• Portal Hakkalyakin BoardSON YENi KONULAR
  • Forum Hakkalyakin Board FORUMA GiR
  • Search FORUMDA ARA
  • HelpSUPPORT>
    • Calendar Calendar
    • Members JAMPS Members
    • Forum Team Forum Team
    • Forum Statistics Forum Statistics
  • LinklerLiNK>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Dini Forum
Giriş Yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Şifremi Unuttum?
 

Dini Forum > iSLAM DiNi > DiNi KISSALAR > Dört Halifenin Kıssaları > NEHC'ÜL - BELÂGA HZ ALi NiN HUTBELERi VE SÖZLERi >

Sayfalar (3): « Önceki 1 2 3
Konu Değerlendirmesi:
  • 0 Oy(lar) - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konu Görünümü
NEHC'ÜL - BELÂGA HZ ALi NiN HUTBELERi VE SÖZLERi
Selim46
Co-Admin
*******
Co-Admin
Yorumları: 2,518
Konuları: 2,186
Kayıt Tarihi: Aug 2019
Rep Puanı: 0
#21
Oku-1  Bugün, 03:19 AM
262 - "Alış veriş, ancak iki tarafın rızasıyla olur." (Hadis, Câmi, 1, 85) "Tâcirler yok mu, onlardır kötülük edenlerin, kötü kişilerin ta kendileri." (Künûz'ül-Hakaık, 2, s.32) "Ne kötü kuldur muhtekir kul; Tanrı ucuzluk, bolluk verdi mi mahzûn olur, kıtlık oldu mu sevinir, ferahlar. " (Câmi, 1, s.106) "Malı mülkü getiren rızıklanır; saklayan lânete uğrar." (aynı, 121) "Kim bir yenecek şeyi pahalansın da öyle satayım diye ümmetimden kırk gün saklasa, sonradan onu sadaka olarak verse bile kabûl edilmez." (2, s. 142) "Halkın muhtâç olduğu şeyleri çarşımıza, pazarımıza getiren, Tanrı yolunda savaşan ere benzer, pahalılaşsın diye saklayansa Tanrı Kitabını aykırı anlamda anlayan gibidir." (1, s.121) "Kim bir malı saklar, pahalılaşsın da Müslümanlara öyle satayım niyetine kapılırsa yanlış yolda sapmış olur; Allah'ın ve elçisinin amânından, emniyetinden uzaklaşmıştır." (2, s.142).
263 - "Verilen şeyler, kendilerini tamamıyla Allah yoluna vermiş olup yeryüzünde dolaşmayın (dilenmeyen) yoksullara aittir. Bilmeyen kişi, onların istiğnâlarını görüp zengin sanır; halbuki sen yüzlerinden tanırsın onları. Yüzsuyu dökerek halktan bir şey istemez onlar. Hayır için ne harcarsanız şüphe yok ki Allah onu bilir." (Bakara, 273).
hakkına dâir Allah'ın sana emrettiği şeyi Allah için olsun, koru. Onlara, memur olduğun beytülmâlden, her şehirde, Müslümanların ganimet olarak elde ettikleri ve devlete ait olan arâzînin gelirinden, ekininden bir pay ayır. Bulunduğun şehirde, o şehre yakın yerlerde olanlarıyla uzaklarda bulunanları aynı hükme tâbidir; onların her biri hakkına riâyet etmeni ister. Nimetler içinde bulunuşun, ehemmiyetli işlere dalışın, onları unutturmasın sana; ehemmiyetli işlere bakman, küçük sayılan işlere bakmayışına bir mâzeret olamaz; böyle bir özürde kabûl olunamaz. Unutturmasın sana onları ehemmiyetli işlere dalman; yüzünü çevirme onlardan. Onların gözlere hor görünenlerini, insanlar tarafından aşağı sayılanlarını, fakat sana gelip hâllerini anlatamayanlarını sen ara, bul. Onları bulmak, hâllerini sorup anlamak için Allah'tan korkan, ona karşı ululanmayan güvendiğin kişiler yolla; onların hâllerini sana bildirsinler. Sonra haklarında öylesine harekette bulun ki Allah'a ulaştığın gün onlar hakkında özürler getirmeye kalkışmayasın. Çünkü bunlar, halk içinde başkalarından daha fazla insafa lâyık kişilerdir. Bütün bu sınıfların haklarını vermeye gayret et, bilmeyerek hakkına riâyet etmediklerin için de Allah'tan bağışlanmanı dile.
Yetimlerden, kocalmış kişilerden bir düzene baş vuramayanları, kimseden bir şey dilemeyenleri gör gözet. Bu, vâlilere ağır bir yüktür. Fakat hakkın hepsi de ağırdır. Ancak Allah, hayırlı bir sonuca varmalarını isteyip ona dayananlara, vaad ettiğini gerçek bilip inananlara o yükü hafifletir.
Zamanın bir kısmını ihtiyaç sahiplerine hasret, onların hepsini huzuruna al, otur, onlarla görüş. O mecliste seni yaratan Allah'a karşı gönül alçaklığını takın. Askerinden, yardımcılarından, koruyucularından, zaptiye erkânından hiç kimse onları korkutmasın; onlara mâni olmasın, onlar da seninle yüzyüze korkmadan, çekinmeden konuşsunlar. Allah'ın salâtı o'na ve soyuna olsun, Rasûlullah'ın bir yerde değil, birçok yerde "Zayıfın kokup çekinerek, dili dolaşarak söz söylemeye çalıştığı, fakat kuvvetliden hakkını alamadığı toplum ne temizliğe ulaşır, ne kutluluğa kavuşur" buyurduğunu duymuşumdur; onların sert konuşmalarına, söz söylerken ağır lâflar edenlerine tahammül et; daralmayı, onlarla görüşmekten çekinip utanmayı bırak da Allah bu yüzden sana rahmetlerini yaysın; ona itâatin yüzünden sevaplar versin. İhsanda bulunduğun zaman minnet yükleyerek verme ki, verdiğin, alana sinsin; vermediğin zaman da güzellikle özürler getirerek verme ki almayan, hiç olmazsa sevinsin.264
264 - "Güzel söz ve suç bağışlama, ardında minnet olan sadakadan hayırlıdır. Allah müstağnidir; cezâ vermede acele etmez. Ey inananlar, malını insanlara gösteriş için harcayan ve Allah'a, âhiret gününe inanmayan kişi gibi sadakalarınızı, ihsanınızı, başa kakmakla minnet ve eziyetle hiç verilmemiş bir hâle getirmeyin. O çeşit adam, sanki şiddetli bir yağmur altında kalıp üstündeki toprağın kayarak sıvaşmasıyla kaypak bir hâle gelen kayadır. O çeşit adamlar, kazançlarından hiçbir sevap elde edemezler ve Allah, inanmayan kavmi doğru yola sevk etmez. Malını, Allah rızasını kazanmak için özlerin-dekini yerli bir hâle getirip kendilerine mal etmek için verenlerse bir
Bâzı işler de vardır ki bizzat senin yapman gerektir. Bunların biri, kâtiplerinin yazmakta aciz gösterdikleri hususlarda memurlarına senin cevap vermendir. Biri de halkın ihtiyacı sana hangi gün arzedilirse hemen o gün o ihtiyaçları gidermendir ki bu, olabilir ki yardımcılarını sıkar; vaktinde yapmazlar bu işi. Her günün işini o gün gör. Çünkü her gün yapılacak bir iş vardır.
Vakitlerinin en üstününü, en fazlasını seninle Allah arasındaki kulluğa hasret. Fakat halka sarf ettiğin vakitlerin de hepsi, işlerde niyetin temiz oldu mu, halk bu yüzden esenliğe erişti mi Allah'a ait olur, ona kulluk sayılır.265
Allah için dînini hâlis kılan farzlara bilhassa dikkat et. Gecende gündüzünde bedenî ibâdetlerini onlarla Allah'a yaklaşmak kastıyla kusur etmeden, riyâya düşmeden nasıl gerekse o çeşit yerine getir. Halka namaz kıldırdığın zaman namazı uzatıp onları usandırmadan, tez, fakat erkânını yitirmeden kıldır; çünkü halk içinde hasta olan vardır, işi-gücü olan vardır. Allah'ın salâtı o'na ve soyuna olsun, bene Yemen'e gönderdiği zaman Rasûlullah'a, onlara nasıl namaz kıldırayım diye sordum. En zayıfının kıldığı
tepedeki bahçeye benzerler; bol bol yağan yağmur, o bahçenin meyvelerini iki misline çıkarır, hattâ bu çeşit yağmur yağmasa bile mutlaka bir çisentiye kavuşur orası ve Allah, bütün yaptıklarınızı görür." (Bakara, 263, 265).
265 - "Bir gün adaletle muâmelede bulunmak, altmış (nâfile) ibâdetten üstündür." Hadis, Künûz'ül-Hakaaık, 2, s.113).
namaz gibi kıldır, inananlara karşı merhametli davran buyurdular.266
Bütün bunlardan sonra derim ki: Buyruğunun altında bulunanlara uzun müddet görünmez olma; çünkü vâlilerin halka görünmemeleri darlıktan bir kısımdır; halkı sıkar; vâlilerin idâre işlerinde az bilgili olduklarına delâlet eder. Onlara görünmemek, onların birçok şeyleri öğrenmelerine de engel olur; onlarca büyük şeyler küçük görünür, küçük şeylerse gözlerinde büyür; güzel ve iyi, çirkin görünür onlara; çirkinse güzelliğe bürünür; hakla batıl birbirine karışır gider. Vâli de bir insandır ancak; halkla görüşmedikçe onların hâllerini bilemez. Kendisinden gizli kalanları göremez. Gerçeğin apaçık alâmetleri yoktur ki bunlarla doğru, yalandan ayrılsın. Sen iki kişiden birisin ancak: Birisi mutlâka hakkı yerine getirir, herkese hakkını verir; gereken hakkı verdikten, iyi iş gördükten sonra neden gizleneceksin? Öbürü, vermemeyi, hakkı edâ etmemeyi âdet edinmiştir; halk senden ümit kestikten sonra hemencecik el çeker senden, ne diye onlara görünmeyeceksin? Oysa ki halkın sana zahmet vermeyen şikâyetlerinin çoğu, ya bir zulme uğradığındandır, yahut muâmelede insaf ve adalet isteğindendir.
Sonra vâlinin bâzı adamları da bulunabilir ki onlar, kendi reyleriyle hareket ederler; zulümde bulunurlar; insafları azdır; muâmelelerinde adaleti gözetmezler;
266 - "Toplumun en zayıfının namazı gibi namaz kıldır; okuduğu ezana karşılık para alan kişiyi müezzin yapma..." (Câmi, 2, s. 37).
bütün bunların sebeplerini kesip ortadan kaldırarak şerlerini insanlardan gider. Yakınlarına, yanında bulunanlara arâzi verme ki bâzı yerleri, bâzı tarlaları elde etmek tamahına düşmesinler; aksi halde oradaki köye zarar gelir; bu işin, bir ırmaktan su almak ihtiyâcında bulunanlara zararı dokunur; o sudan faydalanmak, o yerden fayda sağlamak isteyenlere arâziye sâhip çıkanlar zulmederler; bunun faydası başkasına düşer, vebâliyse vâlinin boynuna yüklenir; oralardan, verdiğin kişiler faydalanırlar, ayıbıysa dünyâda da sana düşer, âhirette de sana.267 Yakın olsun, uzak olsun, kime gerekse hakkını ver; bu hususta sabırlı ol, ecrini Allah'tan iste; akraban ve yakın adamların bile olsa haktan ayrılma; işin sonunu düşün; isterse sana ağır gelsin bu iş, hayırlı olduğu sence mâlûmsa yapmaktan çekinme; hakkını yerine getir. Halk bir işte zulüm var zannına düşer, sana hayıflanırsa aslını anlatarak, özürler getirerek zanlarını değiştir; bu sûretle sen adaletle iş görmüş olursun, buyruğun altındakilere de yumuşaklıkla muâmele etmiş bulunursun. Özür getirmekle sen hakka riâyet eder, murâdına erersin, halk da doğruyu anlar, işin aslını bilir.
Düşmanın, seninle barışmak isterse reddetme. Barışta Allah'ın rızası var, orduna huzur ve istirahat ver,
267 - "Hiç şüphe yok ki kıyâmet günü insanların ulu Allah'a en sevgilisi ve yer bakımından (mânen) ona yakını adaletle idâre eden imamdır. Ulu Tanrı tarafından en ziyâde buğzedileni ve ona en uzak bulunanı da hükmü altındakilere cevreden, zulmeden imamdır." (Câmi, 1, s.72).
