Raşidi Tarikatında Zikir (Vird) Adabı
Zikrullah Beş türlü yapılır:
1. Vakit
Yeni intisap edenler, intisap zikirlerini günde bir defaya mahsus olarak, mümkünse sabah namazından hemen sonra, güneş doğmadan önce çekerler. Eğer bu vakitte müsait değillerse, ikindi namazının ardından da zikir çekilebilir. Zikrin ilk adabı, bu iki vakitte eda edilmesidir. Her iki vakit de müsait değilse, kişinin en müsait olduğu zamanda zikredilir.
2. Sayı ve Adet
Yeni intisap edenler, 40 gün boyunca sadece intisap zikrini okumaya devam ederler. Bu 40 günün ardından zikir, kişide ahlak hâlini alır ve çekmeden duramaz hâle gelirse, tarikat pirinden destur almaya gerek kalmadan 1. Sınıf zikrine başlanır.
Aynı kural diğer sınıflar için de geçerlidir:
Her sınıfta zikir sayısına dikkat edilmelidir. Örneğin; 1. Sınıfta bir yazılan yer bir çekilir, 2. Sınıfta iki yazılan yer iki çekilir, 10 yazılan yer on çekilir. Sayıya riayet edilmezse, ertesi gün zikir çekmek zorlaşır.
10. Sınıf sofiler, zikirlerini "Zikir Evradı Pro 8"de yazıldığı gibi çekerler. Adetler oradaki gibidir. 10. Sınıf zikri de ahlak olunca, mevsim zikrine geçme vaktinin geldiği anlaşılır.
3. Mevsim Zikri
4. Her Sınıfın Süresi
Normalde her sınıf zikri 40 günde katedilir. Ancak 40 gün sonunda zikir ahlak hâlini almamışsa, biraz daha gayret edilir, fakat zorlanmaz. Zikir kolaylaşıp ahlak olunca üst sınıfa geçilir. Üst sınıfa geçmek için tarikat pirinden destur almaya gerek yoktur. Eğer üst sınıf zikri çekerken zorlanma olursa, bir alt sınıfa dönülür.
Zikir Nasıl Yapılır?
Önemli Not: Zikirde kaza yoktur. Bir gün zikir çekilememişse, ertesi gün o günün zikriyle birlikte önceki günün zikri çekilmez. Her gün yalnızca o güne ait zikir çekilir. Önceki günün kazası yapılmaz.
Extra Zikirler
Özel hâl ve durumlar vuku bulduğunda, ek olarak zikirler çekilir.
Gafletle Yapılan ve Rutin Olmuş Zikir, Zikir Değildir
Gafletle kılınan namaz namaz değildir; zikir de aynı şekilde, gafletle yapılırsa zikir sayılmaz. Zikir ve namaz, uyanıklık hâlidir. Zikir, Allah'ı anmak ve hatırlamaktır. Cuma namazı ise o haftaki olayların müzakere edildiği bir vakittir.
Namazda, beş dakikalık süre içinde aklımıza o gün yapıp ettiklerimiz ve edeceklerimiz hücum etse de, o beş dakika aslında günü müzaker etme ve Allah'ı hatıra getirme vaktidir. Günün müzakeresinde, "Bunu yapınca ne oldu? Allah ne murad etti?" gibi tefekkür gereklidir. Zikirler de manasızca, şuursuzca çekilirse tesir göstermez. Kişide oluşturacağı ulvî tefekkür ve marifet açığa çıkmaz.
Ne zaman uyanık olarak zikredersen, şuurunda her gün açılma olur ve Allah'ın ilim deryasına dalmaya başlarsın. Bir gün olmasa da, bir ay sonra bu tefekkürler başlayıp, meleklerden ilham almaya başlayabilirsin. Ancak iyi ilham ile kötü ilhamı ayırt edecek kadar İslam şeriatını bilmen gerekir. Hatta bazen uzaklardaki birilerinden, hatta ölülerden ve dirilerden haber gelebilir. Ama bu, ancak uyanık olarak zikredersen mümkündür.
Az önce "televizyon seyrederken de zikir çekilebilir" dedik. Evet, zikir, başka işlerle meşgulken de yapılabilir. Tıpkı bir müzisyenin hem enstrüman çalıp hem notaları takip etmesi, hem de kordaki arkadaşlarıyla uyum içinde olması gibi. Veya araba kullanmak gibidir: ayaklar ayrı, eller ayrı, gözler ayrı iş yapar ve akıl her an uyanık olmayı gerektirir. Bir an uyuklarsan kaza yaparsın. İşte zikir de böyledir; Allah'ı andığını bilerek yapmaktır.
Allah'ı unutup da gafletle zikredip bundan medet beklemek kadar ahmaklık olamaz. Zikirleri çekerken manalarını öğrenmek, ne dediğini bilmek ve şuurlu olarak çekmek gerekir. Şuurlu çekince, tıpkı geçit alanına gelince selam vermeyi unutmamak gibi, zikir de yerli yerince yapılmış olur.
Namazda şeytan, günün meşgalelerini aklına getirir, dalarsın. Sonra birden kendine gelirsin ama kaç rekât kıldığını unutmuşsundur. Çünkü o an namazda değil, aklın başka işlerdeydi. İşte bu yüzden namaz ve zikir, uyanık olma hâlidir.
İnsan ne kadar zorlarsa zorlasın, illa o vesvese gelecektir, gaflet olacaktır. Ama önemli olan, uyanık olmaya gayret etmektir. Bu, geçit alanına gelince selam vereceğini unutup es geçmemek demektir. Uyanık olup bir notayı atlamamak gerekir. Televizyon seyrederken de zikirde neyi, ne zaman, kaç kere çektiğini unutmamak lazımdır.
Rutinleşen Zikirde Uyku Gelirse Ne Yapılır?
Usta bir şoför, her gün gidip geldiği, trafiğin sakin olduğu uzun bir yolda giderken gaflet basar ve uykusu gelir. Zikirde de durum böyledir. Ezberlenmiş, rutin hâle gelmiş zikri çekerken birkaç tesbihten sonra uyku basabilir. Şeytan, seni zikirden alıkoymak ister.
Ne yapmalısın?
Zikirde Tökezleme veya Duraksama Olursa
Bazen zikirde tembellik edebiliriz veya uhrevî ve manevî sebepler bize engel olabilir. Çünkü sürüde topal koyunlar vardır; sürü bazen onları beklemek zorundadır. Aksi hâlde o topal ve kör koyunlar arkada kalır ve kurtlara yem olur, helak olur. Sen çekmiyorsun diye ben de çekmeyeyim diye bir şey yoktur.
Örneğin, İstanbul'dan Ankara'ya uçakla giden biri rötar yapabilir, ama sen trenle gidiyorsan tren rötar yapmayabilir. Ya da otobüsle gidenler zikre devam eder. En basit zikri çekenler de vardır. Eğer en basit zikri bile çekemiyorsan, bu bir eksikliktir.
Eğer zikirde tökezleniyorsa veya bekletiliyorsan, bil ki sürüde tökezleyen veya tökezleten birileri vardır. Onları beklemek icap eder. Tıpkı Hz. Muhammed'in sürüsü giderken, Hz. Ayşe'nin bir ihtiyacı olduğu için geride kalması ve bu durumun iftiraya sebep olması gibi. Eğer sürü o anda dursaydı, bu olmazdı. Biz sürünün başı isek, gerektiğinde durup beklemeli, geride kalanlara sahip çıkmalıyız. Mesele budur vesselam.
Sayıya Riayet Hususunda
Anlatılır ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) namazda rükûdan kalkınca "Semiallahü limen hamideh" der. Derken bir bedevi coşar ve uzunca dua etmeye başlar. Namazın sonunda selam verince, Hz. Muhammed o kişiyi kınamaz ve tasdik eder derler.
Peki, bu hadis böyle midir?
Namazda adap ve erkân diye bir şey vardır. Rükünleri ardı ardına yapmak, yani sırayla ve sekteye uğratmadan yerine getirmek gerekir. Eğer sen rükûdan sonra secdeye gitmeyip iki saat dua edersen, bu namazın sıhhatine aykırıdır. Hatta bu durumu esas alıp hüküm veren bazı mezhepler vardır; ancak böyle bir uygulama, namazın rükünlerini ihlal ettiği için o kişinin ve ona uyanların namazı bozulmuş olur. Çünkü Hz. Muhammed rükûdan sonra secdeye varmıştır; o kişi ise hâlâ ayakta dua etmektedir. Bu durumda namazdan çıkmış olur. Hz. Muhammed (s.a.v.) bazı meseleleri açıklarken şöyle buyurmuştur: "Ben nasıl yapıyorsam, bana bakın ve benim gibi yapın."
Usulüne Göre Yapmak Esastır
Bir kek yapma tarifini öğrenirken, ustanın koyduğu kadar un, şeker ve yumurta koyman gerekir. Önce usulü öğrenmek şarttır. Usulü öğrenmeden içine fıstık, çilek gibi şeyler katmak olmaz.
Aynı şekilde, hukuk okurken mezun olmadan kendini avukat veya hâkim sanıp dava bakamazsın. Barolar Birliği'nden izin alıp bir baroya kaydolmadıkça büro açamazsın. Sahte dişçiler gibi, dişçinin yanında çıraklık yaparak bir şeyler öğrenip köylerde dişçilik yapmaya kalkışmak doğru değildir. Çünkü uzman değildir; bir kaza çıkarsa sorumlusu kendisidir.
Zikir konusunda da bizim uygulamamıza bakıp öyle yapmalısın. Kendi kafandan bir şey uydurma. Biz duayı bina ettik; önce bizim öğrettiğimiz şekliyle çek ve bunu ahlak edin. Tarikattan mezun olduktan sonra, kendi formülünü geliştirebilirsin. Ama tarif bize aitse, aslını bozma. Yoksa kekten başka bir şey elde edersin. Bizim kekimizi bozma.
Sapma ve Tökezleme Uyarısı
Bazı kişiler, rükûdan sonra uzun uzun dua eden bedevi örneğindeki gibi, kendi yanlış uygulamalarıyla hem kendilerini hem de arkalarındakileri tökezletir. Biz nasıl tarif ettiysek öyle yapacaksın; kendin bir şey katmayacaksın.
Tarihte ilk motoru Ford bulduğunda, ertesi sene dört motorlu uçak icat edilmedi. Uçak seneler sonra icat oldu. İnsanlık adım adım ilerledi. Bir insan ancak bir adım boyu ilerler; koşsa bile adım adımdır. Kimse kendi boyunun yüz katı zıplayamaz.
Bayram namazında bilmeyen bir kişi, bildiğini sandığı birinin yanında durur ve ona uyar. Ama o kişi yanlış yapıyorsa, ardındakiler de yanlış yapar, bütün sürünün düzeni bozulur. Trampet takımında bir kişi yanlış adım atsa, ardındakiler de yanlış atar ve düzen bozulur.
Bu nedenle: Sana nasıl tarif ettiysek, öyle oku. Ne bir eksik, ne bir fazla. Mezun olduktan sonra kendi yolunu açabilir, kendi tarikatını kurabilir veya bizi bırakıp kendi zikirini bulup okuyabilirsin. Ama bizim tarifimize sadık kalmak, bizim yolundan gitmek istiyorsan, usule riayet et
Besmele Duası ve Bitiriş Duası
Dediğimiz gibi, tarikatımızın mensubu olan kimseler virdlerini normal hâlinde, hiçbir başka işle meşgul olmadan sadece zikir çekebilecekleri gibi; otobüste, işe veya çarşıya giderken, televizyon seyrederken veya başka işlerle meşgulken de bir yandan virdlerini çekebilirler.
Ancak virdimize başlarken, virdimizin besmelesi ve giriş duası olan şu dua okunur:
Giriş Duası (Son Hal)
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elâ inne evlîyâallâhi lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn.
Yâ eyyüheşşeytânürracîm ve hizbühû!
Yâ eyyühed-deccâlü ve havâssühû!
İnneküm leyse bi sultânin lehüm.
Ve lâ tağviyennehüm.
Ve lâ tüsallitennehüm.
Bel hüm ibâdüllâhil muhlasîn.
Ve inneküm ve hizbüküm illâ şeytânün racîm.
Fahrüc min hâzel bedeni, min hâzel beyti, min hâzit-tarîkı, min hâzeş-şehri, min hâzel medîneti, ve min hâzid-devleti, ve min hâzid-dünyâ.
Feinneküm racîm, ve inne aleyküm la‘nete illâ yevmiddîn.
Anlamı (Türkçe Meali):
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.
İyi bilin ki, Allah'ın evliyalarına korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.
Ey kovulmuş şeytan ve senin hizbin!
Ey Deccâl ve senin avânen!
Sizin onlar üzerinde hiçbir hükmünüz yoktur.
Onları saptıramazsınız.
Onlara musallat olamazsınız.
Onlar, Allah'ın ihlâslı kullarıdır.
Şüphesiz siz ve sizin hizbiniz, ancak kovulmuş birer şeytansınız.
Öyleyse bu bedenden, bu evden, bu yoldan, bu şehirden, bu beldeden, bu devletten ve bu dünyadan çıkın!
Şüphesiz ki sizler kovulmuşlarsınız ve kıyâmet gününe kadar lânet sizin üzerinizedir.
Bu dua, zikre başlarken üç defa okunur.
Zikir Sırasında Konuşma ve Kesinti Olursa
Eğer zikir sırasında herhangi bir sebeple dünya kelâmı araya girerse, yani zikri bölersek ve konuşursak, zikre tekrar dönmek istediğimizde, bu giriş duası bu sefer bir defa olmak kaydıyla tekrar okunur. Onun ardından zikre devam edilir.
Araya dünya kelâmı girdiğinde dikkatli olunmalıdır. Örneğin, Rabbi'den bir istek duası okurken, o sırada birisi sizi kızdırdı ve ona olumsuz bir söz söylediniz. Zikir hâlindeyken böyle bir söz, niyetinizin dışında bir anlam taşıyabilir. Bu sebeple, zikir sırasında araya giren her türlü konuşma, zikrin manevî bütünlüğünü bozabilir.
Bir örnek verelim: Duamızın bir yerinde "Şeytanı ve hizbini, askerini benden uzak et" diye dua ederiz. Tam o sırada yanımızdaki biri aksırır ve "Elhamdülillah" derse, ona "Yerhamükellah" demek sünnettir. Eğer sen de bu sözü söyler ve sonra zikre devam edersen, bu durumda yanlışlıkla şeytana rahmet dilemiş olabilirsin. İşte bu tür karışıklıkları önlemek için, zikri herhangi bir sebeple kesip sonra tekrar başlayacaksan, giriş duasını bir defa okuman gerekir.
Bitiriş Duası
Nasıl ki Kur'an okumayı bitirince "Sadakallahülazîm" deniliyorsa, bizim de zikir sonunda bir bitiriş duası vardır.
Zikrimizi tamamen bitirdiğimizde veya herhangi bir sebeple zikri bırakıp devam edemeyecek durumda olduğumuzda, akşam kalan kısmı tamamlayıp bitirdikten sonra şu üç dua okunur:
Zikirden Ayrılırken Okunacak Dua
Herhangi bir sebeple zikirden ayrılacak olan kimse, bu üç bitiriş duasını birer defa okur ve öylece zikirden ayrılır.
Ancak küçük söz ve ayrılmalarda -örneğin "evet", "hayır", "şuradan git", "burdan gel" gibi basit ifadelerde- bu bitiriş duasını okumak gerekmez. Sadece ciddi bir kesinti veya konuşma olduğunda bitiriş duası okunur.
Özet
Bir sohbet meclisinde şöyle denildiğini duydum: "Namaz kılacağım zaman, vaktin geldiğini ezan okunduğunda anlarsın. Peki dua edeceğini nereden anlarsın? Başına bir sıkıntı geldiğinde, dua vakti gelmiş demektir. Hasta olduğunda dua vakti geldi, dua et. Yağmursuz kaldığında dua vakti geldi, yağmur yağması için dua et." diye anlatıyordu. Acaba gerçekten öyle midir?
Tarikatlar, sofiler ve gerçek müminler Allah'ı zikrederler. Zikirler, sadece tek kelimeyle telaffuz edilen şeyler değildir. Mesela Allah, Kur'an-ı Kerim'de Felak Suresi'ni bir zikir olarak vermiştir. Bu sure 5 ayetten oluşur, tek bir kelime değildir. Başında "Rabbe sığınırım" der ve bununla kalmaz, 5 ayrı cümle daha söyler.
Zikirler sadece Esmâül Hüsnâ'daki Allah, Rahmân, Rahîm gibi tek kelimelerden ibaret değildir. Biz derdimizi tek kelimeyle nasıl anlatacağız? Çocuk muyuz ki tek kelimeyle anlatalım? Eskiden çocuklara suyu "düm düm" diye tarif ederdik. Çünkü çocuğun dili "düm" diyecek kadar gelişmiştir. Çocuk "düm düm" dediğinde susamış, su istiyor anlaşılırdı. Ama biz tek kelimeyle meramımızı nasıl anlatacağız?
Mesela babana "Baba!" diye seslendin, baban döndü ve sana "Ne istiyorsun oğlum?" dedi. Sadece "Baba, baba, baba" diyerek bir şey anlatabilir misin? 50 kere, 100 kere, milyon kere "Baba" desen, bir mana oluşur mu? Hayır.
Kur'an-ı Kerim tek kelimelerden mi oluşuyor, yoksa cümlelerden mi? Bir kitap cümlelerden, cümlelerin birleştiği sayfalardan, sayfaların birleştiği bölümlerden yani surelerden oluşur. Sadece tek kelimelerden oluşmaz. Bir isteğimizi veya derdimizi anlatmak için tek bir cümle bile bazen yeterli değildir. Bir olayı veya sorunu tek kelimeyle veya tek cümleyle anlatmak mümkün değildir.
Mesela "Baba!" dedin, baban döndü ve sana baktı ama gerisi yok. "Ne istiyorsun oğlum?" dedi ama senin söyleyecek başka bir şeyin yok. İşte bu yüzden ikinci bir cümleye ihtiyaç vardır.
Kur'an-ı Kerim'de Allah, bazı zikirleri nasıl telaffuz edip nasıl istememiz gerektiğini bize anlatır. Mesela savcılığa verdiğin bir dilekçede, anlatacağın meseleyi kısa ve özlü cümlelerle anlatman gerekir. Uzun uzun masal yazılmaz. Allah'a yapılan dualar da kısa ve özlü cümleler hâlinde olmalıdır. Kur'an'da Allah, peygamberlerin nasıl dua ettiğini bize öğretir: Falanca peygamber şöyle dedi, filanca peygamber böyle dedi diye. Onların kullandığı duaları kullandığımızda, biz de doğru istemiş oluruz.
Mesela Almanya'da bir fırından 3 ekmek isteyeceksin. Bunun bir Almanca cümlesi var. O cümleyi kullandığında fırıncı senin 3 ekmek istediğini anlar ve sana verir. Aynı cümleyi Fransızca'ya tercüme ettirip Fransa'da kullandığında da aynı sonucu alırsın. İşte peygamberler hangi dua ile istediyse, onların istediği gibi istemek, senin de isteğinin yerine gelmesine sebeptir.
Zikir ve Dua Arasındaki Fark
Sofiler derler ki: "Sen vız vız yap, balı yapan Allah'tır." Yani sen zikrini çek, Allah Allah de, Allah zaten ne istiyorsan verecektir, demek isterler. Ama yukarıda da söylediğimiz gibi, sadece "Baba" demekle iş bitmiyor. Babandan bir şey istiyorsan, onu da dile getirmen gerekir.
Bakkala gittin, "Bakkal amca, bakkal amca" deyip duruyorsun. Bakkal sana "Ne istiyorsun oğlum?" dediğinde söyleyecek bir şeyin yoksa, bakkala niye gittin? Onu rahatsız ediyorsun demektir.
Aynı şekilde, Esmâül Hüsnâ'dan bir ismi 2000, 3000, 5000 kere çekip sonunda ne istediğini söylemezsen, o ismi çekmenin bir anlamı yoktur. Bir adama 50.000 kere "Bakkal amca" demek mi işe yarar, yoksa bir defa "Bakkal amca, bana ekmek ver" demek mi? Tabii ki ikincisi.
Hulûs-i Kalbin Önemi
Süleyman Çelebi, Mevlid'inde şöyle der:
"Bir kez Allah dese aşk ile lisan,
Dökülür cümle günah misl-i hazan."
Yani hulûs-i kalple bir kez "Allah" dense, bütün günahlar sonbahar yaprakları gibi dökülür. Burada önemli olan sayı değil, kalbin samimiyetidir. 50 kere veya 100 kere "Allah, Allah" demenin manası yoktur. Bir kere hulûs-i kalple "Allah" denirse, bütün günahlar dökülür.
"Elin işte, gözün oynaşta" olmayacak. Yani dilin zikirde ama kalbin Allah ile değilse, oradan bir mana çıkmaz.
Duanın Vakti
Duanın vakti, sıkıntıya geldiğinde Allah'ın seni uyandırması demek değildir. Namaz vakti ezanla belli olduğu gibi, dua vaktinin de bir ezanı yoktur. Her an dua edilebilir. Sıkıntı gelmesini beklemeye gerek yoktur. Namaz vakti geldiğinde "Haydi namaza" denildiği gibi, dua için de özel bir vakit yoktur.
Sonuç olarak: Zikir ve dua, tek kelimelik tekrarlar değil; kalbin samimiyeti, niyetin açıklığı ve doğru ifadelerle yapılan ibadetlerdir. Sayıdan çok, niyet ve hulûs önemlidir.
Frekansın Akıcılığı
Zikir demek, kainata ses frekansı yaymak demektir. Mesela evimizdeki lambayı yakmak için düğmeye bastığımızda, kablodan iyonlar yani elektronlar akar. Elektronlar aktıkça lamba yanar. Ne zaman akışı durdurursak, lamba söner. Lambanın daimi yanması için akıcı bir iyon akışı olması gerekir. Bu da bir nevi frekans akışıdır.
İşte bizim zikirlerimizin de sayıları vardır. Mesela 66 defa veya 666 defa "Allah" zikri, diğer sınıflara göre bir kere veya on kere söylenen zikirler, ses frekansının devamlılığını ve akıcılığını sağlayan şeylerdir.
