CENNETU ADN, BEKKE VE MEKKE
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
﴿وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَٰئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا . وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا ۗ وَاتَّخَذَ اللَّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا . وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا﴾
(Nisâ Sûresi, 124-126)
Sadakallâhulazîm.
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî.
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, Efendimiz Hz. Muğammed Mustafa (s.a.v.)’in, onun tertemiz âlinin ve ashabının üzerine olsun.
Bugünkü sohbetimizde Kur’ân-ı Kerim’de ismi geçen iki mübarek beldeyi, “Bekke” ve “Mekke”yi, bu isimlerin manevî işaretlerini ve insan-ı kâmil olma yolunda nefsimizle mücadelemizin öneminden bahsedeceğiz.
Kur’ân-ı Kerim’de Mekke-i Mükerreme bazen “Bekke” bazen de “Mekke” olarak zikredilir. Tefsir âlimlerimiz, bu iki ismin farklı cihetlere işaret ettiğini belirtmişlerdir. “Bekke”, Hz. İbrahim (a.s.)’in tayin ettiği ilk sınırları, Kâbe’nin ilk temellerini hatırlatır. “Mekke” ise, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanındaki ve onun belirlediği geniş sınırları içine alan harem bölgesini ifade eder. Bu mübarek belde, Safâ ve Merve tepelerinden başlayıp, manen çok daha geniş bir alanı kapsayan, iki harem (Mekke ve Medine) arasında kalan kutlu bir bölgedir.
İnsan bedeni de bir kâinat gibidir. İki kaş arasında yer alan bölge, nefsin karargâhı olarak yorumlanmıştır. Nefis, insanı hak yoldan saptırmaya çalışan, sürekli kötülüğü emreden bir iç düşmandır. Tasavvuf yolunda ilerleyenler, nefsi terbiye etmek için çeşitli zikir ve riyazetlerle bu iç düşmanla mücadele ederler. Örneğin, bazı tarikatlarda “nefsi ispat” mertebesine ulaşmak için çokça zikre devam edilir. Bu, nefsin son kalesini fethetmek, onu tamamen teslim almak için verilen manevî bir mücadeledir.
Bu mücadele, tıpkı tarihte İstanbul’un fethi gibidir. İstanbul, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in müjdesine mazhar olmuş, İslam’ın son ve en önemli kalelerinden biri haline gelmiştir. Nefsimizin fethi de öyledir; sabır, azim ve Allah’a tam bir teslimiyet gerektirir. Gemileri karadan yürütmek gibi, alışılmışın dışında bir gayret, ihlas ve fedakârlık ister.
Cenâb-ı Hak, Hz. Adem (a.s.)’ı yaratırken, cennetin en yüksek mertebesi olan “Cennetü’l-Adn”ı bizzat kendi kudret eliyle yaratmıştır. İnsan bedenindeki karşılığı ise, yönetim ve idrakin merkezi olan baş bölgesidir. Burada, nefsin karargâhı da bulunur. İnsan, kalbiyle, vicdanıyla hareket ederse, ruhunun sesini dinler. Daha ileri bir mertebe olan “sır” mertebesine ulaşan kimseler ise, olayların perde arkasını, görünenin ötesindeki hikmetleri idrak etmeye başlarlar. Onlar bir ekmek alırken, o ekmeğin kimlere nasip olacağını, hangi hayırlı işlere vesile olacağını derinden hissedebilirler.
Bu anlayış bize şunu öğretir: Her olayın görünen bir yüzü, bir de hakikatte taşıdığı hikmet ve sırlar vardır. Mümin, sabırla ve basiretle hareket ederek, olayların arka planını anlamaya çalışmalı, hemen hüküm vermemelidir. Öfke ve önyargı ile hareket etmek, insanı yanıltır.
Bu manevî mücadelenin ve basiretin en önemli meyvelerinden biri de “salih amel”dir. Yüce Allah, iman edip salih ameller işleyen herkesi, erkek olsun kadın olsun, cennetine koyacağını vaat buyurmuştur. Salih amel, sadece kişinin kendi nefsini kurtarması değil, aynı zamanda çevresine, tüm mahlukata faydalı olmasıdır. İnsanlara, hayvanlara, bitkilere zarar vermekten kaçınmak, onların iyiliği için çalışmak da birer salih ameldir.
İslam, faydayı ve temizliği esas alır. Helal ve temiz olan şeyler, insanın bedenine ve ruhuna fayda verir. Haram ve pis (necis) olan şeyler ise, insanı manen kirletir, ruhunu hasta eder. Bir mümin, yediğine, içtiğine, söylediğine, yaptığı her işe dikkat eder. Çünkü biliyor ki, temiz olanlar, temizlerin yurdu olan cennete kavuşacaktır.
Ramazan-ı Şerif yaklaşıyor. Bu ay, nefsi terbiye etmenin, tevbeyi çoğaltmanın, salih amellere koşmanın en güzel fırsatıdır. Oruç, sadece aç ve susuz kalmak değil, tüm uzuvları haramlardan korumak, kalbi kötü düşüncelerden arındırmaktır. Oruç tutmak, sabır mektebinden geçmektir. Tıpkı buğdayın olgunlaşması, üzümün şerbete dönüşmesi için çektiği çile gibi, oruç da mümini olgunlaştırır, ruhunu tatlandırır.
Ey müminler! Nefsimizin fethi için, İstanbul’un fethi gibi bir azim ve gayret içinde olalım. Salih ameller işleyerek, hem kendimize hem etrafımıza faydalı olmaya çalışalım. Ramazan’ın bereketinden en güzel şekilde istifade edelim. Yediğimiz lokmanın, söylediğimiz sözün, yaptığımız işin ardındaki hikmeti ve sorumluluğu düşünelim. Rabbimiz, bizleri nefsinin esaretinden kurtulup, hakiki hürriyete ve cennetü’l-adn’a kavuşan bahtiyar kullarından eylesin.
Rabbim, ahir zaman fitnelerinden, kötülüklerden, bölücülüklerden ümmet-i Muhammed’i muhafaza buyursun. Bize basiret, sabır ve hakka hizmet aşkı versin. Bizi, salih ameller işleyen, faydalı birer kul olmaya muvaffak kılsın.
Velhâsıl-ı kelâm. El-Fâtiha. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
﴿وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَٰئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا . وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا ۗ وَاتَّخَذَ اللَّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا . وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا﴾
(Nisâ Sûresi, 124-126)
Sadakallâhulazîm.
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî.
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, Efendimiz Hz. Muğammed Mustafa (s.a.v.)’in, onun tertemiz âlinin ve ashabının üzerine olsun.
Bugünkü sohbetimizde Kur’ân-ı Kerim’de ismi geçen iki mübarek beldeyi, “Bekke” ve “Mekke”yi, bu isimlerin manevî işaretlerini ve insan-ı kâmil olma yolunda nefsimizle mücadelemizin öneminden bahsedeceğiz.
Kur’ân-ı Kerim’de Mekke-i Mükerreme bazen “Bekke” bazen de “Mekke” olarak zikredilir. Tefsir âlimlerimiz, bu iki ismin farklı cihetlere işaret ettiğini belirtmişlerdir. “Bekke”, Hz. İbrahim (a.s.)’in tayin ettiği ilk sınırları, Kâbe’nin ilk temellerini hatırlatır. “Mekke” ise, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanındaki ve onun belirlediği geniş sınırları içine alan harem bölgesini ifade eder. Bu mübarek belde, Safâ ve Merve tepelerinden başlayıp, manen çok daha geniş bir alanı kapsayan, iki harem (Mekke ve Medine) arasında kalan kutlu bir bölgedir.
İnsan bedeni de bir kâinat gibidir. İki kaş arasında yer alan bölge, nefsin karargâhı olarak yorumlanmıştır. Nefis, insanı hak yoldan saptırmaya çalışan, sürekli kötülüğü emreden bir iç düşmandır. Tasavvuf yolunda ilerleyenler, nefsi terbiye etmek için çeşitli zikir ve riyazetlerle bu iç düşmanla mücadele ederler. Örneğin, bazı tarikatlarda “nefsi ispat” mertebesine ulaşmak için çokça zikre devam edilir. Bu, nefsin son kalesini fethetmek, onu tamamen teslim almak için verilen manevî bir mücadeledir.
Bu mücadele, tıpkı tarihte İstanbul’un fethi gibidir. İstanbul, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in müjdesine mazhar olmuş, İslam’ın son ve en önemli kalelerinden biri haline gelmiştir. Nefsimizin fethi de öyledir; sabır, azim ve Allah’a tam bir teslimiyet gerektirir. Gemileri karadan yürütmek gibi, alışılmışın dışında bir gayret, ihlas ve fedakârlık ister.
Cenâb-ı Hak, Hz. Adem (a.s.)’ı yaratırken, cennetin en yüksek mertebesi olan “Cennetü’l-Adn”ı bizzat kendi kudret eliyle yaratmıştır. İnsan bedenindeki karşılığı ise, yönetim ve idrakin merkezi olan baş bölgesidir. Burada, nefsin karargâhı da bulunur. İnsan, kalbiyle, vicdanıyla hareket ederse, ruhunun sesini dinler. Daha ileri bir mertebe olan “sır” mertebesine ulaşan kimseler ise, olayların perde arkasını, görünenin ötesindeki hikmetleri idrak etmeye başlarlar. Onlar bir ekmek alırken, o ekmeğin kimlere nasip olacağını, hangi hayırlı işlere vesile olacağını derinden hissedebilirler.
Bu anlayış bize şunu öğretir: Her olayın görünen bir yüzü, bir de hakikatte taşıdığı hikmet ve sırlar vardır. Mümin, sabırla ve basiretle hareket ederek, olayların arka planını anlamaya çalışmalı, hemen hüküm vermemelidir. Öfke ve önyargı ile hareket etmek, insanı yanıltır.
Bu manevî mücadelenin ve basiretin en önemli meyvelerinden biri de “salih amel”dir. Yüce Allah, iman edip salih ameller işleyen herkesi, erkek olsun kadın olsun, cennetine koyacağını vaat buyurmuştur. Salih amel, sadece kişinin kendi nefsini kurtarması değil, aynı zamanda çevresine, tüm mahlukata faydalı olmasıdır. İnsanlara, hayvanlara, bitkilere zarar vermekten kaçınmak, onların iyiliği için çalışmak da birer salih ameldir.
İslam, faydayı ve temizliği esas alır. Helal ve temiz olan şeyler, insanın bedenine ve ruhuna fayda verir. Haram ve pis (necis) olan şeyler ise, insanı manen kirletir, ruhunu hasta eder. Bir mümin, yediğine, içtiğine, söylediğine, yaptığı her işe dikkat eder. Çünkü biliyor ki, temiz olanlar, temizlerin yurdu olan cennete kavuşacaktır.
Ramazan-ı Şerif yaklaşıyor. Bu ay, nefsi terbiye etmenin, tevbeyi çoğaltmanın, salih amellere koşmanın en güzel fırsatıdır. Oruç, sadece aç ve susuz kalmak değil, tüm uzuvları haramlardan korumak, kalbi kötü düşüncelerden arındırmaktır. Oruç tutmak, sabır mektebinden geçmektir. Tıpkı buğdayın olgunlaşması, üzümün şerbete dönüşmesi için çektiği çile gibi, oruç da mümini olgunlaştırır, ruhunu tatlandırır.
Ey müminler! Nefsimizin fethi için, İstanbul’un fethi gibi bir azim ve gayret içinde olalım. Salih ameller işleyerek, hem kendimize hem etrafımıza faydalı olmaya çalışalım. Ramazan’ın bereketinden en güzel şekilde istifade edelim. Yediğimiz lokmanın, söylediğimiz sözün, yaptığımız işin ardındaki hikmeti ve sorumluluğu düşünelim. Rabbimiz, bizleri nefsinin esaretinden kurtulup, hakiki hürriyete ve cennetü’l-adn’a kavuşan bahtiyar kullarından eylesin.
Rabbim, ahir zaman fitnelerinden, kötülüklerden, bölücülüklerden ümmet-i Muhammed’i muhafaza buyursun. Bize basiret, sabır ve hakka hizmet aşkı versin. Bizi, salih ameller işleyen, faydalı birer kul olmaya muvaffak kılsın.
Velhâsıl-ı kelâm. El-Fâtiha. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