sen de sıkıntılarından kurtulmuş olursun; şehirlerinse eminliğe kavuşmuş olur.268 Ama barıştıktan sonra düşmanından sakın da sıkın; çünkü çok kere düşman yaklaşır, gafil olmanı bekler. Şu halde ihtiyatla hareket et, bu hususta iyi bir zanna düşmeyi töhmet altına al. Seninle düşmanının arasını bir bağla bağladın, onunla bir muâhedeye vardın, yahut da ona aman elbisesini giydirdin mi ahdine vefâ et; verdiğin amana riâyet et; nefsini, ona verdiğin söze, ahde kalkan yap. Çünkü dilekleri birbirine aykırı, reyleri darmadağın ve çeşit çeşit olduğu hâlde insanların Allah'ın farz ettiği şeylerde hepsi de ahde vefâ etmeyi ululadıkları gibi ululadıkları bir farz yoktur. Hattâ Müslümanlar şöyle dursun, müşrikler bile bunu gerekli saymışlar, buna riâyet etmişler, ahitte, amanda durmamanın ne zararlar vereceğini bilmişlerdir. Verdiğin amana gadretme; ahdini bozma, hıyânette bulunarak düşmanını aldatma, çünkü Allah'a karşı böyle bir cür'ette bulunan, çok kötü, çok ziyankâr bir bilgisizdir ancak. Allah, ahdini, amanını kulları arasında bir rahmet olarak yaymıştır ki o, bir emniyettir, herkes orda esenleşir; bir haremdir, herkes ona sığınır; bölük bölük herkes onun civârına koşar gider. Onu bozmak, ona hıyânet etmek, ona hîle katmak olamaz. Bahânelerle bozulacak ahde girme, pekiştirdikten sonra yorumlara güvenme; Allah adına verdiğin ahdi
268 - "Barış daha hayırlıdır..." (6, 128) "Müminler kar-deştir ancak, kardeşlerinizin aralarını uzlaştırın." (aynı, 128) "Düşmanlar sulha yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah'a dayan; şüphe yok ki o her şeyi duyar, bilir." (Enfâl, 61).
bozmaya, haksız olarak ondan dönmeye kalkışma; genişlemesi umulan, sonunda üstünlük bekleyen darlığa dayanman, günahından korkacağın gadirden hayırlıdır; bozarsan Allah'ın gazabı gelip çatar sana; ne dünyada berhudar olursun, ne âhiretinde.
Sakın haksız olarak kan dökmekten, çünkü azâba sebep olan, suç bakımından ondan daha büyük bulunan, nimetin zevâline, devletin yitmesine sebep teşkil eden hiçbir şey yoktur ki haksız olarak kan dökmekle kıyaslanabilsin. Kan dökenlerin hesâbını kıyâmet gününde bizzat noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah görecek, azaplarını o verecektir.269 Harâm olarak kan dökmekle gücünü kuvvetini çoğaltmaya kalkışma; çünkü bu gücü kuvveti zayıflatır, hatta yok eder gider. Bilerek kan dökme husûsunda ne Allah katında bir özrün kabûl edilir, ne benim katımda. Çünkü cezâsı kısastır bunun. Yanlışlıkla kamçın, yahut kılıcın, yahut da elin bir kötülüğe sebep olursa, kudretine güvenip ululanarak, öldürülen kişinin velilerine, onun diyetini vermekten kaçınma.
Kendini beğenmekten, seni ululuğa sevk eden şeylere uyup güvenmekten, övülmeyi istemekten çekin; çünkü bunlar, ihsan sâhiplerinin ihsanlarını yok etmek, ecirlerini mahveylemek için Şeytanın göz attığı fırsata yol açan şeylerdir.
269 - "Ve kim bir mümini kasten öldürürse cezâsı cehenneme atılmaktır, ebedî kalır orda ve Allah ona azâbe-der ve rahmetinden uzaklaştırır onu ve ona pek büyük bir azap hazırlamıştır da." (Nisâ, 93).
İdârene tâbi olanlara ihsanda bulununca da onları minnet altında bırakmaya, ihsanını başlarına kakmaya kalkışma. Yaptığını çok görmekten de çekin. Vaadedince ve vaadinden dönme. Başa kakmak, ihsanı yok eder; yapılan iyiliği çok görmek, büyük saymak, gerçeğin ışığını söndürür; vaatten dönüş, Allah'ın gazabını, halkın nefretini mucib olur; Yüce Allah, "Allah katında en beğenilmeyen şey yapmayacağınız şeyi söylemenizdir" buyurur.(Saf, 3)
Zamânı gelmeden işlerde aceleye düşme. Yapmak imkânı olunca da o işte ihmâl etme; doğruluğu sence belli olmayan işe girişme, ama doğruluğu açıkça belli olan işi de savsaklama. Her işi yerinde yap, her işi yerinde işle.
Herkesle bir ve eşit olduğun şeylerde kendi payını çoğaltmaya kalkışma; herkesin gözettiği şeylerde gaflete düşme; çünkü sen, başkalarına da örneksin. Az bir zaman sonra işleri örten perdeler açılır, mazlûmun hakkı da senden alınır.270
Öfkeni yen, kendine sâhip ol. Elini, dilini gözet. Bütün bu hâllerde hemencecik cezâ vermekten çekin; cezâyı geriye at, öfken yatışıncaya dek elini, dilini gözet. Bu söylediklerimi âhireti anarak, Rabbine
270 - "Ölüm baygınlığı gerçek olarak gelip çattı mı, buydu işte denir senin kaçıp durduğun. Ve üfürülür sûr'a, işte bugündür azap günü ve herkes yanında bir sürüp götüren ve bir tanık olarak gelir. Andolsun ki gafletteydin bundan, derken perdeyi kaldırdık gözünden, artık gözün keskin bugün." (Kaaf, 19-22).
ulaşacağına inanarak derdini, gussanı çoğaltmadıkça da yapamazsın.
Sana, senden önce, adaletle hüküm sürenleri, yahut üstün yol yordamları, Allah'ın salâtı o'na ve soyuna olsun, Peygamberimizin eserini, yahut da Allah Kitabındaki farzları anmak, bizim bunları anıp düşünerek nasıl hareket ettiğimizi görmek, bu ahit- nâmemden sana verdiğim buyruklara uymaya kendini zorlamak gerektir; nefsine uymak husûsunda bir gevşeklik göstermemen için bu kadar delil gösterdim sana.
Ve ben, benim ve senin, kulların en güzel anışlarına iyi ve yerinde övüşlerine mazhar olmamızı, şehirlerde iyi ve güzel eserler bırakmamızı, nimetin,hakkımızda tam ve olgun olarak, lütuf ve ihsanın kat kat fazlasıyla verilmesini, benim de, senin de ömrümüzün kutlulukla ve şehit olarak tamamlanmasını Allah'ın bol ve sayısız rahmetine, pek büyük kudretine, her dilenen şeyi lütfedip vermesine sığınarak niyâz etmekteyim ve biz, gerçekten Allah'ın rızasını istemekteyiz. Selâm Rasûlullah'a; Allah'ın salâtı ve selâmı o'na ve tertemiz soyuna olsun.271
271 - Bu Ahit-Nâme, pek ileri bir görüşle yazılmıştır. Bir yere hükmetmek üzere tayin edilen kişinin o yerin târihî, coğrafi, iktisâdî durumunu iyiden iyiye bilmesi, anlaması, târihten ibret alması, halkın din kardeşi ve yaratılışta eş ve kardeş iki sınıf olarak görmesi, herkese adaletle, merhametle muâmele etmesi, kimsenin malına, canına göz dikmemesi, halktan gizlenmemesi, kendisini onlardan ayrı, üstün ve büyük görmemesi, yaşayışta, geçimde onlardan ayrılmaması cezâ vermede bile adaletle beraber merhamete riâyet etmesi,
34
(Muhammed b. Ebi-Bekr'i (r.a) Mısır vâliliğinden azledip yerine Mâlik'ül-Eşter'i tayin ettikleri zaman
savaşa kesin olarak lüzum görülmedikçe başvurmaması, kan dökmekten çekinmesi, her hususta halka örnek olması gerektiğini bildirmektedir. Hz. Emir (a.s) bu Ahit-Nâmele-rinde halkı sınıflara bölmede, her sınıfın öbür sınıfların düzene girmesiyle düzgün bir hâle gelebileceğini anlatmaktadır. Ülkenin huzûru askerle mümkündür; askerin dış saldırıya karşı durması, iç düzeni koruması vergiyle mümkündür. Fakat vergide de halkın, vergi yılının, bölgenin verim ve kabiliyetinin göz önünde tutulması gerektir. Verginin verilmeyecek, yahut halkı zarara sokacak bir hadde çıkarılması halkı yoksul düşürür. Halkı yoksul olan bölgeyse harap olur gider. Ülkenin kalkınması, halkın kalkınmasına bağlıdır, verginin verilebilecek miktarda olması, vergi memurlarının adalete riâyet etmeleri, alış verişte bulunan sanat ve ticaret erbabı olan sınıfa bağlıdır. Yalnız bunların ihtikârda bulunmamalarına, malı değerinden fazla satabilmek için saklamamalarına, satışta fazla kâr gözetmemelerine dikkat etmek, hem devlet ve mal memurlarını, hem esnafı, sanatkârı sıkı bir teftişe tâbi tutmak icâb eder. Ancak bu teftişte de dindar, namuslu, tecrübeden geçmiş, doğru sözlü ve doğru özlü kişiler kullanılmalıdır. Bütün bunlarla beraber gene de vâli her söylenen söze, her verilen habere inanmamalı, bizzat bu sınıfları murâkaba altında tutmalıdır.
Hâsılı bu Ahit-Nâme, halkı idâre etmek, devlet işini düzene sokmak mevkiine gelen, getirilen kişi için zamanında olduğu gibi bugün de, yarın da, gerçekten de geçerli ve çok ileri görüşleri ihtivâ eder.
Mâlik, Mısır'a gitmeden Muhammed'e yazdıkları mektupSmile
(Hamd ü senâ ve salât ü selâmdan) Sonra derim ki: Senin yerine Eşter'i tâyînime canın sıkılmış, bunu haber verdiler bana. Fakat bil ki ben bunu seni bu işte zayıf bulduğumdan, bu işe daha fazla sarılmadığından yapmadım. Seni hükmettiği yerden ayırdım ama daha kolay idâre edebileceğin, daha fazla seveceğin bir yere vâli tayin edeceğim.
Mısır'a vâli olarak tâyîn ettiğim zat, bize karşı öğütçü, düşmanlara karşı çetin bir zâttı; Allah ona rahmet etsin; günlerini tamamladı, ölümle buluştu ve biz ondan razı olduğumuz hâlde vefât etti. Allah onu rıdvâniyle mükâfatlandırsın; sevâbını kat kat arttırsın.
Düşmanına karşı çık; tedbirle yürü; seninle savaşanla savaşmakta çevik ol; onları Rabbi'nin yoluna çağır; Allah'tan çok çok yardım iste ki bu, Allah izin verirse sıkıntılarında sana yeter; başına gelen şeylerde de sana yardım eder.
* * *
35
(Muhammed b. Ebi-Bekr'ine (r.a) Mısır'da şahâde- tinden sonra Abdullah b. Abbâs'a mektuplarıSmile
(Allah'a hamd ü senâ, Rasûlü'ne ve soyuna salât ü selâmdan) Sonra şunu bildiririm ki Mısır alındı, Allah ona rahmet etsin, Muhammed b. Ebi-Bekr şehit edildi. Onu, Allah katında öğüt veren bir evlât, zahmete katlanan bir vâli, kesen bir kılıç, kötülükleri defeden bir direk bilirim; onun vefâtı dolayısıyla bize ecir vermesini dilerim Allah'tan.
Halkı ona uymaya, bu olaydan önce ona yardım etmeye çağırdım, teşvik ettim. Gizli, aşikâr, yeniden ve tekrar onları dâvet ettim. Bir kısmı dâvetime icâbet etti, fakat istemeyerek. Bâzısı bahâneler buldu, fakat yalan söyleyerek. Bâzısı da oturakaldı yardım etmeyerek. Onlardan tez zamanda beni kurtarmasını dilerim Allah'tan. Andolsun Allah'a ki düşmanımla buluştuğum çağda şehit olmayı istemeseydim, şehâdeti ummasaydım ölümüne razı olurdum; bunlarla birgün bile beraber bulunmayı istemezdin, bunlarla ebedî olarak buluşmazdım.272
* * *
İkinci Kısmın sonu
272 - Muhammed b. Ebi-Bekr için birinci kısmın son bölümünde 107, hitâbenin notuna bakınız.
18 Zilhıccet'ül-Harâ, İyd-i Gadîr, sali 1389.
3. Kısım
KISA SÖZLERİ, HİKMEK VE VECİZELERİ

1. Bölüm
DİN, İMAN, MÜMİN, MÜSLİM, KUR'AN, İBADET
(İmandan sorulduğu vakit buyurmuşlardır kiSmile
* İman dört direk üstünde durur: Sabır, yakıyn, adalet, cihâd. Sabır dört kısımdır: Özlem, korku, çekinmek, tetikte durmak. Cenneti özleyen dileklerden vazgeçer. Cehennemden korkan haramlardan çekinir. Dünyada çekinen kişi, dünyâ musîbetlerini hiçe sayar. Ölüme karşı tetik duransa hayırlı işlere koşar.
Yakıyn de dört kısımdır: Akıllılık, hikmeti yormak, geçmişlerden öğüt almak, geçenlerin yolunu yordamını izlemek. Akıllılıkta gözü açık olana hikmet aydınlanır. Himeti apaydın gören ibret alır. İbret alansa geçmişlerdenmiş gibi hareket eder. Dünyaya da aldanmaz.
Adalet de dört kısımdır: Anlayışta derine dalmak, bilgide derin olmak, aydın hükümle karara varmak, hilimde direnmek. Kim anlayış sâhibi olursa, ilmin dibine dalar; kim ilmin dibine dalarsa hükümde yol yordam neyse elde eder; hilim sâhibi olansa yaptığı işte ileri gitmez, insanlar arasında tertemiz yaşar.
Savaş da dört kısımdır: Doğruyu buyurmak, kötülüğü nehyetmek, gerçek işlerde doğru olmak,
gerçeğe uymayanlara düşmanlık gütmek. Doğruyu buyuran kişi inanan-ların bellerini doğrultur; kötülüğü nehyeden, münâfıkların burunlarını kırar; gerçek işlerde doğru hareket eden, kendisine gereken şeyi yapar; kötülüklere, gerçeğe uymayanlara düşman olan, Allah için kızan kişiyse öyle bir hâle erer ki, Allah onun yüzünden onun düşmanlarına kızar ve kıyâmet gününde onu razı eder.
Küfür de dört direk üstünde durur: Doğru olmayan şeylerde derine dalmak, kavga yolunu tutup ululanmak, gerçekten sapmak, aykırı yol tutmak. Gerçek olmayan şeylerde derine dalan, gerçeğe ulaşamaz; bilgisizlikle kavgaya girişen, kavgayı çoğaltan, gerçeğe karşı kör olur kalır. Kim gerçekten saparsa iyi şey ona kötü görünür; kötülükse güzelleşir; sapıklık sarhoşluğuna tutulur. Aykırı yol tutanınsa yolları güçleşir, işleri sarpa sarar, kurtuluş yolu da daraldıkça daralır.
Şüphe de dört direk üstünde durur: Batıl üzere savaşmak, korkmak, işkile düşmek, sapıklığa teslîm olmak. Savaşmayı âdet edinmenin gecesi sabah olmaz. Korkanın önündeki ardına düşer. Şüpheye yolunda yelip yortanı o şüphe, şeytanların ayakları altına atar; dünyâ tehlikeleri yüzünden sapıklığa teslim olansa dünyâda da helâk olur, âhirette de.
* İnsanlar, dünyâlarını düzene sokmak için dinlerine ait bir şeyi terk ettiler mi Allah onları ondan daha zararlı bir şeye uğratır.
* Farzlara zarar veren nâfilelerle yakınlık olamaz.
* Sizi İslâm'a öylesine bir nispetle mensup sayayım ki benden önce kimse böyle bir nispeti söylememiştir.
İslâm teslîm oluştur; teslîm oluş yakıyndir; yakıyn gerçeklemektir; gerçeklemek ikrardır; ikrar emre uymaktır; emre uymaksa o emirleri yerine getirmektir.
* Yaradanın büyüklüğü, yaratılanı gözünde küçültür.
* Namaz, her temiz kişinin Tanrı'ya yaklaşmasıdır. Hac, her zayıfın savaşıdır. Her şeyin zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur. Kadının savaşıysa kocasıyla iyi geçinmesidir.
* Nice oruçlu vardır ki orucundan elde ettiği ancak açlıktır, susuzluktur. Nice geceleri ibâdetle geçiren vardır ki o kulluktan elde ettiği şey, uykusuzluktur, yorgunluktur. Ne mutlu aklı başında olan âriflerin uykusu ve yemesi.
* Ne mutlu âhireti anan, soru için iş gören, nâil olduğuna, hakkına kanaat eden ve Allah'tan razı olan kişiye.
* Yaradana isyan hususunda yaratılmışa itâat olamaz. Suçtan vazgeçmek tövbe etmekten ehvendir.
(İmandan sorulduğu vakit buyurdular kiSmile
* İman gönülle tanımak, dille ikrâr etmek, âzâ ile de kullukta bulunmaktır.
* Bir bölük halk sevâp için Allah'a kulluk eder; bu kulluk, tâcirlerin kulluğudur. bir bölük de Allah'a korkudan kulluk eder, bu da kölelerin kulluğudur. Bir bölükse, Allah'a şükrederek kullukta bulunur; işte hür kişilerin kulluğu budur.
* Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ı, yapmayı iyice dilediğim şeyleri yapmamakla, bağladığım düğümleri çözmekle tanıdım.273
* Allah imânı şirki temizlemek, namazı ululuğu bırakmak, zekâtı rızka sebep olmak, orucu kulların ihlâsını sınamak, haccı dîni kuvvetlendirmek, savaşı, İslâm'ı yüceltmek, doğruyu buyurmayı halkı düzgün bir hâle sokmak, kötülükten nehyetmeyi, kötü kişileri fenalıktan çekmek, yakınlarla buluşup görüşmeyi, onları görüp gözetmeyi, Müslümanların sayılarını çoğaltmak, kısâsı onları korumak, ahitleri yerine getirmeyi, haram olan şeylerin ne kadar kötü olduğunu anlatmak için emretti. İçkiyi aklı korumak, hırsızlığı temizliği bildirmek, zinâyı soyu-sopu gözetmek, livâtayı nesli çoğaltmak için nehyetti. Tanıklıkta bulunmayı kulların haklarını yerine getirmek için buyurdu. Yalanı bırakmayı gerçeğin yüceliğini bildirmek için emretti. Selâm vermeyi zarardan, korkudan korunmamız, İmâmeti ümmetin düzenini sağlamak, imâma itâat etmeyi de imâmeti ululamak için emir buyurdu.274
(Kaderden sorulunca buyurdular kiSmile
* Kapkaranlık bir yoldur, gitmeyin o yola. Pek derin bir denizdir, dalmayın o denize. Allah'ın sırrıdır, uğraşmayın onunla.
273 - Mevlânâ, "Mesnevî"nin 3. cildinde H. Emir'in bu kelâmlarına işaret ederler (Reynold A. Nicholson basımı 1929, s.255-256; beyt. 4462-4472).
274 - Emir'ül-Mü'minin (a.s), bu sözlerle emir ve nehiy-lerin teşri'i hikmetlerini beyan buyurmaktadırlar.
(Birisi, Şam'a gidişiniz Allah'ın kazâ ve kaderiyle değil midiydi diye sorunca bu soruya uzun uzun cevap verdiler. Bu arada buyurdular kiSmile
* Yazık sana, sen kazâyı yerine gelmesi, kaderin mutlaka olması gerekli sanmadasın. İş böyle olsaydı sevap ve ikab batıl olur, vaat ve vaidin ortadan kalkması icâb ederdi. Oysa ki noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, kullarını yapacakları işlerde muhayyer bırakarak emretmiş, kötülüklerden çekinmelerini bildirerek nehyetmiştir. Emir de, nehiy de, kulun ihtiyârını ortadan kaldırmamış, kudretini yok etmemiştir. Onlara kolay olanı teklif etmiş, zor olanı buyurmamıştır. Az iyiliğe çok sevap vermiştir. Kul mağlûp olarak isyan etmez; mecbur olarak itâatte bulunmaz. O peygamberleri bir oyun için göndermemiş, kitabı abes olarak indirmemiş, gökleri ve yeryüzünü, ikisi arasında yaratılanları boş yere yaratmamıştır. "Bu, kâfir olanların zannı. Artık vay haline kâfirlerin ateşten."(38, Sâd, 27).
Ebu-Câ'fer Muhammed b. Aliyy'il-Bâkır aleyhimes- selâm'dan rivâyet edilmiştir. buyurmuşlardır ki:
* Yeryüzünde Allah azâbından iki aman verdi; biri kaldırıldı; öbürüne yapışın. Kaldırılan aman Allah'ın salâtı o'na ve soyuna olsun, Rasûlullah'tı, Duran, kalan amansa istiğfardır. Allah Teâlâ "Sen, onların içinde oldukça onları azaplandırmaz ve gene yarlıganma dilerlerken, Allah, onlara azap vermez" buyurmuştur. (8, Enfâl, 33).
* Tam fakih o kişidir ki insanları Allah'ın rahmetinden ümitsiz hâle düşürmediği, Allah'ın
lütfünden onları meyûs etmediği gibi Allah'ın mekrinden de onları emin etmez.
* İnananların zanlarından sakının; çünkü yüce Allah gerçeği onların dillerine ilhâm eder.275
* Kur'an'da sizden öncekilere ait olaylar, sizden sonraki zamanlara ait haberler, aranızda cârî olacak hükümler vardır.
* İnananın yüzünde güleçlik vardır, kalbindeyse hüzün. Gönlü her şeyden geniştir, nefsi her şeyden alçak. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin. Susması fazladır; vakti yoktur. Çok şükreder, çok sabreder. Düşünceye dalmıştır, ihtiyâcı olanları görünce kendi ihtiyâcını hatırlamaz bile. Huyu güzeldir, geçinmesi hoş ve yumuşak. Şeref ve din bakımından serttir, huy bakımından kuldan alçak.
* Amelsiz sevap dileyen, yaysız ok atmaya kalkan kişiye benzer.
* Bu ümmetin en hayırlıları hakkında bile Allah'ın azâbından emin olmamalısın; çünkü yüce Allah "Allah azâbından emin olanlar ancak zarara uğramış topluluk-lardır" buyurmuştur (7, A'râf, 99); bu ümmetin en kötüsü hakkında bile Allah'ın rahmetinden ümit kesmemelisin; çünkü Allah, "Allah'ın rahmetinden kâfir olan topluluktan başka kimsecikler ümit kesmez" buyurmuştur. (Yûsuf, 87).
* İnanan kişinin günde üç işi vardır: Bir zaman Rabbiyle münâcât eder, ona kullukta bulunur; bir
275 - "İnananın anlayışından sakının; çünkü o, Allah nûruyla bakar, görür." (Hadis, Künûz'ül-Hakaaık, 1, s.8).
zaman geçimi için çalışır; bir zamanı da vardır, helâl ve güzel lezzetlerle zevklenir. Akıllı kişi, ancak üç şey için yolculuk eder: Geçimini sağlamak, âhiretini elde etmek, yahut da haram olmayan zevk ve lezzet elde etmek için.
(Birisi, huzurlarında, Allah'tan suçlarımı örtmesini dilerim deyince buyurdular kiSmile
* Anan yasında ağlasın; biliyor musun, suçların örtülmesini, bağışlanmasını istemek nedir? Suçların örtülmesini istemek, İlliyyin276 derecesidir; bunun da altı anlamı vardır: Birincisi geçmiş suçlara nâdim olmak, ikincisi ebedî olarak o geçmiş suçları bir daha işlememek, üçüncüsü Allah'a temiz ulaşmak, kul hakkında kendisinde bir şey olmadığı halde kavuşmak için yaratılmışların haklarını kendilerine vermek, dördüncüsü sana vâcip olan bütün emirlerini yerine getirmeye niyet etmek, beşincisi, bedeninde hırstan bitip gelişmiş etleri, dertle, gamla eritmek, derini kemiğe yapıştıracak kadar zayıflamak, ondan sonra helâl lokmadan gelişen ete kavuşmak, altıncısı bedenine evvelce suç işleme tadını tattırdığın gibi
276 - İlliyyin, 83. sûre-i celilenin (Muttaffıfin) 18-19. âyet-i kerimelerinde geçer ve yanı sûrenin 6-7. âyetlerindeki "Siccîn" karşılığıdır. Siccîn, zindan, hapishane anlamlarına gelen "sicn" kökündendir. Cehenneme denmiştir. Yedinci kat yerdir, kâfirlerin amel defterleridir diyenler de vardır. "İlliyyîn", yücelik, yükseklik anlamına gelen "alâ" kökündendir. Cennetlerin en yüce derececidir; müminlerin amel defterlerinin bulunduğu mânevi yerdir; müminlerin amel defterledir (A.Gölpınarlı: Kur'ân-ı Kerîm ve Meâli; Açıklama, . 118-119).
ibâdet elemini de tattırmaktır. Bu şartlardan sonra, Allah'tan suçlarını örtmesini dilerim diyebilirsin.
Allah'ın öyle kulları vardır ki Allah onları kulların faydalarına hizmet etmek için nimetlerle nimetlendirmiştir. Onların ellerine nimetler vermiştir. Onlar da o nimetleri kullara ihsan ederler. Fakat ihsan etmediler mi de o nimetleri onlardan alıp başkalarına verir.
* (Bâzı bayramlarda buyurmuşlardır kiSmile
Bayram, orucunu, geceleri ettiği ibadeti Allah'ın kabûl ettiği kişiye bayramdır. Hangi gün Allah'a isyân edilmezse o gündür bayram.
Allah dostları o kişileridir ki insanlar dünyânın görünü-şüne baktıkları zaman onlar, dünyânın içyüzü görürler. İnsanlar hemencecik elde edilecek dünyâ işleriyle uğraşır-larken onlar, bir müddet sonra gelecek âhireti elde etmek kaygısına düşerler. Ahiret işlerine koyulurlar. Kendilerini öldürecek zevklerden geçerler, o zevkleri öldürürler. Terk edecekleri şeyleri bilirler de daha önce terk ederler. Görürler, bilirler ki başkalarının dünyâdan elde ettikleri çok şey pek azdır. Onların dünyâyı elde etmeleri ellerinden yitirmelerinden başka bir şey değildir.
* Allah dostları insanların uzaklaştıkları şeylere düşmandırlar. İnsanların düşman oldukları şeylere dostturlar. Onlarla Kitabın hükümleri bilinir; onlardır Allah'ın Kitabıyla bilenler. Onlarla Kitabın hükümleri yürütür; onlardır Kitabın hükmüyle yürüyenler. Umdukları şeyin üstünde umulacak bir şey görmezler onlar. Korktuklarının üstünde korkulacak bir varlık tanımazlar onlar.
* İmânın alâmeti, yalan sana fayda, gerçek zarar verecek olsa bile gerçeği seçmen, sözünü bilginden fazla söylememen, başkalarının sözlerinde de Allah'tan korkman, çekinmendir.
(Tevhid ve adlı sorulduğu zaman buyurdular kiSmile
* Tevhid Allah'ı vehmine göre tavsif etmemek, adaletse Allah'ı hikmet ve adalete zıt şeylerle töhmetlememektir.
* Mümin, kardeşlerine karşı ululanmaya, ona güler yüz göstermemeye başladı mı, ondan ayrıldı demektir.
"Gurer'ul-Hikem"den
* Mümin, sevgisi Allah için, nefreti Allah için, alması Allah için, bırakması Allah için olan kişidir.
* Mümin, insanların ezâsına tahammül eden, fakat hiç kimsenin ondan incinmediği kişidir.
* Beden secdesi, yüzün en şerefli yerlerini toprağa koymak, avuçlarıyla, dizleriyle, ayak parmaklarıyla, gönül alçaklığıyla ve hâlis niyetle toprağa kapanmaktır. Gönül secdesiyse geçici şeyleri gönülden çıkarmak, varlığı yok olmayacak şeylere tam bir himmetle yönelmek, ululuğu ve benliği bırakmak, dünyâ bağlarını kesmek, peygamberlik huylarıyla huylanmaktır.
* Bedenin orucu, irâde ve ihtiyarla azaptan korkup sevaba girmeyi, ecre nâil olmayı dileyerek yemekten kesilmektir. Nefsin orucu, beş duyguyu öbür suçlardan çekmek, kalbi de bütün şer sebeplerinden ayırmaktır. Kalbin orucu, dil orucundan, dilin orucu karnın orucundan hayırlıdır.
* Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, kimseyi delâlete sevk etmez ve Allah kullarına zulmedici değildir.277
* Kur'ân'ın helâl ettiğini haram sayan kişi inanmamıştır.
* Şu Kur'an'la düşüp kalkan hiçbir kimse yoktur ki bir fazlalığa ermesin, yahut noksana düşmesin. Ona uyarsa hidâyette ileri gider, uymazsa körlükle noksana düşer.
* Takıyyesi olmayanın dini de yoktur.278
* Size beş vasiyet ediyorum ki, develere binip seferlere düşseniz de onları elde etseniz değer mi değer:
* Hiç biriniz rabbinizden başkasından birşey ummasın; günâhından başka bir şeyden korkmasın. Hiç biriniz kendisinden bilmediği bir şey sorulunca
277 - 3. sûrenin (Âl-i İmrân) 182, 8. sûrenin (Enfâl) 51. 20.
sûrenin 10, 41. sûrenin (Fussilat) 46. ve 50. sûrenin (Kaaf) 29. âyet-i kerîmelerinde Allah'ın kullarına zulmetmeyeceği bildirilmektedir.
278 - Takıyye, tehlike, hâlinde kendini ve Müslümanları, dini korumak için inancı gizlemek anlamına gelir. 3. sûrenin (Âl-i İmrân) 28. âyetinde, "İnananlar, îman edenleri bırakıp da kâfir dost edinmesinler, bu işi yapan Allah'tan bir şey beklemesin. Fakat kâfirlerden çekinmeniz gerekse o baş-ka. Allah kendisinden sakınmanızı emretmektedir ve dö-nüp varılacak yer de Allah tapısıdır" demekte, 16. surenin (Nahl) 106. âyetinde de kalbi tam inandığı hâlde zorla küfrü mûcip sözü söyleyenin kâfir olmayacağı beyan buyrulmak-tadır. Takıyye bu âyetlere dayanır. Ancak İslâm'ın üstünlüğü, dayanmakla mümkünse o vakit takıyye caiz olmaz.
bilmiyorum demekten utanmasın. Hiç bir kimse bilmediği bir şeyi öğrenmekten çekinmesin. Sabredin, çünkü sabır imana nispetle cesetteki baş gibidir. Başı olmayan bedende hayır yoktur. Sabır olmadıkça da imandan hayır gelmez.
* * *
2. Bölüm


Twittear



Signing of Selim46
SELiM46
Yanıtla
Selim46
Co-Admin
*******
Co-Admin
Yorumları: 2,518
Konuları: 2,186
Kayıt Tarihi: Aug 2019
Rep Puanı: 0
#22
Oku-1  Bugün, 03:22 AM
2. Bölüm
HZ. MUHAMMED (S.A.A), KENDİLERİ, EHLİBEYT (A.S)
* (Rasûlullah Sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem'in defni ânında buyurdular kiSmile
Sabır güzeldir, fakat sana karşı değil. Ağlayıp sızlanmak kötüdür, fakat sana değil. Senin musibetine uğramak pek büyük bir şey. Bundan önce uğradığımız musibetler de bir şey değil, bundan sonra uğrayacaklarımız da.
* Bizim hakkımız haktır; verirlerse alırız; vermezlerse yol uzasa bile develere biner, yürür gideriz.
* (Şam yolunda Anbar köylüleri Hazretin ardında yaya gitmeye başladıkları vakit, Bu yaptığınız nedir diye sordular. Köylüler, biz dediler, uyruk sâhiplerimizi böyle ulularız; âdetimiz budur bizim. Hazret buyurdular ki.)
Allah'a andolsun, bu bir iş ki bununla buyruk sâhibi olanlarınız faydalanmaz; sizse dünyâda bu işi yapmakla kendinizi meşakkate sokmadasınız; âhirette de azâba uğratmadasınız. Ne kötü meşakkattir, ne
olmaz zahmettir o ki, sonunda azap var. Ne hoş rahatlıktır o ki, onunla âhirette ateşten esenlik var.
* Şu kılıcımla, bana buğzetmesi için müminin beynine vursam bile gene bana buğzedemez. Beni sevmesi için bütün dünyâyı münafığın önüne döküp sersem gene beni sevemez. Bu, Ümmi Peygamber'in, Allah'ın salevâtı O'na ve soyuna olsun, dilinden çıkan ve takdire uyan bir sözün özüdür ki buyurmuştur: Yâ Ali, mümin sana buğzetmez, münâfık seni sevmez.279
(Kendilerini haddinden fazla öven birisine buyurdular kiSmile
* Ben dediğinden aşağıyım, gönlünde gizlediğinden üstünüm.
(Bir toplumun, kendilerini, yüzlerine karşı övdükle- rini duyunca buyurdular kiSmile
* Allah'ım, benim ne olduğumu benden daha iyi bilirsin sen. Ben de kendimi onlardan daha iyi bilirim. Allah'ım, onların sandıklarından daha hayırlı et bizi, bilmedikleri suçlarımızı da bağışla.
* Biz orta yolu tutanlarız. Geride kalan gelir, bize ulaşır; ileri giden döner, bize kavuşur.
(Kendini nasıl buluyorsun yâ Emir'el-Müminin diye soran birisine buyurdular kiSmile
* Varlığını yok olmakta, sıhhatini hastalık kavramakta, emin olduğu yerden musibetlere çatmakta olan kişinin hâli nice olur ki?
* Benim yüzümden iki kişi helâk olmuştur: Sevip hakkımda ileri giden, sevmeyip aleyhimde bulunan.
279 - "Yâ Ali, seni ancak mümin sever, sana ancak münâfık buğzeder." (hadis, Künûz'ül-Hakaaık, 2, s.206).
(Kendilerine Kureyş'ten sorulunca buyurdular kiSmile
* Mahzumoğulları Kureyş'in gülleridir; erlerinin sözlerini duymayı, kadınlarıyla nikâhlanmayı seversin. Abdü Şems-oğulları (Ümeyyeoğulları), rey bakımından en uzak, arkalarını korumakta, ihtiyatla hareket etmekte en ileri varanlarıdır. Bizse elimizde olanı ihsan ederiz; ölüm çağında canlarımızı cömertçe veririz. Onlar çokluktur; düzencidir, çetin huyludur; bizse sözde daha fasih, öğüt vermede daha ileri güler yüzlülükte daha üstünüz.
* Gerçeği gördüğüm andan beri gerçek hakkında
şüpheye düşmedim ben.
* Şaşarım şu işe: Hilâfet Rasûlullah'la sohbet yüzünden tahakkuk ediyor da sohbet ve yakınlık yüzünden tahakkuk etmiyor.
* Yalan söylemedim; bana da yalan söylenmedi; sapıklığa düşmedin, kimse de benim yüzümden sapıklığa düşmedi.
* Ben müminlerin emiriyim, onlar bana uyarlar; malsa kötü kişilerin emiridir; onlar da ona uyarlar.280
Gurer'ul- Hikem'den
* Sakının bizim hakkımızda ileri inanca sapmaktan; biz kullarız, yaratılmışız; buna inanın; sonra bizim hakkımızda, üstünlüğümüz hakkında dilediğiniz inancı güdün (Ancak Tanrılık, Peygamberlik müstesnâ).
280 - "Âli, müminlerin dilediği istediği, uyduğu kişidir; malsa münafıkların dilediği şey." (Hadis. Câmi, 2, s.55)
* İnsanların körlükte en ileri gideni sevgimize, üstünlüğümüze göz yumanı, suçsuz olduğumuz halde bizi düşman olanıdır; biz onu gerçeğe çağırırız, oysa bizi fitneye çağırır, dünyâya çağırır; bize düşman olur, düşmanlık güder. İnsanların en kutlusu da üstünlüğünüzü bileni, bizimle Allah'a tevessül edeni, sevgimizde ihlâs sâhibi olanı, çağırdığımıza uyanı, nehyettiğimizi terk edendir. Bu çeşit kişi bizdendir ve ebedilik yurdunda bizimledir.281
281 - "Kim Âl-i Muhammed'e sevdiği halde ölürse şehâdet mertebesine erişmiş olarak ölür. Bilin kim Âl-i Muhammed'i sevdiği hâlde ölürse yarlıganmış olarak ölür. Bilin, kim Âl-i Muhammed'i severek ölürse tövbe etmiş olarak ölür. Bilin, kim Âl-i Muhammed'i severek ölürse imanı kamil mümin olarak ölür. Bilin ki, kim Âl-i Muhammed'i severek ölürse ölüm meleği ona cennet müjdesi verir; sonra da Münker ve Nekir onu cennetle muştular. Bilin, kim Âl-i Muhammed'i severek ölürse gelin kocasının evine gider gibi cennete gider. Bilin, kim Âl-i Muhammed'i severek ölürse Allah, kabrinde cennete iki kapı açar onun. bilin, kim Âl-i Muhammed'i severek ölürse mezarı rahmet meleklerinin ziyaretgâh olur. Bilin, kim Âl-i Muhammed'i severek ölürse sünnet üzere gerçeğe uyan topluluktan olarak ölür. Şunu da bilin, kim Âl-i Muhammed'e buğzederek ölürse kıyâmet gününde iki gözü arasına bu, Allah'ın rahmetinden meyustur sözü yazılmış olarak gelir. Bilin, kim Âl-i Muhammed'e buğzederek ölürse kâfir olarak ölür. Bilin, kim Âl-i Muhammed'e buğzederek ölürse cennetin kokusunu bile duyamaz." (Kur'ân-ı Mecid'in 42. sûre-i celilesinin, Şûrâ, "Bu, Allah'ın inanan ve iyi işlerde bulunan kullarını müjdelemesidir işte. De ki: Sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim ancak yakınla-rıma sevgidir ve kim güzel ve iyi bir iş yaparsa onun güzelim mükâfâtını arttırırız. Şüphe yok ki Allah suçları örter. İyiliğe mükâfatla
* İyiliklerin en üstünü, en iyisi bizi sevmek, kötülüklerin en kötüsü de bize buğzetmektir.
* Bizim en çok sevdiğimiz kişi, bizi seveni seven, bize düşman olana düşman olandır.
* Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Muhammed'in gerçek dostu, isterse soyu ona ulaşmasın, Allah'a en fazla itâat edenidir. Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Muhammed'in düşmanı da, isterse soyu ona ulaşsın, yakın olsun, Allah'a isyân edendir.
* Gerçekten de Allah'tan başka yoktur tapacak sözünün şartları vardır; ben ve zürriyyetim, onun şartlarındanız.
* Gerçekten de yüce Allah, yeryüzünde bizi seçti, bize de yardım etmek, ferahlığımızla ferahlanmak, hüznümüzle hüzünlenmek, canlarını, mallarını yolumuza vermek için Şiamızı seçti; onlar bizdendir, bize gelirler, cennette de bizimledir onlar.282
karşılık verir" meâlindeki 23. âyetinin Zamahşerî tarafından "Keşşâf"taki tefsirinden naklen "Fedâil'ül-Hamse", 2, s.78-79). Bu hadis ile Âl-i Muhammed'-in sevgisi ve maâzallah, buğzuna sonuçlar verir, belli olur; fazla tafsile sanırız ki hâcet yoktur.
282 - Şia, taraftar demektir, ism-i mensûbu Şii'dir. Bu söz mühdes olmayıp Hazreti Peygamber (s.a.a) tarafından, 98. sûre-i celilenin (Beyyine) "İnananlar ve iyi işlerde bulunanlar, şüphe yok ki yaratılmışların en hayırlılarıdır" meâlindeki 7. âyet-i kerimesinin tefsirinde "Ali ve Şia'sı yaratılmışların en hayırlılarıdır" buyrulmuş aynı âyetin tefsirinde "Nefsim kudret elinde olana andolsun ki bu ve Şia'sı kıyâmet günü kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileridir" demişlerdir. Hz. Peygamber'in (s.a.a) ashabı, Ali (a.s) gelince,
* Bizim işimiz gerçekten de çetindir; çetinleştirilmiştir; pek serttir, sertleştirilmiştir; gizlenmiştir, perde ardına alınmıştır, ona, Allah'a yakın melek, yahut gönderilmiş peygamber, yahut da noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah tarafından gönlü îmanla sınanmış inanan kişi tahammül edebilir.
* Sorun beni yitirmeden; çünkü andolsun Allah'a, Kur'an'da hiç bir âyet yoktur ki niçin ve kimin hakkında indi, nerede indi, düzlükte mi, dağlıkta mı, hepsini de en iyi bilenim ben. Gerçekten de rabbim bana, anlayan bir akıl, söyleyen bir dil ihsan etmiştir.
* Perde kaldırılırsa bile yakıynim artmaz benim.
* Bize sarılan, bize ulaşır; bizden ayrılan, geri kalır, helâk olur; emrimize uyan, öne geçer, kutluluğa erer; bizim gemimizden başka bir gemiye binen boğulur gider.283
* Kim bizi gönlüyle sever, diliyle bizimle olur, kılıcıyla düşmanımızla savaşırsa o, cennette bizimle, bizim derecemizdedir. Kim gönlüyle bizi sever, diliyle
"Yaratılmışların en hayırlısı geldi" derlerdi. "Ali ve Şia'sı kıyâmet gününde kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileridir" hadis-i şerifi de aynı meâldedir. Bunlardan başka hadislerde de Ali taraftarları "Şiâ" adıyla geçer (İbn-i Cerir-i Tabari tefsirinden, Süyûti'nin "Ed-Dürr'ül-Mensur"undan, "Savâık'ul-Muhrıkak dan, "Künûz'ül-Hakaaık"dan, "Mecna'uz- Zevait"den naklen "Fadâil'ül-Hamse, 1, s.277-278, 2, 93-95).
Kur'ân'ın 19. sûresinin 69. 28. sûresinin 15, 37I. sûresinin 83. âyetlerinde "Şia" sözü, çeşitli münâsebetlerle geçer.
283 - "Ehlibeytim Nûh'un gemisine benzer. O gemiye kim bindiyse kurtuldu; kim baş çekti, binmediyse boğuldu gitti." (Hadis. Câmi, 2, s.136).
bize yardım eder, fakat eliyle bize yardım etmez, düşmanımızla savaşmazsa; cennette bizimledir, fakat bizim derecemizden aşağı bir derecededir.
* Bildiğim, tanıdığım andan beri hakkı inkâr etmedim. Bana gösterildiği andan beri hakta şüpheye düşmedim, yalan söylemedim. Kimse de benim yalan söylediğimi söylemedi. Ben ne yolumu sapıttım, ne de benim yüzümden biri yolunu sapıttı.
* Biz hakka çağıranlarız; halkın imâmlarıyız: Gerçek dilleriyiz. Kim bize itâat ederse kurtuluşa erer. kim bize isyân ederse helâk olur gider.
Biz Hıtta'nın kapısıyız. O kapı selâmet kapısıdır. Kim girerse esen kalır, kurtulur; kim muhâlefet ederse helâk olur.284
284 - "Bir vakit şu şehre girin, nimetlerinden, nerede dilerseniz orda bol bol yiyin; kapısından secde ederek girin, burası yurttur deyin; yarlıganma dileyin de suçlarınızı örtelim; iyilikte bulunanların sevâbını daha da arttıracağız demiştik." (2, Bakara, 58) "Hani o zaman onlara, bu şehirde yerleşin ve dilediğiniz yerde dilediğiniz şeyi yiyin ve bu makam suçların döküldüğü makamdır deyin; kapıdan yerlere kapanırcasına eğilerek girin de suçlarınızı örtelim; iyi hareket edenlerin mükâfâtını da fazlasıyla verelim denmişti." (7, A'raf, 161)
Bu iki âyet-i kerimede, "Suçların döküldüğü makam, yurt "Hıtta" diye geçer. Hadis-i Şerifte, "Ehlibeytim aranızda Nuh kavmi içinde Nûh'un gemisine benzer. Kim o gemiye bindiyse kurtuldu; kim binmediyse helâk oldu ve İsrâiloğulları içindeki Hıtta'ya benzer" ve sonunda "Kim oraya giderse yarlıgandı" ilavesiyle geçer (Süyûti'nin "Dürr'ül-Mensûr"un-dan, "Kenz'ül- Ummâl"den, "Mecma'uz-Zevait"den naklen "Fedâil'ül-Hamse" 2, s.57-59).
* Biziz Allah kullarına, onun eminleri, şehirleri hakkı yüceltenler; dost bizimle kurtulur, düşmanlık eden bizim yüzümüzden helâk olur.
* Biziz peygamberlik ağacı, vahyinin indiği yer, meleklerin gelip gittiği mahal, hikmetlerin kaynakları, ilmin mâdenleri.
* Biziz Rasûl-i Ekrem'in elbisesi, onun dostları, ona hizmette bulunanlar, ona varılacak kapılar. Evlere ancak o kapılardan girilir; kapılardan başka yerden girenler hırsızdır; cezâya çarpılır.285
* Heyhât, eğer Allah'tan çekinmeseydim Arabın dâhîsi olurdum ben.
* Andolsun ki, Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Rasûlullah'ın ashabından olup, ondan duyduklarını unutmayanlar, bilirler, ben bir an bile ne noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın emrini reddettim, ne Rasûlü'nün emrini. Allah'ın bana lütfettiği erlikle yiğitlerin durakladıkları, ayakların geriye çekildiği yerlerde canımla, başımla onu korudum. Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, elimden geldiği kadar canımı ona fedâ ettim; bütün gücümle düşmanlarıyla
285 - 2. Sûrenin (Bakara) 189. âyet-i kerimesinde evlere kapılardan girilmesi emir buyrulmaktadır. Rasûl-i Ekrem de "Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır; ilmi isteyen kapıya gelsin", "Ben hikmet eviyim, Ali kapısıdır", "Ali ilminin kapısıdır, benden sonra benim gönderilip tebliğ ettiğim şeyleri size apaçık bildirendir; onu sevmek imandır; ona buğzetmekse nifaktır" buyurmuşlardır (Tabarânî, Câmi'us-Sagıyr, Müsted-rek'üs- Sahihayn, Tirmizi, İbn-i Cerir, Kenz'ül-Ummâl ve Deylemî'- den naklen "El-Murâcaât", s. 188).
savaştım, nefsimle onu korudum; o da benden başka kimseye nasip olmayan ilmini bana lütfetti.
Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Rasûlullah vefât ettiği zaman başı göğsündeydi, ağzının yârı avcıma aktı, onu yüzüme sürdüm. Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, onu yıkamaya koyuldum; melekler yardımcılarımdı. Ev halkı ve civârı feryatla dolmuştu. Meleklerin bir kısmı inmedeydi, bir kısmı çıkmadaydı.
Sesleri hâlâ kulaklarımdadır; ona salavât getiriyorlardı, bu, onu kabrine yerleştirinceye dek sürdü gitti. Hayâtında da, memâtında da ona benden yakın kimdir ki?
* Haktan ve hak ehlinden ayrılma; ayağın sürçmesin, çünkü biz Ehlibeyti bırakıp başkasına sarılan helâk olur, dünyâsını da yitirir, âhiretini de.
(Eimme-i Hûdâyı (s.a.a) anlatırlarken buyurmuşlar- dır kiSmile
* Bilgileri iman gerçekliğiyledir. Yakıyn ruhuyla yakıyne ermişlerdir. Nimete erenlerin güç bulduklarını onlar kolay sayarlar; bilgisizlerin kaçtıkları, hoşlanmadıkları şeylerle huylanırlar. Ruhlarıyla en yüce yerdeyken dünyâ ehliyle, bedenleriyle konuşur görüşürler. Onlar yeryüzünde Allah halifeleridir; onun dinine halkı çağıranlardır. Âh âh onları görmeyi ne de özlemişimdir.
Onlardır îmânın direkleri, halkın Allah'a vesîleleri. Hak onlarla aslına erer; batıl onlarla sökülür gider; dili kesilir, susar. Dini korumak ona riâyet etmek husûsunda sıkı davranırlar. Bu husûsi sımsıkı tutarlar. Hem de duyup rivâyet etmek yoluyla değil. Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Rasûlullah'ın sırrının
mahremi onlardır; emrini koruyanlar, bilgisine sâhip olanlar, hükmünü yerine getirenler, kitaplarını hıfzedenler, dininin dağları onlardır.
Dinin gözüdür, yüzüdür onlar. Rahmân'ın hazineleridir onlar. Söylerlerse gerçek söz söylerler; susarlarsa başkaları sözlerine söz katamaz. Onlardır dînin esası, yakıynin direği. İleri giden, dönüp onlara gelir; geri kalan varır onlara ulaşır.
Onlardır karanlıkların ışıkları, hikmetlerin kaynakları, ilmin mâdenleri, hilmin karar ettiği yerler. Onlardır ilmin yaşayışı, bilgisizliğin ölümü. Hilimleri ilimlerinden haber verir size; susmaları, sözlerini anlatır size. Hakka aykırı hareket etmezler ve hakta ayrılığa düşmezler. Hak, susarlarsa da onlardadır, söylerlerse de, gerçek tanık olurlarsa da.
* Tohumu yarıp bitirene, bedeni halkedene andolsun; bir toplum çıkacak ki önceden Muhammed (s.a.a), nasıl Kur'ân'ın tenzili için savaştıysa, o toplum da te'vili için başlarınıza vuracak ve bu, size Rahmân'ın hükmüdür, âhır zamanda olacak.286
286 - (Muâviye, Ali'nin (a.s) Şiası'ndan Dırâr'a, bana Aliy'i anlat demişti. Dırâr bundan vazgeçmesini söylediyse de Muâviye ısrar edince dedi kiSmile
Şehâdet ederim ki onu bâzı vakit gece karanlığı basınca mihrâbında eliyle sakalını tutup, yılan sokmuş bir kişi gibi titreyerek, derde uğramış gibi ağlaya ağlaya şöyle dediğini görmüşümdür, duymuşumdur:
Ey dünyâ, ey dünyâ, uzaklaş benden, bana mı gelmedesin aldatmaya beni, yoksa beni mi dilemekte, özlemektesin? Benim gönlüme girmene, benim de seni sevmeme imkân yok. Heyhât, sen benden başkasını aldat. Benim sana ihtiyâcım
yok. Ben seni üç kere boşadım; artık sana dönmeme, seni almama imkân yok. Ömrün azdır, değerin aşağıdır; dilediğin hordur bence senen. Âh azığın azlığından, yolun uzunluğundan, yolculuğun uzak, varılacak yerin pek yüce oluşundan.
Dırâr, bu sözlerden önce "Andolsun Allah'a ki, onun yüceliğine bir son ululuğuna bir sınır yoktu. Gücü, kuvveti çetindi. Kesin söz söylerdi. Adaletle hükmederdi. Her yanından bilgi fışkırırdı, akardı. Her sözünde hikmet dile gelir, coşardı. Dünyâdan, dünyâ lezzetlerinden çekinirdi. Geceleri gecenin garipliğiyle esenleşirdi. Çok ağlardı. Uzun uzun düşünürdü. Halk içinde en değersiz ve kısa elbise giyen oydu; en değersiz şeyleri yiyen oydu. Aramızda, içimizden birisi gibiydi, bir şey sorduk mu cevap verirdi; bir şey sorarsa cevap verirdik; fakat andolsun Allah'a, onun bize bu kadar yakınlığına, bizim ona bu derece yakınlığımıza rağmen gene de heybetinden söz söyleyemezdik ona. Din ehlini ulular, ağırladı. Yoksulları kendisine yaklaştırır, hatırlarını sorardı; gönüllerini alırdı. Kuvvetli kişi, o varken olmayacak bir işe girişmezdi. Zayıf kişi, adaletinden meyûs olmazdı" demişti.
Muâviye, bu sözleri duyunca nasılsa müteessir olmuş, gözyaşını yeniyle silmiş. Dirâr'a, ondan ayrıldıktan dolayı ne derecede müteessirsin diye sormuştu. Dırâr, tek çocuğu kucağında boğazlanan ana kadar diyerek ona, emriyle yaptırdığı bir cinâyeti hatırlattı. Muâviye, benden sonra dedi, benim adamlarımdan birine beni sorsalar bu çeşit bir şey söylemez (Dırâr için "Tenkıyh'ül-Makaal"e, 2, s.105-106, Kazvini Şerhi'ne, c.4, 105. sahifenin notuna bakınız).
3. Bölüm


Twittear



Signing of Selim46
SELiM46
Yanıtla
Selim46
Co-Admin
*******
Co-Admin
Yorumları: 2,518
Konuları: 2,186
Kayıt Tarihi: Aug 2019
Rep Puanı: 0
#23
Oku-1  Bugün, 03:24 AM
3. Bölüm
DÜNYA-ÂHİRET
* Dünyâ bir topluma teveccüh etti mi başkalarının iyiliklerini, güzelliklerini eğreti olarak onlara verir; bir toplumdan da yüz çevirdi mi kendilerindeki iyilikleri, güzellikleri de onlardan gidiverir.
* Dünyadakiler, uykuda yol alan kervan ehline benzerler.
* Zaman bedenleri yıpratır, dilekleri tâzeler, ölümü yakınlaştırır; umulanı uzaklaştırır, kim ona dost olur, onu elde ederse zahmete düşer, kim onu yitirirse yorulur, darlığa uğrar.
* İnsanların solukları ecellerine doğru attıkları adımlarıdır.
* Zamanı ve zamanındakileri düzgünlük, iyilik kavradı mı bir insan, kendisinden kötü bir şey görünmeyen birisi hakkında kötü zanna düşerse zulmetmiş olur. Zamanı zamanındakileri kötülük kavradı mı bir insan, birisi hakkında iyi bir zanda bulunursa kendisini aldatmış olur.
* Dünyâ görünüşü yumuşak olan, içinde öldürücü zehir bulunan bir yılana benzer. Aldanan bilgisiz ona meyleder, akıllı kişiyse ondan çekinir.
* Zaman ikidir; Ya sana yâr olur, ya aleyhine döner. Yâr oldu mu, aldanıp gaflete düşme; aleyhine döndü mü de dayan.
(Bir cenâzede gülen birisini duyunca buyurdular ki.)
* Sanki ölüm, bizden başkalarına yazılmış, sanki bu gerçek, bizden başkasına hükmedilmiş. Sanki görüş durduğumuz şu ölüler, bir yere gidiyorlar ki tez bir zamanda dönüp tekrar gelecekler bize. Onları kabirlerine götürmedeyiz; miraslarını yemedeyiz. Sanki bizler onlardan sonra kalacaklarmışız. Her öğüdü unutmuşuz, her âfeti ardımıza atmışız. Bizi kökümüzden çıkaracak her belâya göz yummuşuz.
Ne mutlu kendisini alçaltana, kazancını tertemiz bir hâle koyana, özünü düzgün bir hâle getirene, huyunu güzelleştirene, malının fazlasını yoksullara verene, ağzını beyhude sözlerden yumana, şerrini insanlardan giderene; kendisine sünnet ağır gelmeyene, bidate mensup sayılmayana.
* Şaşarım nekese ki korktuğu yoksulluğa doğru koşup durur; arayıp istediği zenginlik, elinden yiter geder. Dünyâda yoksullar gibi yaşar âhiretteyse zenginlerin sorusuyla soruya çekilir.
Şaşarım o gülen, benliğe düşen kişiye ki, dün bir meni parçasıydı, yarın bir leş olacak.
Şaşarım Allah'ın varlığından şüpheye düşene ki Allah'ın halkını görüp durur. Şaşarım Allah'ın varlığından şüphe edene ki ölenleri gözleriyle görür. Şaşarım âhiret yaşayışını, tekrar dirilişi inkâr edene ki
ilk yaratılışı görür, bilir. Şaşarım yokluk yurdunu yapıp durana ki varlık yurdunu terk eder gider.
(Sıffin'den dönerlerken Kûfe dışındaki mezarlığa gelince buyurdular kiSmile
* Ey yalnızlık diyarının, ıssız yerlerin, karanlık kabirlerin halkı, ey toprağa döşenmiş, gurbete düşmüş, yalnızlığa eş olmuş, korkunç ve tenhâ yerlere sığınmış kişiler, siz bizden önce yaşadınız, gittiniz; bizse ardınıza düştük, size ulaşmak üzereyiz. Bıraktığınız evlerde oturanlar var; zevcelerinizi nikâhladılar; mallarınızı paylaştılar. Bu bizim size verdiğimiz haber, sizden ne haber var?
(Sonra ashabına dönerek buyurdular kiSmile
Söz söylemelerine izin verilseydi size elbette haber verirler, derlerdi ki: Gerçekten de en hayırlı azık takvâdır.287
* Allah'ın bir meleği vardır, her gün bağırır; doğun ölüm için. Toplayın yok olmak için, yapın yıkılmak için.288
* Dünya karar edilecek yurda geçittir; insanlarsa orda iki bölüktür: Bir bölüğü kendilerini satar; helâk eder dünyâ onları. Bir bölüğü canlarını kurtarır; azâd eder dünyâ onları.
* Zamanın değişmesi insanların özlerindekini bildirir.
287 - 2. sûrenin 197. âyet-i kerimesine işaret buyurmakta- dırlar.
288 - "Doğun ölüm için, yapın yıkılmak için" (Hadis, Künûz'ül-Hakaık, 2, s.146).
* İnsanlar, dünyanın oğullarıdır. İnsan anasını severse kınanmaz.
* Yoksul Âdemoğlu, eceli ne vakit gelip çatacak, bilmez. Ne illetlere uğrayacak, haberi bile olmaz. Yaptığı işler unutulmaz. Sivrisinek ısırsa canı yanar; boğazında su dursa onu boğar; terlese pis pis kokar.
* Dünyâ başkaları için yaratılmıştır, kendi için değil.
(Birisini dünyayı kınarken, yererken duyup buyurdular kiSmile
* Ey dünyânın aldayışlarına kapılan, uyduruşlarına aldanan, dünyâya kapılıyor, sonra da onu yermeye mi girişiyorsun? Sen mi dünyâyı suçlamadasın; dünyâ mı seni suçlamada? Ne vakit dünyâ seni şaşırttı, ne vakit aldattı? Toprağa atıp çürüttüğü babalarının helâk oldukları yerlere mi aldattı seni; yoksa yer altına attığı analarının yarattığı yerlerle mi kandırdı seni?
Ne kadar çalıştın onlardan derdi, hastalığı gidermeye. Ne kadar uğraştın onları tedâvi ettirmeye. Onların iyileşmelerini diledin; onları iyileştirmek için hekimlere baş vurdun. Bu esirgemelerin onların hiç birine fayda etmedi. Onların devâsını aradın; çâresi olmadı; gücünle kuvvetinle ölümü gideremedin onlardan.
Dünyâ onlara ettiği işle, sana örnek verdi; öldükleri yerle öleceğini gösterdi. Oysa dünyâ, sözünü gerçekleyene gerçeklik yurdudur; sözünü anlayana kurtuluş evidir. Ondan azık toplayana zenginlik diyârıdır; öğüdünü tutana öğüt mahallidir.
Dünyâ, Allah dostlarının secde yeridir; Allah meleklerinin namazgâhı. Allah vahyinin indiği yerdir;
Allah dostlarının alış veriş yurdudur. Orada rahmet elde edenler; orada kâr edinirler, cenneti kazanırlar. Dünyâ, ölümü açıkça haber verdiği, kendisinden ayrılacağımızı seslenip bildirdiği, kendisinin ve kendinden olanların âkıbetini anlattığı halde, kimdir ki onu kınar, yermeye kalkar?
Dünyâ, belalarıyla belâyı gösterir ehline; sevinciyle onları sevince teşvik eder. İnsan esenlikle dünyâda akşamı eder, musîbetle sabahı bulur. Bu, tâata yöneltmesidir onun; isyândan korkutmasıdır; çekinmeyi telkin etmesidir onun.
Nedâmetle sabahlayanlar kınarlar onu. Kıyâmet günü başkalarıysa överler onu. Çünkü dünyâ onlara âkıbeti anlatmıştır, onlar da anlamışlardır; ne olacağını söylemiştir onlara, gerçeklemişlerdir onu; öğüt vermiştir onlara, tutmuşlardır öğüdünü onun.
* İnsanlara bir zaman gelip çatar ki o zamanda Kur'ân'dan ancak eser ve yazı, İslâm'dan da isim kalır. O gün insanların mescitleri mâmurdur yapı bakımından; haraptır hidâyete mahal olmak bakımından. O gün mescitlerde oturanlar, onları yapanlar, yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan çıkar, suç ve hatâ onlara sığınır. Kim o fitneye girmemek isterse sürüp götürürler, kim geri kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah buyurur ki: Zâtıma andolsun ki ben, o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki bilim sâhibi bile şaşırır kalır ve o fitneye dalar. Biz Allah'ın bağışlamasını, gafletle ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz.289
289 - "Ümmetime bir zaman gelecek çatacak ki o zamanda
Gurer'ul-Hikem'den
* İnsanlar bir tomara çizilmiş sûretlere benzerler.
Tomar dürüldükçe bir kısmı yiter, bir kısmı gelir.
* Geceyle gündüz yaşayanların eserlerini gidermek, geçmişlerin izlerini yok etmek için çalışıp duran iki emekçidir.
* * *
Kur'ân okuyanlar çok olacak, fakihler azalacak, ilim alınacak, fitne çoğalacak. Bundan sonra bir zaman da gelecek ki ümmetimden Kur'ân okuyanlar çok olacak, fakat Kur'an, boğazlarından aşağı geçmeyecek, onunla amel etmeyecekler. Bundan sonra da müşrik, müminin söylediği söz üzerine, onunla Allah hakkında mücadeleye girişecek." (Hadis, Câmi, 2, s.28).
4. Bölüm
AKIL, BİLGİ
* Akıllının gönlü, sırrının sandığıdır. Güler yüz, güzel huy dostluk ağıdır; tahammülse ayıpların kabridir.
(İmam Hasan'a (a.s) buyurdular ki.)
* Oğulcuğum, benden dört şey belle, işlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi de aklında tut: Zenginliğin en üstünü akıldır; yoksulluğun en büyüğü ahmaklık. Korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir; soyun-sopun en yücesi güzel huy. Oğulcuğum, ahmakla eş dost olmaktan sakın; sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Nekesle eş dost olmaktan sakın; ona en fazla muhtâç olduğun zaman yardımına koşmaz, oturur. Kötülük edenle eş dost olmaktan sakın; o, pek az bir şeye seni satar gider. Yalancıyla eş dost olmaktan sakın; çünkü o, serâba benzer; uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden.
* Akıllının dili gönlünün ötesindedir; ahmağın gönlüyse dilinin ötesinde.290
290 - Akıllı gönlüne danışır, doğru bulduğunu söyler, ahmak,
* Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi arka olamaz.
* Bilgisiz kişiyi, bir işte, bir fikirde ya pek ileri gitmiş görürsün, ya pek geri kalmış.
* Akıl tamamlandı mı söz azalır.
* İşler şüpheli göründü mü, sonunu görerek önü hakkında hüküm vermek gerekir.
* Nerede olursa olsun, hikmeti almaya bak; çünkü hikmet münâfıkın gönlünde, oradan çıkıp ona sâhip olan müminin gönlüne girerek karar edinceye dek sâkin olmaz.
* Hikmet, müminin yitik malıdır; isterse nifak ehlinden olsun, hikmeti al.291
* Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yaralanır gider.
* Bilginin en aşağılığı, dilde olanıdır; en yücesi de insanın uzuvlarında ve işlerinde görünenidir.
* Bir haberi duydunuz mu onun hükmüne uymak suretiyle duyun, belleyin ve rivâyet edin onu; yalnız nakletmek için değil; çünkü bilgiyi rivâyet edenler çoktur; fakat ona riâyet edenler azdır.
* Nice bilgin vardır ki bilgisi olduğu halde ona fayda vermez de bilgisizliği öldürür gider onu.
* Akıldan daha faydalı mal, kendini beğenmekten daha korkunç yalnızlık, tedbir gibi akıl, takvâ gibi kerem, güzel huy gibi eş dost, edep gibi miras, başarı gibi kılavuz, iyi işlerde bulunmak gibi alış-veriş, sevap
diline geleni söyler, düşünmez bile anlamını vermektedir.
291 - "Hikmet müminin yitik malıdır." (Hadis, Künûz'ül- Hakaaık, 2, s.49).
gibi kâr, şüpheli şeylerde durup çekinmek gibi sakınmak, haramdan kaçınmak gibi zâhitlik, düşünmek gibi bilgi, farzları yerine getirmek gibi ibâdet, utanmak ve sabretmek gibi îman, gönül alçaklığı gibi soy sop, bilgi gibi yücelik, hilim gibi üstünlük, danışmak gibi arka yoktur.
* İktisada riâyet eden yoksulluğa düşmez.
* Hoş geçinmek aklın yarısıdır.
(Kümeyl b. Ziyâd'in-Nahai'nin (r.a) elini tutup şeh- rin dışına çıkardılar. Sahraya varınca bir ah çektiler de buyurdular kiSmile
* Ey Kümeyl, bu gönüller kaplardır; en hayırlı kap da içindekini en iyi koruyanıdır. Benden duyduğun sözü aklında tut. İnsanlar üç kısımdır: Rabb'e mensup bilgin, kurtuluş yolunda bilgi belleyen, bunlardan başkaları pisliğe bulanmış sineklerdir; her seslenen kişiye bilmeden uyan, her yele kapılıp giden kişilerdir. Onlar ne bilgi ışıklarıyla ışıklanmışlardır, ne kuvvetli bir desteğe dayanmışlardır.
Ey Kümeyl, ilim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sense malı korursun. Mal, vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. Mal sâhipleri malın zevâliyle zevâl bulup giderler.
Ey Ziyâdoğlu Kümeyl, bilgiyi elde etmek, âdetâ dindir ki Allah'a onunla yol bulunur. İnsan, yaşarken onunla tâat elde eder; ölümünden sonra da iyilikle, hayırla anılır. İlim hâkimdir, malsa hüküm altındadır, mağluptur.
Ey Kümeyl, malları hazinelerde biriktirenler, diriyken ölmüşlerdir; bilginlerse dünyâ durdukça yaşarlar. Kendileri yok olup gitmişlerdir, fakat eserleri
yüreklerde mevcuttur. (Göğüslerine işaretle) Burada öylesine derin, öylesine geniş bir bilgi var ki ne olurdu, bunu anlayabilecek biri bulunsaydı. Evet, tez anlar birini buluyorum, fakat emin değilim ondan, din hükümlerini dünyâya âlet edebilir; Allah'ın nimetleriyle Allah kullarına, Allah'ın delilleriyle Allah'ın dostlarına karşı üstünlük dâvâsına girişebilir. Yahut gerçeğe sâhip olanlara boyun eğen, fakat önüne ardına dikkat etmeyen, can gözü açık olmayan, daha başlangıçta şüpheye düşüp gönlünden işkillenen birini bulabiliyorum. Oysa ne buna inanılabilir ne ona. Yahut da dünyâ lezzetine sarılan, hemencecik şehvetlere atılan, yahut da mal mülk toplamaya hırsı olan birini buluyorum; oysa bu ikisi de hiç bir hususta dîne riayet edenlerden değildir. Bu iki bölük, ancak otlayan hayvanlara benzer. İşte ilim, ilim ehlinin ölümüyle böylece ölür gider.
Allah'ım, evet; yeryüzü, Allah için delil ve hüccet olan, onun adına kaaim bulunan birisinden hâlî kalmaz; o, ilmi ve dîni ayakta tutar; ama meydanda olur, bilinir, tanınır, yahut hikmete mebnî korkar görünür, gizlenir. Allah'ın hüccetlerinin, Allah'ın apaçık delillerinin batıl olmaması için hüküm budur, böyledir. Ama bu, niceye bir böyle sürür gider? Andolsun Allah'a ki onların sayıları azdır. Allah katında dereceleri pek büyüktür. Allah delillerini, onlara bezeyenlere ısmarlayıncaya, kendi benzerlerinin gönüllerine verinceye dek onlarla korur. Allah onların can gözlerini açar, bilgiyi onlara sunar; onlar da yakin ruhuyla kuvvetlenirler; güçlükleri kolay görürler, bilgisizlerin kaçındıkları, hoş görmedikleri şeyler hoş görünür
onlara; canları yüceler yücesi olan yakınlık duraklarında olduğu halde bedenleriyle dünyâ ehlinden görünürler, onlarla görüşüp konuşurlar. İşte bunlardır Allah'ın halîfeleri, yarattığı yer yüzünde. Bunlardır halkı dînine çağıranlar. Âh, âh, ne de özlerim onları görmeyi. Ey Kumeyl, istersen dön, git artık.292
292 - Kümeyl b. Ziyad'in-Nahaî, Hazreti Rasûlün (s.a.a) zaman-ı saâdetini idrâk eden, vefatlarında sekiz yaşında olan, Emir'ül-Müninin ve İmam Hasan'ın (a.s) havâss-ı ashabından bulunan bir zattır. Emür'ül-Mü'minin'in (a.s) sahib-sırrı sayılmıştır. Yemenlidir. Müzhac boyunun Naha kabilesindendir. Şa'bânın on beşinci gecesiyle Cuma geceleri okunan ve "Kümeyl duâsı" diye anılan münâcâtı, Hazret-i Emir'den rivâyet etmiştir. Hazreti Emir, bir gün deveye binmiş, Kümeyl'i de arka tarafa bindirmişti. Kümeyl, Yâ Emir'el-Mü'minin, hakikat nedir diye sordu. Hazreti Emir, hakikat buyurdular, ululuk sırlarının keyfiyete sığmaz bir hâlde açılmasıdır. Kümeyl, biraz daha söyle dedi, Emir (a.s), vehmedilen şeylerin bilinen tarzda zuhuruyla yok olmasıdır buyurdu. Kümeyl, biraz daha söylemesini istedi. Birliğin tevhid sıfatlarını cezbetmesidir dedi. Biraz daha söylemesini recâ edince hakikat, ezel sabahından ışıyan bir ışıktır ki eserleri birlik varlıklarına vurur buyurdular. Biraz daha söylemesini niyâz edince de mumu dinlendir, sabah doğdu buyurup sustular. Sûfiler, bu sözlere büyük bir ehemmiyet vermişler, bu sözler hakkında şerhler yazılmıştır. Sûfiyye'ye göre, nefsin, "Nâmiyye-i Nebâtiyye, Hissiye-i Hayvâniyye, Nâtıka-i Kudsiyye, Külliyye-i İlâhiyye" olmak üzere dörde ayrıldığı hakkındaki sözü de Kümeyl, Hazreti Emir'den rivâyet etmiştir; fakat muhaddisler, bunu Sûfiyye'nin uydurduğunu söylerler. Kümeyl, Hit'te vâliyken Muâviye tarafından gönde-rilen bir fırkanın, orayı istilâsı ve bâzı kimseleri katli, malları yağma etmeleri üzerine Hz. Emir, bir mektupla, Kümeyl'i azarlamışlar, fakat Kümeyl sonradan bu
* Kendi bildiğine göre danışmadan iş gören, helâk olur gider; insanlarla danışansa onların akıllarına eş olur.
* İnsanlar, bilmedikleri şeylere düşmandırlar.
* İnsanın kendini beğenmesi, aklına haset eden bir sıfattır.
* Yüce kişinin en iyi huylarından biri bildiğini bilmezlikten gelmesidir.
(Akıllı kimdir, anlat denince buyurdular kiSmile
fıkrayı mağlûb edince de memnuniyetlerini izbâr buyurmuşlardır. Bir gün Hz. Emir'le giderlerken birisinin, 39. sûrenin (Zümer), "Hiç o, âhiretten sakınarak ve Rabbinin rahmetini umarak geceleri secde eden, kıyamda bulunan ve böylece itâat ve ibâdet eden kişiye benzer mi" meâlindeki 9. âyet-i kerîmesini hüzünle, yanık bir sesle okuduğunu duymuş, o adamın kötülüğünü de bildiği hâlde okuyuşunu beğenmiş ve şaşmıştı. Hazreti emir, Kümeyl'in zamirini keşfederek, inanma buyurmuşlardı, o adam cehennem ehlindendir. Sonradan o kişi, Nehrivan'da öldürülen Hâriciler arasında bulunmuştu. Sıffin'de ve Nehrivan'da Hazreti Emir'in maiyetinde bulunan Kümeyl, Haccâc'ın vâliliği sırasında Kûfe'de saklanmış, fakat Haccâc, Kümeyl'e mensup olanlara verilen parayı kesince onların zarar görmemesi için gidip Haccâc'a teslim olmuş, zâten benim ömrüm sona erişti, Emir'ül-Mü'minin, beni senin öldüreceğini bana haber verdi demişti. Haccâc, sen, Osman'ın katillerindensin deyip Kümeyl'in başını kestirerek şehit ettirmişti. Kabr-i mübârekleri Kûfe Mescidi civârındadır (Tenkıyh, 2, İkinci bölüm, s.42; Sefinet'ül-Bihâr, 2, s. 496-97 ve 602-603; Ma'sûm-Alişâh; Tarâık'ul-Hakaaık, Muhammed Ca'fer Mah-cûb teshihi ve haşiyeleriyle, Tehran-1339- 1345, 2, s.83- 90)
* Her şeyi lâyık olduğu yere koyandır. (Câhili anlat dediler; buyurdular kiSmile anlattım ya.
* Öfke delilikten bir kısımdır. Çünkü sâhibi nâdim olur; nâdim olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir.
* Hikmet sâhibi kişilerin sözleri doğruysa devâdır, yanlışsa hastalık.
* Bilginizi bilgisizlik, yakininizi şüphe hâline getirmeyin. Bildiniz mi amel edin; yakıyne erdiniz mi ayak direyin.
* Allah bir kulu alçalttı mı, ona bilgi başarısını men eder.
* Ahmakla eş dost olma; kendi yaptığını sana güzel gösterir, seni de kendine benzetmek ister.
* İbret alınacak şeyler ne de çok, ibret alanlarsa ne
az.
* İlim ikidir: Yaratılıştan olan, duyup bellenen.
Duyulup bellenen bilgi, yaratılışta bilgi kabiliyeti yoksa fayda vermez.
* İlim amelle eşittir; bilen amel eder. İlim, amelle seslenin; amel cevap verirse ne âlâ, cevap vermedi mi ilim de göçer gider.
(Câbir b. Abdullah-i Ansârî'ye buyurdular kiSmile
* Yâ Câbir, dünyâ dört şey üstünde durur: Bilgisiyle amel eden, halka da öğreten bilgin; öğrenmekten utanmayan, çekinmeyen bilgisiz, varlığında nekeslikte bulunmayan cömert, âhiretini dünyâsına satmayan yoksul. Bilgin, bilgisini yitirirse, bilgisiz de öğrenmekten çekinir. Zengin, malında nekeslik ederse yoksul da âhiretini dünyâsına satar.
Yâ Câbir, kime Allah'ın nimetleri çok gelir, kimin malı fazlalaşırsa insanların ona ihtiyacı artar; kim, Allah'ın verdiği nimetlerde kendisine vâcip olanı yerine getirirse o nimetlerin devâmına, sebep olur; kim, vâcip olanı ifâ etmezse o malı mülkü zevâle atmış, yok etmeye başlamıştır.293
* Seni azgınlık, yolundan alıkor, doğru yola sevk ederse bu, aklına delâlet eder, akıllı olduğuna delil olarak bu yeter sana.
* Nice kişiler vardır ki haklarında güzel sözler söyleyen kişilerin sözlerine kanarlar, aldanırlar.
* Hüküm verişte susmakta hayır olmadığı gibi bilgisiz söz söylemekte de hayır yoktur.
* İki haris vardır ki doymaz da doymaz: Bilgi isteyen, dünyâ dileyen.
* Her kaba bir şey koyunca daralır; ancak bilgi kabı müstesnâ. Ona bilgi kondukça genişler.
293 - Câbir b. Abdullah. Ansâr'ın Hazreç boyundandır. İkinci Akabe biatinde bulunanlardandır. Emir'ül-Mü'minin'e (a.s) ve Ehlibeyte izhâr-ı sadâkat eden ashab-ı kirâmdandır. Kendisine, Aliyy ibn-i Ebi Tâlib hakkında sorulunca: O insanların hayırlısıdır. Biz, Rasulûllah'ın (s.a.a) zamanında münâfıkları, ona buğuzlarından tanırdık demiştir. İmam Muhammed'ül- Bakır'a (a.s) Hazreti Rasûlullah'ın (s.a.a) selâmını tebliğ ettiği meşhurdur. Hicretin yetmiş sekizinci yılında vefât etmiştir (r.a; Tenkıyh, 1, s.199-201).
Gurer'ul-Hikem'den
* Âlim ölü olsa bile diridir. câhil diri olsa bile ölü.
* Bilgi, tükenmeyen bir hazinedir; akıl, eskimeyen, yıpranmayan bir elbise.
* Bilgin, kadrini bilen kişidir; bilgisiz, yaptığını bilmeyen kişidir. Akıllı, ameline dayanır, câhil, emeline dayanır. Bilgin, kalbiyle, gönlüyle bakar görür; câhil, gözüyle bakar görür.
* Akıl gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.
* Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.
* Hilim hikmetin meyvesidir; gerçekse dalları, budaklarıdır.
* Allah rahmet etsin kadrini bilene, haddini aşmayana.
* Bilgin kişinin rütbesi, rütbelerin en yücesidir.
* Bilgin kişinin bilgisinden dolayı şükrü, bilgisiyle amel etmesi ve o bilgiyi, müstahak olana belletmesidir.
* İki şey vardır ki sonu bulunmaz; Bilgi, akıl.
* Akıllının zannı, câhilin yakininden daha doğrudur.
* Şer işle hayır dileyenin aklı da bozulmuştur, duygusu da.
* Az ilmi olup da onunla amel eden, çok ilmi olup da amel etmeyenden hayırlıdır.
* Ölç, biç, sonra kes; düşün, taşın, sonra söyle; anla, bil, sonra yap.
* Kendini bilmeyen, başkasını nasıl bilir?
* Ya söyleyen, işrâd eden bilgin ol, ya dinleyen, belleyen kesil; üçüncüsü olmaktan sakın.
* Kişinin gönderdiği elçi, aklının tercemânıdır; mektubuysa sözden daha anlatışlıdır.
* Seni ıslâh etmeyen bilgi, sapıklıktır; sana faydası olmayan mal, vebâldir.
* Câhil dostundan ziyâde akıllı düşmanına güven.
* Görmek yalnız gözle olmaz; görüşler, görenleri aldatabilir.
* Kullar, bilmedikleri şeylerde duraklasalardı ne kâfir olurlardı, ne dalâlete düşerlerdi.
* Kendini bilen rabbini bilir.294
* İnsanın, kendisindeki noksanı bilip anlaması, olgunluktan ve ileri üstünlüğündendir.
* Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmağın alâmetlerindendir.
* Bilgiyle dirilen ölmez.
* Bilgiyi, ehil olmayana veren, bilgiye zulmetmiştir.
* Söyleyene bakma, söylenene bak.
* Kendi reyinle hareket etme; kendi reyine uyan, helâk olur gider.
* * *
294 - Bu sözü, hadis olarak da naklederler (Sefinet'ül-Bıhâr, 2, s.603) Kendini, nefsini acizle bilen, noksanla bilen, suçla bilen, şerle bilen, Rabbini, kudretle, kemâlle, afivle, hayırla bilir tarzlarında şerhedenler vardır.
5. Bölüm
ÇEŞİTLİ KONULARA AİT VECİZELERİ
* Tamaha yapışan kendini alçaltır. Zarara düştüğünü açıklayan alçalmaya razı olur. Dilini kendisine buyruk sâhibi eden, diline geleni söyleyen, kendisine zarar verir.
* Nekeslik ayıptır; korkaklık noksan. Yoksulluk, delil getirmede aklı dilsiz eder; yokluğa düşen, şehirde garip olur gider. Âciz kalmak âfettir; sabır yiğitlik. Çekinmek zenginliktir; sakınmak kalkan.
* Allah'a razı olmak ne güzel eş dosttur; bilgisiyle büyük bir miras. Edeplere riâyet, boyuna yenilenen elbisedir, düşünceyse saf bir ayna.
* Uzaklaşmak ayıpları örter. Yaptığı işi beğenen kişiyi kınayan çok olur.
* İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağrışsınlar sizin için.
* İnsanların en âcizi, insanlardan kardeş edinemeyenidir; ondan daha âcziyse kardeş edindikten sonra onu yitirenidir.
* En yakını yitiren, en uzağı da yardımcı olarak bulamaz.
* Dileğine uyup koşan, eceline kavuşur.
* Korku ümitsizliğe eş olmuştur; utanç mahrûmiyete. Fırsat bulut gibi geçip gider; hayırlı fırsatları elde etmeye çalışın.
* Ettiği iş ağır olan kişinin soyu boyu da onunla tezce yürüyemez.
* Büyük günahların kefâreti, zulme düşenlere yardım etmek, acze düşenleri ferahlandırmaktır.
* Zâhitliğin en üstünü, zâhitliği gizlemektir.
* Hayrı yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer işleyense
şerden de kötüdür.
* Cömert ol, nekeslikte ileri gitme; saygılı ve sıralı ver, ihsan ederken, vermemişe de dönme.
* Zenginliğin en yücesi dilekleri terk etmektir.
* Halka istemediği, hoşlanmadığı şeyleri söyleyen kişi hakkında halk da, bilmediği şeyleri söyler.
* Kimin dileği uzar giderse kötü işleri de çoğalır gider.
* Seni gama, gussaya sokan kötülük, Allah katında sana benlik veren iyilikten daha hayırlıdır.
* İnsanın değeri, himmetincedir; gerçekliği, adamlığıncadır, erliği, yaptığı kötülükten utancı kadardır; temizliği ve nâmusu da kıskançlığı derecesindedir.
* Üst olmak, ihtiyâta riâyetle olur. İhtiyata riâyet, düşü-nüp taşınmakla mümkündür, düşünüp taşınmak da sırları gizlemekle olur.
* Yüce kişinin aç kalınca, aşağılık kişinin, karnı doyunca saldırısından korkun.
* İnsanların gönülleri ürkektir; kim onları elde ederse ona alışırlar.
* Devlet sana yâr oldukça ayıbın gizli kalır.
* İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, cezâ vermeye en fazla gücü yetenidir.
* Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse utançtandır ve kötüdür.
* Sabır ikidir: İstemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek; sevdiğin, dilediğin şeye sabretmek.
* Zenginlik gurbette yurttur; yoksulluk yurtta gurbet.
* Zanaat tükenmez maldır.
* Mal, isteklerin temelidir.
* Seni çekindiren kişi, sana müjde verene benzer, ona eşittir.
* Dil yırtıcıdır; yuları bırakıldı mı salar, parçalar.
* Dostları yitirmek, gurbete düşmektir.
* İhtiyacı olan şeyi elde edememek, ehli olmayandan istemekten ehvendir.
* Kim bir işte halka, öncü olursa, başkasını terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye etmeli; bu terbiye de diliyle öğüt vermeden önce huyuyla öğüt vermek sûretiyle olmalı. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kişi, insanlara muallimlik edip onları terbiye edenden daha fazla ululanmaya değer.
* Her sayılı şey biter; her beklenen gelip çatar.
* İhtiyarın reyini, gencin yiğitliğinden çok severdim.
* Tövbe etmek elindeyken ümidini kesene
şaşarım.
* İnsanda bir et parçası vardır ki bedenine bir damarla bağlanmıştır. Bu da kalptir ve pek şaşılacak bir uzuvdur bu. Onun hikmete ait şeyleri ve bunlara aykırı zıt şeyleri vardır. Ümide kapıldı mı tamah alçaltır
onu. Tamah onu heyecana düşürdü mü hırs helâk eder onu. Ümitsizlik ona sâhip oldu mu keder öldürür onu. Kızgınlık onu kavradı mı öfke de kavrar onu. Hoşnût oldu mu korunmayı unutur gider. Korkuya kapılınca korunmaya başlar. Esenleştiğini sanınca gaflete düşer. Bir musibete uğradı mı kararsız bir hâle gelir. Bir mal buldu mu zenginlik azdırır onu. Yoksulluk onu ısırdı mı belâ kavrar onu. Açlığa düşünce zayıflık çökertir; fazla doyunca da mîde dolgunluğu rahatsızlığa uğratır onu. Her hususta geri kalış zarar verir ona; her işte ileri gidiş bozguna düşürür onu.
* Noksan sıfatlardan münezzeh Allah'ın emri, rüşvet almayan, aşağılanmayın, tamah yoluna gitmeyen kişiyle doğrulur, yerine gelir.
* İki iş arasında ne kadar da uzaklık var; İş var, tadı gider, vebâli kalır; iş var, zahmeti geçer, sevâbı kalır.
* Dost, kardeşini üç halde korumadıkça tam dost olamaz; Düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümün-den sonra. Dört şey verilene dört şey harâm olmaz: Duâya koyulan icâbetten, tövbeye başarı ihsan edilen kabûlden, istiğfara yöneltilen bağışlanmaktan, şükretmeye fırsat ilhâm edilen, nimetin ziyâde olmasından mahrûm kalmaz. Bunu da Allah'ın Kitabı gerçeklemektedir. Yüce ve Ulu Allah buyurur ki "Dua edin, icâbet edeyim size." 40, Mü'min, 60) "Kötülük eden, yahut nefsine zulümde bulunan, sonra istiğfar ederse Allah'a, Allah'ı suçları örtücü ve inananlara acıyıcı olarak bulur." 4, Nisâ, 110) Şükür hakkında da "Şükrederseniz nimeti çoğaltarım size" buyurmuştur. (14, İbrâhim, 7) Tövbe hakkında da "Tövbe, ancak
bilgisizlikle kötülük edip sonra hemen tövbe edenlerden kabûl edilir. Onlardır Allah'ın, tövbelerini kabûl ettiği kişiler ve Allah herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir" buyurmuştur. (4, Nisâ, 17).
* Dert ve gam ihtiyarlığın yarısıdır.
* İnsan, dilinin altında gizlidir.
* Kadrini bilmeyen kişi helâk olur gider.
(Birisi, kendisine öğüt vermesini isteyince buyurdular kiSmile
* Amelsiz âhireti dileyenlerden, olmayacak ümitler besleyip tövbe etmeyi isteyenlerden olma. Hani kişi vardır, dünyâda zâhitlerin sözlerini söyler, dünyâya rağbet edenlerin işlerini işler. Dünyânın malından mülkünden verilse doymaz; verilmese kanmaz. Verilenin şükründen âciz olur; verilmeyenin fazlasını ister durur. Halkı kötülükten men eder, fakat kendisi kötülükten kaçınmaz; emreder, kendisi emre uymaz. Temiz kişileri sever, işlediklerini işlemez. Suçluları sevmez, oysa ki onlardan biridir o. Günahlarının çokluğundan ölümden çekinir, ürker; ölümden kendisini ürküten şeyi yapmakta ısrar eder. Hastalanırsa nedâmete düşer; iyileşirse nedâmeti unutur gider. Âfiyet buldu, nimet elde etti mi mağrur olur; belâya uğradı mı ümidini keser, perişanlığa sataşır. Belâya düşerse âciz olur, duâya koyulur; ferahlığa erişirse kendine güvenir, aczini unutur, zannına uyar, aldanır; gerçek bildiğine kanmaz, kalakalır. Kendi suçundan az suç işleyenin âkıbetinden korkar; kendisineyse yaptığı iyilikten fazlasını ister umar. Kimseye ihtiyacı olmazsa böbürlenir, fitnelere kapılır; ihtiyaca düşünce ümit keser, yayılır. Kulluk
ederse gevşek davranır; isteğe, özleme kapılırsa isyânı öne alır, peşinden gider; tövbeyi geriye atar; bir mihnete uğrasa da din hükümlerinden dışarı çıkar. Başkalarına ibretler gösterir; örnekler getirir, kendisi ibret almaz. Öğüt verir de verir, kendisi öğüt tutmaz. Sözle kılavuzluk eder, ameldeyse herkesten geri kalır. Geçici nimeti elde etmekte ileridir; kalacak nimetleri elde etmekte geri. Suçu, isyânı ganimet sayar, ganimeti ziyân sanır. Ölümden korkar, ama fırsatı yitirir gider. Başkasının az suçunu kendi yaptığı suça nispetle çok görür; başkalarının az gördüğü kulluğu kendi kulluğuna nispetle az bulur. İnsanları kınar durur, kendisineyse dalkavuklukta bulunur. Zenginlerle oyuna dalmak, onca yoksullarla Allah'ı anmaktan daha sevimlidir. Kendisince başkaları aleyhine hükmeder; başkalarının iyiliğine bakıp kendi kötülüğünü görerek kendisini mahkûm etmez. Başkalarını doğru yola sevk etmeye uğraşır; nefsiniyse azgınlığa atmaya savaşır. Ona itâat edilir; oysa isyân eder. Ona vefâ gösterilir; o vefâ etmez. Allah için Allah yolunda korkmaz da halktan korkar, çekinir; fakat hakla muâmelede Allah'tan korkmaz, korku nedir, aklına bile gelmez.295
* Herkes için tatlı, acı bir son vardır.
* Her gelip çatan dönüp gider; her dönüp giden gelmemişe, olmamışa döner.
295 - Seyyid Radıyy, Allah ondan razı olsun, der ki: Bu kitapta yalnız bu sözler olsaydı tam faydalı öğüt, tam yerinde hikmet, can gözü açık olana basîret, okuyup düşünene ibret olarak yeterdi.
* Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden, mutlaka zafer ulaşır.
* Bir toplumun yaptığına razı olan, onlardan sayılır. Onlardan sayılan her kişinin de iki suçu vardır: O işi işlemek suçu, o işe razı olmak suçu.
* Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yolun biri, mutlaka sapıklık yoludur.
* Her zulme başlayan, yarın pişman olur, elini ısırır, kemirir.
* Töhmetlenecek yere varan kişi, hakkında kötü zanna düşeni kınamasın.
* Yoksulluk en büyük ölümdür.
* Kendini beğenmek ilerlemeye engel olur.
* Gözleri görene sabah ışımıştır.
* Büyüklük, ululuk, gönül genişliğiyle, tahammülle mümkündür.
* Kötülükte bulunanları iyilik edene mükâfat vererek payla, yola getir.
* Kötülüğü, şerri kendi gönlünden çıkarmak suretiyle, başkalarının gönüllerinden sök çıkar.
* Tamah ebedi köleliktir.
* İleri gidişin meyvesi nedâmettir. İhtiyatın meyvesi selâmet.
* Hikmetle hüküm vermek hususunda susmakta hayır olmadığı gibi bilgisizlikle söz söylemekte de hayır yoktur.
* Ey âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi başkası için biriktirmedesin.
* Cömertlik, şerefleri koruyan bir sıfattır; hilim, kötü kişilerin ağızlarını bağlar; bağışlamak, üstün olmanın zekâttır; hıyânet eden dosttan ayrılış, teselli
bulmaktır; danışmak, doğru yola gitmektir. Kendi aklıyla iş gören, kendini tehlikeye atar; sabır, düşmanları oklara hedef eder; sızlanmak, zamâne cefâlarına yardımcı olur. Zenginliğin en üstünü dileği terk etmektir. Nice akıl vardır, hevâ ve hevesin buyruğuna uyar, esir olur. Güzel tecrübe, başarıdandır; dostluk, insana fayda veren yakınlıktır; usanıp daralan kişiye emniyet etmemek gerektir.
* Kim hayâ libâsına bürünürse halk, onun ayıplarını görmez.
* Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır.
* Senin hakkında iyi zanda bulunanın zannını gerçekleştir.
* Ey âdemoğlu, kendi nefsinin vasîsi ol da malında, senden sonra ne yapmalarını istiyorsan sen yap.
(Kümeyl b. Ziyâd'a buyurdular kiSmile
* Ey Kümeyl adamlarına, akşam çağına dek iyi huy kazanmalarını buyur; uyuyanın hâcetlerini gidermekle akşam etsinler. Çünkü andolsun bütün sesleri duyana, hiç bir kişi yoktur ki bir gönlü sevindirsin de Allah o sevinç yüzünden ona bir lütufta bulunmasın. Suyun biriktiği havuzda yabancı dereler nasıl sürülür, kovulursa o lütuf da sâhibine bir belâ gelip çattı mı, o belâyı kovar, giderir.
* Hâin kişilere vefâda bulunmak, Allah'a hıyânette bulunmaktır; hâinlere gadretmekse, Allah'a vefâ etmek demektir.
* Dostunu ihtiyatla sev, olabilir ki birgün sana düşman olur: Düşmanınla da ihtiyata riâyet ederek düşmanlıkta bulun, olabilir ki birgün sana dost kesilir.
(Doğu ile batı arasındaki yol ne kadardır diye sorulunca buyurdular kiSmile
* Güneş için bir günlük yol.
* Dostların üçtür, düşmanların da üç. Dostların, dostundur, dostunun dostudur, düşmanının düşmanı. Düşmanların da düşmanındır, dostunun düşmanı, düşmanının dostu.
* Kıskanç olan, gayret sâhibi bulunan, kesin olarak zinâ etmez.
* Babaların dostluğu, oğulların yakınlığını meydana getirir. Dostluk yakınlığa muhtaçtır, onunla tamamlanır; fakat yakınlık dostluğa, sevgiye daha ziyade muhtaçtır; yakınlık sevgiyle olur.
* Taşı nereden geldiyse oraya atın; çünkü şerri ancak şer giderir.
(Kâtibi Ubeydullah b. Ebi-Râifi'e buyurdular kiSmile
* Kalemini düzelt, ucunu keskin kes, satırların arasını aç, harfleri birbirine yakın yaz; bu, yazının güzelliğini sağlar.
(Oğulları Muhammed b. il-Hanefiyye'ye buyurdular
kiSmile


Twittear



Signing of Selim46
SELiM46
Yanıtla
Selim46
Co-Admin
*******
Co-Admin
Yorumları: 2,518
Konuları: 2,186
Kayıt Tarihi: Aug 2019
Rep Puanı: 0
#24
Oku-1  Bugün, 03:27 AM
* Oğulcuğum, yoksul düşmenden korkarın;
yoksulluktan Allah'a sığın; çünkü yoksulluk dini noksanlaştırır, aklı şaşırtır, dostluğu giderir.
* Günaha alt olarak üstünlük bulan üstünlük elde etmemiştir; şerle üst olan alt olmuştur.
* Her kişinin malında iki ortak vardır: Mirasçı, olaylar.
* Zâlime gelip çatan adalet günü, mazlûmun uğradığı cevir ve cefâ mihnetinden çetindir.
* Bir kişiyi lâyığından fazla övmek riyâdır, dalkavukluktur; lâyığından az övmekse ya dilsizlikten ileri gelir, ya hasetten.
* Suçların en çetini, sâhibine ehven ve ehemmiyetsiz görünenidir.
* Kendi ayıbını gören, başkalarının ayıbıyla oyalanamaz; isyan kılıcını kınından sıyırın, onunla öldürülür. Kim bütün gücüyle bir işe sarılırsa helâk olur gider. Kim, kendisini zarar ve tehlike denizine atarsa garkolur, batar. Kötü bellenen şeylere sarılan kötülükle kınanır. Kimin sözü çoğalırsa yanlışı da çoğalır. Kim fazla yanılırsa utancı azalır, utancı azalanın çekinmesi de azalır; çekinmesi azalanın gönlü ölür, gönlü ölen kişi ateşe girer. Kim halkın, ayıplarını görür, onları kınar, fakat kendisi de o işleri yaparsa ahmağın ta kendisidir. Kanaat tükenmez maldır. Ölümü fazla anan, dünyânın az nimetine de razı olur. Sözünü, amelinden bilen kişinin sözü azalır; o, ancak gereken sözü söyler.
* Zâlim kişinin üç alâmeti vardır: Günaha dalıp kendisinden üstün olana zulmeder; kendinden alt olana, kendisi üst olduğu için zulmeder; zulmeden bölüğe yardımcı olur, zulmeder.
* Şiddet son dereceyi buldu mu ferahlık gelir çatar
. Belâ halkaları tam daraldı mı, genişlik yüz gösterir.
* Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken başkasını ayıplamandır.
* Düşünce sâf bir aynadır. İbret almak korkutan bir öğütçü, başkasında görüp de hoşlanmadığın şeyden çekinmense edep olarak yeter sana.
* Gerçekten de hak ağırdır, fakat tatlıdır; batılsa hafiftir, fakat insanı helâk eder.
* Söz, söylemezsen senin hükmüne tâbîdir; ama söylemeye başladın mı sen ona mahkûm olursun. Paranı pulunu nasıl gizliyorsan sözünü de gizle; nice söz vardır ki nimeti giderir, zahmeti, mihneti getirir.
* Bilin ki yoksulluk, belâlardan bir belâdır; yoksulluktan da çetini beden rahatsızlığıdır; ondan çetin olansa gönül rahatsızlığıdır. Bilin ki mal genişliği nimetlerdendir; fakat mal genişliğinden daha üstün olan şey beden sihhatidir; beden sihhatinden daha üstün olansa gönül huzûrudur.
* Konuşun da tanışın, çünkü insan, dilinin altında gizlidir.
* Nice söz vardır ki saldırıştan daha da tesirlidir.
* Gerçekle savaşan elbette altolur gider.
* Yumuşaklıkla hareket etmek, insana soy boydur.
* Hayır işleyin, hayrı azımsamayın, küçümsemeyin; çünkü onun küçüğü de büyüktür; azı da çoktur. İçinizden biri, başkası bu hayrı işlemeye benden daha lâyık demesin; çünkü andolsun Allah'a, sonra o da sizin için böyle der. Hayır işleyecek kişi de vardır, şer işleyecek kişi de. Siz bu ikisini terk ettiniz mi, işleyecek, işler o işi.
* Gizli işlerini, özünü temizleyen, ıslâh eden kişinin dışını da temizler Allah ıslâh eder onu; dîni için iş işleyenin dünyâ işlerini de düzene kor Allah. Allah'la arasını düzelten kişinin Allah, insanlarla da arasını düzeltir.
* Hilim insanı örten bir örtüdür; akılsa keskin bir kılıç. Huylarından kötü olanlarını hilminle ört. Hevâ ve hevesini de aklınla öldür.
* Emir sahibi olmak, insanların özlerinin sınanmasıdır.
* İçinde bulunduğun şehirden daha lâyık şehir yoktur sana. Şehirlerin hayırlısı, içinde geçimini sağlayabildiğin şehirdir.
* Bir insanda güzel bir huy varsa, bekleyin o huya benzer başka güzel huylarını da.
* Hilim ve düşünceyle hareket etmek, acele etmeden iş başarmak, ikiz çocuklardır; bunlar yüce himmetten doğarlar.
Gurer'ul-Hikem'den
* Tecrübe sâhibi kişi, hekimden daha bilgindir.
Garip, dostu olmayandır.
* Kadınların kötülerinden çekinin; hayırlılarından sıkının.
* Nice zengin vardır ki yoksuldan da yoksuldur; nice büyük kişi vardır ki her aşağılık kişiden de aşağıdır; nice yoksul da vardır ki bütün zenginlerden daha zengindir.
* Müminin şükrü amelinde görünür. Münâfıkın
şükrüyse dilindedir ancak.
* İki şey vardır ki yitirmeden kadri bilinmez: Gençlik ve âfiyet.
* Batıla yardım eden, hakka zulmeder.
* Büyük kişilerin zaferi bağışlamaktır, ihsanda bulunmaktır. Aşağılık kişilerin zaferiyse ululanmaktır, azgınlık etmektir.
* Nefsine hâkim olman, en üstün güç, kudrettir.
Ona buyruk yürütmen en hayırlı emârettir.
* Şehvetle kul olan parayla alınmış köleden de aşağılıktır.
* Utancın üstünü, insanın kendinden utanmasıdır.
* Nice kan vardır ki onu dil döker.
* Nefsine zulmeden, başkasına karşı nasıl adaletle muâmele edebilir?
* Mazlûma yardımcı ol, zâlime düşman kesil.
* İyiliği emret, kötülükten nehyet. Senden kesileni dolaş, sana vermeyene ver.
* Yüce kişiden ona ihânette bulunduğun zaman çekin; aşağılık kişiden de ona ihsanda bulunduğun zaman; ihsan sahibindense onu daralttığın zaman sakın.
* Soylar boylar, babaların, anaların mensûp oldukları soyla boyla değil, övülecek üstünlüklerledir.
* Gözle görmek bir şeyi duymaya benzemez.
* Yaptığın ayıbı öven, sana dalkavukluk eden, bulunmadığın yerde seni ayıplar, kınar.
* Allah'ın nimetlerini düşünene Allah başarı verir; Allah'ın zâtı hakkında düşünense zındık olur.
* İnsanda dil olmasa, insan söz söylemese, sûrete bürünmüş bir varlıktan, yahut başı boş bırakılmış otlayan bir hayvandan başka ne olabilir ki?
* Birinin aleyhinde söylenen sözü dinleyen, o sözü söyleyen gibidir.
* Şerden çekinen kişi, hayır yapana benzer; suçtan sakınan kişi, iyilikte bulunana döner.
* Babaların dostluğu oğulları arasında soy sop birliği demektir.
* Sözün dikildiği yer, gönüldür; ısmarlandığı yer düşüncedir, onu kuvvetlendiren akıldır, meydana çıkaran dildir; bedeni harflerdir, canıysa anlamı; süsü, düzenli söylenmesidir; düzgünlüğüyse doğru oluşu.
* Can gözü kör olunca gözle görüşün faydası yoktur.
* Allah'ın sana verdiği nimetleri yitirme; onun verdiği nimetleri eseri, sende görülmelidir.
* Suçluyu meyûs etme; nice suç işleyen vardır ki sonu bağışlanmakla biter. Nice kulluk eden vardır ki sonunda kulluğu bozulur, ömrünün sonunda cehenneme gider.
* * *
6. Bölüm
TARİHİ İLGİLENDİREN SÖZLERİ
(Savaşta kendilerine ve düşmanlarına katılmayanlar hakkında buyurmuşlardır kiSmile
* Gerçeği horladılar, batıla yardım etmediler. (Habbâb b. el-Eretti için buyurdular kiSmile
* Allah Habbâb'a rahmet etsin, dileyerek Müslüman olmuştu; İsteyerek, razı olarak hicret etmişti; eline geçene kanâat ederdi: Allah'tan razı olurdu; savaşarak yaşamıştı.296
296 - Habbâb ibin'il-Erett sahâbeden ve muhâcirdendir. İlk İslâm'a gelenlerden olup Bedir ashabındandı. İslâm olduktan sonra, müşrikler tarafından kendilerine işkence edilen sahâbeden biridir. Bütün işkencelere rağmen müşriklere kar-şı durmuş, onların söyletmek istedikleri sözleri söyleme-miştir.
Cemel ve Sıffin savaşlarında Emir'ül-Mü'minin'in maiyetinde bulunmuşlar, Nehrivan savaşından birkaç gün önce Hâriciler tarafından şehit edilmişlerdi. Şehâdetleri hicretin otuz yedinci yılındadır. Yaşları altmış dokuza varmıştı. Namazlarını Emir'ül- Mü'minin kılmış, Kûfe dışında defnedil-mişti. Kûfe dışındaki mezarlığa ilk defnedilen sahâbi Habbâb'dır (Tenkıyh, 1, s.395- 396).
(Harûriyye'den (Haricilerden) birisinin teheccüd namazı kıldığını, Kur'an okuduğunu duyunca buyurdular kiSmile
* Yakin ile uyku, şüpheyle namazdan hayırlıdır. (Sehl b. Huneyf'il-Ansârî297 vefât edince
buyurmuşlardı kiSmile
* Bir dağ bile beni sevse musibetlere uğrar. (Haricilerin, hüküm ancak Allah'ındır sözünü
duyunca buyurdular kiSmile
* Doğru bir söz. Fakat bu sözle batıl murât edilmekte.
(Talha ve Zübeyr, bu işte sana ortak olmak üzere biat ediyoruz dedikleri zaman buyurdular kiSmile
* Hayır, fakat kuvvette, yardımda ortaksınız; aciz görür, işte bir aksamaya rastlarsanız yardımcı olursunuz.
(İmam Hasan aleyhisselâma buyurdular kiSmile
* Savaşta birisini savaşmaya çağırma; fakat seni çağıran olursa icâbet et; çünkü savaşa çağıran âsidir; âsîninse ölmesi gerek.
(Muâviye'nin adamları Anbâr'ı yağmaladıkları zaman bizzat yaya olarak Kûfe'den çıkıp Nuhayle'ye geldiler. Halkın bir kısmı arkalarından gidip kendilerine ulaştı ve Yâ Emir'el-Mü'minin, biz onların zararlarını gideririz dedi. (Hazret buyurdular kiSmile
* Ben sizin zararınızdan kurtulamıyorum; beni başkala-rının zararlarından nasıl kurtaracaksınız? Benden önce halk kendilerini idâre edenlerden şikâyet
297 - Sehl b. Huneyf için 2. kısımdaki 4. bölümün 3. Mek- tubunun notuna bakınız.
ererdi, bense bugün idâre ettiğim kişilerden şikâyet ediyorum. Sanki ben idâre edilenim de beni idâre edenler onlar; yahut ben emre tâbiim de onlar âmir.
(Bu sırada iki kişi, huzurlarına gelip biri, Yâ Emir' el- Müminin, ne emrin varsa buyur, biz gidelim; benim sözüm ancak kendime ve bu kardeşime geçer dedi. Hazret buyurdular kiSmile
* Dilediğim şeyin iki kişiyle yapılabilmesine imkân mı var?
(Sıffin'den dönüşte yolları Şamlıların bulunduğu yere uğradı. Kadınların Sıffin'de öldürülenlere ağlaştıklarını duydular. Bu sırada o boyun ulularından Harb b. Şurhahabîl geldi. Hazret ona buyurdular kiSmile
* Duyduğuma göre, size kadınlarınız üstolmuş, öyle mi? Neden onları bu feryattan men etmiyorsunuz?
(Harb maiyetlerinde yaya olarak yürümek istedi.
Kendileriyse ata binmişlerdi; buyurdular kiSmile
* Geriye dön, senin gibi yaya olarak yürüyen birinin benim gibi bineğe binmiş kişinin maiyetinde yürümesi buyruk sâhibine bir fitnedir, müminlereyse alçalış.
(Nehrivan günü savaşta öldürülen Haricilerin yanlarından geçerlerken buyurdular kiSmile
* Beter olun, sizi aldatan, sizi zarara soktu. (Kim aldattı onları Ya Emir'el-Müminin diye sorulunca buyurdular kiSmile Yol azdıran Şeytan ve kötülüğü buyuran nefisleri onları ümitlerle aldattı; onlara isyan yollarını açtı, genişletti; üst olacaklarını vaad etti onlara, derken onları birden ateşe attı gitti.
(Muhammed b. Ebi-Bekr'in şehâdetini duyunca buyurdular kiSmile
* Allah ona rahmet etsin, ona olan hüznümüz, şehâdetinden sevinenlerin sevinçleri kadar. Ancak onlar kendilerini sevmeyen birini yok ettiler; bizse bir dost kaybettik.
(Ashabıyle otururlarken güzel bir kadın geçti, herkesin gözü o kadına takıldı. Bunu görünce buyurdular kiSmile
* Bu erkeklerin gözleri şehvete kapıldıklarını belli ediverir, bu bakış şehvetin coşkunluğunu gösterir. İçinizden biri, beğendiği, hoşlandığı bir kadına gözü kayınca hemen gidip kendi zevcesine yaklaşsın; çünkü bu da kadındır, o da kadın.
(Haricîlerden biri "Allah öldüresice kâfir (Hâşâ), ne de fakih" dedi. Ashabı bunu duyunca o adama kastetti, üstüne saldırdı. Hazret buyurdular kiSmile
* Yavaş olun hele, bu ancak bir sövüş, ona ya sövmeyle karşılık verilir, yahut da aldırış edilmez, suçu bağışlanır gider.
(Mâlik b. Eşter'i överek buyurdular kiSmile
* O, Allah'ın bir kılıcıdır ki, vurmakla körleşmez; kör de değildir zâten. Bid'at onu yolundan alıkoymaz; sapıklıksa onu hiç saptırmaz.
(Malik'ül-Eşter'in şehâdet haberi gelince buyurdular.)
* Allah Mâlik'e rahmet etsin; Mâlik, ne Mâlik'ti? Tek yüce bir dağ olsaydı ne üstüne bir nal basabilirdi, ne yücesine bir kuş uçup konabilirdi.
* * *

7. Bölüm
GERÇEK, ADALET, GEÇİM, İNSANLIK, SAVAŞ
* Şaşarım şu insana ki bir yağ parçasıyla görmektedir, bir et parçasıyla söylemekte; bir kemikle doymaktadır, bir delikle soluk almakta.
* Kötülüğü eliyle, diliyle, gönlüyle, gidermeye çalışan, hayırlı huyları nefsinde toplamıştır. Halkta gördüğü kötülüğü diliyle, gönlüyle inkâr eden, fakat eliyle kötülüğe engel olmayan, hayır huylarından ikisine yapışmış, birini yitirmiştir. Gönlüyle inkâr edip eliyle, diliyle inkâr etmeyense üç huyun en yücesini yitirmiş, birini elde etmiştir. Halktan kötülüğü diliyle, gönlüyle, eliyle inkâr etmeyenler, gidermeye çalışmayanlarsa diri gibi görünen ölülerdir.
* İyi ve hayırlı işlerin hepsi ve Allah yolunda savaş; iyiliği buyurmak, kötülükten halkı men etmek, karşısında koskoca uçsuz bucaksız denize nispetle bir katreden ibârettir; dalgalanıp köpüren, coşkun denizde bir tükürüktür âdetâ. İyiliği buyurmak, kötülükten men etmek, ne kimsenin ecelini yaklaştırır, ne rızkına noksan verir. Ama bunların hepsinden daha üstün
olanı da zulmeden buyruk sahibine karşı doğru söylemektir.298
(Ebû-Cuhayfe der ki: Emir'ül-Mü'minin aleyhisse- lâm'dan duydum, buyurdular kiSmile
* Sizden ilk olarak savaşa ait olup da alınacak şey, elinizle, sonra dilinizle, sonra da gönüllerinizle savaşmaktır. İyiliği gönlüyle tanımayan, kötülüğü men etmeye kalkışmayan kişi, başaşağı düşüp gitmiştir.299
* Öl de alçalma, azı yeter bul da yüzsuyu dökme. Çalışıp bir şey elde edemeyen kişi, oturunca hiçbir şey elde edemez.300
* Dinî hükümleri bilmeden ticarete girişen, çâresiz fâize düşer, suçtan kurtulamaz.
298 - "Savaşın en üstünü zulmeden buyruk sâhibine karşı doğruyu söylemektedir." (Hadis Câmi, 1, s.41)
299 - Ebu-Cuhayfe'nin adı Veheb b. Abdullah'is-Suvâi'dir. Üsd'ül Gaabe, sahâbe arasında gösterir; Vefât-ı Peygamberi de ergenlik çağındaydı; fakat hadis rivâyet etmiştir. Bir gün yemek yerken; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem ona, dünyâda karnını doyuranların âhirette aç olacaklarını buyurmuş, bunun üzerine Ebû Cuhayfe, ömrünün sonuna dek, günde bir övün yemeyi ve doyuncaya dek yememeyi âdet edinmişti. Hazret-i Emir'in (a.s) bütün savaşlarında maiyetlerinde bulunmuştur. Hz. Emir (a.s), bu zâta, Veheb'ül- Hayr ve Veheb'ullâh lâkaplarını vermişlerdi. Kûfe'de, beytülmâle memûr olmuştu. Hicretin yetmiş ikinci yılında Basra'da vefât etmişlerdir (Tenkıyh, 3, s.280-281, Son Kısım, s.8).
300 - Yâni kendi kazancınla geçin, kazancını yeter bul; kimseden bir şey umma, kimseye yüzsüyü dökme.
* Sana rağbet ve muhabbeti olan kişiye rağbet etmemen, nasibinde noksana düşmendir. Senden hoşlanmayana rağbet etmense alçalmandır.
Mal memurlarından biri büyük bir yapı yaptırınca buyurdular ki:
* Paralar, yapının tepesine çıktı, göründü; çünkü bu yapı zenginliği söylemede.
* Yüzünün suyu donmuştur. Ancak bir şey istersen yumuşar, sızıp damlamaya başlar; kime yüzsuyu döktüğüne dikkat et.
* Mazlûmun zâlimden öç alacağı gün, zâlimin mazlûma zulmettiği günden daha çetindir.
Gurer'ul-Hikem'den
* Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır.
* Adamlığın en üstün derecesi, malı mülkü esirgemeyerek kardeşleriyle geçinmesi, her hâlde onlarla eşit olmasıdır.
* İnsanların en insaflısı, kendisi hakkında bir hâkim hüküm vermeden nefsine insâf edenidir. İnsanların en fazla cevredeniyse cevrini, zulmünü adalet sayanıdır.
* İnsanın üstünlükleri birbiri ardınca gelip çatan çetin işlerde meydana çıkar.
* Dallar budaklar, çaresi yok, köklere, sebeplere dayanır, onlardan sürer, meydana gelir; onları meydana getiren sebeplere, parça buçuklara, tümlere döner ulaşır.
* Rabbin rızasını kazanmak isteyen, zulmeden buyruk sâhibine karşı adalet sözünü söylemelidir.
* İki kişi yoktur ki halkı kendisine uymaya çağırsın da, biri sapıklıkta olmasın.
* Haktan, gerçekten sonra, dalâletten başka ne vardır ki?301
* Ümitsizliğin acılığı, halka yalvarmaktan yeğdir.
* Tamah seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı.
* Yaptığı zulümlerden geçip, hakları sahiplerine vermekten daha üstün adalet olamaz.
"Nehc'ül - Belâga'dan"
* Gerçekten de noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah yoksulların geçimlerini zenginlerin mallarında takdir buyurmuştur. Hiç bir yoksul, aç kalmaz ki bir zengin onun hakkını vermiş olsun; yüce Allah da zenginlere bunu soracaktır.
* Bir evvelki gaspedilmiş bir tek taş, o evin yıkımı için rehin edilmesi demektir.
25 Zilhicct'il-Harâm 1389 Abdülbâki GÖLPINARLI
301 - "İşte gerçek Rabbiniz Allah, budur; gerçekten sonra sapıklıktan başka ne var ki? Artık nereye dönme-desiniz?" (10, Yunus, 32)
Bu metnin şerhinde azamî derecede faydalandığımız kaynaklardan "Ez-Zeria ilâ Tasânifiş-Sia" müellifi Allâme Akaa Bozorg-i Tehrânî muhammed Muhsin'in, Allah'ın rahmetine kavuştuğunu duyup üzüldük. bütün ilim âlemine başsağlığı verir, kendilerine rahmet diler, okuyuculardan Fâtiha niyâz eyleriz.


Twittear



Signing of Selim46
SELiM46
Yanıtla
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Sayfalar (3): « Önceki 1 2 3


  • Yazdırılabilir Versiyonu Görüntüle
Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)

Bölümlerimiz 1:

  • Cuma Selamı
  • Yasin Hatim
  • Dini Bölüm
  • Kültürel Bölüm
  • Raşidi Tarikatı

Bölümlerimiz 2:

  • Tasavvuf Bölümü
  • Raşid Tunca
  • PNG Resimler
  • JPG Resimler
  • GiF Resimler

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Dini Forum
  • Yukarı Çık
  • Lite (Arşiv) Modu
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 07-30-2026, 03:54 PM Türkçe Çeviri: MyBB Pro, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS