HAZRET-İ EMİR ALİ İBN-İ EBİTALİB
NEHC'ÜL - BELÂGA
TAKDİM
Fasâhat ve belâgatta, gerçekten de eşi bulunmayan, mevzû' bakımından İslam dininin esaslarına, o esasların gerektirdiği hükümlere, hükümlerin teşrii sebeplerine değinen, bunları İslam Peygamberinden (s.a.a) tevârüs ettiği sınırsız bilgi kudretiyle açıklayan, içtimâî ve iktisadi meselelere, İslâm dininin insanî görüşüne aydınlatıcı, şüpheleri giderici ışıklar tutan, ayrıca da tarihi olayları, sebepleri ve sonuçlarıyla belirten "Nehc'ül Belâga", Emir'ül- Mü'minîn Ali b. Ebi-Talib'in (a.s) hutbelerinin, sözlerinin, öğütlerinin, vasiyetlerinin, mektuplarının ve vecîzelerinin toplanmasından meydana gelmiştir. Bunları, Şerif Radıy Muhammed b. Huseyn, toplayıp kitap haline getirmiş, üç bölüme ayırmıştır. Birinci bölüme hutbelerini, bâzı sözlerini, duâlarını almış, ikinci bölüme, bilhassa mektuplarını üçüncü bölümeyse vecîzelerini dercetmiştir.
Şerif Radıy diye tanınan Ebu'l-Hasan Muhammed b. Ebi- Ahmed'il-Huseyn, Aliyy b. Ebi-Tâlib'in (a.s) oğlu İmâm Huseyn'in (a.s) oğlu İmâm Zeyn'ül Âbidîn Ali'nin (a.s) oğlu İmâm Muhâmmed'ül Bâkır'ın (a.s) oğlu imâm Ca'fer'us- Sâdık'ın (a.s) oğlu İmâm Mûsâ'l Kâzım (a.s) oğlu İbrahim oğlu Musâ oğlu Muhammed oğlu Mûsâ oğlu Ahmed Huseyn'in oğludur. Soyu, annesi Fâtıma vasıtasıyla da imam Huseyn'e (a.s) dayanır ve ana ve baba tarafından siyâdet şerefine sahiptir.1 Hicrî 359 da (969- 970) doğmuş, usûl ve edebiyatta pek yüce bir mevki elde etmiş, 383'te (993) Bağdat'ta seyyidlerin nakaabet hizmetini deruhde eylemiştir. "Kitâb'ül-Müteşâbih fi'l-Kur'ân, Mecâzât'ül - Âsâr'in - Nebeviyye, Telhis-ül Beyân an Mecâzât'il - Kur'ân, Kitâb'ül-Hasâis, Ahbâr-u Kuzât-i Bağdad" adlı eserleri, babasının ahvâline ait bir kitabı, üç cilt risâleleri, Ebû- Abdillâh Huseyn b. Ahmed b. Haccâc'ın (ölm. 391 H. 1000) şiirlerinden seçmeleri ve dîvânı vardır. En meşhur eseri, "Nehc'ül- Belâga" adıyla topladığı, Hz. Ali'nin (a.s) hutbe, mektup ve sözlerini ihtivâ eden telifidir (Umdet'üt- Tâlib, s.196-197). Hicretin 406. yılı Muharreminin altıncı günü (26 Haziran 1015) Bağdat'ta vefât etmiş, Kerh'teki evine defnedilmiştir (Hâc Şeyh Abdullâh'il - Mamakaanî: Tenkıyh'ul-Makaal fî Ahvâl'ir-Ricâl, Necef-Murtazaviyye mat. 1352 H.c.111, s.107).
Seyyid Radıy, bu hutbe, mektup ve vecîzeleri toplarken bir hayli kaynağa sâhipti. İlk olarak Ebû-Ca'fer Muhammed
b. Hasan b. Aliyy'it- Tûsi'nin (460 H. 1067) rivâyet ettiği gibi Kûfeli Zeyd b. Veheb'il-Cühenî, toplum-larda, bayramlarda ve başka vakitlerde, Hz.
Emir'in (a.s) okudukları hutbeleri yazmıştır. Bu zat, Emir'ül-Mü'minî'nin ashabındandı; Nehrevan'a giderlerken de maiyetlerinde bulunmuştu (aynı, 1, 1329 H. s.471-472). Tûsî, bu kitabı, Ebû-Mıhnef Lût b. Yahyâ'dan, o, Ebû- Mansûr-ı Cühenî'den o da Zeyd b. Veheb'den rivâyet etmiştir; Zeyd'se rivâyet ettiği hutbeleri, bizzât Emir-ül Mü'minîn'- den (a.s) duymuştur. İbn-i Hacer, Zeyd b. Veheb'in Câhiliyye devrini ve Asr-ı Saâdeti idrâk ettiğini, fakat Hz. Resûl-i Ekrem'le (s.a.a) görüşemediğini,
1 - Umdet'üt-Talib fî ânsâbi Âl-i Ebi Talip. Necef'ül- Eşref- 1337
H. 1918; s.193-200. Muhammed Abduh: Şerhu Nehc'il- Belağa; Beyrût; Müesseset'ül-A'lemî basın; M. Abduh'un önsüzü; s.6.
Tâbiinin uluların-dan olduğunu, Kûfe'de yerleştiğini, hicri 96. yılda vefât ettiğini (714) kaydediyor. Zeyd Hz. Peygamber'in (s.a.a) bi'setinden evvelki zamanı idrâk ettiği takdirde yüzyıldan fazla yaşamış demektir. Câhiliyye devrinden maksat, Hz. Peygamber'in (s.a.a) dâvete başlamasından sonra bir müddet İslâm'ı kabul etmediğini bildirmekse, gene yüz yaşını geçkin olarak vefât ettiğini kabul etmek icâp eder. Hâsılı Kûfeli Zeyd, Hz. Emirin hutbelerini ilk toplayan zattır ve kitabı da Seyyid Radıy'nin zamanına intikal etmiştir. Ehli Sünnet de Zeyd b. Veheb'i sıkadan saymış, Sıhâh'larda ondan rivâyette bulunmuştur.
Hz. Emirin (a.s) hutbelerini zaptedenlerden biri de
İbrâhim b. Hakem b. Zuhayr'il- Fezârî'dir. Hakem b. Zuhayr,
127 hicrîde (744) vefât eden İsmâîl b. Abdürrahman'is- Süddi'nin tefsîrini rivâyet eden zattır. Şii olduğu halde, hiç bir tefsir yoktur ki, bu tefsirden, rivayette bulunmasın; Tirmizî de Sahîh'inde bu zattan rivâyette bulunmuştur. Hakem b. Zuhayr, 180 sularında (796) vefât etmiştir. Oğlu İbrahim'inse, Hz. Emir'in (a.s) hutbelerini ihtivâ eden bir kitabı vardır (Tenkıyh, 1, s. 15. İsmâil b. Abdurrahmân b. Ebi
-Kerîmet'is- Süddî için aynı cildin 137. sahifesine bk.).
Hutbeleri toplayanlardan biri de İsmâil b. Mihrân'is- Sekûnî'dir. Bu zat, İmâm Ca'fer'üs- Sâdık'la (a.s 148 H. 765) İmâm Aliyy'ür- Rıza'nın (a.s 202 H. 817) zamanlarında yaşamış, onlarla müşerref olmuş, birçok kitaplar yazmış, bu arada Hz. Emir'in (a.s) hutbelerini de toplamıştır ki Ali b. Hasan b. Faddâl ondan rivâyet etmiştir (1, s. 142- 146; 11,
s. 278- 280).
Hz. Emir'in (a.s) ashabının ileri gelenlerinden ve İmâm Hasan'ın (a.s) zamânına erişenlerden Asbag b. Nübâte; Mâlik'ül -Eşter'i Mısır'a vâli tayin buyurdukları zaman, ona yazdıkları "Ahd- Nâme"yi ve Muhammed'ül- Hanefiyye'ye vasiyetlerini rivâyet etmiştir. Mâlik'ül- Eşter'le gönderilen ve Mısırlılara hitâben yazılan mektuplarını da, Cemel
savaşında Hz. Ali (a.s) ile bulunan ve ashabının ileri gelenlerinden olan Sa'saa b. Sûhan rivâyet etmiştir. (1, s. 150-151; 11, 98-99).
İmâm Aliyy'ün -Nakıyy'ül -Hâdî'nin (a.s) zamanına erişen (254 H. 868) Sâlih b. Ebi- Hammâd Ebü'l- Hayr-ı Râzî de hutbeleri ihtivâ eden bir kitap telîf etmişti (11, s. 91). Hutbeleri toplayanlardan biri de gene aynı İmâm'ın zamânına erişen, İmâm Hasan'ın (a.s) oğlu Zeyd'in oğlu Hasan oğlu Abdullah'ın oğlu Abd'ül Azîm'dir (11, s. 157- 158).
Bunlardan başka 283'te (896) vefât eden ve Muhtâr b. Ebi-Ubeydet'üs- Sakafi'nin amcası Sa'd'in soyundan olan İbrâhim b. Muhammed b. Said-i Sakafî (c.1; s.1), 330 dan (844) sonra vefat eden, iki yüze yakın kitabı bulunan Abdül'Azîz b. Yahya'l -Celûdiyy'il- Bısrî (c.11; s.156-157), 260'ta (873) vefât eden ve babası, İmâm Sâdık'ın (a.s) zamânını idrâk etmiş olan Hişâm b. Muhammed b. Sâib de (260 H. 873-874) hutbeleri toplayanlardandır. Hişâm'ın babası, bütün tefsir kitaplarında rivâyetleri yer alan bir zat olduğu gibi kendisinin de tarih ve ensâba dâir birçok kitabı vardır (111, s.303). İmâm Aliyy'ün- Nakiy'nin (a.s) zamanına erişen ve Kitâbu Mahâsin sâhibi Ahmed'in babası olan Muhammed b. Hâlid'il - Barkıy'nin (111, s. 113- 114), aynı yüzyılda yaşayan Muhammed b. İsâ b. Abdullah b. Sa'd'il - Aş'arî'nin (aynı, s. 167), fıkha dâir birçok eseri bulunan Muhammed b. Ahmed'il-Cu'fî'nin (11; İkinci bölüm, s. 65- 66)de Hz. Emir'in hutbelerini ihtivâ eden kitapları vardır. Bunlardan başka, Şîîlikle ilgisi bulunmayan birçok eseri olan meşhur müverrih Ebü'l- Hasan Aliyy b. Muhammed-i Medâinî de (225 H. 839), Emir-ül Mü'minîn Ali'nin (a.s) hutbelerini ve âmillerine yazdığı mektupları bir kitap haline toplamıştır.2 Bunlardan, Hişâm ve Celûdî'nin, Hz. Emir'in
2 - İbn'ün- Nedîm: El- Fihrist; Mısır, Rahmdniyya Mat. 1348;
(a.s) hutbelerini topladığını İbn-i Nedîm de kaydeder (s. 140, 160). Aynı zamanda İbn-i Nedîm, hatiplerden bahsederken ilk olarak Aliyy b. Ebi-Tâlib'i (a.s) anar (s. 181).
Bunlardan başka tarih, siyer, magaazî ve ensâb kitaplarının çoğunda, Ali'nin (a.s), Cemel, Sıffîn, Nehrevan savaşlarından bahsedilir ve şehadeti anlatılırken, münasebet düştükçe sözleri de nakledilmiş, ayrıca Ya'kubî, Taberî ve diğer tarihçiler, kitaplarında, sözleriyle istişhadlarda bulunmuşlardır. Mes'ûdî (346 H. 957), Hz. Ali'nin dört yüz seksen hutbesini elde etmişti. Muhammed
b. Ya'kub-ı Küleynî'nin "Kâfî"sinde ve Hz. Ali'nin zamanından İmâm Muhammed-ül Bâkır'ın (57- 114 H. 677- 733) zamânına erişen Süleym b. Kays-ı Hilâlî'nin kitabında da Hz. Emir'in (a.s) sözleri geçmektedir.3
Görülüyor ki Seyyid Radıy, Hz. Ali'nin (a.s) hutbelerini, mektuplarını, vecîzelerini toplarken, çağından önceki birçok kaynağa sâhipti; çağdaşları da onun topladıklarını bu kaynaklarla karşılaştırmak imkânına mâliktiler; Şerif Radıy'nin kardeşi Alem'ül- Hüdâ Seyyid Murtazâ'nın (436 H. 1044) kütüphanesinde seksen bin cilt kitap vardı; Mu'cem'ül Büldân, bu kütüphanenin dünyâda eşsiz olduğunu, kitaplarının hepsinin de, bilginlerin el yazmaları bulunduğunu bildirmektedir.4
Bağdat'ın Kerh kısmında Şîa için kurulan Şâh-pur Kütüphanesinde de bir hayli kitap mevcuttu. Hiç şüphe yok ki Hz. Emir'in hutbelerini ihtivâ eden kitaplar da bu
s.149.
