Thread Rating:
  • 4 Vote(s) - 3.25 Average
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İNSAN GRUPLARI VE TEVBE
#1
RasitTunca-4 
İNSAN GRUPLARI VE TEVBE

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

﴿أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَّرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ وَإِذَا مَا أُنزِلَتْ سُورَةٌ نَّظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ هَلْ يَرَاكُم مِّنْ أَحَدٍ ثُمَّ انصَرَفُوا ۚ صَرَفَ اللَّهُ قُلُوبَهُم بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَفْقَهُونَ﴾
(سورة التوبة: 126-127)

Sadakallâhulazîm.

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Dün, Sürekâ (r.a.)’ın Müslüman olduğu gündü. Aynı zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hicretinin yıl dönümüydü ve Sevr Dağı’ndaki o mübarek hadisenin ertesi günüydü. Yani, Cenâb-ı Hakk’ın, bir çift güvercin, bir örümcek ve iki yumurta ile mümin kullarını koruduğu gündü.

Tefsir âlimlerimiz bu olaya işaretle, müminleri şeytan ve ona tâbi olanlardan koruyan üç sûre-i celîleden bahsederler: Başı besmelesiz olarak gelen Tevbe Sûresi (ki ilgili ayetler burada yer alır), ardından Ankebût Sûresi ve daha sonra Kureyş Sûresi.

Bu mânâda, Sevr mağarasında, Allah’ın takdiriyle, iki güvercin ve bir örümceğin hicret yolculuğundaki Resûlullah (s.a.v.) ile Hz. Ebû Bekir (r.a.)’ı gizlemedeki rolleri, ilâhî bir koruma ve hikmet örneği olarak zikredilir.

Sürekâ (r.a.) olayı da, Allah yolunda gayret gösterenlere Allah’ın nasıl yardım edip lütfedeceğinin bir başka güzel misalidir. Tarihî rivayetlere göre, Resûlullah (s.a.v.), ona bu samimiyet ve hizmeti sebebiyle ileride Şam’ın fethedileceğini ve hazinelerine sahip olacağını müjdelemiştir. Bu, bir ihsan-ı ilâhîdir.

Allah’a tam bir teslimiyetle “Lebbeyk” diyenler, her devirde O’nun rızası için koşanlar, Hak katında daimî bir kıymete nail olurlar. Beytullah’ı tavaf eden peygamberler, veliler ve sâlih kullar, bu “Lebbeyk” davetine icabet etmişlerdir.

Müminler, her zaman Allah’ın koruması ve yardımı altındadır. O’nun hikmeti, bizim idrakimizin çok ötesinde tedbirler ve sebepler yaratır. Göremediğimiz nice âlametler ve işaretlerle, kullarını belâlardan korur, yollarını aydınlatır. Bizlere düşen, bu ilâhî koruma ve rahmete layık olmaya çalışmak, daima şükrü ve tevbeyi dilimizden ve kalbimizden düşürmemektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den nakledilen bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: İnsanın sağında ve solunda iki melek bulunur. Sağdaki, soldakinin âmiridir. Kul bir günah işlediğinde, solundaki melek, sağdakine sorar: “Bir günah yazayım mı?” Âmir melek, “Hayır, bekle” der. Altı-yedi saat beklerler. Eğer kul bu süre içinde tevbe ederse, günah yazılmaz. (Bir başka rivayette, işlenen bir iyilik, on misliyle yazılır; bir günah ise sadece bir misliyle. Kul hem günah hem de sevap işlerse, sevap günahı siler, kalan dokuz sevap da sevaplarına yazılır.)

Bu müjdeyi duyan şeytan ise, hüsran içinde kalır. Bütün hilesiyle bir günah işletmeye çalıştığı mümin, tevbe ve iyilikle o günahı sildirince, şeytan mağlup olur.

Bu haftanın sünneti ve tavsiyesi şu olsun:

    Her kötü amelimizin, her günahımızın ardından, onu silecek bir iyilik yapmaya gayret edelim. Bu, günahlar için bir “sevap silgisi”, tevbe için de bir vesiledir.

    Her altı-yedi saatte bir, en azından gönülden bir tevbe istiğfar edelim. “Allahümmeğfirlî ve tüb aleyye” diyelim. Böylece, meleklerin yazmadığı, kayıtlara geçmeyen tertemiz bir amel defterine sahip olma ümidini taşıyalım.

Tıpkı bedenimizdeki bir akyuvarın, on mikroba karşı koyup onları yok etmesi gibi, bir sevap da on günahı silebilir. Ancak, günahlar çoğalır, sevaplar azalırsa, manevî bağışıklığımız zayıflar. İçimizdeki kötü dürtüler, vesveseler artabilir. Temizlik imandandır. Hem maddî hem manevî temizliğe, hem beden hem kalp temizliğine önem verelim. Her fırsatta tevbe ve istiğfar ile, güzel amellerle iç dünyamızı arındıralım.

İnsanlar, iman ve amellerindeki devamlılığa göre gruplara ayrılabilirler:

    Andaç İnsanlar (Ondalık): Her an hayırda yarışan, tevbe halini hiç bozmayan, sürekli Allah’ı zikreden kimseler.

    Saatlik İnsanlar: Düzenli olarak tevbe eden, gün içinde manevî bağını tazeleyenler.

    Günlük İnsanlar: Beş vakit namazı hayatının merkezine alan, gününü namaz vakitleriyle planlayan müminler.

    Aylık İnsanlar: Özellikle Ramazan orucunu ve diğer nafile oruçları gözeten, ibadetleri aylık programına yayanlar.

    Senelik İnsanlar: Zekâtını düzenli veren, senelik mali ibadetlerini titizlikle yerine getirenler.

    Ömürlük İnsanlar: Hayatında en az bir kere haccı gözeten, ömürlük bir ibadet için plan yapan, İslam’a hizmeti bir ömür boyu şuurla sürdüren kimseler.

Herkes, içinde bulunduğu hal ve kapasite ile değerlendirilir. Önemli olan, bulunduğumuz mertebede istikamet üzere olmak ve daha yüksek derecelere çıkmak için gayret göstermektir. Namaz kılan birini, hemen ömürlük bir hizmet planı yapmaya zorlamak, tıpkı bir merkebi uçmaya zorlamak gibi olur. Her canlının, her insanın bir tabiatı, bir cibilliyeti vardır. İbadet ve hizmet, bu tabiatı yok sayarak değil, onu terbiye ederek, olgunlaştırarak yapılır.

Hasan-ı Basrî (r.a.) ile mürîdi Habîb-i Acemî (r.a.) arasında geçen bir kıssa da bize önemli bir ders verir: Habîb, Dicle nehrinin üzerine “Bismillah” deyip yürüyerek geçer. Bu kerameti gören üstadı Hasan-ı Basrî, “Ben ilim sahibiyim ama bu ilim bana böyle bir yürüyüş kazandırmıyor. Eğer Sırat Köprüsü’nden geçemezsem halim nice olur?” diye düşünüp endişelenerek bayılır. İlim, ancak amele dönüştüğünde, kalbe yerleşip huya dönüştüğünde değer kazanır. Yoksa, sadece bilmek yetmez; bilgiyi, bilinç ve eyleme dönüştürmek gerekir.

Netice itibariyle; Cenâb-ı Hak, bize sayısız nimetler, anlayış kapasitesi ve tevbe fırsatları vermiştir. İlmelyakîn (bilgiyle bilmek) mertebesinden, aynelyakîn (gözle görmek) mertebesine, oradan da hakkal yakîn (tam bir içsel kavrayış ve sürekli huzur şuuru) mertebesine yükselmek her müminin hedefi olmalıdır. Bu mertebelere ermek, ancak farkındalığımızı artırmakla, her an Allah’ın huzurunda olduğumuzu unutmamakla mümkündür.

Rabbim, farkındalığımızı artırsın, tevbelerimizi kabul buyursun, amel defterlerimizi sevaplarla doldurmayı nasip etsin ve bizi rızasına eren, şefaatine nail olan kullarından eylesin.

Velhâsıl-ı kelâm. El-Fâtiha. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.




Reply


Forum Jump:


Users browsing this thread: 1 Guest(s)