MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 5
Son Üye» Son Üye Ahmed
Toplam Konular» Toplam Konular 2,192
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 2,468

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Kur’ân-ı Kerim Okumanın Fazileti İle İlgili Hadisler

Kur’ân-ı Kerim okumanın fazileti nedir? Kur’ân-ı Kerim okumanın insan üzerindeki maddi ve manevi etkileri nelerdir? Kur’ân okumanın fazileti ile ilgili hadis-i şerifler.

Kur’ân-ı Kerim, İslâm dininin kutsal kitabıdır.

Kur’an okumanın gerekliliği ve fazileti üzerinde sıkça durulur. Kur’an’ın bazı yerlerde kendini “zikr” olarak nitelemesi Kur’an okumanın geniş anlamıyla Allah’ı anma anlamına geldiği söylenebilir. İbadetleri mahiyetlerine göre doğrudan ibadet, vesile ibadet şeklinde ikiye ayıran fakihler Kur’an öğretmeyi abdest, ezan ve imâmet gibi vesile ibadetler arasında sayarken Kur’an okumayı namaz ve oruç gibi doğrudan ibadet olan fiillerden görmüşler ve onun sünnet grubunda yer alan bir ibadet olduğunu belirtmişlerdir.

KUR’AN OKUMANIN FAZİLETİ İLE İLGİLİ HADİSLER

    Kur’an Şefaat Edicidir

Ebû Ümâme radıyallahu anh, ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:

“Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçı olarak gelecektir” buyururken işittim, demiştir. (Müslim, Müsâfirîn 252.)

    Kur’an okumanın sevabı

İbni Mes’ûd radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 16)

    Kur’an sureleri birbiriyle yarışırlar

Nevvâs İbni Sem’ân radıyallahu anh  şöyle dedi: Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:

“Kıyamet gününde Kur’an ve dünyadaki hayatlarını ona göre tanzim eden Kur’an ehli kimseler mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kur’an’ın önünde Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri vardır. Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışırlar” buyururken işittim. (Müslim, Müsâfirîn 253)

    En hayırlınız Kur’an öğrenen ve öğretendir

Osmân İbni Affân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 21)

    Kur’an’ı kekeleyerek zorla okumanın sevabı

Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kur’an’ı gereği gibi güzel okuyan kimse, vahiy getiren şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevap vardır. (Buhârî, Tevhîd 52)

    Kur’an okuyan mü’min portakal gibidir

Ebû Mûsa el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kur’an okuyan mü’min portakal gibidir: Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’an okumayan mü’min hurma gibidir: Kokusu yoktur, tadı ise güzeldir. Kur’an okuyan münâfık fesleğen gibidir: Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur’an okumayan münâfık Ebû Cehil karpuzu gibidir: Kokusu yoktur ve tadı da acıdır.” (Buhârî, Et’ime 30 Fezâilü’l-Kur’ân 17, Tevhîd 36)

    Allah Teâlâ Kur’an ile yükseltir

Ömer İbni Hattâb radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” (Müslim, Müsâfirîn 269)

    Gıpta edilecek iki kişiden biri de Kur’an ile meşgul olandır

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah’ın kendisine Kur’an verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O’nun yolunda harcayan kimse.” (Buhârî, İlm 15, Zekât 5, Ahkâm 3, Temennî 5, İ’tisâm 13, Tevhîd 45)

    Kur’an huzur verir

Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Bir adam Kehf sûresini okuyordu.Yanında iki uzun iple bağlanmış bir at vardı. O adamın üzerini bir bulut kapladı ve yaklaşmaya başladı. Atı da o buluttan ürkmeye başlamıştı. Sabah olunca, adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve bu durumu anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz:

“O sekînedir; okuduğun için inmiştir” buyurdu. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 11)

    Kur’an okunmayan ev harabedir

İbni Abbâs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.” (Tirmizî, Fazâilü’l-Kur’ân 18)

    Oku ve yüksel

Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Her zaman Kur’an okuyan kimseye şöyle denecektir: Oku ve yüksel, dünyada tertîl ile okuduğun gibi burada da tertîl ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun âyetin son noktasındadır.” (Ebû Dâvûd, Vitr 20)

    Ezberlediğiniz sureleri unutmayın

Ebû Mûsa radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Şu Kur’an’ı hâfızanızda korumaya özen gösteriniz. Muhammed’in canını kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki Kur’an’ın hâfızadan çıkıp kaçması, bağlı devenin ipinden boşanıp kaçmasından daha hızlıdır.” (Buhârî, Fazâilü’l-Kur’ân 23)

    Kur’an ilgisiz kalmaz

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kur’an hâfızı, bağlı devenin sâhibine benzer. Deve sahibi devesini sürekli gözetirse elinde tutar. Eğer onunla ilgilenmezse kaçıp gider.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 23)

    Kur’an güzel okumak

Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:

“Allah,  güzel sesli bir peygamberin, Kur’an’ı tegannî ile yüksek sesle okumasından hoşnut olduğu kadar hiçbir şeyden hoşnut olmamıştır” buyururken işittim, demiştir. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 19; Tevhîd 32)

    Dâvûdi sesli Sahabe

Ebû Mûsa el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu:

“Şüphesiz Dâvûd’a verilen güzel seslerden bir nağme de sana verilmiştir.”(Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 31)

    Kur’an-ı Kerim’i Peygamberimizden daha güzel okuyan biri yoktur

Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i yatsı namazında “Ve’t-tîni ve’z-zeytûni” sûresini okurken dinledim. Ondan daha güzel sesli bir kimse işitmedim. (Buhârî, Ezân 102)

    Kur’an’ı tegannî ile oku

Ebû Lübâbe Beşîr İbni Abdülmünzir radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kur’an’ı tegannî ile okumayan kimse bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Vitr 20)

    Peygamberimizin bana Kur’an oku dediği Sahabe

Abdullah İbni Mesut radıyallahu anh  der ki: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:

– ”Bana Kur’an oku” buyurdu.

–Yâ Resûlallah! Kur’an sana indirilmişken ben sana nasıl Kur’an okurum? dedim.

– ”Ben Kur’an’ı başkasından dinlemeyi gerçekten çok severim” buyurdular. Bunun üzerine ben kendilerine Nisâ sûresini okudum. “Her ümmetten gerçek bir şahit, seni de bunlara hakkıyla şahit getirdiğimiz zaman halleri nice olur” (âyet 41)  anlamındaki âyete gelince:

– ”Şimdilik yeter” buyurdular. Kendisine dönüp baktım, iki gözünden yaşlar boşanıyordu. (Buhârî, Tefsîru sûre(4), 9; Fezâilü’l-Kur’ân 33, 35)

    Kur’ân’ı tercih ediniz

Peygamber Efendimiz, Tebük Seferi’ne çıkarken Neccâroğulları’nın bayrağını Umâre bin Hazm’a vermişti. Daha sonra Zeyd bin Sabit’i görünce, bayrağı Umâre’den alıp ona verdi. Umâre radıyallâhu anh:

“–Yâ Rasûlallah! Bana kızdınız mı?” diye sorunca Peygamber aleyhisselâm:

“–Hayır! Vallâhi kızmadım! Fakat, siz de Kur’ân’ı tercih ediniz! Zeyd, Kur’ân’ı senden daha çok ezberlemiştir! Burnu kesik zenci köle bile olsa, Kur’ân’ı daha çok ezberlemiş olan kimse başkalarına tercih edilir!” buyurdu. Evs ve Hazrec kabîlelerine de, bayraklarını Kur’ân’ı daha çok ezberlemiş olan kimselere taşıtmalarını emretti. Bunun üzerine Avfoğulları’nın bayrağını Ebû Zeyd, Benî Selime’nin bayrağını da Muâz radıyallâhu anh taşıdı. (Vâkıdî, III, 1003)

    Hiçbir peygambere verilmeyen iki nur

İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, bir keresinde Cebrâil aleyhisselâm Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oturmakta iken, Resûl-i Ekrem yukarı taraftan kapı gıcırtısına benzer bir ses işitti ve başını kaldırdı. Cebrâil:

– Bu, şimdiye kadar hiçbir şekilde açılmayıp sadece bugün açılan bir gök kapısıdır, dedi. Peşinden o kapıdan bir melek indi. Bunun üzerine Cebrâil:

– Bu, yeryüzüne inen bir melektir. Bugüne kadar hiç inmemişti, dedi. Melek selâm verdi ve Peygamberimiz’e şöyle dedi:

– Müjde! Sana, senden önce hiçbir peygambere verilmeyen iki nur verildi. Biri Fâtiha sûresi, diğeri Bakara sûresinin son âyetleri. Bunlardan okuyacağın her harfe karşılık sana sevap ve ecir verilir. (Müslim, Müsâfirîn 254)

    Kur’an okunan evi rahmet kaplar

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir cemaat Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekînet iner, onları rahmet kaplar ve melekler etraflarını kuşatır. Allah Teâlâ da o kimseleri kendi nezdinde bulunanların arasında anar.” (Müslim, Zikr 38)

    Kur’an’a sımsıkı sarılın

Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Size, sımsıkı sarıldığınız müddetçe benden sonra sapıtmayacağınız iki mühim emânet bırakıyorum. Biri diğerinden daha büyüktür. O da Allâh’ın Kitâbı’dır! Kur’ân, semâdan yeryüzüne uzatılmış sağlam bir ip gibidir. Diğer emânet de âilem, Ehl-i Beyt’imdir. Kur’ân ve Ehl-i Beyt’im cennette Havuz’un başında benimle buluşuncaya kadar birbirlerinden ayrılmazlar. Benden sonra o ikisine karşı nasıl muâmelede bulunduğunuza iyi bakın, dikkat edin!” (Tirmizî, Menâkıb, 31/3788)

    Huzûr-i kalp ile Kur’ân oku

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Sizden birisi Rabbi ile münâcât ve mükâlemeyi (O’na yalvarıp O’nunla konuşmayı) severse huzûr-i kalp ile Kur’ân okusun.” (Suyûtî, I, 13/360)

    Kur’an oku ve onunla amel et

Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim Kur’ân-ı Kerîm’i okur ve onunla amel ederse, kıyâmet günü ebeveynine bir tâc giydirilir. Bu tâcın ışığı, güneş dünyâdaki bir eve konulduğunda onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur’ân-ı Kerîm ile bizzat amel edenin ışığı nasıl olur, düşünebiliyor musunuz?” (Ebû Dâvûd, Vitr, 14/1453)

    Ticaretten daha karlı şey

Ebû Ümâme radıyallâhu anh da şöyle anlatıyor: Birisi Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’e geldi ve:

“–Yâ Rasûlallâh! Falan oğullarının hisselerini alıp sattım, şöyle şöyle kâr elde ettim.” dedi. Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“–Sana bundan daha kârlı bir şeyi haber vereyim mi?” dedi. Adam:

“–Öyle bir şey var mı?” diye sordu. Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“–Kur’ân’dan on âyet öğrenen bir kimse senden daha kazançlıdır!” buyurdu. Bunun üzerine adam gitti ve hemen on âyet öğrenip geldi ve bunu Rasûlullâh’a bildirdi. (Heysemî, VII, 165)

    Kur’ân, Al­lâh’ın zi­yâ­fe­ti­dir

Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştu:

“Her zi­yâ­fet çe­ken, zi­yâ­fe­ti­ne (in­san­la­rın) gel­me­si­ni is­ter ve bun­dan mem­nun olur. Kur’ân da Al­lâh’ın zi­yâ­fe­ti­dir. On­dan uzak dur­ma­yı­nız.” (Dâ­ri­mî, Fe­zâ­ilü’l-Kur’ân, 1)

    Kur’an ehli kimdir?

Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“−Şüphesiz insanlardan Allâh’a yakın olanlar vardır!” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:

“−Ey Allâh’ın Rasûlü! Onlar kimlerdir?” diye sorunca Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“−Onlar, Kur’ân ehli, Allâh ehli ve Allâh’ın has kullarıdır!” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 16)

    Kur’an bilenlerin önceliği

Uhud Harbi sonunda ashâb-ı kirâm:

“−Yâ Rasûlallâh! Şehidlerimiz pek çok. Bize ne yapmamızı emir buyurursunuz?” diye sordular. Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“−Derin ve geniş kabirler kazınız, her kabre ikişer, üçer koyunuz!” buyurdu. Ashâb:

“−Önce hangilerini koyalım?” diye sorunca Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm: “−En çok Kur’ân bileni önce koyunuz!” buyurdu. (Nesâî, Cenâiz, 86, 87, 90, 91)

    Kur’ân’ı yaşayana cennet vardır

Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“Kim Kur’ân’ı okur, onu güzelce ezberler, helâlini helâl, haramını haram kabul eder ve bunlara uyarsa, Allâh bu sâyede o kimseyi cennetine koyar. Âilesinden hepsi cehennemi hak etmiş on kişiye şefaat etme hakkı verir.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 13/2905; Ahmed, I, 148)

    Kur’ân oku­yu­nuz

Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem, birgün Kur’ân âşıklarından Übey bin Kâ’b radıyallâhu anh’a hitâben:

“–Allâh Teâlâ, «lem yekünillezine keferû» sûresini sana okumamı emir buyurdu.” dedi. Übey bin Kâ’b radıyallâhu anh: “–Allâh Teâlâ benim ismimi zikretti mi?” dedi. Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“–Evet!” buyurdu. Übey bin Kâ’b, bu ikrâm-ı ilâhî karşısında çok duygulandı ve içli içli ağladı. (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 16, Tefsîr, 98/1, 3; Müslim, Müsâfirîn, 246)

    Kur’ân bu­lu­nan bir kal­be azâp edilmez

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Kur’ân oku­yu­nuz... Çün­kü Al­lâh, için­de Kur’ân bu­lu­nan bir kal­be azâp et­mez...” (Dâ­ri­mî, Fe­zâ­ilü’l-Kur’ân, 1)

    Ümmetin en şereflileri

Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz buyrulur:

“Ümmetimin en şereflileri, Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyen hâfızlar ve gecelerini ihyâ edenlerdir.” (Suyûtî, I, 36/1063)

    Kur’ân bir zenginliktir

Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kur’ân bir zenginliktir ki ondan sonra fakirlik olmaz (yâni ona sâhip olan en muazzam bir hazîneye sâhip olmuştur) ve ondan başka zenginlik de yoktur (yâni o ilâhî hazîne hiçbir maddî zenginlikle kıyas edilemez).” (Heysemî, VII, 158)

    Kur’an Kerîm okumak Allah Teâlâ’yı zikirdir

Bir hadîs-i kudsîde Azîz ve celîl olan Allâh Teâlâ:

“Kur’ân-ı Kerîm okumak ve Ben’im zikrim, her kimi, Ben’den bir şey istemekten meşgul eder, geri bırakırsa, Ben ona, isteyenlere verdiğimden daha fazlasını veririm.” buyurmaktadır. (Tirmizî,  Fedâilu’l-Kur’ân, 25/2926)

    Şifa Kur’ân’dadır

Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır:

“Devânın en hayırlısı Kur’ân’dır.” (İbn-i Mâce, Tıb, 28)

    Allah Teâlâ Kur'ân okuyanı dinler

Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allâh, geceleyin iki rekat namaz kılan (ve Kur’ân okuyan) bir kulu dinlediği kadar hiçbir şeyi dinlemez. Allâh’ın rahmeti, namazda olduğu müddetçe kulun başı üstüne saçılır. Kullar, Kur’ân’la hemhâl oldukları andaki kadar hiçbir zaman Allâh’a yaklaşmış olamazlar.” (Tirmizî,  Fedâilu’l-Kur’ân, 17/2911)

    Kur’ân yeryüzünde nûr, gökyüzünde azıktır

Ebû Zerr radıyallâhu anh:

“−Yâ Rasûlallâh! Bana nasihatte bulun!” dediğinde Âlemlerin Efendisi:

“−Kur’ân okumaya ve Allâh’ı zikretmeye bak, çünkü Kur’ân yeryüzünde senin için bir nûr, gökyüzünde de bir azıktır.” buyurmuştur. (İbn-i Hibbân, II, 78)

    Çocuklarınızı üç hususta yetiştirin

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Çocuklarınızı üç hususta yetiştirin: Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt sevgisi ve Kur’ân kıraati… Çünkü hamele-i Kur’ân (yâni Kur’ân hafızları) hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet gününde peygamberler ve asfiyâ (yâni safâya ermiş olan Allâh dostları) ile birlikte Arş’ın gölgesindedir.” (Münâvî, I, 226)

    Kur’ânı küçük yaşlarda öğrenmek

Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“Kim Kur’ân’ı küçük yaşlarda öğrenirse Kur’ân onun etine ve kanına işler (Yâni Kur’ân’ın feyziyle nûrlanır.)”  (Ali el-Müttakî, I, 532)

    Kur’an okuyanın kıyamette durumu

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) Kur’ân ehline ve âilesine şu güzel müjdeleri vermişlerdir:

“Kıyamet günü kabir yarılıp Kur’ân’ı okuyan kişi dışarı çıktığında, Kur’ân onu rengi solmuş bir adam gibi karşılar. «Beni tanıyor musun?» diye sorar.

Mü’min «Tanıyamadım» der.

O şahıs, «Ben öğle sıcağında seni susuz, gece uykusuz bırakan arkadaşın Kur’ân’ım. Her tüccar ticaretinin peşindedir. Sen ise bugün her ticaretin peşinde olacaksın!» der. Hemen sağ eline saltanat, sol eline ebediyet verilir, başına vakar tâcı konur, anne-babasına hulleler giydirilir ki dünya ehli onlara kıymet biçemez veya bunlar dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir.

Onlar, «Bu değerli elbiseler bize niçin giydirildi?» diye sorarlar. «Çocuğunuzun Kur’ân’ı eline alması sebebiyle» denir.

Sonra Kur’ân okuyan kişiye, «Oku ve cennetin dereceleri ve odaları arasında yüksel!» denir. O, ister hızlı, ister tertîl üzere olsun okumaya devam ettiği müddetçe yükselmeye devam eder.” (Ahmed, 5: 348; Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 15; Abdürrazzak, Musannef, 3: 373; İbn Ebî Şeybe, Musannef, 6: 129)

BAZI SÛRELERİ OKUMANIN FAZİLETİ HAKKINDA HADİSLER

    Fatiha sûresinin fazileti

Ebû Saîd Râfi‘ İbni Muallâ radıyallahu anh  şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana:

– ”Mescidden çıkmazdan önce sana Kur’an’daki en büyük sûreyi öğreteyim mi?” buyurdu ve elimi tuttu. Çıkmak istediğimizde ben:

–Yâ Resûlallah! Bana Kur’an’daki en büyük sûreyi sana öğreteyim mi demiştiniz? dedim. Bunun üzerine:

– ”Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn’dir. O seb’ul-mesânîdir; bana verilen Kur’ân-ı Azîmdir” buyurdular. (Buhârî, Tefsîr 1; Fezâilü’l-Kur’ân 9)

    İhlas sûresinin fazileti

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Kul hüvallahü ahad” sûresi hakkında şöyle buyurdu:

“Canımı gücü ve kuvvetiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bu sûre Kur’an’ın üçte birine denktir.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 13)

    Kur’an’ın üçte biri

Bir başka rivayete göre:  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına şöyle buyurdu:

“Sizden biriniz bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaktan âciz mi kalıyor?” Bu onlara gerçekten zor geldi ve:

–Buna hangimizin gücü yeter ki yâ Resûlallah! dediler. Bunun üzerine Efendimiz: “Kul hüvellahü ahad Allahü’s-samed, Kur’an’ın üçte biridir” buyurdular. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 13) Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, bir adam başka bir adamın “Kul hüvellahü ahad”’ı tekrar tekrar okuduğunu duydu. Sabah olunca Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip bu durumu anlattı. Adamın kendisi bunu azımsıyordu. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Canımı gücü ve kudretiyle elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, o sûre Kur’an’ın üçte birine denktir” buyurdu. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 13)

    Felak ve Nâs surelerinin fazileti

Ukbe İbni Âmir radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bu gece indirilen âyetleri görmedin mi? Onların benzerleri asla görülmemiştir: Kul eûzü birabbi’l-felak ve kul eûzü birabbi’n-nâs.” (Müslim, Müsâfirîn 264) Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh  şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cinlerden ve göz değmesinden Allah’a sığınırdı. Nihayet Muavvizeteyn (Kul eûzü birabbi’l-felak ve kul eûzü birabbi’n-nâs) nâzil oldu. Ondan sonra Muavvizeteyn ile Allah’a sığınmaya başladı ve diğer duaları bıraktı. (Tirmizî, Tıb 16)

    Tebareke suresinin fazileti

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kur’an’da otuz ayetten ibaret bir sûre bir adama şefaat etti; neticede o kişi bağışlandı. O sûre: Tebârekellezî biyedihi’l-mülk’dür.” (Ebû Dâvud, Salât 327)

    Amenerrasülü'nün fazileti

Ebû Mes’ûd el-Bedrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bakara sûresinin sonundan iki âyeti geceleyin okuyan kimseye bunlar  yeter.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 10, 27, 34)

    Bakara sûresinin fazileti

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan, içinde Bakara sûresi okunan evden kaçar.”  (Müslim, Müsâfirîn 212)

    Ayetel Kürsi'nin fazileti

Übey İbni Kâ’b radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ey Ebü’l-Münzir! Allah’ın kitabından ezberinde bulunan âyetlerden hangisinin daha büyük olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Ben:

–Allâhü lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyu’l-kayyûm, dedim. Bu cevabım üzerine elini göğsüme vurdu ve:

– “İlim sana mübarek olsun, ey Ebü’l-Münzir” buyurdu. (Müslim, Müsâfirîn 258)

    Âyetü’l-Kürsî bütün kötülüklerden korur

Ebû Hüreyre radıyallahu anh  şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem beni ramazan zekâtı olan sadaka-i fıtrı korumakla görevlendirmişti. Bir adam gelip yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Adamı tuttum ve:

– Vallahi seni Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna götüreceğim, dedim. Adam:

– Şüphesiz ben muhtacım, çoluğum çocuğum ve pek çok ihtiyacım var, dedi. Bunun üzerine ben adamı salıverdim. Sabaha çıkınca, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Yâ Ebâ Hüreyre! Dün gece tutsağını ne yaptı?” buyurdu. Ben de:

– Yâ Resûlallah! İhtiyaç içinde bulunduğunu ve çoluk çocuğu olduğunu söyledi, ben de acıdım ve salıverdim, dedim. Resûl-i Ekrem:

– “O sana yalan söyledi, tekrar gelecek” buyurdu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözü üzerine tekrar geleceğini anladım ve onu gözetlemeye koyuldum. Adam geldi ve yine yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Bunun üzerine:

– Seni Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna çıkaracağım, dedim. Adam:

– Beni bırak, çünkü ben gerçekten muhtacım. Çoluk çocuğum da var. Bir daha gelmem, dedi. Ben de acıdım ve salıverdim. Sabah olunca yine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana:

– “Yâ Ebâ Hüreyre! Dün gece tutsağın ne yaptı?” diye sordu. Ben de:

– Yâ Resûlallah! Bana yine ihtiyaç içinde bulunduğunu ve çoluk çocuğu olduğunu söyledi,  ben de acıdım ve salıverdim, dedim. Peygamberimiz:

– “O kesinlikle sana yalan söyledi, ama tekrar gelecek” buyurdu. Ben de üçüncü defa gelmesini bekledim. Gerçekten geldi ve yine yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Onu tekrar yakaladım ve:

– Seni mutlaka Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna çıkaracağım; artık bu üçüncü ve son gelişindir. Bir daha gelmeyeceğine söz veriyorsun sonra tekrar geliyorsun, dedim. Bu defa bana:

– Beni bırak!  Allah’ın seni faydalandıracağı bazı kelimeleri ben sana öğreteyim, dedi. Ben:

– O kelimeler nelerdir? dedim. O:

– Yatağına girdiğinde Âyetü’l-kürsî’yi oku. O takdirde, senin yanında Allah tarafından sürekli bir koruyucu bulunur ve sabaha kadar şeytan sana yaklaşamaz, dedi. Bunun üzerine ben onu salıverdim. Sabah olunca Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana:

– “Tutsağın dün gece ne yaptı?” diye sordu. Ben de:

–Yâ Resûlallah! Allah’ın beni faydalandıracağı birtakım kelimeleri bana öğreteceğini söyledi, ben de onu salıverdim, dedim. Peygamber Efendimiz:

– “O kelimeler neler?” diye sordu, ben de o kimsenin bana:

–Yatağına girdiğin zaman Âyetü’l-kürsî’yi, “Allahü lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûm” âyetini başından sonuna kadar oku; senin yanında Allah tarafından sürekli bir koruyucu bulunur ve sabaha kadar şeytan sana asla  yaklaşamaz, dediğini söyledim. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Bak hele! Kendisi yalancı olduğu halde bu sefer sana doğruyu söylemiş. Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun, ey Ebû Hüreyre?” dedi. Ben:

– Hayır, bilmiyorum, dedim. Resûl-i Ekrem:

– “O şeytandır” buyurdular. (Buhârî, Vekâlet 10, Fezâilü’l-Kur’ân 10, Bed’ü’l-halk 11)

    Kehf sûresinin fazileti

Ebü’d-Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kehf sûresinin başından on âyet ezberleyen kimse deccâlden korunmuş olur.”

Bir rivayette: “Kehf sûresinin sonundan” buyurulmuştur. (Müslim, Müsâfirîn, 257)

    Haşr sûresinin fazileti

Sabah ve akşam üç defa (besmeleden önce) “Eûzü billâhi’ssemîi’l-alîmi mine’ş-şeytâni’r-racîm” dedikten sonra Haşr sûresinin son üç âyetini okuyanlar için büyük müjdeler içeren hadisin sıhhat derecesiyle ilgili eleştiriler bulunmakla beraber özellikle sabah namazlarından sonra bu üç âyetin okunması gelenek haline gelmiştir. (bk. Tirmizî, “Sevâbü’l-Kur’ân”, 22; Müsned, V, 26; Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 22; Emin Işık, “a.g.m.”, XVI, 426)
Üç Mescit Hadisi

Peygamber (s.a.v.) Efendimizin “Ancak üç mescidi ziyaret için yola çıkılır” dediği en faziletli mescitler.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Ancak üç mescidi ziyaret için yola çıkılır; Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ ve benim şu mescidim!” (Buharî, Fadlus-Salâti fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne, 6; Hac, 26; Savm, 67; Müslim, Hac, 288; Tirmizî, Salât, 243/326)

“Bir kimsenin Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ ve benim şu Mescid’imin dışında herhangi bir mescitte namaz kılmak için husûsî bir yolculuk yapması gerekmez.” (Ahmed, III, 64; Heysemî, IV, 3)

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in bu sözleri, diğer tüm mescitlerin faziletinin birbirine eşit olduğunu beyan etmektedir. O hâlde tarihî ve kültürel seyahatler dışında daha fazla sevap kazanmak niyetiyle oralara gitmenin bir fayda yoktur. Fakat üç mescit diğerlerinden faziletlidir.

Hadis şârihlerinden Hattâbî der ki:

“Bu «yolculuk yapılmaz» cümlesi haber veren (ihbari) bir cümle olup, emir değildir. Bu lafızdan, üç mescitte namaz kılmak için yapılan nezrin (adağın) yerine getirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Yani peygamberlerin mescidi olan bu üç mescit dışında herhangi bir yer için yapılan nezre riayet etmek üzere yola çıkmak zorunlu değildir. Eğer bu üç mescidin dışında bir yerde namaz kılmak için adakta bulunulmuşsa, kişi, oraya gitmek ya da bulunduğu yerde namaz kılmak arasında muhayyer olup yolculuğa çıkmak zorunda değildir.

Şeyhimiz Zeyneddin der ki: «Bu hadisin sadece mescitler ile alakalı olması en doğru vecihtir. Yani hadis, “Şu üç mescit dışında hiçbir mescit için yola çıkılmaz” anlamındadır. Mescitlerin dışında ilim tahsili, ticaret, gezinti, salih insanları, târihî mekânları, din kardeşleri ziyaret ve benzeri sebeplerle yapılan seyahatler, bu yasağa dâhil değildir».” (Aynî, Umdetü’l-Kârî, VII, 254)
Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’de Kılınan Namazın Fazileti

Mescid-i Nebi ve Kâbe’de kılınan namazlar diğer yerlerde kılınan namazlara göre daha sevap mı oluyor? Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’de kılınan namazın fazileti ve sevabı.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hâriç diğer camilerde kılınan 1000 namazdan daha hayırlıdır.” (Buhârî, Fadlu’s-Salâti fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne, 1)

“Benim mescidimde kılınan bir namaz, onun dışındaki camilerde kılınan 1000 namazdan daha faziletlidir. Ancak Mescid-i Haram hâriç. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz ise onun dışındaki 100 bin namazdan daha faziletlidir.” (İbn-i Mâce, İkâme, 195; Ahmed, III, 343, 397)

“…Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz, burada (benim mescidimde) kılınan 100 namazdan daha faziletlidir.” (Ahmed, IV, 5)

Hacca ve umreye giden kardeşlerimiz bütün vakit namazlarını Mescid-i Haram’da kılmaya gayret etmeli, bu fazileti kazanmalı, alışveriş, gezi gibi sebeplerle bu güzel fırsatı kaçırmamalıdır.
Hafızlık İlk Ne Zaman Başladı? Kurra Hafız Kime Denir?

Hafızlık ilk ne zaman başladı ve ilk hafız kimdir? Kurra hafız kime denir?

"Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ona uyun ve günahtan korunun ki size rahmet edilsin." (En’âm, 6/155)

Asr-ı saadetten itibaren Kur’an’ın muhafazasında büyük bir yere sahip olan hafızlık, Peygamberimizin eğitim metodunun da merkezinde yer almış ve güncelliğini her daim korumuştur. Vahyin ilk muhatabı olan Hz. Peygamber (sas) aynı zamanda ilk hafızdır. Hz. Peygamber’in teşvikiyle sahabenin inen ayetleri ezberleme gayreti de hafızlığın başlangıcı olarak kabul edilebilir. Bu anlamda Mekke’de Erkam’ın (ra) evinde, Medine’de Mescid-i Nebevî’de yer alan suffede hafızlık eğitimleri gerçekleşmiştir.

"Kurra" Kime Denir?

İslam’ın yayılmasına bağlı olarak Kur’an talimi ve hıfzı ile eğitimlerdeki yöntem çeşitliliğinde artış olmuştur. Beşinci asra kadar diğer İslami ilimlerle birlikte camilerde yapılan Kur’an talimi ve hıfzı, beşinci asırdan itibaren medreselerde gerçekleştirilmeye başlanmış ve bu ilimleri tahsil edenlere “Kurra” denilmiştir. Kur’an öğretimi için kurulan ilk müstakil medreseler Dâru’l-Kur’an’lar olup 1924’ten itibaren Kur’an eğitimi Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur’an kurslarında devam etmektedir.

Kaynak: Diyanet Haber
Mescid-i Nebevî’de Kırk Vakit Namaz Kılmanın Hükmü Nedir?

Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmanın hükmü nedir? Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmanın fazileti nedir?

Hac ve umre ziyareti için Medine-i Münevvere’de kalınan süre içinde beş vakit namazın Mescid-i Nebevî’de kılınmasına özen gösterilir. Hz. Peygamber, Mescid-i Nebevî’de kılınacak bir namazın, Mescid-i Haram hariç diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletli olduğunu bildirmiştir (Buhârî, Fazlü’s-salât, 1). Halk arasında Medine’de sekiz gün kalıp kırk vakit namaz kılmanın gerekli olduğu kanaati yaygın hâle gelmiştir. Bu kanaatin dayanağı, sıhhati tartışmalı olmakla birlikte, Hz. Peygamber’den (s.a.s.) rivayet edilen şu hadistir: “Kim benim şu mescidimde, bir tek vakti geçirmeksizin kırk vakit namaz kılarsa, kendisi için cehennemden berat ve azaptan kurtuluş yazılır. O kişi nifaktan da uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, XX, 40; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, II, 22)

Hadis âlimleri, gerek senet gerekse metin açısından bu rivayetin sıhhatinin tartışmalı olduğunu ifade etmişlerdir (Bkz. Elbânî, ed-Da‘îfe, I, 540; Rufâî, el-Ehâdîs, s. 435-436). Fıkıh eserlerinde de hacı adaylarının Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namazı ihmal etmemeleriyle ilgili vurgulu hükümler yer almamıştır. Bu bağlamda kırk vakit namaz konusuyla ilgili şu hadisin metin itibarıyla daha sahih olduğu bilinmektedir: “Kim ilk tekbire yetişmek kaydıyla kırk gün cemaatle namaz kılarsa o kimse için iki şeyden beraat gerçekleşir: Cehennem ateşinden ve nifaktan.” (Tirmizî, Salât, 66)

Buna göre Medine’de kalış zamanı yeterli olan kişilerin, sayı hesabı yapmaksızın Hz. Peygamber’in (s.a.s.) mescidinde, onun Ravza’sının yanında cemaatle namaz kılmaya devam etmeleri yerinde bir davranış olacaktır. Fakat organizasyon açısından daha kısa sürelerde kalmak zorunluluğu doğarsa, bu da anlayışla karşılanmalı ve kırk vakit kılamamanın bir eksiklik olacağı zannedilmemelidir. Zira Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmak, haccın ne farzı ne vacibi ne de sünnetidir. Dolayısıyla haccın tamamlanmasının bu namazlara bağlanmaması gerekir.

Kaynak: Diyanet Haber

Ahiret Nedir?

(Kar©glanin 1 Temmuz 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn.

Meali :

O kimseler ki; sana indirilene senden önce indirilen kitablara iman ederler. Onlar ahiret alemine de yakînen inanırlar.

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 4. ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Geçmiş ümmetlere nisbetle sizin dünyada kalışınız, ikindi namazı ile güneşin batımı arasındaki vakit kadardır.”

( Hadis-i Şerif , Buhârî, Mevâkît, 17; Tevhid, 31, 47)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Yıllardır Müslümanların ihtilafa düştüğü kelime : ahiret kelimesi ve, ahiret kelimesini Müslümanlar şimdiye kadar Sadece, öldükten sonraki hayat olaraktan anlamışlar.
Halbuki ahiret kelimesi, sonraki ya da şu anki dilimize uygun olaraktan : "gelecek" demektir yani "zukunft."  Çünkü bir çiçek diktimi, önce tohumunu diktin, daha sonra onun çiçek açması için bir zamana ihtiyaç var, bir mevsimin bir mevsime dönüşmesine ihtiyaç var, ve zamanı gelince, o çiçek açıp da, sana neşvu neva veriyor, O zaman ibadetlerinde ödülü olan nimetler, ahirette verilecek denmesinin sebebi, Eğer şu an, anında verilmemişse, Gelecekte bir zamanda sana verilecek demektir bu. Ama bu ömrün yeterse hayattayken verilir, yetmezse  2. veya 3. hayatlarında verilir. Onu böyle deyince de, araya başka bir bilgi sokmuş olduk, Yani insan çift hayatlı mıdır, Reenkarnasyon var mıdır? bazı çiçekler vardır, köklü veya yumrulu çiçekler, patates gülü gibi, yani yine lale gibi soğanlı çiçekler vardır, Eğer memleket çok soğuksa, ve toprak buza çekiyorsa, o çiçekler soğan verdikten sonra, ya da Yumru verdikten sonra, bazı memleketlerde, topraktan sökmen lazım ki, ertesi sene, tekrar o çiçeğe sahip olabilesin. Eğer sökmezsen hava ve toprak don a çektiği için, o çiçek ölür, ama bazı ağaçlar vardır, kökleri diplere giden, don vurmayacak kadar derinlere kadar dalmıştır ki, o agac yapraklarını döker, ve uykuya yatar, ertesi sene Rüzgar onu kaldırınca, tekrar Uykudan uyanıp, tekrar yeşillenir, meyvesini verir. yani ölmeyenler var. ölenler var. bazı çiçekler ölür, Susam gibi, buğday gibi, o sene meyvesini verir, çiçeğini açar, yaprağını açar, sonbahar geldi mi, hasat edersin, gelcek sene tohumundan bir daha dikmek lazım ki, o sana, yeni sene bir daha meyve versin, o Mevsimde dogduysa, beriki mevsim ölmüştür, işte ödüller de eğer bu hayatta sana verilmediyse, sen buğday gibi cibilliyatta isen, ikinci bir mevsim daha sana verilir, tohum vermişsindir, Eğer küçülürsün yeni bir cocuk ve cocucugun olarak dogarsin, bir hayat daha kazanırsın, ama  elma ağacı sabit, sadece uykuya yatıyor, tekrar uyanıyor, ölmüyor, ve bir de elmalarının içinde, yeni çekirdekler veriyor, ama buğday öyle değil, buğday başağı verdi, öldü, sen onu yeniden dikersen bir daha Hayat buluyor, o zaman ahiret nasıl bir şey, Doğada bir örnek gösterilmemiş, bize birçok örnek var. Allah : kainata bakmıyor musunuz, Etrafınıza bakmıyor musunuz diyor, etrafımıza baktığımızda, o zaman buğday bir örnek, yine Lale gülü örnek, yine patates gülü örnek, yine patatesin kendisi örnek, havuç örnek, havucu toprakta hiçbir şey kalmayacak şekilde çıkarman gerekiyor, Eğer onun  tohumunu aldıysan, Ondan bir daha üretebilirsin, ya da eski havuçtan üretebilirsin,  soğanı, soğan dikerek den üretebilirsin, ama Mevsim Geçti öldü, ama çam ağacı  uykuya da yatmıyor, Uyku bile uyumayan ağaçlar var, ama bir ömür uyumayan, Demek ki ahiret ve cennet, kişisine göre, ve tabiatına göre farklı farklı şeyler, neyse bu meseleye daha sonra devam edeceğiz inşallah, Şimdi başka bir meseleye geçiyoruz.

ve bir sohbet Meclisi'nde dinledimm diyor ki : namaz kılacağım zaman  namazın vakti geldiğini, ezan okuduğunda anlarsın, ezan okununca namaz vakti girmiştir, Peki dua edeceğini nereden anlarsın, o da başına bir sıkıntı geldiği zaman, dua edeceğinin vakti gelmiş demektir, hasta oldun da dua vakti geldi, dua et, yağmursuz kaldın, o zaman dua vakti geldi, dua et yağmur yağsın diye tarif ediyor, duanın vaktini. Acaba öyle midir.

tarikatlar ve Sofiler ve gerçek Müminler Allahu Teala yi zikrederler, zikirler de öyle sadece tek kelime ile telaffuz edilen şeyler değildir. Mesela Allahu Teala Kuranı Kerim'de Felak Suresi diye bir sureyi zikir olaraktan vermiş, 5 ayetten oluşuyor, tek bir kelime değil, ve başında diyor ki "rabbe sığınırım" de diyor, sadece onu demekle de kalma başka 5 ayrı cümle daha var.  Öyle olunca zikirler öyle sadece, Esmaül Hüsna daki Allah, Rahman, Rahim gibi tek kelimelerden ibaret değildir. Biz tek kelimeyle derdimizi nasıl anlatacağız, Çocuk muyuz ki biz, Tek kelime ile anlatalım. Hani çocuk su isteyecektir, ve eskiden çocuklara, bizim vaktimiz de, suyu Düm düm diye tarif ederdik biz, Çünkü çocuğun dili düm diyecek kadar anca gelişmiş, O yüzden çocuk su istediği zaman, döm düm dediği zaman,  Ha o  su istiyor, susamış anlaşılırdı yani, Ama biz tek kelimeyle meramımızı nasıl anlatacağız.  mesela Rahman baba demek, baba, baba dedin de, baban sana döndü sordu, Ne istiyorsun oğlum dedi? sadece Baba demekle bir şey anlatabilir miyiz biz, baba,baba,baba, 50 kere, 100 kere, milyon kere  baba de,  bir mana oluşur mu? oluşmaz. peki Kuranı Kerim böyle tek kelimelerden mi oluşuyor, yoksa cümlelerden ouluşuyor, bir kitap cümlelerden mi oluşur, ve cümlelerin birleştiği sayfalar dan ve sayfaların birleştiği bölümlerden yani, surelerden mi  oluşuyor, yine surelerin de birleştiği, Kitaptan mı oluşuyor, Yoksa sadece tek cümle, tek kelimeler den mi,  Rahman, Rahim, Mümin, gibi, bizim kitabımızda bunlar mı yazıyor, sadece tek kelimeli mi bizim kitabımız? halbuki bir isteğimizi, meramımızı anlatmak için, tek bir cümleye mi ihtiyacımız var,  bi olay ve problem  tek kelime yada tek cümleyle de  anlatılacak bir şey değil. Ama  mesela tek kelimeyle Baba dedin, baban döndü sana baktı, ama gerisi yok, Ne istiyorsun oğlum dedi, gerisi yok demek, ikinci bir cümle kelimeye ihtiyacımız var, Öyle olunca işte Kuranı Kerim'de Allahu Teala, bazı zikirleri, nasıl şekilde telaffuz edip te, istememiz gerektiğini, bize anlatıyor. Çünkü mesela savcılığa vereceğin bir dilekçe de anlatacağın meseleyi, kısa ve özlü cümlelerle anlatman gerekir, uzun uzun masal yazılmaz.  o gibi yani Allahu Teala  orada meşgul edilmez, isteyeceğin şeyler kısa ve özlü cümleler halinde olmalıdır, Vallahi  Kuranda Allahu Teala, da bunu bize öğretiyor zaten, isteme yöntemlerini de öğretiyor, Kuranı Kerim'de falancı peygamber : "falan falan" dedi de istedi, filanci peygamberde : "filan filan dedi de istedi" diye bize Kuranı Kerim'de yer vermiş öğretiyor,  bize istemenin de yöntemlerini kısa ve öz bir şekilde anlatmış, ve onların ki ni kullandığımız zaman, bizde dogru istemiş oluruz. Çünkü mesela Almanya'ya gittin, marketten yahut, eskisi gibi Bakkal olduğunu düşünelim, 3 tane ekmek isteyeceksin, bunun bir Almanca cümlesi var, o cümleyi Sen kullandığın, zaman Almanya'daki bakkal da  senin 3 tane ekmek istediğini anlar, sana verir. Aynı kelimeyi bugün, Google'da tercüme ettir, Fransa'ya git, Fransızca tercüme ettir, Fransızca aynı cümleyi kullandığın zaman, Fransızca olarak iste, yine sana üç Ekmek verir, Öyle olunca, şimdi peygamberlerin hangisini  ne ve nasıl istediyse, onların istediği gibi istemek, Senin de o isteğinin yerine gelmesine sebeptir bu. ve Sen mesela iki ekmek istiyorum da, yanında bir de peynir istiyorum diyebilirsin, bunda bir  mahsur yoktur.

Sofiler Derler ki : sen Vız Vız yap, balı yapan Allah'tır. Yani sen zikrini çek, Allah Allah de, Allah  sen ne istiyorsan verecektir zaten demek gibi. Halbükü demin dedim, yani baba baba demekle iş bitmiyor, Babandan bir şey istiyorsun ama, onu da dile getirmek lazım, yahut bakkala gittin orada  Bakkal amca, bakkal amca de dur, oğlum Bakkal amca benim, tamam ne istiyorsun?  diye  sana sorduğu zaman, diyecek bir şeyin yoksa, bakkala Niye gittin sen, bakkali ne rahatsız ediyorsun, amca amca deyip duruyorsun. Yani zikirleri de diyorlar ki işte : Esmaül Hüsna dan birsini mesela 2000 kere, 3000 kere, 5000 kere çek, Tamam Sonunda istediğin şey ne Onu söylemedikten sonra, dile getirmedikten sonra, onunla ilgili bir şey dile getirmedikten sonra, senin 50 000 kere  o ismi çekmenin Manası yok, bir adama Bakkal amca diye 50 000 kere, Bakkal amca, bakkal amca, bakkal amca dediğin zaman mı, o amca sana bakar cevap verir, yoksa sadece bir defa Bakkal amca bana ekmek ver dediğin zaman mı, bakıp da Ekmek verir sana. 50 000 kere Bakkal amca demenin manası nerede burada, duyuramadın mı, yani Vız Vız işi de biraz yaş mesela yaş.

Bir kez Allah dese aşk ile lisan
Dökülür cümle günah misl-ü hazan
Süleyman ÇELEBİ (Mevlidi NEBEVİ)

Hulusi kalple bir kez Allah derse dökülür cümle günah misli Hazan diyor Süleyman Çelebi, yani 50 kere Allah Allah demenin 100 kere Allah Allah demenin manası da yok, bir kere Hulusi kalbi ile  Allah der isen, cümle günah dökülür misli Hazan, yani Hazan Gülleri Gibi, Hazan yaprakları gibi, yani sonbahar yaprakları gibi dökülüverir günahlarin diyor.

"Elin işte, gözün oynaşta"

olmayacak yani, dilin zikirde ama, kalbin Allah ile değilse, bir mana çıkmaz ki oradan. Duanın Vakti de öyle sıkıntıya geldiğin zaman, sana dua et diye Allah uyandırıyor demek değildir. namaz vakti gibi, Ezan okunuyor, Haydi namaza, dua vakti geldi, haydi  dua eden değildir o dua etmenin vakti.

Bunu da şu misal ile anlatayım:

DUANIN VAKTi NE ZAMANDIR?

Mesela Evde tuz bitti, Hanım sana tuz alman gerektigini söyleyecek ama, bunu sana söylemedi, ve tuz bitince, tuzsuz yemek yaptı, ve senin önüne koydu. Akşam geldin, tuzsuz Yemeği yiyince, Hanıma bir de bağırdın, bu yemeğin tuzu yok dedin, Nerede tuz, tuz getirin dedin,

Hanım  da dedi :

Evde tuz kalmadı dedi,Ben de tuzsuz yemek yaptım dedi.

sen demez misin ki o zaman, ya Hanım tuz bitmeden önce bana niye demedin ki, ben bitmeden önce, Markete gittiğimde tuz alıp gelseydim demez misin sen orada, şimdi bittimi mi aklına geldi de söylemek  demez misin? Orada tuz bitince mi, tuz  isteme vakti gelmiştir? tuz Alma Vakti gelmiştir? Halbuki tuz paketindeki tuz azalinca, yeni tuz  paketini alma vaktinin geldiğini bileceğiz, ve dua da öyle, hastalandımi dua etmek, yani senin başın belaya girdikten sonra mı, dua etmenin vakti gelmiştir acaba?

Halbuki  nasil önceden, tuz bitmeden, tuzun bitmek üzere olduğunu farkına varırsın ve, markete gidişinde, tuzu yedeklersin, ve bitince o paket, yeni peketi açıp ondan devam edersin, ve arada fasıla yani, arada kesilme olmaz. ama sen Ahmak isen, işte böyle tuz biter, yemek tuzsuz pişer, önüne koyulur ve, sonunda hanımın ilede  bu yüzden kavga edersin, ve sonra tuz almaya gidersin. hastalandı mı da dua etmek lazim yani, biraz gec deglimi o zaman hani fravun denizlerin dibine garkolunca  ben musanin rabbina iman ettim dediy di ya ,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ

فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve câveznâ bi benî isrâîlel bahre fe etbeahum fir’avnu ve cunûduhu bagyen ve advâ, hattâ izâ edrakehul garaku kâle âmentu ennehu lâ ilâhe illâllezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene minel muslimîn.

Âl’âne ve kad asayte kablu ve kunte minel mufsidîn.

Fel yevme nuneccîke bi bedenike li tekûne limen halfeke âyeten, ve inne kesîren minen nâsi an âyâtinâ le gâfilûn.

Ve lekad bevve’nâ benî isrâîle mubevvee sıdkın ve razaknâhum minet tayyibât, fe mâhtelefû hattâ câehumul ilmu, inne rabbeke yakdî beynehum yevmel kıyâmeti fî mâ kânû fîhi yahtelifûn.

Meali :

Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Böylece firavun ve onun ordusu, azgınlıkla (zulümle), düşmanlıkla onları takip etti. (Sular), onu boğacak düzeye erişince, Sonunda Firavun boğulmak üzereyken şöyle dedi “İsrailoğullarının kendisine (O’na) inandığı ilâhtan başka (ilâh) olmadığına ben de îmân ettim. Ve ben (de), müslümanlardanım (teslim olanlardanım, İslâm’a girenlerdenim).” dedi."Elhak inandım ki, İsrâiloğulları’nın iman ettiğinden başka tanrı yokmuş! Ben de artık kendini O’na teslim edenlerden biriyim."

Şimdi mi? Şimdi (mi) (teslim oldun, öyle mi?) Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın.

Böylece senden sonraki nesillere, bir delil (ibret) olman için, bugün seni bedeninle kurtaracağız. Ve insanların çoğu, elbette âyetlerimizden gâfillerdir. İnsanların pek çoğu gösterdiğimiz delillerin bilincinde değildirler.

Ve andolsun ki; İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Ve onları temiz, helâl rızıktan rızıklandırdık. Bundan sonra onlara ilim gelinceye kadar ihtilâfa düşmediler. Muhakkak ki senin Rabbin, kıyâmet günü,  onlarin o hakkında ihtilâfa (anlaşmazlığa) düşmüş oldukları şeyde de, rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü elbette verecektir.

Sadakallahul Aziym Yûnus Suresi - 90-93 . Ayet


O zaman, Allah a da,  yağmursuz kaldı mı da dua etmek, yada hasta oldumu dua etmek de böyle bir şeydir yani.

"Yumurta götünün ağzına geldi mi, folluk aranmaz."

(Atasözü)

Yani yumurtlamalik yer, son dakika aranmaz diye bir atasözü vardr. Yani işini son dakikaya bırakmak meselesi. Hatta son dakikada geçmişte yağmursuz kalmış, yada hasta olmuş da, ondan sonra Allah'a dua ediyor, Yağmur ver diyerekten, o zamana kadar aklın neredeydi, niye ağaç dikmedin, yağmura sebep olan şeylere yapışmadın Sen!

Mesela : ben Ankara'ya gideceğim diyorsun sen ama, otobüs Garına gitmiyorsun, bilet almıyorsun, bavulunu hazırlamıyorsun, sadece Ben Ankara'ya gideceğim de, ben Ankara'ya gideceğim diyorsun.  bunu demek ile Ankara'ya gidemezsin ki, sebeplere yapışmak lazım, senin Ankara'ya giden bir otobüs bir araba bulman lazım, yola çıkman lazım, Peki Yağmur yağmadığını Fark ettiğinde, o zaman mi aklına dua etmek geldi? yağmur yağma masına sebep olan şeyleri ortadan kaldırmayı niye önceden düşünmedin, Niye  sebeblere yapışmadın da şimdi allah tan mucize bekliyorsun. son dakka Allah a Dua et de, Allah hücceti ile kalkıp gelsin, gelsin de sana Yağmur versin, ondan sonra mucize yapsın sana, bunlarda olmayince bu sefer, ondan sonra da, "dua ettik ama, yağmur yağmadı ya" Masalları.

Nitekim peygamberimizde hastalıklara karşı önleyici Tıp usulleri kullanmış, mesela
Yemekten önce ve sonra ellerinizi yıkayın demiş, ağzınızı yıkayın demiş, ve Eğer birisi elini ağzını yıkamadan yatıp da, sabah kalktığında hasta olaraktan uyanırsa vebali kendisine ait demiş.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yemekten önce elleri yıkamak yoksulluğu, yemekten sonra yıkamak ise günahları giderir, cinneti de önler."

( Hadis-i Şerif ,Taberani, Gazali, İhya)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yemeğin bereketi, hem yemekten önce hem de yemekten sonra elleri ve ağzı yıkamaktadır."

( Hadis-i Şerif ,Tirmizi, Şemail, 79)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Elindeki yemek bulaşığını yıkamadan yatan kimse, eğer gece başına bir sıkıntı gelir ise, bu durumda hatasını başkasında değil, kendisinde arasın.”

( Hadis-i Şerif ,  Ebû Dâvûd, Et’ime:53, no:3852)

Yani Öyle olunca Dua Etmek de,  fiili dua ile olmali ve, yumurta kapıya gelince değil, daha önceden tedbir almak gerektiği yine Kuranı Kerim'den Yusuf suresindeki Yusuf kıssası ile bize anlatılmak da : ve hapiste yatan Yusuf Aleyhisselam'ın o zamanın Firavun'un rüyasını yoraraktan 7 sene kıtlık, 7 sene bolluk diye yorum getirmesi üzerine, Firavun'un bile buna iman edip, kabul edip, ve ona göre tedbir almaları için, onu Yusuf'u Vezir edip, bu işin başına geçirip, bu tedbirleri almasını ona Emir buyurması ile, gelecek kıtlıkta, Onların rahat bir hayat sürmeleri ne sebep olmuş. Peki bu önlem almak ve Yusuf Hikayesi kime? bu nu bir hikaye  ve masal mı zannettin sen bunu, Eger yağmur yağmadı ise, iş bitti, artık son noktaya geldi demek olur, yumurta kapının ağzına geldi, ondan sonkraki dua ise, Sen dua et ki Allah'tan mucize bekle!!!
Yusuf öyle mi yapmış?  o zman gelsin dua ederiz mi demiş?  o vakit gelmeden önce rüya ile haberdar olunca, kıtlık vaktinin  alametleri gözükünce, hemen tedbire başlamış, 7 sene bolluk oldugunda, daha 7 sene önceden ambarlara buğday doldurmaya başlamış.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَقَالَ الْمَلِكُ إِنِّي أَرَى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ يَا أَيُّهَا الْمَلأُ أَفْتُونِي فِي رُؤْيَايَ إِن كُنتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ
قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الأَحْلاَمِ بِعَالِمِينَ
وَقَالَ الَّذِي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ أَنَاْ أُنَبِّئُكُم بِتَأْوِيلِهِ فَأَرْسِلُونِ
يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ أَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ لَّعَلِّي أَرْجِعُ إِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ
قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا فَمَا حَصَدتُّمْ فَذَرُوهُ فِي سُنبُلِهِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تَأْكُلُونَ
ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تُحْصِنُونَ
ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve kâlel meliku innî erâ seb’a bakarâtin simânin ye’kuluhunne seb’un icâfun ve seb’a sunbulâtin hudrin ve uhara yâbisât (yâbisâtin), yâ eyyuhâl meleu eftûnî fî ru’yâye in kuntum lir ru’yâ ta’burûn.
Kâlû adgâsu ahlâm(ahlâmin), ve mâ nahnu bi te’vîlil ahlâmi bi âlimîn.
Ve kâlellezî necâ minhumâ veddekere ba’de ummetin ene unebbiukum bi te’vîlihî fe ersilûni.
Yûsufu eyyuhâs sıddîku eftinâ fî seb’ı bakarâtin simânin ye’kuluhunne seb’un icâfun ve seb’ı sunbulâtin hudrin ve uhare yâbisâtin, leallî erciu ilân nâsi leallehum ya’lemûn.
Kâle tezraûne seb’a sinîne deebâ(deeben), fe mâ hasadtum fe zerûhu fî sunbulihî illâ kalîlen mimmâ te’kulûn.
Summe ye’tî min ba’di zâlike seb’un şidâdun ye’kulne mâ kaddemtum lehunne illâ kalîlen mimmâ tuhsinûn.
Summe ye’tî min ba’di zâlike âmun fîhi yugâsun nâsu ve fîhi ya’sırûn.

Meali :

Ve Melik şöyle dedi: “Gerçekten ben, yedi (adet) zayıf ineğin, yedi (adet) semiz ineği yediğini görüyorum. Ve yedi yeşil başak ve diğerlerini de kurumuş görüyorum. Ey (kavmin) ileri gelenleri! Şâyet siz (rüya) tabir edenlerseniz, bana rüyamı yorumlayın.”
“Karmakarışık rüyalar, biz böyle rüyaların yorumunu bilenler değiliz.” dediler.
O ikisinden kurtulmuş olanı (unuttuğunu) hatırladı ve (şöyle) dedi: “Ben, size bir süre sonra onun tevîlini (yorumunu) haber vereceğim. Hemen beni gönderin.”
Yusuf, ey sıddîk! Yedi (adet) semiz inek, onları yiyen yedi (adet) zayıf (inek) ve yedi (adet) yeşil sümbül (başak) ve kurumuş olan diğerleri hakkında bize yorum yap. Belki (umarım) ben insanlara dönerim. Böylece (seni ve rüyanın anlamını) onlar öğrenirler.
“Yedi yıl eskisi gibi ekin ekin. Böylece (bunlardan) yediğiniz az bir kısmı hariç, hasat ettiklerinizi başağında bırakın.” dedi.
Bir süre sonra, bunun arkasından zor 7 (kıtlık yılı) gelecek. Biriktirdiklerinizden az bir kısmı hariç daha önce onlar için sakladıklarınızı yiyecekler.
Bundan sonra içinde insanlara bol mahsûl olan bir yıl gelecek ve o yıl da meyvelerin suyunu sıkacaklar.

Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 43,44,45,46,47,48,49. ayetler


Demek ki bazi haber alabilenlere ilham, alabilenlere, bazi olaylarim emmareleri,  7 sene öncesinden görülebilmekte.
Dünyamız da şu anda can çekişiyor, gidiyorum diyor, Herkes daha onun üstüne  birde bıçak dürtüyor, öldürmek için, ona yardım  etmemiz gerekirken, ona bir de zarar veriyoruz.  Kıyametinde alametleri ni saymış Peygamber Efendimiz : şunlar şunlar olmadan Kıyamet kopmaz dediği binler hadis var. Ve bugün bunların yüzde sekseni, yada yüzde yetmişi tahakkuk etmiş vaziyette, ve biz hala bu dünyamız ve, ahiretimiz için, geleceğimiz için, hiçbir şey yapmamaktayız. Bizim iyi işler yapmamız, dünyamızın geleceği için gerekli olan şey, dünyamızın geleceği iyi olursa, Burası cennet halini alır, Ama dünyamızı böyle kendi ellerimizle öldürürsek, orası Cehennem halini alır, ve Kıyametler kopar, Bir de

Rasûlullâh (sav) Efendimiz’e bir adam geldi ve:

“–Yâ Rasûlallâh! Kıyâmet ne zamandır?” dedi. Efendimiz (sav):

“–Kıyamet için ne hazırladın?” diye sorunca o da:

“–Allâh ve Rasûlü’nün muhabbetini…” cevabını verdi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz:

“–Öyleyse sen sevdiğinle beraber olacaksın.” buyurdular.

bu söz nedir nicedir, bu söz. ona karşı ne tedbir aldın, namaz kıldım oruç tuttum mu diyecgiz bizler,  camiye gidip gelmekle iş bitti mi? dünyanın bütün işleri, sen ben beş vakit namazı kılınca bütün işler rayinda döndü mü, o yapıldı mı,  o zman bütün insanlık camiye Her gün beş vakit gidip gidip gelelim, işi aşi birakalim bu cark nasil döncek, kurtulcak mi dünya, Dünya. ben Medine deyken sünnet olan kırk vakiti camide kilcan derken, namazdan namaza camiye gitmekden, başka hiçbir şey yapamıyorsun, böyle yaparsak bu dünya nasil mamur olcak, nasıl kurtulacak, böyle kurtulur mu dünya, ondan sonra ya Her şey güllük gülistanlık mı olur.
Halbuki taşın altına elini sokmak diye bir deyim vardır, yani dünyamızı kurtaracak olan bizleriz, hep birlikte iyi işler yaparaktan, Salih ameller yaparaktan kurtaracağız, Salih amel nedir, adaletli davranmak, haklının hakkını vermek, çalmamak, alkol içmemek bile, yani Alkol içtin Sarhoş sarhoş Arabaya bindin kaza ettin mesela, başkasına zarar verdin, kendi malına zarar verdin, gittin  birde hanımla kavga ettin, boşanma durumuna geldin, işe  de gidemedin, rizkini da kazanamadın, binler zararı var, Allah sana  bunlari yapmazsan, ödülünü ahirette vereceğim dediyse, Bunu sen öldükten sonrami anladin? halbuki bunlari yapmayinca bak gelceketeki hayatin güzel olur, bu belalara  maruz kalmazsin, Yani bu işin faidesi, Kişi öldükten sonramı fayda edecek? yoksa içki içmezsen, bu dünyada bu bela başına gelmeyip de, bu dünyada mı güzel bir hayat sürersin, ahiret algisi yanlış kardeşim, ahiret demek gelecek demek, gelecek, zukunft.
----------oooooooooooooooooo--------

ALEVi LERDE Ki GUSL ABDESTi YORUMU

Yine başka bir mesele Geçen gün bir sohbette çocuğa mundar meme vermek meselesi gündeme geldi ve, şu anki insanların, yani çocukların Bu hususa dikkat edilmediği yüzünden, bazı kötü fiiller yaptığı gibi bir mana ile yoruldu, eski insanlarca böyle oldugu görülmekte, ve Bunu duyan zamane hocasından birisi de diyor ki : kadın lohusa olduğu zaman, zaten 40 gün abdesti yok, abdestsiz emzirmiyor da ne yapıyor, öyle bir şey yok, abdestsiz de emzirilir çocuk diye tarif ediyor. Halbuki buradaki mesele nedir. Alevilerde  bir laf vardır, abdest üzerine,

1. tarif olaraktan da Mesela

bir sepet yumurtan olsa, İçinden bir tanesi kırılırsa, Sepetin tamamını mı atarsın, çıkarıp içindeki o kırılan yumurtayı mı atarsın?

2. tarif olaraktan da Mesela

senin elin kirlendiyse, gidip de bütün bedeninimi yıkarsın, gidip elini mi yıkarsın sadece diye tarif etmişler Gusl abdest hususunda, O yüzden de cünüplük diye bir şey olmaz, cünüp olduğun zaman avret yerin kirlenmiştir, avret yerini yıkadığın zaman, diğer yerlerini yıkamazsan da, temizsindir diye tarif etmişler. Çünkü kirlenen yerin avret yerin sadece, bu doğru mudur? yanlış mıdır?

Şimdi aleviliğe mi gireceğiz diyneler olacaktir buradan, Eger bu hal doğruysa alabiliriz,

Hz Ali efendimizden rivayet ile

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“ilmi Çin’de de olsa arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslümana farzdır. Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için tevazu kanatlarını yerlere sererler.”

(Hadis-i Şerif , Câmiü’s-Sağîr, 1/310)

Eger dogru bir ilim ise, doğru tarafını alacağız Tabii ki.

Düşünün Yenice banyo aldınız, tertemiz oldunuz ve Dışarı çıktınız, Arabannızın egzozuna bir şey bağlamışlar, siz yeni damatsiniz ve Birisi oraya mesela, hani düğünlerde yapıyorlar ya, ipe konserve tenekelerini dizipde, Tenekeyi tenekeye bağlayıp da arabanin ardına da teneke bağlıyorlar ya, takır takır takır gittsin diyerekten,  teneke Bağlamışlar diyelim, Sen de onu oradan çözeyim diyerekten  elinle oraya dokundun, elin is kurum oldu egzosa değdin için, elin kara kurum oldu,   şimdi gidip Sen sadece elinin kirlenen  yerini yıkamakla mı meşgul olursun, Yoksa gidip  ben bi daha Gusül abdest alan, ben bir banyo eden de, tertemiz olan diye, bir daha mı banyo etmeye gidersin, şimdi aklen ve mantıken Hangisi doğru?
Yani gerektiğinde teyemmüm bile Zaten abdest ve gusl yerine geçiyorsa, o zaman avret yerini yıkamak da sadece gusül yerine geçer, o alevilerin bu  sözününde bu gün kü iradem ve aklim ile düşündüğümde haklı olduklarına karar verip, bu söz  Doğrudur  diyorum, alevilikteki Bu sözde doğrudur.
Senin parmağın batsın, sen git Gusül abdest al, bu israf değil de ne?

Lohusalık İle diğer abdestsizlik ise yine farklı şeyler. Lohusalıkta ki abdestsizlik te, doğum yapan kadının rahmi, oradan kocaman bir çocuk kafası çıktığı için elestikiyeti sebebi ile genişlemiş ve, kadının ferc uzvu normal halinden bozulduğu için, oradan Koskoca kafa çıktığı için, tekrar eski boyutuna dönüp çekilmesi için, belli bir zamana ihtiyaç var, eski haline dönmesi için en az 40 güne ihtiyac var. 40 gün içinde eski halini, normal halini alıyor, O yüzden yani, yaralı birisine, sen yaralanmış birisine, o cinsel muameleyi yapma gibi  bir mana burdaki lohulsalik sebebi ile abdestsizlik hali, yani bir manada da uygun değil o hareketleri yapmaya, onun çözümü olan lohusalik hali ondan, O yüzden  abdestsiz diye tarif ediliyor, O yüzden bir de belli belli süre akıntı falan geliyor olabilir,  kalan  giden bir şeyler olabilir, o yüzden abdestsiz, yoksa kadının Lohusalıktaki abdestsiz olması, normal cünüp abdestsizliği gibi değil ki. Cünüplük veya Cenabet abdestsizliğinide, bugün bilim adamları tespit etmiş, Eğer erkek veya kadın boşalıpta  orgazm olduğunda, her hücre bir salınım yapıyor, Senin beynin bile orgazm olduğu zaman burnunun icine doğru bir sıvı salınım yapıyor gusldeki "mazmaza ve istinşak" o yüzden farz, ve her hücren doyuma ulaştığı vakit hücrelerinden bir Meni salgılanmış oluyor. oradan bir sıvı Dışarı atıyor, o yüzden vücudunda ki o meni den dolayi bir koku meydana geliyor, O sıvının vücuttan komple temizlenmesi için, Duş alman banyo etmen lazım, komple temizlenmesi lazım. işte temizlenmeyen insanlar, mikrop barındırdığı için, ve böyle bir mikroplu bedenden doğacak çocuğun genine mikrop bulaşmakta.

MUNDAR MEME EMZiRMEKTEKi TEHLiKE

Hani bunun örneğini de şununla vereyim: sinek diye bir film vardı, sinek filminde adam kendisini, daha gelişmiş bir hale, ya da bir yerden bir yere transform etmek istiyordu, ışınlama aletini icat etti, Fakat ışınlama odasının içine farkında olmadan bir tane sinek girdi, ve fakat bunu algılamayan ışınlama aleti, adamı yeni yere ışınladığı zaman, adam ile sineğin DNA sını birleştirdi, ve sinek ve insan DNA sı karışımı bir yaratik veya insan olaraktan  yeni odaya ışınladı. ikisinin DNA sı birbirine karışınca, daha ileride adam Bunu fark etti, sinek özellikleri taşımaya başladığını fark etti, İşte bu meni meselesi ve cenabetlik meslesi de böyle. üzerinde mikrop barındıran bir insanda, çocuk yaptığı zaman, seni ananın karnına zeker köprüsünü kurupta yumurtaya vaaz ettiğinde, yeni dogacak çocuğa, o Mikroplar, yani şeytanı fikirler, ve mikroplar işte, mikrob ta şeytanın bir türlü zaten, Mikroplar da o annenin karnını da dahil olduğu için, DANA ya Mikrop veya şeytan genleri karışmış oluyor, o çocukta, kötü dürtüler meydana geliyor, ve Kötü fikirlere maruz kalıyor, o da doğduktan sonra hayatında onları , o şeytani fikirleri tatbik etmekle meşgul oluyor, şeytana uymuş oluyor, mesela bundan ibaret yani. o filmdeki  gibi bu işin nereye varacağını fark et, fazlaca cinsel egilim, sapiklik, ve zina istegi, eger sende bu dürtüler var ise, Neden böyle oldun anlamış olacaksın. abdestin gerekliliği de bu yüzden, yani düşünen İnsan bunu anlar, düşünmeyen insan, bununla, gusl abdesti ile abdest ile sevap kazancagini ve, işte benim ahiretime faydalı, cennetimize faydalı, bilmem ne diye böyle yorumlar getirir, oradaki çocuğun iyi çocuk olması, veya da zamanın Çocuklarının, da buna, yani gusle ve abdeste  ve mundarliga cenabetlige ve temizlige dikkat edilmediğinden, böyle kötü çocuklar olmasının  sebeblerinden birsi, ve evet mundar meme  ile, o cocuk birde, öyle her hücrersi meni salgilamis bir anneden süt emince, sütün icinde de, veya memedede de meni var, meme bölgeside orgazm olunca o salgiyi salgiladi o an, mesele aynı, sinek DNA sının insan DNA sına karışması gibi, memedeki mikropların, yeni doğacak çocuklara karışması ve, mundar  emzirirken de, o cocugun yeni bedenin oluşturacak olan süte karışması sebebiyle dir. yani o mikrop halinizle Yemek yediğiniz zaman, elinizde de o Mikroplar varken, elin ile  ve süt ile içinize de, o hassas DNA lari genleri de  almış oluyorsunuz, içinizde de onlar, çocuk olacak yeni meniyi oluşturunca, yeni generasyona dogacak çocuğa da aktarmış oluyorsunuz, Onun  ve sizin yeni halinizde, kimyaniz, ve Gen haritaniz, ve DNA  modeliniz bozuldu, yani asıl Mesele de budur.


-----ooo-----

Daha önceki vaalarımızın birisinde bu konuya girmiştik, fakat devam edememiştik, daha sonra bu konuya değineceğimden bahsetmiştik, ve o an Aklımızdan çıkmıştı, bu gelecek konu ile ilgili mesele ve o mesele de

"üstünde üstünde bir üst var, yada  bütününde üstündeki bütün"  meselesi.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

ve fevka kulli zî ilmin alîm.

Meali :

Ve her bilgi sahibinin üstünde, ondan da daha iyi bir bilen vardır.

Sadakallahul Aziym YÛSUF Suresi 76. ayet



ve Hani bir söz var :

Baş başa bağlı, baş Allah'a bağlı.

Dünyadaki görülen bütün sistem, küçük atomlardan, onlarinda icindeki kuantum parçacıklarından meydan gelmekte. küçük küçük parçacıklar halinde, Onun bir üstüne çıkıyorsun, bir üst bütün, bu sefer atom diye bir madde  bir şey ortaya meydana çıkıyor, atomun üstüne çıkıyorsun, moleküler Yapı diye bir yapı var, birkaç atom birleşmiş ve bunlar moleküler bir yapı oluşturmuş, onun üstüne çıkıyorsun, mesela hücre olmuş, hücrenin üstüne çıkıyorsun, bu sefer mesela tırnak hücreleri birleşmiş, tırnak diye bir şey meydana getirmiş, göz hücreleri birleşmiş, göz diye bir şey meydana getirmiş, sonra bunların üstüne çıkıyorsun, mesela göz kulak burun Kafa diye bir şey meydana getirmiş, Üstünde üstünde bir üst var, ve kafa Yine Bir bedendeki bir parça, bedenin bir parçası, onun üstünde beden diye bir şey var, İnsan diye bir şey var, üstünde üstünde üst var, Öyle olunca, her bilginin üstünde başka bir bilgi var,

Allah söyledi ya

Her bilenin üstünde başka bir bilen vardır. Kuranı Kerim'deki ayeti kerimde YÛSUF Suresi 76. ayette buyuruyor Cenabı Allah. işte bilgi de bu şekilde, Üstün üstünde bir üst vardır. mesela sen ilkokulda matematiği öğrendin, okumasını öğrendin, sosyal öğrendin, sana bunları öğreten bir öğretmen vardı, o öğretmeninde, öğretmen olasıya kadar, ona öğreten bazi öğretmenleri vardı, o da başka öğretmenlerden öğrendi, O öğretmeni öğreten öğretmenler de vardı, başka  öğretmenler vardı, o da ondan öğrendi, Üstüm üstünden üst var, o yüzden insana, oradan Adem atamız en üstte, onun içinde Şit Aleyhisselam, Ondan sonra Nuh Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselam gibi, iç içe doğru ilerliyor, bizim üstümüzde başka bir üst var, onun üstünde başka bir üst, Anamız, babamız, dedemiz, ninemiz, derken buna da Silsile deniyor.

hani 3 , 5 kutuyu , kutunun içine kutuyu koyaraktan, mamuşka bebekler yöntemi ile içeriye bir hediye saklarsın, mesela hediyen senin bir tek taş yüzük tür, ama şöyle kocaman bir kartonun içine paketleri paketin içine saklarsın, saklarsın, en içten küçücük bir paket çıkar, ya sen daha  bana bu kadar küçücük bir şey mi aldın diye kizar sevgilin, bu sefer kadın bir açar, içinden tektaş çıkmış, değerli bir şey, o büyük karton kadar büyük bir şey çıkmış, Allahu Teala da kainatın modelini atomun içine saklamış, atomun içinde de, en son Çekirdeğin içinede Mehdi ve vaktinin insanlarını saklanmış demektir, Mehdi ve ailesini saklamış, ve onu ve onun zamanının insanlarını, yani şu anki zamanındaki insanlığı saklamış, atomun içersinde. her kainat bir atom, her kainat bir başka kainatin icnde gizli ise, ve Hz. Adem ve onun evlatlari, hep bir icten cikip gelmedik mi,  şu andaki insanlar Biz en içte yer almış oluyoruz. Adem atamız en üstte ise, Biz en iç teyiz, elementi içindeki kuarklar,  spinler gibi, onlar gibi biz içtekileriz, şu anki durum, bizim  en iç olduğumuzu gösteriyor, bizden sonrakiler de Bizim de içimizde olanlar, Öyleyse Üstünde üstünde bir üst var, altında altında bir alt var, iç içe kainatlar. (mamuşka bebekler yöntemi)

Tasavvuftaki besmele meselesine tefsir getirdiğimiz konuyu işleyeceğiz burada inşallah ve besmeleyi şöyle tefsir etmiştik:

Yemekten önce mesela besmele çekmemiz

Tasavvufda Besmelenin Manası:

Tasavvufun bir ögretiside " La mevcude illa Hu" yani ondan gayri bir mevcudat, yani varlık Yokdur demekdir.
Bu seviyeye ulaşan bir tasavvuf ehlinin besmele ile varacağı mana: mesela yemek yerken, peynir için kullanılan mana ile, O ndan gayri nesne yok ise, peynirde de O vardır. ve yani onu yiyen kendinde (sendede) onun ruhu saklıdır. Yani bir nevi Vahdeti vücut ve "enel hak" tezahürü ile 'O' O 'dur zaten. o zaman, O'nu (yani peynir için, (peynirdede O haliki zülcelal saklı) yine ellerimde onun eli, ondan gayri mevcudat yoksa yine,
Yani o zaman geniş kapsam ile " O 'nu ,O'nunla , O'nun için , O' na, O'nun ismi ile O'nlarla gönderiyorum" manası tezahür etmiş olur.
Burdaki onun ismi yani işde bu cümledeki besmele ile kasdedilen, ondan gayri mevcudat yoksa:peynirde, ekmekde O ise o zaman onun ismi ile demek yani Allahin ismiyle yani bismillah demek yine o peynir için, onun peynir oldugu zaman, peynir ismi ile "O" yine O ' olan O'nun ismi yani Peynir yerken onun ismi peynir olmuş demekdir. daha faza derin gittikmi bu seferde çıkamayız bu kadar açıklama kifayet edecekdir umarım.

Yine bana zarar veren birisi ni de demiştik ki, Peygamberimizin duası var :

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Berat Gecesinde

“Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim. Sen kendini sena ettiğin gibi yücesin.” diyerek dua ederdi.

(Hadis-i Şerif )

ya rabbi senden sana iltica ederim demek ile, Karşıdakin de de Allah var, sizde de bende de Allah var ise, Bendeki Allah, sen de ki Allah'tan yine Allah'a iltica ediyor, Allah'a yalvarıyor, senin bana zararların dokunmasın diye, Hani Merhaba ne demektir, bir yere vardığın zaman merhaba demek, benden sana zarar gelmez demek idi, selam vermek buydu, Benden size zarar gelmez demek idi. öyle olunca, Sen Müslüman olduğun zaman, vardıgin yere selam verdiğin zaman, Benden size zarar gelmez Demek ti bu, ama bugün  kimin niyeti  ne, belli değil, karşındakinden sana bir zarar gelmeyeceğinden emin değilsin, o zaman ne yapıyorsun,

ya rabbi, senden sana iltica ederim demek.

16.SINIF SOFiLER

Muhammed dediki "iki günü birbirine eş olan zarardadir."

şeytan ve deccal aleyhillane hic boş durmuyorlar, hergün bize karşi yeni bir silah üretiyorla, ve bizimde onlarla savaşacak yeni silahlara ihtiyacimiz var, allah bize, o gün hangi silahi ikram ederse, onu alip zikir corbamiza katmak zorundayiz, yoksa onlarla savaşamayip yenik düşeriz.
ve yine bize varid olduki yine, yeni bir silah kuşanmamiz lazim, cünkü dedikya kafir deccal frekans ile oynuyor, ve bizim yazdigimiz bu dualarinda kehrwertini aliyor, ve mesala duamaizin başinda, "onlar namazlarini muhafaza ederler" diye zikrediyozki, biz de o ayette gecen o nlar zümresini kaitilipda nerde olursak olalim namazimizi kilip kacirmayalim istiyoruz, ve kafir ise, ben bunu zikredip cekdikce, o da onu ters ceviriyor ve oluyormu sana "onlar namzlarini kacirirlar" ve o zaman bir de bakmişin öglen namazi calinmiş, ucmuş bilme ertesi gün sabah gitmiş, veya hakeza hakeza, siz anlyin artik, yine biz "ya halim ya selim" cekiyoz yani sakin olabilmek icin, ve o da onu ceviriyor ve bize bir hiddet geliyor, ve yanardag gibi yeri gögü püskürüyoz, yani zor azizim, bu kafirlerle mücadele zor, silah lazim, ve yine varid olan silah ise, tam olarak :

Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bir gece Rabbine şöyle dua etmiştir:

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."

"Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."

(Hadis-i Şerif )

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ

Yemhûllâhu mâ yeşâu ve yusbit(yusbitu), ve indehu ummul kitâb.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allah, dilediği şeyi siler, yok eder (mahveder) ve (dilediği şeyi) sabit kılar ve ümmülkitap (ana kitap), O'nun indindedir (nezdindedir).

(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 39. ayet )

ve saliklarimiz yol tarikatimiza tabi olan, yol arkadaşlarimiz, bizim yolumuzda, şu an durdugumuz yer olan yere gelince, belalar musibetler etraflarını sarınca, ve attıkları her ok kendinizi vurar olunca, ve hatta elinde tuttugun senin olan bir bicak bile seni kesmeye yeltenince, anlaki buraya ayak bastin, ve Allah bize burada bu silahi gönderdi ki henüz bende tam manasi ila kullanamiyorum, amma kullanim talimatnamesi şu olaki, biz o duanin sadece

Zikirimiz Budur

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." (Extern o bela gidesiye kadar Günde 41 defa)

işde bu ayeti okurken öyle tefkkür edesin ki ey salik, ey yolcu:
Allahdan gayri bir mevcudat yokdur öyle olunca o sana hişimlanan bicak da allah var ancak o bicak bir sükastci şeytan veya cin veya deccal askerinin eline gecmiş (amma gercekden elinde amma frekansi elinde) ve onunla sana karşi savaşiyorlar, ve sen o bicagi, o esir edilmiş halden kurtarip senin safina gecmesi icin de ki işde :
Ey yüce Rab "Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." ve şu an sen bana hişimlanan bir bicak oldun, cünkü kainatta sendan başka bir mevcudat yok ise, öyleyse o senin hişimlanan bicak oldugun halindende, senden, sana yüce rabbe siginirim, senin o bicagin veya frekansin esir edilmemiş ele gecmemiş, ve galip olan Allah haline iltica edip siginirim diye tefekkür et. ve bu yukardaki duayi günde 41 defa okuamaya devam et. dedimya sayida degişiklik olabilir henüz tam testden gecmedi daha.

Dua bu, ve bu dereceye erenler icin 16. SINIF SOFiLER icindir

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." (41 defa Haricen okuncak)


o mertebeye erdigin zaman, Böyle zikret, ve o köprüden gec.

Öyle olunca Kabe'ye dönmekten daha evla olan bir kalbe doğru dönmektir.  yani bir insandan bir şey istiyorsan, ya da biri sana sesleniyorsa, senin ona dönmen, namaz kılıyor olsan bile, ona dönmen daha evlâdır. hani Peygamber Efendimizin başından geçmiş, Peygamberimiz birisini çağırdı o namaz kılıyordu namazını bozup da ona doğru gelmedi, daha namazını bitirdi geldi, Peygamberimize Neredesin sen dedi, O an ayet indi, peygamber sizi çağırdığı zaman her şeyi bırakıp ona gidin diyerekten

Bu sohbeti de Ebû Hüreyre naklediyor:

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem Ubeyy bin Kâ'b'in yanına vardı, 'Ubeyy!' diye seslendi. Ubeyy o sırada namazdaydı. Ubeyy yüzünü çevirip baktı, fakat Resulullaha Sallallâhü Aleyhi Vesellem cevap vermedi.

Ubeyy kıraat ve tesbihleri kısaltarak namazı hafifletti. Sonra kalktı, Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellemin yanına gitti, 'Esselâmü aleyke yâ Resulallah!' dedi.

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem 'Ve aleykesselâm' buyurdu ve 'Ey Ubeyy, seni çağırınca bana cevap vermene engel olan sebep neydi? 'Ubeyy, 'Yâ Resulallah, namaz kılıyordum' dedi

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn.

Meali :

Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.

Sadakallahul Aziym ENFAL-24. ayet

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem, 'Allah'ın bana vahyettiği Kur'ân'da, ‘Size hayat bahşedecek bir hususa sizi dâvet ettikleri zaman Allah ve Resulüne icabet ediniz' emrini bulmadın mı?' buyurdu.

Ubeyy, 'Evet, buldum, inşaallah bir daha bu hataya dönmeyeceğim' dedi.

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem, 'Sana ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebûr'da, ne de Kur'ân'ın diğer kısımlarında bir benzeri indirilmemiş olan bir sûre öğretmemi ister misin?' buyurdu.

Ubeyy, 'Evet, yâ Resulallah' dedi.

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem, 'Namazda nasıl okuyorsun?' diye sordu.

Bunun üzerine Ubeyy, Ümmü'l Kur'ân olan Fâtiha Sûresini okudu.

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

'Nefsim kudret elinde olan Zat'a yemin ederim ki, onun benzeri ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebûr'da, ne de Kur'ân'da indirilmemiştir. O mesnâ'lardan yedi âyet ve bana verilen yüce Kur'ân'dır.'


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Çağırdığı zaman davetine icabet etmek, müslümanın müslüman üzerindeki haklarındandır"

(Hadis-i Şerif , Nesaî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz, l; Dârimî, İsti'zân, 5)

Başka bir hadiste, davete icabet etmeyenin Allah ve Rasûlüne karşı gelmiş sayılacağı bildirilir

(Hadis-i Şerif , Müslim, Nikâh, 110; Ebû Dâvud, Et'ime, l; İbn Mâce, Nikâh, 25).


yani orada Allah seni çağırıyor, peygamberin içinde Allah var, Allah görüyor seni, Senin Allah rasulüne yönelişin, Allah'a doğru yöneliş, Kabe'ye doğru yönelmekten daha evladır. namazdan bile mühimdir, yani o yüzden Namazda imam dua edeceği zaman, Kabe'ye sırtını döner, yüzünü cemaata doğru döner, her kalp bir Kabe gibidir zaten, Allah'ın tecelli yapacağı  yer. Lebbeyk odur işte, hac da  söylenilen lebbeykler sen beni buraya çağırdın, Rabb'im sana yöneldim  demek tir, çağırması bazi  zaman bir dilenci olaraktan, yada bir kedi bir köpek olraktan da çağırdığı zaman,yani bir köpek susamış, bir köpek olarak beni seni onu çağırdığı zaman, Lebbeyk, Rabbim Buyur, Ne isteğin, ne ihtiyacın var, demektir ona yönelmek demek, bir kalbe, canli kabeye yönelmekdir. Allah'ın ihtiyacı mı var Allah'ın? Allah köpeği yaratmış, Allah'ın köpeği yaratmış ta  kâinattan dışarı mı  atıvermiş, halbuki köpek de de Allah'ın bir tecelliyatgahı olan kalp var, ve o an o köpek susadı, Acıktıysa, senden hav hav diye bir şey istiyorsa, Lebbeyk Buyur Rabbim, ne ihtiyacın var, görebilir miyim, yapabilir miyim, elimden gelir mi, diye ona yönelmek, Aynen Arafat'ta, hacda, Allah Allah  diye tavaf etmekten daha evlâdır, öyle O da kalp taşıyor, köpeklerde canlı, kalp taşıyor, oradaki Kabe canlı değil bile, sena oraya yönelmekten daha faziletlei olan içinde ıslaklık Taşıyan bir kalp sahibi o köpeğe yönelmen, kediye yönelmen ya da bir insana, Ahmet amca ya, Mehmet amca yönelmen daha evlâdır, geçerlidir, Lebbeyk manası da budur. Buyurun, Ne yapabilirim, elimden ne gelir, Buyur Ne yapayım, su mu istiyorsun, Acıktın mı?

Allah acıkır mı? Evet acıkır, Allah Allah susar mı? Evet susar,

Denilir ki Hz. Musa'nın kavmi Hz. Musa'ya derler ki; "Yüce Allah'ı soframıza davet et. O'na yemek ikram etmek istiyoruz." Hz. Musa (a.s.) kavmine kızar. Der ki; "Bilmiyor musunuz, Yüce Rabbimiz insanlara ait böyle eksikliklerden pak ve uzaktır? Onun için böyle haller düşünülemez. Yüce Allah'ın sizin ekmeğinize yemeğinize ihtiyacı yoktur. Allah yemez, içmez, uyumaz." Ancak kavmi ısrar eder. Daha sonra Hz. Musa Yüce Rabbin vahyine ulaşınca Rabbimiz sordurur: "Musa, kavminin isteğini neden bana iletmedin? Onlar beni yemeğe çağırdılar." Hz. Musa der ki; "Ya Rabbi, seni tenzih ederim. Senin sıfatlarını biliyorum. Sen böyle şeylerden (ekmekten, yemekten, su içmekten, uykudan) arınmışsın. Paksın, münezzehsin." Yüce Rabbimiz Hz. Musa'ya buyurur ki; "Kavmin hazırlık yapsın. Cuma günü ben onların davetine karşılık vereceğim." Hz. Musa kavmine döndüğünde bunu onlara söyler. Kavmi müthiş bir hazırlık yapar. Çeşit çeşit yemekler hazırlanır. Her ev yemek getirir. Hazırdırlar. Ve Yüce Rabbi beklemekteler. Ancak gelen giden yok. Neden sonra akşam üstü, her tarafı dökülen, gariban ve muhtaç olduğu belli olan bir fakir gelir ve "Bu fakire bir lokma" der. Halk ve Hz. Musa derler ki; "Biz, Yüce bir misafir bekliyoruz. Sen bekle, hatta bize su taşı. Sonra seni doyururuz." Beklerler. Gelen giden yok. Kavmi Hz. Musa'yı kınarlar. Fakir de, bir şey yiyemeden yoluna devam edip gider. Ertesi gün Hz. Musa'ya Rabbin emri tecelli eder. Hz. Musa der ki; "Ya Rabbi, ben mahcup oldum. Sizin lütfunuz o sofraya tecelli etmedi."
Yüce Rabbimiz buyurdu; "Musa ben geldim. Ama siz beni doyurmadan gönderdiniz." Hz. Musa hayret içinde; "Ya Rabbi nasıl olur?" deyince Rabbimiz buyurdu; "O fakir geldi ya ! İşte ben o fakirin yanında idim. Onu doyurmuş olsaydınız bana ikram etmiş olurdunuz. Bilmiyor musunuz? Ben yoksulun, muhtacın, düşmüşün yanındayım. Ona ikram ettiğinde bana ikram etmiş olursunuz. Ben susamış kulumun yanındayım. Ona su verdiğinizde bana su vermiş olursunuz."

Kafirun suresinin inmesine sebep olan olay olaraktan anlatılır ki : içki daha önce yasak değildi ve alkol almış birisi  imam olarak Namaza duruyor ve Kafirun suresini okurken taptım ve tapacaktım  kelimelerini söylerken, Yanlış yerde yanlış kelimeyi kullanıyor, Bu yüzden Allahu Teala içki yasağı ayetini indiriyor.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِۜ قُلْ ف۪يهِمَٓا اِثْمٌ كَب۪يرٌ وَمَنَافِـعُ لِلنَّاسِۘ وَاِثْمُهُمَٓا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَاۜ وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَۜ قُلِ الْعَفْوَۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yes’elûneke anil hamri vel meysir(meysiri), kul fîhimâ ismun kebîrun ve menâfiu lin nâsi, ve ismuhumâ ekberu min nef’ihimâ ve yes’elûneke mâzâ yunfikûn(yunfikûne) kulil afve, kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum tetefekkerûn.

Meali :

Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 219. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ya eyyuhellezine amenu innemel hamru vel meysiru vel ensabu vel ezlamu ricsun min ameliş şeytani fectenibuhu leallekum tuflihun.

Meali :

Ey İnananlar! Alkol, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçınınız ki kurtuluşa eresiniz.

Sadakallahul Aziym Maide suresi 90. ayet


Böylece içkiye yasak getiriyor Allahu Teala. ve daha sonrada sarhoş iken namaza yaklaşmayın ayetini indiriyor

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ takrabûs salâte ve entum sukârâ hattâ ta’lemû mâ tekûlûne ve lâ cunuben illâ âbirî sebîlin hattâ tagtesilû. Ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâiti ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vucûhikum ve eydîkum. İnnallâhe kâne afuvven gafûrâ.

Meali :

Ey iman edenler! Sarhoş iken namaz kılmaya kalkışmayın, ne dediğinizi bilinceye kadar bekleyin, boy abdestini gerektiren bir durumda iken de yıkanıncaya kadar kesinlikle namaz kılmayın. Fakat, yolcu iseniz ve yıkanma imkanından yoksun iseniz o başka. Çünkü eğer hasta iseniz veya seyahatte iseniz yahut abdestinizi yeni bozmuşsanız veya hanımlarınızdan birisine yaklaşmışsanız ve hiç su bulamamışsanız, o zaman temiz toprakla teyemmüm edin, ellerinize ve yüzünüze hafifce sürün. Bilin ki, Allah günahları temizleyen ve çok affedendir.

Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 43. ayet

yani  önceleri içki yasak değilmiş, alkolün da faydaları var ama, zararı faydasından çok olaraktan tarif ediliyor, Fakat burada Mesele nedir sarhoş olduğunuz zaman namaza yaklaşmayın. ve bugün bu çağ Altınçağ ve  Burası cennet diyarı ise, Burada alkol bulunuyorsa, cennette şarap var ayetleri ile cennette şarap veya şeribler ceşitli icecekler olacagi ayet ile sabit,  şarap var burada, şaraplar, şeribler, ceşitli icecekler viskiler  RAKILARDA var kahve çay da var kola fanta da var var  ve şarap  içenler de var, ama bak sarhoş olup yanlış kelimeyi telaffuz ettiğin zaman ne zarar oluyormuş, namazda sarhoşun yanlış kelimeyi söylemesi meselesi ise, Zaten adam sarhoş demez miyiz, biz ona, yanlış kelime konuşmak,  sarhoşun yanlış kelimeler konuşması kaaale alınmaz ki, sarhoştur deriz kendinde değildi zaten deriz, ama Allah öyle demiyor, "sarhoş iken namaza yaklaşmayın diyor." buradan yola  çıkanlar, alkolün azı da zarar, çoğuda da zarar diyerekten, ifrata kaçarakdan büyütmüşler, de büyütmüşler,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır."

(Hadis-i Şerif , Tirmizi, Eşribe, 3; Ebû Dâvûd, Eşribe, 5; Nesâi, Eşribe, 25)

Burda yukardaki ayete Allahin buyrdugu  alkolün faydasida vardir sözümü hak, yoksa peygambere itaf edilen bu hadisdeki alkolün azida haram ve yaskdir mi hak, ve bugün tipda alkolün faydlarindan faydlaniyoruz, yine diş agrisi ceken kimse, dişine müdahle edecegi zaman, diş doktorunun morfin vurmasini, kendi istiyor, cünkü morfin yani uyuşturucu sayesinde uyuşan agiz, o aciyi hissetmiyor, yine ameliyat olcak kimse bayiltiliyor yani yine yüksek alkol ile ve benzeri ile,  o alkolün azida zarardir diyenler, o zaman dişciye gidince morfin vurdurmasinlar madem, yada bayilmadan amliyat olsunlar da, bakalim ne kadar erkeklermiş.
Hani bir meşhur kayseeri hikayesi vardir.
Berebere Kayserili şöyle pala bıyıklı  iri bir adam girer ve der : bana Susuz, Sabunsuz bir Tıraş der, oturu sandalyeye ve, GIK demeden Susuz, Sabunsuz bir Tıraş olur gider. oradan başka bir kayserilide cesarete gelir, bende kayseriliyin der, banada Susuz, Sabunsuz bir Tıraş der , oturur sandelyeye , berber usturayi degdirir  başlar bagırmaya "anam yandım der,' ne oluyor der berber,  o cesaretlenen adam berbere: hemşerim ben kayseriliyim dedimse de, ben kayserinin biraz dışındanın, sen biraz su ve sabun sür der......

bende onlari alkolün azıda çoğuda  haramdir diyenleri : Susuz, Sabunsuz bir Tıraş da, yani alkolsuz bayıltmasiz ameliyatta yada, ve morfinsiz diş doktoruinda görmek isterim, bakalim ne kadar kayserililer, ne kadar hocalar, ne kadar hacılar,

Bu olaydaki ikinci mesele

Peygamber kendi vaktinde, kendinden başka  iki kişi dışında, kimseyi  imamete geçirmediği rivayeti var, Abdullah bin Ümmü Mektum bir âmâdır.  Hz. Aişe'den gelen rivayetin açıkça belirttiği üzere Abese Sûresi'nin ilk ayetlerinin iniş sebebidir. bir kere  savaşa gittiklerinde kadinlarin başında ondan başka erkek kalmyinca o gecmiş bir defa imamete, Onun dışında bir de peygamer ölmeden önce cok hasta oldu ve , ebubekiri geçirdi  imamete deniyor. peki bu namaza sarhoş ve imam olaraktan Duran Bu adam kim ki, kafirun suresinin sebebinin anlaşılmasının ve inmesinin ve  birde icki yasagi ayetinin inmesinin sebebi olan adam. o zaman Kafirun suresini sarhoşken yanlış okuyan adam kim, bu nasıl imam olmuş da, başa geçmiş, hem de imam olacak bir kimse,  alkol içiyormuş, o vakit bazı anlatılanlar, ya eksik, ya fazla, ya da yanlış. artık burada yorumu Size bırakıyorum, daha derine girmek istemiyorum Bu konuda.


Allah her an ayrı bir dem de ayrı bir yaratışdadır diye Kuranı Kerim'de ayet var Rahman suresinde,


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yes’eluhu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.

Tefsiren Meali :

Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'na el açar ve O'ndan isterler. O Allah her an ve her zaman ayrı bir işi yaratmakta ve devam ettirmektedir, yani günah, sevap, hastalık, şifa, yükseltme, alçaltma, zengin, fakir, bahar ve yaz, güz ve kış O'nun işlerinin birer tecellisidirler.

Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 29. ayet

Bunun manası ise : Allah bir iş ile meşgul olurken, başka işten, ve başka olaylardan habersiz kalmaz, Fakat ben Allah'ın cüzi bir halifesiyim, insanım, insanda bu yetenek yok, mesela Televizyon seyrederken, bir yandan da belki ailesi ile konuşabilir, tesbih çekebilir, ama bunun dışında, televizyon seyrederken, bir yandan da otobüs süremez, Televizyona mı bakacak, otobüsü sürerken yola mı bakacak, araba sürerken şoförlük yaparken, yine televizyona bakamaz, ne kadar  bakabilir bakalım, belki bir  2 saniye bakabilir ancak, yani Bir yandan araba sürüp, bir yandan da televizyona bakamaz değil mi? yani İnsanoğlu bundan acizdir. Ama Allah bundan aciz değildir, Allah aynı anda hem araba sürebilir, Hem aynı anda televizyona bakabilir, Hem senin işini ihtiyacını görür, ama falan yerdeki  sivrisinegin yalavarışını  sesini duyar, filan yerdekine yardım eder, Yani Allahu Teala Sameddir, her şeyden müstağnidir ve sübhandir acizliktende müstagnidir, yani Hiçbir ihtiyacı yoktur, ama bizim her şeyde O na ihtiyacımız vardır, Allah her an her şeyden haberdardır, Biz de bunun cüzi bir miktarina sahibiz, en büyük evliya bile olsa, o bile bunun cüzi miktarını sahip, Allah gibi bu derecede değil, bugün yani, en ileri görüşlü olsa bile, dünyadaki her şeyi görüyor olsa bile, Peki Sirius yıldızındada ne oluyor bitiyor, onu da görüyor mu, şu anda aynı anda dünyadaki her şeyi görse  bile mesela, yukarıdan her şeyi görüyoruz duyuyoruz gözetliyoruz deseler bile, Peki Şira Yıldızı'nda da ne olup bitiyor, onu da aynı anda görebiliyor musunuz, Evet  Ancak Allah bu kudrete sahiptir, insanlara Bu kudretinden cüzi miktar vermiştir. bir yer ve bir iş ile meşgul iken, ikinci ücüncüyü görüp yapabilenler olsada,  ayni anda 8 milyar insan, ve trilyonlar hayvan, trilyonlar gezegen.., ve ordakiler.... trilyonlardan fazla melekeler....sayisi berlirsiz atomlar ile ilgilenebilcek bir göz ve akil varmi?

Çünkü bu da zaten Allah'ın Allah olduğunu alametlerindendir, vehüve ala külli şeyin kadir dir o.

Rabbim bana ve askerime bunu bilip de ve idrakinde olup ta, şu karşıki dağları ben yarattım demekten muhafaza buyursun.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 1 Temmuz 2019 Pazartesi

Original Kar © glan
Kâinatın Tesbihi ve Yörüngelerin Sırrı: Bir "Deveran" Tefekkürü

Kur’an-ı Kerim’de geçen kavramlar üzerine kafa yormak, bazen insanı atom altı parçacıklardan galaksilerin derinliklerine kadar uzanan muazzam bir yolculuğa çıkarır. Bugün sizlerle, "tesbih" kavramı, gezegenlerin hareketi ve dil bilgisi mucizeleri arasındaki o sarsılmaz bağı ele alan bir tefekkür yolculuğunu paylaşmak istiyorum.
1. Dil Bilgisinde "Allâhi" İsminin Sırrı
Kur’an’da "Allah" isminin sonunun esreli (
) bittiği yerler, genellikle birer isim tamlamasıdır. Örneğin "Sübhânallâhi" (
) ifadesinde, Allah kelimesi "Sübhân" kelimesinin tamlayanı olduğu için esre ile biter. Bu ifade bir ayet parçasıdır ve Haşr Suresi 23, Tur Suresi 43 gibi pek çok yerde geçer. Buradaki derin mana; Allah’ın kendi zatını, insanların ortak koştuğu eksik sıfatlardan münezzeh (uzak) tuttuğunu haber vermesidir.
2. Tesbih, Deveran ve Satürn’ün Uyduları
"Tesbih" kelimesi, Arapça köken olarak (S-B-H) "hızlıca yüzmek, uzaklaşmak" demektir. Ancak bu sadece dilde bir kelime değil, kâinatın işleyiş biçimidir. Elimizde tesbih boncuklarını çevirirken (deveran ettirirken) aslında makro boyuttaki bir nizamın minyatürünü sergileriz.
Örneğin Satürn gezegeni ve uydularını düşünün; her bir uydu kendi yörüngesinde, muazzam bir halka oluşturacak şekilde döner. Bu "deveran", aslında o gezegenlerin varoluşsal tesbihidir. Kur’an-ı Kerim, "Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih eder" derken, bu fiziksel dönüşe ve boyun eğmeye işaret eder. Tesbih boncuğu bizim elimizde döner, kâinatın tesbihini ise bizzat Yaratan’ın kudreti "deveran" ettirir.
3. Yâsin Suresi’ndeki Matematiksel Mucize: Palindrom
Kâinattaki bu döngüsel nizam, Kur’an’ın cümle yapısına da işlenmiştir. Yâsin Suresi 40. ayette geçen şu ifadeye dikkatle bakalım:
كُلٌّ فِي فَلَكٍ
(Küllün fî felekin)
"Her biri bir yörüngede (yüzmektedir)."
Bu ifade harf harf dizildiğinde (K-L-F-Y-F-L-K) ortaya muazzam bir tablo çıkar: Bu cümleyi ister baştan sona, ister sondan başa okuyun, harfler aynı dizilimle karşınıza çıkar. Tıpkı bir yörüngede dönüp dolaşıp aynı yere gelen gezegenler gibi, ayetin harfleri de bir "daire" çizer. Ayetin hemen devamında gelen "Yesbehûn" (Tesbih ederler/Yüzerler) kelimesi, bu döngüsel hareketin adıdır.
Sonuç: Her Şey Bir Yörüngede
Sonuç olarak; elimize aldığımız tesbih sadece bir sayma aracı değil, atomlardan galaksilere, Satürn’ün halkalarından Kur’an’ın harf dizilimlerine kadar her şeyin içinde olduğu o büyük "deveran" korosuna katılma sembolüdür. Biz "Sübhânallah" dediğimizde, aslında kalbimizi kâinatın o şaşmaz yörüngesine hizalamış oluruz.

Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Raşit Tunca ve google KI

Schrems, 28.04.2026
"Kalb-i Selim" ve "Daimi Zikir" Hali

Günde kaç dakika yahut kaç saatinizi Allah ve Rasûlü'ne ayırdınız? Kaç dakika zikir ediyorsunuz, kaç saat zikir ediyorsunuz? İnsanın kemâlât kazanmasının sebepler zincirinden birisi de günde kaç dakika yahut kaç saat Allah'a ve Rasûl'e ayırdığı ile alakalıdır. Onları, alışveriş, gezmek, yürümek, başka işle meşgul olmak zikirden alıkoymaz. Onların kalbi dâimî zikirdedir.

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

    Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun ve lâ bey’un an zikrillâhi ve ikâmis salâti ve îtâiz zekâti yehâfûne yevmen tetekallebu fîhil kulûbu vel ebsâr(ebsâru).

    رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَٰرَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ ۙ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلْقُلُوبُ وَٱلْأَبْصَٰرُ
   
(36-37) Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.

24-Nûr  Suresi 37. Ayet


Zikrin Miktarı Hakkında Rivayetler

    Hadis-i Şerif: "Dilleri zikirle meşgul olanlar, iyiliklerde yarışmışlardır." (Tirmizi, Deavat 6)

    Hz. Aişe (ra) anlatıyor: "Peygamberimiz (sav) her zaman Allah'ı zikrederdi." (Müslim, Hayz 112)

    Ebû Hüreyre'den (ra): Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Yedi kat göklerle yerler arasında dolaşan bir melek vardır. Size bir şey vereyim mi? Bunu yapıp da geçenler, sizi geçemez. Sizden sonra gelenler de size yetişemez: Her namazdan sonra 33 defa Subhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 34 defa Allahü Ekber deyin." (Buhari, Deavat 74)

Daimi Zikir Halinde Olanlar

Sizin de belirttiğiniz gibi, alışveriş, yürüyüş, başka işlerle meşgul olmak, kalbi Allah'a bağlı olanları zikirden alıkoymaz.

Örnekler:

    Hz. Ömer (ra): Elinde değneğiyle çarşıda dolaşırken, Allah'ın adını zikrederdi. Çarşıdaki aldatmaları engeller, her halinde Allah'ı hatırlardı.

    Ebû Zerr el-Gıfârî (ra): Çölde tek başına yaşarken, "Ne güzel ibadet yalnızlıkla zikirdir" derdi.

Müminin Günlük Zikir Programı Tavsiyesi

Âlimlerin tavsiyesi üzerine günde en az:

    Sabah-akşam zikirleri: 15-20 dakika

    Her namaz sonrası tesbihat: 5-7 dakika (namaz başına ~1 dakika ×5)

    Yatarken ve uyanırken: 5 dakika

    Yolda, işte, evde kalben zikir: Sınırsız

Toplamda en az 1 saat özel zikir vakti ayırmak sünnettir. Ancak bu sadece dil ile yapılan zikirdir. Kalbin zikri ise 24 saat devam eder.
Âlimlerin Görüşleri

İmam Gazali (rh): "Zikrin en üstünü, kalbin Allah'tan gafil olmamasıdır. Dilin zikri, kalbin zikrine yardımcıdır."

İbn Kayyim (rh): "Zikir, kalbin hayatıdır. Müminin nefes alması gibidir."
Tavsiye Edilen Zikir Miktarları

    "La ilahe illallah" - Günde 1000 defa diyenler olmuştur (Hadis: "Kim günde 1000 defa la ilahe illallah derse, cehennem ateşi onu yakmaz" - Taberani)

    "Sübhanallah" - Günde 100 defa (Hadis: "Kim günde 100 defa sübhanallah derse, 1000 günahı silinir" - Müslim)

    "Estağfirullah" - Günde en az 70-100 defa (Peygamberimiz günde 70-100 defa istiğfar ederdi)

Unutulmaması Gereken

    Hz. Enes'ten (ra): "Allah'ın zikri dışında konuşmayın! Zira çok konuşmak kalbi katılaştırır." (Tirmizi)

    Zikir, sadece sayıyla ölçülmez. Niyetin saflığı, ihlas, huşu daha önemlidir.

Sonuç: Mümin, gününün en az 1-2 saatini özel olarak Allah'a ve O'nun zikrine ayırmalı, geri kalan zamanlarda da kalben zikir halinde olmalıdır. Ancak kimisi tüm gününü zikirle geçirir (tasavvuf ehli), kimisi işi gereği daha az vakit ayırabilir. Önemli olan, terk etmemek ve kalbi diri tutmaktır.

Allah hepimizi zikrine devam eden, kalbi daima ona bağlı kullarından eylesin. Âmin.


"Bunu, çalışan bir ailesi olan, meşgalesi olan birisi için düşüneceksin. Normal hayatta birinin akşama kadar elbette vakti var. Onun zikirle meşgul olması ile meşgalesi olan birinin zikirle meşgul olması arasında dağlar kadar fark var. Çünkü o boş vakitlerini zikre ayırıyor, yani Allah ile olan birisi."

Anlıyorum, çok önemli bir noktaya parmak bastınız. Değerlendirmeniz doğru: Boş vakti olanla, iş-güç-aile derdi içinde olanın durumu dağlar kadar farklıdır. İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.

Önce şu temel düsturu hatırlayalım:

    "Ameller niyetlere göredir." (Buhari, Bed'ul-Vahy 1)
    "Hiç kimseye gücünün yettiğinden başkası yüklenmez." (Bakara 2/286)

Yani Allah, bir işçiyle bir âlimi, bir bakıcı anneyi bir medrese talebesiyle aynı terazide tartmaz. Ölçü imkân ve niyettir, sadece nicelik değil.
1. Meşgul İnsanın Zikri: Vaktin Azlığı Değil, Kalbin Çokluğu Önemli

Sizin dediğiniz gibi: Sabah 7'de evden çıkıp akşam 7'de dönen, trafikte yorulup evde çocuk bakan biri, "boş vakit" nedir bilmez. Onun zikri, oturup 1000 "Sübhanallah" çekmek şeklinde olmaz. Ama şöyle olabilir:

    İşe giderken arabada/yürürken içinden "Estağfirullah" demek

    Toplantıda stres yaparken kalben "Ya Fettah" duası etmek

    Çocuğunu uyuturken "Allah'ım bana yardım et" diye iç geçirmek

    Mola verdiğinde 2 dakika "La ilahe illallah" çekmek

Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

    "Dünyaya ait işlerle meşgulken dilini zikirle ıslak tutan kimsenin durumu ne güzeldir!" (Taberani, Mu'cemü's-Sağir)

Bunu "Gün boyu çalışan, ailesine bakan mümin" olarak düşünün. Onun yaptığı iş, eğer helal kazanç ve ailesine bakma niyetindeyse, O DA BİR İBADETTİR. Yani zikirle meşgul olmasa bile işi niyetinden dolayı zikir hükmünü alır.
2. Meşguliyet Zikirden Alıkoymaz, Hatta Bazı Durumlarda Zikrin Ta Kendisidir

Çok güzel örnekler var.

    Hz. Davud (as) demir işçisiydi. Zırh yapar, şekil verir, ateşte döverdi. Ama dili Allah'ın zikrinden ayrılmazdı. O zanaatini yaparken tesbih ederdi. Bu yüzden "Da-vud Da-vud" sesiyle dağlar ve kuşlar ona eşlik ederdi. (Enbiya 21/79)

    → Yani işini yaparken zikir edebilirsin. Bir inşaat işçisi, çekiç vururken "Allah" dese, o vuruş zikir sayılır.

    Ensar'dan bir sahabi ticaretle uğraşırdı. Çarşıda mal satar, müşterilerle ilgilenir, hesap kitap yapardı. Ama kalbi daima Allah'taydı. Peygamberimiz onun hakkında: "Onun bir lahzası (anı) bin kişinin ibadetinden hayırlıdır" buyurdu (rivayet meşhurdur).

    Bazı âlimler şöyle der: "Allah yolunda koşuşturan bir doktor, hastalarını tedavi ederken içinden 'Ya Şafi' dese, bu zikir; bir öğretmen, çocuklara ders verirken 'Ya Hafız, ya Alim' dese, bu zikir; bir temizlik görevlisi, sokakları temizlerken 'Ben Allah için yapıyorum' dese, bu hep zikirdir."

3. Meşguliyet İçin Tavsiye: Az Ama Devamlı Zikir

Meşgul insana hadislerin tavsiyesi şudur:

    "Allah katında en sevimli amel, az da olsa devamlı olandır." (Buhari, Rikak 18)

Yani:

    Günde 1 defa "La ilahe illallah" diyerek uyumak

    Her farz namazın ardından sadece 1 dakika zikir

    Her yemekten önce/sonra 3 kere "Elhamdülillah"

    Her tuvalet çıkışında 1 kere "Ğufraneke"

    Her giysi giyerken "Elhamdülillah"

Bunları yapmak, bir gencin boş boş oturup 1 saat zikir çekmesinden daha kıymetlidir. Çünkü sen meşguliyetine rağmen Allah'ı unutmuyorsun.
4. Bu Konuda Çok Çarpıcı Bir Kıssa

Bir gün Peygamberimiz (sav) ashabıyla oturuyordu. Derken bir grup sahabi gelip:

    "Ya Resûlallah, falanca kişi gece gündüz namaz kılıyor, oruç tutuyor, zikir yapıyor" dedi.

Peygamberimiz sordu: "Peki kim bakıyor ailesine? Kim kazanıyor helal rızkı?"

Ashab: "Onun kardeşi çalışıyor, o ise sadece ibadet ediyor."

Bunun üzerine Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:

    "O çalışan kardeşi, ibadet edenden daha üstündür." (Beyhaki, Şuab'ül-İman)

Evet, yanlış duymadınız. Çalışıp ailesine bakan, alın teri döken, helal rızık peşinde koşan kimse -eğer niyeti Allah rızasıysa- ibadet eden gibi hatta ondan üstün olabilir.
5. Özellikle Çalışana Müjde

Allah (cc) şöyle buyuruyor:

    "Sizi yaratmadım ve rızıklandırmıyorum ki bana bir faydam olsun. Ben, çalışıp didineni severim." (Hadis-i Kudsi)

İmam Şafii (rh) şöyle der: "Bir işin peşinde koşup, alın teriyle helal kazanan, bir köşede oturup ibadet eden iki kişiyi kıyasladım. Helal kazananın derecesinin daha yüksek olduğunu gördüm."

Niye? Çünkü o zat, hem işinin derdinde hem Allah'ın rızasını gözetiyor, hem nefsine söz geçiriyor, hem alışverişte hileden sakınıyor, hem sabrediyor. Bu da başlı başına zikirdir.
6. Pratik Tavsiyeler (Meşgul bir müslüman için günlük)

Sabahtan akşama şöyle olabilir:
Vakit Yapılabilecek zikir
Uyanırken "Elhamdülillah ellezi ahyana" (1 defa)
Duş alırken/giyinirken 3 "Bismillah" içinden
Evden çıkarken "Bismillah tevekkeltü alallah" (1 defa)
Yolda giderken İçinden 10 "Estağfirullah"
İşe başlarken "Rabbiyessir ve la tuassir"
Öğle molasında 1 dakika "La ilahe illallah"
Akşam eve dönerken "Hasbiyallahu la ilahe illa hû" (3 defa)
Yemek yerken Her lokmadan önce içinden "Bismillah"
Yatarken "Bismike Rabbi veda'tü cenbi"

"Şimdi sana şöyle bir örnek vereyim: Yani Allah’la beraber olmak, zikir hâlinde olmak, aynen bir network’e bağlı olmak gibidir. Hem akün dolu, network’e bağlı iken bir de network’e bağlansan, tüm dünya ile iletişim hâlindesin demektir. Allah’a, Peygamber’e ve meleklere bağlı olan, bütün kainat network’ü ile bağlı olan gibidir. Daimî bir bilgi alışverişi olur. Kalp gözü denen his kuvveti, alıcıları; bilgiler ilham edilir, alınır ve sorulur, cevap verilir. Yani..."


Çok güzel ve çarpıcı bir benzetme yaptınız. Aynen öyle. Bunu biraz daha açarak ve İslam'ın manevi öğretileriyle destekleyerek ilerleyelim.
Benzetmenizin İslami Karşılığı: "Kalb-i Selim" ve "Daimi Zikir" Hali

Dediğiniz gibi: Telefonun şarjı dolu ama Wi-Fi'ye bağlı değilse, o telefon ölü bir alettir. Aynı şekilde, bir insanın bedeni sağlıklı, parası var, işi gücü var ama Allah'a bağlı değilse, o da manevi olarak "çevrimdışı"dır.

Ama Allah'a bağlı olan kişi ise, sizin ifadenizle:

    "Tüm kainatın network'üne bağlıdır. Meleklerle, peygamberlerle, evliyayla, hatta cennetle ve rahmet hazineleriyle anlık iletişim halindedir."

Kur'an bunu şöyle ifade eder:

    "Ben sizinle beraberim. İşitin ve görün." (Taha 20/46) — Allah Musa (as) ile Harun'a (as) böyle sesleniyor.
    "Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir." (Hadid 57/4)

Yani Allah'a bağlı olan bir mümin, meleklerden ilham alır, kalbine feyz akar, rüyasında uyarılır, aniden bir kalp ferahlığı ya da bir sorunun çözümü gelir. Bu, sizin dediğiniz "daimi bilgi alışverişi" dir.
1. Kalp Gözü (Basiret) = Anten / Alıcı

Siz buna "kalp gözü, his kuvveti, alıcılar" dediniz. İslam'da karşılığı "basiret" tir.

    "Doğrusu bu, kalp gözü açık olanlar ve kulak verenler için bir öğüttür." (Kaf 50/37)

Bir insan zikir halinde olunca, kalbinin anteni açılır. Melekler ona bilgi fısıldar, ilham edilir, sorular cevaplanır. Bu "doğrudan bir iletişim" değildir (çünkü vahiy sadece peygamberlere gelir), ancak "ilham, keşif, rüya, sezgi, kalbe doğma" şeklinde bir iletişim vardır.

Peygamberimiz (sav) buyuruyor:

    "Müminin ferasetinden (kalp gözüyle görme yetisinden) sakının. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizi, Tefsir 15)

2. Kainatın Network'ü: Meleklerle İrtibat

Sizin dediğiniz "tüm kainat network'ü" melekler alemidir. Zikir halindeki bir mümin, meleklerin duasını alır, melekler onu selamlar.

    "Biz (melekler) size yardım ederiz." (Mümin 40/7) — Arşı taşıyan melekler, inananlar için bağışlanma diler.

Hatta bir hadis-i şerifte şöyle geçer:

    "Allah'ı zikreden bir topluluğun etrafını melekler sarar, onlara rahmet kaplar, Allah onları meclisindeki meleklere anar." (Müslim, Zikir 39)

Yani sen zikrederken, sadece sen zikretmiyorsun; melekler de seni zikrediyor, sana dua ediyor, seninle birlikte zikrediyor. İşte bu tam senin dediğin gibi "daimi bir bilgi alışverişi" dir.
3. Peygamberlerin Ruhaniyetiyle Bağlantı

Bir mümin, zikir halinde olunca, peygamberlerin ruhaniyetinden feyz alır. Bu doğrudan konuşma değil, manevi bir bağdır. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

    "Kim beni rüyasında görür, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez." (Buhari, Tabir 10)

Bu demektir ki, Allah'a bağlı bir müminin kalbine, peygamberin ruhaniyeti bir ışık gibi doğar. Bazen sorduğu bir sorunun cevabı içine doğar, bazen bir işte ne yapacağını sezer. Bu, sizin dediğiniz "sorulur, cevap verilir" sistemidir.
4. Buna Delil: Ashab-ı Kehf'ten Bugüne Örnekler

Örnek 1: Ashab-ı Kehf (Mağara Arkadaşları)
Onlar mağarada uyurken bile Allah'ın network'üne bağlıydı:

    "Onları uyurken hesabedersin, oysa onlar uyanıktı." (Kehf 18/18) — Kalpleri Allah'a bağlıydı, bedenleri uyurken bile zikir halindeydi.

Örnek 2: Meryem (as)
Meryem, mabedde ibadetle meşgulken, melek ona şöyle seslendi:

    "Ey Meryem, Allah seni seçti, tertemiz kıldı ve seni bütün kadınlara üstün kıldı." (Al-i İmran 3/42)
    Bu, sizin dediğiniz "kalp gözü açık, network bağlı" halidir. Normal bir insana melek görünmez, ama Meryem o haldeyken göründü.

Örnek 3: Bugün yaşayan örnekler
İslam büyükleri anlatır: "Bir mümin, kalbini zikre alıştırırsa, öyle bir hale gelir ki yolda yürürken 'şu kapıdan girsem, şu adamla konuşsam, şu işi yapsam' diye kalbine doğar, çıkar; bakarsın ki o iş onun dinine, dünyasına hayır getirmiştir." İşte bu, sizin dediğiniz "alıcılar açık, bilgi geliyor" durumudur.
5. "Daimi İletişim" Kur'an'da Nasıl Geçiyor?

Allah (cc) şöyle buyuruyor:

    "Ben anınıza yakınım. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim." (Bakara 2/186)

Bu ayette "dua edince" şartı var gibi görünse de, İslam âlimleri şöyle der: "Mümin her halinde Allah'a yönelmiştir. Onun nefes alışı, oturuşu, kalkışı bir duadır."

Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:

    "Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizi)

İşte bu nur, sizin tabirinizle "network bağlı" olmanın sonucudur.
6. Bu Nasıl Kazanılır? (Pratik Tavsiye)

Siz şunu da sordunuz: "Günde kaç dakika ayırmalı?"
Cevap: İşin sırrı dakikada değil, kalbin bağlılığındadır. Ama aşağıdaki adımlar bağlantıyı güçlendirir:

    Her işe "Bismillah" ile başlamak — O an network'e bağlanma şifresidir.

    Her namaz sonrası kısa bir zikir (33+33+34) — Her gün aynı saatte bağlanmak gibi.

    Yatmadan önce 3 İhlas, 1 Felak, 1 Nas — Gece boyu bağlantı açık kalır.

    Abdestli olmaya özen göstermek — Melekler abdestlinin yanından ayrılmaz.

    Helal lokma yemek — Çünkü haram lokma, kalbin alıcısını paslandırır.

Sonuç: Kainatın Network'üne Bağlı Mümin

Sizin benzetmenizle devam edelim:

    Normal insan: Uçak modunda, sadece kendi bildiğini okuyor, yalnız, dünyanın ötesinden habersiz.

    Zikir halindeki mümin: 5G bağlantılı, tüm kainatın server'ına bağlı. Meleklerden veri akıyor, peygamberlerin duasını alıyor, evliyanın feyzinden hissediyor, Rabbinden ilham alıyor. Ayrıca kendisi de sorgulanabiliyor: "Ne yaptın, ne kazandın, ne niyet ettin?"

Bu bağlantı öyle bir bağlantıdır ki, ne ölüm keser ne uyku keser ne iş güç keser.

    "Onlar ölü değildir, diridirler, fakat siz bilemezsiniz." (Bakara 2/154) — Şehitler için söylenmiş olsa da, manevi olarak zikir ehli de öyle diridir.

Allah sizi ve bizi, daimi zikir halinde, kalp gözü açık, kainatın rahmet network'üne bağlı kullarından eylesin. Âmin.

Son olarak bir hatırlatma: Bu bağlantıyı kazanmak için günde mutlaka en az 10-15 dakika tam yoğunlaşarak, hiçbir işle meşgul değilken, sadece Allah'ı anarak geçirin. O 15 dakika, günün geri kalanında bağlantınızı açık tutacaktır.


Son Söz

Sevgili kardeşim, Allah senin kalbini biliyor. Meşgul olmak bahanesiyle terk edilmez zikir ama az da olsa sürekli yapılan zikir, çok yapılıp usandıran zikirden hayırlıdır.

Şu hadis bu konuyu özetliyor:

    "Sizin en hayırlınız, dünyasını ahireti için terk etmeyen, ahiretini de dünyası için terk etmeyen, insanlara faydalı olan kimsedir." (Taberani)

Yani ne tamamen işe dalıp Allah'ı unutacaksın, ne de işini gücünü bırakıp köşeye çekileceksin. İkisini birleştireceksin: Çalışırken zikreden, yorulurken dua eden, yemek yerken şükreden, iş yaparken helal sınırını gözeten biri olacaksın. İşte o zaman her anın zikir olmuş olur.

Allah kolaylık versin, kalbini kendine daima bağlı kılsın.



Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Raşit Tunca ve DeepSeek

Schrems, 28.04.2026
23 Nisan 2026 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun

   

23 Nisan 2026 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)