• Portal Hakkalyakin BoardSON YENi KONULAR
  • Forum Hakkalyakin Board FORUMA GiR
  • Search FORUMDA ARA
  • HelpSUPPORT>
    • Calendar Calendar
    • Members JAMPS Members
    • Forum Team Forum Team
    • Forum Statistics Forum Statistics
  • LinklerLiNK>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Dini Forum
Giriş Yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Şifremi Unuttum?
 

Dini Forum > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üye:» Toplam Üye: 5
En Son Üye:» En Son Üye: Ahmed
Toplam Konular:» Toplam Konular: 2,137
Toplam Yorumlar:» Toplam Yorumlar: 2,440

Ayrıntılı İstatistikler Ayrıntılı İstatistikler

Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Secde Ayetleri ve Tilâvet Secdesi Kuranda Nerelerde Secde ayetleri Vardir

Secde Ayetleri ve Tilâvet Secdesi Kuranda Nerelerde Secde ayetleri Vardir

Tilavet’in kelime manası “Okumak”dir. Kur’an-i Kerim’in muhtelif sûrelerinde “Secde” Ayet-i Kerimeleri mevcuddur. İmam-i Mergidani: “Kur’an-i Kerim’de Tilavet secdesi, ondört yerdedir.”(450) hükmünü zikreder.

Bunlar: A’raf Sûresi: 206, Ra’d Sûresi: 15, Nahl Sûresi: 60, Neml Sûresi: 25, Secde Sûresi: 15, Sa’d Sûresi: 24′ün sonu, Fussilet Sûresi: 37-38, Necm Sûresi: 62, Insikâk Sûresi: 18-19 ve Alak Sûresi: 19. ayetin sonundadır.(451) Bu Ayet-i Kerimeleri okuyan ve onu dinleyen üzerine secde etmek vacib olur.
Zira Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Secde etmek, okuyan ve işiten kimse üzerine vaciptir, gereklidir”(452) buyurduğu sabittir.Mükellef; ister Kur’an-i Kerim’i dinlemeyi kastetsin, isterse kastetmesin, Tilavet secdesi üzerine vacib olur. Mesru bir özürü varsa (Hayiz, nifas gibi) secde vacib olmaz. Hanefi Fûkahasi; üzerine edâ ve kaza hesabıyla namaz lazım gelen bir kimse, secde Ayet-i Kerime’lerini okursa ona secde vacib olur”(453) hükmünde ittifak etmiştir. Bu durumda Tilavet secdesi, secde ayetini okuyan sağır kimseye de vacibtir. Zira sağır; edâ ve kaza ehlindendir.

Secde Ayet-i Kerimelerini okuyan cünüb, abdestsiz ve sarhoş kimseye de “Tilavet secdesi” vaciptir. Zira bunlar kaza ehlindendir. Ancak kafir, mecnun, çocuk, hayızlı ve nifaslıya vacip değildir. Çünkü bunlar (namazı) edâ ve kaza için ehil değildirler.Hz. Abdullah b. Mes’ud (ra)’den rivayet edildiğine göre; Tilavet secdesi üzerine vacib olan mükellef; ellerini kaldirmaksizin tekbir alır ve secde eder. Secde halinde iken üç defa “Sübhane Rabbiyel âla” veya bir defa “Sübhane Rabbina in kane vâdu Rabbina lemef’ûlâ” denilir. Sonra “Allahû Ekber” diyerek secdeden kalkar. Ayaga kalkarken “Gufraneke Rabbenâ ve ileykel masiyr” denilmesi müstehabtir. Feteva-i Hindiyye’de: “Tilavet secdelerinde üç defa “Sübhane Rabbiye’l âlâ” denir. Farz namazlarda olduğu gibi, secde halinde üç defadan fazla da söylenebilir. Fakat üçten daha az söylenemez. Hulasa’da da böyledir.

Tilavet secdesi yapmak isteyen mükellef; kalbi ile niyet eder ve diliyle: “Allah rızası için Tilavet secdesi yapmaya niyet ettim” der, sonra tekbir alir. Siracû’l Vehhac’da da böyledir. Giyasiye’de: “Tilavet secdesinin edâsı fevri değildir. Ne zaman yapılırsa yapılsın kaza değil, edâ olur. Tatarhaniyye’de de böyledir. Ancak bu hüküm namazın dışındaki Tilavet secdeleri içindir. Namazın içinde ise fevri olarak vaciptir. Kıraat uzun sürdüğü için, Tilavet secdesi geciktirilirse, kaza edilir. Bunu kasden yapmak ise günahtır. Bahru’r Raik’te böyledir”(454) hükmü kayıtlıdır. Molla Hüsrev: “Tilavet secdesinin şartları; tekbir alırken niyet etmek, kıbleye yönelmek, setr-i avrete riayet, hadesten ve necasetten temizlenmektir”(455) buyurmaktadır.

Kur’an-i Kerim’deki secde Ayet-i Kerimelerini okuyan ve dinleyen mü’minler, üzerlerine vacib olan secde hususunda titizlik göstermelidirler. Çünkü bu amel; şeytani ve tağuti güçleri hüsrana uğratan bir olaydır.

Kuranda Nerelerde Secde ayetleri Vardir

Sûre No Ayet No:

1. 7 Araf 206

2. 13 Rad 15

3. 16 Nahl 49

4. 17 İsra 107

5. 19 Meryem 58

6. 22 Hacc 8

7. 25 Furkan 60

8. 27 Neml 25

9. 32 Secde 15

10. 38 Sad 24

11. 41 Fussilet 37

12. 53 Necm 62

13. 84 İnşikak 21

14. 96 Alak 19
Read More Read More / Comment Comment
Önemli Tecvid Kurallari


TECVÎD

“Tecvîd sıfatları yönünden harflerin hakkını ve müstehakkını vermektir.” Tanımda geçen “hakkını” kelimesinden maksat harfleri cehr hems şiddet rihvet gibi sıfat-ı lâzımelerine uygun okumak “müstehak” kelimesinden maksat ise harfleri lîn kalkale vb. sıfat-ı ârızelerine uygun güzel bir şekilde ne eksik ne fazla okumak demektir. Tecvîdin konusu Kur’ân harfleridir. Tecvîdin gâyesi Kur’ân kelimelerini Hz. Peygamber’den (s.a.s) alındığı şekliyle muhâfaza etmek ve Kur’ân tilâvetinde hatâ yapılmasını önlemektir. Tecvîd ilim olarak farz-ı kifâye uygulama olarak Kur’ân okuyan kişilere farz-ı ayndır.
Mahrecin Tanımı: Mahrec tecvîd kavramı olarak harfin çıkış yeri anlamında kullanılmaktadır. Mahreç hakîkî ve takdîrî olarak ikiye ayrılır.
1. Hakîkî Mahrec: Harf bir mahrece temas ederek çıkıyorsa o yere “hakîkî mahrec” denir. Yirmi sekiz harfin tamamının da çıkış yeri olan boğaz dil ve dudak hakîkî mahrec bölgeleridir.
2. Takdîrî Mahrec: Harf herhangi bir mahrece temas etmeden çıkıyorsa buna “takdîrî mahrec” denir.Takdîrî mahrec bölgelerini aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:
a) Geniz ihfâ hâlinde veya ğunneli idğâm hâlinde olan sâkin م ve ن harflerine ait ğunnenin mahrecidir.
b) Ağız ve boğaz boşluğu: Med harfleri olan ا، و، ي çıkar.
Lahn-ı Celî: Harflerin sıfat-ı lâzilemelerine riâyet etmemek. Hükmü haramdır.
Lahn-ı Hafî: Harflerin sıfat-ı ârizelerinde olan hatâlardır. Hükmü vâciptir.


HARFLERİN SIFATLARI

Sıfat harfin mahrecinden telaffuzu esnasında aldığı keyfiyete denir.
Zıddı Bulunan Sıfatlar: Cehr-Hems Şiddet-Rihvet İstila-İstifal İtbak-İnfitâh İsmat-İzlak.
Zıddı Bulunmayan Sıfatlar: İstitâle İnhirâf Kalkale Lîn Safir Tefeşşî Tekrîr.

HARFLERİN UZATILMASI (MED)

Med harflerinden biriyle sesin uzatılmasına med denir.Kendisinden önceki harfin sesini uzatan harfe “med harfi” denir. Med harfleri üç tanedir; ا، و، ي
Med Sebepleri:
Hemze: Boğazın en dibindeki hakîkî mahreçten çıkar ve أ şeklinde yazılır.
Hemze-i Katı’: Yazıda ve okunuşta bulunan dolayısıyla da med sebebi olan hemzedir.
Hemze-i Vasıl: Vasıl hâlinde okunmayan dolayısıyla da med sebebi de olamayan hemzedir.
Sükûn: Harekesizliktir alâmeti cezmdir.
Sükûn-u Lâzım: Vakıf hâlinde de vasıl hâlinde de değişmeyen mevcut sükûndur. Yâni “vakfen ve vaslen sâbit olan sükûn”dur.
Sükûn-u Ârız: Kelimenin aslında olmayıp vakıf sebebiyle ortaya çıkan vasıl hâlinde ise düşen sükûna denir. Yâni bu sükûn “vakfen sâbit vaslen sâkıt olan sükûn”dur.
Med Çeşitleri: Aslî ve fer’î med olmak üzere iki çeşit med vardır. Harfin sesini uzatmak için hemze veya sükûna ihtiyaç duyulmayan medde "aslî med" denir. Hemze veya sükûn sebebiyle aslî med üzerine ziyâdeden doğan medde “fer’î med” denir. Bu med “medd-i mezîd” veya “medd-i medîd” diye de isimlendirilir.

MEDD-İ TABİÎ
Harf-i med bulunur sebeb-i med bulunmazsa medd-i tabiî olur. اوتِينَا Tabiî meddi bir elif miktarı uzatmak vâciptir.

MEDD-İ MUTTASIL
(Bitişik-aynı kelimede) Med harfinden sonra sebeb-i med olan hemzenin aynı kelimede bulunmasından meydana gelen medde “medd-i muttasıl” denir. جَاءَ سُوءَ وَجِيءَ Medd-i muttasılın en az iki elif miktârı uzatılması vâciptir efdali ise dört elif uzatmaktır.

MEDD-İ MUNFASIL
(Ayrı kelimelerde) Med harfinden sonra sebeb-i med olan hemzenin ayrı ayrı kelimelerde yan yana bulunmasından meydana gelen medde “medd-i munfasıl” denir. يَا اَيهَا، تُوبُوا إلىَ اللهِ، إِني اَخَافُ
Medd-i munfasıldaki med harfi bazen takdîrî olur ve yazıda gözükmez. Bu durum genellikle takdîrî bir "و" veya takdîrî bir "ي" ile uzatılan zamirde veya ism-i işârette ortaya çıkar ki buna “sıla-i kübrâ” da denir. Medd-i munfasılın meddi câizdir.

MEDD-İ LÂZIM
Med harflerinden biri ve sebeb-i medden sükûn-u lâzım aynı kelimede yan yana bulunursa medd-i lâzım olur. وَلاَالضَّالِّينَ، الحَاقَّةُ، تَأمُرُونَ
Meddi Lâzım 4 çeşittir:
1.Meddi Lâzım Kelime-i Musakkale (şeddeli kelime): مُدْهَامَّتَانِ – حَادٌّ
2.Meddi Lâzım Kelime-i Muhaffefe (cezimli kelime):آلانَ
3.Meddi Lâzım Harf-i Musakkale (şeddeli harf): اَلَمطَسَمَ،
4.Meddi Lâzım Harf-i Muhaffefe (cezimli harf):ص، صَادٌ، اَلَم

MEDD-İ ÂRIZ
Med harflerinin birinden sonra sebeb-i med olan ârız sükûn gelirse medd-i ârız olur: يَعْلَمُونَنَسْتَعِينُ، . Bir eliften fazla uzatılması câizdir.
ÜSTÜN:3 vecih: 1. Tûl: 4 elif 2. Tevassut: 2-3 3. Kasr: 1 elif.
KESRA:4 vecih: 1. Tûl: 4 elif 2. Tevassut: 2-3 3. Kasr: 1 elif 4. Kasr ile revm.
ÖTRE: 7vecih: 1. Tûl: 4 elif 2. Tevassut: 2–3 3. Kasr: 1 elif 4. Tûl ile işmâm 5.Tevassut ile işmâm 6. Kasr ile işmâm 7. Kasr ile revm.
Medd-i ârızdaki vecihler Medd-i Lîn için de geçerlidir. Kıraat imâmımız Âsım hazretleri medd-i ârızı tevassut vechi ile okumayı tercih etmişlerdir.
Revm: Hafif bir sesle harekeyi belirtmektir. Göremeyenlere harekeyi duyurmak maksadına yönelik yapılan revm; vakıf hâlinde ötre ve esrede yapılır üstünde yapılmaz.
İşmâm: Sükûndan sonra ötreye işâret etmek üzere dudakları önde yummaktır. Dolayısıyla işmâm sadece ötrede yapılır. İşmâmda ses yoktur. Harekeyi duyma imkânına sahip olamayanlar işmâmdaki dudak hareketi sayesinde harekeyi anlama imkânı elde ederler.
Revm ve İşmâm Yapılmayan Yerler:
a) Sonu tenvînli kelimelerdeb) Ârızî harekelerdec) Müenneslik tâ’larındad) Cemî’ mîmlerinde.


MEDD-İ LÎN

Lîn harfinden sonra sebeb-i med olan ârız veya lâzım sükûn bulunursa “medd-i lîn” olur. خَوْفٍ
Lîn harfleri öncesi üstün olan cezimli وْ ve يْdir.


İDGÂM MEA'L-GUNNE

Gunneli idgâm demektir. İdgâm mea'l-gunne harfleri: (ي م ن و :نُوَيْم ) olup dört tanedir. Tenvîn veya sâkin ن’dan sonra bu harflerden birisi gelirse idgâm mea'l-gunne olur. Misâl: يَرَهُخَيْرًاسِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ، وَمِنْ مَاءٍ، نُقَاتِلْ، مَلِكًاEğer sâkin ن ile idgâm mea'l-gunne harflerinden "و"veya "ي" aynı kelimede bulunurlarsa bütün kıraat imâmlarının ittifâkı ile izhâr olur. İdgâm mea'l-gunne olmaz. Kur’ân-ı Kerîm'de bu türlü kelime dört tanedir: الدُّنْيَا -صِنْوَانٌ -قِنْوَانٌ -بُنْيَانٌ Hükmü vâciptir. İdgâm mea'l-gunnenin müddeti bir elif miktârıdır.
(ن) ve (يس) kelimelerinden sonra gelen و harfi İmam Âsım ve Hafs rivâyetine göre hem izhâr hem de idgâmla okunabilir: الحَكِيمِ وَالقَرْآنِ يَسَوَالقَلَمِ،


İDGÂM-I BİLÂ GUNNE
(Gunnesiz İdgâm)Tenvîn veya sâkin "ن"dan sonra "ر"ve "ل" harflerinden biri gelirse idgam-ı bilâ gunne olur. Sesi genizden getirmeden şeddeli olarak okunur: غَفُورٌرَحِيمٌ، هُدًى لِلْمُتَّقِينَ، مِنْ رَبِّهِمْ


İDGÂM-I MÜTECÂNİSEYN
Mahreçleri bir olan sıfatları (vasıf nitelik; kalınlık incelik yumuşaklık vurgulu okunma gibi) farklı olan iki harfin birincisi sâkin ikincisi harekeli olarak gelirse birincisini ikincisine katıp/çevrilip (birinci harfi okumayıp) ikinci harfi şeddeli imiş gibi okumaya idgâm-ı mütecâniseyn denir.
Hükmü vâciptir. Cinsleri aynı olan harfler sekiz tânedir ve şu üç gruba ayrılırlar: a)دط،ت، b) ثذ،ظ،c) مب،

İDGÂM-I MÜTEGÂRİBEYN
Mahrecinde veya sıfatında birbirlerine yakınlığı olan iki harften birincisi sâkin ikicisi harekeli olarak gelirse birincisinin ikincisine katılıp ikinci harfi şeddeli imiş gibi okumaya idgâm-ı mütegâribeyn denir. Hükmü vâciptir.
Birbirlerine yakınlığı olan harfler 4 tanedir ve iki gruba ayrılırlar:a)رل،(ل önce gelmelidir): (بَلْ رَفَعَهُ اللهُ، قُلْ رَبِّ)
b)قك(ق önce gelmelidir ve ق kendi mahrecinden kalkale yapılmadan okunur): اَلَمْنَخْلُقْكُمْİdgamın olduğu yer de kalkale yapılmaz.


İDGÂM-I MİSLEYN

Aynı harfin aynı veya ayrı kelimede birincisi cezimli ikincisi harekeli olarak arka arkaya gelmesi durumunda birincisinin ikincisine katılarak ikincisinin şeddeli bir harf gibi okunmasına idgâm-ı misleyn denir. İdgâm-ı misleynde "م" harfinin م’e "ن" harfinin de ن’a uğramasıhâriç gunne yapılmaz. Hükmü vâciptir. İdgâm-ı misleyn; mealgunne ve bilâgunne olarak ikiye ayrılır.
I- İdgâm-ı misleyn mea'l-gunne: Bu da iki durumda meydana gelir:
a- Sâkin نْ’dan sonra harekeli ن geldiği zaman. وَمَنْ نُعَمِّرْهُ، مَنْ نَشَاءُ، مِنْ نَارٍ
b-Sâkin مْ’den sonra harekeli م geldiği zaman: قَصَصْنَامَنْمِنْهُمْمُؤصَدَةٌ،عَلَيْهِمْجُوعٍ،مِن ْاَطْعَمَهُمْ

SAKİN MÎM’İN ÜÇ HÂLİ
1- Sâkin مْ kendisinden sonra gelen harekeli م harfine uğrarsa idgâm-ı misleyn mea'l-gunne olur.
2- Sâkin م’den sonra ب harfi geldiği zaman ihfâ olur. Buna ihfâ-ı şefevî (dudak ihfâsı) denir. (بِهِ اَمْ مَا لَهُمْبِهِ -) gibi. م dudaklara bastırmadan ve kısmen gizlenerek okunur. Gunnede de hafif tutma yapılır.
3- Sâkin م’den sonra ب ve م 'den başka harflerden biri geldiği zaman izhâr olur. Buna izhâr-ı şefevî denir. فِيهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ، هُمْ دِينُكُمْ، لَكُمْالْحَمْدُ، gibi. Bu durumda م tutma yapılmadan tabiî olarak okunur. م’in gunne sıfatı da normalden fazla uzatılmadan okunur.
II- İdgâm-ı misleyn bilâ gunne: ن ve م harflerinin dışında kalan harfler birbirlerine uğradığı zaman olur. قَدْ دَخَلُوا، اِضْرِبْ بِعَصَاكَ الحَجَرَgibi. Hükmü vâciptir.

İKLÂB
Tenvîn veya sâkin nûn’dan sonra ب gelirse ب’den önce gelen tenvînin nûn’u veya sâkin nûn’u hâlis sâkin م’e çevirerek hâsıl olan م’i gunneli okumaya iklâb denir. Bir buçuk elif uzatmak vâciptir. (سَمِيعٌ بَصِيرٌمِنْ بَعْدِ، )

İZHÂR

İzhâr iki harfin arasını birbirinden ayırıp açarak idgâmsız ihfâsız ve iklâpsız olarak açıkça ve kuvvetlice okumaya denir. Tenvîn veya sâkin ن'dan sonra izhâr harflerinden (ا ح خ ع غ ه) biri gelirse izhâr olur. Hükmü vâciptir. مَنْ آمَنَ، غَفُورٌ حَلِيمٌ، مِنْ خَوْفٍ

İHFÂ
Tenvîn veya sâkin ن'dan sonra ihfâ harflerinden(ت، ث، ج، د، ذ، ز، س، ش، ص ض، ط، ظ، ف، ق، ك) biri gelirse ihfâ olur. Miktârıbir buçuk eliftir. عَنْ صَلاَتِهِ، مِنْ طَيِّبَاتِ، مِنْ دُونِ، اَنْتُمْ

TENVÎN VE SÂKİN NÛN’UN BEŞ HÂLİ


Tenvîn veya sâkin ن’den sonra;

1) (ر - ل ) harfi gelirse idgâm-ı bilâ gunne olur.
2) ( وي م ن ) harflerinden biri gelirse idgâm-ı mea’l gunne olur.
3) ب harfi gelirse iklâb olur.
4) Şu on beş harften birisi gelirse ihfâ olur: (ت ث ج د ذ ز س ش ص ض ط ظ ف ق ك )
5) (ا ح خ ع غ ه ) harflerinden biri gelirse izhâr olur.

KALKALE

Harfin çıkış yerinden kuvvetli bir ses ile okumasına kalkale denir. ب، ج، د،ط قharflerinden biri kelimenin ortasında veya sonunda cezimli olarak gelirlerse kalkaleli okunurlar: قَدْ قَامَ، لَمْ يَلِدْ Şedde ve idgâm kalkaleye mânîdir.

RÂ HARFİNİN (İNCE VEYA KALIN) OKUNUŞU

a)ر Harfinin Kalın Okunduğu Yerler:
-ر’nın harekesi üstün ve ötre ise kalın okunur:نَصْرٌ لِيُنْذِرَ، تَمُرَّ،
-ر cezimli ise kendisinden önceki harfin harekesi üstün ve ötre ise yine kalın okunur: وَاْمُرْ بِالعُرْفِ، وَاِنْحَرْ، بِالنَّذُرْ
-ر ve ondan önceki harf sâkin bir önceki harfin harekesi üstün ve ötre ise kalın okunur: بِالصَّبْرْ، مِنْ كُلِّ اَمْرْ، فِي الصُّدُورْ
- Vasıl hemzesinden (okunmadan geçilen hemzeden) sonra gelen ر kalın okunur (Kur’ân’da vasıl hemzelerinin başında صyazılıdır): اِرْجِعِي، لِمَنِ اِرْتَضَى،اِرْكَبْ
- ر sâkin kendinden önceki harf esreli ر’dan sonraki harf ise kalın okunan harflerden olup harekesi üstün ve ötre olursa ر yine kalın okunur: فِرْقَةٌ، مِرْصَادًا،قِرْطَاسٌ
b) ر Harfinin İnce Okunduğu Yerler:
-ر’nın harekesi esre ise ince okunur: يُرِيدُ بِالبِرِّ، اَبْصَارِهِمْ،
-ر cezimli ise kendisinden önceki harfin harekesi esre ise ince okunur: وَاصْطَبِرْ، مُذَكِّرْ
-ر ve ondan önceki harf sâkin bir önceki harfin harekesi esre ise ince okunur: قَدِيرْ، بَصِيرْ
-ر sâkin ve bir önceki lîn harfi ise ر harfi ince okunur: سَدِيرْ


ALLAH LÂFZININ OKUNUŞU

a. Allah Lâfzının Kalın Okunduğu Yerler: Allah isminden önceki harfin harekesi üstün veya ötre ise Allah isminin lâm’ı kalın okunur:نَصْرُ اللهِ، هُوَ اللهُ
b. Allah Lâfzının İnce Okunduğu Yerler: Allah isminden önceki harfin harekesi esre olursa Allah isminin lâm’ı ince okunur: اَعُوذُ بِاللهِ


SEKTE

Sekte nefes almadan bir elif miktârı kadar bir süre sesi kesmeye denir. Kur’ân’da şu dört yerde sekte vardır ve sekte yapılacak yerde harfin altında سكته yazılıdır.

1- Kehf Sûresi’nin 1. âyetinde: قَيِّمًا--- عِوَجًا
2- Yâsîn Sûresi’nin 52. âyetinde: هَذَا---مَرْقَدِنَامِنْ

3- Kıyâme Sûresi’nin 27. âyetinde: رَاقْ --- وَقِيلَمَنْ
4- Mutaffifîn Sûresi’nin 14. âyetinde: رَانَ---كَلاَّ بَلْ

OKUYUŞ ŞEKİLLERİ (YAVAŞ – HIZLI – NORMAL)

a) Tahkîk: En ağır okuma şeklidir. Yavaş yavaş mânâyı düşünerek bütün tecvît kurallarına uyarak ruhsatları kullanmadan (meselâ medd-i munfasılı da 4 elif uzatarak) okumaktır.
b) Hadr: Süratli okuma şeklidir. Hatim indirenler cüz okuyanlar bunu tercih ederler. Bunda yine medd-i lâzım 4 medd-i muttasıl 2 elif uzatılır. Bu ikisinin dışında 1 eliften fazla uzatılanlar ise 1 elif uzatarak okunur.
c) Tedvîr: Tahkîk ile hadr’in ortasıdır. Bunda da mânâ düşünülür.
Read More Read More / Comment Comment
Hangi Sure Kaç Defa Ne İçin Okunursa Hangi Tesirde Bulunur?
Hangi Sure Kaç Defa Ne İçin Okunursa Hangi Tesirde Bulunur?

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de 114 tane sure bulunmaktadır. Bir musibet, bela, hastalık veya dilek, istek ve niyazlarımız için bu sureler belli sayıda okunursa musibetten veya beladan kurtulunur, hastalık için okunursa şifa bulunur veya dilek, istek veya niyaz için okunursa o istek Allah (c.c) izni ile gerçekleşir. Biz kullar olarak Allah (c.c) ibadet etmek, salih amel işlemek için bol bol ibadet etmeli musibet, hastalık veya beladan kurtulmak için veya herhangi bir dilek, istek veya niyazımız için bol bol dua etmeliyiz. Dualarımızda samimi olmalıyız. Allah (c.c) yapmış olduğumuz ibadetlerimizi kabul eylesin. Amin…

Hangi Sure Kaç Defa Okunursa Hangi Tesirde Bulunur?

Fatiha Suresi Ne İçin Okunur?
-Fatiha-i Şerife’yi yatarken okuyan kimse, ölümden başka her türlü kötülükten korunur.
-40 defa yazılarak, sula silinerek içilir, hastanın yüzü ve elleri de aynı su ile silinirse, Allah (c.c) izni ile şifa bulur.
– Tehlike anlarında 10 defa okunur.
-Cuma günü yazılarak üzerinde taşınırsa, cinlerin şerrinden korunur.
– Fatiha suresi yazılır, yağmur suyu ile silinerek içilirse, kalp çarpıntısından ve korkudan Allah (c.c) izni ile şifa bulunur.
-Her kim Fatiha Suresini ” iyyâke nesteıyn” kısmına kadar, Ardından İhlas Suresini sonuna kadar okuduktan sonra  ” Allâhümmecma’beynî ve sıfâtike yâ zel beyne hâcetî kemâ cema’te beyne esmaîke ve sıfâtike yâ zel celâli vel ikrâm” duasını 3 defa okursa , Allah (c.c)’ın izni ile dile yerine gelir ve bu kişinin duası da makbul olur.
-Farz namazlarından sonra her gün Fatiha-ı Şerife’yi 18 defa, yatsı namazından sonra ise 28 defa okuyanın rızkı çoğalır.
-Temiz bir tabağa yazılır. Yazı, gül suyu ile silinir, kulağa damlatılırsa Allah (c.c) izni ile ağrısına şifa olur.
-İki rekatlık namazın her rekatında 7’şer defa Fatiha Suresi 3’er defa İhlas Suresi okuyarak namaz kılan kimsenin dileği Allah (c.c)’ın izni ile gerçekleşir.
Bakara Suresi Ne İçin Okunur?
– Tehlike anında ve duanın kabul olması için elif, lâm, mim ayeti okunur.
-Ruhi bunalıma karşı gün aşırı 3 defa okunur.
Ali İmran Suresi Ne İçin Okunur?
Borçtan kurtulmak için ve zengin olmak için gün aşırı 3’er defa okunur.
Nisa Suresi Ne İçin Okunur?
Akrabalar arasındaki anlaşmazlığı ortadan kaldırmak için okunur.
Maide Suresi Ne İçin Okunur?
Her Türlü zarardan korunmak için gün aşırı 7 defa okunur.
En’am Suresi Ne İçin Okunur?
İstek ve dileğin kabul olması için gün aşırı 7 defa okunur.
A’raf Suresi Ne İçin Okunur?
Dünya ve ahiret mutluluğu için okunur.
Enfal Suresi Ne İçin Okunur?
Zindandan, iftira ve musibetten kurtulmak için gün aşırı 7 defa okunur.
Tevbe Suresi Ne İçin Okunur?
-Her türlü şerden kurtulmak için gün aşırı 7 defa okunur,
-7 defa yazılır ve asılırsa o yere hırsız giremez.
Yunus Suresi Ne İçin Okunur?
Yunus Suresini yazıp taşıyan kimsenin düşmanı hezimete uğrar
Hud Suresi Ne İçin Okunur?
Zalime karşı galip olmak almak için gün aşırı 3 defa okunur.
Yusuf Suresi Ne İçin Okunur?
İzzet ve saadete nail olup, bahtın açılması için okunur.
Ra’d Suresi Ne İçin Okunur?
Düşmanın kahrı için okunur.
İbrahim Suresi Ne İçin Okunur?
Ahlakın güzelleşmesi için gün aşırı 10 defa okunur.
Hicr Suresi Ne İçin Okunur?
Ticaretin kazançlı olması için gün aşırı 3 defa okunur.
Nahl Suresi Ne İçin Okunur?
Azgınlığın ve fesadın kaldırılması için gün aşırı 10 defa okunur.
İsra Suresi Ne İçin Okunur?
-Hilecilerin şerrinden korunmak için okunur,
-Misk ve safranla yazılarak dili tutulanlara içilirse Allah (c.c)’ın izni ile şifa bulur.
Kehf Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi okuyan kimse her türlü fitne ve musibetten korunur.
Meryem Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi gün aşırı 41 defa okuyan kimse fakirlikten kurtulur.
Taha Suresi Ne İçin Okunur?
Gün aşırı 21 defa okuyan kimsenin kısmeti açılır.
Enbiya Suresi Ne İçin Okunur?
Her türlü tehlikeye karşı okunur.
Hac Suresi Ne İçin Okunur?
Mahşerin dehşetinden emin olmak için okunur.
Mü’minun Suresi Ne İçin Okunur?
Her gün okuyan kimsenin, imani ve itikadi yönden düzelir, imanın kemaline erer.
Nur Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi okuyan kimse vesveseden kurtulur, kemali imane ve yakine erer.
Furkan Suresi Ne İçin Okunur?
Düşmanın pişman olması için okunur.
Şuara Suresi Ne İçin Okunur?
Zarardan korunmak için gün aşırı okunur.
Neml Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi okuyan kimse düşmanlarının şerrinden korunur.
Kasas Suresi Ne İçin Okunur?
Azap ve esaretten korunmak için okunur.
Ankebut Suresi Ne İçin Okunur?
Aklı yükselen kimselere okunursa Allah (c.c)’în izni ile şifa bulur.
Rum Suresi Ne İçin Okunur?
Düşmana karşı galip olmak için okunur.
Lokman Suresi Ne İçin Okunur?
Dahili hastalıkala karşı gün aşırı 7 defa okunur.
Secde Suresi Ne İçin Okunur?
Yazılarak bir şişe içerisine konur, evin bir kenarında saklanırsa, her türlü afattan emin olunur.
Ahzap Suresi Ne İçin Okunur?
Nasip ve kısmetin açılması için gün aşırı 7 defa okunur.
Sebe’ Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi gün aşırı okuyan kimse cin şerrinden korunur.
Fatır Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi gün aşırı okuyan kimse mahlukat tarafından sevilir.
Yasin Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi 70 defa okuyan kimse her muradına erer.
Saffat Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sereyi gün aşırı okuyan kimsenin rızkı çoğalır, darlık çekmez.
Sad Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi okuyan kimse zarar verici hayvanların şerrinden emin olur.
Zümer Suresi Ne İçin Okunur?
Halk içerisinde aziz ve muhterem bir kişi olmak için gün aşırı okunur.
Mü’min Suresi Ne İçin Okunur?
Kötü insanın şerrinden emin olmak için gün aşırı 7 defa okunur.
Fussilet Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi okuyan kimse yolculuktaki her türlü tehlikeden emin olur.
Şura Süresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi gün aşırı okuyan kimse hasmını mağlup eder.
Zuhruf Suresi Ne İçin Okunur?
Gün aşırı 7 defa okuyan kimse muradına erer.
Duhan Suresi Ne İçin Okunur?
Gün aşırı 3 defa okuyan kimse dileğine erer.
Casiye Suresi Ne İçin Okunur?
İftiradan kurtulmak için okunur.
Ahkaf Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi gün aşırı okuyan kimse cin şerrinden korunur.
Muhammed Suresi Ne İçin Okunur?
Zarardan kurtulup, saadete ermek için gün aşırı okunur.
Fetih Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi gün aşırı 7 defa okuyan kimse, her müşkülünü halledip, her muradına nail olur.
Hucurat Suresi Ne İçin Okunur?
Hastalığın şifa bulması için 7 defa okunur.
Kaf Suresi Ne İçin Okunur?
Cuma geceleri okuyan ahiret saadetine nail olur.
Zariyat Suresi Ne İçin Okunur?
70 defa okuyan kıtlık yüzü görmez.
Tur Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi gün aşırı okuyan hakka yaklaşır, dertlerden kurtulur.
Necm Suresi Ne İçin Okunur?
21 defa okuyan her muradına nail olur.
Kamer Suresi Ne İçin Okunur?
70 defa okuyan kimse zalimin şerrinden emin olur.
Rahman Suresi Ne İçin Okunur?
Hayır kapılarının açılması için 70 defa okunur.
Vakıa Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi 41 defa okuyan fakirlik çekmez, kazancı bereketli olur.
Hadid Suresi Ne İçin Okunur?
Ruhi bunalımdan kurtulmak için 75 defa okunur.
Mücadele Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sure 1 avuç toprağa 3 defa okunarak düşman tarafına savrulursa, düşman hezimete uğrar.
Haşır Suresi Ne İçin Okunur?
40 gün boyunca 40’ar defa okunursa her türlü muradına erer.
Mümtehıne Suresi Ne İçin Okunur?
Gün aşırı okuyan kimse, haramdan korunur. Borçlu ise borcunu kolaylıkla öder.
Saf Suresi Ne İçin Okunur?
70 defa okuyan kimse aile huzursuzluğundan kurtulur.
Cuma Suresi Ne İçin Okunur?
Helalinden evlenmek isteyen kimse 18 defa okursa nasibi açılır.
Münafıkun Suresi Ne İçin Okunur?
Nifaktan kurtulmak, şerre hedef olmak için 7 defa okunur.
Teğabün Suresi Ne İçin Okunur?
Nefes darlığına karşı suya 7 defa okunarak içilmeli.
Talak Suresi Ne İçin Okunur?
Gün aşırı 3 defa okuyan refikası ile güzel geçinir.
Tahrim Suresi Ne İçin Okunur?
21 defa okuyanın düşmanı dost olur.
Mülk Suresi Ne İçin Okunur?
44 Defa okuyan kimse her beladan kurtulur. Kabir azabı çekmez.
Kalem Suresi Ne İçin Okunur?
Şerden kurtulmak ve her muradına ermek için 71 defa okunur.
Elhakka Suresi Ne İçin Okunur?
Ahiret mutluluğuna ermek için 71 defa okunur.
Mearic Suresi Ne İçin Okunur?
Zafere ermek için 180 defa okunur.
Nuh Suresi Ne İçin Okunur?
1000 defa okuyan kimse düşmanını kahreder.
Cin Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi 7 defa okuyan kimse nazardan, sara hastalığından ve evhamdan Allah (c.c)’în izni ile şifa bulur.
Müzemmil Suresi Ne İçin Okunur?
40 defa okuyan kimsenin rızkı ummadığı yerden gelir.
Müddessir Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi gün aşırı okuyanın nefsi emmarenin sultasından kurtulur.
Kıyame Suresi Ne İçin Okunur?
Cuma geceleri okuyan kimse ahiret saadetine nail olur.
İnsan Suresi Ne İçin Okunur?
70 defa okuyan kimse kötü ahlaktan kurtulur. Hak dostlarının zümresine nail olur.
Mürselat Suresi Ne İçin Okunur?
7 defa okuyan kimse göz hastalığına yakalanmaz.
Nebe Suresi Ne İçin Okunur?
İkindiden sonra okuyan dünya ve ahiret saadetine nail olur.
Naziat Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi her gece okuyan kimse son nefesini Kelim-i Tevhid ile kapar.
Abese Suresi Ne İçin Okunur?
Yakıne ermek için 7 defa okunur.
Tekvir Suresi Ne İçin Okunur?
Müşküllerin hali için 7 defa okunmalıdır.
İnfitar Suresi Ne İçin Okunur?
Her murada ermek için 21 defa okunur.
Mutaffifin Suresi Ne İçin Okunur?
Ağlayan çocuğu susturmak için 5 defa okunur.
İnşikak Suresi Ne İçin Okunur?
Doğumun kolay olması için 7 defa okunur.
Buruc Suresi Ne İçin Okunur?
Fitneci ve fesatların şerrinden kurtulmak için 10 defa okunur.
Tarık Suresi Ne İçin Okunur?
Cinlerin şerrinden kurtulmak için 3 defa okunur.
A’la Suresi Ne İçin Okunur?
3 defa okuyan kimse seferden selametle evine döner.
Ğaşiye Suresi Ne İçin Okunur?
Vücuttaki her türlü yelin izalesi için 3 defa okunur.
Fecir Suresi Ne İçin Okunur?
Belanın uzaklaştırılması için 7 defa okunur.
Beled Suresi Ne İçin Okunur?
Kıyamette hesabın kolay geçmesi için 7 defa okunur.
Şems Suresi Ne İçin Okunur?
Her türlü beladan korunmak için 41 defa okunur.
Leyl Suresi Ne İçin Okunur?
180 defa okuyan fakirlikten kurtulur.
Duha Suresi Ne İçin Okunur?
Okumaya devam edenler ruhi bunalım ve sıkıntıdan kurtulur.
İnşirah Suresi Ne İçin Okunur?
Okumaya devam edenler ruhi bunalım ve sıkıntdan kurtulur.
Tin Suresi Ne İçin Okunur?
7’şer defa okuyan kimse kötü ahlaktan kurtulur.
Alak Suresi Ne İçin Okunur?
7’şer defa okuyan kimsenin sözü geçerli olur.
Kadir Suresi Ne İçin Okunur?
Her müşkülün hali için 21 defa okunur.
Beyyine Suresi Ne İçin Okunur?
Bu sureyi vidr edinerek devamlı okuyanlar kamil insanların makamına erer.
Zilzal Suresi Ne İçin Okunur?
40000 defa okuyan kimse düşmanını helak eder.
Adiyat Suresi Ne İçin Okunur?
3 defa okuyan nazardan korunur.
Karia Suresi Ne İçin Okunur?
Her işin intizamı için 100 defa okunur.
Tekasür Suresi Ne İçin Okunur?
Dünyevi ve uhrevi musibetlerden kurtulmak için gün aşırı 3 defa okunur.
Asr Suresi Ne İçin Okunur?
İç hastalıkların tedavisi için yazılarak suyu içilir. 70 defa da okunur.
Hümeze Suresi Ne İçin Okunur?
İnsanların zemminden ve iftirasından kurtulmak için 21 defa okunur.
Fil Suresi Ne İçin Okunur?
Akşamla yatsı arasında 1000 defa okuyan kimse her türlü muradına nail olur.
Kureyş Suresi Ne İçin Okunur?
Zengin ve güzel ahlaka sahip olmak ve müsibetlerden emin olmak için 7 defa okunur.
Maun Suresi Ne İçin Okunur?
41 Defa okuyan kimse Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizi rüyasında görür.
Kevser Suresi Ne İçin Okunur?
100 defa okuyan kimse muradına nail olur. Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizi rüyasında görür.
Kafirun Suresi Ne İçin Okunur?
Yatarken okuyan kimse imanını şeytandan korumuş olur.
Nasr Suresi Ne İçin Okunur?
Her muradın hali için 1000 defa okunur.
Tebbet Suresi Ne İçin Okunur?
Düşmanın helakı için 1000 defa okunur.
İhlas Suresi Ne İçin Okunur?
-100 defa okuyan kamil bir imana erer,
10 defa okuyan kimsenin amel defterine günah yazılmaz,
-1000 defa okuyanın vücudu kabirde çürümez,
-10000 defa okuyan her muradına nail olur.
Felak Suresi Ne İçin Okunur?
Sihri tesirsiz hale getirmek ve şeytandan korunmak için 41 defa okunur.
Nas Suresi Ne İçin Okunur?
Cin şerrinden ve evhamdan korunmak için 21 defa okunur.
Read More Read More / Comment Comment
Maddî Ve Manevî Bir Temizlik: Abdest
MADDÎ VE MANEVÎ BİR TEMİZLİK: ABDEST

Abdest; belli uzuvları usûlüne göre yıkamaktan ve başı meshetmekten ibâret bir temizlik ve ibâdettir.

Abdestin manevî birçok faydaları ve sevâpları olduğu gibi, maddî olarak da pek çok faydası vardır. Vakit vakit abdest alan bir müslüman temizliğe riâyet etmiş, temizliği alışkanlık hâline getirerek kendisini, birçok hastalıklara sebep olacak kirlerden korumuş olur. Hadîs-i şerîflerde:

“Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur.”

“Her kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu şekilde namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” buyurulmuştur.

Namaz gibi bir kısım dînî vazîfeleri yerine getirmek için abdest farzdır. Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz, Kâbe’yi tavaf edemez, Mushaf-ı Şerîf’i (Kur’ân-ı Kerîm’i) bitişik olmayan bir kılıf içinde bulunmadıkça eline alamaz, Kur’ân-ı Kerîm’in bir âyetine bile el süremez. Bunlar haramdır. Fakat Kur’ân-ı Kerîm’i ezbere olarak veya karşıdan Mushaf’a bakarak abdestsiz okuyabilir.

Akıllı ve büluğ çağına giren ve suyu kullanmaya gücü yeten her müslüman, lüzûmu hâlinde abdest almakla mükelleftir.

Abdestin farzları dörttür:

Birincisi: Yüzü bir kere su ile yıkamaktır. İkincisi: İki elleri dirseklerle beraber bir defa yıkamaktır. Üçüncüsü: Ayakları topuklarla beraber bir kere yıkamaktır. Dördüncüsü: Başın dörtte birini ıslak bir elle bir kere meshetmektir.

Abdestin sünnetlerinden bazıları şunlardır:

Eûzü ve besmele ile başlamak, niyet etmek, misvak kullanmak, tertibe riâyet etmek; yani âzâları sıra ile önce yüzü, sonra kolları yıkamak, sonra başı meshetmek ve ayakları yıkamak, kolları ve ayakları yıkamaya sağ taraflardan başlamak, her âzâyı üçer defa yıkamak, el ve ayak parmaklarını hilallemek, başın tamamını meshetmek.
Read More Read More / Comment Comment
Teyemmüm
Teyemmümün Niteliği ve Farzları

Lûgat´ta teyemmümün anlamı, bir şeyi kasdetmektir. Din deyiminde ise: Su bulunmadığı veya suyu kullanmaya güç yetmediği zaman, toprak cinsinden temiz bir şeyle abdestsizliği gidermek için yapılan bir işlemdir.

Şöyle yapılır: Abdestsiz olan yahut gusletmesi gereken bir kimse, iki elini toprak cinsinden temiz bir şeye bir kez vurup bununla yüzünü mesheder. Sonra yine iki elini ikinci kez vurup bununla da dirseklerine kadar iki kolunu mesheder. Bu işlem, abdestsizliği gidermek yahut namaz kılmak veya taharetsiz sahih olmayan bir ibadeti yerine getirmek niyeti ile yapılır. İşte teyemmümün esası bundan ibarettir. O halde teyemmümün farzları bir niyet ve iki mesihden ibarettir.

İmam Züfer´e göre, teyemmümde niyet farz değildir.

Teyemmüm, bu ümmetin özelliklerindendir, ahir zaman ümmeti için bir kolaylıktır. Yüce mabuduna ibadet edecek olan bir müslümanın alışmış olduğu temizlik halinden yoksun olarak ibadet etmemesini sağlar. Bu konuda müslümanın duyduğu ruhsal bir ihtiyacı giderir. İnsanı yaratılışının aslı olan toprağa döndürerek onda tevazu ve yaratıcıya saygı duygularını canlandırır.

Teyemmüm Hicretin beşinci yılında meşru olmuştur. Peygamber efendimizin Medine´ye hicretlerinin beşinci senesi Şaban ayının ilk günlerinde Peygamberimiz Huzaa kabilesinin bir oymağı olan "Beni Mustalık" savaşında bin kişilik bir ordu aile susuz bir yerde gecelemişlerdi. Sabah namazını kılmak için abdest alacak su bulamadılar. Sabahın erken bır vaktinde şu anlamdaki âyet-i kerime nazil oldu: "Yolculuk halinde olur da su bulamazsanız, temiz toprak ile teyemmüm ediniz." (Nisa: 43, Maide: 6) Böylece teyemmümle namaz kılmalarına Yüce Allah´ın emri çıktı. Ashab-ı Kiram sevindiler ve teyemmüm ederek sabah namazını kıldılar.

Teyemmümün Sünnet Üzere Yapılması

Sünnete uygun bir teyemmüm, aşağıdaki şekilde yapılır:

1) Teyemmüme başlarken Besmele getirip namaz için tahareti niyet etmelidir.

(Hanbelîlere göre, Besmeleyi okumak vacibdir, bunu yapmayınca teyemmüm olmaz.)

2) Parmaklar açık olduğu halde iki eli toprağa vurduktan sonra ileri sürüp geri çekmelidir.

3) Elleri kaldırınca, eğer fazla tozlanmışlarsa onları yan yana getirip birbirine hafifçe vurmalı. Bu şekilde ellerdeki tozlar silkildikten sonra, bu ellerle bütün yüzü meshetmelidir.

4) İlk vuruşta yapıldığı gibi elleri yine temiz toprağa tekrar vurduktan sonra silkmeli ve sol elin baş parmağını ayırarak diğer parmakların iç tarafları ile sağ elin parmak uçlarından başlayarak kolun dış tarafını dirseklere kadar çekip meshetmeli. Sonra yine sağ elin iç tarafına dönerek sol elin baş parmağı ile serçe parmağını halka ederek baş parmakla beraber elin ayası ile dirsekten bileğe kadar elin iç tarafını meshetmeli. Baş parmağı daha ileriye yürüterek sağ elin baş parmağının üstünü de meshetmelidir.

5) Sol elle sağ elin meshedilişi gibi, aynen sağ elle de sol eli meshetmelidir.

6) Açıklandığı şekilde teyemmümde sıra gözetilerek önce yüzü, sonra kolları meshetmeli ve bu işlemde kesinti yapmamalıdır.

Teyemmümün Şartları

Teyemmümü mübah kılacak bir özür bulunmalıdır. Bu özür gerçek olarak veya hükmen suyu kullanmaya güç bulunmamaktır. Şöyle ki: Abdest alacak veya gusledecek kimsenin bulunduğu yerden en az bir mil (dört bin adım) uzakta suyun bulunmasıdır. Bu durumda su, gerçekten bulunmamış sayılır. Yahut su bulunur da, onunla yıkandığı takdirde hastalanmaktan, hastalığının artmasından veya uzamasından tecrübesi neticesi olarak korkarsa veya yetkili müslüman bir doktor su kullanmasını zararlı sayarsa, yine teyemmüm edilir; çünkü hükmen su bulunmamış demektir.

(Malikîlere göre, yetkili müslüman bir doktor bulunmazsa, bu teyemmüm konusunda müslüman olmayan yetkili bir doktorun sözü yeterlidir.)

Şu durumlarda da hükmen su bulunmamış sayılır: Cana, mala, şeref ve emanete ait bir tehlikenin, yakında bulunan bir suyu kullanma halinde bulunması. Bulunan suyun abdest veya gusle yetişmemesi. Bulunan su, abdest veya gusle harcandığı takdirde, kendisinin veya arkadaşının veya beraberindeki hayvanın susuzluktan helâk olacağını kuvvetli bir ihtimal ile bilmesi. Kuyudan su çekebilmek için ip ve kova gibi aletlerin bulunmaması. Bulunan su ancak pisliği gidermeye kâfi gelip de bundan fazla su bulunmaması. Mevcut olan su ile abdest alındığı veya gusledildiği takdirde, bayram ve cenaze namazlarının tamamen kaçırılacağından korkulması. Ancak bu namazlarin bir kısmına yetişilebileceği anlaşılınca veya cenazenin velisi olur da, kendisini bekleyeceklerini bilince, teyemmüm etmek caiz olmaz.

Yine, sadece namazı kaçırmak korkusu ile, kazası mümkün olan (bedeli bulunan) namazlar için teyemmüm etmek caiz olmaz. Cuma ve diğer vakit namazları gibi... Çünkü bunlara yetişilemezse, cuma yerine öğle namazı kılınır. Vakit namazlarına yetişilemezse, bunlar kaza edilir.

Teyemmüm ederken niyet bulunmalıdır. Şöyle ki: Teyemmüm edecek kimse, elini teyemmüm edecek toprağa koyarken veya eline dokunan toprak ile yüzünü meshe başlarken, bu işi abdestsizlikten temizlenmek, namaz kılmak veya abdestsiz yapılması caiz olmayan bir ibadette bulunmak maksadı ile yapmalıdır. Böyle bir niyet olmaksızın alınan bir teyemmüm ile namaz kılınmaz. Sadece teyemmümü niyet etmek yeterli degildir. Bu duruma göre, su bulamayan abdestsiz bir kimse, Kur´an´ı eline almak veya bir mescide girmek niyeti ile teyemmüm etse, bu teyemmümle onun namaz kılmasi sahih olmaz. Çünkü Kur´an´ı tutmak abdestsiz caiz değilse de, bunu yapmak bir ibadet değildir; maksad ise Kur´an okumaktır. Abdestsiz olarak ezbere Kur´an okumak caizdir. Boy abdesti almak durumunda olan bir kimse için mescide girmekte taharet şarttır. Fakat bu da kasdolunan bir ibadet sayilmaz; onun için bu maksadla alınan teyemmüm ile namaz kılınmaz. Abdestsiz bir kimse için ezber olarak Kur´an okumak bir ibadet ise de, bunun yapılması taharete bağlı degildir. Taharetsiz (abdestsiz) yapılabilir.

Ezan okumak, ikamet yapmak, kabirleri ziyaret etmek, ölüyü gömmek, selâma karşılık vermek veya hayirli bir iş yapmak niyeti ile yapilan teyemmümlerle de namaz kılınamaz.

Teyemmüm, her yönden temiz olan toprak cinsinden bir şeyle yapılır. Şöyle ki: Üzerlerinde pislik dokunmamış olan toprak; kum, çakıl, horasan, alçı gibi toprak cinsinden olan şeylerle teyemmüm yapılır. Yine taş cinsinden olan mermer, kiremit, tuğla, yakut, zümrüt, zebercet, tutya ve mercanla veya nemli olsun, yanık olsun toprakla veya çoğu toprak karışımı olan maddelerle, kaya tuzu ile, çamurla sıvanmış duvarla da teyemmüm edilebilir. Bunların üzerinde toz bulunması şart değildir. Fakat kurumadıkça çamurla teyemmüm edilmez; bu İmam Ebû Yusufa göredir. İmam Azam´a göre, vaktin çıkmasından korkulur ve çamurun toprağı sudan ziyade olursa, çamur ile teyemmüm edilir.

Odunların ve otların yanması ile meydana gelen küllerle, demir, altın, gümüş gibi eriyip şekil değiştiren ve yumuşayan madenlerle, inci, cam, kumaş ve elbiselerle, hayvan postekileri ile teyemmüm yapılmaz. Çünkü bunlar toprak cinsinden sayılmazlar. Ancak bunların üzerinde belli bir şekilde toz bulunursa, o zaman üzerlerinde teyemmüm edilebilir.

Bir de üzerlerindeki topraklardan dolayı, cevher halinde bulunan altın, gümüş, bakır benzeri madenlerle teyemmüm edilebilir.

(İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafiî´ye göre, teyemmüm yalnız toprakla yapılır. İmam Malik´e göre, toprak ve kumla teyemmüm caiz olduğu gibi otlarla, ağaçlarla ve karla da caiz olur. İmam Ahmed İbni Hanbel´e göre, teyemmüm yalnız yanmamış olan ve başkasından gasbedilmemiş olan tozlu bir haldeki temiz bir toprakla yapılır. Kum ve diğer şeylerle yapılmaz.)

Tahareti engelleyen durum son bulmuş olmalıdır: Vücudun herhangi bir yerinden çıkan kan daha kesilmeden abdest alınamayacağı gibi teyemmüm de yapılamaz.

Meshe engel olan deri üzerindeki kurumuş hamur ve balık pulu gibi şeyler giderilmiş olmalıdır. Aksi halde, mesih yüz ve kollar üzerinde bulunan engeller üzerine yapılmış olur.

Teyemmüm, iki elin iç taraflarını iki kez toprak cinsinden temiz bir şey üzerine koymakla yapılmalıdır. Bununla beraber niyet eden kimseye başkası teyemmüm ettirebilir.

Teyemmüm iki elin veya bunların yerini tutacak olan bir şeyin tümü veya çoğunluk kısmı ile yapılır. Bunun için iki parmakla teyemmüm caiz olmaz. Fakat bir el ile yüz ve diğer bir elle de kol meshedilebilir. Bu halde, bir elle tekrar toprağa vurulup diğer kol da meshedilir.

Eli Çolak olup su kullanamayan kimse, yardımcısı yoksa, yüzünü ve kollarını yere sürmek sureti ile teyemmüm eder. Elleri ve kolları kesilmiş olan kimse de, yalnız yüzünü yere sürerek teyemmüm eder. Bu kimsenin yüzünde yara bulunsa, teyemmüm etmeksizin namazı kılar.

Yüz ile kollar tamamen meshedilmelidir. Yüz kısmı sayılan yerin her tarafı meshedilir. Yüzük ve bilezik gibi şeyler ya çıkartılır veya yerlerinden oynatılır. Diğer bir görüşe göre, organların çoğunluğunu meshetmek yeterlidir. Dörtte bir kısmın meshedilmemesi teyemmümün sıhhatine engel olmaz.


Teyemmümü Mubah Kılan ve Kılmayan Bazı Haller

Henüz namaz vakti girmeden de teyemmüm edilebilir. Fakat namaz için müstahab olan vakit geçmeden su bulabileceğini tahmin eden kimse için teyemmümü geciktirmek mendubdur.

(Üç imama göre, bir namaz için vakti girmedikçe teyemmüm yapılmaz; çünkü teyemmüm bir zaruret için taharet sayılmıştır. Özürlünün tahareti gibi, vakitten evvel abdesti sahih olmaz.)

Bir mil mesafeden daha yakında su bulunduğunu sanan kimse, suyun bulunduğunu sandığı yöne doğru üç dört yüz adım gider veya birini göndererek suyu aratır. Ancak yolda düşman tehlikesi gibi bir korku olursa, bu aratma yapılmaz.

Suyun varlığından bilgi verecek uygun bir kimse bulunduğu halde ondan sormaksızın teyemmüm etmek caiz değildir. Bu durumda eğer teyemmüm ederek namaz kılar da, sonra bir milden daha yakın bir yerde su bulunduğu kendisine haber verilirse, kıldığı namazı iade eder.

Su bulunacağı kendisine söz verilen kimse, kazaya kalmak korkusu olsa bile, namazını geciktirir. Ancak suyu va´d edenin yanında veya bir mil mesafeden daha yakınında su bulunmuş olmalıdır.

Boy abdesti alması gereken bir kimse, yalnız organlarının bir kısmına veya sadece abdestine yetecek kadar su bulsa, yine teyemmüm eder; o suyu harcaması gerekmez.

Yalnız içilmek için kırlarda sarnıçlar içinde hazırlanmış olup herkesin yararlanmasına terk edilmiş bulunan sular teyemmüm etmeye engel olmaz. Ancak bu sular çok olur da abdest ve gusül almaya izin verilmiş olduğu bilinirse, bu sular kullanılır, teyemmüm edilmez.

Hacıların hediye için taşıdıkları zemzem suyu, teyemmüm yapmaya engeldir. Ancak zemzemin içine, en az bir misli kadar gül suyu karıştırılmış olursa, bu takdirde zemzem mukayyed su hükmüne girer ve onunla abdest almak caiz olmadığı için teyemmüm yapılır.

Cünüblükten dolayı teyemmüm etmiş olan bir kimsenin abdesti bozulsa, cünüb sayılmaz, abdestsiz olur. Bu kimse yalnız abdeste yetecek kadar su bulsa, bununla abdest alır. Bu kadar su bulamazsa, tekrar namaz için teyemmüm eder.

Abdest almak veya gusletmek için başkasının yanında bulunan suyu istemek gerekir. Ancak suyun çok kıt olduğu bir yerde istenmeyebilir.

Abdest alacak veya gusledecek bir kimsenin, ihtiyacından çok parası olduğu zaman, değer kıymeti ile veya biraz fazlasıyla satılmakta olan suyu ihtiyacı için satınalması gerekir. Fakat normal fiyatın iki misli ile satın almak gerekmez; çünkü bu aşırı bir fiyattır.

Suyu kullanmaktan aciz olup da parası bulunan kimse, normal bir ücretle abdest verdirecek kimse bulursa, teyemmüm edemez.

Başkasının yardımı ile abdest alabilecek olan bir kimsenin yardımcısı kendi kölesi, kendi çocuğu veya kendi ücretli hizmetçisi ise, teyemmüm etmesi ittifakla caiz olmaz. Böyle kendi başina abdest alamayacak derecede özürlü olan kimse, abdest için kendisine yardım edebilecek başka bir adamı varsa, yine teyemmüm edemez. Zevcesinin bulunması da, teyemmüm etmesine engeldir. Kabul edilen görüş budur. Fakat İmam Azam´dan bir rivayete göre, bu durumda olan kimse teyemmüm edebilir.

Deniliyor ki, zevc ile zevce abdest verme konusunda birbirine yardim etmek zorunda değillerdir. Bunun için, bunlardan biri diğerine yardımcı sayılmaz. Ancak birbirlerine yardım görevinde bulunmaları bir iyilik olduğundan, yardımın yapılması güzel kabul edilmiştir. Öyle ki, bunlardan biri diğerine yardım etmeyi üzerine alınca, makbul olan görüşe göre, artık teyemmüm yolunu seçemez.

Bir zindanda habsedilmiş olan kimse, temiz su veya toprak bulamayınca, İmam Azam ile İmam Muhammed´e göre, namazını sonraya bırakır. İmam Ebû Yusuf´a göre, bir şey okumaksızın namaz kılar gibi ayakta durur, rüku ve secde vaziyetlerini alır, kendisini namaz kılan gibi gösterir. Sonra kurtulunca, kılamadığı namazları kaza eder.

Abdest uzuvlarının (organlarının) yarısında veya çoğunda yara bulunan bir kimse teyemmüm eder; fakat yarısından azı yaralı ise, sağlam yerlerini yıkar ve yaraların üzerlerine mesheder, teyemmüm yapamaz.

Gusül için de, eğer vücudun yarısı veya daha çoğu yaralı ise teyemmüm edilir. Vücudun yarısindan azı yaralı ise sağlam yerler yıkanır ve yaraların üzerleri meshedilir.

Bir abdest ile birçok farz ve nafile namaz kılınabildiği gibi, bir teyemmüm ile de kılınabilir.

(İmam Şafiî´ye göre, bir teyemmüm ile yalniz bir farz namaz ve birçok nafile namaz kılınır. Sahih olan bir görüşüne göre de, bir teyemmüm ile bir farz namaz ve bununla beraber ayrıca cenaze namazlari da kılınabilir. Ancak bir teyemmüm ile bir farz namazdan başka bir farz namaz kilinamaz.)

Bu ihtilâftan kurtulmak için, her farz namazda yeniden teyemmüm etmek daha iyidir.

Temiz bir toprak cinsinden çok kimseler teyemmüm edebilirler. Çünkü yeryüzü el değdirilmesi ile kullanılmış sayılmaz.

Teyemmümü Bozan Haller

Abdesti bozan ve guslü gerektiren haller teyemmümü de bozar, hükümsüz kılar. Teyemmümü mübah yapan özrün kalkması da, bu özürden dolayı yapılmış olan teyemmümü bozar. Bu bakımdan su bulunmadığı için veya bir hastalık için yapılmış olan bir teyemmüm, su bulununca veya hastalık kalkınca hemen bozulur. Su ile abdest alınmadıkça veya cünüblük hali varsa, yıkanmadıkça namaz kılınamaz.

Cünüblük sebebiyle yapilan teyemmüm, abdest yerine de geçer. Araya yeni bir cünüblük veya abdestsizlik hali girmedikçe, suyu kullanmaya güç yetinceye kadar bu teyemmüm ile birçok namaz kılınabilir. Ayni şekilde, su ile gusleden kimse, bu temizliği devam ettikçe abdest almaya gerek olmaksizin dilediği namazları kılabilir.

Bir özürden dolayı teyemmüm eden kimse, diğer bir özre tutulsa, birinci özrün son bulması üzerine teyemmüm de son bulur, diğer özür için tekrar teyemmüm etmesi gerekir. Örnek: Su bulunmadığı için teyemmüm eden kimse, henüz su bulamadan abdest almaya engel teşkil edecek bir hastalığa yakalansa ve bu arada su bulacak olsa, önceki teyemmümü bitmiş olur. Bu hastalıktan dolayı tekrar teyemmüm etmesi gerekir; çünkü teyemmümün sebebi değişmiştir.

Teyemmüm ile namaz kılmakta olan bir adam su görse, namazı bozulmuş olur. Abdest alıp yeniden namaz kılması gerekir. Fakat namaz tamamlandıktan sonra suyun bulunması, kılınan o namazın iade edilmesini gerektirmez.
Read More Read More / Comment Comment
Gusül
Gusül ve Guslü Gerektiren Haller

Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, boy abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüblüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlanmn sona ermesidir. Cünüblük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir.

Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmam Azam ile İmam Muhammed´e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebû Yusuf´a göre gusül gerekmez.

Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır.

Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.

Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile, bulüğ çağına ermiş erkek ve kadının gusl etmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Bunlardan yalnız biri büluğ çağına ermiş ise, sadece ona gusül gerekir, diğerine gerekmez. Ancak büluğ çağına yaklaşmış bir devrede ise, yıkanmadan namaz kılmasına izin verilmez. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lâzımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.

Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilâm olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntımn şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebu Yusuf´a göredir. İmam Azam ile İmam Muhammed´e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şübheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.

Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilâm olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaatı varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaatı yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebeb olur.

Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.

İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanmasi gerekir. Organ uyanık olmayinca, gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.

Bir erkek veya bir kadin rüyada ihtilâm olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed´e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sivinin yine ona dönmesi ihtimali vardir.

İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.

Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilâm olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese, her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.

Şehvet olmayıp da döğülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez.

(İmam Şafiî´ye göre bu hallerde de gusül gerekir.)

Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.

Bakire bir kızın bekâretini yok etmemek sureti ile yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekâret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.

Cünüblük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayri müslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.


Guslün Farzları

Guslün farzları, ağzı, burnu ve bütün vücudu birer kez yıkamak üzre üçtür. Bu farzlar, aşağıda bildirileceği şekilde yapılır:

Ağıza ve buruna bolca su alınmalı. Bu işe abdestte yapılan ağız ve buruna su vermelerden daha çok özen gösterilmelidir.

Vücut yıkanırken iğne ucu kadar bir yerin kuru kalmamasına dikkat edilecek, kulaklar ve göbek oyuğu yıkanacak. Su saçların, sakalların, kaşların ve bıyıkların aralarına ve altlarındaki deriye kadar geçecektir. Bunlar sık olsa bile, suyun ulaşması sağlanacaktır. Bunların araları ve dipleri kuru kalırsa, gusül tamamlanmış olmaz. Ancak kadınların başlarından aşağıya sarkmış olan saçlarının yıkanması şart değildir. Önemli olan bunların diplerine suyun geçmesidir. Erkeklerde bir zorunluk bulunmadığı için, böyle sarkmış olan saçlarının her tarafını yıkamak gerekir.

Kapanmış olan küpe deliklerinin içini de yıkamalıdır. Öyle ki, bu deliklerin ıslanmış olduğuna kanaat getirmelidir. Böyle bir kanaat yoksa, onları el ile ovarak ıslatmalıdır. İçlerine zorla su geçebilecek bir halde olan küpe deliklerini de, içlerine su geçecek bir şekilde el ile ıslatıp yıkamalıdır.

Tırnaklar arasında kalan kurumuş çamurların ve göz çapakları gibi şeylerin altlarını da yıkamalıdır; bunu yapmak gereklidir. Fakat tırnaklar üzerindeki kirler, topraklar, kınalar gusüle engel olmazlar. Çünkü bunlar suyun geçmesine engel değildirler. Bu konuda köylü ile şehirli eşittir. Sahih olan görüş budur.

Bir özür sebebiyle sünnet olamamış kimsenin, organında toplanmış olan derinin içini de yıkaması lâzımdır. Ancak açılmasında bir zorluk olursa, o zaman içi yıkanmaz. Çünkü bu deri bedenin dışından sayılır. Buraya kadar gelen bir sidik ile abdest bozulur.

Suyun geçmesini engelleyecek şekilde dişlerin arasında nohut büyüklüğünde sert yemek parçası bulunmamalıdır. Vücudun hiç bir yerinde suyun geçmesini engelleyecek balık pulu veya çiğnenip kurumuş ekmek parçası gibi bir şey de bulunmamalıdır. Çünkü bunların altlarına su geçmeyince; gusül sahih olmaz.

Birbirine bitişik olup da aralarında su geçirmeyecek bir halde bulunan parmakları yıkarken, su ile aralarını ovmalıdır. İçi boş olan göbeğin içini de yıkamalıdır. Üzerlerinde pislik bulunmasa da, avret yerlerini su ile yıkayıp temizlemelidir. Bunların da kuru kalması, gusülün sıhhatine engel olur.

Ayaklarda bulunan çatlaklar üzerine merhem koyulunca, eğer altlarını yıkamak zarar vermeyecekse, altlarını yıkamak gerekir. Zarar verecekse üstleri yıkanır. Bu da zarar veriyorsa, üzerlerini meshetmekle yetinilir. Mesih de zararlı ise, meshedilmez.

Bir kimse guslettikten sonra ağzını veya burnunu yıkamadığını veya bedeninden bir yerin kuru kaldığını anlarsa, yeniden gusletmesi gerekmez; yalnız o yerleri yıkaması yeter. Bu arada farz bir namaz kılmışsa onu tekrar kılması gerekir.

Gözlerin içini soğuk veya sıcak su ile yıkamak güç ve zararlı olduğu için, ne abdest alırken, ne de guslederken gözlerin içini yıkamak gerekmez. Körler için de böyledir. Temiz olmayan bir sürme ile gözler sürmelenmiş olsa bile, bunu yıkamak gerekmez. Gözlerin hafifçe kapatılması hem abdest için hem de gusül için bir engel teşkil etmez. Yeter ki su, kirpiklere ve pınarlara ulaştırılmış olsun.

(Malikîlere göre, gözlerin ve ağız ile burnun içleri, bir de meydanda olmayan kulak deliği bedenin dışından sayılmaz. Bu bakımdan bunları abdestte ve gusülde yıkamak farz değildir; sünnettir.

Hanbelîlere göre, ağız ile burnun içleri yüzden sayılır. Onun için hem abdestte, hem de gusülde yıkanmaları farzdır.)

Takma olan gözlerin çıkarıp abdest ve gusülde altlarını yıkamaya gerek yoktur. Bu yıkama zararlı olunca, zaten çıkarılmaları caiz olmaz.


Guslün Sünnetleri

Guslün başlıca sünnetleri şunlardır:

1) Gusle niyet ederek, besmele çekerek ve misvak kullanarak başlamak. Bu niyet guslün sıhhatı için şart değildir, sevabı vardır. Temizliğin bir ibadet sayılması için bir sebebdir.

(Malikî ve Şafiîlere göre, gusülde niyet farzdır. Hanbelîlere göre de, bu niyet guslün sıhhatının şartıdır. Durum böyle olunca, ihtilâfdan kurtulmak için guslederken abdestsizliği gidermeyi ve namaz gibi bir ibadetin yerine getirilmesini hatırlamalıdır.)

2) Gusülde önce elleri, sonra oyluk yerlerini yıkamak. Eğer bedende meni gibi bir pislik varsa onu gidermek.

3) Gusülden önce, sünnet üzere abdest almak. Bir kap içinde veya toprak üzerinde yıkanıldığı zaman ayakları yıkamayı sona bırakmalıdır.

4) Abdest aldıktan sonra önce üç kez başa, sonra üç kez sağ omuza, sonra üç kez sol omuza su dökmek. Her su döktükçe, beden iyice ıslansın diye, bedeni iyice oğuşturmak. Bir kap içinde veya toprak üzerinde yıkanılıyorsa, çıkarken önce sağ ayağını, sonra sol ayağını yıkamak.

(İmam Malik ve İmam Ebû Yusuf´dan bir rivayete göre, gusül yaparken bedeni ovalamak farzdır.)

5) Gusül yaparken fazla su harcamamak ve çok kısıntı da yapmamak.

6) Kimsenin görmeyeceği bir yerde yıkanmak. Eğer erkekler erkekler arasında, kadınlar da kadınlar arasında bulunurlar da yıkanmak için tenha bir yer bulamazlarsa, bir köşeye çekilip avret mahallerini bir peştemal ile örterek yıkanırlar. Avret yerlerini açmaları caiz olmaz. Erkeklerin veya kadınlarla erkeklerin arasında bulunan kadınların da bunlar arasında yıkanmaları caiz değildir. Bu durumda teyemmüm ederek namazlarını kılmaları uygundur. Çünkü hükmen su bulunmamış demektir.

Yine, gerek erkekler ve gerekse kadınlar kendi cinsleri arasında yıkanmak için bir peştemal veya benzeri bir örtü bulamazlarsa ve böylece avret yerlerini açmak mecburiyetinde kalırlarsa, gusletmeyi sonraya bırakırlar ve namazlarını teyemmüm ile kılarlar. Sonra tenha bir yer veya bir peştemal bulunca gusledip teyemmüm ile kılmış oldukları namazları iade ederler. Hamamlarda bu örtünme işine çok dikkat etmelidir.

7) Tenha bir yerde yıkanıldığı zaman, yine avret yerini açık bulundurmamak. Açık bulundurulursa kıble yönüne dönmemek.

8) Guslederken konuşmamak.

9) Gusülden sonra elbiseyi giyerken çabukça örtünüvermek.

10) Gusülden sonra bedeni bir havlu veya bir mendil ile silmek.

11) Bir kimse bir akar suya veya bir havuza dalsa veya yağmur altında durup bütün vücudu ıslansa, ağzına ve burnuna su vermek halinde, gusül farziyetini yerine getirmiş olur. Bu durumda organlarını kımıldatır veya su içinde biraz beklerse, sünneti yerine getirmiş sayılır.

12) Yukarıda sıralanan sünnetlere uygun bulunmayan bir gusül, guslün edeblerine uygun düşmemiş ve kerahetten de kurtulmamış olur.

Abdestte sayılan edebler, gusülde de aynen uyulması gereken edeblerdir. Ancak guslederken kıbleye doğru durulmaz. Avret yerleri peştemal ile örtülü ise kıbleye dönülebilir.

Abdestte mekruh olan şeyler, gusülde de mekruhtur. Bir de gusülde dua okumak mekruhtur. Yine gusülde bir organdan su damlarken onu alıp diğer organı yere düşmeyen bu su ile yıkamak caizdir; çünkü gusülde bütün beden bir organ sayılır. Abdestte bunu yapmak caiz değildir.

Guslün Vasıfları

Yukarıda geçen 169. maddede açıklandığı gibi, cünüblükten, hayız ve nifas kanlarından kesilişinden dolayı gusletmek farzdır. Bu farzın dışında bazı hallerde gusletmek sünnet veya müstahabdır. Bunların başlıcaları şunlardır:

1) Cuma ve iki bayram namazları için gusletmek.

2) Hac ve umrede ihrama girerken ve Arefe günü vakfe yapmak için yıkanmak (gusletmek).

3) Medine-i Münevvere ile Mekke-i Mükerreme´ye girmek için yıkanmak.

4) Müzdelife ve Mina´da bulunmak için yıkanmak.

5) Günahdan tevbe için yıkanmak.

6) Güneş ve ay tutulması halleri ile yağmur duasında bulunmak için yıkanmak.

7) Kan aldırmak ve ölü yıkamak için gusletmek müstahab olduğu gibi, baygınlıktan sonra ayılan kimsenin yıkanması da müstahabdır.

8) Yolculuktan dönenin ve yeni elbise giyecek kimsenin yıkanması.

9) Berat ve Kadir gecelerine kavuşmaktan dolayı yıkanmak.

10) İnsanların toplanacağı bir yerde bulunmak için yıkanmak.

11) İstihaze (illet kanından) kurtulan kadının yıkanması.

12) Cünüblüğünün hemen arkasından hayız (âdet) görmeye başlayan bir kadın, isterse, cünüblüğü için yıkanır, isterse yıkanmasını âdetin sona ermesine bırakır.

13) Her cinsel ilişki için yıkanmak: Zevcesi ile cinsel ilişkide bulunan kimse, henüz yıkanmadan tekrar ilişkide bulunabilir. Fakat bu arada yıkanması veya abdest alması mendubdur.

14) Henüz namaz vakti gelmeden yıkanmak. Çünkü namaz vaktine kadar cünüb bir kimsenin yıkanmayı geciktirmesi günah sayılmaz; fakat daha önce yıkanmanın fazileti vardır.

Sünnet ve müstahab olan gusüller, sadece hürmet ve temizlik için yapılır. Bu kısım müstahab ve sünnet olan yıkanmalarda ağıza ve buruna su çekmek mecburiyeti yoktur.


Gusül Etmesi Farz Olanlara Haram veya Mekruh Olan Şeyler

Üzerlerine gusül farz olanlara, gusletmeden önce haram olan şeyler şunlardır:

1) Namaz kılmak. Bir âyet olsa bile, Kur´an niyeti ile Kur´an okumak. Hamd ve dua ile ilgili âyetleri, dua ve zikir niyeti ile okumak caizdir. Cünüb veya âdet halinde olan bir kadının dua niyeti ile Fatiha Suresini okuması caizdir.

Yine bu durumda olan kimsenin çocuklara Kur´an âyetlerini kelime kelime öğretmesi de caizdir. Şehadet kelimesini söylemek, tesbih ve tekbir getirmek yine caizdir.

2) Kur´an-ı Kerime, bir veya yarım âyet olsa bile, el sürmek ve Mushaf-ı Şerifi tutmak haramdır. Ancak Kur´an´a yapıştırılmamış olan bir kılıf, bir mahfaza ve sandık içinde onu taşımak ve onu dış taraftan tutmak caizdir.

3) Kâbe´yi tavaf etmek ve bir zorunluluk olmadığı halde bir mescide girmek veya içinden geçmek. Fakat zaruret hali olursa, geçilebilir. Bir kimsenin evinin kapısı, mescidin içine doğru açılsa ve evine girip yıkanmak için mescit içinden geçmek zorunda kalsa, o kimse mescit içinden geçerek evine girer ve yıkanır. Bu bir mecburiyet halidir. Mescit içinde uyurken ihtilâm olan kimse, dışarıya çıkmak için teyemmüm eder; fakat bu teyemmüm ile Kur´an okuyamaz; namaz da kılamaz.

4) Üzerinde âyet-i kerime yazılı bulunan bir levhayı veya bir parayı el ile tutmak.

Üzerlerine gusül gerekli olanların yıkanmadan önce yapmaları Mekruh olan şeyler şunlardır:

1) Din kitablarından herhangi birini el ile tutup okumak.

2) El ve ağzı yıkamadan yiyip içmek.

El ile tutmayıp yer üzerinde bulunan bir sayfaya veya bir levhaya Kur´an´dan yazı yazmak. Bu da İmam Muhammed´e göre mekruhtur.

Cünüb ile hayız ve nifas halinde bulunanların Kur´an-ı Kerime bakmaları mekruh değildir. Bu, el ile tutmak hükmünde değildir.

(İmam Malik´e göre, cünüb olan kimse, Kur´an okuyamazsa da hayız halinde olan kadın okuyabilir; çünkü cünüb olan kimse hemen yıkanabilir. Fakat âdetli ise, âdet müddeti dolmadan yıkanamadığı için özürlü sayılır.)
Read More Read More / Comment Comment
Mesh
Mestler Üzerine Mesh Verilmesi

Ayağa giyilen ve "Mest" adı verilen mest hükmündeki şeyler üzerine, abdest alınırken meshedilmesi caizdir. Bu, İslâm dininin gösterdiği bir kolaylıktır. Bu meshden maksad, mestlerin üzerine ayakların uçlarından başlayıp aşık kemiklerini aşmak üzere inciklere doğru ıslak olan el parmaklarını sürmektir.

Ayaklara meshetmenin farz miktarı, giyilen her iki mestin ön ve üst tarafından el parmaklarının en küçüğü itibarı ile üç parmaklık yerin meshedilmesidir. Bu kadarlık bir yerin meshedilmesi ile farz yerine getirilmiş olur.

(Malikîlere göre, mestlerin bütünü üzerine mesh yapılması gerekir. Bu miktarın azına mesh yeterli değildir. Hanbelîlere göre, mestlerin üstünün çoğuna meshedilmesi kâfidir. Şafiîlerde ise, mestlerin üstüne bir parmak kadar mesh yapılması yeterlidir.)

Mestlerin altına mesh yapılmaz. Mestler üzerine mesh yapılırken ıslak olan el parmaklarının açık olması, meshin el parmakları ile yapılması, ayak parmaklarının ucundan başlayarak yukarıya doğru yapılması, sünnete uygun olan meshdir. Yoksa, mestin üzerine su dökmek, mesti sünger gibi bir şeyle ıslatmak, enine olarak mestin üzerine meshetmek veya meshe mestin goncundan başlamak yeter. Ancak böyle yapmak sünnete aykırıdır.

Ayakları topukları ile beraber örten çizmeler, potinler, kendileri ile üç mil kadar yürünebilecek kuvvetli ve kalın çoraplar, konçlu aba terlikler de mest hükmündedir. Bunların üzerine de mesh yapılabilir.


Meshin Cevazındaki Şartlar

Bir meshin caiz olabilmesi için yedi şart gereklidir:

1) Mestler, abdest için ayaklar yıkandıktan sonra giyilmelidir. Bir özürden dolayı ayağa veya ayağın sargısını meshedilmesi de yıkama hükmündedir. Onun için böyle bir meshden sonra giyilen mestler üzerine mesh yapılabilir.

2) Mestler, topuklar dahil, ayakların her tarafını örtmüş olmalıdır. Topuklardan kısa olan mestler ve benzeri ayakkabılar üzerine mesh yapılmaz.

3) Ayağa giyilen mestler üzerine en az üç mil yol yürüyebilmelidir. Bir mil dinimizde dört bin arşındır. Bir arşın da yirmi dört parmaktır.

4) Giyilen mestlerin topuklarından aşağı kısımlarında, ayağın küçük parmağı ölçüsü ile, üç parmak delik, sökük ve yırtık bulunmamalıdır. Şu kadar var ki, böyle bir noksan, ayak parmaklarının uçlarına rastlarsa, miktara değil, sayıya bakılır: Üç parmak görünmedikçe, yırtık zarar vermez. Yine mestlerde üç parmak kadar sökük bulunduğu halde, mestlerin sağlamlığından dolayı yürürken bu sökük açılıp parmaklar gözükmezse, yine meshe engel olmaz. Bir mestte bulunan ayrı ayrı yırtıklar toplanır; fakat iki mestteki yırtıklar toplanmaz. Bunun için bir mestte iki ve diğer mestte bir veya iki parmak miktarı yırtık bulunursa mesh yapmaya engel olmaz.

(Malikîlere göre, bir ayağın en az üçte biri görülecek kadar bir mestte yırtık yoksa meshi bozmaz. Şafiî ve Hanbelî mezheblerine göre, ayakta yıkanması farz olan miktar, mestlerdeki bir yırtıktan görülecek olsa, mesh bozulmuş olur. O yıkanması farz olan miktar, çorap veya başka bir şeyle örtülmüş olsa bile hüküm değişmez.)

5) Mestler, bağsız olarak ayakta durabilecek kadar kalın olmalıdır.

6) Mestler, dışarıdan aldıkları suyu hemen içine çekerek ayağa ulaştıracak bir halde olmamalıdır.

7) Her ayağın ön tarafından en az küçük el parmağı kadar bir yer mevcut bulunmalıdır.

Bu itibarla, bir veya iki ayağının ön tarafı bulunmayan kimse mestlerine mesh yapamaz. Ökçe taraflarının bulunması yeterli değildir. Çünkü bir ayağı yıkamakla diğerine mesh bir arada toplanamaz. Fakat bir ayağı tamamen mevcut bulunmayan kimse, diğer ayağına giydiği mest üzerine mesh yapabilir. Çünkü mesh ile yıkama bir arada toplanmamıştır.


Mesh Müddeti

Meshin müddeti, ikamet halinde olan (yolcu hükmünde bulunmayan) kimse için birgün bir gece, yani yirmi dört saattir. En az on sekiz saat (üç günlük) bir mesafeye gitmek üzere yola çıkan bir misafir (yolcu) için ise, üç gün (yetmiş iki saat) geçerlidir. Bu müddetin başlangıcı, mestler giyildikten sonra ilk abdestin bozulma zamanından itibarendir. Örnek verilirse, bir kimse abdestini tamamladıktan sonra o taharet üzerine mestlerini giyse de, beş saat sonra ondan abdesti bozucu bir hal meydana gelse, bu beşinci saatten itibaren meshin müddeti mukim için yirmi dört saat ve misafir için yetmiş iki saat devam eder. Mestleri giyiş zamanına bakılmaz.

İkamet halinde iken yolculuğa çıkan kimse, misafirin müddeti üzere hareket eder, o zamanı doldurur. Aksine olarak misafir olan kimse, bir gün ve bir gece (yirmi dört saat) meshettikten sonra mukim olsa, mesh müddeti bitmiş olur. Artık ayaklarını yıkaması gerekir.

Mestlerine mesh yaparak abdestli bulunan kimse, mestlerini ayaklarından çıkarınca, yalnız ayaklarını yıkaması gerekir, abdestini tamamen tazelemesi gerekmez. Ayaklarını yıkamak suretiyle abdest alıp mestlerini giymiş olan bir kimse, daha bu abdesti bozulmadan herhangi bir sebeble mestlerini ayaklarından çıkarsa, abdesti bozulmuş olmayacağı için ayaklarını tekrar yıkaması gerekmez.

(Malikîlere göre, mesh için bir zaman yoktur. Guslü gerektiren bir durum olmadıkça, mestler üzerine daima mesh yapılabilir. Ancak cuma namazını kılacak kimseler için, her cuma günü mestlerini çıkanp ayaklarını yıkamaları mendubdur. Şafiî ve Hanbelîlere göre, mübah (haram işleme niyeti bulunmayan) bir seferdeki yolcu için mesh müddeti üç gün, üç gece (yetmiş iki saat)dır. Günah işlemek için yola çıkıldığı takdirde bu müddet yirmi dört saattir.


Sargı Üzerine Mesh

Kırılan veya yarası bulunan bir uzvu (organı) yıkamak zarar verince, kırık üzerindeki tahtaya veya yara üzerindeki sargıya, hem abdest ve hem de gusül için bir kez meshedilir. Bu mesh de zarar verirse, terk edilir.

Elde, tırnakta ve diğer uzuvlarda bulunan herhangi bir yara üzerine konulmuş sakız, pamuk gibi şeylerin veya ilâçların üzerine de zaruret halinde bir kere mesh yapılır. Bunlara sıcak su zarar vermiyorsa, mesh yeterli olmaz, yıkamak gerekir. Yapılacak meshin bütün sargıyı kaplaması gerekmez; çoğunluğunu meshetmek kâfi gelir.

Sargıyı çözmek zarar veriyorsa, özürlü yerin etrafını sargı altından yıkamak gerekmez. Bunlardan açık bulunan yerleri meshetmek yeterlidir.

Böyle bir sargı üzerine yapılan mesh için belli bir müddet yoktur. Özür devam ettiği müddetçe sargı üzerine mesh yapılır. Bu sargının taharet hali üzere (abdestli olarak) sarılmış olması da şart değildir.

Bir sargı üzerine mesh yapıldıktan sonra sargı değiştirilirse, tekrar mesh gerekmez. Yine bir sargıya mesh yapıldıktan sonra, onun üzerine başka bir sargı daha sarılmış olsa, yeniden bir mesh daha yapılmaz. Henüz özür kalkmadan sargı açılsa, mesh bozulmuş olmaz.

Bir özürden dolayı iki ayaktan biri üzerine mesh yapılınca, diğerini yıkamak gerekir. Çünkü bu mesh de yıkamak hükmündedir.

Özür tamamen kalkınca, mesh bozulmuş olur, artık sargı üzerine mesh yapılmaz. Yerinin yıkanması gerekir.

Meshi Bozan Şeyler

Abdesti bozan her şey meshi de bozar. Onun için müddet henüz bitmemiş ise, yeniden alınacak abdestte mestlere veya sargılara da yeniden mesh verilir. Aşağıda yazılı hallerden dolayı da mesh bozulur:

1) Üzerine meshedilmiş olan mestin ayaktan çıkması veya çıkarılması. Bu durumda eğer abdest mevcut ise, yalnız ayakları yıkamak kâfidir. Yeniden tam bir abdest almak gerekmez. Bir mestin goncuna kadar, ayağın çok kısmının çıkmış olması da, tamamen çıkması hükmündedir.

2) Mesh müddetinin sona ermesi. Bu halde henüz abdest devam ediyorsa, yalnız ayakları yıkamak yeterlidir. Yeniden tam bir abdest almaya gerek yoktur. Bununla beraber mesh müddeti son bulsa bile ayakları çıkarıp yıkamanın soğuktan donmaya sebebiyet vereceğinden korkulursa, yine meshe devam edilir.
Read More Read More / Comment Comment
Abdest
Abdestin Mahiyeti

Abdest belli organları usulüne göre yıkamaktan ve meshetmekten ibaret bir temizliktir, bir ibadet ve itaattir. Abdeste, güzel oluşundan ve temizliğe yardımcı olmasından dolayı "Vuzu" adı verilmiştir. Abdestin manevî birçok faydaları ve sevabları olduğu gibi, maddî olarak da pek çok yararları vardır. Vakit vakit abdest alan bir müslüman temizliğe riayet etmiş, temizliği alışkanlık haline getirerek kendisini, birçok hastalıklara sebebiyet verecek kirli hallerden korumuş olur.

"Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur." buyurulmuştur. Bir hadis-i şerif de şu anlamdadır: "Her kim emrolunduğu gibi abdest alırsa geçmiş günahları bağışlanır."

Namaz gibi bir kısım din görevlerini yerine getirmek için abdest almaya gerek vardır. Bu görevlerden her birinin yapılması, abdestin bir sebebidir. Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz, tavaf edemez, bir mahfaza içinde olmaksızın Kur´an´ı tutamaz, Kur´anın tam bir âyetinin veya bir kısmının yazılı bulunduğu bir levhaya el süremez. Bunları yapmak haramdır. Fakat Kur´an-ı Kerimi ezber olarak veya karşıdan mushaf´a bakarak abdestsiz okuyabilir. Aklı olan ve büluğ çağına eren ve suyu kullanmaya gücü yeten her müslüman, gerektiği zaman abdest almakla yükümlüdür.

Abdestin Farzlari

Abdestin farzları dörttür: Yüzü bir kez su ile yıkamak, iki eli dirseklerle beraber bir kez yıkamak, her iki ayağı topuklarla beraber bir kez yıkamak ve başın dörtte birini ıslak bir elle ve kullanılmadık temiz bir su yaşlığı ile bir kez silmek (meshetmek)tir. Şöyle ki:

Yüz denilen organ, iki kulak memesi, arasındaki yer ile alnın saç biten yerinden çene altına kadar olan kısımdır. Kulaklarla sakal arasında bulunan kılsız kısımlar da yüzden sayılır. İşte yüz denilen bütün bu kısmı su ile bir kere yıkamak farzdır.

Sakal sık olunca, onun üstünü yıkamak yeterlidir, altındaki deriyi yıkamak gerekmez. Fakat sakal seyrek olunca, altındaki deri kısımları da yıkamak gerekir.

Dirseklere gelince, bunlara "Mirfak" denir. Elleri dirseklerle beraber yıkamak farz ise de, dirseklerden daha yukarısını yıkamak zorunluğu yoktur. Ayakların iki taraflarında bulunan ve "Topuk" denilen şişkin kısımları da yıkamak gerekir. Fakat bunların yukarısını yıkamak gerekmez.

Başa meshe gelince: Alından arkaya doğru başın ön kısmına meshedilmesi daha faziletlidir. Meshedilen yer iki kulağın üstüdür. Bu kısımdaki saçların üzerine meshedilmesi yeterlidir. Fakat bu kısımdan aşağıya sarkan saçların üzerine meshedilmesi, başın üstünde topak olsalar dahi, yeterli olmaz.

(Malikî ve Hanbelîlere göre, başın tamamını meshetmek vacibdir. Şafiîlere göre en az bir parmak mesih yeterlidir.)

Abdestin Sünnetleri

Abdestin başlıca sünnetleri şunlardır:

1) Abdeste başlarken önce temiz olan elleri bileklere kadar yıkamak. Temiz olmayan elleri önce yıkamak ise farzdır. Böylece diğer organlar kirlenmiş olmaz.

2) Abdeste "Eûzü Besmele" ile başlamak. Abdest arasında okunacak Besmele ile bu sünnet yerine getirilmiş olmaz.

(Hanbelîlere göre, abdestin başlangıcında Besmele okumak vacibdir; kasden terk edilirse, abdest batıl olur. Yanılarak veya bilmeyerek terk edilmesi abdesti geçersiz kılmaz.)

3) Niyet etmek: Abdesti, namaz kılmaya veya abdestsizliği gidermeye veya Yüce Allah´ın emrini yerine getirmeye niyet ederek almak.

Niyet kalb ile olur, Dil ile "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya" denilmesi güzel görülmüştür. Niyetin vakti, elleri veya yüzü yıkamaya başlama zamanıdır.

(Malikîlerle Şafıîlere göre, abdestin başında niyet etmek farzdır. Hanbelîlere göre de, niyet abdestin sıhhatının şartıdır.)

4) Mazmaza (ağıza su vermek) ve istinşak (buruna su çekmek). Şöyle ki: Elleri yıkadıktan sonra; önce üç kez ağıza dolusunca su alınır ki, buna "Mazmaza" denir. Sonra üç kez de burnun yumuşağına kadar gidecek şekilde burnuna su verilir ve sümkürülür. Buna da "İstinşak" denir. Her su verişte su yenilenir. Bunları yapmakla hem ağzın, hem de burnun içi yıkanmış ve kullanılacak suyun tadı ve kokusu anlaşılmış olur.

5) Mazmaza ve istinşakı aşırı derecede yapmak. Şöyle ki: Mazmazada su, boğaza kadar iner. İstinşakta su, burnun katı yerine kadar çıkarılır. Fakat oruçlu olanlar mazmaza ve istinşakı böyle aşırı yapmazlar.

6) Misvak kullanmak. Şöyle ki: Misvak, arak denilen ağacın dalından yapılan ve dişleri temizlemek için kullanılan bir fırçadır. Böyle lifleri olan diğer ağaç dallarından da yapılabilir. Misvak, parmak kalınlığında ve bir karış boyunda olmalıdır. Sağ ele alınır ve serçe parmağının üstünden geçirilir, baş parmak ve işaret parmağı ile tutularak ıslak olan ağzın sağ tarafından enine olarak dişler fırçalanır. Bunun kullanılması oruca zarar vermez.

Misvakın pek çok yararları ve sevabı vardır. Dişleri temizler, ağız kokusunu giderir, sağlığa yararlı olur. Bir hadis-i şerifte: "Misvak, ağzı, temizleyici ve Rabbin rızasını kazandırıcıdır," buyurulmuştur. Diğer bir hadis-i şerifde de: "Eğer ümmetime güçlük vermeyecek olsaydım, her abdest için misvak kullanmalarını onlara emrederdim." buyurulmuştur.

Misvak bulunmaz veya kullanıldığında dişleri kanatırsa, onun yerine parmak kullanılabilir. Şöyle ki: Baş parmak ağzın sağ tarafına, şehadet parmağı da sol tarafına salınarak üst ve alt dişler ovalanır. Misvak kullanmak yalnız namazlara özgü değildir, kullanılması her zaman iyidir; çünkü temizliğe yardımcıdır. Kıl fırçalarla yapılan diş temizlemelerine de üstünlüğü vardır.

Kadınlar oruçlu olmadıkları zaman çiğnedikleri sakız misvak yerine geçer.

7) Sıra gözetmek: Abdest alırken önce yüz, sonra kollar yıkanır. Bundan sonra başa meshedilir ve arkasından da ayaklar yıkanır. Ayaklarda mest varsa, mestlerin üzeri meshedilir. Bu şekilde sıra gözetilmezse, yine abdest sahih olur, ancak sünnete uyulmuş olmaz.

(Şafiî ve Hanbelîlere göre, abdest alırken bu sıraya uymak farzdır.)

8) Abdeste sağ tarafdan başlamak: Sağ kol, sol koldan önce ve sağ ayak sol ayakdan önce yıkanır. Sağ taraf daha şerefli olduğu için böyle yapılır.

9) Abdest organlarını üçer kez yıkamak. Bunlardan biri farz, diğer ikisi sünnettir. Üçten fazla veya üçten az yıkamak sünnete aykırıdır. Şüphe sebebiyle veya su azlığı dolayısıyla bu sayılar azaltılıp çoğaltılabilir.

10) Elleri ve ayakları yıkamaya başlarken parmak uçlarından başlanır.

11) Eller ve ayaklar yıkanırken parmakların arasını yoklayıp yıkamak (hilallamak): El parmakları birbirine sokularak, ayak parmakları da el parmaklarından biri ile yapılır. Sol elin serçe parmağı ile sağ ayağın altından ve serçe parmağın arasından hilallamaya başlayarak sıra ile sol ayağın serçe parmağında sona erdirilmesi iyidir. Parmakları akar suya koymak da hilallama yerine geçer.

12) Abdest suyunu, bıyıkların ve kaşların altlarına ve yüzün çevresinden sarkmış bulunan fazla kıllara eriştirmek.

13) Sakalın çeneden aşağıya uzamış kısmını meshetmek ve sık olan sakalı bir avuç su ile alt tarafından el parmakları ile hilallamak. Bu, iki İmama göredir; İmam-ı Azam´a göre müstahabdır.

14) Başın tamamını bir su ile meshetmek. Buna "Kaplama Mesih" denir. Sünnet üzere kaplama mesih şöyle yapılır: Her iki el tamamen ıslatılır. Sonra bu iki elin baş parmakları ile işaret parmaklarından sonra gelen üç parmak birbirine bitiştirilir. Bu ellerin ayaları yukan kaldırılıp o bitişik parmaklar uç uca gelmek üzere birbirine yaklaştırılır.

Böylece bitişik halde olan iki elin parmakları başın ön tarafından enseye kadar çekilir. Sonra ellerin ayaları başın iki tarafına yapıştırılarak ense tarafından başın önüne kadar çekilir. Böylece bütün başın meshi bitmiş olur. Sonra başa değdirilmeyen baş parmakların içi ile kulakların dışları ve şehadet parmakları ile de kulakların içleri meshedilir. Parmakların arkaları ile de boyun meshedilir. Bununla beraber başın her tarafı istenildiği bir şekilde meshedilebilir.

(Şafiîlere göre, meshi üç kez tekrarlamak sünnettir.)

15) Kulakları meshetmek. Bu mesih bir su ile yapılabileceği gibi yukarıda bildirildiği şekilde de yapılabilir. Serçe parmaklarını kulak deliklerine sokarak kımıldatmalıdır.

(Hanbelîlere göre, kulakları ve içlerini meshetmek farzdır; çünkü bunlar da baş kısmına dahildir.

16) Boynu meshetmek: Başı ve kulakları meshettikten sonra, iki elin arkaları ile ve üçer parmakla, yeni bir suya gerek kalmaksızın boyun meshedilir. Boğazı meshetmek bid´attır.

17) Abdest organlarını, üzerlerine dökülen su ile iyice ovmak.

18) Abdest organlarını, arada kesinti yapmadan yıkamak. Bir organ henüz kurumadan diğerini yıkamaya geçmek. Buna "Vilâ" denir. Havanın sıcaklığı sebebiyle yıkanan organın hemen kuruması vilâya engel değildir.

Bazı alimlere göre vilâ: Abdest alırken araya başka bir iş sokmamaktır.

(Malikîlerle Hanbelîlere göre, abdest organları yıkanırken hemen birbiri ardından yıkanmaları ve araya başka bir iş sokulmaması farzdır.)

Abdestin Edebleri

Abdestin bir çok edebleri vardır. Başlıcaları şunlardır:

1) Henüz vakit girmemişken abdest alıp namaza hazır bulunmak. Ancak özür sahibleri abdestlerini vakit girdikten sonra alırlar.

2) Kıbleye yönelerek abdest almak.

3) Abdest sularının elbiseye sıçramaması için, yüksek bir yerde durmak.

4) Abdest için başkasından yardım istememek. Ancak bir özür sebebi ile başkasından yardım istemelidir. Başkasının kendi arzusu ile abdest suyunu hazırlaması veya abdest alana su dökmesi edebe aykırı olmaz.

5) Abdest alma sırasında zaruret olmadıkça dünya lâkırdısı yapmamak.

6) Abdestin başından sonuna kadar niyeti unutmayıp kalbde tutmak ve her organı abdest niyeti ile yıkarken Besmele çekmek ve dua etmek, Salât ve selâm getirmek.

7) Elleri yıkarken dar olmayan yüzükleri oynatmak. Eğer yüzük dar ise, muhakkak surette yüzükleri oynatıp altına su geçmesini sağlamak gerekir.

8) Abdest alırken ağıza ve buruna sağ el ile su vermek ve sol el ile sümkürmek.

9) Yüzü yıkarken göz pınarlarını yoklamak, abdest suyunu dirseklerin ve topukların yukarılarına eriştirmek.

10) Abdest için yeterinden fazla su harcamamak. Organlardan su damlamayacak kadar da kısıntı yapmamak. Deniz kenarında bulunulsa bile, gereksiz su harcamak kerahet olur.

11) Abdest suyu güneşte ısıtılmış olmamalıdır.

12) Abdest için toprak ibrik kullanmak ve bunu sol tarafta bulundurmak. Kullanırken de, ağzından değil, kulpundan tutmak ve ibriği kendine özel yapmamak. Desteyi boş bırakmayıp diğer bir abdest için dolu bulundurmak.

13) Abdest tamamlanınca kıbleye karşı şehadet kelimelerini okumak. Bir hadis-i şerifin anlamı şöyle: "Sizden biriniz abdest alır da, abdestini noksansız tamamlar ve sonra:

"Şahidlik ederim ki, Yüce Allah´dan başka ibadet edilecek varlık yoktur; Hazret-i Muhammed de O´nun kulu ve Resulüdür; derse ona cennetin sekiz kapısı açılır. Artık dilediği kapıdan cennete girer."

14) Artan abdest suyundan ayakta kıbleye karşı biraz içip:


"Ya Rabbî! Beni, her günah işledikçe tevbe eden ve günahdan kaçınıp tertemiz bulunan iyi kullarından et," diye dua etmek.

Şöyle de dua edilebilir:



"Allah´ım! Senin şifanla beni şifalandır, senin ilacınla beni tedavi et. Beni korkudan, hastalıklardan ve ağrılardan koru."

15) Abdestin sonunda bir veya birkaç defa "Kadir" sûresini okumak,

16) Abdest aldıktan sonra, eğer kerahet vakti değilse, iki rekat namaz kılmak. Bu saydıklarımız, din ve sağlık yönünden çok yararlı oldukları için abdestin edebleri olmuşlardır. Abdestin sünnet ve edeblerine aykırı olan şeyler ya tahrimen, ya da tenzihen mekruhtur.


Abdestin Duaları

Abdeste ait önceki alimlerden zamanımıza kadar gelmiş dualar vardır. Her abdest uzvu yıkanırken onunla ilgili uygun bir dua okunur.

Bunlar okunmasa da, yine abdest tamam olur; fakat okunmaları iyidir. Şöyle ki:

1) Abdest alacak kimse, abdeste başlarken "Eûzü ve Besmele" çektikten sonra:

"Yüce Allah´a hamd olsun ki, suyu temizleyici ve İslâmı nur yapmıştır" der.

2) Ağzına su alırken:

"Allah´ım! Peygamberinin Kevser Havuzundan bana öyle bir kâse içir ki, ondan sonra asla susamayayım" der.

3) Burnuna su verirken:

"Allah´ım! Beni nimetlerinin ve cennetlerinin güzel kokularından mahrum etme" der.

4) Yüzünü yıkarken:

"Allah´ım! Bazı yüzlerin aklanacağı ve bazı yüzlerin kararacağı günde benim yüzümü ak yap" der.

5) Sağ kolunu yıkarken:

"Allah´ım! Kitabımı sağ elime ver ve benim hesabımı kolay yap" der.

6) Sol kolunu yıkırken:

"Allah´ım! Benim kitabımı soldan ve arka tarafımdan verme ve beni zor bir hesaba çekme" der.

7) Başını meshederken:

"Allah´ım! Beni rahmetinin içine koy, üzerime de bereketlerinden indir"der.

8) Kulaklarını meshederken:

"Allah´ım! Beni, hak sözü işitip dc onun en güzeline uyanlardan yap"der.

9) Boynunu meshederken:

"Allah´ım! Bedenimi cehennem ateşinden azad et" der.

10) Ayaklarını yıkarken:

"Allah´ım! Birtakım ayakların kayacağı günde, ayaklarımı Sırat köprüsü üzerinde sabit kıl" der.

Vasıf Bakımından Abdestin Nevileri

Abdestler, vasıfları ve gerekli olmaları bakımından üç kısma ayrılır:

1) Farz olan abdestler: Bunlar, müslümanların namaz kılmak, tilâvet secdesi yapmak veya Kur´an-ı Kerimi elleriyle tutmak için alacakları abdestlerdir.

2) Vacib olan abdestler: Kâbe´yi sadece tavaf etmek için alınan abdestlerdir.

3) Mendub olan abdestler: Bunlar sırf temiz bir hal üzere bulunmak, ezbere Kur´an okumak, ezan okumak, kamet getirmek, din ilimlerini okuyup okutmak, din kitablarını tutmak, cenazeyi yıkamak ve ardından yürümek veya öfkeyi sindirip yok etmek için alınan abdestlerdir. Herhangi bir hata arkasından alınan abdestler de bu kısımdandır. Bu gibi maksadlarla alınan abdest ile namaz kılınabilir, Kur´an ele alınabilir.


Abdestin Sıhhatına Engel Olmayan Şeyler

Dudaklar âdet üzere yumulduğu zaman, görülmeyen kısımlarını yıkamak abdest için gerekli değildir. Bunların kuru kalması abdeste zarar vermez; çünkü bunlar ağız kısmındandır.

İyileşip de henüz kabuğundan ayrılmamış olan bir çıbanın içini yıkamak gerekmez.

Şehir ve köy halkinin tirnaklarinda olan kirler ve vücudlarindaki kirler, pire ve sinek tersleri, abdestin sihhatina engel olmaz.

Boyacıların tırnaklarında kalan boyalar, zaruret gereği tırnakların üzerinde ince bir tabaka teşkil eden ve altlarına su işlemesine engel olan boyalar, abdeste manidir. Abdest organlarına yapışan hamur, mum, çapak, balık pulu gibi şeyler de böyledir.

Abdest organlarından birinin bir zarurete dayanarak yıkanamaması veya meshedilememesi, abdestin sıhhatına engel olmaz. Örnek: Bir yarayı veya ayakta bulunan bir yanık yerini yıkamak eğer sahibine zarar verirse bunlar meshedilebilir, mesh de zarar verirse terk edilir.

Yine, bir yaranın üzerinde bulunan ilâç, yara yerini taşmış olursa, bu taşan kısım yıkanır; fakat yıkanması zarar verirse, mesh ile yetinilir.

Abdest alırken veya abdestten sonra, bir abdest organının yıkanıp yıkanmamış olmasında şübheye düşülürse bakılır: Eğer şübheye düşen kimse, her zaman şübhelenmiyorsa, o organını (uzvunu) yıkar. Fakat vesveseli bir kimse ise yıkamaz, onun şübhesine bakılmaz.

Bir kimse abdest aldığını sağlam olarak bildiği halde, abdestini bozup bozmadığı üzerinde şübheye düşse, o kimse abdestli sayılır. Kesin olarak bilinen bir şey şübhe ile ortadan kalkmaz. Aksine abdestini bozmuş bulunduğunu kesinlikle bildiği halde, sonradan abdest alıp almadığından şübhe eden kimse de abdestsiz sayılır.

Abdest organlarından birini veya birkaçını yitirmiş olan kimse, mevcut bulunan organlarını yıkar. Ayakları kesilmiş olan kimseden bunları yıkamak farziyeti düşer ve bu durum abdestin sıhhatine engel olmaz.


Abdesti Bozan Şeyler

Aşağıdaki hallerin her biri abdesti bozar:

1) Önden veya arkadan kan, irin, meni, sidik, gaita (necaset) gibi bir pisliğin veya herhangi bir sıvının çıkması, abdest ve gusülde yıkanması farz olan yere kadar taşmasa bile, abdesti bozar.

2) Arka taraftan yel çıkması.

3) Ağızdan ve burundan, ön ile arkadan başka, herhangi bir organdan sıvı halinde kan çıkması. Şöyle ki: Akıcı bir halde ağızdan çıkan kan, tükürükten fazla veya ona eşit ise, abdesti bozar, değilse, bozmaz. Bu renginden anlaşılır. Diğer yerlerden çıkan kan ise, çıkış yerinden yanlarına taşınca abdesti bozar. İğne ucu gibi çıkıp da yerinde kalan kan damlası abdeste engel olmaz. El veya parmak ile silinmesi de zarar vermez. Yaradan çıkan irin ve sarı sular da hüküm bakımından aynıdır.

Vücuttaki kabarcıklardan çıkan saf su da, sahih görüşe göre, kan hükmündedir. Diğer bir görüşe göre böyle bir suyun çıkması abdesti bozmaz. Bu görüşe uyulduğu takdirde, çiçek ve uyuz hastalıklarına tutulmuş olanlar için bir kolaylık vardır. Zaruret halinde bu görüşle amel etmekte bir sakınca olmadığı, İmam Hulüvanî´den nakledilmiştir.

(Şafiîlere göre, önden ve arkadan başka diğer herhangi bir yerden gelen kan, irin ve sarı su sebebiyle abdest bozulmaz.)

4) Ağız dolusu kusmak. Şöyle ki: Kolaylıkla yutulamayacak kadar ağızdan yemek, su ve safra gibi şeylerin gelmesi abdesti bozar. Bu maddeler bir mecliste azar azar gelip de bir ağız dolusu miktarına ulaşmış olsalar yine hüküm aynıdır. Abdest bozulur. Bu, İmam Ebû Yusuf´a göredir. İmam Muhammed´e göre, kusuntu başka başka meclislerde gelse bile, sebeb aynı olduğu takdirde yine abdest bozulmuş olur.

5) Az veya çok bir zaman bayılmak, çıldırmak, yürürken irade dışında sallanacak şekilde sarhoş olmak. Bu sarhoşluk bir zorlama sonucu olsa, yine hüküm değişmez.

6) Rükulu ve secdeli bir namazda iken mükellef bir insanın kasden veya sehven (yanılarak) uyku halinde olmaksızın, yanındakiler işitecek kadar kahkaha ile gülmesi, hem abdestini, hem de namazını bozar. Çocuğun veya uyuyanın kahkaha ile gülmeleri, sadece namazı bozar; abdesti bozmaz.

7) Çocuk doğurmak. Çocuğun doğması ile kan görülmese bile abdest yine bozulur.

8) Erkeğin hanımı ile aşırı derecede oynaşması da abdesti bozar. Kendilerinden bir sıvı çıksın veya çıkmasın hüküm aynıdır. Fakat Muhammed´e göre, bu durumda mezî gibi bir yaşlık çıkmadıkça abdest bozulmuş olmaz.

9) Erkeğin tenasül organına kaybolacak şekilde tıkanmış olan bir pamuğun, üzerinde ıslaklık olmasa bile, sonradan dışarıya çıkmış olması veya çıkarılması abdesti bozar. Yine bu organa tıkanmış olan ve bir kısmı dışarda kalan pamuğa sidiğin sirayet etmiş olması da abdesti bozar. İç kısımdaki yaşlık abdeste zarar vermez. Ancak pamuk dışarıya çıkıp düşerse, o zaman abdest bozulur. Çünkü az bir ıslaklık pamukta bulunmuş demektir.

10) Kadının tenasül organı içine veya dışına tıkanan bez veya pamuğun yaş olarak dışarıya çıkması veya çıkarılması abdesti bozar. Şöyle ki: Bu organın dış kısmına tıkanan pamuğun iç tarafı ıslanmış olunca, abdest bozulmuş olur. Pamuğun dışına ıslaklığın geçmesi şart değildir. Fakat bu organın iç kısmına tıkanan pamuğun dışarısına kadar yaşlık gelmedikçe, abdest bozulmaz.

11) Yan üstü yatarak, bağdaş kurarak, dirseklere dayanarak, ayakları yan taraftan çıkarıp oturarak, namaz dışında secde haline geçerek uyumak abdesti bozar. Yine oturur vaziyette uyurken yere düşmese bile, kıçı yerden kesilip yükselmiş olsa abdesti bozulur.

12) Çıplak hayvan üzerinde yokuş çıkarken uyumak. Ancak düz yolda veya yokuştan aşağıya doğru inerken hayvan üzerinde uyumak abdesti bozmaz. Palanlı ve eğerli hayvan üzerinde, hangi şekilde olursa olsun uyumak zarar vermez.

13) Teyemmüm etmiş olan bir kimsenin abdest alabileceği bir suyu görmesi ile abdesti bozulmuş olur.

14) Özür sahibi olanlar için namaz vaktinin çıkmış olması...99. maddeye bakınız.

Abdesti Bozmayan Şeyler

Aşağıdaki haller abdesti bozmaz:

1) Bir hastalık olmaksızın gözden gelen yaş ve su veya ağlamak.

2) Yara ve benzeri yanklar içinde görülen ve dışarıya çıkmayan kan, irin ve sarı sular.

3) Bir yaradan kopan deri parçası.

4) Mayasıl ıslaklığı ve parmaklar arasındaki pişinti.

5) Yandan az olmak şartı ile donmuş kanın tükrük veya sümüğe bulaşmış olması.

6) Kulaktan, burundan veya yaradan kurt çıkması. Bu kurt temizdir; üzerindeki yaşlık ise azdır; onda akıcılık kuvveti yoktur.

7) Ağız dolusu olmayan kusuntu.

8) Baştan inen veya içeriden yükselip çıkan balgam, ağız dolusu olsa bile, abdesti bozmaz. Çünkü balgam yapışkan ve kaypak olduğundan pisliği içine çekmez. Üstündeki yaşlığı ise azdır. Bu hüküm İmam Azam ile İmam Muhammed´e göredir. İmam Ebû Yusuf´a göre, iç boşluğundan gelen ağız dolusu balgam abdesti bozar.

9) Kokusu olsun veya olmasın, erkek ve kadının tenasül organından çıkan yel.

10) Rutubetsiz ve kokusuz olarak arka taraftan çıkarılan şırınga. Bununla beraber uygun düşen, ihtiyat olarak abdesti yenilemektir.

11) Erkeğin tenasül organına damlatıldıktan sonra geri gelen yağ. Bu da İmam Azam´a göredir.

12) Pıhtılaşmış bir halde kusulan kan parçası.

13) Baştan buruna veya kulağa kadar akıp gelen, fakat gusülde yıkanması farz olan yere taşmayan kan.

14) Kullanılan misvak (ve fırça) üzerinde veya ısırılan sert meyvalar üzerinde görülen ve akıcılığı bilinmeyen kan izleri.

15) Pire, kene, sivri sinek, kara sinek gibi haşeratın karınları doluncaya kadar emdikleri kan.

Sülüğün karnı doluncaya kadar kan emdikten sonra düşmesi halinde kendisinden kan çıkarsa abdesti bozar.

16) Saçların tıraş edilmesi, bıyıkların kırpılması, tırnakların kesilmesi.

17) Kıçı tamamen yere yerleştirmek suretiyle oturarak uyumak.

18) Namazda iken ayakta, oturarak, rükuda ve secdede uyumak.

19) Namaz dışında, cenaze namazında ve tilâvet secdesinde kahkaha ile gülmek.

(Şafiîlere göre, namaz içinde de kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz.)

20) Ne kendisinin, ne de başkasının duyamayacağı bir sesle gülümseme (tebessüm). Bununla abdest bozulmayacağı gibi, namaz da bozulmaz. Fakat yalnız kendisinin işitebileceği bir sesle gülmek, abdesti bozmasa da namazı bozar.

21) Herhangi bir kimsenin bedenine veya tenasül organına el ile dokunmak.

(Malikîlere göre, mükellef olan bir kimse, büluğ çağına yakın bir kadının açık bulunan bir uzvuna veya ince ve hafif bir şeyle örtülü bir yerine lezzet maksadı ile dokunsa abdesti bozulur. Bir maksad olmaksızın duyulan bir lezzet de böyledir. Öyle ki, kadın mahrem olsa bile, lezzetlenme duygusu olan bir dokunma ve yapışma ile abdest bozulur.

Şafiîlere göre, herhangi bir yabancı kadının hiç bir engel bulunmaksızın bir uzvuna dokunmak abdesti bozar. Lezzet bulunmasa bile, hüküm yine böyledir. Bundan kadının saçları, dişleri ve tırnakları müstesnadır. Bunlara dokunmak, bir lezzet olsa bile, abdesti bozmaz. Yine Şafiîlere göre, bir erkek veya bir kadın, kendisinin veya başkasının oturağını veya ön tenasül organını bir engel olmaksızın elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur. Malikî ve Hanbelilere göre de böyledir. Ancak bunlara göre, bir kadının kendi tenasül organını tutması abdestini bozmaz.)

Not: Bu gibi ihtilaflı meselelerde ihtiyata riayet edilmesi daha iyidir. Hanefi mezhebinde olan bir kimse, kendi mezhebine göre abdesti bozmayıp başka mezhebe göre abdesti bozan bir hal ile karşılaştığı zaman, ihtilaftan kurtulmak için abdest almalıdır. Böyle hareket etmek, bilhassa imamlar için mendubdur.
Read More Read More / Comment Comment
Kadınlara Ait Haller
Kadınlara Ait Haller


Kadınlara ait hayız, nifas ve istihaze halleri vardır. Şöyle ki: Hayız, bir kadının döl yatağı denilen rahminden bir hastalık veya çocuk doğurma sebebi olmaksızın belirli günler içinde gelen kandır. Buna "Adet hali" de denir. Bu şekilde gelen bir kana Hayız kanı denir. Bu kan sebebiyle belli bir zaman meydana gelen şer´î engele de "Hayız" denir. Böyle âdet gören bir kadına da "Hâiz" denir.

Nifas: Çocuğun doğumu arkasından kadınlardan gelen yahut çocuğun çoğu meydana çıktıktan sonra gelen kandır. Bu haldeki kadına Nüfesa denir ki lohusa demektir.

İstihaza:
Rahimden değil de, bir damardan gelip tenasül organı yolu ile akan kokusuz bir kandır. Bu durumda olan kadına da Müstehaze denir.


Hayızla İlgili Meseleler


Kadınlar âdet hallerine çok dikkat etmelidirler. Çünkü bu haller, onların birçok din görevleri ile ilgilidir. Bu konu ile ilgili başlıca meseleler şunlardır:

Kadınlar en az dokuz yaşlarında büluğ çağına erer ve âdet görmeye başlarlar. Elli veya elli beş yaşlarında da "Sinn-i İyas" denilen âdet görmeme devresine girerler. Bu yaştan daha önce âdetten kesilen kadınlar da vardır.

(Malikîlere göre, henüz dokuz yaşina girmemiş bir kizdan gelen bir illet kanıdir, hayız değildir. Dokuz ile on iki yaş arasında bulunan bir kızdan gelen kan, uzman kimselere gösterilir. Kesinlikle hayız kanı olduğunu söyler veya şübhe içinde kalırlarsa, hayız görmüş sayılır. Hayız kanı olmadığını kesinlikle kararlaştırırlarsa, bir illet kanı sayılır, hayız hükmüne girmez. On üç yaşını geçmiş bir kadından elli yaşına kadar gelen kan, mutlaka hayızdır. Elli yaşını geçmiş bir kadından yetmiş yaşına kadar gelen kan da uzmanlara gösterilir ve ona göre hüküm verilir. Yetmiş yaşından itibaren gelen kan ise, kesinlikle istihaze (bir illet kanı)dır.

Şafiîlere göre, âdetlerin kesilmesi için belli bir zaman yoktur. Hayat boyu hayız kanı devam edebilir. Bu hususta bölgelerin iklimi etkili olur. Çünkü âdet müddeti, bölgelerin sıcak ve soğuk olmasına göre degişir. Ancak çogunluk olarak altmış iki yaşinda kan kesilir.

Hanbelîlere göre, iyas (âdetten kesilme) zamanı elli yıldır. Bundan sonra gelen kan kuvvetli de olsa, istihaze (illet) kanıdır, hayız kanı değildir.)

Adet müddetinin en azı üç gündür (yetmiş iki saattir). En çoğu da on gün, (iki yüz kırk saat)... Bu iki zaman arasında görülecek kanlar, âdet kanı sayılır. Bu zaman içinde devamlı olarak kanın gelmesi gerekmez, ara sıra kesilebilir. Örnek: Bir kadın üç gün kan gördükten sonra iki gün kanı kesilse ve arkasından üç gün daha devam etse, bu sekiz günün hepsi âdet gününü teşkil etmiş olur.

(Malikî mezhebine göre, ibadetler için âdetin en azı diye bir müddet yoktur. Çok az bir zaman içinde görülen kanla âdet hali gerçekleşir. Fakat ölüm ve boşanma iddetleri ile istibralar bakımından âdetin en az müddeti bir gün veya bir günün bir miktarıdır. Adetin en çok müddeti ise, gebe olmayan yeni âdet görmeye başlamış kadın (Mübtedie) hakkında on beş gün takdir edilir.)

İki âdet arasındaki temizlik haline Tuhr (Temizlik) hali denir. Bunun müddeti on beş günden az olamaz. Fakat bundan çok olabilir. Tuhr hali aylarca ve senelerce devam edebilir. Böyle temizlik hali devam eden kadına Mümteddetü´t-Tuhr (Temizliği devamlı) denir.

(Malikîlerle Hanbelîlere göre, bir hayız arasında kanın kesildiği günlere Temizlik günleri (Yevmü´n-Neka) denir. Hayız olan kadın, bu günlerde temiz sayılır. Diğer âdet halinde olmayan kadınların temiz halinde sayılır, onlar gibi ibadet eder. Tuhr´un en az müddeti sekiz veya on veya on yedi gündür. Hanbelîlere göre ise, on üç gündür.)

Bazı kadınların âdet günleri, sayıları belli günlerdir. Örnek: Her ay beş veya yedi veya dokuz gün âdet görürler. Böyle bir kadına "Mu´tade" denir. Bir âdet, bir kez meydana geldiği üzre kararlaşmış olabilir. Şöyle ki: Henüz âdet görmeye başlayan bir kız, ilk kez sekiz gün kan görse, sonra yirmi iki gün temiz olsa, bu şekilde âdeti kararlaşmış olur. Ondan sonra devamlı olarak kendisinden bir hastalık sebebiyle kan gelecek olsa, onun hem âdet günleri, hem de temizlik günleri her ay o şekilde hesab edilir.

Bazı kadınlarda âdet günleri değişik olur. Şöyle ki: Bir ay beş gün, diğer ay altı gün âdet görebilirler. Bu durumda ihtiyatlı hareket etmek gerekir. Böyle bir kadın, altıncı gün oldu mu yıkanır, namazlarını kılar ve eğer ramazansa orucunu tutar; çünkü bu altıncı gündeki kanın illet (istihaze) kanı olması muhtemeldir. Fakat bu altıncı gün çıkmadıkça, cinsî münasebette bulunamaz, boşanmışsa iddeti dolmuş sayılmaz. Çünkü bu altıncı günün kanı, hayız kanı olmak ihtimali vardır.

Bir âdetin değişmiş olması için, ona aykırı iki âdet hali görülmelidir. Örnek: Her ay beş gün âdet gören bir kadın, sonra iki kez dört gün veya iki kez altı gün kan görse, onun âdeti beş günden dört güne veya altı güne geçmiş olur.

Sonuç

Adet, bir defa ile yerleşir, iki defa ile değişebilir. Bununla beraber İmam Ebû Yusuf´a göre, âdet bir defa ile değişmiş sayılabilir. Buna yeni âdetin eskisini bozup onun yerini alması anlamında "Fesh-î âdet" de denilmektedir.

Belli günler devam eden bir âdete aykırı olup da on günden fazla devam etmeyen kanlar, âdet kanı sayılır. Bu halde âdet değişmiş olur. Örnek: Her ay yedi gün kan gören bir kadın, sonra on gün kan görse, hepsi hayız kanı sayılır. Bu halde âdeti yedi günden on güne geçmiş olur. Fakat belli günlerden sonra gelen kan, belli günlerle toplandığı zaman on günden fazla olursa, yedi günden ziyade olan kanlar hayız kanı sayılmaz, İstihaze (illet) kanı olur. Şöyle ki: Böyle yedi gün kan gören bir kadın sonradan on bir veya on iki gün kan görmeye başlarsa, bunun âdet edinilmiş yedi günlüğü hayız kanı olur. Sonraki dört veya beş günü istihaze (illet) kanı olur.

Yine: Her ay başından itibaren beş gün âdet görmekte olduğu farz edilen bir kadın, bu âdeti üzere kan gördüğü gibi, bundan iki gün veya üç gün veya beş gün önce de kan görmüş olsa, bunların hepsi âdet sayılır; çünkü âdet sayısı on günü geçmemiştir. Fakat kan görme günlerinin tümü bu şekilde on günden fazla olursa, yalnız âdeti olan o beş günde gördüğü kan hayız kanı sayılır, âdet edindiği günlerden fazla olan bütün kanlar istihaze (illet) kanı sayılır.

Adet görmekte olan bir kadından bir hastalık sebebi ile devamlı olarak kan gelecek olsa, onun hayız ve temizlik hallerindeki belli günlerine göre hüküm verilir. Örnek: Her ay başından itibaren on gün kan gören bir kadın, ondan sonra yirmi gün veya altı aydan noksan olmak üzere şu kadar ay ve gün temizlik üzere olsa, onun âdeti böyle kararlaşmış olur. Sonra böyle bir kadından devamlı olarak kan gelse, yine eski şekli üzere her ayın ilk on günü hayız, diğer yirmi günü veya şu kadar ay ile günü de temizlik hali sayılır. Fakat temizlik müddeti tam altı ay veya daha ziyade bulunmuş olursa, temizlik müddeti altı aydan bir saat noksan kabul edilir ki, bu müddet, gebelik halinin en az zamanıdır.

Yine:
Yeni hayız görmeye başlayan bir kızın âdeti kararlaşmaksızın kanı akıp devam etse, her aydan on günü âdetine sayılmış olur. Diğer yirmi günü de temizlik müddeti kabul edilir.

Bir hastalık veya önemsememe neticesi âdet günlerini unutmuş olan bir kadına "Mütehayyire" denir. Böyle bir kadının gördüğü akıntı kesilmeyecek olsa, onun âdeti hakkında kuvvetli olan görüşü ile işlem yapar. Kuvveti fazla olan bir görüşe sahib değilse, ihtiyat olan yolu benimser. Boşanmış ise, iddeti için on gün, temizlik müddeti de altı aydan bir saat noksan olmak üzere takdir edilir. Diğer bir görüşe göre: Temizlik müddeti iki ay kabul edilir. Bunun namaz ve oruçları üzerinde ayrıntılı bilgi vardır. Bu konu ile ilgili geniş bilgi, İmam Sarahsî´nin "Mebsûd" isimli kitabında vardır.

Adet görme çağına gelen bir kız, ilk kez görmeye başladığı kandan dolayı hemen namazını bırakır ve oruçlu ise, orucunu kaza etmek üzere sonraya bırakır. Evli ise, cinsî ilişkide bulunmaz. Böyle bir kıza "Mübtedie" denir. Bu kan üç günden az bir zaman içinde kesilirse, hayız kanı olmadığı anlaşılır. O zaman bırakıp kılmadığı namazları kaza etmesi gerekir. İmam Azam´dan nakledilen bir görüşe göre, ilk başlayan bu kan üç gün devam edip de hayız kanı olduğu bilinmedikçe, namazı terk etmez ve orucuna da devam eder.

Hayız müddeti içinde gelen kan tamamiyle kesilmedikçe, âdet son bulmuş olmaz. Bu kan, siyah, kırmızı, yeşilimtrak veya sarı olabileceği gibi bulanık ve toprak rengi de olabilir. Adetini tamamlamış olan bir kadından gelecek akıntı bembeyaz bir renkte bulunur.

Bir kadının görmekte olduğu âdetini, kocasına karşı inkâr etmesi veya gerçeğe aykırı olarak âdet gördüğünü söylemesi helal değildir.

Adet görmekte olduğunu söyleyen bir kadın, iffetli ve saliha bir kadın ise, sözü kabul olunur; değilse kabul olunmaz. Ancak doğru söylediğine inandırıcı bir hal olursa, kabul edilir. Meselâ, söylediği söz, âdetinin başlangıç zamanına rasgelmişse, o halde dediği kabul olunur.


Nifas Haline Ait Meseleler


Nifas: Lohusalık halidir ki, en az müddeti yoktur. Çocuk doğuran kadın hiç kan görmeyebilir veya bir gün de görebilir. Nifas halinde en çok kan görme müddeti ise, kırk gündür. Bundan sonra gelen kan, nifas kanı değildir. Bununla beraber bazı kadınlar çocuk doğurduktan sonra, on beş, yirmi veya yirmi beş gün kan görürler. Ondan sonra temizlenmiş olurlar. Bu bakımdan onların nifas müddeti, kanların kesildiği günler kadar olur. Kan kesilince yıkanır ve namaz kılar, oruçlarını tutarlar.

(İmam Malik´e göre, nifasın en çok müddeti yetmiş gün ve İmam Şafiî´ye göre, altmış gündür. Çok kere kırk gün olur.)

El ve ayak gibi organları belirmiş olan bir çocuğun düşmesi ile nifas hali meydana gelir ve çoğunlukla kan on veya onbeş gün devam eder. Fakat organları belirmeyen bir düşükten dolayı nifas hali olmaz. Bunun düşmesi ile görülen kan üç gün devam eder. Önce de, en az on beş gün temizlik hali devam etmiş ise, bu kan hayız kanı sayılır. Değilse istihaze (illet) kanı olur.

Hayız, nifas ve istihaze halleri, kanın dışarıya çıkması ile bilinir. Onun için çocuk doğuran bir kadından kan çıkmamış olsa, iki imama göre (İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed) nüfesa sayılmaz. Bu itibarla gusl etmesi gerekmez ve oruçlu ise orucu bozulmaz; yalnız abdest alması gerekir. Fakat İmam Azam´a göre, ihtiyat olarak gusletmesi lâzımdır.

Nifas müddeti (olan kırk gün) içinde görülen temizlik de, nifastan sayılır. Örnek: On gün kan gelip beş gün kesildikten sonra tekrar on gün kan gelecek olsa, bu yirmi beş günün hepsi nifas müddeti sayılır.

(Malikîlere göre, iki kan arasındaki temizlik müddeti yarım ay devam ederse, temizlik hali sayılır. Sonra gelen kan da hayız kanı olur. Temiz günler yarım aydan az devam ederse, bütün günler nifas sayılır.

Şafiîlere göre de, bu temizlik günleri en az on beş gün devam ederse, temizlik hali sayılır. Bu temizlik günlerinden önceki hal, nifas hali ve sonraki görülen kan da hayız olur. Fakat bu temizlik on beş günden az devam ederse, hepsi nifas hali sayılır.

Hanbelîlere göre bu temizlik günleri mutlak surette temizlik hali sayılır. Diğer temiz halde bulunan kadınlara gerekli olan ibadetler, nifas görmekte olan kadına da bu temizlik günlerinde vacib olur.)

Bir kadın ikiz çocuk doğursa, nifas müddeti birinci çocuğun doğumundan itibaren başlar, o günden sayılır.

(İmam Malik´e göre, ikiz doğan çocuklar arasında altmış günden az bir müddet geçmiş ise, nifas müddeti birinci çocuğun doğum gününden başlar. Aralarında bundan daha çok bir müddet geçmiş ise, her çocuktan dolayı bir nifas müddeti başlar.

Şafiîlere göre nifas müddeti ikinci çocuğun doğmasından başlar. Birinci çocuğun doğmasından sonra gelen kan, eğer âdet zamanına rastlamışsa, hayız kanı sayılır. Rasgelmemiş ise, istihaze kanı olmuş olur.)


Hayız ve Nifas Hallerine Ait Hükümler

Adet gören veya lohusa olan müslüman kadınlara ait bazı özel hükümler vardır. Şöyle ki: Bu haller içinde bulunan bir kadın namaz kılamaz, şükür secdesi bile yapamaz. Oruç tutamaz. Kur´an-ı Kerim´den bir âyet dahi okuyamaz; ancak dua âyetlerini dua niyeti ile okuyabilir. Kur´an-ı Kerime veya Kur´an âyetlerinin yazılı bulunduğu levhalara ve paralara, tam âyet olmasa bile, dokunamaz; tutamaz. Sahih kabul edilen görüşe göre, Kur´an tercümesi hakkında da hüküm böyledir, onu da ele alamaz. Mescidlere (camilere) giremez, Kâbe´yi tavaf edemez, kocası ile cinsî ilişki kuramaz. Kocası böyle bir hanımın göbeği altından diz kapakları altına kadar olan yerlerinden aralarında bir engel olmaksızın faydalanamaz. Şehvetin olup olmaması fark etmez. Bunu yapmak haramdır. Aralarında bir engel (bir elbise) varsa, cinsî ilişkiden başka faydalanma yapabilir.

Adet gören veya lohusa (nifas) olan bir kadın, bu hallere ait günler içinde terk edeceği farz namazları kaza etmez. Namazlar her gün tekrarlandığı için dinde bir kolaylık olmuştur. Fakat o hallerde terk edeceği ramazan oruçlarını sonradan kaza eder.

Farz veya nafıle oruç tutmakta olan bir kadın, bu hal üzere iken hayız görse veya lohusa olsa, bozmak zorunda kaldığı o orucunu sonra kaza eder.

Yine: Nafile bir namaza başlamışken kendisinden böyle bir hal meydana çıksa, o başlamış olduğu namazı sonradan kaza eder. Fakat farz namaza başlamış ise onu kaza etmez. Çünkü o namazın kendisine farz olmadığı meydana çıkmıştır.

Bir kadın temiz olarak yatıp da uyandığı zaman, hayız görmeye başladığını anlarsa, uyandığı andan itibaren âdet görmeye başlamış sayılır. Aksine olarak hayızlı bir kadın, yatıp da uyandığı zaman temizlenmiş olduğunu anlarsa, ihtiyat olarak, yattığı zamandan itibaren temizlenmiş sayılır. Onun için bu iki esasa göre de, eğer yatsı namazını kılmadan önce yatmış ve uykuda iken bu namaz vakti geçmiş bulunursa, bu namazı kaza etmesi gerekir.

Adet gören veya lohusa olan bir kadın, dua âyetlerini dua niyeti ile okuyabilir, Yüce Allah´ı zikir ve tesbih edebilir. Bu hallerde bulunan kadının pişireceği yemekler ve içeceği suların artıkları mekruh değildir. Böyle bir kadını, cinsi ilişki olmaksızın kocasının yatağa alması caizdir.

Bir kadının âdeti henüz bitmeden kanın kesilmesine ve yıkanmasına itibar olunmaz. Bu bakımdan âdeti tamamen bitmedikçe, kendisi ile cinsel ilişki kurulmaz. Çünkü âdet müddeti içinde kanın gelmeye başlaması mümkündür. Fakat böyle kanın kesilmesi üzerine kadın yıkanmış olunca, ihtiyat olarak namazlarını kılar ve oruçlarını tutar.

Hayız ve nifas için belli olan en çok müddetler geçince, cinsel ilişki hemen helal olur. Fakat bu müddetten önce kandan kesilmeleri ile cinsel ilişki hemen helal olmaz. Bu durumda kadın ya yıkanmış olmalıdır, ya da üzerinden bir namaz vakti geçmelidir. Yahut da, bir özür sebebiyle teyemmüm edip onunla, nafile dahi olsa, bir namaz kılmış olmalıdır ki, cinsel ilişki helal olsun.

Hayız ve nifas konusunda, bir müslümanın gayr-i müslim olan zevcesi ile cinsel ilişkisi, sahih olan görüşe göre, aynen müslüman olan zevcesi hükmündedir. Diğer bir görüşe göre, müslüman olmayan bir zevcenin âdeti her ne zaman tamam olursa, kocasının ona yaklaşması helal olur. Yıkanmasını veya üzerinden bir namaz vakti geçmesini beklemeğe gerek yoktur.

Bir kimse, henüz âdetini tamamlamamış olan zevcesine yaklaşırsa günahkâr olur. Onun için tevbe ve istiğfarda bulunması gerekir. Bununla beraber fakir müslümanlara bir veya yarım altın sadaka vermelidir. Bu bir altın beş gram ağırlığında olan bir altın paradır.

Adet ve nifas halleri kadınlar için bazı konularda özür sayılmaktadır. Onun için namazın farziyeti onlardan düşüyor, oruçları da sonraya kalıyor. Bununla beraber bu durumda olan bir kadın, kan olarak çıkardığı sıvıdan dolayı tam bir temizlik halinde değildir. Yüce Allah´ın huzurunda durup namaz kılmak ve Kur´an âyetlerini okumak veya Kur´an´ı tutmak için tam bir temizlik hali içinde bulunmak lâzımdır. Onun için böyle bir kadının namaz kılması, oruç tutması, Kur´an okuması veya Kur´an´a yapışması caiz olmaz.

Diğer bir yönden de, böyle bir kadın hastadır, dinlenmeye muhtaçtır. İfraz ettiği (çıkardığı) madde de kerih kokuludur; bundan yaratılış gereği hoşlanılmaz. Onun için bu durumda cinsel ilişkinin caiz olması hikmete uygun düşmez.

Bir de, bu geçici müddet içinde ortaya çıkan yasaklık sebebiyle insan nefsine hakim duruma gelir, nefsinde sükûnet meydana gelir, kuvvet israfından kurtulur, böylece daha fazla kuvvet ve sıhhat kazanır.

Netice olarak deriz ki: Dinin tayin ettiği hükümlerde bizim bilmediğimiz daha nice hikmetler ve yararlar var!... Bize düşen görev bu hükümlere uymaktır.

İstihaze Haline Ait Meseleler

Bir kadından üç günden az ve on günden fazla gelen kan, hayız kanı değildir. Buna istihaze kanı denir. Gebelik halinde olan bir kadından gelen kan da hayız kanı değildir; o da istihazedir.

(İmam Malik ile İmam Şafiî´ye göre, gebe olan kadınlar da âdet görebilirler. Doğumdan önce gelen kan hayız sayılır. Bununla beraber Şafiîlere göre, çocuk tamamen doğduktan sonra gelen kan nifastır. Bundan önce gelen kan ve çocukla beraber gelen kan nifas değildir. Bu kan, kadın hayızlı bulunmuş ise, âdet kanıdır. Hayızlı bulunmamış ise, illet kanıdır.

Hanbelî´lere göre, doğumla beraber çıkan kan ve doğumdan iki veya üç gün önce doğum sancısının belirtisi olarak gelen kan nifas sayılır.)

İstihaze adı verilen kan, diğer organlardan gelen kan gibidir. Böyle bir kanın gelmesi ile yalnız abdest bozulur. Devamlı gelirse, özürlü hükmüne geçer ve özür sahiblerine ait olan hükümler bu gibilerde uygulanır. Böyle müstahaze sayılan bir kadından namaz sorumluluğu düşmez. Orucunu kazaya bırakamaz. Onunla cinsel ilişki kurmak haram olmaz.

Henüz dokuz yaşina girmemiş kizlardan gelen kan, istihazedir. Bu yaştaki çocuklardan kan gelmesi nadirdir. Nadir için ise hüküm yoktur.

İyas (Adetten kesilme) yaşı denen çağa girip âdetten kesilmiş ve iyasına hükmedilmiş bir kadından daha sonra gelen kan istihaze kanıdır. Meselâ yetmiş yaşına girmiş bir kadından daha sonra kan gelecek olsa bu istihaze kanı sayılır. Diger bir görüşe göre, bu kadın eskiden olduğu gibi akar kan görürse, âdeti geri dönmüş olur. Fakat az bir yaşlık görmesi âdet sayılmaz.
Read More Read More / Comment Comment
Sayfalar (237): « Önceki 1 … 214 215 216 217 218 … 237 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Bölümlerimiz 1:

  • Cuma Selamı
  • Yasin Hatim
  • Dini Bölüm
  • Kültürel Bölüm
  • Raşidi Tarikatı

Bölümlerimiz 2:

  • Tasavvuf Bölümü
  • Raşid Tunca
  • PNG Resimler
  • JPG Resimler
  • GiF Resimler

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Dini Forum
  • Yukarı Çık
  • Lite (Arşiv) Modu
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 07-15-2026, 05:10 AM Türkçe Çeviri: MyBB Pro, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS