Hikmet Nedir – Nerededir?
Kar©glan'ın 11 Temmuz 2016 Vaazı
Allah, haram olanı neden yarattı ve neden yasak etti? Günah işlemeye müsade edildiği hâlde neden günah yasaklandı? Hikmet nedir, nerededir?
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا فَكَانَتْ هَبَاءً مُّنبَثًّا وَكُنتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ
Sadakallâhü'l-Azîm. Vâkıa Sûresi, 4-9. ayetler.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İzâ ruccetil ardu reccâ, ve bussetil cibâlu bessâ, fe kânet hebâen münbessâ, ve kuntum ezvâcen selâseten. Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneh. Ve ashâbul meş'emeti mâ ashâbul meş'emeh.
Meali:
“O zaman yeryüzü şiddetli bir sarsıntıyla sarsılır. Dağlar parçalanıp ufalanarak toz hâline gelir. Siz de üç sınıfa ayrılırsınız. İşte sağ ehli; ne mutlu sağ ehline! Sol ehli; ne yazık sol ehline!”
Sadakallâhü'l-Azîm. Vâkıa Sûresi, 4-9. ayetler.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الشَّيْطَانَ يَجْرِي مِنِ ابْنِ آدَمَ مَجْرَى الدَّمِ.
“Muhakkak ki şeytan, insanın damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır.”
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun Aleyh)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ شَرِبَ مُسْكِرًا مَا كَانَ لَمْ يَقْبَلِ اللهُ لَهُ صَلَاةً أَرْبَعِينَ يَوْمًا.
“Allahü Teâlâ, sarhoş eden herhangi bir şeyi içen kimsenin kırk gün namazını kabul etmez.”
(Hadis-i Şerif, Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
“Şarap ve içki bütün kötülüklerin anasıdır ve en büyük günahlardandır.”
(Hadis-i Şerif)
“İçkiden sakınınız. Zira o bütün kötülüklerin anahtarıdır.”
(Hadis-i Şerif)
“Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Yes'elûneke anil-hamri vel-meysiri, kul fîhimâ ismun kebîrun ve menâfiu lin-nâsi ve ismuhumâ ekberu min nef'ihimâ. Ve yes'elûneke mâzâ yunfikûn. Kulil-afve. Kezâlike yubeyyinullâhu lekumul-âyâti leallekum tetefekkerûn.
Meali:
“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: ‘Onlarda hem büyük günah hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ancak günahları, faydalarından daha büyüktür.’ Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. De ki: ‘İhtiyaçtan artanı.’ Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.”
Sadakallâhü'l-Azîm. Bakara Sûresi, 219. ayet.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ اللّهِ وَعَنِ الصَّلاَةِ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ
Yâ eyyühellezîne âmenû innemel-hamru vel-meysiru vel-ensâbu vel-ezlâmu ricsun min ameli'ş-şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn. İnnemâ yurîdu'ş-şeytânu en yûkia beynekumul-adâvete vel-bağdâe fil-hamri vel-meysiri ve yasuddekum an zikrillâhi ve ani's-salâti, fe hel entum müntehûn.
Meali:
“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?”
Sadakallâhü'l-Azîm. Mâide Sûresi, 90-91. ayetler.
Kaldığımız yerden yolumuza devam ediyoruz.
Geçen sohbette demiştik ki artık kötüyü ve kötülüğü, belayı ve karanlığı da anlamaya çalışma zamanıdır.
Hani bazen insan yorgun düşer de akşamı özler. “Akşam olsa da bir yorganıma sarılıp yatsam.” der. İşte bela ve karanlık da böyle düşünülebilir.
Dünya güneşe sırtını dönüp geceye doğru yöneldiğinde nasıl karanlığa giriyorsa, insanın hayatında da bazen aydınlık dönemlerin ardından sıkıntılı dönemler gelebilir.
Kuyuya kovayı sallayan zincirle boş kovayı çekmek kolaydır. Fakat kova suya daldırılıp dolduğunda, onu tekrar yukarı çekmek güç ve kuvvet ister.
Biz de sizlere zikir ve evradımızı verdik. Bu yola binen, zikri kabul eden kimse yolculuğa başlamış olur.