3 - Süleym için b. Tenkıyh; 2. s. 52- 55; İbn-i Nedîm: Fihrist; s. 307- 308, Küleynî için bk. Tenkıyh; 3, 201- 202; Muhammed Ali Müderris: Reyhânet'ül Edeb; 3, Çâp-hâne-i Şirket-i Sehânî-i tab'ı Kitâb; 1369 H. 1329 Ş. H. s. 379- 381-
4 - Mısır- 1323 H. 2, Beyn'es- Sûreyn mad. s. 343.
kütüphanelerde vardı. Fakat bütün bu kitaplar, 447 deki (1055) yangında yanıp kül olmuştur. Seyyid Radıy'nin, bu bakımdan hizmeti, gerçekten de pek büyüktür; "Nehc'ül Belâga"yı tedvîn etmeseydi belki de bu hutbelerin, bu mektupların ve vecîzelerin çoğu, bize intikal edemeyecekti.
Hz. Emir'e (a.s), "Nehc'ül-Belâga"da bulunmayan bâzı hutbeler de atfedilmiştir ki "el-Lû'lü', El- İftihâr (Hutbet'ül- Beyân olacak), el-Vesîle" gibi hutbeler bunlardandır; nitekim İbn-i Şehrâşub da (588 H. 1192) "Manâkıb"ında bunlardan bahsetmektedi. Çağımızda, Âlu Kâşif'ul-Gıtâ'dan Şeyh Hâdî, "Nech"de bulunmayan hutbeleri toplayıp bastırmıştır.5 Şüphe yok ki Hz. Ali'nin (a.s) "Nehc'ül-Belâga"da toplananlardan başka hutbe ve mektupları da vardı. Nitekim Âmidî'nin "Gurer'ül- Hikem"- indeki kısa sözleri ve vecîzeleri, 11050 yi bulmaktadır. Ancak "Hutbet'ül- Beyan" gibi bâzı hutbelerde, gulüvve kaçanların inançlarını besleyecek sözlerin bulunması, bu hutbelerin, Hz. Emir'e (a.s) ait olduğunda haklı şüpheler uyandırmıştır.6
"Nehc'ül-Belâga"ya çok etraflı bir şerh yazan ve bu sûratle tarih bakımından da pek değerli bir eser meydana getiren İbn-i Ebi'l hadîd Abdülhamîd (655 H. 1275), "Nehc'ül- Belâga"da bulunan sözlerin, Hz. Ali'ye (a.s) âiddiyyetinde şüphe edilemeyeceğini, çoğunun tevâtürle sâbit olduğunu öbürlerinin de aynı edâ ve üslûpta bulunması dolayısıyla Hz. Ali'ye (a.s) âidiyyeti muhakkak bulunduğunu söylemekte, edebiyâta âşinâ olanların, üslûp özelliklerini bilenlerin, şâir, hatip ve münşîlerin şiir, hutbe ve yazılarını kolayca anlayıp ayırabileceklerini, meselâ
5 - Âkaa Bozorg-i Tehrânî Muhammed Muhsin: E'z-Zeria ilâ Tasânif'iş- Şîa; 7, 1329 Ş. H. Tehran; s. 187- 193.
6 - Bütün bu hususların tafsîli, "E'z- Zerîa"nın 7. cildinde, yukarıda, belirtilen sahîfelerdedir.
"Kitâb'üt- Tâc"ın Câhız'a ait olduğunda, üslûp özelliği bakımından şüphe etmeyeceklerini bildirmektedir.7
"Nehc'ül-Belâga"nın Seyyid Radıy tarafından meydana getirildiği, yâni bu kitaptaki hutbelerin, sözlerin, Seyyid Radıy'e ait olduğu hakkındaki şüphe, nahv, lügat, şiir, tefsir, hadis, fıkıh, ensâb, kırâat, hattâ hesap, hendese ve hikmette zamânının eşsiz bir bilgini olan İbn-i Haşşâb Abdullah'a (567 H. 1172) söylenince, Seyyid Radıy-yahut başkası, nereden bu kudrete sâhip olacak; biz Seyyid Radıy'nin risâlelerini görmüşüz; mensûr sözlerindeki üslûbunu da biliyoruz demiştir. İbn-i Haşşâb'ın, "Hutbe-i Şıkşıkıyye"yi, Seyyid Radıy'nin doğumundan iki yüzyıl önceki kitaplarda gördüğünü İbn-i Ebi'l-Hadîd, üstâdı Musaddık b. Şebîb'den rivâyet eder.8
Bâzı kimseler, hiçbir delile dayanmadan bu sözlerin, sonradan uydurulduğunu, hattâ bu kadar hutbenin ezberlenip yazılmasına, dört yüz yıla yakın bir zaman sonra da Seyyid Radıy'e ulaşmasına imkân olmadığını söylemişlerse de bunların, Arapların özelliklerini bilmedikleri meydandadır. Arap müverrihleri, Haccâc, Sahbân, Vâil gibi Câhiliyye devrinin ve İslâm çağının hatiplerinin sözlerini, Hâlid b. Abdillâh, Mu'tasım, Ziyâd gibi halîfe ve emirlerin hutbelerini nakletmişlerdir ki bunlar, tarih kitaplarında mevcuttur. Câhiliyye devri şâirlerinin şiirleri, râviler tarafından bellenmiş, ezberlenmiş, onların rivâyetleriyle tesbit olunmuştur; okuma-yazma bilmeyen toplumlarda hâfızanın büyük bir önemi vardır. Ayrıca da Arap, fasâhat ve belâgata âşıktır, düşkündür. Fasâhat ve belâgatta örnek olan şiirleri, sözleri ezberlemek, Arap'ta bir
7 - İbn-i Ebi'l Hadîd'in hâl tercemesi ve eserleri için "Reyhânet'ül- Edeb"e bk. 5, s. 216-217.
8 - Reyhânet'ül-Edeb; 5, s. 216-218.
gelenektir. Hattâ 132 hicrîde (570) son Emevî halîfesi Mervan'la öldürülen meşhur Abdülhamîd-i Kâtib'e, yazılarındaki bu belâgatı nasıl elde ettin diye sorulduğu vakit, Asla'ın (başının ön tarafında saç olmayanın, Hz. Ali'nin) hutbelerinden yetmiş hutbe ezberledim, onlarla bu belâgatı elde ettim dediği meşhurdur. Abdulhamîd hakkında, "yazı Abdülhamid'le başlamış, İbn'ül- Amîd'le tamamlanmıştır" denmiştir. Birçok kişilerin hitâbe ve hutbelerinin ezberlenip söylenmesi, yazılması, Emir'ül- Mü'minîn (a.s) gibi fasâhat ve belâgatta eşi olmayan, bilhassa İslâm'da mümtaz bir mevkii olan bir zâtın hitâbe ve hutbelerinin ezberlenmemesi, rivâyet edilmemesi, yazılmaması mümkün değildir, nitekim zamanlarından, Seyyid Radıy'nin çağına kadar geçen müddet içinde hutbelerini, mektuplarını, sözlerini zaptedenleri arzettik.
Bir de, "Nehc-ûl- Belâga"daki hutbelerde, "ezel, ezeliyyet, ma'lûl" gibi devrinde kullanılmayan, daha ziyâde felsefî düşünceden doğmuş, bulunan sözlerin mevcûdiyeti, bu hutbelerin, Hz. Emir'e (a.s) ait olmadığını, yahut hiç olmazsa, hutbelere eklentiler yapıldığını göstermektedir deyenler olmuştur. Oysa ki "ezel", "Sıhâh, Esâs'ul-Luga, Lisân'ül-Arab" sâhiplerinin ve diğerlerinin dedikleri gibi, "lem yezel"den türemiştir ve zamanla, "lem" söylenmez olmuş, "ezel"sözü kullanılmıştır. Sonradan felsefî terim olan sözlere gelince: Hz. Emir'in (a.s) bilgisi, Hâce-i Kâinât'tandır (s.a.a); Ali, O'nun bilgi kapısıdır; O'ysa, Rabbinin emriyle "Şedîd'ül- kuvâ"dan taallüm etmiştir (Kur'ân; 53, 5). Bu bakımdan O, hem tevhîdin, hem hilkatin, dünyevî işlerin künhüne ermiş, sebeplerini, sonuçlarını tahlîl ve îzâh etmiş bir mûrebbî-i âlem, bir hâce-i külldür. Mevlânâ'nın,
Râh-ı istidlâliyan çûpin buved
Râh-ı çûpin seht bî temkin buved*
dediği gibi onun bilgisi istidlâlî değil, yakıynîdir; onu, onun bilgisini gene Mevlânâ'nın diliyle söyleyelim:
Ez Ali âmuz ihlâs-u amel
Şîr-i Hak'ra don munezzeh ez dagal Çün tu bâbî on medîne'y ilmrâ
Çün şuâî âftâb-ı hilmrâ
Bâz bâş ey bâb-ı rahmet tâ ebed Bârgâh-ı mâ lehû küfven ahad
Der şecâat şîr-i Rabbânîstî
Der muruvvet hod ki dâned kîstî**
(Mesnevî, Nicholson basımı; 1, s.229-231)
Bu bakımdan filozoflar, ona muhtaçtır, o, filozoflara değil.
Burada şunları da söylememiz gerek:
Bâzı "Nehc'ül-Belâga" nüshalarında, hutbelerin ihtisâr edilmesi mümkündür; istinsâh eden, kendi zevkine, neşesine, ihtiyâcına, gördüğü lüzuma göre bâzı cümleleri yazmayabilir; bu yüzden bir kitabın birkaç nüshasında bu
* - İstidlâlle yürüyenlerin yolu tahtadandır; tahta yolsa pek dayanıksızdır.
** - İhlâsı da, ameli de Ali'den öğren; Allah arslanını hîleden, hud'adan münezzeh bil. Değil mi ki (yâ Ali) sen, o bilgi şehrinin kapısısın; değil mi ki ilim güneşinin ışığısın; ey rahmet kapısı, ey eşi, dengi olmayan Tanrı bârigâhı, kapanma, ebedî olarak açık kal. Yiğitlikte Tanrı arslanısın; erlikteyse kimsin; kim bilebilir ki?
çeşit eksikliklere, fazlalıklara daimâ rastlarız. Bu, fazla cümlelerin, sonradan eklendiğine değil, bâzı sözlerin, istinsâh eden kişi tarafından yazılmadığına delâlet eder. Sözgelimi, "Şakaaık-ı Nu'mâniye"nin basma nüshası, İst. Üniv. K. Türkçe yazmaları arasında bulunan yazmaya nispetle hayli eksiktir. Bir de ezberlenen sözlerde, ezberleyenlerin, mânayı değil, fakat bâzı kelimeleri değiştirmeleri, yazanların, zamâna göre bâzı kelimeleri, kendi çağlarına uyup, aynı mânayı veren kelimelere çevirmeleri mümkündür. Mevlânâ'nın, semâ' esnasında irticâlen söylediği gazeller, rubâîler, çeşitli tarzlarda yazılmıştır; aynı beyitler, aynı vezin ve kafiyedeki birkaç şiirde geçer; bir şiirde bulunmayan beyitler, öbür şiirde bulunur; fakat esas mânâda hiç bir değişiklik görülmez. Yunus Emre'nin şiirlerindeki sözler, dîvânının muahhar nüshalarında çok defâ vezin bozulmadan, zamânın söylenişine uydurulmuş, meselâ "ayıttın", "buyurdun" olarak yazılmıştır. Fakat "Mesnevî"yi Mevlânâ, Çelebi Husâmeddîn'e yazdırdığı; yazıldıktan sonra okutup düzelttiği için bu eserde, hele eski ve sağlam nüshalarda bu çeşit değişiklikler görülmez. Hadisleri nakledenler bile, "Hz. Peygamber böyle buyurdu, yahut buna benzer bir sözle buyurdu ki" diye naklederler. Sahâbeden, hadisleri yazmalarına müsâade edilen kişilerden başkalarının rivâyetlerinde, mânâsı ve mevzûu aynı olan bir hadis, söz bakımından farklı rivayetlerle tahrîc edilmiştir. Fakat "Kur'ân-ı Mecîd" de, kırâat hususiyetleri müstesnâ, böyle farklar yoktur ve bütün Müslümanlarca bir tek sözü bile değişmeyen, bir sözü bile eksik, yahut fazla olmayan tek bir kitap, Kur'an'dır. Kitâb-ı İlâhîdir.
