• Portal Hakkalyakin Board Portal
  • Forum Hakkalyakin Board Forum
  • Search Search
  • Help Community >
    • Forum Statistics Forum Statistics
    • Forum Team Forum Team
  • Calendar Calendar
  • Members JAMPS Members
  • Support Support >
  • Linkler Linkler>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Dini Forum
ANASAYFA -- FORUMUMUZA ÜYE OL -- ÜYE GiRiSi YAP

Dini Forum > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 5
Son Üye» Son Üye Ahmed
Toplam Konular» Toplam Konular 2,149
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 2,400

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



İtaat ve İtiraz
İtaat ve İtiraz

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

“Elem a’hed ileyküm yâ benî âdeme en lâ ta’büdüşşeytân(şeytâne), innehu leküm adüvvün mübîn(mübînün). Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun). Ve lekad edalle minküm cibillen kesîrâ(kesîren), e fe lem tekûnû ta’kılûn(tâkılûne).”

Sadakallahülazîm (Yasin Suresi, 60-61-62)

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

Ey Âdemoğulları! Ben size, “Şeytana kulluk etmeyin, çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin, doğru yol budur” diye ahid vermedim mi? Andolsun ki, o sizden pek çok nesli saptırdı. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?

Sadakallahülazîm (Yasin Suresi, 60-61-62)

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Ve alâ elihi ve ashabihi ecmaîn. Ve salli alâ cemîil enbiyâi vel mürselîn. Ve sallü alâ ve sellim alâ cemîil melâiketil mukarrebîn.

Yolculuğumuza başlıyoruz!...

Kur'an-ı Kerim'de Allah'a, Peygamber'e, anne ve babaya itaat emredilir. Ancak bu itaatin bir hikmeti ve sınırı vardır. Peki, peygamberler hata edebilir mi? Hz. Adem ve Hz. Havva peygamber değil miydi? Onlar da hata etmediler mi? İşte, hata edilen bir hususta peygambere dahi itaat edilmez. Anne baba da hata edebilir. Örneğin, hırsız olan bir baba, çocuğuna hırsızlığın yöntemlerini öğretmeye kalkarsa, aklı başında olan bir evladın ona itaat etmemesi gerekir. Bu durumda itaat edilecek tek merci olarak Allah ve O'nun kitabı Kur'an kalır.

Peki ya diğer kutsal kitaplar? Tevrat'a, İncil'in onu nesh ettiği (hükmünü kaldırdığı) konularda itaat edilmez. İncil'e de Kur'an'ın nesh ettiği konularda itaat edilmez. Şarap meselesi buna en bariz örnektir.

İnsanlık sürekli bir tekâmül (olgunlaşma, gelişme) halindedir. Dünkü insana evinde tuvaletin olması garip gelirken, bugün evinde alafranga tuvaleti olmayana garip gözüyle bakılıyor. Hz. Âdem'e "otomobil nedir?" diye anlatmak ne kadar zorsa, o da bunu bilirdi elbette ama insanlık henüz o makama varmamıştı. Hz. Âdem ve Havva validemiz cennette her şeyi görmüş olarak geldiler, ama dünyada doğan çocukları görmediklerini kazana kazana, keşfede keşfede bugüne ulaştılar.

Öyleyse, insanlık tekâmül halindedir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ömer'e, "Musa yaşasaydı bana tabi olmaktan başka çaresi yoktu" buyurmuştur. Bu, vahyin ve dinin tekâmülünü, son ve en kâmil şeklinin İslam olduğunu ifade eden büyük bir sözdür. Peygamberimiz (s.a.v.) böyle bir adım attıysa, bizim de onun izini takip etmemiz gerekir. Onun attığı bu büyük adımı anlamak ve onun gösterdiği doğru yolda ilerlemek, müminin asli vazifesidir.

Müctehidler, istidlal (akıl yürütme) ve hislerle (duyularla) bilinen şeylerin de birer delil olabileceğine hükmetmişlerdir. Gören ile görmeyenin gözleri açıktır ama birinde görmeyi sağlayan "nur" vardır. Görmeyen, önündeki elmayı görmese de, elini uzatıp dokunduğunda onun varlığını hisleriyle anlar. Elmanın yenilebilir olduğunu bilir. İşte hislerle bilmek de bir delildir. Ancak, tıpkı bir körün deniz kenarında, bastonunun boşluğa gelmesiyle duracağını bilmesi gibi, hislerimiz de bizi her zaman doğruya götürmeyebilir. O kör, oranın uçurum olduğunu kendisine haber veren bir rehbere muhtaçtır. İşte bu rehberler, peygamberler, onların varisleri olan âlimler ve Allah dostlarıdır (evliyâullah).

Her bilgi, bir melek vasıtasıyla insana ulaşır. Gözümüzdeki ışığı algılayan, beyne ileten, yorumlayan âdeta binlerce görevli melek vardır. Karnımız acıktığında midemizdeki meleklerin “Azığımız bitti” diye haber vermesiyle acıktığımızı hissederiz. Nefes almamız, kalbimizin atması, güneşin ısıtması, bulutların yağmur indirmesi... Tüm bu sistemler, Allah’ın emriyle çalışan sayısız meleğin görev yapmasıyla işler. Bir bedenin sıhhati için binlerce melek görevlidir. Bir geminin yüzmesi, bir uçağın uçması da yine Allah’ın izniyle ve bu sistemin işleyişini sağlayan meleklerin varlığıyladır.

İşte "altıncı his" veya güçlü sezgi dediğimiz şey, meleklerin dilini anlamak, onların gönderdiği sinyalleri almaktır. Her insanın bu yeteneği aynı derecede güçlü değildir. Bu noktada, insanlara bu işaretleri nasıl okuyacaklarını öğretecek, onları doğruya yönlendirecek rehberlere ihtiyaç vardır. Bu rehberlerin görevi, insanların meleklerin diliyle daha iyi iletişim kurmalarını sağlamak, onları manevi olgunluğa eriştirmektir. İstidlal ilmi, işte bu melek ilmini bilmek, onlarla iletişime geçebilmektir.

Her insanın melekleri, onun yaratılışına (cibilliyetine) uygun bilgiler taşır. Kişi iman edip, ibadetlerini yerine getirerek ve ahlakını güzelleştirerek meleklerini memnun ederse, onlarla irtibatı güçlenir. Onlardan bilmedikleri hususlarda ilham yoluyla bilgi almaya başlar.

"O gün onların dillerini mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları da yapmış olduklarına şahitlik eder." (Yasin Suresi, 65) ayeti ne demektir? İşte budur. Ellerimizdeki, ayaklarımızdaki görevli melekler, kıyamet günü yaptıklarımıza dair konuşacaklardır.

Bir evlat için anne ve baba, iki ayrı koruyucu melekler ordusu gibidir. Tirmizî'de geçen bir hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın rızası, anne babanın rızasındadır. Allah'ın gazabı da anne babayı gazablandırmaktadır." Bu melekler ordusunu idare eden, onlara emir veren Allah'tır. Rahman ve Rahim isimlerinin tecellisi olan anne-baba olma şerefine ermek, büyük bir makamdır. İşte bu yüzdendir ki "Cennet annelerin ayakları altındadır."

Hz. Âdem ile Hz. Havva validemizin anne-baba olma şerefine ermeleri de yıllar sürmüştür. Onlar bu mertebeye layık olduktan, evlat bakabilecek hale geldikten sonra Rabbimiz onları Arafat'ta buluşturmuş, oradan Müzdelife'ye inmişler ve orada halvet olmuşlardır. Bu sebeple hac ibadeti sırasında Arafat'tan Müzdelife'ye gidilir ve gece orada yatılır.

Ey insanlar! İman ediniz ki size rehber olacak, Kur'an'ın ve Peygamber'in sözlerinin hikmetlerini açıklayacak olan gerçek yol göstericileri bulabilesiniz. Onlara tabi olun ki, Allah'ın emirlerine (namaz, oruç, zekât, hac) uyarak ve nafile ibadetlerle Allah'a yaklaşasınız. Öyle bir mertebeye erişin ki, meleklerin sesini duymaya başlayasınız. İşte o zaman, Allah'ın dostluğuna (velayet) erdiğinizi anlarsınız. Meleklerin sesini duyunca, Allah'ın emrinin dışına çıkmak, gaflet anları dışında, artık sizin için kolay kolay vaki olmaz. Böylece Allah'ın "dostlarım" dediği evliyâullahın arasına katılırsınız. Ve kemale ermek, olgunluğa ulaşmak sizin için de gerçekleşir.

Rabbim, bu vaazımızı ve diğer vaazlarımızı okuyanları, dinleyenleri, anlatanları, başka dillere tercüme edenleri, yazanları, dağıtanları kemaline eren kullarından eylesin. Meleklerinin sesini duyma makamına yükselttiklerinden eylesin. Bu makama çıkanlar, bu garip fakiri de unutmayıp, bu garip bekaya göçtükten sonra ruhumuza bir Fatiha okuyanlardan eylesin.

Âmîn.
El-Fâtiha.

28.12.2013 Cumartesi

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber


Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber 

Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber
Ramazan ayı, İslam alemi için kutsallığı, bereketi ve manevi derinliğiyle özel bir zaman dilimidir. Hicri takvime göre dokuzuncu ay olan Ramazan, Müslümanlar için yalnızca açlık ve susuzluktan ibaret bir ay değil; aynı zamanda nefsi terbiye etme, ruhu arındırma, Allah'a yakınlaşma ve toplumsal dayanışmayı güçlendirme fırsatıdır. Bu makalede, Ramazan ayının temel ibadetlerini ve kavramlarını detaylı bir şekilde ele alacağız.
Oruç: Sabır, Şükür ve Takva İbadeti
Oruç (Savm), Ramazan ayının en temel ve farz olan ibadetidir. Fecr-i sadıktan (tan yerinin ağarmasından) güneş batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak anlamına gelir. Ancak oruç, sadece bedenin bu eylemlerden uzak durmasıyla sınırlı değildir. Asıl gaye, tüm azalarıyla oruç tutmak; gözü harama bakmaktan, dili yalan, gıybet ve kötü sözden, kulağı kötü söz işitmekten korumaktır.
Orucun Faydaları:
  • Manevi Faydalar: Oruç, kişiye sabrı, iradeyi ve nefis kontrolünü öğretir. Açlık ve susuzluk deneyimi, nimetlerin kıymetini anlamayı, yoksul ve muhtaçların halini empatiyle kavramayı sağlar. Allah'a olan kulluk bilincini artırır ve takvayı güçlendirir.
  • Fiziksel Faydalar: Bilimsel araştırmalar, orucun vücut için birçok faydası olduğunu göstermektedir. Sindirim sisteminin dinlenmesi, hücre yenilenmesi (otofaji), kan şekerinin dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.
  • Sosyal Faydalar: Ramazan, aile ve toplum içinde birlikte iftar ve sahur yapma geleneğiyle sosyal bağları güçlendirir. Zekat ve fitre gibi mali ibadetler aracılığıyla zenginle yoksul arasında köprüler kurulur, yardımlaşma ve dayanışma ruhu pekişir.
Kimler Oruç Tutmalıdır?
Akıl baliğ olan her Müslümanın oruç tutması farzdır. Ancak bazı durumlarda oruç tutmak kişiye ağır gelebilir veya sağlığına zarar verebilir. Bu durumlarda oruç tutmamak caizdir:
  • Hasta ve oruç tutması sağlığına zarar verecek kişiler.
  • Yolculukta olanlar.
  • Hamile ve emziren kadınlar.
  • Yaşlılık veya kronik hastalık nedeniyle oruç tutamayanlar (bu durumda fidye ödenir).
  • Kadınların adet ve lohusalık dönemleri.
Bu kişiler, daha sonra uygun bir zamanda oruçlarını kaza ederler veya fidyelerini öderler.
Teravih Namazı: Ramazan'ın Ruhani Sesi
Teravih namazı, Ramazan ayına özel, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır. Genellikle yirmi rekat olarak kılınır ve cemaatle camilerde veya evlerde kılınabilir. Teravih, "dinlenmek, rahatlamak" anlamına gelen "terviha" kelimesinden türemiştir, zira her dört rekatta bir oturup dinlenilir.
Teravih namazı, Kur'an'ın nazil olduğu bu ayda, Kur'an tilaveti ve namazla meşgul olmayı teşvik eder. Camilerde cemaatle kılınması, Müslümanların bir araya gelmesini, birlikte ibadet etmesini ve Ramazan'ın manevi atmosferini doyasıya yaşamasını sağlar.
Sahur: Berekete Uyanış
Sahur, oruç tutmaya niyet eden Müslümanların imsak vaktinden önce kalkarak yemek yiyip su içtikleri zamandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır" buyurmuştur. Sahurun faydaları şunlardır:
  • Fiziksel Güç: Sahur, gün boyu sürecek oruç için gerekli enerjiyi sağlar. Bu sayede açlık ve susuzluk hissi daha az olur, kişinin ibadetlerini ve günlük işlerini yerine getirmesi kolaylaşır.
  • Manevi Hazırlık: Sahura kalkmak, bir nevi gece ibadetine hazırlanmak ve güne Allah'ın rızasını gözeterek başlamak demektir. Bu, günün geri kalanına manevi bir motivasyon katar.
  • Sünnet-i Seniyye: Sahur yapmak, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kuvvetli bir sünnetidir.
Sahurda aşırıya kaçmamak, hafif ve besleyici gıdalar tercih etmek önemlidir. Özellikle su tüketimine özen gösterilmelidir.
İmsak: Orucun Başlangıç Noktası
İmsak, orucun başlangıç vaktidir. Tan yerinin ağarmasıyla birlikte, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan davranışlardan uzak durma vaktinin geldiğini gösterir. İmsak ile birlikte sabah namazının vakti de girer.
İmsak ve Fecr-i Sadık:
  • Fecr-i Kazip (Yalancı Tan): Gökyüzünde dikey olarak yükselen, kısa süreli bir aydınlıktır. Bu vakitte oruca başlanmaz.
  • Fecr-i Sadık (Gerçek Tan): Ufukta yatay olarak yayılan, giderek artan bir aydınlıktır. İmsak vakti, Fecr-i Sadık'ın belirmesiyle başlar.
Takvimlerde belirtilen imsak vakitleri, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumlar tarafından belirlenen ve Fecr-i Sadık'a göre hesaplanan vakitlerdir.

İftar: Kavuşma ve Şükür Anı
İftar, gün boyu Allah rızası için tutulan orucun, akşam ezanıyla birlikte açıldığı o mübarek andır. Sadece karın doyurmak değil, sabrın zaferini kutlamak ve verilen nimetler için şükretmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iftar vaktinde yapılan duaların reddolunmayacağını müjdelemiştir.
İftar Vermenin (İftar Ettirmenin) Fazileti: İslam medeniyetinde iftar sofraları sadece hane halkı için değil, misafirler, dostlar ve özellikle ihtiyaç sahipleri için kurulur. Bir Müslüman kardeşine iftar ettirmek, büyük bir sevap kapısıdır.
  • Aynı Sevabı Almak: Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."
  • Paylaşmanın Bereketi: İftar sofrası paylaşıldıkça bereketi artan bir sofradır. Eski bir gelenek olan "Diş Kirası" gibi incelikler, iftar vermenin toplumsal barışa ve sevgiye nasıl hizmet ettiğini gösterir.
İftarda mideyi yormamak adına yemeğe su veya hurma ile başlamak, ardından hafif bir çorba ile devam edip bir süre dinlenmek, hem sünnete uygun hem de sağlık açısından en doğru yöntemdir.

Sonuç
Ramazan ayı, Müslümanlar için eşsiz bir manevi arınma ve yenilenme fırsatıdır. Oruçla nefsi terbiye etmek, teravihle ruhaniyetimizi beslemek, sahurla güne bereketle başlamak ve imsakla bu kutlu yolculuğa adım atmak, her biri Ramazan'ın derinliğini oluşturan önemli halkalardır. Bu ayın getirdiği tüm güzellikleri en iyi şekilde değerlendirerek, hem kendimiz hem de toplum için hayırlı ve bereketli bir Ramazan geçirmeyi temenni ederiz.
Read More Read More / Comment Comment
Sahur Nedir? Sahurla İlgili Hadisler
Sahur Nedir? Sahurla İlgili Hadisler

Sahur ne demektir? Sahur yemeğinin dindeki yeri nedir? Sahur yapmanın fazileti ve bereketi nedir? Sahur hakkında hadisler.

Sahur yemeği, oruç tutacak kişilerin imsak vaktinden önce gece yedikleri yemektir.

SAHUR YAPMAK

Ramazan ayıda mümkün olduğu kadar sahur yapmaya gayret etmeliyiz. Sahurların yüksek fazîlet ve kıymeti hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Bir yudum su ile dahî olsa sahur yapınız.” (Abdurrazzâk, Mu sannef, IV, 227/7599)

“Sahur yemeği yiyin, zîrâ sahurda bereket vardır.” (Buhârî, Savm, 20)

Hadis-i şerifte buyrulur:

“İftarı acele ediniz; sahûru geciktiriniz!..” (Taberânî, Mûcemu’l-Kebîr, 25, 163)

SAHURUN BEREKETİ

Hz. Enes’ten rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurdu:

“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.” (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)

İbni Ömer (r.a.) dedi ki, Resûlullah‘ın iki müezzini vardı: Bilâl ve İbni Ümmü Mektûm. Resûlullah şöyle buyurdu:

“Bilâl geceleyin erkence ezan okur. Siz İbni Ümmü Mektûm ezan okuyuncaya kadar yiyip içiniz.”

İbni Ömer, “Bu ikisinin arasındaki zaman, biri inip diğeri çıkıncaya kadar geçen vakitten ibaretti” demiştir. (Buhârî, Ezân 11, 13, Şehâdât 11, Savm 17)

Resûlullah, oruç tutarken sahura kalkmayı ve iftarda acele etmeyi tavsiye etmiştir. (Buhârî, Savm, 45; Müslim, Sıyâm, 48; Tirmizî, Savm, 17/708.)

“Gündüzün orucuna sahur yemeği ile gecenin ibadetine de öğle uykusu ile yardımcı olunuz!” (Hâkim, I, 588)

Ebûbekir (r.a.) şöyle buyurur:

“Ramazan’da (Teravih) namazından ayrılıp, hizmetçilerden ale’l-acele sahur yemeği getirmelerini isterdik, çünkü fecrin doğmasından korkardık.” (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 7)

“….Sakîf temsilcilerine İslâm’ın farzları ve ahkâmı öğretildi. Hz. Peygamber, Ramazan’ın kalan kısmında oruç tutmalarını da onlara emretti. Bilâl-i Habeşi, onların sahur ve iftar yemeklerini yanlarına götürürdü.” ( Vâkıdî, III, 968.)

SAHUR İLE SABAH NAMAZI ARASI

Zeyd İbni Sâbit (r.a.) dedi ki:

Biz Resûlullah ile birlikte sahur yemeği yedik sonra da sabah namazını kıldık. Sahur yemeği ile sabah namazı arasında ne kadar zaman geçti? diye soruldu. “Elli âyet okuyacak kadar” cevabını verdi. (Buhârî, Savm 19; Müslim, Sıyâm 47)
SAHURDA İBADET

Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır:

“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)

Allâh Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” (el-İsrâ 17/79)

Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh buyurdular:

“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)

“…Farzlar dışında en faziletli namaz, gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm, 203)

Yine Allah Resûlü buyururlar ki:

“Cebrâîl (a.s) geldi ve şöyle dedi: «…Hiç şüphe yok ki, mü’minin şerefi (değeri) teheccüd namazındadır…»” (Cem’u’l-Fevâid, I. 335)

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası
Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası

İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...

Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.

MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.

Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…

Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.

Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.

KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ

Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.

KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK

Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:

“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)

Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!

İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.

Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.

Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)

Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.

Kaynak:

Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...
Ramazan ayında neler yapılır? Ramazan’da yapılacak ibadetler nelerdir? Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:
RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY
  1. Bütün Azalarına Oruç Tuttur
Oruç, içimizdeki nefis canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnundaki merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten dil, göz, kulak gibi diğer uzuvlara da oruç tutturulmalıdır.
  1. Muhtaçları Sevindir
Ramazan’da yoksul, yetim, kimsesiz, çaresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi, yüreklerin böyle kimselere uzanması ve onlarla bir gönül beraberliği yaşanması Ramazan-ı Şerîf’in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk’ın afv ü mağfiretini coşturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiyyenin kapılarını aralar. Azâbın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.
  1. Sükûtunu Artır
Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir. Lisânımız rahmet dili olmalı ki kalplere saplanan bir diken olmasın. Gıybet sebebiyle de mânen insan eti yiyerek haramla iftar edilmemelidir. (Hucurât, 12)
  1. Tefekkürünü Artır
Allah Teâlâ kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür. Tefekkürde derinleşmek ve böylece rûhu inkişâf ettirmek, kulun en mühim mes’ûliyetlerinden biridir. Böylece ibâdetlerde huşûya, kalbin rikkat kazanmasına, muâmelâtta nezâkete ve ahlâkta kemâle erebilmek mümkün olacaktır.
  1. Zikrini Artır
Ramazan Ayında Rabbimizi zikretmeye daha çok önem verilmelidir. Âyet-i kerîmede buyrulur: “Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah-akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!” (el- A’râf, 205) Bu konuda Allâh Resûlü şöyle buyurur: “Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh Teâlâ’yı zikretmeyi sevmektir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 52)
  1. Beş Vakit Namazı Camide Kıl
Hz. Peygamber (s.a.s.) cemaatle namaz kılma husûsunda ileri sürülen hiçbir mâzereti kabûl etmemiş, Müslümanların hâllerini ve şartlarını ezâna göre ayarlamalarını istemiştir.
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: “–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?” diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): “–Ezânı duyuyor musun?” diye sordu ve “–Evet” cevâbını alınca: “–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)
  1. Teravih Namazı Kıl
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kim Ramazan’ın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân 37; Müslim, Müsâfirîn 173, 174.)
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: “Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” (İbn-i Mâce, Salât, 173)
  1. İftar Ver
Ramazan’da bir oruçluyu iftar ettirmenin ecri büyüktür. İftarı verme hususunda Zeyd İbni Hâlid el-Cühenî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm 82)
  1. Umre Yap
İmkânı olanlar için Ramazan ayı içerisinde umre yapmak çok faziletlidir.
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut  da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Umre 4)
  1. İftariyelik Dağıt
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfatından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.” Bunu işiten sahâbîler: “–Ey Allâh’ın Elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sahip değiliz.” dediler. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz bunun üzerine: “–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.” buyurdu. (Ali el-Müttakî, VIII, 477/23714)
  1. Bir Yetim Sevindir
Resûlullah (s.a.s.), üç yetim yavrunun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin, gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiren ve her şeyini fedâ ederek gece-gündüz Allah yolunda koşan kişi gibi sevap kazanacağını beyan etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)
Yine şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” (Tirmizî, Birr, 14/1917) “Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” (Ahmed, V, 250)
  1. Sahurları İhmal Etme
Hz. Enes’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.” (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)
  1. Kur’an Hatmi Yap
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bilhassa Ramazan ayında Kur’ân-ı Kerîm’e daha fazla ehemmiyet verirdi. Dostu Cebrâil (a.s.) ile bu ayda her gece Kur’ân-ı Kerîm’i mukàbele ederlerdi. Vefâtından önceki Ramazan’da ise bu mukàbeleyi iki kere yapmışlardı. (Bkz. Müslim, Fedâil 50.)
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)
  1. Duanı Artır
İbâdetlerin özü olan duâ, kulun benliğinden sıyrılarak Rabbine sığınmasıdır. Allâh ile kul arasında en mühim bir mânevî bağ durumundadır. Bu bağı koparanlar, Hak katındaki değerlerini de zâyi etmiş olurlar. Ramazan ayında bilhassa gecelerde ve oruçlu iken rabbimize yalvarmalı ve ona sığınmalıyız.
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (el-Furkân, 77)
  1. İftar Davetine Git
Hz. Peygamber (s.a.s.): “Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır” buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: “Karşılaştığın zaman ona selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman “elhamdülillah” derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun." (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)
  1. Teheccüd Kıl
Allah Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” (el-İsrâ 17/79)
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: “Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)
  1. İtikâfa Gir
İbni Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.s.) Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa çekilirdi. (Buhârî, İ’tikâf 1, 6; Müslim, İ’tikâf 1-4.)
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)
  1. Küsleri Barıştır
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in beyânına göre; pazartesi ve perşembe günleri kulların yaptıkları işler Allah Teâlâ’ya arz edilir. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi hâricinde, Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları affedilir. Meleklere; “Şu iki kişinin af edilmesini birbirleriyle barışıncaya kadar erteleyin!” diye tembih edilir. (Müslim, Birr, 35-36; Ebû Dâvud, Edeb, 47)
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (el-Hucurât, 10) “…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.” (el-Enfâl, 1)
  1. Her Güne Bir Sadaka Ver
Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek: “-Yâ Resûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” diye sordu. Allâh Resûlü (s.a.s.): “-Ramazan-ı Şerîf’de verilen sadaka…” (Tirmizî) buyurdular.
  1. İftar Açmakta Acele Et
İftar açarken acele etmek gerekir. Nitekim Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.” (Tirmizî, Savm 13)
  1. Salat ü Selamı Artır
Ahirette Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e yakın olmak için her daim salavat getirmelidir.  Ramazan-ı Şerif’te salavatlarımızı çoğaltabiliriz. Nitekim ayet-i kerîmede buyrulur: “Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!” (el-Ahzâb, 56)
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.” (Tirmizî, Vitir, 21/484)
  1. İşlediğin Hayırla Sevin
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sahip olduğu şeyleri sadaka olarak verme husûsunda hiçbir insana benzemezdi. O’nun sadaka verişi, fakîrlikten korkmazcasına bir verişti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O’nun vermekten duyduğu sevinç, ihtiyacı olup da O’ndan alanın duyduğu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır işlemede insanların en cömerdiydi. Sağ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O’na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.
  1. Son On Geceyi İhya Et
Aişe validemiz şöyle dedi: “Ramazan ayının son on günü gelince, Resûlullah geceleri ibadetle ihyâ eder, ailesini uyandırır, kulluğa soyunup paçaları sıvardı.” (Buhârî, Leyletü’l-kadr 5)
  1. Çocukları Oruca Alıştır
Ramazan’da çocuklarımızı oruca alıştırmakla ilgili bir gündemimiz de olmalı. Bu konuda insanımızın zaman içerisinde bulduğu uygulamalardan faydalanabiliriz. Mesela çocuklarımıza tekne orucu tutturabiliriz. Anadolu’da eskiden Ramazan ayında oruç tutan yaşlılar ve çocukların, zorlandıkları durumlarda mutfaklardaki büyük ekmek teknesinin arkasına geçerek yemek yiyip, oruçlarına kaldıkları yerden devam ederler, buna da “Tekne Orucu” derlerdi. Yine mesela çocukların oruçlarını satın alarak onları teşvik etmek ve sevindirmek de oruca ısınmalarına vesile olacaktır.
  1. Tevbeni Artır
Ramazan ayı af ve mağfiret ayıdır. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar. Ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: “Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…” (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” (Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.
  1. Bayramın, Başkasına Bayram Olsun
Gerçek bayram, geniş bir rahmet ve ğufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaştığı muhteşem hâtırâlarla dolu mübârek bir gün olmalıdır. Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müşterek bir sürûr günüdür. Onların hepsinin memnûn olması, bayramların gerçek mânâsının yaşanması ile mümkündür. Bu îtibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenete vesîle olan bir gündür. Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Şerîf eyleyip kıyâmet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!
  1. Fitre Ver
Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî ibadete fitre denir. Ramazan ayı içinde fitreleri vermek gerekir.
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.” (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)
  1. İnfakını Artır
İbni Abbâs (r.a.) şöyle dedi: “Rasûllullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil Aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil Aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah, Cebrâil Aleyhisselam ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” (Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)
  1. Orucunu Zedeleme
Allah Resûlü (s.a.s.) bir gün: “–Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle (nefsânî arzularla) zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” buyurdu. Ashâb-ı kiram: “–(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s.): “–Yalan ve gıybetle… (yani diliyle…)” cevabını verdiler. (Nesâî, Sıyâm, 43)
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: “Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)
  1. İhlasını Artır
İbâdetlerin kemâlini artıran; kalp temizliği, niyet berraklığı ve samîmiyettir. Nefsânî menfaat düşüncelerinin karıştığı, Hak rızâsından gayrı gâyelerin ortak edildiği ibâdetlerden bir hayır umulamaz.
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: “Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)

Kaynak:

Altınoluk Dergisi, Sayı: 399

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları
Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları

Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.
RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: 
  1. Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan’dan önce sahurun, iftarın vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık saatinde yenmeye başladı. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.
  2. Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu, bizi onları yemek için engelleyecek hiçbir insan olmadığı halde, Allah’a olan saygımızdan, ezan okunmadan elimizi sofraya götüremedik.
  3. İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan ilâhî gücün sahibi Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar tekrar yaşadık.
  4. Oruç tutanlar için bir cennetin hazırlandığını ve bu cennete Reyyân adının verildiğini öğrendik. Kıyamet gününde sadece o kapıdan oruç tutanların gireceğini[1] duyunca, oruç ibadetinin sevabının Allah tarafından verileceği[2] müjdesini daha iyi anlamış olduk.
  5. Çoluk çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.
  6. Teravih namazına giderek, huşû içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği[3] müjdesini almış olduk.
  7. “Ramazan münasebetiyle kapalıyız” diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan’a saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan’da değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olduğunu düşündük. Ancak, İslam’ın, manevi hayatın doya doya yaşandığı bu mevsimde oruçtan, namazdan habersiz nesilleri gördükçe, Müslümanların gözünün içine baka baka oruç yiyenleri gördükçe gelecek nesiller için de bir hayli üzüldük.
  8. Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.[4] 
  9. Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde düşüşler olduğunu gerek haberlerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan olması için dua ettik.
  10. Kur’an ayı olan Ramazan ayında[5] Kur’an’ı daha iyi anlamaya, kavramaya ve hayatımıza uygulamaya çalıştık. Mukabele dinledik. Bazı Müslüman kardeşlerimiz mukabele okumanın yanında okuduğu Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Kur’an’ın tercümesini de hatmetmeye çalıştı. Biz de onları örnek aldık. Bütün bunları duyduk bu sene yapamazsak gelecek sene yapmaya söz verdik.
  11. Ramazan ayı dışında, sinirlendiğimiz zaman bazen kötü sözler söylediğimiz olmuştur. Hâlbuki Ramazan ayında sakin olmamız tavsiye ediliyor. Orucu sadece mideye değil, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız gerekiyor. Bu yüzden oruç, insanı kötü söz söylemekten alıkoyar. Birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olursa “Ben oruçluyum” denmesi gerektiğini[6] bu ayda öğrendik.
  12. Bazen dalgınlıkla oruçlu olduğumuzu unuttuk. Ama orucumuz bozuldu mu, bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık ve orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine[7] inandık.
  13. İftar vaktini beklerken ne kadar sevinçli oluyoruz değil mi? Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız suya hasret dudaklarımız suya kavuşsa diye... Aklımıza hemen Peygamber Efendimiz’in bir hadisi geliyor: “... Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir.”[8] Cenab-ı Allah bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatır inşallah...
  14. Oruçlu iken bir şey yiyip içmediğimiz için ağzımızda tuhaf bir koku oluşuyor. Ağzımız kokuyor. Fakat bu ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.[9] Bu durum Allah’ın oruçluya verdiği değeri göstermekte, ağzının kokusunu misk kokusundan daha hoş kabul etmektedir.
  15. Ramazan ayının bize kazandırdığı bir husus da, diğer aylarda şikâyetçi olduğumuz şeytanların bağlanması, bize vesvese verememesi, kötülük telkin edememesidir. Bunun yanında Ramazan ayında cennetin kapıları ardına kadar açılmakta ve cehennem kapıları da kapanmaktadır.[10] 
  16. Resulullah’ın tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden[11] istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehli Kitab’a muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.[12] 
  17. Sahurda ve iftarda gerine gerine yiyip de: “Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin...” türünde bir şükürde bulunmadık. Çünkü hakiki şükrün; fakire, yetime, kimsesize yediğinden yedirmekle, giydiğinden giydirmekle olduğunu kavradık.
  18. Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, teravih, vaaz, mukabele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapılabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan’da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.
  19. Evimizde ailemizle birlikte, iftar saatini bekledik. Bu arada dini yayın yapan televizyon programlarını izledik. Değerli hocalarımızın okuduğu Kur’an-ı Kerim, ilahileri ve kasideleri dinledik. İlim adamlarının sohbetlerini dinledik. Okunan ezan ile iftar duası ile oruçlarımızı açtık.
  20. Ramazan Bayramı vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah... Sonuç olarak Ramazan ayı bize burada sayılmayacak kadar kazançlar sağlamaktadır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Gözden kaçan bazı maddeler de buraya eklenebilir. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan’dan sonra da devam ettirmektedir. Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek gün, gece ve ayları değerlendirmesini bilelim. Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilip, hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara... Ne mutlu...
Dipnotlar:
1. Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. 2. Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. 3. Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. 4. Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. 5. Bakara 2/185. 6. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 7. Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. 8. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 9. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. 11. Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. 12. Tirmizi, Savm 17.


Kaynak:

Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Ramazan’da Çocuklarla Neler Yapabilirsiniz?
Ramazan’da Çocuklarla Neler Yapabilirsiniz?

Ramazan ayıda çocuklarla neler yapılabilir? İşte anne-babalara Ramazan’da çocuklarıyla birlikte yapabilecekleri etkinlikler.
Çocukluk; hayatın ilk basamakları olarak tabiri caizse bir staj dönemidir. Hayatı tanımak, yavaş yavaş anlamaya çalışmak, hayatın içerisinde kendini ve çevresindekileri konumlandırmak, kendinden ve en yakınlarından başlayarak insanları, içinde yaşadığı toplumunu ve dünyayı görüp onlar hakkında fikir sahibi olmak ve insanlığın ortak kültürünün ve içinde yaşadığı kendi kültürünün kurallarını öğrenip ona uygun davranış kalıpları geliştirmeye başlamak hep bu dönemde gerçekleşen hayata hazırlık faaliyetleridir.
Hiç şüphesiz bütün bu -kısaca ifade etmek gerekirse- dünyayı ve kendini tanıma faaliyetlerinde çocuğun üzerinde en çok etkiye sahip olan; doğduğu andan itibaren yanında bulunan, ilk adımdan ilk kelimeye her hareketin ve değişimin şahidi, öğretmeni ve şekillendiricisi olan anne- babadır. Çocuk dünyayı uzunca bir süre onların davranışları, tepkileri, doğruları ve yanlışları ile öğrenir. Çocuğun anne-babasıyla ilişkisi onun diğer bireylere, nesnelere ve bütün bir hayata karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur.
Çocuk, doğal olarak yaşadığı kültürün özelliklerini ve yaşam biçimlerini anne-babasının tutumlarından algılamaya başlar. Bu nedenle çocuğun yaşamının daha son raki yıllarında yaşadığı topluma adapte olabilmiş, ruh sağlığı yerinde bir birey olabilmesi anne-babasının sergilediği tutum ve davranışlara geniş ölçüde bağlıdır.[1] Bu gerçeği teyit olarak da yapılan araştırmalarda anne-baba davranışlarıyla çocuğun ruh sağlığı ve uyumu arasında yadsınamaz ilişkiler olduğu belirtilmektedir.[2] Anne-babalarından olumsuz tepki alan çocukların ilerleyen hayatlarında planlama ve başa çıkma becerilerinden yoksun kaldıklarını, çocuklarının gereksinmelerine daha az duyarlı olduklarını ve çabucak öfkelenip tepkisel davrandıklarını gösteren çok sayıda araştırma vardır.[3]
Ramazan ayı ise hem içinde barındırdığı özellikler hem de bu özelliklerin hemen hemen bütün toplum tarafından benimsenip coşkuyla yaşanmaya çalışılması açısından oldukça önemli bir aydır. Ramazan’da yeme içme, yatma kalkma düzeninin değişmesi, misafirliklerin ve misafirlerin yoğunlaşması, camilerin daha sık ve uzun süreli ziyaret edilmesi çocuklarda merakla karışık bir heyecanı beraberinde getirmektedir.
RAMAZAN AYINDA ÇOCUKLARIMIZLA NELER YAPABİLİRİZ?
İşte bu merakla karışık heyecan çocuklara ahlaki değerler kazandırmak, içinde yaşadığı toplumun kültürünü anlatmak ve benimsetmek, din ve dini yaşayış hakkındaki algısını derinleştirmek anlamında anne-babalar için bulunmaz bir fırsat olmalı ve mutlaka bu kıymetli zaman dilimi değerlendirilmelidir. Ancak Ramazan’ı çocuk eğitimi anlamında değerlendirirken mutlaka dikkat edilmesi gereken bazı noktalara anne-babaların hassasiyet göstermesi netice alınabilmesi açısından önem arz etmektedir.
1. Ramazan Hazırlığı Yapalım
Ramazan denince genelde akla iftar, sahur, teravih gelmekte; Ramazan hazırlığı denince ise mutfak hazırlığı düşünülmektedir. Ancak Ramazan hazırlığı mutfak hazırlığının çok ötesinde bir ruh hazırlığıdır. Ramazan bize bir mesajla gelmektedir ve bu mesaj yeme içmenin ötesinde ruhi bir gelişim ve olgunlaşma mesajıdır. Dolayısıyla Ramazan gelmeden önce Ramazan’ın getirdiği mesajı alabilmek için kendimizi Ramazan’a hazırlamalı ve Ramazan’da kendimizi ruhi anlamda olumlu olarak değiştirmeye karar vermeliyiz. Ancak böylelikle çocuklarımıza Ramazan’ı ve getirdiği mesajları anlatabilir ve ailece Ramazan’a hazırlanabiliriz.
2. Evimizi Süsleyelim
Çocuklarımızın Ramazan henüz gelmeden heyecanını ve coşkusunu içlerinde hissetmeleri için; evimizi süsleyebilir, Ramazan’a kaç gün kaldığını gösteren ailece yaptığımız bir takvim hazırlayıp takip sorumluluğunu çocuklarımıza verebiliriz.
3. Söyleyerek Değil Yaşayarak Anlatalım
Çocuk­lar davranış kalıpları geliştirirken duyduklarından çok gördüklerini taklit ederler yani kendilerine söylenenden çok yapılanı uygularlar. Dolayısıyla Ramazan ile ilgili olarak en çok dikkat edilmesi gereken husus Ramazan’da kötü alışkanlıklarından mümkün olduğunca arınmış ve farklılaşmış bir birey olarak çocuklarımıza örneklik oluşturmamızdır. Ancak kendimiz yaptıktan sonra anlatacaklarımızın daha etkili olacağını unutmayalım.
4. Yaşlarına Göre Oruç Tutmalarını Teşvik Edelim
Ra­mazan’da orucun heyecanını yaşamalarını ve ilerleyen yaşlarında tutacakları oruç için kendilerini hazırlamaları amacıyla yaşlarına göre zamanı değişecek şekilde oruç tutmalarını güzel sözlerle ya da küçük hediyelerle teşvik edelim. Küçük yaştakiler birkaç saat ya da yarım gün; ergenliğe yaklaşan yaştakiler ise bünyelerinin kuvvetine ve isteklerine göre birkaç tam gün ya da daha fazla oruç tutabilirler.
5. Bizim Orucu Tuttuğumuz, Orucun da Bizi Tuttuğunu Görsünler
Ramazan içerisinde hem davranış hem de üslup açısından mümkün olduğunca dikkatli ve hassas olmamız orucun en önemli unsurlarından biridir. günümüzde yaygın kanaatin aksine orucun sadece yememe ve içmeme üzerinde değil bunların ötesinde el ve dil ile kimseyi kırmama ve incitmeme üzerinde de olduğunun bilincinde olarak bu bilinçle yıl içerisinde hiç olmadığımız kadar nezaketli ve hoşgörülü olmaya dikkat edersek çocuklarımız Ramazan’ın ve orucun en önemli mesajlarından bir tanesini hiç anlatmanıza gerek kalmadan görüp anlayacaklardır.
6. Hastaları ve Muhtaçları Ziyaret Edelim
Ço­cukla­rımızla beraber hasta ve muhtaçları ziyaret ederek sosyal yardımlaşmanın sadece sözde kalmaması gerektiğini göstermiş, çocuklarımıza insanları sevindirmenin hazzını tattırmış ve ellerindeki sağlık ve varlık nimetinin ne kadar büyük ve önemli olduğunu fark ettirmiş oluruz.
7. İftar ve Sahurları Ailece Yapalım
Çocuklarımız oruç tutmasalar dahi iftar ve sahur vakitlerinde hep beraber ailece sofraya oturmaya dikkat edelim. Uykudan fedakarlık etmeleri gerekse de sahur heyecanını yaşamalarına müsaade edin. İftar ve sahur vakitlerinde hep beraber sesli olarak dua etmeyi düzenli hale getirelim.
8. Camilere Götürelim
Ramazan heyecanının yaşandığı en önemli yerler hiç şüphesiz camilerdir. Ramazan boyunca mümkün oldukça çocuklarımızı vakit namazlarına ve özellikle teravih namazına götürelim ki Ramazan coşkusunu yaşayarak, görerek hissetsinler ve Ramazan küçük dünyalarında kalıcı izler bıraksın. Nitekim Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine şahitlik eden Halit Fahri Ozansoy, babasının kendisini çocukluğunda Sultanahmet Camisi’ne götürdüğü bir Kadir Gecesi’ni anlattıktan sonra, “Çocuklukta böyle geceler, din duygusunun, Allah ve peygamber duygusunun ruha derinlemesine işlediği gecelerdir. Babalar bunu bugün de düşünüyorlar mı? Ben, Kur’an’ın nâzil olduğu her Kadir Gecesi’nde o küçük yaşımın, o hayranlık ve iman dolu gecesini hatırlarım. Babam, bana bıraktığı bu kutsal hatıra ile mezarında daha rahat uyuyabilir.” diyor.
9. Çocuk İftarları Düzenleyelim ve İftar Davetlerinde Çocuklarımızı Ev Sahibi Yapalım
Oruçlulara iftar vermenin önemini ve sevabını çocuğumuza anlatarak, kendi akranlarını çağıracakları çocuk iftarları düzenleyelim ve çocuklarımızın daveti sahiplenerek misafirleri çağırmasını, sofrayı ve ikramları organize etmede sorumluluk almasını sağlayalım. Ayrıca evimizde dost ve akrabalarımıza verdiğimiz iftar davetlerinde çocuklarımıza ev sahibi sorumluluğu vererek onların daveti sahiplenmesini sağlayalım.
10. Yanlış Davranış ve Sözlerini Güzelce Düzetelim
Yanlış bir davranış yaptıklarında yada kötü bir söz söylediklerinde kırmadan, güzelce yaptığının/yaptıklarının yanlış olduğunu sebeplerini açıklayarak anlatalım. Etkili olabilmesi için de mutlak surette kendi davranışlarımıza ve sözlerimize dikkat edelim.
11. Yardım Kutusu Hazırlayalım
Evinizde kartondan bir yardım kutusunu çocuklarımızla beraberce hazırlayalım ve çocuklarımızdan birine yardım kutusunun sorumluluğunu vererek Ramazan boyu hem aile fertlerinin hem de misafirlerin yardım kutusuna katkıda bulunmasını sağlayalım. Ramazan’ın sonunda yardım kutumuzu bir yardım kuruluşuna çocuklarımızla beraber götürelim.
12. Televizyon ve Bilgisayar Kullanmayı Azaltalım
Ramazan boyunca bizi pasif bırakacak tv izlemeyi ve bilgisayar kullanmayı mümkün olduğunca azaltmaya çalışalım. Ancak bunu yaparken mümkün oldukça tv ve bilgisayar izlemenin yerine koyduğumuz aktivitelerin çocuklarımızın eğleneceği ve keyif alacakları aktiviteler olmasına dikkat edelim ya da yapacağımız aktiviteleri onların sevecekleri ve sıkılmayacakları hale getirelim.
13. Dost ve Akrabalarımızla İlişkilerimizi Sıklaştıralım
Dinimizde önemli yeri olan sıla-ı rahim ve vefa kavramlarını çocuklarımızın hayatlarına sokabilmek için Ramazan’ı fırsat bilip dost ve akrabalarımızı mümkünse iftarlara davet edelim, mümkün değilse çocuklarımızla beraber arayıp hal ve hatırlarını sorarak gönüllerini almaya çalışalım.
14. Ramazan Panosu Hazırlayalım
Evimizin güzel bir köşesine Ramazan’la ilgili bilgilerin, hatıraların, güzel söz ve yazıların yer alabileceği günlük yenilenen bir Ramazan panosu hazırlayalım ve panodaki bilgilerin yenilenmesi sorumluluğunu çocuklarımız arasında paylaştıralım.
15. Kültürümüzün Güzelliklerini Yaşatmaya Çalışalım
Kültürümüzün ve tarihimizin güzelliklerini ailece öğrenip yaşatmaya çalışalım. Çocuklarımıza zimem defterini[4], diş kirasını[5], sadaka taşını[6] anlatıp onlarla bu güzel adetleri günümüze nasıl adapte edip yaşatabileceğimizi tartışalım.
16. Kaynak Kitaplarımızla Tanıştıralım
Çocukla­rımızın Ramazan dolayısıyla dinimize karşı artan merak duygusunu fırsat bilerek sordukları sorulara hemen cevap vermeyip beraberce kaynak kitaplara başvuralım ve onları böylelikle başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere dinimizin kaynak kitaplarıyla tanıştıralım.
17. Ramazan Albümü Hazırlayalım
Çocukları­mızla beraber yarınlara kalması için içinde Ramazan boyunca yaşadığımız dikkate değer hatıralarımızın, resimlerimizin, gezilerimizin, okuduklarımızın vs. yer alacağı bir Ramazan albümü hazırlayalım.
18. Ramazan’ın Etkisi Kalıcı Olsun
Ramazan sonunda Ramazan boyunca yaşadığımız olumlu değişimleri aile toplantısı yaparak değerlendirelim ve bunu sürdürmeye yönelik neler yapabileceğimizi çocuklarımızla konuşup neticede aldığımız kararlarla Ramazan kazancımızı yıl boyu devam ettirmeye çalışalım.
Dipnotlar:
  1. İlkay Kasatura “Eğitimin Çocuk Ruh Sağlığındaki Önemi”, Nöro-Psikiyatri Arşivi, Cilt 25, No: 3-4 (1988), s.165;
  2. Sevda Uluğtekin, “Çocuk Yetiştirme Yöntemleri Açısından Ana Baba Çocuk İlişkileri”, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu Dergisi, 2, 1-3,Ankara,1984, s. 23;
  3. Abdullah Sürücü, “Anne-Baba Çocuk İletişimi”, Eğitime Yeni Bakışlar, Ali Murat Sünbül (Ed.), Ankara: Mikro Yayınları, 2003, s.204.
  4. Zimem Defteri: Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanımadıkları mahallelerdeki bakkal, manav dükkânlarına gider, onlardan Zimem Defteri’ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp, miktarını ödedikten sonra; “Bu borçları silin! Allah kabul etsin!” der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; Borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi... Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat dahâ sevâp olduğunu bilen zevât, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret ederdi.
  5. Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk veya konak ziyafet evi halini alırdı, iftar sofralarda tabiri yerindeyse kuş sütü hariç her şey bulunurdu. Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler... diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra “Kesenize bereket”, “Allah daha çok versin”, “Ziyade olsun” gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.
  6. Eski İstanbul’da yardımların en göze batmayanı ‘‘sadaka taşları’’ kullanılarak yapılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermerden olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamak konurdu. İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan mebláğın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul’unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.

Kaynak:

Mehmet Dinç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 317

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?
Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?

Bir Müslümanın Ramazan günlüğü nasıl olmalıdır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Müslümanlar Ramazan-ı Şerif’in gelmesini 11 ay bekliyorlar. Hatta selef-i salihinden şöyle bir şey nakledilir: İlk dönem Müslümanları 6 ay Ramazan-ı Şerif’in gelmesi için, 6 ay da tuttukları orucun kabul olması için Cenab-ı Allah’a dua ve niyazda bulunurlarmış. Dolayısıyla bütün senenin merkezine Ramazan-ı Şerif’i yerleştirirlermiş.
Ramazan-ı Şerif Çok Özellikli Bir Ay
Ramazan-ı Şerif çok özellikli bir ay. Bu ayda Kur’an-ı Kerim nazil oluyor, artık dünya semasından yeryüzüne iniyor. Bu yönüyle de Ramazan-ı Şerif bir Kur’an ayıdır. Ramazan-ı Şerif’i Kur’an ile meşgul olarak geçirmek lazım. Mümkünse işi gücü müsait olan kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerif’i cami merkezli, Kur’an merkezli bir hâle çevirmeleri gerekiyor. İşleri müsaitse Ramazan’da işi gücü bırakıp Kur’an’a yoğunlaşmaları, camiye yoğunlaşmaları ve orucu daha rahat tutabilecekleri bir ortam oluşturmaları kendilerine uygun olur.
İşi gücü müsait olmayanların da ona göre programlarını yapıp günün belli zamanlarını Kur’an-ı Kerim’e ayırmaları, gecenin sahurunda teheccüdü de ihmal etmeden geceleri ihya ederek bir Ramazan-ı Şerif programı oluşturmaları gerekir. Hakikaten Ramazan-ı Şerif’in ihyası çok önemli bir meseledir.
Ramazan, Kur'an Ayıdır
Ramazan’ın ihyası; “İftarı nerede geçireceğiz, iftarda ne yiyeceğiz, sahurda ne yiyeceğiz?” türünden malayani, dünyevi bir program olmamalı. “Kur’an-ı Kerim’den kaç yüz okuduk, Kur’an-ı Kerim’in manasına ne kadar nüfuz edebildik, Kur’an bana ne diyor, ne anlatıyor?” diyerek ve not alarak, “Ben bu ayetlerin bana söylediklerini ne kadar anlayabildim, anlayabildiklerimi ne kadar uygulayabiliyorum ve Kur’an benim üzerimde nasıl tecelli ediyor?” diye kendimizi bu Ramazan-ı Şerif’te tabiri caizse bir gözden geçirmeye almamız lazım gelir.
Zamanı Vakitlice Kullanmak Lazım
Bunun için de zamanımızı ona göre, vakitli bir şekilde kullanmamız gerekir. İşte sahurla oruca başlıyoruz, sahurdan sonra hemen sabah namazı geliyor. Belki sahurla sabah namazı arasındaki vakti Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmek lazım. İmkân varsa sabah namazını cemaatle camide kıldıktan sonra camide Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmak ve gün ağırdıktan sonra camiden eve gelmek… Yine vakti müsait olan kimseler, bugünün itibarıyla İstanbul için söylüyorum, saat 8.00–9.00 gibi eve geldiklerinde belki kaylule dediğimiz gündüz uykusunu yarım saat, bir saat uyuyarak geçirebilirler.
Tabii işi gücü olan kimseler elbette sabah mesai saatlerinde işlerine güçlerine gidecekler. Ramazan-ı Şerif bir tatil ayı değil; yani Ramazan-ı Şerif’te hayat durmuyor, hayat devam ediyor. Ama hayat devam ederken kalbî hayatımız Cenab-ı Allah’la daha ayrıcalıklı bir şekilde buluşmuş oluyor.
Ramazan'a Yakışan En Güzel Amellerden Biri 'İnfak'
İkindiden sonra açlıkla beraber artık Müslümanın takati kesilmeye başlıyor tabiri caizse. Hele de orta yaşı geçmiş, ihtiyarlığa doğru ilerlemişse… Bu dönemler fakir fukaranın, kimsesizlerin, çaresizlerin hâlini anlayabilmemizi sağlayabilecek; onların hâlleriyle hemhâl olabileceğimiz bir atmosferi de bizlere veriyor. Burada belki de yapılabilecek en güzel şeylerden bir tanesi, iftar sofralarını fakir fukarayla bereketlendirmek, fakir fukaranın iftar yapabilmesi için onlara elimizdeki imkânları aktarabilmektir. Çünkü Ramazan bir yönüyle de infak ayıdır. İnfakın olmadığı bir ay, Ramazan olsa dahi eksik olmuş bir ay olur.
Dolayısıyla Müslüman, bütün ibadetlerini Ramazan’da katlayarak artırmaya gayret eden bir çabanın içerisinde olmalı; günlük bir cüzden az olmamak üzere Kur’an-ı Kerim okumaya gayret etmeli. Yine Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hadislerinden okumaya gayret etmeli. Bu anlamda Erkam Yayınevi’nden çıkan, hocalarımızın şerhli şekilde hazırladığı Riyazü’s-Salihin’den her gün bir bab okumayı, çoluk çocuğuyla beraber bir hadis müzakeresi yapmayı ihmal etmemeli.
Teravih Namazı ve Gecelerin İhyası Çok Önemli
Tabii Ramazan-ı Şerif’in gece ibadeti, gecelerinin ihyası teravih namazı ile oluyor. Burada da gücünün yettiğince hatimle teravih kılınan, kendisine en yakın olan bir camiyi seçmeli ve oraya düzenli olarak devam etmeli. Böylelikle zikir yoğunluğu olan, Kur’an-ı Kerim yoğunluğu olan, oruçla geçen; hakikaten senenin diğer aylarına da bizi taşıyabilecek bir enerji depolayarak Ramazan-ı Şerif’i ihya etme gayreti içerisinde olmalıyız.
Ahlâkını Güzelleştir
Ama unutmamak gerekiyor ki Ramazan sadece zahiren yemekten içmekten el çekmek değildir. İnsan Ramazan’da daha halim selim olmalı, daha durgun olmalı, daha Rabbani bir kıvama bürünmelidir. Şimdi bazıları, birtakım hastalıkların eşlik etmesiyle aç kaldıkça şekeri düşüyor, şekeri yükseliyor, asabileşiyor. Ama antrenmanlı olan bir Müslüman bu ayın bir asabiyet ayı, sinirlenme, kızma, bağırma çağırma ayı değil; aksine bir sabır ayı olduğunu görmeli.
Bu ayda Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, Ramazan münasebetiyle biri bize karşı kavga etmek için geldiğinde “Kardeşim, ben oruçluyum; kavga edemem.” deyip kenara çekilmemizi tavsiye etmiştir. Trafikte böyle örnekleri pek görmüyoruz; görmemek de tabii ayrı bir nasipsizlik meselesi. İnsan gördüklerinden de nasiplenmiş oluyor.
Trafikte de Sabır ve Güzel Ahlâk
Hâlbuki bakıyorsunuz bazen, özellikle de belki ilk günlerde alışma noktasında bir şey oluyor; ama benim çok dikkatimi çeken bir meseledir: Ramazan-ı Şerif’te bakıyorum, iftara yarım saat kala müthiş bir trafik var, ezanla beraber trafik birden kayboluyor. Ne oluyordu bu arabalar, nereye gidiyor, ne oluyor anlayabilmiş değilim. Herkes ulaşıyor yerine, herkes yerine bir şekilde ulaşıyor. Belki iki dakika, belki üç dakika geç de gidilebilir. Ama nihayetinde nasıl sen oruçluysan öbürü de oruçlu; o da evine bir an önce gitmek istiyor. “O evine gitsin, ben iki dakika sonra geç gideyim.” diyebilmeli insan.
Belki böyle yapmakla karşı tarafa iftar verme sevabını da elde etmiş olabilir. Yani sana yol verdim, sen 5 dakika önce evine gittin, ben 5 dakika sonra evime ulaştım; sen benden önce iftar yaptın ama bunu benim sana yol vermem sayesinde yaptın. Böylelikle karşı taraftaki kardeşimizin de iftar yapmasına vesile olmuş olabiliriz.
Hasılıkelam, Ramazan-ı Şerif’i ahlakımızda bir değişikliğe sebebiyet verecek şekilde yaşamamız lazım. Yani Ramazan müthiş bir zühd eğitimi, müthiş bir ahlak eğitimi… Cenab-ı Allah bizleri muvaffak eylesin diye dua ederiz. İşte önümüzdeki günler Ramazan-ı Şerif’e girmiş olacağız. Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif hayatımıza bir yön vermeli, Ramazan-ı Şerif bizim hayatımızda muazzam bir değişikliği getirmeli. Hangi açıdan bu olmalı? En önemli yönü ahlaken Ramazan-ı Şerif’te bir kıvam kazanmaya gayret etmeliyiz.
Read More Read More / Comment Comment
“Ben neyim, sen nesin?”
“Ben neyim, sen nesin?”

Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?”
Nefis demiş: “Ben benim, Sen sensin.”
Azap vermiş, cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: “Ben benim, Sen sensin.” Hangi nevi azâbı vermiş, enâniyetten yani benlik ve gururdan vazgeçmemiş.
Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Ben neyim, sen nesin?”
Nefis demiş: “Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir abdinim.”

(El-Havbevî, Dürretüt’l-Vâizîn, s. 11.)
Read More Read More / Comment Comment
Toplam (239) Sayfa: « Önceki 1 … 5 6 7 8 9 … 239 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Dost Sayfalar1:

  • Bizde Forum
  • Bizde Blog
  • Dini Forum
  • Raşit Tunca
  • RT3 Board

Dost Sayfalar2:

  • www.raşit.tunca.at
  • Raşidi Tarikatı Blog
  • Efsane Board
  • Raşit Tunca
  • Bilge Forum

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Dini Forum
  • Yukarı Git
  • Arşiv
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 04-03-2026, 07:04 PM Türkçe Çeviri: MyBB, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS