"TÜM DERDLERE DERMAN OLAN ALLAH"
05.01.2012 Perşembe
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Rabbiniz ve geçmişteki atalarınızın Rabbi (buyurdu ki): 'Benim hakkımda gerçekten şüphe içinde iseniz, (şunu bilin ki) ben, benden önce hiçbir beşere ibadet etmemenizi emrettim.'"
"Ve dedi: 'Size gönderilen elçi, mutlaka bir delidir.'"
"Dedi: 'O, doğunun da batının da ve ikisinin arasında bulunan her şeyin de Rabbidir; eğer anlayabiliyorsanız.'"
(Sâd Suresi, 26, 27, 28)
Sadakallâhül azîm.
Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ sâhibi'r-rıdâ.
Allahümme salli alâ Mûsâ sâhibi'l-yedi'l-beydâ.
Allahümme salli alâ Îsâ sâhibi's-sofra.
Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ ve Ehli beytihi Mehdî aleyhisselâm sâhibi'z-zamân ve'l-mekân.
Yolculuğumuza başlıyoruz.
Bu yolculukta, peygamberlerin bizlere bıraktığı sünnetlerden, hikmetlerden ve hayatı anlamlandıran ölçülerden bahsedeceğiz. Peygamberler, yalnızca tebliğciler değil, aynı zamanda hayatın her alanına dair örnek davranışlar (sünnet) sergileyen rehberlerdir.
İlk olarak, basit gibi görünen fakat derin hikmetler taşıyan bir sünneti hatırlayalım: Yün eğirmek, giymek ve bundan elde edilen giysileri kullanmak. Bu, Hz. Şuayb (a.s.)'ın ümmetinde ve kızı Hz. Safura (r.anha) vasıtasıyla Hz. Mûsâ (a.s.)'ın hayatında da görülen bir uygulamadır. Bu sünnet, tevazu, kanaatkârlık ve tabiatla uyum içinde yaşamak gibi erdemleri hatırlatır. Mevsimlerin düzeni, Allah'ın (c.c.) koyduğu denge ve ölçü (mîzan) iledir. Bu ölçüyü gözetmek, sadece ticarette değil, hayatın her alanında adaleti sağlamak demektir.
Rabbimiz, Hz. Şuayb (a.s.) vasıtasıyla Medyen halkına şöyle buyurmuştur: "Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların haklarına tecavüz etmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." (A'râf Suresi, 85). Bu ilahi emir, sadece ticari bir kural değil, kâinattaki ilahi dengenin ve sosyal adaletin de bir gereğidir. Ölçüde ve tartıda hile yapmak, nihayetinde toplum düzenini bozar, bereketi kaldırır.
Buradan hareketle, bir tefekkür sorusu soralım: İnsan bedeni, bu muazzam kâinatın bir özeti, bir misali midir? İnsan vücudundaki organların sayıları, yerleri ve oranları, bize ne gibi hikmetler ve ilahi sanat mucizeleri gösterir? Bu soruyu, bir sonraki buluşmamıza kadar düşünelim.
Gelelim başka bir sünnete: Hz. Mûsâ (a.s.), Medyen'e yolculuğunda, yaprak yemiş, asâsı ile hayvanlara yaprak dökmüştür. Bu, tabiata saygı, eldekine kanaat etme ve Allah'ın rızkına şükür gibi davranışları bizlere öğretir.
Bir başka edep ve sünnet örneği ise, Hz. Mûsâ (a.s.) ile Hz. Safura (r.anha) arasında yaşanan bir hadiseden çıkarılabilir. Hz. Mûsâ (a.s.), kadınlara karşı edebi ve iffeti gereği, Hz. Safura (r.anha)'nın arkasından yürümek yerine, ona kendisini takip etmesini söylemiş, yönünü ona belli etmesi için taş atmasını istemiştir. Bu, peygamberlerin hayatındaki nezaket, edep ve iffetin eşsiz bir örneğidir. Erkek ve kadın arasındaki münasebetlerde ölçülü olmak, edebe riayet etmek, İslam'ın temel prensiplerindendir.
Misafire ikram etmek, sofra kurmak da peygamberlerin ortak sünnetlerindendir. Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Lût (a.s.), Hz. Şuayb (a.s.) ve Hz. Îsâ (a.s.)'ın hayatlarında bu sünnetin güzel örnekleri görülür. "Halil İbrahim sofrası" tabiri, bu cömertlik ve misafirperverlik geleneğinden gelir. Hz. Îsâ (a.s.)'ın marangozluk yapması ve yer sofrası kullanması da O'nun tevazu ve sade yaşantısının bir göstergesidir.
Yeme adabına dair bir sünnet de şudur: Yerde, sağ ayağı dikip sol ayağı yere yayarak veya benzer şekilde oturarak yemek yemek. Bu oturuş şeklinin, mideyi sıkıştırarak erken doyma hissi verdiği ve böylece israftan koruduğu söylenir. Yemeği, midenin üçte birini dolduracak şekilde yemek ise sağlık açısından önemli bir sünnettir.
Tüm bu sünnetler ve adab kuralları, hayatımıza bir düzen, denge ve hikmet getirir. Bunlar, sadece şekilden ibaret değil, her biri derin manalar taşıyan ilahi öğretilerdir.
Son olarak, ibadetlerimizdeki farzların yanı sıra "vacip" diye tabir edilen, dini açıdan güçlü bir şekilde emredilen hükümlere de dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatalım. Örneğin:
Secdede alnın yanı sıra burnun da yere değmesi,
Üç ve dört rekatlı namazlarda ilk oturuş (ka'de-i ûlâ),
Her namaz oturuşunda Tahiyyât'ı okumak ve kelime-i şehadet getirmek,
Hanefî mezhebine göre vacip hükmündedir. Farzları tamamlamak ve ibadetlerimizi sünnete uygun şekilde eda etmek için bu vaciplere de riayet etmek önemlidir.
Unutmayalım ki, dinimiz bir bütündür. Peygamberlerin hiçbirini diğerinden ayırmadan hepsine iman eder, onların getirdiği hakikatleri tasdik ederiz. Onların sünnetleri, asla geçmişte kalmış, terk edilmiş davranışlar değildir. Her biri, tazeliğini koruyan, bizleri hakikate ulaştıran birer rehberdir.
Asıl muhabbet, halkın değil, Hakk'ın sözünü üstün tutmaktır. Asıl kaygı, dünya malının değil, Hakk'tan ayrı düşmenin acısını duymaktır.
Dualarımız olsun ki; Rabbimiz, bizi sözlerin en güzeli olan Kelâm-ı Kadîm'e ve bütün peygamberlerin sünnetlerine sımsıkı sarılan, ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle yerine getiren, dünyaya değil, ahirete yönelik amel işleyen kullarından eylesin. Tüm dertlerimize derman, tek sığınağımız kendisi olsun.
Âmin. Velhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.
El-Fâtiha ve's-salavât.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
05.01.2012 Perşembe
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Rabbiniz ve geçmişteki atalarınızın Rabbi (buyurdu ki): 'Benim hakkımda gerçekten şüphe içinde iseniz, (şunu bilin ki) ben, benden önce hiçbir beşere ibadet etmemenizi emrettim.'"
"Ve dedi: 'Size gönderilen elçi, mutlaka bir delidir.'"
"Dedi: 'O, doğunun da batının da ve ikisinin arasında bulunan her şeyin de Rabbidir; eğer anlayabiliyorsanız.'"
(Sâd Suresi, 26, 27, 28)
Sadakallâhül azîm.
Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ sâhibi'r-rıdâ.
Allahümme salli alâ Mûsâ sâhibi'l-yedi'l-beydâ.
Allahümme salli alâ Îsâ sâhibi's-sofra.
Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ ve Ehli beytihi Mehdî aleyhisselâm sâhibi'z-zamân ve'l-mekân.
Yolculuğumuza başlıyoruz.
Bu yolculukta, peygamberlerin bizlere bıraktığı sünnetlerden, hikmetlerden ve hayatı anlamlandıran ölçülerden bahsedeceğiz. Peygamberler, yalnızca tebliğciler değil, aynı zamanda hayatın her alanına dair örnek davranışlar (sünnet) sergileyen rehberlerdir.
İlk olarak, basit gibi görünen fakat derin hikmetler taşıyan bir sünneti hatırlayalım: Yün eğirmek, giymek ve bundan elde edilen giysileri kullanmak. Bu, Hz. Şuayb (a.s.)'ın ümmetinde ve kızı Hz. Safura (r.anha) vasıtasıyla Hz. Mûsâ (a.s.)'ın hayatında da görülen bir uygulamadır. Bu sünnet, tevazu, kanaatkârlık ve tabiatla uyum içinde yaşamak gibi erdemleri hatırlatır. Mevsimlerin düzeni, Allah'ın (c.c.) koyduğu denge ve ölçü (mîzan) iledir. Bu ölçüyü gözetmek, sadece ticarette değil, hayatın her alanında adaleti sağlamak demektir.
Rabbimiz, Hz. Şuayb (a.s.) vasıtasıyla Medyen halkına şöyle buyurmuştur: "Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların haklarına tecavüz etmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." (A'râf Suresi, 85). Bu ilahi emir, sadece ticari bir kural değil, kâinattaki ilahi dengenin ve sosyal adaletin de bir gereğidir. Ölçüde ve tartıda hile yapmak, nihayetinde toplum düzenini bozar, bereketi kaldırır.
Buradan hareketle, bir tefekkür sorusu soralım: İnsan bedeni, bu muazzam kâinatın bir özeti, bir misali midir? İnsan vücudundaki organların sayıları, yerleri ve oranları, bize ne gibi hikmetler ve ilahi sanat mucizeleri gösterir? Bu soruyu, bir sonraki buluşmamıza kadar düşünelim.
Gelelim başka bir sünnete: Hz. Mûsâ (a.s.), Medyen'e yolculuğunda, yaprak yemiş, asâsı ile hayvanlara yaprak dökmüştür. Bu, tabiata saygı, eldekine kanaat etme ve Allah'ın rızkına şükür gibi davranışları bizlere öğretir.
Bir başka edep ve sünnet örneği ise, Hz. Mûsâ (a.s.) ile Hz. Safura (r.anha) arasında yaşanan bir hadiseden çıkarılabilir. Hz. Mûsâ (a.s.), kadınlara karşı edebi ve iffeti gereği, Hz. Safura (r.anha)'nın arkasından yürümek yerine, ona kendisini takip etmesini söylemiş, yönünü ona belli etmesi için taş atmasını istemiştir. Bu, peygamberlerin hayatındaki nezaket, edep ve iffetin eşsiz bir örneğidir. Erkek ve kadın arasındaki münasebetlerde ölçülü olmak, edebe riayet etmek, İslam'ın temel prensiplerindendir.
Misafire ikram etmek, sofra kurmak da peygamberlerin ortak sünnetlerindendir. Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Lût (a.s.), Hz. Şuayb (a.s.) ve Hz. Îsâ (a.s.)'ın hayatlarında bu sünnetin güzel örnekleri görülür. "Halil İbrahim sofrası" tabiri, bu cömertlik ve misafirperverlik geleneğinden gelir. Hz. Îsâ (a.s.)'ın marangozluk yapması ve yer sofrası kullanması da O'nun tevazu ve sade yaşantısının bir göstergesidir.
Yeme adabına dair bir sünnet de şudur: Yerde, sağ ayağı dikip sol ayağı yere yayarak veya benzer şekilde oturarak yemek yemek. Bu oturuş şeklinin, mideyi sıkıştırarak erken doyma hissi verdiği ve böylece israftan koruduğu söylenir. Yemeği, midenin üçte birini dolduracak şekilde yemek ise sağlık açısından önemli bir sünnettir.
Tüm bu sünnetler ve adab kuralları, hayatımıza bir düzen, denge ve hikmet getirir. Bunlar, sadece şekilden ibaret değil, her biri derin manalar taşıyan ilahi öğretilerdir.
Son olarak, ibadetlerimizdeki farzların yanı sıra "vacip" diye tabir edilen, dini açıdan güçlü bir şekilde emredilen hükümlere de dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatalım. Örneğin:
Secdede alnın yanı sıra burnun da yere değmesi,
Üç ve dört rekatlı namazlarda ilk oturuş (ka'de-i ûlâ),
Her namaz oturuşunda Tahiyyât'ı okumak ve kelime-i şehadet getirmek,
Hanefî mezhebine göre vacip hükmündedir. Farzları tamamlamak ve ibadetlerimizi sünnete uygun şekilde eda etmek için bu vaciplere de riayet etmek önemlidir.
Unutmayalım ki, dinimiz bir bütündür. Peygamberlerin hiçbirini diğerinden ayırmadan hepsine iman eder, onların getirdiği hakikatleri tasdik ederiz. Onların sünnetleri, asla geçmişte kalmış, terk edilmiş davranışlar değildir. Her biri, tazeliğini koruyan, bizleri hakikate ulaştıran birer rehberdir.
Asıl muhabbet, halkın değil, Hakk'ın sözünü üstün tutmaktır. Asıl kaygı, dünya malının değil, Hakk'tan ayrı düşmenin acısını duymaktır.
Dualarımız olsun ki; Rabbimiz, bizi sözlerin en güzeli olan Kelâm-ı Kadîm'e ve bütün peygamberlerin sünnetlerine sımsıkı sarılan, ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle yerine getiren, dünyaya değil, ahirete yönelik amel işleyen kullarından eylesin. Tüm dertlerimize derman, tek sığınağımız kendisi olsun.
Âmin. Velhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.
El-Fâtiha ve's-salavât.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