Bir trenin önündeki lokomotif güçlü ise arkasındaki birçok vagonu çekebilir. Fakat tren yokuşa geldiğinde daha fazla güç gerekir. Bazen de yokuş aşağı inerken arkadaki vagonların ağırlığı trenin hızlanmasına sebep olur.
Bizim bu benzetmemizde de mürşidin ve cemaatin birbirine destek olması anlatılmaktadır.
Bazen olur ki, sofilerim, zikir durur gibi olur. Üzülmeyin. Tren yokuşa geldiğinde bazen duracak gibi olabilir. Fakat Rabbim güç ve takat verirse, inşallah bu yokuşu da tırmanırız.
Bu zikir ahlâk hâlini alıncaya kadar devam etmek gerekir. Bir gün olmazsa yarın olur. Sabır rayına oturacaktır; fakat bunun için zaman gerekir.
İnsan bir inşaata başladığında tuğlanın, kumun, çimentonun, suyun ve iş gücünün yanında bir plana da ihtiyaç vardır. Bir mühendisin çizdiği plana göre hareket eden usta ve ona yardım eden işçiler gerekir.
Bir bina nasıl bir anda yapılmıyorsa, insanın mânevî inşası da bir anda tamamlanmaz.
Rabbim bize bu yolu çizmiştir. Bu yolun tamamlanması için herkesin emeğine ihtiyaç vardır.
Nitekim Hz. Nuh'a gemi yapması emredildi. Allah dileseydi gemiyi hazır olarak da verebilirdi. Fakat Nuh aleyhisselâma gemiyi yaptırdı ve yıllar süren bir hazırlık gerçekleşti.
Bu da bize gösteriyor ki Allah'ın hikmeti içinde hazırlık, emek, sabır ve çalışma vardır.
Tufanın nasıl gerçekleştiğine dair farklı yorumlar yapılabilir. Fakat bizim burada asıl dikkat çekmek istediğimiz nokta, Hz. Nuh'un önceden uyarılması, geminin hazırlanması, canlıların gemiye alınması ve ardından tufanın başlamasıdır.
Yani olayın içinde bir hazırlık ve plan vardır.
Nuh'un gemisinde aşçısından, hayvanların bakımını yapacak kişilere kadar birçok hizmete ihtiyaç olduğu gibi, bizim mânevî yolculuğumuzda da farklı kabiliyetlere sahip insanların birbirine destek olması gerekir.
Bu grup, inşallah büyük bir topluluk olacak ve yolumuz uzun olacaktır.
Şimdi tekrar başlangıçta okuduğumuz ayete dönelim.
Allah Teâlâ içki ve kumar hakkında, bazı faydalar bulunmasına rağmen günahlarının daha büyük olduğunu bildiriyor.
Buradan bizim çıkardığımız ders şudur:
Bir şeyin içinde bir fayda bulunması, onun haramlığını ortadan kaldırmaz. Bir şey yasaklanmışsa, onun yasak oluşuna riayet edilir. Fakat o şeyin yaratılışında bulunan bazı faydaları anlamaya çalışmak ayrı bir meseledir.
Meselâ alkolün bazı tıbbî ve teknik alanlarda kullanılması, içki içmenin helâl olduğu anlamına gelmez. Burada “fayda” ile “kullanım şekli” arasındaki farkı iyi anlamak gerekir.
Allah'ın yarattığı her şeyde bir hikmet bulunabilir. Biz bazen bir şeyin hikmetini görürüz, bazen göremeyiz.
Bu nedenle mümin, karşılaştığı her farklı olayda hemen hüküm vermek yerine tefekkür etmeyi öğrenmelidir.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs-semâvâti vel-ard. Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan, sübhâneke fekınâ azâben-nâr.
Meali:
“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler ve: ‘Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın. Seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru.’ derler.”
(Âl-i İmrân Sûresi, 191. ayet.)
İşte burada tefekkürün önemini görüyoruz.
Meleklerin Allah'ın emrine itaat üzere yaratıldıkları, şeytanın ise isyan ettiği anlatılır. Biz de buradan hareketle demir gibi bazı maddelerin özelliklerini sembolik olarak değerlendirebiliriz.
Demirin kolayca bükülmemesi ve dayanıklı olması, metanet kavramını düşünmemize vesile olabilir.
Fakat burada önemli olan şudur:
“Allah şeytanı neden yarattı?” sorusuna cevap verirken, bizim bilmediğimiz ilâhî hikmetlerin bulunabileceğini unutmamalıyız.
Bir şeyin hikmetini bilmiyor olmamız, o şeyde hikmet olmadığı anlamına gelmez.
Bize düşen, hikmetini anlayamadığımız meselelerde Allah'ın ilmine teslim olmaktır.
Bu sebeple yine şu ayeti hatırlıyoruz:
رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan, sübhâneke fekınâ azâben-nâr.
Meali:
“Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın. Seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru.”
(Âl-i İmrân Sûresi, 191. ayetten pasaj.)
İşte biz bu ayeti de zikrimize ve duamıza kattık ki okudukça, inşallah Rabbim hikmet pınarlarını gönüllerinize akıtsın ve acayip sandığınız bazı şeyleri anlamanızı nasip etsin.
Kuyuya zincirle kovayı saldınız, kova suya daldı ve doldu. Şimdi onu tekrar yukarı çekmeniz gerekir.
Kovayı aşağı indirmek başka, dolu kovayı yukarı çekmek başka bir güç ister.
Bizim mânevî yolculuğumuz da böyledir.
İnsan bazen sevap işleyerek aydınlığa yönelir, bazen hata ve günah sebebiyle zıt istikamete gider. Fakat önemli olan yeniden yönünü Allah'a çevirebilmektir.
Dünya da kendi hareketleriyle gece ve gündüzü, mevsimleri ve değişimleri yaşamaktadır.
İnsan da hayatında farklı hâller yaşayabilir.
Eğer insan hiç hata yapmasaydı ve hiç günah işlemese idi, insan olmanın birçok yönünü nasıl anlayacaktı?
İnsan melek değildir. İnsan hata yapabilir, günah işleyebilir, fakat tövbe edip yeniden Allah'a yönelebilir.
Rabbimiz Kur'an'da şöyle dua etmeyi öğretmektedir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
Rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
Meali:
“Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorumlu tutma.”
(Bakara Sûresi, 286. ayetten pasaj.)
İşte biz bu ayeti de zikrimize kattık ki bu ayetin ve hikmetin sırrı üzerinde düşünelim.
Eğer insanın hiç hata yapmaması Allah'ın muradı olsaydı, Kur'an'da bize böyle bir dua öğretilmesinin hikmetini nasıl anlayacaktık?
Öyleyse hikmetini bilmediğiniz meselelerde hemen hüküm vermeyin.
Nitekim Kehf Sûresi'nde Hz. Musa ile Hızır aleyhisselâmın kıssasında, Hz. Musa'nın başlangıçta hikmetini anlayamadığı bazı olaylar anlatılır.
Hızır'ın yaptığı işlerin arkasında Hz. Musa'nın o anda bilmediği sebepler vardı.
Buradan çıkan ders şudur:
Bir insan bir olayın hikmetini bilmiyor diye, o olayın bütün yönlerini bildiğini sanmamalıdır.
Peygamber bile kendisine bildirilmeyen bazı hikmetleri o anda bilemeyebilir. Bu, insanın ilminin sınırlı olduğunu gösterir.
Bu nedenle Rabbimiz şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Kutibe aleykumul-kitâlu ve hüve kurhün leküm. Ve asâ en tekrahû şey'en ve hüve hayrun leküm. Ve asâ en tuhibbû şey'en ve hüve şerrün leküm. Vallâhu ya'lemu ve entüm lâ ta'lemûn.
Meali:
“Hoşunuza gitmediği hâlde savaş size farz kılındı. Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır. Olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
Hikmetini Allah bilir, siz bilmezsiniz.
(Bakara Sûresi, 216. ayet.)
Hikmet Nedir?
Hikmet için değişik tarifler yapılmış ve farklı mânâlar verilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:
“İşleri en doğru ve en uygun biçimde yapmak.”
“Eşyanın hakikatinden bahseden ilim.”
“Eşyada gizli ilâhî sırlar ve gayeler.”
“Amelle beraber ilim.”
“Faydalı ilim ve salih amel.”
“İnsandaki akıl kuvvesinin istikamet üzere ve aşırılıklardan uzak olma mertebesi.”
İnsanoğlu faydalı ve güzel şeyleri kolayca kabul eder. Fakat zarar verdiğini düşündüğü şeyleri anlamakta zorlanabilir.
Bazı şeylerin hikmeti avamdan bir kimse tarafından hemen anlaşılmayabilir.
Meselâ yılanın zehri insan için tehlikelidir. Fakat aynı tabiatın içinde tıbbî araştırmalar açısından kullanılabilecek maddeler bulunabilir.
Burada asıl mesele, kötülüğü iyi görmek değildir. Asıl mesele, Allah'ın yarattığı şeylerde bulunan hikmeti araştırırken peşin hükümlü olmamaktır.
Hz. Davud ve Hz. Süleyman aleyhimesselâm hakkında Kur'an'da çeşitli nimetler ve özel imkânlar anlatılır. Cinlerin ve bazı varlıkların Hz. Süleyman'ın emrinde çalıştırıldığı da bildirilir.
Bu bize, Allah'ın bazı varlıkları insanın hizmetine vermesinin mümkün olduğunu gösterir.
Dolayısıyla “şeytan sadece kötüdür, onunla ilgili hiçbir hikmet düşünülemez” şeklinde düşünmek yerine, Allah'ın yaratmasındaki hikmetleri anlamaya çalışmak gerekir.
Fakat burada önemli bir sınır vardır:
Kötülüğü yapmak veya haramı işlemek caiz değildir. Hikmeti araştırmak başka, haramı işlemek başkadır.
Hz. Peygamber Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'den Hikmet Hakkında Rivayetler:
“İlim ve hikmet, müminin kaybolmuş malıdır; onu nerede bulursa alsın.”
(İbn Mâce, Zühd 15; Tirmizî, İlim 19)
“Hikmetin konuşulup yayıldığı meclis, ne güzel meclistir.”
(Dârimî, Mukaddime 28)
“Bir ilim meclisine oturup hikmetli söz dinledikten sonra, bu meclisten bahsederken işittiği şeylerin sadece kötü kısımlarını anlatan kimsenin misali, bir sürü sahibi çobana gelip: ‘Ey çoban, süründen bana bir koyun kes!’ deyince, çobanın: ‘Git, en iyisinin kulağından tut al!’ demesine rağmen gidip sürünün köpeğinin kulağından tutan adamın misalidir.”
(İbn Mâce, Zühd 15; Ahmed bin Hanbel, 2/252)
“Hikmetin başı Allah korkusudur.”
(Tirmizî; Feyzu'l-Kadîr, 3/574; Beyhakî; Deylemî; Keşfü'l-Hafâ, 1/421; İbn Merduyeh; İbn Kesîr, 1/242)
“Yalnız iki kişiye gıpta edilir: Bir adam ki Allah kendisine hikmet vermiştir; o adam bu hikmet gereğince hareket eder ve bunu başkalarına da öğretir. Bir adam ki Allah kendisine mal vermiştir; o da malını Hak yolunda harcar.”
(Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn 47, Hadis No: 267/815; Buhârî, İlim 15, Ahkâm 3, Zekât 5, İ'tisâm 13, Tevhid 45, Temennî 5; İbn Mâce, Zühd 23)
Rabbim, ahir zaman ümmetine ve Mehdi cemaatine hikmetle bakmayı, hikmetle konuşmayı, hikmetle susmayı ve hikmetle düşünmeyi nasip etsin.
Hikmetini bilemediğimiz şeyler karşısında isyan etmek yerine:
“Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan, sübhâneke fekınâ azâben-nâr.”
demeyi nasip etsin.
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
“Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdü lillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbü ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 11 Temmuz 2016 Pazartesi
Original Kar © glan
Kar©glan'ın 11 Temmuz 2016 Vaazı
Allah, haram olanı neden yarattı ve neden yasak etti? Günah işlemeye müsade edildiği hâlde neden günah yasaklandı? Hikmet nedir, nerededir?
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا فَكَانَتْ هَبَاءً مُّنبَثًّا وَكُنتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ
Sadakallâhü'l-Azîm. Vâkıa Sûresi, 4-9. ayetler.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İzâ ruccetil ardu reccâ, ve bussetil cibâlu bessâ, fe kânet hebâen münbessâ, ve kuntum ezvâcen selâseten. Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneh. Ve ashâbul meş'emeti mâ ashâbul meş'emeh.
Meali:
“O zaman yeryüzü şiddetli bir sarsıntıyla sarsılır. Dağlar parçalanıp ufalanarak toz hâline gelir. Siz de üç sınıfa ayrılırsınız. İşte sağ ehli; ne mutlu sağ ehline! Sol ehli; ne yazık sol ehline!”
Sadakallâhü'l-Azîm. Vâkıa Sûresi, 4-9. ayetler.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الشَّيْطَانَ يَجْرِي مِنِ ابْنِ آدَمَ مَجْرَى الدَّمِ.
“Muhakkak ki şeytan, insanın damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır.”
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun Aleyh)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ شَرِبَ مُسْكِرًا مَا كَانَ لَمْ يَقْبَلِ اللهُ لَهُ صَلَاةً أَرْبَعِينَ يَوْمًا.
“Allahü Teâlâ, sarhoş eden herhangi bir şeyi içen kimsenin kırk gün namazını kabul etmez.”
(Hadis-i Şerif, Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
“Şarap ve içki bütün kötülüklerin anasıdır ve en büyük günahlardandır.”
(Hadis-i Şerif)
“İçkiden sakınınız. Zira o bütün kötülüklerin anahtarıdır.”
(Hadis-i Şerif)
“Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Yes'elûneke anil-hamri vel-meysiri, kul fîhimâ ismun kebîrun ve menâfiu lin-nâsi ve ismuhumâ ekberu min nef'ihimâ. Ve yes'elûneke mâzâ yunfikûn. Kulil-afve. Kezâlike yubeyyinullâhu lekumul-âyâti leallekum tetefekkerûn.
Meali:
“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: ‘Onlarda hem büyük günah hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ancak günahları, faydalarından daha büyüktür.’ Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. De ki: ‘İhtiyaçtan artanı.’ Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.”
Sadakallâhü'l-Azîm. Bakara Sûresi, 219. ayet.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ اللّهِ وَعَنِ الصَّلاَةِ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ
Yâ eyyühellezîne âmenû innemel-hamru vel-meysiru vel-ensâbu vel-ezlâmu ricsun min ameli'ş-şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn. İnnemâ yurîdu'ş-şeytânu en yûkia beynekumul-adâvete vel-bağdâe fil-hamri vel-meysiri ve yasuddekum an zikrillâhi ve ani's-salâti, fe hel entum müntehûn.
Meali:
“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?”
Sadakallâhü'l-Azîm. Mâide Sûresi, 90-91. ayetler.
Kaldığımız yerden yolumuza devam ediyoruz.
Geçen sohbette demiştik ki artık kötüyü ve kötülüğü, belayı ve karanlığı da anlamaya çalışma zamanıdır.
Hani bazen insan yorgun düşer de akşamı özler. “Akşam olsa da bir yorganıma sarılıp yatsam.” der. İşte bela ve karanlık da böyle düşünülebilir.
Dünya güneşe sırtını dönüp geceye doğru yöneldiğinde nasıl karanlığa giriyorsa, insanın hayatında da bazen aydınlık dönemlerin ardından sıkıntılı dönemler gelebilir.
Kuyuya kovayı sallayan zincirle boş kovayı çekmek kolaydır. Fakat kova suya daldırılıp dolduğunda, onu tekrar yukarı çekmek güç ve kuvvet ister.
Biz de sizlere zikir ve evradımızı verdik. Bu yola binen, zikri kabul eden kimse yolculuğa başlamış olur.
Bir trenin önündeki lokomotif güçlü ise arkasındaki birçok vagonu çekebilir. Fakat tren yokuşa geldiğinde daha fazla güç gerekir. Bazen de yokuş aşağı inerken arkadaki vagonların ağırlığı trenin hızlanmasına sebep olur.
Bizim bu benzetmemizde de mürşidin ve cemaatin birbirine destek olması anlatılmaktadır.
Bazen olur ki, sofilerim, zikir durur gibi olur. Üzülmeyin. Tren yokuşa geldiğinde bazen duracak gibi olabilir. Fakat Rabbim güç ve takat verirse, inşallah bu yokuşu da tırmanırız.
Bu zikir ahlâk hâlini alıncaya kadar devam etmek gerekir. Bir gün olmazsa yarın olur. Sabır rayına oturacaktır; fakat bunun için zaman gerekir.
İnsan bir inşaata başladığında tuğlanın, kumun, çimentonun, suyun ve iş gücünün yanında bir plana da ihtiyaç vardır. Bir mühendisin çizdiği plana göre hareket eden usta ve ona yardım eden işçiler gerekir.
Bir bina nasıl bir anda yapılmıyorsa, insanın mânevî inşası da bir anda tamamlanmaz.
Rabbim bize bu yolu çizmiştir. Bu yolun tamamlanması için herkesin emeğine ihtiyaç vardır.
Nitekim Hz. Nuh'a gemi yapması emredildi. Allah dileseydi gemiyi hazır olarak da verebilirdi. Fakat Nuh aleyhisselâma gemiyi yaptırdı ve yıllar süren bir hazırlık gerçekleşti.
Bu da bize gösteriyor ki Allah'ın hikmeti içinde hazırlık, emek, sabır ve çalışma vardır.
Tufanın nasıl gerçekleştiğine dair farklı yorumlar yapılabilir. Fakat bizim burada asıl dikkat çekmek istediğimiz nokta, Hz. Nuh'un önceden uyarılması, geminin hazırlanması, canlıların gemiye alınması ve ardından tufanın başlamasıdır.
Yani olayın içinde bir hazırlık ve plan vardır.
Nuh'un gemisinde aşçısından, hayvanların bakımını yapacak kişilere kadar birçok hizmete ihtiyaç olduğu gibi, bizim mânevî yolculuğumuzda da farklı kabiliyetlere sahip insanların birbirine destek olması gerekir.
Bu grup, inşallah büyük bir topluluk olacak ve yolumuz uzun olacaktır.
Şimdi tekrar başlangıçta okuduğumuz ayete dönelim.
Allah Teâlâ içki ve kumar hakkında, bazı faydalar bulunmasına rağmen günahlarının daha büyük olduğunu bildiriyor.
Buradan bizim çıkardığımız ders şudur:
Bir şeyin içinde bir fayda bulunması, onun haramlığını ortadan kaldırmaz. Bir şey yasaklanmışsa, onun yasak oluşuna riayet edilir. Fakat o şeyin yaratılışında bulunan bazı faydaları anlamaya çalışmak ayrı bir meseledir.
Meselâ alkolün bazı tıbbî ve teknik alanlarda kullanılması, içki içmenin helâl olduğu anlamına gelmez. Burada “fayda” ile “kullanım şekli” arasındaki farkı iyi anlamak gerekir.
Allah'ın yarattığı her şeyde bir hikmet bulunabilir. Biz bazen bir şeyin hikmetini görürüz, bazen göremeyiz.
Bu nedenle mümin, karşılaştığı her farklı olayda hemen hüküm vermek yerine tefekkür etmeyi öğrenmelidir.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs-semâvâti vel-ard. Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan, sübhâneke fekınâ azâben-nâr.
Meali:
“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler ve: ‘Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın. Seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru.’ derler.”
(Âl-i İmrân Sûresi, 191. ayet.)
İşte burada tefekkürün önemini görüyoruz.
Meleklerin Allah'ın emrine itaat üzere yaratıldıkları, şeytanın ise isyan ettiği anlatılır. Biz de buradan hareketle demir gibi bazı maddelerin özelliklerini sembolik olarak değerlendirebiliriz.
Demirin kolayca bükülmemesi ve dayanıklı olması, metanet kavramını düşünmemize vesile olabilir.
Fakat burada önemli olan şudur:
“Allah şeytanı neden yarattı?” sorusuna cevap verirken, bizim bilmediğimiz ilâhî hikmetlerin bulunabileceğini unutmamalıyız.
Bir şeyin hikmetini bilmiyor olmamız, o şeyde hikmet olmadığı anlamına gelmez.
Bize düşen, hikmetini anlayamadığımız meselelerde Allah'ın ilmine teslim olmaktır.
Bu sebeple yine şu ayeti hatırlıyoruz:
رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan, sübhâneke fekınâ azâben-nâr.
Meali:
“Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın. Seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru.”
(Âl-i İmrân Sûresi, 191. ayetten pasaj.)
İşte biz bu ayeti de zikrimize ve duamıza kattık ki okudukça, inşallah Rabbim hikmet pınarlarını gönüllerinize akıtsın ve acayip sandığınız bazı şeyleri anlamanızı nasip etsin.
Kuyuya zincirle kovayı saldınız, kova suya daldı ve doldu. Şimdi onu tekrar yukarı çekmeniz gerekir.
Kovayı aşağı indirmek başka, dolu kovayı yukarı çekmek başka bir güç ister.
Bizim mânevî yolculuğumuz da böyledir.
İnsan bazen sevap işleyerek aydınlığa yönelir, bazen hata ve günah sebebiyle zıt istikamete gider. Fakat önemli olan yeniden yönünü Allah'a çevirebilmektir.
Dünya da kendi hareketleriyle gece ve gündüzü, mevsimleri ve değişimleri yaşamaktadır.
İnsan da hayatında farklı hâller yaşayabilir.
Eğer insan hiç hata yapmasaydı ve hiç günah işlemese idi, insan olmanın birçok yönünü nasıl anlayacaktı?
İnsan melek değildir. İnsan hata yapabilir, günah işleyebilir, fakat tövbe edip yeniden Allah'a yönelebilir.
Rabbimiz Kur'an'da şöyle dua etmeyi öğretmektedir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
Rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
Meali:
“Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorumlu tutma.”
(Bakara Sûresi, 286. ayetten pasaj.)
İşte biz bu ayeti de zikrimize kattık ki bu ayetin ve hikmetin sırrı üzerinde düşünelim.
Eğer insanın hiç hata yapmaması Allah'ın muradı olsaydı, Kur'an'da bize böyle bir dua öğretilmesinin hikmetini nasıl anlayacaktık?
Öyleyse hikmetini bilmediğiniz meselelerde hemen hüküm vermeyin.
Nitekim Kehf Sûresi'nde Hz. Musa ile Hızır aleyhisselâmın kıssasında, Hz. Musa'nın başlangıçta hikmetini anlayamadığı bazı olaylar anlatılır.
Hızır'ın yaptığı işlerin arkasında Hz. Musa'nın o anda bilmediği sebepler vardı.
Buradan çıkan ders şudur:
Bir insan bir olayın hikmetini bilmiyor diye, o olayın bütün yönlerini bildiğini sanmamalıdır.
Peygamber bile kendisine bildirilmeyen bazı hikmetleri o anda bilemeyebilir. Bu, insanın ilminin sınırlı olduğunu gösterir.
Bu nedenle Rabbimiz şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Kutibe aleykumul-kitâlu ve hüve kurhün leküm. Ve asâ en tekrahû şey'en ve hüve hayrun leküm. Ve asâ en tuhibbû şey'en ve hüve şerrün leküm. Vallâhu ya'lemu ve entüm lâ ta'lemûn.
Meali:
“Hoşunuza gitmediği hâlde savaş size farz kılındı. Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır. Olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
Hikmetini Allah bilir, siz bilmezsiniz.
(Bakara Sûresi, 216. ayet.)
Hikmet Nedir?
Hikmet için değişik tarifler yapılmış ve farklı mânâlar verilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:
“İşleri en doğru ve en uygun biçimde yapmak.”
“Eşyanın hakikatinden bahseden ilim.”
“Eşyada gizli ilâhî sırlar ve gayeler.”
“Amelle beraber ilim.”
“Faydalı ilim ve salih amel.”
“İnsandaki akıl kuvvesinin istikamet üzere ve aşırılıklardan uzak olma mertebesi.”
İnsanoğlu faydalı ve güzel şeyleri kolayca kabul eder. Fakat zarar verdiğini düşündüğü şeyleri anlamakta zorlanabilir.
Bazı şeylerin hikmeti avamdan bir kimse tarafından hemen anlaşılmayabilir.
Meselâ yılanın zehri insan için tehlikelidir. Fakat aynı tabiatın içinde tıbbî araştırmalar açısından kullanılabilecek maddeler bulunabilir.
Burada asıl mesele, kötülüğü iyi görmek değildir. Asıl mesele, Allah'ın yarattığı şeylerde bulunan hikmeti araştırırken peşin hükümlü olmamaktır.
Hz. Davud ve Hz. Süleyman aleyhimesselâm hakkında Kur'an'da çeşitli nimetler ve özel imkânlar anlatılır. Cinlerin ve bazı varlıkların Hz. Süleyman'ın emrinde çalıştırıldığı da bildirilir.
Bu bize, Allah'ın bazı varlıkları insanın hizmetine vermesinin mümkün olduğunu gösterir.
Dolayısıyla “şeytan sadece kötüdür, onunla ilgili hiçbir hikmet düşünülemez” şeklinde düşünmek yerine, Allah'ın yaratmasındaki hikmetleri anlamaya çalışmak gerekir.
Fakat burada önemli bir sınır vardır:
Kötülüğü yapmak veya haramı işlemek caiz değildir. Hikmeti araştırmak başka, haramı işlemek başkadır.
Hz. Peygamber Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'den Hikmet Hakkında Rivayetler:
“İlim ve hikmet, müminin kaybolmuş malıdır; onu nerede bulursa alsın.”
(İbn Mâce, Zühd 15; Tirmizî, İlim 19)
“Hikmetin konuşulup yayıldığı meclis, ne güzel meclistir.”
(Dârimî, Mukaddime 28)
“Bir ilim meclisine oturup hikmetli söz dinledikten sonra, bu meclisten bahsederken işittiği şeylerin sadece kötü kısımlarını anlatan kimsenin misali, bir sürü sahibi çobana gelip: ‘Ey çoban, süründen bana bir koyun kes!’ deyince, çobanın: ‘Git, en iyisinin kulağından tut al!’ demesine rağmen gidip sürünün köpeğinin kulağından tutan adamın misalidir.”
(İbn Mâce, Zühd 15; Ahmed bin Hanbel, 2/252)
“Hikmetin başı Allah korkusudur.”
(Tirmizî; Feyzu'l-Kadîr, 3/574; Beyhakî; Deylemî; Keşfü'l-Hafâ, 1/421; İbn Merduyeh; İbn Kesîr, 1/242)
“Yalnız iki kişiye gıpta edilir: Bir adam ki Allah kendisine hikmet vermiştir; o adam bu hikmet gereğince hareket eder ve bunu başkalarına da öğretir. Bir adam ki Allah kendisine mal vermiştir; o da malını Hak yolunda harcar.”
(Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn 47, Hadis No: 267/815; Buhârî, İlim 15, Ahkâm 3, Zekât 5, İ'tisâm 13, Tevhid 45, Temennî 5; İbn Mâce, Zühd 23)
Rabbim, ahir zaman ümmetine ve Mehdi cemaatine hikmetle bakmayı, hikmetle konuşmayı, hikmetle susmayı ve hikmetle düşünmeyi nasip etsin.
Hikmetini bilemediğimiz şeyler karşısında isyan etmek yerine:
“Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan, sübhâneke fekınâ azâben-nâr.”
demeyi nasip etsin.
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
“Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdü lillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbü ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 11 Temmuz 2016 Pazartesi
Original Kar © glan
SELiM46