* * *
"Nehc'ül-Belâga"daki bâzı hutbeler, vaziyetler, kısa sözlerin bir kısmı, ayrıca şerhedilmiştir. "Hutbet'üş- Şıkşıkıyye"nin on altı terceme ve şerhi vardır.9
İmâm Hasan'a (a.s) vasiyetleri, asıllarıyla ve diğer iki vasiyetle Farsça olarak İstanbul'da 1329 da, gene Farsça olarak "Hediyyet'ül- Ümem" adıyla 1381 de Necef-i Eşref'te, 1961 de "Menşûr'ül- Edebi İlâhî ve Düstûr'ül-ameli kârgahî, Kitâb'ül -Ahlâk'ın - Nefîse fî Şerhi Hutbet'il -Vasıyye" ve "Nazm'ül- Vasıyye" adlarıyla İran'da basıl-mıştır. Bu vasiyetin, Türkçe'sinden başka altı şerhi vardır; Ebû Ca'fer Muhammed b. Ya'kub-ı Küleyni de bu vasiyeti rivâyet etmiştir.10
Mâlik'ül Eşter'e yazdıkları Ahd- Nâme, "Âdâb'ül-Mülûk, Tuhfet'ül-Mülûk, Tuhfe-i Süleymânî, Düstûr-ı Hikmet, İnvân'ür-Rıyâse, E'r-Râî ve'r- Raiyye, Şerh'ül- Ahd, Nasâyih'ul
- Mülûk, Nazm'ül-Ahd, Hidâyât'ül-Husâm fî Acâib'il-hidâyâtı ve'l-hukkâm, Tuhfet'ül-Velî,Tercemet'ül-Ahd, (iki cüz olarak) Şerh-i Ahd-Nâme, Esâs'üs-Siyâse fî Te'sis'ir-Riyâse, Dirâsât'ün-Nehc, Rumûz'ül-Emâre" gibi adlarla şerhedilmiştir; bu Ahd-Nâme'nin şerhi yirmiden fazladır.11
Hemmâm Hutbesi diye tanınan ve ittikaayı, mütitakıy- leri, bildiren hutbelerinin on beş şerhi vardır.12
9 - E'z-Zerîa ilâ Tasânîf'iş- Şia, 4, Tehran- 1320- 1322; s. 99-
100, 384; 7, 1329 Ş. H. s. 203-204; 12; Necef 1378 H. s.214-
215; 14, Necef- 1381- 13961; s. 117-118, 130, 141-142.
Terceme ve Şerhimiz, Târîhî hutbeler, 7.
10 - aynı, 10. Çâphâne-i Meclis - 1375 H. 1956, s. 239; 13, s.
146, 14, s. 122, 129. Bizde, 2. Bölüm; Savaş sırasın-daki
hitâbeliri; 11.
11 - 4, s.119, 14, s. 144-148, 152. Bizde 3. Bölüm; İdârî mektupları emir-nâme ve ahd-nâmeleri, 21.
12 - 13, s.225-226; 14, s.114-115, 122- 124,133, 145.
Bunların biri de Küçerat diliyledir. Bizdeki 4. bölüm, İçtimâî-
Kaasıa hutbesi (Bizde aynı bölümün 26. hutbesi), İstiskaa hutbesi, dînin evvelinin ma'rifet, yâni Allah'ı tanımak olduğuna dâir hutbe (Bizde 1. kısmın 1. Bölümü- nün ilk hutbesi), cenâb-ı Fâtıma'nın (a.s) defnindeki sözleri (5. b. Târîhî hutbeler, 4.) ve bâzı hitâbeleri de ayrı ayrı şerhedilmiştir.13 Bu şerhlerin bâzılarına ayrıca adlar da verilmiştir.
"Nehc'ül Belâga"nın tam olarak, ihtisâr edilerek, lügatleri tavzîh olunarak, yahut tâlikaat tarzında şerhleri, yetmişi aşmaktadır. Bunlardan başka üç tanesi manzum, otuz yedi tanesi nesirle kırk adet Farsça, beş Orduca, bir Küçerat diliyle şerhi vardır (aynı, s. 111-161).
Bunlardan başka, Hz. Emir'in (a.s) vecîzelerini, kısa sözlerini meşhur Câhiz (225 H. 869), "Mie Kelime- Yüz söz" adıyla toplamıştır ki bu eseri, Safaviyye devri şâirlerinden Âdil ve gene aynı devir ricâlinden Muham-med b. Ebi- Tâlib-i Esterâbâdî, Farsça'ya çevirmişlerdir. Âdil'in eseri, Tehran'da 1304'te basılmıştır.
Ebû- Aliyy-i Tabersî, yahut Aliyy b. Seyyid Fazlullâh-ı Râvendî (573 H. 1178), "Yüz Kelime"yi, harf sırasınca otuz bâba ayırmış ve adını "Nesr'ül-Leâlî" koymuştur. Bu kitap, 1312 de basılmıştır. Hicrî 14. yüzyıl ricâlinden Şeyh Abdüsselâm Ahmed. "Merâku'n-Necâb fî Kavâid'il-kitâbe" de, "Nesr'ül-Leâlî"deki sözleri almıştır.
Reşîdüddîn Muhammed b. Muhammed'il-Vatvât (552 H. 1157), "Tuhfet'us-Sıddıyk, Fasl'ül-Hitâb, Uns'ul-Lehfan" adlarıyla ilk üç halifenin yüzer sözünü topladığı gibi "Matlûbu külli tâlib" adiyle Hz. Emir'in (a.s) de sözünü toplamış, her birerini Farsça bir kıt'ayla terceme etmiştir.
İktisâdî hutbeler; 27.
13 - E'z-Zerîa, 13, s.144, 209; 14, s. 118, 126, 133-134.
Bunlardan ve Seyyid Radıy'nin "Nehc'ül-Belâga" sonuna aldığı kısa sözlerden başka on tane daha manzum, mensur, Arapça ve Farsça, hatta Fransızca, kısa sözlerinin ve vecîzelerinin şerh ve tercemesi vardır.14
Hz. Ali'nin (a.s) kısa sözlerini, bilhassa, "Gurer'ül- Hikem ve Dürer'ül-Kelim" adıyla toplayan, Nâsıhuddin Abdülvâhid
b. Muhammed-i Temîmiyy-i Âmidî'dir. 588 yılından on gün önce vefât eden (1192 sonları) İbn-i Şehr-âşûb, Âmidî'yi üstâdlarından gösterdiğine, "Gurer'ül-Hikem"i rivâyet ve nakle ondan icâzet aldığını söylediğine göre, Âmidî'nin, 510 hicrîde (1116) vefât ettiği hakkındaki rivâyetin doğru olması îcâb eder (Reyhânet'ül-Edeb, 1, 2. basım; Çâp-hâne-i Şirket-i Sehâmî-1335, s. 28).
Âmidî, Gurer'ül-Hikem"de, Emir'ül-Müminîn (a.s) 11050 sözünü toplamıştır (6, 1342 Ş. H. s. 493).
* * *
738 de (1337) vefat eden Savcızâde, "Nesr'ül-Leâlî"yi, "Budret'ül-Maâli fi Tercemet'il-Leâlî" adıyla ve her sözü, "mefâîlün mefâîlün feûlün" vezninde Farsça bir beyitle terceme etmiş. Şipâhizâde Ali Galib, Farsça beyitleri birer beyitle Türkçe'ye çevirmiştir ki bu kitap, Nahcuvânîzâde Muhammed'in yazısıyla taşbasması olarak 1315 te Mat. Osmâniye'de basılmıştır. Bu Nahcuvânîzâde'nin, Savcızâde olmasına ihtimâl veremedik.
953'te (1546) yazdığı "Tezkire"sinde 7. yüzyıldan zamanına dek gelen şâirler hakkında, gerçekten de pek değerli bilgiler veren Latîfî Abdûllatîf de (990 H. 1582) "Ners'ül - Lâlî"yi, "Nazm'ul - Cevâhir" adıyla nazmen türkçeye çevirmiştir (Osmanlı Müellifleri; 3, s.135).
14 - Cemâlüddîn Muhammed-i Honsârî'nin "Gurer'ül-Hikem" şerhine Mîr Celâlüddîn'il - Huseyniyy'il - Urumavî Muhaddis'in yazdığı "Önsöz"e bakınız; Tahran Üniv. Yayın. 1. 1339 Ş. H. 1380 H.
Ulemâdan Rusçuk'lu Fethî Ali Osmanzâde, kısa sözlerden kırkını seçip "Terceme-i Kelâm-ı Erbaîn-ı Ali" adıyla Türkçe'ye çevirmiştir. Bu zât, Halvetiyyenin Şa'bâniyye kolundan Kuşadalı İbrâhîm'e (1264 H. 1848) mensuptur; 1274 te (1857) vefât etmiştir (aynı, 1, s.395).
Hazîne-i hâssa müsteşarlığında bulunmuş olan ve kütüphânesi, İst. Üniv. K.nin bir kısmını teşkil eden Hâlis Muhammed de "Gurer'ül-Hikem"den bir seçme meydana getirmiş, küçük boyda 52 sahîfeyi tutan bu eser, taş basması olarak basılmıştır.
Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhlerinden Nesîb Yusuf Dede (1126 H.1714). lügatleri tahlîl, sözleri terceme ve şerhetmek sûretiyle "Nesr'ül Leâlî"yi Türkçe'ye çevirmiştir. Bu esere verdiği "Rişte-i Cevâhir" adı, bizzat kendisi tarafından kitabın yazılış târîhi olarak bildiriliyorsa da bu terkîp, 1121 yılını ifâde etmektedir. Nesîb Dede, "Rişte-i Cevâhir"e, "Mevnevî"den beyitler, Arapça Farsça şiirler katmış, kendi şiirlerini eklemiş, âdetâ "Nesr'ül-Leâlî"yi yeniden yazmış, yeni bir kitap meydana getirmiştir. "Rişte-i Cevâhir", İst. da, Takvîm-i Vakaayyi'Mat.asında 1257 de basılmıştır.
Meclis-i Kebîr-i Maârif Dâire-i İlmiyyesi âzâsından Mustafa Vehbi (Osmanlı Müellifleri, 2, s.19-20), Hz. Ali'nin (a.s) kısa sözlerinden yüz sözü "Mahsûl-i Âlî fî Şerh-i Kelimâtı Ali" adıyla ve her sözden sonra, o sözde geçen kelimeleri gramere tatbıyk edip şerhetmek suretiyle terceme etmiştir. Bu eser, 1288 de Mat. Âmire'de basılmıştır.
Manisa Şer'iye Mahkemesi hâkimi Ali Haydar (1333 H. Osm. Müellif. 1, s.217). "Budret'ül-Maâlî fî Tercemet'il- Leâlî"yi, "Marâsıd'ül-Hikem" adıyla şerhetmiş, "Mesnevî"- den aldığı beyitlerle de îzâhlarda bulunmuştur ki bu eser, 15 Şâban 1298 de taşbasması olarak basılmıştır.
Aynı zât, "Şemmet'ül-Esrâr" adıyla ve Manisa Mevlevîhânesi şeyhi İbrahim Fahreddin Çelebi'nin (1305 H. 1887) emriyle Hz. Emir'in (a.s) yüz sözünü, 18 Şevval 1297 de şerhetmiş ve bu şerh, taşbasması olarak Manisalı Mehmed Tâhir adlı birisinin yazısıyla iki kere basılmıştır; ikinci basımı. 1 Muharrem 1299 dadır.
İst. Burhân-ı Tarakkıy Mektebi, lisan ve Belagat-i Osmânî, fârisî, aruz ve Akaaid Muallimi Hocazâde A. Cevdet tarafından, "Külliyyât-ı İmâm Ali'den birinci kitap -Birinci kısım; Terceme-i Sad Kelime-i Abdullâh-ı Herevî" adıyla, sonunda Hz. Emir'in "yüz sözü, Nesr'ül-Leâlî, Dîvan, Mektûbât, Cümel ve fıkarât" olmak üzere altı kitap çıkacağını vaadettiği bir kitapta yirmi yedi vecîzeyi Farsça "feilâtün mefâilün feilât" vezninde, Türkçe olarak da "fâilâtün fâilâtün fâilât" vezninde kıt'alarla şerhetmiştir. Ancak "Abdullâh-ı Herevî"nin böyle bir kitabı olduğunu bilmiyoruz. Bu eser de matbûdur. Bir kere de, aslı, Câmî'ye atfedilerek Cemâlî adlı birinin tashîhiyle ve Mustafa İzzet'in hurûf-ı cedîdesiyle 1286 da basılmıştır.15
Muallim Naci Merhum (1310 H. 1893)da, "Emsâl-i Ali" adıyla Hz. Emir'in (a.s) 283 sözünü, asıllarıyla terceme etmiştir ki bu eser de İst. da, Mat. Ebüzziyâ'da 1303 te tab'edilmiştir.
Hz. Emir'in (a.s), Mâlik'ül-Eşter'e yazdıkları "Ahd- Nâme"leri, Mehmet Celâleddin tarafından, sağdaki kolonda metin, soldakinde tercemesi olmak üzere hazırlanmış, "Şerh-i Ahd-Nâme-i Ali" adıyla, İst. da Şirket-i Mürettibiyye Mat. da 1304'te basılmıştır.
Seyyid Abdülkaadir-i Belhî'nin (1341 H. 1923) oğlu Seyyid Ahmet Muhtar'ın (1352 H. 1933), "Hânedân-ı Seyyid'ül-Beşer Eimme-i İsnâaşer" adlı ve Hz. Emir'in hâl
15 - Câmî'nin "Sad Kelime"si için b. Zerîa, 15,1384-1965, s.30.
tercemelerine ait 192 sahîfelik kitabında da, bâzı sözleri, hutbeleri ve sonunda, bu "Ahd-Nâme" terceme ve şerhedilmiştir. Adından da anlaşıldığı gibi, On iki İmâm'ın hâl tercemelerini ihtivâ edecek olan bu kitabın 1. cildinden başka ciltleri, maalesef yazılamamış, 1 kitap, İst. da, 1327 de Ahmet Sâkıy Bey Mat.ında basılmıştır.
Ayrıca Mehmet Âkif Ersoy (1936), Hz. Ali'nin bir devlet adamına Emir-nâmesi" adıyla "Ahd-Nâme"yı Türkçe'ye çevirmiş, Diyanet İşleri tarafından Ankara'da, Ayyıldız Mat. da 1959 da 3. basımı yapılmıştır. 1963'te de Doğangüneş yayınevi tarafından tab'edilmiştir.
Konya Mevlânâ Müzesi yazmaları arasında 650 No. da kayıtlı ve Reşîdüddîn Vatvât'ın "Sad Kelime-i Çhâr yâr-ı güzîn"inin, devrinin çok güzel Türkçe'siyle bir çevirisi vardır. Başta Hz. Peygamber'in (s.a.a) hadisleri olduğundan Envanter'e ve Kataloğ'a "Ahâdîs-i Nebî ve Sad Kelime-i Çhâr Yâr-ı güzin" diye kaydedilen bu eserin son kısmı eksiktir
125. a. sonunda, Hz. Peygamber'in (s.a.a) hadislerinin sonunda, bu kitabı, Bedrüddîn b. Himmet-Yâr'ül-Mevlevî'nin 838 yılı Ramazan ayında, Edirne'de (1435) yazdığına dâir bir ketebe vardır ve bu ketebe mütercime aittir; eser, kendi elyazısıdır. 193. a da, üçüncü Halîfe'nin yüz sözü ve tercemeleri bittikten sonra aynı yaprakta, "Kitâb-u Matlûbı Külli Tâlib min Kelâmı Aliyy b. Ebû-Tâlib" başlamaktadır.16
Biz de 1940 küsürde, başta Hz. Emir'in (a.s) doğumlarından şehâdetlerine dek hâl tercemeleri olmak üzere 54 hutbe ve hitâbelerini, biri İmâm Hasan'a (a.s) vasiyetleri, biri Mâlik'ül-Eşter'e (r. h.) Ahd-nâmeleri olarak 17
16 - Sonu eksik olan ve bilhâssa dil bakımından çok değerli bulunan bu kitabın tevsîfi için, tarafımızdan hazırlanmakta olan "Mevlânâ Müzesi Yazmalar Kataloğu'nun 1. cildine bk. Millî Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü Yayınlar, Seri: 3, No, 6. Ankara; Türk Tarih Kurumu Basımevi-1967; s. 82-84.
mektup, emir ve vasiyetlerini, 44 hikmet ve vecizeleriyle Dîvan'larından 48 şiirlerini terceme etmiştik. Ankara'da, Emek Basım-Yayınevi tarafından, basıldığı yıl dahi kaydedilmeksizin "İmam-ı Ali Buyruğu" adıyla yayınlanan bu kitabın mevcudu kalmadı.
Elimize, 1956 da, İst. da, Saidi Borak'ın önsözüyle Ege Mat.ında basılan "Hazret-i Ali (a.s) ve Muaviye arasındaki Mektuplar" adlı 46 sahifelik bir kitap geçti. Gevrekzade Hafız Hasan adlı birisi tarafından, Arapça'dan Türkçe'ye çevrilmiş olan bu kitap, Hz. Emir'in, Tırımmah b. Adiyy ile Muaviye'ye gönderdiği mektubu, Tırımmâh'ın Muaviye'yle konuşmasını hikâye ediyor. Baştan sona dek bir masaldan ibaret olan, yazarının ve müterciminin, "Nehc'ül-Belâga"dan bile haberi olmayan, ismi haslar bile yanlış yazılan bu kitabı, Hz. Ali adına yazıldığı için zikretmek zorunda kaldık; özür dileriz.
Türkçe'de Hz. Emir'in (a.s) hutbeleri ve sözleri üzerinde bulabildiğimiz bu çalışmaları bildirdikten sonra artık okuyuculara sunduğumuz bu eseri nasıl hazırladığımızı da biraz anlatalım:
Seyyid Radıy, "Nehc'ül Belâga"yı, önceden de arzettiğimiz gibi iki kısma ve üç bölüme ayırmış, ilk bölüme bilhassa hutbelerini, ikinci kısmın birinci bölümüne, mektuplarını, ikinci bölümüne de vecîzelerini almıştır. Biz de aynı esâsı kabûl ettik. Ancak bu bölümler içinde, mümkün olabileceği kadar konu husûsiyetine ve kronolojik tertibe riâyeti denedik. Tercemede, Şeyh Muhammed Abduh'un "Nehc'ül-Belâga" şerhinin son basımı olan ve Beyrut'ta, "Müesseset-ül-A'lemiyy lil-Matbûât" tarafından geçen yıl yayınlanan son basımını esas ittihâz ettik; bu basım, dört kısma ayrılmıştır. Birinci ve ikinci kısımda hutbeler, çeşitli vesîlelerle söylenen sözler, üçüncü kısımda mektuplar, dördüncü kısımda hikmetler ve vecîzeler var. Kendi tertîbimize göre her hutbe, hitâbe ve mektubun, aslının
bulunabilmesi için, başına ilk Arapça cümleyi, cilt ve sahîfe numarasıyla aldık. Ancak son kısım olan hikmetler ve vecîzelerde, buna ihtiyaç görmedik. Bu kısma da numara koysaydık, hele Arapça ilk cümleyi alsaydık, hem tertip, hem basım bakımından kitap pek karışık olacaktı. Biz, tercememizi üç kısma ayırdık. Birinci kısmı hutbe ve hitabelere, ikinci kısmı mekputlara, üçüncü kısmı da hikmet ve vecîzelere hasrettik. 1. kısmı beş bölüme ayırdık. 1. bölümde "Allah, Hz. Muhammed (s.a.a), İman-İslâm ve Kur'ân-ı Mecîd", 2. bölümde "Kendileri ve Ehl-i Beyt", 3. bölümde, "Dünya ve Ahiret", 4. bölümde "İçtimâî-İktisadî karakterde olan", 5. bölümde "İlk üç Halîfe ve kendilerinin zamanlarına ait" olan ve târîhi aydınlatan hutbe ve hitâbelerini dercettik. Bu kısımdaki hutbe ve hitâbelerin sayısı 192'dir.
İkinci kısma, mektuplarını, emir-nâme ve vasiyetlerini aldık. Bu kısımda da kronolojik tertîbi gözettik ve bu kısmı dört bölüme ayırdık. 1. bölümü, Cemel savaşından önceki ve sonraki devirlere ait hitâbelerine, 2. bölümü, Muâviye'ye gönderdiği mektuplara, 3. bölümü savaş sırasındaki hitâbelerine ve vasiyetlerine, 4. bölümü, idârî mektuplarına, emir-nâme ve ahd-nâmelerine hasrettik. Bu kısımda da 63 hitâbe, mektup, emir-nâme ve vasiyet var.
Üçüncü kısma kısa sözlerini, hikmet ve vecîzelerini aldık. Bu kısımda da konuya göre bir tasnîf yapmaya çalıştık. 1. bölüme "Din, İman, Mü'min, Müslim, Kur'ân ve İbâdet", 2. bölüme "Hz. Muhammed (s.a.a), kendileri ve Ehlibeyt", 3. bölüme "Dünyâ-Âhiret", 4. bölüme "Akıl-Bilgi",
5. bölüme çeşitli konulara ait vecîzeler, 6. bölüme târihi ilgilendiren, 7. bölüme de "gerçek, adalet, geçim, insanlık ve savaş" hakkındaki sözlerini aldık. Bu kısmın her bölümünün sonlarına, "Nehc'ül-Belâga"da bulunmayan ve "Gurer'ül- Hikem"de olan sözlerinden de katkılarda bulunduk ve 325 söz seçtik. Böylece hutbeler 192, mektup ve emir-nâmelerle
vasiyetler 63, bahisler ve vecîzeler 325, hepsinin tutarıysa 580 oluyor.
Şunu da söyleyelim ki bu tasnîf, sözlerdeki üstün karakterlere göredir. Yoksa meselâ, îman ve Kur'an'dan bahsedilen bir hutbede, dünyâdan, ahiretten, dünyâ ve âhiretten bahsedilen bir hutbede, Hz. Muhammed'den, Ehlibeyt'ten, içtimâî-iktisâdî bölüme aldığımız bir hutbede tarîhî bir olaydan, yahut İslâm'dan bahsedilmiştir; yâni hutbelerde, hattâ mektuplarda ve vecîzelerde, seçtiğimiz tasnîf, tekrâr edelim ki üstün karaktere göredir; yoksa tedâhül, dâima vardır.
Hutbelerde, hitâbelerde, mektuplarda, emir ve vasiyetlerde, hattâ vecîzelerde bir âyet, bir hadise, bir olaya işaret edilmişse, yahut birisine hitapsa, birisinden bahis varsa, o hutbe ve hitâbenin, o sözün altına, işaret edilen numaralarla o âyet ve hadis, o olay, yahut gereken hâl tercemesi, yahut îzah yazılmış, kaynağı da gösterilmiştir ki bu, oldukça etraflı bir şerh mâhiyetini taşımaktadır.
Şeyh Radıy'nin topladığı hutbe ve hitâbeler, 233'ü buluyor. Bunların bir kısmı, çeşitli rivâyetlerden meydana gelmiştir; bir kısmı, duâlarını, bir âyeti ve yâ sûreyi okuduktan sonraki sözlerini, yağmur duâlarını, ashabını mekârim-i ahlâka, ibâdet ve itâata teşviklerini, yahut hilkatteki hikmet ve kudretleri tazammun etmektedir ve çoğu da birbirini tamamlar. Bir hutbede zikredilenler, başka bir hutbede, fakat başka bir tarzda tekrarlanır. Biz, Hz. Emir'in (a.s) hutbelerinin özünü, 192 hutbede bulduğumuz için bunların terceme ve şerhiyle iktifâ ettik.
S. Radıy'nin ikinci bölümünde 76 mektup, vasiyet ve söz vardır. Bunların bir kısmı, ayrı rivâyetlerle gelmiştir. Biz, ikinci, kısımdaki son vasiyetlerini birinci kısma aldık; bu kısımda 72 hitâbe, mektup, emir-nâme ve vasiyet var ki eksiğimiz hiç yok demektir.
Üçüncü kısımdaki sözler ve vecîzeler de "Gurer'ül- Hikem"den seçmelerimizle, diyebiliriz, ki anlamda tekrar olmamak üzere tamdır. Şerhlerde ve sonraki "Bibliyoğraf- ya" da kaynaklarımızı bildirdiğimiz için bu hususta söz söylemeye lüzum görmüyoruz.
İlk olarak "Nehc'ül-Belâga"yı Türkçe sunduğumuzdan, bizi bu emr-i hayra muvaffat ettiğinden dolayı Allah'a hamd- ü senâlar eder, Rasûlüne ve onun Ehlibeytine sonsuz salât-ü selâmlar ihdâ eyler, sözümüze son veririz.
2 Safar'ül-muzaffer 1390
Abdülbâki GÖLPINARLI
NEHC'ÜL - BELÂGA
TAKDİM
Fasâhat ve belâgatta, gerçekten de eşi bulunmayan, mevzû' bakımından İslam dininin esaslarına, o esasların gerektirdiği hükümlere, hükümlerin teşrii sebeplerine değinen, bunları İslam Peygamberinden (s.a.a) tevârüs ettiği sınırsız bilgi kudretiyle açıklayan, içtimâî ve iktisadi meselelere, İslâm dininin insanî görüşüne aydınlatıcı, şüpheleri giderici ışıklar tutan, ayrıca da tarihi olayları, sebepleri ve sonuçlarıyla belirten "Nehc'ül Belâga", Emir'ül- Mü'minîn Ali b. Ebi-Talib'in (a.s) hutbelerinin, sözlerinin, öğütlerinin, vasiyetlerinin, mektuplarının ve vecîzelerinin toplanmasından meydana gelmiştir. Bunları, Şerif Radıy Muhammed b. Huseyn, toplayıp kitap haline getirmiş, üç bölüme ayırmıştır. Birinci bölüme hutbelerini, bâzı sözlerini, duâlarını almış, ikinci bölüme, bilhassa mektuplarını üçüncü bölümeyse vecîzelerini dercetmiştir.
Şerif Radıy diye tanınan Ebu'l-Hasan Muhammed b. Ebi- Ahmed'il-Huseyn, Aliyy b. Ebi-Tâlib'in (a.s) oğlu İmâm Huseyn'in (a.s) oğlu İmâm Zeyn'ül Âbidîn Ali'nin (a.s) oğlu İmâm Muhâmmed'ül Bâkır'ın (a.s) oğlu imâm Ca'fer'us- Sâdık'ın (a.s) oğlu İmâm Mûsâ'l Kâzım (a.s) oğlu İbrahim oğlu Musâ oğlu Muhammed oğlu Mûsâ oğlu Ahmed Huseyn'in oğludur. Soyu, annesi Fâtıma vasıtasıyla da imam Huseyn'e (a.s) dayanır ve ana ve baba tarafından siyâdet şerefine sahiptir.1 Hicrî 359 da (969- 970) doğmuş, usûl ve edebiyatta pek yüce bir mevki elde etmiş, 383'te (993) Bağdat'ta seyyidlerin nakaabet hizmetini deruhde eylemiştir. "Kitâb'ül-Müteşâbih fi'l-Kur'ân, Mecâzât'ül - Âsâr'in - Nebeviyye, Telhis-ül Beyân an Mecâzât'il - Kur'ân, Kitâb'ül-Hasâis, Ahbâr-u Kuzât-i Bağdad" adlı eserleri, babasının ahvâline ait bir kitabı, üç cilt risâleleri, Ebû- Abdillâh Huseyn b. Ahmed b. Haccâc'ın (ölm. 391 H. 1000) şiirlerinden seçmeleri ve dîvânı vardır. En meşhur eseri, "Nehc'ül- Belâga" adıyla topladığı, Hz. Ali'nin (a.s) hutbe, mektup ve sözlerini ihtivâ eden telifidir (Umdet'üt- Tâlib, s.196-197). Hicretin 406. yılı Muharreminin altıncı günü (26 Haziran 1015) Bağdat'ta vefât etmiş, Kerh'teki evine defnedilmiştir (Hâc Şeyh Abdullâh'il - Mamakaanî: Tenkıyh'ul-Makaal fî Ahvâl'ir-Ricâl, Necef-Murtazaviyye mat. 1352 H.c.111, s.107).
Seyyid Radıy, bu hutbe, mektup ve vecîzeleri toplarken bir hayli kaynağa sâhipti. İlk olarak Ebû-Ca'fer Muhammed
b. Hasan b. Aliyy'it- Tûsi'nin (460 H. 1067) rivâyet ettiği gibi Kûfeli Zeyd b. Veheb'il-Cühenî, toplum-larda, bayramlarda ve başka vakitlerde, Hz.
Emir'in (a.s) okudukları hutbeleri yazmıştır. Bu zat, Emir'ül-Mü'minî'nin ashabındandı; Nehrevan'a giderlerken de maiyetlerinde bulunmuştu (aynı, 1, 1329 H. s.471-472). Tûsî, bu kitabı, Ebû-Mıhnef Lût b. Yahyâ'dan, o, Ebû- Mansûr-ı Cühenî'den o da Zeyd b. Veheb'den rivâyet etmiştir; Zeyd'se rivâyet ettiği hutbeleri, bizzât Emir-ül Mü'minîn'- den (a.s) duymuştur. İbn-i Hacer, Zeyd b. Veheb'in Câhiliyye devrini ve Asr-ı Saâdeti idrâk ettiğini, fakat Hz. Resûl-i Ekrem'le (s.a.a) görüşemediğini,
1 - Umdet'üt-Talib fî ânsâbi Âl-i Ebi Talip. Necef'ül- Eşref- 1337
H. 1918; s.193-200. Muhammed Abduh: Şerhu Nehc'il- Belağa; Beyrût; Müesseset'ül-A'lemî basın; M. Abduh'un önsüzü; s.6.
Tâbiinin uluların-dan olduğunu, Kûfe'de yerleştiğini, hicri 96. yılda vefât ettiğini (714) kaydediyor. Zeyd Hz. Peygamber'in (s.a.a) bi'setinden evvelki zamanı idrâk ettiği takdirde yüzyıldan fazla yaşamış demektir. Câhiliyye devrinden maksat, Hz. Peygamber'in (s.a.a) dâvete başlamasından sonra bir müddet İslâm'ı kabul etmediğini bildirmekse, gene yüz yaşını geçkin olarak vefât ettiğini kabul etmek icâp eder. Hâsılı Kûfeli Zeyd, Hz. Emirin hutbelerini ilk toplayan zattır ve kitabı da Seyyid Radıy'nin zamanına intikal etmiştir. Ehli Sünnet de Zeyd b. Veheb'i sıkadan saymış, Sıhâh'larda ondan rivâyette bulunmuştur.
Hz. Emirin (a.s) hutbelerini zaptedenlerden biri de
İbrâhim b. Hakem b. Zuhayr'il- Fezârî'dir. Hakem b. Zuhayr,
127 hicrîde (744) vefât eden İsmâîl b. Abdürrahman'is- Süddi'nin tefsîrini rivâyet eden zattır. Şii olduğu halde, hiç bir tefsir yoktur ki, bu tefsirden, rivayette bulunmasın; Tirmizî de Sahîh'inde bu zattan rivâyette bulunmuştur. Hakem b. Zuhayr, 180 sularında (796) vefât etmiştir. Oğlu İbrahim'inse, Hz. Emir'in (a.s) hutbelerini ihtivâ eden bir kitabı vardır (Tenkıyh, 1, s. 15. İsmâil b. Abdurrahmân b. Ebi
-Kerîmet'is- Süddî için aynı cildin 137. sahifesine bk.).
Hutbeleri toplayanlardan biri de İsmâil b. Mihrân'is- Sekûnî'dir. Bu zat, İmâm Ca'fer'üs- Sâdık'la (a.s 148 H. 765) İmâm Aliyy'ür- Rıza'nın (a.s 202 H. 817) zamanlarında yaşamış, onlarla müşerref olmuş, birçok kitaplar yazmış, bu arada Hz. Emir'in (a.s) hutbelerini de toplamıştır ki Ali b. Hasan b. Faddâl ondan rivâyet etmiştir (1, s. 142- 146; 11,
s. 278- 280).
Hz. Emir'in (a.s) ashabının ileri gelenlerinden ve İmâm Hasan'ın (a.s) zamânına erişenlerden Asbag b. Nübâte; Mâlik'ül -Eşter'i Mısır'a vâli tayin buyurdukları zaman, ona yazdıkları "Ahd- Nâme"yi ve Muhammed'ül- Hanefiyye'ye vasiyetlerini rivâyet etmiştir. Mâlik'ül- Eşter'le gönderilen ve Mısırlılara hitâben yazılan mektuplarını da, Cemel
savaşında Hz. Ali (a.s) ile bulunan ve ashabının ileri gelenlerinden olan Sa'saa b. Sûhan rivâyet etmiştir. (1, s. 150-151; 11, 98-99).
İmâm Aliyy'ün -Nakıyy'ül -Hâdî'nin (a.s) zamanına erişen (254 H. 868) Sâlih b. Ebi- Hammâd Ebü'l- Hayr-ı Râzî de hutbeleri ihtivâ eden bir kitap telîf etmişti (11, s. 91). Hutbeleri toplayanlardan biri de gene aynı İmâm'ın zamânına erişen, İmâm Hasan'ın (a.s) oğlu Zeyd'in oğlu Hasan oğlu Abdullah'ın oğlu Abd'ül Azîm'dir (11, s. 157- 158).
Bunlardan başka 283'te (896) vefât eden ve Muhtâr b. Ebi-Ubeydet'üs- Sakafi'nin amcası Sa'd'in soyundan olan İbrâhim b. Muhammed b. Said-i Sakafî (c.1; s.1), 330 dan (844) sonra vefat eden, iki yüze yakın kitabı bulunan Abdül'Azîz b. Yahya'l -Celûdiyy'il- Bısrî (c.11; s.156-157), 260'ta (873) vefât eden ve babası, İmâm Sâdık'ın (a.s) zamânını idrâk etmiş olan Hişâm b. Muhammed b. Sâib de (260 H. 873-874) hutbeleri toplayanlardandır. Hişâm'ın babası, bütün tefsir kitaplarında rivâyetleri yer alan bir zat olduğu gibi kendisinin de tarih ve ensâba dâir birçok kitabı vardır (111, s.303). İmâm Aliyy'ün- Nakiy'nin (a.s) zamanına erişen ve Kitâbu Mahâsin sâhibi Ahmed'in babası olan Muhammed b. Hâlid'il - Barkıy'nin (111, s. 113- 114), aynı yüzyılda yaşayan Muhammed b. İsâ b. Abdullah b. Sa'd'il - Aş'arî'nin (aynı, s. 167), fıkha dâir birçok eseri bulunan Muhammed b. Ahmed'il-Cu'fî'nin (11; İkinci bölüm, s. 65- 66)de Hz. Emir'in hutbelerini ihtivâ eden kitapları vardır. Bunlardan başka, Şîîlikle ilgisi bulunmayan birçok eseri olan meşhur müverrih Ebü'l- Hasan Aliyy b. Muhammed-i Medâinî de (225 H. 839), Emir-ül Mü'minîn Ali'nin (a.s) hutbelerini ve âmillerine yazdığı mektupları bir kitap haline toplamıştır.2 Bunlardan, Hişâm ve Celûdî'nin, Hz. Emir'in
2 - İbn'ün- Nedîm: El- Fihrist; Mısır, Rahmdniyya Mat. 1348;
(a.s) hutbelerini topladığını İbn-i Nedîm de kaydeder (s. 140, 160). Aynı zamanda İbn-i Nedîm, hatiplerden bahsederken ilk olarak Aliyy b. Ebi-Tâlib'i (a.s) anar (s. 181).
Bunlardan başka tarih, siyer, magaazî ve ensâb kitaplarının çoğunda, Ali'nin (a.s), Cemel, Sıffîn, Nehrevan savaşlarından bahsedilir ve şehadeti anlatılırken, münasebet düştükçe sözleri de nakledilmiş, ayrıca Ya'kubî, Taberî ve diğer tarihçiler, kitaplarında, sözleriyle istişhadlarda bulunmuşlardır. Mes'ûdî (346 H. 957), Hz. Ali'nin dört yüz seksen hutbesini elde etmişti. Muhammed
b. Ya'kub-ı Küleynî'nin "Kâfî"sinde ve Hz. Ali'nin zamanından İmâm Muhammed-ül Bâkır'ın (57- 114 H. 677- 733) zamânına erişen Süleym b. Kays-ı Hilâlî'nin kitabında da Hz. Emir'in (a.s) sözleri geçmektedir.3
Görülüyor ki Seyyid Radıy, Hz. Ali'nin (a.s) hutbelerini, mektuplarını, vecîzelerini toplarken, çağından önceki birçok kaynağa sâhipti; çağdaşları da onun topladıklarını bu kaynaklarla karşılaştırmak imkânına mâliktiler; Şerif Radıy'nin kardeşi Alem'ül- Hüdâ Seyyid Murtazâ'nın (436 H. 1044) kütüphanesinde seksen bin cilt kitap vardı; Mu'cem'ül Büldân, bu kütüphanenin dünyâda eşsiz olduğunu, kitaplarının hepsinin de, bilginlerin el yazmaları bulunduğunu bildirmektedir.4
Bağdat'ın Kerh kısmında Şîa için kurulan Şâh-pur Kütüphanesinde de bir hayli kitap mevcuttu. Hiç şüphe yok ki Hz. Emir'in hutbelerini ihtivâ eden kitaplar da bu
s.149.
3 - Süleym için b. Tenkıyh; 2. s. 52- 55; İbn-i Nedîm: Fihrist; s. 307- 308, Küleynî için bk. Tenkıyh; 3, 201- 202; Muhammed Ali Müderris: Reyhânet'ül Edeb; 3, Çâp-hâne-i Şirket-i Sehânî-i tab'ı Kitâb; 1369 H. 1329 Ş. H. s. 379- 381-
4 - Mısır- 1323 H. 2, Beyn'es- Sûreyn mad. s. 343.
kütüphanelerde vardı. Fakat bütün bu kitaplar, 447 deki (1055) yangında yanıp kül olmuştur. Seyyid Radıy'nin, bu bakımdan hizmeti, gerçekten de pek büyüktür; "Nehc'ül Belâga"yı tedvîn etmeseydi belki de bu hutbelerin, bu mektupların ve vecîzelerin çoğu, bize intikal edemeyecekti.
Hz. Emir'e (a.s), "Nehc'ül-Belâga"da bulunmayan bâzı hutbeler de atfedilmiştir ki "el-Lû'lü', El- İftihâr (Hutbet'ül- Beyân olacak), el-Vesîle" gibi hutbeler bunlardandır; nitekim İbn-i Şehrâşub da (588 H. 1192) "Manâkıb"ında bunlardan bahsetmektedi. Çağımızda, Âlu Kâşif'ul-Gıtâ'dan Şeyh Hâdî, "Nech"de bulunmayan hutbeleri toplayıp bastırmıştır.5 Şüphe yok ki Hz. Ali'nin (a.s) "Nehc'ül-Belâga"da toplananlardan başka hutbe ve mektupları da vardı. Nitekim Âmidî'nin "Gurer'ül- Hikem"- indeki kısa sözleri ve vecîzeleri, 11050 yi bulmaktadır. Ancak "Hutbet'ül- Beyan" gibi bâzı hutbelerde, gulüvve kaçanların inançlarını besleyecek sözlerin bulunması, bu hutbelerin, Hz. Emir'e (a.s) ait olduğunda haklı şüpheler uyandırmıştır.6
"Nehc'ül-Belâga"ya çok etraflı bir şerh yazan ve bu sûratle tarih bakımından da pek değerli bir eser meydana getiren İbn-i Ebi'l hadîd Abdülhamîd (655 H. 1275), "Nehc'ül- Belâga"da bulunan sözlerin, Hz. Ali'ye (a.s) âiddiyyetinde şüphe edilemeyeceğini, çoğunun tevâtürle sâbit olduğunu öbürlerinin de aynı edâ ve üslûpta bulunması dolayısıyla Hz. Ali'ye (a.s) âidiyyeti muhakkak bulunduğunu söylemekte, edebiyâta âşinâ olanların, üslûp özelliklerini bilenlerin, şâir, hatip ve münşîlerin şiir, hutbe ve yazılarını kolayca anlayıp ayırabileceklerini, meselâ
5 - Âkaa Bozorg-i Tehrânî Muhammed Muhsin: E'z-Zeria ilâ Tasânif'iş- Şîa; 7, 1329 Ş. H. Tehran; s. 187- 193.
6 - Bütün bu hususların tafsîli, "E'z- Zerîa"nın 7. cildinde, yukarıda, belirtilen sahîfelerdedir.
"Kitâb'üt- Tâc"ın Câhız'a ait olduğunda, üslûp özelliği bakımından şüphe etmeyeceklerini bildirmektedir.7
"Nehc'ül-Belâga"nın Seyyid Radıy tarafından meydana getirildiği, yâni bu kitaptaki hutbelerin, sözlerin, Seyyid Radıy'e ait olduğu hakkındaki şüphe, nahv, lügat, şiir, tefsir, hadis, fıkıh, ensâb, kırâat, hattâ hesap, hendese ve hikmette zamânının eşsiz bir bilgini olan İbn-i Haşşâb Abdullah'a (567 H. 1172) söylenince, Seyyid Radıy-yahut başkası, nereden bu kudrete sâhip olacak; biz Seyyid Radıy'nin risâlelerini görmüşüz; mensûr sözlerindeki üslûbunu da biliyoruz demiştir. İbn-i Haşşâb'ın, "Hutbe-i Şıkşıkıyye"yi, Seyyid Radıy'nin doğumundan iki yüzyıl önceki kitaplarda gördüğünü İbn-i Ebi'l-Hadîd, üstâdı Musaddık b. Şebîb'den rivâyet eder.8
Bâzı kimseler, hiçbir delile dayanmadan bu sözlerin, sonradan uydurulduğunu, hattâ bu kadar hutbenin ezberlenip yazılmasına, dört yüz yıla yakın bir zaman sonra da Seyyid Radıy'e ulaşmasına imkân olmadığını söylemişlerse de bunların, Arapların özelliklerini bilmedikleri meydandadır. Arap müverrihleri, Haccâc, Sahbân, Vâil gibi Câhiliyye devrinin ve İslâm çağının hatiplerinin sözlerini, Hâlid b. Abdillâh, Mu'tasım, Ziyâd gibi halîfe ve emirlerin hutbelerini nakletmişlerdir ki bunlar, tarih kitaplarında mevcuttur. Câhiliyye devri şâirlerinin şiirleri, râviler tarafından bellenmiş, ezberlenmiş, onların rivâyetleriyle tesbit olunmuştur; okuma-yazma bilmeyen toplumlarda hâfızanın büyük bir önemi vardır. Ayrıca da Arap, fasâhat ve belâgata âşıktır, düşkündür. Fasâhat ve belâgatta örnek olan şiirleri, sözleri ezberlemek, Arap'ta bir
7 - İbn-i Ebi'l Hadîd'in hâl tercemesi ve eserleri için "Reyhânet'ül- Edeb"e bk. 5, s. 216-217.
8 - Reyhânet'ül-Edeb; 5, s. 216-218.
gelenektir. Hattâ 132 hicrîde (570) son Emevî halîfesi Mervan'la öldürülen meşhur Abdülhamîd-i Kâtib'e, yazılarındaki bu belâgatı nasıl elde ettin diye sorulduğu vakit, Asla'ın (başının ön tarafında saç olmayanın, Hz. Ali'nin) hutbelerinden yetmiş hutbe ezberledim, onlarla bu belâgatı elde ettim dediği meşhurdur. Abdulhamîd hakkında, "yazı Abdülhamid'le başlamış, İbn'ül- Amîd'le tamamlanmıştır" denmiştir. Birçok kişilerin hitâbe ve hutbelerinin ezberlenip söylenmesi, yazılması, Emir'ül- Mü'minîn (a.s) gibi fasâhat ve belâgatta eşi olmayan, bilhassa İslâm'da mümtaz bir mevkii olan bir zâtın hitâbe ve hutbelerinin ezberlenmemesi, rivâyet edilmemesi, yazılmaması mümkün değildir, nitekim zamanlarından, Seyyid Radıy'nin çağına kadar geçen müddet içinde hutbelerini, mektuplarını, sözlerini zaptedenleri arzettik.
Bir de, "Nehc-ûl- Belâga"daki hutbelerde, "ezel, ezeliyyet, ma'lûl" gibi devrinde kullanılmayan, daha ziyâde felsefî düşünceden doğmuş, bulunan sözlerin mevcûdiyeti, bu hutbelerin, Hz. Emir'e (a.s) ait olmadığını, yahut hiç olmazsa, hutbelere eklentiler yapıldığını göstermektedir deyenler olmuştur. Oysa ki "ezel", "Sıhâh, Esâs'ul-Luga, Lisân'ül-Arab" sâhiplerinin ve diğerlerinin dedikleri gibi, "lem yezel"den türemiştir ve zamanla, "lem" söylenmez olmuş, "ezel"sözü kullanılmıştır. Sonradan felsefî terim olan sözlere gelince: Hz. Emir'in (a.s) bilgisi, Hâce-i Kâinât'tandır (s.a.a); Ali, O'nun bilgi kapısıdır; O'ysa, Rabbinin emriyle "Şedîd'ül- kuvâ"dan taallüm etmiştir (Kur'ân; 53, 5). Bu bakımdan O, hem tevhîdin, hem hilkatin, dünyevî işlerin künhüne ermiş, sebeplerini, sonuçlarını tahlîl ve îzâh etmiş bir mûrebbî-i âlem, bir hâce-i külldür. Mevlânâ'nın,
Râh-ı istidlâliyan çûpin buved
Râh-ı çûpin seht bî temkin buved*
dediği gibi onun bilgisi istidlâlî değil, yakıynîdir; onu, onun bilgisini gene Mevlânâ'nın diliyle söyleyelim:
Ez Ali âmuz ihlâs-u amel
Şîr-i Hak'ra don munezzeh ez dagal Çün tu bâbî on medîne'y ilmrâ
Çün şuâî âftâb-ı hilmrâ
Bâz bâş ey bâb-ı rahmet tâ ebed Bârgâh-ı mâ lehû küfven ahad
Der şecâat şîr-i Rabbânîstî
Der muruvvet hod ki dâned kîstî**
(Mesnevî, Nicholson basımı; 1, s.229-231)
Bu bakımdan filozoflar, ona muhtaçtır, o, filozoflara değil.
Burada şunları da söylememiz gerek:
Bâzı "Nehc'ül-Belâga" nüshalarında, hutbelerin ihtisâr edilmesi mümkündür; istinsâh eden, kendi zevkine, neşesine, ihtiyâcına, gördüğü lüzuma göre bâzı cümleleri yazmayabilir; bu yüzden bir kitabın birkaç nüshasında bu
* - İstidlâlle yürüyenlerin yolu tahtadandır; tahta yolsa pek dayanıksızdır.
** - İhlâsı da, ameli de Ali'den öğren; Allah arslanını hîleden, hud'adan münezzeh bil. Değil mi ki (yâ Ali) sen, o bilgi şehrinin kapısısın; değil mi ki ilim güneşinin ışığısın; ey rahmet kapısı, ey eşi, dengi olmayan Tanrı bârigâhı, kapanma, ebedî olarak açık kal. Yiğitlikte Tanrı arslanısın; erlikteyse kimsin; kim bilebilir ki?
çeşit eksikliklere, fazlalıklara daimâ rastlarız. Bu, fazla cümlelerin, sonradan eklendiğine değil, bâzı sözlerin, istinsâh eden kişi tarafından yazılmadığına delâlet eder. Sözgelimi, "Şakaaık-ı Nu'mâniye"nin basma nüshası, İst. Üniv. K. Türkçe yazmaları arasında bulunan yazmaya nispetle hayli eksiktir. Bir de ezberlenen sözlerde, ezberleyenlerin, mânayı değil, fakat bâzı kelimeleri değiştirmeleri, yazanların, zamâna göre bâzı kelimeleri, kendi çağlarına uyup, aynı mânayı veren kelimelere çevirmeleri mümkündür. Mevlânâ'nın, semâ' esnasında irticâlen söylediği gazeller, rubâîler, çeşitli tarzlarda yazılmıştır; aynı beyitler, aynı vezin ve kafiyedeki birkaç şiirde geçer; bir şiirde bulunmayan beyitler, öbür şiirde bulunur; fakat esas mânâda hiç bir değişiklik görülmez. Yunus Emre'nin şiirlerindeki sözler, dîvânının muahhar nüshalarında çok defâ vezin bozulmadan, zamânın söylenişine uydurulmuş, meselâ "ayıttın", "buyurdun" olarak yazılmıştır. Fakat "Mesnevî"yi Mevlânâ, Çelebi Husâmeddîn'e yazdırdığı; yazıldıktan sonra okutup düzelttiği için bu eserde, hele eski ve sağlam nüshalarda bu çeşit değişiklikler görülmez. Hadisleri nakledenler bile, "Hz. Peygamber böyle buyurdu, yahut buna benzer bir sözle buyurdu ki" diye naklederler. Sahâbeden, hadisleri yazmalarına müsâade edilen kişilerden başkalarının rivâyetlerinde, mânâsı ve mevzûu aynı olan bir hadis, söz bakımından farklı rivayetlerle tahrîc edilmiştir. Fakat "Kur'ân-ı Mecîd" de, kırâat hususiyetleri müstesnâ, böyle farklar yoktur ve bütün Müslümanlarca bir tek sözü bile değişmeyen, bir sözü bile eksik, yahut fazla olmayan tek bir kitap, Kur'an'dır. Kitâb-ı İlâhîdir.
* * *
"Nehc'ül-Belâga"daki bâzı hutbeler, vaziyetler, kısa sözlerin bir kısmı, ayrıca şerhedilmiştir. "Hutbet'üş- Şıkşıkıyye"nin on altı terceme ve şerhi vardır.9
İmâm Hasan'a (a.s) vasiyetleri, asıllarıyla ve diğer iki vasiyetle Farsça olarak İstanbul'da 1329 da, gene Farsça olarak "Hediyyet'ül- Ümem" adıyla 1381 de Necef-i Eşref'te, 1961 de "Menşûr'ül- Edebi İlâhî ve Düstûr'ül-ameli kârgahî, Kitâb'ül -Ahlâk'ın - Nefîse fî Şerhi Hutbet'il -Vasıyye" ve "Nazm'ül- Vasıyye" adlarıyla İran'da basıl-mıştır. Bu vasiyetin, Türkçe'sinden başka altı şerhi vardır; Ebû Ca'fer Muhammed b. Ya'kub-ı Küleyni de bu vasiyeti rivâyet etmiştir.10
Mâlik'ül Eşter'e yazdıkları Ahd- Nâme, "Âdâb'ül-Mülûk, Tuhfet'ül-Mülûk, Tuhfe-i Süleymânî, Düstûr-ı Hikmet, İnvân'ür-Rıyâse, E'r-Râî ve'r- Raiyye, Şerh'ül- Ahd, Nasâyih'ul
- Mülûk, Nazm'ül-Ahd, Hidâyât'ül-Husâm fî Acâib'il-hidâyâtı ve'l-hukkâm, Tuhfet'ül-Velî,Tercemet'ül-Ahd, (iki cüz olarak) Şerh-i Ahd-Nâme, Esâs'üs-Siyâse fî Te'sis'ir-Riyâse, Dirâsât'ün-Nehc, Rumûz'ül-Emâre" gibi adlarla şerhedilmiştir; bu Ahd-Nâme'nin şerhi yirmiden fazladır.11
Hemmâm Hutbesi diye tanınan ve ittikaayı, mütitakıy- leri, bildiren hutbelerinin on beş şerhi vardır.12
9 - E'z-Zerîa ilâ Tasânîf'iş- Şia, 4, Tehran- 1320- 1322; s. 99-
100, 384; 7, 1329 Ş. H. s. 203-204; 12; Necef 1378 H. s.214-
215; 14, Necef- 1381- 13961; s. 117-118, 130, 141-142.
Terceme ve Şerhimiz, Târîhî hutbeler, 7.
10 - aynı, 10. Çâphâne-i Meclis - 1375 H. 1956, s. 239; 13, s.
146, 14, s. 122, 129. Bizde, 2. Bölüm; Savaş sırasın-daki
hitâbeliri; 11.
11 - 4, s.119, 14, s. 144-148, 152. Bizde 3. Bölüm; İdârî mektupları emir-nâme ve ahd-nâmeleri, 21.
12 - 13, s.225-226; 14, s.114-115, 122- 124,133, 145.
Bunların biri de Küçerat diliyledir. Bizdeki 4. bölüm, İçtimâî-
Kaasıa hutbesi (Bizde aynı bölümün 26. hutbesi), İstiskaa hutbesi, dînin evvelinin ma'rifet, yâni Allah'ı tanımak olduğuna dâir hutbe (Bizde 1. kısmın 1. Bölümü- nün ilk hutbesi), cenâb-ı Fâtıma'nın (a.s) defnindeki sözleri (5. b. Târîhî hutbeler, 4.) ve bâzı hitâbeleri de ayrı ayrı şerhedilmiştir.13 Bu şerhlerin bâzılarına ayrıca adlar da verilmiştir.
"Nehc'ül Belâga"nın tam olarak, ihtisâr edilerek, lügatleri tavzîh olunarak, yahut tâlikaat tarzında şerhleri, yetmişi aşmaktadır. Bunlardan başka üç tanesi manzum, otuz yedi tanesi nesirle kırk adet Farsça, beş Orduca, bir Küçerat diliyle şerhi vardır (aynı, s. 111-161).
Bunlardan başka, Hz. Emir'in (a.s) vecîzelerini, kısa sözlerini meşhur Câhiz (225 H. 869), "Mie Kelime- Yüz söz" adıyla toplamıştır ki bu eseri, Safaviyye devri şâirlerinden Âdil ve gene aynı devir ricâlinden Muham-med b. Ebi- Tâlib-i Esterâbâdî, Farsça'ya çevirmişlerdir. Âdil'in eseri, Tehran'da 1304'te basılmıştır.
Ebû- Aliyy-i Tabersî, yahut Aliyy b. Seyyid Fazlullâh-ı Râvendî (573 H. 1178), "Yüz Kelime"yi, harf sırasınca otuz bâba ayırmış ve adını "Nesr'ül-Leâlî" koymuştur. Bu kitap, 1312 de basılmıştır. Hicrî 14. yüzyıl ricâlinden Şeyh Abdüsselâm Ahmed. "Merâku'n-Necâb fî Kavâid'il-kitâbe" de, "Nesr'ül-Leâlî"deki sözleri almıştır.
Reşîdüddîn Muhammed b. Muhammed'il-Vatvât (552 H. 1157), "Tuhfet'us-Sıddıyk, Fasl'ül-Hitâb, Uns'ul-Lehfan" adlarıyla ilk üç halifenin yüzer sözünü topladığı gibi "Matlûbu külli tâlib" adiyle Hz. Emir'in (a.s) de sözünü toplamış, her birerini Farsça bir kıt'ayla terceme etmiştir.
İktisâdî hutbeler; 27.
13 - E'z-Zerîa, 13, s.144, 209; 14, s. 118, 126, 133-134.
Bunlardan ve Seyyid Radıy'nin "Nehc'ül-Belâga" sonuna aldığı kısa sözlerden başka on tane daha manzum, mensur, Arapça ve Farsça, hatta Fransızca, kısa sözlerinin ve vecîzelerinin şerh ve tercemesi vardır.14
Hz. Ali'nin (a.s) kısa sözlerini, bilhassa, "Gurer'ül- Hikem ve Dürer'ül-Kelim" adıyla toplayan, Nâsıhuddin Abdülvâhid
b. Muhammed-i Temîmiyy-i Âmidî'dir. 588 yılından on gün önce vefât eden (1192 sonları) İbn-i Şehr-âşûb, Âmidî'yi üstâdlarından gösterdiğine, "Gurer'ül-Hikem"i rivâyet ve nakle ondan icâzet aldığını söylediğine göre, Âmidî'nin, 510 hicrîde (1116) vefât ettiği hakkındaki rivâyetin doğru olması îcâb eder (Reyhânet'ül-Edeb, 1, 2. basım; Çâp-hâne-i Şirket-i Sehâmî-1335, s. 28).
Âmidî, Gurer'ül-Hikem"de, Emir'ül-Müminîn (a.s) 11050 sözünü toplamıştır (6, 1342 Ş. H. s. 493).
* * *
738 de (1337) vefat eden Savcızâde, "Nesr'ül-Leâlî"yi, "Budret'ül-Maâli fi Tercemet'il-Leâlî" adıyla ve her sözü, "mefâîlün mefâîlün feûlün" vezninde Farsça bir beyitle terceme etmiş. Şipâhizâde Ali Galib, Farsça beyitleri birer beyitle Türkçe'ye çevirmiştir ki bu kitap, Nahcuvânîzâde Muhammed'in yazısıyla taşbasması olarak 1315 te Mat. Osmâniye'de basılmıştır. Bu Nahcuvânîzâde'nin, Savcızâde olmasına ihtimâl veremedik.
953'te (1546) yazdığı "Tezkire"sinde 7. yüzyıldan zamanına dek gelen şâirler hakkında, gerçekten de pek değerli bilgiler veren Latîfî Abdûllatîf de (990 H. 1582) "Ners'ül - Lâlî"yi, "Nazm'ul - Cevâhir" adıyla nazmen türkçeye çevirmiştir (Osmanlı Müellifleri; 3, s.135).
14 - Cemâlüddîn Muhammed-i Honsârî'nin "Gurer'ül-Hikem" şerhine Mîr Celâlüddîn'il - Huseyniyy'il - Urumavî Muhaddis'in yazdığı "Önsöz"e bakınız; Tahran Üniv. Yayın. 1. 1339 Ş. H. 1380 H.
Ulemâdan Rusçuk'lu Fethî Ali Osmanzâde, kısa sözlerden kırkını seçip "Terceme-i Kelâm-ı Erbaîn-ı Ali" adıyla Türkçe'ye çevirmiştir. Bu zât, Halvetiyyenin Şa'bâniyye kolundan Kuşadalı İbrâhîm'e (1264 H. 1848) mensuptur; 1274 te (1857) vefât etmiştir (aynı, 1, s.395).
Hazîne-i hâssa müsteşarlığında bulunmuş olan ve kütüphânesi, İst. Üniv. K.nin bir kısmını teşkil eden Hâlis Muhammed de "Gurer'ül-Hikem"den bir seçme meydana getirmiş, küçük boyda 52 sahîfeyi tutan bu eser, taş basması olarak basılmıştır.
Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhlerinden Nesîb Yusuf Dede (1126 H.1714). lügatleri tahlîl, sözleri terceme ve şerhetmek sûretiyle "Nesr'ül Leâlî"yi Türkçe'ye çevirmiştir. Bu esere verdiği "Rişte-i Cevâhir" adı, bizzat kendisi tarafından kitabın yazılış târîhi olarak bildiriliyorsa da bu terkîp, 1121 yılını ifâde etmektedir. Nesîb Dede, "Rişte-i Cevâhir"e, "Mevnevî"den beyitler, Arapça Farsça şiirler katmış, kendi şiirlerini eklemiş, âdetâ "Nesr'ül-Leâlî"yi yeniden yazmış, yeni bir kitap meydana getirmiştir. "Rişte-i Cevâhir", İst. da, Takvîm-i Vakaayyi'Mat.asında 1257 de basılmıştır.
Meclis-i Kebîr-i Maârif Dâire-i İlmiyyesi âzâsından Mustafa Vehbi (Osmanlı Müellifleri, 2, s.19-20), Hz. Ali'nin (a.s) kısa sözlerinden yüz sözü "Mahsûl-i Âlî fî Şerh-i Kelimâtı Ali" adıyla ve her sözden sonra, o sözde geçen kelimeleri gramere tatbıyk edip şerhetmek suretiyle terceme etmiştir. Bu eser, 1288 de Mat. Âmire'de basılmıştır.
Manisa Şer'iye Mahkemesi hâkimi Ali Haydar (1333 H. Osm. Müellif. 1, s.217). "Budret'ül-Maâlî fî Tercemet'il- Leâlî"yi, "Marâsıd'ül-Hikem" adıyla şerhetmiş, "Mesnevî"- den aldığı beyitlerle de îzâhlarda bulunmuştur ki bu eser, 15 Şâban 1298 de taşbasması olarak basılmıştır.
Aynı zât, "Şemmet'ül-Esrâr" adıyla ve Manisa Mevlevîhânesi şeyhi İbrahim Fahreddin Çelebi'nin (1305 H. 1887) emriyle Hz. Emir'in (a.s) yüz sözünü, 18 Şevval 1297 de şerhetmiş ve bu şerh, taşbasması olarak Manisalı Mehmed Tâhir adlı birisinin yazısıyla iki kere basılmıştır; ikinci basımı. 1 Muharrem 1299 dadır.
İst. Burhân-ı Tarakkıy Mektebi, lisan ve Belagat-i Osmânî, fârisî, aruz ve Akaaid Muallimi Hocazâde A. Cevdet tarafından, "Külliyyât-ı İmâm Ali'den birinci kitap -Birinci kısım; Terceme-i Sad Kelime-i Abdullâh-ı Herevî" adıyla, sonunda Hz. Emir'in "yüz sözü, Nesr'ül-Leâlî, Dîvan, Mektûbât, Cümel ve fıkarât" olmak üzere altı kitap çıkacağını vaadettiği bir kitapta yirmi yedi vecîzeyi Farsça "feilâtün mefâilün feilât" vezninde, Türkçe olarak da "fâilâtün fâilâtün fâilât" vezninde kıt'alarla şerhetmiştir. Ancak "Abdullâh-ı Herevî"nin böyle bir kitabı olduğunu bilmiyoruz. Bu eser de matbûdur. Bir kere de, aslı, Câmî'ye atfedilerek Cemâlî adlı birinin tashîhiyle ve Mustafa İzzet'in hurûf-ı cedîdesiyle 1286 da basılmıştır.15
Muallim Naci Merhum (1310 H. 1893)da, "Emsâl-i Ali" adıyla Hz. Emir'in (a.s) 283 sözünü, asıllarıyla terceme etmiştir ki bu eser de İst. da, Mat. Ebüzziyâ'da 1303 te tab'edilmiştir.
Hz. Emir'in (a.s), Mâlik'ül-Eşter'e yazdıkları "Ahd- Nâme"leri, Mehmet Celâleddin tarafından, sağdaki kolonda metin, soldakinde tercemesi olmak üzere hazırlanmış, "Şerh-i Ahd-Nâme-i Ali" adıyla, İst. da Şirket-i Mürettibiyye Mat. da 1304'te basılmıştır.
Seyyid Abdülkaadir-i Belhî'nin (1341 H. 1923) oğlu Seyyid Ahmet Muhtar'ın (1352 H. 1933), "Hânedân-ı Seyyid'ül-Beşer Eimme-i İsnâaşer" adlı ve Hz. Emir'in hâl
15 - Câmî'nin "Sad Kelime"si için b. Zerîa, 15,1384-1965, s.30.
tercemelerine ait 192 sahîfelik kitabında da, bâzı sözleri, hutbeleri ve sonunda, bu "Ahd-Nâme" terceme ve şerhedilmiştir. Adından da anlaşıldığı gibi, On iki İmâm'ın hâl tercemelerini ihtivâ edecek olan bu kitabın 1. cildinden başka ciltleri, maalesef yazılamamış, 1 kitap, İst. da, 1327 de Ahmet Sâkıy Bey Mat.ında basılmıştır.
Ayrıca Mehmet Âkif Ersoy (1936), Hz. Ali'nin bir devlet adamına Emir-nâmesi" adıyla "Ahd-Nâme"yı Türkçe'ye çevirmiş, Diyanet İşleri tarafından Ankara'da, Ayyıldız Mat. da 1959 da 3. basımı yapılmıştır. 1963'te de Doğangüneş yayınevi tarafından tab'edilmiştir.
Konya Mevlânâ Müzesi yazmaları arasında 650 No. da kayıtlı ve Reşîdüddîn Vatvât'ın "Sad Kelime-i Çhâr yâr-ı güzîn"inin, devrinin çok güzel Türkçe'siyle bir çevirisi vardır. Başta Hz. Peygamber'in (s.a.a) hadisleri olduğundan Envanter'e ve Kataloğ'a "Ahâdîs-i Nebî ve Sad Kelime-i Çhâr Yâr-ı güzin" diye kaydedilen bu eserin son kısmı eksiktir
125. a. sonunda, Hz. Peygamber'in (s.a.a) hadislerinin sonunda, bu kitabı, Bedrüddîn b. Himmet-Yâr'ül-Mevlevî'nin 838 yılı Ramazan ayında, Edirne'de (1435) yazdığına dâir bir ketebe vardır ve bu ketebe mütercime aittir; eser, kendi elyazısıdır. 193. a da, üçüncü Halîfe'nin yüz sözü ve tercemeleri bittikten sonra aynı yaprakta, "Kitâb-u Matlûbı Külli Tâlib min Kelâmı Aliyy b. Ebû-Tâlib" başlamaktadır.16
Biz de 1940 küsürde, başta Hz. Emir'in (a.s) doğumlarından şehâdetlerine dek hâl tercemeleri olmak üzere 54 hutbe ve hitâbelerini, biri İmâm Hasan'a (a.s) vasiyetleri, biri Mâlik'ül-Eşter'e (r. h.) Ahd-nâmeleri olarak 17
16 - Sonu eksik olan ve bilhâssa dil bakımından çok değerli bulunan bu kitabın tevsîfi için, tarafımızdan hazırlanmakta olan "Mevlânâ Müzesi Yazmalar Kataloğu'nun 1. cildine bk. Millî Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü Yayınlar, Seri: 3, No, 6. Ankara; Türk Tarih Kurumu Basımevi-1967; s. 82-84.
mektup, emir ve vasiyetlerini, 44 hikmet ve vecizeleriyle Dîvan'larından 48 şiirlerini terceme etmiştik. Ankara'da, Emek Basım-Yayınevi tarafından, basıldığı yıl dahi kaydedilmeksizin "İmam-ı Ali Buyruğu" adıyla yayınlanan bu kitabın mevcudu kalmadı.
Elimize, 1956 da, İst. da, Saidi Borak'ın önsözüyle Ege Mat.ında basılan "Hazret-i Ali (a.s) ve Muaviye arasındaki Mektuplar" adlı 46 sahifelik bir kitap geçti. Gevrekzade Hafız Hasan adlı birisi tarafından, Arapça'dan Türkçe'ye çevrilmiş olan bu kitap, Hz. Emir'in, Tırımmah b. Adiyy ile Muaviye'ye gönderdiği mektubu, Tırımmâh'ın Muaviye'yle konuşmasını hikâye ediyor. Baştan sona dek bir masaldan ibaret olan, yazarının ve müterciminin, "Nehc'ül-Belâga"dan bile haberi olmayan, ismi haslar bile yanlış yazılan bu kitabı, Hz. Ali adına yazıldığı için zikretmek zorunda kaldık; özür dileriz.
Türkçe'de Hz. Emir'in (a.s) hutbeleri ve sözleri üzerinde bulabildiğimiz bu çalışmaları bildirdikten sonra artık okuyuculara sunduğumuz bu eseri nasıl hazırladığımızı da biraz anlatalım:
Seyyid Radıy, "Nehc'ül Belâga"yı, önceden de arzettiğimiz gibi iki kısma ve üç bölüme ayırmış, ilk bölüme bilhassa hutbelerini, ikinci kısmın birinci bölümüne, mektuplarını, ikinci bölümüne de vecîzelerini almıştır. Biz de aynı esâsı kabûl ettik. Ancak bu bölümler içinde, mümkün olabileceği kadar konu husûsiyetine ve kronolojik tertibe riâyeti denedik. Tercemede, Şeyh Muhammed Abduh'un "Nehc'ül-Belâga" şerhinin son basımı olan ve Beyrut'ta, "Müesseset-ül-A'lemiyy lil-Matbûât" tarafından geçen yıl yayınlanan son basımını esas ittihâz ettik; bu basım, dört kısma ayrılmıştır. Birinci ve ikinci kısımda hutbeler, çeşitli vesîlelerle söylenen sözler, üçüncü kısımda mektuplar, dördüncü kısımda hikmetler ve vecîzeler var. Kendi tertîbimize göre her hutbe, hitâbe ve mektubun, aslının
bulunabilmesi için, başına ilk Arapça cümleyi, cilt ve sahîfe numarasıyla aldık. Ancak son kısım olan hikmetler ve vecîzelerde, buna ihtiyaç görmedik. Bu kısma da numara koysaydık, hele Arapça ilk cümleyi alsaydık, hem tertip, hem basım bakımından kitap pek karışık olacaktı. Biz, tercememizi üç kısma ayırdık. Birinci kısmı hutbe ve hitabelere, ikinci kısmı mekputlara, üçüncü kısmı da hikmet ve vecîzelere hasrettik. 1. kısmı beş bölüme ayırdık. 1. bölümde "Allah, Hz. Muhammed (s.a.a), İman-İslâm ve Kur'ân-ı Mecîd", 2. bölümde "Kendileri ve Ehl-i Beyt", 3. bölümde, "Dünya ve Ahiret", 4. bölümde "İçtimâî-İktisadî karakterde olan", 5. bölümde "İlk üç Halîfe ve kendilerinin zamanlarına ait" olan ve târîhi aydınlatan hutbe ve hitâbelerini dercettik. Bu kısımdaki hutbe ve hitâbelerin sayısı 192'dir.
İkinci kısma, mektuplarını, emir-nâme ve vasiyetlerini aldık. Bu kısımda da kronolojik tertîbi gözettik ve bu kısmı dört bölüme ayırdık. 1. bölümü, Cemel savaşından önceki ve sonraki devirlere ait hitâbelerine, 2. bölümü, Muâviye'ye gönderdiği mektuplara, 3. bölümü savaş sırasındaki hitâbelerine ve vasiyetlerine, 4. bölümü, idârî mektuplarına, emir-nâme ve ahd-nâmelerine hasrettik. Bu kısımda da 63 hitâbe, mektup, emir-nâme ve vasiyet var.
Üçüncü kısma kısa sözlerini, hikmet ve vecîzelerini aldık. Bu kısımda da konuya göre bir tasnîf yapmaya çalıştık. 1. bölüme "Din, İman, Mü'min, Müslim, Kur'ân ve İbâdet", 2. bölüme "Hz. Muhammed (s.a.a), kendileri ve Ehlibeyt", 3. bölüme "Dünyâ-Âhiret", 4. bölüme "Akıl-Bilgi",
5. bölüme çeşitli konulara ait vecîzeler, 6. bölüme târihi ilgilendiren, 7. bölüme de "gerçek, adalet, geçim, insanlık ve savaş" hakkındaki sözlerini aldık. Bu kısmın her bölümünün sonlarına, "Nehc'ül-Belâga"da bulunmayan ve "Gurer'ül- Hikem"de olan sözlerinden de katkılarda bulunduk ve 325 söz seçtik. Böylece hutbeler 192, mektup ve emir-nâmelerle
vasiyetler 63, bahisler ve vecîzeler 325, hepsinin tutarıysa 580 oluyor.
Şunu da söyleyelim ki bu tasnîf, sözlerdeki üstün karakterlere göredir. Yoksa meselâ, îman ve Kur'an'dan bahsedilen bir hutbede, dünyâdan, ahiretten, dünyâ ve âhiretten bahsedilen bir hutbede, Hz. Muhammed'den, Ehlibeyt'ten, içtimâî-iktisâdî bölüme aldığımız bir hutbede tarîhî bir olaydan, yahut İslâm'dan bahsedilmiştir; yâni hutbelerde, hattâ mektuplarda ve vecîzelerde, seçtiğimiz tasnîf, tekrâr edelim ki üstün karaktere göredir; yoksa tedâhül, dâima vardır.
Hutbelerde, hitâbelerde, mektuplarda, emir ve vasiyetlerde, hattâ vecîzelerde bir âyet, bir hadise, bir olaya işaret edilmişse, yahut birisine hitapsa, birisinden bahis varsa, o hutbe ve hitâbenin, o sözün altına, işaret edilen numaralarla o âyet ve hadis, o olay, yahut gereken hâl tercemesi, yahut îzah yazılmış, kaynağı da gösterilmiştir ki bu, oldukça etraflı bir şerh mâhiyetini taşımaktadır.
Şeyh Radıy'nin topladığı hutbe ve hitâbeler, 233'ü buluyor. Bunların bir kısmı, çeşitli rivâyetlerden meydana gelmiştir; bir kısmı, duâlarını, bir âyeti ve yâ sûreyi okuduktan sonraki sözlerini, yağmur duâlarını, ashabını mekârim-i ahlâka, ibâdet ve itâata teşviklerini, yahut hilkatteki hikmet ve kudretleri tazammun etmektedir ve çoğu da birbirini tamamlar. Bir hutbede zikredilenler, başka bir hutbede, fakat başka bir tarzda tekrarlanır. Biz, Hz. Emir'in (a.s) hutbelerinin özünü, 192 hutbede bulduğumuz için bunların terceme ve şerhiyle iktifâ ettik.
S. Radıy'nin ikinci bölümünde 76 mektup, vasiyet ve söz vardır. Bunların bir kısmı, ayrı rivâyetlerle gelmiştir. Biz, ikinci, kısımdaki son vasiyetlerini birinci kısma aldık; bu kısımda 72 hitâbe, mektup, emir-nâme ve vasiyet var ki eksiğimiz hiç yok demektir.
Üçüncü kısımdaki sözler ve vecîzeler de "Gurer'ül- Hikem"den seçmelerimizle, diyebiliriz, ki anlamda tekrar olmamak üzere tamdır. Şerhlerde ve sonraki "Bibliyoğraf- ya" da kaynaklarımızı bildirdiğimiz için bu hususta söz söylemeye lüzum görmüyoruz.
İlk olarak "Nehc'ül-Belâga"yı Türkçe sunduğumuzdan, bizi bu emr-i hayra muvaffat ettiğinden dolayı Allah'a hamd- ü senâlar eder, Rasûlüne ve onun Ehlibeytine sonsuz salât-ü selâmlar ihdâ eyler, sözümüze son veririz.
2 Safar'ül-muzaffer 1390
Abdülbâki GÖLPINARLI
SON YENi KONULAR
FORUMA GiR
FORUMDA ARA
SUPPORT
Calendar
Members
Forum Team
Forum Statistics

