Thread Rating:
  • 6 Vote(s) - 3.33 Average
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ALLAH KATINDA AYLARIN SAYISI VE HARAM AYLAR
#1
RasitTunca-4 
ALLAH KATINDA AYLARIN SAYISI VE HARAM AYLAR

10.08.2012 Cuma

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

"Hüvellezî ersele resûlehû bil hüdâ ve dînil hakkı li yuzhirehû aled dîni küllihî ve lev kerihel müşrikûn."
(Sâdakallâhül azîm) – Tevbe Suresi 33

Esteûzübillâh:
"İnne iddeteş şuhûri indallâhi isnâ aşere şehran fî kitâbillâhi yevme halakas semâvâti vel arda minhâ erbaatün hurum..."
(Sâdakallâhül azîm) – Tevbe Suresi 36

Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ.
Ve selâmun alâ Aliyyil Murtazâ.
Ve selâmun alâ Hamzai şühedâ.
Ve selâmun alâ Hâlid bin Velîd mücâhidi ahde vefâ.

Yolculuğumuza Başlıyoruz

Geçen vaazımızdaki yolculuğumuzda Safiyye makamına kadar varmıştık. Şimdi ise geri inip tâ Levvâme ve Mülhime makamından yeniden başlayacağız. El sebeb, yolun başından sonu gösterilir kuralı gereği, geçen hafta Safiyye makamına kadar anlattık ki yolun sonunu ve hedefi sizlere anlatıp gösterdik. Şimdi ise yolun başına dönüp, tarikimize avdet edenlerin birinci basamakta yapması gerekenleri anlatacağız. Yani bizim yolumuz, yani tarikimiz, sünnet yolu olup, Âdem Atamız ve Havva Anemizle başlayan bu yol, Muhammed Mustafa'da tavan yapıp zirve noktasına, tâ Sidretü'l-Müntehâ'ya kadar yükseltmiştir.

İşte bir kimse urûc etmek, yani cennete ve nimetlere doğru yol almak isterse, ümmet-i Muhammed'in yaptığı hatalardan ders alıp doğrusunu yaparak; sonra Muhammed Mustafa'nın sünnetlerine ittiba göstererek; ondan önce gelen Îsâ sünnetlerine ittiba; ondan önce Meryem Annemizin sünnetlerine ve onların zamanında yapılan hataları yapmayarak istikamet sahibi olmak. Hedefde Râzîye, Rızâ, Marziye ve Safiyye makamları var. Yani biz yolun başında yola çıkarken haritada bakacağımız istikamet Safiyye makamı olacak. Bulunduğumuz noktadan bu hedefe doğru gitmek için... Yani Safiyye makamı, saf ve temiz olanların makamı. En saf ve temiz olan yer cennettir ve cennettekilerdir.

İşte Âdem Atamıza ve Havva Annemize "Bundan yeme" dendi ve şeytan kandırdı ve yediler. Yiyince bağırsaklar çalıştı ve dünya bitkisi olan buğday bağırsaklarda koktu ve yarısı sindirildi, diğer yarısı posa ve hacet olarak ayrıldı. Fakat cennet saf ve temizlerin yurdu olduğundan, orada hacet yapma yeri yok ve pis hiçbir yer ve hiçbir şey yok. O yüzden Âdem ve Havva, yaptıkları cürüm neticesi tuvalet yapmaları için dünyaya indirildiler. Yani işte buğdayından tut, üzümüne, ayvasından tut, incirine, zeytinine kadar hepsi posa içerir. Ve bunlar dünya yemeği olduğundan atıkları da dünyada atılır. O yüzden cennetten atılan insanoğlu, işte tekrar o atık maddesi olmayan taamların olduğu, yani yiyeceklerin olduğu, temiz ve saf kimselerin olduğu mekân olan cennete geri dönmek için bütün dünya ve içindekileri bir bir terk etmelidir ki o cennete yol alabilsin.

İşte oruç, insana bir ay bu dünya taamlarının, yani yiyeceklerinin de perhiz edildiği bir ay olup, Ramazan'ın sonu rahmettir. Yani işte geldik Ramazan'ın son on gününe ve rahmet vaktine. Dünyadaki yiyeceklerden hiçbirinde, su dışında bir madde urûc etmez, yani uçup havalanmaz. Yani işte su ve nevisi urûc edendir. O yüzden işte Fırat'ın "cennetten akan ırmaktır" denmiş olması... Yani işte cennetten dünyaya inen bir şey varsa o da Allah'ın rahmetidir, yani suyudur. Su gibi aziz olan başka bir nimet yoktur. Hava zaten suyun parçasıdır. İşte su, yani rahmet, pak ve paklayıcıdır. İnsan günah işler, abdest alır temizlenir. İnsan cima eder, gusleder temizlenir. Elbisen kirlenir, su ile yıkarsın temizlenir. Meyveleri dalından koparırsın, yine yemeden yıkarsın temizlersin. Kap kacağın bulaşık olur, yine yıkarsın temizlersin. Size ne sayayım ki rahmet onu nurlandırıp temizlemiş olmasın.

İşte yalnızca Allah'ın rahmetini kaçıran şeytan müstesna. Yani şeytan aleyhillânenin maddesi demirdir. Demire su dökersen, o neticede sudaki oksijenler demir ile reaksiyona girip demir oksit oluştururlar ve demiri rahmet, yani su öldürür. Her kim şeytana aracılık yapmaya kalkarsa, yol bulamaz; çünkü o rahmetten derman bulmaz; rahmetten mahrum kalandır, Allah'ın rahmetini kaçırandır. Yani işte dedik: Köpek de sabaha kadar hav hav, sabahleyin uyuklar ve rahmeti kaçırır. Yani sabah serinliğinde "çiy" diye bir şey vardır çimenlerin üstünde. İşte o çiy ile yeryüzüne rahmet indirilir; yani su çiy haline döner ve rahmet damlacıkları olur. İşte çiy vakti, sabahın seher vaktidir ki, kim o vakitte uyanık olursa rahmetten istifade eder. Her kim de köpekler gibi diskotek diskotek gezer, sabahlar ve sabahleyin de sızar ise, yahut dünya peşinde koşar koşar da sabahleyin yorgunluktan uyur ise, o rahmeti kaçırır. Yani işte şeytan aleyhillâne de rahmeti kaçırandır. Yani seherlerde namaza kalkmayıp uyumak şeytan ahlakıdır. Kim bu şeytan ahlakını yaparsa, köpekler gibi kapı dışında kalanlar olurlar. İşte günah işleyenler dahi tövbe edince, imanlı göçerse cennete alınacak da; şeytan ve ona uyanlar, kâfirler ve müşrikler cennetin kapısının dışında kalacak olanlar ve köpek kulübesi cehennemde yer tutacaklar.

İşte eğer şeytan, geçenki vaazımızda anlattığımız mesele, şeytan aleyhillâne bir tükürük ile köpeğe mundarlığını bulaştırdıysa ve köpek onun mundar tükürüğü yüzünden kaderinde kapı dışında kalmak yazıldıysa, varın siz düşünün şeytanın ahlakını ahlak edinip içki içen, kumar oynayan, fal bakan, büyü yapan, zina eden, çalan, çırpan, adam öldüren, hatta gıybet eden, hatta yalan söyleyen... kimselerin halini.

İşte size bu günahların olmadığı saf kimseler ve cennet ehli olmanız ve kapı dışında kalmamanız için verdiğimiz derslere çalışmanız ve gayret gösterip kötü ahlakları terk etmeniz gerekir. İşte emanet ve emin kimse demek, elinden dilinden kimsenin zarar görmediği kimse demek. İşte eğer bir kimse çalıyor ise, hırsız ise, emin değildir; emin olması için önce hırsızlığı terk edecek. Veya yalan söyleyen kimse emin değildir; önce yalanı terk edecek. Yani hakeza hakeza... Cennet yolu, haram ve yasakları terk ederek ve sonra sünnet-i seniyyeyi ahlak edinerek katedilir. Yoksa hem haram yiyen, hem fal bakan, hem zina eden "Ben cennete gidiyorum" dese yalancıdır ve bir de ümit etse "Ben de cennete giderim" diye, Cem Yılmaz'ın hesabı "dalda sucuk bitmesi" gibi bir şey olur. Dalda sucuk bitmeyeceği gibi, işte zina edenin de cennete gitmesi abes olur. Cennet temiz ve safların, yani safiyyelerin yurdudur. Temizlenip saf hale gelmeyen, ecele yakalanırsa eğer mümin olarak ölürse, kabirde temizlenmeye çalışılır. Kabirde de temizlenmeyen, haşirde temizlenir. Haşirde de temizlenmeyen cehenneme atılır. Cehennemin tabakalarında derece derece temizlenip yüze çıkar. Cehennemin temizlemediğini hiçbir şey temizlemez.

İnsan dünyada mikroplardan korunmak için günde beş vakit abdest alırsa ve ihtiyacına göre gusledip bütün bedenini yıkarsa; veya en azından haftada bir gün, Cuma günü yıkanmak sünnettir ve en azından haftada bir Cuma yıkanırsa; ve yine yemekten önce sonra ellerini yıkarsa; temiz yiyip temiz giyer ise; harama helale dikkat eder ise; ve farzları, sünnetleri işler ise; ve mübâh olan edeplere dikkat ederse ve meşru zeminde yol alırsa, o zaman bu kimsenin istikameti cennet ve safların yurdu olacaktır. Hedefini bilen, nerede sağa sapacak, nerede sola sapacak, Kur'an ve sünnet gibi bir harita ile bilir ve ahir zamanda Mehdî gibi bir rehber ile yol alırsa, elbet o Peygamberimizin buyurduğu "Benim ümmetim 71.5 veya 73.5 fırkaya ayrılacak, fakat onlardan bir tanesi kurtuluşa erecek ve o fırka-i nâciyedir" buyurduğu fırka-i nâciye zümresinden olacağı aşikârdır.

Fırka-i nâciye demek, kurtulanlar zümresi demektir. Dünya ve içindekiler acımasızdır. İşte en saf varlıklar balıklardır. Ve balık gibi, yani balık gibi saf olsan bile seni tutup tavada kızartıp yerler, ey insanoğlu. Yani safiyye zümresi işte dünyada balık olma şerefine erenlerdir. Ama balıklardan da öyle ıstakoz, yengeç gibi değil, sadece balık olanlardır. İşte safiyye makamına ermiş, ama hâlâ birilerini kıstırıyorsa, kıskaçlı ıstakoz veya yengeç olur, balık olamaz. Yani kıskaç demek, birilerini kıskanmak demektir. Yani iyileri kıskananlar en zirveye çıksalar işte ancak denizde ıstakoz, yengeç olurlar.

Saf olur da herkes Mersin'e, onlar tersine giderse; yani İstanbul'da şalvar giyerse; yani artık şehre indin, zaman neyi götürüyor, senin şalvarını götürmez kine; İstanbul'da şalvar giyersen, herkes Mersin'e gider, sen tersine gidersin. Ve o zaman geldiği yolu geri kat eden saf ama ahmak balık olursun. Suya ters kürek çekilmez. Nasıl toplardamardan kan geri toplanır, atardamardan vücuda dağıtılırsa, herkes yönetime göre hareket etmelidir. Yani ahir zamanda her ne kadar şalvar yerine kısa don giysek de, sakalımızı bir avuç yerine en azından sakallı diyecek kadar traş etsek de, yolumuz herkes Mersin'e giderken biz tersine gidip ahmak balık olmayız. Yani Allah'ın farzları bellidir; zina bu gün herkes yapıyor diye helal olmaz. Ama dünyada zina etmeyen de kalmaz. Yani neden? Dünya seli kendine ters kürek çektirmez. "Çekerim" diyenleri gördük; Nakşileri gördük; dün televizyona bakmak yasak diye evinden televizyonu atanları mı ararsın, hanımlarını tesettüre sokanları mı ararsın? Bugün bir de baktın sofilerin başı, tarikatın kendi televizyonu açıldı. Hani televizyona bakılmazdı? Yani dünya bir sel; ona karşı durulamıyor. İnternetin zararlarından dert yananlar, korsan diye viyaklayanlar, yarın siz de Nakşiler gibi kendiniz korsan yapacaksınız; çünkü dünya bir seldir, önüne kattığını alır götürür. İşte fırka-i nâciye demek, bu selde sağ kalanlar demek.

Dünyadaki meyveleri bozdular, sebzeleri bozdular, hayvan ırkını klonladılar ve sıra geldi denize. Ve denizi de kokuttunuz muydunuz artık? Dünyada saf kimseler kalmadı demektir. O zaman artık cennetin kapısı kapatılır ve kimse içeri alınmaz artık. Ve kokuşmuşların yurdu olan dünyayı cehennem ateşi yutar; yani güneş büyür ve bir mızrak boyu dünyaya yaklaşır ve orada daha dünyadayken cehennem tattırılır ve o dünyayı ve içindekileri kokutan pislikler ateş ile dağlanır; yine akıllanmazlar ve en sonunda yüz üstü cehenneme sürüklenirler.

İşte o yüzden fırka-i nâciye zümresine katılacaklar, bela gelmeden, dünya ve vücut ülkesi hastalanmadan temizliğe ve emanete ve saflığa özen göstermelidirler ve haramları bir bir terk etmelidir ki, haramların zıddı olan Kur'an ve sünnet ahlakı insanda yer bulabilsin. Bir insan her ne kadar dalda temiz olan meyveyi koparsa ve yemek istese, meyve her ne kadar temiz olsa da eli pis ve mikroplu ise, eliyle meyveye mikrop bulaştırır ve yediği meyve onda yarar yerine hastalık yapar. Bu yüzden insan önce haramları terk edecek ki elleri temiz olsun; sonra beş vakit namazı kılacak ki yine ellerini yıkamış olsun; ve yine sünnetlere sarılacak ki, yani temiz taamlardan yiyecek ki hastalanmasın.

Vaazımızın konusuna dönersek; haram aylar dörttür: Muharrem, Recep, Zilkade ve Zilhicce.

Kör Deccal ve avenesi, onun yoldaşı, neredeyse şu yirmi senedir her Zilkade ve Zilhicce'de, Recep ve Muharrem'de bir Müslüman devletinde isyan çıkarıp savaş yaptırıyorlar. İşte Müslüman'ız diyenler, ahmaklar, sizin nereniz Müslüman? Recep'te savaşılmaz, haram. Siz savaştınız. Muharrem'de savaşılmaz. Libya'da savaştınız. Şimdi yakında Ramazan bitecek ve Amerika'nın planında Zilkade ve Zilhicce'de Suriye'ye operasyon yatıyor. Yani Deccal ve avenesi harekatta ve onların askeri, Deccal'in kulu kölesi olarak yine cana kıymaktalar. Yani Allah'ın haram dediği ne varsa, onu yaptırmaya çalışan ancak Allah'ın düşmanı olanların ahlakıdır.

Allahü Teâlâ Kur'an'da: "Benim dost bildiklerimi dost bilin, düşman dediklerimi de düşman bilin" buyuruyor. Allah'ın haram dediği ayda savaş çıkartan ancak Allah'ı ve rasullerini inkâr edenlerdir. Allahü Teâlâ insanlığa dört ay cihanda sulh ilan edin buyururken, onun emrini ihlal eden ahmaklara yardımcı olanlar da Deccal'a hizmet eden uşaklardır.

Artık şu saatten sonra ne Amerika'nın ve ona ayak uyduranların yapacağı harekatta yanında yer alırız, ne de haram aylarda savaşanların yanında dururuz. Ne harama helal deriz, ne de bu dünya insanları önüne katmış sürüklerken, insanlık dur derken biz de o sele karşı kürek çekeriz. Bu sel kendine karşı kürek çektirmez. Ey insanlar, boşuna direnmeyin, artık bırakın kıyamet nereden kopacaksa kopsun. Bu sel Mısır'ı ve Libya'yı yuttuğu gibi sizi de yutacaktır; bırakın kurtulun, boşuna dünyaya karşı kürek çekip tersine giden ahmak balık olmayın. İlk avlanan balık ahmak balıktır zaten. İşte Kaddafi ahmak balık gibi yakalandı, işte Hüsnü Mübarek ahmak balık gibi yakalandı. Artık seli durduracak Ömer'ler, Muhtar'lar kalmadı. Yalnız asker cephe kurtarmaz. Ne senin sözün dinlendi, ne Kaddafi'nin, ne Hüsnü Mübarek'in, ne de Saddam Hüseyin'in. Hepsi de haram aylarda öldürüldüler. Yani Deccal görev başında, haram çiğniyor ve çiğnetiyor.

Ne de Mehdî'nin sözü dinlendi ki haram aylarda sulh ilan edilmedi. Yani bütün dünya bu eşhuru hurum cezasını çekecekler. Kurtulan birkaç balık kalır ancak, onlara da işte fırka-i nâciye denir.

İşte Allah'ın rahmeti temiz ve temizleyicidir. Ancak bir suyun rengi, kokusu, tadı değişmiş ise, o su saf ve pak su değildir; o su paklayıcı da olmaz. Yani mesela şerbet sudur, ama tadı ve rengi değişmiştir; onunla temizlik yapılmaz. Ve yine müsta'mel su vardır; yani bir kere kullanılmış sular. Mesela abdest alındığında dökülen sular müsta'meldir; bununla tekrar abdest alınamaz. Ama eğer bir yerde toplanırsa, mesela tuvalette sifon suyu olarak kullanılabilir. Yahut bulaşık yıkanmış su müsta'meldir, paklık özelliğini kaybetmiştir ve paklayıcı olmaz, fakat yine büyük pisliklerin atılmasında fayda verir; mesela kanaldaki pisliklerin kaymasına sebep olur. Tuzlu su, deniz suyu; onunla abdest alınmaz, çünkü tadı bozukdur, yani tuzludur. İşte bu yüzden insan, kâinat-ı alemin haritası insan bedenine saf su almalıdır; yani pak ve paklayıcı su ki, onunla vücuttan bazı kirler atılabilsin. Yoksa tadı ve rengi farklı sular her ne kadar su niteliğinde olsa da, vücut onların pak su olmadığını bilir. İşte bizim de kullandığımız limonata ve kola, çay gibi, kahve gibi rengi kokusu değişmiş sular, insanda kilo yapmakta; çünkü vücut ancak saf su ile bulaşıklarını yıkar ve bedenden atar. Saf su içilmeyince işte hastalıklar, mikroplar vücuttan atılamaz. O yüzden bulabiliyorsanız saf su için; en azından günde bir defa veya iki günde bir defa. Yani doğal tedavi yöntemlerinden biri de mikroplardan, Allah'ın pak rahmeti sayesinde kurtulmaktır. Ama maalesef geçen bir kadınla konuştum, bu Avusturya'da adamın biri site yapmış ve içme suyu olarak tuvalet suyunu arıtıp kullandırıyormuş. Yani işte affedersiniz, tuvalet suyunu, bulaşık suyunu arındırıp yeniden kullandırıyormuş. Bu İslam'da caiz değildir; müsta'mel su pak ve paklayıcı olarak kullanılamaz. Yani bir defa kullanılmış su müsta'meldir.

Kâinat-ı alemin insan bedeninde bunun misali: Allahü Teâlâ kadınlara bekaret zarı vermiş ve ilk erkeği onun bu bekaretini alıp onu müsta'mel yapıyor. Yani bir alet nasıl paketinden açılınca kullanılmış hükmüne giriyorsa, insanın da bekareti alındı mı, bu kız olsun, oğlan olsun, müsta'meldir; yani o paketi açılmıştır, artık onun safiyetini kazanması geri gelmez; yani Allah'ın ilk yarattığı gibi saf olamaz. O yüzden safiyye makamına çıkanda aynen böyledir. Her ne kadar insan hayır ve sevaplar ile cennete dönse de, ilk safiyetini kazanmaz; yani cennetin saf hurileri, melekler gibi olmaz; çünkü o müsta'meldir; günahları işleyerek, deneyerek, yanılarak doğruyu bulmuştur; o yüzden hiç günah işlemeyen melekler gibi olamaz. Safiyye makamından sonra melekût ve ceberrût alemi gelir.

Dünyada İsmail'ler ve Rızâ'lar, Kâbe ayakta durdukça bulunacaktır. Ve yine onun babası Marziyeler, yani Allah'ın seçtiği kulları, yani İbrahim'ler ve Yakub'lar, Yusuf'lar, Kâbe tavaf edildikçe bulunacaktır. Ve yine safiyyeler, yani dünyaya Allah'ın rahmeti yağdığı müddetçe bulunacaktır. Ne zaman toprak kurudu ve dünya çöl oldu ve Medine'de bir koyun çobanı kaldı, Medine ıssız çöl oldu, o zaman o son safiyye de öldü demektir. O zaman insanlık suyu da bozdu demektir. Su bozulur ise, yani saf su bozulur ise, ondan ötesi kıyamettir. Yani Kur'an'ın başında besmele vardır ve besmele Rahmân ve Rahîm'den ve Allah isminden oluşur. Yani Rahmân, Rahîm su ve toprak gibi. Su bozulur ise, toprak da bozulur ve ondan öte baki kalan bir Allah olur. Yani insanlık her şeyi yok etti, dağıttı demektir. Ve besmelede de tâ başındaki "be" harfine kadar geri dönülür. Yani "be" harfi nerede geçer? Bombada. Yani en son yeri göğü tarumar eden bomba. Başka nerede var? Ebu Bekir'de. Yani işte son sadık asker bağlandığı yerden koparılıncea kıyamet bombası patlayacaktır ve yer ve göğün düzeni bozulacaktır.

"Selâmün alâ menittebeal hüdâ."
Hüdâ'nın askeri Mehdî'ye tabi olanlara selam olsun. Onlar birkaç kurtulan fırka-i nâciye olacaklardır.

Bu gidiş artık dürülüşe doğrudur. Mehdî'yi bulup onun emrine tabi olan kurtuluştadır; onun dışındaki 73 millet helaktadır. Rabbim inananları Mehdî'ye bağlasın, Mehdî'yi de Muhammed'e sıkı sıkı bağlasın, Muhammed Mustafa'yı da Zât-ı Hüdâ'sına bağlasın. Artık dünyanın bu kıyamete doğru akan selinden kurtulana aşkolsun.

El-Fâtiha maassalavât.

Başağaçlı Raşit Tunca

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 04 Şubat 2019




Reply


Forum Jump:


Users browsing this thread: 1 Guest(s)