Edeplere riâyet, boyuna yenilenen elbisedir, düşünceyse saf bir ayna.
* Uzaklaşmak ayıpları örter. Yaptığı işi beğenen kişiyi kınayan çok olur.
* İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağrışsınlar sizin için.
* İnsanların en âcizi, insanlardan kardeş edinemeyenidir; ondan daha âcziyse kardeş edindikten sonra onu yitirenidir.
* En yakını yitiren, en uzağı da yardımcı olarak bulamaz.
* Dileğine uyup koşan, eceline kavuşur.
* Korku ümitsizliğe eş olmuştur; utanç mahrûmiyete. Fırsat bulut gibi geçip gider; hayırlı fırsatları elde etmeye çalışın.
* Ettiği iş ağır olan kişinin soyu boyu da onunla tezce yürüyemez.
* Büyük günahların kefâreti, zulme düşenlere yardım etmek, acze düşenleri ferahlandırmaktır.
* Zâhitliğin en üstünü, zâhitliği gizlemektir.
* Hayrı yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer işleyense
şerden de kötüdür.
* Cömert ol, nekeslikte ileri gitme; saygılı ve sıralı ver, ihsan ederken, vermemişe de dönme.
* Zenginliğin en yücesi dilekleri terk etmektir.
* Halka istemediği, hoşlanmadığı şeyleri söyleyen kişi hakkında halk da, bilmediği şeyleri söyler.
* Kimin dileği uzar giderse kötü işleri de çoğalır gider.
* Seni gama, gussaya sokan kötülük, Allah katında sana benlik veren iyilikten daha hayırlıdır.
* İnsanın değeri, himmetincedir; gerçekliği, adamlığıncadır, erliği, yaptığı kötülükten utancı kadardır; temizliği ve nâmusu da kıskançlığı derecesindedir.
* Üst olmak, ihtiyâta riâyetle olur. İhtiyata riâyet, düşü-nüp taşınmakla mümkündür, düşünüp taşınmak da sırları gizlemekle olur.
* Yüce kişinin aç kalınca, aşağılık kişinin, karnı doyunca saldırısından korkun.
* İnsanların gönülleri ürkektir; kim onları elde ederse ona alışırlar.
* Devlet sana yâr oldukça ayıbın gizli kalır.
* İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, cezâ vermeye en fazla gücü yetenidir.
* Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse utançtandır ve kötüdür.
* Sabır ikidir: İstemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek; sevdiğin, dilediğin şeye sabretmek.
* Zenginlik gurbette yurttur; yoksulluk yurtta gurbet.
* Zanaat tükenmez maldır.
* Mal, isteklerin temelidir.
* Seni çekindiren kişi, sana müjde verene benzer, ona eşittir.
* Dil yırtıcıdır; yuları bırakıldı mı salar, parçalar.
* Dostları yitirmek, gurbete düşmektir.
* İhtiyacı olan şeyi elde edememek, ehli olmayandan istemekten ehvendir.
* Kim bir işte halka, öncü olursa, başkasını terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye etmeli; bu terbiye de diliyle öğüt vermeden önce huyuyla öğüt vermek sûretiyle olmalı. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kişi, insanlara muallimlik edip onları terbiye edenden daha fazla ululanmaya değer.
* Her sayılı şey biter; her beklenen gelip çatar.
* İhtiyarın reyini, gencin yiğitliğinden çok severdim.
* Tövbe etmek elindeyken ümidini kesene
şaşarım.
* İnsanda bir et parçası vardır ki bedenine bir damarla bağlanmıştır. Bu da kalptir ve pek şaşılacak bir uzuvdur bu. Onun hikmete ait şeyleri ve bunlara aykırı zıt şeyleri vardır. Ümide kapıldı mı tamah alçaltır
onu. Tamah onu heyecana düşürdü mü hırs helâk eder onu. Ümitsizlik ona sâhip oldu mu keder öldürür onu. Kızgınlık onu kavradı mı öfke de kavrar onu. Hoşnût oldu mu korunmayı unutur gider. Korkuya kapılınca korunmaya başlar. Esenleştiğini sanınca gaflete düşer. Bir musibete uğradı mı kararsız bir hâle gelir. Bir mal buldu mu zenginlik azdırır onu. Yoksulluk onu ısırdı mı belâ kavrar onu. Açlığa düşünce zayıflık çökertir; fazla doyunca da mîde dolgunluğu rahatsızlığa uğratır onu. Her hususta geri kalış zarar verir ona; her işte ileri gidiş bozguna düşürür onu.
* Noksan sıfatlardan münezzeh Allah'ın emri, rüşvet almayan, aşağılanmayın, tamah yoluna gitmeyen kişiyle doğrulur, yerine gelir.
* İki iş arasında ne kadar da uzaklık var; İş var, tadı gider, vebâli kalır; iş var, zahmeti geçer, sevâbı kalır.
* Dost, kardeşini üç halde korumadıkça tam dost olamaz; Düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümün-den sonra. Dört şey verilene dört şey harâm olmaz: Duâya koyulan icâbetten, tövbeye başarı ihsan edilen kabûlden, istiğfara yöneltilen bağışlanmaktan, şükretmeye fırsat ilhâm edilen, nimetin ziyâde olmasından mahrûm kalmaz. Bunu da Allah'ın Kitabı gerçeklemektedir. Yüce ve Ulu Allah buyurur ki "Dua edin, icâbet edeyim size." 40, Mü'min, 60) "Kötülük eden, yahut nefsine zulümde bulunan, sonra istiğfar ederse Allah'a, Allah'ı suçları örtücü ve inananlara acıyıcı olarak bulur." 4, Nisâ, 110) Şükür hakkında da "Şükrederseniz nimeti çoğaltarım size" buyurmuştur. (14, İbrâhim, 7) Tövbe hakkında da "Tövbe, ancak
bilgisizlikle kötülük edip sonra hemen tövbe edenlerden kabûl edilir. Onlardır Allah'ın, tövbelerini kabûl ettiği kişiler ve Allah herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir" buyurmuştur. (4, Nisâ, 17).
* Dert ve gam ihtiyarlığın yarısıdır.
* İnsan, dilinin altında gizlidir.
* Kadrini bilmeyen kişi helâk olur gider.
(Birisi, kendisine öğüt vermesini isteyince buyurdular ki
* Amelsiz âhireti dileyenlerden, olmayacak ümitler besleyip tövbe etmeyi isteyenlerden olma. Hani kişi vardır, dünyâda zâhitlerin sözlerini söyler, dünyâya rağbet edenlerin işlerini işler. Dünyânın malından mülkünden verilse doymaz; verilmese kanmaz. Verilenin şükründen âciz olur; verilmeyenin fazlasını ister durur. Halkı kötülükten men eder, fakat kendisi kötülükten kaçınmaz; emreder, kendisi emre uymaz. Temiz kişileri sever, işlediklerini işlemez. Suçluları sevmez, oysa ki onlardan biridir o. Günahlarının çokluğundan ölümden çekinir, ürker; ölümden kendisini ürküten şeyi yapmakta ısrar eder. Hastalanırsa nedâmete düşer; iyileşirse nedâmeti unutur gider. Âfiyet buldu, nimet elde etti mi mağrur olur; belâya uğradı mı ümidini keser, perişanlığa sataşır. Belâya düşerse âciz olur, duâya koyulur; ferahlığa erişirse kendine güvenir, aczini unutur, zannına uyar, aldanır; gerçek bildiğine kanmaz, kalakalır. Kendi suçundan az suç işleyenin âkıbetinden korkar; kendisineyse yaptığı iyilikten fazlasını ister umar. Kimseye ihtiyacı olmazsa böbürlenir, fitnelere kapılır; ihtiyaca düşünce ümit keser, yayılır. Kulluk
ederse gevşek davranır; isteğe, özleme kapılırsa isyânı öne alır, peşinden gider; tövbeyi geriye atar; bir mihnete uğrasa da din hükümlerinden dışarı çıkar. Başkalarına ibretler gösterir; örnekler getirir, kendisi ibret almaz. Öğüt verir de verir, kendisi öğüt tutmaz. Sözle kılavuzluk eder, ameldeyse herkesten geri kalır. Geçici nimeti elde etmekte ileridir; kalacak nimetleri elde etmekte geri. Suçu, isyânı ganimet sayar, ganimeti ziyân sanır. Ölümden korkar, ama fırsatı yitirir gider. Başkasının az suçunu kendi yaptığı suça nispetle çok görür; başkalarının az gördüğü kulluğu kendi kulluğuna nispetle az bulur. İnsanları kınar durur, kendisineyse dalkavuklukta bulunur. Zenginlerle oyuna dalmak, onca yoksullarla Allah'ı anmaktan daha sevimlidir. Kendisince başkaları aleyhine hükmeder; başkalarının iyiliğine bakıp kendi kötülüğünü görerek kendisini mahkûm etmez. Başkalarını doğru yola sevk etmeye uğraşır; nefsiniyse azgınlığa atmaya savaşır. Ona itâat edilir; oysa isyân eder. Ona vefâ gösterilir; o vefâ etmez. Allah için Allah yolunda korkmaz da halktan korkar, çekinir; fakat hakla muâmelede Allah'tan korkmaz, korku nedir, aklına bile gelmez.295
* Herkes için tatlı, acı bir son vardır.
* Her gelip çatan dönüp gider; her dönüp giden gelmemişe, olmamışa döner.
295 - Seyyid Radıyy, Allah ondan razı olsun, der ki: Bu kitapta yalnız bu sözler olsaydı tam faydalı öğüt, tam yerinde hikmet, can gözü açık olana basîret, okuyup düşünene ibret olarak yeterdi.
* Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden, mutlaka zafer ulaşır.
* Bir toplumun yaptığına razı olan, onlardan sayılır. Onlardan sayılan her kişinin de iki suçu vardır: O işi işlemek suçu, o işe razı olmak suçu.
* Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yolun biri, mutlaka sapıklık yoludur.
* Her zulme başlayan, yarın pişman olur, elini ısırır, kemirir.
* Töhmetlenecek yere varan kişi, hakkında kötü zanna düşeni kınamasın.
* Yoksulluk en büyük ölümdür.
* Kendini beğenmek ilerlemeye engel olur.
* Gözleri görene sabah ışımıştır.
* Büyüklük, ululuk, gönül genişliğiyle, tahammülle mümkündür.
* Kötülükte bulunanları iyilik edene mükâfat vererek payla, yola getir.
* Kötülüğü, şerri kendi gönlünden çıkarmak suretiyle, başkalarının gönüllerinden sök çıkar.
* Tamah ebedi köleliktir.
* İleri gidişin meyvesi nedâmettir. İhtiyatın meyvesi selâmet.
* Hikmetle hüküm vermek hususunda susmakta hayır olmadığı gibi bilgisizlikle söz söylemekte de hayır yoktur.
* Ey âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi başkası için biriktirmedesin.
* Cömertlik, şerefleri koruyan bir sıfattır; hilim, kötü kişilerin ağızlarını bağlar; bağışlamak, üstün olmanın zekâttır; hıyânet eden dosttan ayrılış, teselli
bulmaktır; danışmak, doğru yola gitmektir. Kendi aklıyla iş gören, kendini tehlikeye atar; sabır, düşmanları oklara hedef eder; sızlanmak, zamâne cefâlarına yardımcı olur. Zenginliğin en üstünü dileği terk etmektir. Nice akıl vardır, hevâ ve hevesin buyruğuna uyar, esir olur. Güzel tecrübe, başarıdandır; dostluk, insana fayda veren yakınlıktır; usanıp daralan kişiye emniyet etmemek gerektir.
* Kim hayâ libâsına bürünürse halk, onun ayıplarını görmez.
* Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır.
* Senin hakkında iyi zanda bulunanın zannını gerçekleştir.
* Ey âdemoğlu, kendi nefsinin vasîsi ol da malında, senden sonra ne yapmalarını istiyorsan sen yap.
(Kümeyl b. Ziyâd'a buyurdular ki
* Ey Kümeyl adamlarına, akşam çağına dek iyi huy kazanmalarını buyur; uyuyanın hâcetlerini gidermekle akşam etsinler. Çünkü andolsun bütün sesleri duyana, hiç bir kişi yoktur ki bir gönlü sevindirsin de Allah o sevinç yüzünden ona bir lütufta bulunmasın. Suyun biriktiği havuzda yabancı dereler nasıl sürülür, kovulursa o lütuf da sâhibine bir belâ gelip çattı mı, o belâyı kovar, giderir.
* Hâin kişilere vefâda bulunmak, Allah'a hıyânette bulunmaktır; hâinlere gadretmekse, Allah'a vefâ etmek demektir.
* Dostunu ihtiyatla sev, olabilir ki birgün sana düşman olur: Düşmanınla da ihtiyata riâyet ederek düşmanlıkta bulun, olabilir ki birgün sana dost kesilir.
(Doğu ile batı arasındaki yol ne kadardır diye sorulunca buyurdular ki
* Güneş için bir günlük yol.
* Dostların üçtür, düşmanların da üç. Dostların, dostundur, dostunun dostudur, düşmanının düşmanı. Düşmanların da düşmanındır, dostunun düşmanı, düşmanının dostu.
* Kıskanç olan, gayret sâhibi bulunan, kesin olarak zinâ etmez.
* Babaların dostluğu, oğulların yakınlığını meydana getirir. Dostluk yakınlığa muhtaçtır, onunla tamamlanır; fakat yakınlık dostluğa, sevgiye daha ziyade muhtaçtır; yakınlık sevgiyle olur.
* Taşı nereden geldiyse oraya atın; çünkü şerri ancak şer giderir.
(Kâtibi Ubeydullah b. Ebi-Râifi'e buyurdular ki
* Kalemini düzelt, ucunu keskin kes, satırların arasını aç, harfleri birbirine yakın yaz; bu, yazının güzelliğini sağlar.
(Oğulları Muhammed b. il-Hanefiyye'ye buyurdular
ki
DÜNYA-ÂHİRET
* Dünyâ bir topluma teveccüh etti mi başkalarının iyiliklerini, güzelliklerini eğreti olarak onlara verir; bir toplumdan da yüz çevirdi mi kendilerindeki iyilikleri, güzellikleri de onlardan gidiverir.
* Dünyadakiler, uykuda yol alan kervan ehline benzerler.
* Zaman bedenleri yıpratır, dilekleri tâzeler, ölümü yakınlaştırır; umulanı uzaklaştırır, kim ona dost olur, onu elde ederse zahmete düşer, kim onu yitirirse yorulur, darlığa uğrar.
* İnsanların solukları ecellerine doğru attıkları adımlarıdır.
* Zamanı ve zamanındakileri düzgünlük, iyilik kavradı mı bir insan, kendisinden kötü bir şey görünmeyen birisi hakkında kötü zanna düşerse zulmetmiş olur. Zamanı zamanındakileri kötülük kavradı mı bir insan, birisi hakkında iyi bir zanda bulunursa kendisini aldatmış olur.
* Dünyâ görünüşü yumuşak olan, içinde öldürücü zehir bulunan bir yılana benzer. Aldanan bilgisiz ona meyleder, akıllı kişiyse ondan çekinir.
* Zaman ikidir; Ya sana yâr olur, ya aleyhine döner. Yâr oldu mu, aldanıp gaflete düşme; aleyhine döndü mü de dayan.
(Bir cenâzede gülen birisini duyunca buyurdular ki.)
* Sanki ölüm, bizden başkalarına yazılmış, sanki bu gerçek, bizden başkasına hükmedilmiş. Sanki görüş durduğumuz şu ölüler, bir yere gidiyorlar ki tez bir zamanda dönüp tekrar gelecekler bize. Onları kabirlerine götürmedeyiz; miraslarını yemedeyiz. Sanki bizler onlardan sonra kalacaklarmışız. Her öğüdü unutmuşuz, her âfeti ardımıza atmışız. Bizi kökümüzden çıkaracak her belâya göz yummuşuz.
Ne mutlu kendisini alçaltana, kazancını tertemiz bir hâle koyana, özünü düzgün bir hâle getirene, huyunu güzelleştirene, malının fazlasını yoksullara verene, ağzını beyhude sözlerden yumana, şerrini insanlardan giderene; kendisine sünnet ağır gelmeyene, bidate mensup sayılmayana.
* Şaşarım nekese ki korktuğu yoksulluğa doğru koşup durur; arayıp istediği zenginlik, elinden yiter geder. Dünyâda yoksullar gibi yaşar âhiretteyse zenginlerin sorusuyla soruya çekilir.
Şaşarım o gülen, benliğe düşen kişiye ki, dün bir meni parçasıydı, yarın bir leş olacak.
Şaşarım Allah'ın varlığından şüpheye düşene ki Allah'ın halkını görüp durur. Şaşarım Allah'ın varlığından şüphe edene ki ölenleri gözleriyle görür. Şaşarım âhiret yaşayışını, tekrar dirilişi inkâr edene ki
ilk yaratılışı görür, bilir. Şaşarım yokluk yurdunu yapıp durana ki varlık yurdunu terk eder gider.
(Sıffin'den dönerlerken Kûfe dışındaki mezarlığa gelince buyurdular ki

* Ey yalnızlık diyarının, ıssız yerlerin, karanlık kabirlerin halkı, ey toprağa döşenmiş, gurbete düşmüş, yalnızlığa eş olmuş, korkunç ve tenhâ yerlere sığınmış kişiler, siz bizden önce yaşadınız, gittiniz; bizse ardınıza düştük, size ulaşmak üzereyiz. Bıraktığınız evlerde oturanlar var; zevcelerinizi nikâhladılar; mallarınızı paylaştılar. Bu bizim size verdiğimiz haber, sizden ne haber var?
(Sonra ashabına dönerek buyurdular ki

Söz söylemelerine izin verilseydi size elbette haber verirler, derlerdi ki: Gerçekten de en hayırlı azık takvâdır.287
* Allah'ın bir meleği vardır, her gün bağırır; doğun ölüm için. Toplayın yok olmak için, yapın yıkılmak için.288
* Dünya karar edilecek yurda geçittir; insanlarsa orda iki bölüktür: Bir bölüğü kendilerini satar; helâk eder dünyâ onları. Bir bölüğü canlarını kurtarır; azâd eder dünyâ onları.
* Zamanın değişmesi insanların özlerindekini bildirir.
287 - 2. sûrenin 197. âyet-i kerimesine işaret buyurmakta- dırlar.
288 - "Doğun ölüm için, yapın yıkılmak için" (Hadis, Künûz'ül-Hakaık, 2, s.146).
* İnsanlar, dünyanın oğullarıdır. İnsan anasını severse kınanmaz.
* Yoksul Âdemoğlu, eceli ne vakit gelip çatacak, bilmez. Ne illetlere uğrayacak, haberi bile olmaz. Yaptığı işler unutulmaz. Sivrisinek ısırsa canı yanar; boğazında su dursa onu boğar; terlese pis pis kokar.
* Dünyâ başkaları için yaratılmıştır, kendi için değil.
(Birisini dünyayı kınarken, yererken duyup buyurdular ki

* Ey dünyânın aldayışlarına kapılan, uyduruşlarına aldanan, dünyâya kapılıyor, sonra da onu yermeye mi girişiyorsun? Sen mi dünyâyı suçlamadasın; dünyâ mı seni suçlamada? Ne vakit dünyâ seni şaşırttı, ne vakit aldattı? Toprağa atıp çürüttüğü babalarının helâk oldukları yerlere mi aldattı seni; yoksa yer altına attığı analarının yarattığı yerlerle mi kandırdı seni?
Ne kadar çalıştın onlardan derdi, hastalığı gidermeye. Ne kadar uğraştın onları tedâvi ettirmeye. Onların iyileşmelerini diledin; onları iyileştirmek için hekimlere baş vurdun. Bu esirgemelerin onların hiç birine fayda etmedi. Onların devâsını aradın; çâresi olmadı; gücünle kuvvetinle ölümü gideremedin onlardan.
Dünyâ onlara ettiği işle, sana örnek verdi; öldükleri yerle öleceğini gösterdi. Oysa dünyâ, sözünü gerçekleyene gerçeklik yurdudur; sözünü anlayana kurtuluş evidir. Ondan azık toplayana zenginlik diyârıdır; öğüdünü tutana öğüt mahallidir.
Dünyâ, Allah dostlarının secde yeridir; Allah meleklerinin namazgâhı. Allah vahyinin indiği yerdir;
Allah dostlarının alış veriş yurdudur. Orada rahmet elde edenler; orada kâr edinirler, cenneti kazanırlar. Dünyâ, ölümü açıkça haber verdiği, kendisinden ayrılacağımızı seslenip bildirdiği, kendisinin ve kendinden olanların âkıbetini anlattığı halde, kimdir ki onu kınar, yermeye kalkar?
Dünyâ, belalarıyla belâyı gösterir ehline; sevinciyle onları sevince teşvik eder. İnsan esenlikle dünyâda akşamı eder, musîbetle sabahı bulur. Bu, tâata yöneltmesidir onun; isyândan korkutmasıdır; çekinmeyi telkin etmesidir onun.
Nedâmetle sabahlayanlar kınarlar onu. Kıyâmet günü başkalarıysa överler onu. Çünkü dünyâ onlara âkıbeti anlatmıştır, onlar da anlamışlardır; ne olacağını söylemiştir onlara, gerçeklemişlerdir onu; öğüt vermiştir onlara, tutmuşlardır öğüdünü onun.
* İnsanlara bir zaman gelip çatar ki o zamanda Kur'ân'dan ancak eser ve yazı, İslâm'dan da isim kalır. O gün insanların mescitleri mâmurdur yapı bakımından; haraptır hidâyete mahal olmak bakımından. O gün mescitlerde oturanlar, onları yapanlar, yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan çıkar, suç ve hatâ onlara sığınır. Kim o fitneye girmemek isterse sürüp götürürler, kim geri kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah buyurur ki: Zâtıma andolsun ki ben, o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki bilim sâhibi bile şaşırır kalır ve o fitneye dalar. Biz Allah'ın bağışlamasını, gafletle ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz.289
289 - "Ümmetime bir zaman gelecek çatacak ki o zamanda
Gurer'ul-Hikem'den
* İnsanlar bir tomara çizilmiş sûretlere benzerler.
Tomar dürüldükçe bir kısmı yiter, bir kısmı gelir.
* Geceyle gündüz yaşayanların eserlerini gidermek, geçmişlerin izlerini yok etmek için çalışıp duran iki emekçidir.
* * *
Kur'ân okuyanlar çok olacak, fakihler azalacak, ilim alınacak, fitne çoğalacak. Bundan sonra bir zaman da gelecek ki ümmetimden Kur'ân okuyanlar çok olacak, fakat Kur'an, boğazlarından aşağı geçmeyecek, onunla amel etmeyecekler. Bundan sonra da müşrik, müminin söylediği söz üzerine, onunla Allah hakkında mücadeleye girişecek." (Hadis, Câmi, 2, s.28).
4. Bölüm
AKIL, BİLGİ
* Akıllının gönlü, sırrının sandığıdır. Güler yüz, güzel huy dostluk ağıdır; tahammülse ayıpların kabridir.
(İmam Hasan'a (a.s) buyurdular ki.)
* Oğulcuğum, benden dört şey belle, işlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi de aklında tut: Zenginliğin en üstünü akıldır; yoksulluğun en büyüğü ahmaklık. Korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir; soyun-sopun en yücesi güzel huy. Oğulcuğum, ahmakla eş dost olmaktan sakın; sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Nekesle eş dost olmaktan sakın; ona en fazla muhtâç olduğun zaman yardımına koşmaz, oturur. Kötülük edenle eş dost olmaktan sakın; o, pek az bir şeye seni satar gider. Yalancıyla eş dost olmaktan sakın; çünkü o, serâba benzer; uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden.
* Akıllının dili gönlünün ötesindedir; ahmağın gönlüyse dilinin ötesinde.290
290 - Akıllı gönlüne danışır, doğru bulduğunu söyler, ahmak,
* Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi arka olamaz.
* Bilgisiz kişiyi, bir işte, bir fikirde ya pek ileri gitmiş görürsün, ya pek geri kalmış.
* Akıl tamamlandı mı söz azalır.
* İşler şüpheli göründü mü, sonunu görerek önü hakkında hüküm vermek gerekir.
* Nerede olursa olsun, hikmeti almaya bak; çünkü hikmet münâfıkın gönlünde, oradan çıkıp ona sâhip olan müminin gönlüne girerek karar edinceye dek sâkin olmaz.
* Hikmet, müminin yitik malıdır; isterse nifak ehlinden olsun, hikmeti al.291
* Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yaralanır gider.
* Bilginin en aşağılığı, dilde olanıdır; en yücesi de insanın uzuvlarında ve işlerinde görünenidir.
* Bir haberi duydunuz mu onun hükmüne uymak suretiyle duyun, belleyin ve rivâyet edin onu; yalnız nakletmek için değil; çünkü bilgiyi rivâyet edenler çoktur; fakat ona riâyet edenler azdır.
* Nice bilgin vardır ki bilgisi olduğu halde ona fayda vermez de bilgisizliği öldürür gider onu.
* Akıldan daha faydalı mal, kendini beğenmekten daha korkunç yalnızlık, tedbir gibi akıl, takvâ gibi kerem, güzel huy gibi eş dost, edep gibi miras, başarı gibi kılavuz, iyi işlerde bulunmak gibi alış-veriş, sevap
diline geleni söyler, düşünmez bile anlamını vermektedir.
291 - "Hikmet müminin yitik malıdır." (Hadis, Künûz'ül- Hakaaık, 2, s.49).
gibi kâr, şüpheli şeylerde durup çekinmek gibi sakınmak, haramdan kaçınmak gibi zâhitlik, düşünmek gibi bilgi, farzları yerine getirmek gibi ibâdet, utanmak ve sabretmek gibi îman, gönül alçaklığı gibi soy sop, bilgi gibi yücelik, hilim gibi üstünlük, danışmak gibi arka yoktur.
* İktisada riâyet eden yoksulluğa düşmez.
* Hoş geçinmek aklın yarısıdır.
(Kümeyl b. Ziyâd'in-Nahai'nin (r.a) elini tutup şeh- rin dışına çıkardılar. Sahraya varınca bir ah çektiler de buyurdular ki

* Ey Kümeyl, bu gönüller kaplardır; en hayırlı kap da içindekini en iyi koruyanıdır. Benden duyduğun sözü aklında tut. İnsanlar üç kısımdır: Rabb'e mensup bilgin, kurtuluş yolunda bilgi belleyen, bunlardan başkaları pisliğe bulanmış sineklerdir; her seslenen kişiye bilmeden uyan, her yele kapılıp giden kişilerdir. Onlar ne bilgi ışıklarıyla ışıklanmışlardır, ne kuvvetli bir desteğe dayanmışlardır.
Ey Kümeyl, ilim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sense malı korursun. Mal, vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. Mal sâhipleri malın zevâliyle zevâl bulup giderler.
Ey Ziyâdoğlu Kümeyl, bilgiyi elde etmek, âdetâ dindir ki Allah'a onunla yol bulunur. İnsan, yaşarken onunla tâat elde eder; ölümünden sonra da iyilikle, hayırla anılır. İlim hâkimdir, malsa hüküm altındadır, mağluptur.
Ey Kümeyl, malları hazinelerde biriktirenler, diriyken ölmüşlerdir; bilginlerse dünyâ durdukça yaşarlar. Kendileri yok olup gitmişlerdir, fakat eserleri
yüreklerde mevcuttur. (Göğüslerine işaretle) Burada öylesine derin, öylesine geniş bir bilgi var ki ne olurdu, bunu anlayabilecek biri bulunsaydı. Evet, tez anlar birini buluyorum, fakat emin değilim ondan, din hükümlerini dünyâya âlet edebilir; Allah'ın nimetleriyle Allah kullarına, Allah'ın delilleriyle Allah'ın dostlarına karşı üstünlük dâvâsına girişebilir. Yahut gerçeğe sâhip olanlara boyun eğen, fakat önüne ardına dikkat etmeyen, can gözü açık olmayan, daha başlangıçta şüpheye düşüp gönlünden işkillenen birini bulabiliyorum. Oysa ne buna inanılabilir ne ona. Yahut da dünyâ lezzetine sarılan, hemencecik şehvetlere atılan, yahut da mal mülk toplamaya hırsı olan birini buluyorum; oysa bu ikisi de hiç bir hususta dîne riayet edenlerden değildir. Bu iki bölük, ancak otlayan hayvanlara benzer. İşte ilim, ilim ehlinin ölümüyle böylece ölür gider.
Allah'ım, evet; yeryüzü, Allah için delil ve hüccet olan, onun adına kaaim bulunan birisinden hâlî kalmaz; o, ilmi ve dîni ayakta tutar; ama meydanda olur, bilinir, tanınır, yahut hikmete mebnî korkar görünür, gizlenir. Allah'ın hüccetlerinin, Allah'ın apaçık delillerinin batıl olmaması için hüküm budur, böyledir. Ama bu, niceye bir böyle sürür gider? Andolsun Allah'a ki onların sayıları azdır. Allah katında dereceleri pek büyüktür. Allah delillerini, onlara bezeyenlere ısmarlayıncaya, kendi benzerlerinin gönüllerine verinceye dek onlarla korur. Allah onların can gözlerini açar, bilgiyi onlara sunar; onlar da yakin ruhuyla kuvvetlenirler; güçlükleri kolay görürler, bilgisizlerin kaçındıkları, hoş görmedikleri şeyler hoş görünür
onlara; canları yüceler yücesi olan yakınlık duraklarında olduğu halde bedenleriyle dünyâ ehlinden görünürler, onlarla görüşüp konuşurlar. İşte bunlardır Allah'ın halîfeleri, yarattığı yer yüzünde. Bunlardır halkı dînine çağıranlar. Âh, âh, ne de özlerim onları görmeyi. Ey Kumeyl, istersen dön, git artık.292
292 - Kümeyl b. Ziyad'in-Nahaî, Hazreti Rasûlün (s.a.a) zaman-ı saâdetini idrâk eden, vefatlarında sekiz yaşında olan, Emir'ül-Müninin ve İmam Hasan'ın (a.s) havâss-ı ashabından bulunan bir zattır. Emür'ül-Mü'minin'in (a.s) sahib-sırrı sayılmıştır. Yemenlidir. Müzhac boyunun Naha kabilesindendir. Şa'bânın on beşinci gecesiyle Cuma geceleri okunan ve "Kümeyl duâsı" diye anılan münâcâtı, Hazret-i Emir'den rivâyet etmiştir. Hazreti Emir, bir gün deveye binmiş, Kümeyl'i de arka tarafa bindirmişti. Kümeyl, Yâ Emir'el-Mü'minin, hakikat nedir diye sordu. Hazreti Emir, hakikat buyurdular, ululuk sırlarının keyfiyete sığmaz bir hâlde açılmasıdır. Kümeyl, biraz daha söyle dedi, Emir (a.s), vehmedilen şeylerin bilinen tarzda zuhuruyla yok olmasıdır buyurdu. Kümeyl, biraz daha söylemesini istedi. Birliğin tevhid sıfatlarını cezbetmesidir dedi. Biraz daha söylemesini recâ edince hakikat, ezel sabahından ışıyan bir ışıktır ki eserleri birlik varlıklarına vurur buyurdular. Biraz daha söylemesini niyâz edince de mumu dinlendir, sabah doğdu buyurup sustular. Sûfiler, bu sözlere büyük bir ehemmiyet vermişler, bu sözler hakkında şerhler yazılmıştır. Sûfiyye'ye göre, nefsin, "Nâmiyye-i Nebâtiyye, Hissiye-i Hayvâniyye, Nâtıka-i Kudsiyye, Külliyye-i İlâhiyye" olmak üzere dörde ayrıldığı hakkındaki sözü de Kümeyl, Hazreti Emir'den rivâyet etmiştir; fakat muhaddisler, bunu Sûfiyye'nin uydurduğunu söylerler. Kümeyl, Hit'te vâliyken Muâviye tarafından gönde-rilen bir fırkanın, orayı istilâsı ve bâzı kimseleri katli, malları yağma etmeleri üzerine Hz. Emir, bir mektupla, Kümeyl'i azarlamışlar, fakat Kümeyl sonradan bu
* Kendi bildiğine göre danışmadan iş gören, helâk olur gider; insanlarla danışansa onların akıllarına eş olur.
* İnsanlar, bilmedikleri şeylere düşmandırlar.
* İnsanın kendini beğenmesi, aklına haset eden bir sıfattır.
* Yüce kişinin en iyi huylarından biri bildiğini bilmezlikten gelmesidir.
(Akıllı kimdir, anlat denince buyurdular ki

fıkrayı mağlûb edince de memnuniyetlerini izbâr buyurmuşlardır. Bir gün Hz. Emir'le giderlerken birisinin, 39. sûrenin (Zümer), "Hiç o, âhiretten sakınarak ve Rabbinin rahmetini umarak geceleri secde eden, kıyamda bulunan ve böylece itâat ve ibâdet eden kişiye benzer mi" meâlindeki 9. âyet-i kerîmesini hüzünle, yanık bir sesle okuduğunu duymuş, o adamın kötülüğünü de bildiği hâlde okuyuşunu beğenmiş ve şaşmıştı. Hazreti emir, Kümeyl'in zamirini keşfederek, inanma buyurmuşlardı, o adam cehennem ehlindendir. Sonradan o kişi, Nehrivan'da öldürülen Hâriciler arasında bulunmuştu. Sıffin'de ve Nehrivan'da Hazreti Emir'in maiyetinde bulunan Kümeyl, Haccâc'ın vâliliği sırasında Kûfe'de saklanmış, fakat Haccâc, Kümeyl'e mensup olanlara verilen parayı kesince onların zarar görmemesi için gidip Haccâc'a teslim olmuş, zâten benim ömrüm sona erişti, Emir'ül-Mü'minin, beni senin öldüreceğini bana haber verdi demişti. Haccâc, sen, Osman'ın katillerindensin deyip Kümeyl'in başını kestirerek şehit ettirmişti. Kabr-i mübârekleri Kûfe Mescidi civârındadır (Tenkıyh, 2, İkinci bölüm, s.42; Sefinet'ül-Bihâr, 2, s. 496-97 ve 602-603; Ma'sûm-Alişâh; Tarâık'ul-Hakaaık, Muhammed Ca'fer Mah-cûb teshihi ve haşiyeleriyle, Tehran-1339- 1345, 2, s.83- 90)
* Her şeyi lâyık olduğu yere koyandır. (Câhili anlat dediler; buyurdular ki
anlattım ya.* Öfke delilikten bir kısımdır. Çünkü sâhibi nâdim olur; nâdim olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir.
* Hikmet sâhibi kişilerin sözleri doğruysa devâdır, yanlışsa hastalık.
* Bilginizi bilgisizlik, yakininizi şüphe hâline getirmeyin. Bildiniz mi amel edin; yakıyne erdiniz mi ayak direyin.
* Allah bir kulu alçalttı mı, ona bilgi başarısını men eder.
* Ahmakla eş dost olma; kendi yaptığını sana güzel gösterir, seni de kendine benzetmek ister.
* İbret alınacak şeyler ne de çok, ibret alanlarsa ne
az.
* İlim ikidir: Yaratılıştan olan, duyup bellenen.
Duyulup bellenen bilgi, yaratılışta bilgi kabiliyeti yoksa fayda vermez.
* İlim amelle eşittir; bilen amel eder. İlim, amelle seslenin; amel cevap verirse ne âlâ, cevap vermedi mi ilim de göçer gider.
(Câbir b. Abdullah-i Ansârî'ye buyurdular ki

* Yâ Câbir, dünyâ dört şey üstünde durur: Bilgisiyle amel eden, halka da öğreten bilgin; öğrenmekten utanmayan, çekinmeyen bilgisiz, varlığında nekeslikte bulunmayan cömert, âhiretini dünyâsına satmayan yoksul. Bilgin, bilgisini yitirirse, bilgisiz de öğrenmekten çekinir. Zengin, malında nekeslik ederse yoksul da âhiretini dünyâsına satar.
Yâ Câbir, kime Allah'ın nimetleri çok gelir, kimin malı fazlalaşırsa insanların ona ihtiyacı artar; kim, Allah'ın verdiği nimetlerde kendisine vâcip olanı yerine getirirse o nimetlerin devâmına, sebep olur; kim, vâcip olanı ifâ etmezse o malı mülkü zevâle atmış, yok etmeye başlamıştır.293
* Seni azgınlık, yolundan alıkor, doğru yola sevk ederse bu, aklına delâlet eder, akıllı olduğuna delil olarak bu yeter sana.
* Nice kişiler vardır ki haklarında güzel sözler söyleyen kişilerin sözlerine kanarlar, aldanırlar.
* Hüküm verişte susmakta hayır olmadığı gibi bilgisiz söz söylemekte de hayır yoktur.
* İki haris vardır ki doymaz da doymaz: Bilgi isteyen, dünyâ dileyen.
* Her kaba bir şey koyunca daralır; ancak bilgi kabı müstesnâ. Ona bilgi kondukça genişler.
293 - Câbir b. Abdullah. Ansâr'ın Hazreç boyundandır. İkinci Akabe biatinde bulunanlardandır. Emir'ül-Mü'minin'e (a.s) ve Ehlibeyte izhâr-ı sadâkat eden ashab-ı kirâmdandır. Kendisine, Aliyy ibn-i Ebi Tâlib hakkında sorulunca: O insanların hayırlısıdır. Biz, Rasulûllah'ın (s.a.a) zamanında münâfıkları, ona buğuzlarından tanırdık demiştir. İmam Muhammed'ül- Bakır'a (a.s) Hazreti Rasûlullah'ın (s.a.a) selâmını tebliğ ettiği meşhurdur. Hicretin yetmiş sekizinci yılında vefât etmiştir (r.a; Tenkıyh, 1, s.199-201).
Gurer'ul-Hikem'den
* Âlim ölü olsa bile diridir. câhil diri olsa bile ölü.
* Bilgi, tükenmeyen bir hazinedir; akıl, eskimeyen, yıpranmayan bir elbise.
* Bilgin, kadrini bilen kişidir; bilgisiz, yaptığını bilmeyen kişidir. Akıllı, ameline dayanır, câhil, emeline dayanır. Bilgin, kalbiyle, gönlüyle bakar görür; câhil, gözüyle bakar görür.
* Akıl gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.
* Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.
* Hilim hikmetin meyvesidir; gerçekse dalları, budaklarıdır.
* Allah rahmet etsin kadrini bilene, haddini aşmayana.
* Bilgin kişinin rütbesi, rütbelerin en yücesidir.
* Bilgin kişinin bilgisinden dolayı şükrü, bilgisiyle amel etmesi ve o bilgiyi, müstahak olana belletmesidir.
* İki şey vardır ki sonu bulunmaz; Bilgi, akıl.
* Akıllının zannı, câhilin yakininden daha doğrudur.
* Şer işle hayır dileyenin aklı da bozulmuştur, duygusu da.
* Az ilmi olup da onunla amel eden, çok ilmi olup da amel etmeyenden hayırlıdır.
* Ölç, biç, sonra kes; düşün, taşın, sonra söyle; anla, bil, sonra yap.
* Kendini bilmeyen, başkasını nasıl bilir?
* Ya söyleyen, işrâd eden bilgin ol, ya dinleyen, belleyen kesil; üçüncüsü olmaktan sakın.
* Kişinin gönderdiği elçi, aklının tercemânıdır; mektubuysa sözden daha anlatışlıdır.
* Seni ıslâh etmeyen bilgi, sapıklıktır; sana faydası olmayan mal, vebâldir.
* Câhil dostundan ziyâde akıllı düşmanına güven.
* Görmek yalnız gözle olmaz; görüşler, görenleri aldatabilir.
* Kullar, bilmedikleri şeylerde duraklasalardı ne kâfir olurlardı, ne dalâlete düşerlerdi.
* Kendini bilen rabbini bilir.294
* İnsanın, kendisindeki noksanı bilip anlaması, olgunluktan ve ileri üstünlüğündendir.
* Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmağın alâmetlerindendir.
* Bilgiyle dirilen ölmez.
* Bilgiyi, ehil olmayana veren, bilgiye zulmetmiştir.
* Söyleyene bakma, söylenene bak.
* Kendi reyinle hareket etme; kendi reyine uyan, helâk olur gider.
* * *
294 - Bu sözü, hadis olarak da naklederler (Sefinet'ül-Bıhâr, 2, s.603) Kendini, nefsini acizle bilen, noksanla bilen, suçla bilen, şerle bilen, Rabbini, kudretle, kemâlle, afivle, hayırla bilir tarzlarında şerhedenler vardır.
5. Bölüm
ÇEŞİTLİ KONULARA AİT VECİZELERİ
* Tamaha yapışan kendini alçaltır. Zarara düştüğünü açıklayan alçalmaya razı olur. Dilini kendisine buyruk sâhibi eden, diline geleni söyleyen, kendisine zarar verir.
* Nekeslik ayıptır; korkaklık noksan. Yoksulluk, delil getirmede aklı dilsiz eder; yokluğa düşen, şehirde garip olur gider. Âciz kalmak âfettir; sabır yiğitlik. Çekinmek zenginliktir; sakınmak kalkan.
* Allah'a razı olmak ne güzel eş dosttur; bilgisiyle büyük bir miras. Edeplere riâyet, boyuna yenilenen elbisedir, düşünceyse saf bir ayna.
* Uzaklaşmak ayıpları örter. Yaptığı işi beğenen kişiyi kınayan çok olur.
* İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağrışsınlar sizin için.
* İnsanların en âcizi, insanlardan kardeş edinemeyenidir; ondan daha âcziyse kardeş edindikten sonra onu yitirenidir.
* En yakını yitiren, en uzağı da yardımcı olarak bulamaz.
* Dileğine uyup koşan, eceline kavuşur.
* Korku ümitsizliğe eş olmuştur; utanç mahrûmiyete. Fırsat bulut gibi geçip gider; hayırlı fırsatları elde etmeye çalışın.
* Ettiği iş ağır olan kişinin soyu boyu da onunla tezce yürüyemez.
* Büyük günahların kefâreti, zulme düşenlere yardım etmek, acze düşenleri ferahlandırmaktır.
* Zâhitliğin en üstünü, zâhitliği gizlemektir.
* Hayrı yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer işleyense
şerden de kötüdür.
* Cömert ol, nekeslikte ileri gitme; saygılı ve sıralı ver, ihsan ederken, vermemişe de dönme.
* Zenginliğin en yücesi dilekleri terk etmektir.
* Halka istemediği, hoşlanmadığı şeyleri söyleyen kişi hakkında halk da, bilmediği şeyleri söyler.
* Kimin dileği uzar giderse kötü işleri de çoğalır gider.
* Seni gama, gussaya sokan kötülük, Allah katında sana benlik veren iyilikten daha hayırlıdır.
* İnsanın değeri, himmetincedir; gerçekliği, adamlığıncadır, erliği, yaptığı kötülükten utancı kadardır; temizliği ve nâmusu da kıskançlığı derecesindedir.
* Üst olmak, ihtiyâta riâyetle olur. İhtiyata riâyet, düşü-nüp taşınmakla mümkündür, düşünüp taşınmak da sırları gizlemekle olur.
* Yüce kişinin aç kalınca, aşağılık kişinin, karnı doyunca saldırısından korkun.
* İnsanların gönülleri ürkektir; kim onları elde ederse ona alışırlar.
* Devlet sana yâr oldukça ayıbın gizli kalır.
* İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, cezâ vermeye en fazla gücü yetenidir.
* Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse utançtandır ve kötüdür.
* Sabır ikidir: İstemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek; sevdiğin, dilediğin şeye sabretmek.
* Zenginlik gurbette yurttur; yoksulluk yurtta gurbet.
* Zanaat tükenmez maldır.
* Mal, isteklerin temelidir.
* Seni çekindiren kişi, sana müjde verene benzer, ona eşittir.
* Dil yırtıcıdır; yuları bırakıldı mı salar, parçalar.
* Dostları yitirmek, gurbete düşmektir.
* İhtiyacı olan şeyi elde edememek, ehli olmayandan istemekten ehvendir.
* Kim bir işte halka, öncü olursa, başkasını terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye etmeli; bu terbiye de diliyle öğüt vermeden önce huyuyla öğüt vermek sûretiyle olmalı. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kişi, insanlara muallimlik edip onları terbiye edenden daha fazla ululanmaya değer.
* Her sayılı şey biter; her beklenen gelip çatar.
* İhtiyarın reyini, gencin yiğitliğinden çok severdim.
* Tövbe etmek elindeyken ümidini kesene
şaşarım.
* İnsanda bir et parçası vardır ki bedenine bir damarla bağlanmıştır. Bu da kalptir ve pek şaşılacak bir uzuvdur bu. Onun hikmete ait şeyleri ve bunlara aykırı zıt şeyleri vardır. Ümide kapıldı mı tamah alçaltır
onu. Tamah onu heyecana düşürdü mü hırs helâk eder onu. Ümitsizlik ona sâhip oldu mu keder öldürür onu. Kızgınlık onu kavradı mı öfke de kavrar onu. Hoşnût oldu mu korunmayı unutur gider. Korkuya kapılınca korunmaya başlar. Esenleştiğini sanınca gaflete düşer. Bir musibete uğradı mı kararsız bir hâle gelir. Bir mal buldu mu zenginlik azdırır onu. Yoksulluk onu ısırdı mı belâ kavrar onu. Açlığa düşünce zayıflık çökertir; fazla doyunca da mîde dolgunluğu rahatsızlığa uğratır onu. Her hususta geri kalış zarar verir ona; her işte ileri gidiş bozguna düşürür onu.
* Noksan sıfatlardan münezzeh Allah'ın emri, rüşvet almayan, aşağılanmayın, tamah yoluna gitmeyen kişiyle doğrulur, yerine gelir.
* İki iş arasında ne kadar da uzaklık var; İş var, tadı gider, vebâli kalır; iş var, zahmeti geçer, sevâbı kalır.
* Dost, kardeşini üç halde korumadıkça tam dost olamaz; Düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümün-den sonra. Dört şey verilene dört şey harâm olmaz: Duâya koyulan icâbetten, tövbeye başarı ihsan edilen kabûlden, istiğfara yöneltilen bağışlanmaktan, şükretmeye fırsat ilhâm edilen, nimetin ziyâde olmasından mahrûm kalmaz. Bunu da Allah'ın Kitabı gerçeklemektedir. Yüce ve Ulu Allah buyurur ki "Dua edin, icâbet edeyim size." 40, Mü'min, 60) "Kötülük eden, yahut nefsine zulümde bulunan, sonra istiğfar ederse Allah'a, Allah'ı suçları örtücü ve inananlara acıyıcı olarak bulur." 4, Nisâ, 110) Şükür hakkında da "Şükrederseniz nimeti çoğaltarım size" buyurmuştur. (14, İbrâhim, 7) Tövbe hakkında da "Tövbe, ancak
bilgisizlikle kötülük edip sonra hemen tövbe edenlerden kabûl edilir. Onlardır Allah'ın, tövbelerini kabûl ettiği kişiler ve Allah herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir" buyurmuştur. (4, Nisâ, 17).
* Dert ve gam ihtiyarlığın yarısıdır.
* İnsan, dilinin altında gizlidir.
* Kadrini bilmeyen kişi helâk olur gider.
(Birisi, kendisine öğüt vermesini isteyince buyurdular ki

* Amelsiz âhireti dileyenlerden, olmayacak ümitler besleyip tövbe etmeyi isteyenlerden olma. Hani kişi vardır, dünyâda zâhitlerin sözlerini söyler, dünyâya rağbet edenlerin işlerini işler. Dünyânın malından mülkünden verilse doymaz; verilmese kanmaz. Verilenin şükründen âciz olur; verilmeyenin fazlasını ister durur. Halkı kötülükten men eder, fakat kendisi kötülükten kaçınmaz; emreder, kendisi emre uymaz. Temiz kişileri sever, işlediklerini işlemez. Suçluları sevmez, oysa ki onlardan biridir o. Günahlarının çokluğundan ölümden çekinir, ürker; ölümden kendisini ürküten şeyi yapmakta ısrar eder. Hastalanırsa nedâmete düşer; iyileşirse nedâmeti unutur gider. Âfiyet buldu, nimet elde etti mi mağrur olur; belâya uğradı mı ümidini keser, perişanlığa sataşır. Belâya düşerse âciz olur, duâya koyulur; ferahlığa erişirse kendine güvenir, aczini unutur, zannına uyar, aldanır; gerçek bildiğine kanmaz, kalakalır. Kendi suçundan az suç işleyenin âkıbetinden korkar; kendisineyse yaptığı iyilikten fazlasını ister umar. Kimseye ihtiyacı olmazsa böbürlenir, fitnelere kapılır; ihtiyaca düşünce ümit keser, yayılır. Kulluk
ederse gevşek davranır; isteğe, özleme kapılırsa isyânı öne alır, peşinden gider; tövbeyi geriye atar; bir mihnete uğrasa da din hükümlerinden dışarı çıkar. Başkalarına ibretler gösterir; örnekler getirir, kendisi ibret almaz. Öğüt verir de verir, kendisi öğüt tutmaz. Sözle kılavuzluk eder, ameldeyse herkesten geri kalır. Geçici nimeti elde etmekte ileridir; kalacak nimetleri elde etmekte geri. Suçu, isyânı ganimet sayar, ganimeti ziyân sanır. Ölümden korkar, ama fırsatı yitirir gider. Başkasının az suçunu kendi yaptığı suça nispetle çok görür; başkalarının az gördüğü kulluğu kendi kulluğuna nispetle az bulur. İnsanları kınar durur, kendisineyse dalkavuklukta bulunur. Zenginlerle oyuna dalmak, onca yoksullarla Allah'ı anmaktan daha sevimlidir. Kendisince başkaları aleyhine hükmeder; başkalarının iyiliğine bakıp kendi kötülüğünü görerek kendisini mahkûm etmez. Başkalarını doğru yola sevk etmeye uğraşır; nefsiniyse azgınlığa atmaya savaşır. Ona itâat edilir; oysa isyân eder. Ona vefâ gösterilir; o vefâ etmez. Allah için Allah yolunda korkmaz da halktan korkar, çekinir; fakat hakla muâmelede Allah'tan korkmaz, korku nedir, aklına bile gelmez.295
* Herkes için tatlı, acı bir son vardır.
* Her gelip çatan dönüp gider; her dönüp giden gelmemişe, olmamışa döner.
295 - Seyyid Radıyy, Allah ondan razı olsun, der ki: Bu kitapta yalnız bu sözler olsaydı tam faydalı öğüt, tam yerinde hikmet, can gözü açık olana basîret, okuyup düşünene ibret olarak yeterdi.
* Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden, mutlaka zafer ulaşır.
* Bir toplumun yaptığına razı olan, onlardan sayılır. Onlardan sayılan her kişinin de iki suçu vardır: O işi işlemek suçu, o işe razı olmak suçu.
* Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yolun biri, mutlaka sapıklık yoludur.
* Her zulme başlayan, yarın pişman olur, elini ısırır, kemirir.
* Töhmetlenecek yere varan kişi, hakkında kötü zanna düşeni kınamasın.
* Yoksulluk en büyük ölümdür.
* Kendini beğenmek ilerlemeye engel olur.
* Gözleri görene sabah ışımıştır.
* Büyüklük, ululuk, gönül genişliğiyle, tahammülle mümkündür.
* Kötülükte bulunanları iyilik edene mükâfat vererek payla, yola getir.
* Kötülüğü, şerri kendi gönlünden çıkarmak suretiyle, başkalarının gönüllerinden sök çıkar.
* Tamah ebedi köleliktir.
* İleri gidişin meyvesi nedâmettir. İhtiyatın meyvesi selâmet.
* Hikmetle hüküm vermek hususunda susmakta hayır olmadığı gibi bilgisizlikle söz söylemekte de hayır yoktur.
* Ey âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi başkası için biriktirmedesin.
* Cömertlik, şerefleri koruyan bir sıfattır; hilim, kötü kişilerin ağızlarını bağlar; bağışlamak, üstün olmanın zekâttır; hıyânet eden dosttan ayrılış, teselli
bulmaktır; danışmak, doğru yola gitmektir. Kendi aklıyla iş gören, kendini tehlikeye atar; sabır, düşmanları oklara hedef eder; sızlanmak, zamâne cefâlarına yardımcı olur. Zenginliğin en üstünü dileği terk etmektir. Nice akıl vardır, hevâ ve hevesin buyruğuna uyar, esir olur. Güzel tecrübe, başarıdandır; dostluk, insana fayda veren yakınlıktır; usanıp daralan kişiye emniyet etmemek gerektir.
* Kim hayâ libâsına bürünürse halk, onun ayıplarını görmez.
* Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır.
* Senin hakkında iyi zanda bulunanın zannını gerçekleştir.
* Ey âdemoğlu, kendi nefsinin vasîsi ol da malında, senden sonra ne yapmalarını istiyorsan sen yap.
(Kümeyl b. Ziyâd'a buyurdular ki

* Ey Kümeyl adamlarına, akşam çağına dek iyi huy kazanmalarını buyur; uyuyanın hâcetlerini gidermekle akşam etsinler. Çünkü andolsun bütün sesleri duyana, hiç bir kişi yoktur ki bir gönlü sevindirsin de Allah o sevinç yüzünden ona bir lütufta bulunmasın. Suyun biriktiği havuzda yabancı dereler nasıl sürülür, kovulursa o lütuf da sâhibine bir belâ gelip çattı mı, o belâyı kovar, giderir.
* Hâin kişilere vefâda bulunmak, Allah'a hıyânette bulunmaktır; hâinlere gadretmekse, Allah'a vefâ etmek demektir.
* Dostunu ihtiyatla sev, olabilir ki birgün sana düşman olur: Düşmanınla da ihtiyata riâyet ederek düşmanlıkta bulun, olabilir ki birgün sana dost kesilir.
(Doğu ile batı arasındaki yol ne kadardır diye sorulunca buyurdular ki

* Güneş için bir günlük yol.
* Dostların üçtür, düşmanların da üç. Dostların, dostundur, dostunun dostudur, düşmanının düşmanı. Düşmanların da düşmanındır, dostunun düşmanı, düşmanının dostu.
* Kıskanç olan, gayret sâhibi bulunan, kesin olarak zinâ etmez.
* Babaların dostluğu, oğulların yakınlığını meydana getirir. Dostluk yakınlığa muhtaçtır, onunla tamamlanır; fakat yakınlık dostluğa, sevgiye daha ziyade muhtaçtır; yakınlık sevgiyle olur.
* Taşı nereden geldiyse oraya atın; çünkü şerri ancak şer giderir.
(Kâtibi Ubeydullah b. Ebi-Râifi'e buyurdular ki

* Kalemini düzelt, ucunu keskin kes, satırların arasını aç, harfleri birbirine yakın yaz; bu, yazının güzelliğini sağlar.
(Oğulları Muhammed b. il-Hanefiyye'ye buyurdular
ki
SON YENi KONULAR
FORUMA GiR
FORUMDA ARA
SUPPORT
Calendar
Members
Forum Team
Forum Statistics
