YAZ MEVSİMİ VE DÜNYAMIZIN NEŞVÜ NEMA BULMASI
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
"Mûsâ dedi ki: 'Rabbim! Kendi katından kimin hidayet getirdiğini ve bu (dünya) yurdunun sonucunun kimin için olacağını en iyi bilen sensin. Şüphesiz zalimler asla kurtuluşa eremezler.'" (Kasas Suresi, 37)
"Hayır, (onların zannettiği gibi değil!) Hak (İslâm) geldi, bâtıl zâil oldu. Şüphesiz bâtıl yok olmaya mahkûmdur." (İsrâ Suresi, 81)
"Geceleyin kalk, (gecenin) birazı hariç olmak üzere. Yahut bunu yarıya indir. Veya bunu biraz artır ve Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku." (Müzzemmil Suresi, 2-4)
"Gerçek şu ki, o Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler (mahvolacaklardır). Hâlbuki o, eşsiz yüce bir kitaptır." (Fussilet Suresi, 41)
Salât ve Selam
Allahümme salli alâ Eyyûb...
Allahümme salli alâ Eyyûb...
Allahümme salli alâ Eyyûb...
Ve sellim alâ Eyyûb ve zevcihi ve ehlihî.
Allahümme salli alâ sahibi zamâni's-sayfî Eyyûb ve ehlihî.
Allahümme salli alâ Muhammed Mustafâ ve ümmetihî. Ve rahim ve erhamhum ilâ yevmi'l-kıyâme ve'l-haşri ve'n-neşr.
Ve rahim ve erham sâhibe'z-zamâni'l-Mehdî ve ehlehû ve sâdıka'l-mücâhidîne'l-mehdiyyîn.
Vaazın Konusu
Yolculuğumuz, yakın zamanda girmiş olduğumuz yaz mevsimi, bu mevsimin bereketi, Hz. Eyyûb (a.s.) ve buğday nimeti hakkında olacaktır.
Yaz mevsiminin en aziz nimetlerinden biri, onun kemâlâtını temsil eden buğdaydır. Nasıl her mevsimin bir kâmil zâtı varsa, yaz mevsiminin de kâmil zâtı Hz. Eyyûb (a.s.)'dır. Onun zamanında, başına gelen belâları görüp de, "Herhalde büyük bir günah işledi de Allah onu affetmedi" demeyen bir kul kalmamıştı. Hatta eşi Hz. Leylâ validemiz bile bu fikre kapılmıştı. Hz. Eyyûb (a.s.) ağır bir hastalığa yakalandı ve 18 yıl bu hastalıkla imtihan edildi. Halk, onun her tarafının kurtlandığını görünce, hastalığın kendilerine de bulaşmasından korkarak onu şehirden çıkardılar ve şehrin dışındaki bir yere bıraktılar. Bu durumda eşi Hz. Leylâ da ümidini kesmeye başlamıştı.
Çöplükte yapayalnız kaldığı bir sırada eşi, ona yardım edebileceğini söyleyen bir adama rastladı. O adam, kendisine secde ederlerse Hz. Eyyûb’un hastalığını iyileştirebileceğini söyledi. Leylâ validemiz bu sözleri Hz. Eyyûb’a anlatınca, o şiddetle öfkelendi ve: "Ey kadın! O şeytandı, sen onu anlamadın mı? Eğer iyileşip kalkarsam sana yüz sopa vuracağım" dedi ve eşini yanından uzaklaştırdı.
Artık Allah'tan başka yardım edecek kimsesi kalmayınca, Rabbimize şöyle niyaz etti:
"Rabbim! Gerçekten bana zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin." (Enbiyâ Suresi, 83)
Buğday ve Pamuğun Hikmeti
Yaz mevsiminin iki önemli bitkisi olan buğday ve pamuk, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarını karşılar. Buğday, aç olanı doyurur; pamuk ise çıplağı giydirir. İşte Hz. Eyyûb (a.s.) gibi bir peygamberin sünneti de budur: Açları doyurmak, çıplakları giydirmek. Allah (c.c.) topraktan insanı doyurur ve yine topraktan onu giydirir.
Her peygamberin ve onun temsil ettiği nimetlerin bir düşmanı vardır. Buğdayın düşmanları güve ve çekirgedir. Güve, buğdaya veya pamuğa musallat olunca, onu delik deşik eder ve işe yaramaz hale getirir. İşte Hz. Eyyûb (a.s.) da, toplumunun anlayışsızlığı ve ifsadı yüzünden adeta şehrin çöplüğüne atılmıştı. O, kendisine en çok rahatsızlık veren şeyin, ardından konuşup fitne çıkaran müfsitler olduğunu söylemiştir.
Güve gibi küçük bir canlının verdiği zarar nasıl büyük oluyorsa, nefis ve şeytanın vesvesesi de insanın kalbini ve aklını öyle kemirir. Aslında güzel bir kelebek olabilecek bir varlık, sapkınlığı yüzünden zararlı bir kurt haline gelebilir. Nerede bir tahıl veya pamuk varsa, ona musallat olur.
Hâlbuki Allah Teâlâ, insana cüz'i irade vermiştir. İnsan, bir bıçağı ekmek kesmek için de kullanabilir, bir cana kıymak için de. Nasıl ki Hz. Eyyûb (a.s.)'ın ümmetindeki müfsitler onun bu imtihanı çekmesine sebep olduysa, bir günah işleyen kimseye de önce malından, sonra evladından, daha sonra canından ceza gelir ki tevbe etsin. Tevbe etmezse, imanına halel gelmesinden endişe edilir.
Peygamberler masumdur, günahsızdır. Onların çektikleri sıkıntılar, çoğunlukla kendi kavimlerinin inkâr, isyan ve ifsadlarından kaynaklanır. Nasıl ki buğdayın düşmanı onu kemirirse, insanlığa hizmet eden salih kimselerin de düşmanları onların yoluna taş koymaya çalışır.
Kurtuluş ve İlâhî Rahmet
Hz. Eyyûb (a.s.)'ın duası kabul olundu. Rabbimiz ona, ayağını yere vurmasını emretti. Vurunca yerden bir su çıktı, o suyla yıkandı. İçmesi emredilen başka bir sudan içince de, vücudundaki bütün kurtlar döküldü ve eski sağlığına, hatta gençliğine kavuştu. Bu sırada eşi Leylâ validemiz geri döndü. Onu sağlıklı ve genç halinde görünce tanımadı. Hz. Eyyûb kendini tanıtınca sevindiler. Rivayetlere göre Leylâ validemiz de gençliğine kavuştu ve mutlu bir hayat sürdüler.
Hz. Eyyûb (a.s.)'ın, iyileşirse eşine yüz sopa vuracağını söylemiş olması da bir imtihandı. Ancak Rabbimiz, bu duruma da bir çare lütfetti: Yüz tane buğday sapını bir araya getirip bir defa vurmasını emretti. Böylece hem sözü yerine gelmiş oldu, hem de eziyet verilmemiş oldu. Allah'ın salih kullarının çaresi tükenmez.
Ahde Vefa ve Sorumluluk
Şûrâ Suresi 34. ayet-i kerimede buyrulur:
"Ahde vefa gösterin; çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir."
Verdiğimiz sözleri tutmak çok önemlidir. Hz. Eyyûb (a.s.) da sözünde durmanın önemini bize öğretmiştir. Eğer yerine getirmekte zorlanacağımız bir söz vermişsek, bunun meşru bir çaresini âlimlere danışarak bulmalıyız.
Çekirge Zararı ve Tatlının Önemi
Tahıllara musallat olan bir diğer zararlı da çekirgedir. Bu, bize, nimetlerin aslî halini korumanın ve sağlıklı beslenmenin önemini hatırlatır. Örneğin, hakiki balın yerini tutmayan, ifsat edilmiş tatlandırıcıların yaygınlaşması gibi... Nimetleri aslından saptırmak, toplum sağlığına ve bereketine zarar verir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in ve ashâbının sünnetinde, hastalara, üzülenlere hakiki tatlı ikram etmek vardır. "Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım" sözü de bu inceliğe işaret eder. Tatlı yemek (ölçülü olmak kaydıyla) insanın tabiatını yumuşatır, sözünü ve davranışlarını güzelleştirir. Çekirge zararına karşı da, hakiki şekerden yapılmış bir şerbetin ilaç olarak kullanılabileceği bir hikmet olabilir. Esas olan, nimetleri ifsat etmeden, doğal halleriyle ve şükrederek tüketmektir.
Kur'an-ı Kerim ve İlhâm-ı İlâhî
Allah Teâlâ'nın Kelâm sıfatı vardır. Kur'an-ı Kerim, O'nun ezelî kelâmıdır. Kıyamete kadar ona gönülden tabi olanlara, sözsüz, harfsiz bir ilham ile doğru yolu gösterir. Ahir zamanda da Kur'an'a gerçek manada tâbi olanlar, Allah'ın bu ilhamıyla hareket eder ve insanlığın kurtuluşuna vesile olurlar. Kur'an okumasını bilen, onu her an yeniden yazılan bir hayat rehberi olarak görür.
Rabbimiz, ahir zamanda da Kur'an'a ve onun hakiki mânâsına sımsıkı sarılmayı, O'nun yolundan gitmeyi tüm inananlara nasip eylesin.
Dua
El-Fâtiha ve salavât ile...
Başağaçlı Raşit Tunca
Kar©glan
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
"Mûsâ dedi ki: 'Rabbim! Kendi katından kimin hidayet getirdiğini ve bu (dünya) yurdunun sonucunun kimin için olacağını en iyi bilen sensin. Şüphesiz zalimler asla kurtuluşa eremezler.'" (Kasas Suresi, 37)
"Hayır, (onların zannettiği gibi değil!) Hak (İslâm) geldi, bâtıl zâil oldu. Şüphesiz bâtıl yok olmaya mahkûmdur." (İsrâ Suresi, 81)
"Geceleyin kalk, (gecenin) birazı hariç olmak üzere. Yahut bunu yarıya indir. Veya bunu biraz artır ve Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku." (Müzzemmil Suresi, 2-4)
"Gerçek şu ki, o Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler (mahvolacaklardır). Hâlbuki o, eşsiz yüce bir kitaptır." (Fussilet Suresi, 41)
Salât ve Selam
Allahümme salli alâ Eyyûb...
Allahümme salli alâ Eyyûb...
Allahümme salli alâ Eyyûb...
Ve sellim alâ Eyyûb ve zevcihi ve ehlihî.
Allahümme salli alâ sahibi zamâni's-sayfî Eyyûb ve ehlihî.
Allahümme salli alâ Muhammed Mustafâ ve ümmetihî. Ve rahim ve erhamhum ilâ yevmi'l-kıyâme ve'l-haşri ve'n-neşr.
Ve rahim ve erham sâhibe'z-zamâni'l-Mehdî ve ehlehû ve sâdıka'l-mücâhidîne'l-mehdiyyîn.
Vaazın Konusu
Yolculuğumuz, yakın zamanda girmiş olduğumuz yaz mevsimi, bu mevsimin bereketi, Hz. Eyyûb (a.s.) ve buğday nimeti hakkında olacaktır.
Yaz mevsiminin en aziz nimetlerinden biri, onun kemâlâtını temsil eden buğdaydır. Nasıl her mevsimin bir kâmil zâtı varsa, yaz mevsiminin de kâmil zâtı Hz. Eyyûb (a.s.)'dır. Onun zamanında, başına gelen belâları görüp de, "Herhalde büyük bir günah işledi de Allah onu affetmedi" demeyen bir kul kalmamıştı. Hatta eşi Hz. Leylâ validemiz bile bu fikre kapılmıştı. Hz. Eyyûb (a.s.) ağır bir hastalığa yakalandı ve 18 yıl bu hastalıkla imtihan edildi. Halk, onun her tarafının kurtlandığını görünce, hastalığın kendilerine de bulaşmasından korkarak onu şehirden çıkardılar ve şehrin dışındaki bir yere bıraktılar. Bu durumda eşi Hz. Leylâ da ümidini kesmeye başlamıştı.
Çöplükte yapayalnız kaldığı bir sırada eşi, ona yardım edebileceğini söyleyen bir adama rastladı. O adam, kendisine secde ederlerse Hz. Eyyûb’un hastalığını iyileştirebileceğini söyledi. Leylâ validemiz bu sözleri Hz. Eyyûb’a anlatınca, o şiddetle öfkelendi ve: "Ey kadın! O şeytandı, sen onu anlamadın mı? Eğer iyileşip kalkarsam sana yüz sopa vuracağım" dedi ve eşini yanından uzaklaştırdı.
Artık Allah'tan başka yardım edecek kimsesi kalmayınca, Rabbimize şöyle niyaz etti:
"Rabbim! Gerçekten bana zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin." (Enbiyâ Suresi, 83)
Buğday ve Pamuğun Hikmeti
Yaz mevsiminin iki önemli bitkisi olan buğday ve pamuk, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarını karşılar. Buğday, aç olanı doyurur; pamuk ise çıplağı giydirir. İşte Hz. Eyyûb (a.s.) gibi bir peygamberin sünneti de budur: Açları doyurmak, çıplakları giydirmek. Allah (c.c.) topraktan insanı doyurur ve yine topraktan onu giydirir.
Her peygamberin ve onun temsil ettiği nimetlerin bir düşmanı vardır. Buğdayın düşmanları güve ve çekirgedir. Güve, buğdaya veya pamuğa musallat olunca, onu delik deşik eder ve işe yaramaz hale getirir. İşte Hz. Eyyûb (a.s.) da, toplumunun anlayışsızlığı ve ifsadı yüzünden adeta şehrin çöplüğüne atılmıştı. O, kendisine en çok rahatsızlık veren şeyin, ardından konuşup fitne çıkaran müfsitler olduğunu söylemiştir.
Güve gibi küçük bir canlının verdiği zarar nasıl büyük oluyorsa, nefis ve şeytanın vesvesesi de insanın kalbini ve aklını öyle kemirir. Aslında güzel bir kelebek olabilecek bir varlık, sapkınlığı yüzünden zararlı bir kurt haline gelebilir. Nerede bir tahıl veya pamuk varsa, ona musallat olur.
Hâlbuki Allah Teâlâ, insana cüz'i irade vermiştir. İnsan, bir bıçağı ekmek kesmek için de kullanabilir, bir cana kıymak için de. Nasıl ki Hz. Eyyûb (a.s.)'ın ümmetindeki müfsitler onun bu imtihanı çekmesine sebep olduysa, bir günah işleyen kimseye de önce malından, sonra evladından, daha sonra canından ceza gelir ki tevbe etsin. Tevbe etmezse, imanına halel gelmesinden endişe edilir.
Peygamberler masumdur, günahsızdır. Onların çektikleri sıkıntılar, çoğunlukla kendi kavimlerinin inkâr, isyan ve ifsadlarından kaynaklanır. Nasıl ki buğdayın düşmanı onu kemirirse, insanlığa hizmet eden salih kimselerin de düşmanları onların yoluna taş koymaya çalışır.
Kurtuluş ve İlâhî Rahmet
Hz. Eyyûb (a.s.)'ın duası kabul olundu. Rabbimiz ona, ayağını yere vurmasını emretti. Vurunca yerden bir su çıktı, o suyla yıkandı. İçmesi emredilen başka bir sudan içince de, vücudundaki bütün kurtlar döküldü ve eski sağlığına, hatta gençliğine kavuştu. Bu sırada eşi Leylâ validemiz geri döndü. Onu sağlıklı ve genç halinde görünce tanımadı. Hz. Eyyûb kendini tanıtınca sevindiler. Rivayetlere göre Leylâ validemiz de gençliğine kavuştu ve mutlu bir hayat sürdüler.
Hz. Eyyûb (a.s.)'ın, iyileşirse eşine yüz sopa vuracağını söylemiş olması da bir imtihandı. Ancak Rabbimiz, bu duruma da bir çare lütfetti: Yüz tane buğday sapını bir araya getirip bir defa vurmasını emretti. Böylece hem sözü yerine gelmiş oldu, hem de eziyet verilmemiş oldu. Allah'ın salih kullarının çaresi tükenmez.
Ahde Vefa ve Sorumluluk
Şûrâ Suresi 34. ayet-i kerimede buyrulur:
"Ahde vefa gösterin; çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir."
Verdiğimiz sözleri tutmak çok önemlidir. Hz. Eyyûb (a.s.) da sözünde durmanın önemini bize öğretmiştir. Eğer yerine getirmekte zorlanacağımız bir söz vermişsek, bunun meşru bir çaresini âlimlere danışarak bulmalıyız.
Çekirge Zararı ve Tatlının Önemi
Tahıllara musallat olan bir diğer zararlı da çekirgedir. Bu, bize, nimetlerin aslî halini korumanın ve sağlıklı beslenmenin önemini hatırlatır. Örneğin, hakiki balın yerini tutmayan, ifsat edilmiş tatlandırıcıların yaygınlaşması gibi... Nimetleri aslından saptırmak, toplum sağlığına ve bereketine zarar verir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in ve ashâbının sünnetinde, hastalara, üzülenlere hakiki tatlı ikram etmek vardır. "Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım" sözü de bu inceliğe işaret eder. Tatlı yemek (ölçülü olmak kaydıyla) insanın tabiatını yumuşatır, sözünü ve davranışlarını güzelleştirir. Çekirge zararına karşı da, hakiki şekerden yapılmış bir şerbetin ilaç olarak kullanılabileceği bir hikmet olabilir. Esas olan, nimetleri ifsat etmeden, doğal halleriyle ve şükrederek tüketmektir.
Kur'an-ı Kerim ve İlhâm-ı İlâhî
Allah Teâlâ'nın Kelâm sıfatı vardır. Kur'an-ı Kerim, O'nun ezelî kelâmıdır. Kıyamete kadar ona gönülden tabi olanlara, sözsüz, harfsiz bir ilham ile doğru yolu gösterir. Ahir zamanda da Kur'an'a gerçek manada tâbi olanlar, Allah'ın bu ilhamıyla hareket eder ve insanlığın kurtuluşuna vesile olurlar. Kur'an okumasını bilen, onu her an yeniden yazılan bir hayat rehberi olarak görür.
Rabbimiz, ahir zamanda da Kur'an'a ve onun hakiki mânâsına sımsıkı sarılmayı, O'nun yolundan gitmeyi tüm inananlara nasip eylesin.
Dua
El-Fâtiha ve salavât ile...
Başağaçlı Raşit Tunca
Kar©glan
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