Tarikatımızda glow etkisi vardır. Alfa insan olmak ve etrafına enerji yaymak için zikir çektiğimizde, etrafımıza glow etkisi yaparız. Bu ne kadar uzun zikredilirse, o kadar çok ve akıcı bir yayılım olur. Etrafımızdaki dalga o kadar uzağa gider ve sönmez. Bu sönümlenme, iki seher vaktine kadar sürer.
Yüksek sınıflar, 5. sınıftan itibaren günde iki defa zikrederler. Mevsim zikri çekenler:
Deccal ve Kehrwert (Ters Frekans) ile Bozma
Kur'an'da Allah'ın buyurduğu gibi, şeytan vesvese verdi ve Deccal, doğayı bozdu. Genlerle oynayarak neredeyse bütün gıdaları bozdu. "İyi yapıyorum" diyerek dengeyi bozdu.
Yasin ve Namaz Bağlantısı
Biz sabah namazını Yasin ile kılarız. Tarikatımızda Yasin ile kılmanın üç yönü vardır. Siz de müntesibimiz olarak bu üç yöntemden biriyle sabah namazını kılınız.
Yasin, Peygamberimiz'in ismidir. Kur'an'ın kalbi dediği Yasin'dir. Yasin, yürüyen Kur'an olan Hz. Muhammed'dir.
Şeytan ve Deccal, biz namaz kılarken Yasin'den bir parça çalıp bizi unutturursa, insanlığa bir zarar verecektir. Yasin'den bir yerin eksik olması, bozuk genli insan üretimidir.
Böyle bir durum vaki olduğunda, namazda derim ki: "Benden sonraki okusun."
Sizden kimin aklına, evinde, çarşıda, pazarda Yasin sûresinden bir ayet düşerse, hemen Yasin'in o bölümünü doğru şekilde okusun. Veya açıp Kur'an'dan düzgünce okusun. Sizin okumanız, ayna nöron yönlendirmesi ile birbirimize ulaşır. Böylece Kur'an'ı, Yasin'i ve Muhammed'in yazılımını normalleştirmiş oluruz.
Bu sayede siz de okurken unutursanız veya şeytan ve Deccal çalarsa, aynısını yapın. "Benden sonraki okusun" deyip hemen rükûya varın ve namazı tamamlayıp bitirin.
Duanın Vakti Ne Zamandır?
Evde tuz bitti. Hanım sana tuz alman gerektiğini söylemedi ve tuzsuz yemek yaptı. Akşam geldin, tuzsuz yemeği yiyince hanıma bağırdın: "Bu yemeğin tuzu yok! Nerede tuz?" Hanım da: "Evde tuz kalmadı, ben de tuzsuz yemek yaptım" dedi. Sen de: "Tuz bitmeden önce niye söylemedin? Ben markete gittiğimde alsaydım!" dedin.
İşte dua da bunun gibidir. Hastalandıktan sonra mı dua etmek gerekir? Başın belaya girdikten sonra mı dua vaktidir? Tuz paketindeki tuz azalınca, yeni tuz alma vaktinin geldiğini anlamak gerekir. Tuz bitmeden önce, bitmek üzere olduğunu fark edip markete gittiğinde yedek alırsın. Böylece araya fasıla girmez. Ama eğer ahmak isen, tuz biter, yemek tuzsuz pişer ve sonunda hanımla kavga edersin.
Hastalandıktan sonra dua etmek biraz geç değil midir?
Firavun, denizin dibine gark olurken iman etti. Yüce Allah ona şöyle buyurdu:
"Şimdi mi? Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın. Bugün seni bedeninle kurtaracağız ki arkandan gelenlere bir ibret olasın." (Yunus Suresi, 91-92)
Allah'ın Buyruğu:
"Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu, azgınlıkla ve düşmanlıkla onları takip etti. Firavun boğulmak üzereyken: 'İsrailoğullarının iman ettiği ilahtan başka ilah olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım.' dedi."
"Şimdi mi? Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın. Bugün seni bedeninle kurtaracağız ki arkandan gelenlere bir ibret olasın. İnsanların çoğu âyetlerimizden gafildir."
"Andolsun ki İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik ve onları temiz, helal rızıklardan rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, kıyamet günü, ihtilaf ettikleri şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir." (Yunus Suresi, 90-93)
İşte yağmursuz kalınca dua etmek veya hastalanınca dua etmek de böyledir. "Yumurta götünün ağzına geldi mi folluk aranmaz." atasözü, işi son dakikaya bırakmanın yanlışlığını anlatır.
Yağmur yağmadığı zaman mı aklına dua etmek geldi? Yağmura sebep olan şeyleri önceden düşünmedin. Ağaç dikmedin, sebeple yapışmadın. Şimdi Allah'tan mucize bekliyorsun. "Dua ettik ama yağmur yağmadı" masalları anlatıyorsun.
Peygamberimiz'in Önleyici Tıp Tavsiyeleri
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hastalıklara karşı önleyici tıp usulleri kullanmıştır:
Yusuf Kıssası ve Önlem Alma
Dua etmek, fiilî dua ile olmalıdır. Yumurta kapıya gelince değil, önceden tedbir almak gerekir. Kur'an-ı Kerim'de Yusuf kıssası bunu anlatır:
Hz. Yusuf, Mısır hükümdarının rüyasını yordu: 7 sene bolluk, 7 sene kıtlık. Firavun ona inanıp tedbir alması için Yusuf'u vezir tayin etti. Yusuf, 7 yıl bollukta ambarlara buğday doldurdu. Kıtlık gelmeden tedbir aldı.
"Yedi yıl boyunca ekin ekin. Hasat ettiklerinizi, yiyeceğiniz az bir miktar hariç, başağında bırakın." (Yusuf Suresi, 47)
"Bunun ardından yedi kıtlık yılı gelecek. Önceden sakladıklarınızı yiyecekler, koruduğunuz az bir miktar hariç." (Yusuf Suresi, 48)
"Sonra bir yıl gelecek ki insanlara yağmur yağdırılır ve o yıl sıkıp alırlar." (Yusuf Suresi, 49)
Bugünkü Durum ve Kıyamet Alametleri
Peygamber Efendimiz, kıyamet alametlerini saymıştır. Bugün bu alametlerin yüzde yetmiş-sekizeni tahakkuk etmiştir. Hâlâ dünyamız ve ahiretimiz için bir şey yapmıyoruz. Dünyamızın geleceğini iyi işlerle, salih amellerle kurtaracağız.
Salih amel: Adaletli davranmak, haklının hakkını vermek, çalmamak, içki içmemek, başkasına zarar vermemek.
Kıyamet Ne Zaman?
Bir adam Peygamberimize geldi ve: "Kıyamet ne zaman?" diye sordu. Peygamberimiz: "Kıyamet için ne hazırladın?" dedi. Adam: "Allah ve Resulü'nün muhabbetini" dedi. Peygamberimiz: "Öyleyse sevdiğinle beraber olacaksın." buyurdu. (Buhari)
Ahiret Algısı
Ahiret demek gelecek demektir. Dünyanın işleri sadece camide namaz kılmakla bitmiyor. İşi, aşı, dünyayı mamur etmeyi de ihmal etmemeliyiz. Dünyayı kurtaracak olan bizleriz. Birlikte iyi işler yaparak, salih ameller işleyerek dünyamızı ve geleceğimizi kurtaracağız. Ahiret, ölümden sonra değil, bu dünyada da başlayan bir gelecektir.
Zikir ve Evradımızı Hızlı Okumanın Sebebi ve Hikmeti
Peygamberimiz'in Mekke'den Medine'ye hicret ederken düşmanlarının ensesine kadar geldiğini düşünün. Hz. Musa'nın Firavun'dan kaçarken denize dayandığı anı hatırlayın. Firavun ve ordusu, onları öldürmek için olanca gayretleriyle peşlerini bırakmıyordu.
Şeytan, Hz. Âdem'den bu yana insanoğluna düşmandır. İnsan yaratıldığından beri onu yanıltmak ve helak etmek için her an peşindedir. Deccal de şeytanı rehber edindiği için, şeytan kendisine iyi bir komutan bulmuştur. Eskiden kendi çocuklarıyla savaşırken, şimdi insanlardan olan Deccal'i komutan edinmiştir. Deccal'in askerleri ve şeytanın askerleri, müminleri helak etmek için birlikte uğraşmaktadır.
Tıpkı Hz. Musa'nın kaçtığı, Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç ettiği gibi, zikrimizde de gayretiniz öyle olmalıdır ki, şeytan ve Deccal, siz okurken bir yerinizi unutturup yanlış okutmasın. Bu yüzden olanca gayretinizle sınıflara çalışın. 11. sınıfa geldiğinizde zikrin tamamını ezberlemiş olmanız gerekir.
Sabah namazlarını da Yasin okuma yöntemiyle kılmaya gayret edin. Bu üç yöntemden birini seçip, Yasin ile sabah namazı kılın.
Zikrimizi, herhangi bir yanlış okuma olmadan, düzgün telaffuzla, en hızlı okuyabileceğiniz şekilde okumaya gayret edin. Çünkü ardımızda ensemizde olan şeytan, bizi yanıltmak, ayağımıza çelme takmak, zikrimizi çalmak ve dileklerimizi Rabbimize iletemememiz için olanca gayretiyle çalışmaktadır. Deccal da ona, frekans silahlarıyla, fiziksel ve elektriksel her türlü destekle yardım etmektedir.
Sofiye ve Müridimize Tavsiyeler
Gücünüzün yettiği kadar zikri hızlı okumaya gayret edin. Ancak zikir okurken, bu sınıflar süresince zikirlerin ne manaya geldiğini, ne dediğinizi de öğrenin. Tercümelerine bakın. Bunların hepsi ya ayet, ya hadis ya da salavattır. İnternette arayarak veya bir hocaya sorarak tercümelerini bulabilirsiniz. İnşallah yakında video açıklamaları da yapacağız. O güne kadar Google'da arayarak, Kur'an mealinden veya hadis kitaplarından manalarını öğrenebilirsiniz. Ne dediğinizi, ne zikrettiğinizi bilin.
11. sınıfı geçtikten sonra, zikri benim okuduğum gibi okuyun. Zikri olanca gayretinizle hızlı okumaya çalışın, fakat telaffuzlara ve mahreçlere dikkat edin. Her mahreç ayrı bir frekanstır. Şeytan, bu frekansları ters çeviremez. Her harf ayrı bir frekans, her tını ayrı bir nota, ayrı bir sesleniş, ayrı bir yayılım gösterir. Bu yüzden harflerin mahreçlerine dikkat edin ve hızlı okuyorum diye bir yerlerini yutmayın. Yutmak, unutmak ve yanlış okumak demektir. Zikirde unutmak, şeytanın çalması demektir.
Kur'an ve İnsanlık Sorumluluğu
Kur'an-ı Kerim, yürüyen Kur'an olan Hz. Muhammed ve insanoğlunun bedeni demektir. Sizin unutmanız veya unutturulmanız, ondan bir parçanın çalınması, insanoğlunun ve kainatın bozulması demektir. Yapacağınız bir yanlış, yukarı ölçekte çok şeylerin değişmesine ve bozulmasına sebep olacaktır.
Bizler, Allah'ın askerleri olarak bunlara dikkat edeceğiz. Kıyamete kadar insanoğlunun ayakta sağlam durması ve Kur'an'ın yeryüzünde sağlam kalması için görevlileriz. Bize verilen, hafızamızdaki ayetler, dualar ve hadisler; işte bu zikrin içindekileri saklamak, bize ve bizim askerlerimize düşmüştür. Diğer tarikatlar kendi araçlarını ve dualarını zikrediyorlar; onlara da o görev düşmüştür. Bizim mensuplarımıza düşen, bu ayetleri saklamak, korumak ve kıyamete kadar muhafaza etmektir. Görevinizi iyi bilin ve iyi yapın.
Raşidî Tarikatında Letâif Zikri Nasıl Çekilir?
Letâif zikri çekerken 15 taneli ağaç tesbih kullanılır. 14 tanesi büyük boy, bir tanesi ise daha büyük boy olur.
Zikre başlamadan önce:
Letâif Noktalarında Zikir Çekimi:
İkinci Tur:
Her bir letâif noktasında bu sefer 3 devir yapılır.
Zikrin Sonu:
En son 13 defa Estağfurullah çekilir ve gözler açılır.
Letâif Zikrinin Devamlılığı:
Bu şekilde Letâif Zikri, günde 3 defa (sabah, öğle ve ikindi veya akşam) her gün çekilir. Ta ki letâifler çalışıp buralarda bir enerjinin (elektrik benzeri) döndüğü hissedilene kadar. Kalp ve ruh, tıpkı bir araba lastiğinin veya balonun hava ile dolması gibi, bu enerjiyle şişer. İşte bu enerjiyi kalpten ruha, ruhtan sırra, sırdan hafî ve nefs çatısına kadar döndürebilmeye Letâif Zikri denir.
Letâifler çalışmaya başladığında kişi, kendisine gelen ilhamları (vâridât) ve bilgileri alabilir. İstek ve dualar kabul olur, enerji gönderilip alınabilir. Ayrıca râbıta (irtibat bağı) kurularak uzaktaki biriyle kalpten konuşulabilir veya ona ilham verilebilir.
FREKANSIN AKICILIĞI
Zikir demek, kainata ses frekansı yaymak demektir. Mesela evimizdeki lambayı yakmak için düğmeye bastığımızda kablodan iyonlar yani elektronlar akar ve elektronlar iyonlar aktıkça ardı ardına lamba yanar. Ne zaman akışı durdurursak, mesela düğme kapandı ve ana hatta elektrik gelmedi o zaman lamba söner. Lambanın daimi yanması için akıcı bir iyon akışı olması gerekir, yani bir frekans vardır. Bu da bir nevi frekans akışıdır. İşte bizim zikrimizdeki zikirlerin de sayısı vardır. Mesela 66 defa veya 666 defa Allah zikri, yine diğer sınıflara göre bir kere veya on kere söylenen zikirler. İşte bunlar, ses frekansının devamlılığını ve akıcılığını sağlayan şeylerdir.
Bizim tarikatımızda glow etkisi vardır. Alfa insan olmak ve etrafına enerji yaymak için zikir çektiğimizde etrafımıza glow etkisi yaparız. Bu ne kadar uzun zikredilirse o kadar çok ve akıcı bir yayılım yapar ve etrafımızdaki dalga o kadar uzağa gider ve sönmez. Sönmemesi iki seher vaktine kadar sürer. Yani iki seher vaktinde günde iki defa zikretmek, yüksek sınıflar içindir. Mevsim zikri çekenler, beşinci sınıftan itibaren günde iki defa zikrederler ve böylece sabah kuvvetli güneş ışığı ve ikindi ışığı sönümlenecek ışık gibi kısa Hızbül Kasr ve sabah Hızbül Kebir... Sonbahar sabahları Hızbül Kasr yani günler kısa ve kısa glow yansıması, aksamalar uzun ve ikindiden sonra Hızbül Kebir uzun zikir yapılır ki uzun süreli glow akışı olsun, yayılma olsun.
DECCAL ve KEHRWERT TERS FREKANS İLE BOZMA
Deccal, aynen Kur'an'da Allah'ın buyurduğu gibi şeytanın fiskiyesiyle (fesat vermesiyle) yaptı ve deccal ortaya çıktı ve doğayı bozdu. Genlerle oynayarak neredeyse bütün gıdaları bozdu. "İyi yapıyorum" diye dengeyi bozdu. Domates geni ile balık genini karıştırdı, balık kokulu iğrenç domates icat etti. Yine ecinbücük bozuk şekilli domatesler, kokusu ve özü ölmüş domatesler... Yine kabak geni ile karpuzu karıştırdı, kabak yapılı kocaman karpuz ve çekirdeklerini yok etti, çekirdeksiz tohumsuz dölsüz karpuz ve gıdalar... Onlar yine ondan dolayı, kural gereği dölsüz insanlar meydana geldi. Yine hayvanların genleriyle oynandı, hayvanları da bozdu. Şimdi ise insanları kullanma ve bozma işinde.
Ve biz sabah namazını Yasin ile kılarız ve tarikatımızda Yasin ile kılmanın üç yöntemi vardır. Siz de müntesibimiz olarak bu üç yöntemden biriyle sabah namazını kılınız. Ve işte Yasin, Peygamberimizin ismidir, yani Kur'an'ın kalbi dediği Yasin'dir. Yasin ve Kur'an, gezen yürüyen Kur'an Muhammed'dir. Ve işte şeytan ve deccal, biz namaz kılarken Yasin'den bir parça çalıp bizi unutturursa insan bir zarar görecektir. Yasin'den bir yerin eksik olması bozuk genli insan üretimidir. Öyle bir durum vaki olunca ben namazda derim ki: "Benden sonrakiler okusun." Ve sizden kiminin aklına evinde, çarşıda, pazarda ben ve Yasin suresinden bir ayet düşerse, hemen Yasin'in o bölümünü doğru şekilde okusun veya açıp Kur'an'ı düzgünce okusun. Ve sizin okumanız, ayna nöron yöntemi ile birbirimize ulaşır ve Kur'an-ı insanî ve Yasin'i ve Muhammed'in yazılımını onarmış oluruz. Bu sayede siz de okurken unutursanız veya bir bölümünü şeytan ve deccal çalarsa aynısını yapın. "Benden sonrakiler okusun" deyip hemen rükûya varın ve namazı tamamlayıp bitirin.
Yani Kehr Wert ters frekans etkisi ile kainatı bozma meselesinde, Deccal'in bozması meselesinde : Yani mesela sen duanda veya zikrinde olumlu bir cümle ile bir şey için yap veya yardım et veya koru veya git gibi olumlu bir fiil kullandın ve dua ettin. İşte Deccal onu tersine, ters frekans etkisi ile tersine çeviriyor. O zaman "yap" dediğin "yapma" oluyor, "yardım et" dediğin "yardım etme" oluyor, "koru" dedin "koruma" oluyor hatta "zarar ver" oluyor, "git" dediysen "gitme" veya "burada kal" oluyor. Yani olumlu cümleyse olumsuza, negatife çeviriyor; olumsuz cümleyse olumluya çeviriyor. Bu ters frekans etkisi ile...
İşte ondan korunabilmek için dualarımızı Kur'an'daki dualar halinde yapmamız gerekir. O yüzden Kur'an'daki dualar veya onun türevleri halinde, yani Allah kelamını bozamaz o Deccal ve şeytan. O yüzden Arapça ve harflerinin mahreçlerine dikkat ederek okunup zikredilmeli. Mesela peltek se ayrı bir tını, ayri bir frekans. Bazı frekanslar öyle ki sadece Arapça'da olan kelimeler ve bunların, hele hele bunların tersini almak çok zordur. Dad harfi, peltek zel, hırıltılı ha gibi. O yüzden mahreçleri öğrenip ona göre okuyup zikretmek, bu ters frekans silahına karşı bir çözümdür. Yani Allah kelamı olan Kur'an'daki ayetlerin bir yapısı var, o yapı ile söylenen tersine çevrilmez. Mesela Tebbet kelimesi tersinden de okunsa Tebbet'tir, düzünden de okunsa Tebbet'tir. Palindrom kelimedir. Bunun gibi palindromik kelimeler kullanmak da bir nevi ters frekans silahını etkisiz hale getirir.
Zikrullah Beş türlü yapılır:
- Yalnız lisan ile yapılan zikir.
- Yalnız kalp ile zikir.
- Kalben ve lisanen zikir.
- Namaz gibi beden ile yapılan zikir.
- Hac ve sadaka gibi mal ile yapılan zikir.
1. Vakit
Yeni intisap edenler, intisap zikirlerini günde bir defaya mahsus olarak, mümkünse sabah namazından hemen sonra, güneş doğmadan önce çekerler. Eğer bu vakitte müsait değillerse, ikindi namazının ardından da zikir çekilebilir. Zikrin ilk adabı, bu iki vakitte eda edilmesidir. Her iki vakit de müsait değilse, kişinin en müsait olduğu zamanda zikredilir.
2. Sayı ve Adet
Yeni intisap edenler, 40 gün boyunca sadece intisap zikrini okumaya devam ederler. Bu 40 günün ardından zikir, kişide ahlak hâlini alır ve çekmeden duramaz hâle gelirse, tarikat pirinden destur almaya gerek kalmadan 1. Sınıf zikrine başlanır.
Aynı kural diğer sınıflar için de geçerlidir:
- Sınıf zikri ahlak olup kolaylaşınca, 40 gün sonra 2. Sınıfa geçilir.
- Sınıf zikri ahlak olup kolaylaşınca, 40 gün sonra 2. Sınıfa geçilir.
- Sınıf zikri ahlak olup kolaylaşınca, 3. Sınıfa geçilir.
- Sınıf zikri ahlak olup kolaylaşınca, 3. Sınıfa geçilir.
Her sınıfta zikir sayısına dikkat edilmelidir. Örneğin; 1. Sınıfta bir yazılan yer bir çekilir, 2. Sınıfta iki yazılan yer iki çekilir, 10 yazılan yer on çekilir. Sayıya riayet edilmezse, ertesi gün zikir çekmek zorlaşır.
10. Sınıf sofiler, zikirlerini "Zikir Evradı Pro 8"de yazıldığı gibi çekerler. Adetler oradaki gibidir. 10. Sınıf zikri de ahlak olunca, mevsim zikrine geçme vaktinin geldiği anlaşılır.
3. Mevsim Zikri
- Sınıf sofi, zikri ahlak edindikten sonra günde iki defa zikretmeye başlar. Zikri 1,5 saate düşürenler, artık salavat ve fatiha da okumaya başlar. 40 gün sonra ahlak hâli pekişince:
- İlkbahar ve yaz aylarında: Sabah uzun olarak "Hizbü’l-Kebir", ikindiden sonra ise "Hizbü’l-Kasr" okunur.
- Sonbahar ve kış aylarında: Sabah "Hizbü’l-Kasr", akşam ise "Hizbü’l-Kebir" okunur.
4. Her Sınıfın Süresi
Normalde her sınıf zikri 40 günde katedilir. Ancak 40 gün sonunda zikir ahlak hâlini almamışsa, biraz daha gayret edilir, fakat zorlanmaz. Zikir kolaylaşıp ahlak olunca üst sınıfa geçilir. Üst sınıfa geçmek için tarikat pirinden destur almaya gerek yoktur. Eğer üst sınıf zikri çekerken zorlanma olursa, bir alt sınıfa dönülür.
Zikir Nasıl Yapılır?
- Zikir sessiz ve sakin bir ortamda yapılmalıdır. Yüksek sesle değil, kendi duyacağı kadar sesle okunmalıdır.
- Abdestli olma zorunluluğu yoktur. Abdest mümkünse abdestli, değilse teyemmüm edilerek de zikir çekilebilir. Teyemmüm için toprak, taş, cam veya fayans gibi şeyler kullanılabilir.
- Eğer abdest veya teyemmüm de mümkün değilse (örneğin trende, otobüste, çarşıda, pazarda veya işe giderken), abdestsiz olarak da zikir çekilebilir.
- Zikir ezberlendikten sonra, televizyon izlerken, iş yaparken veya yolculuk hâlindeyken de zikir edilebilir. Önemli olan dilin zikirde olmasıdır; dışarıdaki meşguliyetler buna engel değildir. Kişi hareket hâlindeyken de zikretmeye devam edebilir; tıpkı bir aracın hareket hâlindeyken elektrik üretmesi gibi, zikir de her an yapılabilir. Yalnızca kişi sustuğunda (zikri bıraktığında) enerji üretimi durur.
Önemli Not: Zikirde kaza yoktur. Bir gün zikir çekilememişse, ertesi gün o günün zikriyle birlikte önceki günün zikri çekilmez. Her gün yalnızca o güne ait zikir çekilir. Önceki günün kazası yapılmaz.
Extra Zikirler
Özel hâl ve durumlar vuku bulduğunda, ek olarak zikirler çekilir.
Gafletle Yapılan ve Rutin Olmuş Zikir, Zikir Değildir
Gafletle kılınan namaz namaz değildir; zikir de aynı şekilde, gafletle yapılırsa zikir sayılmaz. Zikir ve namaz, uyanıklık hâlidir. Zikir, Allah'ı anmak ve hatırlamaktır. Cuma namazı ise o haftaki olayların müzakere edildiği bir vakittir.
Namazda, beş dakikalık süre içinde aklımıza o gün yapıp ettiklerimiz ve edeceklerimiz hücum etse de, o beş dakika aslında günü müzaker etme ve Allah'ı hatıra getirme vaktidir. Günün müzakeresinde, "Bunu yapınca ne oldu? Allah ne murad etti?" gibi tefekkür gereklidir. Zikirler de manasızca, şuursuzca çekilirse tesir göstermez. Kişide oluşturacağı ulvî tefekkür ve marifet açığa çıkmaz.
Ne zaman uyanık olarak zikredersen, şuurunda her gün açılma olur ve Allah'ın ilim deryasına dalmaya başlarsın. Bir gün olmasa da, bir ay sonra bu tefekkürler başlayıp, meleklerden ilham almaya başlayabilirsin. Ancak iyi ilham ile kötü ilhamı ayırt edecek kadar İslam şeriatını bilmen gerekir. Hatta bazen uzaklardaki birilerinden, hatta ölülerden ve dirilerden haber gelebilir. Ama bu, ancak uyanık olarak zikredersen mümkündür.
Az önce "televizyon seyrederken de zikir çekilebilir" dedik. Evet, zikir, başka işlerle meşgulken de yapılabilir. Tıpkı bir müzisyenin hem enstrüman çalıp hem notaları takip etmesi, hem de kordaki arkadaşlarıyla uyum içinde olması gibi. Veya araba kullanmak gibidir: ayaklar ayrı, eller ayrı, gözler ayrı iş yapar ve akıl her an uyanık olmayı gerektirir. Bir an uyuklarsan kaza yaparsın. İşte zikir de böyledir; Allah'ı andığını bilerek yapmaktır.
Allah'ı unutup da gafletle zikredip bundan medet beklemek kadar ahmaklık olamaz. Zikirleri çekerken manalarını öğrenmek, ne dediğini bilmek ve şuurlu olarak çekmek gerekir. Şuurlu çekince, tıpkı geçit alanına gelince selam vermeyi unutmamak gibi, zikir de yerli yerince yapılmış olur.
Namazda şeytan, günün meşgalelerini aklına getirir, dalarsın. Sonra birden kendine gelirsin ama kaç rekât kıldığını unutmuşsundur. Çünkü o an namazda değil, aklın başka işlerdeydi. İşte bu yüzden namaz ve zikir, uyanık olma hâlidir.
İnsan ne kadar zorlarsa zorlasın, illa o vesvese gelecektir, gaflet olacaktır. Ama önemli olan, uyanık olmaya gayret etmektir. Bu, geçit alanına gelince selam vereceğini unutup es geçmemek demektir. Uyanık olup bir notayı atlamamak gerekir. Televizyon seyrederken de zikirde neyi, ne zaman, kaç kere çektiğini unutmamak lazımdır.
Rutinleşen Zikirde Uyku Gelirse Ne Yapılır?
Usta bir şoför, her gün gidip geldiği, trafiğin sakin olduğu uzun bir yolda giderken gaflet basar ve uykusu gelir. Zikirde de durum böyledir. Ezberlenmiş, rutin hâle gelmiş zikri çekerken birkaç tesbihten sonra uyku basabilir. Şeytan, seni zikirden alıkoymak ister.
Ne yapmalısın?
- Oturuyorsan, ayağa kalk ve odada yürüyerek çek.
- Elinle duvara veya bir yere meshet, başına mesh yap.
- Elinin tersiyle ensene dokun ki gözlerin açılsın.
- Ensene soğuk su çal.
- Aydınlık ve ışığa bak, uykun açılsın, sonra zikret.
- Yürüyerek zikretmek de uykuyu önler.
Zikirde Tökezleme veya Duraksama Olursa
Bazen zikirde tembellik edebiliriz veya uhrevî ve manevî sebepler bize engel olabilir. Çünkü sürüde topal koyunlar vardır; sürü bazen onları beklemek zorundadır. Aksi hâlde o topal ve kör koyunlar arkada kalır ve kurtlara yem olur, helak olur. Sen çekmiyorsun diye ben de çekmeyeyim diye bir şey yoktur.
Örneğin, İstanbul'dan Ankara'ya uçakla giden biri rötar yapabilir, ama sen trenle gidiyorsan tren rötar yapmayabilir. Ya da otobüsle gidenler zikre devam eder. En basit zikri çekenler de vardır. Eğer en basit zikri bile çekemiyorsan, bu bir eksikliktir.
Eğer zikirde tökezleniyorsa veya bekletiliyorsan, bil ki sürüde tökezleyen veya tökezleten birileri vardır. Onları beklemek icap eder. Tıpkı Hz. Muhammed'in sürüsü giderken, Hz. Ayşe'nin bir ihtiyacı olduğu için geride kalması ve bu durumun iftiraya sebep olması gibi. Eğer sürü o anda dursaydı, bu olmazdı. Biz sürünün başı isek, gerektiğinde durup beklemeli, geride kalanlara sahip çıkmalıyız. Mesele budur vesselam.
Sayıya Riayet Hususunda
Anlatılır ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) namazda rükûdan kalkınca "Semiallahü limen hamideh" der. Derken bir bedevi coşar ve uzunca dua etmeye başlar. Namazın sonunda selam verince, Hz. Muhammed o kişiyi kınamaz ve tasdik eder derler.
Peki, bu hadis böyle midir?
Namazda adap ve erkân diye bir şey vardır. Rükünleri ardı ardına yapmak, yani sırayla ve sekteye uğratmadan yerine getirmek gerekir. Eğer sen rükûdan sonra secdeye gitmeyip iki saat dua edersen, bu namazın sıhhatine aykırıdır. Hatta bu durumu esas alıp hüküm veren bazı mezhepler vardır; ancak böyle bir uygulama, namazın rükünlerini ihlal ettiği için o kişinin ve ona uyanların namazı bozulmuş olur. Çünkü Hz. Muhammed rükûdan sonra secdeye varmıştır; o kişi ise hâlâ ayakta dua etmektedir. Bu durumda namazdan çıkmış olur. Hz. Muhammed (s.a.v.) bazı meseleleri açıklarken şöyle buyurmuştur: "Ben nasıl yapıyorsam, bana bakın ve benim gibi yapın."
Usulüne Göre Yapmak Esastır
Bir kek yapma tarifini öğrenirken, ustanın koyduğu kadar un, şeker ve yumurta koyman gerekir. Önce usulü öğrenmek şarttır. Usulü öğrenmeden içine fıstık, çilek gibi şeyler katmak olmaz.
Aynı şekilde, hukuk okurken mezun olmadan kendini avukat veya hâkim sanıp dava bakamazsın. Barolar Birliği'nden izin alıp bir baroya kaydolmadıkça büro açamazsın. Sahte dişçiler gibi, dişçinin yanında çıraklık yaparak bir şeyler öğrenip köylerde dişçilik yapmaya kalkışmak doğru değildir. Çünkü uzman değildir; bir kaza çıkarsa sorumlusu kendisidir.
Zikir konusunda da bizim uygulamamıza bakıp öyle yapmalısın. Kendi kafandan bir şey uydurma. Biz duayı bina ettik; önce bizim öğrettiğimiz şekliyle çek ve bunu ahlak edin. Tarikattan mezun olduktan sonra, kendi formülünü geliştirebilirsin. Ama tarif bize aitse, aslını bozma. Yoksa kekten başka bir şey elde edersin. Bizim kekimizi bozma.
Sapma ve Tökezleme Uyarısı
Bazı kişiler, rükûdan sonra uzun uzun dua eden bedevi örneğindeki gibi, kendi yanlış uygulamalarıyla hem kendilerini hem de arkalarındakileri tökezletir. Biz nasıl tarif ettiysek öyle yapacaksın; kendin bir şey katmayacaksın.
Tarihte ilk motoru Ford bulduğunda, ertesi sene dört motorlu uçak icat edilmedi. Uçak seneler sonra icat oldu. İnsanlık adım adım ilerledi. Bir insan ancak bir adım boyu ilerler; koşsa bile adım adımdır. Kimse kendi boyunun yüz katı zıplayamaz.
Bayram namazında bilmeyen bir kişi, bildiğini sandığı birinin yanında durur ve ona uyar. Ama o kişi yanlış yapıyorsa, ardındakiler de yanlış yapar, bütün sürünün düzeni bozulur. Trampet takımında bir kişi yanlış adım atsa, ardındakiler de yanlış atar ve düzen bozulur.
Bu nedenle: Sana nasıl tarif ettiysek, öyle oku. Ne bir eksik, ne bir fazla. Mezun olduktan sonra kendi yolunu açabilir, kendi tarikatını kurabilir veya bizi bırakıp kendi zikirini bulup okuyabilirsin. Ama bizim tarifimize sadık kalmak, bizim yolundan gitmek istiyorsan, usule riayet et
Besmele Duası ve Bitiriş Duası
Dediğimiz gibi, tarikatımızın mensubu olan kimseler virdlerini normal hâlinde, hiçbir başka işle meşgul olmadan sadece zikir çekebilecekleri gibi; otobüste, işe veya çarşıya giderken, televizyon seyrederken veya başka işlerle meşgulken de bir yandan virdlerini çekebilirler.
Ancak virdimize başlarken, virdimizin besmelesi ve giriş duası olan şu dua okunur:
Giriş Duası (Son Hal)
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elâ inne evlîyâallâhi lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn.
Yâ eyyüheşşeytânürracîm ve hizbühû!
Yâ eyyühed-deccâlü ve havâssühû!
İnneküm leyse bi sultânin lehüm.
Ve lâ tağviyennehüm.
Ve lâ tüsallitennehüm.
Bel hüm ibâdüllâhil muhlasîn.
Ve inneküm ve hizbüküm illâ şeytânün racîm.
Fahrüc min hâzel bedeni, min hâzel beyti, min hâzit-tarîkı, min hâzeş-şehri, min hâzel medîneti, ve min hâzid-devleti, ve min hâzid-dünyâ.
Feinneküm racîm, ve inne aleyküm la‘nete illâ yevmiddîn.
Anlamı (Türkçe Meali):
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.
İyi bilin ki, Allah'ın evliyalarına korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.
Ey kovulmuş şeytan ve senin hizbin!
Ey Deccâl ve senin avânen!
Sizin onlar üzerinde hiçbir hükmünüz yoktur.
Onları saptıramazsınız.
Onlara musallat olamazsınız.
Onlar, Allah'ın ihlâslı kullarıdır.
Şüphesiz siz ve sizin hizbiniz, ancak kovulmuş birer şeytansınız.
Öyleyse bu bedenden, bu evden, bu yoldan, bu şehirden, bu beldeden, bu devletten ve bu dünyadan çıkın!
Şüphesiz ki sizler kovulmuşlarsınız ve kıyâmet gününe kadar lânet sizin üzerinizedir.
Bu dua, zikre başlarken üç defa okunur.
Zikir Sırasında Konuşma ve Kesinti Olursa
Eğer zikir sırasında herhangi bir sebeple dünya kelâmı araya girerse, yani zikri bölersek ve konuşursak, zikre tekrar dönmek istediğimizde, bu giriş duası bu sefer bir defa olmak kaydıyla tekrar okunur. Onun ardından zikre devam edilir.
Araya dünya kelâmı girdiğinde dikkatli olunmalıdır. Örneğin, Rabbi'den bir istek duası okurken, o sırada birisi sizi kızdırdı ve ona olumsuz bir söz söylediniz. Zikir hâlindeyken böyle bir söz, niyetinizin dışında bir anlam taşıyabilir. Bu sebeple, zikir sırasında araya giren her türlü konuşma, zikrin manevî bütünlüğünü bozabilir.
Bir örnek verelim: Duamızın bir yerinde "Şeytanı ve hizbini, askerini benden uzak et" diye dua ederiz. Tam o sırada yanımızdaki biri aksırır ve "Elhamdülillah" derse, ona "Yerhamükellah" demek sünnettir. Eğer sen de bu sözü söyler ve sonra zikre devam edersen, bu durumda yanlışlıkla şeytana rahmet dilemiş olabilirsin. İşte bu tür karışıklıkları önlemek için, zikri herhangi bir sebeple kesip sonra tekrar başlayacaksan, giriş duasını bir defa okuman gerekir.
Bitiriş Duası
Nasıl ki Kur'an okumayı bitirince "Sadakallahülazîm" deniliyorsa, bizim de zikir sonunda bir bitiriş duası vardır.
Zikrimizi tamamen bitirdiğimizde veya herhangi bir sebeple zikri bırakıp devam edemeyecek durumda olduğumuzda, akşam kalan kısmı tamamlayıp bitirdikten sonra şu üç dua okunur:
- "Rabbi inneke semîud duâi." (Rabbim, şüphesiz sen duayı işitensin.)
- "Tekabbel minna inneke entes semiul alîym." (Bizden kabul buyur, şüphesiz sen her şeyi işiten ve bilensin.)
- "Adede ma vesiahu ilmullah." (Allah'ın ilminin kuşattığı sayıca.)
Zikirden Ayrılırken Okunacak Dua
Herhangi bir sebeple zikirden ayrılacak olan kimse, bu üç bitiriş duasını birer defa okur ve öylece zikirden ayrılır.
Ancak küçük söz ve ayrılmalarda -örneğin "evet", "hayır", "şuradan git", "burdan gel" gibi basit ifadelerde- bu bitiriş duasını okumak gerekmez. Sadece ciddi bir kesinti veya konuşma olduğunda bitiriş duası okunur.
Özet
- Zikre başlarken: Giriş duası üç defa okunur.
- Zikir kesilip tekrar başlanacaksa: Giriş duası bir defa okunur.
- Zikir tamamen bittiğinde veya uzun süreli bir ayrılışta: Üç bitiriş duası birer defa okunur.
- Küçük kesintilerde bitiriş duası gerekmez.
Bir sohbet meclisinde şöyle denildiğini duydum: "Namaz kılacağım zaman, vaktin geldiğini ezan okunduğunda anlarsın. Peki dua edeceğini nereden anlarsın? Başına bir sıkıntı geldiğinde, dua vakti gelmiş demektir. Hasta olduğunda dua vakti geldi, dua et. Yağmursuz kaldığında dua vakti geldi, yağmur yağması için dua et." diye anlatıyordu. Acaba gerçekten öyle midir?
Tarikatlar, sofiler ve gerçek müminler Allah'ı zikrederler. Zikirler, sadece tek kelimeyle telaffuz edilen şeyler değildir. Mesela Allah, Kur'an-ı Kerim'de Felak Suresi'ni bir zikir olarak vermiştir. Bu sure 5 ayetten oluşur, tek bir kelime değildir. Başında "Rabbe sığınırım" der ve bununla kalmaz, 5 ayrı cümle daha söyler.
Zikirler sadece Esmâül Hüsnâ'daki Allah, Rahmân, Rahîm gibi tek kelimelerden ibaret değildir. Biz derdimizi tek kelimeyle nasıl anlatacağız? Çocuk muyuz ki tek kelimeyle anlatalım? Eskiden çocuklara suyu "düm düm" diye tarif ederdik. Çünkü çocuğun dili "düm" diyecek kadar gelişmiştir. Çocuk "düm düm" dediğinde susamış, su istiyor anlaşılırdı. Ama biz tek kelimeyle meramımızı nasıl anlatacağız?
Mesela babana "Baba!" diye seslendin, baban döndü ve sana "Ne istiyorsun oğlum?" dedi. Sadece "Baba, baba, baba" diyerek bir şey anlatabilir misin? 50 kere, 100 kere, milyon kere "Baba" desen, bir mana oluşur mu? Hayır.
Kur'an-ı Kerim tek kelimelerden mi oluşuyor, yoksa cümlelerden mi? Bir kitap cümlelerden, cümlelerin birleştiği sayfalardan, sayfaların birleştiği bölümlerden yani surelerden oluşur. Sadece tek kelimelerden oluşmaz. Bir isteğimizi veya derdimizi anlatmak için tek bir cümle bile bazen yeterli değildir. Bir olayı veya sorunu tek kelimeyle veya tek cümleyle anlatmak mümkün değildir.
Mesela "Baba!" dedin, baban döndü ve sana baktı ama gerisi yok. "Ne istiyorsun oğlum?" dedi ama senin söyleyecek başka bir şeyin yok. İşte bu yüzden ikinci bir cümleye ihtiyaç vardır.
Kur'an-ı Kerim'de Allah, bazı zikirleri nasıl telaffuz edip nasıl istememiz gerektiğini bize anlatır. Mesela savcılığa verdiğin bir dilekçede, anlatacağın meseleyi kısa ve özlü cümlelerle anlatman gerekir. Uzun uzun masal yazılmaz. Allah'a yapılan dualar da kısa ve özlü cümleler hâlinde olmalıdır. Kur'an'da Allah, peygamberlerin nasıl dua ettiğini bize öğretir: Falanca peygamber şöyle dedi, filanca peygamber böyle dedi diye. Onların kullandığı duaları kullandığımızda, biz de doğru istemiş oluruz.
Mesela Almanya'da bir fırından 3 ekmek isteyeceksin. Bunun bir Almanca cümlesi var. O cümleyi kullandığında fırıncı senin 3 ekmek istediğini anlar ve sana verir. Aynı cümleyi Fransızca'ya tercüme ettirip Fransa'da kullandığında da aynı sonucu alırsın. İşte peygamberler hangi dua ile istediyse, onların istediği gibi istemek, senin de isteğinin yerine gelmesine sebeptir.
Zikir ve Dua Arasındaki Fark
Sofiler derler ki: "Sen vız vız yap, balı yapan Allah'tır." Yani sen zikrini çek, Allah Allah de, Allah zaten ne istiyorsan verecektir, demek isterler. Ama yukarıda da söylediğimiz gibi, sadece "Baba" demekle iş bitmiyor. Babandan bir şey istiyorsan, onu da dile getirmen gerekir.
Bakkala gittin, "Bakkal amca, bakkal amca" deyip duruyorsun. Bakkal sana "Ne istiyorsun oğlum?" dediğinde söyleyecek bir şeyin yoksa, bakkala niye gittin? Onu rahatsız ediyorsun demektir.
Aynı şekilde, Esmâül Hüsnâ'dan bir ismi 2000, 3000, 5000 kere çekip sonunda ne istediğini söylemezsen, o ismi çekmenin bir anlamı yoktur. Bir adama 50.000 kere "Bakkal amca" demek mi işe yarar, yoksa bir defa "Bakkal amca, bana ekmek ver" demek mi? Tabii ki ikincisi.
Hulûs-i Kalbin Önemi
Süleyman Çelebi, Mevlid'inde şöyle der:
"Bir kez Allah dese aşk ile lisan,
Dökülür cümle günah misl-i hazan."
Yani hulûs-i kalple bir kez "Allah" dense, bütün günahlar sonbahar yaprakları gibi dökülür. Burada önemli olan sayı değil, kalbin samimiyetidir. 50 kere veya 100 kere "Allah, Allah" demenin manası yoktur. Bir kere hulûs-i kalple "Allah" denirse, bütün günahlar dökülür.
"Elin işte, gözün oynaşta" olmayacak. Yani dilin zikirde ama kalbin Allah ile değilse, oradan bir mana çıkmaz.
Duanın Vakti
Duanın vakti, sıkıntıya geldiğinde Allah'ın seni uyandırması demek değildir. Namaz vakti ezanla belli olduğu gibi, dua vaktinin de bir ezanı yoktur. Her an dua edilebilir. Sıkıntı gelmesini beklemeye gerek yoktur. Namaz vakti geldiğinde "Haydi namaza" denildiği gibi, dua için de özel bir vakit yoktur.
Sonuç olarak: Zikir ve dua, tek kelimelik tekrarlar değil; kalbin samimiyeti, niyetin açıklığı ve doğru ifadelerle yapılan ibadetlerdir. Sayıdan çok, niyet ve hulûs önemlidir.
Frekansın Akıcılığı
Zikir demek, kainata ses frekansı yaymak demektir. Mesela evimizdeki lambayı yakmak için düğmeye bastığımızda, kablodan iyonlar yani elektronlar akar. Elektronlar aktıkça lamba yanar. Ne zaman akışı durdurursak, lamba söner. Lambanın daimi yanması için akıcı bir iyon akışı olması gerekir. Bu da bir nevi frekans akışıdır.
İşte bizim zikirlerimizin de sayıları vardır. Mesela 66 defa veya 666 defa "Allah" zikri, diğer sınıflara göre bir kere veya on kere söylenen zikirler, ses frekansının devamlılığını ve akıcılığını sağlayan şeylerdir.
Tarikatımızda glow etkisi vardır. Alfa insan olmak ve etrafına enerji yaymak için zikir çektiğimizde, etrafımıza glow etkisi yaparız. Bu ne kadar uzun zikredilirse, o kadar çok ve akıcı bir yayılım olur. Etrafımızdaki dalga o kadar uzağa gider ve sönmez. Bu sönümlenme, iki seher vaktine kadar sürer.
Yüksek sınıflar, 5. sınıftan itibaren günde iki defa zikrederler. Mevsim zikri çekenler:
- Sabah: Güçlü güneş ışığı gibi uzun zikir.
- İkindi: Kısa zikir.
- Sabahları kısa günler olduğu için kısa zikir (Hizbü'l-Kasr).
- İkindiden sonra uzun zikir (Hizbü'l-Kebir) yapılır. Böylece uzun süreli glow akışı ve yayılma sağlanır.
Deccal ve Kehrwert (Ters Frekans) ile Bozma
Kur'an'da Allah'ın buyurduğu gibi, şeytan vesvese verdi ve Deccal, doğayı bozdu. Genlerle oynayarak neredeyse bütün gıdaları bozdu. "İyi yapıyorum" diyerek dengeyi bozdu.
- Domates geni ile balık genini karıştırdı, balık kokulu, iğrenç domatesler icat etti.
- Yine eciş bücüş, bozuk şekilli domatesler ortaya çıktı; kokusu ve özü bozuldu.
- Kabak geni ile karpuzu karıştırdı, kabak yapılı kocaman karpuz üretti. Çekirdeklerini yok etti; çekirdeksiz, tohumsuz, dölsüz karpuzlar türetti.
- Hayvanların genleriyle oynayarak hayvanları da bozdu.
- Şimdi ise insanlığı kolonileştirme ve bozma işinde.
Yasin ve Namaz Bağlantısı
Biz sabah namazını Yasin ile kılarız. Tarikatımızda Yasin ile kılmanın üç yönü vardır. Siz de müntesibimiz olarak bu üç yöntemden biriyle sabah namazını kılınız.
Yasin, Peygamberimiz'in ismidir. Kur'an'ın kalbi dediği Yasin'dir. Yasin, yürüyen Kur'an olan Hz. Muhammed'dir.
Şeytan ve Deccal, biz namaz kılarken Yasin'den bir parça çalıp bizi unutturursa, insanlığa bir zarar verecektir. Yasin'den bir yerin eksik olması, bozuk genli insan üretimidir.
Böyle bir durum vaki olduğunda, namazda derim ki: "Benden sonraki okusun."
Sizden kimin aklına, evinde, çarşıda, pazarda Yasin sûresinden bir ayet düşerse, hemen Yasin'in o bölümünü doğru şekilde okusun. Veya açıp Kur'an'dan düzgünce okusun. Sizin okumanız, ayna nöron yönlendirmesi ile birbirimize ulaşır. Böylece Kur'an'ı, Yasin'i ve Muhammed'in yazılımını normalleştirmiş oluruz.
Bu sayede siz de okurken unutursanız veya şeytan ve Deccal çalarsa, aynısını yapın. "Benden sonraki okusun" deyip hemen rükûya varın ve namazı tamamlayıp bitirin.
Duanın Vakti Ne Zamandır?
Evde tuz bitti. Hanım sana tuz alman gerektiğini söylemedi ve tuzsuz yemek yaptı. Akşam geldin, tuzsuz yemeği yiyince hanıma bağırdın: "Bu yemeğin tuzu yok! Nerede tuz?" Hanım da: "Evde tuz kalmadı, ben de tuzsuz yemek yaptım" dedi. Sen de: "Tuz bitmeden önce niye söylemedin? Ben markete gittiğimde alsaydım!" dedin.
İşte dua da bunun gibidir. Hastalandıktan sonra mı dua etmek gerekir? Başın belaya girdikten sonra mı dua vaktidir? Tuz paketindeki tuz azalınca, yeni tuz alma vaktinin geldiğini anlamak gerekir. Tuz bitmeden önce, bitmek üzere olduğunu fark edip markete gittiğinde yedek alırsın. Böylece araya fasıla girmez. Ama eğer ahmak isen, tuz biter, yemek tuzsuz pişer ve sonunda hanımla kavga edersin.
Hastalandıktan sonra dua etmek biraz geç değil midir?
Firavun, denizin dibine gark olurken iman etti. Yüce Allah ona şöyle buyurdu:
"Şimdi mi? Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın. Bugün seni bedeninle kurtaracağız ki arkandan gelenlere bir ibret olasın." (Yunus Suresi, 91-92)
Allah'ın Buyruğu:
"Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu, azgınlıkla ve düşmanlıkla onları takip etti. Firavun boğulmak üzereyken: 'İsrailoğullarının iman ettiği ilahtan başka ilah olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım.' dedi."
"Şimdi mi? Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın. Bugün seni bedeninle kurtaracağız ki arkandan gelenlere bir ibret olasın. İnsanların çoğu âyetlerimizden gafildir."
"Andolsun ki İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik ve onları temiz, helal rızıklardan rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, kıyamet günü, ihtilaf ettikleri şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir." (Yunus Suresi, 90-93)
İşte yağmursuz kalınca dua etmek veya hastalanınca dua etmek de böyledir. "Yumurta götünün ağzına geldi mi folluk aranmaz." atasözü, işi son dakikaya bırakmanın yanlışlığını anlatır.
Yağmur yağmadığı zaman mı aklına dua etmek geldi? Yağmura sebep olan şeyleri önceden düşünmedin. Ağaç dikmedin, sebeple yapışmadın. Şimdi Allah'tan mucize bekliyorsun. "Dua ettik ama yağmur yağmadı" masalları anlatıyorsun.
Peygamberimiz'in Önleyici Tıp Tavsiyeleri
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hastalıklara karşı önleyici tıp usulleri kullanmıştır:
- "Yemekten önce ve sonra ellerinizi yıkayın, ağzınızı yıkayın."
- "Kim elindeki yemek bulaşığını yıkamadan yatıp da sabah hastalanarak uyanırsa, bunun vebali kendisine aittir." (Ebu Davud, Et'ime 53)
- "Yemekten önce elleri yıkamak yoksulluğu, yemekten sonra yıkamak ise günahları giderir ve cinayeti önler." (Taberani, Gazali, İhya)
- "Yemeğin bereketi, hem yemekten önce hem de yemekten sonra elleri ve ağzı yıkamaktadır." (Tirmizi, Şemail, 79)
Yusuf Kıssası ve Önlem Alma
Dua etmek, fiilî dua ile olmalıdır. Yumurta kapıya gelince değil, önceden tedbir almak gerekir. Kur'an-ı Kerim'de Yusuf kıssası bunu anlatır:
Hz. Yusuf, Mısır hükümdarının rüyasını yordu: 7 sene bolluk, 7 sene kıtlık. Firavun ona inanıp tedbir alması için Yusuf'u vezir tayin etti. Yusuf, 7 yıl bollukta ambarlara buğday doldurdu. Kıtlık gelmeden tedbir aldı.
"Yedi yıl boyunca ekin ekin. Hasat ettiklerinizi, yiyeceğiniz az bir miktar hariç, başağında bırakın." (Yusuf Suresi, 47)
"Bunun ardından yedi kıtlık yılı gelecek. Önceden sakladıklarınızı yiyecekler, koruduğunuz az bir miktar hariç." (Yusuf Suresi, 48)
"Sonra bir yıl gelecek ki insanlara yağmur yağdırılır ve o yıl sıkıp alırlar." (Yusuf Suresi, 49)
Bugünkü Durum ve Kıyamet Alametleri
Peygamber Efendimiz, kıyamet alametlerini saymıştır. Bugün bu alametlerin yüzde yetmiş-sekizeni tahakkuk etmiştir. Hâlâ dünyamız ve ahiretimiz için bir şey yapmıyoruz. Dünyamızın geleceğini iyi işlerle, salih amellerle kurtaracağız.
Salih amel: Adaletli davranmak, haklının hakkını vermek, çalmamak, içki içmemek, başkasına zarar vermemek.
Kıyamet Ne Zaman?
Bir adam Peygamberimize geldi ve: "Kıyamet ne zaman?" diye sordu. Peygamberimiz: "Kıyamet için ne hazırladın?" dedi. Adam: "Allah ve Resulü'nün muhabbetini" dedi. Peygamberimiz: "Öyleyse sevdiğinle beraber olacaksın." buyurdu. (Buhari)
Ahiret Algısı
Ahiret demek gelecek demektir. Dünyanın işleri sadece camide namaz kılmakla bitmiyor. İşi, aşı, dünyayı mamur etmeyi de ihmal etmemeliyiz. Dünyayı kurtaracak olan bizleriz. Birlikte iyi işler yaparak, salih ameller işleyerek dünyamızı ve geleceğimizi kurtaracağız. Ahiret, ölümden sonra değil, bu dünyada da başlayan bir gelecektir.
Zikir ve Evradımızı Hızlı Okumanın Sebebi ve Hikmeti
Peygamberimiz'in Mekke'den Medine'ye hicret ederken düşmanlarının ensesine kadar geldiğini düşünün. Hz. Musa'nın Firavun'dan kaçarken denize dayandığı anı hatırlayın. Firavun ve ordusu, onları öldürmek için olanca gayretleriyle peşlerini bırakmıyordu.
Şeytan, Hz. Âdem'den bu yana insanoğluna düşmandır. İnsan yaratıldığından beri onu yanıltmak ve helak etmek için her an peşindedir. Deccal de şeytanı rehber edindiği için, şeytan kendisine iyi bir komutan bulmuştur. Eskiden kendi çocuklarıyla savaşırken, şimdi insanlardan olan Deccal'i komutan edinmiştir. Deccal'in askerleri ve şeytanın askerleri, müminleri helak etmek için birlikte uğraşmaktadır.
Tıpkı Hz. Musa'nın kaçtığı, Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç ettiği gibi, zikrimizde de gayretiniz öyle olmalıdır ki, şeytan ve Deccal, siz okurken bir yerinizi unutturup yanlış okutmasın. Bu yüzden olanca gayretinizle sınıflara çalışın. 11. sınıfa geldiğinizde zikrin tamamını ezberlemiş olmanız gerekir.
Sabah namazlarını da Yasin okuma yöntemiyle kılmaya gayret edin. Bu üç yöntemden birini seçip, Yasin ile sabah namazı kılın.
Zikrimizi, herhangi bir yanlış okuma olmadan, düzgün telaffuzla, en hızlı okuyabileceğiniz şekilde okumaya gayret edin. Çünkü ardımızda ensemizde olan şeytan, bizi yanıltmak, ayağımıza çelme takmak, zikrimizi çalmak ve dileklerimizi Rabbimize iletemememiz için olanca gayretiyle çalışmaktadır. Deccal da ona, frekans silahlarıyla, fiziksel ve elektriksel her türlü destekle yardım etmektedir.
Sofiye ve Müridimize Tavsiyeler
Gücünüzün yettiği kadar zikri hızlı okumaya gayret edin. Ancak zikir okurken, bu sınıflar süresince zikirlerin ne manaya geldiğini, ne dediğinizi de öğrenin. Tercümelerine bakın. Bunların hepsi ya ayet, ya hadis ya da salavattır. İnternette arayarak veya bir hocaya sorarak tercümelerini bulabilirsiniz. İnşallah yakında video açıklamaları da yapacağız. O güne kadar Google'da arayarak, Kur'an mealinden veya hadis kitaplarından manalarını öğrenebilirsiniz. Ne dediğinizi, ne zikrettiğinizi bilin.
11. sınıfı geçtikten sonra, zikri benim okuduğum gibi okuyun. Zikri olanca gayretinizle hızlı okumaya çalışın, fakat telaffuzlara ve mahreçlere dikkat edin. Her mahreç ayrı bir frekanstır. Şeytan, bu frekansları ters çeviremez. Her harf ayrı bir frekans, her tını ayrı bir nota, ayrı bir sesleniş, ayrı bir yayılım gösterir. Bu yüzden harflerin mahreçlerine dikkat edin ve hızlı okuyorum diye bir yerlerini yutmayın. Yutmak, unutmak ve yanlış okumak demektir. Zikirde unutmak, şeytanın çalması demektir.
Kur'an ve İnsanlık Sorumluluğu
Kur'an-ı Kerim, yürüyen Kur'an olan Hz. Muhammed ve insanoğlunun bedeni demektir. Sizin unutmanız veya unutturulmanız, ondan bir parçanın çalınması, insanoğlunun ve kainatın bozulması demektir. Yapacağınız bir yanlış, yukarı ölçekte çok şeylerin değişmesine ve bozulmasına sebep olacaktır.
Bizler, Allah'ın askerleri olarak bunlara dikkat edeceğiz. Kıyamete kadar insanoğlunun ayakta sağlam durması ve Kur'an'ın yeryüzünde sağlam kalması için görevlileriz. Bize verilen, hafızamızdaki ayetler, dualar ve hadisler; işte bu zikrin içindekileri saklamak, bize ve bizim askerlerimize düşmüştür. Diğer tarikatlar kendi araçlarını ve dualarını zikrediyorlar; onlara da o görev düşmüştür. Bizim mensuplarımıza düşen, bu ayetleri saklamak, korumak ve kıyamete kadar muhafaza etmektir. Görevinizi iyi bilin ve iyi yapın.
Raşidî Tarikatında Letâif Zikri Nasıl Çekilir?
Letâif zikri çekerken 15 taneli ağaç tesbih kullanılır. 14 tanesi büyük boy, bir tanesi ise daha büyük boy olur.
Zikre başlamadan önce:
- Abdest alınır; mümkün değilse teyemmüm edilir.
- 13 defa Estağfurullah çekilir ve gözler kapatılır.
- Tesbih sağ ele alınır, orta parmak ile başparmak birleştirilir ve tesbih bu ikisinin arasına yerleştirilir. İşaret parmağıyla boncuklar hareket ettirilir.
Letâif Noktalarında Zikir Çekimi:
- Sol memenin dört parmak altı: Başparmak ve orta parmakla dokunulur ve orada tutulur. 14 defa "Allah" denir (sesli, ancak kendimizin duyacağı kadar). 15. defada "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denir. Bu şekilde 5 devir yapılır.
- Sağ memenin dört parmak altı: Aynı şekilde 14 defa "Allah", 15. defada "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denir. 5 devir yapılır.
- Sol memenin dört parmak üstü: 14 defa "Allah", 15. defada dua. 5 devir.
- Sağ memenin dört parmak üstü: 14 defa "Allah", 15. defada dua. 5 devir.
- İki kaşın arası: Tesbih tutularak 14 defa "Allah", 15. defada dua. 5 devir.
İkinci Tur:
Her bir letâif noktasında bu sefer 3 devir yapılır.
Zikrin Sonu:
En son 13 defa Estağfurullah çekilir ve gözler açılır.
Letâif Zikrinin Devamlılığı:
Bu şekilde Letâif Zikri, günde 3 defa (sabah, öğle ve ikindi veya akşam) her gün çekilir. Ta ki letâifler çalışıp buralarda bir enerjinin (elektrik benzeri) döndüğü hissedilene kadar. Kalp ve ruh, tıpkı bir araba lastiğinin veya balonun hava ile dolması gibi, bu enerjiyle şişer. İşte bu enerjiyi kalpten ruha, ruhtan sırra, sırdan hafî ve nefs çatısına kadar döndürebilmeye Letâif Zikri denir.
Letâifler çalışmaya başladığında kişi, kendisine gelen ilhamları (vâridât) ve bilgileri alabilir. İstek ve dualar kabul olur, enerji gönderilip alınabilir. Ayrıca râbıta (irtibat bağı) kurularak uzaktaki biriyle kalpten konuşulabilir veya ona ilham verilebilir.
FREKANSIN AKICILIĞI
Zikir demek, kainata ses frekansı yaymak demektir. Mesela evimizdeki lambayı yakmak için düğmeye bastığımızda kablodan iyonlar yani elektronlar akar ve elektronlar iyonlar aktıkça ardı ardına lamba yanar. Ne zaman akışı durdurursak, mesela düğme kapandı ve ana hatta elektrik gelmedi o zaman lamba söner. Lambanın daimi yanması için akıcı bir iyon akışı olması gerekir, yani bir frekans vardır. Bu da bir nevi frekans akışıdır. İşte bizim zikrimizdeki zikirlerin de sayısı vardır. Mesela 66 defa veya 666 defa Allah zikri, yine diğer sınıflara göre bir kere veya on kere söylenen zikirler. İşte bunlar, ses frekansının devamlılığını ve akıcılığını sağlayan şeylerdir.
Bizim tarikatımızda glow etkisi vardır. Alfa insan olmak ve etrafına enerji yaymak için zikir çektiğimizde etrafımıza glow etkisi yaparız. Bu ne kadar uzun zikredilirse o kadar çok ve akıcı bir yayılım yapar ve etrafımızdaki dalga o kadar uzağa gider ve sönmez. Sönmemesi iki seher vaktine kadar sürer. Yani iki seher vaktinde günde iki defa zikretmek, yüksek sınıflar içindir. Mevsim zikri çekenler, beşinci sınıftan itibaren günde iki defa zikrederler ve böylece sabah kuvvetli güneş ışığı ve ikindi ışığı sönümlenecek ışık gibi kısa Hızbül Kasr ve sabah Hızbül Kebir... Sonbahar sabahları Hızbül Kasr yani günler kısa ve kısa glow yansıması, aksamalar uzun ve ikindiden sonra Hızbül Kebir uzun zikir yapılır ki uzun süreli glow akışı olsun, yayılma olsun.
DECCAL ve KEHRWERT TERS FREKANS İLE BOZMA
Deccal, aynen Kur'an'da Allah'ın buyurduğu gibi şeytanın fiskiyesiyle (fesat vermesiyle) yaptı ve deccal ortaya çıktı ve doğayı bozdu. Genlerle oynayarak neredeyse bütün gıdaları bozdu. "İyi yapıyorum" diye dengeyi bozdu. Domates geni ile balık genini karıştırdı, balık kokulu iğrenç domates icat etti. Yine ecinbücük bozuk şekilli domatesler, kokusu ve özü ölmüş domatesler... Yine kabak geni ile karpuzu karıştırdı, kabak yapılı kocaman karpuz ve çekirdeklerini yok etti, çekirdeksiz tohumsuz dölsüz karpuz ve gıdalar... Onlar yine ondan dolayı, kural gereği dölsüz insanlar meydana geldi. Yine hayvanların genleriyle oynandı, hayvanları da bozdu. Şimdi ise insanları kullanma ve bozma işinde.
Ve biz sabah namazını Yasin ile kılarız ve tarikatımızda Yasin ile kılmanın üç yöntemi vardır. Siz de müntesibimiz olarak bu üç yöntemden biriyle sabah namazını kılınız. Ve işte Yasin, Peygamberimizin ismidir, yani Kur'an'ın kalbi dediği Yasin'dir. Yasin ve Kur'an, gezen yürüyen Kur'an Muhammed'dir. Ve işte şeytan ve deccal, biz namaz kılarken Yasin'den bir parça çalıp bizi unutturursa insan bir zarar görecektir. Yasin'den bir yerin eksik olması bozuk genli insan üretimidir. Öyle bir durum vaki olunca ben namazda derim ki: "Benden sonrakiler okusun." Ve sizden kiminin aklına evinde, çarşıda, pazarda ben ve Yasin suresinden bir ayet düşerse, hemen Yasin'in o bölümünü doğru şekilde okusun veya açıp Kur'an'ı düzgünce okusun. Ve sizin okumanız, ayna nöron yöntemi ile birbirimize ulaşır ve Kur'an-ı insanî ve Yasin'i ve Muhammed'in yazılımını onarmış oluruz. Bu sayede siz de okurken unutursanız veya bir bölümünü şeytan ve deccal çalarsa aynısını yapın. "Benden sonrakiler okusun" deyip hemen rükûya varın ve namazı tamamlayıp bitirin.
Yani Kehr Wert ters frekans etkisi ile kainatı bozma meselesinde, Deccal'in bozması meselesinde : Yani mesela sen duanda veya zikrinde olumlu bir cümle ile bir şey için yap veya yardım et veya koru veya git gibi olumlu bir fiil kullandın ve dua ettin. İşte Deccal onu tersine, ters frekans etkisi ile tersine çeviriyor. O zaman "yap" dediğin "yapma" oluyor, "yardım et" dediğin "yardım etme" oluyor, "koru" dedin "koruma" oluyor hatta "zarar ver" oluyor, "git" dediysen "gitme" veya "burada kal" oluyor. Yani olumlu cümleyse olumsuza, negatife çeviriyor; olumsuz cümleyse olumluya çeviriyor. Bu ters frekans etkisi ile...
İşte ondan korunabilmek için dualarımızı Kur'an'daki dualar halinde yapmamız gerekir. O yüzden Kur'an'daki dualar veya onun türevleri halinde, yani Allah kelamını bozamaz o Deccal ve şeytan. O yüzden Arapça ve harflerinin mahreçlerine dikkat ederek okunup zikredilmeli. Mesela peltek se ayrı bir tını, ayri bir frekans. Bazı frekanslar öyle ki sadece Arapça'da olan kelimeler ve bunların, hele hele bunların tersini almak çok zordur. Dad harfi, peltek zel, hırıltılı ha gibi. O yüzden mahreçleri öğrenip ona göre okuyup zikretmek, bu ters frekans silahına karşı bir çözümdür. Yani Allah kelamı olan Kur'an'daki ayetlerin bir yapısı var, o yapı ile söylenen tersine çevrilmez. Mesela Tebbet kelimesi tersinden de okunsa Tebbet'tir, düzünden de okunsa Tebbet'tir. Palindrom kelimedir. Bunun gibi palindromik kelimeler kullanmak da bir nevi ters frekans silahını etkisiz hale getirir.
SON YENi KONULAR
FORUMA GiR
FORUMDA ARA
SUPPORT
Calendar
Members
Forum Team
Forum Statistics
