• Portal Hakkalyakin Board Portal
  • Forum Hakkalyakin Board Forum
  • Search Search
  • Help Community >
    • Forum Statistics Forum Statistics
    • Forum Team Forum Team
  • Calendar Calendar
  • Members JAMPS Members
  • Support Support >
  • Linkler Linkler>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Dini Forum
ANASAYFA -- FORUMUMUZA ÜYE OL -- ÜYE GiRiSi YAP

Dini Forum > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 5
Son Üye» Son Üye Ahmed
Toplam Konular» Toplam Konular 2,152
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 2,406

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



VASİYET VE SOFRA
VASİYET VE SOFRA

22.04.2012 Pazar

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın. Siz doğru yolda olduktan sonra sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O size, yapmakta olduklarınızı haber verecektir." (Mâide Suresi, 105)
Sadakallahül'azîm.

"İsa bin Meryem, 'Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın' diye dua etti." (Mâide Suresi, 114)
Sadakallahül'azîm.

Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ, Nebiyyil-Murtazâ.
Allahümme salli alâ Îsâ Nebiyyil-Müctebâ.
Ve sellim alel-Havâriyyîne Cennetül-Müjdebâ.
Allahümme salli alâ sâhibiz-zemzem İsmâîl aleyhisselâm.
Allahümme salli alâ sâhibis-sofra Îsâ aleyhisselâm.
Allahümme salli alâ sâhibi mâil-hayât seyyidinâ Hızır aleyhisselâm.
Allahümme salli alâ sâhibil-Burâk men hüve lehül-mirâc, hüve seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedün Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem.

YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ

Bugünkü sohbetimizde iki önemli konuyu; vasiyeti ve Hz. Îsâ’nın (a.s.) duasında zikredilen “sofra” nimetini tefekkür edeceğiz.

VASİYET: BİR FARZ VE BİR EMANET

Kıymetli kardeşlerim,
İslam dininde vasiyet etmek, kişinin üzerine düşen önemli bir görevdir. Kişi, sahip olduğu mal varlığını, borçlarını ve cenazesi ile ilgili arzularını ölmeden önce bir vasiyetname ile düzenlemelidir. Bu, hem dinî bir emirdir hem de toplumsal huzur ve ailevi kavgaların önüne geçmek için büyük bir hikmettir.

Vasiyet, iki adil şahit huzurunda yazılır veya sözlü olarak belirtilir. Böylece kişi vefat ettikten sonra mirasçılar, vasiyete uygun hareket ederek hem dinî bir vecibeyi yerine getirmiş hem de olası anlaşmazlıkları önlemiş olurlar. Vasiyet bırakmamak, miras konusunda mahkemelere intikal eden uzun ve yorucu davalara, aile içi çekişmelere ve malların heba olmasına sebep olabilir.

Bu sebeple, her mümin, ölümü hatırlayarak ve ahiret yolculuğuna hazırlıklı olarak vasiyetini yazmalı, borçlarını ve haklarını belgelemelidir. Bu, Rabbimizin emri olduğu gibi, geride kalanlara bırakılan bir rahmet ve merhamet vesilesidir.

İslam miras hukuku, adalet ve hikmet üzere kuruludur. Bu hukuka riayet etmek, her müminin görevidir. Vasiyet yazarken de bu ilkelere uyulmalıdır.

SALİH (A.S.) VE EMANET ŞUURU

Hz. Salih (a.s.) kıssası, emanet bilincini ve vasiyete riayeti bize hatırlatır. Onun devesi, Allah'ın bir mucizesi ve bir imtihan vesilesiydi. Kavmi bu deveye haksız yere kıydığında helak ile cezalandırıldı. Bu kıssa, Allah'ın emanetine ve peygamberlerin vasiyetine ihanetin ne büyük bir felaket getirdiğini gösterir.

Bugün bizler de hayatımızda pek çok emanet taşıyoruz. Malımız, ailemiz, çocuklarımız, dinimiz, vatanımız... Hepsi birer emanettir. Bu emanetlere hakkıyla sahip çıkmak, onları korumak ve gerektiğinde sahiplerine teslim etmek müminin vasfıdır. Salih (a.s.)’ın devesine sahip çıkma sorumluluğu gibi, bizler de üzerimizdeki her emanetin hakkını vermeliyiz.

SOFRA: RIZIK, NİMET VE ŞÜKÜR

Hz. Îsâ (a.s.)’ın duasında geçen “sofra”, bize rızkın Allah’tan olduğunu, O’nun lütuf ve kereminin genişliğini hatırlatır. Sofra, sadece yemekten ibaret değildir. O, bir toplanma, paylaşma, şükretme ve bayram etme vesilesidir.

Allah Teâlâ, gökten indirdiği bu sofrayı bir mucize olarak bahşetmişti. Bugün bizler de her gün önümüze serilen sayısız nimet sofralarıyla karşı karşıyayız. Sağlık, afiyet, güvenlik, aile, iman… Bunların her biri, Allah’ın bize ikram ettiği birer sofradır.

Ancak insanoğlu, nimetler içinde yüzerken çoğu zaman şımarmakta, nankörlük etmekte ve asıl nimeti vereni unutmaktadır. Oysa mümin, her lokmada Allah’ın adını anar, rızkı O’ndan bilir ve elde ettiği nimetleri O’nun yolunda, helal dairede kullanır.

Soframız, aynı zamanda bir paylaşma ve merhamet yeridir. Yoksulu, komşuyu, misafiri soframıza davet etmek, müminin şiarıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Bir kişilik yemek iki kişiye, iki kişilik yemek dört kişiye yeter” buyurarak paylaşmanın bereketine işaret etmiştir.

SÖZÜN VE NİYETİN EHEMMİYETİ

Bir diğer önemli husus, sözümüze ve niyetimize dikkat etmektir. Söz, bazen sahibini cennete ulaştırır, bazen de zindanlara düşürür. Yusuf (a.s.), Züleyha’nın teklifine karşı “Rabbim! Zindan bana, beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir” diyerek sözünü ve iffetini korumuştu.

Niyet ise, amellerimizin ruhu ve kıblesidir. Bir namaz, hangi vaktin farzına niyet edilerek kılınıyorsa, o vaktin namazı olur. İmama uymak isteyen kimse, hem vakte hem de imama uymaya niyet etmelidir. Bu, ibadetlerimizin kabulü için olmazsa olmaz bir şarttır.

Günlük hayatımızda da her işe besmele ve salih bir niyetle başlamalıyız. Yemeğimizi yerken, işimize giderken, ailemizle konuşurken… Her anımızı Allah rızası için yaşamaya gayret etmeliyiz. Niyet, sıradan davranışları ibadete dönüştüren sihirli bir anahtardır.

SONUÇ VE DUALAR

Kardeşlerim,
Bugün vasiyet ve sofra konularını konuştuk. Vasiyet, ölümü hatırlayıp ahirete hazırlanmanın; sofra ise, nimetleri görüp şükretmenin bir sembolüdür. İkisi de müminin dünya ve ahiret dengesini kurmasına yardım eder.

Rabbimiz, bize ölümü ve ahireti unutturmasın. Vasiyetimizi yazmayı, emanetlerimizi yerine getirmeyi nasip etsin. Sofralarımızı bereketli, rızkımızı helal, şükrümüzü bol eylesin. Sözlerimizi hikmetli, niyetlerimizi halis kılsın.

Bizi, Salih (a.s.) gibi emanete sadık, Îsâ (a.s.) gibi dua ehli, Yusuf (a.s.) gibi iffetli, Muhammed Mustafâ (s.a.v.) gibi ümmetine şefkatli kullarından eylesin. Âmin.

El-Fâtiha.

Başağaçlı Raşit Tunca

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
HIZIR VE İLYAS PEYGAMBERLER, GÖĞÜS MESAFESİ VE SABIR
HIZIR VE İLYAS PEYGAMBERLER, GÖĞÜS MESAFESİ VE SABIR

29.04.2012 Pazar

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

"İnsana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır, sonra onu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör bir kimse oluverir. (9) Kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırsak, 'Kötülükler benden gitti' der. Çünkü o, şımarık ve kibirlidir. (10) Ancak (musibetlere) sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlara bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. (11) Belki de sen, 'Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi!' demelerinden ötürü sana vahyolunan âyetlerin bir kısmını (tebliğ etmeyi) terk edeceksin ve bu yüzden içinde bir sıkıntı duyacaksın. (İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekîldir." (12)
Sadakallahül'azîm. (Hûd Suresi, 9-12)

Allahümme salli alâ seyyidil kâinât,
edîbi hayât, sâhibu zamâni's-saâdet,
saâdeti sevdâyi muhabbet,
dört mevsimde ezhârı nebâtât.
Ve sellim alâ seyyidinâ Hızır, İlyâs, Mûsâ ve Yûşa.
Aleyhimüsselâtü vesselâm.

YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ

Yolculuğumuz Hıdırellez gününe yaklaşırken, bu iki mübarek zatı, Hızır ve İlyas (aleyhimesselam) peygamberleri tefekkür ediyoruz. Rivayetlerde onların hayat suyu içmiş, ölümsüzlüğe mazhar olmuş ve Allah'ın özel lütfuna erişmiş kulları olduğu belirtilir. Onlar, Allah'ın rahmetinin ve sonsuz kudretinin birer sembolüdür.

Tefekkür edelim ki, insan bedeni de kâinatın bir özeti gibidir. Her uzvun ve her ölçünün bir hikmeti vardır. Göğüs kafesimiz, kalbimizi ve ruhumuzu koruyan bir kalkan gibidir. İki göğsümüz arasındaki mesafe, bir ölçüyü ve dengeyi temsil eder. Namazda, ezan okurken veya kamet getirirken kıbleye yönelmek, kalbimizi ve bedenimizi tek bir hakikate yöneltmektir. Bu yöneliş, ruhumuzun da istikametini tayin eder.

Ezan okunurken "hayye ale's-salâh" ve "hayye ale'l-felâh" derken yapılan hafif meyiller, manevi bir hazırlık ve yönelişi ifade eder. Sanki ruhumuz, ilâhî çağrıya uyarak ebedî kurtuluşa doğru bir adım atar. Bu hareketler, bedenin ve ruhun birlikte hareket ettiği, ibadetin bir bütün olduğunu gösteren inceliklerdir.

Hızır (a.s.), hayat ve dirilişin; İlyas (a.s.) ise dua ve bereketin sembolüdür. Bu iki peygamber, Allah'ın rahmetinin dünyadaki tecellilerindendir. Onların hikmetli hayatlarından öğreneceğimiz çok şey vardır.

SABIR, ŞÜKÜR VE İMTİHAN

Başta okuduğumuz ayetler, insanın nimet ve musibet karşısındaki halini çok güzel özetliyor. Nimet verildiğinde şımarmak, alındığında ümitsizliğe düşmek, insanın zayıf bir karaktere sahip olduğunu gösterir. Mümin ise, her iki halde de sabreder, şükreder ve Allah'a güvenir.

Hz. Ömer'in (r.a.) İslam'la şereflenmesi, bir sabır ve hidayet örneğidir. O, celaletiyle bilinen bir kişi iken, Kur'an'ın hakikatine teslim olmuş ve İslam'ın en güçlü savunucularından biri haline gelmiştir. Bu, Allah'ın dilediğine hidayet verdiğinin ve kalpleri nasıl değiştirdiğinin en açık delillerindendir.

Önemli olan, nimetler karşısında şımarmamak, zorluklar karşısında ise ümitsizliğe kapılmamaktır. Gerçek kurtuluş, sabırla ve salih amellerle Allah'a yönelmektir. Hızır ve İlyas peygamberlerin hayatı da bize bu sabrı ve teslimiyeti öğretir.

TESETTÜR VE HAYÂ

Kıymetli kardeşlerim,
İslam, hayâ ve edep dinidir. Setr-i avret, yani vücudun mahrem yerlerini örtmek, her mümmin ve müminenin üzerine farzdır. Bu, sadece bir örtünme meselesi değil, Allah'a karşı bir saygı, topluma karşı bir edep ve nefse karşı bir korunmadır.

Allah (c.c.), yarattığı her şeyi bir örtü ve koruma içinde yaratmıştır. Meyveler kabuklu, çiçekler yapraklı, gökyüzü atmosferle kuşatılmıştır. İnsan, bu kâinatın en şerefli varlığı olarak, kendisine bahşedilen bedenini korumak ve onu haram bakışlardan saklamakla yükümlüdür.

Tesettür, imanın bir tezahürüdür. Kadın için başörtüsü, elbise ve iç giyim şeklinde bir koruma; erkek için de en azından avret mahallini örten ve mütevazı bir kıyafet bir zarurettir. Bu, takvanın bir gereğidir. Takva elbisesi, müminin hem dünyada hem de ahirette en değerli giysisidir.

ÖLÜM VE AHİRET BİLİNCİ

İlyas (a.s.)'ın cenneti görme arzusu, bize ahiret bilincini ve ölüm ötesi hayata olan özlemi hatırlatır. Mümin, dünyanın geçici zevklerine kapılmaz. Asıl ve ebedî olan ahiret yurdunu düşünür, oraya hazırlanır. Ölüm, bir son değil, hakiki hayata bir başlangıçtır.

Ölümden korkmak yerine, ona hazırlıklı olmak gerekir. Bunun yolu, Allah'ın emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak, salih ameller işlemek ve her daim O'na sığınmaktır. Hz. Zekeriyyâ'nın duası gibi, "Rabbim! Beni tek (çocuksuz) bırakma. Sen, mirasçıların en hayırlısısın" diyerek, hem dünya hem de ahiret için hayırlı nesiller yetiştirmeyi dilemeliyiz.

SONUÇ VE DUALAR

Kardeşlerim,
Bugün Hızır ve İlyas peygamberleri, sabrı, şükrü, tesettürü ve ahiret bilincini tefekkür ettik. Unutmayalım ki, hayat bir imtihandır. Nimetlerle sınanırız, musibetlerle terbiye oluruz. Asıl olan, her halükârda Allah'a kul olabilmek, O'nun rızasını kazanmaktır.

Rabbimiz, bize Hızır gibi bir hayat bereketi, İlyas gibi bir dua kabulü nasip eylesin. Ömrümüzü salih amellerle süslesin. Bizi, öfkelendiğimizde öfkemize hâkim olan, nimetlendiğimizde şükreden, musibetlendiğimizde sabreden kullarından eylesin. Tesettürümüzü takvamızın bir nişanesi kılsın. Ölümümüzü ve ahiretimizi hayırlı eylesin.

Dualarımızı kabul et, ya Rabbi! Bizleri, peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yolundan ayırma. Bize katından bir rahmet, bir bereket ve bir mağfiret lütfeyle.

El-Fâtiha.

Başağaçlı Raşit Tunca

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
KISIRLIK VE ÇARELERİ, SABIR VE ÇARELERİ
KISIRLIK VE ÇARELERİ, SABIR VE ÇARELERİ

06.05.2012 Pazar HIDRELLEZ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Fe men ya’mel miskâle zerratin hayran yerah. Ve men ya’mel miskâle zerratin şerren yerah." (Zilzâl Suresi, 7-8)
"Lâ tuhricûhunne min büyûtihinne ve lâ yahrucne illâ en ye’tîne bi fâhişetin mubeyyinetin. Tilke hudûdullâh. Ve men yeteadde hudûdallâhi fe kad zaleme nefseh." (Talâk Suresi, 1)
Sadakallahül’azîm.

Allahümme salli alâ Muhammedin nebiyyi ve ezvâcihî ümmehâtîl mü’minîne ve zürriyetihî ehli beytihî kemâ salleyte alâ seyyidinâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.
Allahümme salli alâ Âdeme ebül’beşeri ve alâ Havvâe ümmil’beşer.
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ ezvâcihî Haticete ve Âişete kemâ salleyte ve rahimte alâ seyyidinâ Âdeme ve Havvâe innehumâ istagferâke ve tâbâ ileyk. Ve inneke Gafûrun Kerîm, Tevvâbun Rahîm.

YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ

Geçen vaazımızda bir tefekkür sorusu sormuştuk: "Kâinatın haritası olan insan bedeninde, sağda iki, solda bir olan nedir?" Bu soruyu açıklarken, yaratılış hikmetlerini anlatmaya çalışmıştık. Unutmayalım ki, insan mükemmel ve ince bir şekilde yaratılmıştır. Her uzvun ve her sistemin bir hikmeti vardır.

Cenâb-ı Hak, Hz. Meryem'den Hz. İsa'yı babasız olarak yaratmakla, kadının yaratılış potansiyeline bir işaret buyurmuştur. Hz. Havvâ validemizin ise Hz. Âdem'den yaratılması, insanlığın başlangıcındaki bu beraberliği ve tek bir özden geldiğimizi hatırlatır. Bu konular, yaratılışın mucizesini ve Rabbimizin kudretini anlamak için birer tefekkür kapısıdır. Modern bilimin klonlama gibi çalışmaları, aslında bu ilâhî yaratılış kudretinin bir yansıması ve insanoğluna bahşedilen ilmin küçük bir tezahürüdür.

Bu noktada önemli olan, kâinatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını, her şeyin bir ölçü ve hikmetle yaratıldığını idrak etmektir. İnsan, bu hikmetler karşısında tefekkür etmeli ve Yaratıcı'ya olan şükrünü artırmalıdır.

Kısırlık meselesine gelince; bu, birçok insanın imtihanı ve üzüntüsü olabilir. Ancak şunu bilmeliyiz ki, Rabbimizin yaratma ve verme kudreti sınırsızdır. Hz. Zekeriyyâ'nın duası bize bir ışık tutar: "Rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrül vârisîn." (Meryem Suresi, 5) Yani, "Rabbim! Beni çocuk bırakma, sen varislerin en hayırlısısın."

Bu dua, bize teslimiyet ve umudu öğretir. Her türlü imkân ve sebep tükendiğinde bile, asıl güç ve çare O'ndadır. Tıbbî çözümler birer sebeptir; asıl şifayı ve çocuğu veren ise Allah'tır. Bu konuda ümitsizliğe kapılmak yerine, dua etmeli, tıbbî imkânları değerlendirmeli ve her şeyden önce Rabbimize sığınmalıyız. O'nun lütfu ve rahmeti geniştir.

SABIR VE ÖFKE KONTROLÜ

Bir diğer önemli konu ise sabır ve öfke kontrolüdür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Güçlü kişi, insanları güreşte yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olandır."

Öfke, insanın tabiatında olan bir duygudur. Ancak onu kontrol etmek, İslâm ahlakının gereğidir. Öfkeyi yatıştırmanın birçok yolu vardır. Bunlardan bazıları; namaz kılmak, dua etmek, abdest almak, derin nefes alıp vermek, sakinleşmek için ortam değiştirmek veya Allah'ı zikretmektir.

Geleneğimizde, insanı sakinleştiren ve sabrı öğreten bazı meşguliyetler vardır. Bahçıvanlık, toprakla uğraşmak, bir canlıya veya bitkiye bakmak, insan ruhunu dinlendirir ve sabrı artırır. Hayvan derisini işlemek (tabaklamak) gibi sabır ve emek gerektiren işler de nefsi terbiye eden uğraşlardandır.

Asıl olan, hayatın her alanında dengeli, sabırlı, şefkatli ve merhametli olabilmektir. Zorluklarla karşılaştığımızda, bizi terbiye eden bu imtihanlara karşı rıza göstermeye çalışmak, mümince bir tavırdır.

SONUÇ VE DUALAR

Kıymetli kardeşlerim,
Bugün kısırlık, sabır, öfke kontrolü gibi konular üzerinde durduk. Unutmayalım ki, her zorluk bir imtihan, her imtihan ise derecemizi yükselten ve bizi olgunlaştıran bir fırsattır. Sıkıntılar karşısında yapılacak en doğru şey, sabretmek, sebeplere sarılmak ve sonra da Rabbimize yalvarıp dua etmektir.

Hz. Zekeriyyâ'nın duasını kendimize rehber edinelim:
Rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrül vârisîn.
"Rabbim! Beni tek (çocuksuz) bırakma! Sen, mirasçıların en hayırlısısın." (Meryem Suresi, 5)

Ayrıca, Hızır (a.s.)'ın Allah'ın isimleriyle yapılan şu duası gibi dualarla da Allah'a yönelelim:
Sübhâneke entallâhu hayrur râzikıyn.
Sübhâneke entallâhu hayrül vârisıyn.
Sübhâneke entallâhu hayrül fâtırıyn...

Rabbimiz, dualarımızı kabul eden, sıkıntılarımızı çözendir. O, her duayı işitir, her derde deva verir. Bizlere sabır, şükür ve rıza duygusu nasip eylesin. Evlatlarımızı ve her türlü nimeti bize hayırlı kılsın. Öfkemizi kontrol etmeyi, nefsimizi terbiye etmeyi ve her daim O'na sığınmayı nasip eylesin.

Vedâ duamız, Peygamber Efendimiz'e salât ve selam olsun:
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.

El-Fâtiha.

Başağaçlı Raşit Tunca

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
Berat Kandiliniz Mübarek Olsun V020220260406
   


Berat Kandiliniz Mübarek Olsun V020220260406
Read More Read More / Comment Comment
Euzu Besmele Duasının  Yazılışı Okunuşu Anlamı Arapçası ve Fazileti
Euzu Besmele Duasının  Yazılışı Okunuşu Anlamı Arapçası ve Fazileti

Eûzü besmele nedir? Eûzü besmele getirmenin faydası ve fazileti nedir? İstiaze ve beslemeyi niçin getiriyoruz? Eûzü besmelenin anlamı, yazılışı, okunuşu ve Arapçası...
“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım” deriz. Bu sözü söylemeye “istiâze” denilir. “Eûzü”, sığınırım, emân dilerim, yardım taleb ederim, gibi anlamlara gelir. “İstiâze”, Kur’an okumaya başlamadan önce olmalıdır. Zira âyetteki “Kur’an okuduğun zaman” sözü, “Kur’an okumak istediğin zaman” mânasına gelir. (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, I, 3)
İslâm’ın varlık, bilgi ve değere bakışını şekillendiren besmele, kulluk bilinciyle hayatı anlamlandırır.Müslüman besmele çekmekle, “Kendi adıma veya başka bir varlık adına değil, sadece Allah Teâlâ adına, O’nun rızasını kazanmak umuduyla ve O’nun izni çerçevesinde bu işi yapmaya başlıyorum.” demiş olur.

EÛZÜ BESMELE

Eûzü Besmele Arapçası:

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Eûzü Besmele Okunuşu: “Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm.”
Eûzü Besmele Anlamı: “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile..”

İSTİÂZE NEDİR?

İstiaze (Eûzü Arapçası):

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

İstiaze (Eûzü Okunuşu):: “Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm.”
İstiaze (Eûzü Anlamı):: “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.”

İstiaze Neden Okunur?

Nahl sûresindeki:

فَاِذَا قَرَاْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ

“Kur’an okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan hemen Allah’a sığın!” (Nahl 16/98) emri gereğince Kur’ân-ı Kerîm okumaya başlarken:

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ

“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım” deriz. Bu sözü söylemeye “istiâze” denilir. “Eûzü”, sığınırım, emân dilerim, yardım taleb ederim, gibi anlamlara gelir.
Cebrâil (a.s.)’in Peygamber Efendimiz’e getirdiği şeylerin ilki istiâze, besmele ve “Yaratan Rabbının adıyla oku!” (Alak 96/1) meâlindeki  âyetidir.
“İstiâze”, Kur’ân okumaya başlamadan önce olmalıdır. Zira ayetteki “Kur’ân okuduğun zaman” sözü, “Kur’ân okumak istediğin zaman” mânasına gelir. (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, I, 3)
“İstiâze”, huzûra girmek için kapıyı vurup izin istemeye benzer. Kur’ân okumak isteyen kimse, Allah Teâlâ ile konuşmaya başlayacağından, kendini ilgilendirmeyen konulardan uzak kalmalı, dedikodu, çekiştirme ve iftira gibi günah kirlerinden dilini temizlemelidir. Dilin, bu tür kirlerden temizlenmesi ise ancak “eûzü” çekmekle yani bunların tümünden Allah’a sığınmakla mümkün olabilir.
“İstiâze”, Allah’a yaklaşmak için mühim bir vesîle, O’ndan hakkıyla korkanlar için bulunmaz bir sığınak, günahkârlara tutamak, helâke uğramış olanlara barınak, âşıklara gönül aydınlığıdır.
İstiâze, Rabb ile kul arasında bir sözleşmedir. Allah Teâlâ: “Siz bana olan sözünüzü tutun ki, ben de size olan sözümü tutayım” (Bakara 2/40) buyurmaktadır. Sanki kul “Eûzü” çekerken, “Allahım, ben bir insan olarak noksanlarımla birlikte kulluk sözümü yerine getirdim; sana sığındım ve senden bağışlanma diliyorum. Sen ise iyilik ve ikramda kemâl sahibisin. Şanına yakışan, rabbim olarak bana verdiğin sözü yerine getirerek beni koruman ve himâyene almandır” demektedir. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, I, 85-86)
Allah’a sığınmak, yaratılandan Yaratan’a, halktan Hakk’a dönmektir. Her türlü iyiliği elde eedip her türlü kötülükten uzaklaşma kastıyla hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah’a yöneliştir. Böyle bir şuurla yapılan istiâzede “Allah’a koşun!” (Zâriyât 51/50) âyetinin sırrı tecellî eder. Ayrıca istiâze, kulun Cenâb-ı Hakk’a yakın olabilmek için acizliğini anlamaktan başka yol olmadığını bilmesidir. Acziyeti hissetmek ise mânevî makamların sonuncusudur.
“Allah” lâfz-ı celâli kelime yapısı itibariyle türemiş değildir. Çünkü bu kelimenin aslına vakıf olmak ve ne mânaya geldiğini tam olarak bilmek mümkün değildir. Nitekim İmam Teftâzânî bu hususa işaret ederek “Akıl, Allah’ın zât ve sıfatını bilmede nasıl şaşkınlığa düşmüşse, O’na isim olan kelime hakkında da aynı şaşkınlığa düşmüştür. Allah kelimesi «İsim mi, sıfat mı? Türemiş mi, değil mi? Alem yâni özel isim mi, değil mi?» soruları kolayca cevap verilecek cinsten değildir” demektedir.
“Şeytan”, Allah’ın rahmetinden kovulup lânete uğradıktan sonra bu ismi almıştır. Şeytan lâfzından açıkça anlaşılan İblîs ve yardımcılarıdır. Ancak bunun insan ve cinlerden doğru yolu bırakıp sapıklığa düşenler hakkında kullanılan genel bir isim olduğu da bir gerçektir. Nitekim Allah Teâlâ: “İnsan ve cin şeytanları” (En‘âm 6/112) ifadesiyle buna işaret buyurmaktadır.
“Racîm”, lânete uğraması sırasında, melekler tarafından göğün katlarından atılarak kovulan şeytan demektir. Yahut göğe yükselmek isteyen şeytanın yıldız kayması şeklinde taşlanarak kovulmasıdır. Göğün katlarına yükselip Levh-ı Mahfûz’dan bilgi çalmaya yeltenmesi, şeytanın kötü sıfatlarından biridir. Kur’ân’da şeytanla ilgili daha bir çok kötü isim ve sıfat vardır. Bunlar içinde onun tüm kötülüklerini ifade eden kelime “racîm”dir. Çünkü “racîm” şeytanla ilgili tüm cezaları kapsar. Bu yüzden Kur’ân okumaya başlarken şeytanın isim ve özellikleri arasından bu vasfı hususi olarak seçilmiştir.

ÜÇ ÇEŞİT İSTİAZE VE İSTİAZENİN BEŞ FAYDASI

Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarına, fiillerine ve zâtına yapılabilecek istiâze olmak üzere üç çeşit istiâzeden söz etmek mümkündür. Bunlara işaret etmek üzere Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allahım, senin öfkenden hoşnutluğuna, ceza vermenden affına, senden yine sana sığınırım.” (Müslim, Salât 222; Ebû Dâvûd, Vitr 5; Tirmizî, Da‘avat  112)
İstiâze yapan mü’min;
    İnanç, amel ve bedenle ilgili bütün kötülüklerden,
    Bütün haramlardan,
    Hastalık, yangın, suda boğulma, fakirlik, körlük ve sakatlık gibi sayısız belâ ve musîbetlerden,
    İnsan, cin ve hayvanlardan gelebilecek her türlü şerlerden,
    Korkulacak her türlü âfet, belâ ve musibetlerden her şeye gücü yeten Allah’a sığınmış olur.
Gerçek istiâze, sadece sözle gerçekleşmez. İstiâzenin gerçekleşebilmesi için kalb, dil ve fiil uygunluğu gereklidir. Diliyle “Allah’a sığınıyorum” dediği halde hâli ve fiili ile şeytana sığınanın istiâzesi makbûl bir istiâze sayılmaz. Belki bu, nefs ile şeytanın günah ve azgınlıkta birbirleriyle işbirliği yapması olarak telakki edilebilir.
Bu bakımdan insanlar, ancak mânevî durumlarına göre istiâze yaparlar. Sıradan insanlar, mânasını anlamadan sadece sığınma cümlelerini tekrar eder dururlar. Âriflerin istiâzesi ise, Allah’tan başkasını görmemek, böylece birliğe erip çokluktan uzak durmaktır. Zaten şeytan, ârifin nûruna yaklaşamaz, hatta ondan kaçar. Ebû Said Harrâz (k.s.)’ın şu hali bunun en güzel bir misalidir: Hazret, rüyâsında İblîs’i görür ve ona elindeki asâyla vurmak ister. İblîs ise ona: “Yâ Ebâ Said, ben asâdan değil, ârifin kalb semâsında doğan mârifet güneşinin ışığından korkarım” der.

KALP HUZURUYLA İSTİÂZEDE BULUNAN KİMSE İLE ŞEYTAN ARASINA ÜÇYÜZ PERDE KOYAR

Hasan Basrî (k.s.): “Allah Teâlâ, kalp huzuruyla istiâzede bulunan kimse ile şeytan arasına üçyüz perde koyar. Her perdenin kalınlığı, yer ile gök arası kadardır” buyurur.
İstiâze yaparken göz önünde bulundurulması gereken bir kısım edep kaideleri vardır. Bunlara dikkat edilince elbetteki sığınma duygusunun insan üzerindeki etkisi daha fazla olacaktır:
    Allah’a sığınmada, yaratılmışlardan yaratana, mümkün varlıklardan varlığı kendinden olan Zât’a yükselme vardır. Kul muhtaç, Allah ise ganî ve müstağnîdir. Sığınan kul, Allah’ın bütün iyilikleri yaratmaya ve kötülükleri savmaya gücünün yeteceğine inanır ve bütün kalbiyle O’na yönelir.
    Sığınan kul, nefsinin acizliğini, Rabbin kudretini itiraf etmiş olur. Zira Allah’a yaklaşmanın en kestirme yolu acziyet ve gönül kırıklığıdır.
    Hayırlı ve sâlih ameller işlemek ancak şeytandan kaçmakla kolaylaşır. Bu kaçış da ancak Allah’a sığınmakla olur.
    Şeytan insanın apaçık düşmanı (Fatır 35/6), Rahman olan Allah ise insanın yaratıcısı, efendisi ve bütün işlerini düzenleyenidir. İnsanın düşmanından dostuna sığınması ne güzel bir davranıştır.
    Şeytanın vesvese verdiği işlerin en başında Kur’an okumak gelir. Zira Kur’an okuyan Allah’ın emirlerini hatırlar ve tutar, yasaklarından da kaçar. Bu hikmete dayalı olarak özellikle bilhassa Kur’ân-ı Kerîm okumaya başlarken istiâze çekilmesi istenmiştir.
    Mü’minin biri açık diğeri gizli iki düşmanı vardır. Açık düşmanı kâfirler, gizli düşmanı ise şeytandır. Kâfirlerle mücadelede savaş emri varken, şeytanla mücadelede ise istiâze emri vardır. Her iki cihadda da Allah mü’minin yardımcısıdır. Açık düşmanı tarafından öldürüldüğünde mü’min şehîd olur, gizli düşmanı tarafından öldürüldüğünde ise kişi Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılır. Bu sebeple gizli düşmanın şerrinden kaçınmak daha önceliklidir.
    Mü’minin kalbi en şerefli ve en temiz yeridir. Mü’min kalbini şeytanın her türlü vesvesesinden temiz tutmalı ve oraya Allah’ın mârifetini yerleştirmeli ki, Allah da âhirette en temiz ve en güzel yer olan cenneti ona nasip kılsın. Yani kul kalbini bütünüyle Allah’a adamalı ki, Allah da ona âhirette cenneti nasip kılsın. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, I, 81-83)
Unutmamak gerekir ki şeytan, insan tabiatına daha çok oburca yemek içmek yoluyla musallat olur. İnsan, yiyip içmeyi azaltıp oburluğu bıraktığı takdirde, midesinin ve nefsinin arzusunu önlemiş olur. O zaman şeytan ona nüfûz imkânı bulamaz. Onu etkileyemez.
Rivayete göre Nûh (a.s.) gemiden çıkınca İblîs’e sordu: “Ey Allah’ın düşmanı, kendilerini saptırıp helâke düşürmede sana ve askerlerine en çok yardımcı olan, insanların hangi huylarıdır?” İblîs şu karşılığı verdi: “Eğer bir insanda pintilik, hırs, hased, kibir ve acelecilik gibi huylardan biri varsa, biz onu helâk çukuruna yuvarlarız. Eğer bir kimsede sayılan bu kötü sıfatların hepsi toplanacak olursa böyle birine de: «Azgın şeytan» deriz. Çünkü bunlar, şeytanların liderlerinin özellikleridir.” (Bursevî, I, 6)
İşte biz, istiâze bereketiyle şeytanın bütün vesvese, tahrik ve kötülüklerinden Yüce Rabbimize sığınma fırsatı buluyor, peşinden okuyacağımız besmeleyle de yeryüzünde Allah’ın ismiyle ve Allah adına yapacağımız gerçek bir kullukla sorumluluğumuzu beyân ediyoruz:

BESMELE NEDİR?

Besmele Arapça Yazılışı:

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Besmele Okunuşu: “Bismillahirrahmanirrahîm.”
Besmele Anlamı: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile..”
Besmele Neden Okunur?
“Besmele”, Kur’ân-ı Kerîm sûrelerini birbirinden ayırmak üzere gelmiştir. Hanefilere göre Fâtiha dâhil hiçbir sûreye ait olmayan müstakil bir âyettir. Neml sûresi 20. âyette yer alan besmele ise o âyetin bir bölümünü oluşturur. Besmele, Kur’ân’ın anahtarıdır. Teberrük olarak, yani bereketinden istifade etmek maksadıyla her sûreye onunla başlanmaktadır. Bu vesileyle Resûlullah (s.a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlamamızı tavsiye buyurmakta, besmele ile başlanmayan işlerin neticesinin sonuçsuz kalacağını şöyle haber vermektedir:
“Besmeleyle başlanmayan her mühim işin sonu eksiktir.”  (Ali el-Müttakî, I, 555, no: 2491)
Okuyuş sırasında besmele istiâzeden sonra gelir. Bunun hikmeti şu olabilir:
Bir mekanı süsleyip güzelleştirmeye başlamadan önce oradaki lüzumsuz ve zararlı şeyleri çıkarıp temizlemek gerekir. Bu kurala göre kalb de öncelikle istiâzeyle yaratıklara yönelmekten temizlenir. Bunlardan tümüyle uzaklaşıp arındıktan sonra besmeleyle Allah’a yönelir, mânen gelişip güzelleşir. (Bursevî, I, 6)
“Bismillâhirrahmânirrahîm” sözü, “Rahman Rahîm Allah’ın ismiyle” anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla Kur’an okumaya başlarken besmele çeken mü’min, “Kur’an okumaya Allah’ın ismiyle başlıyorum” demiş olur. Diğer güzel ve hayırlı amellere başlarken çekilen besmele de, o işe Allah’ın ismiyle başlandığını gösterir.
Besmelede Yüce Rabbimizin üç güzel ism-i şerifi zikredilir. Bunlar Allah, Rahmân ve Rahîm isimleridir:
“Allah”, Yüce Rabbimizin en büyük ismidir. “Kendisine kulluk edilen en yüce zât, yegâne ilâh” demektir. Bu isim, Cenâb-ı Hakk’ın, Kur’ân-ı Kerîm’de ve diğer ilâhî kitaplarda geçen bütün isim ve sıfatların hepsini kendinde toplamıştır. Cemâl ve celâl sıfatlarının hepsini içine alır. Tercih edilen bir görüşe göre Allah ismi, İsm-i Âzam’dır.” (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb,I, 101)
“Rahmân”, rahmet kökündendir. Rahmet, sözlükte kalp inceliği ve şefkat anlamındadır. Anne rahmi de bu köktendir. Çünkü anne; rahminde taşıdığı yavruya karşı şefkat ve merhamet duyar. Burada rahmetten kastedilen, ikrâm ve ihsândır. Buna göre mâna: “Yaratıklarına rızık veren, onlardan belâ ve âfetleri uzaklaştıran, takvâsı sebebiyle takvâ sahibinin, günahı sebebiyle günahkârın rızkını artırıp eksiltmeyen, aksine herkese ve herşeye dilediği ölçüde rızık veren” demektir. Diğer bir tarifle: “Bütün yaratıklara rızıkları, hayatı devam ettirme vesileleri ve her türlü faydaları temin hususunda rahmeti yaygın olan rahmet sahibi demektir. Rahmeti, mü’min ya da kâfir, iyi veya kötü herkesi kuşatandır.” (Beyhakî, Kitâbu Esmâ ve Sıfât, s. 52)
“Rahîm”; acıyan, esirgeyen, istendiğinde veren, istenmediğinde öfkelenendir. İnsanoğlu kendisinden bir şey istendiğinde öfkelenir. Allah Teâlâ ise, istenmediği zaman öfkelenir. Zira rahmet, kendisinin zâtî sıfatı olup Allah’ın iyiliği ulaştırmayı, kötülüğü uzaklaştırmayı istemesidir. Allah’ın kullarına en büyük rahmeti, onları yaratmak suretiyle varlık nimetini onlara ulaştırması, yokluğun kötülüğünü de onlardan uzaklaştırmasıdır. Zira yok iken varolmak, en büyük iyilik ve benzersiz bir nimettir.
Kur’ân-ı Kerîm’deki kullanışlarına baktığımız zaman Rahman’a, “rahmetle sıfatlanmış olan”, Rahîm’e ise “rahmetiyle merhamet edici olan” mânası verilebilir. İbn Abbas (r.a.) şöyle der: “Rahmân, refîk olan, Rahîm ise yaratıklarını rızıklandırmakla şefkatini gösterendir.” (Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, I, 161)

BESMELENİN FAZİLETİ

Besmelenin faziletiyle ilgili şöyle bir kıssa anlatılır:
Rum meliki Kayser, Hz. Ömer’e şöyle bir mektup yazdı: “Başımda dinmek bilmeyen bir ağrı var. Eğer bildiğiniz bir ilacı varsa lütfen bana gönderin. Çünkü gittiğim hiçbir doktor, derdime bir çare bulamadı.” Mektubu alan Ömer (r.a.) Kayser’e bir başlık gönderdi. Kayser bunu giyince ağrısı kesiliyor, çıkardığında yeniden başlıyordu. Merak etti: “Acaba bu başlıkta ne vardı ki ağrısını dindiriyordu.” Başlığı çıkarıp iyice kontrol edince üzerinde besmele yazılı bir kâğıt buldu.
Nakledildiğine göre sâlih zâtlardan biri, bir kağıda “Bismillahirrahmanirrahîm”  diye yazmış, öldüğünde bu kağıdı kefeninin içine koymalarını yakınlarına vasiyet etmişti. “Bunun sana ne faydası olacak” diye sorduklarında ise şu cevabı vermişti:
“Kıyamet günü Rabbimin huzuruna varınca, «İlâhî! Sen bize bir kitap gönderdin, bu kitabın açılış sözünü ve başlığını da “Bismillahirrahmanirrahîm” yaptın. Şimdi senden bana o yüce kitabının başlığına ve orada zikrettiğin Rahmân ve Rahîm gibi sonsuz rahmet sıfatlarının gereğine göre davranmanı istiyorum» diyeceğim.” (Ayıntâbî, I, 13-14)
Besmeleyi bu iman ve anlayış içinde okuyan her müslüman, Allah’ın sınırsız merhametinden faydalanmak için O’nun kâinata serdiği sayısız nimetlere bakarak bütün bunların kendi istifadesine hizmet etmesi için insanın bilgiyle donanmış, tecrübelerle zırhlanmış olması gerektiğini anlar. Bütün insan bilgisinin Allah’ın rahmanlığından bir zerre olduğunu ve kendisinin bu zerredeki sayısız feyiz ve bereketlerden faydalanmaktan başka bir şey yapamayacağını farkeder. Allah’ın rahmanlığına sığınarak bu sayısız feyiz ve bereketlerden nasip almayı diler. Sonra kendisinin bütün çalışma ve gayretlerinin de ancak Allah’ın rahimliği sayesinde yeni ufuklar açmaya yardım ettiğini kavrayarak, bu ikramların yegane kaynağı olan Allah’ı zikretmiş olur.

EÛZÜ BESMELE DUASI NEDİR?

Eûzü besmele şeytanın vesvese ve şerrinden Rahman ve Rahim olan Allah’a sığınmak için okunur.

Eûzü Besmele Arapça Yazılışı:

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Eûzü Besmele Okunuşu: “Eûzü billahi mineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim.”
Eûzü Besmele Anlamı: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. ”

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN BİR İSTİÂZE DUÂSI

Hadis-i Şerif Metni

Arapçası:

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ، وَمِنْ قَلْبٍ لَا يَخْشَعُ، وَمِنْ نَفْسٍ لَا تَشْبَعُ، وَمِنْ دَعْوَةٍ لَا يُسْتَجَابُ لَهَا

Okunuşu:

Allahumme innî eûzü bike min ilmin lâ yenfa‘, ve min kalbin lâ yahşa‘, ve min nefsin lâ teşbe‘, ve min da‘vetin lâ yustecâbu lehâ.

Peygamber Efendimizin (s.a.v) okuduğu bir istiaze duâsı...

Mânası:

“Allâh’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten, icâbet edilmeyen duâdan Sana sığınırım.” (Müslim, Zikir, 73)
Okunuşu:

“Allâhümme innî eûzü bike min ilmin lâ yenfeu, ve min kalbin lâ yahşeu, ve min nefsin lâ teşbeu, ve min davetin lâ yüstecâbu lehâ”

İSTİAZE VE BESMELE İLE İLGİLİ HADİSLER

Ebû Hüreyre (r.a.), Allah Resûlü’nün (s.a.v.) şöyle dua ettiğini söylemektedir:
“Allah’ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 32; Nesâî, İstiâze, 21)
***
Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor:
“Bir gece Allah Resûlü’nü yatakta bulamadım, onu el yordamıyla aramaya başladım. O sırada elim ayaklarının tabanlarına değdi. Ayaklarını dikmiş vaziyette secde hâlindeydi ve ‘Allah’ım! Gazabından rızana, cezandan affına sığınırım. Senden sana sığınırım. Sana tüm övgüleri saysam yine de bitiremem. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin.’ diye dua ediyordu.” (Müslim, Salât, 222)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dua ediyordu:
“Allah’ım! Fakirlikten, yokluktan ve zilletten sana sığınırım. Haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan da sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 32)
***
İbn Abbâs’tan (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) Hasan ile Hüseyin için dua ederek şu sözlerle (onların başına gelebilecek kötülüklerden) Allah’a sığınırdı:
“Her tür şeytandan, haşereden, kem nazardan Allah’ın tam kelimelerine (sonsuz iradesine ve hükmüne) sığınırım.” Sonra da “Atanız İbrâhim de bu duayı oğulları İsmâil ile İshak için yapardı.” derdi. (Buhârî, Enbiyâ, 10)
***
Şüteyr b. Şekel’in (r.a.) naklettiğine göre, babası Şekel b. Humeyd (r.a.) şunları anlatmıştı:
“Resûlullah’a giderek, ‘Ey Allah’ın Resûlü, bana kendisiyle Allah’a sığınacağım bir dua öğret.’ dedim. Resûlullah omzumdan tuttu ve şöyle buyurdu: ‘De ki Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve şehvetimin şerrinden sana sığınırım.’” (Tirmizî, Deavât, 74)
***
Zeyd b. Erkam (r.a.) şöyle demiştir:
Ben size sadece Resûlullah’ın bize öğrettiğini öğretiyorum. O şöyle derdi: “Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan, kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime takvasını (sorumluluk bilincini) nasip et ve onu arındır; onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun dostu ve velisi sensin. Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.” (Nesâî, İstiâze, 13; Müslim, Zikir, 73)
***
Ebû Hüreyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah’ı anarak başlanmayan her anlamlı söz veya iş, bereketsizdir/sonuçsuzdur.” (İbn Hanbel, II, 360)
***
Hz. Âişe’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Biriniz yemek yiyeceği zaman ‘Bismillâh’ (Allah’ın adıyla) desin. Eğer yemeğin başında besmele çekmeyi unutursa, ‘Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî’ (Başında da sonunda da Allah’ın adıyla) desin.” (Tirmizî, Et’ıme, 47)
***
Câbir b. Abdullah’ın (r.a.) rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“(Evine girdiğin zaman) besmele çekerek kapını kapa. Çünkü şeytan (besmeleyle) kapanan bir kapıyı açamaz. Besmele çekerek lambanı söndür. Besmele çekerek, (enine koyacağın) bir tahta parçası ile de olsa kabını(n ağzını) ört. Yine besmele çekerek su kabını(n ağzını da) ört.” (Ebû Dâvûd, Eşribe, 22)
***
Berâ’dan (r.a.) naklediyor:
Resûlullah yatağına yattığında, “Allâhümme bismike ahyâ ve bismike emût” (Allah’ım! Senin isminle yaşar, senin isminle ölürüm.) buyurur; uykudan uyandığında da “Elhamdülillâhillezî ahyânâ ba’de mâ emâtenâ ve ileyhi’n-nüşûr” (Canlarımızı aldıktan sonra bizi dirilten Allah’a hamdolsun; diriltmek yalnız ona mahsustur.) buyururdu. (Müslim, Zikir, 59)
***
İbn Ömer’in (r.a.) naklettiğine göre, cenaze kabre konulurken Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle derdi:
“Bismillâhi ve alâ milleti Resûlillâh” (Seni Allah’ın adıyla ve Resûlullah’ın dini üzere kabre koyuyoruz). (İbn Mâce, Cenâiz, 38)
***
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Bilcümle semavi kitâbların anahtarı «Rahman, Rahîm Allah adı ile» dir; yani besmeledir.” (Râmûzû’l-ehâdîs, 241, Suyûtî, el-Câmiûs-Sağir, no: 3111)
***
“Meşrû işlerin hangisi olursa olsun besmele-i şerîfe ile başlanmazsa hayrına ve tamamına nâil olunamaz, bereketsiz kalır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 6284)
***
“Bir vartaya düştüğün vakit:
«Rahman, Rahîm Allah adıyla. Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak yüce ve Azîm olan Allah’ın tevfik ve yardımıyladır.» demeye devam et. Zira Cenâb-ı Allah bunların hürmetine belâ ve musibetlerin nicelerini def eder.” (Suyûtî, el-Camius-Sağir, no: 896; Râmûzü’l-ehâdis, 66)
***
İbn-i Mesʻûd (r.a) şöyle buyurur:
“Cehennemin başlıca me’murları olan ondokuz zebânînin azâbından necat bulmak isteyen kimse Besmele’ye devam etsin.” (İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 120)
***
Zira besmele ondokuz harftir.
“Sizden biriniz evine girmek istediği zaman şeytan onu ta’kîb eder. O kimse evine girdiği zaman besmele ile girerse şeytan der ki: Bu evde bana girecek yer yok.” (Müslim, Eşribe, 103; el-Ezkâr, 26)
***
“Her günün sabahında ve her gecenin akşamında:
«Allah’ın adıyla ki O’nun adı sayesinde ne semâda, ne yeryüzünde, hiçbir şey zarar veremez. O her şeyi işiten, her şeyi hakkıyle bilendir» diyen ve bunu üç defa tekrarlayan kimseye hiçbir şey zarar veremez.” (Ebû Dâvud, Edeb, 101; İbn-i Mâce, Duâ, II; İbn Hanbel, I, 62, 66, 72)
“Allah’ın adı anılmadan yenilen her yemek ancak hastalıktır, onda bereket yoktur. Bunun keffâreti, eğer sofra ortada ise Bismillah diyerek devam etmekdir. Eğer sofrayı kaldırdı isen yine Bismillah deyip parmaklarını yalamandır.” (bk. en-Nevevî, el-Ezkâr, 205. vd.)
Read More Read More / Comment Comment
Allah'ın ve Resulü'nün Anıldığı Meclislerde Bulunmanın Fazileti İle İlgili Hadis
Allah'ın ve Resulü'nün Anıldığı Meclislerde Bulunmanın Fazileti İle İlgili Hadis

Hadisi şerif kimleri müjdeliyor? Hadisi şerifi nasıl anlamalı ve amel etmeliyiz? Hadisi şeriften çıkarmamız gereken dersler nelerdir?

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara:

- “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler:

-  Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan  tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder:

- “Peki onlar beni gördüler mi ki?”

- Hayır, vallahi seni görmediler.

- “Beni görselerdi ne yaparlardı?”

- Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.

- “Kullarım benden ne istiyorlar?”

- Cennet istiyorlar.

- “Cenneti görmüşler mi?”

- Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.

- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”

- Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi.

- Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”

- Cehennemden sığınıyorlar.

- “Peki cehennemi gördüler mi?”

- Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler.

- “Ya görseler ne yaparlardı?”

- Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.

Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine:

- “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden biri:

- Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur:

- “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”(Buhârî, Daavât 66. Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 251-252, 358-359)

    Müslim’in bir rivayeti şöyledir:

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah Teâlâ’nın diğer meleklerden ayrı, sadece zikir meclislerini tesbit etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın zikredildiği bir meclis buldular mı, o kimselerin aralarına otururlar ve diğer melekleri oraya çağırarak  cemaatin arasındaki boş yerleri ve oradan dünya semasına kadar olan mesafeyi kanatlarıyla doldururlar. Zikredenler dağılınca onlar da semâya çıkarlar. Allah Teâlâ daha iyi bildiği halde onlara:

- “Nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler de:

- Yeryüzündeki bazı kullarının yanından geldik. Onlar Sübhânallah diyerek ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, lâ ilâhe illallah diyerek seni tehlil ediyorlar, elhamdülillâh diyerek sana hamdediyorlar ve senden istiyorlar, derler. (Konuşma şöyle devam eder):

- “Benden ne istiyorlar?”

- Cennetini istiyorlar.

- “Cennetimi gördüler mi?”

- Hayır, yâ Rabbi, görmediler.

- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”

- Senden güvence isterlerdi.

- Benden neden dolayı güvence isterlerdi?”

- Cehenneminden yâ Rabbi.

- “Peki benim cehennemimi gördüler mi?”

- Hayır, görmediler.

- “Ya görseler ne yaparlardı?”

- Senden kendilerini bağışlamanı dilerlerdi.

Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur:

- “Ben onları affettim. İstediklerini onlara bağışladım. Güvence istedikleri konuda onlara güvence verdim.

Bunun üzerine melekler:

- Yâ Rabbi, çok günahkâr olan falan kul onların arasında bulunuyor. Oradan geçerken aralarına girip oturdu, derler. O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur:

- “Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.” (Müslim, Zikir 25. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 129)

    Hadisi Nasıl Anlamalıyız?

Hadisimiz Allah’ı zikretmenin değerini, zikredenlerin kıymetini pek çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. “Allah’ı zikredenler” yani namaz kılan, Kur’an okuyan, hadis okuyan, Allah’a dua eden, ilim tahsil eden, ilmî sohbetler yapan kimseleri ziyaret etmek ve onların sohbetlerini dinlemek üzere vazifelendirilmiş melekler vardır. Hadisin bazı rivayetinde bu meleklerin, hafaza denilen koruyucu meleklerin dışında oldukları özellikle belirtilmektedir. Bunların dünya semâsına kadar, bir rivayete göre tâ arşa kadar birbirinin üstünde durdukları, bu bahtiyar insanları arayan diğer melekleri de haberdâr ettikleri, o zikir meclisindekilere kol kanat gerdikleri ve sohbetlerine kulak verdikleri belirtilmektedir.

Allah Teâlâ kullarının ne yaptığını meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara “Kullarım ne diyor?” diye sormakla bir nevi târizde bulunmaktadır. Bilindiği üzere Allah Teâlâ meleklerine yeryüzünde bir halife yaratacağını haber verdiği zaman melekler buna karşı çıkmışlar, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı yaratmaya ne gerek var; zaten biz sana hamdü senâ ediyoruz, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyoruz, demişlerdi [Bakara sûresi (2), 30]. Cenâb-ı Hak kendisini zikreden kulları hakkında meleklere muhtelif sorular sorup onlardan cevaplar almak suretiyle âdetâ onlara, görüyorsunuz ya, kullarımın arasında işte böyleleri de var. Onlar beni zikretme hususunda meleklerden farksızdır, demiş olmaktadır. Hatta onlara, kullarım beni böyle samimiyetle zikrettiklerine göre, onlar da sizin gibi beni, cenneti, cehennemi görmüşler mi, diye ayrı ayrı sormak ve her birine, hayır görmediler, diye cevap verdirmek, görselerdi daha fazla zikrederlerdi, cehenneminden daha çok korkarlardı, dedirtmek suretiyle kullarının yaptığı zikrin değerine işaret buyurmaktadır. Cenâb-ı Hakk’ın meleklerini mahcup etmemek için söylemediği ve fakat onların çok iyi bildiği bir diğer husus da, bütün vazifeleri Allah’ı zikretmek olan meleklerin insanlar gibi şeytanın vesvesesine ve baştan çıkarmasına muhatap olmamasıdır. Allah’ı zikreden bu kimseler şeytanın bütün düzenlerini bertaraf ederek Allah’ın rızâsını kazanmak için orada toplandıklarına göre, onların Cenâb-ı Mevlâ katındaki yeri ve değeri çok üstündür.

Cenneti ve cehennemi görmüşler mi, tarzındaki sorulardan, cennet ile cehennemin hâlen yaratılmış olduğu sonucunu çıkarmak da mümkündür.

Bu hadîs-i şerîf, 1438 numaralı hadiste de gördüğümüz gibi ilâhî vaad ve müjdenin hoş bir örneğidir. Bilindiği üzere Allah Teâlâ  “Şayet (kulum) beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım” buyurmaktadır. Kendisini rızâsına uygun işlerle, zikir ve tesbihlerle anan kullarını, onlardan hoşnut olduğunu belirterek bağışlaması ne güzel bir tecellidir.

Zikir meclisinde bulunmayı düşünmediği halde, her ne sebeple olursa olsun onların arasına katılmaktan dolayı ilâhî affa kavuşan insanın durumu, Allah’ı anıp zikreden kimselerle beraber olmanın kişiye kazandıracağı imkânı ve fazileti göstermektedir. Güzel koku satıcısının yanında bulunan kimse, koku satın almasa bile etrafa yayılan güzel kokulardan nasıl faydalanırsa, iyi insanlarla oturup kalkan kimse de şu veya bu şekilde onların iyiliklerinden istifade eder.

Bir sonraki hadîs-i şerîf, bu hadisin özeti gibidir. Kendisini anıp zikredenlere Cenâb-ı Hakk’ın lutufları kısaca dile getirilmektedir.

    Hadisten Çıkarmamız Gereken Dersler Nelerdir?

    Allah Teâlâ kendisini anan kullarından hoşnut olur ve onları meleklerinin yanında anar.
    Bazı meleklerin vazifesi Allah’ı anıp zikredenleri tesbit etmektir.
    Melekler Allah’ı zikreden insanları sever ve onları himâye ederler.
    Allah’ın anıldığı zikir meclislerinde bulunmak insana mânevî faydalar sağlar.
    Cenâb-ı Hak kendisinden samimiyetle bağışlanma dileyen kullarını bağışlar ve onları korktuklarından emin kılar.

Kaynak: Riyazüs Salihin
Read More Read More / Comment Comment
Mübarek Gecelerde Okunabilcek Güzel Bir Dua

Mübarek Gecelerde Okunabilcek Güzel Bir Dua


Allah'ım, bu mübarek gecede tüm günahlarımızı bağışla.

Tövbemizi kabul et, bize merhamet eyle ve bizim için her türlü hayrı yaz.

Bizimle her türlü şer arasına mesafe koy.

Allah'ım, bu gecede bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir keder bırakma.

Senin rızana uygun olan ve bizim için selamet taşıyan her türlü ihtiyacımızı lütfunla yerine getir ve kolaylaştır, ey Kerem Sahiplerinin En Keremlisi.

Allah'ım, bu gecede dualarımıza icabet yaz, kalplerimizi hidayete erdir ve gönlümüzü ıslah et.

Bizi Sana, muhtaç birinin yakınlığıyla değil, seven birinin yakınlığıyla yakınlaştır.

Allah'ım, Senden bildiğim ve bilmediğim; acil olan ve gelecekte gelecek olan tüm hayırları isterim.

Bildiğim ve bilmediğim; acil olan ve gelecekte gelecek olan tüm şerlerden de Sana sığınırım.

Allah'ım, ben Senin kulunum, kulunun oğluyum, cariyenin oğluyum; perçemim Senin elindedir.

Hakkımdaki hükmün geçerlidir, kaza ve kaderin adalettir.

Sana ait olan, Kendini isimlendirdiğin, kitabında indirdiğin, yarattıklarından birine öğrettiğin veya katındaki gayb ilminde saklı tuttuğun her bir isminle Senden şunu niyaz ederim:

Kur'an'ı kalbimin baharı, göğsümün nuru, hüznümün cilası ve gamımın gidişi eyle.

Allah'ım, yüzünün celaline ve saltanatının azametine yaraşır şekilde Sana hamdolsun.

İman ve İslam nimeti için Sana şükürler olsun.

Seni tesbih ederiz, biz Seni Senin Kendini övdüğün gibi övemeyiz.

Allah'ım, Sen affedicisin, kerem sahibisin, affetmeyi seversin; bizi affet, geçmiş ve gelecek, gizli ve açık tüm günahlarımızı bağışla.

Allah'ım, kalbime bir nur, kabrime bir nur, kulağıma bir nur, gözüme bir nur ver.

Sağıma nur, soluma nur, üstüme nur, altıma nur, önüme nur, arkama nur ver.

Hayatımda bir nur, vefatımda bir nur eyle.

Allah'ım, beni hidayete erdir ve muvaffak kıl, beni salih kullarından eyle.

Kalbimi yakîn (kesin inanç) suyuyla yıka.

Allah'ım, bana helal ve temiz rızık nasip et, onu benim için bereketli kıl ve beni her türlü şerden uzaklaştır.

Allah'ım, helalinden vererek beni haramdan koru, lütfunla beni Senden başkasına muhtaç etme.

Dünya ve ahirette benim için hayırlı olan tüm dileklerimi gerçekleştir.

İslam'a yardım et, Müslümanları izzetli kıl; hak ve din sancağını yükselt.

Ümmetimizi hak üzerinde birleştir, kalplerimizi birbirine ısındır, bize emniyet ve iman nasip et.

Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.

Allah'ım, Yunus'u balığın karnında koruduğun kudretinle ve Eyyub'u imtihandan sonra iyileştirdiğin merhametinle Senden şunu dilerim:

Bende hiçbir dert, hüzün, sıkıntı ve hastalık bırakma, hepsini gider.

Eğer hüzünle sabahladıysam beni ferahla akşamlat; eğer sıkıntıyla uyuduysam beni ferahlıkla uyandır.

Eğer bir ihtiyacım varsa beni Senden başkasına muhtaç etme, ey Hayy ve Kayyum olan Allah'ım.

Bana yardım et, aleyhime yardım etme; beni muzaffer kıl, beni mağlup etme.

Bana hidayet et ve hidayeti bana kolaylaştır; bana zulmedenlere karşı bana yardım eyle.

Allah'ım, İbrahim'e ve ailesine salat ettiğin gibi Muhammed'e ve onun ailesine de salat eyle, şüphesiz Sen Hamîd ve Mecîd'sin.


âmin, âmin, âmin.

Allah kabul etsin.
Read More Read More / Comment Comment
Hadisler 1
Cündeb el-Kasrî"den işitildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Her kim sabah namazını kılarsa, o kimse Allah"ın koruması altındadır.”

(M1494 Müslim, Mesâcid, 262)

***

Abdullah b. Ömer"den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir.”

(B552 Buhârî, Mevâkîtü"s-salât, 14; M1417 Müslim, Mesâcid, 200)

***

Ebû Hüreyre"nin işittiğine göre, Resûlullah (sav) bir defasında şöyle demiştir: “Birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve onda her gün beş defa yıkansa, bu o kimsenin kirinden bir şey bırakır mı, ne dersiniz?” Sahâbîler, “Onun kirinden hiçbir şey bırakmaz.” demişler, bunun üzerine Resûlullah, “İşte beş vakit namaz da böyledir! Allah onlarla günahları yok eder.” buyurmuştur.

(B528 Buhârî, Mevâkîtü"s-salât, 6)

***

Saîd b. Müseyyeb"in Ebû Katâde b. Rib"î"den naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah şöyle buyurdu: "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda vaad ettim. Namazları düzenli kılmayanlar için ise katımda böyle bir vaad yoktur."”

(D430 Ebû Dâvûd, Salât, 9)
Read More Read More / Comment Comment
Her kim sabah namazını kılarsa Allah’ın himayesinde dir

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Her kim sabah namazını kılarsa, o kimse Allah’ın koruması (zimmetinde) altındadır..."

Müslim: Mesâcid, 261 (Hadis no: 657).

Tirmizî: Salât, 227; Fiten, 6.

İbn Mâce: Fiten, 6.

Ahmed b. Hanbel: Müsned, IV, 312; V, 110.

Taberânî: el-Mu’cemü’l-Kebîr.



Soru Detayı

- Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir, hadisinde geçen, Allah’ın himayesinde olmak, ne demektir?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili hadis şöyledir:

Cündüb İbni Abdullah (ra)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:

«منْ صَلَّى صَلاةَ الصُّبحِ فَهُوَ فِي ذِمةِ اللَّه فَلا يطْلُبنَّكُمْ اللَّهُ مِنْ ذِمَّتِهِ بِشَيْءٍ ، فَإِنَّهُ منْ يَطْلُبْهُ مِنْ ذِمَّتِهِ بِشَيْءٍ يُدرِكْه ، ثُمَّ يكُبُّهُ عَلَى وجْهِهِ في نَارِ جَهَنَّم »

“Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda sizi sorguya çekmesin. Allah, himayesindeki bir konudan sorguya çektiği kimseyi cezalandırır, sonra da onu yüzüstü cehenneme atar.” (Müslim, Mesâcid 262; Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbn Mâce, Fiten 6)

Allahualem, hadiste, namazın önemine işaret edilmiş ve -kendi içinde farklı bir niyet taşısa bile- namaz kılan kimsenin mutlak manada mümin kabul edilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Yani namazın bir iman alameti, bir İslam nişanesi olduğuna, bu sebeple namaz kılan kimsenin mümin olduğuna ve müminin hukukuna riayet etmenin önemine, ona haksızlık yapmanın ise büyük günah olduğuna vurgu yapılmıştır.

Buna göre, hadisin manasını iki şekilde anlamak mümkündür:

a. Müminin hak ve hukukuna verilen önem

“Sabah namazını kılan kimse -Allah’a itaat eden bir mümin olarak- Allah’ın himayesindedir. Sakın, Allah’ın himayesine ve emanına aldığı bir kimseye eziyet etmeye ve haksızlık / kötülük yapmaya kalkmayın ki, Allah, bizzat kendi himayesinde olan bir konuda sizi sorguya çekmesin. -İyi bilesiniz ki- Allah, kendi himayesinde olan bir konudan sorguya çektiği kimseyi cezalandırır, sonra da onu yüzüstü cehenneme atar.”

Hadiste sabah namazının zikredilmesinin sebebi, bu vakitte kalkmanın güçlüğü ve güneş doğmadan uyanmış olmanın faziletinden dolayıdır. Hadisin bir başka rivayetinde “cemaatle kılma” kaydı da bulunmaktadır ki, sevabı çok ve fazileti yüksek olan budur.

b. Namazın hukukuna yapılan vurgu

Bazı alimler hadisten şunu da anlamışlar:

Namaz Allah’ın zimmetidir, himayesidir, korunağıdır. Namaz kılan kimse bu koruğnağın içinde yer alır ve korunmaya alınmış olur. Namazı terk eden kimse ise Allah’ın bu himayesini / korumasını, zimmetini elinin tersiyle itmiş olur ve böylece iman vesikasıyla bağlandığı İlahî akdi bozmuş olur. İşte hadiste bu akdi bozanların kötü akıbetinden haber vermektedir. (bk. Tuhfet’u’l-Ahvezî, ilgili hadisin şerhi)

Sabah namazı vaktinde kalkmak, Müslümanlar için çok büyük önemi haizdir. Çünkü günün en bereketli saati ve rızıkların taksim olunduğu zaman dilimi olarak adlandırılan seher vakti, duanın, ibadet ve tâatin en makbul olduğu, rızık talebi için bütün canlıların yeryüzüne yayıldığı bir an olmanın yanında, insan sağlığı için de büyük önem taşımaktadır. Ayrıca kâfirlerin ve münafıkların uyku vakti olarak bilindiğinden dolayı onlara muhalefet etmek için de uyanıklık tavsiye olunmuştur. İslam ordularının hareketi, düşman üzerine yürümeleri ve zafere ulaşmalarının çok kere sabahın erken saatlerinde oluşu tesadüfî değil, iradeli bir davranışın sonucudur.

Allah'ın zimmetinde olmak, dünyada ve ahirette onun koruması, himayesi, kefalet ve teminatı altında olmak anlamlarına gelir. Bir insan Allah'a verdiği sözü yerine getirmez, yapmaya güç yetirebileceği işleri yapmaz, iyi ve güzel davranışlarda bulunmazsa bundan dolayı hesaba çekilir. Allah'ın kişiyi huzuruna istemesi, onu hesaba çekmesi anlamına gelir. Kulluk şuuru dediğimiz şey, hesaba hazır olmamızı gerektirir. İşte Resûl-i Ekrem (asm)'in bize hatırlattığı bunlardır.

Özetle:

1. Hadis, sabah namazını cemaatle kılmaya ve erken uyanmaya teşvik etmektedir. Sabah namazı vaktinde uyanmalı ve namazı cemaatle kılmaya özen göstermeliyiz.

2. Allah ve Resûlü (asm)'in emir ve tavsiyelerine uymak, bizi hem bu dünyada hem ahiret hayatında huzura kavuşturur; Allah'ın koruması ve emniyeti altında olmamızı sağlar.

3. Ahdini yerine getirmeyen, mü’minliğin gereğini yapmayan ve Allah’a verdiği sözü tutmayan kimse cehennemi hakeder. Allah'ın huzurunda hesaba çekilmezden önce, hesabımızı iyi yapmamız gerekir. (bk. Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Erkam Yay., H. No: 234, 390, 1051)

"Sabah Namazını Kılan Kimse Allah'ın Himayesindedir" Hadisi

Sabah namazının önemi ve fazileti nedir? "Sabah namazını kılan kimse Allah'ın (c.c) himayesindedir" hadisini nasıl anlamalıyız? Hadisi şeriften çıkarmamız gereken dersler nelerdir?

Cündüb İbni Abdullah radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himâyesindedir. Allah, bizzat himâyesinde olan bir konuda sizi sorguya çekmesin. Allah, himâyesindeki bir konudan sorguya çektiği kimseyi cezalandırır, sonra da onu yüzüstü cehenneme atar.” (Müslim, Mesâcid 262. Ayrıca bk, Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbn Mâce, Fiten 6)

Cündüb İbni Abdullah Kimdir?

Cündüb İbni Abdullah İbni Süfyan el-Becelî, sahâbe-i kirâmdandır. Ebû Abdullah diye künyelenir. Önce Kûfe’de yerleşen Cündüb, daha sonra Basra’ya taşındı. Kendisinden Basra’lı ve Kûfe’li raviler hadis naklettiler. Hasan el-Basrî, Muhammed İbni Sîrin, Enes İbni Sîrin, Ebu’s-Sevvâr, Bekr İbni Abdullah, Ebû İmrân, Abdulmelik İbni Umeyr, Esved İbni Kays, Cündüb’ün ravilerindendir.

Cündüb İbni Abdullah, Resûl-i Ekrem Efendimiz’den 48 hadis rivayet etmiştir. Bu hadislerden 12 tanesini Buhârî ve Müslim kitaplarında müştereken nakletmişlerdir. Allah ondan razı olsun.

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?

Hadiste sabah namazının zikredilmesinin sebebi, bu vakitte kalkmanın güçlüğü ve güneş doğmadan uyanmış olmanın faziletinden dolayıdır. Hadisin bir başka rivayetinde “cemaatle kılma” kaydı da bulunmaktadır ki, sevabı çok ve fazileti yüksek olan budur. Sabah namazı vakti, insanların ihtiyaçlarını temin için yeryüzüne yayılmaya başlayıp, Allah’tan rızık talep ettikleri bereketli bir zamandır. Bu vakti uyku ile geçirmek, dinimizde hoş karşılanmamıştır. Bu sebeple müslümanlar, sabah erken kalkmaya, çok büyük önem verirler. Sabah erken kalkmak rızık için olduğu kadar, sağlık ve sıhhat için de önemlidir. Bir çok hastalığın, özellikle beyin ve sinir sistemi, kalb ve damar hastalıklarının teşekkül etmemesi veya mevcutların artmamasına erken kalkmanın ne derece fayda sağladığını, günümüzde mütahassıs tabibler de ifade ve tavsiye etmektedir.

Allah’ın himâyesinde olmak, O’nun kefâlet ve teminatı, koruması altında olmak anlamına gelir. Bu hem maddi hem manevi bir himâyedir. Çünkü, rızık talebi için erken bir vakitte kalkmış ve aynı şekilde erken bir zamanda Allah’ın emri olan ibadeti cemaatle yerine getirerek, Allah’a dua ve niyâzda bulunmuştur. Böylece Allah’ın rızasına, hoşnutluğuna nâil olmuştur ki, bir mü’min için bundan daha kıymetli bir mertebe olamaz.

Bir himâyeden dolayı, Allah’ın kişiyi sorguya çekmesi ise, böyle bir sorgulamada bulunduracak işler yapması ve Allah’ın hoşnut olmayacağı bir davranış içinde bulunması sebebiyledir. Allah’ın Resûlü bizi bu gibi hallerden sakındırmakta ve O’nun koruması ve güvencesinden mahrum kalmanın sonunun cehennem ateşi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu gibi tehditler, bir haramın işlenmesi, Allah’a verilen bir ahitten, bir sözden cayılması sonucu olur. O halde müslümanlar, Allah’la yaptıkları ahitleri yerine getirmelidirler. Müslüman olmak, İslâm’ı kabul etmek, Allah’la ahitleşmek, O’nun emir ve yasaklarına uymak anlamına gelir. Hadis, 390 ve 1051 numaralarla da gelecektir.

Hadisten Çıkarmamız Gereken Dersler

Hadis, sabah namazını cemaatle kılmaya ve erken uyanmaya teşvik etmektedir.
Allah’ın emir ve yasaklarına riâyet eden mü’min kişi O’nun himâyesi, kefaleti, teminatı ve emniyetine girmiş olur.
Ahdini yerine getirmeyen, mü’minliğin gereğini yapmayan ve Allah’a verdiği sözü tutmayan kimse cehennemi hakeder.

Kaynak: Riyazüs Salihin,
Read More Read More / Comment Comment
Toplam (239) Sayfa: « Önceki 1 … 9 10 11 12 13 … 239 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Dost Sayfalar1:

  • Bizde Forum
  • Bizde Blog
  • Dini Forum
  • Raşit Tunca
  • RT3 Board

Dost Sayfalar2:

  • www.raşit.tunca.at
  • Raşidi Tarikatı Blog
  • Efsane Board
  • Raşit Tunca
  • Bilge Forum

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Dini Forum
  • Yukarı Git
  • Arşiv
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 04-09-2026, 09:44 PM Türkçe Çeviri: MyBB, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS