• Portal Hakkalyakin BoardSON YENi KONULAR
  • Forum Hakkalyakin Board FORUMA GiR
  • Search FORUMDA ARA
  • HelpSUPPORT>
    • Calendar Calendar
    • Members JAMPS Members
    • Forum Team Forum Team
    • Forum Statistics Forum Statistics
  • LinklerLiNK>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Dini Forum
Giriş Yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Şifremi Unuttum?
 

Dini Forum > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üye:» Toplam Üye: 5
En Son Üye:» En Son Üye: Ahmed
Toplam Konular:» Toplam Konular: 2,123
Toplam Yorumlar:» Toplam Yorumlar: 2,423

Ayrıntılı İstatistikler Ayrıntılı İstatistikler

Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Allâh, Müslümanın başına gelen bir sıkıntı sebebiyle günahlarını bağışlar
Allâh, Müslümanın başına gelen bir sıkıntı sebebiyle günahlarını bağışlar günahları dökülür.

Hastalık ve Musibetlerin Mümin İçin Hikmeti

Abdullah bin Mesud’un (r.a.) rivayet ettiği hadiste, hastalık ve musibetlerin mümin için günahlara kefaret olduğu ve sabırla karşılanan sıkıntıların manevi kazançları anlatılıyor.

Abdullâh bin Mes’ûd -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

SIKINTILAR KARŞISINDA MÜMİNİN KAZANCI


Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzûruna vardım. Kendisi sıtmaya yakalanmıştı.

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Gerçekten şiddetli bir sıtma nöbetine tutulmuşsunuz!” dedim.

“–Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar ıztırap çekmekteyim.” buyurdu.

“–Bu, herhâlde iki kat sevap kazanmanız içindir.” dedim.

“–Evet, öyledir. Allâh, Müslümanın ayağına batan bir diken veya başına gelen daha büyük bir sıkıntı sebebiyle günahlarını bağışlar. O müslümanın günahları ağaç yaprakları gibi dökülür.” buyurdu.

(Buhârî, Merdâ, 3, 13, 16; Müslim, Birr, 45)
Read More Read More / Comment Comment
Mûsâ aleyhisselam; “–Yâ Rabbi! Senʼi nerede arayayım!” diye niyâz etti.
Mûsâ aleyhisselam; “–Yâ Rabbi! Senʼi nerede arayayım!” diye niyâz etti.

Allah Nerede Aranır?

Hz. Mûsâ’nın (a.s.) “Allah’ı nerede aramalıyım?” sorusuna verilen cevap üzerinden kalbi kırıkların yanında olmanın ve merhametin önemi anlatılıyor.

ALLAHʼI NEREDE ARAMALIYIM?

“–Yâ Rabbi! Senʼi nerede arayayım!” diye niyâz etti.

Cenâb-ı Hak buyurdu ki;

“–Benʼi, kalbi kırıkların yanında ara!”

(Ebû Nuaym, Hilye, II, 364)


Hisse:

Cenâb-ı Hakkʼın rızâsına nâiliyet vesîleleri, -meşhur tâbiriyle- mahlûkâtın nefesleri adedince çoktur. Hakk’a yakınlığın en kestirme yolu ise;

‒Mazlumların sessiz feryatlarını duymak,

‒Muzdariplerin civârında dolaşmak,

‒Kimsesizlerin kimsesi olmak,

‒Nazargâh-ı ilâhî olan bir gönlü derdinden kurtarmaktır.

Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ashâbına sık sık sorardı:

“Bugün Allah için bir yetim başı okşadınız mı?

Bir hastayı ziyaret ettiniz mi?

Bir cenaze teşyîinde bulundunuz mu?”

(Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 12)
Read More Read More / Comment Comment
Şeriat Yanlış mı Anlaşılıyor?
Şeriat Yanlış mı Anlaşılıyor?

Şeriat, fıkıh ve İslam’ın bütünlüğü; modern çağda ortaya çıkan yanlış algılar ve kavramların çarpıtılması üzerinden ele alınıyor.

Emirleri ve nehiyleri kategorize etmek için şeriat, ahlak ve âdap ile alakalı hususları tasnif etmek için zikredilen tarikat kavramları günümüzde en fazla tahrifata uğrayan ıstılahlardır. Buna bir de yasalarla mukayese edilmesi anlamında fıkıh eklendiğinde İslâm'ın tüm önemli kavramlarının içi boşaltılmakta, suya sabuna dokunmayan bir din ortaya çıkarılmaktadır.

ŞERİAT SADECE HUKUK MUDUR?

İslam ne sadece hukuk kurallarından ibaret olup tepeden bakan ve tahakküm eden bir dindir ne de çerçevesi, kâideleri ve ilkeleri olmayan hümanizm türü bir ideolojidir. Hakikati ihtiva eden her kavramın başına geldiği gibi, en fazla istismar edilen ve Müslümanların dahi zihnini bulandıran konu; fıkhî hükümlerin asırlar öncesinde kaldığı ve şeriatın bugün uygulanamayacağı iddiasıdır.

Nitekim bugün fıkıh ve şeriat, insanlara “ya el-kol kesen ya savaş açıp işgal eden yahut kırbaç cezasıyla insana hayatı zindan eden” kavramlar olarak gösterilmiş ve çarpıtılmıştır.

Zihinlere işlenen ancak hakikati yansıtmayan husus, şeriatın tamamen kural-kâide ile emir-nehiylerden oluştuğu düşüncesidir. Halbuki şeriat; ahlak ve âdapla ilgili hususları, tasavvufî yönelişleri ve tarikatın teşvik ettiği unsurları da içine alan, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tebliğ ve beyan ettiği bütün esasların meydana getirdiği sistemin, nizamın ve intizamın adıdır; yani İslâm’ın bizzat kendisidir.[1]

Şeriat ve İslam’ın Değiştirilemezliği

Bazı modernistlerin “şeriatın bir Müslümanın hayatından çıkarılması gerektiği” veya “günümüzde uygulanması mümkün olmayan tarihsel motifler içerdiği” yönündeki iddialarına kulak vermek ve bu söylemlerde haklılık payı görmek, İslâm’ın bu çağa uygun olmadığını kabul etmek anlamına gelir.

Yani şeriatı istememek demek, İslâm’ı reddetmek ve Allah Teâlâ’nın “Sizin için İslâm’ı seçtim.” (Mâide, 5/3) yahut “Allah katında yegâne din İslâm’dır.” (Âl-i İmrân, 3/19) buyruğuna rağmen başka bir din arayışına girmek demektir. Nitekim şeriat, ayet ve hadis temelli bir nizama dayanır; bu sebeple beşerî bir iradeyle değiştirilmesi, iptal edilmesi veya rafa kaldırılması söz konusu değildir.

ŞERİATIN YANLIŞ ALGISI VE MÜSLÜMANLARIN SORUMLULUĞU

Bugün şeriatı Müslümanlara dahi kötü gösteren, şer'î meseleleri çarpıtarak insanları ya dinden soğutan ya da en hafif ifadeyle akidelerini zedeleyen kesimlerin; yerli-yabancı oryantalistlerin, insanları kasten veya sehven yanlış inançlara sevk eden müsteşriklerin yahut onlara alkış tutan çevrelerin elbette büyük vebali vardır.

Ancak bütün bunlar yaşanırken ve akîdevî anlamda ciddi kırılmalar meydana gelirken konfor alanından çıkmayan, tepki ve refleks göstermeyen Müslümanların sorumluluğunu görmezden gelirsek ne sorunları çözebiliriz ne de aynı hataları tekrar etmekten kurtulabiliriz. Bu sebeple başkalarını sorgulamadan önce, kendimizle bir hâl muhasebesi yapmamız öncelikli bir Müslümanlık vazifesidir.

Yaşadığımız çağ olgular yerine algıların, hakikatler yerine ideallerin ve pazarlanan hayallerin revaçta olduğu bir çağdır. İslâm’ın günümüze hitap etmediğini iddia edenlerin dayandıkları gerekçeler; “İslâm'ın modern zamanın ruhunu okuyamaması, modası geçmiş bir din olarak kalması, Müslüman coğrafyaların savaş ve kaos içinde olması yahut Müslümanların sefalet içinde yaşaması” gibi tutarsız bahanelerdir.

İSLAM MI SORUMLU, UYGULAMA MI?

Senelerdir İslâmî hükümlerin uygulanmadığı bir coğrafyada, sırf Müslümanlar yaşıyor diye ortaya çıkan suçların sorumlusu ne İslam’dır ne fıkıhtır ne de şeriattır. Kamusal alandan çıkarılarak sadece camiye hapsedilen bir din anlayışı; hayata müdahil olmadıkça, evlerde ikame edilmedikçe, çarşı-pazara yön vermedikçe, hukuk ve ekonomi sistemlerini inşa etmedikçe ortaya çıkan problemlerin mesulü İslam değil, caydırıcılıktan, adalet ve hakkaniyetten uzak mevcut sistemlerdir.

Merhum Rasim Özdenören’in ifade ettiği gibi, fıkhın uygulanmayan veya yanlış uygulanan hükümlerinden İslâm değil, bu hükümleri hayata geçirmeyen yahut yozlaştıran insanlar ve yönetimler sorumludur. Nitekim bir toplumda fıkhın teorik olarak var olması, o toplumun “Müslümanca” yaşadığı anlamına gelmez.[2]

Toplumsal Sorunların Kaynağı İslam mıdır?

Söz gelimi aile hukukunda, İslâm’ın kadın ve erkek için tanımladığı hak ve sorumluluklar göz ardı edildiği hâlde ortaya çıkan aile facialarının suçunu İslam’a yüklemek aklıselimle bağdaşmaz.

Çocukların istismar edildiği, suç oranlarının arttığı, zenginlerin fakirleri ezdiği ve en küçük kavgaların ölümle sonuçlandığı bir düzende, “Bu suçları Müslümanlar işliyorsa sorun İslam’dadır.” şeklinde bir çıkarım yapmak; sorun çözmek yerine İslam’ı suçlu ilan etme çabasından başka bir anlam taşımaz.

İSLAM’DA SUÇ VE CEZA DENGESİ

İslam bir yandan günah ve sevap tasavvuruyla insanı ahlâklı ve erdemli hâle getirmeyi hedeflerken, diğer yandan suç ve ceza anlayışıyla toplum içinde hakkaniyet sahibi bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Büyük suçlar küçük cezalarla geçiştirildiğinde nasıl adalete olan güven sarsılıyorsa küçük suçlara büyük cezalar verildiğinde de toplumda o kadar kaos meydana gelmektedir. Bu sebeple İslam’da suç ve ceza arasında gözetilen denge, adalet fikrinin temel unsurlarından biridir.

Asırlardır İslâm’ın yalnızca adının kaldığı, Müslümanca bir tavrın dahi çoğu zaman gümrüğe tabi tutulduğu bir dünyada; İslam’ın insana, aileye, kadına ve adalete verdiği değer görmezden gelinerek sürekli hedef alınması, hak ile batıl mücadelesinin, “Firavun ile Mûsa” savaşının devam ettiğini, “putları kırdığı için ateşlere atılmaya çalışılan İbrâhimlerle hala Nemrutça” mücadele edildiğini göstermektedir.

İslam’a Yönelik Çifte Standartlar ve Algı Operasyonları

İffetten söz edilince “özgürlüğe müdahale”, tesettürden bahsedilince “kılık kıyafet özgürlüğünün kısıtlanması”, kısas talep edilince “yaşam hakkının ihlali”, suçlulara İslâmî usulde ceza verilmesi istenince “laikliğe aykırılık” gibi söylemler öne sürülmekte; buna karşılık aynı suçlar işlendiğinde “Müslüman toplumlarda bunlar hâlâ yaşanıyorsa İslam çözüm üretmekten acizdir.” denilmektedir.

Böyle bir zeminde şu soruyu sormak en tabiî hakkımızdır: “Yüzyıldır İslâmî hükümlerin büyük ölçüde unutulduğu bir coğrafyada, mevcut sistemlerin yetiştirdiği bireyler suç işliyorsa ve hâlâ adalet tesis edilemiyorsa, sorun İslam’da mı; yoksa İslam’ı kötü göstermeye çalışan zihniyette midir?”

TEORİ İLE PRATİK ARASINDAKİ KOPUKLUK

Bir kanun veya sistemin ne derece etkili olduğunu anlayabilmek için, öncelikle onun uygulanmasına fırsat verilmesi gerekir. Şer'î hükümlerin uygulanmadığı bir yerde Müslümanların hata yapması yahut suç işlemesi ne şeriatın bir noksanlığı ne de İslâm’ın bir eksikliği olarak görülebilir. Beşerî hukukun uygulandığı toplumlarda insanlar çoğu zaman inandıkları dinin emirlerinden ziyade, yaptırım gücü olan kanunlara tabi olmaktadır.

Merhum Sezai Karakoç’un da işaret ettiği gibi, bu coğrafyada asırlardır İslam iktisat sistemi kurulmak yerine yalnızca İslam iktisat tarihi okutulmuştur. Buna rağmen İslam’ın ortaya koyduğu iktisadî modelden daha adil ve hakkaniyetli bir sistem geliştirilememiştir.[3] Şayet bugün faiz, gelir dağılımı adaletsizliği ve ekonomik sömürü gibi problemler varsa bunun sebebi uygulanmayan İslam iktisat doktrini değil, onun yerine ikame edilen faiz merkezli düzendir.

Müslümanca Yaşamak ve Düşünmek

Aynı şekilde ilahiyat fakültelerinin veya imam-hatip liselerinin çokluğu da bu bilgiler hayata taşınmadıkça toplumun dindar olduğu anlamına gelmez. Nitekim İslam’dan uzaklaşan fert ve cemiyetin, sorunlarına İslam hukuku içinde çözüm aramaması ve kurtuluşu başka mecralarda araması, kaçınılmaz biçimde kargaşa ve kaosa sebebiyet vermektedir.

Unutulmamalıdır ki yalnızca hukuk kurallarıyla erdemli bir toplum inşa etmek mümkün değildir. Aynı şekilde ahlâkî seviyesi düşük bir toplumu salt hukuk kurallarıyla ahlaklı hâle getirmek de imkânsızdır. Bu sebeple “Müslümanca yaşamak”, her şeyden önce “Müslümanca düşünmeyi” gerektirir.

Dipnotlar:

[1] Muhammed Umâre, İzâletü’ş-şübühât an me’âni’l-mustalahât (Kâhire: Dâru’s-Selâm, 2010), 510.

[2] Rasim Özdenören, Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler (İstanbul: İz Yayıncılık, 1992), 114.

[3] Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü (İstanbul: Diriliş Yayınları, 1987), 8.
Read More Read More / Comment Comment
Sabr-ı Cemil Ne Demektir?
Sabr-ı Cemil Ne Demektir?

Sabr-ı cemil, başa gelen bela, musibet ve zorluklar karşısında hiç kimseye şikayet etmeden, feryat figan etmeden gösterilen en güzel ve en asil sabır anlamına gelir.

Arapça kökenli bir tamlama olan bu kavram, kelime anlamı olarak "güzel sabır" demektir. Dinî ve ahlaki bir terim olarak kalbin kırılmasına veya canın yanmasına rağmen isyan etmeme olgunluğunu ifade eder.

Temel Özellikleri Nelerdir?

Şikayetsizlik: Derdini insanlara sızlanarak değil, yalnızca Allah'a arz etmektir.
İsyansızlık: Kaderi sorgulamadan ve rıza göstererek metanetini korumaktır.
Şükür Hali: Zorluk anında bile kalbin "Elhamdülillah" diyebilme teslimiyetidir.

Kur'an-ı Kerim'deki Yeri

Bu kavram Kur'an-ı Kerim'de özellikle Hz. Yakub'un, oğlu Hz. Yusuf'un kaybolması üzerine gösterdiği teslimiyeti anlatırken geçer. Yusuf Suresi 18. ayette Hz. Yakub, oğullarının yalanı karşısında "Artık bana düşen sabr-ı cemîldir" diyerek bu yüce duruşu sergilemiştir.

Günlük Hayatta Kullanımı

Toplumda genellikle büyük bir vefat, acı veya felaket yaşayan kişilere taziyede bulunurken "Allah sabr-ı cemil ihsan eylesin" şeklinde dua olarak söylenir. Bu dua, muhatabın bu ağır imtihanı en güzel, en vakarlı ve en huzurlu şekilde atlatmasını temenni etmek anlamına gelir.

Tasavvufi Yönü

Tasavvufta sabr-ı cemil, sadece bir dayanma gücü değil, kulun Allah'a olan tam teslimiyeti ve aşkı olarak görülür. Sufiler bu kavramı şu derin manalarla açıklar:

Rıza Makamı: Belayı gönderenin Allah olduğunu bilip, O'ndan gelen her şeye sevgiyle razı olmaktır.
Şikayetin Terki: Sufilere göre derdini insana şikayet etmek, Yaradan'ı yaratılana şikayet etmektir; bu yüzden sabr-ı cemil şikayetsizdir.
Gönül Huzuru: Zahiren (dışarıdan) acı çekilirken, batınen (kalben) Allah ile beraber olmanın verdiği bir iç huzurdur.
İmtihanı Sevmek: Kulun, imtihan vesilesiyle Allah tarafından hatırlandığını ve temizlendiğini düşünerek belaya tebessüm edebilmesidir.

Diğer Sabır Türleri

İslam alimleri ve sufiler, sabrı karşılaşılan durumlara göre üç ana gruba ayırır. Sabr-ı cemil, bu üç türün de en yüksek ve en kusursuz halidir:

İtaat ve İbadette Sabır: Nefsin tembelliğine karşı direnmektir. İbadetleri düzenli, istekli ve sürekli kılmak için gösterilen istikrardır.

Günahlara Karşı Sabır: Nefsin kötü ve haram isteklerine karşı koymaktır. Günah işlemeye imkan varken, Allah korkusuyla kendini tutabilme iradesidir.

Musibet ve Belalara Karşı Sabır: Ölüm, hastalık, fakirlik veya haksızlık gibi elde olmayan acılara karşı metanetini korumaktır. Sabr-ı cemil en çok bu kategoride kendisini gösterir.

Tasavvufta ayrıca sabır; avâmın sabrı (zoraki dayanma), zâhidlerin sabrı (sevap için dayanma) ve âriflerin sabrı (beladan lezzet alma/sabr-ı cemil) olarak da derecelendirilir.

Sabr-ı Cemil Ne Demektir?

Hz. Yakub’un (a.s.) büyük imtihanı ve “sabr-ı cemîl” anlayışı üzerinden sabrın mahiyeti ve musibetler karşısında tevekkülün önemi anlatılıyor.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Cebrâîl -aleyhisselâm-’a sordu:

SABR-I CEMİL NEDİR?

“–Yâkûb’un Yûsuf’a olan hicrânı ne dereceye varmıştı?”

Cebrâîl -aleyhisselâm-:

“–Evlâdını kaybeden yetmiş annenin toplam hicrânına!” cevâbını verdi.

Fahr-i Kâinât Efendimiz:

“–O hâlde onun sevâbı ne kadardır?” diye sordu.

O da:

“–Yüz şehîd sevâbıdır. Çünkü O, Allâh’a bir an bile sû-i zan beslemedi.” dedi. (Taberî, XIII, 61; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, IV, 570; Yûsuf, 86)

İşte bu sabır, “sabr-ı cemîl” idi.
Read More Read More / Comment Comment
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor

Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofon aracılığıyla cemaati hizaya getirmek ve safları düzenlemek için Arapça uyarılar yapar.

İmam genellikle cemaate dönmeden, hoparlörden "İstevû" (İstivâ), "İstekîmû" ve "İ'tedilû" der.

Bu ifadelerin anlamları şunlardır:

İstevû (اسْتَوُوا): Safları düzeltin, eşitleyin ve doğrultun.

İstekîmû (اسْتَقِيمُوا): Dosdoğru olun, aradaki boşlukları kapatarak safı sağlamlaştırın.

İ'tedilû (اعْتَدِلُوا): Düzgün ve dengeli durun.

Ayrıca imam safların düzgün olduğundan emin olduktan sonra "Essalâtü Câmi'ah" (Topluca namaza durun / Namaz vaktidir) diyerek cemaati uyarabilir ve namaza tekbir alarak başlar

Kâbe imamının namaza başlamadan önce yaptığı bu uyarıların sünnetteki yeri doğrudan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bizzat uyguladığı ve ümmetine emrettiği çok güçlü bir sünnettir (Sünnet-i Müekkede). İslam hukukunda namazda safların düzgün, sıkı ve hizalı olması, cemaatle kılınan namazın sıhhati ve fazileti için temel şartlardan biri kabul edilir.

Bu uygulamanın sünnetteki dayanakları, fıkhi boyutu ve anlamları şu şekildedir:

1. Hadis-i Şeriflerdeki Dayanakları

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaza durmadan önce cemaate döner, safları bizzat kontrol eder ve tıpkı Kâbe imamı gibi belirli kelimelerle uyarıda bulunurdu:Safları Sıkı Tutmak: Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzeltiniz, omuz omuza veriniz, boşlukları doldurunuz... Şeytanın aranıza girmesine izin vermeyiniz." (Ebû Dâvûd).Namazın Tamamlayıcısı Olması: Bir diğer hadiste, "Safları düzeltmek namazın tamamındandır (namazı güzelleştiren unsurlardandır)." (Buhârî, Müslim) buyrulmuştur.Kalplerin Ayrışmaması İçin: Efendimiz saflarda ileri-geri duranları uyarırken, "Saflarınızı düzgün tutun, ayrılık yapmayın; sonra kalpleriniz de birbirinden ayrılır." (Müslim) ikazını yapardı.

2. İmamın Söylediği Kelimelerin Anlamları

Kâbe imamının mikrofondan zikrettiği kelimeler, Peygamberimizden nakledilen emirlerin Arapça asıllarıdır:

İstevû (استووا): "Düzgün durun, hizaya gelin, eşitlenin" anlamına gelir. Safların dümdüz bir çizgi halinde olmasını emreder.

İ'tedilû (اعتدلوا): "Dengeli olun, adaleti gözetin" demektir. Ne çok öne çıkın ne de çok arkada kalın, tam hizada durun mesajı taşır.

İstekîmû (استقيموا): "Dosdoğru olun" anlamına gelir. Hem fiziki olarak dik ve doğru durmayı hem de kalben namaza yönelmeyi ifade eder.

Terâssû (تراصوا): Kâbe'de sıkça duyulan bir diğer kelime olup "Sıkı durun, birbirinize kenetlenin, aradaki boşlukları kapatın" demektir.

3. Fıkhi Hükmü ve ÖnemiSünnetin İhyası:

Büyük camilerde ve Kâbe gibi milyonların toplandığı alanlarda arkadaki cemaatin imamı görmesi imkansızdır. Bu nedenle imamın ses yükseltici (mikrofon/hoparlör) kullanarak bu uyarıları yapması, sünnetin amacına (safların düzeltilmesine) hizmet ettiği için fıkhen son derece isabetli ve gereklidir.

Cemaatin Görevi:

İmam bu uyarıları yaptığında cemaatin omuz ve topuk hizasına dikkat ederek ön ve yanındaki kişilerle boşlukları kapatması sünnete icabet etmenin bir gereğidir.

Safların düzgünlüğü, Müslümanların namazdaki disiplinini, birlik ve beraberliğini simgelediği için ibadetin huşuuna doğrudan etki eder.
Read More Read More / Comment Comment
Raşidi Tarikatında Tuz Muskası Nedir Nasıl Yapılır?
[Resim: 1781264507780.jpg]

Raşidi Tarikatında  Tuz Muskası Nedir Nasıl Yapılır?

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Selamün Aleyküm!

Raşidi Hatimi Yahutta "Hatmei Raşidan" Nedir?

Raşidi Tarikatının Kurucusu Başağaçlı Raşit Tunca'nın ezbere bildiği, veya okuyup zikrettiği, sureler, ayetler, salavatlar, zikirler dir. Ve Bunlar Raşit Tunca'nın Günlük veya haftalık veya senede bir veya ömürde bir okuyup zikretmiş olduğu veya muska olarak üzerinde taşıdığı dualar, zikirler, sureler, ayetler ve salavatların yaklaşık olarak tamamıdır.

Vird olarak okunmak istenince, en az haftada bir defa, orta haddesi günde bir defa ve en fazla, günde iki defa, sabah ve ikindi namazından sonra zikredilip hatmedilir. Arapça olanı "HAMEYLi MUSKASI" olaraktan, Herhangi güzel bir misk ile kokulanıp folya ile sarılı olarak ve deri muhafaza içinde üzerinizde, veya arabanızda veya çantanızda taşınır.

ZIRH VE KALKAN OLARAK TA

Bir Tabak içine bir küçük paket "Tuz" dökülür ve, Hatmei Raşidan okunurken, arada bir zikirdeki  durak olan noktalara gelince, durup tabaktaki tuza üflenir, ve tabak kaşık yardımı  ile karşıtırılarakdan, tekrar tekrar hatim bitesiye üflenir ve karşıtırılır. ve sonra bu tuz kapaklı bir kavonaza koyup ağzı sıkıca kapatılır. Haftada bir, 10 litreli bir kovaya, bir çay kaşığı katılıp, ılık su ile eritilir ve banyodan sonra, yani sabunlanıp durulandıktan sonra, bu tuzlu su, bir tas ile, bütün vucada dökülüp vücut ıslatılır, vücudun bu tuzlu suyu emmesi için biraz beklenir, ve sonra havlu ile kurulanılır, ve vücut iyonoze edilir, ve aynen pil gibi olunur, ve pili doldurmak içinde, hatme bir defa daha zikredilir, ondan sonra, her hafta, hatme okunmadan önce bu tuzlu su ile yukardaki tarif üzre banyo edilip, vücut iyonize edilir, ve sonra hatme okunur, ve vücudunuz bir elektrik kalkanı oluşturur bu sayede.

Ve aynı tuzdan, yemeklerinize de, salatalarınıza da kullanabilirsiniz. Tuz bitince yenisini yaparsınız.

Raşidi Tarikatında  Tuz Muskası Nedir Nasıl Yapılır?

Bu okuduğumuz Tuzdan internette Satılan Ağzı Contalı ve Kapaklı Cam Şişe Kolye içine bir miktar doldurlur ve kolye şeklinde herzaman üzerinizde taşınır, ve yapabilirsenz herhangi bir tasallut ve şeytani saldırıda o şişe tutulur bütün gücünüzle o kötü enerjili valığı o tuzlu şişenin içine hapsetmeye çalışılır ve herzaman üzerinizde bulundurulur, tuvalete girerken de çıkarmanıza gerek yoktur.

Ağzı Contalı ve Kapaklı Cam Şişe Kolye satın almak için mesela amazondan

BURAYA TIKLA


Örnek Resimler Kendim yaptım ve kullanıyorum


DAHA DETAYLI ANLATIM iLE


Başlık: ✦ Raşidi Tarikatında Tuz Muskası: Nedir ve Nasıl Yapılır? ✦
Yayınlayan: Raşit Tunca


✦ GİRİŞ ✦
Euzubillahimineşşeytanirracim – Bismillahirrahmenirrahim
Selamün Aleyküm!
Bu yazıda, Raşidi Tarikatı'na özgü Tuz Muskasının ne olduğunu, nasıl hazırlandığını ve hangi amaçlarla kullanıldığını bulacaksınız. Uygulama, tarikatın kurucusu Başağaçlı Raşit Tunca'nın ezber ve zikir pratiklerine dayanır.


✦ RAŞİDİ HATİMİ (HATMEİ RAŞİDAN) NEDİR? ✦
Bu, Raşit Tunca'nın günlük, haftalık, yıllık hatta ömür boyu okuduğu veya üzerinde taşıdığı;
  • Sureler, ayetler, salavatlar ve zikirlerin neredeyse tamamını kapsayan bir bütündür.
Okuma Sıklığı:
  • En az: Haftada 1 defa
  • Orta had: Günde 1 defa
  • En fazla: Günde 2 defa (Sabah ve ikindi namazından sonra)

✦ HAMEYLİ MUSKASI (ARAPÇA VERSİYONU) ✦
  • Arapça olan formuna "Hameyli Muskası" denir.
  • Hazırlanışı: Güzel bir misk ile kokulanır, folya ile sarılır, deri muhafaza içinde taşınır.
  • Taşıma yeri: Üzerinizde, arabanızda veya çantanızda.

✦ TUZ MUSKASI NASIL HAZIRLANIR? (ADIM ADIM) ✦

  1. Bir tabağa küçük bir paket tuz dökün.
  2. Hatmei Raşidan okumaya başlayın.
  3. Zikirdeki her "durak" noktasında durun ve tabaktaki tuza üfleyin.
  4. Bir kaşık yardımıyla tuzu karıştırın.
  5. Hatim bitene kadar üfleme ve karıştırma işlemini tekrarlayın.
  6. Bitince tuzu, kapaklı bir kavanoza sıkıca kapatarak koyun.
Artık Tuz Muskanız hazırdır.


✦ BU TUZ NASIL KULLANILIR? (2 TEMEL YÖNTEM) ✦
1) İYONİZE EDİCİ BANYO (Haftalık Uygulama)
  • Malzemeler: 10 litrelik bir kova, 1 çay kaşığı tuz muskadan, ılık su.
  • Yapılışı:
    • Kovadaki ılık suya 1 çay kaşığı tuzu eritin.
    • Normal banyonuzu yapın (sabunlanıp durulanın).
    • En son, bu tuzlu suyu bir tas yardımıyla tüm vücudunuza dökün.
    • Vücudun tuzlu suyu emmesi için bir süre bekleyin.
    • Havluyla kurulanın.
  • Sonuç: Vücudunuz iyonize olur (pil gibi dolar). Ardından Hatmei Raşidan'ı bir kez daha zikredin.
  • Önemli: Her hafta, hatmi okumadan önce bu banyoyu yapın. Bu sayede vücudunuz elektrik kalkanı oluşturur.
2) YEMEKLERDE KULLANIM
  • Aynı tuzdan yemeklerinizde ve salatalarınızda da kullanabilirsiniz.
  • Tuz bittiğinde yenisini yapın.

✦ ÖZEL BİR MUSKA: CAM ŞİŞE KOLYE TUZ MUSKASI ✦
  • Bu amaç için özel ağzı contalı ve kapaklı cam şişe kolyeler kullanılır.
  • Hazırlanışı: Yukarıda hazırlanan tuz muskadan bir miktar bu şişeye doldurulur ve her zaman üzerinizde taşınır.
  • Koruyucu işlevi:
    • Herhangi bir tasallut (saldırı) veya şeytani saldırı anında bu şişe tutulur.
    • Tüm gücünüzle, o kötü enerjili varlığı şişenin içine hapsetmeye çalışırsınız.
  • Not: Tuvalete girerken bile çıkarmanıza gerek yoktur.

✦ GÖRSEL ÖRNEK ✦
(Konu sahibi tarafından eklenen not: Örnek resimler, yazarın kendi yaptığı ve kullandığı kolye şişeleri göstermektedir.)


✦ ÖZETLE ✦

Kısacası: Bu uygulama, okunan hatimle enerji yüklenen tuzu, hem bedensel kalkan hem yemeklerde şifa hem de şişe kolyede koruyucu muska olarak kullanma yöntemidir.

Anahtar Nokta
AçıklamaTemel Amaç
Manevi koruma, şeytani saldırılardan kalkan oluşturma
Hazırlama Şekli
Hatim okunurken tuza üflenmesi ve karıştırılması
Kullanım Alanları
Haftalık iyonize banyo, yemekler, koruyucu kolye
Taşıma Şekli
Deri muhafaza içinde folyada veya cam şişe kolyede
Etki Prensibi
Vücudu iyonize ederek elektrik kalkanı oluşturmak
Read More Read More / Comment Comment
14233-AYET EL KÜRSi FREKANSI iLE ARINDIRMA VEFKi - VE VEFKi AKTiF ETME USULÜ
[Resim: 1781262495390.jpg]

14233-AYET EL KÜRSi FREKANSI iLE ARINDIRMA VEFKi - VE VEFKi AKTiF ETME USULÜ

14233-AYET EL KÜRSi FREKANSI iLE ARINDIRMA VEFKi

Yukardaki vefki yazıcında bastır ve evinin veya odanın dört iç duvarına as

VERSiON NO : V190520230035

HiKAYE NO : PRO1

DATE : 19 MAYIS 2023

Copyright © 2023 Raşit Tunca


VEFKi AKTiF ETME USULÜ

Bu vefki aktif etmek için, Vefk, evin veya odanın dört iç duvarına asılır. Yukardaki vefki yazıcında bastır ve evinin veya odanın dört iç duvarına as, Sonra, evimizin penceresine doğru dönülür, Ayetel Kürsü üç defa okunur. Ellerimize üflenir, iki elimiz açılır, ellerimize üflenir. Sonra ellerimizle sanki pencereden taraftaki bütün duvarımızı mesheder gibi elimizi öbür tarafa çeviririz ve elimizle öbür tarafı meshediyormuş gibi ya da oraya vuruyormuş gibi duvarı komple kaplarız. Sonra, sağımıza döneriz, Ayetel Kürsü'yü üç defa okuruz. Sonra yine aynı şekilde meshediyormuş gibi yapıp duvarı kaplarız. Sonra, bir defa daha sağa döneriz, yani ardımıza dönmüş oluruz. Yine üç defa Ayetel Kürsü okunur. Sonra duvarı meshediyor gibi, duvara vuruyor gibi yaparız ellerimizle, elimizin içine üflenen Ayetel Kürsülerle. Sonra bir defa daha döneriz, sonra solumuza dönmüş oluruz. O şekilde de yine üç defa Ayetel Kürsü okunur ve tekrar yine duvara vuruyormuş gibi, meshediyormuş gibi yaparız. Sonra tekrar penceremizden tarafa döneriz. Sonra, üç defa daha okunup, ellerimizle yukarıyı meshediyormuş gibi, üstümüzü, tavanı meshediyormuş gibi yaparız, vuruyormuş gibi yaparız. Sonra üç defa daha okunur, altımızı, tabanı meshediyormuş gibi yaparız, vuruyormuş gibi yaparız. Sonra tekrar pencereden tarafa döndüğümüz halde, bu sefer köşesine, evimizin köşesine, her bir köşeye üçer defa okunup köşeler, köşeden boydan aşağıya, yukarıdan aşağıya şekilde köşeler elimizde vuruluyormuş gibi ya da efendim, meshediyormuş gibi yapılır. Sonra üç defa sesli olaraktan La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim, La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim, La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim denir. Bu şekilde Ayetel Kürsü dairesi koruması, vefki aktif edilmiş olur.

Vefk o gün için ve o an için aktif edilmiş olur. Belli bir süre sonra dalga yayılıp gittiği için aktiflik çözülür ve gücü azalır. Bu yüzden herhangi bir gün, sonraki günlerde vefk sürekli duvarda asılı kalsa bile; herhangi bir manevi saldırı, şeytani veya insi-cinni bir etki hissedildiğinde ya da kendinizi kötü hissettiğinizde tekrar aynı şekilde Ayetel Kürsi okunup duvarlara mesh ediliyormuş gibi kaplama yapılır ve vefk yeniden aktif edilir.

Bu sayede o gün içinde tekrar koruma sağlanmış olur. Ancak bir defa aktif edilip bunun ömür boyu süreceği gibi bir durum yoktur. Çünkü bu, dalga şeklinde yayılan bir etkidir. Okunan Ayetel Kürsiler dalga olarak yayılıp gider.

Nasıl ki suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar zamanla sönümlenip yok oluyorsa, okunan Ayetel Kürsi’nin ses frekansından oluşan dalgalar da yayılıp uzaklaştıkça etkisi azalır. Etrafımızdaki koruma alanı genişledikçe yoğunluğu düşer ve bize olan faydası zayıflar.

Bu yüzden herhangi bir saldırı durumunda vefkin tekrar aktif edilmesi gerekir. Yani dalganın yeniden başlatılması gerekir.


Vefki Aktif Etme Adımları (Özet)

  1. Vefk Asma: Vefk, evin veya odanın dört iç duvarına asılır.
  2. Pencereye Yönelme: Evin penceresine doğru dönülür.
  3. Ayetel Kürsü Okuma ve Üfleme (Pencere Yönü):
    • Ayetel Kürsü 3 defa okunur.
    • Okunan Ayetel Kürsü ellere üflenir.
    • İki el açılır, tekrar ellere üflenir.
    • Ellerle, pencereden başlayarak tüm duvar sanki meshediyor veya vuruyor gibi kaplanır.
  4. Sağa Dönme (1. Sağ):
    • 3 defa Ayetel Kürsü okunur.
    • Aynı şekilde ellere üflenir, ellerle duvar meshediyor / vuruyor gibi yapılır.
  5. Tekrar Sağa Dönme (Arkaya Dönmüş Olunur):
    • 3 defa Ayetel Kürsü okunur.
    • Ellere üflenir, duvar yine aynı şekilde kaplanır.
  6. Tekrar Dönme (Sola Dönülmüş Olunur):
    • 3 defa Ayetel Kürsü okunur.
    • Ellere üflenir, duvar meshediyor / vuruyor gibi yapılır.
  7. Tekrar Pencereye Dönme:
    • 3 defa Ayetel Kürsü okunur.
    • Ellerle tavan meshediyor / vuruyor gibi yapılır.
    • Tekrar 3 defa Ayetel Kürsü okunur.
    • Ellerle taban (zemin) meshediyor / vuruyor gibi yapılır.
  8. Köşelere Yönelme (Pencereye Dönük Halde):
    • Evin her bir köşesi için 3’er defa Ayetel Kürsü okunur.
    • Ellerle köşeler, yukarıdan aşağıya doğru vuruluyor / meshediliyor gibi yapılır.
  9. Son Olarak:
    3 defa sesli şekilde şu zikir okunur:
    "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm"

Bu işlemler tamamlandığında Ayetel Kürsü dairesi koruması ve vefk aktif edilmiş olur.

Vefkin Aktiflik Süresi ve Yeniden Aktif Etme İhtiyacı
Vefk, o gün ve o an için aktif edilmiş olur. Belli bir süre sonra, yayılan dalga etkisi giderek dağılır ve zayıflar. Bu nedenle aktiflik çözülür, vefkin gücü azalır.
Önemli Noktalar:
  • Vefk, duvarda sürekli asılı kalsa bile, bir defa yapılan aktifleştirme ömür boyu devam etmez.
  • Çünkü bu etki, suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar gibi zamanla sönümlenir.
  • Okunan Ayetel Kürsülerin ses frekansından oluşan dalgalar yayılıp uzaklaştıkça etkileri azalır.
  • Koruma alanı genişledikçe dalganın yoğunluğu düşer ve bize olan faydası zayıflar.
Ne Zaman Yeniden Aktif Edilmeli?
Herhangi bir durumda vefk tekrar aktif edilmelidir:
  • Manevi bir saldırı hissedildiğinde
  • Şeytani veya insi-cinni bir etki sezildiğinde
  • Kendinizi kötü hissettiğinizde
Nasıl Yeniden Aktif Edilir?
Daha önce yapıldığı gibi:
  • Ayetel Kürsü okunur
  • Ellere üflenir
  • Duvarlara mesh ediyormuş gibi kaplama yapılır
Bu işlemle vefk yeniden aktif edilir ve o gün içinde koruma sağlanmış olur. Yani kısacası: dalga yeniden başlatılmış olur.
Read More Read More / Comment Comment
Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme
[Resim: 1781102633130.png]

Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme

Giriş: Hizb ile Okuma Kültürünün İlişkisi

Türkiye'de son yıllarda okuma kültürü üzerine yapılan tartışmalar daha çok kitap okuma alışkanlığının düşüklüğü, yayınevi politikaları ve dijital medyanın etkileri etrafında şekillenirken, toplumun kadim manevi dinamiklerinden beslenen özel bir okuma geleneği genellikle göz ardı edilmektedir: **hizb ve vird kültürü**. Oysa ki bu gelenek, özellikle Doğu toplumlarında, insan hayatının her türlü sıkıntısı ve problemini çözmek için başvurulan güçlü bir ritüel olarak varlığını sürdürmektedir.

Bu makale, Batı'da genellikle "kitap" kavramıyla sınırlı tutulan okuma eyleminin, İslam mistisizminde (tasavvuf) nasıl çok daha fonksiyonel ve niyet odaklı bir boyuta evrildiğini, **hizb** kavramı merkezinde ele almayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu geleneğin Doğu'daki yaygınlığı ile Türkiye'deki mevcut durumu arasındaki farklılıkları sosyolojik ve kültürel bağlamda inceleyeceğiz.

1. Hizbin Tanımı ve Tasavvuftaki Yeri

Halk arasında genellikle "okunmuş dua" ya da "cüz" olarak bilinen hizb, terim olarak sözlükte "kısım, parça, bölük ve silah" anlamlarına gelir. Tasavvuf literatüründe ise hizb, maddi ve manevi bazı maksatlara ulaşmak amacıyla, belli şartlar ve kurallar dahilinde tertip edilmiş, özel dua ve zikir metinlerine verilen isimdir.

Özellikle bu metinleri "okumak" ile sıradan bir kitap okumak arasında kritik farklar vardır. Her ne kadar kitap okumak beyni uyararak stresi azaltmakta ve zihinsel sağlığa iyi gelmekteyse de, hizb geleneğinde **okuma eylemi daha çok "telkin" ve "tedavi" edici** bir nitelik taşır. Okunan her harfin ve cümlenin, özellikle sayı ve vakit şartlarına bağlı olarak, arş-ı alaya yükselen bir tesiri olduğuna inanılır. Bu yönüyle hizb, bir "kültürel okuma" eyleminden ziyade, metafizik aleme yapılan bir müdahale aracıdır.

2. Hizb ve Duaların Çeşitliliği: Her Derde Deva

Tarikat büyükleri ve evliyalar, insanların karşılaştığı hemen her türlü zorluk için özel hizbler kaleme almışlardır. Bu dualar, adeta "manevi bir ilaç" gibi düşünülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi ve tasavvuf kaynakları, bu çeşitliliği şu şekilde sınıflandırmaktadır:

- Maddi ve Bedeni Sıkıntılar için:
    - Hastalıklar: Beden veya ruh hastalıklarına şifa bulmak için.
    - Bereket ve Zenginlik: Rızkın artması, borçluluk halinde borçlardan kurtulmak için (*Hizbü'l-Felâh*, *Hizbü'l-Bereket*).
    - Emniyet: Yolculuklarda, özellikle denizde güvenlik için (*Hizbü'l-Bahr*). Rivayete göre Şazeli bu hizbi okuyanların en büyük fırtınalardan dahi zarar görmeyeceğini söylemiştir.

- Manevi ve Psikolojik Sıkıntılar için:
    - Sıkıntı ve Üzüntü: Kalp sıkıntısının giderilmesi ve huzur bulmak için (*Hizbü't-Tefric*).
    - Zihin Açıklığı: Unutkanlığa karşı, ilim ve idrak artışı için (*Hizbü'l-Fehm*).
    - Kötü Huylar: Nefisten ve kötü ahlaktan arınmak için.

- Sosyal ve Toplumsal Problemler için:
    - Düşman ve Afetler: Düşman şerrinden korunmak, zulüm görenlerin yardım bulması (*Hizbü'n-Nasr*, *Hizbü's-Seyf*). Tarihte Şazeli'nin, "Bu hizb (Hizb-i Bahr) Bağdat'ta okunsaydı Moğollar orayı işgal edemezdi" dediği nakledilir.
    - Aile İlişkileri: Eşler arasındaki problemlerin düzeltilmesi.

Bu çeşitlilik, hizb geleneğinin hayatın her alanını kapsayan kapsayıcı bir "çözüm mekanizması" olarak görüldüğünü göstermektedir.

3. Hizb Okumanın Usulü ve Faydaları

Hizblerin fayda vermesi için belirli kurallara (adap) ve sayılara riayet edilmesi gerektiğine inanılır. Bu kurallar, onu sıradan bir dua okumanın ötesine taşır:
- Zaman ve Mekan: Genellikle seher vakitleri, kandil geceleri veya Cuma günü gibi mübarek vakitler tercih edilir.
- Sayı (Adet): Hizbin belirli bir sayıda (7, 40, 70, 100 veya 1001 gibi) okunması esas kabul edilir.
- Ruhani Hazırlık: Abdestli olmak, kıbleye yönelmek ve dünyevi işlerden kalbi arındırmak.

Faydaları: Geleneksel inanca göre hizb, sadece istenen sonucu elde etmek için değil, aynı zamanda kişinin manevi olgunluğa (kemalat) ermesi için de okunur. Ritmik ve secili cümlelerden oluşan bu metinler, düzenli okunduğunda kişinin diline, ahlakına ve iç dünyasına huzur verir; bu da modern psikolojideki "tekrarlı olumlamalar" tekniğiyle benzerlik gösterir.

4. Doğu ve Türkiye Arasında Kültürel Fark

Makalenizin ana problematiğini oluşturan bu başlık altında, neden Doğu'da (Arap ülkeleri, Afrika, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Doğu Anadolu) bu geleneğin yaşarken, Batı Türkiye'de veya şehirli kesimde daha az bilindiğini şu faktörlere bağlayabiliriz:

1.  Modernizm ve Sekülerleşme: Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin modernleşme serüveni, özellikle şehirlerde, pozitif bilimi daha ön plana çıkarmıştır. Modern tıp ve psikolojinin sunduğu çözümler, metafizik çözümlerin (hizb, muskacılık) önüne geçmiştir.
2.  Tarikatların Konumu: Doğu toplumlarında tarikatlar toplumun nabzını tutarken, Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarikatların resmi olarak yasaklanması, bu kültürün yer altına itilmesine veya belirli muhafazakar çevrelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur.
3.  Eğitim Politikaları: Türk Milli Eğitim sistemi, bireylere daha çok rasyonel ve eleştirel okuma kültürü kazandırmaya odaklanmıştır. "Okuma kültürü" denildiğinde akla gelen ilk şey kitap, gazete veya dergidir. Hizb, bu "okuma kültürü" tanımının dışında kalmıştır.
4.  Bireycilik: Batı kültüründen etkilenen büyük şehirlerde birey, sıkıntılarına çözümü genellikle kendi çabasında (iş, terapi, eğlence) ararken, daha geleneksel toplumlarda bir "şeyhe" veya manevi bir metne başvurmak daha olağandır.

5. Türkiye'de Hizb Kültürü Neden Yaygın Değil?

Türkiye'de "hizb okuma" kültürü *tamamen yoktur* demek yanlış olur; ancak yaygın değildir. Bunun en büyük nedeni, bu kültürün büyük oranda **Nakşibendilik, Kadirilik ve Rufailik** gibi tarikat çevrelerinde muhafaza ediliyor olmasıdır. Halkın geniş kesimleri, hayatlarının belirli dönemlerinde (cenaze, hastalık, sınav) Yasin-i Şerif, Mülk Suresi veya Delailü’l-Hayrat gibi metinleri okumaya yönelse de, bunu sistematik bir "hizb kültürü" olarak sürdürmez.

Ayrıca, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî gibi büyük alimlerin derlediği `Mecmûatü’l-Ahzâb` gibi hacimli eserler Arapça olduğundan, dil bariyeri bu kültürün halk tabanına yayılmasını zorlaştırmaktadır. Daha çok medrese geleneğinden gelen veya Arapça bilen dindar kesimlerin ilgi alanına giren bu metinler, maalesef günümüz popüler dini yayıncılığında hak ettiği yeri bulamamaktadır.

Sonuç

Doğu’da bir "kurtuluş reçetesi" ve "manevi silah" olarak görülen hizb geleneği, Türkiye özelinde dar bir çerçevede kalmıştır. Oysa bu gelenek, sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda dil zenginliği (secili Arapça ifadeler), sosyal dayanışma (cemaatle okuma) ve alternatif bir psikolojik sağaltım yöntemidir.

Türkiye'de manevi danışmanlık ve psikolojik destek hizmetlerinin geliştiği günümüzde, hizb geleneğinin arka planında yatan "niyet", "telkin" ve "manevi destek" unsurları, modern bilimin verileriyle yeniden okunmalıdır. Eğer siz de bir derde düşerseniz, Doğu'nun kadim irfanında bu derde dair bir "hizb" mutlaka yazılmıştır. Belki de onu okumak, sadece Allah'tan yardım istemek değil, aynı zamanda yüzlerce yıllık bir ümmetin ortak bilinçaltına dokunmaktır.

Kaynakça / Referanslar:
- Hizb Nedir, Çeşitleri ve Adabı: TDV İslam Ansiklopedisi, "Hizb" Maddesi.
- Okuma Kültürü ve Toplumsal Dinamikler: Türk Maarif Ansiklopedisi.
- Kitap Okumanın Zihinsel Faydaları: Alev Leventoğlu Blog, Uzaktan Eğitim Blog.
- Kur'an'da Hizb Bölümlemesi: Diyanet Haber, İslam ve İhsan Portalı.


Raşit Tunca

Schrems, 10.06.2026
Read More Read More / Comment Comment
insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir
[Resim: 1781101335230.png]

insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir

İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).

إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.

Ahzab Suresi 72. Ayet

İnsanoğlunun yaratılış gayesi, yeryüzünde bir imtihan sürecinden geçerek kemale ermektir. Ancak bu süreç, insanın ham ve işlenmemiş tabiatındaki birtakım zaaflarla başlar. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisini ve onun fıtri eğilimlerini en çıplak haliyle ortaya koyarken, onun eğitilmediği, vahiyle ve ahlakla disipline edilmediği takdirde düşebileceği en derin çukurlara işaret eder. Bu işaretlerin en sarsıcı olanlarından biri, Ahzab Suresi'nin 72. ayetinin sonunda yer alan "zalûmen cahûlâ" ifadesidir. Ayette, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği büyük bir sorumluluğu (emaneti) insanın üstlendiği belirtilir ve hemen ardından onun bu iki vasfı zikredilir. Mübalağalı ism-i fail formunda gelen bu kelimeler sıradan bir zalimlik ve cahillik değil; "çok zalim ve çok cahil" anlamına gelmektedir. Bu kavramsal çerçeve, insanoğlunun ilahi bir terbiye ve tezkiyeden (arınmadan) geçmediği müddetçe kendi nefsine ve çevresine karşı ne denli büyük bir yıkım potansiyeli taşıdığını ilan eder.

İslam alimleri ve müfessirler, ayette geçen zalûm ve cahûl sıfatlarını insanın değişmez, mutlak kaderi olarak değil; bilakis onun nötr başlayan ve eğitime muhtaç olan ham fıtratının bir tasviri olarak ele almışlardır. Klasik tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde bu ayeti açıklarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Râzî'ye göre insan, doğuşu itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe meyyaldir. Ancak bilgiyle donatılmadığı ve nefsini terbiye etmediği ilk evrede, cehalet onun kaçınılmaz vasfıdır. Çünkü bilmemek insanın ilk halidir; ilim ise sonradan çaba ile kazanılır. Benzer şekilde, insan menfaatine düşkünlüğü ve şehvetlerinin esiri olması sebebiyle adaleti çiğnemeye, yani zalimlik yapmaya çok müsaittir. Dolayısıyla Râzî, bu iki sıfatın insanın "eğitilmeden önceki ham halini" yansıttığını, dinin ve şeriatın amacının ise insanı bu karanlıktan çıkarıp adalet ve ilim nuruna ulaştırmak olduğunu belirtir.

Elmalılı Hamdi Yazır da Hak Dini Kur'an Dili tefsirinde, insanın emaneti yüklenirken gösterdiği cesareti ve sonrasındaki faturayı bu iki kelimeyle ilişkilendirir. İnsan, cüzi iradesiyle hayrı da şerri de seçebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Eğer insan, kendisine verilen bu muazzam akıl ve irade nimetini ilahi vahyin rehberliğinde doğru kullanmazsa, kendi haddini aşarak "nefsine en büyük zulmü yapan" bir varlığa dönüşür. Elmalılı'ya göre buradaki cehalet, sadece kuru bir bilgisizlik değil, sorumluluğunun ağırlığını ve neticelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanan bir basiretsizliktir. İnsan, eğitimi reddettiğinde fıtratındaki adaleti zulme, potansiyel ilmini ise koyu bir cehalete feda etmiş olur.

Konuyu derinleştiren rivayetler ve sahabi kavilleri de bu fıtri zaafın ancak iman ve salih amelle aşılabileceğini doğrular niteliktedir. Abdullah b. Abbas ve Katâde gibi ilk dönem müfessirlerinden aktarılan rivayetlere göre, Hz. Adem emaneti yüklenirken onun getireceği sorumluluğu kabul etmiş, ancak insanoğlunun bir kısmı daha sonra bu sözünde durmayarak nefsine zulmetmiş ve hakikate karşı cahil kalmıştır. Buradaki cehalet, "hakkı tanımamak ve ona sırt dönmek" manasındadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de insanın aceleci, nankör, zayıf ve bencil olarak nitelendirilmesi, bu ham tabiatın farklı tezahürleridir. İbn Kesir tefsirinde yer alan rivayetlerde, insanın fıtratındaki bu karanlık yönün ancak Allah'ın yardımı, peygamberlerin rehberliği ve kişinin kendi nefsini sürekli hesaba çekmesiyle (muhasebe) aydınlanabileceği vurgulanır.

Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim'in insanı "zalûm ve cahûl" olarak tanımlaması, ona bir hakaret değil, onun önündeki en büyük tehlikeye karşı yapılmış ilahi bir uyarıdır. İnsanoğlu dünyaya adeta işlenmemiş bir maden gibi gelir; eğer İslam'ın ahlakıyla, marifetullah (Allah'ı tanıma) ilmiyle ve ciddi bir nefis terbiyesiyle eğitilmezse, içindeki karanlık yön açığa çıkar ve hem kendine hem de insanlığa karşı zalim ve cahil bir canavara dönüşür. İnsanı bu sefaletten kurtaracak yegane çare, aklını vahyin ışığında eritmek, kalbini zikirle tatmin etmek ve ilim tahsil ederek cehaletin zincirlerini kırmaktır. Ancak bu sayede insan, esfel-i safilîn (aşağıların aşağısı) riskinden kurtulup, ahsen-i takvîm (en güzel kıvam) sırrına ererek yeryüzünün gerçek halifesi olma şerefini kazanabilir.

İnsanın Yaradılışının İkiz Yüzü: Ahsen-i Takvim'den Esfel-i Safiline

Kur'an-ı Kerim’de insanın mahiyetine dair iki farklı anlatı bulunur. Bu iki anlatı arasında görünürde bir çelişki vardır: Bir yanda “Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” [Tin, 4] buyrulurken, diğer yanda insanın “çok zalim ve çok cahil” olduğu haber verilir [Ahzab, 72] . Bu çelişki gibi görünen durum, aslında insanın ontolojik yapısındaki potansiyelin ve imtihan dünyasındaki tercihlerinin bir ifadesidir.

Ahzab Suresi’nin 72. ayeti bu konudaki en çarpıcı delildir: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” .

Bu ayet, insanın sorumluluk almayı seçtiğini, fakat bu seçimi yaparken sahip olduğu bilinç düzeyinin yetersizliği (cahillik) ve nefsine karşı gelme zaafı (zulüm) nedeniyle Allah’ın huzurunda mahcup olma riskini taşıdığını gösterir.
Zalum ve Cehul Kavramlarının Derinliği

Konuyu rivayetler ve tefsirler ışığında ele aldığımızda, “zalum” (çok zalim) ve “cehul” (çok cahil) sıfatlarının Arap dilindeki yapısı (mübalağa kalıbı) bu özelliklerin insanın fıtratına ne denli kök saldığını gösterir. Bu, basit bir bilgisizlik veya haksızlık değil; karakterin derinliklerine işlemiş bir durumdur.

Cehaletin (Cehul) Mahiyeti:
Tefsir geleneğimizde cehalet, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda gerçeği bilmesine rağmen inatla reddetme, kötü ahlak, kaba davranış ve ilahi emirlere karşı gelme anlamını taşır . Hz. Lut (as) kavmine, iğrenç fiillerinden dolayı “cahil bir toplum” nitelemesi yapmıştır [Neml, 55]. Burada kastedilen, onların eylemin sonuçlarını idrak edemeyecek kadar akılsız olmaları değil, fıtri muhakemelerini felç edip hayvani arzularına köle olmalarıdır. Diyanet kaynaklarının da belirttiği gibi, Kur’an’a göre gerçek cahil, Allah’a iman etmeyen ve ayetlerine karşı büyüklük taslayan kimsedir .

Zulmün (Zalum) Mahiyeti: Zulüm kavramı ise, İslam düşüncesinde haddi aşmak, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak anlamına gelir. Tefsirlerde bu kavramın üç boyutta ele alındığını görürüz:

Allah’a Karşı Zulüm: Şirk koşmak ve nankörlük etmek. İnsanın yaratıcısına karşı en büyük haksızlığıdır.

Nefse Karşı Zulüm: Hz. Adem (as) ve eşinin cennette yasak ağaca yaklaşmaları, Kur’an’da “Biz kendimize zulmettik” [Araf, 23] ifadesiyle tanımlanır . Burada insanın kendi potansiyeline ihaneti söz konusudur.

Başkasına Karşı Zulüm: Haksızlık, adam öldürme, mal gaspı ve hatta bir hayvana eziyet etmek. Peygamber Efendimiz’in “Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklardır” [Buhari] hadisi, bu eylemin ne denli ağır bir vebal olduğunu gösterir .

İnsan Neden Zalim ve Cahildir? Rivayetlerin Işığı

Peki, Yüce Allah insanı böyle kötü bir vasıfla mı yarattı? Bu sorunun cevabını Hz. Ali’den (ra) gelen derin bir rivayette buluruz. İmam Ali (ra) şöyle buyurur: “Allah, meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet yaratmıştır. İnsana ise hem aklı hem de şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine galip gelirse meleklerden üstün olur; kimin şehveti aklına galip gelirse hayvanlardan aşağı olur.” .

Bu rivayet, insanın “zalum ve cehul” olmasının zorunlu değil, ihtimal dahilinde olduğunu ortaya koyar. İnsan, melekler gibi masum değildir; hayvanlar gibi salt içgüdüleriyle hareket etme lüksüne sahip değildir. O, özgür irade ile donatılmıştır. Zalim ve cahil olmasının sebebi, bu iradeyi eğitmeyip nefsinin kölesi haline gelmesidir. Eğer insan, ilahi rehberliği (Kur’an ve Sünnet) terk eder, kendi küçük aklını veya arzularını ilah edinirse, doğal olarak hakkı batıla tercih edecek (zulüm) ve yaratılış gayesini unutacaktır (cehalet) .

Sonuç olarak, Kur’an’ın bu nitelemesi bir kader değil, bir uyarıdır. Ahzab Suresi’nde insanın “zalim ve cahil” olarak nitelendirilmesi, ona yüklenen büyük emanetin altını çizmek içindir. Sanki Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır: “Sen bu ağır yükü kaldırmayı kabul ettin, fakat bil ki potansiyel olarak zaafın büyük; eğilimin haksızlığa ve gaflete. O halde ancak bana sığınarak, nefsini tezkiye ederek bu sıfatlardan kurtulup ‘adl’ ve ‘alim’ olabilir, gerçek halife konumuna yükselebilirsin.” İşte bu yüzdendir ki, aynı insan, iradesini doğru kullandığında “yaratılmışların en hayırlısı” [Beyyine, 7] olurken, iradesini kaybettiğinde “en aşağıların aşağısı” [Tin, 5] olur .

Raşit Tunca

Schrems, 28.05.2026
Read More Read More / Comment Comment
Sayfalar (235): « Önceki 1 … 3 4 5 6 7 … 235 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Bölümlerimiz 1:

  • Cuma Selamı
  • Yasin Hatim
  • Dini Bölüm
  • Kültürel Bölüm
  • Raşidi Tarikatı

Bölümlerimiz 2:

  • Tasavvuf Bölümü
  • Raşid Tunca
  • PNG Resimler
  • JPG Resimler
  • GiF Resimler

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Dini Forum
  • Yukarı Çık
  • Lite (Arşiv) Modu
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 07-09-2026, 05:31 AM Türkçe Çeviri: MyBB Pro, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS